Akıl Hastalıkları

12 Temmuz 2007



AKIL HASTALIKLARI

Akıl hastalığı (psikoz) (psychosis) kısaca kişinin gerçekle bağlantısının kaybolmasıdır. Akıl hastalıklarında duygulanım ve bilişsel (zihinsel) işlevlerde nicelik ve nitelik bozuklukları vardır. Bu bozukluklar olağan işlevlerin bir uzantısı olarak değil kişilikte bir gerilemeyle açıklanabilir. Akıl hastaları çevreye, topluma uyum sağlayamazlar. Kendi yarattıkları “hasta” dünyalarında başkalarına yabancı olarak yaşarlar. Bunların hasta dünyalarını algı bozuklukları (sanrı hallüsinasyon) ve düşünce bozukları (sabuklama, hezeyan) doldurur.

ŞİZOFRENİ

Şizofreni bir akıl hastalığı, psikozdur.

Şizofreni (schizophrenia) teriminin karşılığı ruhsal yaşamda bölünme, parçalanma, yarılmadır. Bu durum hastanın gerçekle bağlantısını büyük ölçüde bozar. Duygu ve düşünce alanında bir çok belirtinin ortaya çıkmasına yol açar.

Geçen yüz yıldan kalma bir alışkanlıkla şizofreni için erken bunama (demence precoce ) terimini de kullanılır.

İlk kez 1860 yılında Morel genç yaşta başlayan, ruhsal yıkılmayla sonlanan hastaları tanımlama için erken bunama terimi ortaya atmıştır.

1896 yılında Kraepelin daha önce tanımlanmış hepefreni ve katatoni tipindeki hastalıklara basit ve pronoid tipleri de ekleyerek hepsini erken bunama tanısı altında toplamıştır.

1911 yılında Eugen Bleuler , Kraepelin’in sandığı gibi hastalığın erken yaşlarda başlamasını nve bunamayla sonuçlanmasının zorunlu olmadığını göstermiştir.

Araştırmalar toplumlarda bulunan bir yıldaki tüm vaka sayısının (Prevalans) genel nüfusa oranının %1 dolaylarında olduğunu ortaya koymuştur. Dünyanın Sağlık Örgütünün verilerine göre bu oran Asya ve Avrupa’da %0,85’dir. Bu orana göre dünyada 6 – 14 milyon arasında değişen şizofren hasta bulunduğu düşünülebilir.

Bir yıldaki yeni şizofreni vakalarının genel nüfusa oranı %04 - 7 arasındadır.

Şizofreni her ülkede ve her türlü ekonomik toplumsal ortamda görülür. Ekonomik düzeni düşük ve düzensiz kesimlerde yaşayanlarda daha sık görüldüğünü bildiren araştırmalar vardır. Bu bulguları kimi ortamın yarattığı sorunlara, kimi tedavide gecikmeye, kimi de hastaların bu ortamlara kaymalarına bağlamışlardır.

Şizofreninin nedenleri henüz aydınlanmamıştır. Şizofreninin nedenlerine ışık tutan görüşler, organik, ruhsal – toplumsal iki ana grupta toplanmıştır.

Günümüzde şizofreni tek bir hastalık olarak değil, bedensel, ruhsal toplumsal nedenlerin ortak etkilerine bağlı ruhsal bir tepki olarak kabul edilir.

Bedensel, organik nedenler arasında kalıtım önemli rol oynar. Ayrıca, Kretschmer’e göre beden yapıları ince uzun ve zayıf olan astenik tiplerde ve içedönük (şizotimik) mizaçlarda daha sık görülür.

Ruhsal nedenler arasında, kişilik katmanları arasında yer alan benliğin gerilemesi (regression) üzerinde durulmaktadır. Bu gerileme ruhsal – cinsel gelişmede özsever (narcissistic) döneme doğru olur. Böylece ruhsal – cinsel güç bedene, benliğe çekilir. Kişinin çevreyle toplumla ilişkisi bozulur.

