‘hayvan h’ Arama Sonuçları

Hıv Aşıları Üzerine Çalışmalar

HIV Aşıları Üzerine Çalışmalar

Yapılan çalışmaların birçoğunda ve antiviral terapilerde AIDS için bir ilaç olmadığı görülmüştür. İlaç terapileride sonuç vermesine rağmen bıraktığı problemli yan etkiler, uygunluk ve fiyat bakımından tercih edilemez hal almaktadır. Üstelik bu ilaçların 2005 yılına kadar %90 oranında AIDS’li bulunduracağı tahmin edilen gelişen ülkelerde bulunması çok zor olacaktır.Bu nedenlerden dolayı, araştırmalar HIV enfeksiyonunu engelleyebilecek aşılar üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır.Bu çalışmalar dünya çapında gerçekleşmektedir. AVEG (AIDS Vaccine Evaluation Group) AIDS Aşı Tesbit Grubu HIV-1 aşısına aday olarak gösterilen faz I ve II açıları üzerinde çalışmaktadır.

Aşılar bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde modern ilaç tarihinin en büyük buluşudur. Fakat, araştırmacılar HIV enfeksiyonuna karşı çalışırken aşı gelişiminde kullandıkları geleneksel yaklaşımların dışına çıkmak zorunda kalmışlardır. Çalışmalarda araştırmacıların karşısına çıkan en öneml engel HIV in anlaşılması ve şu ana kadar yapılan çalışmaların tamamında hayvansal maddelerin kullanılmasıdır. Ayrıca bağışıklığın alternatifide bilinmemektedir. Yani doğal bir enfeksiyondan korunmak için bağışıklık sisteminin hangi parçası gereklidir sorusu henüz çözülememiştir.

Aktive edilmemiş virüslerin aşı olarak kullanımı çok çeşitli problemlere yol açtığı için çok tehlikeli görülmektedir. Aşının enjektesi sırasında meydana gelebilecek bir hatanın aşıda meydana getirdiği yetersiz inaktiflik , aşının HIV-1 için kullanımında endişeler meydana getirmektedir. Geçmişte yapılan çalışmalarda maymunlar üzerinde (SIV) Simian Immuno Deficiency Virus; Maymun Yetersiz Bağışıklık Sistemi virüsü adında azaltılmış bir virüs aşısı HIV-1 için gerekli canlı aşının geliştirilmesinde büyük rol oynamıştır.

HIV-1 aşısının geliştirilmesi birçok aktif ünite aşı kullanılarak yapılmaktadır.Buda HIV-1′in kullanılan bölümlerine mükemmel bir güvenlik sağlamaktadır. Böylece aşı ürünlerinden meydana gelebilecek enfeksiyonlar önlenmektedir.

Alt ünite aşılarında zorluk optimum bağışıklık kapasitesine ulaşabilmektedir. HIV-1 enfekte olmuş bir hücreden yada serbest bir virüsten bulaşabilir. Bu nedenle aşının etkili olabilmesi için bu iki modun aşı içerisinde adreslenmiş olması gereklidir. Fakat, bağışıklık sisteminin doğal enfeksiyondan korunmak için hangi parçasını kullandığı kesin olarak bilinmemektedir. Otoritelerin birçoğu, aşı rejiminin mutlaka etkili akyuvar hücreleri türetmesini sağlaması konusunda birleşmişlerdir.

AIDS Nedir?

AIDS, Acquired Immuno Deficiency Syndrome kelimelerinin kısaltması olarak ortaya çıkmış ve Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık Sistemi Sendromu olarak Türkçe’ye çevrilmiştir.AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde keşfedilmiştir.Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak; erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden bir çok insanın ölümüne neden olmuştur.Günümüze kadar AIDS’ten 225.000 kişinin öldüğü kaydedilmiştir.Bu sayı her 13 ila 15 ayda ikiye katlanmaktadır.AIDS için halen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır.AIDS’ten korunmak bu tehlikeli ve ölümcül virüsün yayılmasını önlemek için uygulanabilecek tek yoldur. HIV, Human Immune Deficiency Virus, vücut bağışıklık sistemi virüsü, AIDS tamamen vücut bağışıklık sistemi ile ilgili olduğundan, hastalığa sebep olan virüse bu isim verilmiştir.Virüs, insan vücudunun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini etkisiz hale getirmektedir.Vücut bağışıklık sisteminin etkisiz hale gelmesi, virüsten etkilenmeden önce kolayca başedebildiği deiğer hastalık mikroplarıyla artık çarpışamayacak duruma gelmesi demektir.Bu da basit bir enefeksiyonun bile ölümcül hale gelmesine sebep olabilir.AIDS hastalarının yarısından çoğu bağışıklık sistemlerinin etkisiz hale gelmesi yüzünden basit enfeksiyonlara yenilerek hayata veda etmişlerdir. İnsan vücudu bir defa HIV virüsü ile enfekte olmuşsa artık bu virüsün hiçbirşekilde yok edilmesi yada vücuttan atılmasımümkün değildir.Fakat,virüsün etkilerine engel olmak için bir takım ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlardan ilki ve ençok bilineni AZT (Zidovudine) adı verilen ilaçtır. Bu ilaç virüsün çoğalmasını engellemektedir.AZT AIDS virüsünün meydana getirdiği belirtilerin görünmesini engellemekte ve AIDS’li hastanın yaşamının kısmende olsa uzamasını sağlamaktadır. Bilim adamları AIDS’le savaşabilmenin diğer yollarını aramaya devam etmektedirler.Son yıllarda bu konuda büyük gelişme kaydedilmiştir.AIDS’e karşı korunmak için aşıların testleri halen deneysel aşamadadır.1990 yılının başlarından itibaren bu konuda başarılı sonuçlar kaydedilmektedir. AIDS dokunma, öpüşme, solunum gibi dış kontaklarla bulaşan bir hastalık değildir.Bu nedenle insanların AIDS’li hastalara yaklaşmaması yada onları toplumdan dışlaması hem gereksiz hemde yanlış bir tutumdur. Çünkü AIDS’li bir hastaya dokunarak veya yanında bulunarak AIDS’e yakalanmanın mümkün değildir.Ayrıca AIDS evcil hayvanlardan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından, tabak yada bardaklardan bulaşıcı özellik göstermez.Bu nedenle insanların bu konularda korkutulması yada yersiz bir kaygıya neden olunması çok yanlıştır.AIDS’in ana bulaşma yolu seksüel birleşme, uyşturucu kullanıcılarının enjektyörlerini paylaşması ve çok da az olsa kan transferidir.Ne yazık ki, AIDS hastalığına yakalanmış hamile bir kadının daha doğmamış bebeğide bu hastalığa yakalanmış demektir. Neden AIDS’i daha önce duymamıştık? AIDS 1981 yılına kadar tanımlanmış bir hastalık değildi.AIDS’in izinin sürülmesidoktorların bu bilinmeyen hastalığı yeterli derecede tanımasıyla başladı.AIDS’in ilk rastlandığı 1981 yılında ABD’de 316 kişinin AIDS hastalığına yakalandığı tesbit edilmiştir.Beş yıl sonra 1986 Ağustos’unda 23.000 vaka rapor edilmiştir.Hastalığın artışı büyük bir hızla devam etmiş ve 1990′larda sadece ABD’de 60.000 nin üstünde AIDS hastası tesbit edilmiştir.Bu hızlı artış, bilim adamları, doktorlar ve hükümetler için bir alarm sinyali olmuş ve onları konuyla ciddi biçimde ilgilenmeye itmiştir.AIDS’in gerçek kökeni bilinmemektedir. Çünkü AIDS yeni gelişmiş bir hastalıktır. AIDS’in kökeni hakkındaki en geçerli görüş hastalığın Afrika kökenli olduğudur.Afrika’da ki yeşil maymunların taşıdığı bir virüs insanlarda rastlanan AIDS virüsüne çok benzemektedir.Bilimsel tahminler maymunlarda rastlanan virüsün doğal ortamda organizmalar içinde yaşamını sürdürerek, mutasyon geçirdiği ve burdanda insanlara geçtiği üzerinde yoğunlaşmaktadır.Görülen mutasyonun çok nadir olduğu da görüşler arasında yer almaktadır.Bir başka görüş ise virüsün biyolojik silah olarak üretilmek istendiği fakat sonucun etkisi uzun sürede görüldüğü için araştırmalara devam edilmediği, ve bir ara nasıl olduysa labaratuvar dışına çıkarılarak insanlara bulaştırıldığı üzerinedir. Yeşil maymunlar Afrika’nın çoğu bölgesinde lezzetli bir yemek olarak görülmektedir.Virüsün maymunlardan insana iyi pişmemiş organlardan yada etlerin pişirilmeye hazırlanırken meydana gelebilecek kesik vb. gibi yaralardan bulaşmış olabileceğide düşünülmektedir.Çünkü bilindiği gibi virüsün bulaşma yollarının en önemlilerinden biri kandır.Hastalığın ilk insana bulaşması böyle olmuştur.Bundan sonra hastalık diğer insanlara seksüel birleşme ve uyuşturucu kullanımı ve kan transferleri sırasında yayılmıştır.Afrika devletlerinin bir çoğu bu görüşün mantıklı olduğunu savunmaktadır.Bu olayların hiçbiri ırkla ilgili değildir.Şunu unutmamak gerekir ki tek bir kişi değil tüm insanlık AIDS’in gelişmesinden sorumludur; ve bizde bu sorumluluğu paylaşmaktan ve bu öldürücü virüsün yayılmasını engellemekten sorumlu sayılırız.

HIV Vücudu Nasıl Etkiler?

AIDS’e neden olan virüs ilk defa 1983 yılında Dr.Luc Montagnier tarafından kaydedilmiş daha sonra Paris Pasteur Enstitüsündeki bilim adamları tarafından izlenmeye devam edilmiştir.Enstitü araştırmacıları virüse Lymphadenopathy-AssociatedVirüs (LAV) adını vermişlerdir.Çünkü bilim adamları virüse bir hastanın lenf düğümlerinde rastlamışlardı. Bu araştırmalarla aynı zamanlarda, başka bir yerde Dr.Robert Gallo ve meslekdaşları Ulusal Kanser Enstitüsü’nde yaptıkları araştırmalarda AIDS virüsünün izine rastladılar.Dr.Gallo ve meslekdaşları virüse Human T-Cell Lymphotropic Virüs III (HTLV-III) adını verdiler.Gallo ve personeli yeni tanımladıkları bu virüse benzeyen diğer virüsleride ayırarak ayrılan virüsler HTLV-I ve HTLV-II isimlerini verdiler.Yeni tanımlanan bu virüsün etiketlenmesinden sonra Uluslararası Virüs Sınıflandırma Komitesi (International Commite on The Taxonomy of Viruses) virüsün adını Human Immuno Deficiency Virüs HIV olarak belirledi. Halen tıbbi topluluklar virüsün tanımlanmasında bu ismi kullanmaktadır.

HIV diğer virüslerden çok farklıdır.HIV virüsü retrovirüsler olarak bilinen özel bir aileye mensuptur. Retrovirüslerde diğer virüsler gibi sıkıca paketlenmiş bir genetik yapıya ve protein kılıfına sahiptir. Retrovirüsler genetik bilgilerini Deoxiribonukleikasit DNA yerine Ribunükleikasit RNA larında saklarlar. Retrovirüsler kendilerini eşlemek, yani viral RNA larından yeni bir DNA oluşturmak için “reverse transcriptase” adı verilen bir enzimi kullanırlar.Yani oluşturulan DNA virüsün etkilemek istediği hücrenin DNA sıyla birleşir.Virüsün oluşturduğu DNA ile birleşen hücre DNA’sı provirüs olarak adlandırılır.

Yukarıdaki şekilde hücre RNA’sının (RU5-U3R) konak hücreyle (LTR) birleşerek provirüsü (U3RU5LTR) oluşturması gösterilmektedir.Provirüs hücrenin genetik yapısının tamamını kendi kendini sürekli yenilemek için kullanır.Bu durumda retrovirüsler diğer virüslerde olduğu gibi yeni virüsler oluşturabilmek için gerekli mekanizmayı bulaştıkları hücreden temin ederler. HIV virüsünün ilk hedefi T-4 yardımcı hücresi (AKYUVAR) adı verilen beyaz kan hücreleridir.Akyuvarların görevi bağışıklık sistemini yöneterek istenmeyen organizmalara karşı vücudu korumaktır.HIV virüsü vücuda herhangi bir şerkilde bulaştıktan sonra, eğer hemen aktifleşirse, akyuvar hücrelerine saldırır ve hücrenin içine girer.Hücrenin içine girmesiyle birlikte akyuvar hücresinin genetik maddesini kullanarak kendini eşlemeye ve çoğalmaya başlar.Yeni virüs partikülleri kendilerini kan akıntısına bırakarak enfekte edecek yeni akyuvar hücreleri aramaya başlarlar.Bir akyuvar hücresinin içinde HIV bulunması bu hücrenin görevini kısmen yada tamamen yapamaması anlamına gelmektedir.Akyuvar sayısının azalması vücut bağışıklık sisteminin normal zamanda kolayca başedebileceği enfeksiyonlarla artık başedemeyecek duruma gelmesi demektir.Bu fırsatçı enfeksiyonlarla ilgili komplikasyonlar kişinin ölümüne neden olabilmektedir.Aşağıdaki şekilde HTLV-III Human T-Cell Lymphopatic Virüsünün şematik yapısı görülmektedir.

Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşidi olan makrofajlarda AIDS virüsü tarafından enfekte edilebilir.Makrofaj hücreleri kan dolaşım sisteminin dışında kalan bölgelerde mevcut olan organizmalarla savaşırlar.Makrofaj hücreleri beyine dahi taşınabilirler.HIV virüsü makrofaj hücrelerini kullanarak beyine girdiğinde glial hücrelerine saldırır.Bu hücreler sinir sistemi için yapısal destek ve izolasyon sağlayan hücrelerdir.Eğer virüs bu hücrelerin büyük bir kısmını yok ederse, kişinin akıl ve düşünme fonksiyonları tekrar onarılamıyacak bir hal alır. HIV virüsü hakkında açıklamalar kişiden kişiye farklılık göstermektedir.Çünkü enfeksiyonların sınırı insanların yakalandığı mantarsal, bakteriyel ve viral hastalıklarla birlikte çok geniştir.Fakat çok sık duyduğumuz iki hastalık Kaposis Sarcoma ve Pneumocystic Carinii Pneumonia’dir. Kaposis Sarcoma kan hücresi kanseri olarak bilinir.Kan kanseri hastalarının derilerinde portakal rengi bölgeler oluşmaya başlar.Bu bölgelerin vücut içinde olması ve dışarıdan görünmemeside olasılıklar dahilindedir.Zamanla oluşan bölgelerin sayısında ve büyüklüğünde iki kat artma görülür.Hastalık zaman geçtikçe vücudun her tarafını sarar. Pneumocystic Carinii Pneumonia AIDS hastalarında en çok görülen fırsatçı enfeksiyondur.Hastalığa protozoan adı verilen tek hücreli mikroskopik bir canlı organizma neden olur.PCP hastalrında hastalığın ortaya çıkmasıyla beraber şiddetli yorgunluk, kilo kaybı, ateş, kuru öksürük ve nefes almakta güçlük görülmeye başlar.Hastalığın şiddetli olması nedeniyle hastanın mutlaka bir hastanede kontrol altına alınması gerekir.PCP’de diğer AIDS ilgili hastalıklar gibi tedavi edilebilir; fakat bağışıklık sistemi ve ilgili problemlerin yok edilmesi mümkün olmamaktadır. AIDS hastaları, şakınlık, hafıza kaybı, denge kaybı, kekeleme, felç gibi problemeler oluşturabilen bazı enfeksiyonlardan kolayca etkilenebilirler.Bu problemler beyinin direk olarak HIV virüsü ile etkilenmesinden yada texaplasmosis (cryptoccoccal meningitis) adı verilen bir hastalıktan kaynaklanmaktadır.Görülen diğer hastalıkların HIV enfeksiyonu taşımayan kişilerde görülmesi çok nadirdir. AIDS tedavisinin bulunma süresi araştırmalar devam ettikçe değişmektedir.Bu arada araştırmacılar virüs ve hastalık hakkında daha fazla tecrübe edinmektedirler.Yapılan araştırmalar AIDS’in ortaya çıkma süresinin ortalama 7 ila 8 yıl olduğunu söylemektedir.Bazı vakalarda bu süreden daha sonra AIDS hastalığının görünmeye başladığı doğrulanmıştır.Halen kayıtlarda 10 yıl önce AIDS virüsü ile enfekte olmuş ve daha hiçbir AIDS belirtisi göstermemiş hastalar mevcuttur.

HIV Tarafından Etkilenen Bağışıklık Sistemi Hücreleri

ADI

YAPISI / GÖREVİ

AIDS’in ZARARI

CD4+T Hücreleri

APC (antijen sağlayıcı hücreler) tarafından sunulan antijenin tanınmasına yardımcı olur.(MHC Sınıf II bağlamında)

Zamanla fonksiyonel ve poliferative zayıflama

CD8+T Hücreleri

Cytotoxic (Hücre öldürücü) T hücreleridir. APC tarafından sağlanan antijeni MHC Sınıf I bağlamında tanır.Enfekte olmuş hücreleri yada kanser tarafından değiştirilmiş hücreleri öldürür.

Zamanla etkilenen hücre sayısının çoğalması ve beraberinde gelen fonksiyonel zayıflama

Bellek T Hücreleri

Bu hücreler aynı antijene ikinci defa yanıt verilmesini hızlandıran T hücreleridir. Bu hücreler ayrıca CD45 alıcı hücreleri olarak belirtilir. (CD45 RO saf hücreler olarak adlandırılır)

CD45 hücreleri görev yapamaz hale gelir.

B Hücreleri

Extra hücresel antijenleri tanımlar ve antikoru plasma hücreleri sayesinde vücuttan çıkarır.

Kandaki immunoglubilin (antikor) seviyesinin normalin aşırı derecede üstüne çıkması

(Hypergammaglobulinemia)

Kırmızı Kan Hücreleri (Eritrositler)

Vücutta oksijen ve besinin taşınmasını sağlarlar.

AIDS’in gelişmesi ile birlikte kandaki oranının ciddi bir şekilde zalması.Tedavi ilçaları ile birleşince anemi hastalığı.

Monosit/Makrofajlar

Antijen ortaya çıkaran hücreler APC’ler

HIV bu hücreleri direkt olarak etkiler ve cytokine üretimi engelleninceye kadar kendini göstermez.

Dendritik Hücreler

Antijen Sağlayan Hücreler APC’ler.

Zayıflayan fonksiyon.

Foliküler Dentritik Hücreler

Deri ve mukoza zarlarındaki enfekte olmuş bölümleri yakalamaya çalışır.

HIV bu hücreleri zarar görmemiş mukoza membranları yolu ile tüm vücuda yaılabilmek için kullanır.

Gövde Hücreleri

Tüm kan ve bağışıklık sistemi hücreleri için öncü hücrelerdir.

Bilinen kadar ile direkt olarak etkilenmez fakat zarara uğrayabilir.Ayrıca tedavide kullanılan ilaçlarda zarar verebilir.

Doğal Öldürücü Hücreler

Antikorlarlarla örtülmüş yada işaretlenmiş hücreleri öldürmeye yardımcı olur.

HIV tarafından fonksiyonu zayıflatılır.

Nötrofiller (Neutrophils)

Beyaz kan hücresi çeşididir.

Fonksiyonlarda zayıflama

Bazofiller (Basophils)

Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Histaminleri serbest bırakırlar.

Direkt olarak etkilenebilirler. Etkilenmesi durumunda histamin çıkışında büyük bir artış meydana gelir.

Osinofilller (Eosinophils)

Beyaz kan hücrelerinin diğer bir çeşididir. Vücuttaki peroksit ve anti bakteriyel maddeleri serbest bırakır.

HIV Tarafından etkilenebilir.

Megakarositler

Öncü hücredir.

HIV tarafından etkilenir.

İlaçlar

AZT (Zidovudine,ZDV,Retrovir)

HIV’in kendini eşlemesini yavaşlatan önemli bir ilaçtır.

AZT CD4 bağışıklık sistemi hücre sayısı 500′ün altına düşmüş HIV enfeksiyonu taşıyan yetişkinlerde ve üç ayın üzerindeki çocuklarda başlangıç tedavisi olarak uygulanır. Ayrıca anneden çocuğa HIV bulaşma riskini önlemek için tasvip edilmektedir. Bunlar AZT terapisi için FDA tarafından onaylanan durumlardır. AZT tek başına yüksek potansiyel gösterebilecek bir ilaç değildir. Bu nedenle diğer anti-HIV ilaçları ile kombinasyon kurarak kullanılır.

Yan Etkileri :

Anemiye neden olabilecek kemik iliği kaybı, lösemi (leukopenia), mide bulantısı, kaslarda zayıflama ve baş ağrısıdır.

Nevirapine (Viramune)

Nevirapine (ticari ismi viramune) non nucleoside reverse transkriptaz inhibitörü olarak adlandırılan bir çeşit anti HIV ilacıdır. Bu ilaç HIV’in kendini eşlemek için kullandığı reverse transcritpase enziminin düzgün çalışmasını engeller. Nevirapine in tavsiye edilen dozajı ilk iki hafta için 200 mg. günde bir tane, takip edilen haftalarda 200 mg. günde iki defa şeklindedir.

Nevirapine’in azt,ddI,ddc,d4T,3TC gibi ilaçlarla beraber kullanımında bir sakınca olmadığı görülmüştür. Ancak protease engelleyiciler ile beraber kullanımına dair bir sonuç alınamamıştır.Nevirapine, vücuda verilen diğer ilaçların vücut tarafından basorbe edilmesini etkilemektedir.

DENEME SONUÇLARI :

Nevirapine’in en iyi sonuçları tek başına alındığında görülmüştür. Bu çalışmada kobay olarak alınan hastalar üç gruba bölünmüş; bir gruba nevirapine ile birlikte AZT ve ddI, ikinci gruba AZT ile ddII, üçüncü gruba ise nevirapine ile AZT verilmiştir. Hastalarda sayılan ortalama T4 hücresi (yardımcı hücreler) sayısı 376′dır.

52 Hafta sonra nevirapine/AZT/ddI alan grubun 51 kişisinde, çalışmanın başladığı sıralarda sayılan T4 hücresinden fazla T4 hücresi olduğu saptanmıştır. AZT ddII grubunda ise bu sayı 30′dur. Nevirapine AZT grubunda ise sayı çalışmanın başladığı ankiyle aynıdır. Hem AZT/ddI/nevirapine hemde AZT /ddI gruplarında kandaki HIV miktarının 28 hafta sonunda %90 oranında azaldığı görülmüştür. Nevirapine/AZT/ddI ilaç kombinasyonunu alan 34 kişilik grubun 20 sinde bir yıl sonra kandaki HIV oranı testlerde bulunamayacak düzeye inmiştir. Ancak HIV’in miktarının en yüksek düzeyde düşüş gösterdiği grup nevirapine/AZT kombinasyon grubudur. Nevirapine/AZT grubu ilk dört hafta içersinde çok büyük başarı göstermiş olmasına rağmen 28 hafta sonunda kandaki HIV miktarı başlangıçtaki ile aynı sayıya ulaşmıştır.

Çalışmalarında gösterdiği gibi daha önce herhangi bir HIV ilacı almamış insanlar üzerinde uyugulanabilecek AZT/ddI / nevirapine üçlü ilaç kombinasyonu, vücuttaki HIV miktarını etkili bir şekilde azaltabilmektedir. Ancak, dikkat edilmesi gereken husus şudur ki; eğer hasta daha önce bir AIDS ilacı kullandı ise nevirapine’in etkisi söz konusu olmayacaktır. Çünkü, bu durumda HIV virüsü nevirapine e karşı direnç elde edebilmektedir. Buda nevirapine’in anti-HIV ilaçları arasındaki etkisini yok etmektedir.

YAN ETKİLERİ:

Nevirapine’in en büyük yan etkisi isiliktir. Nevirapine kullanan hastaların %22’sinde isilik görülmüştür. Bu hastaların %6’sında isilik ciddi ve şiddetli bir biçimde görülmektedir. Bu problem dozaj azaltılarak yada değiştirerek yok edilebilmektedir. Eğer, isilik şiddetli bir boyut aldıysa diğer enfeksiyonlara çevirebilir. Bu nedenle ilacın kesilmesi en doğru olanıdır. Diğer yan etkiler ise yaşamsal fonksiyonların yükselmesine neden olan ateş ve kas yorgunluğudur.

Delavirdine (Rescriptor)

Delavirdine (ticari ismi Rescriptor) non-nucleoside reverse transcriptase inhibitörü olark adlandırılan bir çeşit ANTI-HIV ilacıdır. Reverse Trankriptaz HIV virüsünün bir parçasıdır. Bu enzim HIV virüsünün kendisini eşleyerek yeni virüsler oluşturmasını sağlar. NNRTI (Non-Nucleoside Reverse Transcriptase Inhibitor) yani engelleyici ilaç virüsün kullandığı bu enzimi bloke eder.

Delavirdine sadece yetişkinlerin tedavisinde kullanılabilir. AIDS tedavisinde kullanılan ilaç kombinasyonu içerisinde Delavirdin de daima yer alır. AIDS tedavisinde kullanılan ilaç sayısı üçü geçmemelidir. HIV tedavisinde etkili sonuç alınabilmesi için hiç almadığı üç yeni ilaçtan oluşan bir kombinasyon uygulanır. Daha önce birçok anti-hiv ilacı almış bir kişi için yeni ilaç bulmak çok zor olabilir. Bu tür durumlarda delavirdine bir opsiyon olarak kullanılabilir.

DENEME SONUÇLARI:

Delavirdine’in denemeleri halen devam etmektedir. Yapılan denemelerde ilaç kombinasyonlarında Delavirdine’in kullanılabilmesi için kesin ve temiz bir sonuç alınamamıştır. İlacın AZT kadar kuvvetli olduğu bilinmektedir. Araştırmacılar bu ilacın AIDS tedavisinde kullanılan ilaç kombinasyonu arasına girebilecek kadar etkili olduğunu düşünmektedir. Ancak klinik deneyler tam olarak bunu kanıtlamamıştır.

DELAVIRDINE VE PROTEASE ENGELLEYİCİLER:

Delavirdine ve Protease (HIV’in önemli bir yapı parçası) engelleyicilerin bir arada kullanımı konusunda uzun bir deneme yapılmamıştır. Yapılan kısa süreli denemelerde Delavirdine ve Protease engelleyicilerin bir arada kullanımında HIV - (negatif) sonucuna ulaşılmıştır.Bu çalışmada protease engelleyici olarak Saquinavir (Invirase) kullanılmıştır. Delavirdine dozajı Saquinavir dozajının beş katı alınarak vücuda verilmiştir. Delavirdine miktarı saquinavir tarafından etkilenmemiştir. Çünkü saquinavir vücut tarafından tam olark emilemez, delavirdine bu konuda saquinavir’e yardımcı olmaktadır. Raştırmacılar bu iki ilacın birlikte kullanımında bazı hastaların vücudunda toksik (zehirli) maddelerin oluştuğunu gözlemlemişlerdir. Bu nedenle bu iki ilacın tatbik edildiği hastaların hayat fonksiyonları sürekli kaydedilmelidir.

Delavirdine , diğer bir protease engelleyici, Indinavir (Crixivan) ile alındığında vücuttaki indinavir miktarının hızla arttığı görülmüştür. Araştırmacılar eğer bu iki ilaç birlikte alınacaksa indinavir dozajının 8 saatte 400 yada 600 mg. olması gerektiği hususunda birleşmişlerdir. Indinavir’in normal dozajı 8 saatte 800 mg. dır.

Araştırmacılar, delavirdine ve diğer bir protease engelleyici olan Ritonavir (Norvir) ‘in birlikte alındığında bir etki yarattığını görememişlerdir. Fakat araştırmacılar tam dozaj konusunda deneme yapmamışlardır.

Delavirdine ve bloker bir ilaç olan Nevirapine (Viramune) in birlikte kullanımı konusunda hiçbir deneme yapmamışlardır.

İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ:

Terfenadine (Seldane), astemizole (Hismanal), alprazolam, Midazolam, triazolam, cisapride(Propulsid), rifabutin (Mycobutin), rifampin, phenytoin, phenobarbital, carbamazepine; ayrıca, amfetaminler, kalsiyum blokerleri ve anti migren ilaçları hiçbir şekilde delavirdine ile beraber alınmamalıdır.

YAN ETKİLERİ:

Delavirdine’in en genel yan etkisi isiliktir. İlacı alan birkaç hasta haricinde hepsinde görülmüştür. İsilik, ilaca başlandığından 1 yada 3 hafta içerisinde görülmeye başlar. Genellikle tedaviye devam edildiğinde kaybolduğu görülür. Eğer isilik devam ediyorsa Stevens-Johnson sendromu adı verilen ciddi bir alerjik hastalığa çevirebilir. Bu tür durumlarda ilaç hemen kesilmelidir.

Protease Engelleyici, Saquinavir (Invirase)

Dozaj:

Günde üç defa yemeklerden sonra iki saat içerisinde 200 mg.lık üç kapsül olarak alınmalıdır. Saquinavir alınmadan önce karnın tamamen doymuş olmasına dikkat etmek gereklidir. İlaç alınmadan önce yenilecek yemeğin kırmızı et, tereyağı, avakado, peynir, tereyağlı ekmek ve süt ürünleri gibi kuvvetli yiyecekler içermesi önerilir.

Diğer, protease engelleyiciler gibi saquinvirin etkili olabilmesi için diğer anti-viral ilaçlarla kombinasyon içerisinde kullanılması gerekmektedir.

Klinik çalışmalar saquinavir’in kandaki virüs miktarının azaltılmasında diğer engelleyiciler kadar kuvvetli olmadığını göstermiştir. Buda saquinavir’in vücut metabolizmasına tamamen uymadığından kaynaklanmaktadır. Bu konuda çalışmalar devam etmektedir.

Saklanması:

Kapsüllerin özel şişesinde oda sıcaklığında saklanması gerekmektedir.

Fiyatı :

Bir yıllık dozaj 7800$ civarındadır. Hoffman-La Roche firması ilacı kullanmak zorunda olan insanlara fiyat konusunda kolaylıklar sağlamaktadır. Saquanvir ilaç federasyonu tarafından onaylanmış bir ilaçtır. Eczanelerde satışı serbesttir.

İlaç Etkileşimleri:

Saquinavir’in aşağıdaki ilaçlarla birlikte alınması tavsiye edilmemektedir.

rifampin or rifabutin (Mycobutin)

terfenadine (Seldane)

astemizole (Hismanal)

phenobarbitol

phenytoin (dilantin)

dexamethasone (decadron)

carbamazapine (Tegretol)

Yan Etkileri:

Diğerlerinden daha az yan etki göstermektedir. Bunların en önemlileri ishal, karın ağrısı ve bulantıdır. Fakat klinik çalışmaların birçoğunda bu yan etkiler görülmemiştir.

Ritonavir (Invirase)

Dozaj :

Günde iki defa altı kapsül alınmalıdır. Mide spazmını engellemek ve ilacın absorbsiyonunu sağlamak için ritonavir kaın tamamen doyduktan sonra alınmalıdır. Her kapsül ayrı ayrı alınmalıdır.

Ritonavir AZT/ddc ilaç kombinasyonu ile mükemmel sonuçlar vermiştir. Diğer kombinasyonlar üzerinde çalışmalar yapılmaktadır.

Saklanması :

Ritonavir mutlaka buzdolabında saklanmalıdır.

Yan Etkileri :

Sık görülen yan etkileri ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı, tat değişikliği, halsizlik, deride hassaslık ve ağızda uyuşukluk (oral paresthesis).

Fiyatı :

İlaç Abbot Labs. tarafından üretilmektedir. Satış fiyatı 8000$ civarındadır. Ritonavir FDA tarafından onaylanmış bir ilaçtır. Temini mümkündür.

