‘do’ Arama Sonuçları

Dönemler- Lise 1

DÖNEMLER- LİSE 1

1. Dönem

2. Dönem

1.Yazılı

2. Yazılı

1.Yazılı

2. Yazılı

I. YAZILI

1. Aşağıdakilerden hangisi biyolojinin alt bilim dallarından biri değildir?

A) Morfoloji B) Anatomi C) Histoloji

D) Ekoloji E) Astronomi

2. İnsanda yaşayabilen virüsler vücudumuzun değişik bölümlerinde yerleşirler. Aşağıdaki hastalıklardan hangisinin virüsü beyinde çoğalır?

A) Çiçek B) Kuduz C) Kızamık

D) Siğil E) Sarı humma

3. Aşağıdakilerden hangisi hem bitki hemde hayvan özelliği gösteren tek hücreli bir organizmadır?

A) Öglena B) Amip C) Mantar

D) Çam E) Alg

4. Aşağıdakilerden hangisi beslenmesi için ışıktan yararlanmak zorunda değildir?

A) Eğrelti B) Mantar C) Alg D) Çimen E) Karayosunu

5. Aşağıdakilerden hangisi bir hipotezin özelliği olamaz?

A) Problemle ilgili verileri kapsamalıdır

B) Veriler arasında bağlantı kurmalıdır

C) Gerçeklerin problemle ilgisini açıklayabilmelidir

D) Her zaman geçerliliği ispatlanmalıdır

E) Yeni tahminler yapmaya yönelik olmalıdır

6. Aşağıdaki sınıflandırma birimlerinden hangisi içinde yer alan tür sayısı en fazla ve bireylerin benzerliği en az olanıdır?

A) Tür B) Familya C) Takım D) Sınıf E) Alem

7. Aşağıdakilerden hangisi gram boyası ile boyandığında mikroskopta mor renkte görülen bakterilerdir?

A) Fototrof bakteriler B) Parazit bakteriler

C) Gram (-) bakteriler D) Kemoototrof bakteriler

E) Gram (+) bakteriler

8. Aşağıdakilerden hangisi iki canlının aynı türden olduğunun en kuvvetli kanıtıdır?

A) Dış görünüşlerinin benzemesi

B) Üreme organlarının benzemesi

C) Aynı davranışı göstermeleri

D) Çiftleştiklerinde verimli döl verebilmeleri

E) Aynı ortamda yaşamaları

9. Aşağıdakilerden hangisi mantarların en önemli özelliğidir?

A) Havanın serbest azotunu bağlamaları

B) Gıda maddelerinin yoğunlaştırılması

C) Madde dönüşümünü sağlamaları

D) Diş macunu yapımında kullanımları

E) İzolasyon ve filtre yapımına katılmaları

10. Aşağıdaki PH değerlerinden hangisi asit veya baz özellikte değildir?

A) 7 B) 14 C) 9 D) 5 E) 1

11. Bir hücre aktif taşıma yapamıyorsa hangi hücre organelinin faaliyeti durmuş olabilir?

A) Mitokondri B) Golgi C) Kromoplast

D) Sentrozom E) Endoplazmik retikulum

12. Fagositoz olayı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğru değildir?

A) Hayvan hücrelerinde görülür

B) Bitki hücrelerinin çeperlerinde görülür

C) Bu olay sırasında hücre zarında çıkıntılar oluşur

D) Fagositoz ile hücre mikrop alabilir

E) Fagositoz ile hücre içine katı besinler alınır

13. Bakterilerin parazit yaşama geçmelerinin en önemli nedeni hangisidir?

A) Sitoplazma ve ribozomların bulunması

B) Çekirdeğin bulunması

C) Gelişmiş enzim sistemlerinin bulunmaması

D) Eşeyli ve eşeysiz olarak çoğalabilmeleri

E) DNA ve RNA’yı birlikte taşımaları

14. Ökaryot hücreleri, prokaryot hücrelerden ayıran temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ototrof olmaları

B) Çok çekirdek taşımaları

C) Su içinde yaşayan organizma olmaları

D) Zar ile çevreli organel taşıması

E) Hayvansal organizmaları oluşturmaları

15. Aşağıdakilerden hangisi çift çenekli ( Dikotiledon ) bir bitkidir?

A) Nohut B) Lale C) Orkide

D) Buğday E) Bezelye

16. Aşağıdakilerden hangisi, belirli bir hücre şekli olmayan, çok çekirdekli sitoplazmaya sahip bir organizmaya örnek verilebilir?

A) Virüsler B) Bakteriler C) Karayosunu

D) Cıvık mantar E) Kök ayaklılar

17. Aşağıdakilerden hangisi Protista alemi içinde yer almaz?

A) Kamçılılar B) Bakteriler C) Paramecium

D) Bir hücreli alg E) Cıvık mantarlar

18. DNA ve RNA da nükleotidler birbirlerine hangi bağlarla bağlanırlar?

A) Zayıf hidrojen bağı B) Peptid bağı

C) Glikozit bağı D) Fosfor-şeker bağı

E) Oksijen bağları

19. Aşağıdakilerden hangisi memelilerin özelliklerinden biri değildir?

A) Sıcak kanlıdırlar

B) Dış döllenme görülür

C) İskeletleri kemikleşmiştir.

D) Kapalı dolaşım sistemi görülür

E) Değişken vücut ısısına sahip canlılardır.

20. Aşağıdakilerden hangisi çevrenin cansız (abiyotik) etmenlerinden biri değildir?

A) Işık B) Sıcaklık C) Üreticiler

D) İklim E) Su

II. YAZILI

[1] Organik moleküllerden bazıları aşağıdaki gibidir;

I. Glikoz

II. Riboz

III. Enzim

IV. B1 vitamini

Bunların hangileri karbonhidrattır?

A) Yalnız I B) Yalnız II

C) I ve II D) II ve III

E) III ve IV

[2] Aşağıdakilerden hangisinin kimyasal yapısında protein bulunmaz?

A) Hücre zarı

B) Kloroplast

C) Hücre çeperi

D) Hormon

E) Enzim

[3] A, D, E, K vitaminlerinin ince bağırsaktan emilmesi, aşağıdaki besinlerden hangisinin emilmesine bağlıdır?

A) Protein

B) Yağ

C) Su

D) Karbonhidrat

E) Madensel tuz

[4] Bitkisel bir hücrenin yapısında;

I. Protein

II. Glikoz

III. Glikojen

IV. Yağ

moleküllerinden hangileri bulunmaz?

A) Yalnız II B) Yalnız III

C) II ve III D) I, II ve IV

E) III ve IV

[5] Hücrelerde bulunan;

I. Nişasta

II. Maltoz

III. Sakaroz

IV. Protein

moleküllerinden hangilerinin yıkılmasıyla yapısal olarak tek çeşit monomer oluşur?

A) Yalnız I

B) I ve II

C) Yalnız IV

D) III ve IV

E) I, II ve III

[6] Bir tripeptid molekülünün oluşumu sırasında;

I. Üç peptid bağı kurulur.

II. Üç aminoasit kullanılır

III. Dört aminoasit kullanılır

IV. İki mol su açığa çıkar

ifadelerinden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I

B) Yalnız III

C) I ve III

D) II ve IV

E) I, III ve IV

[7] Enzimlerle ilgili olarak;

I. Mutlaka protein içerirler

II. Yapılarında mutlaka Koenzim vardır

III. Reaksiyonlarda katalizör görevi yaparlar

IV. Her enzimin etki edeceği substrat çeşidi bellidir

ifadelerinden hangileri yanlıştır?

A) Yalnız II

B) Yalnız III

C) Yalnız IV

D) I, III ve IV

E) I, II ve III

[8] Vitaminler canlı organizmalarda, en çok aşağıdaki amaçlardan hangisi için tüketilirler?

A) Solunumun ham maddesi

B) Hücre organellerinin yapı maddesi

C) Enzimlerin yardımcı kısmı

D) Alyuvarların esas maddesi

E) Sinir hücrelerinin yapı maddesi

[9] Bütün ribozomları çıkarılan bir bitki hücresinde;

I. Glikoz

II. Protein

III. Enzim

IV. Nişasta

moleküllerinden hangilerinin sentezi ilk önce durur?

A) Yalnız I

B) Yalnız III

C) II ve III

D) II ve IV

E) II, III ve IV

[10] Enzimlerin yapısına katılan molekül grupları aşağıdaki gibi isimlendirilir;

I. Koenzim

II. Apoenzim

III. Kofaktör

bir insanın hücresi bunlardan hangilerini daima kendisi sentezler?

A) Yalnız I

B) Yalnız II

C) Yalnız III

D) I ve III

E) I, II ve III

[11] Yapısında 454 tane peptid bağı bulunan bir protein molekülünün hidrolizinden en çok kaç çeşit aminoasit ortaya çıkar?

A) 455 B) 454

C) 20 D) 100

E) 12

[12] Aşağıda verilen hücresel yapılardan hangisi endoplazmik retikulumdan meydana gelmez?

A) Çekirdek zarı B) Mikrovillus C) Golgi D) Koful E)Lizozom

[13] Bitkilerde renk maddelerinin çözüneceği ve artık maddelerin depolanacağı ortamı oluşturan organel aşağıdakilerden hangisidir?

A) Koful

B) Mitokondri

C) Golgi

D) Endoplazmik retikulum

E) Kloroplast

[14] Hücredeki bazı organel ve yapılar kendilerine ait DNA’ları sayesinde bölünerek çoğalabilmektedirler. Buna göre;

I. Mitokondri

II. Nukleus

III. Ribozom

IV. Kloroplast

yapılarından hangileri bu özelliğe sahiptir?

A) Yalnız II

B) Yalnız III

C) II ve III

D) III ve IV

E) I, II ve IV

[15] I. Kromozom

II. Sentrozom

III. Mitokondri

IV. Çekirdek

Hücrede bulunan yukarıdaki yapılardan hangilerinin bölünerek çoğalması, hücre bölünmesi ile ilgili değildir?

A) Yalnız I

B) Yalnız II

C) Yalnız III

D) II ve III

E) I, II ve IV

[16] Gelişmiş organizasyonlu tipik bir bitki hücresinde aşağıdakilerden hangisinde verilenlerin her ikisi de bulunur?

A) Kromoplast ve sentrozom

B) Ribozom ve kloroplast

C) Kontraktil koful ve selüloz

D) Nişasta ve sindirim kofulu

E) Glikojen ve mitokondri

[17] Aşağıdakilerden hangisi, çok hücreli bir canlıdan alınmış ve mantar hücresi olmadığı belirlenmiş klorofilsiz bir hücrenin, bitki hücresi olup olmadığını kesin olarak gösterir?

A) Hücre zarının geçirgen olması

B) Hücrede Lizozom bulunması

C) Hücrede nişasta bulunması

D) Sitoplazmadaki CO2 miktarının çok olması

E) Hücrenin oksijen kullanması

[18] Memeli bir hayvana ait hücresel yapılarla, bu yapıların işlevi eşleştirilmiştir. Bu eşleştirmede hangisi doğru değildir?

A) Mitokondri à ATP sentezi

B) Golgi cisimciği à Polipeptid sentezi

C) Çekirdek à tRNA sentezi

D) DNA à mRNA sentezi

E) Ribozom à Protein sentezi

[19] I. Klorofil

II. Su

III. ATP

IV. Enzim

V. Karbondioksit

Yukarıdakilerden hangileri gelişmiş bitkilerin biyokimyasal reaksiyonları sırasında kullandıkları halde tüketilmezler?

A) Yalnız II

B) Yalnız IV

C) I ve IV

D) III ve IV

E) II, III ve V

[20] 2n = 44 olan bir bitki hücresindeki mitoz bölünmenin telofaz evresinden sonra, ilk olarak, aşağıdakilerden hangisi gerçekleşir?

A) Sitoplazmanın boğumlanması

B) 22 kromozomlu yavru hücrelerin oluşması

C) Kromozomların kendilerini eşlemesi

D) Kromatidlerin kısalıp kalınlaşması

E) İki çekirdek arasında orta lamel oluşması

[21] Mitoz hücre bölünmesi sırasında görülen bazı olaylar şunlardır;

I. Kromatidlerin kısalıp kalınlaşması

II. Çekirdek zarının erimesi

III. Kromatidlerin iğ ipliklerine tutunması

IV. Kardeş kromatidlerin birbirinden ayrılıp kutuplara doğru çekilmesi

V. Çekirdekçiğin kaybolması

Bu olaylardan hangileri çekirdek bölünmesinin anafaz evresinde gerçekleşir?

A) I

B) II

C) III

D) IV

E) V

[22] Mitoz bölünme geçirmekte olan bir hücrede;

I. DNA eşlenmesi

II. Sentrozom eşlenmesi

III. Kardeş kromatidlerin birbirinden ayrılması

IV. Kromatidlerin kısalıp kalınlaşması

V. Çekirdek zarının erimesi

olaylarından hangi ikisi aynı evrede gerçekleşir?

A) I ve III

B) II ve IV

C) III ve IV

D) IV ve V

E) II ve V

[23] Bir hayvanın deri hücresinde, mitoz bölünmenin profaz evresinde 32 kromatid sayıldığına göre, yumurta hücresinde kaç tane kromozom bulunur?

A) 32

B) 8

C) 64

D) 16

E) 128

[24] Bir RNA’nın yapısında bulunan,

I. Adenin bazı

II. Beş karbonlu şeker

III. İnorganik fosfat

moleküllerinden hangileri ATP’nin ve DNA’nın da yapısında bulunabilir?

A) Yalnız I

B) I ve II

C) I ve III

D) II ve III

E) I, II ve III

[25] 5X10-3 0A (Angström) kaç mm eder?

A) 5X10-10 mm

B) 5X10-9 mm

C) 5X10-12 mm

D) 5X10-7 mm

E) 5X10-6 mm

T. Eşref KARHAN

Telif Hakkı © 2001 [Ö.M.S.İ.Okulu]. Tüm Hakları Saklıdır.

Son düzeltme tarihi: 27/03/02.

koree

12 Temmuz 2007

Konu: Dna Nedir? Bir Dna Molekülünün Yapısı Ve Şekli:

Konu: DNA nedir? Bir DNA molekülünün yapısı ve şekli:

Çekirdek asitlerinin bulunuşu

Friedrich Miescher, 1869 yılında irinde ve sombalığında fosforca zengin, karbon, azot ve hidrojen içeren yeni bir organik bileşen olan “Çekirdek asitlerini” buldu. Biyologlar bu yeni maddenin kalıtsal şifrenin temeli olduğunu ancak 80 yıl sonra anlayabildi. Bu asitlerin yapı taşları da “Nükleotid” olarak adlandırıldı. 1953’te James Watson ve Francis Crick DNA’nın modelini tahmin ederek, kalıtsal bilginin taşınmasını ve kendisini eşlemesini açıkladılar. Biyolojik bilgilerin DNA’dan, RNA aracılığı ile, dönüşsüz olarak proteine bilgi aktarımı şeklinde olması “Sentral Dogma” olarak adlandırıldı.

DNA’nın yapı taşları

Nükleotidler nükleik asitlerin monomerleridir. Yapılarında şu moleküller bulunur:

a) Azotlu organik baz: Halka sayısına göre ikiye ayrılır:

Pürinler: İki halkalı bir yapıya sahiptir. Adenin (A), Guanin (G).

Primidinler: Tek halkalı bir yapıya sahiptir. Sitozin (S), Timin (T), Urasil (U).

b) Beş karbonlu şeker: Nükleik asitlerde riboz (C5H10O5) ve deoksiriboz (C5H10O4) olmak üzere iki çeşit şeker bulunur.

c) Fosforik asit (H3PO4): Fosforik asit diğer bir moleküle bağlanırken OH- gruplarından birini kaybeder ve fosfat grubu adını alır.

DNA’nın molekül modeli:

Şekil 1. Şekil 1 Watson-Crick modeli.

4.DNA’nın Replikasyonu:

Hücreler iki yeni hücre oluşturmak üzere bölünecekleri zaman, genom kendini eşler ve DNA’nın kendini eşlemesi (replikasyon) adını verdiğimiz bu olay hücre çekirdeğinde gerçekleşir. Öncelikle baz çiftleri arasındaki zayıf bağlar açılır, iki iplik birbirinden ayrılır. Her iplik üzerinde eşleme yapılır ve yeni oluşan iplikler kalıp olarak kullandıkları ipliğin tamamlayıcısı olurlar ve bu şekilde oluşan iki yeni çift sarmal, orjinal sarmalın tam kopyasıdır.

5.Ribonükleik asit:

a) Messenger RNA (mRNA):

DNA kalıbı üzerinde sentezlenir. Bu olaya transkripsiyon denir. mRNA’ya sentezlenecek protein bilgisi aktarılır. mRNA’da komşu üç nükleotide kodon denir. her kodon bir amino asidi şifreler. mRNA DNA’dan aldığı genetik şifreyi ribozomlara götürüp protein sentezinde görev yapar.

b) Transfer RNA (tRNA):

mRNA’dan aldığı bilgi doğrultusunda sitoplazmadaki amino asitleri ribozoma taşır ve proteinin sentezlenmesini sağlar. Her tRNA’da mRNA’daki kodonları okuyacak ve ona uyacak bir antikodon bulunur. Üç nükleotitten meydana gelir. tRNA’da diğerlerinden farklı olarak A ile U, G ile S eşleşir.

c) Ribozomal RNA (rRNA):

Ribozomların yapısına katılır. DNA tarafından sentezlenen rRNA çekirdekçikte depolanır. Ribozomların alt birimleri oluşurken buradan alınıp kullanılır.

KAYNAKLAR:

1.Yaşamın temel kuralları-Prof. Dr. Ali DEMİRSOY (sf. 410-420)

2.Moleküler Biyoloji-Prof. Dr. Zafer BAHÇECİ (sf. 33,37,38)

3.Temel Britannica-Cilt 9 (sf. 281)

4.Sonuç Dershanesi-Biyoloji (sf. 232-235)

5. http://www.metu.edu.tr/home/wwwgenom/bilgiler.htm

6. http://www.genetikbilimi.com/genbilim/dnanedir.html

12 Temmuz 2007

Fats And Lipids

Fats and Lipids

Lipids are a group of organic compounds that are insoluble in water. They include fats, phospholipids, waxes, steroids, and certain vitamins. Lipids have two particularly important functions in living organisms: they are used to make the selectively permeable membranes that surround cells and cell organelles; and they are used to store energy.

Fats

Fats (triglycerides) are used to store energy, lubricate the skin, insulate against the cold, and to cushion or protect certain organs. While carbohydrates and proteins each provide 16–17 kilojoules of energy per gram, 1 gram of fat provides 37 kilojoules. This means that more energy can be stored in the body as fat than by the same weight of carbohydrate or protein.

Structure

Fat molecules are made of the elements carbon, hydrogen, and oxygen. Each consists of a glycerol (C3H8O3) subunit joined to three fatty acid subunits. The glycerol unit is the same in all fats, but the fatty acids can vary, resulting in fats with different properties.

Fatty acids contain a carboxyl group (COOH) attached to a long chain of carbon and hydrogen atoms (a hydrocarbon chain). The fatty acids are joined to glycerol molecules by a type of reaction called condensation, which results in the production of a three molecules of water (H2O). The reverse reaction, called hydrolysis, occurs when fats are broken down during digestion.

Diagram 1

This condensation reaction shows how three fatty acids and one glycerol molecule can join together to make a single molecule of fat.

Saturated and Unsaturated Fats

In Diagram 1, the carbon atoms in the fatty acids are joined by single bonds, and each is joined to the maximum possible number of hydrogen atoms. The resulting fat molecule is described as saturated. In some fats the fatty acid subunits contain some double bonds between carbon atoms, which reduces the number of hydrogen atoms present. Such fats are called unsaturated. The double bonds in unsaturated fats produce kinks in some of the fatty acid side-chains, which reduces the tendency of the fat to solidify. Such fats are usually oils, and are liquid at room temperature.

Human food contains three types of fat: saturated fats (found mostly in meat and dairy products); monounsaturated fats (found in olive oil and avocados); and polyunsaturated fats (found in fish and vegetable oils). Monounsaturated fatty acids contain a single double bond between carbon atoms, and polyunsaturated fatty acids have two or more double bonds. Unsaturated fats can be converted to saturated fats by an chemical process called hydrogenation, which adds hydrogen atoms to the carbon chain in place of any double bonds. This causes vegetable oils to solidify, and is used in the manufacture of margarine.

Phospholipids

Phospholipids are similar to fats, but one of the fatty acid side-chains is replaced by a phosphate group (PO4). The phosphate group is polar (hydrophilic), which means that it can dissolve in water. In contrast, the fatty acid chains are nonpolar (hydrophobic), and are repelled by water. This property enables phospholipids to form the bilayer structure found in cell membranes. This consists of two parallel sheets of phospholipids arranged so that all the polar groups are on the outside, and all the nonpolar groups in the middle.

Diagram 2: An Unsaturated PhospholipidMolecule

This diagram shows the molecular structure of a phospholipid molecule from a cell membrane. Note the double bond in one of the fatty acid chains, which produces a kink in the molecule. The fatty acids are shown here shortened; in reality, they are about three times longer.

Other Lipids

Lipids have other uses besides being membrane components and providing a form of energy storage. Waxes, for example, are large lipid molecules that provide a waterproof covering on skin, fur, leaves, fruits, and the cuticle (outer coat) of insects. Steroids are fat-soluble compounds made of carbon rings. The best-known steroids are the sex hormones testosterone, oestrogen, and progesterone, and their precursor cholesterol. Cholesterol also plays an important role in cell membranes, where it helps to maintain fluidity. Related to the steroids are another group of lipids, called terpenes, which are slightly smaller. These include the fat-soluble vitamins A, E, and K.

Copyright © 1994, 1997 Dorling Kindersley

12 Temmuz 2007

Gözün Kısımları

GÖZÜN KISIMLARI

Göz, iç içe geçmiş üç tabakayla çevrelenmiştir. Sert tabaka da denilen dış tabaka beyaz ve serttir. Gözü en dıştan saran koruyucu tabakadır. Beyaz renkli kısmına göz akı denir. Sert tabaka gözün ön kısımlarında dışbükey bir hal alarak saydamlaşır. Buna kornea ya da saydam tabaka denir. Damar tabaka koyu renktedir ve burada sık kan damarları vardır. Sert tabakanın altında yer alan damar tabaka, gözün ön kısımlarına kadar uzanır ve korneanın altında, göz bebeğinin orta kısmında çeşitli renkli, iris denen dairesel bir organ halini alır. Işınların göze giriş deliği olan gözbebeği, ışık yoğunluğuna göre daralıp genişleme özelliğine sahiptir. Göz bebeği irisin ortasındadır; çapı 2mm ile 8mm arasında değişebilir. İç tabaka olan ağ tabaka (retina) ışığa karşı çok duyarlıdır. Işık uyarılarını alan çomak hücreler, renklere duyarlı konik hücreler ve görme sinirleri bu tabakadadır. Konik hücrelerin duyarlılığı az ışıkta azalır. Bu nedenle az ışıkta renkleri fark edemeyiz.

Görme sinirlerinin göze girdiği yer duyarlı değildir. Buraya kör nokta denir. Kör noktanın üst kısmında sarı benek bulunur. Işık ve renk uyarılarını alan hücrelerin yoğun olarak bulunduğu bu nokta renkleri çok iyi ayırt edebildiği halde yanda kalanların karartıları görülür.

BU KISIMLARIN GÖREVLERİ

Çeşitli renkte olabilen irisin arkasında bir mercek bulunur.

Gözün her bölümünün bir görevi vardır. Dış tabaka gözü korur, ışığın göze girmesini sağlar. Damar tabaka onu besler ve görüntüyü düzenler. Ağ tabaka ise görüntülerin düzenlenmesine yardımcı olur; yani kendine ulaştırılan

görüntüleri toplar ve beyne ulaştırır.

GÖZ MERCEĞİ

İris ve göz bebeğinin arkasında bulunur. ince kenarlı bir mercektir. Göz billuru da denir. Görüntünün sarı lekeye düşürülmesi(göz uyumu) için incelip şişkinleşerek ışığı kırar. Saydam ve elastik bir madde olan göz merceği, gözün içini ön ve arka odalar olmak üzere ikiye ayırır. Bu odaların içi sıvıyla kaplı olup bunlardan ilki, irisin önünü tül gibi kaplayarak onu korur. Daha koyu ve jelatine benzer bir sıvıyla kaplı olan diğer oda irisin arka kısmını korur.

GÖRME OLAYI

Bir cismin görülebilmesi için bu cisimden göze ışınlar gelmesi gerekir. Bu ışınlar:

Işık kaynaklarından doğrudan doğruya,

Işık kaynağı olmayan cisimlerden de, başka ışık kaynaklarından aldıkları ışınları yansıtarak gelir.

Göze gelen ışınlar, gözün saydam kısımlarından (saydam tabaka, ön oda, göz bebeği)kırılarak geçip göz merceğine ulaşırlar.

Göz merceği de bu ışınları birbirine yaklaştırarak kırar ve normal bir gözde cismin görüntüsünü retina üzerine düşürür.

Görme sinirleri bu uyartıları alarak, beynin arka lopları üzerinde bulunan görme merkezine iletir.

Görme merkezindeki hücreler faaliyete geçerek cismin düz ve renkli görüntüsünü oluşturur.

İnsan gözü, kırmızı ve mor arsındaki tüm renklere duyarlıdır.

GÖZ UYUMU

Göz merceğinin, odak uzaklığını değiştirerek(şişkinleşip, incelerek) cismin net görüntüsünün retina üzerine düşmesini sağlamasına göz uyumu denir.

Göz merceği, yakında bulunan bir cismin net görüntüsünü retina üzerine düşürmek için mercek kasları tarafından kasılarak şişkinleşir ve odak uzaklığını küçültür.

Uzakta bulunan bir cismin görüntüsünün retina üzerine düşmesi için de kasların gevşemesiyle incelen merceğin odak uzaklığı büyür.

Normal bir göz, sonsuzla 25cm arasında bulunan cisimlerin hepsini net olarak görür.

Göz, ışığa duyarlı plakası retina olan bir fotoğraf makinesine benzer.

FOTOĞRAF MAKİNESİ İLE GÖZ ARASINDAKİ BENZERLİK

Fotoğraf makinesinin objektifini oluşturan ince kenarlı mercek sistemi yerine gözde; saydam tabaka, ön oda, arka oda ve göz merceği vardır.

Fotoğraf makinesinde görüntüler duyarlı cam veya film üzerine kaydedilirken, gözde, görüntüler retina üzerine düşürülür.

Fotoğraf makinesinin objektifini açıp kapatan kapakların yaptığı görevi, gözde, göz kapakları yapar.

Fotoğraf makinesindeki karanlık odaya karşılık ise gözde, göz boşluğu bulunur.

Fotoğraf makinesinde duyarlı film ile objektif arasındaki uzaklığı ayarlayan sistemin yerine, gözde, merceğin odak uzaklığını ayarlayan mercek kasları vardır.

GÖZÜN YARDIMCI BÖLÜMLERİ

Göz kapakları,göz yuvarlarının önünde bulunur ve açılıp kapanarak, gözyaşı bezlerinin salgıladıkları sıvıyı gözün yüzeyine yayarlar. Göz kapaklarını hareketi istemsiz bir şekilde yani kendiliğinden oluşur. Ani veya şiddetli ışık karşısında hemen kapanarak gözleri kapayan göz kapakları, yine uyuduğumuz zamanda kapanarak gözlerimizin dış etkilerden korunmasını sağlar.

Kirpikler, göz kapaklarının uçlarında bir sıra halinda olup, gözü fazla ışıktan, hava cereyanlarından, özellikle de tozlardan korur.

Kaşlar, alına dökülen terlerin göze girmesini engeller.

Gözyaşı bezleri,gözyaşı dediğimiz tuzlu bir yapı salgılar. Göz kapaklarının ve göz yuvarlarının hareketini kolaylaştıran bu sıvı, göze yabancı bir maddenin kaçması sonucu, üzüntü ve sevinç duygusu gibi nedenlerle daha da artar. Bu durumda bir kısmı dışarıya taşındığı gibi,bir kısmı da ince bir kanal vasıtasıyla burun deliklerine akar. Ağlayan bir insanın sık sık burun silme gereği duymasının nedeni budur. Ayrıca gözyaşının içinde mikrop kapmayı önleyen dezenfekte edici bir madde de bulunur.

Göz kasları, göz yuvarlarını, başımızı hareket ettirmeden, bulunduğu yerde çevirmeye yarar. Bunlar gözü yukarıya, aşağıya ve yanlara çevirici olmak üzere üç çeşittir.

GÖZ KUSURLARI

Miyop

Hipermetrop

Astigmat

Şaşılık

Renk körlüğü ve

Prespit adı verilen göz kusurlarıdır.

12 Temmuz 2007

Hücre Bölünmeleri

HÜCRE BÖLÜNMELERİ

Hücreler ya canlıların büyüyüp gelişmesi, rejenerasyonu ve dokularının yenilenmesi ya da üreme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla bölünür. Bölünmelere detaylarıyla geçmeden önce hücrelerin niçin bölündükleri konusundaki görüşlere yer verelim. Hücre, büyüklük bakımından belirli bir sınıra ulaştığı zaman, kuramsal olarak ikiye bölünmesi gereklidir. Çünkü hücre genel olarak bir küre şeklinde düşünülürse, büyümede hacim yüzey orantısı r3 / r2 ‘dir. Yani hacim yarıçapın küpüyle artarken, yüzeydeki büyüme yarıçapın karesine bağımlı kalır ve bir süre sonra hücrenin yüzeyi gerek besin alış verişini gerek artık maddelerin atılımını ve gerekse gaz alış verişini bütün hücreye sağlayamayacak duruma gelir ve hücre, yüzeyini artırmak amacıyla bölünmeye başlar. Ayrıca büyüyen hücrede sitoplazma çekirdek oranı arttığından ve çekirdeğin etki alanı sınırlı olduğundan bu durum hücreyi ölüme sürükleyebilir, dolayısıyla hücreyi bölünmeye zorlar. (Bu fikri 1908 yılında ilk defa HERTWIG ortaya atmıştır.) hücrenin içine yapay olarak iki çekirdek yerleştirildiğinde ya da çekirdek içindeki kromozom sayısı iki katına çıkarıldığında, hücrenin hacmi normal büyüklüğünün iki misli olabilir. Bu, çekirdeğin sınırlı bir etkiye sahip olduğunu kanıtlar. Uygun x-ışınına tutulan hücrelerde kalıtsal materyal çoğalması olur; fakat bölünme meydana gelmez ve sonuçta hücre büyümesiyle birlikte hızlı hücre çoğalması da görülür (kanserleşmede olduğu gibi). Bölünecek büyüklüğe ulaşan amipin (normal olarak iki günde bir bölünür) protoplazmasından bir miktar kesersek (100 gün süreyle) bölünme durur ve tekrar büyümeye başlar. Bu uygulama sonsuz olarak sürdürülürse, amip, bölünmeden hayatta kalabilir.

Bölünmeye başlayan bağ doku hücrelerinin çapı yaklaşık % 12 kadar artar. Buna karşın büyüklüğü sınırlandırılmış hücrelerde büyüme durur.

Bir hücreli canlılarda mitoz aynı zamanda üremeyi sağlar. Her canlıda ve aynı bireyin farklı dokularındaki hücrelerin mitozla bölünme hızı tamamen farklıdır. Örmeğin bağırsak mukozasındaki, epidermisteki, kan hücrelerini üreten dokulardaki hücrelerin sürekli bölünmesine karşılık, diğer dokuların hücreleri belirli zamanlarda, sinir ve retina hücreleri ise 20-25 yaşın üstünde (insanda çoğunluk ana karnında 4. aydan itibaren sonra) hiç bölünmez.

Mitoz bölünmenin amacı ana hücredeki kalıtım materyalinin eşit şekilde yavru hücrelere verilmesidir. Bir hücrelilerdeki amitoz bölünmede, hem iğ iplikleri işe karışmaz hem de kalıtım materyali yavrulara büyük bir olasılıkla eşit verilmez. Mitoz bölünme sürekli bir olay olmasına karşılık, izlemede ve anlamada kolaylık olsun diye evrelere ayrılarak incelenir. Dinlenme sırasında, kromozomlar boyanmaz. DNA miktarı 2n’dir (G1-Evresi). Daha sonra DNA kendini eşler. DNA miktarı 4n’dir. İnce kromatid iplikler şeklinde boyanırlar (S-Evresi). Üçüncü evre koyu boyanan kromozomlara sahip, 4n’li evredir (G2-Evresi). Son evre ise mitoz bölünmeni gerçekleştiği ve kromozom sayısının 2n’e indiği evredir (M-Evresi). Hücredeki tüm yapıların birleşerek, daha sonra iki yavru hücreye verilmesini sağlayan bu döngüye hücre döngüsü denir.

Bitki ve hayvanlarda hücre döngüsünün tamamlanması yaklaşık 20 saat kadar sürer. Bu sürenin yaklaşık bir saati mitoz bölünmeye ayrılmıştır. Geri kalan süre interfazdaki büyüme için kullanılır. en uygun beslenme ve sıcaklık koşullarında dahi, herhangi bir hücre çeşidinin bölünme süresi sabittir. Uygun olmayan koşularda bu süre uzayabilir. Fakat her hücrenin optimumdan daha hızlı büyümesini hem de optimumdan daha hızlı döngüsünü sağlamak olanaksızdır. bundan şu sonuca varabiliriz; her hücrenin döngü süresi kusursuz bir zamanlamayla gelişecek şekilde programlanmıştır. Bu program iki aşamada yürütülür. İlkinde kromozomlardaki kalıtsal materyal iki katına çıkarılır, ikincisinde ise hücrenin diğer organelleri çoğaltılır.

Döllenmiş yumurtalarda bölünme, alışılmışın tersine bir saatte ya da daha az bir süre içerisinde tamamlanır. Çünkü yumurta hücresine, yumurtanın olgunlaşması sırasında her çeşit molekülden bol miktarda verilmiştir. Böylece yumurta hücresi hızla bölünerek gittikçe daha küçük hücreleri yapar. Bunlardaki hücre döngüsünde büyüme evresi yoktur, yalnız bölünme için hazırlık yapılır. Bu nedenle yaklaşık bir saatte bir bölünebilir.

MAYOZ BÖLÜNME

Bütün döllerde kromozom sayısının değişmez kalabilmesi için (sperm ve yumurtanın birleşmesinden kromozom sayısı iki katına çıkacağından dolayı) farklı bir hücre bölünmesi gelişmiştir. Mayoz bölünme ismini alan bu tip bölünmede, kromozom sayısı yarıya indirgenir. Mayoz bölünmenin sonunda meydana gelen gametler diğer vücut hücrelerinin aksine n sayıda kromozom taşır (bazı bitkilerde ve bir hücrelilerde bireyin kendisi yaşantısı boyunca haploid kromozomlu olduğundan mayoz bölünmeye gerek kalmaz). Normal olarak soma hücrelerinde 2n kromozomlardan homolog olanlar, boyuna, sinaps dediğimiz aralıklarla birbirinin yakınında uzanırlar. Bu homolog kromozomların her biri ayrı bir kutba giderek, yalnız bir tanesinin bir gamete verilmesi sağlanır. Homolog kromozomlar aynı büyüklüğe ve şekle, keza benzer kalıtsal faktörlere sahiptir. Gerek yumurta gerekse sperm oluşumu son iki hücre bölünmesine kadar aynı kurallara göre yürütülür. Daha sonra spermatogenezis (sperm oluşumu) ve oogenesiz (yumurta oluşumu) farklı şekilde meydana gelir.

Mayozda da mitoz gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evre vardır. Bu evreler arada interfaz olmaksızın peş peşe iki kez gerçekleşir ve sonuçta dört yavru hücre meydana gelir. Mayoz bölünme ile mitoz bölünme arasındaki en büyük farka profazda rastlanır.

İnterfaz

Bölünmeye hazırlık evresidir. Mitozdaki interfaza benzemekle birlikte hücrelerin mitozdaki gibi büyüklüklerinin ve hacimlerinin artması gerçekleşmez.

Profaz-I

Kromozomlar kısalıp kalınlaşmaya başlarken, anadan ve babadan gelen homolog kromozomlar sinaps halinde ya yan yana parelel uzanırlar ya da birbirinin üzerine kıvrılırlar. Kısalma sonucunda kromozomlar mitozdaki gibi görülmeye başlar. Her kromozom iki kromatitten yapıldığından, homolog kromozomlar dörtlü demetler halinde görülür, bu görünüşe tetrat denir. Canlının vücudunda homolog kromozom kadar tetrata rastlanılır (insanda 23 tane). Kromozomların sentromerleri ayrılmamıştır. 4 kromatid için iki sentromer vardır.

Ayrıca mitozdan farklı olarak bu evrede tetratlar arasında parça değişimi gerçekleşir. Krossing-over denilen bu parça değişimi tür içinde çeşitliliği sağlar. Bu evrenin sonunda çekirdek zarı parçalanarak kaybolur.

Metafaz-I

Çekirdek zarının parçalanması sona ermiş, sentrozomlar kutupulara çekilmiş ve iğ iplikleri ortaya çıkmıştır. Sentromerleri çift olan tetratlar ekvatoral düzlem üzerine dizilir.

Anafaz-I

Bu evrede tetratlar ikiye ayrılarak kutuplara giderler. Ana ve babadan gelen kromozomlar rasgele olarak birbirlerinden ayrılırlar (özelliklerimizin bazılarının anadan bazılarının babadan geçmesinin nedeni). Bu evrede kromozom sayısı indirgendiğinden kutuplara taşınan yani oğul hücrelere geçecek olan kromozom sayısı vücut hücrelerinin kromozom sayısının yarısı kadardır.

Telofaz-I

Hücrenin iki kutbunda bulunan kromozomlar uzayıp incelmeye başlar. Etraflarında çekirdek zarı oluşur. Sitoplazmanın boğumlanmasıyla da haploid sayıda kromozoma sahip iki yavru hücre oluşur.

Buraya kadar geçen olaylar mayoz-I olarak adlandırılır. Bundan sonra mitozdakinin aksine arada interfaz evresi olmaksızın profaz-II’nin başlamasıyla mayoz-II başlar. Mayoz-II mitoz bölünmenin hemen hemen aynısıdır. Hücrelerdeki haploid kromozom sayısı korunarak profaz-II, metafaz-II, anafaz-II ve telofaz-II gerçekleşerek mayoz bölünmenin sonunda n kromozom sayısına sahip 4 yavru hücre meydana gelir.

12 Temmuz 2007

Mantarlar

MANTARLAR

Mantarların bitkisel yapıları nasıldır?

Zehirli ve zehirli mantarlar nasıl ayırt edilir?

Mayalanma nedir?

Bira mayası nasıl çoğalır?

Mantarın kısımları nelerdir?

Bazitli mantar nedir?

CEVAPLAR

Mantarların bitkisel yapıları basittir.

Bitkisel yapılarıyla ayırt edilir.

Bira mayası şekerli su içinde şekerin alkol ve karbondiokside dönüşmesini sağlar. Bu olaya mayalanma denir.

Bölünerek , tomurcukla ve sporla ürer.

Şapka , lameller , sap , miselyum , primesyum ve volva bulunur.

Eğer spor kesesi eldiven parmağı gibi dışarıya doğru çıkıntılar oluşturursa bu tip mantara bazitli mantar denir.

12 Temmuz 2007

Mayoz Bölünme

Mayoz Bölünme

Bütün döllerde kromozom sayısının değişmez kalabilmesi için (sperm ve yumurtanın birleşmesinden kromozom sayısı iki katına çıkacağından dolayı) farklı bir hücre bölünmesi gelişmiştir. Mayoz bölünme ismini alan bu tip bölünmede, kromozom sayısı yarıya indirgenir. Mayoz bölünmenin sonunda meydana gelen gametler diğer vücut hücrelerinin aksine n sayıda kromozom taşır (bazı bitkilerde ve bir hücrelilerde bireyin kendisi yaşantısı boyunca haploid kromozomlu olduğundan mayoz bölünmeye gerek kalmaz). Normal olarak soma hücrelerinde 2n kromozomlardan homolog olanlar, boyuna, sinaps dediğimiz aralıklarla birbirinin yakınında uzanırlar. Bu homolog kromozomların her biri ayrı bir kutba giderek, yalnız bir tanesinin bir gamete verilmesi sağlanır. Homolog kromozomlar ayni büyüklüğe ve sekle, keza benzer kalıtsal faktörlere sahiptir. Gerek yumurta gerekse sperm oluşumu son iki hücre bölünmesine kadar ayni kurallara göre yürütülür. Daha sonra spermatogenezis (sperm oluşumu) ve oogenesiz (yumurta oluşumu) farklı şekilde meydana gelir.

Mayozda da mitoz gibi profaz, metafaz, anafaz ve telofaz diye dört evre vardır. Bu evreler arada interfaz olmaksızın peş peşe iki kez gerçekleşir ve sonuçta dört yavru hücre meydana gelir. Mayoz bölünme ile mitoz bölünme arasındaki en büyük farka profazda rastlanır.

Interfaz

Bölünmeye hazırlık evresidir. Mitozdaki interfaza benzemekle birlikte hücrelerin mitozdaki gibi büyüklüklerinin ve hacimlerinin artması gerçekleşmez.

Profaz-I

Kromozomlar kısalıp kalınlaşmaya baslarken, anadan ve babadan gelen homolog kromozomlar sinaps halinde ya yan yana paralel uzanırlar ya da birbirinin üzerine kıvrılırlar. Kısalma sonucunda kromozomlar mitozdaki gibi görülmeye baslar. Her kromozom iki kromatitten yapıldığından, homolog kromozomlar dörtlü demetler halinde görülür, bu görünüşe tetrat denir. Canlının vücudunda homolog kromozom kadar tetrata rastlanılır (insanda 23 tane). Kromozomların sentromerleri ayrılmamıştır. 4 kromatid için iki sentromer vardır.

Ayrıca mitozdan farklı olarak bu evrede tetratlar arasında parça değişimi gerçekleşir. Crossing-over denilen bu parça değişimi tür içinde çeşitliliği sağlar. Bu evrenin sonunda çekirdek zari parçalanarak kaybolur.

Metafaz-I

Çekirdek zarının parçalanması sona ermiş, sentrozomlar kutuplara çekilmiş ve iğ iplikleri ortaya çıkmıştır. Sentromerleri çift olan tetratlar ekvatoral düzlem üzerine dizilir.

Anafaz-I

Bu evrede tetratlar ikiye ayrılarak kutuplara giderler. Ana ve babadan gelen kromozomlar rasgele olarak birbirlerinden ayrılırlar (özelliklerimizin bazılarının anadan bazılarının babadan geçmesinin nedeni). Bu evrede kromozom sayısı indirgendiğinden kutuplara taşınan yani oğul hücrelere geçecek olan kromozom sayısı vücut hücrelerinin kromozom sayısının yarısı kadardır.

Telofaz-I

Hücrenin iki kutbunda bulunan kromozomlar uzayıp incelmeye baslar. Etraflarında çekirdek zari oluşur. Sitoplazmanın boğumlanmasıyla da haploid sayıda kromozoma sahip iki yavru hücre oluşur.

Buraya kadar geçen olaylar mayoz-I olarak adlandırılır. Bundan sonra mitozdakinin aksine arada interfaz evresi olmaksızın profaz-II’nin başlamasıyla mayoz-II baslar.

Mayoz-II

Başlıca iki büyük dönemdedir.

1-Çekirdek bölünmesi

2-Sitoplazma bölünmesi

Çekirdek Bölünmesi:

4 Dönemden oluşur.

1-Profaz II :

-Profaz 1 deki ve profazdaki tüm olaylar gerçekleşir.

-Tetrat,sinapsis ve crossing-over görülmez.

2-Metafaz II :

-İkili kromatitler hücrenin ekvator düzleminde sıralanırlar.

3-Anafaz II :

-Kromatitler ikiye ayrılarak birer birer zıt kutuplara çekilir.

4-Telofaz II :

-Kutuplara çekilmiş tekli kromatitler(kromozomlar)kromatin iplik haline dönüşür.

-Etrafında çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur.

2-Sitoplazma Bölünmesi:

Hayvansal hücrelerde;

Çekirdek bölünmesi tamamlandıktan sonra sitoplazma ortadan boğumlanarak ikiye bölünür ve iki hücreden tekrar iki ayrı hücre oluşmuş olur

Bitkisel hücrelerde:

Oluşmuş olan iki tane iki çekirdekli hücrelerin ortalarında bir orta lamel(ara lamel) oluşur ve hücre duvarlarına kadar ulaşır.Dolayısıyla birbirine bitişik iki hücreden tekrar iki hücre oluşur

MAYOZ BÖLÜNME SONUCUNDA n KROMOZOMLU 4 HÜCRE (GAMET)OLUŞUR.

12 Temmuz 2007

Rna-dna

RNA-DNA

RİBONÜKLEİK ASİT (RNA)

RNA’lar ribonukleotitlerinbirbirlerine bağlanması ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kıyaslandığı zaman boyları daha kısadır. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadırlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sınıf RNA’ya rastlanmaktadır. Bunlar mesencır RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dır. Bütün RNA’lar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül ağırlığına sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.

MESENCIR RNA (mRNA)

DNA’da saklı bulunan genetik bilginin, protein yapısına aktarılmasında kalıplık görevi yapan aracı bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNA’dan aldığı genetik şifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sırasını tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adı verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10.000 farklı mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunların her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.

TRANSFER RNA (tRNA)

tRNA’lar da ribonukleotidlerin polimerize olması ile meydana gelmiş, çok kıvrımlar gösteren ve tek zincirli yapıya sahip bir RNA çeşididir. tRNA’lar yonca yaprağına benzeyen üç boyutlu yapılarında yer yer çift sarmallı bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayısı 70 ile 99 arasında, molekül ağırlığı ise 23.000 ile30.000 dalton arasında değişmektedir. Doğada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadır. tRNA’lar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarına bağladıkları amino asiti, ribozoma tutunmuş mRNA’nın taşıdığı kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA’lar üç bazdan meydana gelen antikodon adı verilen uçları ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adı verilen bölgeye geçici bağlanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki şifreye göre doğru bir şekilde dizilmelerini temin etmektedir.

RİBOZOMAL RNA (rRNA)

rRNA’lar ribozomların ana yapısal elementi olup yaklaşık olarak ribozom ağırlığının % 65′ini teşkil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çeşit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çeşit rRNA bulunmaktadır. Ribozomal RNA’lar ribozomların yapı ve fonksiyonlarında önemli rpller oynamaktadır.

Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çeşit RNA daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)’lardır. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleridir. İkincisi ise küçük nuklear (snRNA)’dır ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese uğraması esnasında ortaya çıkmaktadırlar.

DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT (DNA)

Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir.

Genler, DNA‘daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunluk kromozomların içersinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom dışı genetik sistem, olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nukleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.

1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir. Ayrıca TMV (tütün Mozaik Virusu) üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.

Bir başka önemli bulguda Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir türe ait DNA nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan nukleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğunun saptanmasıdır.. Yani Chargaff kuralı‘na göre doğal DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine oranı daima 1’e eşittir. (A/T=1 ve G/C=1).

İşte Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına ait bir model geliştirdiler. Bu modele göre, bir çok sorunun açıklanması yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına Nobel Ödülü verildi.

Bu modele göre;

DNA molekülü, heliks (=sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Kollarını, yani merdivenin kenarlarını, şeker (deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur; her zaman Guanin (G), Sitozin’in (C ya da S); Adenin (A), Timin’in (T) karşısına gelir. Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağları, hemde diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (Riboz), glikozidik bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşıdıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin, Sitozin,Timin).

DNA molekülü kendini oluşturan nukleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir. İnsanda bu zincirin uzunluğu açıldığında 2 metreye kadar varabilir. Bütün halinde eldesi zincirin hassas ve kırılgan yapısından ötürü çok güçtür.

İki polinükleotid zincirin şeker fosfat omurgaları, ortak bir eksen çevresinde eşit çaplı ve sağ yöne doğru dönümler meydana getirir. Nükleotidlerin bazları molekülün omurgasının iç kısmında bulunur. Bazların konumları sarmalın eksenine 90 derece açı yapacak şekilde konumlanmıştır. Birbirine komşu baz çiftlerinin dönümleri arasındaki uzaklık 3,4A dür. Ayrıca her baz çifti komşusuna 36 derecelik açı yapacak şekilde yerleşmiştir. Buna göre, yaklaşık 10 baz çifti 360 derecelik tam bir dönümü tamamlayacağından, her dönümün boyu 34A dür.

İki polinükleotid zincirdeki nukleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bagları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olmadığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirlerinden ayrılabilmektedir. DNA nın kendi kopyasını yapması ve gen anlatımı, nukleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşmektedir.

Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir. Kovalent ester bağları veya fosfodiester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Fosfodiester bağlarının varlığı DNA molekülünün tek zincirli yapı halinde iken bile dayanıklı ve stabil yapıda olmasını sağlar. Genetik mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir.

Nukleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın oımurgadaki PO4(fosforik asit) grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır.

Hidrojen bağları daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı arasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelinini andıran, uygun nukleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nukleotidlerin dizilişi,karşı kolda bulunan nukleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.

DNA molekülünün en önemli özellik iki polinükleotid zincirin birbirinin tamamlayıcısı olmasıdır. Pozitif (+) ve negatif (–) iki polinukleotid zincirlerinin tamamlayıcılık özelliği,genetik materyalin işlevlerini doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklanması açısından DNA’nın en önemli temel özelliklerinin başında gelir.

DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir. Protein sentezi ve Dna replikasyonu (kendi kopyasını oluşturması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA’nın iki zinciri, birbirine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile, nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon). Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir (renatürasyon).

Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleotidlerin yerine başka nukleotid veya nukleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar.Bu mutasyonların tek zincirli RNA molekülünde oluşma olasılığı çift zincirli DNA molekülüne göre daha fazladır.Mutasyonların neticeleri ölümcül olabilir. Evrimsel gelişim içinde mutasyonların menfi yada müspet etkileri gözardı edilemeyecek noktadadır. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AIDS’in önüne geçilememesinin en geçerli nedeni genomu tek zincirli RNA olan virusun sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir..

12 Temmuz 2007

Sindirim Sistemi

SİNDİRİM SİSTEMİ

Yediğimiz besinler, vücudumuz için gerekli olan enerjiyi doğrudan sağlayamazlar.Önce kana gelip, sonra da hücrelere taşınmaları gerekir.

Besinlerin parçalanarak kana geçe bilecek hale gelmelerine SİNDİRİM denir.

Sindirim olayı SİNDİRİM SİSTEMİ tarafından gerçekleştirilir.Sindirim sistemi iki bölümdür:

Sindirim borusu

Sindirim bezleri

SİNDİRİM BORUSU

Sindirim borusu, sırayla aşağıdakilerden oluşur:

Ağız

Yutak

Yemek borusu

Mide

On iki parmak bağırsağı

İnce bağırsak

Kalın bağırsak

AĞIZ: Ağızda;

Dişler,

Dil,

Tükürük bezleri bulunur.

DİŞLER:Görevi ağızdaki yiyecekleri; kesmek, parçalamak ve öğütmektir.

DİŞLERİMİZİ SAYALIM

Yetişkinlerin çocuklardan daha fazla dişleri vardır.

Çocukların Dişleri: Çocukların ilk önce 20 dişi vardır.Gerideki azı dişleri daha sonra çıkar.

Yetişkinlerin Dişleri: Büyüklerin toplam 32 dişi vardır.Bunlar; 8 kesici diş, 4 köpek dişi, 8 küçük azı ve 12 büyük azı dişi bulunur.

Çocuklar ilk süt dişlerini aşağı yukarı yedi aylıkken çıkarmaya başlarlar.Üç yaşına geldiklerinde yirmi dişe sahip olmaları gerekir.Yetişkin dişleri yaklaşık altı yaşında ve süt dişleriyle aynı sırayı izleyerek çıkar.Azılarda o sırada görünmeye başlar. Hem altta hem üstte, her iki yan dada üçer azı dişi vardır.

BİR DİŞ KAYBETTİĞİMİZDE NE OLUR?

Çocukların ilk dişleri, yetişkin dişlerinin üzerine oturmuş durumdadır. Birkaç yıl içinde büyük dişleri bebek dişlerini dışarı iter. Bu yalnızca bir kez olur.Büyük dişlerimiz çıktığında onlara iyi bakmamız gerekir, çünkü onların altında gelecek yeni bir dizi diş daha yoktur.

HAYVANLARDA DİŞ DEĞİŞTİRİR

Atlar, aslanlar ve benzeri hayvanların hayatlarında bir kez, tıpkı insanlar gibi dişleri dökülüp yerine yeni dişler çıkar. Yetişkin dişleri büyüyerek bebek dişlerini dışarı doğru iter. İnsanlarda bebek dişleri kendiliğinden dökülmezse yeni dişlerin çarpılmaması için çekilmeleri gerekir. Yılanlar ve timsahlar hayatları boyunca birkaç kez diş değiştirebilirler.

NEDEN DİŞLERİMİZ ÇÜRÜR?

Dişlerimizin yüzeyi, vücudumuzda bulunan en sert madde olan mineyle kaplıdır.Bu tabakanın altında dentin

12 Temmuz 2007

Kuruluş Gerekçesi

Kuruluş Gerekçesi

1950 li yıllarda DNA molekülünün ikili sarmal yapısının aydınlatılmasıyla biyolojik bilimlerde yeni bir bakış açısı doğmuş,

moleküler biyolojinin temelleri atılmıştır. 1960 larda genlerin haritalarını çıkarmak ve kromozomların kimliklerini

belirlemek için yöntemler geliştirilmeye başlanmış, 1970 lerde ise birbiriyle ilişkisiz canlıların herbirinden izole edilen

genetik materyeller yeniden birleştirilerek bu canlıların genetik özelliklerinin değiştirildiği ve insanlık için ekonomik

fayda sağlar hale getirildiği genetik mühendisliği ya da rekombinant DNA teknolojisi geliştirilmiştir.

Bugün bütün dünyada genlerin tam yerlerini saptamak, kimliğini belirlemek ve biyolojik çeşitliliği oluşturan canlı

sistemlerdeki işlevleri üzerinde araştırmalarda bulunmak için yüzlerce, binlerce milyon dolar harcanmaktadır. Bu

araştırmaların sonucunda oluşturulan yeni biyoteknolojilerin insanlığa sağladığı ekonomik faydanın 100 milyar doları

aştığı çeşitli yayın organlarında belirtilmektedir. ABD, Japonya ve Avrupa Birliği ülkeleri gibi gelişmiş ülkelerde modern

biyolojinin ağırlık noktası moleküler biyoloji alanında öğretim ve temel araştırma olmuş, bundan sonra biyoteknoloji

ve biyolojinin diğer uygulamaları düzenli ve verimli olarak çalışmaya başlamıştır. Dolayısıyla moleküler biyoloji eğitimi

ve öğretimi biyolojinin farklı dallarında uzmanlaşmak için de gerekli ve zorunlu bir hale gelmiştir. Bu durum dikkate

alınarak dünyada birçok ülkede moleküler biyoloji eğitim, öğretim ve araştırma stratejileri geliştirilip uygulamaya

konulmuştur.

Türkiye’nin yukarıda sözü edilen temel alt yapı ve moleküler biyoloji bilgileri ile donatılmış şekilde yetişmiş moleküler

biyologlar hususunda çok büyük bir açığı olduğu gerçektir. Bu nedenle özellikle biyoteknolojik araştırma programları

oluşturulurken gereksinim duyulan yetişmiş insan gücünün sağlanmasıda güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Türkiye bu

alanda çağın gerisinde kalmamak için biyolojiye devrimci bir anlayışla bakan, eğitim-öğretim-temel araştırma ve

teknoloji kavramlarını entegre bir şekilde hayata geçirecek moleküler biyoloji bölümlerini üniversitelerinde oluşturmak

zorundadır. İ.T.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde kurulan, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü bu zorunluluk göz

önüne alınarak kurulmuştur.

İ.T.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde yer alması önerilen Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Programı

oluşturulurken ülkemizin aşağıda özetlenen gereksinimleri göz önüne alınmıştır:

a) İnsan sağlığının korunması ve temiz çevre oluşturulması için risk faktörlerinin belirlenmesine yönelik gereksinimler

b) Tarım ve ormancılık, gıda, endüstriyel biyoteknoloji sektörlerinin gereksinimleri

c) Çevre kirliliğinin önlenmesi ve ekosistemlerin korunması için olan gereksinimler

d) Genetik hastalıkların tanısı ve tedavisinde duyulan gereksinimler

Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü, 1998 yılında İ.T.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde programı büyük ölçüde

moleküler biyoloji ve genetik ağırlıklı olan Biyoloji Bölümü olarak kurulmuş ve bu bölüme 1999 yılında 22 öğrenci

kaydolmuştur. Biyoloji Bölümü; ÖSYM’de tercih yapma aşamasında olan öğrencilerden gelen yoğun talep göz önüne

alınarak ve Üniversitemiz Senatosunun teşvik ve desteği ile programını revize ederek 2000 yılı Ocak ayında Yüksek

Öğretim Kurumu’nun da onaylamasıyla Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’ne dönüşmüştür.

12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy