Otoimmün Hastalıklar

12 Temmuz 2007



OTOİMMÜN HASTALIKLAR

Dr. Mesut ORTATATLI

OTOİMMÜNÜTE

 Ancak, bazı patolojik durumlara bağlı olarak hücre reseptörlerinin bozulması ile veya immün cevap ürünlerinden bazılarının değişik aktivite göstermesi ile, organizmada değişen doku antijenlerine karşı immün cevap oluşmaktadır. Organizmanın kendi doku antijenlerine karşı immün cevap oluşturmasına otoimmünüte, otoimmünizasyonun rol oynadığı hastalıklara da otoimmün hastalıklar denilmektedir. Oluş mekanizması kesin olarak bilinmeyen bu tür hastalıkların tanısında organizmanın kendi dokularına karşı oluşan hücresel tip immün cevap ve oto-antikorların belirlenmesinden yararlanılmaktadır.

Freund adjuvantı ile karıştırılarak deney hayvanlarına verilen antijenlerle, hayvanın kendi dokularına karşı immün cevap oluşturulmuştur. Hashimoto 1956 yılında insan tirotoksikoz olgularında, hasta serumunda tiroglobuline karşı antikorları göstermiştir. Organizmanın kendi doku antijenlerine karşı otoantikorlar yaptığı ve bu otoantikorların organizmada harap olan hücre ve hücre artıklarının temizlenmesinde yardımcı olduğu belirlenmiştir. Otoantikorların oluşumu ve otoimmün hastalıkların görülme sıklığının yaşa bağlı olarak arttığı ve kalıtsal ilişkili olduğu gösterilmiştir. Hashimoto tiroiditi olan hastaların kardeş, anne ve babasından tiroid ve mide pariyatal hücre antikiorları bulunmuştur. Otoimmün hastalıklar ile immün yetmezliklerin birlikte daha sık rastlanıldığı ve bu hastalıklarla kanser oluşumu arasında yakın bir ilişki olduğu bildirilmektedir.

Otoimmün hastalıkları klinik yönden hastalığın bulunduğu organlar bakımından 2 gruba ayırabiliriz. Bunlardan bazılarında hastalık bir organda görülmektedir. Tiroid hastalıkları(Hashimoto Hst, graves hst), pernisiyöz anemi, adison, juvenil diabet gibi… bu otoimmün hastalıklara organa özgül otoimmün hastalıklar diyoruz. Birden fazla organ tutulumu varsa organa özgül olmayan veya sistemik otoimmün hastalıklar diyoruz. Bunlara örnek , romatoid artrit, skleroderma, SLE.

Organa özgül otoimmün hastalıklar, bir kişide daha sıklıkla beraber görülebilmektedir. Örneğin, hashimoto tiroiditi ile pernisiyöz anemi, yine tiroidit hastalarla adison hastalığı normalde beklenenden daha sık olarak beraber görülmektedir. Organa özgül otoimmün hastalıklarda, diğer organa özgül hastalıklarda bulunan otoantikorlar hastalık olmadan da bulunabilmektedir. Örneğin hashimoto tiroiditinde tiroid antikorlarının yanında mide antikorlarının bulunması gibi.

Otoimmün Hastalıklarda İmmünopatolojik Mekanizmalar

1-Hücre içerisindeki maddeler gibi saklı ya da sekestre antijenler, organizma tarafından “kendisine ait” olarak tanınmamış olabilir. Bunlar dolaşıma karıştıkları taktirde bir immün cevaba yol açabilirler. Sempatik oftalmide etkili olan, bu mekanizmadır; normal olarak gözün içerisinde bulunan ve dolaşıma karışmayan bir antijenin dolaşıma katılması bağışıklık cevabına neden olmaktadır. Otoantikorlar, sekestre antijenle birleşemediklerinden kendi başlarına hastalığa yol açamayabilirler. Örneğin spermlerdeki ve kalp kasındaki antijenlere karşı meydana gelen antikorlar, seminifer tubulusların bazal membranıyla kalp hücresinin zarı tarafından bloke edilmektedir. Bununla birlikte immünolojik olarak aktif hale gelmiş T hücreleri için böyle bir kısıtlanma sözkonusu değildir ve bu hücreler dokularda zarara yol açmak bakımından çok daha etkilidirler.

