Norm Kadro

Egitim kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 11 defa okundu

Norm Kadro

T.C.

ORMAN BAKANLIĞI

PERSONEL DAİRESİ BAŞKANLIĞI’NA

ORMAN – İŞ

TÜRKİYE ORMAN İŞÇİLERİ SENDİKASI’NIN “ORMAN BAKANLIĞI YENİDEN YAPILANMA ve NORM KADRO ARAŞTIRMA PROJESİ”YLE İLGİLİ GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ

14-12-2001

“Norm Kadro” kavramı bir örgütün norm hale getirilmiş optimal tür ve sayılardaki kadro ihtiyacını ve bunların örgütün birimleri arasındaki dengeli dağıtımını hedef alan çalışmanın adıdır.

Norm kadro deyimi, kısaca “Norm’lara göre düzenlenmiş kadro” veya daha kısa olarak, “normatif kadro” diye tanımlanmaktadır.

Türkiye Orman İşçileri Sendikası olarak Ormancılık sektöründe İşyerlerinin daha verimli, ve işçilerin de iş niteliği ve alanını bilerek çalışması için, iş tanımı ve iş alanı tespitinin yeniden yapılmasına dönük “norm kadro araştırma projesi”nin faydalı olacağını düşünmekteyiz.

İlk olarak, bu poroje ekibinde, temel kadroda, ormancılık alanından anlayan ve bu sektörde emeği geçmiş kişilerin bulunması sağlıklı bir çalışma açısından uygun olacaktır.

Ormancılık sektörünün birçok özelliği bakımından kolay anlaşılmayan karmaşık bir yapı olduğu ve ormancılık kuruluşlarının diğer bakanlıklardan daha eski ve birikimli olduğu unutulmamalıdır.

Bu çalışmada özellikle 7,2 milyon orman köylüsünün, ve 85 bine yakın orman işçisinin ekonomik sosyal refahının ormancılık sektörüne bağlı olduğu sürekli olarak gözönünde tutulmalıdır.

Orman İşçileri Sendikası olarak kendi görüşlerimizi bildirmeden önce ülkemizde Ormancılık Sektörü’nün durumunu gözden geçirmek faydalı olacaktır

Ormancılık Sektörü’nün durumu:

En başta, Orman Bakanlığı’nın ve ilgili Genel Müdürlükler’in ana amacı Ormanların korunması ve geliştirilmesidir.

Bu amaçlara yönelik olarak istihdam sağlayan bu kuruluşlar, iş tanımı ve iş alanı tespitini yaparken ülkemizin ormancılık sektörünün ne durumda olduğunu ve neye ihtiyacı olduğunu çok iyi tespit etmelidirler.

Öncelikle belirtmek gerekirki Ormanlarımızın üreticisi ve koruyucusu olan Orman işçileri, bu güne kadar çıkarılan ve çalışma hayatını ve sosyal güvenliği düzenleyen kanunların kapsamı dışında tutularak, en temel işçi haklarından mahrum bırakılmışlardır.

Orman Bakanlığı’nın kendi verilerine göre her yıl 24 bin hektar ormanlık alan yangınlarda kaybedilmekte.

Ülkenin 12 milyon hektar ormanlık alanı yani tüm ormanlarımızın yarısı her an yangın tehlikesi taşımaktadır.

20.7 milyon hektar genişliğindeki ormanlarımızın hala yarıya yakını bozuk verimsizdir.

Son 9 ayda ülkemizde 2161 orman yangını çıktı, ve 6626 hektar alan tahrip oldu. 1 milyon 830 bin ağaç telef oldu. Maddi zarar 15 trilyon lira, fonksiyonel zarar ise 162,5 katrilyon liradır.

Orman niteliğini kaybetmiş alan 458 bin hektardır ve bu alanın yeniden ormana kazandırılması düşünülmemekte ve yerel belediye ve maliyeye katkı için satılması düşünülmektedir.

7.2 milyon orman köylümüz orman içi ve kenarında yoksul koşullar içinde 10 milyona yakın küçükbaş hayvanıyla geçimlerini sağlamaya çalışmaktadır.

Özellikle İstanbul ve Antalya’da işgal edilmiş arazilerle birlikte 12 bin köy orman özelliğini kaybederek orman statüsü dışına çıkarılmıştır.

Ormanlarımız hızla yok olmaktayken Ülkemiz topraklarının yüzde 86’sı çeşitli şiddette erozyona maruz kalmaktadır,

Bunların sonucu olarak hala seller yaşanmakta, büyük can ve mal kaybına yol açmaktayken plansız kentleşme sürmekte, ormanlaştırma düzensiz ve yetersiz uygulanmaktadır.

Ülkemiz Ormanlarının bu durumu gözönüne alınarak hazırlanacak bir “norm kadro” projesinde Orman İşçileri Sendikası Olarak Öncelikli sorunlarımız ve taleplerimiz şunlar olacaktır;

Norm kadro çalışmalarında iş ve iş alanı tanımı yapılırken Anayasanın 56’ıncı maddesi (“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir”) gözetilmelidir.

Ormancılık sorunlarının giderilmesi için öncelikle bu alandaki kadro, adam / ay ihtiyacının karşılanması gerekmektedir.

Yaptığımız araştırmalara göre şu verilerin dikkate alınması gerekmektedir;

Ülkemiz ormanlarının korunup geliştirilebilmesi için öncelikle doğayı tüm öğeleri ve ayrıntılarıyla bir bütün olarak ele alan ve tüm öğelerin birbiriyle ilişkisini gözeten Eko-Sistem anlayışı kabul edilip uygulanmalı ve takibi sağlanmalıdır.

Bu eko-sistem anlayışına uygun olarak ormancılık sektöründe faaliyet gösteren bir Genel Müdürlüğün hazırlayıp uygulamayı düşündüğü tüm projelerle ilgili olarak diğer Genel Müdürlüklerle görüş alışverişinde bulunması ve bu kurumlar arasında uyumlu çalışmanın gözetilmesi gerekmektedir.

İşyerinin en verimli ve uyumlu çalışabilmesi için en başta Ormancılık Sektöründeki işçi ve memurun iş nitelikleri ve iş alanları kesin olarak tanımlanarak belirtilmelidir.

“Vasıfsız İşçi” olarak adlandırılan işçi için iş ve iş alanına göre tanımlama yapılarak nitelik belirtilmeli

Eko-sistem anlayışıyla kesinle uyuşmayan Vahidi fiyatla Çoğunluğu orman köylüsü olan işçi çalıştırma uygulamasına son verilmelidir.

İşveren vahidi fiyatla bu işçileri sendikasız ve sigortasız olarak çalıştırmakta, ve ücretlerini parça başına vermektedir. Bu işçiler, İş Kanununa ve Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olmadıkları için hiçbir kanuni dayanakları yoktur.

Eko-Sistem anlayışına tamamen zıt olan ve Anayasa’nın temel maddelerinden olan Sosyal Devlet anlayışla çelişen vahidi fiyatla işçi çalıştırma uygulamasına son verilmelidir.

Orman Bakanlığı Milli Parklar, Av ve Yaban Hayat Genel Müdürlüğü milli parkları ve koruma altındaki bölgeleri belirlemek ve yönetmekle yükümlüdür.

Ülkemizde 32 milli park, 35 doğal kaynak, 104 yaban hayat kaynağı, 56 doğa eseri bu genel müdürlüğün yönetimindedir. Genel Müdürlüğün yönetimdeki tecrübesinin yanı sıra koruma bölgelerini planlama ve yönetme kapasitesini arttırabilmesi için hedeflediği her projede uluslar arası kabül edilmiş çevre standartlarına uyması ve etkin bir korumayı gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Bu sebeple eğitilmiş personele, planlama ve yönetimle ilgili yeniliklere, halkın bilinçlenmesi için katılımcı yaklaşımlara, ve de yetki altındaki bölgelerin belirlenmesine, tahsisine, kurulmasına, planlanmasına ve yönetilişine ilişkin yeniden yapılanma projesinde ekonomik sosyal standartlar gözetilmelidir.

Ormancılık Sektöründeki işletmelerin en verimli ve uyumlu çalışmasını sağlamak amacıyla işletme yönetimi sıkı bir biçimde denetlenmeli ve işlerin takibi sağlanmalıdır.

Bu amaçla;

İşletme müdürlükleri ve bölge müdürlükleri daha verimli hale getirecek düzenlemeler yapılmalı,

İşletme Müdürü’nün görevleri yeniden düzenlenmelidir.

Mühendislerin görevlerinin ve iş alanının yeniden tanımlanması yapılmalıdır,

Başmühendisliklerin görev alanlarının neler olduğu kesinlikle

tanımlanmalıdır.

Orman Sahanının korunması ve kontrol altında tutulması için İşletme Şefliği sayısı artırılmalı,

Merkez Genel Müdürlükleri ve Bölge Müdürlükleri Merkezlerindeki işgücü dengeli olarak dağıtılmalı,

Merkez ve taşra arasında işgücü dengesi kurulmalıdır.

İşçi çalıştırmalarda fasıllar arası ödenek aktarma işleri taşraya verilmelidir

Zorunlu hizmetlerde çalışan işçiler belirlenmeli adam/ay vizeleri isme çıkarılmalı

Bakanlığa bağlı ana hizmet birimleri AGM, MP, ORKÖY Genel Müdürlükleri ve Bakanlık Bölge Müdürlükleri kapatılarak OGM’ye devredilmelidir.

OGM Bölge Müdür Yardımcılıkları Sayısı artırılmalıdır.

Orman yangınlarını önleme ve kontrolde koordineli bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.

Bu yaklaşımın oluşması için geliştirilen projenin amacı önleme, izleme,belirleme, yangın söndürme işlemlerini kapsayacak modern orman yangını yönetimi için stratejilerin geliştirilmesi ve orman yangını bilgi sisteminin geliştirilmesidir.

Ülkemiz Ormanlarının en büyük sorunu yangınlardır. Bu nedenle orman yangınlarını önleme ve kontrolde koordineli bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.

Bu yaklaşımın oluşması için geliştirilen projenin amacı, önleme, izleme, belirleme, yangın söndürme işlemlerini kapsayacak modern orman yangını yönetimi için stratejilerin geliştirilmesi ve orman yangını bilgi sisteminin geliştirilmesidir.

“Yangınla etkin mücadele” programı hazırlanarak bir an önce uygulanmalıdır

Yangının yayılmasının önlenmesi ve kısa sürede kontrol altına alınması yangına aynı anda müdahaleden daha çok önceden yapılmış düzenlemelerle mümkündür.

Bu nedenle Sadece Yangına Müdahaleye değil Yangını Önlemeye dönük olarak da yatırımlar yapılmalıdır.

Bu amaçla yangınla mücadele alanındaki işçiler sürekli işçi yapılmalı

Ülkemiz coğrafya olarak birinci derecede Akdeniz, Ege ve Trakya Bölgeleri olmak üzere yangına hassas bir ülkedir.

Ormanlarımızın % 58’ine tekabül eden 12 milyon hektarlık kısmı yangına çok hassas durumdadır.

1991-2000 yılları arasını kapsayan son 10 yıllık dönemde toplam 141.669 hektar saha yanmış, yıl başına düşen kayıp miktar 14.167 hektar olmuştur.

Yangınların yüzde 40’ının nedeni bilinmemektedir. Diğer yüzde 42 yangının nedeni ise ihmal ve dikkatsizlikten kaynaklanmakta, diğer yüzde 14’i kasıtlı ve geri kalan yüzde 4’ü ise yıldırım nedenli olarak çıkmaktadır.

Görülüyor ki, Orman Yangınlarının ne zaman çıkacağı belli değildir.

Şu anda uygulanan programa göre yangın mevsimi Haziran’dan Ekim ayı sonuna kadar olan 5 aylık bir dönemle sınırlandırılmıştır. Oysa reel şartlar gözönünde tutulduğunda Yangın Mücadele Sezonu başlangıcının 1 Haziran olmadığı görülmektedir.

Yangın Mücadele Sezonunun 1 Nisanda başlayıp 15 Kasım’a kadar devam etmesi gerekmektedir.

Çünkü 2000 yılında aylar bazında en büyük kayıp 7479 hektar ve % 28,4 oranı ile yangın sezonu dışında tutulan Nisan ayında görülmüştür.

1996-2000 yılları içinde yangınların yüzde 20’si yangın mevsimi dışında tutulan 7 ay içinde meydana gelmiştir ve bu 7 ay içinde yıl başına ortalama 2315 hektar orman kaybedilmiştir.

Orman Bakanlığı verilerine göre

Yıl

Nisan

Mayıs

Kasım

Aralık

Toplam yangın

Kullanılan Adam/Ay sayısı

Yangın

Sayısı

Zarar

(Hektar)

Yangın

Sayısı

Zarar

(Hektar)

Yangın

Sayısı

Zarar

(Hektar)

Yangın

Sayısı

Zarar

(Hektar)

sayısı

Zararı hektar

Toplam

1996

23

145,5

71

86,2

112

287,7

19

92,3

225

611,7

65.785

1997

26

32,8

101

285,1

23

251,9

60,5

153

630,3

67.651

1998

141

626

13

17

18

13

173

658

59.138

1999

46

85

170

191

141

220

67

313

424

809

59.184

2000

196

7479

68

50

186

420,1

46

113

496

8.062,1

44.686

Son yıllardaki iklim değişiklikleri ve küresel ısınmanın etkisi ile Kasım ve Aralık aylarında da çeşitli sayıda orman yangını görülmekte ve bu yangınlar daha ziyade Kuzey Bölgelerinde yoğunlaşmaktadır.

Orman Bakanlığı’nın kendi araştırmalarına göre, Yangın sezonu dışında yeralan Nisan ve Mayıs aylarında çıkan yangın sayısı yangın sezonu içinde yeralan Haziran ve Ekim aylarındakinden daha az olmasına rağmen yitirilen orman alanı Haziran ve Temmuz aylarında yitirilen orman alanının iki katından daha fazladır.

Yine yangın sezonu dışında tutulan Kasım ayında çıkan yangın sayısı Ekim ayındakinden daha az olmasına rağmen yitirilen orman alanı Ekim ayında yitirilen orman alanına yaklaşmaktadır.

Yangının mevsimi yoktur. Ülkemizde 12’inci Ayda bile yangın çıkmaktadır. Yangın işçileri kadrolu olarak çalıştırılmalıdır.

Günde 4 mevsimi birarada yaşayan ülkemizde Orman yangın işçilerinin adam aylarının 45 bin Adam/Ay’la sınırlı tutulması yanlıştır. Sendikamızın yaptığı araştırmalara göre ülkemiz ormanlarının korunabilmesi için 70 bin Adam/Ay’a ihtiyaç vardır.

Orman Bakanlığı verilerine göre

Yıllar

Kaybedilen Orman Alanı (Hektar)

Kullanılan adam ay kadroları

1996

14.922

65.785

1997

6316

67.651

1998

6764

59.138

1999

5804

59.184

2000

26.353

44.686

Yangın işçilerinin yılın 12 ayı çalıştırılması ve yangınla mücadele için Orman Genel Müdürlüğü Katma Bütçesi’ne yeterli ödeneğin konması ve herhangi bir kısıtlamaya gidilmemesi gerekir.

Dozer, Loder, ve greyderlerde çalışan işçilerin 30 Ekim itibariyle işine son veriliyor ancak yangın çıktığı zaman işveren tarafından göreve çağrılarak yangın söndürme çalışmalarında görevlendiriliyorlar. Bu dönemde herhangi bir hadise olduğunda bu kişiler sorumlu tutuluyor. Bu işçilerin mutlaka kadroya alınması gerekir.

Sektörümüzle ilgili “Norm kadro” çalışmalarında ülkemizde uygulanan ormancılık politikasının da ciddi olarak

gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Bu konuda ilgili sivil toplum kuruluşlarının talebleri ciddiye alınmalıdır.

Anadolu Ormanları 1838’de imzalanan kapitülasyonlar ile birlikte ilk kez sermayenin denetimine girdi. Türkiye’de çok partili döneme geçiş ile birlikte ormanlar iktidara sahip olabilmek uğruna halkın desteğini sağlama aracı olarak görüldü. Popülist politikalar doğrultusunda çıkarılan yasalar ile ormanlarımız talan edilmiştir. Seçim yılları ormancılığın yıkım yılları olarak tarihe geçmiştir

Bu nedenle ormancılık sektörüne, sektörle ilgili sivil ve resmi kuruluşlar dışındaki, (politikacıların, işadamlarının,vb.) ormancılık sektörüyle ilgisiz kimselerin müdahaleleri engellenmeli

Orman Ürünlerinden ekonomik ve sosyal olarak en verimli şekilde yararlanmak için hükümet programları yakından izlenip eleştirilmeli

Orman Ürünleri Endüstrisi Politikası ulusal çıkarları gözeterek daha üretken bir hale getirilmelidir.

Kırsal Kalkınma Politikası sosyal devlet anlayışına uygun şekilde geliştirilmeli,

AB’ye tam üye olmadan Gümrük Birliğine girmemizin sonucu olarak orman emvallerinden edinilen gelir son 10 yılda %50 düşmüştür.

Bunun sonucu olarak Orman Köylüsünün Ekonomik-Sosyal refah düzeyi geriledi, ve milli gelirden en düşük payı alır hale geldi.

Bu durum gözönüne alınarak ulusal ve uluslararası gelişmeler doğrultusunda, “Ulusal Ormancılık Politikası”nın kritiği yapılarak sorunlar konusunda çözümlemelere girişilmeli ve öneriler geliştirilmelidir:

Yakın ya da uzak bir gelecekte Ülkemize fayda getirmeyecek örgütlerle işbirliğinden kaçınılmalıdır.

Türkiye çeşitli tarihlerde ve çeşitli kuruluşlar aracılığıyla, aşağıda listelenen uluslararası anlaşmaları imzalayarak, doğal canlı kaynakların koruma çalışmalarına etkili biçimde katılmayı ve ticaretini kontrol altında tutmayı amaçlamıştır. Bu nedenle ülkemiz birtakım anlaşmalara taraf olmuştur:

Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi, Bern, 1979;

Su Kuşları Yaşama Ortamı olan; Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanların Korunması, Ramsar, 1975;

Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES), Washington, 1973;

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, Rio,1992 .

Bu anlaşmaların gereğini de, kaynakla orantılı olarak yerine getirmektedir.

Türkiye aynı zamanda dünyada biyolojik çeşitliliğin korunmasına katkıda bulunan birçok uluslararası kuruluşun da üyesidir.

Uluslararası düzeyde aşağıda isimleri bulunan bu kuruluşlarla olan ilişkilerde ulusal çıkarlar üstün tutulmalıdır.

Bu örgütlerin ülkemiz açısından getirdikleri çok iyi tespit edilmeli ve takibi sağlanmalıdır;

Dünya Bankası,

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO),

Uluslararası Tabiat ve Tabiat Kaynaklarını Koruma Birliği (IUCN),

Dünya Doğa Vakfı (WWF),

Avrupa Konseyi-Center Naturopa,

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (UN-FAO),

Uluslararası Bitki Genetik Kaynakları Komisyonu-FAO,

Uluslararası Bitki Genetik Kaynakları Enstitüsü (IPGRI), Uluslararası Kurak Bölgeler Tarımsal Araştırma Merkezi (ICARDA),

Uluslararası Mısır ve Buğday Araştırma Merkezi (CIMMYT),

Uluslararası Ormancılık Araştırma Örgütleri Birliği (IUFRO),

Uluslararası Gelişme Programı (UNDP),

Tarımsal Gen Kaynakları Ağı için Avrupa Ortak Programı (ECP/GR),

Avrupa Orman Gen Kaynakları Programı (EUFORGEN).

Örneğin:

Dünya Ticaret Örgütü zengin ülkelerin ormanlarını daha yüksek oranlarda korumaya alırken, bu ülkelerin tropik ormanları diledikleri gibi kesip sertifikasız olarak dünya pazarlarına sunmalarına izin vermektedir.

Doğal zenginlikleri bakımından, dünyanın uluslar arası korunmaya değer görülen 200 vadisinden birisi olan “Fırtına Deresi”nde hisroelektirik santrali yapımı engellenmelidir.

Aynı şekilde, Munzur vadisi Milli Parkı’nda ve Köprülü Kanyon Milli Parkı’nda çevresel dengeyi bozacak, eşsiz doğal ve kültürel varlıklarımızı yitireceğimiz barajlar projesini yürütülmektedir. Zengin ülkelerin kapatmayı planladıkları nükleer enerji santrallarının, ülkemizin turizmini de baltalaması pahasına, Akdeniz kıyılarına kurulması dayatılabilmektedir.

– FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü)’ Türkiye’de ormancılığın ve tarımın yeni bin yıl hedefleri çerçevesinde modernize edilebilmesi için yapılan sektör politikaları, plan ve programlarındaki reformları aktif olarak desteklemektedir. Türkiye 1948 yılından beri FAO’nun üyesidir. Orman Bakanlığı da FAO ile işbirliği içindedir. Sürdürülebilir tarım, ormancılık ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi ve uygun program ve projelerin geliştirilmesi FAO’nun günlük faaliyetlerinin başında gelmektedir. FAO, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin korunması, doğal kaynakların ve milli parkların yönetimi, kentsel ağaçlandırma, ve orman yangınlarının kontrolü ve önlenmesi konularında Orman Bakanlığı ile ortak çalışmalarda bulunmaktadır.

FAO’nun temel amacı kendisiyle işbirliği yapan ülkelerin ilgili kurumları aracılığıyla Ulusal Politikaları denetlemek, GATT, Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliğinin öngördüğü koşulların yerine getirilmesini sağlamak üzere kapsamlı çalışmalar yapmaktır.

FAO’nun Türkiye’de işbirliği yapmakta olduğu kurum ve kuruluşlar arasında Dışişleri Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Orman Bakanlığı, Çevre Bakanlığı, Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) Bölgesel Kalkınma İdaresi, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, enstitüler, dernekler ve özel sektör yer almaktadır.

1992 ve 1996 yıllarında Roma’da gerçekleştirilen Uluslararası Beslenme Konferansı ve Dünya Gıda Zirvesi’nin sonrasında sonrasında yapılan çalışmalarda Türkiye, FAO ile birlikte aktif rol üstlenerek, Dünya Gıda Zirvesi deklarasyonunda yer alan ve açlıkla karşı karşıya kalan yaklaşık 800 milyon insan nüfusunun yarıya düşürülmesi hedefinin bir parçası olarak Ulusal Tarımsal Kalkınma Stratejisi-Hedef 2010’u hazırlamıştır. Ancak görülüyorki ormancılık ve tarımda izlenen yanlış politikalar ülkeyi hızla bu hedeflerden uzaklaştırmaktadır.

Orman Bakanlığına ayrılan bütçenin tamamı ormanlarımızın korunup geliştirilmesi için kullanılmalıdır. Bu konu tasarruf kapsamı dışına çıkarılmalıdır.

Ulusal orman kaynaklarının yönetimi daha özenli bir hale getirilmeli ve bu amaçla oluşturulan örgütler desteklenmelidir,

Sağlıklı bir doğada medeni şekilde yaşayabilmemiz için Ayrıntılı Çevre Politikası oluşturulmalı,

Çalışanların ücretleri ve hizmet binalarının giderlerinin döner sermayeden karşılanmasına son verilmeli

Yitirilen Ulusal Orman Kaynakları için geciktirilmeden yenileme planları yapılıp, en kısa zamanda gerçekleştirilmeli,

Korunan Alanların Yönetimi titizlikle takip edilmeli,

Ormanlar “sağlıklı bir çevre oluşturma, koruma ve geliştirme politikası”yla ele alınmalıdır.

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.