İlaç Etkileşimleri :

25 değişik ilacın ritonavir ile birlikte alınması tavsiye edilmez. Diğer birçoğunda da ritonavir ile alınabilmesi için dozaj ayarlaması gerekmektedir. Birçok ilacın ritonavir ile kombinasyonu çok tehlikelidir. Aşağıda verilen ilaçlar ritonavir ile birlikte alınmamalıdır.

alprozolam (Xanax)

amiodarone (Cardarone)

astemizole (Hismanal)

bepridil (Vascor)

bupropion (Wellbutrin)

cisapride (Propulsid)

clorazepate (Tranxene)

clozapine (clozaril)

diazapam (valium)

encainide (Enkaid)

estazolam (Prosom)

flecainide (Tambocor)

flurezepam (Dalmane)

meperidine (Demerol)

midazolam (Versed)

piroxicam (Feldane)

propafenone (Rythmol)

propoxyohene (Darvon)

quinidine

rifabutin (Mycobutin)

terfenadine (Seldane)

triazolam (Halcion)

zolipidem (Ambien)

Indinavir (Crixivan)

Dozaj :

8 Saatte bir 400 mg. lık iki kapsül aç karnına alınmalıdır. Kapsüller bol su ile alınmalı ve gün boyunca en az 6 bardak su içilmelidir.

Çalışmalar sırasında indinavir’in en etkili olduğu evre AZT/AZT3TC ilaç kombinasyonu ile birlikte kullanıldığı zaman olmuştur. Diğer kombinasyonlar üzarinde çalışmalar yapılmaktadır. Kombinasyonlara karar verirken oluşabilecek yan etkilerde göz önünde bulundurulmak zorundadır.

Saklanması :

Kapsüllerin orjinal şişesi içinde ve kuru olarak saklanması gerekmektedir.

Yan Etkileri :

Klinik çalımalarda hastaların %4′ünde Nephrolithiesis (böbreklerin bulunduğu yan kısımlarda ağrı, üre içerisinde kan yada böbrek taşı görülmesi) hastalığı görülmüştür. İlacın bol su ile alınması ve gün boyunca en az altı bardak su içilmesinin nedeni bu hastalığın ortadan kaldırılması için gerekmektedir. Diğer yan etkileri ise bulantı, karın ağrısı, baş ğrısı, yorgunluk, ishal, tat değişikliği ve sırt ağrısıdır. İlacı kullanan hastaların %2’sinde bu yan etkilere rastlanmamıştır.

Fiyatı :

İlaç Merck firması tarafından üretilmekte ve yaklaşık 6000$’dan satılmaktadır. Yasal bir ilaçtır ve temini mümkündür.

İlaç Etkileşimleri :

Birçok ilaç indinavir ile birlikte alınabilir. Ancak aşağıdaki ilaçların indinavir ile birlikte alınması tavsiye edilememektedir.

rifampin

terfenadine (Seldane)

astemizole (Hismanal)

cisapride (Propulsid)

triazolam (Halcion)

midazolam (Versed)

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Metabolizma

METABOLİZMA

Bazal Metabolizma Hızı

Günlük enerji tüketimi, faaliyete , yaşa , cinsiyete, ağırlığa, vücut iriliğine ve hormonal duruma bağlı olarak kişiler arasında değişiklikler gösterir.Metabolizma hızı,kişinin son yemeği- ni yedikten en az 12 saat sonra tam dinlenme halinde uzanırken ve özel koşullar altında alınır. Bu koşullar altında kalbin çalış- ması soluk alıp vermek,sinir impulslarının iletimi vücut sıvıları- nın ve sıcaklık derecesinin sabit tutulması için enerji tüketilir. Herhangi bir besin almadan ve kas hareketi yapmadan sadece canlılığını korumak için tüketilen enerji miktarına bazal bozun- ma hızı denir.Genç ve yetişkin bir erkek için bazal metaboliz- ma hızı yaklaşık olarak günde 1600 kaloridir, kadınlarınki % 5 kadar daha düşüktür.Başka bir deyişle, ergin insan 24 saat ye- mek yemeden hareket etmeden yatakta kalacak olursa canlılığını koruyabilmesi için 1600 kalo- riye gereksinme duyar.Değişik insanlarda binlerce kez bazal metabolizma hızı saptandıktan son- ra belli bir yaş, cins yada vücut bölgesi için normal bazal metabolizma hızı gösteren tablolar dü- zenlenmiştir.Metabolizma hızı ağırlık ve boydan yararlanarak hesaplanabilen vücut yüzeyi ile orantılıdır.Normal genç bir insan saatte bir metrekare vücut yüzeyi 40 kalori tüketir.

Kimyasal reaksiyonların hızları sıcaklık yükseldikçe arttığı için,vücut sıcaklığının bir derece yükselmesi halinde bazal metabolizma yaklaşık olarak % 5 oranında artar.Bu,yüksek ateşli hastalarda vücudun kilo kaybetmesi nedenini açıklar.

Bir kişinin bazal metabolizma hızı doğrudan doğruya dışarı verdiği sıcaklıktan yararla- narak ölçülebilir.Bu kişi,ısı kaybı önlenmiş,etrafı su ile çevrili bir odacığa yerleştirilir,odacığın havasında ve suda artan sıcaklık derecesi tayin edilir.Daha basit bir ölçme yöntemi de,kişinin kı- sa bir zaman aralığı içinde tükettiği oksijen miktarını tayin etmektir.Enerjinin salınması ve sı- caklık üretimi glikoz ve başka besinlerin oksidasyonuna bağlı bir iş olduğu için,üretilen sıcaklık miktarı,tüketilen miktarına göre hesaplanabilir.

Enerji gereksinmeleri. Bir insan 24 saat yatakta kalır ve besin alırsa yaklaşık olarak 1800 kalori tüketir.Ek olarak tüketilen 200 kalori sindirim kanalının kaslarının hareket etmesi, sindi- rim özsuyunun sentezlenmesi ve salgılanması, ve sindirim ürünlerinin aktif alanı için geçerlidir. Sakin bir hareket geçiren insan bir günde 2500 kalori,ağır kas hareketleri yapan insan bir gün- de 6000 ya da daha fazla kalori harcar.Yetişkin çoğu aldıkları ve harcadıkları kalori değeri ara- sında bir denge sağladığı için vücut ağırlık- ları yıllarca belirgin şekilde sabit kalır.Orta yaşlı in- sanlarda,bedensel faaliyette bir gerileme olduğu,iştahta bir değişme olmadığı için,kilo almaya doğru bir eğilim vardır.Gereksinme duyulan enerji miktarından günde 10 kalori fazla alınması bir yılda vücut ağırlığının ı/2-1 kilo artmasına neden olur.günlük enerji gereksinmesinin üzerin- de kalori alındığı zaman fazlalık vücutta depo edilir.Bunlardan ilk kullanılan karaciğer ve kas- larda glikojen halinde depo edilen karbonhidratlardır.Bundan sonra yağlar,yağ depolarından çekilerek enerji sağlamak amacıyla metabolize eder.Orta büyüklükte bir erkek yaklaşık olarak 9 kilo kadın 11 kilo depo edilmiş yağa sahiptir.Depo edilmiş yağlardan sağlanan enerji hayatı 5 ila 7 hafta sürdürmeye yeter.Sonunda hücreler iskelet kaslarından başlamak ve bundan sonra yürek,iç organlar gelmek üzere ölüme kadar kendi enzimlerini ve yapısal proteinleri metabolize eder.

Hücresel Yakıtlar

Karbonhidratlar. Şekerler ve nişasta insanın günlük besini içindeki başlıca enerji kaynak- ları olmakla beraber vücut için temel besin maddeleri sayılmaz.Biz,protein ve yağ karışımların- dan da enerji sağlayabiliriz.Karbonhidrat bakımından zengin olan besin maddeleri genellikle ucuzdur.Bu ekonomik faktör kişinin besinindeki karbonhidrat oranının tayin eder.Portakalgil- lerdeki sitrik asit,elma ve domateste bulunan malik asit enerji kaynağı olarak kullanılabilir.

Yağlar. Katı ve sıvı yağlar sadece karbonhidrat ve proteinlerin iki katından fazla enerji sağladıkları için değil, bu maddelerden daha düşük oranda su içerdikleri için en yoğun besin maddelerinin olarak kabul edilir.Bunlar öteki besinlere göre daha ağır sindirilir ve emilir.Bu ne-

denle insan yağ bakımından zengin bir besin aldıktan sonra,protein ve karbonhidratça zengin bir besinden sonra olduğu kadar çabuk acıkmaz.

Yağlar hidrolize edildiği zaman gliserin ve yağ asitleri ortaya çıkar.İnsan bir çok yağ asitlerini sentezleyebildiği halde bir yada daha fazla çift bağı bulunan doymamış yağ asitlerini sentezleyemez.Temel yağ asitlerinde denen bu yağ asitlerinin besin içinde bulunması zorunlu- dur.Temel yağ asitlerine küçük miktarda gereksinme duyulduğu için çeşitli besinlerle olasılığı vardır.Bunların temel maddeleri olduğu,ancak hayvanların bu maddeleri içermeyen saflaştırıl- mış besinlerle beslenmesinden sonra anlaşılmıştır.Katı ve sıvı yağlar yağda eriyen vitamin kay- nağı olarak ta önemlidir.

Proteinler. Protein bakımından zengin olan besinler genellikle çok pahalı olduğu için ge- nel olarak kişinin besinindeki protein oranı kısmen onun ekonomik gücü ile tayin edilir.Vücu- dun protein yapı taşlarının tümü devamlı olarak parçalandığı ve yenilendiği için,büyüme faali- yeti durmuş olan erginlerin besinlerinde belli bir düşük oranda olsa bile devamlı olarak protein- lerin bulunmasına gereksinme vardır.Büyümekte olan çocuklar,gebe olanlar ve ağır hastalıktan kalkmış olan insanlar besinlerinde fazla oranda protein bulunmasına gereksinme duyar.Sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi için besinlerin içinde ne kadar protein bulunması gerektiğini söyle- mek güçtür. Çünkü bu miktar,yenen besinlerin çeşidine ve besinin içindeki başak maddelerin miktarına göre değişebilir.

Proteinlerin içlerinde bulunan amino asitlerin sayı ve çeşidine göre değişiklik gösterir. Vücut hücreleri belli bir tipteki bir proteinin sentezleyeceği zaman, yapısına katılacak olan tüm özgül amino asitlerin hazır olması zorunludur.Bir aminoasidin bile bulunmayışı halinde protein yapılmaz.Hayvansal hücreler bazı aminoasitlerin sentezini yapabilir.Fakat hiçbir zaman amino asitlerin tümünü sentezleyemez.Bu gibi aminoasitlere ‘temel aminoasitler’ denir ve besinlerle a- lınması zorunludur.Temel amino asitlerin protein- lerin sentezlenmesi için öteki aminoasitlere herhangi bir üstün tarafı yoktur.Ancak vücutta sentezleneme- dikleri için besinin içinde bulun- maları zorunludur.İnsanlar tarafından gereksinme duyulan on aminoasit vardır.Bunların hepsi- ni yeterli miktarda içeren proteinlere ‘yeterli proteinler’ denir.Süt,et ve yumurta biyolojik bakı- mından yeterli proteinleri içerdiği halde mısır tanelerindeki belli başlı proteinler iki temel amino asitten yoksundur.

Karbonhidrat,yağ ve protein metabolizması

Bundan önceki bölümde,besinlerin ağız yolu ile alındıktan sonra barsak duvarından e- milmesine kadar geçen olayları izledik.Protein ve karbonhidratlar villuslarun kılcal damarları- na,yağlar lemi damarlarına geçiyordu.Amino asitler ve basit şekerler emildikten sonra karaci- ciğer ana toplar damarı aracılığı ile karaciğere taşınır.Belkide başlangıçta karaciğer doğrudan doğruya sindirim işi ile yükümlü olduğu,fakat evrimsel gelişme süreci içinde öteki görevlerinin yanında çok çeşitli kimyasal olaylara geçtiği bir organ haline geldiği düşünülebilir.Karaciğer ba- zı antitoksinler yaparak vücut hücrelerini bazı zehirli maddelere karşı korur.Karbonhidrat,yağ ve proteinleri depo ettiği gibi,bunları birbirine dönüştürebilir.Hemoglobin metabolizmasında ö- nemli bir yeri vardır; bazı vitaminleri depo eder;kanın pıhtılaşması için gerekli olan maddeleri yapar;öteki vücut hücrelerinin metabolizması sonunda üretilen zararlı atık maddeleri, böbrekle- rin aracılığı ile vücuttan uzaklaştırabilecek şekilde suda eriyebilen daha az zararlı hale getirir.

Karbonhidrat metabolizması. Suda eriyen çift şekerlerin hidrolik parçalanmasından olu- şan üç hali şeker-glikoz,früktoz ve galaktoz,sindirim kanalından emilir.Bundan sonra karaciğe- re giderek başka basit şekerlere,glikoza dönüşür ve glikojen halinde depo edilirler.Glikojen,gli- koz birimlerinin a-glikozidik bağlarla bağlanmasından oluşan,yüksek molekül ağırlığına sahip olan çok dallı bir polisakkarittir.

Karaciğer vücudun glikoza olan gereksinmesini 12-24 saat karşılayacak kadar glikojen depo eder.Bundan sonra kandaki normal glikoz yoğunluğu başka maddelerin,özellikle amino asitlerin glikoza dönüştürülmesi yolu ile sağlanır.Glikoz tüm hücreler için başka enerji kayna- dır.Kandaki yoğunluğunun belli bir düzeyin altına düşmemesi gerekir.Yoğunluğunun bu düze- yin altına düşmesi halinde ilk zarar görecek olan organ beyindir.Öteki vücut hücrelerinin çoğu-

nun aksine beyin hücreleri yeterli miktarda glikozu glikojen halinde depo edemediği gibi, amino asitleri ve yağları enerji kaynağı olarak çok sınırlı bir şekilde kullanılır.Glikoz düzeyi düşük olur ve beyine yeterli yakıt sağlanmazsa oksijen yokluğunda ortaya çıkan benzer belirtiler görü- nür:zihin bulanıklığı,baygınlık,şuurun kaybolması ve ölüm.Beyin hücreleri glikoz ya da oksijen- den yoksun kalırsa normal fonksiyonları için enerji meydana getiren metabolik süreci sürdüre- mez.

Kas hücreleri de glikozu glikojene dönüştürerek depo eder.Ancak bu glikojen kas hare- ketleri için yerel olarak depolanır ve kandaki glikoz düzeyinin düzenlenmesinde kullanılmaz. Karaciğer hücreleri glikoz-6 fosfatı kana salgılanan serbest glikoza dönüştüren glikoz-6 fosfataz enzimi içerir.

Glikoz,glikojen halinde depo edilmesine yada enerji sağlamak için oksitlenmesine ek ola- rak,depolanmak için yağa dönüştürülebilir.Besinle alınan glukoz,gereksinme duyulan miktar- dan fazla olduğu zaman karaciğerde yağa ve yağ dokusuna dönüştürülür ve ilerde enerji sağla- mak için kullanılır.

Fazla miktarda nişastalı yada şekerli besin almanın insanları şişmanlattığı; sığır ve do- muzların yediği mısır yada buğdayı tereyağına yada domuz yağına dönüştürdüğü yıllardan beri bilinmektedir.Radyoaktif izotoplar yada sabit izotoplar kullanılarak,karbonhidrat halinde vü- cuda giren belli bir karbon yada hidrojen atomunun,yağ dokusu yada karaciğerde bulunarak gösterilmesine olanak vardır.

Karaciğerin karbonhidrat metabolizmasındaki fonksiyonu dört hormonun karmaşık etkileşimi ile düzenlenir.

Lipid Metabolizması. Her hayvan yada bitki türünün depo ettiği yağ,belli oranlarda yağ asitleri içerir .Hayvansal yada zeytinyağı yendiği zaman bunların karaciğerde insan için çok bü- yük ölçüde karakteristik olan tiplere değiştirilmesi zorunludur.Yağ dokusu içindeki katı yağ ge- reksinme duyulduğu zaman enerji kaynağı olarak kullanılmaya hazır olmasının yanında bazı iç

organlara destek olan yastık ve deri altında hızlı ısı kaybını önleyen bir tabaka olarak da iş gö- rür.Yağ dokusunun sıcaklık izolasyonundaki rolü,derisinin hemen altında yağ dokusu oluşturan hücrelerden ibaret kalın bir tabakaya,sahip olan balina gibi suda yaşayan memeli hayvanlarda özellikle açık bir şekilde görülmektedir.

Yağ asitlerinin oksitlenmesi,karbonhidrat metabolizmasından türeyen,yağ asitlerinden oluşan asetil koenzim A ile yoğunlaşmaya hazır oksaloasetik asit olmaksızın tam olarak yürütü- lemez.Şeker metabolizmaları bozulmuş olan şeker hastalarının, aynı zamanda lipid metaboliz- ması da bozuk olup, bazı ara ürünler kanda birikmeye başlar ve sidikle dışarı atılır.Buna ek ola- rak karaciğerde fazla miktarda yağ birikir.Yağlı karaciğer, Başka bazı karaciğer fonksiyon anormalliklerinin bir belirtisidir.

Lipidler, proteinler gibi, nukleus mitokondri ve plazma zarlarının önemli yapı maddeleridir.

Yağların metabolizması kısmen hipofiz ve adrenal, kısmen eşey hormonları tarafından denetlenirse de, düzenlemenin ayrıntısı henüz açık olarak bilinmemektedir.Karaciğer fonksiyon- larında meydana gelen herhangi bir önemli bozukluğun normal yağ dokusundan yağın tam ola- rak kaybolmasına yol açması, yağların metabolize olması yada depolanmasından önce,karaciğer tarafından etkilendiğini gösterir.

Protein metabolizması. Karaciğere karaciğer ana toplar damarı yolu ile giren amino asit- lerin çoğu kandan alınır, geçici olarak depo edilir.Daha sonra bir kısmı kana geri döner, ve yeni proteinlerin yapılması için başka hücrelere taşınır.N15 yada ağır azotla etkilenen amino asitler kullanarak yapılan deneyler, vücut proteinlerimizin hızlı bir şekilde yıkıldığını ve yapıldığını göstermiştir.

Alınan besinlerde hücre proteinlerinin sentezlenmesi için gerekli olan miktardan fazla amino asit bulunduğu zaman, karaciğerdeki enzimler, deaminasyon denen bir süreçle amino asitlerdeki amino grubunu uzaklaştırır.Başka enzimler, bu amino asit grubunu karbondioksitle birleştirerek, dolaşım sistemi ile böbreğe taşınan ve sidik içinde vücuttan uzaklaştırılacak olan bir artık ürünü, üreyi oluşturur.

Amino asitlerin deaminasyondan arta kalan kısımları basit organik asitlerden ibarettir. Bazı amino asitlerin ‘glukogenik’ amin asit denen karbon iskeleti glukoz yada glukojene dönüş- dönüştürülebilir.Karbon zinciri, aseton yapıları oluşturan amino asitlere ‘ketogenik’ amino asit- ler denir.Proteinler vücutta ya pek az saklanır yada hiç depo edilmez.karbonhidrat ve yağların tüketilmesi halinde kullanılma sırası gelen proteinler depo proteinler değil gerçek enzim ve hüc- relerin yapısal proteinleridir.

Protein ve amino asit metabolizmasının hormonal denetimi lipid metabolizmasınınkin- den de daha karanlıktır.Büyüme, esas olarak yeni proteinlerin depolanması demek olduğu için hipofizin büyüme hormonunun bunda bir miktar rolü olursa olursa da, etkişekli belli değildir. İnsülin, eşey hormonları ve adrenal korteksin hormonu da protein metabolizmasının denetimi ile ilgilidir.

Besinin Öteki Bileşenleri

Mineraller. Besinde mineral tuzlar halinde 15 kadar temel element bilinmektedir.Bunlar- dan bir kaçına ancak az miktarda gereksinme vardır.Bunlar için günlük gerekli miktarlar şöyle- dir; sodyum klorür 2-10 gr.; potasyum 1-2 gr.; magnezyum 0,3 gr.; fosfat 1,5 gr.; kalsiyum 0,8 gr.; demir 0,012 gr.; bakır 0,001 gr.; manganez 0,0003 g.; iyot 0,00003 gr. Mineral tuzların sidik, ter ve dışkı ile vücuttan sürekli olarak kaybı (günde yaklaşık olarak 30 gr. ) eş değer miktarda besinle birlikte alınarak dengelenmelidir.Minerallerden yoksun besin, karbonhidrat, yağ ve pro- teinlerin metabolizmasından oluşan artık ürünlerin boşaltımı aynı zamanda bir miktar tuzunda vücuttan uzaklaştırılmasını gerektirdiği için hiç besin alınmaması halinden daha öldürücüdür. Böylece tuzdan yoksun besin vücudun tuz stoklarını gerçekten tüketir.Et, peynir, süt ve sebzeler zengin kaynaklar olduğu için mineral yoksunluğu çekilmez.Bununla beraber insanlarda demir, kalsiyum ve iyot yetersizliğinden ileri gelen hastalıklar görülür.

Kan ve öteki vücut sıvıları % 9 oranında tuz içerir.Bunun çoğu sodyum klorürden iba- rettir.Sodyum ve klorür iyonları vücut sıvılarının ozmatik ve asit-baz dengesinin korunmasında önemli rol oynar. Bunların sindirim kanalı salgılarının ( midenin hidroklorik asidi, pankreas ve barsak özsuları ) başlıca bileşenlerdir.Bu salgıların içindeki tuzlar tekrar emildiği için sindirim kanalı yolu ile tuz kaybı ihtimal edilecek düzeydedir.Günlük sodyum klorür gereksinmesi geniş ölçüde değişkendir ve terleme ile kaybedilen miktara bağlıdır.Sıcak yerlerde ağır iş yapan insan- lar ( örneğin tünel kazan işçiler ) kandaki tuz miktarının azalmasını önlemek için sade tuz yeri- ne tuzlu su içebilir.Kandaki tuz oranının düşmesi kas kramplarına ve ısı tükenmesine neden olur.

Potasyum ve magnezyuma, kas kasılması ve birçok enzimin etkili olabilmesi için gerek- sinme vardır.

Kalsiyum ve fosfor, kemik ve dişlerin esas yapı taşlarıdır.Çocuklukta bunlardan birinin ( yada emilme ve metabolizmaları için gereksinme duyulan D vitamininin ) yetersiz miktarda a- lınması raşitizmi oluşturur.Fosfor, metabolizmadaki olağanüstü önleme sahiptir.DNA, RNA ve ara metabolizmada çok önemli olan nükleotidlerin –NAD-, NADP , ATP vb. – tümü fosfor içerir.

İz elementler. Bazı elementlere ancak az miktarda gereksinme duyulur.Genel olarak bunlar özel enzim sistemlerinin metal bileşenleri olarak iş görür.İyot, tiroid bezi hormonunun yapısına girer.Besinlerin bu maddeden yoksun olması halinde bez, tiroksini üretemez ve büyüye- yerek guatr denen hastalığa neden olur.İyot deniz suyuna ve denizden elde edilen besinlerde bol miktarda vardır.Eskiden kıyıdan uzakta yaşayan insanlarda guatr’a çok rastlanırdı.Bugün sof- ra tuzlarının çoğuna, buna engel olmak için, küçük miktarlarda potasyum iyodür karıştırılır.

Demir, hemoglobin ve sitokromların yapısında bulunur.Bu demir tekrar tekrar kullanıl- dığı için, kan kaybı olmadıkça, günlük besinlerle pek az miktarda alınmasına gereksinme var- dır.Kadınlar her ay ayhali yoluyla çok miktarda kan kaybettiği için, demir rezervleri çok azdır ve bu nedenle demir yetersizliği halinde erkeklere göre daha çok kansızlığa uğrar.

Bazı enzimlerin bileşeni olarak ve normal gelişim için demirin gerekil şekilde kullanıla- bilmesi için besinlerle az miktarda bakır alınması gereklidir.Az miktarda manganez, molibden, çinko ve kobalta normal gelişme ve bazı enzimlerin aktivatörü olarak gereksinme duyulur.İçme suyunda iz miktar bulunan flor, dişlerin çürümesini önlemekte çok belirgin şekilde etkilidir.

Su. İnsan vücudunun yaklaşık olarak üçte ikisini su oluşturur.Su her hücrenin esas bile- şenidir.Kan ve lenfin sıvı kısmını oluşturan su, kimyasal maddelerin çözündüğü ve kimyasal reaksiyonların geçtiği bir ortamdır.Sindirim olayının vazgeçilmez bir öğesidir.Çünkü karbon- hidrat, protein ve yağların yıkılmasında iki molekül şeker yada amino asit molekülü için bir molekül suya gereksinim vardır.Su metabolizma artıkların çözer, terleme ile vücut yüzeyini so-

ğutur, vücut sıcaklığını tüm vücuda dağıtır ve düzenler.Vücuttan günlük su kaybı yaklaşık ola- rak iki litre olmakla beraber bireysel faaliyete ve iklime bağlı olarak değişir.Su kaybının derhal karşılanması gerekir.İnsan besin almadan haftalarca yaşayabildiği halde susuzluğa ancak bir- kaç gün dayanabilir.Her besin maddesi bir miktar su ihtiva eder.Taze sebze ve meyvede % 95 e kadar su bulunabilir.Suda yaşayan hayvanların su bulma derdi yoktur.Gerçekten bu canlılar, suyun ozmatik basınçla vücut içine girerek hücreleri patlatmasını önleme sorunu ile karşı karşı- yadır.Bazı çöl hayvanları sadece besinlerde bulunan yada besinlerin oksitlenmesinden sağaldık- dıkları su ile (içerek su almadan ) yaşamlarını sürdürebilir.

Baharat ve kaba besinler. Karabiber ve başka baharatlı maddeleri pek az yada hiç besin- sel değeri olmamakla beraber besinleri daha lezzetli yapmaları bakımından önemlidir.Bunların iştahı arttırarak yeterli miktarda besinin yenmesini sağlamakta yardımcı olur.

Sindirilmeyen kaba maddelerin barsak hareketlerini teşvik ettiğini ve kabızlığı önlediği görmüştük.Bu amaçla besinler, sebze ve meyvelerin selüloz maddesi gibi bazı sindirilmeyen maddeleri ihtiva etmelidir.

Vitaminler

İçinde bulunduğumuz yüzyılın başından beri biyokimyada ulaşılan en büyük başarı vita- minlerin keşfi ve metabolizmadaki fonksiyon ve özelliklerinin meydana çıkarılması olmuştur. Enerji kaymağı olarak kullanılamayacak kadar küçük miktarda bulunan vitaminler, yaşam için mutlak olarak gereksinme duyulan, nispeten basit organik bileşiklerdir.Vitaminler kimyasal o- larak farklı olmakla beraber, hayvan vücudunda yeterli miktarda sentezlenmediği zaman besin- le birlikte alınması zorunluluğunun bulunması bakımından birbirine benzerlik gösterir.İki ana vitamin grubu vardır:

1) Yağda çözünen vitaminler, bunlar yağ yada lipidler içinde çözünür ( A, D, E ve K vitaminleri ).

2) Suda çözünen vitaminler, (C ve B grubu vitaminler ).

Herhangi bir vitaminin besin içinde yetersiz miktarda bulunması, sadece belli bir vita- min kullanılmasıyla tedavi edilebilen özel bir patolojik durum yada yetersizlik hastalığı meyda- na gelir.Örneğin iskorbit hastalığı yalnız C vitamini ile tedavi edilir.

Araştırıcılar 1912 yılında saflaştırılmış karbonhidrat, protein ve yağlardan oluşan bir besinle hayvanların yaşayamadığını, yardımcı büyüme faktörlerinin ya da vitaminlerin bulun- masının zorunlu olduğunu ortaya koydular.Başlangıçta bu maddelerin kimyasal yapıları bilin- miyordu.A vitaminin gece körlüğünü, B vitaminin beriberi hastalığını ve C vitamininin iskorbit hastalığını önlediği biliniyordu.Bugün hemen hemen hepsinin kimyasal yapısı bilinmekte ve ço- ğu sentetik olarak yapılabilmektedir.A ve B vitaminleri, çeşitli vitaminlerin türevlendiği karma- şık vitaminlerdir.A vitamini A, D ve E vitaminlerine ayrıldığı halde, B vitamini grubu hemen hemen 12 değişik vitamin içerir.Kimyasal yapısı belli olan vitaminler genel olarak buna göre ad- landırılır; örneğin B1 vitamini yerine tiyamin denir.

Vitaminlerle temel amino asitler ve yağ asitleri arasındaki fark kesin olarak belirlenme- memiştir.Sonuncular hayatsal faaliyetler için şart olan ve hayvanın vücudunda yapılmadığı için dışarıdan besinle bir- likte alınması zorunlu olan basit organik moleküllerdir.

Normal olarak çeşitli yiyeceklerle beslenen orta bir insanın vitamin hapları almasına ge- rek yoktur; lüzumlu miktar ve çeşitteki vitaminleri besininden sağlayacaktır.Besinleri çok sınırlı olan bebek ve genç çocuklar bazı ek vitaminleri özelikle A ve D vitaminlerini almaya gereksinim duyabilir.Çeşitli hayvanların vitamin gereksinimi değişiktir.Çok sayıda hayvan C vitaminini glukozdan sentezleği için besinlerle birlikte C vitamini almaya gereksinme duymaz.Sadece in- sanlar, maymunlar ve kobaylar besin içinde C vitamini bulunmasına gereksinme duyar.Böcek- ler için besin içinde yalnız kolesterol ve B kompleksi vitaminlerin bulunması şarttır.

Bir hayvan için gerekil olan vitaminler başka bir hayvan için gerekli olmayabilir.Bunun- la birlikte hayvan ve bitkilerin tümü bilinen vitaminlerin hemen hemen tümüne gereksinme du- yar.Yaklaşık olarak bütün vitaminlerin fonksiyonu keşfedilmiştir.Her birinin tüm canlılar için ortak olan bir yada daha çok temel enzimin koenzimin bir parçası olarak faaliyet gösterdiği an- laşılmıştır.Bitkilerin de hayvanlarda olduğu gibi, vitaminlerin tümüne gereksinme duyduğu fakat bunları sentezleyebildikleri hakkında Readle ve Tatum ve çalışma arkadaşlarının cıvık mantarlardan Neurospora üzerinde yaptıkları deneylerden sağlanan açık kanıtlar vardır.

Yağda çözünen vitaminler

A vitamini. A vitamini yada retinol tereyağı, yumurta ve balık-karaciğer yağı gibi hay- vansal ürünlerde bulunur. Bitkiler, hayvan hücrelerinde iki molekül A vitaminine bölünen sa- rımsı bir madde, karotin ihtiva eder.A vitamini yağda çözünür, vücutta, özellikle karaciğerde de- po edilir.Erişkin bir insanın günlük gereksinmesi yaklaşık olarak 1.5 mg ( 5,000 uluslar arası bi- rim ) , üç yaşın altındaki bir çocuğun yaklaşık olarak 0.6 mg ve daha büyük yaşta bir çocuğunki ise ikisi arasındadır.