Toplumsal nedenler arasında çocukluk çağının yaşandığı aile ortamı üzerinde durulmuştur. Ailesinden yalancı, yüzeysel ilgi ve sevgi gören, yada aileden birbiriyle çelişen iletiler alan çocuklarda şizofreninin daha sık görüldüğü bulmuştur.

Şizofreni genellikle gençlik çağında başlar. Tipik bir başlama biçimi yoktur. Belirtiler kısa zamanda gelişebileceği gibi, çok sinsi ve yavaş olarak da gelişebilir. Bu durumda belirtileri fark etmek, tanımak çok zordur. Çoğu kez gençlik çağına özgü ruhsal, toplumsal sorunlar yada kimlik bunalımıyla karışabilir.

Sinsi ve yavaş gelişen şizofreni vakalarında ki başlangıç belirtilerini şöyle toplayabiliriz.

Duygulanım ve coşkuda çabuk değişmeler, iniş çıkışlar

Uykusuzluk yada kara basanla birlikte olan uyku bozuklukları.

Nedensiz korku ve ürküntü.

Çevreyle bağlantının, ilişkinin azalması.

Kişiye ve çevreye yabancı alışılmamış, şaşkınlık uyandıran, yadırganan davranış, tutum ve eylemler.

Başarısızlık, uyumsuzluk, tedirginlik.

Zaman zaman ortaya çıkan durgunluk ilgisizlik, isteksizlik ya da aşırı kaygı, sıkıntı ve taşkınlık nöbetleri.

Şizofreni de duygulanım alanında ilgi azalması, duygusal tepkilerde küntleşme soğukluk, uygunsuzluk belirtilerin başında yer alır. Kimi hastada anlamsız, nedensiz, kaygı ve panik ortaya çıkar. Benliği parçalanıyormuş, dünya yıkılıyormuş gibi düşüncelere kapanan hastada anlamsız ağlamalar, gülmeler, taşkınlık, saldırganlık olabilir.

Düşüncenin biçimi ve çağrışımı bozulur. Düşüncede, konuşmada duraksamalar (blocage) olur. Düşünce sırasında simgelerin, sözcüklerin akımı değil bunlar arasındaki benzerlik ses uyumu etkinlik kazanır. Birkaç sözcükten parçalar ya da birkaç sözcük bir araya getirilerek yeni sözcükler türetilir. (neologisme) .

Düşünce içeriği bozulur saplantılı, takıntılı düşünce biçimi ya da gerçek dışı düşünceler sabuklamalar ortaya çıkar. Sabuklamaların içeriğinde, bedensel, cinsel büyüklük, küçüklük, düşmanlık, kötülük görme gibi düşünceler yer alır.

Algı bozuklukları arasında görme ve işitmeyle ilgili sanrılar sıktır.

Devinim (hareket) bozuklukları arasında donakalım (catatonia) balmumulaşma (flexibilitas cerea) basma kalıp hareketler (stereotype) yapmacık hareketler (manierisme), beklenmedik tepki (impulsion) sık görülür.

Dört tip şizofreni vardır;

Basit tip; Belirtileri sinsi ve yavaş başladığından tanınması zordur. Duygulanım bozuklukları, ilgisizlik, isteksizlik, küntleşme, duygusal tepkilerde azalma, yüzeysellik vardır.

Hebefrenik tip; Çok genç yaşta başlar. Taşkınlık, saldırganlık biçiminde hareket düşünce biçimi ve çağrışım bozuklukları ön plandadır.

Katatonik tip; Donakalım (Catatonia) biçiminde devinim bozukluklarıyla ile birlikte olan karşı çıkma ya da telkinle ortaya çıkan belirtiler sık görülür.

Hasta başkasının konuşmasını, mimiğini, jestini taklit eder.

Paranoid Tip:Bu tipte algı ve düşünce bozuklukları ön plandadır.

Aşağıdaki özellikler şizofreninin gidişini olumsuz biçimde etkiler.

Duygu ve düşünce bakımından iyi gelişmemiş, olgunlaşmamış kişilik yapısı.

Aile içi iletişim, ilişkilerin bozuk olması.

Kalıtımsal yüklülük.

Aşırı içedönük mizaç.

Sinsi ve yavaş başlangıç.

Hastaneye yatma sürelerinin uzun olması.

Bleuler’e göre şizofren hastaların ¼’ü iyileşir. ¼’de hafif bir iz kalır. ¼’de

kişilikte çekme ve yıkılmaları. ¼’de de bunama ortaya çıkar.

Şizofreni tedavisinde biyolojik, ruhsal, toplumsal tedavi yolları yöntemleri kullanılır. Şizofreni tedavisi yıllarca sürebilir. Bu nedenle aile, hasta ve hekim, sabırlı ve umutlu olmalıdır.

Biyolojik tedavinin temelini nöroleptik tipinde psikotrop ilaçlar oluşturur. Bu tip ilaçlar şizofreni tedavisinde yeni bir çağ başlatmıştır.

Gerektiğinde elektroşok tedavisi de uygulanmaktadır.

Ruhsal tedavide, açıklayacı destekleyici yapıcı, yol gösterici, içgörü kazandırıcı tedavi yöntemleri kullanılır.

Toplumsal tedavinin amacı hastanın yeniden topluma uyumunu sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak için hastanın becerilerini, yeti ve yeteneklerini kullanmasına ve bunların geliştirilmesine yardımcı olan her yoldan yararlanılır.

PARANOİD BOZUKLUKLAR

Paranoid (paranoid) bozukluk düşünce bozukluğuyla eş anlamlıdır. Bu tür düşüncenin temel özelliği hastanın yadsıma (inkar) ve yansıtma (projection) biçiminde savunma düzenini kullanmasıdır. Bu durum düşünce sürecini bozar. Gerçek dışı düşünce biçimi, sabuklama (hezeyan) (deliria) ortaya çıkar.

Şizofreni de ve duygulanım bozukluğu gösterenlerde paranoid bozukluk olabileceği gibi, paranoya (paranoid) denilen akıl hastalığı da sistemli ve iyi düzenlenmiş

Hezeyanlarla ortaya çıkan uzun süreli tedavisi zor akıl hastalıkları arasında bulunur.

Paronoid bozukluk gösterenlerde ve pranoid paranoya denilen akıl hastalığı olanlarda büyüklük, üstünlük, zenginlik, aşk , icat, keşif, düşmanlık, kıskançlık, dava ve hak iddası gibi içerik gösteren sabuklamalar (hezeyanlar) bulunur.

Bu tip sabuklamalar temelde mantık hatasından kaynaklanır. Düşünce süreci bu hata üzerinde oluşur. Sistemli ve iyi düzenlenmiş hezeyanlar ortaya çıkar.

Paranoid kişilik yapısı gösterenler, halk dilinde evhamlı, kuruntulu, vesveseli olarak atlandırılır.

Paranoid tipler genel olarak aşırı bencil, duyarlık, geçimsiz, duyarlı, gururlu, kendini beğenmiş,kibirli, kindar, kuşkulu, saldırgan, üstünlük taşıyan kişilik özellikleri taşırlar. Herşeyden anlam çıkarırlar. Herkes den kuşku duyar ve şüpelenirler. Başkalarının kendisine karşı olduğunu düşünürler. Kendilerini çok beğenirler. Başkalarını aşağı görürler. Bütün insanlara ve olaylara yukardan bakarlar.

DUYGULANIM BOZUKLUKLARI (AFECTİVE DISORDERS)

Affektif bozukluklarda temel mizaç ( temperament) ve duygu durumu (mood) değişikliği vardır. Bu değişiklikler aşırı ve ortama uymayan boyutlara erişir, affektif bozuklukların klinik tablolarını oluşturur.

Günümüzde affektif bozukluklara bağlı hastaların tanısı ve sınıflandırılmasına ilişkin değişik yaklaşımlar vardır. Günlük uygulamaya en yatkın yaklaşım affektif bozuklukların birincil (primary) ve ikincil (secondary) olarak ayrılmasıdır.

Bu sınıflandırmada birincil affektif bozukluklar daha önce ruh hastalığı geçirmeyen, sadece deprasyon veya mani geçirmiş vakaları içerir.

Birincil affektif bozukluklar tek uçlu (unipolar) yada iki uçlu (bipolar) olabilir. Tek uçlularda tek yada tekrarlayan depresyon nöbetleri birbirini izler.

İkincil affektif bozukluklar ya organizmanın sistemik hastalıkları sırasında ya da başka ruh hastalığı olanlarda görülür.

Affektif bozuklukların birincil ikincil ayırımı ve bu ayırım içinde yer alan klinik tablolar dışında bunlara ek alarak siklotimik (cyclothymic) , distimik (dysthymic) , atipik (atipic) ve reaktif (reactive) ,yaş dönümü affektif bozuklukları vardır.

DEPRESYONLAR

Birincil affektif bozuklukların başında depresyonlar yer alır.

Depresyon (depression) ruhsal gücün ve uyaranlara karşı duyarlılığın azalması çalışma, girişim ve uyum çabasının kaybolmasıdır. Günümüzde psikiyatride depresyon terimi belirli bir mizacı, duygu durumunu, belirtiyi, belirtiler toplamını ve hastalığı anlatmak üzere beş ayrı anlamda kullanılır. Ancak depresyon terimi hangi anlamda kullanılırsa kullanılırsın, bireyin bedensel ve ruhsal gücünde, duygulanımında ve bilişsel (zihinsel) işlevlerinde gelip geçici bir azalmayı, çöküntüyü anlatır.

Depresyonlar yetişkinlerin ruhsal bozuklukları, hastalıkları, arasında ön planda yer alır.

Epidemiyoloji ; Depresyonlar bütün toplumlarda yaygındır. Genel olarak toplumlarda bir yılda görülen (prevalans) depresyonla ilgili mizaç, duygu durumu, belirti, belirtiler toplamı ve hastalık oranı %8 ile %25 arasında bulunmuştur. Başka bir değişle; ömür boyunca depresyon geçirme beklentisi, olasılığı, değişik istatistik araştırmalara göre %8 – 25 arasında değişmektedir.

Bu oranın yaklaşık dörtte birinin hekime başvurduğu ve tedavi gereksinimi gösterdiği kabul edilmiştir. Başka bir değişle bir yılda görülen ve tedavi gerektiren tüm depresyon vakalarının genel nüfusa oranı (prevalence) %2 – 5 arasında değişmektedir. Bu oranın yüzde 1-2 si bir yılda ortaya çıkan yeni vaka olarak (incidence) değerlendirilir.

Depresyon nedeniyle intihar eden vakaların genel nüfusa oranı 0,02 – 3 olup, bu oran bir yılda görülen ve tedavi gerektiren tüm depresyonların %1’i demektir.

Yaş ve Cinsiyet ; Araştırmalar bir yıl içinde görülen bütün depresyonların genel nüfusa oranının yirmi yaşından sonra yükseldiğini ortaya koymuştur.

Bir yıl içinde ortaya çıkan tek uçlu yeni depresyon vakaları 40-50 yaş diliminde en yüksek düzeye erişir. Buna karşılık iki uçlu yeni depresyon vakaları en yüksek düzeye 20-30 yaş dilimine ulaşır.

Bütün toplumlarda bir yılda görülen tüm depresyon vakalarının sayısı kadınlarda erkeklerden daha yüksektir. Erkek-kadın arasındaki oranı yaklaşık olarak ½ dir. Başka bir deyişle iki kadına bir erkek gibi belirgin bir oran ortaya çıkar.

Bu oran distimik depresyonlarda dört ya da beş kadına bir erkek gibi daha belirgin olarak ortaya çıkar.

Gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerde yapılan taramalar sonucu bir yılda görülen tüm depresyon vakalarının erkek ve kadın olarak genel nüfusa oranı erkekler için %1,8-3,2; kadınlar için %2,0-9,3 olarak bulunmuştur.

Depresyonda, duygu durumunda olanı yönünde artış vardır. Bu nedenle depresyonu hastalarda acı, hüzün, kaygı, keder, korku, sıkıntı yeis bütün belirtilerin kaynağını oluşturur.

Elem yönünde artmış duygu durumu gösterenlere depresyon diyebilmek depresyon tanısı koyabilmek için aşağıda sıralanmış olan belirti ve yakınmaların en az dördünün bulunması ve bunlardan her birinin en az iki hafta sürmesi gerekir..

İlgi,istek,sevgi,zevk azalması

Cinsel isteğin azalması ve kaybolması

İştah azalması, ya da iştah kaybı, zayıflama. Ender olarak iştah artması ve şişmanlama.

Uyku düzeninde bozukluk. Uykusuzluk. Ender olarak aşırı uyku.

Fiziksel enerji ve güçte azalma. Bitkinlik, halsizlik, yorgunlak.

Bedensel ve ruhsal çalışma ve işlevlerde azalma.

Karamsarlık, kötümserlik duyguları.

İnsanın kendisini aşağı, küçük, yetersiz görmesi.

Günahkarlık ve suçluluk düşünceleri.

Bilinç alanında daralma. Dikkatin odaklaşmasında zorlanma. Bellekte yavaşlama, düşüncede dağılma.

Ölüm ve intihar düşünceleri.

Elem doğrultusunda artmış olan duygu durumuna uygun sarılar (halüsinasyon) ve sabuklamalar (delire) (hezeyan)

İNTİHAR

İntihar, özekıyım (suicide) bireyin istemli olarak yaşamına son vermesidir. Kişinin özbenliğine yönelmiş bir saldırganlık ve yok etme eylemidir.

İntihar düşüncesi eğilimi girişimi, eylemi yaşama dürtüsüne karşıttır. Bu nedenle intihar ruh sağlığında bir bozukluğun belirtisi olarak kabul edilir.

Tek ya da iki uçlu ağır depresyonlarda intihar sık görülür. Çoğu ölümle sonuçlanır.

Nevrozlarda intihar girişimleri sıktır. İntihar girişimlerinin %60 –70 gösteri niteliğinde olup belli bir amacı vardır.

İntihar girişimlerinin %30 –31 inde hasta ölmeyi hem ister hem istemez.

İntihar girişimlerinin %5 – 10’u ciddi olup ölümle sonuçlanabilir.

İntihar girişimi yapan hastaların bu eylemi yineleyecekleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Ülkemizde yapılan araştırmalar intiharların 20 – 30 yaş dilimleri arasında yüksek olduğunu göstermiştir.

Genel nüfus içinde depresyona ilişkin, belirti, bulgu,yakınma gösteren, depresyon tanısı konulan hastalarda intihar riski öteki hastalıklara oranla otuz kat fazladır.

Depresyon tanısı konulan vakaların yaklaşık %15’inin intihar ederek öldükleri kabul edilmiştir.

Tek ve iki uçlu depresyon vakalarında gerçek intiharlar sık olur. Bu hastalıklarda intihar tüm intiharlar arasında %64 oranında yer tutar. Bu hastaların &6’sı intiharlarında yaşamlarını yitirirler.

Distimik bozukluk ya da nevrotik depresyon bilinç bulanıklığı, şizofreni zeka geriliği gibi hastalıklara da gerçek intihar ve intihar girişimi görülebilir.

Bu iki grup hastalığın dışında kalan bilinç bulanıklığı, şizofreni zeka geriliği gibi hastalıklarda da gerçek intihar ve intihar girişimi görülebilir.

Hastalık ne olursa olsun bir kez intihar girişiminde bulunanların aynı yıl içinde %1; bütün yaşamları boyunca da %10 oranında bu girişimi yineledikleri saptanmıştır.

MANİ

Mani (Mania) Büyük Duygulanım bozuklukları arasında yer alır. Temel özelliği, aşırı, neşeli, sevinçli, şen taşkın (euphoria) ya da kızgın, öfkeli duygu durumudur. Buna ek olarak şu belirtiler bulunabilir.

Harekette, konuşmada (logoree), mimik ve jestlerde artma

Çağrışımda artma, düşünce uçması (fluite des idees)

Benlik değerinde artma. Büyüklük düşüncesi ve sabuklamaları (Megalomania)

İstemli dikkatte azalma ve dağılma

Cinsel dürtülerde artma.

Uykusuzluk.

İştahsızlık ya da aşırı yemek yeme (Boulamia.)

KAYGI BOZUKLUKLARI

Kaygı (bunaltı) (anxiety) duygulanım elem yönünde artmasıdır. Kaygı; korkuya benzer bir duygulanım durumudur. Genel olarak “gelecekte kötü bir şey olacakmış gibi” algılanır, duyumsanır ve dile getirilir. Kimi insan, nasıl davranacağının, ne yapacağını bilmiyorum” der, kimi “doğru dürüst düşünemediğinden, karar veremediğinden” yakınır. Kimi, “başına bir dert geleceğinden korkar” Kimi “hasta olacağım”diye üzülür.

Kaygının özellikleri şöyle toplanabilir.

Hoş olmayan, elem veren duygulanım durumu.

Geleceğe yönelik endişeli beklenti.

Bu durumların öznel algılanması, anlaşılması, duyumsanması

Bedensel gerginlik

Ruhsal tedirginlik ve panik.

Kaygı kişilik özelliklerinden,, yapısından kaynaklanan sürekli ve iç, dış ortamdan kaynaklanan durumluk olmak üzere ikiye ayrılır.

Genel olarak durumluk kaygı sürekli kaygının etkisiyle değişir.

Kaygı düzeyinin yükselmesine karşı savunma düzenleri harekete geçer. Savunma düzenlerinin kullanılış biçimi ve süresi nevroz belirtilerini oluşturur.

Nevrozunun (neurosis) akıl hastalarından en önemli farklı gerçekle bağlantının kaybolmamasıdır. Nevrozlarda duygulanımla ve bilişsel ( zihinsel) işlevlerde nicelik açısından değil nitelik bakımından değişme vardır.

Nevrozların temelinde genel olarak sürekli kaygı düzeyini yükselten çatışmalar yer alır. Nevrozlu hasta toplumsal çatışmalar sonucu yüksek olan sürekli kaygı düzeyi üzerinde ortaya çıkan durumluk kaygıdan kurtulmaya çalışır. Savunma düzenlerini bu çaba için kullanır.

ANKSİYETE NEVROZU

Anksiyete nevrozu (anxienty neurosis) durumluk kaygı düzeyinin yükselmesi sonucu bedensel gerginliğin ve ruhsal tedirginliğin artmasıyla yaşanan bir panik durumudur. Bu durum hasta tarafından ölüm korkusu sıkıntı sıkışma olarak anlatılır. Kalp bölgesinde sıkışma, sancı gibi yakınmalar yanında )kalp nevrozu); kalp vurum sayısında artma, ekstrasistol, solunum güçlüğü, hava açlığı, terleme, titreme, kızarma, solma, ağız kuruluğu, bulantı, sık sık idrar etme gibi belirtiler de görülebilir.

Anksiyete nevrozu nöbetleri, miyokard infarktüsüne benzediğinden hastayı ve hekimi yanıltabilir.

Genel olarak nevrozların ve psikozların çoğunda panik durumuna ulaşan kaygı bir yan belirti olarak ortaya çıkabilir. Bu duruma depresyonlarda sık rastlanır.

Korkunun tıp dilindeki karşılığı fobi (phobic)’din. Yunanca, dehşet, kaçma; korku, panik anlamını veren “phobos” sözcüğünden gelir. Bu sözcük tıp dilinde ilk kez 1700 yılında Locke tarafından kullanılmıştır.

İnsanlarda korku doğal ve evrensel bir duygudur. Belirli sınırlar içinde insanı tehlikeden ve zararlı etkenlerden korur. Hastalık mikrop, pislik korkusu bu tip korkudur. Kaygı düzeyini aşırı biçimde yükselten, panik yaratan korkuyu ayırabilmek için bu tür korkuları fobi sözcüğüyle belirttim.

FOBİK NEVROZ

Fobik nevrozlarda kişi korkusunun anlamsız, gereksiz, mantıksız, yersiz olduğunu bilir. Ancak korktuğu durum, nesne, olayla karşılaştığında ya da bunları tasarladığında durumluk kaygı düzeyi yükselir. Panik başlar.

Fobik nevrozun temel belirtisi kaygıdır (anksiyete). Ancak burada kaygı anksiyete nevrozunda olduğu gibi serbest (free floating) değildir. Bir duruma, kişiye, nesneye olaya bağlıdır.

Kaygının bağlanma biçimine göre fobik nevrozlar dörde ayrılır.

Nesnelerden; bıçak, iğne, kalem, şiş, düğme, ilaç; her türlü zararlı, zararsız evcil olan, olmayan hayvanlar; böcekler, akrep, yılan, mikrop, pislik.

Belirli durumlardan: kapalı yer, meydan, sokak yükseklik, boşluk ev, okul, asansör, gemi, kayık, deniz: kapalı ve bulutlu hava; karanlık, gök gürültüsü, yıldırım, şimşek.

Kişilerden; özellikle karşı cinsten; kalabalıktan: toplumda belirli rolü ve yeri olan insanlardan.

Beden işlevlerinden; yüz kızarması, terleme, idrar kaçırma, gaz çıkarma.

Bunlar arasında en sık görülenler; Meydan ya da yalnız sokağa çıkamama (Agoraphobia), kapalı yerde ya da yalnız kalamama (Claustrophobia), kalabalıkta

Kızarma korkusu (Erytrophobia).

OBSESSİF – KOMPÜLSİF NEVROZ

Bu durum, düşünce ve mantık düzeyinde ortaya çıkan, kişinin istek ve iradesi dışında sürekli olarak yinelenen, tedirginlik yaratan, durumluk kaygı düzeyini yükselten takınaklı ve zorlu düşüncelerdir. Bu düşünceler kişiye yabancıdır. Onun tarafından istenilmez. Karşı çıkılır. Saçma olduğu kabul edilir. Ancak tüm çabalara karşın etkisi engellenemez. Takınaklı – zorlu düşünceler hastayı gereksiz, saçma davranışlarla, hareketlere (compulsion) sürükler.

Takınaklı zorlu düşünceler çoğunlukla karşıt düşüncelerin çatışması ya da kuşku biçiminde görülür.

Dinsel inançlara çok bağlı olan, ona aşırı ilgi ve sevgi gösteren anne ona zarar vereceğinden kuşku duyar.

Çoğu kez fobik nevrozlarda obsessif – kompülsif nevrozların belirtilerini birbirinden ayırmak çok zordur.

HASTALIK HASTALIĞI

Hastalık hastası (hipokondri) (hypochondria) sağlıkla ilgili aşırı kaygı ve kuruntu durumudur. Hastalık hastası olanlar, kişilik yapılarındaki özellikler nedeniyle bedenleri, sağlıkları ve iç organlarının çalışmasına aşırı duyarlık gösterirler. Tıp kitapları gazete ya da dergilerdeki sağlık konularıyla ilgili yazıları dikkatle izlerler. Kendilerinde sürekli olarak hastalık ararlar. Kendilerindeki hastalığın anlaşılmadığını sanarlar. Hekim hekim dolaşırlar.

HİSTERİK NEVROZ

Histeri (Hysteria) genellikle benliği olgunlaşmamış olanlarda, çatışmalardan doğan bastırılmış, denetlenmiş, engellenmiş, ertelenmiş duygu ve düşüncelerin bedensel ya da ruhsal belirtilerle ortaya çıkmasıdır. Histerlik belirti, bulgu ve yakınlalar bir çatışmayı anlatır ve bu çatışmadan kaynaklanan kaygıyı önler. Hastayı kaygıdan kurtarır. Onun yerine bir organda işlev yitimi ya da ruhsal bir bozukluk olur. Buna birincil kazanç adı verilir. Birincil kazancın yanı sıra hasta belirtileri ve yakınmaları yüzünden özel bir bakım ilgi görür. Böylece ikincil kazanç sağlar. Birincil ve ikincil kazançların sağlanması bilinç dışı çalışan savunma düzenleriyle oluşur. Hasta banların farkında değildir.

Histerik belirtiler, bulgular iki ana grupta toplanır.

Duygu dönüşümü (dissocaition) nevrozu

Bölünme (dissociation) nevzoru

Birinci grupta genellikle duyu ve hareket sistemine ilişkin işleyse bozukluklar olur. Körlük, sağırlık; kol, bacak tutmaması; istem dışı hareketler, beden yüzeyinden ağrılar, uyuşmalar gibi

İkinci grupta bilincin, ya da kişiliğin bölünmesi, dağılması olur. Bunlar arasında bellek bozuklukları, geçmişin bir bölümünü ya da tamamını unutma; çok kişilik (multiple personality); uyur-gezerlik (Somnanbulisme); donakalım (catalepsi) sık görülür.

FİZİK DURUMU ETKİLEYEN RUHSAL NEDENLER

Stres sözcüğünün kullanıldığı yerler stresle ilgili kaynaklar gözden geçirildiğinde bugün stres kavramının birbirinden farklı iki anlamda kullanıldığı söyleneilir.

Stres kavramı; Organizmaya zarar veren etkenleri anlatma için kullanılır.

Stres kavramı, organizmaya zarar veren etkenlere karşı organizmada ortaya çıkan olumsuz değişiklikleri ve tepkileri anlatmak için kullanılır.

Günümüzde stres kavramı daha çok ikincil anlamında kullanılmaktadır. Bu anlamda stres ya da zorlanma, fizyolojik, ruhsal ve toplumsal kaynaklı zararlı etkenlerin organizmada yarattığı bedensel gerginlik ve ruhsal tedirginlik biçiminde tanımlanabilir.

Kalıtımdan yaratıcılığa dek kişiliği oluşturan katmanlarda bulunan kimi özelliklerin birleşip bütünleşmesi strese (zorlanmaya ) yatkın tipi oluşturur. Bu tipe A tipi adı verilmiştir. Bu tipten başka zorlanmaya az yatkın C tipi ve zorlanmaya yatkın B tipi vardır.

Zorlanmaya yatkın tiplerde sürekli kaygı düzeyi yüksektir. Bu yükseklik durumluk kaygıda da çabuk, kolay yükselmeler yapar.

Zorlanmaya bağlı bedensel ve ruhsal belirtiler ve psikosomatik hastalıklar büyük çoğunlukla A tipinde ortaya çıkar.

Stres karşısında, kişilik katmanları, özellikle benlik gelişmesindeki saplantı ve takıntılara göre değişik organ ve sistemlerde psikosomatik bozukluk ve hastalıklar ortaya çıkar. Başka bir değişle, ruhsal – cinsel (psiko – seksüel) gelişme sırasında ağız, dışkıl dönemleriyle ilgili organlardaki saplantı ve takıntılar psikosomatik hastalıkların oluşumunu hazırlar.

Psikosomatik hastalıklar şu alt gruplarda toplanmıştır.

Deri hastalıkları (egzema, saç ve kıl dökülmesi sedef hastalığı, ürtiker, vetiligo)

Dolaşım sistemi, kalp-damar hastalıkları (çarpındı, kalp vurum sayısında artma ve azalma, parakosismal taşikardi, göğüs ağrısı, miyokard enfarktüsü kan basıncında düşme ve yükselme)

Solunum sistemi hastalıkları (aşırı soluk alıp verme, bronşiyal artma)

Sindirim sistemi mide-barsak hastalıkları (iştah kesilmesi, yemek yememe (anorexia), aşrı yeme (boulemia), mide ülseri, kabızlık, soastik kolon).

Üriner sistem hastalıkları (aybaşı düzensizliği, cinsel istekte azalma, erken boşalma, döl yolunda kasılma).

İç salgı bezleri hastalıkları (hipertiroidi, şeker),

Migren

Kategori: Tıp


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy