Hormonlar

Tıp kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 30 defa okundu

HORMONLAR

Vücutta bulunan bir çok organların salgıları doğrudan doğruya kana karışır. bu salgılar kendilerini yapan organlardan bir kanalla taşınmadıklarından bu organlara bazen kanalsız bezler dendiği gibi daha ziyade endokrin organlar denir.Endokrin organların salgıları muayyen fizyolojik özelliklere sahiptirler.Bu salgıların etken maddelerine hormon denir. Selye (1947) hormonları şöyle tarif etmiştir.

“Hormon belirli hücreler tarafından yapılan ve aktivitesini etkilediği uzak yerdeki hücrelere,kanla taşınan bir fizyolojik organik bileşiktir”

Hormonlar vücut regülatörleridirler,vücudun düzenli çalışması için mutlaka lüzumludurlar.Gerçekten hormonların çoğu,hayat için esansiyeldirler.Eğer bunları yapan organlar çıkarılacak olursa ölüm vukua gelir.

Mesela,insulin,parathormon ve mineral kortikoidlerin mevcudiyeti hayati önem taşır.Ekseri hayvan nevilerinde bu hormonların noksanlığında (insulin için gevişenler müstesna) kısa zaman sonra mineral metabolizmasında ve hücre metabolizmasında ölüme sebep olan ağır bozukluklar husule gelir.Halbuki diğer hormonlar mevcut olmasa dahi hayat olayları sadece yavaşlamış olarak seyirlerine devam eder.Hayvanın hayatı tehdit altında kalmaz.

Hormon sekresyonunun sevk ve idaresi sinirsel yolla olduğu gibi humoral yolla da mümkündür.

Bazı muayyen hormon bezlerinin organizma için önemleri çok eskiden beri bilinmektedir.Uzun zamandan beri bunların fonksiyonları hakkındaki bilgiden,cinsiyet bezlerinde kastrasyon yapmada pratik olarak yararlanılmaktadır.Bununla beraber, konsantrasyonun dayandığı olaylar,ilk olarak içinde bulunduğumuz yüzyılın başında keşfedilmiştir.

Berthold 1849 yılında, kastre edilmiş horozlarda bir testisin transplantasyonundan sonra erkeklik cinsiyet belirtilerinin (ibik v.s.) geliştiğini göstermiştir.İç salgı terimi ilk defa 1855 yılında Claude Bernard tarafından,karaciğerden kana glikoz verilmesini ifade etmek vesilesiyle kullanılmıştır. Önemli ilerlemeler, hayatı uzatmak maksadı ile bilhassa cinsiyet bezlerinin transplantasyonu sorunları ile meşgul olan Brown-Sequard’ın hormon araştırmalarına borçludur. Bir hormon bezinden ilk defa saf halde etkili bir maddenin hazırlanması, 1901 yılında Takamine tarafından, adrenalin elde etmek sureti ile başarılmıştır. Hormon terimi ilk defa Bayliss veStarling tarafından ince bağırsak mukozasında sekretin teşekkülünü göstermek vesilesi ile 1902 yılında kullanılmıştır. Hormon terimi yunanca kökenden gelmekte ve uyarmak,canlandırmak manasına gelmektedir.

Bir hormonun etkisi için çok küçük konsantrasyona (ekseriya< 10¯8 M) ihtiyaç vardır bu miktar molekül ağırlığına göre w ile birkaç mg. dir.

HORMONLARIN SINIFLANDIRILMASI

Hormonların sınıflandırılması zordur. Çünkü ne teşekkülleri muayyen bir organa aittir ve nede hormon kavramı henüz yeter bir kesinlikle endojen etken maddelerden ayrıla bilmiştir

Hormonlar , en çok kullanılan sınıflandırma prensiplerine uyacak şekilde aşağıdaki tarzda sınıflandırılırlar.

Hypothalamus’un (releasing hormone, liberine, release inhibiting hormone) ve Neurohypophyse’in neurosekretorik hormonları : Hypothalamusta veya neuroypophysede yapılırlar.Yapıldıkları yer ile etki gösterdikleri yerler birbirinden uzaktır.Hypophyse ön lobu üzerine (liberine) veya organa (neurohypophyse) etki yaparlar.

Gonadotrope (adenotrope) hormonlar: Hypophyse ön lobunda veya plasenta da yapılırlar.Yapıldıkları yer ile etki gösterdikleri yerler arası birbirinden uzaktır.Endokrin organlar üzerine etki gösterirler. Misal: ACTH, STH, TSH, FSH, LH, ICSH, CG

Glandüler hormonlar: Endokrin organlarda yapılırlar (hypophyse ön lobu, böbrek üstü bezi, tiroit bezi, pankreas, testisler, ovarium, plasenta, epiphyse, thymus)

Yapıldıkları yer ile etki gösterdikleri yerler birbirinden uzaktır.

Doku hormonları: Daha ziyade sindirim kanalında yapılırlar (mide, ince bağırsak).Yapıldıkları yer ile etki gösterdikleri yerler birbirine yakın veya uzaktır.

Misal : Gastrin,pankreosymin, sekretin, Gip,Vıp

Mediatör Maddeler : Organlarda veya kanda yapılırlar.

Yapıldıkları yer ile etki gösterdikleri yerler birbirine yakın veya uzaktır

Misal : Angiotensinogen, angiotensin, kinine, histamin, seratonin, prostaglandinler, neurouansmitter.

Hormonlar kimyasal yapılarına göre aşağıdaki tarzda tasnif edilirler

Steroid hormonlar

Amino asitlerden veya yağ asitlerinden türemiş hormonlar

Peptid veya proteohormonlar

HORMONLARIN ETKİ MEKANİZMASI

Hormonların gerçek etki yeri hücre ve hücredeki metabolizmadır. Hormonların iki etki mekanizması vardır.

1- Cyclic-AMP ve Cyclic-GMP vasıtası ile enzimleri aktive etmek veya engellemek sureti ile hormonların etki göstermeleri.

Çok sayıda hormon, çok kısa bir süre içerisinde (30-60sn’de) hedef organın hücre zarında lokalize olmuş özel reseptör ile reaksiyona girmek ve yine membrana bağlı adenyl-cyclase enzimini aktive etmek sureti ile tesir ederler (tablo15.1). Adenyl-cyclase’in etkisi ile hücre içindeki cyclic-Amp ( 3’-5’-AMP) konsantrasyonunda artma husule gelir Cyclic-AMP, enzim üzerine allosteric etki gösterir. Bu suretle enzim (ATP’ye –bağlı ) fosforlaşarak aktivitesi artar veya engellenir (kinase’lar). Henüz açıklanmamış bir mekanizma ile cyclic-AMP ayrıca hücre geçirgenliğini doğrudan doğruya arttırabilir.Cyclic-AMP ninkine benzer bir etki ile cyclic-GMP,Ganyl-cyclase reaksiyonunda hormonun etkisi ile GTP dan meydana gelir ve protein kinası ile aktive edilmek suretiyle hücre metabolizmasının düzenlenmesine iştirak eder.

Cyclic-AMP üzerine etkili hormonun organ için spesifik oluşu, münhasıran hedef

Organın hormoniçin özel reseptöre sahip oluşu ile meydana gelir. Bu mekanizmada hormonun özel oluşu, hücre reseptöründe sona erdiğinden ve bu suretle vukua gelen sekonder reaksiyon bütün hormonlar için Cyclic-AMP etki prensibine göre seyrettiğinden, Cyclic-AMP “hormon etkisinin ikinci habercisi” (second messenger) olarak da gösterilir. Cyclic-AMP’nin 5’AMP ye (cyclic-GMP nin 5’GMP) ye yıkılması bir phosphodiesterase tarafından yapılır. Hücrenin spesifik bir reseptörüne bir hormom bağlanmak suretiyle adenyl-cyclase’ın aktive edilmesiyle, hücreye kalsiyum alınmasında bir artma bir birine bağlana bilir. Bu etki, Cyclic-AMP nın sellüler kalsiyum deposunun boşaltılmasını kolaylaştırmasıyla şiddetlenir. Hücre içi kalsiyum konsantrasyonunun artması, bir yandan kalsiyuma bağlı metabolizma reaksiyonlarının regülasyonunu etkiler, öte yandan adenyl-cyclase etkisini önleyici etki gösterir

2.Gen aktivasyonu yolu ile hormonların etkilerini göstermesi

Bir çok hormonlar özellikle steroid hormonlar hedef organdaki belirli enzimleri veya diğer proteinleri indüklemek sureti ile etkilerini gösterirler.

Steroid hormonlar hedef organa kan yolu ile giderler.Bunun için hormon önce kan proteinlerinden steroid hormon bağlayan özel bir protein ile birleşir ve bu şekilde taşınır.Hedef orgada steroid hormon,cytoplasma reseptör proteini tarafından devralınır.Bu reseptör protein steroid hormon tarafından konformasyon değişikliğine uğratılır.Aktive olmuş steroid hormon-reseptör-kompleksi hücre çekirdeğine gelir,burada özel akseptör özelliği olan bir chromatinprotein’e bağlanır.

Bu esnada DNA dan ayrılma vaki olur.Chromatin proteinin ayrılması ( RNA-protein biyosentezi sonucu ile birlikte) gen aktivasyonu olarak yorumlana bilir. Steroid hormon,cytoplasmic reseptör ve chromatin proteininden meydana gelen üçlü kompleks daha sonra cytoplasma’ya geçer,hormon (muhtemelen kimyasal değişikliğe uğradıktan sonra) hücreyi terkeder, cytoplasma reseptörü tekrar kullanılmak üzere hazır vazıyette bulunur.(Şekil 15.1).

Çeşitli steroid hormonlar için cytpolasma reseptörleri hedef organda yanyana hatta muhtemelen aynı hücre içinde bulunurlar.Bu durum steroid hormonların organa özel olmalarını,keza antagonistik veya synergetik etkilerini açıklar.

HORMON ÖN MADDELERİ

Ribozamlardaki protein biyosentezi bölgesinde ilk teşekkül eden tercüme ürünü translation product proteohormonlar ekseriya yüksek molekül ağırlıklı hormon ön maddeleridir. Bu ön maddelerden postribozomal tamamalayıcı olaylarla kan dolaşımına verilen etkili hormon teşkil edilir.

Endoplasmic Golgi

Pra-pro- Hormon prohormon Hormon

reticulum Apparat

HORMON TAYİN METOTLARI

İç salgı bozukluklarının teşhisi için dolaşım kanındaki hormon miktarının bilinmesi önemlidir.ekseriya, miktarları fevkalade küçük olduğundan (nanomol-picomol miktarlarında bulunurlar) ancak çok hassas metodlarla ölçülebilirler.

Radioimmun Tayin Metodu

Radioimmun tayini,bir izotopla işaretli antijenin işaretlenmemiş antijenle rekabete girerek antikorla bağlandığı kompetitif bağlanma yöntemidir.

Kandaki proteohormonların kantitatif radioimmun tayinleri, önce (hayvansal dokudan) saf halde hazırlanan ve radioisotop 125I ile işaretlenen proteohormonun heterolog bir antikor ile çöktürülmesi esasına dayanır.

Aşağıdaki eşitlik radioimmun tayininin teorik reaksiyon basamaklarını göstermektedir.

Antikor konsantrasyonu sabittir ve işaretli sabit antijen [xAg] konsantrasyonundan daha küçüktür.İşaretlenmemiş antijen [Ag] konsantrasyonu değişkendir.Reaksiyon sırasında, işaretli ve işaretlenmemiş antijen molekülleri, antikor üzerindeki serbest bağlanma yeri için yarışırlar ve bu olay sırasında çözülebilir antijen-antikor kompleksleri oluşur.Bağlı işaretli antijen miktarı, bağlı işaretlenmemiş antijen miktarı ile ters orantılıdır.Başka bir deyişle işaretlenmemiş antijen miktarının artması ile, işaretli antijenin antikora bağlanması önlenir.Normal olarak dengeye ulaştıktan sonra bağlı ve serbest fraksiyonlar ayrılır ve her iki fraksiyondaki radioaktivite miktarı, örnekteki (miktarı ölçülecek) işaretlenmemiş antijenin konsantrasyonunun bir ölçüsüdür.Radioimmun tayin yalnız protein ve peptidlere (antigene) uygulanmaz, bilakis, steroid hormonlar, ilaçlar v.s.gibi başka madde gruplarına da uygulanır.

Kan plazmasındaki steroid hormonlar ve bunların idrarda gözüken atılma ürünleri gaz kromatografi yardımı ile birbirinden ayrılabilirler ve kantitatif olarak tayin edilebilirler.

HORMONLARIN HEKİMLİK YÖNÜNDEN ÖNEMİ

Hormonlar, intermediyer metabolizmanın, su ve elektrolit alış verişinin, büyümenin, seksual gelişimin ve seksual fonksiyonların regülatörleri olarak hayati öneme sahip olan, tamamen yokluklarında bir çok hallerde ölüme sebep olan endojen etken maddelerdir.Bundan dolayı hekimin vazifesi bir hormon bezinin hipofonksiyonunu veya noksanlığını tam zamanında teşhis etmek ve substitüsyon tedavisine başlamaktır. Keza bir hormon bezinin hiperfonksiyonu hastalık belirtilerine sebep olabilir.Ekseriya hormon prodüksiyonunun bozulduğu, kandaki hormon miktarının veya karakteristik hormon yıkılma ürünlerinin veya hormon atılma ürünlerinin kantitatif tayini ile teşhis edilir. Keza kan plazmasındaki anorganik veya organik maddelerin normal konsantrasyonlarında değişiklik meydana getiren metabolizma üzerine etkileri,hormon idaresindeki bozuklukların tanınmasına yarar.

Bir hormonun yokluğunda veya hipofonksiyonunda,buna karşı gelen hayvansal organdan saf halde hazırlanan hormonun substitüe dilmesi mümkündür.Bu durumda,ekseriya hayat boyunca süren devamlı tedavi yapılması icap eder (mesela insulin tedavisi).Bir hormon tedavisinde,bütün proteohormonların parenteral,yani enjeksiyonla verilmesi mecburiyeti vardır.Buna sebep proteohormonların ağız yolu ile alınması halinde sindirim kanalında proteolitik enzimlerle parçalanmaları veya rezorbe edilmemeleridir.Bu durum araştırıcıları proteohormonların yerine tamamen veya kısmen geçebilen etken maddeleri aramaya sevketmiş ve bu aramalar kısmen başarılı olmuştur. Hormon tedavisinde, tedavi maksadı ile verilen hormonun yalnız bir primer subbstitüsyon etkiye sahip olmadığını bilakis sekonder olarak yapan diğer bezleri de uyarabileceğini veya faaliyetten alıkoyabileceğini göz önünde tutmak zorundadır.Bir çok hormonun yapısı anlaşılıp, saf halde elde edilmesinden sonra bir çok hallerde bunların kimyasak sentezleri de başarılmıştır.Hormon ve hormon etkisi bilgisi endokrinoloji adı altında hekimliğin önemli bir bölümü olmuştur.

KONSTİTÜSYON VE ENDOKRİN SİSTEMİ

Evcil hayvanlarda verim kabiliyetinin ve büyüme hızının önemli ölçüde artması, endokrin sistemin aktivitesinin yükselmesi ile paralel seyreder.Endokrin regülasyon kapasitesi, hayvan nev’ine ve bireyine göre değişir ve kalıtsal ve çevre faktörlerine bağlıdır.

Gebeliğin sonuna doğru ve laktasyonda bilhassa metabolizma ağır yüklenir.Bu devrede konstitüsyonu zayıf sığırlarda ve domuzlarda metabolizma bozuklukları çok görülür ;buna mukabil konstitüsyonu kuvvetli hayvanlar aynı beslenme ve bakım şartkarında herhangi bir bozukluk göstermezler.

HYPOPHYSE

Hypophyse (pituitary) organizmanın endokrin aktivitesinin büyük bir bölümünü kontrol eder. Hypophyse kelimesi yunanca az gelişmiş anlamından köken alır ve beyin altında bulunduğunu ifade eder.Hypophyse anterior ve posterior loplarda pars intermediadan terekküp eder. Bu kısımlar embriyolojik,histolojik ve fonksiyonel olarak birbirinden ayrılırlar. Anterior bölüm,diğer adı ile adenohypophyse,glandulerdir ve damar bakımından zengindir.Neural bölüm,neurohypophysis adlarıda verilen posterior lop,çok sayıda sinir telleri ve hypophyse’in sapını teşkil eden bazı glanduler elementlerle hypothamus bölgesine sıkı sıkıya bağlanmıştır.Her ne kadar neurohypophyse’in sekresyonları adenohypophyse’in hormonal aktivitesini çoğaltırsa da adenohypophyse ile neurohypophyse arasında küçük direkt fonksiyonel ilşki mevcuttur.Halbuki herbir lob hypothalamus ile önemli karşılıklı etkileşime sahiptir.

Hypophysectomy’in başlıca etkisi adenohypophyse fonksiyonunun tamamen kaybından ileri gelir.Yalnız adenohypophyse’in uzaklaştırılması ile benzer tesir görülebilir. Sadece neural lobun uzaklaştırılması genellikle göze çarpan herhangi bir bozukluğa sebep olmaz.

Hypophyse nisbeten küçük bir organdır. Atlarda ve sığırlarda fasulye, domuz ve koyunlarda bezelye büyüklüğündedir. Organ kan damarı bakımından zengindir.

Hypophyse’in alınmasından sonra hayat olaylarını kuvvetle etkileyen bozukluklar ortaya çıkar.Genç hayvanlarda gelişme gecikir veya durur.Tiroid bezi ve böbreküstü bezi kabuğu az gelişir.Hayvanlar çevre etkilerine karşı çok duyarlıdırlar.Hypophyse’i alınmış hayvanların karbonhidrat metabolizmasını regüle etme kabiliyetleri sınırlanır ve devamlı olarak karbonhidrat verilmezse hypoglycemie belirtileri gösterirler.Kan basıncı ve kas tonusu düşer.Süt veren hayvanlarda süratle süt sekresyonu durur.Hypophysectomie’li hayvanlar itinalı bakımla uzun zaman yaşatılabilirler.Soğuğa,enfeksiyonlara ve açlığa bilhassa duyarlıdırlar.

Hypophyse hormonları ya doğrudan doğruya vücut hücreleri üzerine tesir ederler veya diğer iç salgı bezleri (adrenotrop hormonlar) aracılığı ile tesir ederler.Hypophyse’in çeşitli bölgelerinde aşağıdaki hormonlar yapılır :

1-Hypophyse ön lobu (adenohypophyse)

a)Metabolizmayı etkileyen hormonlar. Smatotropic Hormon (STH, büyüme hormonu)

Adrenocorticotropic Hormon (ACTH ,başlıca etkisi böbreküstü bezi kabuk kısmı üzerinedir.)

Thyroid-Stimulating hormon (TSH,Thyroid bezini etkiler).

b)Seksüel bezleri etkileyen hormonlar (Gonadotropik hormonlar)

Follicle-Stimulating hormon (FSH)

Interstittial Cell-Stimulating hormon (ICSH , buna Luteinleştiren hormon (LH)da denir).

Luteotropic hormon(LTH,prolaktin).

2-Hypophyse’in orta lobu

Melanophor hormon (intermedin)

3-Hypophyse’in arka lobu (neurohypophyse)

a)Vasopressin

b)Oxytocin

Hypophyse ön lobu

Hypophyse ön lobu diğer hormon bezlerinin aktivitelerinin regülasyonunda önemli rolü olan bir organdır.Bu organın başlıca vazifeleri :

Büyüme ve gelişmeyi teşvik etmek

Metabolizmayı düzenlemek

Cinsiyet organlarını geliştirmektir

Hypophyse ön lobunun fonksiyonu ile hypothalamus arasında yakın bir ilişki mevcuttur.Hypothalamus’un elektrik ile uyarılması ön lob hormonlarının fazla salgılanmasına sebep olur.Köpeklerde ve tavşanlarda çiftleşme (coitus) sinirsel yolla hypothalamus üzerinden gonadotropin salgılatır.Gonadotropin de birkaç saat sonra ovulation’asebep olur.

Somatotropic hormon (STH,büyüme hormonu)

Büyüme hormonu büyük bir değişim hızına sahiptir.İnsan büyüme hormonunun yarı ömrü 15-30 dalikadır.Sığır kanında büyüme hormonunun yarı ömrü 7,5 dakikadır.Büyüme hormonu omurgalı hayvanlarda doğumdan sonraki büyümenin uyarılması ve regülasyonu için önemlidir.Genç hayvanlarda,hypophyse’in alınmasından sonra büyüme gecikir ve nihayet ölüm vaki olur(şekil 15.2).

Büyüme Hormonu Kimyası:

Büyüme hormonu basit bir protein yapısına sahiptir.İnsan dahil birkaç nevi için büyüme hormonu yapısındaki amino asitlerin tamamının diziliş sırası tespit edilmiştir.Büyüme hormonu sığırlarda 396, maymunlarda 241, insanlarda 245 amino asit ihtiva eder.Molekül ağırlığı sığırlarda 46000,domuzlarda 41600, koyunlarda 47000, insan ve maymunda 26000 dir.Büyüme hormonunun enzimatik parçalanması ile büyümeyi teşvik edici spesifik gücünün %25 inden fazlası harap olur.

Biyolojik Aktivesi Büyüme hormonu biyolojik aktivite bakımından önemli nevi spesitifesi gösterir; her ne kadar değişik bir elde edilen preparat birçok nevilerde etkili ise de sadece primatlardan (insan,maymun,ape ve lemur’ların dahil bulunduğu memelilerin en yüksek sınıfı) elde edileni insanlarda etki gösterir.Sığır büyüme hormonu insanlarda biyolojik aktiviteye sahip değildir.Büyüme hormonu, muhtemelen gen aktivasyonunu ve ribozomların faaliyetlerini idare etmek suretiyle etkisini gösterir.Aç hayvanlara büyüme hormonu enjekte edildikten sonra bir kaç saat içinde kanda ve dokularda serbest amino asitlerde azalma, doku proteininde artma ve kan ve idrar üre miktarında azalma görülür.Adlibitum yemlemede azot dengesi pozitif olur.Büyüme hormonu deney hayvanlarında hyperglycemie meydana getirmek suretiyle indirekt olarak insulin salgılatır.Büyüme hormonunun büyük miktarı devamlı olarak verilirse önce ß-hücrelerini uyarır sonra bunların dejenere olmasına sebep olarak devamlı diabetez meydana getirir.(diabetogen hormon) Büyüme hormonu, kan plazmasında yağ asidi miktarında bir yükselme, dokuların yağ asitlerinde mobilizasyon, ısı üretiminde artma ve respirasyon katsayısında düşme meydana getirir.Büyüme hormonu normal büyüme için lüzumludur.Büyüme hormonunun toplam tesiri kilo artması ve büyüme şeklinde organizmada kendisini gösterir.Organ büyümesi ve vücut ağırlığı artması birbiriyle takriben orantılı gider.

Büyüme hormonunu başlıca etkileri aşağıdaki tarzda özetlenebilir:

1-Protein sentezinin teşvik edilmesi ve pozitif azot dengesi meydana getirecek tarzda protein değerlendirilmesinin iyileştirilmesi.

2-Yağ mobilizasyonu ve karbonhidrat teşkilini gerektirecek yönde karbonhidrat ve yağ metabolizmalarını etkileme.

3-Kemik büyümesini ve kalsiyum ve fosfat değerlendirilmesinin iyileştirilmesini teşvik etme.

Büyüme hormonunun büyümeyi teşvik edici etkisi, tiroid bezi hormonu ve insulin tarafından desteklenir.ACTH, büyüme hormonunun büyüme üzerine etkisinin zıttı tesir eder.

Hayvan yetiştiriciliğinde seleksiyon ve beslenmenin iyileştirlmesi neticesi olarak evcil hayvanlarda büyüme hızı son 150 sene içinde oldukça arttırılmıştır.Burada büyüme safhasında büyüme hormonunun fazla teşkil edilmesi kesin öneme sahiptir.

Büyüme hormonunun sekresyonu

Somatotropic hormonun teşekkülü ve sekresyonu hypothalamusta yapılan iki etkili madde tarafından kontrol edilir. STH- boşaltıcı hormon (Growth hormon Relasing Factor,GRF) hypohyse ön lobunda somatotropic hormon yapılmasını ve salgılanmasını uyardığı halde, somatotropic hormonun serbest hale geçmesini önleyen ikinci bir hormon zıt etkigösterir. Bu sebepten bu ikinci hormona somatostatin adı verilir.Somatostatin pankreasın Langerhans adacıklarının ?-hücrelerinde,mide,duodenum ve jejunum mukozalarında da teşkil edilir ve salgılanır.

Adrenokortikotropik hormon (ACTH)

Hypophyse ön lobu, böbrek üstü bezi kabuk kısmının yapısını ve fonksiyonunu koruyan bir hormonu devamlı olarak salgılar bu hormon hypophyse ön lobunun bazofil hücreleri tarafından teşkil edilir. Sığırlarda ve domuzlarda hypophyse ön lobunun önorta(anteromedial) kısmında diğer kısımlara nazaran 4-13 misli ACTH bulunur. Hormon daha ziyade domuz hypophyse’inden, nadiren koyun vesığır hypophyse’lerinden izole edilir.ACTH bir polipeptiddir.Molekül ağırlığı saflık derecesine ve elde edildiği kaynağa göre 2000 ile 20000 arasında değişir.Mesela,molekül ağırlığı 4500 olan ACTH amino asit ihtiva eder.Bunlardan etki kayıbı olmaksızın amino asitlerin 15 kadarı ayrılabilir.Çeşitli hayvan nevilerinin ve insanın hypophyse’inden elde edilen ACTH unun amino asit dizisi bilinmektedir.

ACTH,çeşitli hayvan nevilerinde amino asit dizilerinin 25 den 31 e kadar pozisyonları arasında farlılık göstermeleri ile birbirinden ayrılılar. Sığır ve domuzlarda ACTH dan amino asitler ayrılabilir, bu hayvanlarda 1 den 24 e kadar olan amino asitler tam ACTH etkisi için yeterlidir.Bir kaç hayvan nev’inden elde edilen ACTH preparatlarında ilk 24 amino asit artığı birbirirnden ayrıdır. Bu ilk 24 amino asidi ihtiva eden sentetik bir polipeptidin,izole edilen ACTH’a benzer biyojik aktivite gösterdiği saptanmıştır. 25 den 33 e kadar olan amino asit artıklarına zorunlu bir ihtiyaç yoktur.Bu amino asit artıkları hormonun immünolojik spesifitesi için önemlidirler. ACTH amino terminal’den leucine amino peptidase tarafından birkaç amino asit ayrılması biyolojik aktiviteyi tahrip eder.

Etkileri

ACTH’un başlıca etkisi cholesterol’ün pregnenolone’a dönüşmesini uyarmak suretiyle adrenokortikal hormonların sentezini ve salgılanmasını artırmaktadır.ACTH’un adrenal hücreler üzerindeki bu steroidojenik etkisi, phospehorylase ve steroid 11 ß-hydroxylasc aktivitelerinin uyarılmasından, glycolysis’in artmasından ve mesela, isogenase gibi enzim sisteminde NADPHüretiminde bir artıştan ileri gelir. ACTH etkisi sonucu olarak steroidojenez in hızlanması ve hormon sekresyonunun çoğalması, ACTH un, adrenal kortex’in özel reseptörlerine bağlanması ile birlikte membrana bağlı adenylatecyclase ın uyarılmasını takip eder

Deney hayvanlarında ACTH enjeksiyonundan sonra, glikokortikosteroid lerin tatkibinden sonra görülenlere oldukça yakın etkiler görülür.

Böbrek üstü bezinin aracılık ettiği ACTH etkileri

ACTH enjeksiyonu, böbrek üstü bezi steroid hormonların yapılmasının uyarılmasının sonucu olarak, bu hormanlara benzerbir etki gösterir. Mesela karaciğer müstesna diğer bütün dokularda protein sentezinde azalma ile birlikte gluconeogenesis te azalma görülür. Ketonemia ve hypercholesterolemia ile birlikte karaciğere lipid mobilizasyonu aratar. Böbreklerden su ve tuz geri emilimi artar. Fakat bu artış aldosteron’un sebep olduğu artıştan daha azdır. Zira aldosteron sekresyonu sadece kısmen hypophyse hormonu etkisindedir. ACTH alınmaısı lymphopenia, eosinopenia ve erythropoiesis’e sebep olur. Uzun süre ACTH alınması adrenal cortex’den androgen sekresyonunu yansıtan masculinization dahil arzu edilmeyen adrenal cortical hiperfonksiyonuna sebep olur.

ACTH un dokulara direkt etkisi

ACTH un direkt etkilerinden birisi melanocyte uyarıcı aktivitesidir. Bu, Addison hastalığında derinin koyulaşmasının kısmen sebebi olabilir. Addison hastalığında ACTH miktarı normalden çok daha yüksektir.ACTH un göze en çok çarpan direkt tesirlerinden birisi glukoz kullanılmasını ve yağ dokusundan yağ asiti serbest bırakılmasını invitro uyarmasıdır. Bununla birlikte phosphorylase aktivitesinde bir artma vardır. Bunun için yağ dokusuna bu etkisi ile ACTH, adrenaline benzer. ACTH un lipolytic etkisi yağ dokusundaki bir lipase’i aktive etmesinden ileri gelir. Bu, adrenalectomy’li sıçanlarda intravenöz yolla ACTH verilmesi plazma ve yağ dokusunda serbest yağ asiti miktarında hızlı bir artışa sebep olduğundan, ACTH un lipid mobilize edici aktivitesinin bir görünüşü olabilir. ACTH pankreas üzerinede direkt etki göstererek insulin salgılanmasına sebep olur.

Nephrectomy’li ve adrenalectomy’li sıçanlara ACTH verilmesi üre teşekkülünü azaltır. Bu muhtemelen nitrojen metabolizmasının bazı safhalarında ACTH un amino asitlerin nonhepatic hücrelere taşınmasına kolaylaştırmasından ileri gelir. Adrenalectomy’li hayvanlara ve Addison’lu şahıslara ACTH verilmesi endojen ve eksojen cortisol atılmasını yavaşlatır.

ACTH un başlıca etkileri aşağıdaki tarzda özetlene bilir:

1)Kandaki lenfosit ve eosinofil miktarlarını azaltır.

2) Yangı olaylarının şiddetini azaltır.Damar geçirgenliğini ve lökositlerin kan dolaşımından dışarı çıkışlarını sınırlar.Granulation dokusu teşekkülünü engeller.Bundan dolayı ACTH, hyperergic reaksiyonların etkilenmesi ve çok kuvvet ile belirgin yangı olaylarının frenlenek tedavi edilmeleri için kullanılır.

3) Glukoneogenese’in artması sonucu olarak kanda şeker miktarı artar, kasta ve karaciğerde glykogen miktarı artar.İnsulin’e karşı direnç yükselir.

4) Azotlu bileşiklerin yanmasının artması sonucu azot atılması artar.ATCH enjeksiyonundan sonra böbrek üstü bezi kabugunda askorbik asit ve kolesterin miktarları azalır.Askorbik asit miktarı azalması ACTH etkisinin gösterilmesi için test olarak kullanılabilir.

ACTH’un depo yağ dokusu hücreleri üzerinde direkt etkisi vardır.Bu hücrelerde neutral yağları mobilizasyonunu davet eder.

Organizmanın yüklenmesinde, ACTH, artan ölçüde hypophyse ön lobundan verilir.Yüklenme olarak, bazı fizyolojik faktörler (kuvvetli kas çalışması,soğuk,sıcak) ile organizmanın bozuklukları (yaralanmalar,yanmalar,kan kaybı,enfeksiyonlar,yetersiz beslenme) gibi etkiler bilinir.Akut yüklenmeye “stres” denir.

ACTH un etki tarzı

ACTH un tesir etmesindeki olaylar dizisi aşağıdaki tarzda tarif edilir: Hormon özel bir ACTH bağlayan protein tarafından adrenal cortical hücrelerin membranlarında bağlanır.ACTH un biyolojik aktivitesi için amino asit dizisinin 15.den 18.ye kadarki pozisyonlarında bazik amino asit bulunmasının gerekmesi, hormonun, reseptör bölgeye iyonik bağla bağlandığı gösterir.Bu bağlanma, adenylatecyclase’i aktive eder;teşekkül eden cyclic AMP daha sonra Ca-2 ları karşısında cytosol (cytoplazma) içinde özel bir proteine bağlanır.Cyclic AMP’ın hücre içi konsantrasyonunun artması, proteinkinase aktivitesini arttırır;tabii adrenal kortikal phosphate akseptörleri ve adrenal protein kinase’ların fonksiyonları bilinmemektedir.Benzeri öteki sistemler tarafından ribosomal proteinin fosforilasyonu, m-RNA nın tercümesini kolaylaştırabilir; böylece ACTH protein sentezini tercüme seviyesinde düzenleyebilir.

Thyrotropic hormon (tthyroid stimüle eden hormon = TSH) Thyrotrope hormon, thyreotropin

Hypophyse ön lobu ile thyroid bezi arasında yakın bir ilişki vardır.Hypophyse ön lobundan devamlı olarak, thyroid bezi fonksiyonunu teşvik eden bir hormon yani thyreotropin salgılanır.Hypophyse alındıktan sonra thyroid bezi atrofiye uğrar.Thyroid bezi tarafından iyot alınması azalır ve thyroxin sekresyonu azalır.

Thyreotropin, hypophyse ön lobunun pars distalia’indeki bazofil hücreler tarafından yapılır, bir glikoproteindir, takribi molekül ağırlığı sığırda 10.000, koyunda 35.000 dir.Thyreotropin yapılması ve salgılanması sinirsel yolla beyin kabuğundan, hypothalamusun arka kısmından ve kandaki thyroid bezi hormonu tarafından idare edilir.

Thyreotropin, kükürt bakımından en zengin proteinlerdendir.Onbir disülfid bağı vardır.Fakat serbest sülfhidril grubu yoktur.Fucose, mannose, galactose, glucosamine ve galactosamin sırası ile 1.3, 8.7, 0.3, 9.9 ve 4.1 oranlarında bulunurlar.Thyreotropin’in başlıca etkileri aşağıya kaydedilmiştir:

Bazal metabolizmada (bunların tam istirahat halinde kalori miktarı) yükselme.

Kalp atışlarının hızlanması(tachycardie)

Sinir sistemi fonksiyonunun uyarılması.

Karaciğer glikojeninin azalması.

Thyreotropin’in zikredilen etkileri thyroxin sentezinin artmasına ve daha fazla miktarda kana verilmesine sebep olur.

Gonadotrop hormonlar

Cinsiyet organlarının gelişmesi ve organizmanın üremeye müsait durumda tutulması için hypophyse önemli bir role sahiptir. Hypophyse’in alınması büyümekte olan hayvanlarda gelişmenin sınırlanmasına, cinsiyet organlarının gelişmesinin durmasına,gelişmemiş kalmalarına yol açar. Yetişkin hayvanlarda hypophysectomy cinsiyet bezlerinde atrofiye ve sekunder cinsiyet belirtilerinin tekrar teşekkül etmesine yol açar. Horozlarda ibik ve mahmuz teşekkülü, tekelerde sakal,boğalarda boyunun kuvvetli teşekkülü(boğa boyunu) sekunder cinsiyet belirtileridir.

Hypophyse’den aşağıdaki üç gonadotrop hormon salgılanır:

1)Follikül stimüle eden hormon (FSH)

2) İnterstitial cell stimüle eden hormon (ICSH)

3) Luteotrop hormon (LTH) (Prolactin)

Kuşların hypohyse’leri genellikle gonadotrop hormonlar bakımından fakirdirler. Piliçlerde yapılan araştırmalar, memelilerdekilere ilave olarak kantlılarda özel bir gonadotrop faktör bulunduğunu göstermiştir.Hypohyse ön lobundaki FSH ve ICSH miktarı hayvan nevine göre değişir.Hypohyse ön lobunda FSH miktarı insanda yüksek konsantrasyonda, kedi, tavşan ve sıçanda vasat konsantrasyonda,sığır,koyun ve domuzda ise düşük konsantrasyonda bulunur. Hypophyse ön lobundaki ICSH miktarı ise sığır, koyun,domuz ve atlarda insandakinin takriben %40-60 ı kadardır.

Genital siklus esnasında hypophyse ön lobundaki FSH ve ICSH miktarlarında değişiklikler ortaya çıkar.Sığrlarda kızgınlık anında hypophyse ön lobundaki FSH miktarı en düşük seviyededir (takriben 120 µg).Sonra yavaş yavaş yükselir, kızgınlığın 18.gününe doğru en yüksek değerine (takriben 450 µg) ulaşır.Müteakip 3 günde kızgınlığa kadar FSH miktarı dik bir düşüş gösterir. Hypophyse ön lobundaki ICSH miktarı kızgınlık anında aynı tarzda düşüktür (takriben 1.8 mg).Kızgınlıktan birkaç gün sonra ICSH miktarı artar ve siklusun 20.günüde en yüksek seviyeye (bir hypophyse ‘de takriben 6.2 mg) ulaşır.

Erkek danalarda ICSH miktarı doğumdan sonra artar.Doğum anında beher hypophyse için ICSH miktarı takriben 0.3 mg, 3 ay sonra 2.3 mg ve 11 ay sonra 2.8 mg bulunmuştur.Koyunlarda yapılan araştırmalara göre kandaki ICSH miktarı, kızgınlığın başlamasından 4 ile 16 saat sonra, takriben 10 saat süreyle çok yükselir (80-200 ng /ml).Sonra dik bir düşüşle 3ng/ml ye iner.Zikredilen yükselme ovulasyonun başlaması bakımından önemlidir.Koyunlarda gebelik süresince kanda ICSH miktarında herhangi bir artma olmaz.

Östrüs halinde olmayan koyuna 6-10mg Östradiol verilmesinden 9 saat sonra kandaki ICSH miktarında dik bir yükselme görülür.

Koçlarda kanda ICSH miktarı takriben ml de 1.2ng dir.Hypophtse ön lobunda prolactin (lüteotrop hormon, LTH),sığr ve koyunda yüksek konsantrasyonda, at ve domuzlarda ise düşük konsantrasyonda bulunur.Genital siklus esnasında FSH miktarı değişir; östrüs ve metaöstrüs (kızgınlık sonrası) sırasında düşük seviyededir.Proöstrüs’e doğru oldukça yükselir.

Gonadotrop hormonların kimyası

FSH bir glukoprotein olup molekül ağırkığı takriben 25.000-67.000 (koyun) dir.FSH hormonunun izole edilmesine domuz,koyun ve at hypohyse ön lobu en elverişlidir.FSH un kimyasal kuruluşu her hayvan nev’inde farklıdır. FSH, hypophyse ön lobunun bazofil hücreleri tarafından yapılır.ICSH u da bazofil hücreler tarafından yapılır, bir glycoproteindir,molekül ağırlığı takriben 40.000(koyun) veya 30.000 (domuz) dir.Koyun hypophyse ön lobunda yüksek miktarda ICSH bulunmuştur. Sığır, at ve domuzunkinde ise az miktarda ICSH bulunmuştur.

Prolactin (luteotrop hormon) muhtemelen hypohyse ön lobundaki acidophyl hücreler tarafından yapılır. Basit bir proteindir,198 amino asit artığı ihtiva eder. Molekül ağırlığı takriben 26.500 (koyun) dür.Elde edilmesi için ekseriya koyun veya sığır hypophyse’i kullanılır.Domuzunkinde çok az prolactin bulunur.

Gonadotrop hormonların başlıca etkileri

Follikül stimüle eden hormon (FSH ),dişilerde ovarium’un ağırlığının artması ile birlikte çok sayıda Graaf follikülün büyümesini meydana getirir.FSH,seminifer tüplerin epitelini tenbih ederek testislerde spermatogenez’i meydana getirir ve olgun spermatozoa’lar da dahil çeşitli olgunlaşma safhasındaki çok sayıda spermatosit’in görünmesine sebep olur.Üreme organlarının habisliklerinde (malignancy),monopause’u takiben ve idişlerde idrar ile FSH atılması artar.

İnterstitial hücreleri stimüle eden hormon (ICSH ) veya luteinleştiren hormon, dişi cinsiyette follikül olgunlaşmasını teşvik edici ve follikül epitelini östrogen salgılaması için uyarıcı etki yapar.Östrogen teşekkülünün artması sonucu uterusta proliferasyon safhası başlar. ICSH ovulasyona ve korpus luteun teşekkülüne yardım eder. Folliküllerin olgunlaşmasından ovulasyona kadar FSH ve ICSH sinerjetik olarak tesir ederler. Erkek cinsiyette ICSH testisin Leydig hücrelerinin fonksiyonlarını arttırır,seminal vesica ve prostatın büyümesine ve androgen salgılanmasını uyarır.ICSH un etkisi bir çok bakımdan chorion gonadotrop hormonunkine benzer.

Luteotrop hormon (prolactin), yalnız dişi cinsiyette önenlidir.Kemirici hayvanlarda corpus luteumda progesteron teşekkülünü ve corpus luteumun sekretorik fonksiyonunu muhafaza edilmesini etkiler.Keza genel olarak sekretorik, aktif süt bezi dokusunun kurulmasına ve kaktasyon sırasında bunun faaliyetlerinin muhafaza edilmesine yarcım eder.Güvercinlerde kursağın teşekkül etmesini tahrik eder.Prolaktinin tesiri ile memeli hayvanlarda analık içgüdüsü, kanatlılarda kuluçka içgüdüsü teşekkül eder.Prolactin’in luteotrop etkisini şimdiye kadar yalnız sıçanda, farede ve kokarcada gösterilmiştir.Bune mukabil insan, sığır, koyun ve domuzda prolactin’in luteotrop etkisi gösterilmemiştir.Prolactin’in luteotrop etki göstermediği hayvan nevilerinde hypophyse ön lobundan başka bir luteotrop faktörün salgılanması muhtemeldir.

Lipotropin (LPH)

LPH un teşekkül ettiği yer kesin olarak belli değildir.Koyunlarda molekül ağırlığı 58.000 olan iki lipotropin mevcuttur.ß-LPH 90,?-LPH 58 amino asitten kurulmuş basit peptid zzincirleridirler.Etki mekanizması muhtemelen cAMP üzerinden seyreder.Etkisi ise lipolitiktir.LPH un fizyolojik önemi hakkında henüz açıklık yoktur.

Hypophyse ön lob fonksiyonu bozuklukları

Normal olarak hypophyse ön lobu hormonlarının yapılması ve salgılanması organizmanın ihtiyaçlarına dikkatle uydurulur.Ön lob hormonlarının fazka veya noksab teşkil edilmeleri insanlarda ve hayvanlarda karesteristik hastalık tabloları husule getirir.Thalamus ve hypothalamus-hypophyse ön lobu sisteminin fonksiyonuna elverişli olması kalıtsal faktörlere bağlıdır.Hayati önemi olan bu regülasyon sisteminin boşlukları çok defa genetikseldir.Merkezi sinir sistemi ile olan yakın irtibatından dolayı, eksojen faktörler ve hypothalamus üzerinden fonksiyon bozuklukları meydana getirebilir.

Hypophyse ön lobu fonksiyon bozuklukları şunlardır:

a)Hypophyse ön lobu hyperfonksiyonu:Büyüme hormonunun fazla yapılması genç hayvanlarda hypophyse’e bağlı dev büyüme (gigantismus) husule getirir; burada vücudun oratısı ve vücudun şekli normaldir. Büyümenin durmasından sonra , büyüme hormonunun fazla teşkil edilmesi akromegali medana getirir. Akromegalide çene,el-ayak kemikleri gibi sivri uçlar büyür.Genç organizmalarda gigantism’in sebebi muhtemelen hypophyse ön lobunun eozinofil hücrelerinin fazla fonksiyonu veya hiperplazisidir. İnsanlardaki cushing hastalığı başlıca ACTH un fazla üretiminden ileri gelir; bu kendisini bir dizi metabolizma bozuklukları şeklinde gösterir.

b)Hypophtse ön lobunun hipofonksiyonu:Büyüme hormonunun noksanlığı cüceliğe sebep olur.İnsanlardaki Simond kaşeksisi ekseri ön lob hormonlarının yetersiz teşkil edilmelerinden ileri gelir.Bu hastalıkta, böbrek üstü bezi ve cinsiyet bezlerinin (testis ve yumurtalık) az gelişmiş durumları ile birlikte yüksek derecede zayıflık vardır.Gonadotrop hormonlarının normallerden az teşekkül etmeleri halinde genital organları ve tali cinsiyet belirtileri normallerden az gelişirler.Hastalık ekseriya, ileri derecede yağlanma (dystrophia adiposogenitalis) ile kendisini gösteren metabolizma bozuklukları ile bağlantılıdır.

Gonadotrop hormonların çok az miktarda sentez edilmeleri evcil hayvanlarda önemli bir kısırlığa sebep olur.Bu bilhassa yemleme ve bakımın emnuniyet verici olmadığı hallerde daha ziyade konstitüsyonel temele dayalı olarak hıusule gelir.

c)Hypophyse ön lobunun fonksiyon bozukluğu evcil hayvanların çeşitli metabolizma hastalıklarında rol oynar.Çok kere enerji açığına ve nispeten az ACTH teşekkülüne dayalı metabolizma regülasyonunda normalden sapma, ekseriya, laktasyonunun başlamasında ortaya çıkan geviş getiren hayvanların primer asetonemisinde görülür.ACTH enjeksiyonu yine hastalık kaideten göze çarpacak şekilde düzelir.

Endokrin sistemdeki regülasyon bozuklukları bandan başka, atların paralitik myoglobinurie’sinde rol oynar.Burada kaslardaki karbonhidrat metabolizmasının bozukluğu ön planda yer tutar.

Hypohyse’in orta lobu (pars itermedia)

Melanotropin (melanophor hormon, İntermedin, Melanocyte Stimületing Hormon =MSH)

MSH en çok hypophyse orta lobunda bulunur; ayrıca hypophyse arka lobundada bulunur.Pars intermedia’ya sahip bulunmayan türlerde mesela tavuklarda, yunus balığında ve balinalarda adenohypophyse denelde edilen ekstrakt MSH aktivitesi gösterir.MSH saf halde bilhassa domuzların hypophyse arka lobundan elde edilebilmiştir.Melanotropin’in molekül ağırlığı takriben 2.000 olup amino asit dizisi aydınlatılmıştır.?-MSH altı hayvan nevinde aynı yapıya sahiptir.

Peptid zincirinin aminuo ucunun serin artığındaki azota asetil grubu (N-acetylated), karboksil ucundaki valin’in karboksil grubuna amino grubu (amid şeklinde) bağlanmıştır.Keza ?-MSH, 13 amino asit artığı ihtiva ettiği halde, aynı nevilerin ß-MSH’u 18 amino asit artığı ihtiva eder.Bunların ß-MSH larının amino ucunda ve karboksil ucunda aspartik asit artıkları bulunur.Nevilere göre ß-MSH’un amino asit sayısı ve dizilişi farklıdır.Maymun,at, sığır ve domuzun ß-MSH larının amino asit dizilerinin 7’den 13’e kadar ki pozisyonlarındaki amino asit artıkları, insan ACTH’unun 4’ten 10’a kadar ki pozisyonlarında bulunan amino asitlerle aynıdırlar.?-MSH aminoa asit dizisi, ACTH’un N-terminal 13 amino asit identiktir.Aradaki fark ?-MSH da N-ucun asetilleşmiş olması ve zincir ucunun valinamid grubu ile son bulmasıdır.Hypophyse orta lobu hormonu balıklarda, amphibia’larda ve sürünhenlerde pigment hücreleri içinde pigment granüllerinin dağılımını etkiler.Bundan dolayı bu hayvanların vücutlarının rengi çevreye göre değişir.Burad derinin renginin çevreye uyması söz konusudur.

MSH salgılanması ekseriya ışık uyarısıyla olur.Işık şiddetinin artması halinde MSH sentezi ve salgılanması azalır.Bunun sonucu olarak pigment granülleri hücre çekirdeği etrafında toplanır ve deri açık renkli olur.Karanlıkta ise MSH salgısının artması sonucu pigment granülleri hücrenin her tarafına yayılır.

Hypophyse’in alınmasından sonra pigment granülleri çekirdeğin etrafında toplanırlar ve hücrenin büyük kısmı pigmentsiz kalır.Hypophyse ekstraktı enjeksiyonundan sonra pigment granülleri hücrenin her tarafına yayılır ve derinin rengi koyulaşır.MSH boşaltılması sinir sistemiyle düzenlenir.Göze etki yapan uyarılar görme siniri üzerinden nucleus supraopticus’a, buradanda hypophyse’e iletilir.Görme sinirinin kesilmesi halinde reaksiyon vukua gelmez.

Bazı hayvan nevilerinde hormonun boşalması ritmiktir,dış uyarıların etkisi yoktur. Kertenkelede (Eidechse anolis) durm böyledir.Işığa bağlı olmadan gece yeşil gündüz kahve rengte olurlar.

Hypophyse arka lobu (Neurohypophyse)

Hypophyse arka lobu ekstraktında aşagıda kaydedilen üç etkinin bulunduğu uzun zamandan beri bilinmektedir.

1-Antidiuretik etki(ADH)

2- Kan basıncını arttırıcı etki(Vasopressin)

3-Uterus’a kontraksiyon yaptıran etki (oxytocin)

Antidiuretik hormon (ADH) ile oxytocin’in teşekkül yeri hypothalamus’un çekirdeğindeki sinr hücreleridir.Evvelce sanıldığı gibi hypophysearka lobunun pituicyt’lerinde (neurohypophyse’in karakteristik hücreleri) teşkil edilemez.Bu neurosekretorik neuronlar neurohormonları teşkil ederler ve taşırlar.

Vasopressin (Antidiuretik hormon,ADH,Adiuretin)

Vasopressin 9 amino asitten kurulmuş polipeptiddir (nona peptid).Büyük ölçüde oxytocin’e benzer.Fakat leucine ve izolecine yerine phenylalanine ve lysine amino asitleri (domuz,molekül ağırlığı 1056 ) veya phenylalanine ve arginine (sığır,molekül ağırlığı 1084) bulunur.

Kuşlarda bu güne kadar vasopressin tespit edilememiştir.Buna mukabil bir (8- Arganin)-oxytocin bulunmuştur.Buna,vasopressin ile oxytocin arasındaki yerinden dolayı vasotocin denir.Vasotocin’in antidiuretic tesiri vardır. Fazla salgılanması yumurta verimini başlatır. Vasoprssin mineralkortikoidlerle birlikte organizmanın su ve elektrolit alış verişini idare eden en önemli faktörleridirler.Vasopressin mineralkortikoidlerle birlikte organizmanın su ve elektrolitalış verişini idre eden en önemli faktörledirlerdirler.Vasopressin adenylcyclase aktivitesini ve böbrek tubilileri distalinde cAMP artmasını etkiler ve bu suretle biyolojik membranın su için permeabilitesi yükselir.Vasopressin eksikliğinde idrar atılması artar (diurese).Ancak bu hypophyse ön lobunun sağlam durumda olması ile mümkündür.Nitekim total hypophysectomy’de fazla idrar atılması meydana gelmez.Önemli miktarda su alınmasına (polydipsie,devamlı susama) bağlı olarak diabetes insipidus (polyurie) meydana getirmek için hypophyse sapının kesilmesi klasik eksperimentel bir metoddur.Böbrekler vasopressin’in fazlasını dışarıya atma durumundadır.Vasopressin etkisiyle nephron tubulusunun distalinde su ve elektrolitlerin geri emilmesi vukua gelir.Vasopressin noksanlığı bu mekanizmanın çalışmasına sebep olur ve düşük dansitede çok miktarda idrar atılması (diabetes insipidus) meydana gelir.Vasopressin’in böbreklerde elektrolit alış verişine etkisi oldukça münakaşalıdır.Vasopressin adrenalinden daha zayıf, fakat daha uzun süre kan basıncı artması meydana getirir.

Vasopressin teşekkülünde ve boşaltımında önemli olan faktör arteriel kanın ozmatik basıncıdır.Hypothalamustan vasopressin boşaltılması mekanizmasının düzenlenmesi,burada bulunan ve ozmoreseptör olarak tesir eden , şiddetle vakuolleşmiş ganglion hücrelerinin ozmatik basınçtaki değişiklikleri kaydetmesi ile olur.Kanda ozmatik basıncın düşmesi halinde vasopressin boşaltımı (ve su geri emilimi ) sınırlanır ve büyük miktarda sulandırılmış idrar vücüttan dışarı atılır.Su kayıpları kanda ozmotik basıncı artırır.Bu da vasopressin boşaltımını arttırarak konsantre idrar teşekkülüne sebep olur.Vasopressin invitro olarak bir amino peptidase tarafından maktive edilir.

Oxytocin (oxytocin = yunancada çabuk doğum )

Oxytocin molekül ağırlığı 1007 olan bir nanopeptiddir.Domuz hypophyse’inde sığır hypophyse’indekinin tahminen iki misli oxytocin bulunur.Oxytocin’in sellüler etki mekanizması henüz bilinmemektedir.Oxytocin’in başlıca üç etkisi şunlardır :

Uterusa şiddetle kontraksiyon yaptırmak,

Memelerden sütün dışarı çıkarılmasını uyarmak,

Kan basıncını düşürmek.

Östrojenler uterusu oxytocin’e karşı en duyarlı hale getirirler.Buna mukabil uterus , progesteron ile oxytocin’e karşı duyarsız olur.Östrojenlerin myometrium’da meydana getirdiği duyarlılık yeter derece yüksek dozda progesteron ile ortadan kaldırılabir.Gebelerin kanında bir oxytocinase bulunur.Bu enzim keza plasentada yüksek konsantrasyonda bulunur.Buna mukabil amnion sıvısında bulunmaz.Oxytocinase domuz ovarium’undan ve sığır süt bezlerinden de elde edilebilir.Gebelik esnasında bilhassa uterusta oxytocinase miktarında önemli bir artma vukua gelir.Gebelik sırasında kanda önemli miktarda progesteron bulunması uterusu oxytocin’e karşı duyarsız hale getirir.Gebeliğin sonuna doğru progesteron miktarı azalır ve uterus kasının oxytocin’e karşı duyarlılığı artar.

THYROID

Thyroıd bezi, iç salgı bezleri arasında özel bir yer işgal eder.Bu bez fizyolojik şartlarda thyroıd bezi hormonu için bir depo vazifesi görür.Belirli uyarıların etkisi ile thyroıd hormonunu kana verir.Thyroıd bezi kolloidi tipik bir depo şeklidir ve başlıca madde olarak thyroglobulin ihtiva eder.Bu kolloid, viskozite derecesi değişik olan homojen bir sıvıdır.Thyroıd bezi kolloidi içinde iyotsuz ve iyotlu protein ve muhtelif enzimler bulunur.Bu enzimlerden bir proteolitik enzim ile bir mucinase bilhassa ilgi çekicidir.Thyroglobulin bir glikoproteindir.Molekül ağırlığı 680.000 dir.Normal olarak kanda bulunmaz.Thyroglobulin, pinocytose ile thyroıd bezi epitel hücrelerindeki thyroglobulin’e ulaşır (pinocytose denince epitel hücrelerinin plazma vakuolleri içerisine parçacıkların alınması anlaşılır.Leucocytler deki fagositoza benzer).Burada Iysosom’ların enzimleriyle parçalanır.Bu parçalanma sırasında iyotlu tyrosin, triicdothyronin (T3),thyrogsin (T4)serbest hale geçer.T3 ve T4 kan kapillarlarına ulaşır.Thyroıd hormonu sekresyonu, sentez edilmesinde olduğu üzere, thyrotropin’in direkt etkisi altındadır.

İyot alınması, thyroıd bezi hormonu olan thyroxin ve triiodothyronin için önemlidir.İyot başlıca organik bileşik halinde besin maddeleri ile birlikte ve sodyum klorür ile birlikte anorganik halde alınır.İyot sağlamada su ve hava önemsiz rol oynarlar.Alınan iyotun dağılımı bilhassa iyot miktarına bağlıdır.En büyük kısmı (takriben %50) kaslarda %20 si thyroıd bezine, geri kalan %30 u vücudan diğer kısımlarına gider.Sıçan karaciğer fonksiyonlarında yapılan araştırmalarda hücre çekirdeğinde 0.13 µg, mitochondrie’de 0.78 µg ve hücrenin diğer fonksiyonlarında 0.58 µg proteine bağlı iyot bulunmuştur.

Thyroglobulin birkaç peptid zincirinden kurulmuş bir proteindir.Bu protein %0.5-1.0 iyot, %8-10 karbonhidrat ihtiva eder.Bu karbonhidrat iki tip polisakkarit halindedir.Bunlardan birisi galaktoz, mannoz ve N-acetyl-glucosamin ; diğeri sadece son iki monosakkaridi ihtiva eder.Thyroglobulin sentezi, bezdeki diğer proteinler gibi, thyrotropin tarafından düzenlenir. Sıçanlara thyrotropin verilmesi thyroıd bezinde ribosomal RNA ve m-RNA sentezini arttırır.

İyot ihtiva eden thyroıd hormonlarının sentezi ve salgılanması

Thyroıd bezi hormonlarının teşekkül etmesi çeşitli safhaları ihtiva eder:

1)İyodür beze girer,

2)İyodür iyot ihtiva eden thyroıd proteinleri artıkları haline dönüşür,

3)Proteolysis ve thyroid-hormonlarının salgılaması.

Thyroıd tarafından iyodür akümülasyonu.

Thyroid bezi, enjekte edilen veya ağız yolu ile verilen iyodürü belirgin toplama kapasitesi gösterir.Bu iyodür thyroid folliküllerindeki colloid içerisinde hızla akümüle olur.Bu bir “aktif transport” mekanizması ile olur.Bez, hızla iyodürü organik bağlı iyot haline dönüştürmek suretiyle iyodürü genel olarak plazmadakinin en az 25 misli konsantre eder.Normal olarak thyroid, takriben 10 µg değişebilir veya serbest iyodür, buna mukabil 7.500 µg organik bağlı iyot ihtiva eder.Thyroid iyodür girmesi hypophyse ön lobunun thyrotrope hormonu tarafından uyarılır ve thiocyanate ve perchlorate gibi bazı anorganik iyonlar tarafından inhibe edilir. Başka bezler ve mide mukozası da iyodürü konsantre ederler.Öyle ki tükürük, mide suyu ve süt, plazmanın 14-48 misli iyodür ihtiva edebildiği halde bu sıvıları yapan bezler önemli miktarda iyot ihtiva etmezler, thyroxine veya triiodothyronin teşkil etmezler ve thyrotropic hormon’a cevap vermezler.

Organik olarak bağlanmış iyot bileşiklerinin teşekkülü

Thyroglobulinde thyroxin sentezi en az üç safha ihtiva eder :

1)Tyrosine artıklarına iyot bağlanarak monoiodotyrosine teşekkül etmesi,

2)Monoiodotyrosine’e iyot bağlanarak diiodotyrosine’e dönüşmesi ve

3)İki diiodotyrosine artığının birleşerek thyroxine ve üç karbonlu bir bileşik teşkil etmesi.

Aromatik halkadan bir hidrojen uzaklaştırabilmeden önce, iyodür bir elektron kaybetmek zorundadır.Thyroglobulin’in tyrosine artığının iyotla bağlanması(iodination) iyodürün oksitlenmesini takiben veya aynı zamanda olur.

­ 2 ¯

( iyodun oksidasyonu ) 2 I ¯ I2

iyodür Element

iyonu halindeki

iyot

Bir enzim kompleksi, bir peroxydase, iyodür ve H2 O2 karşısında peptid bağındaki tyrosine artığına iyot bağlayarak diiodotyrosine ve daha az miktarda monoiodotyrosine teşkil eder.

Thyroglobulinin, proteolysis’i yalnız iyotla bağlanmış tyrosine vermeyip aynı zamanda thyroxine de verdiğinden poroxydase’in çiftleşme reaksiyonlarına da katılması mümkündür. Ancak bunun mekanizması bilinmemektedir.

Thyroglobulin’in proteolysis’i ve thyxin ile triiodothyroninc sekresyonu

Thyroglobulin,thyroid colloid’inin başlıca maddesidir,acinuslumenini bol bol doldurur, duvarları yırtılmazsa kapillarların içerisine girmez.

Thyroglobulin’in hormonal özelliği yoktur,sadece intracellularproteolysis sonucu olarak iodothyronine’lerin ayrılmasından sonra hormon etkisi görülür Thyroglobulin sentezi ve proteolysis devamlı olarak vukua gelir.Bunun hızı thyrotropin tarafından regüle edilir.

Lysosome’ların proteolitik enzimleri thyroglobulin’i hidrolize ederek hormonu sirkülasyona bırakır.Thyroxin,thyroid bezi dokusunun fizyolojik etkilerinin hepsine sahiptir, kanda bulunan önemli thyroid bezi hormonudur,per os verilince subcutan yolla verilişinin %50 kadarı etki gösterir.L-triiodeothyronine (L-3,5,3’-triiodeothyronine) thyroxin gibi thyroid bezi hücrelerinin fizyolojik etki belirtilerinin hepsine sahiptir. Triiodothyronine çeşitli biyolojik testlerde thyroxine’in takriben 2-6 katı etki gösterir.Per os verildiğinde subcutane verilişinin takriben %15 kadar daha az etki gösterir.

Thyroid bezi hormonlarının taşınması,plazma proteinlerine bilhassa albumin ve ?-globulin’e değişik kuvvet ile bağlanmış olarak vukua gelir. Fakat fizyolojik etki,sadece taşıyıcı proteine bağlı olmayan thyroid bezi hormonu tarafından gösterilir.Bu miktar,T3 ve T4 için kanın bütün thyroid bezi hormonunun takriben %1’dir.Kuşlarda thyroxine bağlayan globulin yoktor.İnsanda thyroid hormonu başlıca ?-globuline,çok az kısmı serum albumine bağlanmış halda taşınır.Aynı prensip diğer memeli hayvanlar içinde geçerlidir.Bununla beraber köpek ve sıçanda serum albumin başlıca taşınma aracıdır.Kanatlılar içinde serum albumin,taşınma için büyük önem taşır.Triiodothyreonine plazma proteinine gevşek bağlanır.Triiodothyronine’in thyroxine’den daha hızlı tesir etmesi protein’e daha gevşek bağlanmasından ileri gelir.Plazma proteın’ine bağlı iyodun (PBI) hemen hemen tamamı ekstrakte edilebilir ve thyroid bezi hormonunun bütün özelliklerinin bundan geldiği gösterilebilir.Bundan dolayı kandaki thyroid bezi hormonu miktarı PBI ile iyi ifade edilebilir.İnsanlarda kanda bulunan PBI kıymetleri normal thyroid fonksiyonunda %4.8 µg, hypothyroidism’de %1-2µg ve hyperthyroidism’de %10-20 µg dır.atların kanında PBI miktarı normal olarak ortalama 100ml de 2µg (100ml de 1,6-2,8 µg)dır.

Thyroid bezi fonksiyonu ile vücut sıvısı ve vücuttan sıvı atılması faaliyeti arasında ilişki bulunduğu uzun zamandan beri bilinmektedir.Genellikle hyperthyoidism fazla su atılması (diurese,diabetes insipidus ) şeklinde kendisini gösterdiği halde hypothyroidism’de veya thyroidectomy’de idrar hacminde bir azalma kendisini gösterir.Bilhassa 131I ile yapılan araştırmalar böbreklerle iyot atılması konusun da daha kesin sonuçlar vermiştir.Bunlarda çıkan sonuçlara göre,thyroid bezinde tutulma ve bilhassa böbrekle olmak üzere dışarı atılma sayesinde organizma kandaki iyot miktarını belirli bir seviyede tutmaya çalışır.Thyroid bezinin fonksiyon durumu 131I in tutulma ve atılma ölçüsünü tayin eder.İyot bakımından fakir thyroid bezi bundan dolayı çok 131I alır ve idrarda az 131I bulunur.

Thyroid bezindeki folliküllerin büyüklükleri çeşitli hayvan nevilerinde farklıdır ve bu hayvan nevilerinin ağırlıkları ile ilişkilidir.Ağırlık artıkça follikül büyüklüğü artar.Bu arada protein ve RNA miktarları da her bir DNA ağırlık birimi için karakteristik değişiklik gösterir.

Sentetik thyreostatik’ler denen maddelerle mesela,thiouracil,thioüre ve sulfaguanidin ile thyroxine sentezi önlenebilir.

Thyroxin büyüme için önemlidir.Genç hayvanlarda thyroid bezinin alınması ile büyüme yavaşlar,cinsiyet organları gelişmemiş olarak verir ;Hayvanların canlılığı sınırlıdır.

İnsanlarda gelişme döneminde thyroid bezi hormonunun az teşekkül etmesi kretinismus meydana getirir.Bunda bedensel ve ruhi kabiliyetler çok sınırlandırılmıştır,büyüme ve cinsiyetin gelişmesi geri kalmıştır.

Thyroid hormonu başlıca etkisini metabolizmanın regülasyonunda gösterir ve bazal metabolizmanın yüksekliğini tayin eder.Thyroid bezinin hipofonksiyonunda veya ameliyatla alınmasında bazal metabolizma % 30-40 oranında düşer.Bundan dolayı thyroid bezi fonksiyonunun kontrolü için bazl metabolizma tayininden yararlanılabilir.Vücut ısısı azalır,organizma soğuk etkisine karşı çok duyarlıdır.

Yetişkin insanlarda thyroid bezi hipofonksiyonunda su ve tuzların dokularda toplanması (myxödem) husule gelir.Bu hastalıkta bağ dokuda müköz bir sıvı toplanmış,deri kurumuş,ruhi yüklenme kabiliyeti,çevreye karşı ilgi ve seksüel aktivite azalmıştır.Bazı bölgelerde,evcil hayvanların az iyot almaları sonucu olarak thyroid bezinin hipofonksiyonu meydana gelir.

Alpler,Pireneler ve Karpatlar avrupada iyot bakımından fakir bölgelerdir.Bu bölgelerde hayvanlarda boğaz uru teşekkülüne sık rastlanır.Ana domuzlarda iyot noksanlığı yavrularının “kalın boyunlu” olmalarına sebep olur.Boğaz uru teşekkülüne keçi ve koyun yavrularında da rastlanır.Hayvanlarda boğaz uru teşekkülüne içme suyunda nispeten çok florür bulunan bölgelerde de rastlanır. Hayvanlara iyot ihtiva eden tuz verilmek sureti ile iyot alınması düzeltilebilir.Gebelikte ve laktasyon esnasında iyot ihtiyacı yüksek olduğu için gebelerle süt veren hayvanların yeter miktarda iyot almalarına dikkat edilmelidir.Laktasyon esnasında alınan iyodun yetersiz olması süt bezlerinin süt verimlerinin düşmesine sebep olur.

Thyroid bezinin hiperfonksiyonu bilhassa insanlarda basedow hastalığını meydana getirir.

Calcitonin

Calcitonin thyroid bezinin parafolliküler C-hücrelerinde teşkil edilir.Thyroid bezinin C-hücreleri follikül hücrelerinden daha büyüktür ve iyot depolamazlar.Calcitonil 32 amino asitten kurulmuş bir polipeptiddir.Molekül ağırlığı 3600 dür.

Domuz ve insan calcitonin’inin sentezi yapılmıştır.

Memeli hayvanların calcitonin’lerinin amino asit dizileri arasında bazı küçük farklar vardır.Calcitonin teşekkülü kandaki calsiyum miktarına bağlıdır.Kandaki calsiyum miktarı azalmaya başlayınca calcitonin sekresyonu kuvvetli düşer.Kandaki calsiyum miktarı 100 ml’de 9-11 mg olduğu zaman az miktarda calcitonin salgılanır.calcitonin aşağıdaki etkileri gösterir.

Kemiklerden mineral maddelerin mobilizasyonunu engeller.Mide-bağırsak kanalından calsiyum rezorpsiyonunun şiddetlenmesinde bilhassa calsiyum bakımından zengin besin maddelerinin alınmasından sonra hiperkalsemi önleyici etki yapar.

Yaşın artması ile kemik dokusunun calcitonin’e karşı reaksiyon kabiliyeti azalır.Kanatlılarda yumurtlama periodundan calcitonin daha az etkilidir.Bu period da yumurta kabuğu teşekkülü bakımından kan plazmasında yüksek düzeyde calsiyum konsantrasyonu muhafaza edilir.

Calcitonin,burada RNA metabolizmasına ve protein sentezine tesir eder ve mineral maddelerin mobilizasyonunu engeller.Calcitonin’in yarı ömrü tavşanlarda 5-15 dakikadır.Bu hormon başlıca karaciğer mikrozom fraksiyonlarında parçalanır.

PARATHYROİD’LER

Parathyroidlerin başlıca vazifesi, bilhassa normal neuromusküler uyarılabilmeler için büyük önemi olan, kandaki calsiyum ve fosfor miktarının regülasyonundan ibarettir.Parathyroidler evcil hayvanlarda kaide olarak dört epitel cisimciğinden müteşekkildirler.İki dış epitel cisimciği thyroid bezinin yanında veya içinde ( at,etçiller veya arteria communis’in dallanma bölgesinde geviş getirenler, domuz) bulunurlar.

İç epital cisimcikleri ekseriya bizzat thyroid bezinin içinde bulunurlar.Esas parathyroid bezlerinin deneysel olarak alınmasından sonra bunların vazifesini “yardımcı epitel cisimcikleri”üzerlerine alabilirler.

Parathyroidlerden parat hormon salgılanır.Parathyroid ectomy’den sonra yaşama oranı köpeklerde %5,kedide %35,tavşanda %75 dir.Neuromusküler semptomlar bu hayvanlarda takriben aynı oranlarda bulunur.Genellikle parathyroidectomiy’den sonra karnivorlarda en ağır,ot yiyenlerde en hafif semptomlara rastlanır.Koyunlar ve keçiler hemen hemen hiç eksiklik belirtileri göstermezler;bunda muhtemelen yardımcı parathyroid bezler(yardımcı epitel cisimcikleri) rol oynarlar.Piliçler parathyroid bezi alındıktan sonrada iyi yaşarlar.Buna mukabil ördekler duyarlık gösterirler ve sadece 20-30 saat yaşarlar,keza güvercinlerde aynı şekilde duyarlık gösterirler.Sığır,domuz,tavuk ve insan parathyroid bezlerinden izole edilen parathormon 84 amino asitten kurulmuş tak bir polipeptid olup molekül ağırlığı 9.500 dür.Amino asit dizisi tespit edilmiş ve sentezle doğrulanmıştır.Parathormone’un amino asit dizisi sığır ve domuzda tam olarak;insan ve tavuk da kısmen aydınlatılmıştır.Sığır ve domuz da amino asit dizileri belirtilen amino asit artıkları dışında aynıdır (tablo 15.7).Sığır ve domuzda amino asit dizileri belirtilen amimo asit artıkları dışında aynıdır.İnsan parathormonundaki farklılıklar Tablo 15.7 de gösterilmiştir.Mamafih 38 den 43 e kadarki amino asit artıkları henüz tespit edilmemiştir.

İnsan parathyroid hormonunun 1-34 bölümündeki amino asit artıkları domuz ve sığırınkinden büyük farklılık göstermemektedir.

Parathyroid dokudan 109 amino asit artığı ihtiva eden molekül ağırlığı 12.500 olan biyolojik aktiviteye sahip bir polipeptid izole edilmiştir.Bu molekül,parathormonun %50 si kadar biyolojik aktivite gösterir.Bu daha büyük peptid,parathyroid bez ekstraktı ile inkübasyona tabi tutulursa parathormonun aynısı bir moleküle dönüşür.

Tablo 15.7 İnsan,Sığır ve Domuz parathormonu’nun amino asit dizisi

1 10 20

İnsan Ser leu Asn

Sığır Ala-Vak-Ser-Glu-Ile-Gln-Phe-Met-His-Asn-Ieu-Gly-Lys-His-Ieu-Ser-Ser-Met-Glu-Arg-

Domuz Ser leu leu

30 40

Val-Glu-Trp-Leu-Arg-Lys-Lys-Leu-Glv-Asp-Val-His-Asn-Phe-Val-Ala-Leu-Gly-Ala-Ser

Ala-Gly 50 60

Ile-Ala-Tyr-Arg-Asp-Gly-Ser-Ser-Ser-Gln-Arg-Pro-Arg-Lys-Lys-Glu-Asp-Asn-Val-Leu-Val

70 80

Glx Thr

Glu-Ser-Nis-Gln-Lys-Ser-Leu-Gly-Glu-Ala-Asp-Lys-Ala-Asp-Val-Asp-Val-Leu-lle-Lys

Ala

Ser 64 Glx ya dlutamik asit veya glutamindir.

Ala-Lys-Pro-Gln

81 82 83 84

Parathormonun regülatör etki gösterdiği başlıca yerler, böbrekler,iskelet ve mide-bağırsak kanalıdır.Hormon bu üç yerden her birini bağımsız ve direkt olarak etkiler. Parathormon tarafından regüle edilen başlıca metabolit Ca2+ dır.Ca2+ ları tek başına parathyroid den hormon salgılanmasını kontrol eder.

Parathormon’un parathyroid bezinden salgılanması iyonlaşmış serum Ca2+ konsantrasyonu tarafından regüle edilir ve bu iyonların konsantrasyonu ile ters orantılı olarak değişir. Eğer iyonlaşmış serum Ca2+ konsantrasyonu, florür, okzalat veya kalsiyum kelatlayan bir madde de enjekte edilmek suretiyle, düşürülürse parathormon sekresyonu hemen artar. Tersine, serum Ca2+ konsantrasyonunun artması hormon sekresyonunu azaltır.Parathormonun yarı ömrü 20-30 dakikadır.

Parathormon böbrek tubuluslarından Ca2+ ve Mg2+ geri emilimini arttırır, K+,anorganik fosfat, HCO3¯ atılmasını fazlalaştırır, H+ ve NH+4 atılmasını azaltır,renal gluconeogenesis’i tenbih eder.

Parathormon kemikler üzerine başlıca dört etki gösterir:

Aktif osteoblastlar içerisinde collagen sentezini engelleme (inhibition);

Osteocytic osteolysiste yükselme;

Osteoclastic osteolyesis’in fazlalaşması;

Osteoblastların ve osteoclastların içine doğru öncü hücrelerin olgunlaşma oranında artma.

Parathormon verilmesinden sonra gastro intestinal kanaldan Ca2+ ve anorganik fosfat absorpsiyonu artar.

Normal olarak kanın kalsiyum iyonları konsantrasyonu oldukça sabittir.Eğer besinlerle yetersiz kalsiyum alınırsa veya gebelikte ve laktasyonda olduğu üzere fazla miktarda Ca kandan alınırsa Ca eksikliği ortaya çıkar.Sığırdaki dana humması parathyroid’lerin hipofonksiyonuna bağlanamaz.Çünkü bu hastaların kanıda parathormon miktarında azalma saptanamamıştır.Kandaki kalsiyum miktarının azalması parathormon salgılanmasını arttırır bu da osteoklastik faaliyeti arttırarak kemik minerallerinin mobilizasyonunu fazlalaştırır.Kandaki fosfor miktarının artması da parathormon salgılanmasını tenbih eder.

PANKREAS

Pankreasın Langerhans hücrelerinde iki hormon yapılır.Bunlardan insulin ß-hücrelerinde,yapılır.Her iki hormon karbonhidrat metabolizmasının kontrolüne önemli ölçüde katılırlar.

Eğer izole edilmiş pankreas dan glukoz bakımından fakir veya glucose bakımından zengin besin çözeltisi geçirilirse,bezden çıkan besin sıvısında sırasıyla insulin miktarının azaldığı veya arttığı görülür.Alloxan ile ß-hücrelerinin tahribi,insulin üretiminin ve salgılanmasının durmasına yol açar.Çeşitli hayvan nevilerinin alloxan’a karşı duyarlılıkları değişiktir.Mesela sıçanlar çok duyarlı oldukları halde koboylar nisbeten duyarsızdırlar.

Synthalin (NH2. C: NH.NH (CH2)12 NH.C:NH.NH2.2HCI) ve kobalt klorür ile ?-hücrelerinde tahribi mümkündür.Bu durum glukagon üretiminin ve salgılanmasının durmasına yol açar.

İNSULİN

İnsulin birisi A,ötekisi B olmak üzere iki peptid zincirinden kurulmuştur. A peptid zinciri 21 amino asitten kurulmuş olup N-terminal amino asidi glycine’dir. B peptid zinciri 30 amino asitten kurulmuş olup N- terminal amino asidi phenylalanine’dir. A ve B zincirleri -S-S- köprüleri ile birbirine bağlanmıştır.

Pankreasın karbonhidrat metabolizması için önemi 1889 yılında kendileri klinikçi olan Mehring ve Minkowski tarafından gösterilmiştir.Bu araştırıcılar köpeklerde pankreasın ameliyatla alınmasından sonra ağır, öldürücü diabetes mellitus meydana geldiğini müşahade etmişlerdir.Trepötik maksatlara uygun insulin çözeltileri ilk defa 1922 yılında Banting ve Best tarafından hazırlanmıştır.Son yıllarda insulinin kimyasal yapısı araştırılmış ve total sentezi yapılmıştır. Sığır pro-insulin ve insulininin amino asit dizileri Şekil 15.3 de gösterilmiştir.

Laboratuvarda insulinin total kimyasal sentezi başarılmıştır.

STEİNER ve OYER 1967 yılında proinsulini keşfetmişlerdir.Sığır proinsulin’i 81 amino asit artığı ihtiva eder. Proinsulin’in 30. ve 60. amino asit artıkları arasındaki 30 amino asit artığından kurulu C-peptid zincirinin proteolitik olarak parçalanıp ayrılması ile insulin teşekkül etmiş olur.

İnsulin salgılanması, glukoz rezorpsiyonunun büyüklüğüne veya sığırlarda olduğu üzere propionat ve butyrat rezorpsiyonuna da tabidir.Kısa açlık periyodundan sonra insulin salgılanması oldukça düşer.İnsulin kan dolaşımını çok süratle terk eder,kan plazmasıda insulinin yarı ömrü koyunda 12-14 dakika arasında değişir.

İnsulin teşekkülü,çok miktarda çinko ihtiva etmesi ile pankreasın ß-hücrelerinde vukua gelir.Didhizon gibi çinko kompleksi bağlayan bileşiklerin verilmesi insülin teşekkülünü azaltır ve diabetes mellitus teşekkülüne sebep olur.Allaxon verilmekle de insulin teşekkülü azaltılır(alloxan diabetes).Bilhassa protamin-zink-insulin,globulin-zink-insulin ve thiocarbonyl-insulin gibi preparatlarla insulinin tesir süresi uzatılmıştır.İnsulin yıkılması bilhassa insulinase tarafından karaciğerde yapılır.

İnsulin karbohidrat metabolizmasının regülasyonu için büyük öneme sahiptir. Karbonhidrat metabolizması üzerine insulinin başlıca etkileri şunladır ;

Hücrelerin glukoza karşı geçirgenliğini arttırır ve glukozun değerlendirilmesini ve oksidasyonunu teşvik eder.

Glikojen teşekkülünü uyarıcı etki yapar

Karbonhidrat ara metobolizmasında yağ asidi ve protein teşekkülünü teşvik eder.

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.