Atatürkçülüğün İlkeleri

Genel kültür kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 15 defa okundu

ATATÜRKÇÜLÜĞÜN İLKELERİ

    

1. Cumhuriyetçilik İlkesi:

Bir ülkede en üst otorite, kuvvet ve kudret devlete aittir. Her türlü yaptırım devlet tarafından kullanılır. Egemenliğe dayanarak kullanılan hak ve yetkiler kime ait olacaktır. Bu soruya karşılık Atatürk “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” cevabını vermiştir.

Cumhuriyeti ilan eden Atatürk; demokratik cumhuriyetin ilkeleri olan tüm devrimleri gerçekleştirerek sistemi oturtmuştur.

     Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sonsuza dek, çağdaş uygar devletler arasındaki yerini her zaman koruyacağım şu tarihi sözleriyle belirtmiştir:

     “Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkie layık olduğunu eserleri ile ispat edecektir. Türkiye

Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır. Benim fani vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar ve muzaffer olacaktır.”

     2. Milliyetçilik İlkesi:

Atatürk Milliyetçiliği; eskinin Ümmetçilik ve Osmanlıcılık akımının yerine, Türklük milli bilincine varmış, yurttaşlık bağlarıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, vatanın ve milletin birlik ve bütünlüğünü kavramış; ırkçılığı, zümreciliği ve bölgeciliği reddeden bir milliyetçiliktir.

Türk milletini bir araya getiren etmenler ve tarihi gerçekler şunlardır,

a) Siyasal varlıkta birlik,

b) Dil birliği,

c) Yurt birliği,

d) Köken ve soy birliği,

e) Tarihi yakınlık,

f) Ahlaki yakınlık. 

3. Halkçılık ilkesi:

Atatürk halkçılığın esasım şöyle belirtiyor: “Bizim görüşlerimiz halkçılıktır; kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir. Hiç şüphe yok ki, bu dünyanın en kuvvetli bir esas prensibidir.” Halkçılık ilkesi şu temel esasları ifade etmektedir:

a) Her türlü hakimiyetin kişi, zümre, sınıf farkı gözetilmeden Türk halkına ait olduğu; halkın halk tarafından halk için idaresi,

b) Her türlü doktrine ve dogmatik düşüncelerden temizlenmiş bir halkçılık… Herhangi bir sınıf değil, halk egemendir.

c) Halk, millet demektir. Millet de ayrıcalıksız, sınıfsız bir toplum olan Türk Milletidir,

d) Halkı sevmek, halka inanmak, halk ile kaygılanmak, halk ile gururlanmak, halk uğruna feda olmak.

   4. Devletçilik İlkesi:

    Atatürk devletçiliği Türkiye’ye özgü bir kalkınma modelidir. Planlı ekonomik kalkınmaya dayalı bu sistemde, üretim ve dağıtım araçları özel ve devlet sektöründe olmasına karşın yönlendirici devlet olur.

Atatürk döneminde planlı kalkınmaya gereken önem verilerek 1933-1937 yıllarını kapsayan “Birinci Sanayi Planı” yapılmış ve pek çok alanda üretim seferberliği başlatılmıştır.

1929-1939 yılları arasında: demir yolu uzunluğunda % 42, elektrik üretiminde % 233, taşkömürü üretiminde % 86, kromda % 1044, çimentoda % 337 ve şekerde % 1088’lik artışlar sağlanarak büyük başarılar elde edilmiştir.

Özet olarak devletçilik ilkesinin esasları şunlardır:

    a) Ulusal ihtiyaç ve gerekler dolayısıyla, Devlet ekonomik alanda görev ve sorumluluk yüklenecektir.

    b) Devlet ve milletin ihtiyacı olan büyük işler ve yatırımlar, Devlet tarafından ele alınacaktır.

    c) Karma ekonomi sistemi izlenerek, Devlet girişimleri yanında özel teşebbüse de yer verilecektir,

    d) Ekonomik kalkınma plana uygun yürütülecektir.

5. Laiklik İlkesi:

     Atatürk Devrimi’nin en büyük ilkesi Devlet ve toplum yapışını baştan aşağı yenileştirme, modernleştirme hareketlerini bir bütün alarak ifade eden laiklik ilkesidir.

     Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eden laiklik ilkesi daha geniş olarak; din ve dünya otoritelerinin ayrılması, dinin bir vicdan işi sayılması, Devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız kalması, muhtelif dinlere ve mezheplere bağlı olanlar arasında bir ayrım yapmaması anlamına gelir.

    6. Devrimcilik (İnkılapçılık) İlkesi:

    Atatürk şu sözlerle Türk Devrimi’ni tarif eder:

“Uçurumun kenarında yıkık bir ülke… Türlü düşmanlarla kanlı boğuş malar…

Yıllarca süren savaş… Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan,

yeni millet, yeni devlet ve bunları başarmak için aralık siz devrimler…”

Atatürk Devrimciliğinin kılavuzu bilimdir. O’na göre:

    “Dünyada her şey için, medeniyet için, başarı için en hakiki mürşit bilimdir,

fendir. Bilim ve fennin dışında mürşit aramak gaflet, cehalet, delalet tir.”

    Atatürk devrimleri devamlıdır. Atılan her adım, bundan sonra atılması gereken

adımların başlangıcıdır. Yaşam bir ilerleme, bir dinamizm kaynağı olduğundan,

insan kendini ona uydurmak zorundadır. Bu nedenle Atatürk Türk toplumunun ve

insaninin devamlı ileriye yönelik hamle yapmasını istemiştir.

“Türk milletinin istidadı ve kafi kararı uygarlık yolunda durmadan, yılmadan

ilerlemektir. Çünkü, medeni olmayan insanlar, medeni olanların ayakları altında

kalmaya mahkumdurlar” diyen Atatürk, ulusça takip etmemiz gereken yolu apaçık

göstermiştir.

ATATÜRK’ÜN ESERİ:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Osmanlı İmparatorluğu, 1914 yılında başlayan ve dört yıl süren 1. Dünya Savaşı’nı yenik bitirmişti. Bunun sonucunda da koşulları son derece ağır olan Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Padişah ve öteki devlet yöneticileri şaşkındı, umutsuzdu. Sadece kendi çıkarlarım düşünüyor, ulusun durumunu akıllarına bile getirmiyorlardı.Yıllarca süren savaşların verdiği yorgunluk, yoksulluk, bitkinlik içinde çaresiz kalan halk yılgın, umutsuz, başsız durumdaydı. Dikenin üzerine tam anlamıyla kara bulutlar çökmüştü.

Ülkenin içine düştüğü karanlık durumu çok iyi bilen ama asla ümitsizliğe kapılmayan ve içinde sonsuz bir kurtuluş umudu taşıyan bir kişi vardı; Mustafa Kemal!

Mustafa Kemal, düşman işgalindeki yurt topraklarım kurtarmak için İstanbul’daki rahat, gösterişli yaşamı terk edip Anadolu’ya geçti. Ulusuna önder olup ardı ardına kongreler yaptı. Yılgın, bitkin, umutsuz Türk halkını etrafına topladı. Türk halkı, güvendiği Ata’sına tüm olanaklarım seferber etti. Hiçbir özveriden kaçınmadı. O’nun etrafında adeta kenetlendi.

Mustafa Kemal’in önderliğinde bütün Türk milleti, varın yoğunu ortaya koyup dişini tırnağına takarak düşmanları yurttan kovdu.

Yurdu düşmanlardan kurtaran Mustafa Kemal, çürümüş, bitmiş İmparatorluğa son verdi. O, inanıyordu ki: “Türk milletinin yaradılışına ve alışkanlıklarına en uygun idare şekli cumhuriyet yönetimidir.” Hemen bu düşünceyi gerçekleştirmek için harekete geçti. 29 Ekim 1923’te TBMM’de, yeni Türk devletinin, halk egemenliğine dayalı bir CUMHURİYET olduğu ilan edildi.

Cumhuriyetle beraber, eskiden teba olan Türk halkı, artık egemenliğin gerçek sahibi olmuştu. Seçme, seçilme, yönetme, düşünce, öğrenim, haberleşme gibi çeşitli haklara kavuştu.

Mustafa Kemal, bu yapılanları asla yeterli görmüyordu. O’nun hedefi, her alanda güçlü, kalkınmış, çağdaş ve dünya ulusları arasında saygın bir yeri olan Türkiye yaratmaktı. Bu amaçla toplumun kalkınmasın!, ilerlemesini engelleyen eski ve köhne kurumları, kuralları, inançları, anlayışları ortadan kaldırmak için pek çok ‘inkılapları ardı ardına gerçekleştirdi. Adına “Atatürk inkılabı” dediğimiz bu yenilik hareketiyle Mustafa Kemal, Türk ulusunun çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmasını hedeflemiştir. Hukuk alanından eğitim alanına; eski alfabeden yeni alfabeye, kılık kıyafetten saat ve takvime kadar pek çok alanda eskinin tüm izleri silinmiş, yerine yeni, çağdaş ve modern olanları getirilmiştir.

Atatürk’ün önderliğinde Türk ulusu, uygarlık koşusunda çok yol kat etmiştir. Güzel yurdumuzda bugün bağımsız olarak yaşıyorsak bunu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e ve onunla omuz omuza mücadele eden şehitlerimize, gazilerimize borçluyuz. Bu borcumuzu da ancak Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkararak ödeyebiliriz.

ATATÜRK’ÜN KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ

ALÇAKGÖNÜLLÜYDÜ

Mustafa Kemal, yapılan işleri, elde edilen başarıları asla kendine mal etmez, hiçbir zaman kendini övmezdi. Her zaman: “Türk milleti başardı” derdi.

Çocukları çok severdi. Sık sık okullara gidip çocukların arasına karışarak onlarla birlikte ders dinlemekten ayrı bir zevk alırdı. Bir gün gittiği okulda sınıfların birine girdi. İşlenen konu”Kurtuluş Savaşı” idi. Öğrenci tahtada konuyu çok iyi anlattı. Atatürk öğrenciye övücü sözler söyledikten sonra sordu:

-Bir şey söylemeyi unuttun, Türk milletin! kim kurtardı?

-Atamız kurtardı!

Atatürk bu cevaba katılmadı, şöyle dedi:

-Hayır çocuğum, Türk milletini kendi kanı kurtardı.

ÇALIŞKANDI

Atatürk’ün yaşamı sürekli zorluklar içinde geçmiştir. Hep mücadele içinde olduğu için asla belirli bir çalışma saati, dinlenme saati olmamıştır. Yapacağı işi bitirinceye kadar durmadan, dinlenmeden, uyumadan, yemeden, içmeden çalışırdı. Hiç yorgunluk, bezginlik göstermezdi. Savaş yıllarında 24 saat uyumadan, dinlenmeden çalıştığı günler olurdu.

KENDİNE GÜVENİRDİ

İyi bir öğrenim görmüştü. Öğrenim yıllarında meslekî bilgilerle donanmış,yaşamı boyunca bilgilerin’! tazelemiş, sürekli okumuş ve araştırmıştır. Son derece de zekî olduğu için en zor koşullarda bile kendine güvenin! hiç kaybetmemiştir. Bu yüzden yaşamı boyunca karşısına çıkan bütün engelleri, zorlukları yenmeyi başarmıştır.

AÇIKSÖZLÜYDÜ

Ata’nın bu özelliğini, şu sözleri ne güzel anlatmaktadır: “Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gereği olmayan bir sırrı kalbinde taşıyacak güçte olmayan bir adamım. Çünkü ben bir halk adamıyım. Ben, düşündüklerimi daima halkın önünde söylerim. Yanlışım varsa halk beni uyarır. Fakat, şimdiye kadar halkın beni uyardığını görmedim.”

BARIŞSEVERDİ

Ömrünün önemli bir bölümü savaşlarla geçen, dünyanın en büyük komutanlarından biri olan Atatürk aslında savaşmayı sevmezdi. O, hep barışı getirmek için, zorunlu kaldığı için, yurdu için savaşmak zorunda bırakılmıştır.

“Yurtta barış, dünyada barış” sözleri, ne büyük bir barışsever olduğunu göstermeye yeterlidir.

SANATSEVERLİĞİ

Atatürk, sanata, özellikle de güzel sanatlara pek düşkündü. Sanatçıya büyük değer veren Atatürk: “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz… Fakat sanatkar olamazsınız.” sözleriyle sanatçıya;

“Sanat güzelliğin ifadesidir; bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musiki, resim ile olursa ressamlık, bina ile olursa mimarlık olur…Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir…” sözleriyle de sanata verdiği önemi açıkça ortaya koymuştur.

ÇOK YÖNLÜLÜĞÜ

Çok zekî ve çalışkan olan Atatürk aynı zamanda çok yönlü bir insandı. Kültürlü, ileri görüşlü, açık sözlü bir insan; yetenekli ve cesur bir komutandı. Bir kurtarıcı, bir kurucu olan Atatürk, esir uluslar için manevî bir lider; Batı uluslarının hayranlık duyduğu bir kahramandı.

Atatürk, çok güzel ve etkili konuşan bir hatipti. Bütün sanat dallarından hoşlanır, sanatçılara saygı duyar, sık sık onlarla birlikte olurdu. O, kendini çok iyi yetiştirmiş, pek çok konuda bilgi sahibi, aydın, yurt sevgisin! her şeyden üstün tutan bir kişiydi.

İNKILAPÇILIĞI

Atatürk, tam bir yenilikçi, inkılapçıdır. Halkın duygularım, isteklerini çok iyi anlamıştı. İnkılaplarım gerçekleştirirken yakıp yıkıcı değil, okşayıcı, ikna edici olmuştur. Ulusumuzun ilerlemesi, çağdaş uygarlığı yakalaması, modern bir toplum olabilmesi için ekonomi, eğitim, hukuk, kılık kıyafet, yönetim… gibi alanlarda yenilikler yaptı.

İLERİ GÖRÜŞLÜLÜĞÜ

Atatürk, geleceği iyi hesaplayan, her şeyi önceden görmeye çalışan bir insandı. Son derece uyanık ve dikkatli olduğu için gözünden hiçbir şey kaçmazdı. Her şeyi en küçük ayrıntılarına kadar hesaplar, küçük şeylerden büyük sonuçlar çıkarmasını bilirdi. Son derece isabetli, yanılmaz bir muhakeme gücü vardı. Bu sayede olacakları önceden tahmin edebilirdi.

Nitekim, 1. Dünya Savaşı’nın çıkacağını, Almanya’nın yenileceğini önceden görmüştü.

Esra Aral

7/C 636

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.