<<<>>>

Tıp kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 28 defa okundu

<<<>>>

İlk vitaminlerin tanınmasından çok önce belirli yiyeceklerin sağlık açısından değer taşıdığı biliniyordu. Örneğin, 18.Y.Y’ da turunçgillerin iskorbüt’ ün ortaya çıkmasına engel olduğu; 19.Y.Y da pirinç ile beslenen toplumlarda parlatılmamış pirinç yemenin beriberiden koruyacağı anlaşıldı. Vitaminlerin varlığı 20.Y.Y de ilk yıllarında ortaya kondu. İngiliz biyokimya bilgini Sir Frederick Hopkins 1906’ da besinlerde proteinler, karbonhidratlar, yağlar, mineraller ve suya ek olarak başka gerekli maddelerin bulunduğunu gösterdi. Polonyalı kimya bilgini Casimir Funk 1911’ de parlatılmamış pirinç deki beriberiyi önleyen maddenin bir tür amin olduğunu belirleyerek buna vitamin adının verilmesini önerdi bütün vitaminlerin yapısının birbirine benzediği düşünüldüğünden bu terim kısa zamanda bütün “ yardımcı maddeler” için kullanılmaya başladı daha sonra vitaminlerin kimyasal özellikleri ve işlevlerinin birbirinden farklı olduğu ve pek çoğunun amin içermediği anlaşıldıysa da Funk’ un terimi çok yaygınlaşarak kullanılmayı sürdürdü.

Hopkins ve Funk 1912’ de vitamin yetersizliği varsayımını ortaya attılar; buna göre sistemde belirli bir vitaminden belirli miktarda olmaması iskorbüt ve beriberi gibi bazı hastalıkların ortaya çıkmasına yol açar. Vitaminler üzerine ilk araştırmalar da vitaminlere verilen bu harfler bu maddeleri işlevlerine göre sınıflandırmaya yönelikti. Daha sonraki araştırmalarda bu maddelerin kimyasal yapısı ortaya çıktıkça bilimsel adlar verildiyse de, vitaminler günümüzde harflerle tanınır.(örn. Riboflavin yerine vitamin B2).

Pek çok hayvan ile dışbeslek (hetarotrof) bakteri ve mayaların vitaminlerin gereksinim duyduğu gösterildiyse de bir canlı türü için vitamin olan bir madde başka canlı türleri için vitamin olmayabilir. Dahası, bir canlının vücudunda yapılan bir madde miktarı canlının metabolizması için yeterli değilse, maddenin o canlı için vitamin olduğu söylenebilir. Bu tür maddelere örnek olarak insanda kemik büyümesi için gerekli olan vitamin D verilebilir. Güneş ışığıyla karşılaşan deride bir tür vitamin D bireşimlenir. Dokularda bireşimlenen vitamin D metabolizma gereksinimlerini karşılamak için yeterli değil ise bu madde ek olarak yiyeceklerle alınmalıdır; bu durum sıklıkla iskelet büyümesi hızlı olduğu için çok yüksek düzeyde vitamin D’ ye gereksinim duyan çocuklarda görülür. İnsanda buna benzer bir durum vitamin K için söz konusudur. Bu madde insan vücudunda bireşimlenemez, normal olarak insanda kalınbağırsakta yaşayan bakteriler tarafından bireşimlenir. Vitamin K kalın bağırsak duvarında kana emilir ve metabolizma süreçlerindeki yerini alır. Kalın bağırsağın normal bakteri florası bozulduğunda (örn. Yüksek dozda antibiyotik kullanıldığında ) vitamin K yiyeceklerle ek olarak alınmalıdır.

Vitaminlerin çeşitleri;

A Vitamini;

Balık etinde, özellikle balık yağında bol miktarda bulunan ve yağda çözünen alkol. Tereyağında ve çeşitli hayvanların karaciğerindeki yağ dokusunda da bulunur. Bitkilerde bulunmamasına karşın pek çok sebze ve meyvede vücutta vitamin A’ ya çevrilebilen pigmentler vardır. Bu pigmentlerden havuca rengini veren beta-karoten (provitamin A) çok iyi bir vitamin kaynağıdır.

Vitamin A ısı, ışık yada havada çabuk parçalanır görme işlevinde doğrudan rol oynayan vitamin gözde ağ tabakada yer alan bir pigmentin bileşiminde de bulunur.

İnsanda günlük vitamin A gereksinimi, erişkinler için 1,0 mg’ dir.

Vitamin A’nın varlığı ilk kez 1913’te belirlenmiştir. Kimyasal yapısı 1933’te saptanmış, 1974’de bireşimlenmiştir.

Vitamin A eksikliği;

Yiyeceklerle yeterli miktarda vitamin A alınması sonucunda sıklıkla göz ve epitel dokularında ortaya çıkan çeşitli bozukluklar görülür.

Vitamin A fazlalığı;

Hipervitaminoz A olarak da bilinir, uzun süre çok yüksek düzeyde (150 mg.) vitamin A alınmasıyla ortaya çıkan zehirlenmeye benzer bozukluk. Suda çözünen vitaminlerin tersine vitamin A yağda çözülür; gereğinden fazla alındığında idrarla atılmayarak karaciğerde depolanır ve zamanla zehirlenmeye neden olacak düzeylere erişir.

B Vitamini;

B vitamininin özellikleri, doğal kaynaklardaki dağılımları ve fizyolojik işlevlerin birbirine benzediği ve yakın olduğu için geleneksel olarak bir arada sınıflandırılan vitaminlerin ortak adı. B vitaminlerinin tümü, C vitamini gibi (yağda çözülmez A, D, E ve K vitaminlerinin tersine ) suda çözünür.

B vitaminlerinin çoğunun koenzim olduğu bütün hayvan türlerinden metabolizma süreçlerinin sürdürülebilmesi için yaşamsal önem taşıdıkları anlaşılmıştır. Vitamin B kompleksi pantotenik asit, nikotinik asit, biyotik, folik asit, riboflavin (vitamin B2), tiyamin (vitamin B1), pridoksin (vitamin B6) ve siyanokobalamini (vitamin B12) yi içerir. Karmitin, kolin, lipoik asit, miyoinozitol ve para-amino benzoik asit adlı bileşikler hayvanlarda benzer görevler üstlenir ve kimi uzmanlarca B vitamini sayılır; B13 ve B15 olarak adlandırılan ve büyümeyi hızlandıran iki madde de B vitamini kompleksine eklenebilir.

B1 Vitamini;

Tiyamin olarak da bilinir, geviş getirenler dışında bütün hayvanlarda beriberi(*) adlı hastalığın önlenmesi için gerekli olan, suda çözünen ve azot içeren alkol.

Vitamin B1 saf olarak elde edilen (1926) ilk vitamin; yapısı 1936’da tümüyle aydınlatılmış ve bireşimlenmiştir.

B1 miktarı erişkin kadınlar için 1,0-1,1 mg, erişkin erkekler için 1,2-1,4 mg’ dir.

B2 Vitamini;

Riboflavin olarak da bilinir, kesilmiş sütün suyunda ve yumurta akında bol miktarda bulunan sarı, azot içeren alkol. Hayvanların besinlerle alması gereken bir maddedir; yeşil bitkilerle bakteri ve mantarların çoğu tarafından bireşimlenebilir. 1933’te vitamin olduğu anlaşılan riboflavin ilk kez 1935’te bireşimlendi.

İnsanda, günlük gereksinim erişkinlerde 1,2-1,7 mg’ dir.

Vitamin B2 Eksikliği;

B2 alınmaması ile ortaya çıkan bozukluklar arasında; Dudaklarda kızarma, dudak kenarlarında çatlama, dilde iltihaplanma, göz yuvarlarında aşırı derece kanlanma, ışığa karşı anormal düzeyde duyarlılık, deride yağlanma pullanma ve iltihaplanma gibi sayılabilir hastalıklar meydana çıkar.

B6 Vitamini;

Mikroorganizmalarda ve hayvanlar için önem taşıyan ve üstün yapılı hayvanlarda derinin aşınmasını önleyen madde, Piridoksin (piridoksol), piridoksal ve piridoksamin olmak üzere üç tür vardır. Piridoksol ilk kez 1938’de elde edilmiştir,1939’da bireşimlenmiştir. 1940’larda bulunan piridoksal ve piridoksamin, doğal kaynaklarda piridoksinden daha yaygın bulunur.

Vitamin B6 aminoasitlerinde oluşumu ve yıkılmasında, bu nedenle canlı dokular da proteinin bireşimlenmesin de işlev görür. Yağ ve karbonhidrat metabolizmasında belirli süreçlerde de rol oynar.

Besinlerle alınan vitamin B6’ nın eksikliğinin insanda herhangi bozukluğuna neden olmadığı bilinirse de, nedeni tam olarak belirlenemeyen bazı hastalıkların vitamin B6 tedavisi ile iyileştiği saptanmıştır.

İnsanda günlük vitamin B6 gereksinimi 2,0-2,2 mg’ dir.

B12 vitamini;

Siyanokobalamin olarak da bilinir, pek çok mikroorganizma ve hayvan için yaşamsal önemi olan ve hayvanlarda akyuvarların gelişmesinde yardımcı olan kristalsi bileşik. Bir metal iyonu (kobalt) içeren tek vitamin olan vitamin B12’nin kimyasal yapısı oldukça karmaşıktır.

ABD’ li hekim W.B. Castle 1930’ larda normal olarak mide sıvısında yer alan bir öz etken (entrensek faktör) buldu ve bu maddenin öldürücü kansızlığı olan hastaların midesinde bulunmadığı saptadı. 1948-49 da ABD’ de Karl Folkers ve İngiltere’de Alexander Todd’ un yürüttüğü çalışmalarda karaciğerde bulunan saf vitamin B12 elde edildi ve tanımlandı. İnsanda günlük vitamin B12 gereksinimi üç mikrogramdır; en fazla bulunduğu besinler yumurta, et ve süt ürünleridir.

C vitamini;

Askorbik asit yada C vitamini olarak bilinir, hayvanlarda bazı metabolizma süreçlerinde yer alan, suda çözünen, karbonhidrata benzer madde. Hayvanların çoğunun vücudunda bileşimlenebilirse de insan ve öbür primatlar ve kobaylar gibi bazı hayvanlarda besinlerle ek olarak alınması gerekir. Vitamin C eksikliği özellikle deride ve mukozalarda kanamalara neden olan iskorbüt adlı hastalığa yol ilk kez 1928’ de elde edilen vitaminin iskorbüt tedavisinde 1932’ de anlaşıldı.

İnsanda günlük vitamin C gereksinimi fazladır.(70 mg) vitaminin en çok olduğu besinler turunçgiller ve taze sebzeler dir.

D vitamini;

D vitamini hayvanlarda kalsiyum metabolizmasında önem taşıyan ve yağda çözünen alkollerin, ortak adı. Güneş ışığının etkisiyle deride bulunan sterollerden bireşimlenir. Bu steroller hayvanlarda metabolizma süreçleri sonucunda oluşan 7-de hidrokolesterol ile bitkisel yağlarda bulunan ergosteroldür. Güneş ışığının etkiseyle 7-de hidrokolesterol kolekalsiferole (vitamin D3), ergosterol ise kalsiferol yada argokalsiferole (vitamin D2) dönüşür. Büyüme dönemindeki bir çocuğun günlük vitamin D gereksinimi 10 mikrogram (400 uluslar arası birim) kadardır. Vitamin D eksikliğinde raşitzme, fazla alındığında ise vitamin D dokularda biriktiğinden uzun süre yüksek dozda alınması zehirlenmeye yol açar.

E vitamini;

Öncelikle bazı bitkisel yağlarda (örn. Buğday tohum özü yağı) buluna ve yağda çözünen bileşik. 1422’de bulunan vitamin E saf haliyle 1936’ da elde edilmiştir,kimyasal yapısı 1938’ de belirlenmiştir. Daha sonra vitamin E’ ye benzer etki gösteren ve tokoferol olarak bilinen bir dizi bileşik de elde edilmiştir.

Hayvanlarda yapılan denemeler sonucunda vitamin E’ nin kas distrofisi ve kendiliğinden düşük gibi bazı hastalıkların ve bozuklukların tedavisinde kullana bileceği anlaşılmıştır.

K vitamini;

Bitki yapraklarında bulunan ve yağda çözünen naftokimon ibleşiklerinin ortak adı. Vitamin K ilk kez 1939’ da saf olarak elde edildi ve yapısı saptandı; daha sonra etkisi buna benzeyen çok sayıda bileşik elde edildi ve bireşimlendi. 1939’ da tanımlanan vitamin K1 bitkiler tarafından bireşimlenir.

<<<>>>

Yaşamın sürüp gitmesi için enzimlerin varlığı zorunludur. Hayvan, iki ve mikroorganizmaların hücrelerinde gerçekleşen karmaşok ve birbiriyle bağlantılı kimyasal tepkimelerin hemen hepsi enzimlerce denetlenir. Örneğin hayvanların sindirim sisteminde bulunan bazı enzimler, besinlerdeki büyük protein, karbonhidrat ve yağ moleküllerinin daha küçük moleküllere parçalarken (yıkım yada katabolizma enzimleri ) bazıları bu küçük moleküllerin bağırsaklardan kan dolaşımına geçmesine yardımcı olur; bazıları daha küçük moleküller arasındaki bireşim tepkimelerini başlatarak hücrenin bileşenleri olan çok daha karmaşık moleküllerin yapımını sağlar(yapım yada anbolizma enzimleri). Canlılarda enerjinin depolanmasında ve gerektiği anda kullanıma sunulmasından da gen enzimden sorumludur. Üreme, sindirim ve solunum süreçlerinden görme olayı kadar pek çok işlevin yerine getirilmesinde rol oynayan enzimler bütün canlı hücrekerde bulunur ve her enzim tekbir kimyalsal tepkime türüne özgü olduğu için canlı karmaşıklaştıkca hücredeki enzim sayısı da artar; örn. Ortalama büyüklükteki bir memeli hücresinde üç bin kadar enzim bulunur. İnsanda albinizm yada fenilketonüri gibi kalıtsal hastalıkların çoğu belirli enzim eksikliğinden kaynaklanır. Bazı enzimler vücudun bütün hücrelerinde bazıları yalnızca belirli hücrelerde bulunur; bir bolümüde ancak gerektiği zaman üretilir. Vücut sıcaklığı belirli sınırların altına düştüğü anda katalileyici etkisini büyük ölçüde yitiren enzimler bütün protein molekülleri gibi, çok yüksek sıcaklıklarda da kolayca bulunur.

Enzimlerin tıp ve sanayide de çok önemli uygulamaları vardır. Şarabın, ekmeğin ve peynirin mayalanması çok eski çağlardan beri biliniyordu, ama olayların enzimlerin etkisiyle gerçekleştiği ancak 19.Y.Y‘de anlaşılabildi. Önce nişadtayı şekere dönüştüren amilazin malttan ayrılması (1833), sonra sindirimde rol oynayan hepsinin hayvanların mide öz suyunda tanımlanması (1836) enzim kimyasının doğuşunu hazırladı. Mayalanmadan sorumlu olduğu anlaşılan bu bileşikler uzun yıllar “maya” anlamındaki Latince bir sözcükten üretilen ferment terimi ile adlandırıldıktan sonra 1878’ de gene maya anlamındaki Yunanca bir sözcükten üretilen enzim adıyla anılmaya başlandı. O tarihten bu yana, organik kimyasal tepkimelere dayanan bir çok sanayi dalında, özellikle ekmek, peynir, şarap ve bira yapımı gibi meze sanayisi süreçlerinde, bazı kimyasal bileşiklerin üretiminde de derilerin sepilenmesinde, detarjanların arıtma gücünün arıtılmasında ve kuru temizlemede enzimlerden yararlanılır. Ayrıca hastalık yapıcı mikroorganizmaların öldürülmesinde, yaraların iyileştirilmesinde, penisiline alerjisi olan kişilerdeki tepkisel yanıtların bastırılmasında ve bazı hastalıkların tanısında kullanılan enzimlerin tıptaki önemi gün geçtikçe artmaktadır.

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.