2-Organizmanın “kendisine ait” olarak tanıdığı antijenler; kimyasal, fiziksel veya biyolojik değişikliklere uğrayarak bu özelliklerini kaybedebilirler. Örneğin temas dermatitinde olduğu gibi bazı kimyasal maddeler, vücut proteinleriyle birleşerek onları immün cevabı meydana getirebilecek hale sokabilmektedir. Işığa karşı olan duyarlık, fiziksel nedenlerle ortaya çıkan otoallerji’ye örnektir. Ultraviyole ışınlar,deri proteinlerini değişikliğe uğratır, bunlar da hastada allerji yapar. İzoniazid alımından sonra, tahrip olan hücre DNA’sı ile ilaç birleşerek antijenite kazanmakta ve anti-nükleer antikorlar(ANA) oluşmaktadır. Biyolojik olarak değişikliğe uğrayan antijenler ise Yeni Zelanda farelerinde gösterilmiştir; bunlarda devamlı olarak, konak dokularıyla birleştiği ve onları antikor yapımına yol açacak hale getirdiği bilinen bir RNA virusuyla enfeksiyon meydana getirildiğinde; sistemik lupus erythematosus’u andıran otoallerjik bir rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.

3-Yabancı bir antijen, organizmanın “kendine ait” antijenleriyle çapraz-reaksiyon meydana gelmesine yol açan bir bağışıklık cevabına neden olabilir. Streptokoklardaki M proteiniyle insan kalp kası arasındaki çapraz reaksiyon ya da kuduz aşısından sonra ortaya çıkan ensefalit, buna örnek olarak gösterilebilir. Bu ensefalit vakalarında muhtemelen, aşıdaki hayvan beyin dokusu tarafından başlatılan bir otoimmün çapraz-reaksiyonun rol oynadığı sanılmaktadır.

4-Otoimmünite oluşumunda hücresel immün cevabın önemi de büyüktür. Th ve B lenfositler normalde organizmanın kendi doku antijenleri ile uyarılmamaktadır. Bu olay gelişme sürecinde otoantijenlerle temas sonucu anerji (yanıtsızlık) oluşmasıyla ve yetişkin dönemde ise otoantijene özgül supresör T hücresi oluşmasıyla açıklanmaktadır. Gelişim sırasında bir mutasyonla Ts lenfositlerin fonksiyonlarının azalması sonucu, Th lenfositlerin B lenfositleri sürekli aktive etmesi ile oto-antikorlar sentezlenmektedir. Haptenik bazı ilaçlar gibi yabancı maddelerin konak dokularına bağlanmasıyla veya viruslar gibi kros reaksiyon verebilen antijenlerin verilmesiyle veya homolog dokunun Freund adjuvantı ile birlikte injeksiyonu ile Th lenfositler non-spesifik uyarılarak oto-antikorların oluşmasına yol açmaktadır. Endotoksin gibi bazı maddeler, T lenfosit yardımı olmadan B lefositleri uyarmaktadır. Lepra, sifiliz, tüberküloz gibi kronik bakteri infeksiyonlarında adjuvant gibi kuvvetli ve devamlı uyarım yapan antijenler, B lenfositleri normal dışı uyararak otoantikorların sentezine neden olmaktadır. Kalıtsal bozukluk, immün sistemde T lenfosit olgunlaşmasında bir bozukluk olarak gelişebilmekte ve T lenfosit bozukluğnda viral infeksiyona eğilim artmaktadır. Otoantikor yapılması, immünokompetan hücrelerdeki mutasyon sonucu meydana gelen değişikliklere bağlı bulunabilir. Bazı lenfoma vakalarında görülen monoklonal antikorlar, bu şekilde açıklanmaktadır.

OTOİMMÜN HASTALIKLARIN OLUŞUMUNDA ETKİN OLAN FAKTÖRLER

Genetik Faktörler

Otoimmün hastalıkların patogenezinde genetik, immünolojik ve viral faktörler rol oynamaktadır. Ia (I region associated) antijenleri makrofaj ve lenfositlerde bulunan ve MHC genleri tarafından kontrol edilen bir antijendir. Otoimünitenin patogenezinde HLA antijenlerini yöneten gen lokuslarının rolü olduğu belirlenmiştir.