Derinin epitel hücrelerinin, gözün, sindirim kanalı ve solunum yollarının sağlıklı olması için gerekli olan bu vitamin karaciğerde depo edilir.A vitamininin noksanlığı halinde bu hücre- ler yassılaşır, kırılabilir ve enfeksiyonlara normalden daha az dayanıklı olur.İleri derecede A vi- mini noksanlığı halinde göz epiteli kornea üzerinde kuru ve boynuzsu bir tabaka meydana geti- rerek kseroftalmia denen tipik bir körlüğe neden olur.A vitamini aynı zamanda sinir dokusunun ve dişlerin minesinin normal kalması için şarttır.Görme olayının kimyasına katıldığı için A vita- mini noksanlığı az ışık koşulunda görme yeteneksizliği demek olan gece körlüğünü meydana ge- tirir.Göz retinasındaki çubuk hücreleri, A vitamini türevi olan rodopsin ( görme menekşesi ) de- nen bir maddeyi ve bir proteini, opsini ihtiva eder.Işıkla başlatılan kimyasal reaksiyonlar, ro- dopsinin retinal ve opsine yıkılması, reseptör hücreyi, beyne, görme duyusunu meydana getire- cek olan bir impuls gönderecek şekilde uyarır.Genel olarak enerjiye gereksinme duyulan bir reaksiyonla hızlı bir şekilde yeniden sentezlenir.A vitaminin noksanlığı halinde yeniden sentez- lenme gecikir ve bu durumda gece körlüğü meydana gelir.Kseroftalmiaya neden olacak kadar ö- nemi A vitamini noksanlığına çeşitli toplumlarda fazla rastlanılmazsa da gece körlüğü oldukça yaygındır.İkinci dünya savaşı sırasında gece savaşan uçakların pilotlarına, bu hastalığı önlemek amacıyla, özellikle A vitamini bakımından zengin besin verilmiştir.İnsanlarda A vitaminin yük- sek dozlarından ileri gelen toksik belirtileri görülmektedir.A vitamini yönünden çok zengin olan kutup aysı karaciğeri yiyen insanlarda bu gibi durumlar meydana gelmiştir.

D Vitamini. Yağda çözünen bir başka vitamin, D vitamini, deride normal olarak bulunan kolesta-5 7-dienol’den güneş ışığının etkisi altında vücutta yapılabilen eşsiz bir vita- mindir.Güneş ışığındaki mor ötesi ışınlar öncü molekülün B halkasını yıkarak aktif vitamin mo- lekülünü meydana getirir.D vitamini yada kolekalsiferal, karaciğer yağı, tere yağı, yumurta ve sütte bulunur.Deri içinde yaz aylarında yapılan vitamin fazlası karaciğerde depo edilir.

Yapı bakımından benzerlik gösteren on kadar bileşik değişik ölçülerde olmak üzere D vitamini etkisine sahiptir.En çok etkili olanlardan birisine kalsiferol denir.D vitamini belki de taşıma olayı için gereksinme duyulan özgül bir vitaminin sentezlenmesini teşvik ederek kalsiyum iyonlarının membranlardan geçmesinde rol oynar.Erişkin ve çocuklara günde yaklaşık olarak 0,02 mg D vitamin verilmesi salık verilir.Kalsiferol noksanlığı olduğu zaman kalsiyum ve fosfor normal miktarda absorbe edilmez, ham madde yetersizliği nedeniyle kemik ve dişlerin oluşma- sında gecikmeler olur.Bu koşullar altında zayıf bir yumuşak kemik yapısı, bilekler, diz kapağı ve dirsek eklemlerinde şişkinlikler, eğri bacak, kaburgalarda tesbih görünümü ve bozuk diş geliş- mesi ile tanımlanan raşitizm hastalığı meydana gelir.Bununla beraber yumuşak dokuların kireç- lenmesine neden olabildiği için bir insanın normalin üstündeki dozlarda D vitamini alması tehli- lidir.

K Vitamini. Kanın normal bir şekilde pıhtılaşması, K vitamin olarak isimlendirilen birbi- rine benzeyen kimyasal maddelerle teşvik edilen bir süreçte karaciğer tarafından protrombinin üretilmesine bağlı-dır.Bu kimyasal maddeler çeşitli besinlerde bulunduğu ve bağırsakta yaşayan bakteriler tarafından üretildiği için, K vitamini yetersizliği genellikle, besinin içinde bulunma- masından çok emilmedeki bir anormallikten ötürü gelir.Bu vitamini, ancak safra tuzları bulun- duğu zaman emilebilir.Bu nedenle safra kanalındaki herhangi bir engel, besinde ne kadar çok olursa olsun, barsak bakterileri tarafından ne kadar fazla üretilmiş bulunursa bulunsun K vita- mini yetersizliği çeken hastalar, kanama tehlikesi nedeniyle ameliyatlar için zayıftır, ameliyat tehlikelidir.Ameliyattan önce K vitaminin verilmesi halinde bu tehlike ortadan kalkar ve çok sa-

yıda hayat kurtarılabilir.Bu vitamine olan günülük gereksinme hakkında bir tahmin yürütüle-

memekle beraber K vitamini noksanlığı halinde günde 1-5 mg verilmesi kanın pıhtılaşması za- manının normal hale getirir.

Suda çözünen vitaminler

C Vitamini. C vitaminin yetersizliğinden ileri gelen ve diş etlerinin kanaması, deride çü- rüklükler eklemlerde ağrılı şişmeler ve genel dayanıklık azalması belirtileri gösteren iskorbit hastalığı, geçmişte bulaşıcı olmayan başlıca yaygın hastalıklardandı.İnsanlar uzun deniz yolcu- lukları ya da kuzey yolculuklarında olduğu gibi taze meyve, sebze ve etten yoksun kaldıkları za- man bu hastalık meydana gelir.

İskorbüt hastalığının tedavisi üzerinde en eski bilgi Jacques Cartier’in 1536 da Kana- da’ya yaptığı bilimsel gezideki kayıtlarında bulunmuştur.Gemisinin personelinin ciddi iskorbit hastalığı, Kızılderililerin önerdiği şekilde göknar yapraklarının özütü ile tedavi edilmiştir.İskor- biti önleyici vitamin 1993 yılında izole edildi ve bunun yıllardan beri tanınan fakat antiskorbitik özelliği bilinmeyen askorbik asit olduğu kanıtlandı.Askorbik asit oldukça kararsızdır ve pişiril- me sırasında tahrip edilir.Modern dondurma ve kutuluma yöntemleri besinlerin sahip olduğu askorbik asidin çoğunu korursa da, bunun en iyi kaynağı taze meyve sebze sularıdır.Askorbik asit kısmen hücresel oksitlenmeye, özellikle tirozinin oksitlenmesine katılır.Bundan başka,amino asitlerden prolinin, kollagenin yapı taşlarından birisi olan hidroksiproline hidroksilasyonunda rol oynar.C vitaminin yetersiz olması halinde kılcal damarlar olağanüstü düzeyde kırılabilir ha- le gelir, kolayca çatlayarak deri altında ve eklemlerde kanamalara neden olur.Bu koşul altında kemiklerin ve dişlerin gelişmesi de anormaldir.Normal erişkin bir insanın günde 75-100 mg as- korbik aside 215 gm lık bir bardak portakal suyu ile karşılanabilen miktara, ihtiyacı vardır.

B Kompleksi Vitaminler. Orijinal B vitamini, anti beriberi faktörü olarak tanımlanmıştır. Karaciğer, maya ya da pirinç kavuzu özütlerinde anti beriberi faktörden başka özgül biyolojik etkileri bulunan dokuz başka madde ayırt edilmiştir.Bir zamanlar bu maddelerin bazıları ayrı harflerle gösterilmiştir; riboflavin G vitamini, biyotin H vitamini olarak adlandırılmıştı.Bugün bunların hepsi sadece kimyasal yapıları ya da etki şekillerinden ötürü değil, birlikte bulunmala- rı nedeni ile de B kompleks vitaminler olarak gruplandırılmıştır.

Tiyamin. B kompleks vitaminler içinden ilk kez ayırt edilen bu madde, beriberi hastalı- lığını önler.Maya kokusunda beyaz renkte kristal halindeki bu madde az miktarda çeşitli besin- lerde bulunur.Maya, karaciğer, fındık, domuz eti ve buğdaygiller tanelerinin tümü, B kompleks vitaminler için en iyi kaynaktır.Orta halli Amerikan yemekleri tiyamin bakımından biraz fakir olduğundan bugün, bu ülkelerde un, ekmek ve kahvaltılıklar bu vitamin bakımından zenginleş- tirilmektedir.Günlük gereksinme vücut ağırlığı, alınan kalori miktarı besinlerdeki karbonhidrat oranına göre değişmekle beraber, orta bir insanın günlük gereksinmesi 2-3 mg kadardır.Tiya- min ve öteki B kompleks vitaminler vücutta büyük ölçüde depo edilmez; nitekim birkaç hafta içinde vitamin yetersizliği kendini gösterir.

Tiyamin pirofosfat, pirüvik asitlerin oksidatif dekarbosilasyonunda koenzim olarak iş görür.Bundan sonra pentoz fosfat yolu enzimlerinden biri olan transketolaz enzimi için de ko- enzimdir.Tiyamin yetersizliği ile karbonhidrat metabolizması aksayacak olursa çok sayıda tipik belirtile ortaya çıkar: yetersizliğin hafif olduğu hallerde yorgunluk, iştahsızlık, dirençsizlik ve kas krampları; daha belirgin vitamin yetersizliği halinde bu belirtiler kuvvetlenir ve aynı za- manda sinirlerin ağrılı yapısal bozulması ile kasların ikinci derecede zayıflaması paralize yol a- çar.Beriberi olarak bilinen bu durum tiyamin verildiği zaman hızlı bir şekilde düzelir.Tiyamince yetersiz olan herhangi bir besin, öteki B kompleksi vitaminleri bakımından da yetersiz olduğu için, tek başına bir tiyamin yetersizliği enderdir.

Riboflavin. Riboflavin bitki ve hayvan dokularında bulunan bir sarı pigmenttir.Tiyamin bakımından zengin olan besinlerde fazla miktarda bulunur: maya, karaciğer, buğday embriyo- su, et, yumurta ve peynir.Riboflavin glukoz ve amino asit metabolizmasındaki bazı hücreler ok- sidatif süreçlerdeki ko enzimlerin flavin adenin dinukleotid ( FAD ) ve flavin monomukleotidin ( FMN ) kısımlarını meydana getirir.İnsanın sağlıklı kalabilmesi için günde 1-2 mg riboflavine gereksinme vardır.Riboflavin noksanlığı, ağzın köşelerinde çatlaklıklar, dilde tipik morumsu kırmızılık ve gelişmenin gerilemesi belirlenir.Deneysel riboflavin yetersizliği sıçanlarda zayıf gelişmeye, tüylerin dökülmesine, katarakta, gözlerde yanmaya ve ölüme neden olur.

Niyasin ya da Nikotinik Asit. Niyazilin çok sayıda dehidrogenaz enzimlerin önemli iki koenzimi, nikotinamid dinukleotid ( NAD ) ve nikotinamid dinukleotid fosfat (NADP) ‘ın bile- şenidir.Bunlar çok sayıdaki reaksiyonlarda hidrojen alıcısı ve vericisi olarak hizmet eder:Niya- sin elli yıl önce vitamin fonksiyonunun olduğu kabul edilen bir organik bileşik olarak kabul edi- lir.Maya, taze sebze, et ve birada bulunur.Mısırda genel olarak düşük oranda niyasin bulundu- duğu için günlük besinin büyük bir kısmını teşkil eden yerlerde, vitamin yetersizliğinden ileri gelen pelagra hastalığı,oldukça yaygındır.Pelagra dermatis, ishal ve erken bunalma ilk belirle- nir.Niyasin, bir ya da birkaç enzimin koenzimi olmasına bağlı süreç nedeniyle deri ve barsak e- pitelinin korunması ve normal sinirsel faaliyetin sağlanmasında rol oynar.Tavsiye edilen günlük niyasin dozu yaklaşık olarak 20-25 mg dır.Fakat insanların gereksinmesinin büyük bir kısmı barsak bakterileri tarafından sentez edilir.Bir insan sülfamitli ilaçlarla tedavi edildiği takdirde barsak bakterileri öldürülür ve niyazinde dahil birçok vitamin yetersizliği ortaya çıkar.insan do- kuları tarafından niyasin üretmek için amino asitlerden triptofan metabolize edilebilir.Bu şekil- de günlük niyasin gereksinmesi besindeki triptofan miktarına bağlı kalmaktadır.

Piridoksin. Bu vitamin et, yumurta, fındık, buğday gibi taneleri olan fasulye gibi çok çeşitli yiyecek içinde bulunduğu için insanda tam anlamıyla bir piridoksin yetersizliği söz konusu değildir.Piridoksal fosfat amino asitlerin aminlere transaminasyon ve dekarboksilayonu- nu içine alan enzimatik reaksiyonlarda koenzim olarak iş görür.Piridoksin yoksun besin verilen deney hayvanların gelişmesi gecikir, anemi baş gösterir ve lenf dokusunun bozulması nedeni ile ölümle sonuçlanabilen akyuvar ve antikor yokluğu,dirençsizlik ortaya çıkar.Günlük gereksinme 1-2 mg dır, fakat çok besindeki protein oranına bağlıdır.

Pantotenik Asit. Bu vitamin normal sinir ve deri yapısının korunabilmesi için gereklidir. Deneysel olarak oluşturulan yetersizlik halinde büyümede gecikme, dermatitis, saçlarda kırlaş- ma ve adrenal bezlerde zedelenme görülür. 2. Dünya savaşı sırasında tutsak kamplarında bazı tutsaklarda görülen ‘ayak yanması’ sendromu pantotenik asit tedavisine cevap vermiştir.Nor- mal günlük besinde insanın günlük besinde günlük gereksinmesini karşılayacak miktarda 20 mg pantotenik asit bulunur.Bu besin bakımından özellikle zengin olan besin maddeleri yumurta, et, tatlı patates ve yer fıstığıdır.Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında ve enerji dönüşü- mündeki basamaklar için önemli olan koenzim A’nın bir kısmını meydana getirir.

Biyotin. İlk kez maya gelişmesi için zorunlu bir faktör olarak keşfedilmiştir.O zamandan beri olağanüstü küçük miktarda da olsa, memeli hayvanların günlük besini içende bulunmasının zorunlu olduğu gösterilmiştir.Melas, yumurta sarısı ve karaciğer biyotin bakımından zengin kaynaklardır.Yumurta akında bulunan bir protein olan avidin, barsakta biyotinle birleşerek emilmesini önler.Avidin sıcaklık karşısında bozulduğu için pişmiş yumurta akı, biyotin emilme- sini engellemez.Deney hayvanlarında biyotin yetersizliği meydana getirmek için birkaç çiğ yu- murta akına gereksinme vardır.Sadece çiğ yumurta ve şarapla beslenen insanlarda deri yangı- sıyla belirlenen birkaç olayla biyotin yetersizliği ortaya çıkmıştır.Biyotin verildiği zaman belirti

ortadan kalkmıştır.

Bir organik moleküle karbon dioksit eklenmesi ile ilgili reaksiyonlar ve yağ asitlerinin biyosentezindeki birinci basamak olan malonil koenzim A’yı oluşturmak üzere asetil koenzim A’nın karboksilasyonu için geçen reaksiyonlarda bir koenzim olarak iş görür.

Folik Asit, B12 Vitamini, Kolin, İnositol ve Para-amino benzoik Asit. Folk asit ve B12 vitamini anemiyi önlemek için kullanıldığı gibi, pernisiyöz aneminin tedavisinde karaciğer özütü ile birleştirerek kullanılır.Folik asit, bir karbonlu bileşiklerin bir molekülden bir başkasına ta- şınmasıyla ilgili reaksiyonlarda gereksinme duyulan tetrahidrofolik asit koenzimi de ve fenil ala- ninin tirozine dönüşmesi için koenzim olarak gereken biyopterinin içinde bulunur.Kobalamin, kobalt iyonu siyanid, riboz şekeri ve başak bileşenleri içeren bir porfirin halkasından oluşan karmaşık bir moleküldür.Folik asit ve kobalaminin kansızlığı önlemedeki rolü, açıkçası alyuvar- ların üretimiyle ilgili nükleik asitlerin sentezlenmesini kolaylaştırmaktan ileri gelir.Kobalaminin aynı zamanda suksinat ve malonat gibi bazı organik asitlerin birbirine dönüşümünde koenzim olarak iş gördüğü de bilinmektedir.Kobalamin bakteriler tarafından sentezlendiği halde yüksek organizasyonlu bitki ve hayvanlar tarafından sentezlenemez.Kobalamin bu şekilde yeşil bitkiler için olduğu kadar hayvanlar için de bir vitamindir.

Kolin bir büyüme faktörüdür.Noksanlığı civcivlerde böbrek kanamasına neden olur ve perosiz denilen bir kemik bozukluğuna neden olur.Yağ proteinlerin metabolizması için, çok sa-

da B vitamininde olduğu gibi koenzim olarak değil, bazı temel maddelerin sentezlenmesinde metil grubu kaynağı olarak önemlidir.Erişkin bir insan günde 2,000 mg koline gereksinme du- yar.

Lipoik Asit. Pirüvik ve alfa-ketoglutarik asitlerin oksidatif dekarboksilasyonunda tiya- min pirofosfatın yanında kofaktör gibi hareket eden iki kükürt atomu taşıyan sekiz karbonlu bir yağ asididir.İnsan ve hayvanların günlük besini içinde bulunmasının gerektiği gösterilmiş ol- makla beraber, bazı mikroorganizmalar için bir büyüme faktörü olduğu bilinmektedir.Bazı bö- ceklerin gelişme faktörü olarak gereksinme duyduğu karnitin, memeli hayvanların hücrelerinde de bulunur ve yağ asitlerinin mitokondri zarlarından geçmesinde rol oynar.

İnositol ve para-amino benzoik asidin saç dökülmesi ve saçların kırlaşmasını önlenme- sinde önemli oldukları biliniyor.Her ikisi de sıçanların ve muhtemelen insanı da içine almak üze- re başak hayvansal canlıların normal gelişimi için şarttır.Para amino benzoik asit, folik asidin bir kısmını teşkil eder.Bu B vitaminleri barsak bakterileri tarafından da sentezlenir.

Antimetabolitler

D.D.Woods, 1940 yılında sülfamidli ilaçların, sülfamidin bakteriler üzerinde yaptığı etki- ye zıt bir etkiyi paraamino benzoik asidin yaptığını buldu.Sülfamid bakterostatik olduğu için bakteri çoğalmasını engeller ve bu şekilde saldırgan bakterileri etkileyerek vücut savunmasına yardımcı olur.Bu gözlem, sülfamidlerin paraamino benzoik asidin, koenzimin esas kısmını teşkil ettiği bakteri enzimiyle rekabete girip engelleyerek, bakteri gelişmesine zarar vermesi şeklinde bir teoriyi akla getirmektedir.Sülfamid kimyasal yapı bakımından para-amino benzoik aside ol- dukça benzerlik gösterir.Benzerlik enzimi yanıltacak kadar fazla olduğu için enzim reaksiyona alınır, fakat enzim mekanizmasını işletmeyecek kadar da farklı bir yapıya sahiptir.Bu teori anti- metabolit denilen bundan biraz farklı maddelerin, bildiğimiz vitaminlerin bakterilerin ya da kanser hücrelerinin gelişimini engellemesine yönelik araştırma faaliyetini başlattı.

Folik asidin bir antimetaboliti olan aminopterin, bazı lösemi türlerini hafifletmekte başarılı olmuştur.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Mineraller Ve Minerallerin İnsan Üzerindeki Etikleri

MİNERALLER VE MİNERALLERİN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETİKLERİ

İnsanlar ve hayvanlar normal bir büyüme ve çeşitli biyolojik fonksiyonlar için besinler arasında vitaminler yanında inorganik elementlere de ihtiyaç duymaktadırlar. Bu elementler ikiye ayrılırlar;

Bol bulunan elementler

Eser elementler

1- Bol bulunan elementler

Bu elementlere ihtiyaç fazladır.

Çoğunlukla birden fazla fonksiyon gösterirler.

Bu elementlere örnek olarak;

Kalsiyum Fosfor

Magnezyum Klor

Sodyum Potasyum

a) Kalsiyum ( Ca )

Kemiğin yapısal elementidir.

Hücre zarı geçirgenliği ve kan pıhtılaşması için önemlidir.

Bunun yanında kalp işlevleri ve sinir sisteminin düzenlenmesinde rol oynar.

Hücre sitoplâzmasında önemli bir düzenleyicidir.

Kan kalsiyum miktarı ile depo kalsiyum miktarı arasındaki dengeyi “parathormon” adındaki hormon sağlar.

D vitamini; bağırsaklardan kalsiyum emilimini ve kemiklerde birikmesini hızlandırır. Bu yüzden az miktarda D vitamini raşitizme, aşırı D vitamini ise kireçlenmeye neden olur.

Bunun yanında; ıspanak, kakao gibi besinler ve sitrat, tartarak gibi bileşikler kalsiyum emilimini arttırır.

Oksalik asit ve tahıllarda bulunan “Phytin” kalsiyum emilimini önler.

Ani kalsiyum azalmaları kramplara neden olur.

Sürekli kalsiyum azlığı;

Büyümede durgunluğa,

Beslenmede isteksizliğe,

Metabolizmanın artmasına,

Raşitizme,

Bacakta uyuşmalara ve felce,

Hemoroite,

Güçsüzlüğe ve sonuçta ölüme neden olur.

Aniden verilen fazla miktarda D vitamini kalsiyum emilimini arttırır ve tetanos benzeri belirtilere neden olabilir. Çocukların ilkbaharda zaman zaman kasılması bu nedene dayanır.

b) Magnezyum ( Mg )

Bitkilerde klorofilin temel taşı olduğu için bitkisel besinlerde daha bol bulunur.

Besinlerde magnezyumun %20-30 ’u ince bağırsağın üst kısmında emilir, %60-70 ‘i ise dışkıyla atılır.

Kanda proteine bağlı halde bulunan magnezyum, albümin ve globülinlere bağlanır.

ATP ’den bir fosfat alıcısına fosfat taşımasını katalize ederek ADP ve fosforlaşmış bir yapı oluşturan enzimlerin aktivasyonunda rol alır.

Magnezyum, ATP ’ye gerek duyulan glikoz kullanımı, yağ, protein, nükleik asit sentezi ve kas kasılmasında önemli görevler alır.

Magnezyum tarafından etkinleştirilen enzimler beynin fosfolipid, pirüvik asit ve glikoz metabolizmasına girmektedir.

Mitokondride oksidatif fosforilasyon için de magnezyum istenir.

Magnezyumun vücuttan esas atılım yolu böbrekler olup terle de önemli atılımı söz konusudur. Uzun süren ateşli hastalıklar ve kas egzersizlerinde toplam magnezyum atılımının %10 –15 ‘i terle gerçekleşir.

Magnezyum emilimini besinlerdeki laktoz, protein (özellikle serbest aminoasitler), fosfat, kalsiyum, lipidler engeller,

Magnezyum eksikliğinde;

Damar genişlemesi,

Kan miktarında artma,

Aşırı duyarlılık

Küçük beynin bazı hücrelerinde bozukluk,

Böbrek bozuklukları,

Kramplar,

Büyümede durgunluk,

Saç dökülmesi,

Ödem ortaya çıkar.

Gebeliğin son üç ayında, diabetik komanın insülinle tedavisi sırasında, hipertiroidizmde, bazı sindirim sistemi ve böbrek hastalıklarında hipermagnezami görülür.

c) Sodyum ve Klor ( Na ve Cl )

Sodyum kas liflerinin uyarılmasında ve sinirlerdeki iletimde önemli rol oynar.

Klor mide salgısında bulunur.

Klor ayrıca amilaz enziminin aktivatörüdür.

Sodyum eksikliğinde deride, gözün bağ dokusunda ve üremede bozukluklar görülür.

Klor eksikliğinde sindirim ve büyüme bozuklukları ortaya çıkar.

NaCl eksikliğinde, kramplar, baş dönmesi ve baygınlık görülür. Vücut sıvılarının dengesi bozulur.

d) Potasyum ( K )

Sodyum gibi sinirsel iletimde ve kasların uyarılmasında rol oynar.

Bitkisel besinlerden alınır.

Vücutta Na-K oranının sabit tutulması gerekir.

Büyüyen hayvanlarda günlük potasyum gereksinimi artar.

Eksikliğinde bazı metabolik bozukluklar görülürken fazlalığı Na-K dengesini bozacağından NaCl ihtiyacını arttırır.

e) Fosfor ( P )

Tüm organizmaların bulundurmak zorunda olduğu elementlerin başında gelir.

Nükleotitlerin yapıtaşı olan fosfatların oluşumu için kullanılır.

Karbonhidratların ve yağların yıkımında; RNA ve DNA yapısına girerek kalıtsal bilginin taşınmasında rol alır.

Fosfolipitlerde fosfat, proteinlerle birlikte embriyonun beslenmesi için salgılanır.

Organik fosfat; hızlı büyüyen ve hızlı iş gören dokularda (kas ve sinir gibi) bolca bulunur.

Omurgalı hayvanların kemik ve dişlerinde büyük miktarda vardır.

Kandaki fosfat miktarı kalsiyum miktarına oranlanarak sabit tutulur.

Fosfat verilmesi zihin ve vücut işlerini arttırır.

Fosfat azlığında büyüme durur.

İskelet bozuklukları görülür.

Kanda kalsiyumun artması kemiklerden fosfor çekilmesine ve böylece kemiklerin yumuşamasına yol açar.

Kanda fosforun artması ise kemiklerden kalsiyum çekilmesine neden olur. Ancak bu daha yavaştır.

2- Eser elementler

Eser elementlere günlük ihtiyaç fazla değildir.

Enzim tepkimeleri için esas olanlar eser elementlerdir. Bu tepkimelerde üç farklı şekilde yer alırlar.

Enzim tarafından katalizlenen kimyasal tepkimenin yapısında yer alır ve enzimin reaksiyon hızını arttırır.

Substrat veya enzimin aktif merkezi ile kompleks yapar. Bu durumda ikisi de aktif hâle gelir.

Bazı hallerde katalitik faaliyetin bir safhasında elektron alırlar.

Eser elementlere aşağıdakilere örnek verebiliriz;

Demir Krom

Bakır Arsenik

İyot Silisyum

Manganez Kalay

Çinko Nikel

Molibden Vanadyum

Selenyum Kobalt

Flor

a) Demir ( Fe )

Oksijen taşıyan proteinler olan hemoglobin ve miyoglobinin yapısında yer alır.

Mitokondrial proteinlerin yapısında görülür.

Bundan başka; demir emilimi için önemli, demirli bir protein olan “Ferritin” in yapısına katılır.

Demir ihtiva eden enzimlere örnek olarak;

H2O2 ‘nin yıkımında görev alan katalaz,

Peroksitlerle organik bileşiklerin tepkimelerini hızlandıran peroksidaz,

Besinlerden gelen elektronla oksijenin suya redüksiyonunu katalizleyen sitikrom oksidaz verilebilir.

Demir-sülfürlü enzimlerse hayvanlar, bitkiler ve bakteri hücrelerinde elektron taşınmasında görevlidirler.

Demir eksikliği; fazla miktarda kuvvetli karbonhidrat (şeker, nişasta gibi) ve sütlü beslenmede, kan parazitlerinde ve aşırı kanamada görülür.

Bu durum; kansızlığa, halsizliğe ve zeka geriliğine neden olur.

b) Bakır ( Cu )

Sitikrom oksidaz enziminin aktivitesinde demirle birlikte rol oynar. Bu aktivitedeki görevi Cu+ ve Cu++ haline dönüşerek elektronu oksijene taşımaktadır.

Lizil oksidaz enziminin aktif grubunda yer alır. Bu enzim, “kollajen” ve “elastin” polipeptitleri arasında çapraz bağlar yapılmasına yardım eder.

Bunun yanında; katalaz, feniloksidaz ve aksorbik asit oksidazın yapısına katılır.

Demirin vücutta düzenli bir şekilde kullanılması için de gereklidir. Bakır olmazsa demir hemoglobine bağlanmaz.

Yumru ve yapraklı sebzeler, süt, karaciğer, nohut, bakla, ceviz, fındık önemli derecede bakır içerir.

Bakır ince bağırsaktan emilir.

Vücutta en çok bakır içeren dokular sırasıyla karaciğer, kalp, beyin ve böbrektir.

Hayvanlarda bakır eksikliğinde kollajen ve elastin polipeptitleri arasındaki bağlar yapılamayacağından damarlarda kopma ve çatlama görülür.

Bağırsaktan bakır emiliminde bir hata oluşursa “Menkes Sendromu” ortaya çıkar. Bu hastalıkta plazmada bakır ve bakır oksidaz düzeyi düşüktür. Büyüme yavaşlar, vücut ısısı düşer, saçlar ağarır ve beyinde dejenerasyon meydana gelir.

Bakır eksikliği kalp hastalığı riskini azaltır.

Bağırsaktan bakır emilimi artarsa “Wilson hastalığı” görülür. Bakır, beyin ve karaciğerde yığılır. Normalde dışkıyla ve çok azı idrar ile atılır.

Bakır içeren kapların yemek hazırlanmasında ve servisinde kullanılması “bakır zehirlenmesi” ne neden olabilir. Bulantı, kusma, midede yanma ve diare bakır zehirlenmesinin belirtileridir.

c) İyot ( I )

Tiroid bezinden salgılanan tiroksin hormonu için gereklidir.

Deniz ürünlerinde; özellikle süngerlerin spongiolinden yapılmış iskeletlerinde bulunur.

Brom, klor, nitrat, perklorat ve rhodanid, iyodun yerine geçerek fizyolojik iyon noksanlığına neden olur.

Thioüre, thiourasil, sulfaguanidin ve lahanadaki thiokasalidan, tiroid bezindeki tirozin oksitlenmesini ve iyotlanmasını önleyerek rahatsızlıklara sebep teşkil eder.

Bu durumlarda tiroid aşırı büyüyerek guatr hastalığını meydana getirir.

Embriyonik ve gençlik devrelerinde iyot eksikliği cücelik ve zeka geriliğini (keratinizmus) ortaya çıkarır.

Ergenlerde iyot eksikliğinde ise “miksödem” hastalığı görülür.

Fazla iyot “Gravez (Basedow) hastalığı” nı ortaya çıkarır.

d) Manganez ( Mn )

Manganez, bağ ve kemik dokusu oluşması, büyüme ve üreme fonksiyonları, karbonhidrat ve lipid metabolizması, protein sentezi, mukopolisakkarit üretimi ve fosforilasyonda rol oynar.

Ceviz, fındık, tahıl ve sebzelerde oldukça yaygın; et, balık gibi besinlerde düşük miktardadır. Bu bakımdan insan ve diğer memeliler manganezi daha çok bitkisel besinlerle alırlar.

Özellikle çay manganez bakımından zengindir.

Manganez, en yaygın biçimde mitokondrilerde yer alır. Bu nedenle, mitokondrice zengin hücreler fazla manganez içerirler.

Manganezin aktivite ettiği enzim grupları arasında hidrolazlar, kinazlar, dekarboksilazlar ve transferazlar bulunur.

Manganez başlıca arginaz, pirüvatkarboksilaz, süperoksit diomütaz, fosfataz adlı enzimler için yapı taşıdır.

Manganez, dişide normal fertilite için gerekli olup erkekte manganez eksikliği spermatogenezi bozarak kısırlığa yol açar.

Bundan başka manganez eksikliğinde gözlenen başlıca bulgular; kan pıhtılaşma kusurları, hipokolesterolemi, dermatit, hipokalsemi, hiperfosforomi ve alkalen fosfataz aktivitesi yükselmesidir.

Madenciler, ilaç endüstrisi çalışanları, seramik ve cam işçileri ve gıdasına manganez eklenenlerde görülen kronik mangan zehirlenmesi şizofreniye benzer psikiyatrik etki yapar. Parkinson hastalığına yakın nörolojik bozukluklar ortaya çıkarır.

e) Çinko ( Zn )

Çinko yaklaşık yüz enzimin yapısal komponentidir.

Bu enzimlerden bazıları; karbonik anhidraz, alkalen fosfataz, RNA ve DNA polimerazlar, timidin kinaz, karboksipeptidazlar ve alkol dehidrojenazdır.

Bu enzimler incelendiğinde, çinko genelde enzimin aktif bölgesinde bulunmuştur.

