Öğrenme Kuramları Ödevi

Egitim kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 37 defa okundu

Öğrenme Kuramları Ödevi

Konular:

Vygotsky

Bandura -Sosyal Bilişsel Kuram

Sunan: Mehmet Can ŞAHİN

L.S VYGOTSKY

Bir çok eğitim uzmanına göre öğrenme sosyal bir süreçtir . Öğrenmenin ve gelişmenin temelinde sosyal etkileşim bulunmaktadır. Vygotsky , bireyin etkileşimde bulunduğu, ailenin, arkadaşların, öğretmenlerin, kısacası içinde yaşadığı çevrenin, ve bunların iletişim için kullandığı yazı, konuşma, dil ve kültürel sembollerin öğrenme üzerine etkilerini açıklayan bir yaklaşımın kurucusudur.

Bireyin içinde yaşadığı çevre, kültür, etkileşimin özelliklerini belirler. Bu nedenle de, gelişim ve öğrenme bireyin yaşadığı kültür ve çevreden bağımsız değildir. Çocuklar, çevresindeki kişilerden ve onların sosyal dünyalarından öğrenmeye başlamaktadırlar. Çocukların kazandıkları kavramların, düşüncelerin, becerilerin, tutumların kaynağı sosyal çevreleridir. Öğrenmede çevreyle etkileşim çok önemlidir (Woolfolk,1998 akt; Çeçen,2000).

Vygotsky’e (1978) göre bilişsel gelişim çocuğun o toplumun daha gelişmiş üyeleri ile etkileşimin ürünüdür. Bu etkileşim sayesinde çocuk daha sonra karşılaştığı sorunları çözerken kullanabileceği birikimi elde eder, yeni ve karmaşık zihinsel beceriler kazanır (Çeçen, 2000).

Vygotsky’nin gelişim ve eğitime getirdiği en önemli kavram “Yakın Gelişim Alanı” (Zone of Proximal Development)dır.Bu aynı zamanda Vygotsky’nin en çok bilinen kavramıdır.. Vygotsky’e göre çocuk için öğrenmede temel iki düzey vardır . Bunlardan birincisi hali hazırda var olan gelişim düzeyidir; çocuğun herhangi bir yetişkinin yardımı olmaksızın, bağımsız olarak kendi kendine sağlayabileceği gelişim düzeyidir.İkincisi ise ileri gelişim düzeyi; bir yetişkinin rehberliğinde çalıştığında gösterebileceği potansiyel gelişim düzeyidir. Bu ikisi arasındaki fark, çocuğun “Yakın gelişim alanıdır” (Kerr,1999; akt, Çeçen,2000).

Yaptığı araştırma sonuçlarında da, bir öğretmen,yetişkin, ya da başka çocuklarla çalışan çocuğun bilişsel gelişiminin ve diğer özelliklerinin zenginleştiğini, beslendiğini ve kapasitesinin en üst düzeye çıktığını bulmuştur. Bu bilgiler ışığında, Vygotsky öğretmenlerin, ailenin ve arkadaş çevresinin, yakın gelişim alanına etki edebileceğini ortaya koymuştur.

Örnek: Altı yaşındaki bir çocuk oyuncağını kaybetmiş ve babasından yardım istemiştir. Babası en son oyuncağı nerede gördüğünü sormuş çocuk hatırlamadığını söylemiştir. Babası daha sonra soruları artırarak, odanın içinde mi dışında mı, banyo da mı, mutfakta mı gibi hatırlatıcı ve yönlendirici sorular sorunca çocuk hatırlamış ve evet arabada bırakmıştım demiş. Bu durumda, problemi ne çocuk, ne de baba tek başına çözmüştür. İkisi birlikte çözmüştür. Bu şekilde üst düzey öğrenmelerde, etkileşim çocuğun yakın gelişim alanını geliştirir (Woolfolk,1998, akt;Çeçen,2000).

Çocuğun öğrenme kapasitesinin artırmak için, çevresindeki yetişkinlerle, öğretmenlerle ve diğer çocuklarla etkileşmesi sağlanmalıdır. Çocuğun onları gözlemesi, onlarla oyun oynaması, onlardan yardım alması, bu “Yakın Gelişim Alanı”na olumlu etki eder. Vygotsky çocuğun kavram gelişiminde sosyal çevrenin ve kültürün etkisinin sadece doğrudan yardım alarak değil, dil yoluyla dolaylı olarak ta var olduğunu belirtir.

Vygotsky, çalışmalarını, bilişsel gelişimde “sözlü düşünce” başlığı altında, dilin rolü üzerine yoğunlaştırmıştır.Vygotsky’e göre tüm kişisel psikolojik süreçler, çocuk ve yetişkinler arasında oluşan etkileşimle başlar. Bunun etkileşimin en önemli öğelerinden biri “dil” dir. İnsanların bütün kişisel psikolojik süreçleri, kültür tarafından biçimlendirilmiş sosyal süreçler olarak başlar.

Vygotsky, bilişsel süreçlerin gelişiminde sosyal öğrenme, sosyal semboller ve sosyal ilişkiler yoluyla kültürün içselleştirildiğini vurgular. Kültürel miras sosyal araçlar ve dil yoluyla aktarılır. Dil, düşüncenin bir öğesi olduğundan, dil olmadan düşüncenin ortaya çıkması ve ifade edilmesi, soruların sorulması, düşüncede kavramlar ve kategorilerin oluşturulması, geçmiş ve gelecek arasında ilişki kurulması mümkün değildir. (Çeçen, 2000).Özetleyecek olursak; sosyal çevre kültürü ve dili oluşturur, dil kavram gelişimini etkiler, kavramlar düşüncenin temel taşlarıdır, böylece dil düşünceyi etkiler .

Vygotsky’ e göre oyun , çocuğun düşünce ve dil gelişiminde önemli bir yere sahiptir. Oyun, okul öncesi bir çocuk için Yakın Gelişim Alanının ortaya çıkmasında büyük bir etkiye sahiptir. Oyun, çocuğa araçları kullanarak sosyal etkileşim için fırsat yaratır. Dil gelişiminde önemli bir fonksiyon görür. Ayrıca hayal gücüne dayalı oyunlar çocuğun plan yapmasını sağlar ve yaratıcılığını geliştirir (Belsky, Steinberg,1996: akt, Çeçen,2000).

Vygotsky , Düşünce ve Dil kitabında dil ve öğrenme üzerine çalışmalarından bahsederken dilin öğrenme üzerinde çok büyük etkisi olduğunu vurgulayıp, bu iki olgunun arasındaki ilişkileri belirtmiştir. Özetle şu sonuçlara ulaşmıştır.

1.Düşünce ve konuşma öz oluşum bakımından farklı köklere sahiptir

2. Çocukta konuşmanın gelişmesinde düşünce öncesi bir aşama, düşüncenin gelişiminde ise dil öncesi bir aşamanın varlığı kesinlikle saptanabilir.

3. Bu ikisi belirli bir ana kadar birbirlerinden bağımsız doğrultular izlerler.

4. Belirli bir noktada bu doğrultular kesişir ve bunun üzerine düşünce sözlü, konuşmada ussal hale gelir. (Vygotsky,1998, s.72)

Son madde çok dikkat çekicidir. Vygotsky bir seviyeden sonra insanın, düşünürken sözlü düşündüğünü yani sözcüklerle düşündüğünü, hatta problem çözerken kendi kendine iç sesle konuştuğunu vurgular. Bütün bu düşünceleri bir cümleyle anlatmak istersek, Vygotsky’nin aşağıdaki sözü Ana düşünceyi belirtecektir:

“Çocuğun zihinsel gelişimi düşüncenin toplumsal araçlarına yani dile egemen olmasına bağlıdır “ (Vygotsky,1998, s.81)

Vygotsky’nin düşüncelerden yola çıkarak, öğretimsel uygulamalarda dikkat edilecek unsurlar şunlardır;

Çocuğun dile hakim olması için gelişme çağında onunla sürekli konuşulmalı, sorduğu sorular cevaplanmalı, ona hayal gücünü geliştirecek masallar anlatılmalıdır. Unutulmamalıdır ki çocuk ne kadar çok kavram kazanırsa olaylara o kadar geniş açılardan bakabilir, düşünme ve problem çözme yeteneği o kadar artar .

Öğretmenler, öğrenmenin sosyal yanını göz ardı etmemelidirler. Öğrencinin, diğer öğrencilerle ve öğretmenlerle etkileşimleri, ona sosyal, duygusal ve bilişsel özellikler kazandırır. Bu sosyal etkileşimlerle çocuk ben merkezcilikten uzaklaşır. Diğer çocukların bilgiyi nasıl kazandıklarını öğrenir. Kendini açıklamasına, başkalarının fikir, görüş ve sorunlarını tartışmasına katkıda bulunur. Özellikle Vygotsky, yetişkin rehberliğinin, yakınsal gelişim alanını etkili olarak kullanmayı sağlayarak çocuğun bilişsel gelişiminin hızlandırdığını belirtmektedir( Glassman,1994, akt;Çeçen,2000).

Çocuğun diğer çocuklarla etkileşimi bilişsel gelişimini besler. Bu nedenle öğretme öğrenme ortamı öğrencilerin birbirinin sırtını görecek şekilde düzenlenmekten vazgeçilmeli, kolayca hareket edecekleri, birbirleriyle, öğretmenle ve diğer yetişkinlerle, araç-gereçlerle etkileşimde bulunacakları şekilde çok boyutlu olarak düzenlenmelidir.

Öğretim, çocuğun gelişimini ileriye götürebildiği ölçüde iyidir. Öğretim, çocuğun yakın gelişim alanını etkili olarak kullanmasını sağlamalıdır. Bu nedenle, doğrudan bire bir öğretim ve çocukların çocuklarla ve yetişkinlerle etkileşimlerini sağlayan öğretim biçimleri çocuğun bilişsel gelişiminde önemli rol oynar.( Vygotsky, 1986)

Çocukların nasıl düşündüğü ve bilişsel gelişimin nasıl oluştuğu, onlara yapılacak öğretimin nasıl olması gerektiğini belirlemektedir.

Çocuklar yetişkinler gibi düşünemezler. Bu nedenle eğitimciler öncelikle çocukların nasıl bilişsel işlem yaptıklarını, problemlere, olaylara nasıl baktıklarını diğer bir deyişle bilişsel gelişim düzeylerini tanımalıdırlar. Bu tür bilişsel empati kurmak kolay olmamakla birlikte, çocukların öğrenmesini sağlamak için onların bilişsel süreçlerini anlamak temel ilkedir.

ALBERT BANDURA

SOSYAL BİLİŞSEL KURAM

Vygotsky’nin öğrenmede sosyal çevrenin önemini vurgulaması onun çalışmalarının başka bilim adamları tarafından genişletilmesi ve çeşitlendirilmesine yol açmıştır. Bandura bu konuda çalışarak, sosyal çevrenin ve model almanın öğrenme üzerine etkilerini, ilkelerini ve süreçlerini ortaya koyan Sosyal Bilişsel Kuramı ortaya koymuştur.

Her ne kadar Vygotsky birebir doğrudan etkileşim ve çocuğa yardım yoluyla bilişsel kapasitenin artırılması konusunda fikir belirtmişse de, sonuçta birey içinde bulunduğu sosyal çevreden etkilenmektedir. Bandura ise tam bu noktada dikkatleri başka bir yöne çekerek, aslında her şeyin yalnızca doğrudan etkileşimle değil, başkalarının davranışlarını gözleyerek de, model alarak da , öğrenilebildiğini vurgulamıştır. Vygotsky’nin fikirlerine karşı değil bir bakıma tamamlayıcı bir görüş ortaya atmıştır.

Miller ve Dollard’ın Sosyal Öğrenme ve Taklit ( 1941) adlı kitapları da, Bandura’yı oldukça etkilemiştir. Bandura, bu etkilenme dolayısıyla, taklit yoluyla öğrenme kavramını genişleterek gözlem yoluyla öğrenmeye dönüştürmüştür. Son zamanlarda ise “ Sosyal Bilişsel Kuram ” adını verdiği kuramında öğrenme ve model almanın genel ilkelerini açıklamaya çalışmıştır.

Bandura, bireyin her zaman doğrudan öğrenmek zorunda olmadığını, başkalarının deneyimlerini gözleyerek de pek çok şeyi öğrenebileceğini savunur.

Bandura’ya Göre Gözlem Yoluyla Öğrenme: Sadece bir kişinin diğer kişilerin etkinliklerini basit olarak taklit etmesi değil, çevredeki olayları bilişsel olarak işlemesiyle kazanılan bilgidir. Taklit yoluyla öğrenme ve gözlem yoluyla öğrenme aynı şey değildir (Senemoğlu, 1998) .

Sınavda arkadaşının kopya çekerken yakalandığını gören bir öğrenci, aynı duruma düşmemek için kopya çekmeden soruları cevaplamaya çalışır. Bu durumdaki öğrenci, gözlemleri sonucunda öğrenmiş; ancak, modeli taklit etmemiştir. Bandura göre öğrenme pekiştirmeye gerek olmadan sürekli meydana gelir; ancak o bilgiye ihtiyaç duyulduğunda gözlenebilir davranış olarak ortaya çıkar (Senemoğlu, 1998).

Deney:

Bandura 1965’te yaptığı bir deneyle çocukları üç gruba ayırmış ve üç ayrı film izlettirmiştir.

1.grup, saldırgan bir yetişkin modelin pekiştirildiği,

2.grup, saldırgan modelin cezalandırıldığı,

3.grup ise saldırgan modele ne ceza nede pekiştireç verilen filmler izlemiştir.

Deneyin sonucunda;

1.gruptaki çocukların saldırganlık davranışı en yüksek,

2.gruptaki çocukların saldırganlı davranışı en düşük,

3.gruptaki çocukların saldırganlık davranışı ise iki grubun arasında bir değerde çıkmıştır.

Sonuç olarak, çocuk neyi görürse aynen taklit etmemiş, başkalarının geçirdiği yaşantılardan etkilenerek öğrenmiş ve öğrendiklerini bu doğrultuda davranışa dönüştürmüştür.

Öğrenmeyi Sağlayan Dolaylı Yaşantılar

Bandura’ya göre öğrenmeyi etkileyen ve modelden edinilen dolaylı yaşantılar şunlardır (Senemoğlu, 1998);

Dolaylı Pekiştirme : Davranışı pekiştirilen modeli izleyen birey, modelin davranışını sıklıkla taklit eder.

Dolaylı ceza : Modelin olumsuz davranışının cezalandırılması, gözleyenlerin benzer davranışlarda bulunmasını engeller.

Dolaylı güdülenme : Gözlenen davranış değer verilen bir ürünle sonuçlanırsa kişi o davranışı yapmak için istek duyar. Arkadaşının sabırla çalışıp başarılı olmasını gözleyen öğrenci, başarılı olmak için çalışmak gerektiğini anlar.

Dolaylı Duygu : İnsanlar doğrudan zarar görmedikleri halde bazı nesne ,kişi,yada olaylardan korkarlar. Bunun sebebi gözleyen kişinin modelin mimik,ses, bağırma yada ağlamalarından etkilenerek dolaylı yaşantı kazanması ve aynı korkulara sahip olmasıdır.

Model Özellikleri : Modelin özellikleri ne kadar gözlemcinin özelliklerine benzerse, gözlemci o kadar modelin davranışına benzer davranış gösterir. Ayrıca, model ne kadar güçlü ve yüksek statüde ise gözlemcinin üzerindeki etkisi o kadar fazladır

SOSYAL BİLİŞSEL KURAMIN DAYANDIĞI TEMEL İLKELER

Bandura’nın sosyal bilişsel öğrenme kuramının dayandığı temel olarak altı ilke vardır (Senemoğlu, 1998):

Karşılıklı belirleyicilik : Birey, Birey Davranışı ve Çevre üçlüsü karşılıklı olarak birbirlerini etkilemekte ve bu etkileşimler bireyin sonraki davranışını değiştirmektedir. Örneğin; gürültülü bir çevre çalışmayı engeller. Sürekli problem yaratan birey olumsuz bir sosyal çevre yaratır. Bu etkileşimlerden yola çıkarak Bandura, davranışın çevreyi yarattığını belirtir.

Sembolleştirme kapasitesi : Bandura insanların, dünyanın kendisinden çok, bilişsel temsilcileriyle etkileşimde bulunduklarını ; bilişsel temsilciler yoluyla dünyayı sembolik olarak gördüklerini savunmaktadır. Geçmiş olaylar ve gelecek, zihinde canlandırılır , test edilir, beklenir. Geçmiş ve geleceğin sembolü yada bilişsel temsilcisi olan düşünceler, sonraki davranışları etkileyen yada onlara neden olan materyallerdir.(Bandura,1986)

Öngörü Kapasitesi : Gelecek için plan yapabilme kapasitesidir. İnsanlar gelecekte başkalarının kendilerine nasıl davranacaklarını tahmin edebilmeli, hedef belirleyebilmeli, geleceği planlayabilmelidirler. Düşünme , etkinlikten önce geldiğinden, insanlar ileriyi düşünebilmelidirler.

Dolaylı Öğrenme Kapasitesi : Başkalarının deneyimlerini gözleyerek öğrenme demektir.Eğer dolaylı öğrenme olmasaydı, insan kendi deneyimleriyle çok sınırlı bilgilere sahip olurdu.

Öz Düzenleme Kapasitesi : İnsanların kendi davranışlarını kontrol edebilme yeteneği demektir. İnsanlar ne kadar çalışıp ne kadar uyuyacağına, ne yiyip ne içeceğine ve toplumda nasıl davranacağına kadar pek çok davranışlarını kendileri kontrol eder.

Öz Yargılama Kapasitesi : İnsanların kendileri hakkında düşünme, yargıda bulunma kapasitesidir. Bu yargılar, bireyin bir işi yapmada ne derecede yeterli olacağına ilişkin görüşlerini geliştirir. Bandura (1977), bireyin kendisi ile ilgili bu yargısına öz yeterlik adını vermektedir.

GÖZLEM YOLUYLA ÖĞRENME SÜREÇLERİ

Gözlem yoluyla öğrenme süreçleri şunlardır (Senemoğlu, 1998);

Dikkat Etme Süreci : Gözlem Yoluyla öğrenmenin birinci basamağı modele dikkat etmektir.

Dikkat etme sürecini etkileyen faktörlerin bazıları modele ait, bazıları ise gözlemciye aittir,

Modelin, yaş cinsiyet, saygınlık, statü, çekicilik, güç, ün özellikleri gözlemcinin dikkatini etkiler.Bireyin, ilgi, gereksinim, ve amaçları , önceki aldığı pekiştireçler, modele duyulan hayranlık, dikkat etme sürecini önemli ölçüde etkiler.

Hatırda Tutma Süreci :Gözlem yoluyla öğrenilen bilgiden yararlanmak için modelin davranışlarının hatırlanması gerekir. Bu nedenle gözlenen bilgi sembolleştirilip kodlanmakta ve bellekte saklanmaktadır. Bilgi iki yolla sembolleştirilir. Birincisi, bilginin zihinsel resimlere, imgelere dönüştürülmesidir.İkincisi ise, bilginin sözel sembollere dönüştürülerek saklanmasıdır. Çoğunlukla model alınan etkinlikler, her iki tür sembolleştirmeyi de içerir.(Bandura, 1977;1986)

Davranışı Meydana Getirme Süreci: Bu aşama öğrenilenlerin performansa dönüştürülmesini belirler.Davranışın yapılabilmesi için fiziksel ve psiko-motor olarak uygun olmak gerekir. Bandura, birey fiziksel olarak uygun olsa bile,öğrenilen davranışın yapılabilmesi için, yeterli isteğe ve başarabilme inancına yani “öz yeterlik kapasitesi” ne sahip olması gerektiğini vurgular (Woolfolk,1993).

Güdülenme Süreci: Bandura, öğrenme ve performansı birbirinden ayırmıştır. İnsanlar, yeni davranışları yada becerileri, gözlem yoluyla kazanabilirler ancak onu yapmaya güdüleninceye yada ihtiyaç duyuncaya kadar performans göstermezler. Bandura, öğrenilenlerin kullanılması için güdüleyici olarak pekiştireçleri göstermiştir.

Sosyal Bilişsel Kuram ilke ve süreçlerini göz önüne alarak öğretimsel bazı çıkarımlarda bulunmak mümkündür;

Çocuklar model alarak öğrenirler,bu nedenle onlara model olan öğretmenlerin, ebeveynlerin ve toplumda göz önünde olan ünlü kişilerin hareketlerine ve tutumlarına dikkat etmesi gerekir. Ayrıca kişileri değerlendiren kurumlar, yazılı ve görsel medya olumsuz modellere prim vermemelidir.

Öz yeterlik duygusu çok dikkat edilmesi gereken bir noktadır, bunun zedelenmemesi gerekir. Öğrenciyi yetersiz hissettirecek kadar zor sınav ve ödevler verilmemelidir. Psikolojik olarak desteklenmeli başarısız olduğu zaman bile, onlara moral verilmelidir.

Pekiştireçlere önem verilmelidir,örneğin öğrencilere küçük başarılar için ek puanlar vererek başarı hissi verilmelidir. Dolaylı yada doğrudan verilen pekiştireçlerle öğrencinin öz yeterlik duygusu artar. Bir başka deyişle öğrencinin kendine güveni artar.

Ayrıca pekiştireçler güdülenmeye de yardım eder,bir başka deyişle öğrenilenlerin harekete geçirilmesine neden olur. Kağıtları çöp kutusuna atan öğrenciye ödül vererek, diğerlerinin de bu davranışı göstermesini sağlayabiliriz. Ancak önemli olan içsel güdülenmedir, ve ödül aşırıya kaçmamak gerekir. Aksi takdirde pekiştireç ortadan kalkınca iş yapmayan rüşvetçi insanlar yetiştirmiş oluruz. Önemli olan içsel güdülenmedir.

Öz düzenleme ve öz yargılama kapasitesi kavramları üzerinde çok durulması gereken önemli ilkelerdir. Eğitim ve öğretimin amacı, kendi davranış ve düşüncelerini kontrol eden , ve kendi bildikleri ve yeterliği hakkında doğru yargılara varabilen bireyler yetiştirmek olmalıdır. Bu amacı gerçekleştirmek okulda ve toplumda, içinde bireye sorumluluk aşılayan, aktif rol veren, kendine dönüt verip değerlendirmesine fırsat tanıyan işbirlikli grup çalışmaları yaptırılmalı ve bu anlayışa uygun düşen öğretme ve öğrenme ortamları oluşturulmalıdır.

Sosyal Bilişsel Kuramın Sınıftaki Örnekleri:

Bandura’ya göre gözlem yoluyla öğrenmeyi derste uygulamak için, gözlem yoluyla öğrenme süreçlerini temel almak gereklidir. Bu süreçlere uygun etkinliklerde bulunarak amaca ulaşılabilir.

Dikkat: Öğrencinin, modelden etkilenmesi için sınıfa başarılı olmuş bir model getirilebilir, üniversite sınavında yüksek puan almış bir öğrenci getirilip sınıfla sohbet etmesi sağlanır.

Hatırda tutma: Hatırlamayı sağlamak için ders sırasında resim, grafik, harita,şekil kullanılmalıdır.Bu kodlamaya ve bilginin geri çağrılmasına yardımcı olur.

Davranışı meydana getirme: Davranışı meydana getirmek öğrencinin hem fiziksel olarak uygunluğuna, hem de kendini yeterli hissetmesine bağlı olduğu için, onlara güven aşılayacak, başarılı olmalarını sağlayacak şekilde ödevler ve sınavlar verilmelidir.

Güdülenme: Öğrenilenlerin ortaya çıkarılması için ihtiyaç yaratılmalıdır. İşlenen konular sınıfta grup çalışmaları ve tartışmalarla işlenmelidir. İçsel Pekiştireçler oluşması için öğrencilere, dersi, konuları ve beraber çalışmayı sevdirmek gereklidir.

Çünkü önemli olan, öğrenilenlerin içselleştirilmesi, öğrencinin öz düzenleme, öz denetim sahibi olmasıdır.

KAYNAKÇA

Alkan, C.; Şimşek, N. ;Deryakulu, D. (1995). Eğitim Teknolojisine Giriş. Önder Matbaa, Ankara

Çeçen, A.R. (2000). “Vygotsky’nin Sosyokültürel Perspektifi Işığında Bilişsel Gelişime Katkıları”,

Ç.Ü Eğitim Fakültesi Dergisi, c.1. s.1 ss.21-25.

Dönmezer, İ. (?) Eğitim Psikolojisi (?)

Erden, M. ve Akman, Y.(2001). Gelişim ve Öğrenme (9.Basım), Arkadaş Yayınevi, Ankara.

Fidan, N. (?) Eğitim Psikolojisi Okulda Öğrenme ve Öğretme (?)

Senemoğlu, N.(1998) Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Özsen Matbaası, Ankara.

Vygotsky , L.S (1998). Düşünce ve Dil ( Çev: S. Koray) , Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul.

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.