İmmünolojik Faktörler

Otoantijenler baskılandığı veya fonksiyonları bozulduğu zaman otoimmün hastalık oluşmamaktadır. Yapısal olarak anomali kazanan otoantijenler veya ilaç gibi yabancı bir madde ile birleşerek kros reaksiyon verilebilen otoantijenler hücre membranında molekül yapısı değişen otoantijenler, Epstein - Barr virusu, bakteri lipopoliskkaridleri gibi poliklonal aktivatörlerin T veya B lenfositleri direk uyarımıyla otoimmün hastalık oluşmaktadır.

Hümoral İmmün Cevap

Eritrositlere karşı oluşan antikorların, eritrositlerle birleşmesi ve komplemanın da aktivasyonu sonucu, sitolitik etki ile doku hasarı olmaktadır, bu tür hastalıklara otoimmün hemolitik anemi denilmektedir. Eritrositlere karşı oluşan antikorlar eritrositlerle birleştiğinde, bu eritrositlerin dalak ve karaciğier fagositer hücreleri tarafından tutulma ve tahrip edilmeleri hızla artmaktadır. Eritroblastozis fetalisde de mekanizma aynıdır. Tiroid hücre membran antijenlerine (tirotropin)karşı oluşan plasentadan geçebilen LATS antikorlarının Fab kısımları, tiroid hücrelerini sürekli uyararak neonatal hipertiroidizme neden olmaktadır. Spermleri aglutine eden antikorlar, spermlerin servikal mukus içine girmesini engelleyerek steriliteye yol açmaktadır.

İmmün Kompleksler

Doku antijenlerine karşı oluşan antikorlar ile anti-nükleer antikorların kanda dolaşan antijen-antikor kompleksi oluşturmaları böbrek glomerül kapillerinde birikmeleriyle glomerülonefrit; damar endotellerinde birikmeleri sonucu vaskülitler oluşturmaktadır. Sistemik lupus eritematozda DNA - antijen-antikor, romatoid artritte romatoid faktör lgG kompleksleri hastalığın oluşumundan sorumlu tutulmaktadır. Viral infeksiyonlarda immün kompleks oluşumuna daha sık rastlanılmaktadır.

Hücresel İmmün Cevap

Hücresel otoimmün cevapta; lenfokinler, hücre içi paraziti olabilen bakteri ve virüs enfeksiyonlarından sonra gelişen geç tip aşırı duyarlılık reaksiyonları, lenfosit-hedef hücre ilişkileri rol oynamaktadır. Freund adjuvantı karıştırılarak verilen beyin dokusu ile deney hayvanında ansefalomyelit oluşturulmakta ve bu hasta hayvanın lenfositleri normal hayvanlara nakledildiğinde aynı lezyonlar geliştirilebilmektedir. Lezyonların oluşumunda hücresel cevabin ve NK hücrelerinin rolü olduğu sanılmaktadır. Kuduz aşısından sonra görülebilen ansafalit olgularında da aynı mekanizma düşünülmektedir.

Viral Faktörler

Bazı viruslarla duyarlı hayvan ve insanlarda kalıcı kronik tipte viral infeksiyonlar gelişmektedir. Yavaş virusların otoimmün hastalıklarla ve immün komplekslerin oluşumuyla ilişkisi kesin bilinmektedir. Fare lenfositik koriyomenenjit virusu, kalıcı kronik viral infeksiyon ve immün komplekslerin oluşumuna neden olmaktadır. Aynı mekanizma ile hepatit B virusu poliartrit nodoza, Epstein-Bar virusu infeksiyoz mononükleoz ve Burkitt lenfoması oluşturmaktadır. İnfeksiyoz mononükleozlu hastaların B lenfositlerinin yüzeyinde bulunan Epstein-Bar virusunun viral antijen reseptörlerine (CD21) karşı duyarlılaşmış atipik T lenfositleri bulunmaktadır.

Kuru ve Creutzfeldt-Jacop hastalığında immün kompleksler oluşmaktadır. Antijen-antikor kompleksleri glomerul membranında ve kan damar duvarlarında birikmektedir.

NON-ORGAN SPESİFİK OTOİMMÜN HASTALIKLAR

ROMATOİD ARTRİT

Periferik eklemlerde nonspesifik ve genellikle simetrik inflamasyon şeklinde kendini gösteren; eklemde ve eklem çevresindeki oluşumlarda ilerleyici harabiyetle sonuçlanma olasılığı yüksek olan, kronik inflamatuar bir hastalıktır.

Etiyoloji ? kadın/erkek oranı 3/1dir. Toplumda prevalansı %1-3tür. Kadınlarda 3 kat fazla görülmesi ve sıklıkla menarştan sonra menapozdan önce görülmesi, hamilelik esnasında artması bize hormanal faktörlerin önemli olduğunu göstermektedir.

Bunun yanında genetik faktörler de önemlidir. HLA-DR4 geni taşıyanların %70inde RA bulunmuştur.

İnfeksiyöz ajanlar da etiyolojide rol oynamaktadır. Buna rağmen RA lilerin sinovyal sıvısında herhangi bir infeksiyöz ajan partikülü tesbit edilememiştir. Fakat Proteus vulgarisin yüzey antijeni ile HLA-DR4 arasında çarpraz reaksiyon geliştiği bilinmektedir. P. Vulgarisin tesbit edildiği persistan ÜSE lu kişilerde ki bunlar sıklıkla kadındır; RA e rastlanmaktadır.

Patogenez ? sinovyal B lenfositleri tarafından salgılanan anormal Ig G ve bunlara karşı oluşan romatoid faktörler ki bunlar Ig G ye karşı oluşmuş Ig M dir; birleşerek immün kompleksler oluşturmaktadır. Bu immün kompleksler klasik ve alternatif yoldan komplemanı aktive ederek inflamasyonu başlatmaktadır. Eklem sıvısında oluşan immün kompleksler bir miktar da kanda da oluştuğu için vaskülitlere ve SLE benzeri semptomlara neden olumaktadır. SLE den farklı olarak immün kompleksler çok nadiren nefrite yol açar.

Tanı ? Tanıda önemli olan kliniktir.

n Anamnez

n Simetrik poliartrit

n Direk grafide eklemlerde erezyon görülmesi

n İmmünolojik olarak ise en değerlisi RF pozitifliğidir. Bunun yanında hipergammagloblunemi, LE hücre pozitifliği, ANA , lenfositoz ve sedimantasyon hızlanması görülmektedir. Serum kompleman düzeyi normaldir ancak sinovya içindeki kompleman düzeyi düşmüştür.

SLE

Birçok organı tutan sistemik bir hastalıktır. Tipik olarak 20-40 yaş arası genç bayanları tutar, yüzde butterfly tarzında döküntü ve artralji ile karakterizedir. Hastaların %90 ı kadındır.

Etiyoloji ? Kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik olarak HLA-DR3 alleli taşıyanlarda taşımayanlara oranla daha sık görülür. Ig A selektif yetmezliği olanlarda da SLE daha sık görülmektedir. LE hücreleri, DNA ile anti-DNA komplekslerini fagosite etmiş olan granülositlerdir. LE hücrelerinin bulunması SLE yi düşündürür, ama patognomonik değildir. LE hücresinin görülmemesi de bizi SLE den uzaklaştırmaz çünkü hastalığın seyri esnasında dönem dönem oluşmaktadır.

Patogenez ? Dolaşımda DNA-anti DNA kompleksleri oluşur ve filtrasyon yapan zarlarda (böbrek, eklem, pleksüs choreideus gibi) depolanması ile doku hasarı oluşur. Bunun yanında bilemediğimiz mekanizmalar da vardır.

SLE lilerin %95 inde ANA pozitiftir. Ama spesifik değildir. Anti double stranded DNA en spesifiğidir. Bundan başka anti single stranded DNA veya her ikisi birden, hipergamaglobulinemi, LE hücreleri, yalancı VDRL pozitifliği ve deri biopsilerinde immün kompleks depozitleri görülmektedir.

Tanı ? Ateş- butterfly rush- oral mukoza ülserleri- perikardit- plörezi- eklem ağrıları- nefrotik sendrom- lenfadenopati- amenore- idrarda günlük 3,5 gramı aşmış protein üri ve hematüri- raynaud fenomeni- artrit- nöropati- 4000 in altında nötropeni- anemi- yalancı VDRL pozitifliği ve en önemlisi anamnez ve fizik muayenedir. Tanıda anti ds DNA da önemlidir.

SKLERODERMA

Deride, eklemlerdeki oluşumlarda ve özellikle özefagus, bagırsak kanalı, tiroid, akciğer, kalp,böbrek olmak üzere iç organlarda yaygın fibrozis, dejeneratif değişiklikler ve damar anomalileriyle karakterize bir hastalıktır. K/E oranı 4/1 dir.

Hastalığın şiddet ve ilerlemesi çok değişkendir. Yaygın skleroderma ile beraber iç organ tutulumu varsa ölüm ile sonuçlanır. Bazen de el ve yüzde skleroz oluşup yıllar sonra CREST sendromuna dönüşür. CREST sendromu sklerodermanın en benign formudur.

C? Calsinosis

R? Reynoud fenomeni

E? Esophageal dysfunction

S? Sclerodaktili

T? Telanjiektazi

Progresif sistemik sklerozda en sık ölüm nedeni böbrek tutulumudur. Hastaların %60-90 nında ANA pozitiftir. RF pozitifliğide bulunabilir. Soluble nükleer antijene karşı gelişen anti Scl-70 antikoru skleroderma için spesifiktir. Ancak sadece %25 hastada pozitiftir. Anti-centromere antikoru ise CREST sendromundaki sklerodaktile ile bağlantılıdır.

SJÖRGEN SENDROMU

Etiyolojisi bilinmeyen kronik, sistemik inflamatuar bir hastalıktır. Artrit, ağızda gözlerde ve mukozalarda kurumalarla kendini gösterir. Çok zaman RA, SLE ve skleroderma gibi romatoid hastalıklarla bir aradadır. Daha çok yaşı 40 ı geçen kadınlarda görülür. Solunum yollarındaki kuruma AC infeksiyonlarının sık görülmesine ve bazı vakalarda ölümle sonuçlanan pnömonilere neden olmaktadır. Üç gruba ayrılır:

1-Bazı vakalarda sendrom yalnızca gözlerde veya ağızda ortaya çıkar. Buna primer sjörgen sendromu diğer bir deyişle sicca sendromu denir. Bununla HLA-DW3 alleli arasında bir beraberlik bulunmuştur.

2-Sekonder sjörgen SLE + primer biliyer siroz + polimiyozit ve sıcca sendromunun beraber görülmesine denir.

3-RA ile beraber olan sjörgen sendromu .

Sjörgen sendromunda %70 in üzerinde ANA pozitifliği yanında daha spesifik olan anti SS-A ve anti SS-B antikorları da mevcuttur.

Salgı kanallarının etrafında mononükleer ve CD4+ lenfosit infiltrasyonu vardır.

ORGAN SPESİFİK OTOİMMÜN HASTALIKLAR

TİROİD

Hashimoto Tiroiditi

Guatr ile birlikte hipotiroidizm vardır. Yüksek titrede oto antikorlar bulunur. Başlangıçta normal TSH seviyesi ve normal tiroid fonksiyonlarıyla birlikte guatr olabilir. İleri safhada klinik kompensasyonla guatr ve artmış TSH görülür. Sonuç olarak yükselmiş TSH ve düşmüş T4 le birlikte hipotiroidizm gelişir. Hastalarda genellikle tiroglobuline karşı antikorlar gelişir. Bu antiikorlar agglutinasyon ve presipitasyon testleri ile gösterilebilinir. Ayrıca tiroid yüzey antijerine ve ikinci bir kolloid antijenine karşı oto antikorlar gelişir. Dokuların zarar görmesi ve eninde sonunda ortaya çıkan miksödem; hem mikrozomlara karşı olan antikorun hem de özel olarak programlanmış T hücrelerinin etkisiyle meydana gelmektedir.

Hashimoto tiroiditinde genellikle bezde tiroide özgü olmayan rejeneratif tiroid folikülleri görülür. Bezde destriksiyon ve fibrozis gelişir. Normal tiroid bezinde foliküler hücreler kolloid aralıkta sıralanırlar. Bu hücreler kolloid aralığa tiroglobulin sekrete ederler. Buradan tiroid hormonları kapiller aralığa geçer. Hashimoto tiroiditinde ise normal yapı hemen hemen yok olur. Lenfosit, makrofaj ve plazma hücreleri araları doldurur. Germinal merkezinin etrafını küçük lenfositlerin kapladığı sekonder lenfoid foliküller ve küçük rejeneratif tiroid folikülleri bulunur.

Primer miksödem

Genellikle hashimato tiroidinden sonra meydana gelmektedir. Erişkinlerdeki spontan hipotiroidizmin en sık nedenidir. Bezde kronik inflamasyon vardır. Kadın - erkek oranı 5/1 dir. Hastaların %70 i 50 yaşın üstündedir.

Graves Hastalığı

Tirotoksikozun en sık nedenidir. 20-40 yaşları arasında pik yapar. Ekzoftalmus olabilir veya olmayabilir. Tiroid yüzey antijenleri, stoplazmik veya hücre membran reseptörlerine karşı oto antikorların olması spesifiktir.

Graves hastalığındaki oto antikorlar TSH reseptörleri ile reaksiyona girer ve TSH gibi etki yapar.

Otoimmün tiroid hastalıklarında antiikorların etkilerine bakarsak graves hastalığındaki tiroid situmule edici immünglobulin metabolizmayı arttırır ve hipertiroidizme neden olur. Aynı zamanda tiroid growt situmule edici antikorlar guatra neden olur.

Hashimoto tiroiditinde tiroid growth situmule edici antikorlar guatra neden olur. Genelde hashimoto tiroiditinden sonra oluşan miksödem de ise bloking antikorlar nedeni ile hem hipotiroidizim meydana gelir hem de bazı vakalarda fibrozis gelişir.

MiDE -BARSAK

Pernisiyöz Anemi

A tip fundal ve B tip antral gastrit olarak ikiye ayrılır. Pernisiyöz anemi ile birlikte olan fundal tiptir. Antral tipte genelde helicobakter pilori de söz konusudur. Her iki tipte de kronik atrofit gastrit vardır. Aklorhidri, intrensik faktör eksikliği ve B 12 vitamin malabsorbsiyonu ile pernisiyöz anemi gelişir.

Pariyatal hücre antikorları asit sekresyonu yapan H-K ATP aza karşı oluşur. Anti pariyatal hücre antikorları sekonder olarak otoimmün hasara neden olur. Bu antikorlar immünofloresan metodla tesbit edilebilir.

Pariyatal hücrelere karşı gelişen oto antikorlar intrensik faktör yapımını azaltır. Buna rağmen yeterli B 12 vitamini verilirse pernisiyöz anemi gelişmez. İntrensik faktör antikorları ise 2 çeşittir. 1- İntrensik faktörün B12 vitaminine bağlanmasını engelleyen bloking antikorlar ve 2. olarak intrensek faktörün ileuma bağlanmasını engelleyen binding antikorlardır. Bunlar klinik olarak pernisiyöz anemiye neden olurlar.

Tedavide B12 vitamini hayatın devamı için enjeksiyon şeklinde verilmelidir. Kortikosteroidler de pariyatal hücrelerin rejenerasyonunu sağlar ve daha çok intrensik faktör yapımıyla B12 vitamini emilimini arttırabilir.

Antral gasttritte ise proton pompa inhibitörleri ve antibiyotik verilir.

Mide ve bağırsak salgılarında ve lamina propriyada immünglobulinlerin bütün çeşitlerine rastlanılmaktadır. Plazma hücrelerinden %80 i lg A, %15 i lgM, %5 i lgG ve %2 si lgD ile lgE sentezleyen hücrelerdir. Ig A eksikliği olanlarda inek sütündeki beta laktoglobuline karşı akut mide-bağırsak allerjisi, fındık benzeri gıdaların alınımı ile ağız mukozasında ülser, ülseratif kolit, hatta bağırsak lenfomaları bile görülebilmektedir.

Çölyak Hastalığı

Genellikle lgA eksikliğinde görülen çölyak hastalığında laminapropriyada lenfosit ve plazma hücresi infiltrasyonu ve buğday glutenine karşı ıgM sınıfından antikorlar bulunmaktadır. Kalıtsal olan çölyak hastalığının tek yumurta ikizlerinde görülme oranının %75 olması bize çevresel faktörlerin de önemli olduğunu göstermektedir.

Ülseratif kolit

GİS in eksezerbasyon ve remisyonla seyreden kronik inflamatuar bir hastalığıdır.

PANKREAS

Tip 1 IDDM

Tip 1 IDDM da karakteristik olarak pankreatik beta hücrelerine karşı adacık hücre antikorları gelişir. Bu antikorlar hastalığın başından itibaren bulunur. Hatta, hastalık klinik olarak ortaya çıkmadan yıllar önce bile görülebilir. Adacık hücrelerinin etrafındaki lenfositik hücre infiltrasyonu otoimmün hasarın olduğunu desteklemektedir.

IDDM luların %90 ında HLA- DR3 veya DR4 alleli vardır. NIDDM luların %10 da adacık hücre antikoru bulunmaktadır. Bu hastalar tip 1 yani IDDM a meyillidir.

İnsülin oto antikorları hipoglisemik ve tirotoksikozlu hastalarda tanımlanmıştır. Hipoglisemi ekseserbasyon ve remisyonlarla seyreder. Ig G yapısındaki insülin oto antikorları yeni teşhis edilmiş hastaların IDDM a ilerlemesi muhtemeldir.

ADRENAL BEZ

Addison

Adrenal bezin tüberküloz destürüksiyonu %60 oranda oto immün hastalığa ilerler. Hiperpigmentasyon, zayıflık, kilo kaybı, hipoglisemi ve adrenokortikal hormonlarda eksiklik vardır. Mineralokortikoid eksikliği böbreklerde sodyum kaybı ve potasyum tutulmasıyla asidoza neden olur.

Adrenal korteksin her üç tabakasına karşı da oto antikorlar gelişir ve değişik klinik sonuçlara neden olur. Ama otoantikorlar en çok %80 in üzerinde olarak izole addison hastalığında bulunur.

BÖBREK

Glomerulonefrit

Böbrek dokusu ve glomerul bazal membranında bulunan nefritojenik antijene karşı oluşan antikorların bazal membranla birleşmesi ile veya immün komplekslerin glomerul bazal membranında depolanması ile oluşmaktadır

Goodpasture sendromu

Tip 2 aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Anti - GBM antikoru şiddetli ve genelde fulminan bir hastalık olan GN e neden olur. Antikorlar direk olarak GBM ve akciğer alveolar bazal membranını etkiler. Sonuçta progresif nefrit ve akciğer kanaması meydana gelir. HLA - DR2 alleli taşıyan yatkın kişilerde bir virüs infeksiyonu oto antikorların yapımını tetikleyebilir.

SİNİR SİSTEMİ

Kızamık, su çiçeği, kabakulak gibi virüs infeksiyonlarında, kuduz aşılamalarından sonra miyelin proteinlerine karşı hücresel tip immün cevap oluşmakta ve akut yaygın ensefalomiyelit gelişebilmektedir. Kalıtsal olduğu sanılan subakut sklerozan panensofalitli hastaların beyin omurilik sıvılarında kızamık virüsüne karşı antikorlar gösterilmiştir.

Myastenia Gravis

Myastenia gravis de sinir - kas bağlantı yerinde bulunan asetil kolin reseptörlerine karşı oluşan oto antikorlar nöral sitimulusun kasa geçişini önler. Böylece adale zayıflığı oluşur. Myastenia gravis te HLA B8 alleli önem taşımaktadır.

KARACİĞER

Kronik Aktif Hepatit

Otoimmün hepatit genelde genç kadınlarda görülen ateş, artralji ve deride döküntü ile seyreden bir hastalıktır. Diğer oto immün hastalıklarla ve HLA DR3 - B8 ile bağlantılı olduğu bilinmektedir.

Damar düz kas hücresindeki actine karşı oto antikorlar gelişmiştir. Bundan başka diğer organ ve nonorgan spesifik antikorlarda bulunabilir.

Portal alanda ve karaciğer parankimasında lenfosit ve plazma hücresi infiltrasyonu ile piecemal nekrozu gelişir. Bu inflamasyon ve nekroz karaciğeri fibrozise götürür.

Primer Biliary Siroz

Orta yaştaki kadınlarda kaşıntı ve diğer kolestaz bulguları ile seyreden oto immün bir hastalıktır. Sarılık geç bir bulgudur ama yıllarca asemptomatik de seyredebilir.

IgM yapısındaki antimitokondrial antikorların yüksek olması karakteristik bir bulgudur. Piruvat dehidrogenaz kompleksinin bir komponenti olan M2 antijeni mitokondriumun iç membranında lokalizedir. Bu antijene karşı oluşan antikorlar PBS için spesifiktir. Diğer hastalıklarda oluşan anti mitokondrial antikorlar M2 antijenine karşı değildir. PBS de diğer oto antikorlarda bulunabilir ama hastalık için spesifik değildir.

HLA klas 1 ve 2 antijenleri hasar gören safra kanalı hücrelerinde tanımlanmış ama normal kanallarda bulunamamıştır. Artmış HLA klas 1 antijenleri sitotoksik T hücrelerine karşı hassasiyeti arttırabilmektedir.

GÖZ

Skleritis

Herpes zoster, tüberküloz veya aspergilloz gibi bazı infeksiyonlar ve konnektif doku hastalıklarıyla skleritisin ilişkisi olduğu düşünülmektedir. İmmün kompleksler depolanır, komplemanı aktive ederek polimorf hücrelerin kemotaksisi ve belki de oto immün reaktivasyona yol açabilir. Bir an önce tedaviye başlanmalıdır.

Üveitis

Üveit iris, siliar hücreler ve koroidin inflamasyonudur. Ankilozan spondilit ve BEHÇET sendromunda akut ve agresif olabilir. Bu formda iltihap ön kameradadır. Hafif form Reiter sendromunda, kronik sarkoidoz ve juvenil romatoid artiritte görülür. HLA B27 alleli ile bağlantısı vardır.

Polenler ve bunlara karşı oluşan ıgE, konjunktiva altı dokusundaki mast hücre yüzeyinde birleşmesi ile meydana gelen aşırı duyarlılık reaksiyonu olan saman nezlesi konjunktiviti; immün kompleks hastalıkları sırasında oluşan üveit ve gözde meydana gelen yaralanmanın atmosferik ortamda kalması sonucu diğer gözde gelişen sempatik oftalmia otoimmün göz hastalıklarıdır.

Tüberküloz, lepra, toksoplazma ve herpes simpleks virisü gibi kronik infeksiyon etkenlerinin uyarılmasından sonra T lenfositlere bağımlı geç tip aşırı duyarlılık reaksiyonu olan oküler sarkoidoz gelişmektedir.

KAN HASTALIKLARI

Hücre harabiyeti antikorun çeşidine bağlıdır. Hem IgG, hem de IgM olayla ilgilidir. Kompleman ve onu aktive eden monosit fagositozu ile dalakta hemoliz gelişir.

Intravasküler hemoliz kompleman nedeni ile olur ve IgM antikorları rol oynar. Bu olay tipik olarak ABO uyuşmazlığındaki transfüzyonlarda görülür. Diğer birçok eritrosit yıkımı ekstra vasküler fagısitozla meydana gelir.

Otoimmün Hemolitik Anemi

Primer veya sekonder olabilir. OHA sıcak reaktif IgG oto antikor nedeni ile olabilmektedir ki bu hastaların yarısı sekonder olarak lenfoma, SLE ve RA gibi otoimmün hastalıklarda görülebilmektedir.

Soğuk reaktif lgM otoantikorları soğuk hemaglutinin hastalığında görülür ki bu hemolitik anemi kroniktir ve Rayneud fenomeni ile ilişkilidir. Bunda genelde tedaviye gerek yoktur, hastalara soğuktan korunması önerilir.

İdiopatik Trombositopenik Purpura

Trombosit harabiyeti vardır ve tahrip olan trombositler antijeniktir. Böylece spontan olarak anti trombosit antikorları oluşur. Trombosit yüzeyine yapışan haptenik ilaca karşı antikor yapılışı, antijen - antikor kompleksinin trombosit yüzeyine yapışması, trombositlere karşı immün cevabin gelişmesi, endotoksinlerin alternatif yoldan komplemanı aktivasyonu sonucu trombosit toplanması ile trombosit tahribatı olmaktadır.

DERİ

İlaçlar, boyalar ve zehirli bitkilerin geç tip aşırı duyarlılık reaksiyonları allerjik kontakt dermatiti yapmaktadır.

Pemfigus Vulgaris

Epiderm hücreleri arasında Ig ve kompleman depozitine karşı IgG sınıfından oto antikorlar oluşmaktadır. Hücreler arası depozit, oto antikorlar ve kompleman birleşmesi ile pempigus vulgaris meydana gelmektedir.

IgG titresi ile hastalığın aktivitesi arasında bağlantı vardir. Ayrıca sıklıkla SLE, timoma ve miyastania gravis ile de birlikte görülür.

Tedavide yüksek doz kortikosteroid verilmelidir. 180 - 360 mg / gün prednizolon

Büllöz Pemfigoid

Deri bazal membranının lamina lucida tabakasına karşı IgG sınıfından oto antikorlar oluşmaktadır. Pemfigus vulgaristen farklı olarak IgG titresi ile hastalığın aktivasyonu arasında bir korelasyon yoktur.

Tedavide pemfigusa göre oldukça düşük, günde 40 mg prednizolon verilmesi genelllikle yeterlidir.

Kategori: Tıp


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy