Günlük Ritim

Biyoloji kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 30 defa okundu

Günlük Ritim

İnsanların tüm fizyolojik fonksiyonları, günün 24 saati boyunca ritmik değişiklikler gösterirler. Günlük ritim (Circadian Rythm) olarak bilinen fonksiyonel aktivite değişikliklerine göre, sabah saat 04:00 civarında; vücut ısısı, merkezi sinir sisteminin uyanıklığı, hormon salgıları ve benzeri beden fonksiyonları en düşük düzeylerine inerler. Bu saatlerden itibaren, bütün fonksiyonel aktivitelerdeki artış akşam saatlerine kadar devam eder. Akşam 20:00 civarında en yüksek düzeyine erişen bu fonksiyonlarda bir düşüş başlar ve fonksiyonlar yeniden en düşük düzeylerine erişirler. Akşam saatlerinde, günlük ritim düşüşü başlığında giderek artan bir uyku gereksinimi ortaya çıkar ve gece saatlerinde insan bedeni iyi bir uyku ile dinlendirilmelidir. Günlük ritmi en iyi temsil eden değişiklik metabolizmada ve buna bağlı olarak beden iç ısında görülür. Nitekim, beden iç ısısı en düşük düzeyinden başlayarak 2,5 0C kadar yükselir.

Gece Çalışmalarının Etkisi

Gece vardiyası olarak bilinen, gece çalışmalarında insan bedeninin biyolojik ritmi zorlanır ve zorunlu olarak birtakım değişiklikler geçirir. Bu değişiklikler, her insanda farklı sürelerde gerçekleşir. Gündüz vardiyasından geceye yada gece vardiyasından gündüze geçen işgörenlerde, yeterli bir günlük ritim uyumu yaklaşık 4-5 günde oluşur. Bazı işgörenlerde bu değişiklik daha uzun sürer ve ağır bir uyum stresi içinde kalırlar. Genelde, gece vardiyasından gündüze geçiş daha kolaydır. Uyumsuzluk gösteren işgörenlerin en önemli sorunu uyku saatlerindeki değişmedir. Gece uyumayan bu insanlar, gündüzleri de eski alışkanlıkları ile uyanık kalırlar yada düzensiz bir şekilde uyuyarak, gerektiği kadar dinlenemezler. Bu nedenle de iş verimleri de düşüktür. Verim düşüklülüğü bir vardiyadan diğerine geçiş ve uyum süreleri içinde daha da belirgindir. Ayrıca, yedi günü aşan gece vardiyalarından gündüze geçişte de önemli uyum zorlukları ortaya çıktığı saptanmıştır. Bu nedenle, gece vardiyalarının gerek mesai saatleri ve gerekse gün sayısı açısından kısa tutulması önerilir.

İnsanların günlük ritmi konusunda yapılan çalışmalarda, aşağıdaki bulgular ilgi çekmiştir.

Devamlı gece vardiyalarında, ilk dört hafta içinde verim gündüz vardiyasındaki verimin çok altındadır.

Bir gece vardiyasını izleyen gündüz vardiyalarında, işgörenlerin göreve gelmedikleri gün sayısı oldukça yüksektir.

İki haftalık gece vardiyalarında, işe gelmeme olayları, ikinci hafta giderek artmaktadır.

Gece vardiyası uygulamalarının süresi arttıkça, işe gelmeme olaylarında bir azalma görülmeye başlar. Örneğin dört haftalık gece vardiyalarında devamsızlık, iki haftalık vardiyalardan daha düşük orandadır.

Günlük ritim uyumu aktif iş şekillerinde daha çabuk oluşmaktadır.

Bir hafta süreli gece vardiyalarında sabah saat 04:00 saatlerindeki işlem hataları, gündüz vardiyalarına nazaran yüzde 100 daha fazla bulunmuştur.

Vardiya Seçenekleri

Vardiya çalışmalarına gereksinim duyulan işletmelerde, ne tip bir vardiya sisteminin seçileceğine karar verirken; biyolojik, teknik ve sosyal kriterler kullanılmaktadır. Bu konuda yapılan gözlemlerin sonuçları vardiya seçiminde yol gösterici olabilmektedir.

Biyolojik kriterlere göre vardiyalar, iki yada üç gün gibi kısa süreli yada en az dört hafta gibi uzun süreli olarak planlanmalıdır.

Teknolojik yaklaşımlarda, her işletmenin kendi gereksinimleri ve zorunlulukları dikkate alınmalıdır.

Sosyal gereksinimler kriterine göre vardiyalar, işgörenlerin sosyal yaşantısını tedirgin etmeyecek şekilde, kısa süreli yada kişinin içinde bulunduğu toplumun yerleşik kurallarına en uygun bir zamanlama olarak düşünülmelidir.

Kısa yada uzun vardiyalarda, biyolojik ritim etkisi hafta sonlarında bozulur. Uzun süreli vardiya sistemlerinde bu etki daha az bahsedilir.

Endüstrilerin çoğunda önerilen vardiya sistemleri genellikle, değişen ekiplerin çeşitli vardiyalarda çalışma günlerini en aza indirmeyi amaçlar. İler endüstrilerde geliştirilen vardiya sistemleri Tablo-1 de gösterilmektedir.

Tablo-1 Devamlı Değişen Vardiyalarda

Günler ve Ekipler

Pazar

Pazartesi

Salı

Çarşamba

Perşembe

Cuma

Cumartesi

Pazar

Pazartesi

Salı

2-2-2

2-2-3

2-3

Vardiya Saatleri

24 haftalık bir süre içinde dinlenme saatleri

0 = Dinlenme

2-2-2 sisteminde 21 defa 48 saat ve toplam 1008 saat

1 = 06:00 – 14::00

2-2-3 sisteminde 12 defa 48 saat

2 = 14:00 – 22:00

6 defa 72 saat ve toplam 1008 saat

3 = 22:00 – 16:00

2-3 sisteminde 16 defa 72 saat

8 defa 48 saat

8 defa 24 saat ve toplam 1728 saat

Devamlı vardiya sistemi ile çalışılan işletmelerde genellikle 2-2-3 sistemi tercih edilir. Bu sistemde her dört haftada bir 72 saatlik uzun dinlenme arasına rastlanmaktadır. Bu sistemin uygulandığı yerlerde, işçilerin genel sağlığında olumlu gelişmeler gözlemlenmiştir.

Gece vardiyası çalışmalarının insan organizmasına getirdiği yük ve ritim değişikliği sürecinde verim düşüklükleri gibi nedenlerle, vardiya sistemlerinin zorunlu olduğu işletmelerde bu çalışmaların yakından denetimi önerilmektedir. Özellikle yönetici kadrolarının, vardiya çalışanları ile birlikte olmaları ve onların bu zorunlu çalışmalarını paylaşarak, aynı özveriyi benimsemiş olmaları, işgörenlerin iş hevesini arttırarak verimliliği yükseltir.

Şüphesiz gece çalışanlara; ulaşım kolaylıkları, dinlenme aralarında sıcak servis ve kantin kolaylıkları gibi destek hizmetleri vermek de yararlı olacaktır.

Yorgunluk

Yorgunluk, belirli bir işi yada işlemi yapan insanın, fizyolojik nedenlerle, söz konusu iş daha fazla devam ettiremeyeceği ve psiko-somatik tükenme noktasına gelmesi şeklinde tarif edilebilir. Yorgunluk bazen, ölçülebilir ve görünür düzeylerde oluşur. Yorulan insanın iş gücü ve verimliliği düşer. Yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkması için insanın çok ağır fiziksel işler yapması da gerekmeyebilir. Bazen insanın kendisini yorgun hisseder ve bir tür isteksizlik ve bezginlik şeklinde belirtiler gösterir. Bu nedenle, ergonomik yaklaşımlarda fizyolojik ve psikolojik yorgunluk hallerinden söz edilir.

Fizyolojik yorgunluk, kaslarda enerji metabolizmasının yavaşlaması ve yorgunluk kalıtıntılarının kas hücresi içinde birikmesi şeklinde oluşur. Çalışan kaslara kan gelmesini engelleyecek bir şekilde turnike kullandığında, çalışma devam ederken önce bu bölgede bir şişme, sertleşme ve ağrı ortaya çıkar. Kas etkinliği de giderek kaybolur. Aynı olay, ağır fiziksel işlerde, hücre içinde yorgunluk maddelerinin toplanması ve kas hücrelerinin şişmesi sonucu, aradaki kılcal damarları sıkıştırarak kılcal damar dolaşımını engellemesinde de görülür. Bunun sonucunda, kas hücrelerinde oksijen açığı meydana gelir ve hücre içi biyokimyasal enerji oluşumunu aksatır. Hücre içindeki bütün anerobik enerji kaynakları kullanıldıktan sonra artık kas hücresi işleyemez hale gelir.

Kas çalışması maksimum performans kapasitesinin altında bir iş yükü ile yapılıyorsa ve her uygulama ardından yeterli ölçüde dinlenme fırsatı da varsa, yorgunluk gecikir yada hiç oluşmaz. Fiziksel işin etkisi önemlidir. Kasların maksimum güç ve kapasitesine yaklaştıkça, fiziksel iş yükünün yorgunluk etkiside artar. Hafif iş yükü ile yapılan çalışmalar yorgunluk oluşturmadan uzun süre devam ettirilebilir. Bu tür çalışmalar, ağır fiziksel yük ve dinlenme araları ile çalışmaktan daha verimlidir. Ağır fiziksel işlerde yorgunluk hali görüldüğünde, iş yükünü düşürmek, işgörenlerin giderek dinlenmesine olanak sağlar. Bu arada, kaslar az sayıda kasılma ve iş görme hareketi sonrası dinlemeye alınırsa kolayca dinlenirler. Çok tekrarlı hareketlerden sonra dinlenme süresi önemli ölçülerde artar. Örneğin, belirli bir iş yükü ile 30 tekrarlı hareketten sonra yarım saatte dinlenebilen bir kas grubu, aynı iş yükü ile 60 kasılma yapmaya zorlanırsa ancak iki saatte dinlenebilir.

Yorgunluk araştırmalarında, ergonomik testler sırasında deneklere, fiziksel iş yükünün azaltıldığı söylenirse (iş yükünü sabit tutarak), gerçekten iş yükü azaltılmış gibi bir etki yaptığı saptanmıştır. Bu basit bulgu, yorgunluğun bir de psikolojik yönünün bulunduğunu göstermektedir.

Psikolojik yorgunluk bir tür kişilik özelliği gibi görünmektedir. Bezginlik şeklinde ifade edebileceğimiz bu tür bir yorgunluk, farklı düzeylerde olabildiği gibi, şahısların genel ruhsal haline göre de değişik özellikler gösterir. Psikolojik yorgunluk konusunda çarpıcı bir örnek, sportif bir yarışma sonunda galip gelen tarafın oyuncuları ile kaybeden tarafın oyuncuları arasında gözlemlenebilmektedir. Galip gelen ekip canlı, neşeli ve hareketli olduğu halde, aynı boyutlarda bir mücadele yapmış olan diğer takımın oyuncuları, yorgun bitkin ve bezgin görünürler. Psikolojik yorgunluk aslında kişinin moral gücüne de bağlıdır. Ayrıca her insan psikolojik yorgunluğunu farklı ölçülerde ortaya koymaktadır. Genelde psikolojik yorgunluk, fizyolojik yorgunluk gibi kolayca fark edilmez. Aşırı duyarlılık, içine dönük davranışlar, hatalara karşı aşırı duyarlılık ve reaksiyon erken acıkma, iş çevresinden şikayetlerin artması, gereksiz sızlanmalar ve genel bir mutsuzluk hali, psikolojik yorgunluğun belirtileri olabilmektedir. En önemlisi de, psikolojik yorgunluğun aynen fizyolojik yorgunluk gibi iş gücü kayıplarına neden olmasıdır (Şekil 1).

Besleneme yetersizliği

Genel

Oksijen yetersizliği

Fizyolojik

Kas ve Bağ zorlanması

Yerel

Yetersiz kan dolaşımı İşgücü ve

Performans

Can sıkıntısı Kayıpları

İş Hevesi ile İlgili

İçe dönüklük

Psikolojik

Gözlem hataları

Bilgi Alma ve İşlem

Bellek hataları

Şekil-1. Yorgunluk olayında neden / sonuç ilişkisi (Dünya Sağlık Örgütü)

Yorgunluğun incelenmesinde, belli bir iş ritmi ve verimi ile çalışırken oluşmaya başlayan imalat hataları, iş ritmi düzensizlikleri ve iş gecikmeleri gibi faktörler dikkate alınır. Aslında psikolojik yorgunluğun değerlendirilmesi oldukça güçtür. Çeşitli araştırmalarda; matematik muhakeme, kavrama karar verme yeteneği, reaksiyon zamanı ve el becerisi gibi değişik test yaklaşımları kullanılır. Bu testler genellikle, belli bir iş yükü ile çalışma ardından, hafif fakat aşırı dikkat isteyen işlerde ve uykusuzluk halinde çalışma gibi özel durumlarda kullanılarak duyarlılık açısından inceleme yaparlar. Çalışmaların yorgunluk olduğu kabul edilerek yapılan testlerde, kontrollü test yaklaşımının kullanılması önemlidir. Bazı işgörenler, çok yorgun olsalar da, test süresince aşırı bir çaba göstererek çeşitli yeteneklerini dinlenme zamanındaki düzeyinde koruyabilirler. Fizyolojik değerlendirmeler için en güvenilir ölçüler; kalp atım sayısı değişiklikleri, oksijen alma düzeyi, kan biyokimyası değişkenleri, beyinin elektiriki faaliyetlerinde EEG değişiklikleri, idrar kompozisyonunda değişiklilikler olmaktadır. Bu arada, Titreşen Işık Kayma Noktası olarak bilinen (Flicker Fussion Frequency) bir göz testi de yorgunluk değerlendirmelerinde kullanılmaktadır. Ancak, en büyük güçlük yorgunluğu ölçmek için önerilen tüm yaklaşımların, gerçek endüstri koşullarında pratiğinin çoğunca imkansız olmasıdır. Kısacası, yorgunluk oldukça karmaşık bir olaydır.

Çalışanların uyanıklılığı ve etkinliği konusunda da aynı düzeyde güçlükler vardır. Uyanıklık ve etkinliğin sınır noktasını saptamak çok titiz ve inatçı araştırma tekniklerini gerektirir. Örneğin, kalite kontrol hizmetlerinde görev yapan operatörler, genellikle önemli bir fiziksel efor sarf etmezler ve hafif işler düzeyinde bir fiziksel çalışma ile belirli malların bildikleri özelliklerini incelerler. Böyle bir iş düzenine rağmen, kalite kontrol elemanlarının yorgunluk belirtileri; iş verimi düşüşü ve işe dikkatlerinin azalması, fiziksel işler yapan işgörenlere nazaran, daha kısa zamanda görülmeye başlar. İnsanların işlerinin büyük ölçüde makineler tarafından yapılması, makine operatörlerinde de benzer gözlemlere neden olarak kabul edilmektedir. Nitekim, bu tip makine operatörlerinde performans, kalite kontrol elemanlarında olduğu gibi, yaklaşık yarım saat içinde bir düşüş göstermeye başlamaktadır.

Yorgunluk ve dikkatin dağılmasında genel çevre sorunlarının da önemli etkileri vardır. Aydınlatma, gürültü, ortam ısısı gibi faktörlerin stres boyutlarına ulaşması, yorgunluk etkisinin erken görülmesine neden olmaktadır. Bu gibi hallerde, kısa süreli dinlenmeler, dikkatin başka işe verilmesi gibi yaklaşımlar normal uyanıklık ve dikkatin toparlanmasına yardımcı olmaktadır. Bir makine operatörünün monoton işini bölecek ara işlemler vermek, onu kısa süreler dinlendirmek yada zaman zaman yerini değiştirmek dikkat ve uyanıklık kayıplarını tümü ile ortadan kaldırılabilmektedir. Buradaki yorgunluk daha çok psikolojik yorgunluktur. Operatörlerin ne yaptıklarını göremedikleri, yarı otomatik ve otomatik sistemlerde bu tip yorgunluk oluşmaktadır.

Çalışanların fizyolojik kapasiteleri farklı olduğu gibi, psikolojik özellikleride çok değişiktir. Bu nedenle, bir iş gören aşırı fiziksel yorgunluk yada psikolojik belirtiler gösterirken, aynı işi yapan diğer bir işgörende hiçbir yorgunluk belirtisi ortaya çıkmayabilir.bu arada, insanların iş hevesi, iş çevresine uyum, işini benimseme gibi özellikleri de onların yorgunluk halinin oluşmasında etkili olmaktadır.

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.