İki yüzyıldan bu yana bilinen ve sayısız araştırmanın kanıtladığı bir bulgu, çinkonun önemli bir yara iyileştirici olduğudur. Bu araştırmalar, çinkonun bağ doku biyosentez ve bütünlüğünde önemli bir eleman olduğunu kanıtlamıştır. Bu nedenle, gıda ile yeterli çinko alınması, özellikle cerrahi girişim sonrası olgularda önem taşır.

Çinko, protein ve nükleik asit yapılarını moleküler düzeyde stabilize eder.

Subsellüler organellerin bütünlüğünü korur.

Taşıma olaylarına katılır.

İnsülin hormonu vücutta çinko olarak depolanır.

Dildeki tat alma reseptörlerinin ve nazal boşluktaki koku alma reseptörlerinin düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak çinkonun görevidir.

Vücutta çinkosu fazla dokular arasında prostat, semen, karaciğer, böbrek, retina ve kemik başta gelir.

Et, balık ve süt ürünleri gibi proteinli besinler, çinko bakımından zengindir.

Fazla protein çinko emilimini arttırırken, yetersiz protein engeller.

Bitki ve tahıl tanelerinin fitatları, selüloz, hemiselüloz çinko emilimini azaltırlar.

Bunun yanında kalsiyum, fosfor, flor ve bakır fazlalığı çinkonun bağırsaktan emilebilecek miktarını azaltır.

Gebelikte fetüs anneden çokça çinko çeker. Bu anne adayına koruyucu olarak folik asit ve vitamin B12 verilmesi, çinko emilimini azaltarak çinko eksikliğini daha da ağırlaştırır.

Yanıklarda çinko yiter ve bu yüzden yanığın iyileşmesi gecikir.

Travma ya da önemli ameliyatlarda da çinko kayıpları önem kazanır

ve bu gibi hallerde çinko eksikliği ortaya çıkabilir.

Çinko eksikliğinde gözlenecek başlıca bulgular şöyle sıralanabilir;

Çocuk ve gençte büyüme geriliği

Erkekte hipogonadizm

Hafif dermatit

İştahsızlık ve kilo kaybı

Yaraların geç iyileşmesi

Karanlığa uymada anormallik

Zayıflamış bağışıklık

f) Molibden ( Mo )

Ksatin oksidaz, nitrat redüktaz ve hidrojenaz gibi flavinli enzimlerin yapısına katılır.

Azot bakterilerinde havadaki azotun bağlanmasını sağlar.

Geviş getirenlerde işkembe bakterilerinin gelişimi için önemlidir.

Molibden her gün yeterli miktarda alınır; eksikliği hemen hemen söz konusu değildir.

Fazla alındığında anemi, iskelet ve kas bozuklukları görülür.

Molibden demirin hemoglobin yapımında kullanılmasını önler.

ASİTLER VE BAZLAR

a )ASİTLER

Asitler kimyada önemli bir bileşik sınıfını oluştururlar.Asit-latince anlamına gelen asidus kelimesinden alınmıştır.Günlük gıda maddelerinin bir çoğunda asit vardır.Canlı organizmaların hayatsal faaliyetlerinde asitlerin önemi büyüktür.Mide özsuyu besinlerin sindirimi için %0,4 oranında hidroklorik asit içerir.Proteinlerin oluşumunda amino asitlerin önemi tartışılmaz bir gerçektir.Genel olarak asitler;inorganik ve organik asitler olarak iki gruba ayrılırlar.Yapısında karbon elementi bulunmayan asitlere inorganik asitler,karbon elementi kullanılarak oluşturulan asitlere ise organik asitler denir.

ASİTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Asitlerin tadları ekşidir.Örnek olarak;sirkedeki asetik asit ekşi elmada ki malik asit , limondaki sitrik asit ve askorbik asit(C Vitamini),yoğurt suyundaki laktik asit, meşrubat ve kolalardaki karbonik asit sayılabilir.Ancak her asidin tadına bakamayız.Çünkü asitlerden bazıları parçalayıcı bazıları da zehirlidir.

Asitler yakıcı özelliğe sahiptir.Asitlerin bu özelliği her asitte aynı şekilde olmaz.Örneğin Hno3 deriye döküldüğünde proteinlerle tepkimeye girer.H2SO4 ise hücre suyunu çekerek yakma etkisi gösterir.

Asit suda çözüldüğünde ne kadar fazla iyon oluşuyorsa,iletkenlik o kadar fazla olur .Kuvvetli asitlerde iletkenlik fazla zayıf asitlerde ise azdır.

Asitler mavi turnusol kağıdını kırmızıya çevirir.Turnusol kağıtları indikatör boyası emdirilmiş kağıtlardır.İndikatör boyaları ise ortamın asidik veya bazik olmasına göre renk değiştiren maddelerdir.Örneğin bir indikatör olan metil oranj asitler kırmızı renge döner.

Asitlerin genel olarak yapılarında proton bulunur.Ancak yapılarında hidrojen bulunan tüm maddeler asit değildir.MC1 kuvvetli bir asit olmasına karşın nh3 baz özelliği gösterir.CH+ ise asit ve baz karakteri göstermez.

Bazlarda birleşerek tuz ve su oluştururlar.Kimyada bu tepkimelere nötrleşme tepkimesi denir.

[BAZ+ASİTàTUZ+SU]

Günlük hayatta kullandığımız besin ve malzemelerdeki bazı asitler ve bazlar

Bazı asit ve bazlar yediğimiz sebze ve meyvelerde doğal olarak vardır.Hatta bazı asit ve bazların eksikliğinde canlı vücudunda birtakım hastalıklar meydana gelir. Folik asit eksikliğinde aneminin oluşması gibi.Bunların yanında kimyasal yollarla elde edilen asit ve bazlarda vardır. Yiyecek ve içeceklerimize bulunan asitlerin ve bazların yenilip içilmesinde bir mahsur yokken suni olarak elde edilen asit ve bazların yenilip içilmesi tehlike arz eder.Bunlardan bazıları şunlardır:

E-230 Sorbik asit: Vitamin B12’yi yok ediyor.

E-250 Sodyum nirit:Damar hastalıkları.

E251 Sodyum nitrat : Kalp damar hastalıkları.(tüm sosis ve salamlarda.)

E-120 Karminik asit: Nörolojik hastalıklar.

E-330 Sitrik asit: En tehlikeli kanserojen etki maddesi olup ne yazık ki bir çok hazır gıdada bulunuyor.(gofret, meyve suları, bazı hazır çorbalar,teneke konserve turşular, bazı hazır yaprak sarmaları,bazı şekerlemeler.)

E-300 Askorbik asit : Kanserojen etki maddesi. (bazı portakal sulu içeceklerde.)

Kaynakça

Hekimlikte Biyokimya Tuncay ÖZGÜNEN Muzaffer ÜSTDAL

Biyokimya 2 Prof. Dr. Engin GÖZÜKARA

Yaşamın Temel Bileşenleri Prof. Dr. Ali DEMİRSOY

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

İlaç Nedir ?

İlaç nedir ?

İnsanlara yada hayvanlara bir hastalığın tedavisi , önlenmesi yada teşhisi amcıyla verililen maddeleri belirten genel terimdir.İlaçlar , ağrıları yada başka rahatsız edici durumları dindirmek , zihin ve bedenin normal dışı durumlarını düzeltmek ve denetim altında tutmak için kullanılırlar.Reçeteyle verilen bir ilacın hekim yada diş hekimi tarafından özel olarak yazılması gerekir.Reçetesiz verilen ilacın alınması ve kullanılması içise , meslekten bir kişinin onayı gerekmez.

İlaç Üretim Yerleri

Eczane Sanayi

Eczanede ilaç ;

Eczacı tarafından üretilir , ambalajlanır , kontrol edilir.GMP eczacının bilgi ve tecrubesine bağlıdır.Üretim çok küçük olduğu için kontrol kolaydır.

Sanayide ilaç ;

(Araştırma-Geliştirme) bölümleri vardır.Çalışanların yanında denetleyici olmalıdır.Onaylaya , kartotexleri yapanlar da bulunmalıdır.Dökümanlar belli bir süre saklanmalıdır.Firma her Çok fazla hacimde üretilir.İş bölümü söz konusudur.Üretim , kalite kontrol , ambalaj , Ar-Ge preparatını saflık , miktar tayini , üretim aşamaları ve ilaç içeriği açısından kontrol etmelidir.Preparat piyasaya çıktıktan sonrada izlemeye devam etmelidir.

Bir ilaç üretilirken üç ayrı bölüm vardır :

1)Kalite Emniyeti

2)GMP

3)Kalite Kontrol

*Kalite : Muhtahzarın formülü , spesifikasyon ve analizi ile GMP kurallarına uygunluğuna denir.

1)Kalite Emniyeti:

Preparatın istenilen kalitede olup olmadığını saptamada yapılan tüm düzenlemelerdir.

Amaç ; Belirli işlemlerin yapılması , izlenmesi , ürünlerin spesifikasyonlara uygunluğunu ve tam mamülde bazı özelliklerin aranmasıdır.

-Preparat doğru maddeleri doğru oranda içermelidir.

-İstenilen saflıkta olmalıdır.

-Belirli işlemlere göre doğru bir şekilde üretikmelidir.

-Uygun kap , kapak kullanınmalıdır.

-Etiketi uygun olmalıdır.

-Dağıtımına kadar doğru bir şekilde depoda bekletilmelidir.

2)GMP (İyi İmalat Yöntemleri)

İlaçların kullanım amaçlarına uygun kalitede üretilmesini sağlıyan prensiplerdir.Kalite emniyeti kapsamına girer.hen üretimi , hemde kalite kontrolünü kapsar.Preparatlar , üretim yöntemleri , binalar ,

araç , personel , maddeler , master ve seri kartlar , üretim ve kontrol yöntemleri , ambalajlama , etiketleme , laboratuvar yöntemleri , dağıtım kartları , stabilite son kullanma tarihleri , dosyalama şikayet , ilaç toplatma kuralları , geri çekme kuralları , atıkları işletme kuralları , tanımlar GMP kapsamını oluşturur.

GMP Kuralları :

-Preparat araştırıp geliştirilirken kalitesi belirtilmelidir.

-Üretimde her serinin , preparatın istenilen standartlara uymsı gerekir.

-Seri (Şarj=Lot=Batch):Belirli bir üretim devresinde üretilen , aynı karakter ve özellillere sahip aynı kalitedeki ham maddeye , yarı mamül yada tam mamüle seri denir.

-Ara mamül:Yarı yada tam mamül haline gelebilmesi için bir takım işlemler geçirmesi gereken , üretime tabi tutulmuş maddedir.

-Yarı mamül:Ambalajlama hariç üretimin tüm evrelerini tamamlamış mamüldür.

-Tam mamül:Ambalajlanma dahil üretimin tüm üretim aşamalarını tamamlamış mamüldür.

-Başlangıç maddesi:Ambalaj maddesi dışında kalan ve bir mamülün üretimde kullanılan herbir maddedir.

-Karantina:Satışı , dağıtımı ve üretimi konusunda devam kararı bekliyen red edildiği sırada ayrı yerde saklanan sarı etiketli , deponun dışında başka bir yerdir.Kullanılabilir maddeler yeşil etikellidir.Ham maddenin analizi uygun değilse kırmızı etiket taşır.

-Spesifikasyon:Ham madde , ambalaj materyali , ara mamül yarı mamül , tam mamül için olabilir.Kimyasal , fiziksel ve biyolajik özellikleri tarif eden özelliklardir.Belli sayısal değerleri , limitleri , özellikleri kapsar.

3)Kalite Kontrol:

GMP’yi örnek almak , spesifikasyon geliştirmek , testlerin organizasyonu , doküman saklamak , ilacın piyasaya çıkarılması , satışı kalite kontrolce belirlenir.Preparat onay almadan piyasaya çıkamaz.

2 bölümden oluşur :

A)Kimyassal-fiziksel analiz laboratuvarı = Günlük rutin analiz

B)Mikrobiyoloji laboratuvarı = Test geliştirilir. (Ar-Ge için)

Kalite kontrolün bir elemanı numune almalı , ham maddeyi , ara , yarı ve tam mamülü kontrol etmeli , test sonuçları spesifikasyonlarla karşılaştırılmalı ve buna göre devam yada hayır vizesi vermelidir.Her seriden belli sayıda referans numunesi saklanmalıdır.

Kalite Kontrolün Görevi:

1)Ham madde , ambalaj materyali , tam , yarı , ara mamülün üretebilmesi , üretime davem edebilmesi için gerekli testlerin yapılması , test sonuçlarının standatlarla karşılaştırılması , sonuçların kartlara işlenmesi , bu kartların 5 yıl saklanması.

2)Numune almanın kalite kontrol elemenlarınca yürütülmesi.

3)Gerekli sayıda eleman bulundurulması.

4)Referans numune ayrılması.

İlaçlar Arasındaki Kalite Farklılığının Sebepleri:

-Madde:Aynı maddenin farklı firmalardan alınmasıdır.

-Aletler:Ayar farklılığı , eskime hataları , farklı alet kullanılmasıdır.

-Yöntem:Hatalı yöntem uygulaması , uygun olmayan işlemlerin kullanılması , yeterli olmayan işlemlerin uygulanmasıdır.

-İnsanlar:Söylenileni , yazılanı , okuduğunu doğru anlama , personelin ilgisizliği , personelin eğitim eksikliği , yorgunluk , dikkatsizlik , insanların çalışma koşullarınınuygun olmamasıdır.

Kalite kontrol , GMP , otomasyona geçilerek istatiksel incelemeler yapılarak hata payı en aza indirilebilir.

MADDE :

Tam mamülde bulunsun ya da bulnmasın tüm maddelerdir.Bağlayıcı çözücüler , kaplama çözücüleri işleme girer , fakat sonra uzaklaştırılır.Uygun örnek alma yöntemleri ; testler , depolama yöntemleri bu maddeler için önenlidir.İşlemler dikkatle yapılmalı , sonuçlar standartlarla karşılaştırılmalı ve kartlara işlenmelidir. Üst yöneticilerden imza alınmalıdır.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

09.03.2002

09.03.2002

Yüksek tansiyon kendini çoğunlukla belli etmez

Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.

Öldürmeye karar veren katil, niyetini kimseye belli etmez ve işini sessizce bitirmeye bakar. Tıp dünyasında, yüksek tansiyona da sessiz bir katil gözüyle bakılıyor. Pekçok hastalık önceden bazı belirtilerle tehlikeyi haber verir ama yüksek tansiyonun genellikle hiçbir belirtisi olmaz. Hele çok ani yükselmelerde hasta neye uğradığını anlamaz. Tıp merkezlerinde yapılan araştırmalar on yüksek tansiyon hastasından dokuzunun durumunu bilmediğini ortaya çıkardı. Düzenli aralarla kan basıncının ölçtürülmesi bu tabloyu değiştirir. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.

Ancak hemen karamsarlığa kapılmayın. Dikkatli bir kontrol ve doktor tavsiyeleriyle yüksek tansiyon sorunu giderilebilir.

Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz.

Sakin bir ortamda dinlenirken bile kan basıncınız yükselebilir. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar.

Kan basıncınız ölçüldüğünde normal sayılan rakamlardan daha yüksek bir sonuç çıkarsa, doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamıyorlar. Beslenme düzeninde yapılacak bazı değişikliklerle kan basıncı düşürülmek isteniyor. Eğer alınan önlemler bir sonuç vermezse, o zaman ilaç tedavisi gerekiyor. Tabii kan basıncı çok fazla yüksek olursa, ilaç tedavisine hemen başlanıyor. Tıpkı kolesterolde olduğu gibi, rakamlar ne kadar düşük ise kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski de o kadar azalıyor.

Kan basıncını düşürmek için neler yapabiliriz?

Eskisinden daha hareketli olun. Daha önce belirttiğim gibi vücut egzersizi yapmayı asla ihmal etmeyin.

Kilo verin. Şişmanlık, özellikle aşırı şişmanlık, kan basıncının yükselmesinde en önemli rolü oynar.

Alkol tüketimini normal ölçülerle sınırlayın. Eğer yüksek tansiyon hastası olursanız, doktorunuz alkollü içki içmenizi tamamen yasaklayacaktır. Bu aşamaya gelmemek için alkollü içki tüketimini en aza indirin.

Sigara içme alışkanlığını bırakın. Ben eskiden sigara tiryakisi olduğum için, sigarasız yaşamaya alışmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat milyonlarca tiryakinin zor olanı başardığı da bir gerçek. Başkaları yapabildiğine göre, neden siz de sigara alışkanlığından kurtulmayasınız?

Stresinizi kontrol altında tutun. Hepimiz günlük hayatımızda stres yaratacak olaylar yaşıyoruz. Ancak bazı kadın ve erkekler, stres ile mücadele etmeyi başarıyorlar. Stresten kurtulmanın pek çok yolu var. Bunrlardan en önemlisi sizi oyalayıp, sorunları zihninizin bir köşesine atmanızı sağlayacak meraklar edinmektir.

Evde bir hayvan besleyin. Ya da evinde zaten beslediğiniz ev hayvanınızla daha fazla ilgilenin. Psikologlar, bir kediyi ya da köpeği biraz okşamanın kan basıncını düşürdüğünü örnekler göstererek kanıtladılar.

Beslenme düzeninizde bazı değişiklikler yapın. Eskisine göre daha fazla meyve ve sebze yiyin. Özellikle potasyum içeren meyve ve sebzeleri tercih edin. Yağlı besinlerden uzak durun. Kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük, stresli bir günün sonunda fazla yağlı yiyeceklerle karnınızı tıka basa doyurmanızdır. Sıkıntınızı gidermek için yemek yemekten sakının.

Kan basıncı nedir?

Kan basıncının ne anlama geldiğini hatırlatalım. Kan basıncı, kalbin damarlara kan pompalayabilmesi için gerekli olan basınçtır. Vücut karmaşık bazı sistemlerden yararlanarak kan basıncını dengeler. Kan basıncı iki bölümdür. Birincisi sistolik basınçtır. Bu da kalp çarparken kanın damar duvarlarına çarpma hızıdır. ikincisi diyastolik basınçtır. Bu da kalp dinlenirkenkalp atışları arasındaki zaman içinde ölçülen basınçtır kan basıncı ölçüldüğünde 120/80 sonucu alınırsa, sistolik basınç 120, diyastolik basınç da 80′dir. Ve bu ölçüm ideal kan basıncı sayılır.

Birkaç yıl öncesine kadar doktorlar, özellikle diyastolik basınca önem veriyorlardı. Sistolik basınç dikkate alınmıyordu. Bugün ise iki basınç ölçümünün de aynı derecede önemli olduğunu biliyoruz.

Tuzsuz rejim zararlı mı?

Tıp dünyasında her gün büyük gelişmeler yaşıyoruz. Ama ne yazık ki hala insan vücudunun sırları tam olarak çözülmüş sayılmaz. Örneğin tuzsuz rejimi ele alalım. Bazı hastalara tuz yasağı konduğu zaman, kan basınçları daha da fazla yükseliyor. Oysa tuzun kan basıncını tetiklediği de bir gerçek. Amerika’da yapılan çalışmalarda yüksek kan basıncından yakınan hastaların yüzde ellisinin tuz yasağından yarar görmediği saptandı. Hatta bazı hastalar tuz yasağını uygulamaya başladıktan sonra kan basınçlarının daha da yükseldiği gözlendi. Bazı çalışmalarda da tuz yasağının kalp krizi tehlikesini artırdığı görüldü. Şimdi, vur deyince öldürmeyelim. Tuz yasağının yarar sağlamadığına hemen inanıp dudaklarımız beyazlanıncaya kadar tuzlu yiyeceklerle beslenmeyelim. Tuz konusunu doktorunuz düzenlemeli. Siz her şeye rağmen sofrada eliniz tuzluğa giderken biraz daha düşünün. Ve sakın öfkenizi tuzluktan çıkarıp, eliniz yoruluncaya kadar tabağa tuz serpmeyin. 

Yüksek tansiyon kendini çoğunlukla belli etmez

Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.

Öldürmeye karar veren katil, niyetini kimseye belli etmez ve işini sessizce bitirmeye bakar. Tıp dünyasında, yüksek tansiyona da sessiz bir katil gözüyle bakılıyor. Pekçok hastalık önceden bazı belirtilerle tehlikeyi haber verir ama yüksek tansiyonun genellikle hiçbir belirtisi olmaz. Hele çok ani yükselmelerde hasta neye uğradığını anlamaz. Tıp merkezlerinde yapılan araştırmalar on yüksek tansiyon hastasından dokuzunun durumunu bilmediğini ortaya çıkardı. Düzenli aralarla kan basıncının ölçtürülmesi bu tabloyu değiştirir. Yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıklarına yol açan nedenlerin başında geliyor.

Ancak hemen karamsarlığa kapılmayın. Dikkatli bir kontrol ve doktor tavsiyeleriyle yüksek tansiyon sorunu giderilebilir.

Kan basıncının yüksek olduğunu hissedemeyiz, çünkü ağrısı sızısı yoktur. Davranışlarınızdaki küçük değişikliklerin kan basıncınızın yükselmesiyle ortaya çıktığını tahmin edemezsiniz.

Sakin bir ortamda dinlenirken bile kan basıncınız yükselebilir. Eğer kan basıncının yüksek olması önlenemezse, zamanla damarlarda kalınlaşmaya ve sertleşmeye yol açar.

Kan basıncınız ölçüldüğünde normal sayılan rakamlardan daha yüksek bir sonuç çıkarsa, doktorlar hemen ilaç tedavisine başlamıyorlar. Beslenme düzeninde yapılacak bazı değişikliklerle kan basıncı düşürülmek isteniyor. Eğer alınan önlemler bir sonuç vermezse, o zaman ilaç tedavisi gerekiyor. Tabii kan basıncı çok fazla yüksek olursa, ilaç tedavisine hemen başlanıyor. Tıpkı kolesterolde olduğu gibi, rakamlar ne kadar düşük ise kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riski de o kadar azalıyor.

Kan basıncını düşürmek için neler yapabiliriz?

Eskisinden daha hareketli olun. Daha önce belirttiğim gibi vücut egzersizi yapmayı asla ihmal etmeyin.

Kilo verin. Şişmanlık, özellikle aşırı şişmanlık, kan basıncının yükselmesinde en önemli rolü oynar.

Alkol tüketimini normal ölçülerle sınırlayın. Eğer yüksek tansiyon hastası olursanız, doktorunuz alkollü içki içmenizi tamamen yasaklayacaktır. Bu aşamaya gelmemek için alkollü içki tüketimini en aza indirin.

Sigara içme alışkanlığını bırakın. Ben eskiden sigara tiryakisi olduğum için, sigarasız yaşamaya alışmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat milyonlarca tiryakinin zor olanı başardığı da bir gerçek. Başkaları yapabildiğine göre, neden siz de sigara alışkanlığından kurtulmayasınız?

Stresinizi kontrol altında tutun. Hepimiz günlük hayatımızda stres yaratacak olaylar yaşıyoruz. Ancak bazı kadın ve erkekler, stres ile mücadele etmeyi başarıyorlar. Stresten kurtulmanın pek çok yolu var. Bunrlardan en önemlisi sizi oyalayıp, sorunları zihninizin bir köşesine atmanızı sağlayacak meraklar edinmektir.

Evde bir hayvan besleyin. Ya da evinde zaten beslediğiniz ev hayvanınızla daha fazla ilgilenin. Psikologlar, bir kediyi ya da köpeği biraz okşamanın kan basıncını düşürdüğünü örnekler göstererek kanıtladılar.

Beslenme düzeninizde bazı değişiklikler yapın. Eskisine göre daha fazla meyve ve sebze yiyin. Özellikle potasyum içeren meyve ve sebzeleri tercih edin. Yağlı besinlerden uzak durun. Kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülük, stresli bir günün sonunda fazla yağlı yiyeceklerle karnınızı tıka basa doyurmanızdır. Sıkıntınızı gidermek için yemek yemekten sakının.

Kan basıncı nedir?

Kan basıncının ne anlama geldiğini hatırlatalım. Kan basıncı, kalbin damarlara kan pompalayabilmesi için gerekli olan basınçtır. Vücut karmaşık bazı sistemlerden yararlanarak kan basıncını dengeler. Kan basıncı iki bölümdür. Birincisi sistolik basınçtır. Bu da kalp çarparken kanın damar duvarlarına çarpma hızıdır. ikincisi diyastolik basınçtır. Bu da kalp dinlenirkenkalp atışları arasındaki zaman içinde ölçülen basınçtır kan basıncı ölçüldüğünde 120/80 sonucu alınırsa, sistolik basınç 120, diyastolik basınç da 80′dir. Ve bu ölçüm ideal kan basıncı sayılır.

Birkaç yıl öncesine kadar doktorlar, özellikle diyastolik basınca önem veriyorlardı. Sistolik basınç dikkate alınmıyordu. Bugün ise iki basınç ölçümünün de aynı derecede önemli olduğunu biliyoruz.

Tuzsuz rejim zararlı mı?

Tıp dünyasında her gün büyük gelişmeler yaşıyoruz. Ama ne yazık ki hala insan vücudunun sırları tam olarak çözülmüş sayılmaz. Örneğin tuzsuz rejimi ele alalım. Bazı hastalara tuz yasağı konduğu zaman, kan basınçları daha da fazla yükseliyor. Oysa tuzun kan basıncını tetiklediği de bir gerçek. Amerika’da yapılan çalışmalarda yüksek kan basıncından yakınan hastaların yüzde ellisinin tuz yasağından yarar görmediği saptandı. Hatta bazı hastalar tuz yasağını uygulamaya başladıktan sonra kan basınçlarının daha da yükseldiği gözlendi. Bazı çalışmalarda da tuz yasağının kalp krizi tehlikesini artırdığı görüldü. Şimdi, vur deyince öldürmeyelim. Tuz yasağının yarar sağlamadığına hemen inanıp dudaklarımız beyazlanıncaya kadar tuzlu yiyeceklerle beslenmeyelim. Tuz konusunu doktorunuz düzenlemeli. Siz her şeye rağmen sofrada eliniz tuzluğa giderken biraz daha düşünün. Ve sakın öfkenizi tuzluktan çıkarıp, eliniz yoruluncaya kadar tabağa tuz serpmeyin

Prostatı domates yendi

ABD Kanser Enstitüsü’nün yürüttüğü kapsamlı araştırma Dr. Ömer Küçük’ü doğruladı: ‘Lycopene’ maddesi sayesinde domates yemek prostat karseri riskini ciddi miktarda düşürüyor

Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından yapılan kapsamlı bir araştırma, domatesin prostat kanserine karşı etkili olduğunu ortaya koydu. Yaşları 40 ile 75 arasındaki 47 bin Amerikalı erkek üzerinde 12 yıl süreyle yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, domates ya da içinde bu sebzenin bulunduğu yemeklerden haftada 2 porsiyon tüketmek bile, prostat kanseri riskini yüzde 24 ila 36 oranında düşürüyor. Araştırma başkanı Edward Giovannucci, domatesin prostat kanserine karşı etkisinin, içindeki lycopene maddesinden kaynaklandığını belirtti: “Domatese kırmızı rengini lycopene adlı bir madde veriyor. Son bulgularımıza göre bu maddeyi içeren özellikle domatesten bol miktarda yemek gerekiyor. A vitaminine bağlı bir doğal antioksidan olan lycopene, karpuz, greyfurt gibi besinlerde de bulunuyor. Aynı zamanda pizza, domates suyu, domates sosu ketçap da benzeri bir faydayı erkeklere sağlıyor.”

Bilim adamları, pişmiş domatesin daha da etkili olduğunu, bunun nedeninin de pişirme sırasında domatesin hücre çeperlerinin çözülerek, daha fazla lycopene’nin açığa çıkması olabileceğini bildirdiler. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu Türk doktor Ömer Küçük, geçen yıl, prostat kanserli hastalara, domatesin içindeki lycopen maddesi vererek, kanser tümörlerini küçültmeyi başardığını açıklamıştı.

Amerika’nın Detroit kentinde bulunan Wayne State Üniversitesi’nde kanser araştırmaları yapan Prof. Küçük’ün araştırması için yorum yapan beslenme uzmanları ise daha önce yapılan bazı araştırmalarda, domatesin prostat kanseri üzerinde etkisinin olmadığının görüldüğünü belirtmişlerdi. Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından 2000 yılında basılan yayınında yer alan bir araştırma raporunda da; brokoli, karnabahar, Brüksel lahanası, lahana ve kıvırcık salatanın prostat kanseri riskini azalttığı belirtilmiş, domatesin aynı etkiyi yapmadığı öne sürülmüştü.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Günümüz Dünyasında Balıklar Bir Çok Açıdan Çok Ciddi Bir Ekolojik Ve Ekonom

Günümüz dünyasında balıklar bir çok açıdan çok ciddi bir ekolojik ve ekonomik önem arz etmektedir. Her şeyden önce ekolojik denge gittikçe bozulurken bu bozulmanın sularda çok ciddi boyutlara ulaştığı bilinmektedir. Artık yapılması gereken “Zararın neresinden dönersen kardır.” mantığıyla bozulmayı durdurmak ve mümkünse düzeni iyileştirmek olmalıdır.

BAKTERİYEL HASTALIKLAR

Bakteriler çok küçük organizmalardır ve ancak yüksek büyütmeli lenslere sahip mikroskop ile görülebilirler. Çevrede çokça bulunurlar ve aynı zamanda antibiyotik ve yoğurt üretimi gibi alanlarda da kullanılırlar. Bununla beraber bazı bakteriler parazit yaşayarak konakçıda üreme ve konakçıya zarar verme yeteneğine sahiptirler.

Tablo 1: Salmonid balık türlerinin önemli patojen bakterileri.

FAMİLYA

CİNS

TÜR

a)Gram negatif

Cytophagaceae

Enterobacteriaceae

Pseudomonadaceae

Vibrionaceae

Kesin olarak belli değil

Flexibacter

Edwardsiella

Pseudomonas

Aeromonas

Vibrio

Haemophilus

Flexibacter columnaris

Flexibacter psychrophila

Flexibacter marinus

Edwardsiella tarda

Yersinia ruckeri

Pseumdomonas fluorescens

Aeromonas hydrophilia

Aeromonas salmonicida

var. Salmonicida

var. Achromegenes

Vibrio angillarium

Vibrio ordali

Haemophilus piscium

b)Gram pozitif

Corynebacteriaceae

Streptococcaceae

Bacillaceae

Renibacterium

Sterptococcus

Clostiridium

Renibacterium salmonarium

Streptococcus faecalis

Clostiridium botulinum

c)Asid-fast türler

Nocardia

Mycobacteriaceae

Nocardia

Mycobacterium

Nocardia asteroides

Nocardia kampachi

Mycobacterium fortuitum

Mycobacterium marinum

FAMİLYA

CİNS

TÜR

d)Rickettsias (Zorunlu intracellular parazitler)

Rickettsiales

Piscirickettsia

Piscirickettsia salmonis

Labaratuvar dışında sadece mikroskop altında görülebilen balık bakterileri hasta balıkların solungaçlarından hazırlanan yaş preparatlarda teşhis edilebilen büyük ve yaygın bakterilerdir. Bunun yanında bakterilerin teşhisi amacıyla genellikle balık dokularında izolasyonu ve labaratuvar gelişmelerinin incelenmesi de gerekir. Bu çalışmalar bakteriler için gerekli gıda malzemelerini içeren agar jelli petri kutuları kullanılarak yapılabilir. Bakteriler ayrıca boyanabilmekte ve böylece yüksek büyütmeli merceklere sahip bir mikroskop altında kolayca görülebilir hale gelmektedir.

BAKTERİYEL BÖBREK HASTALIĞI(Bacterial Kidney Disease)

Bakteriyel böbrek hastalığı reinabacterium salmonarium tarafından meydana getirilir.(Bkz. Tablo 1) Bu bakteri sadece konakçı balıkta çoğalabilir ve böbrek dalak ve kas dokusunda çok yavaş bir şekilde gelişir. Bu bakteriler çok küçüktür ve kültür ortamında gelişmesi zordur. Çünkü bunlar özel gıda içeriklerine ihtiyaç gösterir bu nedenle her ne kadar boyalı prepatlarda sıkça küçücük çubuk şeklinde çok sayıda bakteri görülebilirse de kesin teşhis için sadece özelleşmiş labaratuvar gereklidir.

İlk olarak 1930’ların başında İskoçya’da yakalanan wild Atlantic salmon, (salmo salar L.) da görüldü. 1935’te buna benzer hastalıklar görüldüyse de bakteri kültürünün üretimi için 1956 yılını beklemek gerekecekti. Hastalık bu sırada çok geniş bir alana nüfuz etmişti bile.

BKD genellikle tatlı sularda görülse de tuzlu suda da öldürücü olabilmektedir. Tuzlu suda coho salmon türü için ölüm yüzdesi %4 iken tatlı suda %17,2 dir.Tuzlu suda hastalığın etkisi azalsa da hastalık ilerlemeye devam etmekte ve ölüme sebep olmaktadır.

Bu hastalık balıklar arasında vücut yüzeyinde irinli kabarcıklar ile ülserlerin oluşması ve böbreklerin dejenerasyonu ile seyreden kronik ve bulaşıcı bir hastalıktır. Buna sebep olan korynebakteri türleri gram pozitiftir.(Bkz. Tablo 1) BKD balıklar altı ve on iki aylık olana kadar sıklıkla görülmez.

1)MORFOLOJİ

Tip türü corynebacterium diphteriae olan bu genusta hücreler genellikle kısa kalın bir çomak şeklindedir. Bu çomak düz olabildiği gibi hafifçe kıvrık da olabilir. Genellikle hücrenin bir ucu şişerek hücre topuz şeklini alır. Bu genusa ait hücrelerin her tarafı aynı şekilde boyayı tutmadığından homojen bir boyanma görülmez. Hücrenin bir kısmı boyandığı halde bir kısmı açık kalır. Bu bakteri hareketsiz,sporsuz, 0,3-0,5 x 0,5-1,0 mikron boyutlarında ve diplobasil görünümündedir.

Corynebacterium türlerinde metakromatik tanecikler karakteristiktir. Fakat onları hücrede ancak çok iyi bir boyanma neticesinde görmek mümkün olur. Bu genus türlerinde ne spor ne de kapsül mevcut değildir.

Hatta genellikle flajel de yoktur. Sadece bir istisna olabilecek şekilde bir patojeni olan birkaç türde polar flajel görülür.

Hücreler kısa çomak şeklinde olduklarından yan yana yer aldıklarında adeta yaprakların palizat dokusu hücrelerinin tanzimine benzer bir tanzim şekli gösterirler.

2)FİZYOLOJİ

Corynebacterium türleri faaliyetlerini devam ettirebilmeleri ve üremeleri için ortamlarında kompleks

organik maddelerin bulunmasına ihtiyaç gösterirler.Faaliyetleri için optimum ısı ve pH derecesi türe bağlı olarak değişirse de genellikle ısı istekleri 30-40oC arasında ve pH da 7,2 civarındadır.

Oksijenle olan ilişkileri bakımından genellikle solunumları için oksijene ihtiyaç gösterirler. Fakat az oksijene ihtiyaç gösteren türler olduğu gibi tamamen oksijensiz şartlarda yaşayanlar da bu genus üyeleri arasında mevcuttur. Fermentasyon bakımından o kadar önemli değildirler.

Bu genus üyeleri de gene katalaz-pozitif ve gram-negatif özellikler gösterirler. Corynebacterium’un patojenik bazı türleri mevcuttur.Bu patojenik türlerin önemli müşterek bir türleri vardır ki o da bazı dokularda tahribat yapan kuvvetli bir endotoksin çıkarmalarıdır. Bu toksinin böbrek,sinir ve kalp dokularında önemli tahribatlara sebep olduğu tesbit edilmiştir.

Morfolojik bakımdan benzer corynebacterium türlerinin birbirlerinden ayırt edilmesinde bazı fizyolojik özellikler tesbit edilmiştir.

3)EKOLOJİ

Corynebacterium türlerini tabiatta,suda,toprakta,bitkilerde ve hayvanlarda görmek mümkündür.Hatta bazıları,bazı önemli besin madeleri üzerinde çoğalarak onların bozulmasına sebep olurlar.İnsanda parazit olan ve difteriye sebep olan tür c.diphtarie’dir. Diğer taraftan c.pyogemes de koyun,sığır ve domuzlarda parazit olup onlarda çeşitli enfekisyonlara sebep olan önemli bir corynebacterium türüdür.

Corynebacterium’un sebep olduğu bakteriyel böbrek hastalığı (bacterial kidney disease, bakterielle nierenkrankheit) genç alabalıklarda görülmektedir.Bulaşma enfekte gıdalarla ve ayrıca portantreler aracılığıyla olmaktadır. Fakat bunu çevresel koşullar da etkilemektedir. Suyun sertliğinin azalması,suyun sıcaklıkğının 10oC’nin altına düşmesi, suda organik maddelerin artması,sularda ve balıklarda parazitlerin bulunması enfeksiyonun başlıca nedenleri olarak gösterilmektedir. Mikrop hasta balıkların vücudunda oluşan lezyonlardan veya ölen balık leşlerinin dağılması sonucu sulara geçer. Böbrek hastalığında mikropların yumurta ile yayılışı da enfeksiyonun bulaşması bakımından önemlidir.

Belirtiler: Klinik olarak balıklarda,daha ziyade lateral çizginin üst kısımlarında, oval veya yuvarlak şekilde içlerinde , ilk devrelerde berrak ve hastalık ilerledikçe kanlı-irinli(alyuvar lökosit,hücre artıkları, mikroplu sıvı bulunan) kabarcıklar oluşur.

Üstlerindeki deri delinir. Yerlerinde zamanla kas dokuya kadar ulaşabilen ve içlerinde mikroplu akıntılar meydana gelen ülserler oluşur. Önceleri çok küçük olan lezyonlar, zamanla büyürler veya birkaç tanesi birleşerek 4cm genişliğine ulaşabilirler.

Otopside en fazla bozukluk böbrekte bulunur. Bu organ büyümüş ve dejenere olmuştur. Hastalığın başlangıcında böbreğin ventral yüzeyinde ve kapsulasının altında sayıları az olan 2-5mm çapında gri-beyaz lezyonlar bulunur. Bunların içinde irinli bir materyale rastlanmıştır. Hastalık ilerledikçe bu odakların sayısında ve büyüklüklerinde artmalar görülür.

Karaciğerin ventral yüzünde ve dalakta benzer bozukluklara rastlanır.

Projenin amacı : Salmonid balıklar üzerinde bakteriyel böbrek hastalığına yol açtığı bilinen corynebacteriaceae familyasından renibacterium salmoninarumun etkisiz hale getirilmesi için uygun antibiyotik seçiminin yapılması amaçlanmıştır.

MATERYAL-METOD

TEŞHİS : A-Klinik Teşhis: Hastalık klinik olarak Frankulosis ülser hastalığı veya vücut yüzeyinde lezyonlar meydana getiren enfeksiyonlarla karışabilir.

B-Otopsi bulguları: Lezyonların daha ziyade böbreklere yerleşmesi hastalık hakkında bilgi verebilirse de kesin tanımlama yapılamaz.

C-Labaratuvar taşhisi: I-Bakteriyoskopi: Lezyonlardan hazırlanan frotiler gramla boyanır. Etken intra ve ekstrasellular olarak gram pozitif diplobasil halinde görülür.

II-Kültür: Lezyonlardan ordal ve Earp besi yerine ekimler yapıldı. Üreme bir hafta sonra görüldü.

Bir hafta sonra kirby bayer disk difüzyon metodu uygulanarak antibiyogram gerçekleştirildi. Antibiyogramın üzerinde bulunan antibiyotiklerin vereceği etki için de bir gün beklendikten sonra elde edilen sonuçlar aşağıda belgelendirildi. Bu antibiyogramda kullanılan antibiyotiklerin hepsi bakterinin hücre yapısını bozar nitelikteydi.

Bulgular fotoğraftan da açıkça anlaşılacağı üzere bazı antibiyotiklerin bakteri üzerinde çok açık etkisi görülmekteyken bazı antibiyotikler bakterinin üremesini engelleyemedi. Aşağıda antibiyogramda kullandığımız antibiyotikler ve bu antibiyotiklerin etkili olduğu alanda bakterilerin ne kadar ürediği yazmaktadır.

SONUÇ-BULGULAR

Kısaltma

Antibiyotiğin adı

Normal zone

Çapı (mm)

Bizim ölçümümüz

(mm)

AMP

Ampicillin

11

30

KXC

Konamisin+ cephalexin

16

35

Penicilin

20

16

OT

Oxytetrasiklin

17

30

SXT

Sulbactam+ Ampicillin

17

Dirençli

CXM

Cefuroksimsodyum

17

Dirençli

Streptomycin

11

30

TARTIŞMALAR

Bu durumda AMP,KXC,OT,S zone çapları normalden geniş olduğu için bu bakteride ölçüm yapılan alanda bakterilerin öldüğü saptanmıştır. Dolayısıyla yukarıda adı geçen beş antibiyotik tedaviye cevap verecektir. Bunlardan en etkili olan ise AMP ve S’dir. Bunların uygun dozda balığa verilmesi durumunda bu hastalık yok edilecektir. Tarafımızdan özellikle bu iki antibiyotiğin kullanılması önerilir.

Buna karşılık SXT,CXM ve Penicilin bu hastalık için uygun antibiyotik değildir. Çünkü zone çaplarının normal ölçümlerden küçük çıkmasından da anlaşılacağı üzere bu antibiyotikler hastalığın yayılmasını önleyememiştir.

KAYNAKLAR :

1)Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kitaplar Serisi No:47- Prof. Dr Mehmet Öner

2)G.D. Wiens and S.L.Kattari (Department of microbiology and Laboratory for Fish Disease Research- Oregon State University- www.cabi-publishing.org)

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

I. İnfeksiyöz Bursal Hastalığının İmmunofloresan Tekniği İle Teşhisi

I. İnfeksiyöz Bursal Hastalığının İmmunofloresan Tekniği İle Teşhisi

Bu çalışmada, infeksiyöz bursal hastalığı (IBD)’nın teşhisinde immunofloresan tekniğinin kullanılması, standardizasyonu ve bu teknikte kullanılacak konjugatın hazırlanması amaçlandı. İmmunize edilen tavuk ve tavşan immunserumları flourescein isothiocyanate ile işaretlendi. Konjugat standardizasyonu için kontrol ve deneysel infekte gruplardan hazırlanan preparatlarla yapılan testlerde optimal konjugat sulandırmasının 1:16 olduğu belirlendi. Ayrıca standardizasyon çalışmaları sonrasında indirekt FAT’ın relatif olarak direkt FAT’a üstünlüğü saptandı. Saha çalışmalarında, IBD geçiren 27 kümesin 23 (%85.13)’ünde pozitiflik saptandı. Sonuçta, immunofloresan tekniğinin IBD infeksiyonlarında kullanılabilirliği ortaya kondu.

Diagnosis of infectious bursal disease infection by immunofluorescence

Summary: In this study, evaluation of feasibility and standardization of immunofluorescence technique for identification of infectious bursal disease (IBD) infection, and preparation of the conjugate were aimed. Immunized chicken and rabbit sera were stained with fluorescein isothiocyanate. In the standardization of the conjugate dilution, optimal ratio was determined as 1:16 after the evaluation of smears prepared from the bursa Fabricius of the control and experimentally infected groups. Indirect fluorescent antibody technique was found to be relatively superior to the direct fluorescent antibody technique after the standardization assays. In the field studies, 23 out of 28 (85.13%) IBDV infected broiler flocks were detected to be positive by immunofluorescence. As a conclusion, immunofluorescent antibody technique was found to be useful in the identification of the IBD infections.

II. Amaç ve Kapsam

IBD Kanatlı sektöründe oldukça önemli ekonomik kayıplara neden olan IBD’nin kısa sürede kesin teşhisi için immunofloresan tekniğinin (IFT) kullanılması amaçlanmıştır.

Akut seyirli IBD, klinik ve nekropsi bulguları ile teşhis edilebilmesine karşın, aşılı tavuklarda veya subklinik seyirli infeksiyonlarda nekropside makroskopik lezyonlar şekillenmemektedir. Hastalığın kesin teşhisi için virus izolasyonunun yapılması gerekmektedir. İzolasyon yöntemleri, bazı virus suşlarının doku kültürlerine zor adapte olmaları ve embriyolarda ölüm yapmaması nedeniyle zaman alıcı olmaktadır. İzolasyon tekniklerinin bu dezavantajlarını ortadan kaldırmak ve hastalığın kısa sürede kesin teşhisini yapmak için günümüzde en sık kullanılan teknikler arasında IF bulunmaktadır. Bu tekniğin standardizasyonu ile hastalıkla ilgili epidemiyolojik bilgilerin elde edilmesi ve sonuçta hastalığa karşı koruyucu programların oluşturulmasına temel bilgiler sağlaması bakımından projenin gerçekleştirilmesi önemlidir. Ayrıca IBD’nin subklinik formunun IFT ile kolaylıkla belirlenebilmesi ve sonrasında; bu işletmelerde aşılama programlarında yapılacak uygun düzenlemelerle hastalıkta ortaya çıkan kalıcı immunsupresyon ve ağırlık artışında azalmaya bağlı olarak oluşan ekonomik kayıpların azaltılmasıyla önemli kazanç da sağlanacaktır.

III. Materyal ve Yöntem

Materyal

Deneme hayvanları: Çalışmada 100 adet SPF broiler civciv (Ross 308) kullanıldı. Bu civcivler, IBDV spesifik antikor üretimi, tavuk IgG eldesi ve deneysel infeksiyon oluşturma amacıyla kullanıldı. Anti-tavuk IgG eldesi için 2 adet New Zeland ırkı tavşandan yararlanıldı.

Virus: Sahadan izole G41 suşu ile canlı IBD aşı suşu (D78) kullanıldı.

Saha materyali: Anamnez bilgilerine göre Ankara bölgesindeki kümeslerden sağlanan ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı’na IBD şüphesiyle getirilen piliçler materyal olarak kullanıldı. Bu proje kapsamında 27 kümese ait toplam 224 broiler pilice ait bursa Fabricius incelendi.

Konjugat: İndirekt floresan antikor testinde (IFAT), laboratuvarda hazırlanan konjugatın standardizasyonu için flourescein isothiocyanate (FITC) işaretli tavşan anti-tavuk konjugatı (Sigma F 8888) kullanıldı.

Yöntem

Antiserum eldesi: Çalışmada, spesifik IBDV-antiserumu hazırlamak amacıyla 3 haftalık yaşta 20 adet SPF broiler civciv (Ross 308) kullanıldı. Bu işlem için, civcivlere D78 aşısı (105 virus/ml, İntervet) 15 gün ara ile iki kez kasiçi yolla verildi. Son inokulasyon 15 gün sonra hayvanların kanları toplandı ve serumları çıkarıldı. Serum örnekleri immunoglobulin pürifikasyon kolonundan (Econopac, Biorad) geçirildikten sonra FITC ile işaretlenene kadar –20 oC’de saklandı.

İndirekt floresan antikor tekniğinde (IFAT) kullanılacak konjugatın hazırlanması amacıyla, 20 adet civcivin kanları alındı, serumları çıkarıldı ve immunoglobulin pürifikasyon kolonundan (Econopac, Biorad) geçirildikten sonra ayrılan tavuk IgG fraksiyonu, tavşanlara inkomple Freund adjuvanı ile birlikte (1/1 hacimde) iki hafta ara ile üç kez deri altı olarak inokule edildi. Son inokulasyonu takiben 2 hafta sonra tavşanlardan kan alındı ve serumları çıkarıldı. Bu serumlar FITC ile işaretlenene kadar –20 oC’de saklandı.

Deneysel infeksiyon: Civcivler, 3 haftalık yaşa geldiğinde 20 adetten oluşan üç gruba ayrıldı. Birinci gruptaki civcivler kontrol grubuna ayrıldı. İkinci gruptaki civcivler D78 aşı suşu üçüncü gruptaki civcivler ise saha suşu (G41) ile intraoküler yolla infekte edildiler.

FITC ile işaretleme: Serum örneklerinin protein içerikleri belirlenmesinden sonra fosfat buffer solusyonu (PBS) ile 20 mg/ml olacak şekilde sulandırıldı. Sulandırılan serum örnekleri ile FITC (30 mg/mg protein) karıştırıldı ve bir gece karanlıkta ve buzdolabında beklendi. Bu solusyon daha sonra Sephadex G-25 kolonundan geçirildi ve elde edilen konjugat PBS’ye karşı buzdolabında bir gece dializ edildi. Dializ işleminden sonra santrifüj edildi ve süpernatant 1 ml hacimlerde ependorf tüplere ayrılarak kullanılıncaya kadar –20 oC’de saklandı.

IFT konjugatının standardizasyon: Direkt ve indirekt floresan testi için hazırlanan konjugatların standardizasyon çalışmaları, kontrol, aşı suşu (D78) ve saha suşu ile infekte edilen civcivlere ait bursa Fabricius’lardan hazırlanan preparatlarla gerçekleştirildi. Ayrıca hazırlanan tavşan anti-tavuk (indirekt floresan testi) konjugatının standardizasyonu, ticari tavşan anti-tavuk kanjugatı (Sigma F 8888) ile karşılaştırılarak yapıldı.

Floresan antikor testi: Deneysel infekte, kontrol grubu ve hastalıklı kümeslerdeki piliçlerden alınan bursa Fabricius örneklerinden sürme preparatlar hazırlandı. Preparatlar havada kurutuldu ve kullanılıncaya kadar absolut aseton içinde –20 oC’de saklandı.

İndirekt yöntem : Hazırlanan preparatlar önce PBS ile 3 kez 5 dakika yıkandı. Bu işlemi takiben primer antikor (pozitif serum) ile 30 dakika beklendi. Yıkama işlemini takiben konjugat ilave edilerek 30 dakika inkube edildi. Bu işlemlerin sonunda tekrar yıkama işlemi yapıldı ve preparatlar floresan mikroskobunda incelendi. Sonuçlar, negatif ve boyanan infekte hücre sayısına göre +’dan ++++’ya kadar pozitif olarak değerlendirildi.

Direkt yöntem : Hazırlanan preparatlar önce PBS ile 3 kez 5 dakika yıkandı. Bu işlemi takiben FITC ile işaretli IBDV spesifik konjugat ilave edildi ve 30 dakika inkubasyona bırakıldı. Sonuçlar indirekt yöntemde olduğu gibi değerlendirildi.

IV.Analiz ve Bulgular

Deneysel infeksiyon bulguları: Deneysel infeksiyon sonrasında saha suşu ile infekte edilen hayvanlarda durgunluk, tüylerde kabarma, beyaz ishal ve iştah kaybı gözlendi. Deneysel infeksiyonu takiben her üç gruptaki hayvanların tamamına nekropsi yapıldı ve bursa Fabricius’ları preparat hazırlama amacıyla alındı. Nekropside saha suşu ile infekte edilen tüm civcivlerin bursa Fabricius’larının ödemli ve kanamalı olduğu gözlendi. Aşı suşları ile infekte edilen civcivlerin bursa Fabricius’larında ise hafif ödem bulgularına rastlandı.

IFT konjugatlarının standardizasyon bulguları : Hazırlanan konjugatlar iki katlı olarak sulandırıldı. Her sulandırmadaki konjugatlar, kontrol ve saha suşu ile infekte gruplara ait bursa Fabricius’lardan hazırlanan preparatlarla test edildi. Konjugat standardizasyon çalışmalarından sonra, konjugatların en uygun sulandırmasının 1:16 olduğu saptandı. Bu aşamadan sonra yapılan tüm testlerde konjugat 1:16 olarak sulandırıldı.

Hazırlanan konjugatlar, kontrol gruplarına ait civcivlerin bursa Fabricius’larından hazırlanan preparatlarla reaksiyon vermezken, aşı ve saha suşları ile infekte edilen gruplara ait civcivlerin bursa Fabricius’larından hazırlanan preparatlarla pozitif sonuç verdi. Aşılı grupta reaksiyon ++, +++ olarak belirlenirken saha suşu ile infekte edilenlerde +++, ++++’lık reaksiyon gözlendi. Ticari konjugat kullanılarak gerçekleştirilen testler ile laboratuvarda hazırlanan konjugat ile yapılanlar arasında herhangi bir fark bulunamadı.

Floresan antikor testi bulguları: Kontrol ve deneysel infeksiyon (D78 ve G41) gruplarına ait civcivlerden hazırlanan preparatlarda gerçekleştirilen direkt ve indirekt IF test bulguları Tablo 1.de sunulmuştur. Testlerde kontrol grubundaki hayvanlara ait preparatlarda reaksiyon gözlenmezken, aşı ve saha suşu ile deneysel infekte edilen gruplara ait hayvanların tümünde pozitif reaksiyon saptandı. Aşı suşu ile infekte edilen civcivlerde ++ ve +++’lık reaksiyon belirlenirken saha suşu ile infekte edilen gruptaki tüm hayvanlarda ++++’lık bir reaksiyon belirlendi. Ayrıca, IFAT’ta belirlenen reaksiyonun direkt IF’ye göre relatif olarak daha belirgin olduğu saptandı.

Tablo 1. Kontrol ve deneysel infekte civcivlere ait materyallerin direkt ve indirekt floresan antikor test bulguları

Gruplar/Testler

Direkt FAT

İndirekt FAT

Konjugat*

Ticari Konjugat

Kontrol

0/20

0/20

0/20

D78

20/20

20/20

20/20

G41

20/20

20/20

20/20

* : Laboratuvarda hazırlanan tavşan anti-tavuk konjugatı

Direkt ve indirekt floresan antikor tekniği sonuçlarının doğrulanması için AGID testi gerçekleştirildi. AGID testinde kontrol grubuna ait örnekler negatif, aşılı ve saha suşu ile infekte edilen gruplara ait örnekler ise pozitif sonuç verdi. AGID’e göre FAT ve IFAT’ın spesifite ve sensitivitesinin %100 olduğu hesaplandı.

Saha bulguları : Saha materyalleri, deneysel infeksiyon ve standardizasyon çalışmaları sonrasında standardize edilen laboratuvarda hazırlanan tavşan anti-tavuk konjugatı ile incelendi. Saha materyallerinin incelenmesinde IFAT kullanıldı. Materyal alınan kümeslere ait bilgiler ve bulgular Tablo 2. de bildirilmiştir.

Çalışmada klinik olarak IBD infeksiyonu geçirmiş 27 kümesin 23(%85.13)’ünde pozitif reaksiyon saptandı. Negatif sonuç alınan kümeslere ait bursa Fabricius’ların atrofik olduğu ve vakaların görülmesinin üzerinden uzun süre (10-14 gün) geçtiği tespit edildi.

Hastalığın klinik olarak görüldüğü en erken yaş 17 gün olarak belirlendi. Klinik ve nekropsi sonuçları değerlendirildiğinde, hastalığın klinik olarak gözlenmesi sonrasında ilk günlerde (1-4.günler) ishalin yanısıra nekropside bursa Fabricius’larda ödemin görülmesi dikkati çekti. Bu vakalarda IFAT’inde +++ ve ++++’lık reaksiyon belirlendi. Hastalığın ilerdiği dönemde (5.günden sonra), piliçlerin bursa Fabricius’larının atrofik bir durum aldığı gözlendi ve bu materyallerden hazırlanan preparatlarda + ve ++’lık pozitiflik saptandı.

V. Sonuç ve öneriler

Sonuç olarak, IBD’nin çabuk teşhisinde direkt ve indirekt FAT’nin güvenle kullanılabileceği ortaya konuldu. Bu tekniklerin teşhis laboratuvarlarında kullanılması ile, klinik IBD’nin teşhisi yanısıra özellikle önemli ekonomik kayıplara neden olan ve immunsupresif seyirli subklinik IBD vakalarının saptanmasında avantajlar sağlayacaktır. Bu çalışmada ticari konjugat ile laboratuvarda hazırlanan konjugat ile gerçekleştirilen IFAT arasında herhangi bir fark bulunamadı. Bu sonuç, altyapısı uygun olan laboratuvarlarda hazırlanacak konjugatlarla IBD teşhisinin daha ucuz maliyetle gerçekleştirilebileceğini düşündürdü.

Tablo 2. Materyal alınan kümeslere ait bilgiler ve IFAT bulguları

Kümes

Yaş

İnfeksiyon süresi*

İshal

Kaslarda kanama

Bursa Fabricius

IFAT

23

var

Var

ödemli

+++

18

var

Var

ödemli

+++

34

var

Var

ödemli

+++

19

var

Yok

ödemli

+++

37

12

yok

Var

atrofik

27

yok

Var

atrofik

25

var

Var

ödemli

+++

28

var

Var

ödemli

+++

34

var

Var

ödemli

+++

10

26

yok

Var

atrofik

++

11

17

var

Var

ödemli

++++

12

37

yok

Var

atrofik

13

21

var

Var

ödemli

+++

14

38

13

yok

Var

atrofik

15

31

var

Var

ödemli

+++

16

34

var

Var

ödemli

+++

17

28

var

Var

ödemli

++++

18

30

yok

Var

atrofik

19

41

10

yok

Yok

atrofik

20

37

14

yok

Var

atrofik

21

23

yok

Var

atrofik

22

21

var

Var

ödemli

++++

23

36

yok

Var

atrofik

++

24

37

var

Var

ödemli

+++

25

26

yok

Var

atrofik

26

37

var

Var

ödemli

++++

27

35

var

Var

ödemli

+++

* : Anamnez bilgilerine göre belirlenmiştir.

VI. Kaynaklar

Allen, G. M. , McNulty, M. S., Connor, T. J., McCracken, R. M. and McFerran, J. B. (1984): Rapid diagnosis of infectious bursal disease infection by immunoflourescence on clinical material. Avian Pathol. 13: 419-427.

Arda, M., Minbay, A., Aydın, N., Akay, Ö. ve İzgür, M. (1990): Gumboro hastalığı. Kanatlı Hayvan Hastalıkları. Pfizer İlaçları s. 147-140.

Cho, B. R., Synder, D. B., Lana, D. P. and Marpuardt, W. W. (1987): An immunoperoxidase monoclonal antibody stain for rapid diagnosis of infectious bursal disease. Avian Dis. 31: 538-545.

Cruz-Coy, J. S., Giambrone, J. J. and Panangala, V. S. (1993): Production and characterization of monoclonal antibodies against variant A infectious bursal disease virus. Avian Dis. 37: 406-411.

Goldman, M. Carver, R. K. (1957): Preserving flourescein isocyanate for simplified preparation of fluorescent antibody. Science. 126: 839-840.

Goldman, M. (1968): Fluorescent antibody methods. Biogenetics Research. USA. Academic Prees. 11-28.

Harlow, E. Lane, D. (1988): Labelline antibodies with fluorochromes antibodies. A Laboratory Manual. 2nd Edition. Cold Spring Harborn Laboratory. 353-358.

Henderson, K. S. and Jackwood D. J. (1990): Comparison of the dot blot hybridization assaywith antigen detection assays for the diagnosis of ınfectious bursal disease virus infections. Avian Dis. 34: 744-748.

Jeffrey, I. S. (1982): Fluorescencemicroscopy. International Laboratory . 12 : 46-52.

Jensenius, C., Andersen, I., Hau, J., Crone, M. and Koch, C. (1981): Eggs: Conveniently packaged antibodies. Methods for furification of yolk IgG. J. Immunol. Meth. 46: 63-68.

Johnson, G. D. Dollhope, F. L. (1968): Filter systems for flurescent antibody techniques. Immunology. 15: 619-621.

Kumar, A. and Rao, A. T. (1993): Immunofluorescent studies on infectious bursal disease in chickens. Indian Vet. J. 15: 26-29.

Lukert, P. D. and Saif, Y. M. (1991): Infectious bursal disease. In: Disease of poultry, 9th edition. Calnek B. W. Iowa State University Press. Ames, Iowa. USA. 648-668.

Maestrone, G. and Coffin, D. L. (1964): Study of Newcastle disease by means of fluorescent antibody technique. Am. J. Vet.Res., 25:217-223.

Office International des Epizooties. (1996): Infectious bursal disease (Gumboro disease), Chapter 3. 6. 1. In: Manual of standarts for diagnostic tests and vaccines. Lists A and B diseases of mammals, birds and bees. 3th edition. Paris.

Porath, J. and Flodin, P. (1960): Gel filtration: A method for desalting and gruop separation. Nature. 183: 1657-1659.

Rosales, G. A., Villegas, P., Lukerd, D., Fletcher, J. O. and Brown, J. (1989): Immunosupressive potential and pathogenecity of a recent isolate of infectious bursal disease virus in commercial broiler chickens. Avian Dis. 33: 724-728.

VII. Ekler

Projenin toplam bütçesi 3.760.000.000 TL dir. Bu bütçenin 3.560.000.000 Tüketim Mal ve Malzemeleri (400) kaleminden olup 200.000.000 TL’si yolluklar (200) kaleminden sağlanmıştır. Ancak 200 kalemideki harcamalar, Araştırma Fon Müdürlüğü izni ile 400 kalemine aktarılmıştır. Bütçenin 400 kaleminden 3.678.370.000 TL harcama yapılmıştır. Kalan miktar ise 81.630.000 TL. dir.

Makine ve teçhizat alımı yapılmamıştır.

Yok

Yok

Proje kesin rapornundan sonra hakemli bilimsel bir dergide yayın haline getirilecektir.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Uyuşturucunun Zararları Ve İnsan Üzerindeki Etkileri

UYUŞTURUCUNUN ZARARLARI ve İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

FİZİKİ ETKİLERİ

Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde : Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir.

Bu sebeple beynin mazrufu olan aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi dengeden, normal yaşam ve davranışlardan uzaklaştırırlar.

Beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanı uyuşturuculardır. Bağımlılarda beliren ilk olgu; akıl ve sinir hastalıkları ve arızalarıdır. Delilik, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felçler hezeyan (sayıklama, saçmalama, akıl dışı davranışlar ) halüsinasyon (vehim, hayal görme, işitme vs. ) lar, zeka ve hafıza kayıpları.En kısa ifade ile: Akıl hastalıkları, zihni ve ruhi karmaşa ve kaoslar .

Sindirim Sisteminde: Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmları, kanama ve yaraları, gastrit, ülser vs.

Karaciğer ve Böbreklerde: Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup, karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik, yağlanma ,sertleşme (siroz)…

Böbreklerde büyük tahribat, albümin, kan ve idrar çoğalması, tıkanmalar ,ağır böbrek hastalıkları

Gözlerde: Işık ve mesafede uyumsuzluk, şaşılık gece körlüğü, göz bebeği büyümesi, küçülmesi, göz adele felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir.

Solunum Sisteminde: nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.

Kan organlarında: Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.

Zehirlenme: Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD, tekerrür ederse “Müzmin Zehirlenme” adını alır.

SOSYAL ve MADDİ ETKİLERİ

Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür.

Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden, toplumdan ve çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, hipisel (hayvani) bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir. (Hip Kültür)

Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, ferdi ne toplumsal ahlaka (namus ,iffet, şeref, haysiyet v.s.) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz.

İntiharların, cinayetlerin, her türlü fuhşiyat, gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır.

İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürü (hip kültür) dür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar.

Ayrıca AİDS, frengi, verem, kanser, kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Abseıçi Cerahat Dolu Sisliklere Verilen İsimdir. Vücudun Her Tarafinda Orta

AbseIçi cerahat dolu sisliklere verilen isimdir. Vücudun her tarafinda ortaya çikabilir. Nedeni vücuda giren mikroplardir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Soguk su ile yikanan bir lahana yapragi, absenin üzerine dolanir. Yarim saatte bir yenisi ile degistirilir.

Adale romatizmasiÇogunlukla, siddetli soguk alginliklarindan sonra görülen ve hareket etmenin zorlasmasina neden olan bir çesit romatizmadir. Tip dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamasirlari, en kisa zamanda degistirmek ve üsütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazirlanisi : 4 Bardak suya, kabuklari soyulmamis 3 elma dogranir. 15 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardagi içilir.

AdenitBoyundaki lenf damarlarinin sismesi sonucu meydana gelen iltahapli sislige adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sogan, Sarimsak

Hazirlanisi : Ögle ve aksam yemeklerinde yarimsar kuru sogan ile ikiser dis sarimsak yenir.

Agiz yaralariAgiz yaralari, “basit” ve “derin” veya “sert kenarli” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çogunlukla, üsütme veya hazimsizliktan kaynaklanir. Yaralarin etrafi, kirmizi bir çizgi ile çevrilidir. Baslangiçta, içi su dolu kabarciklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayilir ve sancili agrilara neden olurlar. Çocuklarda; kizamik ve çiçek hastaliklari sirasinda da ayni yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sogan

Hazirlanisi : Her gün 1 adet orta büyüklükte çig sogan yenir.

Sayfa Basi

Agri

Genellikle vücudun herhangi bir yerinde hissedilen agrilar için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal kabugu, zeytinyagi

Hazirlanisi : Küçük bir siseye; 1 su bardagi zeytinyagi konulur. Üzerine dört adet portakalin kabugu ilave edilir. Günes gören bir yerde, 15 gün bekletilir. Bu karisimdan, agriyan yerlere sürülür.

Sayfa Basi

Agrili aybasi hali

Tip dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybasi kanamasinin basladigi ilk gün görülür. Bazi kimselerde, agrilar aybasi kanamasinin baslamasindan bir kaç gün önce ortaya çikar ve kanamanin baslamasiyla kesilir. Bir kisminda da kanama baslamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çesit agrilara, çogunlukla 18-24 yaslari arasindaki kadinlarda rastlanir. Agri, göbek altinda veya bacaklarin üst kisminda kasilmalar seklinde baslar. Kusma görülebilir. Yüz, sararir ve terleme artar.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, su

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya; 1 kahve kasigi kimyon konur. Ilindiktan sonra içilir. Günde, iki kere tekrarlanir.

Sayfa Basi

Akrep sokmasi

Akrep; sicak ve nemli yerlerde yasayan, kivrik ve kalkik kuyruguyla zehirli bir ignesi olan böcektir. Akrep soktugunda yapilacak ilk is; soktugu yerin altini ve üstünü sikica baglamaktir. Sonra; ignenin bulundugu yer, iki parmak arasina alinip, kan akincaya kadar sikilir ve üzerine amonyak sürülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Domates. 2- Sirke ve Sarimsak

Hazirlanisi : 1- Olgun bir domates, tam ortasindan kesilir ve akrebin soktugu yere temiz bir bezle baglanir. 2- Sokulan yer steril bir jiletle kanatilip, emilir. Sirke ile yikanir. Sarmisak lapasi baglanir.

Sayfa Basi

Albüminüri

Idrarda, albümin bulunmasina; Tip dilinde Albüminüri; halk arasinda ise, aktutma denir. Bir çok hastaliklarda, özellikle Böbrek hastaliklarinda, idrarda albümin görülür. Mümkün oldugu kadar süt içmeli, patates haslamasi ile muhallebiyi sofradan eksik etmemelidir. Baharatli yiyecekler, biber, tursu ve tuz kesinlikle terk edilmeli; kahve ve fazla miktarda su içilmemelidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su

Hazirlanisi : 4 bardak suya; 1 avuç tere otu konur. 15 dakika kaynatilir. Ince ve temiz bir tülbentten süzülür. Her gün, 1 su bardagi içilir.

Sayfa Basi

Alerji

Vücudun, bazi madde veya hava sartlarindan etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çikan bir hastaliktir. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de; sahsa göre degisir. Kiminde kasinti, kiminde kurdesen, kiminde astim görülür. Hasta, eger bazi maddelerle temasindan dolayi alerji oluyorsa, o maddenin uzaklastirilmasi ile mesele kendiliginden çözümlenmis olur.

Tedavi için gerekli malzeme : Siyah turp

Hazirlanisi : Büyükçe bir siyah turp iyice yikanir. Sonra kabuklari soyulup, rendelenir ve sikilir. Ince ve temiz bir tülbentten süzülerek içilir. Alerjik belirtiler kayboluncaya kadar, her gün devam edilir.

Sayfa Basi

Altini islatmak

Tip dilinde Enuresis denir. Altina ve yatagina iseyen çocuklar; genellikle anne ve babasindan yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardir. Hastalik, belli bir nedenden kaynaklanmiyorsa; yapilacak is, çocuga ihtiyaci olan sevgiyi vermektir; ancak altini islatmak, herhangi bir böbrek rahatsizligi veya seker hastaligindan da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazirlanisi : Hergün, en az iki tatli kasigi süzme bal yedirilir.

Sayfa Basi

Anne sütünün azligi

Anne sütünü artirmak için bol bol sulu gidalar yemek, üzüntülerden siyrilip bir süre dinlenmek faydalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çakal erigi, su

Hazirlanisi : 4 bardak suya; 30 gram çakal erigi meyvesi konur. 10 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincani içilir.

Sayfa Basi

Anus kasintisi

Anus (serç-makat); yani sindirim kanalinin dogrubagirsak denilen son kismindaki çikis deligi veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kasintilarin nedeni çesitlidir. Bunlar arasinda; kilkurtlari, sümüksü akinti, basur, çatlak, ishal veya kabizlik, egzama (mayasil), sinir bozuklugu veya yeteri kadar temizlige dikkat edilmemesi sayilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, zeytinyagi

Hazirlanisi : 2 çorba kasigi süzme bal ile 2 tatli kasigi zeytinyagi karistirilir. Bir pamukla kasinan yere sürülür. 4 saat sonra, ilik sabunlu su ile yikanir. Sikayetler geçinceye kadar ayni isleme devam edilir.

Sayfa Basi

Apandisit

Körbagirsagin iltahaplanmasi sonucu ortaya çikan bir hastaliktir. Müzmin apandisitte; kat’iyetle ilaç verilmez. Ameliyat gerekir. Had apandisit; karnin ortasindan baslayip, sag alt kisma yerlesen bir agri ile kendini gösterir. Hazimsizlik ve gazdan sikayet edilir. Kusma görülebilir bazen de migde bulantisi olur.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Bögürtlen yapragi, su. 2- Dut kurusu

Hazirlanisi : 1-Çaydanliga bir avuç bögürtlen yapragi konur. 15 dakika kaynatip süzülür. Günde 3 çay bardagi içilir. 2- Dut kurusu çayi ilik olarak içirilir.

Sayfa Basi

Ari sokmasi

Ari; bal ve balmumu yapan fakat, ignesiyle sokan bir böcektir. Hassas bünyeli kimseleri soktuklari zaman,onlarin sok geçirmelerine neden olabilirler. Esek arilari ise; bal arilarina nazaran daha tehlikelidir. Ari sokmasinda yapilacak ilk is; arinin ignesini, ucu yakilmis bir igne ile çikarmaktir. Sonra arinin soktugu yerin alt ve üstünden sikica bogulur. Üzerine soguk su dökülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Maydanoz. 2- Arpa unu, sirke.

Hazirlanisi : 1- Bir demet taze maydanoz iyice dövülür ve arinin soktugu yere sarilir. 2- Arpa unu, sirke ile karistirilip hamur yapilir. Arinin soktugu yere sarilir.

Sayfa Basi

Arpacik

Halk arasinda it dirsegi de denir. Doktorlarin Hordoleum dedikleri hastaliktir. Göz kapagindaki herhangi bir kilin dibinde; içi dolu bir sislik meydana gelir. Aci ve zonklama vardir. Arpacikla, hiçbir sekilde oynamayin, onu sikmayin! Beslenmenize önem gösterin, üzüntülerinizi birakip biraz daha mutlu olmaya bakin.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarimsak

Hazirlanisi : 1 dis sarimsak, iyice dövülür. Arpacigin üstüne sürülür. 20 dakika sonra, ilik su ile yikanir.

Sayfa Basi

Astim

Hasta, kriz geldigi zaman soluk almakta zorluk çektigini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardir. Bunun nedeni de, akcigerlerdeki küçük hava borularinin daralmasidir. Buralardan geçen hava, isliga benzeyen bir ses çikarir, ki buna hirilti denir. Astim, bir kaç grup nedenden kaynaklanir. Bunlarin basinda da bünye gelir. Yani, bazi kimselerde bas agrisi ne kadar tabi bir seyse, digerlerinde de astim o kadar dogaldir. Bazi kimseler, toz, kil, yumurta, süt, aspirin, çiçek tozu ve benzeri seylere karsi hassastirlar. Bu hassasiyet, astim krizleri seklinde kendini gösterir. Tedavi için, hastayi etkileyecek bu unsurlarin ortadan kaldirilmasi yapilacak ilk istir. Asiri heyecan veya korku da astim krizine yol açabilir. Bu gibi durumlarda hastayi sakinlestirmek yapilacak ilk istir. Bazi kimselerde de, Had Bronsit sonucu astim krizi görülebilir. Kalp yetmezligi de astim krizine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su

Hazirlanisi : Su dolu cezveye; 2 kahve kasigi nane konur. Kaynatilir. Her sabah, aç karnina bir çay bardagi (sekersiz) içilir.

Sayfa Basi

Astigmatlik

Göz yuvarlagi çaplarinin düzensiz olmasi sonucu ortaya çikan bir çesit göz bozuklugudur. Hasta; noktalari bir çizgi halinde görür. Çogunlukla dogustandir. Miyopluk veya hipermetroplukla beraber de görülebilir. Bazi astigmatlar, bas agrilarindan da sikayet ederler. Tedavi için doktorun verecegi gözlügü kullanmak gerekir.

Sayfa Basi

Asiri aybasi kanamasi

Aybasi görme arasindaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çesitlidir: rahimde ur, rahim çarpikligi, yorgunluk, sinir bozuklugu, atesli hastaliklar veya evlilik hayatindaki uyusmazliklardan kaynaklanabilir. Asagidaki reçeteler aybasi kanamasi oldugu günler kullanilmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazirlanisi : 2 Adet limon uzunlamasina kesilir. Suyu sikilir üzerine üç kahve kasigi süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.

Sayfa Basi

Ates

Vücut sicakliginin yükselmesine ates denir. Vücut sicakligi bedenin her yerinde ayni degildir. Örnegin; termometre agiza konuldugunda görülen isi, koltuk altina konuldugunda gösterdigi isidan 0,5 derece daha düsüktür. Diger taraftan, vücut isisi gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahin erken saatlerinde isi düsük, aksam saatlerinde yüksektir. Vücut isisi 36,2 - 37,5 arasinda ise normaldir. Atesle birlikte; üsütme, titreme, bas agrisi, bunalma, huzursuzluk, vücut kirginligi, istahsizlik, kabizlik, sayiklama, havale veya koyu renkli idrar çikarmada görülebilir. Atesin nedeni, genellikle soguk alginligi, grip, bademcik iltihabi, bogaz agrisi, bronsit, sinüzit, kulak iltihabi, bagirsak iltihabi veya böbrek hastaliklarindan biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Yogurt, su. 2- Arpa

Hazirlanisi : 1- Hastanin gögsüne ve sirtina yogurt sürülür. Kuruduktan sonra ilik su ile islatilmis bir bezle silinir. Ayrica ayran içirilir. 2- Bir avuç arpa, bir litre suda kabuklari ayrilincaya kadar kaynatilir. Limon sikilir, tadlandirilir. Yudum yudum içilir.

Sayfa Basi

Ayak agrilari

Ayak agrilari; çogunlukla yorgunluk, bag yerlerinin burkulmasi, fazla kilo almak veya bazi hastaliklardan kaynaklanabilir. Önemli bir hastaliktan kaynaklanmayan agrilarda yapilacak masaj ve dinlenme çok faydali olur.

Agriyan yerler iyice ovulur. Ayak ikinci parmaginin üçüncü parmakla birlestigi noktanin iyice ovulmasi da çok faydalidir.

Sayfa Basi

Ayak burkulmasi

Yürürken, kosarken veya atlarken ayak kaslarinin beklenmedik bir durumla karsilasmasi sonucu görülür. Burkulmadan hemen sonra agri, sisme ve morarma olabilir.

Diz kapagindan, ayak parmaklarina dogru sargi bezi dolanir. Ancak bu islemi ayak sismeden önce uygulamak gerekir.

Sayfa Basi

Ayak çibani

Ayak derisindeki ter bezleri ve kil keselerinin mikroplanmasi sonucu ortaya çikar. Çiban yerinde, ilk önce sert ve kirmizi bir kabarti belirir. Agri vardir. Sonra iltihaplanir. Çibani sikmamak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekikyagi, ayva

Hazirlanisi : Çibanin üzeri, kekikyagi ile yaglanir. Sonra, orta büyüklükte bir ayva ortasindan kesilerek üzerine konur. Sarilir.

Sayfa Basi

Ayak terlemesi

Ayaklarin normalden fazla terlemesi genellikle ter bezlerinin asiri derecede çalismasindan kaynaklanir. Diger taraftan, kalin çorap giymek, atesli bir hastalik veya normal vücut sicakliginin düsmesi de ayak terlemesine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayi, su.

Hazirlanisi : Büyükçe bir tencereye su doldurulur. Üzerine bir avuç adaçayi ilave edilip kaynatilir. Ilidiktan sonra bu su ile ayak banyosu yapilir.

Sayfa Basi

Aybasi düzensizligi

Aybasi kanamasi normal olarak 2-7 gün sürer. Normal olarak 28 günde bir görülen aybasi kanamasi, bazi hallerde vaktinden önce veya sonra da görülebilir. Nedeni; asabi krizler, hormon dengesizligi veya bünye zayifligi olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, bal.

Hazirlanisi : Sabah, ögle ve aksam, tok karnina 2 kahve kasigi çörek otu ile 3 kahve kasigi süzme bal karistirilip, yenir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasi azligi

Aybasi kaninin normal miktari; saglam kadinlarda 7-77 gram arasinda degisir. Çogunda 27-75 gram arasindadir. Ortalama miktar 50 gram kabul edilir. Aybasi kaninin yukarida belirtilen miktarlardan az olmasi, çogunlukla ruhsal durumla veya kansizlikla ilgilidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Incir yapragi, su.

Hazirlanisi : 4 su bardagi suya 4 adet taze incir yapragi konur. 15 dakika kaynatilir. Sonra süzülür. Günde üç kere birer çay bardagi içilir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasinin gecikmesi

Normal olarak zamani geldigi halde aybasi kanamasi baslamazsa; gebelik, kansizlik, tiroid veya karaciger hastaliklari akla gelebilir. Ayrica yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düsünülebilir. Yorgunluk ve sinirlilikten kaynaklanan gecikmelerde asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, elma kompostosu

Hazirlanisi : Hergün, 1 tane rafadan yumurta yenir. 3 su bardagi elma kompostosu içilir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasinin uzun sürmesi

Normal aybasi kanamasi 2-7 gün devam eder. Bazi kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist oldugundan, yumurtaliklarin üsütülmüs olmasindan, sinir veya kalp hastaligindan süphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa asagidaki reçetelerden arzu edilen uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Bögürtlen, su

Hazirlanisi : 2 su bardagi kaynak suya, 2 kahve kasigi bögürtlen konur. 10 dakika bekletilip, süzülür. Sabah bir bardak, aksam bir bardak içilir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasi yoklugu

Genç bir kiz bulug çagina geldigi halde, aybasi görmeye baslamamissa, aybasi yoklugundan söz edilir. Bu durum karaciger hastaliklarindan, kansizliktan veya tiroit bezi bozuklugundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybasi gören kadinin da; kansizlik, karaciger rahatsizliklari, beslenme bozukluklari, veya tiroid bezi hastaliklari sonucu aybasi kanamalari kesilebilir. Öte yandan aybasi yoklugu, gebeligin veya menapozun isareti olabilir. Aybasi yoklugunun nedeni gebelik degilse asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazirlanisi : Bir cezve suya bir kahve kasigi kekik konur. Kaynatilip süzülür. Ilik ilik içilir. Ayni islem günde üç kere tekrarlanir.

Bademcik IltihabiBademciklerin iltihaplanmasina tip dilinde tonsilit denir. Bademcikler sis, kirmizi ve yesilimtrak beyaz renkte cerahatli görünümdedir. Yutkunma sirasinda agri yapar. Hastada kiriklik, bas agrisi ve vücut agrilari vardir. Hastalik birdenbire üsütme ve ates ile baslar. Geregi gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabi, böbrek iltihabi, romatizma ve kalp hastaliklarina neden olabilir. Asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazirlanisi : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katilir, karistirilir. Gargara yapilir.

Bagirsak GaziBagirsaklarda hissedilen siskinlik, bagirsak gazindan kaynaklanir. Nedeni, bagirsaklari besleyen bezlerin yeteri kadar çalismamasi, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozuklugudur. Asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 1 çorba kasigi papatya çiçegi konur. Kaynatilir, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kasigi içilir.

Bagirsak Iltihabi Beslenme bozukluklari, soguk veya sicak içecekler veya kullanilan bazi ilaçlar, hastaligin nedenleri arasindadir. Tip dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastir. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnibahar, kabak, domates, yagli et sulari, yagli et ve baliklar, konserveler, av etleri, pastirma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakinca olmayanlar : un veya sebze çorbalari, yagsiz izgara etler, yogurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç çorbasi, yogurt.

Hazirlanisi : 1 kase pirinç çorbasi ile birlikte, bir su bardagi dolusu taze yogurt yenir.

Sayfa Basi

Bagirsak Kanamasi

Önemli bir hastaligin isareti olabilir. Önce kanamanin nedenini tespit ettirmek gerekir. Kisa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora basvurmak gerekir. Doktora basvuruncaya kadar asagidaki reçetelerden biri kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazirlanisi : 1 adet havuç, önce soguk suyla yikanir, sonra rendelenir. Suyu içilir.

Sayfa Basi

Bagirsak Solucanlari

Bagirsak solucanlari, insan vücudunda asalak olarak yasarlar. Bunlara bagirsak kurtlari da denir. Genellikle 5 grupta toplanirlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kil kurtlari

- Kamçi kurtlari

- Kancali kurtlar

- Serit

Asagidaki reçeteler bagirsak solucanlarini düsürmek için kullanilir; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabugu konur. Kaynatilip süzülür. Sabah aç karnina 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.

Sayfa Basi

Balgam

Sümüksü, cerahatli veya kanli görünüste bir maddedir. Bronsitin isareti olabilir. Asagidaki reçeteler balgam söktürücü olarak kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tere tohumu.

Hazirlanisi : 1 tatli kasigi tere tohumu, havanda dövülür, az su ile içilir.

Sayfa Basi

Basur

Son bagirsakta bulunan siyah kan damarlarinin genisleme, sisme ve kanamalarina; halk arasinda basur, tip dilinde hemoroid denir. Baska bir hastaligin da belirtisi olabilir. Kabizlik, hamilelik, sismanlik, soguk yerlerde fazla oturma, alkol aliskanligi ve son bagirsaklardaki bazi hastaliklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dis olmak üzere ikiye ayrilir. Iç basur; makatin içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dis basur; makatin disinda, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk sart, kabizligi gidermektir. Asagidaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazirlanisi : 4 su bardagi suya bir avuç papatya konur. Kaynatilir, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yikanir.

Sayfa Basi

Bas Agrilari

Bas agrilari çesitli nedenlerden kaynaklanir. Bunlar; söyle siralanabilir.

- Asiri yemekten sonra görülen veya açliktan kaynaklanan bas agrilari.

- Göz, kulak veya burun hastaliklarindan kaynaklanan bas agrilari

- Atesli hastaliklarin neden oldugu bas agrilari

- Alkol kullanmanin neden oldugu bas agrilari

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kirik, ezik, çatlak veya sarsintilardan kaynaklanan bas agrilari

- Beyin urlarinin neden oldugu bas agrilari

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten dogan bas agrilari

- Kabizlik çekenlerde görülen bas agrilari

- Saralilarda görülen bas agrilari

- Çikolata, sarimsak, lahana, yesil biber, kuru yemis yedikten sonra görülen, alerjik bas agrilari

- Menenjit hastaliginin neden oldugu bas agrilari

- Fazla miktarda sekerli yiyecek yemekten dogan bas agrilari

- Dis hastaliklarinin neden oldugu bas agrilari

- Fazla çalisma ve ruhi çöküntülerin neden oldugu bas agrilari

Bas agrilarinin gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora basvurulmalidir. Asagidaki reçeteler; grip, nezle, soguk alginligi, yorgunluk veya sinir bozuklugundan kaynaklanan bas agrilarini dindirmek için uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmisak

Hazirlanisi : 1 bas sarmisak, havanda dövülür. Alna konur.

Sayfa Basi

Basdönmeleri

Hasta, kendisinin veya etrafindaki esyanin boslukta döndügünden sikayet eder. Tip dilinde vertigo denen bas dönmelerinin nedenleri çesitlidir. Bunlardan baslicalari sunlardir:

- Kulak agrisi

- Araç tutmalari

- Ani hava degisimi

- Bazi göz hastaliklari

- Ilaç zehirlenmeleri

- Düsük veya yüksek tansiyon

- Damar sertligi ve bazi kalp hastaliklari

- Kansizlik ve kan hastaliklari

- Mikrobik hastaliklar

- Beyin hastaliklari

- Sara ve bazi ruh hastaliklari

Tedaviye baslanmadan önce hastaligin gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Bas dönmelerine yapilacak ilk is; hemen oturmak veya öne egilmek ve mümkünse hemen yatmaktir. Bas dönmesi sik sik oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit bas dönmelerinde asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi suya 1 kahve kasigi anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.

Sayfa Basi

Bayilmalar

Geçici olarak uyaniklik halinin kaybolmasina halk arasinda bayilma tip dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmistir. Bayilmanin nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekligi, gebelik, kansizlik, damar sertligi ve kalp hastaliklaridir. Bayilmadan önce bayginlik hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alir. Arkasindan da terleme, çarpinti, göz kararmasi ve bas dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapilacak ilk is hastayi hemen yatirmak, elbise ve çamasirlarini gevsetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatilir. Ayrica asagidaki reçeteleden biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuzlu su, havlu.

Hazirlanisi : Küçük bir havlu, tuzlu suya batirilir ve hastanin alnina konur. Sik sik degistirilir.

Sayfa Basi

Bel Agrisi

: Esasli bir hastaliktan kaynaklanmayan bel agrilari, çogunlukla yorgunluk sonrasi görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel agrilarinda mutlaka doktora görünmek gerekir. Yorgunluktan dogan bel agrilarinda asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Bele; dört kat lahana yapragi konur, üstü sikica sarilir. Istirahat edilir.

Sayfa Basi

Bel Gevsekligi

Cinsel iliski sirasinda, meninin vaktinden önce bosalmasina verilen isimdir. Halk arasinda erken bosalma. Tip dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çogunlukla ruhsaldir. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açik havada dolasmak, sabah aksam ilik banyo yapmak ve hazmi kolay seyler yemekle baslanir. Ayrica asagidaki reçetelerden biri de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazirlanisi : Her sabah, bir kahve kasigi çörek otu az su ile içilir.

Sayfa Basi

Bel Soguklugu

Tip dilinde Gonore denilen bir çesit zührevi hastaliktir. Cinsi münasebetle bulasir. Idrar yollarinda acima, yanma, sislik ve akinti ile belirir. Akinti cerahatlidir. Bu cerehat ellere bulasacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüge neden olabilir. Kadinlarda da, beyazimtirak cerahatli akinti, sik sik idrara gitme, idrar yaparken agri ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarinda akinti görüldügünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soguklugu görülen, bu hastaligi cinsel iliskide bulundugu herkese bulastirir. Asagidaki reçetelerden herhangi biri tedavi amaciyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su

Hazirlanisi : Yarim tencere suya, 1 demet maydanoz konur. Kaynatilir. Bugusunun üzerine oturulur. Ayni isleme iyilesinceye kadar devam edilir.

Sayfa Basi

Bogaz Agrisi

Havasizliktan, toz, sigara içmek, burun tikanikligi, diseti iltihabi gibi nedenlerden kaynaklanir. Tedavi için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, papatya.

Hazirlanisi : 1 tane elma külde pisirilir. Sonra ikiye bölünür. Üzerine 5 tane papatya çiçeginin tozu ufalanip, bogazin iki yanina konulur, sarilir.

Sayfa Basi

Bogaz Iltihabi

Tip dilinde Farenjit veya anjin adi verilen bu hastaligin nedenleri; nezle ve grip gibi atesli hastaliklarla, havadaki zararli maddeler, sinüzit, alkol veya sigaradir. Yapilacak ilk is; istirahat etmektir. Mümkün oldugu kadar az konusmak da yararlidir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, Adaçayi, Arpa, Havuç suyu

Hazirlanisi : Bir litre saf sirkeye batirilan tülbent, bogaza sarilir. Yatmadan önce de ayak tabanlari sirke ile ogulup, kurulanir. Veya Ilik adacayi ile gargara yapilir. Yada aç karnina, taze sikilmis havuç suyu içilir.Bir baska tedavi de Arpa çayi içilir.

Sayfa Basi

Bogmaca

Bulasici bir hastaliktir. Tiptaki adi Pertussis’dir. Çogunlukla 1 ila 4 yaslari arasindaki çocuklarda çok görülür. Ortalama olarak 4-6 hafta devam eder. Hastanin burnu akar, nöbet halinde gelen öksürük görülür. Bazen kusmaya neden olur. Tedavi için kesin yatak istirahati sarttir. Hastaya sik sik fakat az miktarda yumusak yiyecekler verilmelidir. Asagidaki reçetelerden herhangi biri tedavi maksadiyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, bal

Hazirlanisi : 1 adet yumurta, katilasincaya kadar kaynatilir. Sarisi ile bir çorba kasigi bal yenir. Günde bir kere uygulanir.

Sayfa Basi

Boyun Tutulmasi

Soguk almaktan, boynun çarpik durumda bir süre kalmasindan veya nezleden kaynaklanir. Asagidaki reçetelerden birini uygulayin. 2 gün içinde geçmezse doktora basvurun.

Tedavi için gerekli malzeme : Çilek

Hazirlanisi : Yarim kilogram çilek, iyice ezildikten sonra, temiz bir tülbente konup, boyuna sarilir. 6 saat sonra sargi açilip, ilik suyla yikanir.

Sayfa Basi

Böbrek Agrisi

Böbrek agrisinin nedenleri çesitlidir. Bunlar arasinda: böbrek tasi, böbreklerden idrar akisinin tikaniklik nedeniyle düzensizligi, böbrek uru, böbreklerden çikan zehirli atiklari mesaneye tasiyan borularda tas, ur veya kan pihtisi, böbrek apsesi olabilir. Agrilar sirasinda terleme ve kusma da görülebilir. Asagidaki reçeteler tedavi amaciyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Böbreklerin üstüne gelecek sekilde haslanmis veya çig lahana yapragi konup, sarilir.

Sayfa Basi

Böbrek Iltihabi

Böbreklerin iç kisimlarinin iltihaplanmasidir. Tip dilinde piyelonefrit adi verilir. Iki çesiti vardir:

- Akut Böbrek Iltihabi : Ani olarak ortaya çikan, titreme, kaburga altlarinda ve yanlarinda baslayip, kasiklara kadar yayilan bir agri ile kendini gösterir. Sik sik idrara gitmek ihtiyaci duyulur. Idrar çikarken de yanma ve agri hissedilir. Ilk önlem olarak belin iki yanina sicak su torbasi konur. Bol su, limonata ve açik çay içilir.

- Kronik Böbrek Iltihabi : Akut böbrek iltihabinin geregi gibi tedavi edilmemis olmasi, kronik böbrek iltihabinin baslica nedenidir. Hastada istahsizlik, ates, halsizlik, bas agrisi, agrili idrar etme ve bel agrilari görülür. Yapilacak ilk is, bol bol meyva sulari içmek ve asagidaki reçetelerden birini uygulamaktir. Ayrica tuz ve hayvani gidalar azaltilmalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya, 2 kahve kasigi kekik konur. 10 dakika bekletildikten sonra, süzülür ve bir kerede içilir.

Sayfa Basi

Böbrek Kumu

Yeterince su içilmemesi, A vitamini eksikligi, böbrek üstü bezlerinin fazla çalismasi ve bazi böbrek hastaliklari, böbreklerde kum birikmesine neden olur. Böbreklerde kum görüldügü zaman asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kiraz sapi, su

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 5 çorba kasigi kiraz sapi konur. Kaynatilip, süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincani içilir.

Sayfa Basi

Böbrek Tasi

Idrarda bulunan oksalat billurlarinin meydana getirdigi böbrek taslari, kum tanesi kadar olabildigi gibi pinpon topu büyüklügünde de olabilir. Ufak taslar böbrekten kolaylikla çikabilr. Büyükler ise böbreklerden mesaneye giderken siddetli agrilara neden olur. Gögsün yukari ve ön kisminda, kaburgalarin altinda, ani ve kivrandirici agri hissedilir. Terleme ve kusma da görülebilir. Idrarin rengi bulanik ve bazen kanlidir. Böbrek taslarini düsürmek için asagidaki reçetelerden faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su

Hazirlanisi : 1 fincan suya, 1 kahve kasigi gliserin konur. Karistirilip içilir.

Sayfa Basi

Böcek Sokmasi

Böcegin isirdigi yerde siddetli kasinti, kizariklik ve sislik görülür. Böcegin zehirli olabilecegini düsünerek asagida tarif edilen islem yapilir. Vakit kaybetmeden böcegin soktugu yerin alt ve üstünden sikica baglanir. Sonra böcegin soktugu yer iki parmak arasina alinip, sikilir ve zehirli kanin akmasi saglanir. Daha sonra asagidaki reçetelerden biri uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirasa

Hazirlanisi : 1 adet pirasa uzunlamasina yarilip, böcegin soktugu yere sarilir. 1 saat sonra yikanir.

Sayfa Basi

Bronsit

Akcigerlere giden havayollarinin iç yüzündeki zarin iltihaplanmasidir. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrilir.

- Akut Bronsit : Genellikle grip, kizamik, bogmaca veya tifo gibi hastaliklar sirasinda görülür. Sisli ve soguk havalarda çok rahatsiz olurlar. Hastaligin baslangicinda kuru ve agrili öksürük, az yapiskan balgam, sonralari sümüksü cerahatli balgam ile hafif ates ve halsizlik görülür. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

- Kronik Bronsit : Bu çesit bronsitte; havayollarini yaglayan bezler büyümüs, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmustur. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Her iki bronsitte de yapilacak ilk is sigarayi birakip istirahat etmektir. Ayrica asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Okaliptus yapragi

Hazirlanisi : Kuru okaliptus yapraklari, ince ince kiyilir. Pipoya doldurulup içilir.

Sayfa Basi

Burkulmalar

El ve ayak bilekleri herhangi bir kaza sonucu burkulabilir. Bu gibi durumlarda, bilekte agri ve sisme görülür. Yapilacak ilk is, burkulan yeri rahat bir duruma sokmaktir. Sonra asagidaki reçetelerden arzu edilen uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Burkulan yere çig lahana yapragi sarilir. 15 dakikada bir degistirilir.

Sayfa Basi

Burun Ahtapotu

Burunda et büyümesinden kaynaklanan bu hastaliga tip dilinde Adenoid ve Polip denir. Hastanin burnundan solumasi güçlesir. Daha çok agzindan nefes alip verir. Tedavi amaciyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, pamuk

Hazirlanisi : 1 avuç tere otu ezilir. Suyuna batirilan pamuk, burun içindeki ete sürülür. Bu islem günde üç kere tekrarlanir.

Sayfa Basi

Burun Akintisi

Burun akintisinin nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabi veya burna herhangi birsey kaçmis olmasidir. Ayrica kizamik baslangicinda da görülür. Burun akintisini tedavi etmek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, su.

Hazirlanisi : 1 su bardagi ilik suya 10 damla limon suyu konup, karistirilir. Burna azar, azar çekilir. Günde 3 kere tekrar edilir.

Sayfa Basi

Burun Kanamasi

Çesitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarina tip dilinde epistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde, genç kizlarda ise, çogunlukla aybasi kanamalari sirasinda görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden oldugu burun kanamalari vardir. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamalari çok kolay durdurulur ve korkulacak bir sey yoktur. Tansiyon yüksekliginden kaynaklanan ve genellikle orta yaslarda görülen burun kanamalarini durdurmak ise biraz zordur. Yapilacak ilk is hastayi hemen oturtmak, basini öne dogru hafifçe egip, burnunun kanayan deligini on dakika kadar bastirmak, bu sirada agizdan nefes almasini ve yutkunmasini söylemektir. Ayrica asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tursu suyu.

Hazirlanisi : 1 su bardagi tursu suyu az aralarla burna çekilir.

Sayfa Basi

Burun Tikanikligi

Saman nezlesi ve sinüzitte görüldügü gibi, baska bir hastaligin da belirtisi olabilir. Burun tikanikligini gidermek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su

Hazirlanisi : 4 su bardagi suya, 2 çorba kasigi papatya çiçegi konur. Kaynatilir. Buhari derin der

Cinsel SoguklukTam manasiyla tatmin olamayan kadinin cinsel iliskiye geregi gibi cevap vermemesine; tip dilinde firijidite denir. Nedeni daha çok ruhsaldir. Asagidaki reçeteleri kullanmakta fayda vardir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazirlanisi : 1 çay bardagi suya, 1 kahve kasigi kekik konur. Kaynatilip, süzülür. Ilik ilik içilir.

ÇarpintiTip dilinde palpitasyon denilen çarpintinin nedenleri çesitlidir. Bir kalp hastaligi söz konusu degilse; fazla sigara içmek, alkol, yorgunluk, sinirlenmek, kansizlik, hazimsizlik, çay, kahve veya zehirlenmelerden kaynaklanabilir. Yorgunluk, sinirlilik veya kötü aliskanliklardan kaynaklanan çarpintilarda asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazirlanisi : 2 bardak kaynak suya, 1 çorba kasigi nane konur. 20 dakika bekletilip, süzülür. Çarpinti hallerinde, 1 çay bardagi içilir.

ÇibanlarDerideki kil keseleri veya bezlerinin hastalanmasi sonucu ortaya çikan sizintili, islak kabarciklara çiban denir. Katiyetle sikilmamalari gerekir. Çibani olgunlastirmak maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sogan

Hazirlanisi : Orta boyda 1 kuru sogan, külde pisirilir. Ortasindan kesilip çibanin üzerine sarilir.

Sayfa Basi

Çikiklar

Kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kismen veya tamamen ayrilmasina çikik denir. Bu durumda yapilacak ilk is doktora gitmektir. Sonra asagidaki reçetelerden herhangi biri uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sigir kiymasi, karabiber.

Hazirlanisi : 250 gram sigir kiymasina, 2 çorba kasigi toz kara biber ekilip, yogrulur. Sonra temiz bir sargi bezine yayilip, çikigin üzerine sikica sarilir.

Sayfa Basi

Çiçek Hastaligi

Tip dilinde variola denilen bulasici bir hastaliktir. Hastalik siddetli titreme ve 41 derece atesle ortaya çikar. Hastalik mikrobunun vücuda girmesiyle ortaya çikmasi arasinda geçen süre 10-14 gündür. Hasta istirahat ettirilir , baskalari ile görüsmesi yasaklanir. Doktorun tavsiyelerine uyulur. Bol su ve serbet içirilir. Ayrica asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Gül

Hazirlanisi : Çiçek döküntülerinin üzerine dövülmüs kuru gül sürülür.

Sayfa Basi

Çiller

Çogunlukla beyaz tenli, kirmizi saçli kimselerde görülen çiller, yüze serpilmis ufak lekeler halindedir. Nedeni; cildin günese karsi gösterdigi tepkidir. Olgunlasmis çillerin yok edilmesi mümkün degildir. Ancak koruyucu önlemler alinir. Yüzünde çil olanlarin güneste fazla durmamalari ve yüzlerini sik sik yikmalari tavsiye edilir. Ayrica asagidaki reçeteler de kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 1 kahve fincani pirinç konup, kaynatilir, süzüldükten sonra yüz yikanir.

Sayfa Basi

Çocuk Felci

Omuriligin ön kordonlarinin iltihaplanmasi sonucu felçle neticelenen bir hastaliktir. Tip dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarinda görülür. Nedeni bir çesit virüstür. Lagim sularinin yiyeceklere bulasmasi, sineklerin tasidigi mikroplar, hastaliga yakalanmis kisinin agiz ve burnundan çikan damlaciklarla bulasir. Çocuk felcine küçükler yakalanabilecegi gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalik mikrop kapildiktan 7-21 gün içinde ortaya çikar. Hastada ates, bas agrisi, bogaz agrisi, kusma, yorgunluk, boyunda kasilma, ve sirt agrilari vardir. Hastaligin ilk günlerinde gerekli tedaviye baslanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastaligin baslangicinda hastayi diger kimselerden ayirmak ve yatirmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için Salk asisi veya Sabin asisi yaptirmak gerekir. Bu asinin ilki çocuk 6 aylik olmadan önce, ikincisi ilk asidan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci asidan 6 ay sonra yapilir. 5 ve 15 yaslarinda da tekrarlanir. Tedavi için mutlaka doktora basvurmak gerekir.

Sayfa Basi

Çocuklarda Gelisme Bozukluklari

Çocuklarda görülen gelisme bozukluklarinin çogu kötü beslenmeden kaynaklanir. Bunun yani sira; geçirilen bir hastaliktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelisme bozuklugu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora basvurmak gerekir. Gelismeye yardimci olmak amaciyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatilip süzülür. Sabah aksam birer su bardagi içilir.

Sayfa Basi

Çok Uyumak

Bir ila 4 yaslari arasindaki çocuklarin; geceleri 13, ögleden sonra da 2 saat olmak üzere, günde 15 saat uyumalari, sihhatli büyümelerini saglar. 5 ile 7 yaslari arasindaki çocuklara ise, geceleri 11-13 saat uyku yeterlidir. 8-14 yaslari arasinda 9-11 saat; 15 yasindan sonra da 8 saat uyku yeterli gelir. 20 yasini geçenlere 6-8 saat gece uykusu yeterlidir. Hiçbir hastaligi olmadigi halde normalden fazla uyumayi aliskanlik haline getirenlere asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kurutulmus patlican.

Hazirlanisi : Ögle yemeklerinde kurutulmus patlican yenir.

Sayfa Basi

Çürükler

Cilt yirtilmadan altindaki bir kilcal damarda görülen kanama halk arasinda çürük denir. Tip dilinde ise ekimoz denir. Bu gibi durumlarda yapilacak ilk is, çürügün üzerine soguk su ile kompres yapmaktir. Ayrica asagidaki reçetelerde uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Alabalik.

Hazirlanisi : Küçük bir alabalik, uzunlamasina kesilip, çürügün üzerine sarilir.

Sayfa Basi

Dalak Hastaliklari

Karin boslugunun solunda, midenin arka tarafinda bulunan dalak; eskimis kirmizi kan hücrelerini yok eder, gerektigi zaman da yeni kirmizi kan hücreleri imal eder. Sitma ve tifo gibi bulasici hastaliklar veya kansizlik sonucu dalak hastalanabilir. Dalak agrisi, dalak büyümesi, dalak sismesi ve dalak zafiyetinde asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazi, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 2 tutam pazi konur. 15 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardagi içilir.

Sayfa Basi

Damar Sertligi

Vücuttaki kan damarlarinin bir kisminin veya tamaminin sertlesmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasinda damar kireçlenmesi tip dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarinin iç kisimlardaki hücrelerin esnekligini kaybedip, zayiflamasi veya kandaki yagli maddelerin birikinti yaparak, damari darlastirmasidir. Belirtileri bas dönmesi, bas agrisi, titreme, yürürken sendeleme, düsünme ve ögrenme gücünde zayiflama, sinirlilik veya damarin sertlestigi bölgelerde agrilar görülür. Ilk belirtiler görüldügünde önlem alinacak olursa, korkulacak bir sey yoktur. Hastanin nese ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyilesmede atilacak ilk önemli adimdir. Damar sertligi teshisi konan kimse, perhiz yapmali, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri birakmali, yumurta, tereyagi ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalidir. Ayak damarlarinda meydana gelebilecek herhangi bir hastaligi önlemek için de dar ayakkabi giymekten kaçinmalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates.

Hazirlanisi : 1 adet çig patates soyulup iyice yikanir ve rendelenir. Çikan su sabahlari aç karnina içilir. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Deri Çatlaklari

Deride meydana gelen çatlaklari tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Alkol, asilbend.

Hazirlanisi : 100 gram alkole 10 gram asilbend konup, merhem yapilir. Çatlaklara sürülür.

Sayfa Basi

Deri Iltihabi

Çogunlukla kullanilan sabun, deterjan, boyalar ve bazi bitkilerin neden oldugu bu hastaliga tip dilinde Dermatit denir. Tedaviye deride iltihaplanmaya sebep olan seyi belirleyip, onu terk etmekle baslanir. Sonra asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nisasta, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 3 çorba kasigi nisasta konur. Karistirilarak eritilir. Sonra bu suya bastirilan temiz bir bez, iltihaplarin üzerine sarilir. Kurudukça degistirilir.

Sayfa Basi

Deri Kanseri

Deri üzerinde ufak bir sislik veya bir türlü iyilesmeyen bir yara seklinde baslayabilen bir çesit kanserdir. Sislik, baslangiçta ufak bir yumru seklindedir. Bir süre sonra ayni yer açilir ve yara haline dönüsür, sonra kabuk baglar. Bu gibi durumlarda telaslanmamak; ancak acele etmek gerekir. Erken tedavi edildigi takdirde iyilesir. Asagidaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekse yapragi.

Hazirlanisi : 10 tane menekse yapragi, havanda iyice dövülür, lapa haline getirilir. Kanserli yere sürülür. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Deri Kurulugu

Tip dilinde iktiyoz denen bu hastalikta deri, kuru, pul pul ve bazen de çatlak görünümdedir. Merak edilecek bir durum yoktur. Sik sik sicak banyo yapmak sikayetlerin çogunu geçirir. Ayrica asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Aci bademyagi

Hazirlanisi : Yatmadan önce, vücut aci bademyagi ile iyice ovulur. Sabahleyin ilik su ile banyo yapilip iyice kurulanir.

Sayfa Basi

Deri Lekeleri

Deride görülen esmer lekelere “Karaciger lekeleri”, beyaz lekelere de “Vitligo” adi verilir. Bunlar merhem veya kremlerle gizlenebilir. Asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Baharlitere tohumu. (beyaz lekeler için)

Hazirlanisi :

Sayfa Basi

Dil Büyümesi

Kisa süreli dil büyümelerinde asagidaki reçeteler kullanilir. 2-3 günde geçmeyen dil büyümesinde, doktora basvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar kabugu, seftali, su.

Hazirlanisi : 1 bardak suya bir avuç nar kabugu konur. 15 dakika kaynatilip süzülür. Suyuna 3 su bardagi seftali suyu ilave edilip, gargara yapilir.

Sayfa Basi

Dil Çatlaklari

Dilin üzerinde görülen çatlaklarin nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarinda asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nisadir, hardal.

Hazirlanisi : Havana bir tatli kasigi karanfil, 1 tatli kasigi nisadir ve bir tatli kasigi hardal tohumu konur. Iyice dövülür, günde üç kere dilin altina üstüne sürülür.

Sayfa Basi

Dil Felci

Sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayi, dil gücünün kaybolmasidir. Doktor tarafindan tedavi edilmesi gerekir. Asagidaki reçeteler tedavi amaciyla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Zencefil, kekik, karbasotu.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 1 çorba kasigi toz zencefil, 1 çorba kasigi ufalanmis kekik ve bir tutam karabasotu konur. 15 dakika kaynatilip, süzülür. Gargara yapilir, hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Dil Iltihabi

Tip dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanin nedeni, çürük disler, diseti iltihabi, sigara, çok sicak veya çok soguk seyler yemeyi aliskanlik haline getirmis olmaktir. Ihmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora basvurmak gerekir. Yapilacak ilk is, sigarayi birakmak, çürük disleri tedavi ettirmek, ve kötü aliskanliklari terk etmektir. Asagidaki reçeteler de tedavi amaciyla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yapragi, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 1 avuç mersin yapragi konur. 20 dakika kaynatilip süzülür. Günde 3 kere gargara yapilir.

Sayfa Basi

Dil Ülseri

Dilde görülen; etrafi kirmizi, içi su dolu küçük kabarciklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarli dil yaralarinda, mutlaka doktora basvurmak gerekir. Diger dil yaralari, hazimsizlik veya gripten kaynaklanabilir. Bunlarin tedavisi için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatilip süzülür. Günde 3 kere, gargara yapilir.

Sayfa Basi

Dis Agrisi

Dis agrisi; disin çürümesi, minesinin asinmasi, disetlerinin iltihaplanmasi veya bunlara benzer nedenlerden kaynaklanir. Tedavi imkani doguncaya kadar asagidaki reçetelerden herhangi biri uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarimsak.

Hazirlanisi : Bir dis sarimsak külde pisirilir. Sicak sicak agriyan disin üzerine konur.

Sayfa Basi

Diz Agrisi

Önemli bir hastaliktan kaynaklanmayan diz agrilarini gidermek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 3 çorba kasigi ufalanmis papatya çiçegi konur. 15 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Bu suyla agriyan yerler ovulur.

Sayfa Basi

Dizanteri

Bulasici ve salgin bir hastaliktir. Hastada, ishal görülür. Diskisi kanli ve sümüklüdür. Istahsizlik karin agrisi ve ates de vardir Su veya besinlerle bulasir. Iki çesit dizanteri vardir.

- Amipli Dizanteri : Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalik belirtileri ortaya çikar. Hastada kanli ishal, ates, karin kramplari, kilo kaybi, ve halsizlik görülür.

- Basilli Dizanteri : Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çikar. Hastaligin salgin halini almasinda kara sinekler basrolü oynar. Hastada; kanli ve balgam kivaminda ishal, karin agrisi, halsizlik ve ates görülür.

Yapilacak ilk is; hastayi, saglamlardan ayirmaktir. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Su, tuz.

Hazirlanisi : Bir gün boyunca, hiç bir sey yenmez. Sadece tuzlu su içilir.

Sayfa Basi

Dogum Sancilari

Dogum sancilari; dogumun habercisidir. Baslangiçta 20 dakikada bir gelen dogum sancilari, daha sonra siklasir ve her seferinde döl yatagi kasilip, sertlesir. Sancilar sirasinda kanama görülmezse korkulacak bir sey yoktur. Dogumu kolaylastirma ve sancilari dindirmek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tatli bademyagi.

Hazirlanisi : Sancilar baslayinca bir çorba kasigi tatli bademyagi içilir. Ayrica karin ve tenasül organinin çevresi bademyagi ile ovulur.

Sayfa Basi

Dolama

Seytan tirnagi veya parmaga igne ya da kiymik batmasi sonucu, tirnak dibinde meydana gelen iltihaplanmaya; halk arasinda dolama, tip dilinde paronychia denir. Baslangiçta kirmizi bir benek halindeyken daha sonra içi dolu sivilceye dönüsür. Dolama, kan zehirlenmesine neden olabilir. Bu nedenle ihmal edilmeden doktora basvurmak gerekir. Alkol pansumani veya sicak su kompresi çok faydalidir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kina, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi suya 2 kahve kasigi kina konur. Lapa haline gelinceye kadar isitilir. Sonra dolama olan yere sarilir.

Sayfa Basi

Donmalar

Üsümenin en agir sekline donma denir. Donan kisiyi birdenbire isitmamak gerekir. Böyle durumlarda yapilacak ilk is; vücuda bir battaniye sarip, ilik bir yere tasimak; orada basi hafif geriye dogru olmak üzere sirtüstü yatirmak, kol ve bacaklarini soguk su ile iyice ovmaktir. Limonsuyu ile masaj yapilabilir. Asagidaki reçeteler de ayni amaçla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz yapragi, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 3 tutam ceviz yapragi konur. Kaynatilir. Ilidiktan sonra, vücut bu suyla iyice ovulur.

Sayfa Basi

Dölyolu Akintisi

Halk arasinda beyaz akinti; tip dilinde ise; Gleet denilir. Arasira görülen beyaz akinti pek önemli degildir. Çünkü üsütmek, ruhi bunalim, uzun süren bir hastalik veya yüksekçe bir yerden düsmekten kaynaklanabilir. Iç çamasirinda krem rengi beyazlikta bir leke görülür. Kurudugu zaman kahverengiye çalan sari bir renk alir. Önce beyaz akintinin nedenini bulmak gerekir. Önemli bir hastaliktan kaynaklanmiyorsa, asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason

Hazirlanisi : 2 kahve kasigi anason, tavada iyice kavrulup yenir.

Sayfa Basi

Dudak Çatlamasi

Dudaklar, günes veya soguk havanin tesiriyle çatlayabilir. Endise edilecek bir durum yoktur. Asagidaki reçetelerden herhangi biri çatlaklari gidermek amaciyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Cevizyagi, balmumu.

Hazirlanisi : 2 çay bardagi cevizyagina, 2 çorba kasigi eritilmis balmumu konur. Karistirilarak sogutulur. Küçük bir siseye doldurulur. Sabahlari dudaklara sürülür.

in solunur.

EgzamaMayasil diye bilinen egzama, derinin sulanmasi ile meydana gelen bir iltihaptir. Tip dilinde; Erythema pernio denir. Kasinti ve kizarti ile ortaya çikar. nedeni; ruhsal olabilecegi gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahris eden maddeler de olabilir. Bazi kimselerde de irsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulunduklari yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamali yerleri kasimamaktir. Ayrica, su ve sabunlu sudan oldugu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatli su ve rivanollu su kullanilir. Perhiz yapilir. Acili, baharatli ve yagli yenmez. Tedavi maksadi ile asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, sirke.

Hazirlanisi : 1 kahve fincani sirkeye batirilan kuru erikler egzamali yerlere sürülür.

EkstrasistolKalbin normal atislarina, fazladan atis eklenmesine Ekstrasistol bir baska deyisle fazladan atis denir. Kalbin bir atisi, vaktinden önce olur. Sonra, bir süre atis olmaz. Bu atislar, tek tek veya arka arkaya meydana gelir. Kalp hastaliklarinda görüldügü gibi; fazla sigara, içki içmek; heyecanlanmak ve hazmi güç yemeklerden sonra da görülebilir. Tedavi için asagidaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marrup, su.

Hazirlanisi : 1 su bardagi sicak suya, 1 kahve kasigi ufalanmis marrup yapragi konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Sikayet ortaya çiktigi zaman içilir.

El ve Ayak titremeleriHafif el ve ayak titremeleri; daha ziyade nevroz, isteri ve nevrastenide görülür. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya yarim kahve kasigi kekik konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Hepsi bir kerede içilir.

Sayfa Basi

Enfarktüs

Kalbi besleyen büyük damarlardan birinin aniden tikanmasi sonucu ortaya çikan bir durumdur. Enfarktüs krizi geçiren hasta; kalp bölgesinde ani bir agri hisseder. Bütün benligini ölüm korkusu sarar. Nefes almakta zorluk çeker. Yapilacak ilk is, hastanin 45 derece bir meyille oturmasini saglamaktir. Sonra; vakit geçirmeden doktor çagrilir. Enfarktüs krizini atlattiktan sonra kesin istirahat ve doktorun dediklerine uymak sarttir. Asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal, toz seker, su.

Hazirlanisi : 1 su bardagi yeni sikilmis portakal suyu ile 1 su bardagi su karistirilir. Üzerine bir tatli kasigi toz seker ilave edilip, içilir. Ayni islem saat 10, 15 ve 21′de tekrarlanir.

Sayfa Basi

Ergenlik Sivilceleri

Ergenlik yasindakilerin yüz, omuz, sirt ve karinlarinda görülürler. Siyah noktalar, beyaz benekler, kirmizi veya mor lekeler halindedirler. Içleri cerahat dolu bu sivilcelere; akne de denir. nedeni; yag bezlerinin tikanmis olmasidir. Ergenlik sivilceleri kendiliginden kaybolur. Sikmamak, oynamamak gerekir. Tedavinin ilk sarti sabirdir. Yüzü günde 3-4 kere kükürtlü sabunla yikamakta fayda vardir. Bu arada baharatli yiyecekleri ve çikolatayi terketmek gerekir. Ayrica, asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marul, su.

Hazirlanisi : Soguk su ile yikanan marul yapraklari iyice ezilir. Çikan su yüze sürülür.

Sayfa Basi

Ezikler

Eziklerde yapilacak ilk is; ezigin üzerine buz koymak veya soguk su ile kompres yapmaktir. Ayrica; disari kan çikmissa, önce oksijenli su ile temizlenir. Asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, ispirto.

Hazirlanisi : 2 su bardagi ispirtoya bir avuç maydanoz koyup iyice ezilir. Ezilen yerin üzerine konur.

Sayfa Basi

Fazla Terlemek

Haddinden fazla terlemek; sinir bozuklugu, fazla sicak, tiroid bezinin çalismasinda görülen bozukluk, tüberküloz, rasitizm veya iskorbütten kaynaklanir. Ergenlik yaslarinda da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asil nedenini bulmak gerekir. Sinir bozuklugu veya fazla sicaktan kaynaklanan terleme ve ter kokularini engellemek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke

Hazirlanisi : Vücudun terleyen kisimlari sirke ile ovulur.

Sayfa Basi

Felç

Sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayi, kas gücünün kaybolmasina felç, nüzül veya inme denir. Tip dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir. Hafif ve agir olmak üzere iki sekli vardir. Tedavinin ilk ve önemli sarti hastanin nesesini kaybetmemesi ve en kisa zamanda iyilesecegine inanmasidir. Tedavi için asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Acihiyar.

Hazirlanisi : 1 adet aci hiyar iyice dövülür. Suyu ile felçli yerler ovulur. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Ferc Kasintisi

Kadinlarin üreme organlarinin dis kisminin kasinmasi; döl yolundan gelen akintidan kaynaklanabilir. Ayrica, böyle bir neden olmadigi halde kullanilan sabun ve iç çamasirin cinsi de kasintiya neden olabilir. Iç çamasiri veya kullanilan sabundan kaynaklanan ferç kasintilarinda; bunlari kullanmamakla sikayet ortadan kalkar. Diger kasintilarda asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, zeytinyagi.

Hazirlanisi : 1 çorba kasigi süzme bal ile 1 tatli kasigi zeytinyagi karistirilir. Günde üç kere ferç’in çevresine ve içine sürülür.

Sayfa Basi

Fitik

Vücudun herhangi bir organinin; genellikle bagirsagin, kaslar arasindaki zayif bir noktadan disari çikmasina fitik denir. Fitik olan yerde, sislik görülür. Öksürünce veya ikininca büyür. Agir isler yapmaktan, öksürmekten ve ikinmaktan, hoplayip ziplamaktan kaçinmak gerekir. Ameliyat olunmayacaksa, fitikbagi kullanmak faydalidir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Keçiboynuzu

Hazirlanisi : Her gün 100 gram keçiboynuzu dövülüp yenir.

Sayfa Basi

Fil Hastaligi

Özellikle bacaklarin sisip, genislemesi seklinde ortaya çikan bu hastaliga halk arasinda gelincik, tip dilinde elefantiasis denir. Nedeni lenf kanamalarinin iltihaplanip, sismesidir. Tedavi için asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Peynir suyu.

Hazirlanisi : 1 hafta süreyle, her gün birer su bardagi peynir suyu içilir. Bir hafta ara verilir sonra yine ayni sekilde devam edilir.

Sayfa Basi

Fistül

Çogunlukla anüs yakininda meydana gelen, içi cerahat dolu, ufak, kirmizi ve akintili bir sisliktir. Etrafinda agri vardir. Tedavi edilmedikçe geçmez. Tedavisi için asagidaki reçeteler veya ameliyat tavsiye edilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayi, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya, 3 kahve kasigi adaçayi konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Sonra bu suya batirilan bir parça pamukla, fistülün üzerine kompres yapilir. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Frengi

Zührevi bir hastaliktir. Bulasicidir. Tip dilinde sifilis denir. Frengili kadinin dogurdugu çocuga, dogustan geçmesi sekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel iliskiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye baslar. Mikrobun vücuda girdigi yerde, yani erkeklerde peniste, kadinlarda vajinada Sankr adi verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akintili bir yara haline gelip; çevresi kizarir ve sertlesir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; bas agrilari, ates, bogaz agrisi, deri döküntüleri ve istahsizlik, görülmeye baslar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli basli organlarina oturur. Tedaviye en kisa zamanda baslanmasi gerekir. Penisilin tedavisi ile iyi sonuç alinir. Asagidaki reçeteler de kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Saparna, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 50 gram saparna konur. 20 dakika kaynatilip süzülür. Günde 3 kere birer çorba kasigi içilir.

Sayfa Basi

Gastrit

Midenin iç yüzündeki zarin iltihaplanmasi sonucu ortaya çikan bir hastaliktir. Mide iltihabi veya mide nezlesi de denir. Hazirlayici nedenler : Agir yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur isleri, tatlilar, aci ve baharatli yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olmasi, çabuk çabuk ve çignemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, atesli hastaliklar, karaciger veya safra kesesi hastaliklari, kalp hastaliklari veya romatizmadir. Tedaviye baslamadan önce hastaligin nedenini tespit etmek gerekir.

Belirtileri : Mide agrisi, bulanti veya kusma, bas agrisi, istahsizlik, aniden çikan ates, bas dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastirlinca da agri hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarinda artar.

Tedavisi : Perhiz ve istirahat sarttir. Hastaligi doguran nedenler ortadan kaldirilir. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanilmaz. Yemekler, yavas yavas ve çok çignenerek yenir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya, 1 kahve kasigi kuru nane konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden sonra içilir.

Sayfa Basi

Gazlar

Midede veya bagirsaklarda gaz birikebilir. Nedeni; hava yutmak veya mide hastaliklaridir. Asagidaki reçeteler, gazi bosaltmak için kullanilir. Çocuklara uygulanmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Findik.

Hazirlanisi : Kabuklari temizlenmis bir avuç findik havanda iyice dövülür. Yemeklerden yarim saat sonra bir çorba kasigi yenir.

Sayfa Basi

Gece Körlügü

Beslenmedeki A vitamini eksikliginin neden oldugu bir hastaliktir. Hasta; alacakaranlikta geregi gibi göremez. Tedavi amaciyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazirlanisi : Bir kilogram havuç önce soguk su ile yikanir. Sonra 3 esit parçaya bölünür. Sabah, ögle, aksam birer parça yenir.

Sayfa Basi

Gegirmek

Çogunlukla sinirli kimselerde görülür. Bunlar yemeklerde haddinden fazla hava yutarlar. Ayrica gegirme mide veya safra kesesi hastaliklarinin bir belirtisi olabilir. Bu nedenle esas nedeni tespit etmek gerekir. Asabi kimselerde görülen gegirmelerde asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, süt.

Hazirlanisi : 2 su bardagi çig süte, 1 çorba kasigi kimyon konur. Kaynatildiktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer su bardagi içilir.

Sayfa Basi

Gevsek penis

Erkeklik organinin sertlesmemesi, saglik durumunun bozuklugundan kaynaklanir. En önemli neden sinir bozuklugudur. Kendine güvenememe, yorgunluk, içki, seker hastaligi, uyusturucu madde aliskanligi da diger nedenler arasinda sayilabilir. Tedavinin ilk sarti; kötü aliskanliklari birakmak, kendine güvenmek, temiz havada dolasmak ve yeterince gida almaktir. Asagidaki reçeteler de penisi sertlestirmek amaciyla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarimsak, tuzsuz içyagi.

Hazirlanisi : 4 dis sarimsak dövülür. Üzerine 1 tatli kasigi eritilmis tuzsuz içyagi katilip, yogrulur. Aksamlari, bir parça alinip penise sürülür.

Sayfa Basi

Gida Zehirlenmeleri

Gida zehirlenmeleri; çogunlukla bayatlamis ve bozuk yiyecekler veya bayat balik yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarinda agri ve kramplar vardir. Bas dönmesi, halsizlik, mide agrisi ve bulanik gördügünden sikayet eder. Bazi hastalarda kabizlik, bazilarinda da ishal görülür. Yapilacak ilk is, hastayi kusturmaktir. Gerekiyorsa sunni solunum da yapilir. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür. Mümkün degilse asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, kahve, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 4 tane limon sikilir. Karistirilip bir kerede içilir. Sonra sekersiz kahve veya koyu çay içilir.

Sayfa Basi

Gögüste Su Toplamasi

Tip dilinde sulu zatülcemp denilen hastaliktir. Akcigerlerin etrafini saran zarin iltihaplanmasi sonucu meydana gelir. Zarin iki yapragi arasina su toplanmistir. Nedeni; siddetli soguk alginligi, bronsit, böbrek hastaliklari veya kulak iltihaplaridir. Gögsün yan taraflarinda siddetli agri hissedilir. Bunlara bastirildigi zaman agri siddetlenir. Nefes darligi vardir. Yatak istirahati ve doktor tedavisi sarttir. Ayrica asagidaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazirlanisi : 250 gram süzme bala 3 tatli kasigi dövülmüs kantaron kökü konup, iyice karistirilir. Günde 3 kere aç karnina birer tatli kasigi yenir.

Sayfa Basi

Göz Agrisi

Göz agrisinin nedenleri çesitlidir. Az isikta çalismak sonucu gözlerin yorulmasi, gözdeki herhangi bir kismin iltihaplanmis olmasi, göze yabanci bir cisim kaçmis olmasi, sinüzit, yarim basagrisi, grip, nezle ve atesli hastaliklar göz agrisina neden olabilir. Önce hastaligin nedenini tespit etmek gerekir. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süt, yumurta.

Hazirlanisi : 2 kahve fincani çig inek sütüne 1 yumurtanin aki dökülüp, karistirilir. Günde 3 kere ikiser damla konur.

Sayfa Basi

Göz Iltihabi

Halk arasinda göz nezlesi veya pembe göz denir. Göz yuvarlaginin üstünü örten ince zarin iltihaplanmasi sonucu ortaya çikar. Tip dilinde konjonktivit denir. Çogunlukla ilk bahar aylarinda görülür. Gözde sulanma; kanlanma, batma hissi veya agri vardir. Hasta isiga bakmakta güçlük çeker. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazirlanisi : 4 bardak kaynak suya 1 çay kasigi sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karistirilir. Günde 3 kere göz banyosu yapilir.

Sa

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Uyuşturucu Madde Kulanımının Tarihsel

UYUŞTURUCU MADDE KULANIMININ TARİHSEL

SEYRİ

Madde kullanımına bağlı problemler genellikle modern hayatın getirdiği değişikliklere ve strese bağlı olduğu düşüncesi oldukça yaygındır. Geleneksel toplumdan modern ve seküler toplum yapısına geçişin, aile yapısının zayıflayışının, şehir hayatının sosyoekonomik baskısının bunda etkili olduğu üstünde durulur. Bu faktörler bazı psikoaktif madde epidemilerinde etkili olsa da problem oldukça karmaşıktır ve kökeni sanayi devriminden çok öncelere dayanır.

Alkol, opiyum, cannabis, koka yaprakları vb maddelerin tıp dışı amaçlarla kullanımı insanlık tarihinin başlangıcı kadar eskilere dayanmaktadır. Türkiye’de yapılan arkeolojik kazılarda binlerce yil öncesine ait afyon tohumları bulunmuştur. Bütün kıtalarda alkol üretmek için sayısız yol geliştirilmiştir. İnsanlar etil alkol elde etmek için deve ve at sütünden pirince, tahıllardan kaktüse, patatesten bala kadar pek çok değişik maddeyi karbonhidrat kaynağı olarak kullanmışlardır. İçki üretimi o kadar eskilere dayanır ki insanlığın mayayı ilk olarak ekmek yapmak için mi yoksa bira üretmek için mi kullandığı henüz anlaşılamamıştır. Madde bağımlılığı 2000 yıl önceki yazılarda tanımlanmıştır.

Sporadik madde kötüye kullanımı tarihin her döneminde görülmüşse de yaygın ya da epidemik madde bagımlılığı görece yeni bir olaydır. Bu gelişmede rol oynayan başlıca faktörler şunlardır:

1. Belli bölgelerde kullanılan maddelerin tüm dünyaya yayılması.

2. Aynı maddelerin daha saf ve dolayısıyla etkin derivelerinin üretilmesi.

3. Yeni sentetik psikotrop maddelerin üretilmesi.

4. Parenteral kullanım gibi yeni kullanım yollarının geliştirilmesi.

Birçok psikoaktif madde dinsel ve sosyal ritüellerde kullanılmştır. Örneğin sarabin Hiristiyan ve Yahudiler arasında kullanılışı, belli hallusinojenlerin Saman ayinlerinde kullanılışı, tütünün Amerikan yerlileri arasında ritüellerde kullanılışı gibi. Bu tür kullanımlar toplumlara belli maddeleri nasıl kullanacaklarını öğretmekte, muhtemel etkileri ile ilgili bilgilendirmekte ve bu maddelerin kullanımı ile ilgili sosyal sınırlar koymakta idiler. Örneğin alkolü dini törenlerinde kullanmalarına rağmen Yahudiler arasında alkol bağımlılığı oldukça seyrektir. Bunun nedeni Yahudiler arasında sarhoş olmanın çok ayıp karşılanmasıdır. Yani kültür alkolün ne zaman, nerede, ne ölçüde kullanılacağını öğretiyordu. Amerika yerlileri tütünü mukaddes saymakta ve ritüeller dışında kullanımını hoş karşılamamaktaydılar.

Dinler, kültürler ve devletler psikoaktif maddelerin kötüye kullanımı ile mücadele etmişler, bazan başarılı olmuşlar, bazen de olamamışlardır. Bağımlılık yapıcı madde türlerindeki yeni buluşlar, kullanım yollarındaki yenilikler, üretim ve dağıtım yollarındaki gelişmeler problemi çağımızda her zaman olduğundan daha karmaşık hale getirmiştir. Son beş yüzyılda madde üretim ve kullanım yolları bütün dünyaya yayılmıştır. Ulaşım ve ticaretin artması bunda önemli bir rol oynamıştır. Tütün ve daha sonra kokain Amerika kıtasından bütün dünyaya yayılmıştır. Afyon ve esrar da bunun tersine Avrupa’dan Amerika’ya yayılmıştır. Alkol üretimi çok eski çağlardan itibaren dünyanın hemen her yerinde bilinse de daha konsantre ve dolayısıyla etkin alkol üretim yolu olan distilizasyon (viski vb distile içkilerin üretim teknolojisi) Avrupa’dan dünyaya yayılmıştır. Yakarak dumanını içme Amerika kıtasından dünyaya yayılırken, enjeksiyon ile maddelerin beyne en hızlı en yüksek konsantrasyonda iletilmesi 19. yüzyildaki teknolojik gelişim ile oldu. Psikotropik etkisi için üretilmeyen pek çok endüstriyel madde bu amaçla kullanılmaya başlandı. Benzin, aerosoller, boya bileşimleri, temizlik maddeleri, tutkal bunlar arasında sayılabilir. Belki binlerce yıldır kendi kültürlerinde belli maddeleri, belli bir sosyokültürel çerçeve içinde kullanmayı bilen insanlar, bu sayılan gelişmeler sonucunda kültürlerinin nasıl kullanacaklarını kendilerine öğretmediği yeni maddelerle karşılaştılar, önceden bilmedikleri bu maddelerin beyni çok daha fazla etkilemesinin yollarını öğrendiler. Örneğin binlerce yıldır afyonu hap şeklinde alan insanlar son bir kaç yüzyılda sigara şeklinde içmeyi, son yüzyılda da enjekte etmeyi ögrendiler, afyondan en az 10 kat güçlü olan saf eroin ve sentetik opioid türevlerini üretmeye başladılar. Bu yeni kullanım tarzı bir çok yeni sağlık sorunlarına yol açarken bütün dünyada opioid bağımlılığının çığ gibi büyümesine neden oldu. Başka bir örnek de İngiltere’de 2 yüzyıl önce cin ilk üretilmeye başlandığında görülen “İngiliz Cin Epidemisi”dir.

Yeni karşılaılan bir maddeye sosyal bagışıklığın olmamasına örnek olarak, kendi toplumlarında alkolün yasak olduğu müslümanların alkolün kolayca bulundugu ve kullanımının serbest olduğu ülkelerde yaşamaya başlaması verilebilir. Kendi toplumlari içinde iken çok etkin korunmalarına rağmen örneğin göç ile değişik bir topluma girmeleri sonucunda bu kişiler alkolü nasıl kullanacaklarını çocukluklarından beri çevrelerinden öğrenmemiş olduklarından daha kolay alkol bağımlısı olabilirler.

Son 20-30 yılda çoğul madde kullanımıi belirginleşmiştir. Alkol, esrar, opiyat ve sentetik maddelerin 2 ya da daha fazlasının bir arada kullanımı anlamına gelen bu durum çok ciddi sonuçlara yol açmaktadır ve bir çok yerde özellikle gençler arasında yaygındır.

Bugün, Galen’in Roma’da 15 yüzyıl önce tanımladıgı alkol problemlerinin çoğu olurken yeni maddelerin üretilmesiyle yeni problemler ortaya çıkmakta yeni sosyal çalkantılarla yeni epidemiler görülmektedir. Modern teknoloji de tabloyu karmaşıklaştırmaktadır. Binek hayvanlarının tek ulaşım aracı oldugu devirlerde sarhoş bir sürücünün verebilecegi zarar oldukça kısıtlıydı. Yüksek hızlı endüstri ve tarım araçları, elektrikli aletler, sofistike cerrahi teknikler vb de kullanan kişilerin muhakemesi ve psikomotor koordinasyonunun tam olmaması halinde önemli zararlara yol açabilirler.

1940′lar öncesinde madde bağımlılığı farklı madde türlerine göre dünyanın belli yerlerine sınırlıydı. Hızlı ulaşım ve yüksek mobilite, kültürel difüzyon ve dünya çapında kozmopolitan gençlik kültürünün gelismesi ile madde kötüye kullanımının bütün çesitleri tüm dünyaya yayıldı. Afyon ve eroin kötüye kullanımı bir zamanlar yalnızca Asya ve Kuzey Amerika’da sınırlı iken bugün Avrupa’ya ve bütün gelişmekte olan ülkelere yayıldı. Kokain kullanımı bir zamanlar bir kaç Latin Amerika ülkesinde koka yaprağı çiğneme ve Kuzey Amerika’da sınırlı bir populasyonda ekstre halde kullanım ile sınırlı iken Amerika ve Avrupa’da geniş kitlelere yayıldı. Çin, Hindistan, Orta Doğu ve Afrika’da kullanılan esrar Avrupa, Amerika ve dünyanın diğer yerlerine yayıldı. Sentetik maddeler olan barbütratlar ve benzodiyazepinler bütün dünyada belki de en sık kötüye kullanılan maddeler haline geldiler..

Erkekler geleneksel olarak kadılardan daha fazla psikoaktif madde kullanmalarına rağmen, özellikle gelişmiş toplumlarda kadınlar her alanda eşitliğe ulaştıkça bu ara da kapanmaktadır. Benzer bir şekilde madde kullanmı geleneksel olarak yetişkinlere has iken gençler giderek daha fazla etkilenmektedirler. Başlangıçta bütün maddeler belli bir alt kültür içinde kullanılsa da zamanla toplumun bütün katmanlarına yayılabilirler.

UYUŞTURUCU MADDE BAĞIMLILIĞI

İnsanlarda sakinleştirici, keyif veren veya uyarıcı etkileri olan, giderek daha fazla alma isteği doğuran, bırakıldığında yoksunluk belirtileri doğuran kimyasal maddelere ve ilaçlara uyuşturucu madde adı verilir.Zararlı etkileri bilindiği halde uyşturucu maddelere karşı duyulan sürekli alma isteğinin engellenememesine uyuşturucu madde bağımlılığı denir.

Uyuşturucu maddelerin bir kısmı tedavi amacıyla kullanılır.Bir kısmı ise sadece keyif verici veya uyarıcıetkileri sebebiyle kullanılmaktadır.Tedevi amacıyla kullanılan maddeler de doktor kontrolü dışında sakinleştirtici veya keyif verici etkileri sebebiyle kötü kullanılmakta ve bağımlılığa yol açmaktadır.Uyuşturucu maddeler yıllardır ruhsal duruma olumsuz etkileri olduğu bilinen maddelerdir.Günümüzde en gelişmiş ülkelerden geri kalmış ülkelere kadar çok yaygın olarak uyuşturucu madde kullanılmaktadır.Bazı ülkeler uyuşturucu madde kullanımı ve taşınmasına ağır cezalar uygulamaktadır. Bazı ülkelerde ise bu serbest bırakılmıştır.

A) Uyuşturucu Maddeler Ve Etkileri:

Uyuşturucu olarak kullanılan birçok madde vardır. Bunların kimyasal yapıları birbirinden farklıdır. Kullanıldıklarında merkezi sinir sisteminin farklı bölümlerini etkileyerek değişik belirtilere yol açarlar. Uyuşturucu maddeleri ve özelliklerini aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz.

Afyon, morfin, eroin grubu uyuşturucular:Bu grup uyuşturucular afyon bitkisinden elde edilir. Güçlü ağrı kesici özelikleri vardır. Merkezi sinir sisteminde yatıştırıcı etki yaparlar. Bu maddeler kullanıldığında sakinleşme, neşelenme meydana gelir. Kaygılar ve sıkıntılar kaybolur.Düşünme yeteneği azalır, irade zayıflar.Kişilik bozukluğu, ilgisizlik, ruhsal çöküntü meydana gelir.Kan basıncı düşer, nabız ve solunum sayısı azalır.Göz bebeklerinde küçülme, ağız kuruluğu, bulantı, kusma görülür. Çok kolay bağımlılık yapan maddelerdir. Yoksunluk durumunda burun akıntısı, titreme, terleme, kramplar, panik ve bilinç kaybı meydana gelir.

Esrar:Hint kenevirinden elde edilen bir uyuşturucudur. Merkezi sinir sisteminde yatıştırıcı etki yapar. Özellikleri ve yoksunluk tablosu afyon ve türevlerine benzer. Kullanıldığında rahatlama ve uyuşukluk meydana getirir. Kişi bir rüya alemine dalar, halisinasyon görür. Uzun süre kullanıma bağlı olarak karakter kaybı ve akli durumda bozukluklar meydana getirir.

Barbituratlar ve sakinleştiriciler:Barbituratlar, diazem benzeri sakinleştirici ilaçlar tıpta kullanılan maddelerdir. Bunların doktor kontrolü dışında kullanlması bağımlılığa yol açar. Merkezi sinir sisteminde yatıştırıcı etkisi olan bu maddeler kullanıldıklarında gevşeme, rahatlama ve uykuya eğilim meydana getirirler. Uzun süre kullanıldıklarında karaciğerde kanser, kan dokuda bozukluk meydana gelir.

LSD, Meskalin, PCP:Bu grupta yer alan maddeler hayal gördürücü maddelerdir. Kullanıldıklarında önce neşe, sevinç ve tatlı hayaller görülmesine yol açarlar. Daha sonra endişe, panik, kusma, hafıza kaybı meydana getirirler.Şiddet eğilimine ve ruh hastalıklarına yol açarlar.

Kokain:Koka bitkisi yapraklarından elde edilen bir maddedir. Uyarıcı bir özelliği vardır. Kullanıldığında yalancı bir kuvvet hissi, konuşma isteğinde artma, cinsel uyarı yaratır. Daha sonra ruhsalçöküntü, halisinasyonlar, kalp ve solunum yetmezliği durumlarına yol açarlar.

Amfetaminler:Uyarıcı özelliği olan ilaçlardır. Genellikle doping amacıyla kullanılırlar.Uykusuzluk, aşırı haretlilik ve halisinasyona yol açarlar. Karaciğer hasarına sebep olurlar.

İnhalanlar:Solunum yoluyla çekilen uyuşturucu maddeler, solventerler(çözücüler), yapıştırıcılar gibi maddelere inhalanlar denir.Bu maddeler baş ağrısı, görme bulanıklığı, uyuşukluk meydana getirir. Kısa sürede karaciğer ve böbrek hasarı, bilinç kaybı, kemik iliğinde baskılanma sonucu kansızlık meydana getirirler.

Bu maddelerin etkilerini bir bütün olarak ele alırsak;

FİZİKİ ETKİLERİ

Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde : Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir.

Bu sebeple beynin mazrufu olan aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi dengeden , normal yaşam ve davranışlardan uzaklaştırırlar.

Beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanı uyuşturuculardır. Bağımlılarda beliren ilk olgu; akıl ve sinir hastalıkları ve arızalarıdır. Delilik , erken bunama , şuur kaybı , uykusuzluk , felçler hezeyan (sayıklama , saçmalama , akıl dışı davranışlar ) hallüsinasyon (vehim , hayal görme , işitme vs. ) lar , zeka ve hafıza kayıpları.En kısa ifade ile: Akıl hastalıkları , zihni ve ruhi karmaşa ve kaoslar.

Sindirim Sisteminde: Bulantı , kusma , karın ağrıları , kabızlık , ishal , mide ve bağırsak spazmları , kanama ve yaraları , gastrit , ülser vs.

Karaciğer ve Böbreklerde: Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup , karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik , yağlanma ,sertleşme (siroz)…

Böbreklerde büyük tahribat , albümin , kan ve idrar çoğalması , tıkanmalar ,ağır böbrek hastalıkları.

Gözlerde: Işık ve mesafede uyumsuzluk , şaşılık gece körlüğü , göz bebeği büyümesi , küçülmesi , göz adele felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir.

Solunum Sisteminde: nefes darlığı , öksürük , boğulma hissi , bu yolla kalp sıkışmaları , solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.

Kan organlarında: Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri , kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.

Zehirlenme: Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD , tekerrür ederse “Müzmin Zehirlenme” adını alır.

SOSYAL ve MADDİ ETKİLERİ

Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür.

Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular , insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden , toplumdan ve çevresinden kopararak , yalnızlığa , bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, hipisel (hayvani) bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir. (Hip Kültür)

Bu sebeple , uyuşturucuların , bağımlıya , aile hayatına , doğacak çocuklara , iş hayatına , aile ve ülke ekonomisine , ferdi ne toplumsal ahlaka (namus ,iffet, şeref , haysiyet v.s.) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz.

İntiharların , cinayetlerin , her türlü fuhşiyat , gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır.

İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürü (hip kültür) dür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar, ayrıca

AİDS, frengi , verem , kanser , kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır.

B) Uyuşturucu Madde Bağımlılığı: Uyuşturucu maddeler fiziksel ve psikolojik bağımlılık meydana getirirler.

Psikolojik bağımlılık:Keyif verici maddeyi belirli aralıklarla alma isteği duyulmasına denir.Kişi maddenin yokluğuna bağlı huzursuzluk duyar.

Fiziksel bağımlılık:Merkezi sinir sistemi hücrelerinin normal görevlerini yapabilmeleri için alışılan maddeye sürekli ihtiyaç duyulmasına denir.Alışılan maddenin alınmaması halinde vücutta ortaya çıkan belirtilere yoksunluk belirtisi adı verilir.Fiziksel bağımlılıkta yoksunluk belirtileri ölüme yol açacak kadar şiddetli olabilir.

Maddenin kullanımıyla duyulan keyif ve mutluluk kişilerde tekrar kullanma isteği doğurmaktadır. Oluşan yalancı hayal dünyasına kavuşmak isteyen kişilerde psikolojik bağımlılık meydana gelmektedir.Uyuşturucu maddeler merkezi sinir sistemindeki reseptör(alıcı) hücreler tarafından alınarak etkilerini gösterirler. Bu reseptörler kısa sürede uyuşturucuya alışır ve normal görevlerini yerine getirebilmek için uyuşturucuya ihtiyaç duyarlar. Böylece fiziksel bağımlılık meydana gelir.Fiziksel bağımlılıkta yoksunluk durumu çok ağırdır.Yoksunlukta psikolojik belirtilerin yanında merkezi sinir sistemine ait belirtiler görülür. Maddenin bulunamaması durumunda bulantı, çarpıntı, baş ağrısı, panik, sıkıntı, terleme, saldırganlık, unutganlık, ishal, kişilik bozuklukları , baygınlık, koma ve ölüm görülebilir.Uyuşturucu maddeler , merkezi sinir sistemindeki reseptörleri etkilediği için bir kez dahi kullanmak bağımlılığa yol açabilir.Bu yüzden merak amcıyla kullanmaktan dahi kaçınmalıyız.

1.Sebepleri

Uyuşturucu madde bağımlılığının sebeplerini üç grupta toplayabiliriz.

Uyuşturucu maddenin yapısal özellikleri:Uyuşturucu maddelerin kimyasal yapıları gereği merkezi sinir sisteminin reseptör hücrelerine bağlanarak etki gösterirler ve bağımlılık yaratırlar. Bu nedenle tedavi amacıyla verilen uyuşturucu nitelikteki ilaçların aşırı ve yanlış kullanılmasıyla da bağımlılık oluşmaktadır. Hekim önerisi ve kontrölü dışında keyif almak veya sakinleşmek amacıyla uyuşturucu özelliğindeki ilaçların kullanılmasına kötüye kullanma adı verilir.Ağrı kesiciler dahil bir çok ilaç hekim önerisi dışında kullanılmakta, bu durum direnç arttırımına(tolerans) ve bağımlılığa yol açmaktadır.Örneğin; kaza veya ameliyat sonucu kullanılan kuvvetli ağrı kesiciler kolaylıkla bağımlılık oluşturabilmektedir.

Kişisel özellikler:Uyuşturucu madde bağımlılığı özellikle gençler arasında hızla yayılmaktadır. Ergenlik dönemi problemleri arasında bocalayan gençler sorunlarının çözümünü uyuşturucularda aramaktadır.Grup arkadaşlarının baskısı, onlara uyum sağlama isteği, merak ve macera tutkusu, yasaklara karşı gelme isteği, sorumluluktan kaçma, başarısızlık ve güvensizlik gibi duygulardan kurtulma gibi nedenlerle kişiler uyuşturucu maddeleri denemektedir.”Nasıl olsa ben alışmam, bir defa denemekten ne çıkar, istediğim zaman bırakırım” gibi düşüncelerle kişiler uyuşturucu bağımlısı haline gelirler.

Çevresel faktörler:Uyuşturucu madde bağımlılığında sosyal çevrenin önemli rolü vardır. Aile içindeki huzursuzluklar, aşırı kısıtlayıcı ve baskıcı tutumlar veya aşırı serbest davranılması, ailede uyşturu kullanan bireyler olması gibi sebepler kişileri uyşturucuya itebilir. Arkadaş gruplarının baskısı veya özendirmesi uyuşturucuya başlamakta etkendir. Özellikle ergenlik döneminde grupların etkisi fazladır. Uyuşturucu satıcılarının hedef kitlesi gençlerdir. Lise ve üniversite gençleri arasında uyuşturucu madde kullanımı yaygınlaştırarak büyük paralar kazanmaktadırlar. Bazı ülkelerde uyuşturucu kullanımına hoşgörüyle bakılmakta ve suç sayılmamaktadır. Bu durum bağımlılığın yayılmasına yol açmaktadır. Ülkemizde uyuşturucu maddelerin üretimi , ithali, alımı, satımı, bulundurulması, alımına yardımcı olunması ve sahte reçeteyle alınması şuçtur ve ağır cezalar uygulanmaktadır. Güçlü ağrı kesiciler ve sakinleştirici ilaçlar da özel reçetelerle satılmakta Saklık Bakanlığı tarafından sıkı şekilde denetlenmektedir.

2.Sonuçları:

Uyuşturucu madde bağımlılığı üç dönemde incelenebilir.

Alışma dönemi : Uyuşturucu maddeyle ilk tanışma dönemidir. Bu dönemde yalancı bir dünyaya dalarak keyif alma duygusu ön plana çıkar. Kişi kararsızdır, uyuşturucuya başlamamak için direnir. İstediği zaman uyuşturucuyu bırakacağını düşünür. Vücutta kalıcı bir fiziksel hasar yoktur.Gerekli tıbbi yardım yapılırsa kolaylıkla uyuşturucuyu bırakabilir.Kişilerde yersiz davranışlar, aşırı neşe ve durgunluk , dalgınlık, unutkanlık arkadaşlardan ayrılarak yeni gruplara katılma gibi değişiklikler uyuşturucu kullanmaya başladığının belirtileridir.

Doyma dönemi:Bu dönemde kişi yaşantısını devam ettirebilmek için uyuşturucu maddeyi kullanmak zorundadır.Artık keyif alma ihtiyacı yoktur.Maddenin yoksunluğunda büyük sıkıntı ve problemler

doğmaktadır.Görme bulanıklığı, göz bebeklerinde küçülme, ağız kuruluğu, ellerde titreme, nabız ve solunum sayısında azalma,tansiyon düşüklüğü, kabızlık, hafızada zayuflama, ruhsal durgunluk, dikkatsizlik, irade ve kişilik kaybı, hallüsinasyonlar vardır. Karaciğer, kalp, solunum ve sindirim sisteminde hasarlar ortaya çıkmaktadır.Bağımlının gittikçe daha fazla miktarda maddeye ihtiyacı olmaktadır. Bu dönemdeki bağımlıyı kurtarmak için ciddi bir tedavi gereklidir.

Düşkünlük dönemi:Bu dönemde organlarda ağır hasarlar ve ruhsal çöküntü görülür. Kalp ve solunum problemleri, karaciğer hastalıkları ortaya çıkar. Aşrı zayıflama, kusma, kalp ve solunum yetmezliği görülür. Bağımlının hastalıklara karşı direnci azalır. Zatürre hepatit(sarılık) AIDS gibi hastalıklar meydana gelir. Beyin hasarı, kişilik kaybı, ağır ruhsal problemler ortaya çıkar.Kişi kendine bakamaz ve yardıma muhtaç hale gelir. Madde bulabilmek için her yolu dener, hatta suç işleyebilir. Yaşantısını devam ettirebilmek için aldığı uyuşturucu miktarını arttırmak zorundadır. Uyuşturucu kullanımında aşırı doz alımına bağlı olarak zehirlenme ve ölüm olayı görülebilir.Aşırı doz alındığında başlangıçta husursuzluk, sesli ve ışıklı uyarıcılara karşı aşırı tepki görülür. Hallüsinasyonlar, terleme, bulantı ve kas krampları meydana gelir. İdrar ve dışkı kontrölü kaybolur. Solunum düzensizleşir.Kalp atımı ve kan basıncı düşer. Titremelerle baygınlık, koma ve ölüm meydana gelir.

Uyuşturucu bağımlılığı erken dönemde yakalanıp tedavi edilemez ise kişiyi ölüme sürükleyen bir alışkanlıktır.

C) Uyuşturucu Bağımlılığının Tedavisi

Uyuşturucu bağımlılığının tedavisinde önemli iki nokta vardır:

*Bağımlılının kendisinin tedavi olmaya ve bağımlılıktan kurtulmaya istekli olması.

*Bağımlılığın erken teşhis edilerek tedaviya başlanması.

Uyuşturucu madde bağımlısı istekli ise tedavi şansı son derece yükselmektedir.Aksi halde zorlamayla kişileri bağımlılıktan kurtarmak mümkün değildir. Bağımlının kalıcı organ hasarları, ağır ruhsal problemler oluşmadan teşhis edilmesi tedaviyi kolaylaştırmaktadır.Erken teşhis edilemeyen vakalarda tedavi uzamakta ve iyileşme süreci gecikmektedir.

Uyuşturucu madde bağımlılığının tedavisi:Uyuşturucu madde bağımlılığının tedavisi, tedavi ve rehabilitasyon olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilir.

*Tedavi aşmasında kişi bağımlı olduğu maddeden uzaklaştırılarak yoksunluk belirtileri ile savaşılır.Vücut organlarında meydana gelmiş hasarlar tedavi edilir. Bu safhada bağımlı hastanede gözlem altında tutulmalıdır.Yoksunluğa bağlı geçirdiği krizler son derece tehlikeli olabilir.Bu yüzden ölüme ve intihar girişimlerine sık rastlanır.Vücuttan toksit madde uzaklaştırılıp yoksunluk belirtileri kaybolduktan sonra ikinci aşamaya geçilir.

*Rehabilitasyon aşamasında kişilerin ruhsal problemleri çözümlenmeye çalışılır. Tekrar iş gücü kazandırılarak çalışabilecek ve topluma yararlı olacak hale getirilir.Sağlığa zararlı bu alışkanlıklar yerine olumlu hobiler kazanması sağlanır. Kötü arkadaş çevresinden uzaklaşmasına ve kendine destek olacak kişilerle bir arada olmasına çalışılır.Sağlığa zararlı alışkanlıkların tedavisi için hastanelerin psikiyatri bölümlerine veya bu konularla özel olarak ilgilenen gönüllü kuruluşlara baş vurmak gerekir.

* Sağlığa zararlı alışkanlıklardan korunmak, bu zararlı alışkanlıkların tedavisinden çok daha kolaydır. Bu alışkanlıklardan korunmak için alınması gereken önlemler ve aileye, devlete, medyaya düşen görevler;

1. Aileye Düşen Görevler

Uyuşturuculardan korunmada en büyük vazife aileye düşmektedir. Aile toplumun temel çekirdeğidir. En başta anne ve baba , çocuklara örnek olmalıdır. Çocuklar , her türlü sıkıntılarını ve problemlerini öncelikle anne ve babalarına açabilmelidirler. Problemlerin ilk defa aile büyüklerince değerlendirilmeleri şarttır.

Bu konuda gençlerimizin dikkat edecekleri noktalara gelince;

Gerek sevgiyi ve mutluluğu muhakkak ki kendi yuvalarında aramalıdırlar.

Kötü arkadaş guruplarından uzak durmaları gerekir. Böyle kişiler davranışlarından , hareket ve sözlerinden anlaşılır.

Boş zamanları en iyi şekilde (okumak , kültürel ve diğer faydalı faaliyetlerde bulunmak gibi meşguliyetlerle) değerlendirmelidirler.

Yine gençlik dönemi ; halk arasında söylendiği şekliyle “delikanlılık” devresidir. Bu yaşlarda kişilik icabı, gelecek için her an problem oluşturabilecek hareketlere girilebilir, kararlarda isteksizlik olabilir. Gençler bu hususu daima göz önünde tutmalı büyüklerin uyarılarını dikkate almalıdırlar.

Son olarak gençlerimizi uyuşturucunun içine çeken alt kültürden bahsetmek istiyorum. İçki uyuşturucu , kumar , şans oyunları , sapıklıklar , fuhuş evden kaçma gibi faaliyetlerin tümünü besleyen , ortaya çıkaran ortama “Uyuşturucu Kültürü” adını veriyoruz. Zararlı alışkanlıkların temelinde bu vardır ve bunu önlemek uyuşturucu kültürüyle mücadeleye bağlıdır.

Bu kültürün filizlendiği birahane , pub, diskotek , kahvehane , kumarhane , meyhane ve benzeri yerlerden uzak durmalıdır.

Bira ve “alkolsüz” denilen bira , alkolizm ve uyuşturucu batağının başlangıç basamağıdır.

Yine milli manevi değerlerimiz , yüzyıllardan beri nesilden nesile intikal eden geleneklerimiz uyuşturucu kültürünün panzehiridir. Bu değerlere sarılmak zorundayız.

Doç. Dr. Safa Saygılı (Psikiyatris)

2.Devlete Düşen Görevler

Uyuşturucularla Mücadele Bakanlığı yanında , önemli sorumluluklar taşıyan Milli Eğitim, Sağlık, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları başta olmak üzere , bünyesinde eğitim üniteleri ve eğitilmesi gereken genç kitleler bulunduran diğer bakanlıklar ve diğer devlet kuruluşları bu konuda görev ve sorumluluk taşımalı , buna sahip çıkmalı ve bu büyük organizasyonda yerini almalıdır.

Milli eğitimde en azından şunlar yapılmalıdır:

Orta ve Liselere haftada 1-2 saatlik zorunlu ders getirilmeli ve bu çalışmalar yasal çizgide ciddiyetle sürdürülmelidir.

Genç öğrencilerle birlikte aileleri de eğitim kapsamına alınmalı. Ailenin ,medyanın da ciddi katkıları sağlanarak , maddi ve manevi kültür değerleriyle güçlenmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Yönetici ve eğiticilerin kötü örnek olması , özenti oluşturması kesinlikle önlenmelidir.

Okul Yeşilay kolları seçkin öğrencilerle her okulda mutlaka kurulmalı , bunların başına gönüllü ve yetenekli bir rehber öğretmen tayin edilerek , bu öğretmenler uzmanlaştırılmalıdır.

Uzmanlık çizgisine ulaşan rehber öğretmenler , hem öğrencileri , aynı zamanda ailelerini eğitmelidir. Bu çalışmalar eğitim yılı boyunca ciddi bir şekilde sürdürülmelidir.

Okullar bu konuda eğitim malzemeleri ve gerekli doküman bakımından yeterli bir zenginliğe ulaştırılmalıdır.

Doküman yönünden Milli Eğitime , Sağlık Bakanlığı , Medya (bilhassa eğitsel filmlerin hazırlanması bakımından) yardımcı olmalı. Yeşilay’ın maddi destekle bilhassa yazılı ve görsel dokümanlarla bu hizmete gerektiği ölçüde katılması sağlanmalıdır.

Özel sektör (kurumlar) ve yöneticileri bahis konusu hizmet ve görevlere aynen sahip çıkmalıdırlar.

Bütün halk kuruluşları ve vatandaşlar her biri bu mücadelede görev almalı ve üzerine düşenleri yerine getirmelidir.

Bu arada istisnai bir durum olarak bir Anayasa görevi yapan Yeşilay’a:

a) Mali , teknik ve teşkilatlanma yönünde gerekli ve yeterli yardımlar yapılmalıdır.

b) Yıllardır büyük emekle gençlerimiz için bu maksatla çıkarılan Yeşilay dergisine ve dokümanlarına

Devlet kütüphanelerinin ve bütün resmi ve özel okulların , keza kurumların abone olmaları

sağlanmalıdır.

Bitabii bu hizmetlerin yerine getirilmesi , bütün ülkeyi içine alacak güçlü bir organizasyonun oluşturulması ve gerekli yasa ve mevzuatın çıkarılması , münhasıran uyuşturucularla mücadele görevini üstlenecek olan Bakanlıkça yapılmalıdır.

3.Medya’ya düşen görevler

En güçlü ve yaygın eğitim kurumu olduğu halde bu çizgide hiç bir görev üstlenmeyen , hatta büyük bölümü ile , bilhassa temeldeki konu olan ve her türlü zararlı alışkanlıklara ve bunların salgın haline gelmesinde en büyük etken kabul edilen uyuşturucu kültürü çizgisinde büyük bir sorumsuzluk sergileyen medya , mutlaka disipline edilmelidir. Bu güçlü kurum bütün birimleri ile yararlı bir çizgiye getirilmelidir ve medyanın bu sorumluluklarını ve hayati önem taşıyan görevlerini kabullenip yerine getirmedikçe diğer hiçbir tedbirin ülkeyi ve toplumu selamet kıyısına götüremeyeceği kesinlikle bilinmelidir. Bu ülke , bu toplum ve bu devlet hepimizindir. Bir yerde hırs ve kazançlara sınır tanımak zorundayız.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki



Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy