‘do’ Arama Sonuçları

Sorular Ve Cevaplar

sorular ve cevapları

s-1-Hücre nedir?Hücre şekli çizerek üç ana bölümünü gösteriniz.

c-1-Hücre tüm canlıların en küçük yaşam birimidir.yaşamsal olayların tümü hücreler içinde geçer.

s-2-Hücreyi dış ortamdan hangi yapı ayırır?

c-2-Hücreyi dış ortamdan HÜCRE ZARI ayırır.

s-3-Hücre zarının görevi nedir?

C3-Hücre zarının görevi;hücreyi dış ortamdan korur,zararlı maddeleri hücre içine almaz ve yararlı maddeleri hücre içinde tutar.

s-4-Hücre zarı ile çekirdek arasındaki sıvı madde nedir?

c-4-Hücre zarı ile çekirdek arasındaki sıvı madde

s-5-Mitokondri, endoplâzmik retikulum,golgi cisimcikleri ve kofulların görevlerini açıklayınız.

c-5-Mitokondri:Fasulye şeklindedir ve hücrenin enerji santralidir.

Endoplâzmik retikulum:Hücrenin taşıma işlemini yapar.

Golgi cisimcikleri:Endoplâzmik retikulum tarafından gönderilen protein ve diğer maddeleri paketleyip düzenler.

Koful:Su ve besin depolarlar.

s-6-Çekirdek içerisindeki hangi yapılar ,hücrenin kalıtsal maddelerini içerir?

c-6-

s-7-Sitoplazmada hangi organeller vardır?

c-7- Sitoplazmada ; endoplâzmik retikulum, Mitokondri,koful,plâstit,lizozom,ribozom ve sentrozomdur.

s-8-Hayvan hücresi ile bitki hücresi arasında yapı ve şekil bakımından ne gibi farklılıklar vardır?

c-8- Bitki hücresi Hayvan hücresi

-Hücre çeperi vardır -Hücre çeperi yoktur

-Köşeli bir yapıdadır -Yuvarlak veya yuvarlağa yakındır

-Kloroplâst vardır -Kloroplâst yoktur

-Sentrozom yoktur - Sentrozom vardır

-Koful sayısı bir kaç tane ve -Koful sayısı çoktur ama küçüktür

büyüktür

s-9-Doku nedir? Kısaca açıklayınız.

c-9-Çok hücreli canlılarda,yapı ve işlev yönünden birbirine benzeyen hücreler ile hücreler arası maddelerden oluşan yapıya DOKU denir.

s-10-Bitkisel dokular hangi ana gruplara ayrılarak incelenir?

c-10-Meristem(sürgen) doku ve değişmez doku olmak üzere iki ana grupta incelenir.

s-11-Bitkinin boyuna ve enine büyümesini hangi dokular sağlar?

c-11-Bitkinin boyuna ve enine büyümesini uç meristemi sağlar.

s-12-Yaş halkası nedir?Nasıl oluşur?

c-12-Yaş halkası bitkinin yaşını hesaplamamız için olan ve bitkilerde bulunan bir halkadır.

Yaş halkası her sene çoğalır.

s-13-Değişmez doku çeşitleri nelerdir?

c-13-Değişmez doku çeşitleri;Koruyucu doku,parenkima dokusu,iletim dokusu,destek dokusu ve salgı dokusudur.

s-14-Bitkilerde koruyucu doku çeşitleri nelerdir?Her birinin işlevini kısaca açıklayınız.

c-14-Bitkilerde koruyucu doku çeşitleri;Epiderm ve peridermdir.

Epiderm:Koruyucu bir dokudur.

Periderm:Mantarlaşmış, koruyucu bir dokudur.

s-15-Bitkilerde parankima,iletim,destek ve salgı dokularının işlevlerini kısaca açıklayınız.

c-15-Parenkima:Su depolar.

İletim:Kökten yaprağa su ve madensel dokuların,yapraktan köke besinlerin iletilmesini sağlar.

Destek:Hücre çeperlerinde sertliği ve dikliği sağlar.

Salgı:Salgı oluşturur.

s-16-Çiçekli bitkilerde bulunan organları yazınız.

c-16-Çiçek,yaprak,iletim boruları,gövde ve köklerdir.

s-17-Kök çeşitleri nelerdir?Örneklerle açıklayınız.

c-17-Kök çeşitleri:Saçak kök,kazık kök ve kazık depo köktür.

s-18-Topraktaki suyu hangi tip kökler emer?

c-18-Topraktaki suyu emici tüyler emer.

s-19-Tek yıllık bitkilerin gövdesi hangi cinstir?

c-19-Tek yıllık bitkilerin gövdesi otsu gövdedir.

s-20-Çok yıllık bitkilerin gövdelerine ne denir?

c-20-Çok yıllık bitkilerin gövdelerine odunsu gövde denir.

s-21-Otsu ve odunsu gövdelere örnekler veriniz.

c-21-Otsu papatya,odunsu da meşe ağacı.

s-22-Gövdenin görevleri nelerdir?

c-22-gövde topraktan gelen su ve suda çözülmüş madensel tuzları yapraklara,yapraklarda yapılan besin maddelerini bitkinin her tarafına dağıtır.

s-23-Yumru gövde nedir?Örnekler veriniz.

c-23-Besin depo eden toprak altı gövdeye yumru gövde denir.Örneğin patates yumru gövdedir.

s-24-Yaprakları ayalarına,damarlarına ve kenarlarına göre sınıflandırınız.

c-24-

s-25-Gözenekler yaprağın hangi yüzünde daha çok bulunur?

c-25-Gözenekler yaprağın ön yüzünde daha çok görülür.

s-26-Yaprağın görevleri nelerdir?

c-26-yaprağın görevleri:

1.Terleme yaparak kökün topraktan su ve suda çözülmüş hâlde bulunan madensel maddeleri almasına yardımcı olur.

2.Solunum yapar.Solunum için gerekli oksijeni havadan alıp solunum sonucu açığa çıkan karbondioksiti havaya verir.

3.Klorofil yardımıyla fotosentezi gerçekleştirerek besin yapar.

s-27-Bir yaprağın görünür kısımlarını yazın.

c-27-Bir yaprağın yaprak sapı,yan damarı,orta damarı ve yaprak ayası gözükür.

s-28-Fotosentez olayına giren ve çıkan maddeler nelerdir?

c-28-Karbondioksit su ve ışık enerjisidir.

s-29-Besinlerde depolanan enerji hangi işlem sonucu açığa çıkar?

c-29-Solunum sonucunda açığa çıkar.

s-30-Fotosentez ile solunum arasındaki farkları açıklayınız.

c-30- Fotosentez Solunum

Enerji -Alınır -Verilir

Ham maddeler -Karbondioksit,su -Besin,oksijen

Oluşum yeri -Yaprak ve sap hücrelerindeki -Tüm hücrelerin mitokondri ve

Klorofiller. Sitoplâzması.

Oluşum zamanı -Gündüz -Karanlıkta ve ışıkta tüm hayatı boyunca.

s-33-Su altındaki bitkinin yapraklarından küçük gaz kabarcıklarının çıktığını fark etmişsinizdir.Bu kabarcıklar hangi gaza ait olabilir?

c-33-Bu kabarcıklar karbondioksit olabilir.

s-34-Fotosentez hızını etkileyen faktörler nelerdir?

s-35-Geniş yapraklı bir bitki neden çölde yaşayamaz?Kısaca açıklayınız.

c-35-Çölde yaşayamamasının nedeni geniş yapraklı bitkinin suya çok ihtiyacı olmasıdır.

s-36-Kurak bölgelerde yaşayan bitkilerinin yapraklarındaki gözenekler yaprağın alt yüzeyi yerine üst yüzeyinde olsaydı ne olurdu?Açıklayınız.

c-36-

s-37-Çiçeğin şeklini çizerek bölümlerini yazınız.

c-37-

s-38-Çiçekle üremeyi sağlayan organların adlarını yazıp açıklayınız.

c-38-

s-39-Tozlaşma nedir?Tozlaşmayı hangi etkinler sağlar?

c-39-Çiçek tozlarının dişi organ tepeciği üzerine konmasına tozlaşma denir.tozlaşmayı çiçek tozları ve dişi organ sağlar.

s-40-Meyveler çiçeğin hangi kısmında oluşur.?

c-40-Meyveler tohum taslağında oluşur.

s-41-Tohum neye denir?Bir tohumun üç bölümünü yazıp görevlerini açıklayınız.

c-41-tohum taslağı oluşarak tohumu meydana getirir.tohumda meyveyi oluşturur.

s-42-Çiçekli bitkilerin üreme evrelerini özetleyiniz.

c-42-Çiçekli bitkiler ilk başta tozlaşma işlemini gerçekleştirirler.Sonra dölleşirler(kaynaşır).Ve sonucunda tohum ortaya çıkar.

s-43-Yapraklarından, gövdesinden,tohumlarından ve meyvelerinden besin olarak yararlandığımız bitkilere örnekler veriniz.

c-43-Örneğin karpuz,şeftali,nar v.b. bitkiler.

s-44-Basit meyve,bileşik meyve, ve yalancı meyve nedir?Her birine örnekler vererek açıklayınız.

c-44-Basit meyve:Derimsi bir kabukla örtülü,etli ve sulu meyvelere denir.Örneğin,erik,kiraz,kayısı,şeftali v.b.

Bileşik meyve:Minik basit meyvenin bir araya gelmesiyle oluşmuş meyvelere denir.örneğin,böğürtlen, ahududu v.b.

Yalancı meyve:Yumurtalığın değil,çoğunlukla çiçek sapının ucundaki çiçek tablasının ya da örtü yaprakarının gelişmesiyle oluşmuş bitkilere denir.Örneğin,elma ve armut.

s-45-Çiçeksiz bitkilere örnekler veriniz.

c-45-Örneğin mantarlar,su yosunları ,karayosunları,eğrelti otları çiçeksiz bitkiye örnektir.

s-46-Çiçeksiz bitkilerde hangi tür üreme biçimleri görülür?

c-46-Çiçeksiz bitkilerde hem eşeyli üreme hem de eşeysiz üreme şekli görülür.

s-47-Döl almaşı nedir?Hangi bitkilerde görülür?

c-47-Kara yosunlarının üremesinde eşeyli ve eşeysiz üremeler birbirini takip eder.Bu olaya DÖL ALMAŞI denir.Genellikle kara yosunlarında görülür.

s-48-Eğrelti otlarının üremesi nasıl olur?

c-48-Eğrelti otlarında eşeysiz üreme şekli görülür.

s-49-Çiçekli ve çiçekli bitkileri yapı ve çoğalmaları bakımından karşılaştırınız.

c-49-Çiçekli bitkiler

1.Üreme organı olarak çiçekleri vardır.

2.Kök,gövde ve yaprakları gelişmiştir.

3.Gövdelerinde iletim boruları vardır.

4.Eşeyli olarak çoğalır.

Çiçeksiz bitkiler

1 Üreme organı olarak çiçekleri yoktur.

2.Kök,gövde ve yaprakları gelişmemiştir..

3.Gövdelerinde iletim boruları yoktur.

4.Eşeyli ve eşeysiz olarak çoğalır.

s-50-Tüketici canlılar bitkilere niçin bağlıdır?

c-50-Bağlı olmasının nedeni aç kalmamaları için.

s-51-Yanma ve solunum olaylarıyla çok miktarda oksijen tüketilmesine karşılık Dünyadaki oksijen niçin hiç bitmez?

c-51-Bitmemesinin nedeni tonlarca ağaç ,yeşillik olmasıdır.

s-52-Asit yağmurları nasıl oluşur?Asit yağmurları bitkileri nasıl etkiler?

c-52-Egzoz ve bacaların dumanlarından çıkan azot dioksit,kükürt dioksit gibi gazlar havadaki su buharı ile birleşerek asit damlacıkları oluşur.Asit yağmurları ormanları,çiçekleri ve birçok bitkileri tahrip eder.

s-53-Ormanların yok olması ile sera etkisi arasında nasıl bir ilişki vardır?

c-53-İkisi de havadan dolayı oluşur.

s-54-Hayvansal dokuların görevleri nelerdir?Kısaca açıklayınız.

c-54-

-canlıyı korur

-salgı yaparlar

-Vücuda destek olurlar.

-Besinlerin ve oksijenin hücrelere taşınmasını sağlarlar.

-Üreme,kan yapımı gibi olaylarda görev alırlar.

s-55-Hayvansal doku çeşitleri nelerdir?

c-55-Hayvansal dokular dört ana grupta incelenir:1.Epitel doku2.Bağ dokusu3.Kas dokusu 4. ise Sinir dokusudur.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Bölüm: Schızophyta

BÖLÜM: SCHIZOPHYTA

SINIF: SCHİZOMYCETES (BAKETERİLER)

Tek hücre veya hücre toplulukları halindedirler. Genellikle klorofilsiz olup, tipik plastid nukleusları bulunmaz. Nuklein maddesi (DNA) hücreye dağılmış veya tanecikler halinde (Nukleoid) bulunur. Çeperler polisakkaritlerden ve amino asit bileşiklerinden yapılmıştır.

Bir çok bakterinin hareketini kamçı sağlar. Kamçılar farklı sayıda olup, hücrenin çeşitli yerlerinde bulunur. Çoğu hetereotrof, bir kısmı avtotroftur. Suda, toprakta, besin maddeleri üzerinde, çürümekte ve kokuşmakta olan ortamda, canlıların dokuları içinde yaşarlar. Canlılarda önemli hastalıklara etken olan patojen bakteriler olduğu gibi, tıpta tedavide faydalanılan antibiyotikleri veren bakteriler de bulunmaktadır. (Basillus ve Streptomyces türleri).

Üreme: Eşeysiz olarak ikiye bölünerek veya sporla olur üremede ortamın etkisi büyüktür. Bakteriler uygun ortam koşullarında bölünme ile elverişsiz dönemlerde de spor üretirler.

Ör: Acetebacter aceti

Micrococcus

Diplococcus

Strehylococcus

Vibrio

Streptococcus

Lactobacillus bulgaricus

SINIF: CYANOPHYCEAE (MAVİ- YEŞİL ALGLER)

Bu sınıftaki alglerin gerçek nukleusları, nukleolusları ve bir zarla çevrili plastidleri yoktur, bu özellikleri ile Eucaryota’lardan ayrılırlar. Bu gruplardaki organizmalar. Mavi yeşil renktedir. Genellikle ipliksi yapı gösterirler ya tek olarak ya da koloni halinde yaşarlar. Hücrelerinde yüksek bitkilere rastladığımız gibi gerçek bir zarla ayrılmış nukleus yoktur. DNA’nın ince fibrilleri ya hücrenin orta bölgesinde yoğun olarak bulunur veya hücrenin her tarafına dağılmış olarak yer alırlar.

Hücredeki renk maddeleri klorofil a , karotinidler, mavi renkli fikosiyanin ve kırmızı renkli fikoeritrin vardır. Bundan başka hücre içinde ribozom benzeri granüllere de rastlanır.

Hücrede plazma hareketine rastlanmaz ve normal olarak plazma da vakuolden yoksundur. Ancak plaktonik organizmalarda gaz vakuollerine rastlanır.

Hücreyi çevreleyen bir iç zar ve bir dış zar bulunur. Hepsinin üzerinde müsülaj kın bulunur. Hücre çeperinin yapısı pektin, hemiselüloz ve kısmen selülozdandır. Çoğu şişerek müsülajlaşır.

Bu sınıfta yalnız eşeysiz üremeye rastlanmıştır, eşeyli üreme görülmemiştir. Tek hücreli tiplerinde ana hücrenin büyümesi daha sonra hücre içeriğinin çok sayıda küresel hücrelere ayrılması ile çıplak endosporlar oluşur. Endosporlar ana hücreyi terk ettikten sonra kendilerini yeni birer çeper oluşturarak bağımsız bireyler haline gelirler.

Bazı gruplarda ekzospor oluşumuna de rastlanır. İpliksi grupların bazılarında ipliği meydana getiren hücrelerden birkaçının ölmesi sonucunda oluşan birkaç hücrelik parçaların ayrılması ile bitki eşemsiz olarak ürer. Bu ayrılan parçalara hormogoniyum adı verilir. Bunlar daha sonra gelişerek yeni iplikleri meydana getirirler. Bazı ipliksi tiplerde heterokist oluşumuna rastlanır., bunlar hücrenin ya uç kısımlarında (Terminal veya bazal), ya da orta kısımlarında gelişirler (İnterkalar). Heterokistler kalınlaşmış çeperleri ile daha iri ve sarımsı renkte hücrelerdir. Ya tek olarak bulunurlar ya da bir dizi oluştururlar. Vegetatif hücrelerle aralarında küçük bir sitoplazmik bağıntı bırakırlar.

Heterokist oluşumu bitkide azot seviyesi düştüğü zaman gelişir. Heterokistler fotosentez yapmazlar fakat protein yapmak için havadan azot fikse ederler.

Bu sınıftaki bitkiler son derece geniş bir yaşam ortamına sahiptiler. Hemen hemen her çeşit yaşam ortamında yaşaya bilirler.

Tatlısuların yüzeyinde diğer planktonlarla birlikte “suçiçeği” denen bir yapı oluştururlar. Büyük kısmı nemli topraklarda, havuz kenarlarında, nemli kayalar üzerinde kaplıca sularında yaşayabilirler. Bir kısmı da simbiyoz halde mantarlarla Likenleri meydana getirirler. Anabaena azolle, Azolla adlı bir sueğreltisinin yaprak dokusundaki boşluklarda yaşarlar.

Familya: Chroococcaceae

Tek veya çok hücreli mikroskobik bitki kolonileri oluşturlar.

Cins: Chroococcus

Tek hücre halinde yaşayan bir örnektir. Hücrenin etrafını çeviren müsilaj örtü vardır.

Microcysitis aeruginosa: Suya bir toksin salar bu da zooplankton, balık ve su kuşlarının ölümüne neden olur. Tatlı sularda serbest yaşayan kolonileri vardır. Suçiçeği oluşturan önemli alglerdir.

Familya: Gloeocapsaceae

Bu familyada ipliksi formlar yoktur. Spor ve heterokist oluşumu da görülmez.

Cins: Gloeocapsa

Küresel veya ovale yakın şekilde 2,4,8 ve 16 fertten oluşan kolonilerdir. Müsülaj örtüler kabarcık şeklindedir.

Takım: Nostocales

Familya: Nostocaceae

Cins: Nostoc

Düzgün küre şeklinde koloni oluştururlar. Genellikle tatlı su ve nemli topraklardadırlar. İpliksi yapıdadırlar ve hücre dizileri tespih tanelerini andırır. Serbest yaşayan formlar olduğu gibi simbiyoz olarak yaşayanları ve denizlerde plankton olarak yaşayanları da vardır. Heterokist terminal veya interkalar olur. Azot fikse ederler. Üremeleri sporla olur. Buna yakın bir cins Anabena dır. Bir su eğreltisi olan Azolla’nın yaprakları içinde simbiyoz olarak yaşarlar.

Protoplasmik bağ vejetatif hücre ile bağlı olduğu noktadaki bir por aracılığıyla olmaktadır.

Cins: Rivularia

Koloniler küremsi, yarımküre veya intizamsız müsilaj kütleleri halindedir. Bu koloniler bitki, taş ve toprak üzerinde yaşarlar. Rivularya atra türü tuzlu bataklık ve denizlerde yaşar. İpliksi yapıdadırlar. Heterokist bazaldir.

Takım: Oscillatoriales (Hormogales)

Cins: Oscillatoria

Burada spor ve heterokiste rastlanmaz. İplikler tek sıralı tek tek veya bir çoğu müsilaj kın içindedir. Hücrelerin hepsi bölünme yeteneğindedir, hormogonyumla çoğalırlar.

İpliksi yapılarının aralarında çok erken fazda ölen nekrit hücreleri vardır. Hücrelerden kolayca ayrılan ve hormogonyum adı verilen parçaları müsilaj kından ayrılarak dışarı çıkar ve yeni bitki verirler.

BÖLÜM: PHYCOPHYTA (Su yosunları ve eğreltiler)

SINIF: CHLOROPHYCEAE

Bu sınıftaki algler şekil ve büyüklük bakımından birbirlerinden çok farklılık gösterirler. Aralarında tek tek yaşayanlar olduğu gibi koloni halinde yaşayan tek hücrelilere de rastlanır. Bunlardan başka tallusları ipliksi olanları da vardır bu ipliksi talluslar ya dallanma gösterir ya da dallanmazlar. Diğer tipleri ise kısmen farklılaşma gösteren ve geniş yüzeyler oluşturan alglerdir.

Bu alglerin çoğu ototrof olarak yaşarlar. Asimilasyon ürünleri yalnız nişasta ve yağdır.

Yeşil alglerin çoğu tatlı sularda yaşarlar, çok az bir kısmı ise denizlerde yaşamışlardır. Oran olarak şöyle gösterilebilir. %90 tatlı sular %10 denizler. Bu genel yaşam ortamlarının dışında bazı türler nemli topraklarda yaşayabilirler. Küçük bir grup ilksel hayvan ve bitkilerde simbiyotik yaşamı sürdürürler. Bir kısmı da mantarlarla birlikte likenleri oluştururlar.

Chlorophyceae sınıfının karakteristik hücre yapısı sitoplazma tarafından sarılmış geniş merkezi bir vakuolden ibarettir, tek hücreli basit formlarında ise iki tane veya çok sayıda küçük vakuole sahiptir. Kontraktil vakuollerin fonksiyonları muhtemelen salgı içindir.

Asimilasyon pigmentleri klorofil a ve b, karotinler, lutein ve diğer ksantofiller kapsar. Hücre içindeki kloroplast sayıları çok değişiktir, her hücrede tek veya daha fazla olabilirler. Şekilleri de disk, yıldız, şerit, ağsı gibi çok çeşitlidir.

Hücre çeperleri iki tabakalıdır, iç tabaka ince olup selülozdur, dış tabaka ise pektindendir. Bazı formlarda dıştaki pektin kın müsilajdır.

Hücrenin öenmli yapıları kloroplastlar, normal olarak bir nişasta kını tarafından sarılmış pirenoid kapsarlar. Pironeid merkezi bir protein kısmının nişasta kını tarafından çevrilmesinden ibarettir. Nişasta pirenoitden bağımsız olarak meydana gelir.

Her hücredeki pirenoid adedi sabit olup türlerin ayrımında rol oynar.

Her hücre genellikle tek nukleusludur , fakat bazı takımların organizmaları çok nukleusludur, mesela Siphonales takımında enine çeper ancak üreme hücrelerinde görülür.

Vegetatif üreme: Tallustan kopan parçalardan yeni birey gelişmesi ile olur. Bunlardan bazıları, Stichoccocus.

Eşemsiz Üreme: Zoospor ve aplanosporlarla olur. Zoosporlar armut şeklinde yapılardır, kamçıları hareketli.

Eşemli Üreme: İzogami, anizogami ve oogamidir. Gametler şekil olarak zoosporlara benzerler ve gametanglarda meydana gelirler. Erkek gametler her zaman kamçı taşırlar; dişi gametler ise oogami görülen durumlarda hareketsiz yumurta hücresi halindedir. Döllenmeden sonra oluşan zigot genellikle kalın bir çeper kapsar, kistozigot veya hipnozigot adını alırlar. Zigotlar genellikle hematokrom maddesi taşıdıkları için renkleri kırmızıdır.

Takım: Volvocales

Tek hücreli, hücre içinde çanak şeklinde kloroplast vardır. Kloroplastın taban kısmında pirenoid bulunur. Hücre daima tek nukleus ve bir kırmızı (stigma) göz noktası içerir. Çeperler selülozdan yapılmıştır.

Tatlısu planktonlarının çok yaygın olduğu organizmaları oluştururlar. Yaşadıkları göl, havuz gibi yerlerde çok bulundukları zaman suyun tamamen yeşil görünmesine neden olurlar.

Familya: Chlamydomonaceae

Hücrede karakteristik olarak çanak şeklinde bir kloroplast, bir göz noktası, bir pirenoid, iki kontraktil vakuol ve iki kamçı vardır. Kloroplast bütün hücrelerde çanak şeklinde olmasına rağmen C. reticulata türünde hareketli hücreler küremsi, elips şeklinde, yumurtamsı veya armut biçiminde olur.

Eşemli Üreme: İzogami ve anizogami, ender olarak da oogami ileridir. İzogami ana hücre içersinde şekilleri zoosporlara benzeyen 2-64 gametin meydana gelmesi ile başlar. Oluşan iki kamçılı izogametler birleşerek 4 kamçılı bir planozigot meydana getirirler. Daha sonra bunlar, kamçılarını kaybederek kalın çeperli bir kistozigot teşkil ederler. Zigotun çimlenmesi meios bölünme ile olur. Meydan gelen 4 zoospordan ikisi eşemden (+), ikisi diğer eşemdendir (-),

Eşemsiz Üreme: Hücrelerin boyuna bölünmesi ile meydana gelen iki, dört, çok ender sekiz, on altı zoosporla olur. İki kamçılı zoosporlar sporangiyum halinde geçen ana hücrenin çatlaması ile serbest hale geçerler.

Cins: Haematococcus

Tek hücreli küre şeklinde hücre kalın jelatin çeperle çevrili. Merkezi protoplazmadan hücre çeperine geçen sitoplazmik iplikler bulunur. Tatlısularda yaşarlar.

Cins: Volvox

Chlamydomonas’a benzeyen binlerce hücrenin bir araya gelip bir koloni oluşturmaları ile meydana gelmiştir. 500-60000 kadar değişen sayıda hücre koloninin çevresine dizilmiştir. Küresinin içi sıvı halde müsilaj ile doludur.

Kolonideki hücreler birbirlerine plazma iplikleri ile bağlıdır.

Eşemsiz üreme vegetatif olarak meydana gelen yavru küreciklerdir. Ana kürenin çevresindeki bazı hücre grupları içeriye doğru büyümeye başlar ve böylece önce kamçıları içe bakan hücrelerden oluşmuş küçük bir küre meydana gelir. Sonra bu hücreler eldiven parmağının içinin dışa dönmesi gibi kürenin ağız kısmından dışa dönerler. Böylece kamçılı kutuplar dışarıya gelmiş olur. Ağız kısmı kapanan yavru koloni, ana koloninin içine düşer. Yeni koloniler ancak ana koloninin çeperi çürüdükten sonra serbest hale geçerler.

Eşemli üreme oogami ile olur. Volvox küresinin belli hücrelerinde yeşil yumurta, diğerlerinde ise kurs şeklinde demetler teşkil eden küçük, sarımtırak spermatozitler oluşur. Döllenmeden sonra dayanıklı bir çeperle sarılı bir hipnozigot oluşur. Belirli bir süre dinlendikten sonra zigot meiosa uğrar, fakat dört gonun hiç biri atılmaz, hepsi de yeni kürenin oluşumuna katılır. Yumurta hücresi veya spermatozid haline gelmeyen vejetatif hücreler çürür. Böylece ceset oluşumuna ilk olarak burada rastlıyoruz.

Cins: Gonium

Şekilleri Chlamydomonas’a benzeyen dört ile onaltı hücrenin bir araya gelip, kamçılarının hepsinin aynı yüzeyden çıkmasıyla meydana gelen düzenli bir kursta hücre plağı halindedir. Hücreler arasında plazmodesmler bulunur.

Takım: Chlorococcales

Hücrelerinde bir nukleus ve bir kromotofor bulunan organizmaların hepsi ya tatlısu ya da toprakta yaşarlar. Bir kısmı ise likenleri meydana getirir, bazıları da ilksel hayvanların plazmasında simbiyont olarak yaşarlar.

Cins: Chlorococcum

Küresel veya elips şeklinde hareketsiz tek hücreli basit organizmalar. Toprakta yaşarlar.

Cins: Chlorella

Hücreleri küre şeklinde ve hareketsizdir. Tek nukleus var, tek tek veya gruplar halinde kümeler oluştururlar. Kloroplastları U şeklindedir.

Chlorella’lar ilksel hayvanların plazmasında zooklorel adı altında simbiyont olarak yaşadıkları gibi çeşitli likenlerin yapısında da gene simbiyont olarak katılırlar. Bazı türleri kapsadıkları protein ve yağ nedeniyle insan besini olarak kullanmak üzere bir çok ülkede bu arada Japonya’da da kültüre alınmıştır.

Cins: Scenedesmus

Plaktonik kolonileri oluştururlar, müsilajla birbirlerine yapışan genellikle 4, 8 veya çok ender olarak 16 hücreden oluşmuştur. Koloniler yassı plak şeklindedir. Koloniyi oluşturan hücreler oval veya mekik şeklindedir.

Her hücrede bir kromotofor, bir nukleus ve bir pirenoit bulunur. Koloni boynuzludur. (4 Boynuzlu)

Cins: Pediastrum

Kolonileri 16 veya 32 hücreden oluşmuş güzel kurslar halindedir. Kamçısızdırlar pasif olark su hareketi var.

Takım: Ulotrichales

İpliksi ve geniş yüzeyli parankimatik bitkilerden meydana gelmiştir. Bu yüzeysel tiplerin ipliksi tiplerden geliştiği düşünülmüştür.

Cins: Ulothrix

Bu cinsteki algler dallanmayan iplikler şeklinde gelişirler, genellikle klorofil taşımayan bazal hücreler aracılığı ile substratlara tutunurlar. Hücre çeperleri kalın tabakalıdır. Her hücre bir tarafı açık halka şeklinde tek kloroplasta sahiptirler, kloroplastlarda iki veya daha fazla pirenoid vardır. Bunlarda eşemsiz üreme zoosporlarla, eşemli üreme ise izogami iledir.

Özellikle tatlısularda bazen de denizlerde rastlanan dallanmış ipliksi bir algdir. Hücreleri kısadır ve bir tarafı açık halka şeklinde ve şeritsi yapılı bir kloroplast kapsarlar. Rizoid hücresi ile taş ve benzeri yüzeyler üzerine tutunarak yaşarlar.

Eşemsiz üreme’de ipliğin sporang halinde geçen verimli hücreleri bir veya birkaç tane yeşil, 4 kamçısı ve bir göz noktası bulunan zoosporlar meydana getirir. Bunlar sporangın yan çeperindeki bir delikten dışarı çıkarlar ve bir süre sonra kamçı ve göz noktasını kaybederek, bir yere tutunup, yeni bir iplik meydana getirirler.

Eşemli üreme’de izogami görülür. Kötü koşullarda ipliğin bazı hücreleri gametang haline geçer. Gametanglarda zoosporlardan daha küçük ve daha fazla sayıda ve ikişer tane kamçısı bulunan izogametler oluşur. Farklı ipliklerde meydana gelen + ve – gametler birleşerek 4 kamçısı olan planozigotları meydana getirirler. Bunlar kısa bir süre sonra kamçılarını kaybederler ve hipnozigot haline geçerler hipnozigotlar hematokrom kapsadıkları için kırmızı renklidir, bu zigot bir süre dinlendikten sonra meios bölünme geçirir ve çimlenir, sonucunda 4 tane zoospor hasıl ederler. Zigottan oluşan zoosporlar ve bitki haploid, zigot diploiddir. Meydana gelen dört zoospordan iki tanesi (+), diğer ikisi de (-) eşeme ait olur. Bu nedenle meydana gelen bireyler de şekil bakımından birbirine benzeyen, fakat eşem bakımından farklı olan bitkilerdir.

Hem tatlısularda hem de tuzlusularda yaşarlar.

Cins: Monostroma

Tallusu yassı, tek sıra hücreli ve zarsıdır. Tallus soluk yeşil renklidir. Tallus iki sıra hücre tabakasından meydana gelmiş olan Ulva ‘dan daha çabuk kırılır. Denizlerde yaşarlar. Japonya’da besin maddesidir.

Cins: Ulva

Tallusları zarsıdır. Enine kesitte iki hücre sırasından meydana geldiği görülür. Genellikle tutunma yerleri tek hücre sırasından oluşan iplikler gibidir, sonra yanlara doğru genişleyerek yayılır. Talluslarda iki hücre tabakası arasında Enteremorpha’da olduğu gibi bir boşluk yoktur. Tallus dallanma göstermez, kenarları dalgalıdır.

Ulva lactuca (Deniz Marulu): Deniz kıyılarında birkaç metre derine kadar inebilen tallusları marul yapraklarını andıran yeşil bir algdir. Taş veya kayalara ayak şeklinde bir tutunma yeri ile tutunan bitkiler bol miktarda A vitamini kapsar. Akdeniz ülkeleri ve Asya’daki denize kıyısı olan ülkelerde salata olarak yenir. Akdeniz, Ege ve Marmara kıyılarında bol miktardadır.

Ulva’nın izomorf döl almaşı yaptığı görülür. Diploid bir zigot çimlenir ve diploid bir birey meydana gelir. Meydana gelen bu birey meios bölünme geçirerek zoosporları meydana getirir, spor verdiği için oluşan bu sporlardan da haploid dölü ortaya çıkar bunu yine diploid sporofit dölü izler. Ulva’da eşemli üreme izogami ile olur. Ulva’da döller izomorftur. Bu alg diplohaplonttur.

Cins: Enteromorpha

Tallusları ilk büyürken tek sıralı iplikler halindedirler, daha sonraları hücreler artarak bu alglere tüpsü bir yapı hali verir. Tallusların içi boştur ve tallus tek hücre sırasından yapılmıştır. Bir çok türü vardır.

Cins: Oedogonium

Tatlısularda yaşarlar. Uzun dallanmış ipliklerden ibarettir. Her hücre tek nukleusu, ağsı bir kloroplast kapsarlar, kloroplastlarda çok sayıda pirenoid vardır.

Eşemsiz üreme sırasında zoosporlar harekete geçerler. Bunların Zoosporları büyüktür ve bir kutuplarında subpolar olarak yerleşmiş ve bir daire üzerinde ışınsal olarak dizili çok sayıdaki kamçıdan oluşan taç kapsarlar. Ana hücrelerin hepsi sporang ödevi görür ve ana hücrelerin her birisinden bir tane zoospor meydana gelir. Bunlar serbest hale geçince, kısa bir süre hareket ederler, bir süre sonra sabi bir yere tutunarak yeni iplik verirler.

Eşemli üreme oogami ile olur.

Oedogonium türlerinden bazılarında anteridiyumlarda spermatozoidlere benzeyen fakat yumurta hücresini döllemeyen androsporlar meydana gelir. Bu yapılar önceleri oogona yakın bir yere tutunup çimlenirler ve sonuçta birkaç hücrelerden oluşmuş olan küçük bitki ortaya çıkar. Bu bitkiye cüce erkek denir. Bu bitkinin en üst kısmında bulunan hücresi anterid hale geçip iki spermatozoid oluştururlar. Bunlar yumurtayı döllerler.

Familya: Cladophoraceae

İpliksidir, basit veya dallanma gösterirler. Hücreler çok nukleusludur. Kloroplastları ağsı bir yapı gösterir. Pirenoid vardır.

Cins: Cladophara

Özelliklerde akarsularda, tatlısularda ve denizlerde yaşarlar. Çoğu türler dallanmış rizoidlerle taşlara veya kayalara tutunarak yaşarlar. Fakat bazı türleri de serbest olarak yüzlerler.

Tallusun hücreleri genellikle silindir şekil gösterir. Ağsı kloroplastları çok sayıda pirenoid kapsar.

Familya: Valoniacaeae

Cins: Valonia

Tallus bir veya daha fazla kesecikten meydana gelmiştir. Topuz şeklinde kesecikler.

Bu bitkinin tallusu yaklaşık olarak 3 cm uzunluğundadır. Şekilleri ampul ve değneğe benzer bu nedenle bunlara Türkçe “Deniz Şişeleri” denir. Bir tutunma noktasından birkaç tane tallus yükselir. Kıyıdan başlayarak 10m derinlere kadar inebilirler.

Familya: Dasycladaceae

Cins: Acetebularia

Tallusu şemsiyeye benzer Akdeniz’de yaşayan bir alg. Tallusların üzerine kireç toplarlar.

Familya: Codiaceae

Cins: Codium

Tallus yapısı süngerimsidir.

C.tomentosum

Tallus yaklaşık olarak 25-35 cm uzunlukta olabilir. Talluslar çok dallanmıştır ve dallanmalar tam dikotomiktir. Silindirik yapıdadırlar. Tallusun yüzeyi genç iken tomentos yaşlandıkça bu tüylü durum kaybolur ve yüzeyleri tüysüz duruma geçer. Tutunma organı keçeye benzer bir ipliksi yapıdan oluşur. Ve bulundukları yüzeyin üzerine sıkıca tutunmasını sağlar. Tallusların rengi koyu yeşildir. Kayalarda, çamurda ve kum üzerinde yaşayabilirler.

Cins: Halimeda

Tallusları zemine yatay olarak büyüyen rizoidlerden, yukarıya doğru büyüyen kısa bir sapın üzerinde meydana gelir. Tallus yatay ve uzun. Tallus yassıdır ve dallanma gösterir, tallusu oluşturan parçalar böbrek veya kalp şeklindedir ve yüzeyleri kuvvetlice kalsifiye olmuştur. Fakat bu parçalar birbirinden kalsifiye olmamış bölümlerden ayrılırlar.

H.tuna

Tallusları yaklaşık olarak 7-9 cm yüksekliğe kadar uzayabilir, çok sayıda kireçli disklerin bir araya gelerek zincirler oluşturması ile meydana gelmiştir.

Familya: Caulerpaceae

Cins: Caulerpa

Tallusları iler farklılaşma gösteren bu alglerin boyları yaklaşık olarak 1m’yi bulur. Tek hücreden oluşan bu bitki renksiz ve dallanmış rizoidler rizomu andıran bir ana eksen ile asimleme yapan yeşil, yapraksı tallus parçalarından meydana gelmiştir, bu parçalara asimilatör adı verilir. Talluslarda bölme çeper bulunmasa da, tallusun iç kısmında çeperden merkeze doğru ilerleyen selüloz çubuklar vardır bunlar çeperlere destek olur.

Takım: Zygnematales

İpliksilerdir, bir iki parçalı tek hücrelidirler. İpliksi talluslar dallanma göstermezler, her hücrede bir nukleus bir veya daha fazla kloroplast vardır.

Cins: Closterium moniliferum

Tallusların şekli hilal gibidir. Genellikle bataklıklarda yaşarlar. Hücrenin üst yüzeyinde kaburgamsı çıkıntılar vardır. Bunların aralarında sıra ile dizili pirenoidler bulunur. Hilal şeklimdeki iki hücrenin ucundaki vakuolde kalsiyum sulfat kristalleri bulunur. Hücrenin tam ortasında plazma köprüsü içersinde nukleus yer alır.

Familya: Zygnemataceae

Cins: Spirogyra

Dallanmamış ipliksi yapı gösterirler. “ Su İpeği” adı verilen ince, uzun ve yumuşak iplikler oluştururlar. Durgun yavaş akan sularda yetişirler. Her hücrede bir veya daha fazla kloroplast kapsar, kloroplastların kenarı düz veya dişli olabilir. spiral şerit veya kurdele şeklindeler. Tek nukleusludurlar ve nukleusları genellikle ortada durur kenardaki protoplazmayla protoplazmik iplikler aracılığı ile asılı gibi dururlar, hücrenin orta kısmında geniş bir vakuol vardır. Kloroplastlar ender olarak dallı, çok sayıda pirenoid kapsarlar. Hücre çeperleri incedir, iplik bir müsilaj kın ile sarılmıştır.

Cins: Zygnema

Tatlısularda yaşayan bir ipliksi algdir. Her hücresi yıldız şeklinde 2 kloroplast kapar.

SINIF: EUGLENOPHYCEAE

Tek hücreli pelikula ile çevrilidirler. Hareketli hücreler genellikle iki, üç kamçıya sahiptirler. Uzun olan kamçıları, dar bir kısımdan dışarı çıkar. Kısa kamçıları ise esas vakuol içersinde kalır. Esas vakuolün dışarısında bir veya daha fazla olabilen kontraktil vakuol bulunur. Yine esas vakuolün taban kısmında her birinden bir kamçının çıktığı iki bazal cisimcik bulunur. Esas vakuolün orta kısımlarında kısa kamçının uzun kamçı ile birleştiği noktada ışığa duyarlı bir organel olan fotoreceptör adı verilen bir organel bulunur. Bundan başka esas vakuolün kırmızı renkli göz olan göz noktası veya stigma bulunur. Kromatoforları disk, şerit veya yıldız şeklinde olup, başka klorofil a ve b, ß karotin, ksantofil de kapsar. Her hücrede tek nukleus bulunur ve genellikle hücrenin orta bölgesinde yer alır.

Beslenmeleri ototrof, saprofitlik veya holozoiktir. Asimilasyon ürünü olarak tanecikler halinde paramilum ve yağlar meydana gelir.

Hem tatlı hem acı hem de tuzlu sularda yaşarlar.

Familya: Euglenaceae

Cins: Euglena

Suçiçeği oluştururlar. Hematokrom kapsar ve çok bulunduğu hallerde suya kırmızı bir renk verir. Sonbahar aylarında yaprakların suya düşmesi ile bollaşır ve bulundukları sulara yeşil renk verirler.

SINIF: XANTOPHYCEAE

Tek hücreli ve bölme çeperi bulunmayan dallanmış uzun ipliksi yapılardır. Çok sayıda kromotofor ve nukleus içerirler. Büyük bir çoğunluğu tatlı su ve nemli toprak üzerinde yaşarlar.

Familya: Botrydiaceae

Cins: Botrydium

Islak topraklar ve çamurlar üzerinde yaşarlar. Yaklaşık 2mm uzunluğunda tek hücreden meydana gelen, yeşil armut şeklindeki keselerden oluşurlar. Armut şeklindeki yeşil üst kutup asimile organıdır. Nukleus ve disk şeklinde kromotofor kapsar. Hücre çeperi pektin ve selülozdandır. Renksiz rizoidler dikotomik olarak dallanırlar.

Cins: Valucheria

Akıntılı sularda ve toprak üzeri, deniz çamuru düzlüklerinde yaşarlar. Bölme çeperi bulunmayan, dallanma görülen uzun ipliklerden meydana gelmişlerdir. Yüzeyler üzerine rizoid ile tutunurlar çok sayıda nukleus ve plastid kapsarlar.

SINIF: PYRRHOPHYCEAE

Çoğunlukla tek hücreli tek veya koloni meydana getiriler. Kromotofor sarımtırak esmer renkli olup , Klorofil a ve c, ß Karotin ve ksantofilleri kapsar. Asimilasyon ürünü nişastadır. Beslenme avtotrof, parazitlik, saprofitlik ve holozoiktir.

Cins: Gymnodinium

Tek hücreli, çıplak veya zarımsı selüloz çeperle çevrili. Deniz ve tatlısularda yaşarlar. Morfolojik yapısı topaç şeklindedir; enine ve boyuna olmak üzere iki olukludur. Oluklarda yer alan iki kamçı sayesinde hem kendi ekseni etrafında dönerek hem de ileriye doğru hareket eder. Genellikle denizlerde yaşayan bir türdür. Bunların yaşadıkları ortamlarda kitle halinde çoğalmaları mesela, Florida kıyılarında çoğaldıkları zaman balık ölümüne neden olurlar.

Cins: Ceratium

Denizlerde yaşayan tek hücreli plankton organizmalardır. Çeperlerinde özel bir yapı göze çarpar. Selüloz plak veya zırhla kaplı olan bu algın suda durabilmesini sağlayan boynuzsu çıkıntıları bulunur. Birbirine dikey olmak üzere iki oluk görülür. Olukların her birinde birer kamçı yer alır. Hareket her iki kamçının yardımı ile olur.

SINIF: CHRYSOPHYCEAE

Çoğu tek hücreli altınsı esmer renklidir. Koloni oluştururlar. Denizlerde ve tatlısularda yaşar, ağaç şeklinde dallanmış zarif koloniler meydana gelir. Hücrenin çevresinde selülozdan yapılmış çanak şeklinde kılıf bulunur. Hücrenin farklı uzunlukta iki kamçısı vardır. Her hücrede iki kromotofor 1 nukleus bulunmaktadır. Kromotofor klorofil a ve c; ß Karotin ve ksantofilleri kapsar.

SINIF: BACİLLARİOPHCEAE

Bu sınıfa diatomerler veya silisli su yosunları da denir. Tek hücreli alglerdir. Tatlısu ve deniz planktonlarının önemli organizmalarını oluştururlar. Tek tek yaşadıkları gibi koloni de oluştururlar. Yüksek su bitkileri diğer algler üzerinde epifit olarak bol miktarda bulunurlar.

Toprakta da yaşarlar.

Diatomeler şekil bakımından zenginlik gösterirler. Her diatome hücresi içinde 1-2 tane büyük ve çok sayıda küçük kromotofor bulunur. Kromotoforlar zeytin yeşilinden kahverengine kadar değişir ve klorofil a ve c ille fukoksantin ve karotinlere sahiptirler. Fotosentez ürünleri yağ ve krizolaminarindir. Hücre çeperinin esas maddesi pektindir, ayrıca yapısında amorf silis de katılır. Hücre çeperi bir kutu ve üzerine geçen kapağı şeklinde iki parçadan yapılmıştır. Bu parça veya kapağa valva denir. Bunlardan yaşlı ve büyük olanlara epivalva, bunun içine tam uyan daha genç daha ufak olanlara hipovalva adı verilir. Bir diatome hücresi üsten ve yandan farklı görülür. Valvaların yüz tarafına rafe denilen yarık vardır. Diatome hücresi tek nukleusludur.

Takım: Centrales

Bu takıma ait olan algler yüzünden görünüşte ışınsal simetrili, dairesel, poligon veya elips şeklindedirler. Zincirler ve müsilajlı koloniler meydana getirebilirler. Denizlerin fitoplankton organizmalarıdır. Hareket yetenekleri yoktur.

Cins: Coscinodiscus

Yandan görünüşte belli bir kalınlıkta olup, petri kutusunu andırır. İncelediğimiz örnek canlı olmadığından hücre içindeki nukleus, kromotofor ve yağ damlacıkları görülmez. Ancak ışınsal çeper süsleri ayırt edilir.

Takım: Pennales

Valvaları uzun elips veya çubuk şeklinde olup, bilateral simetri gösterirler. Çoğu tatlısuların diplerinde ve su birikintileri üzerinde yaşar. Tek veya koloni halindedirler.

Birçok formda valva üzerinde uzun eksen boyunca uzanana ve rafe adını alan bir yarık bulunur. Yüzden baktığımız zaman rafeyi, yanlarda çeper süslerini orta bölgede protoplazma köprüsünü ve içte nukleusu ile çeperin boyunca uzanan kromotoforları görmemiz mümkündür. Kuşaktan görünüşte ise epivalva ve hipovalvalar kolaylıkla ayırt edilir. Kromotoforlar, çeperler tarafından tamamen örtüldüğünden görülmezler.

Cins: Navicula

Deniz ve tatlısularda yaşayan, yüzden görünüşü uzunca mekik veya kayık şeklinde olan algdir. Rafe, çeper süsleri ve kromotofor yapısı Pinnularia’yı andırır. Çeşitli büyüklükteki yağ damlaları kolaylıkla görülür.

SINIF: PHAEPOHYCEAE

Bu guruba kapsadıkları renk maddelerinden dolayı kahverengi algler denir. Bu rengin oluşmasının sebebi özel bir ksantofil pigmenti olan fukoksantinden dolayıdır. Bundan başka renk maddeleri de vardır. Klorofil a ve c, diğer ksantofiller ve karotin de kapsar.

Yedek madde olarak laminanın polisakkariti , mannit alkolü fukosan ve yağ meydana gelir.

Hücreleri tek ve büyük nukleus ve bir çok disk şeklinde kromotofor vardır.

Alglerin hepsi çok hücrelidir. Aralarında büyüklük farkı vardır mikroskobik olandan 100m’ye varan dev algler vardır.

Birçok türün hücrelerinde iyot birikebilir. İçte sert bir kısım dışta jelatinimsi bir tabakadan oluşur. İç kısımdaki sert yapı selülozdandır, dıştaki jelatinimsi yapı ise alginik asittir çeperin üçüncü yapısı fukoidindir, bu madde sulu eriyik halindedir ve tallusun az çok jelimsi halde kalmasını sağlar. Bitkilerin havaya maruz kaldıkları zaman kurumasını önler. Bunlardan ticari amaçla kullanılan alginik asit elde edilir.

Tam gelişmiş olan tallusun iç yapısı, dıştaki hücreler daha küçüktür ve iç kısımları tamamen kromotoforlarla doludur. Ve bu hücreler korteks tabakasını oluştururlar, bu tabaka orta kısımdaki daha büyük hücreli ve hemen hemen renksiz olan öz tabakasını sarar. Korteks tabakası asimleme tabakasını oluşturur, öz tabakası ise depo görevi ve iletimi sağlar.

Bitkilerin hepsi denizde yaşar.

Alginat kullanım alanları: Boya, tekstil, kavçuk,kağıt, inşaat, kozmetik, ilaç, alkol ve gıda sanayiinde ayrıca gübre olarak da tarlalarda kullanılır.

Diatome toprağı kullanım alanları: Dinamit, kağıt, cam, ilaç…vs

Familya: Cutleriaceae

Tallus yassı bir şerit veya kurdele halindedir. Yatay büyüyen kısımlarda dik olarak büyüyen tallus bulundukları ortama rizoitler aracılığıyla tutunurlar. Tallusun genel görünümü az çok yelpazeyi andırır. Dallanma bir çok defa dikotomik olarak devam eder.

Cutleria’da eşemli üreme anizogami ile olur. Heteromorf döl almaşı vardır. Haploit gamofit dölü ve düze ve şerit şeklinde bitkilerdir. Dişi ve erkek gametigyumlar ayrı ayrı gametofitler üzerinde meydana gelirler. Dişi gametofit üzerinde makrogametangyum ve makrogametler, erkek gametofit üzerinde ise mikrogametangiyum ve mikrogametler oluşur. Gametangiyumlar haploid gametofitin dallanmış uçlarında meydana gelirler. Gerek dişi gerkse erkek gametangiyumlar çok odacıklıdır. Ve dişi gametigyumlar erkek gametigyumlardan daha az sayıda gamet kapsarlar, her iki eşeme ait gamet de ikişer kamçılıdır. Yalnız dişi birey erkekten daha büyüktür.

Döllenme sonucunda meydana gelen diploid zigot meios bölünme geçirmeden çimlenir. Küçük sütunsu bir yapı oluşur, sonra bazalda yaygın yassı diploid sporofit dölünü vermiş olur. Eskien bu iki döl arasındaki bağlılık bilinmediğinden Cutleria’nın diploid sporofitine Aglaozonia adı verilmiştir. Sporofit gametofitinden yalnız şekil bakımından farklı değil, aynı zamanda oldukça da küçüktür. Diploit sporofitin üst yüzeyinde sapsız olarak gelişen unilokular sporangiyumlar oluşurlar, her sporangiyumlar meios bölünme sonucunda haploid, iki kamçılı zoosporlar meydana gelir(Yarısı +,yarısı >). Zoosporlar çimlenerek tekrar haploid gametofitleri meydana getirirler.

Tallus yassı şerit şeklinde, birçok defa dikotomik olarak dallanır, tallusun uç kısımları püskül gibi küçük dalcıklara ayrılmıştır, tallus kıkırdaksı, genellikle sığ sular ve kayalara ve deniz kabuklarına tutunarak yaşarlar.

Cins: Padina

Tallus yassı ve yapraksıdır, basit veya parçalı olabilir. yelpaze şeklindedir, büyüme kenar meristemleri aracılığıyla olur.

Tallus yaklaşık 5-10 cm olabilir, aya kısmı dar ve yuvarlak bir sap kısmı üzerinde yükselir. Genellikle derimsi bir yapı gösterir. Çok az dalgalı konsantrik şeritler oluşturur.

Takım: Laminariales

Genellikle ılıman denizlerde yaşarlar, daha büyük cinsler soğuk denizlere yayılmışlardır, Çok küçük gametofitlerle, çok büyük sporofitler arasında döl almaşı görülür. Gametofitler birkaç hücreli ipliksi algleri andırır. Atlas, Büyük okyanus Kuzey Buz Denizi ve kap bölgesinde çok geniş yayılma alanına sahiptir. Sprorfit dölü pençeye benzeyen dallanmış rizoitlerle kayalara sıkıca tutunurlar, bu bazal tunuma yerinden yaklaşık olarak 15-20 cm hatta bazı türlerde 1,5m kadar uzar. Bir sap kısmı yükselir, bu sap kısmının üzerinde de büyük bir yaprağa benzeyen yaklaşık 2-5m hatta 12m’ye kadar yükselen aya kısmı çıkar, aya kısmında orta damar yoktur. Ayanın tabanında interkalar meristem vardır., bu meristem yardımı ile tallusun dalgalar tarafından kopup parçalanan kısımları yerine her yıl yenileri meydana gelir.

Laminaria’nın dev büyüklüğündeki sporofitlerine karşılık, çok ufak mikroskobik gametofitleri vardır. Erkek gametofitler dişilerden daha fazla hücrelidir. Ve zangin dallanma gösterirler. Anteridiyumlar bir çoğu bir arada kısa yan dallar üzerinde oluşurlar, bunların herbirinden iki kamçılı küçük bir spermatofit gelişir. Dişi spermatofitler daha az hücrelidir. Fakat hücreleri erkek gametofitlere göre daha büyüktür. Yumurta hücresi oogonyumdan tamamen ayrılmaz tepesinde kalır ve orada döllenir. Bu nedenle zigottan gelişen genç sporofitlerin hala boş oogona bağlı oldukları görülür.

Sporangiyumlar diploid sporofit dölünün aya kısmının yüzeyinde meydana gelirler, sporangiyumlar unilkulardır ve yoğun soruslar (üreme organlarının meydana getirdiği kümeler veya gametang topluluğu) halinde ayanın yüzeyini örterler. Tüp şeklindeki kısır hücreler tarafından ayrılırlar, bu kısır hücreler parafiz adını alır ve görevleri sporangiyumları korumaktır. Meios bölünme sonucu küçük ve iki kamçılı zoosporlar, çimlenerek dişi ve erkek haploid gametofitleri meydana getirirler.

Laminaria türleri laminarin ve mannit bakımından çok zengindir. Japonya’da bensin olarak kullanılır. Ayrıca kapsadıkları alginatlar sebebiyle sanayide de kullanım alanları vardır.

Eşeyli üreme oogami iledir. Heteromor döl almaşı görülür.

Laminaria ve daha sonra görülecek Fucus türlerinden iyotça zengin küllerinden yot elde ediliyordu.

L.saccharina

Tallusun tutunma yerinde dallanmış rizotler bulunur, sap kısmı yuvarlaktır. Aya kısmı uzun ve kıkırdaksıdır. Şekli lanseolattır. Aya kısmı bütündür parçalanmaz, kenar kısımları dişsiz ve dalgalıdır.

Oldukça derin sularda taş ve kayalara tutnarak yaşarlar. Atlas okyanusu kuzeyi il Kuzey Denizlerinde yaygın olaral yetişen bir türdür.

Cins: Lesonia

Ormanlar meydana getirirler. Tallusun sap kısmı kalındır yaklaşık 5m yükselebilir. Üst kısmında yapraksı yapıların meydana getirdiği taç şeklinde yapı vardır. Dış görünüşleri palmiyeye benzer deniz altında geniş ormanlar oluşturur.

Nerecystis luetkeana

Bitki küçük bir disk şeklindeki tutunma noktasından çıkar. Bu kısımdan yukarıya doğru uzunluğu yaklaşık 45m’den 50m’ye kadar olan çok kalın halat gibi bir sap kısmı çıkar. Sap kısmının üst ucunda içi hava dolu hava keseleri var. Hava keselerinin çapı yaklaşık 15cm dır. Hava keseleri tepesinden yaprak şeklinde tallus parçaları çıkar, her tal parçası bir defa dikotomik dallanır. Tallus parçaları hava kesesi vasıtası ile deniz yüzeyine yakın kısımda yer alır ve asimleme yapar.

Okyanuslarda yaşarlar.

Takım: Fucales

Hayat devrinde diploit sporofit dölleri tamamen dominanttır. Tallusları farklılaşma gösterir. Tallus her zaman orta damara sahiptir. Tallus her zaman tutunma yeri, sap ve aya olarak farklılaşmıştır.

Cins: Fucus

Bu cins Kuzey Yarım Küresinde geniş yayılma alanı gösterir. Bazal bir disk yardımı ile tutunur, genellikle kısa saplıdır, aya belirgin bir orta damar kapsar, iki kenarı genişlemiştir. Kenarlar düz veya dişli olabilir. Damarları genellikle dikotomiktir. Bir çok türde hava kesesi bulunur. Tallusları deri gibi serttir. Eşem organları tallusların uçlarının kalınlaşması ile meydana gelen topuz şeklindeki şişkin yapıları içinde bulunan ve konseptakulum adını alan çukurlar içinde gelişirler.

F.vesiculosus

Orta damar her tarafta belirgindir. Kenarları dalgalıdır. Orta damarın her iki yanında birer tane hava kesesi bulunur. Tallus dikotomik dallanmıştır.

Cins:Cystoseira

Tallusları yaklaşık olarak 80-100cm uzunluğa kadar erişebilir, kuvvetli bir tutunma noktasından yükselen eksen, oldukça sağlamdır ve çevresine doğru çok miktarda dallanma gösterir. Dikotomik olarak çatallanırlar. Oval ve şişkin hava keseleri vardır. Ayrıca dalcıkların uç kısımları konsektakulumları (Eşey organları) taşıyan şişkin yapı ile sonlanırlar.

Familya: Sargassaceae

Ana eksen yan dallar halindedir. Yapraksı dalların kenarları düzgündür ve diplerinden yuvarlak hava keseleri ile dallanmış üreme organları taşırlar.

SINIF: RODOPHYCEAE

Bu sınıftaki alglerin çok azı tek hücrelidir, büyük çoğunluğu çok hücrelidir. Tallus şekilleri ipliksi, silindirik, yapraksı ve disk gibi yassı olup, basit ya da dallanma gösterirler. Oldukça karışık anatomik yapıları vardır. Hücreler tek nukleusludur. Kromotoforlarına rodoplast adı verilir. Bütün hücreler geniş vakuollüdür. Hücre çeperi iki tabakadan oluşur, iç tabaka selülozdan, dış tabaka ise müsilajlaşan pektindendir. Hücre çeperinde kireç de birikir. Kromatoforlarında bulunan başlıca ren maddeleri; klorofil a,d lere rastlanır. Başlıca karotinoidler ß karotin ve luteindir, fakat bu grup için karakteristik olan fikobilinler, fikoeritirin ve fikosiyanindir, kırmızı renkli olan fikoeritin hepsinde bulunur ve klorofiller karotinleri maskeler, bu nedenle bitkiler kırmızı görünür ve bu sebepten bu gruba kırmızı algler denir.

Kırmızı alglerin hepsi ototroftur. Fotosentez sonucunda “Floride nişastası”, floridozitler ve yağ da oluşur.

Çoğu denizlerde yaşar, kayalar, taşlar üzerinde yaşadıkları gibi diğer algler ve deniz otları üzerinde epifit olarak da yaşarlar. Deniz seviyesinden başlayarak 30-70m derinlere kadar inerler. Çok berrak sularda yaklaşık 200m derine inebilirler.

Cins: Porphyra

Tal, basık, yassı, zarımsı, yapraksı olup, küçük bir disk ile taşa tutunur. Yıldızsı rodoplast ve pirenoid iyi gözlenir. Porphyra talinde protein, mineraller ve vitamin B ve C bulunduğundan önemli bir besin maddesidir.

Japonya ve doğu Asya ülkelerinde üretimi yapılmaktadır. Besin maddesidir (Sebze,salata, pasta, dolma gibi farklı şekilde tüketildiği gibi kurutularak da faydalanılır.).

Floride Özellikleri:

Hücre çeperleri genel olarak iki tabakadan yapılmıştır. İç çeper daha sağlamdır. Çeper maddesi selülozdur, dış hücre çeperi ise pektindendir, bu pektin tabakasından agar agar ve karragen ekstreleri ele edilir. Tallusları yapı bakımından ya monosifon ve polisifon tipte olur.

Bir tanesi tek eksenlidir, bu tip yapılara (monosifon) “Merkezi iplik tipi” diğerinde eksen birine paralel çok iplikten oluşur, bunlara da (polisifon) “Fıskiye tipi” denir.

Merkezi ipliksi tip:

Agar: Sertleşme amacıyla gıda sanayide kullanılan ilaç ve kozmetik sanayide kullanılır. Bakteriolojik etütlerde besi ortamı olarak kullanılır. Karagen de aynı amaçla kullanılabilir.

Cins: Corallina

Yalnız bağlanma yerleri keçesizdir. C.officinalis Tallus tamamen kireçlidir, kireçli ve kabuksu bir tutunma yerinden çıkarlar. Yaklaşık 2-3 cm’den 15 cm’e kadar yükselebilirler. Dallanır; tallus gövde segmenti yapı gösterir. Kıyıdaki sığ sularda havuzcuklar içinde taş ve kayalara tutunarak yaşarlar.

Cins: Ceramium

Tallus ipliksi ve monosifon tiptedir. Dikotomik olarak dallanır, dallar küçük dalcıklarla örtülüdür. Uç kısımdaki dalcıklar kıskaç şeklinde son bulur. Kahverengimsi kırmızımsı olabilirler. Taşlar, kayalar ve diğer algler üzerinde yaşayabilirler. Dünya denizlerinde yaygın olarak bulunurlar, bizde Akdeniz, Ege Denizi ve Marmara’nın kıyı bölgelerinde yaygın yetişen bir algdir.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Madde Döngüleri ( Biyojeokimyasal Döngüler )

MADDE DÖNGÜLERİ ( BİYOJEOKİMYASAL DÖNGÜLER )

Doğada ekolojik önemli olan maddeler, canlılar ve çevreleri arasında

alınıp verilir. Maddelerin ekosistemdeki bu.dolaşımına madde döngüleri yada kısaca çercimler denir. Tüm maddeler sürekli olarak döngüler yoluyla, canlılar tarafından yeniden kullanılır. Termodinamik Kanunu gereğince, hiçbir madde ortadan kaybolmayacağına göre, bu döngüler sürekli olarak vardır.

Ekosfer, canlıların yaşadığı yer yüzünün yüzey tabakasıdır. Ekoloji biliminde ekosfer, güneş enerjisi ile işleyen bir makineye benzetilir. Bu makinenin tüm canlılar için gerekli olan parçaları; fosfor, azot, su, oksijen ve karbon döngüleridir. Bu döngülerin enerji kaynağı ise, Güneş’ tir.

Su Döngüsü

Su, yaşam kaynağıdır. Bütün canlıların ağırlıklarının önemli bir kısmını su oluşturur.

Yeryüzündeki su miktarının yaklaşık % 5’ i tatlı sulardır.

Güneş enerjisinin ısıtmasıyla, çeşitli kaynaklardan atmosfere çıkan su buharı; yağmur, kar, dolu gibi yağış biçimleriyle yeniden yer yüzüne döner. Bu suyun bir miktarı yer altı sularına karışırken, daha büyük kısmı, göl ve deniz gibi kaynaklarda birikir. Su döngüsü de, öteki tüm döngüler gibi süreklidir. Bitkiler terleme ile su döngüsüne katılır.

Yer yeryüzündeki bütün sular katılmaktadır. Söz gelimi, denizlerden buharlaşan su, yağış olarak yer yüzüne dönmekte, bir kısmı yüzeysel sularda birikip, bir kısmı da yer altı sularına karışmaktadır.Yer altı sularının son toplanma yeri ise deniz ve okyanuslardır. Burada toplanan sular, su döngüsüne devam eder ( uzun su devri ). Deniz ve okyanuslardan buharlaşan suyun karalara geçmeden tekrar yağmur, kar, dolu biçiminde deniz ve okyanuslara geçmesine ise kısa su devri denir.

Karbon ve Oksijen Döngüsü

Karbon Döngüsü: Karbon doğada hem mineral biçiminde ( kömür, elmas, gaz olarak veya suda çözünmüş durumda karbon dioksit olarak ) hem organik biçimde bulunur. Canlı varlıkların temel yapı maddesi olan organik karbon, fotosentez süreçleri yoluyla atmosferde veya deniz suyunda çözünmüş olarak bulunan karbon dioksit gazından yararlanarak üretilir. Yeşil bitkiler, hayvansal ve bitkisel parazitler, organik maddeleri parçalayarak, karbonu karbon dioksit gazına çevirirler. Artıklar, dışkılar ve kadavralar da parçalanma sonucu dönüşümü uğrayarak yapılarındaki karbon dioksit çıkar. Şekilde görüldüğü gibi, atmosferde gaz, suda ise çözünmüş olarak bulunan karbon dioksit, canlıların başlıca karbon kaynağıdır. Hayvanların vücutlardaki karbonun bir bölümü CO2 olarak, solunum yoluyla atmosfere geri verilir. Bütün canlıların kalıntı ve atıklarındaki karbon ise, çürüme ve bozulma gibi bir dizi işlem sonucunda CO2 olarak açığa çıkar. Organik karbonun bir bölümü, kömür, petrol gibi fosil yakıtlarda birikmiştir. Bunların yakılmasıyla, atmosferde bol miktarda karbon dioksit verilir. Bunun büyük bölümü, hızla deniz ve okyanuslara geçer ve karbonatlar halinde birikir. Ayrıca yanardağ püskürmeleri, atmosfere bol miktarda karbon oksitleri yayar.

Oksijen Döngüsü: Oksijen, değişik biçimlere dönüşerek doğada sürekli bir döngü içerisindedir. Havada gaz, suda ise çözünmüş olarak bulunan oksijen, serbest hâlde azottan, sonra en çok bulunan elementtir. Hayvanların ve basit yapılı bitkilerin, solunum yoluyla aldıkları oksijen hidrojenle birleşince su oluşur.

Su daha sonra dışarıya atılarak doğaya verilir. Ortamdaki karbon dioksit, algler ve yeşil bitkiler tarafından fotosentez yoluyla

J karbonhidratlara dönüştürülür, yan ürün olarak da oksijen açığa çıkar.

Dünyadaki sular, biyosferin başlıca oksijen kaynağıdır. Oksijenin yaklaşık %90′ ının bu sularda yaşayan alglerce karşılandığı tespit edilmiştir. Diğer döngülerde de bazı aşamalarda oksijenin yer aldığı bilinmektedir.

Sürekli olarak petrol ve kömür gibi fosil kaynaklı yakıtların yakılmasına kara ve denizlerdeki doğal bitki örtüsünün giderek azalmasına rağmen, tarımdaki gelişmelerle birlikte artan üretim sayesinde atmosferdeki oksijen düzeyi sabit kalır.

Azot Döngüsü

Azot da, karbon ve oksijen gibi, hayat için temel maddelerdendir. Proteinlerin, nükleik asitlerin, çeşitli hormon ve vitaminlerin yapısında bulunur.

Azotun yer yüzündeki iki önemli rezervi, atmosfer ve canlılardır. Söz gelimi, atmosferin %78′ i azottur. Ancak, bazı mikroorganizmalar dışında azot canlılarca kullanılamaz. Azot bitkilerce çoğunlukla inorganik nitrat, bazı bitkilerde de amonyum tuzları olarak kullanılır. Hayvanlar ise, azotu, amino asit olarak almak zorundadır. Bu amino asitler, beslenme zinciriyle öteki hayvan ve bitkilerden karşılanır. Havada % 78′lik çok büyük bir rezervi olan azotun çok azı kullanılabilir.

Azot döngüsünün temelini, havadaki serbest azotun önce inorganik tuzlara, sonra azot içeren organik moleküllere dönüşmesi oluşturur. Organik moleküllerin biyolojik ayrışma yoluyla parçalanmasıyla da yeniden inorganik maddelere dönüşmesi azot döngüsüne yardımcı olur. Ayrıca yıldırım ve şimşek gibi doğa olayları toprağa azot bağlanmasında etki ederler.

Havadaki azot gazı ( N2 ), topraktaki azot tutucu bakteriler ( 1 ) tarafından nitratlara ( NO3 ) dönüştürülür. Bitkiler ( 2 ) büyümeleri için gerekli azotu sağlamak için nitratları soğururlar. Hayvanlar ( 3 ) bu bitkilerle beslenirler. Bakteri ve mantarlar (4), ölü bitki ve hayvanları toprağa amonyum ( NH4 ) bileşikleri yayarak çürütürler. Nitrat tutan bakteriler bu amonyum bileşiklerini, daha sonra bitkilerde kullanılmak için ( 5 ) nitrata dönüşen, nitrite dönüştürürler ( NO2 ). Nitrat bozan bakteriler (6 ) azot bileşiklerinin yeniden azot gazına dönüşmesini sağlarlar (denitrifikasyon).

Fosfor Döngüsü

Fosfor da canlılara gerekli temel maddelerdendir. Hücrelerde nükleik asitlerin enerji aktarımlarını sağlatan adenozin trifosfat ( ATP ) maddesinde, hücre zarının yapısında ayrıca kemik ve dişlerde bulunur.

Fosforun doğadaki deposu, fosfatlı kayalar ve sudur. Fosfor döngüsünün temelini, fosforun karalardan denizlere, denizlerden karalara taşınması oluşturulur. Fosfatlı kayalardaki fosforun bir kısmı, erozyon yoluyla suda çözünmüş hale gelir. Bu inorganik fosfat, bitkilerce, suda çözünmüş ortofosfat biçiminde alınır, organik fosfatlara çevrilir. Beslenme zinciriyle ot obur ve et obur hayvanlara aktarılır. Bitki artıkları, hayvan ölüleri ve salgılarındaki organik fosfatlar, ayrıştırıcı mikroorganizmalar yardımıyla inorganik duruma çevrilir. Böylece, yeniden bitkilerce alınmaya hazırdır.

Jeolojik hareketlerden başka, fosforun denizlerden karalar dönüşü, balıkçılık ve balık yiyen deniz kuşlarının dışkıları yoluyla olur.

İnsanın fosfor döngüsündeki etkisi, fosfatlı kayaların endüstriyel işlemle fosfat gübresi yapılması yoluyla karalardan denizlere dönüşünü hızlandırmakla olur.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Bölüm I

BÖLÜM I

Ünite 2

Ünitenin Adı : Canlılar ve Doğayla Etkileşimleri

Sınıf : 5 Süre : 23 iş günü

BÖLÜM II

AMAÇLAR :

AMAÇ 1 : Atatürk’ ün akılcılık ve bilime verdiği önemi kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Bilim ve teknoloji arasındaki ilişkiyi açıklama.

Bir toplumun kalkınmışlık düzeyinin, o toplumun bilim ve teknolojideki gelişmişliği ile ölçüldüğünü yazma-söyleme.

Atatürk’ ün bilim ve akılcılığa dair söylediği sözlere örnekler verme.

AMAÇ 2 : Virüsleri kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

İnsanlarda bazı hastalıklara, bir hücreli bile olmayan virüslerin neden olduğunu yazma-söyleme.

Virüslerin doğada bilinen en küçük canlılar olduğunu yazma-söyleme.

Virüslerin yapılarının bir hücreli bile sayılamayacak kadar basit olduğunu yazma-söyleme.

Her virüs çeşidinin, canlı vücudunun belirli bir yerinde ve belirli hücrelerinde çoğalabildiğini yazma-söyleme.

Virüslerin neden olduğu hastalılara örnekler verme.

AMAÇ 3 : Virüslerin neden olduğu hastalıklardan korunma yollarını açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Virüslerin neden olduğu hastalıklardan korunmak ve sağlıklı yaşamak için insanların bilinçlendirilmesi gerektiğini yazma-söyleme.

Çocukların çocuk felci, kızamık gibi aşılarının zamanında yaptırılması gerektiğini yazma-söyleme.

Şüpheli durumlarda hemen sağlık kuruluşlarına başvurmamız gerektiğini yazma-söyleme.

Sağlık ve temizlik kurallarına uymamız gerektiğini yazma-söyleme.

Kullanılan tıbbı araçların steril olmasına dikkat edilmesi gerektiğini yazma-söyleme.

AMAÇ 4 : Bakterileri kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Bakterilerin mikroskobik canlılar olduğunu yazma-söyleme.

Bakterilerin, tek hücreli ilkel canlılar olduğunu yazma-söyleme.

Bakterilerin her ortamda yaşabildiğini yazma-söyleme.

Bakteri hücresinin nelerden oluştuğunu yazma-söyleme.

Bakterilerin yapılarına göre küre, çubuk, burgu, virgül olmak üzere 4 tür olduğunu yazma-söyleme.

Bakterilerin biyoner bölünme ile çoğaldıklarını yazma-söyleme.

Bakterilerin hem yararlı hem de zararlı canlılar olduğunu söyleme – yazma.

AMAÇ 5 : Zararlı bakterileri kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

İnsanlara zararlı olan bakterilere, patojen bakteri dendiğini yazma-söyleme.

Zararlı bakterilerin, tifo, kolera, şarbon, verem gibi hastalıklara neden olduğunu yazma-söyleme.

AMAÇ 6 : Bakterilerin neden olduğu hastalıklardan korunma yolarını sıralayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Şüpheli durumlarda hemen sağlık kuruluşuna başvurmamız gerektiğini yazma-söyleme.

Doktorların önerilerine mutlaka uymamız gerektiğini yazma-söyleme.

Bakterilerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde antibiyotiklerin kullanıldığını yazma-söyleme.

Sağlık ve temizlik kurallarına uymamız gerektiğini yazma-söyleme.

AMAÇ 7 : Yararlı bakterileri kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Toprağa düşen canlı atıklarını parçalayan bakterilere, çürükcül bakteri dendiğini yazma-söyleme.

Çürükcül bakterilerin doğada madde döngüsüne yardımcı olduğunu yazma-söyleme.

Günlük yaşamda sütten peynir, yoğurt yapımında bakterilerden yararlanıldığını yazma-söyleme.

Sirke ve turşu yapımında bakterilerden yararlanıldığını yazma-söyleme.

Ekmek hamurunun mayalandırılmasında bakterilerden yararlanıldığını yazma-söyleme.

AMAÇ 8 : Protistleri kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Bitki ve hayvan grubuna girmeyen, tek hücreli canlılara protist dendiğini yazma-söyleme.

Protistlere örnekler verme.

Protistlerin nemli yerlerde, tatlı ve tuzlu sularda yaşadığını yazma-söyleme.

Protistlerin bölünerek çoğaldıklarını yazma-söyleme.

AMAÇ 9 : Protistelerin gözlenmesi deneyinin sonuçlarını açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Havuz suyundan alınan örneği mikroskop altında inceleme.

Görülen şekilleri defterine çizme.

AMAÇ 10 : Protist türlerini açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Öglena, tripanosoma, cıvık mantarlar, paramesyum, amip, plazmodyum ve bir hücreli alglerin protistlerden olduğunu yazma-söyleme.

Öglena, tripanosoma, amip, plazmodyum ve paramesyum gibi protist türlerinin, içme suları ve sivrisinekler vasıtasıyla insanlarda hastalıklara neden olduğunu yazma-söyleme.

Öglena’ nın hem hayvan hem de bitki hücresine benzediğini yazma-söyleme.

Öglena ve bir hücreli algleri besinlerini kendilerinin yaptıklarını yazman-söyleme.

Tripanosoma’ nın omurgalı hayvanların kanında parazit olarak yaşadığını yazma-söyleme.

Sivrisineklerle taşınan plazmodyum’ un, insanlarda sıtma hastalığına neden olduğunu yazma-söyleme.

AMAÇ 11 : Mantarları kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Mantarların gözle görülebilenlerinin yanı sıra, gözle görülemeyen türlerinin de olduğunu yazma-söyleme.

Mantarların bazılarının tek hücreli, bazılarının çok hücreli olduğunu yazma-söyleme.

Mantarların spor adı verilen yapılarla çoğaldıklarını yazma-söyleme.

Bazı mantarların tarım ürünlerine zarar verdiğini yazma-söyleme.

Bazı mantarların insanlarda hastalıklara neden olduğunu yazma-söyleme.

Mantarların neden oldukları hastalıklara örnekler verme.

AMAÇ 12 : Gözle görülemeyen mantarları açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

1. Gözle görülemeyen mantarların tek hücreli mantarlar olduklarını yazma-söyleme.

2. Tek hücreli mantarların, küflenmeye, mayalanmaya, çürümeye ve insanlarda bazı hastalıklara neden olduklarını yazma-söyleme.

Tek hücreli mantarların havada, karada, suda kısacası her yerde yaşayabildiklerini yazma-söyleme.

Tek hücreli olan bazı mantar türlerinin insanlarda hastalıklara neden olduklarını yazma-söyleme.

Tek hücreli olan bazı mantarların neden oldukları hastalıklara örnekler verme.

AMAÇ 13 : Gözle görülebilen mantarları açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Gözle görülebilen mantarların, güneş almayan ağaç diplerinde ya da nemli duvar kenarlarında bulunduğunu yazma-söyleme.

Gözle görülebilen mantarların kısa bir sapın ucunda, şapkaya benzer yapıya sahip olmaları nedeniyle şapkalı mantarlar da dendiğini yazma-söyleme.

Gözle görülebilen mantarların gelişmiş, çok hücreli mantarlar olduğunu yazma-söyleme.

Çok hücreli mantarların çürükcül olarak yaşadığını yazma-söyleme.

İnsanlar tarafından özel olarak üretilen çok hücreli mantarlara kültür mantarı dendiğini yazma-söyleme.

Kültür mantarlarının besin değeri yüksek besinler olduğunu yazma-söyleme.

Özel yöntemlerle üretilmeyen mantarların zehirli olabileceğini yazma-söyleme.

AMAÇ 14 : Şapkalı mantarların yapısını inceleme deneyinin sonuçlarını açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Şapkalı mantarların şapkasının altında lamel denilen ince çizgilerin bulunduğunu yazma-söyleme.

Çalışma sonrasında mantarların zehirli olmaları ihtimaline karşı ellerini yıkama.

Gördüğü şekli defterine çizme.

AMAÇ 15 : Ekmeğin küflendirilmesi deneyini hazırlayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Ekmeği küflendirme.

Küfü büyüteçle inceleme.

AMAÇ 16 : Mantarların neden oldukları hastalıklardan korunma yollarını sıralayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Hastalıklardan korunmak için başkalarına ait havlu, tarak, çamaşır gibi özel eşyaları kullanmamamız gerektiğini yazma-söyleme.

Şüpheli durumlarda hemen sağlık kuruluşuna başvurmamız gerektiğini yazma-söyleme.

Düzenli uyku, dengeli beslenme ve temizliğin, bağışıklık sistemimizin daha düzenli çalışmasını sağlayacağını yazma-söyleme.

Bebeklikten itibaren tüm aşıların zamanında yaptırılması gerektiğini yazma-söyleme.

AMAÇ 17 : Canlıların neden beslendiğini açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Canlıların yaşamlarını sürdürebilmek için ihtiyacı olan enerjiyi besinlerden sağladıklarını yazma-söyleme.

Yeni doğan bir canlının, yeterli ve dengeli beslenme sayesinde gelişip büyüdüğünü yazma-söyleme.

Alınan besinlerin, canlının yapısına katılarak hücrelerinin çoğalmasını ve canlının büyümesini sağladığını yazma-söyleme.

Büyüyüp, gelişen her canlının, türünün devam etmesi için çoğaldıklarını yazma-söyleme.

AMAÇ 18 : Besinleri gruplarını kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Besinlerin karbonhidratlar, yağlar, proteinler, vitaminler ve su olarak gruplandırıldığını yazma-söyleme.

Her canlının, kendisi için gerekli besinlerle beslendiğini yazma-söyleme.

Her besin grubunun görevinin farklı olduğunu yazma-söyleme.

Dengeli ve sağlıklı beslenebilmek için besin gruplarının her birinden yeterince tüketmemiz gerektiğini yazma-söyleme.

AMAÇ 19 : Besin gruplarının görevleri ile ilgili olgular bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Vücudumuz için gerekli olan enerjiyi karbonhidratlardan sağladığımızı yazma-söyleme.

Vücudumuzun yıpranan yerlerinin onarılmasında ve hücre yapısında proteinlerin kullanıldığını yazma-söyleme.

Yağların hem enerji kaynağı hem de vücutta yapı maddesi olarak kullanıldığını yazma-söyleme.

Vitaminlerin vücudun hastalıklara karşı direncini artırdığını yazma-söyleme.

Yaşamak için gerekli temel maddelerden birinin su olduğunu yazma-söyleme.

AMAÇ 20 : Besin gruplarını içeren gıdaları açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Karbonhidratların daha çok tatlı besinlerde var olduğunu yazma-söyleme.

Et, süt ürünleri ile yumurta ve baklagillerin proteince zengin besinler olduğunu yazma-söyleme.

Yağların bitki ve hayvanlardan sağlandığını yazma-söyleme.

Taze sebze ve meyvelerin vitamince zengin olduklarını yazma-söyleme.

AMAÇ 21 : Canlıları beslenme ilişkilerine göre sınıflandırabilme.

DAVRANIŞLAR :

Doğadaki canlıların, beslenme ilişkilerine göre üç gruba ayrıldığını yazma-söyleme.

Birinci grubu üretici canlıların oluşturduğunu yazma-söyleme.

İkinci grubu tüketici canlıların oluşturduğunu yazma-söyleme.

Üçüncü grubu ayrıştırıcı canlıların oluşturduğunu yazma-söyleme.

AMAÇ 22 : Besin zincirini açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Doğal bir çevrede canlıların, doğup, beslenip, çoğalıp, sonuçta başka canlılara yem olduğunu yazma-söyleme.

Besin zincirinin üreticilerden başlayıp, çeşitli tüketicilerin birbirini yemesiyle devam eden bir olay olduğunu yazma-söyleme.

AMAÇ 23 : Besin grupları ile ilgi terimler bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Kendi besinini kendisi yapan canlılara üretici canlı dendiğini yazma-söyleme

Besinlerini dışarıdan ( üretici canlılardan ) hazır olarak alan canlılara tüketici dendiğini yazma-söyleme.

Toprakta yaşayan bakteri ve mantarlara ayrıştırıcı canlı (çürükçül canlı ) dendiğini yazma-söyleme.

Amaç 24 : Üretici canlıları kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Yeşil bitkilerin yapraklarında klorofilin (yeşil tanecik) bulunduğunu yazma-söyleme.

Bitkilerin ürettikleri besinin yanında oksijen de ürettiklerini yazma-söyleme.

Bitkilerin besinlerini üretirken su, madensel tuz, karbondioksit ve güneş ışınlarından yararlandıklarını yazma-söyleme.

Güneş ışınları nedeniyle bitkilerin besinlerini gündüzleri yaptıklarını yazma-söyleme.

Bitkilerin ürettikleri besinin bir kısmını kök, gövde, yaprak ve meyvelerinde tüketici canlılar için depo ettiklerini yazma-söyleme.

AMAÇ 25 : Tüketici canlıları kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Tüketicilerin besinlerini, üreticilerden doğrudan veya dolaylı olarak sağladıklarını yazma-söyleme.

Tüketicilerin aldıkları besinlere göre üç gruba ayrıldığını yazma-söyleme.

Tüketici canlıların her türüne örnek verme.

AMAÇ 26 : Tüketici canlı grupları ilgili terimler bilgisi

DAVRTANIŞLAR :

Otçul (otobur) canlının tanımın yazma-söyleme.

Etçil (etobur) canlının tanımını yazma-söyleme.

Hem etçil hem de otçul olan canlının tanımını yazma-söyleme.

AMAÇ 27 : Ortak yaşamla ilgili terimler bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Ortak yaşamın tanımını yazma-söyleme.

Mutualizmin tanımını yazma-söyleme.

Kommensalizmin tanımını yazma-söyleme.

Parazit yaşamın tanımını yazma-söyleme.

Parazit canlının tanımını yazma-söyleme.

AMAÇ 28 : Mutualizmi açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Su yosunu ile mantarın ortak yaşamından oluşan likenlerin mutualizme örnek verme.

Su yosununun besin ürettiğini; buna karşılık mantarın su yosununun su ihtiyacını karşıladığını yazma-söyleme.

Bakterilerle bitkilerin ortak yaşamının mutualizme örnek verme.

Bakterilerin bitkiler için havadan azot sağladıklarını; buna karşılık bitkinin bakteri için besin ürettiğini yazma-söyleme.

AMAÇ 29 : Kommensalizmi açıklayabilme..

DAVRANIŞLAR :

Yengeçlerin istiridyelerin kabuklarının altında yaşadıklarını ve istiridyenin besinine ortak olduğunu yazma-söyleme.

İstiridyenin bu ilişkiden zarar ya da yarar görmediğini yazma-söyleme.

AMAÇ 30 : Parazit yaşamı kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Parazit yaşamda iki canlıdan biri yarar görürken,diğerinin zarar gördüğünü yazma-söyleme.

Parazit canlılarından bazılarının insan, kedi, köpek gibi canlıların deri ya da kıllarına tutunarak yaşadıklarını yazma-söyleme.

Parazit canlıların bir kısmının canlının kanını emerek yaşadığını yazma-söyleme.

Parazit canlıların bazılarının insan vücudunda bağırsaklarda, sindirilmiş besinlerle beslenerek yaşadıklarını yazma-söyleme.

AMAÇ 31 : Parazit canlıların neden oldukları hastalıklardan korunma yollarını sıralayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Tam pişmemiş etleri ve iyice yıkanmamış sebze ve meyveleri tüketmemiz gerektiğini yazma-söyleme.

Hasta kişilerin eşyalarını kullanmamamız gerektiğini yazma-söyleme.

Temizlik ve sağlık kurallarına uymamız gerektiğini yazma-söyleme.

AMAÇ 32 : Ayrıştırıcı canlıları kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Çürükçül canlıların besinlerini bitki ve hayvan ölülerinden ve canlıların doğaya karışmış artıklarından sağladıklarını yazma-söyleme.

Kendileri için besin sağlarken ölen canlıları ve artık maddeleri, diğer canlıların kullanabilecekleri maddelere dönüştürdüklerini yazma-söyleme.

Doğadaki madde döngüsüne yardımcı olduklarını yazma-söyleme.

AMAÇ 33 : Çevre kirliliğini kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Canlılar arasındaki ilişkiyi bozan etkenin çevre kirliliği olduğunu yazma-söyleme.

Kolayca parçalanmayan, yok olmayan atıkların kirliliğe neden olduğunu yazma-söyleme.

Plastikten yapılmış poşetlerin, teneke kutuların, kullanılmış pillerin, cam ve porselen gibi maddelerin yok olmayan maddeler olduğunu yazma-söyleme.

AMAÇ 34 : Çevre kirliliğini önleme yollarını açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Kullandığımız ürünleri kalıcı kirliliğe neden olmayacak maddelerden seçmeye özen göstermemiz gerektiğini yazma-söyleme.

Kalıcı kirliliğe neden olan maddeleri geri dönüşüm yoluyla tekrar kullanılabilir hale getirmemiz gerektiğini yazma-söyleme.

Evlerimizde çöplerimizi türlerine göre ayrı ayrı biriktirmemiz gerektiğini yazma-söyleme.

ÜNİTENİN BÖLÜMLERİ

Atatürkçülükle İlgili Konular

Bir Hücreli Bile Olmayan Varlıklar : Virüsler

İlkel Bir Hücreli Organizmalar : Bakteriler Her Yerde Var

Bitki Ve Hayvan Gruplarına Girmeyen Canlılar : Protistler

Hem Yararlı Hem De Zararlı Mantarlar Var

Canlılar Arasında Beslenme İlişkileri Var mı ?

Canlı Neden Beslenir ?

Canlının Besinleri Nelerdir ?

Canlıları Beslenme İlişkilerine Göre Gruplayabilir miyiz ?

UYGULANACAK YÖNTEM VE TEKNİKLER :

Soru-cevap ( tüm amaçlar )

Küme çalışması ( amaç 2-4-8-11-24-25-32 )

Deney ( amaç 9-14-15 )

Proje ( amaç 34 )

Düz anlatım ( tüm amaçlar )

Tartışma ( amaç 22-34 )

Gezi (amaç 33)

KAYNAK, ARAÇ VE GEREÇLER :

Ünite dergisi

Kitaplar, sözlük

Video kasetler (amaç 2-4-8-11-22)

Büyüteç, mikroskop (9-14-15)

Resimler,fotoğraflar, model (amaç 18-21-23-28-29)

GEZİ-GÖZLEM-DENEY,ÖDEV V.B. :

Katı Atık Dönüşüm Fabrikasına Gezi (amaç 34)

Protistlerin havuz suyunda mikroskopla incelenmesi. (amaç 9)

Şapkalı mantarların büyüteçle gözlenmesi. (amaç 14 )

Ekmeğin küflendirilmesi.(amaç 15)

Sınıfta oluşan atıklardan değerlendirilebilenleri ayrı çöp kutularında biriktirilmesi.(amaç 34)

BÖLÜM III

DEĞERLENDİRME :

Öğrencilerin derse katılımının, gözlem yapma, araştırma yapma, küme çalışmasında sorumluluk alma beceri ve tutumlarının gözlem ve “Kendini Değerlendirme Formu” ile ölçülmesi.

Çoktan seçmeli, kısa cevaplı, eşleştirme testlerin uygulanması.

Ders içinde sözlü yoklamaların yapılması.

Yazılı yoklamaların yapılması.

Öğrenci yetersizliklerinin belirlenmesi ve bunları giderici çalışmaların yapılması.

BÖLÜM IV

PLANIN İŞLENİŞİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLER :

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Üçüncü Bölüm

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

BİLİŞİM SİSTEMLERİ KULLANIMI VE TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİNE YÖNELİK BİR UYGULAMA

Çalışmanın bu bölümünde Türkiye’de faaliyette bulunan Sanayi işletmelerinde Bilişim Teknolojilerin kullanım düzeyleri, amaçları, kullanımını etkileyen faktörler ve alıcı-tedarikçi ilişkilerine olan etkilerini belirlemek amacıyla yapılan uygulamadan elde edilen bulgular değerlendirilmektedir.

3.1. Araştırmanın Amacı ve Hipotezler

Bu bölümde araştırmanın amacı, alt amaçları ve varsayımları hakkında bilgi verilecektir.

3.1.1. Araştırmanın Amacı

İşletmelerde bilişim teknolojileri kullanım düzeyinde son üç yılda meydana gelen değişimlerin tespit edilmesi.

İşletmelerin faaliyet gösterdikleri sektörlerde rekabet düzeylerini nasıl tanımladıklarını tespit etmek.

İşletmelerde bilişim teknolojileri kullanım amaçlarının ve bu amaçlara ulaşma düzeylerinin tespit edilmesi.

İşletmelerde İleri İmalat Teknolojileri kullanım düzeyinin son üç yıl içindeki değişiminin tespit edilmesi.

İşletmelerde İleri İmalat Teknolojileri kullanım amaçlarının ve bu amaçlara ulaşma düzeylerinin tespit edilmesi.

Bilişim Teknolojileri kullanımının işletmelere sağladığı faydaların tespit edilmesi.

İleri İmalat Teknolojileri’nin başarılı bir şekilde kullanılmasını etkileyen faktörlerin tespit edilmesi.

İleri İmalat Teknolojileri kullanımının işletmelerin tedarikçileri ile olan ilişkilere etkisini tespit etmek.

İşletmelerin tedarikçileri ile olan tarihi ve devam eden ilişkilerinin tespit edilmesi.

İşletmelerin genel tedarik uygulamasında son üç yılda meydana gelen değişimi incelemek.

3.1.2. Araştırmanın Varsayımları

Yukarıda belirtilen araştırma amaçları çerçevesinde araştırmayla ilgili geliştirilen varsayımları şu şekilde belirtmek mümkündür.

Varsayım 1. İşletmelerin son üç yılda (1999-2001) Bilişim Teknolojileri kullanım düzeyleri artmıştır.

Varsayım 2. İşletmelerin faaliyette bulundukları sektördeki rekabet düzeyini algılama biçimleri Bilişim Teknolojileri Kullanım düzeyini etkilemektedir.

Varsayım 3. Bilişim Teknolojileri kullanım düzeyinin işletme performansı ve rekabet üstünlüğü üzerinde olumlu etkisi vardır.

Varsayım 4. İşletmelerin tedarikçileri ile olan ilişkileri son üç yılda işbirliği esasına göre değişmiştir.

Varsayım 5. İşletmelerin İleri İmalat Teknolojileri uygulama derecesi ile alıcı-tedarikçi ilişkilerindeki değişiklikler arasında ilişki vardır.

Varsayım 6. Alıcı-tedarikçi ilişkileri son üç yıl boyunca artmıştır.

Varsayım 7. İleri İmalat Teknolojileri kullanım düzeyiyle alıcı-tedarikçi ilişkileri arasında bir ilişki vardır.

Varsayım 8. Bilişim Teknolojileri’ni kullanan işletmelerin alıcı-tedarikçi ilişkileri daha işbirlikçidir.

Varsayım 9. İşletmelerin genel tedarik uygulaması son üç yılda işbirlikçiliğe doğru kaymaktadır.

Varsayım 10. Sipariş verme prosedürü son üç yılda işbirliği esasına doğru değişmiştir.

3.2. Araştırmanın Yöntemi

Bu bölümde araştırmaya dahil edilen işletmelerin seçilmesi, anket formlarının hazırlanması, cevaplanan anketlerin kodlanması ve verilerin analiz edilmesinde kullanılan yöntemler hakkında bilgi verilecektir. Araştırmada izlenen yöntem Şekil 3.1’deki gibi gösterilebilir.

Şekil 3.1. Araştırmada Uygulanan Yöntem

3.2.1. Araştırmaya Dahil Edilen İşletmelerin Seçilmesi

3.2.2. Anket Formunun Hazırlanması

Araştırma amaçları doğrultusunda hazırlanan anket formundaki soruların belirlenmesinde ilgili literatür ve bu konuda daha önce gerçekleştirilen çalışmalar dikkate alınmıştır ( örneğin bkz. Andersen, 2000;, Güleş, Öğüt,). Anket soruları Seyidoğlu, 1997 ve Altunışık vd., 2001 tarafından belirtilen ve anket formu hazırlanmasında dikkat edilmesi gerekli hususlar çerçevesinde hazırlanmıştır. Anketi oluşturan sorular tespit edildikten sonra, taslak anketteki sorular araştırma, araştırmanın amaçları ve varsayımları ile karşılaştırılmıştır. Bu şekilde anket sorularının araştırmanın amaç ve varsayımları ile uyumlu olup olmadığı belirlenmiştir.

Ankete son şeklini vermeden önce, taslak anket konunun uzmanı akademisyenlere ve işletme yöneticilerine sunularak anket üzerinde görüş bildirmeleri istenmiştir. Bu süreç sonunda anketin bazı soruları ve açıklamaları yeniden yazılarak ankete son şekli verilmiştir. Bu kapsamlı pilot çalışmalar sonucunda son şekli verilen anket, toplam 5 sayfa ve 42 sorudan oluşmaktadır (bkz. Ek 1). Soruların büyük bir bölümü ankete cevap verenlerin soruyu cevaplandırmak için uygun şıkkı işaretlemelerini ya da uygun rakamı yazmalarını gerektiren “işaretlemeli soru”lardan oluşmaktadır. Ek 1′de görülen nihai anketi oluşturan soruları genel olarak üç grup altında toplamak mümkündür. Birinci grup sorular işletmeyi çeşitli açılardan tanıtıcı bilgileri içeren sorulardır. Bunlar işletmenin unvanı, çalışan personel sayısı, işletmenin pazar payı vb. soruları kapsayan sorulardır. İkinci grup sorular, işletmelerde bilişim teknolojileri kullanım düzeyi, amaçları ve amaçlara ulaşma düzeyi, bilişim teknolojileri kullanımında dikkate alınan faktörler ve kullanımını engelleyen faktörleri kapsayan sorulardır. Üçüncü grup sorular, işletmelerde alıcı-tedarikçi ilişkilerinin belirlenmesiyle ilgili sorular olup bunlar; genel tedarik uygulaması, işletmelerin sipariş prosedürleri, tedarikçilerle olan risk paylaşımı, tedarikçilerle olan ticari bağımlılığın düzeyi vb. sorulardır.

3.2.3. Verilerin Kodlanması, Düzenlenmesi ve Analizi

Geri dönen anket formlarındaki cevaplar kodlanarak ” SPSS (Statistical Package for Social Sciences - Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi) / Windows 10.0 Sürümü” ile analiz edilmiştir. SPSS; sosyal bilimlere ilişkin araştırma sonuçlarının analizinde yaygın bir şekilde kullanılmakta olup, kapsamlı istatistiksel analiz tekniklerini içermektedir. (Eeasterby-Smith vd., 1991:131). Buna ilave olarak Excel sürüm 7.0 gerekli durumlarda verilerin analizinde ve grafik olarak sunulmasında kullanılmıştır.

Veri analizine geçmeden önce, Oppenheim (1992:179) tarafından önerildiği gibi, veri girişinde yapılan hataları tespit etmek ve varsa düzeltmek amacıyla tüm veriler için yüzde dağılımları ve maksimum-minimum değerleri alınmıştır.

Anket ile toplanan verilerin büyük bir çoğunluğu parametrik olmayan (non-parametric) veri olduğundan mümkün olduğu sürece parametrik olmayan testler kullanılmıştır (bkz. Sigel ve Castellan, 1988:33-36; Rowntree, 1991:124-128; Tokol, 1996:72-79).

3.3. Araştırma Bulgularının Değerlendirilmesi

3.3.1. Araştırmaya Katılan İşletmeler Hakkında Genel Bilgiler

Tablo 3.1. Anketleri Cevaplayanların Unvanlarının İşletmelere Göre

Dağılımı

Ünvanlar

Sayısı

Yüzde

Genel müdür

20

30,3

Departman müdürü

19

28,8

Diğer

10

15,2

İşletme müdürü

10,6

Firma sahibi

10,6

Genel müdür yardımcısı

4,5

Toplam

66

100,0

Tablo 3.2. İşletmelerin Ürettikleri Mamul Çeşitleri

Mamul Çeşidi

Sayısı

Yüzde

Diğer

12

18,2

Makine imalat

11

16,7

Gıda

10

15,2

Orman ürünleri

13,6

Metal ve metal ürünleri

12,1

Plastik ürünler

10,6

Tekstil ve konfeksiyon

9,1

Otomotiv yedek parça

4,5

Toplam

66

100,0

Tablo 3.3. Araştırmaya Katılan İşletmelerin Faaliyette Bulundukları

Süreye Göre Dağılımı

Faaliyette Bulundukları Süre

İşletme Sayısı

Yüzde

11-25 yıl arası

22

36,7

26-50 yıl arası

16

26,7

6-10 yıl arası

12

20,0

3-5 yıl arası

10

16,7

Toplam

60

100,0

Tablo 3.4. Araştırmaya Katılan İşletmelerin Çalışan Sayısına Göre

Dağılımı

İşçi Sayısı

İşletme Sayısı

Yüzde

1-9

10-24

25-49

50-99

100-149

150-249

Toplam

Tablo 3.5. İşletmelerin Pazar Payları

Pazar payı (%)

İşletme Sayısı

Yüzde

1-10 arası

11-25 arası

26-50 arası

51-100 arası

Toplam

Tablo 3.6. Araştırmaya Katılan İşletmelerin Faaliyette Bulundukları

Sektördeki Rekabet Düzeyi

Rekabet Düzeyi

İşletme Sayısı

Yüzde

Çok düşük

Düşük

3,1

Orta

25

38,5

Yüksek

25

38,5

Çok yüksek

13

20,0

Toplam

65

100,0

Tablo 3.7. Üretim Hacmi

Üretim Hacmi

İşletme Sayısı

Yüzde

Yüksek

19

28,8

Orta

41

62,1

Düşük

9,1

Toplam

66

100,0

Tablo 3.8. Mamul Çeşidi

Mamul Çeşidi

İşletme Sayısı

Yüzde

Yüksek

28

42,4

Orta

37

56,1

Düşük

1,5

Toplam

66

100,0

Tablo 3.9. Üretim Türü

Üretim Türü

İşletme Sayısı

Yüzde

Sipariş

14

21,2

Karma

41

62,1

Akıcı

9,1

Diğer

7,6

Toplam

66

100,0

Tablo 3.10. İşletmelerin Satın Aldıkları Mamul Oranları

Artış Türü

İşletme Sayısı

Yüzde

Armakta

28

43,8

Aynı kalmakta

21

32,8

Azalmakta

15

23,4

Toplam

64

100,0

Tablo 3.11. İleri İmalat Teknolojileri’nin Üç Yıl Önceki ve Şu Andaki

Kullanım Düzeyleri Ortalamaları

İleri İmalat Teknolojileri

Üç Yıl Önce

Şu Anda

Wilcoxon Testi

Mühendislik Teknolojileri

Ort.

Std. Sap.

Ort.

Std. Sap.

Sayısal Denetimli Tezgahlar

1,22

1,24

1,92

1,33

-5,65

<,000

Bilgisayar Destekli Tasarım

1,06

1,17

2,29

1,40

-6,19

<,000

Bilgisayar Destekli İmalat

1,03

1,16

2,02

1,26

-6,04

<,000

Robotlar

0,62

1,03

0,88

1,38

-3,69

<,000

Esnek İmalat Sistemleri

0,84

1,13

1,28

1,53

-3,68

<,000

Yönetim Teknolojileri

Toplam Kalite Yönetimi/Kaizen

0,94

1,05

2,09

1,17

-6,06

<,000

Tam Zamanında Üretim/Kanban

1,54

1,29

2,13

1,19

-4,60

<,000

Tam Zamanında Tedarik

1,60

1,39

2,23

1,39

-5,00

<,000

Üretim Kaynakları Planlaması

1,51

1,31

2,35

1,28

-5,79

<,000

Bilgisayar Destekli Üretim Planlaması

1,12

1,23

2,12

1,39

-5,85

<,000

Tablo 3.12. İleri İmalat Teknolojileri Kullanımından Beklenen

Amaçlara Ulaşılma dereceleri

İleri İmalat Teknolojileri

Uygulama Amaçları

Ortalama

Standart Sapma

Kaliteyi Yükseltme

4,61

1,41

Üretim Miktarını Yükseltme

4,25

1,21

Malzeme Kullanım Verimliliğini Yükseltme

4,12

1,41

Rekabet Gücünü Yükseltme

4,06

1,61

Üretim Süresini Azaltma

3,86

1,56

İşgücü Verimliliğini Yükseltme

3,67

1,44

İmalat Esnekliğini Yükseltme

3,63

1,63

Maliyetleri Azaltma

3,06

1,36

Tablo 3.13. İleri İmalat Teknolojilerinin Uygulama Başarısını

Etkileyen Faktörler

Faktörler

Ortalama

Std. Sap.

Üst Yönetimin İleri İmalat Teknolojisi Uygulamasına Katılımı

4,17

1,61

Şirkette Grup Çalışmasının Uygulanması

3,94

1,62

İleri İmalat Teknolojisi Uygulama Amaçlarının Önceden Açıkça Tespiti

3,89

1,66

Yeni Teknolojilerin Mevcut Teknolojilerle Uyumlu Olması

3,88

1,63

Yetenekli İşgücünün Mevcudiyeti

3,87

1,76

Müşterilerle İşbirliği

3,85

1,42

Şirket Dışından Teknik Uzmanlık Sağlama İmkanı

3,85

1,83

Girdi Sağlayan Tedarikçilerle İyi İşbirliği

3,80

1,42

İleri İmalat Teknolojisi Satıcılarının Desteği

3,34

1,56

İşletme Ve Üretim Stratejilerinin Uyumlu Hale Gelmesi

3,25

1,61

Diğer ……………………………………………………..

3,15

1,56

Tablo 3.14. İşletmelerde Üç Yıl Önceki ve Bugünkü bilişim

Teknolojileri Kullanım Düzeyleri

Üç Yıl Önce

Şu Anda

Wilcoxon Testi

Ort.

Std. Sap.

Ort.

Std. Sap.

Edı (Elektronik Veri Değişimi)

0,48

0,80

1,22

1,45

-4,57

<,000

Yerel Bilgisayar Ağı (Lan)

0,76

1,14

1,87

1,62

-4,91

<,000

Bireysel PC Kullanımı

1,44

1,39

2,35

1,59

-4,54

<,000

İnternet Kullanımı

0,77

1,03

2,94

1,07

-6,85

<,000

İnternet İle Ana Şirkete Bağlantı Ve İşbirliği (Extranet)

0,43

1,06

1,29

1,49

-5,06

<,000

Şirket İçi Web Temelli İletişim Ağı (İntranet)

0,52

1,22

1,54

1,78

-4,41

<,000

Erp Yazılımları

0,38

1,03

0,76

1,36

-3,11

<,002

Elektronik Posta Kullanımı

0,71

1,01

2,65

1,37

-6,34

<,000

İnternet Web Sitesi Oluşturup Tanıtım Vs. Amaçlı Kullanma

0,73

1,16

2,39

1,61

-5,76

<,000

Tablo 3.15. İşletmelerde Bilişim Teknolojisi Kullanma Amaçlarının Önem

Derecesi

Üç Yıl

Önce

Şu Anda

Wilcoxon Testi

Ort.

Std. Sap.

Ort.

Std. Sap.

İşletme içinde uygun bir koordinasyon sağlama

1,62

1,45

1,85

1,25

-1,97

<,049

Anasanayi/yansanayi işletmeleri ile uygun koordinasyon sağlama

1,13

1,15

1,42

1,21

-2,70

<,007

Hızlı çevresel değişimlere tepki verme

1,39

1,35

1,79

1,35

-2,85

<,004

Sipariş ve tedarik süreci maliyetlerini düşürme

1,35

1,34

2,17

1,21

-4,30

<,000

Sipariş ve Tedarik sürecini hızlandırma

1,29

1,41

1,74

1,41

-3,19

<,001

Rakiplerin teknoloji düzeyine ulaşma gayreti

1,54

1,44

2,09

1,30

-3,46

<,001

Sektördeki son gelişmeleri takip edebilme

1,58

1,43

2,11

1,27

-3,19

<,001

Çalışanların bilgisini arttırarak verimliliği yükseltme

1,70

1,49

2,02

1,35

-2,07

<,038

Telefon, fax vs. yerine daha ucuz olan e-posta kullanma

1,56

1,27

2,41

1,27

-4,23

<,000

Yazıcı, tarayıcı gibi donanımları paylaşıma açarak maliyet avantajı sağlama

1,82

1,50

2,24

1,45

-3,07

<,002

İnternet üzerinden tanıtım yapma

1,74

1,64

2,03

1,45

-2,18

<,030

Tablo 3.15. İşletmelerde Bilişim Teknolojisi Kullanımı İle Beklenen

Amaçlara Ulaşma Düzeyi Önem Derecesi

Amaçlar

Ort.

Std. Sapma

İşletme içinde en uygun veri akışını sağlamak

2,18

1,36

İşletme dışıyla hızlı ve güvenilir veri alışverişi sağlamak)

2,02

1,26

Bölümler arası bilgi paylaşmak ve koordinasyonu sağlamak

2,02

1,23

Yenilikleri takip etmek

2,50

1,24

Bilgiye hızlı ve ucuz bir şekilde ulaşabilmek

2,15

1,40

Tedarikçiler ile etkin iletişim

1,76

1,35

Rekabet gücünü artırmak

1,74

1,33

Örgütün verimliliğini artırmak

1,97

1,25

İş dizaynını/tasarımını geliştirmek

2,05

1,43

Çabuk karar alma sürecine katılım sağlamak

2,24

1,40

Grup çalışmasını sağlamak

2,17

1,49

Çalışanların sayısını azaltmak

1,21

1,20

Çalışanların saha güvenliğini artırmak

1,94

1,39

Diğer

0,66

1,21

Tablo 3.16. İşletmelerde Bilişim Sistemi Kullanımı İle Beklenen

Amaçlara Ulaşamama Nedenleri

Nedenler

Ort.

Std. Sapma

Çalışanların yeni teknolojiyi kabullenmede zorlanması

1,62

1,24

Bilişim teknolojisi donanım ve yazılımını bilinçli olarak seçilememesi

1,79

1,14

Ana sanayi/yan sanayi işletmesinin yeterli bilişim altyapısına sahip olmaması

1,86

1,18

E-posta ve internet kullanımında güvensizlik sorunu olması

1,19

1,07

Bilişim teknolojisi uzmanları ile teknolojiyi kullananlar arasında iletişim eksikliği

1,52

1,36

Bilgi teknolojilerini kullanacak personelin bu konuda eksik bilgiye sahip olması

1,51

1,23

Bilgi teknoloji yatırımlarının organizasyon stratejileri ile uyumlu olmaması

1,52

1,43

Sadece “teknolojik yatırım olsun” veya “rakiplerde var” diye yatırımların yapılmış olması

1,68

1,24

Üst Yönetimin Bilişim Teknolojisinin işletmeye adapte edilmesine net destek vermemesi

1,48

1,35

Çalışanların bilgiyi paylaşmaya yanaşmamaları

1,75

1,21

Yabancı dil bilgisi yetersizliği nedeniyle internetin verimli kullanılamaması

1,94

1,33

Bilişim teknolojilerini verimli kullanabilecek personelin temininde güçlükler

2,05

1,04

Bilgisayar yazılım ve donanımında yenilik ve güncelliği yakalayamama

1,74

1,35

Tablo 3.17. İşletmelerde Son Üç Yıldaki Bazı Değişiklikler

Son Üç Yıldaki Bazı Değişiklikler

Pazar Payı

 Yıllık Satışlar

Ürün Kalitesi 

Yeni ve Geliştirilmiş Ürün Sunumu 

Verimlilik 

Yıllık Kar 

Ürün ve Süreçleri İyi. Yete.

İşletme

Yüzde

İşletme

Yüzde

İşletme

Yüzde

İşletme

Yüzde

İşletme

Yüzde

İşletme

Yüzde

İşletme

Yüzde

Çok Azaldı

12

18,2

12,1

4,5

4,5

4,6

13,6

6,1

Azaldı

21

31,8

21

31,8

3,0

7,7

22

33,3

3,0

Aynı Kaldı

12,1

12

18,2

17

25,8

19

28,8

21

32,3

19

28,8

27

40,9

Arttı

20

30,3

20

30,3

37

56,1

32

48,5

32

49,2

14

21,2

25

37,9

Çok Arttı

7,6

7,6

13,6

10

15,2

6,2

3,0

12,1

Toplam

66

100

66

100

66

100

66

100

65

100

66

100

66

100

Tablo 3.18. İşletmelerde Bilişim Teknolojileri Performansı

Bilişim Teknolojilerinin Performansı

Y.B.T. Ö.Ö. Rekabet Gücümüzü Artırdı

Y.B.T. Satışları Ö.Ö. Artırdı

Y.B.T. Karlılığı Artırdı

Y.B.T. Yan Sanayilerle İlişkileri Artırdı

İşlet

Yüzde

İşlet

Yüzde

İşlet

Yüzde

İşlet

Yüzde

Hiç katılmıyorum

10

15,2

16

24,2

9,4

21

31,8

Az katılıyorum

14

21,2

19

28,8

35

54,7

14

21,2

Katılıyorum

22

33,3

15

22,7

17

26,6

23

34,8

Orta katılıyorum

11

16,7

11

16,7

1,6

6,1

Kesinlikle katılıyorum

13,6

7,6

7,8

6,1

Toplam

66

100,0

66

100,0

64

100,0

66

100,0

Tablo 3.19. İşletmelerin Tedarikçilerle Olan İlişkileri

İşletme

Yüzde

Daha İşbirlikçi

24

39,3

Değişmiyor

16

26,2

Daha Rekabetçi

21

34,4

Toplam

61

100,0

Tablo 3.20. İşletmelerin Tedarikçileri İle Olan İlişkilerin Değişme Nedenleri

Ort.

Std .Sap

İşletmemizde yeni üretim tekniklerinin uygulanmaya başlaması

3,06

1,85

Bilişim teknolojileri ve internetin sağladığı yeni imkanlar

3,58

1,67

Ekonomik faktörler

3,95

1,78

Hükümet politikaları

3,86

1,88

Müşterilerden gelen baskılar

4,20

1,68

Rekabetin artması

4,11

1,78

Ürün teknolojisinde meydana gelen bir değişiklik

3,79

1,89

Uluslararası alanda meydana gelen değişmeler

3,95

1,86

Tablo 3.21. İşletmelerin Tedarikçileri İle Olan Ortaklık Durumu

İşletme

Yüzde

Evet

11

17,2

Hayir

53

82,8

Toplam

64

100,0

Tablo 3.22. İşletmelerin İleri İmalat Teknolojileri Uygulamalarında

Tedarikçilerle Karşılaşılan Güçlüklerin Önem Derecesi

Satın alınan mamullerin kalitesi

1,22

0,89

Satın alınan mamullerin fiyatı/maliyeti

1,61

0,85

İyi tedarikçi temin etme güçlüğü

1,43

1,04

Tedarikçinin taleplerimizi karşılayabilme gücü

1,11

0,92

Zamanında teslimat

1,22

0,83

Tedarikçinin teknik yetenek düzeyi

1,42

1,00

Tedarikçinin araştırma-geliştirme faaliyetleri düzeyi

1,41

1,02

Tedarikçinin dağıtım konusundaki taahhüdünü gerçekleştirmesi

1,11

0,94

Coğrafi yakınlık

1,64

0,99

Diğer ………………………..

2,00

Tablo 3.23. İşletmelerin Tedarikçilerinin Özellikleri

Üç Yıl

Önce

Şu Anda

Wilcoxon Testi

Ort.

Std. Sap.

Ort.

Std. Sap.

Kalite kontrol tekniklerinin bilincinde olmak ve uygulamak

2,18

1,31

3,58

1,35

-5,72

<,000

Mamul kalitesi

2,58

1,48

3,71

1,36

-5,63

<,000

Düşük maliyet

2,55

1,39

3,34

1,46

-4,91

<,000

Maliyet düşürme programları

2,34

1,19

3,13

1,41

-4,83

<,000

Ar-Ge faaliyetleri

2,18

1,23

3,24

1,49

-5,79

<,000

Teknolojik destek

2,33

1,26

3,56

1,34

-5,71

<,000

Çok sayıda değişik talepleri çabuk karşılayabilme gücü

2,42

1,37

3,07

1,35

-5,62

<,000

Dağıtım konusunda verilen taahhüdleri gerçekleştirebilme gücü

2,54

1,41

3,21

1,43

-4,18

<,000

Coğrafi yakınlık

2,46

1,38

3,02

1,39

-3,01

<,003

Müşteriye (size) yönelik yatırım araçlarına yatırımda bulunmak

2,22

1,16

2,83

1,43

-4,40

<,000

Tablo 3.24. İşletmelerin Tedarikçilerinin Özellikleri

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

- 2001-

- 2001-

-İÇİNDEKİLER-

ÜREME

-Bitkilerde ve Hayvanlarda Eşeysiz Üreme

-Eşeyli Üreme

-Mayoz Bölünme

-Evrim Sırasında Organizmaların Diploit Safhasının Dominant Olması

ÇİÇEKLİ BİTKİLERDE EŞEYLİ ÜREME

-Üreme Organları Çiçeklerde Yer Alır

-Tohumlar ve Meyveler

-Tozlaşma

HAYVANLARDA ÜREME SİSTEMİ

-İlksel Hayvanlarda Üreme Organları

-Yüksek Yapılı Hayvanlarda Üreme Organları

-Omurgalı Hayvanlarda Üreme Sistemi

-İlkel Kardalılar

-Yuvarlak Ağızlılar

-Kıkırdaklı Balıklar

-Kemikli Balıklar

-İki Yaşamlılar

-Kurbağalar

-Semenderler

-Sürüngenler

-Kuşlar

-Memeliler

-İnsanlar

ÜREME SİSTEMİ

12-1 Bitkilerde ve hayvanlarda eşeysiz üreme

Bir organizmadan yeni bir organizmanın meydana gelmesinin en ilkel yöntemi eşeysiz üremedir. Eşeysiz üreme birkaç şekilde olur. Birçok bitkiler spor adı verilen çok küçük yapılar meydana getirirler ve bunları organizmanın dışına bırakırlar. Bu sporlardan uygun çevre şartlarında doğrudan doğruya yeni bireyler gelişir.

Bazı canlılarda organizmadan ayrılan bir parça yeni bir organizma meydana getirir. Örneğin patates yumrusunun “düğüm” lerinden (nodyum) yeni bitkiler gelişir. Güller, asmalar, söğütler ana bitkiden ayrılan küçük bir daldan tam bir bitki meydana getirirler.

Bazı bitkiler ve hayvanlar tomurcuklanma yöntemi ile çoğalırlar. Ananın vücudundan dışarı doğru önce bir küçük çıkıntı gelişir. Sonra bu çıkıntı büyüyerek ananın şeklini alır. Bu yapı, görevlerini yapabilecek hale gelince, ana bireyden ayrılır.

Basit organizmaların birçoğu hem eşeysiz hem de eşeyli üreme yöntemlerinin ikisini birden kullanırlar. Hydra’dan tomurcuklanma ile genç bir hidra teşekkül eder. Aynı zamanda hidranın vücudunda erkek ve dişi üreme organları gelişir ve bu organlarda meydana gelen eşey hücreleri aracılığı ile de eşeyli olarak ürer.

Bazı algler hem eşeysiz olarak sporlarla ürerler, hem de eşey hücreleri teşkil ederek eşeyli üreme yöntemi ile çoğalırlar.

12-2 Eşeyli üreme ile farkli özelliklere sahip ogul bireyler meydana gelir

Ayrı bireylerden gelen iki hücrenin çekirdeklerinin birleşmesiyle yeni bir bireyin meydana gelmesi olayına eşeyli üreme denir. Eşey hücresinin kromozomlarında, bireye ait genetik madde vardır. Çekirdeklerin birleşmesi sayısız karakter kombinasyonlarına sahip olan oğul döllerin meydana gelmesine imkan verir. Bu, eşeyli üremenin eşeysiz üremeye göre evrimde başarılı olmasını sağlayan bir durumdur. Çünkü yeni kombinasyonlar genellikle, o türün, çevrenin değişen şartlarına uyma şansını arttırır.

Yeni bir birey teşkil etmek üzere birleşen iki hücreye gamet denir. Çok basit organizmalarin bazi türlerinde gametler arasinda fark yoktur. (eşgamet=izogamet). Buna karşilik hemen bütün kompleks yapili bitki ve hayvanlarda, bu iki hücrenin şekli çok farkli olur. Dişi gametlere yumurta veya ovum denir ve büyük olur. Yumurtalar kendi kendilerine hareket etmezler ve içlerinde bol miktarda besin depolarlar. Sperm denilen erkek gametler ise çok küçüktürler, hareket ederler ve hemen hemen sadece çekirdek maddesinden oluşurlar.

Normal olarak, her organizma türünün her bir hücresinde aynı sayıda kromozom bulunduğunu öğrendiniz. Bunun önemli bir istisnası vardır. Olgun gametler bu istisnayı teşkil ederler. Gametlerdeki kromozom sayısı organizmanın vücut hücrelerinde bulunan kromozom sayısının tam yarısıdır. Eğer her gamet ananın vücut hücrelerinde bulunan sayıda kromozom taşısaydı iki gametin birleşmesi ile meydana gelecek yeni dölün hücrelerinde kromozom sayısı iki katına çıkacaktı. Aynı türün farklı döllerindeki kromozom sayısı daima aynıdır ve yeni dölde bu sayının hiçbir zaman iki katına çıkmadığı gözlenmiştir. Gametlerin dışındaki bütün hücrelerde kromozom sayısı çifttir. Örneğin, insanın vücut hücrelerindeki 46 kromozom, 23 kromozom halinde düzenlenmiştir. Her çift kromozomda bulunan DNA türün özel karakterlerini tayin eder. Örneğin, bir çift kromozom, kısmen veya tamamen göz rengini düzenleyen DNA’yı taşıyabilir. Çiftin bir üyesi mavi gözü meydana getiren DNA’ya, diğeri kahverengi gözü veren DNA’ sahip olabilir. Gamet hücrelerinde her kromozom çiftinin yalnız bir üyesi bulunur. Kromozom çiftinin yalnız bir üyesini taşıyan hücrelere monoploit denir. Mono tek anlamında olup kelimelerin önüne eklenir. Di, aynı şekilde, çift anlamına gelen bir ön ektir. İki monoploit gamet hücresinin birleşerek diploit bir hücre teşkil etmesi olayına döllenme (fertilizasyon) denir. Bu diploit hücreye zigot denir. Zigot yeni bir bireyin başlangıç hücresidir.

Kromozom sayısının dölden döle aynı kalmasının sırrı diploit organizmalardan monoploit gametlerin meydana getirilmesidir. Monoploit hücreler meydana gelirken diploit hücrelerde mayoz adı verilen özel bir çeşit hücre bölünmesi olur.

12-3 Mayoz özel bir hücre bölünmesidir

Bir hücre mayozla bölünecekse, hücrelerdeki her bir kromozom aynı karakteri düzenleyen diğer kromozomlar yan yana gelerek çift yapar. Biri anadan diğeri babadan gelen benzer yapıdaki bu iki kromozomun her birine homolog kromozom denir. Örneğin, göz rengini kontrol eden DNA moleküllerine sahip olan iki kromozom bir çift teşkil eder. Bir kromozomda mavi göz rengini veren, diğerinde kahverengi göz rengini veren DNA molokülleri bulunur. Her biri kromozomun ayrıca çift yapısı olduğunu hatırlayınız ( iki kromatit ). Böylece her kromozom çifti dört kromatitten oluşur. Dört kromatitten oluşan bir çift kromozom grubuna tetrat denir. Mitozda hiçbir zaman tetratlar teşekkül etmez.

Tetrat teşekkülünden sonra çekirdek zari ve nükleolus kaybolur. Her kromozom çiftinin biri, yani tetratin iki üyesi birbirinden uzaklaşarak igin iki ucuna hareket ederler. Hücre bölünür ve böylece meydana gelen her iki hücrede de her tip kromozomun yalnizca biri bulunur. Her bir kromozom henüz birbirine bagli iki kromatitten oluşmaktadir. Yukarda verilen örnege göre, mavi göz rengini taşiyan iki kromatit yeni hücrelerin birinden, kahverengi göz rengini taşiyan iki kromatit ise diger yeni hücreye geçmiştir.

Mayozda ikinci bir hücre bölünmesi daha meydana gelir. Bu kez, birinci bölünmeden önce teşekkül etmiş olan iki kromatit birbirinden ayrilir ve yeni iki hücreye geçer. Mayozdaki kromatitlerin ayrilmasi olayini mitozdaki durum ile karşilaştiriniz. Mitozda yalniz bir bölünme vardir. Kromitler bölünmeden önce teşekkül ederler ve mitoz sirasinda meydana gelen tek bölünmede birbirinden ayrilip yeni hücrelere geçerler. Buna karşilik, mayozda iki bölünme meydana gelir. Kromatitler birinci bölünmeden önce teşekkül ederler, ancak ikinci bölünme sirasinda ayrilirlar.

Mayoz olayında bir diploit hücreden dört monoploit hücre teşekkül eder. Bir çok dişi organizmalarda dişi gametler meydana gelirken, mayozda hücreler düzgün bir şekilde bölünmezler. Böylece dört hücre yerine yeterli miktarda sitoplazma kapsayan bir tek hücre meydana gelir ve bu hücre yumurtayı teşkil eder. Diğer üç hücre küçük kalır ve bunlara kutup hücreleri denir. Çoğunluk bu üç hücre ölür. Erkek organizmalarda mayozla meydana gelen hücrelerin hepsinden görev yapan spermler teşekkül eder. Bazı bitki hayvanlarda mayozla teşekkül eden hücrelerden monoploit dokular meydana gelir ve bunlar da monoploit gametleri meydana getirirler.

12-4 Evrim sırasında organizmaların diploit safhası dominant olmuştur

İnsanlar diploit dominant safhaya sahiptir. Yani bireyin hayatı boyunca bütün vücut hücreleri 46 kromozom kapsarlar ve gamet hücreleri 23 kromozomlu olurlar.

Bazı yeşil algler ve kara yosunlarında monoploit safha dominanttır. Kara yosunlarında yumurtalar ve spermler ayrı ayrı monoploit bitkilerin uçlarında meydana gelir. Kara yosunları çok nemli bölgelerde yaşarlar. Bu nemli çevre spermlerin, dişi bitkinin ucuna ulaşmak üzere yüzmesi için gerekli suyu sağlar. Spermler yüzerek dişi bitkiye ulaşır ve yumurtayı döller. Meydana gelen diploit hücreden küçük ve diploit bir yapı gelişir ve bu yapı monoploit bitkiye bağlı kalır. Bu diploit yapının ucundaki dokuda mayoz meydana gelir. Böylece meydana gelen monoploit sporlar çevreye dağılırlar. Bu sporlar birleşmezler. Her bir sporodan yeni bir monoploit kara yosunu gelişir.

Çiçekli bitkilerin monoploit evresi çok indirgenmiştir. Bu evre çok küçük

olup tam bir şekilde diploit bitkiye baglidir.

Doğal seleksiyon olayı bir organizmaların diploit safhaları gittikçe dominant bir şekilde gelişmiştir ve daha sonra teşekkül etmiş olan bütün bitkilerin ve hayvanların temel bir karakteri olmuştur.

ÇİCEKLİ BİTKİLERDE EŞEYLİ ÜREME

12-5 Üreme organları çiçeklerde yer alır

Çiçekli bitkilerde yer alan özel yapılarda meydana gelen gametlerle ürerler. Çiçekteki erkek organa stamen, dişi organa da pistil denir.

Çiçekli bitkilerde dişi organ (pistil) yumurtalik ( ovaryum) dişicik borusu ( stilus) ve tepecik’den ( stigma ) meydana gelir. Yumurtalik pistilin alt tarafinda, içersinde tohum taslagini (ovul) kapsayan şişkin kisimdir. Ovaryum içerisinde bir veya çok sayida tohum tasladigi bulunabilir. Dişi monoploit hücre tohum taslaginin içinde teşekkül eder. Tohum taslaginin dokusu içindeki hücrelerden bir tanesi mayoz ile bölünerek 4 monoploit hücre meydana getirir.

Bu hücrelerden üç tanesi kaybolur, geriye kalan bir tanesi gelişerek embriyo kesesini yapar. Bunun için hücrenin çekirdegi art arda 3 defa mitoz bölünme geçirerek 8 monoploit çekirdege ayrilir. Bu sekiz çekirdekten üç tanesinin etrafina plazma ve çeper çevrilir ve başlangiç hücresinin üst tarafindan yer alir. Bunlardan ikisi sinergit hücre (arkadaş hücre), biri yumurta hücresidir. Diger üç çekirdek de etrafina plazma ve çeper çevrilerek hücrenin alt tarafinda yer alir. Bunlar antipot hücreleri olarak adlandirilir. Hücrenin ortasinda kalan iki çekirdege de polar nükleus denir.

Çiçekli bitkilerde erkek organın (stamen) ucundaki yapıya başçık (anter) denir. Başçık bir sapla (filament) çiçeğe bağlıdır. Başçıkta bulunan yüzlerce diploit hücre mayoz bölünme ile monoploit hücrelere ayrılır. Bu hücrelerin çekirdekleri mitoz ile ikiye bölünür ve etrafını sitoplazma ve çeper çevrilir. Bu hücrelerden büyük olanı vegetatif hücre, küçük olanı generatif hücredir. Böylece iki monoploit hücreden oluşan çiçek tozu (polen) meydana gelir. Tepecik üzerine konan polen dişicik borusu içinden yumurtalığa uzanan bir polen tüpü meydana getirir. Polen içindeki hücreler polen tüpüne geçer ve uç tarafa gelir. Vegetatif hücre bir müddet sonra ortadan kaybolur. Generatif hücre mitoz ile bölünerek iki sperm hücresine ayrılır. Bu monoploit erkek gametler polen tüpü aracılığı ile yumurtalığa erişirler. Sperm hücresinden biri yumurta hücresini döller, diğeri, iki kutup çekirdeğinin birleşmesi ile meydana gelen diploit çekirdekle birleşerek triploit çekirdeği yapar. Bu, bölünerek embriyoya besin teşkil eden endospermi (besidoku) meydana getirir. Endosperm dokusu buğday, arpa, yulaf gibi nişastalı besinlerimizin taneciklerinin esas kitlesini teşkil eder. Döllenen yumurta hücresi de embriyoyu verir. Embriyo ve endosperm bir arada tohumu teşkil eder.

Tohumun büyüklüğü bitki türüne göre değişir. Örneğin orkideler toz parçacıkları büyüklüğünde tohumlar meydana getirirler. Halbuki Hint okyanusundaki adalarda yetişen bir çeşit Hindistan cevizi ağacı 20 kilo ağırlığında tohum meydana getirir.

Çiçekleri olan bitkiler çok farklı çevrelerde bulunurlar. Bazıları çöllerde yetişir. Bazıları dağların tepesinde görülür. Bazıları sığ kıyı sularında yaşarlar. Bildiğiniz gibi, sadece açık okyanuslarda ve kutuplarda bitkiler bulunmaz. Çiçekli bitkilerde görülen bazı adaptasyonlar bu organizmaların başarılı olmasına yardım etmiştir. Bunlar: a) Çok indirgemiş bir monoploit safhaya sahip kendine yeterli bir diploit hayat, b) Bir bitkinin sperm hücrelerinin diğer bitkinin yumurta hücrelerine çok özelleşmiş ve çok etken yollarla taşımasının evrimi ve böylece kromozomların tekrar tekrar karışmasının sağlanması, c)Genç bitkiye besin ve barınak teşkil eden tohumun evrimi olarak sıralanabilir.

12-6 Tohumlar ve meyveler

Döllenmiş yumurtadan tohum meydana gelir. Ayni zamanda yumurtalik dokusu genellikle büyüyerek meyve halinde gelişir. Meyve çogunluk tohumlari yaymaya yardim edecek şekilde özelleşir. Çok iyi bildiginiz meyveler yedigimiz etli dokulardir. Meyveler kuşlar ve diger hayvanlar tarafindan besin olarak alinir ve kilometrelerce uzaklara taşinir. Çogunluk bu meyvelerin tohumlari sindirilemedikleri için, hayvanin bagirsagindan zarar görmeden atilirlar ve çimlenebilirler. Bazi meyvelerin kancalari vardir ve hayvanin üzerine takilir. Diş budak agacinin meyveleri gibi bazi meyvelerin de kanatlari vardir ve bu kanatlar meyvelerin rüzgarda uçmasini mümkün kilar.

12-7 Tozlaşma

Polenler anterden atılırlar ve rüzgarla, böceklerle, kuşlarla veya diğer hayvanlarla, aynı çiçeğin pistiline taşınırlar. Anterden pistil üzerine polen taşınmasına (polinasyon) denir. Pistilde döllenme meydana gelir. Çapraz tozlaşma olması daha geniş bir genetik çeşitlilik imkanını sağlar. Çünkü oğul döl iki farklı bitkinin her birinden gelen kromozom takımlarından birini alır.

HAYVANLARDA ÜREME SİSTEMİ

Canlıların tipik ve karakteristik özelliklerinden biri üremedir. Her canlı gelişmesinin belli bir devresinde kendine benzer yeni yavrular meydana getirir, soyunu devam ettirir. Bu olaya; üreme adı verilir. Genel olarak hayvanlar aleminde üreme, yumurta, ve sperm adı verilen dişi ve erkek hücrelerin birleşmesi ve teşekkül eden zigot ’ un gelişmesi ile olur.

Üremede rol oynayan ve dişi hücrelere eşeysel hücreler veya gamet (Erkek ve Dişi gamet) adi verilir. Gametler hayvanlarda özel organlar tarafindan meydana getirilir. Gametleri meydana getiren organlara üreme organlari (Gonad), bunlarin dişi gametleri (Yumurta hücreleri) veren organlara yumurtalik (Ovaryum), erkek gametleri (Spermleri) veren organlara da erbezi ( Testis) adi verilir, ekseriyetle hayvanlarda dişi ve erkek üreme organlari (Yumurtalik ve erbezleri) başka başka fertlerde bulunur. Böyle hayvanlara ayri eşeyli hayvanlar ( Gonokerik hayvanlar) adi verilir. Bildigimiz hayvanlardan çogu (Böcekler, kuşlar, memeliler) ayri eşeyli, yani erkek ve dişileri ayri olan hayvanlardir. Halbuki bazi hayvanlarda erkek ve dişi üreme organlari yalniz bir şey üzerinde bulunur, Böyle hayvanlara da erselik hayvanlar (Hermafrodit hayvanlar) adi verilir. Yer solucanlari ile yumuşakçalar ve ekseriyetle iç parazitler erselik hayvanlardir.

1-) İlksel Hayvanlarda Üreme Organları: Bir hücreli hayvanların hiç birinde üreme organeli yoktur. Ancak bazılarında erkek ve dişi üreme hücreleri meydana gelir. Çok hücrelilerden süngerlerde de özel üreme organı bulunmaz. Süngerlerin orta tabakası olan mezenşimde, ameboit hücreler yumurta ve sperm hücrelerini meydana getirir. Bu hücreler mezenşimin her hangi bir yerinde bulunabilir. Yani süngerlerde üreme ile ilgili hücrelerin belirli bir yeri yoktur. Bununla beraber sperm hücreleri üst tarafta yumurta hücreleri alt tarafta meydana gelir. Bazı süngerler ayrı eşeyli, bazıları ise hermofratitdir. Sölenterlerde ( kritliler) üreme organları ektoderm veya endodermin teşkil ettiği basit keselerden ibarettir. Bu keselerde meydana gelen yumurta ve spermler, keselerin patlamasıyla dışarı atılır. Suda bir biriyle birleşen hücrelerin teşkil ettiği zigot ’dan önce hareketli bir kurtçuk (Planula) meydana gelir. Sonra bu kurtçukta kendini bir yere tespit ederek yavaş yavaş ona hayvan meydana gelir. (Hydra, deniz anası, mercanlar)

2-) Yüksek Yapılı Hayvanlarda Üreme Organları: Sölamatlar adı verilen yüksek yapılı çok hücreli organizmalar da (Solucanlar, eklem bacaklılar, yumuşakçalar, derisi dikenliler ve kordatlar), üreme organları (Mezodermin meydana getirdiği sölom keselerinden) meydana gelir. Ancak yassı ve yuvarlak solucanlarda (Tenya, askais gibi ) mezodermden meydana gelen küçük sölom keseleri eşeysel bez ödevini görür. Diğer sölamatlarda sölom kesesi duvarının (sölom epitelinin) bir parçası eşeysel bez haline gelir. İşte erkek ve dişi hücreler, erkeklerde erbezi (Testis), dişilerde yumurtalık ( Ovaryum) adı verilen bu eşeysel organlar tarafından meydana getirilir. Ekseriye çift olan bu organlar, çok defa yardımcı teşekküllerle beraber bir sistem ÜREME SİSEMİNİ meydana getirirler. Üreme organlarının epitel hücrelerinden meydana gelen eşeysel hücrelerin dışarı atılması için daima bir kanal bulunur, bu kanal erkeklerde Sperm Kanalı (Vas deferons ), dişilerde yumurta kanalı (Ovidükt) adını alır. Genel olarak sperm kanalında spermlerin toplanması için bir sperm kesesi (Vesikula seminalis) ve özel salgı bezleri; yumurta kanalında ise, erkek hayvandan gelen spermleri uzun zaman saklamaya yarayan yine bir sperm kesesi (Reseptakülüm seminis) ve yumurtanın içinde gelişeceği bir döl yatağı (Uterüs) ve özel salgı bezleri bulunur. Birçok hayvanlarda döllenmiş hücrenin, embriyonun beslenme, gelişme ve korunmasını sağlayan özel teşekküllerde (Vitellüs ve kabuk bezleri gibi) bulunur. Burada omurgasız hayvanlardan erselik olan bir solucanla bir tenya halkasındaki üreme organları örnek olarak gösterilmiştir.

Ayrı eşeyli olanlarda da esas kısımlar aynıdır. Yumurtalıktan gelen yumurta hücresi evvela sperm kesesinden gelen bir spermle birleşir sonra döllenmiş hücrenin etrafına besin (Vitellüs) bezlerinden gelen besin maddesi toplanır ve bir kabukla sarılır. Böylece yeni teşekkül eden embriyo serbest yaşayabilecek hale gelinceye kadar hem hazır besin maddeleriyle beslenmiş, hem de kabuk sayesinde korunmuş olur. Bu tarz yardımcı teşekküller bir çok hayvan gruplarında ve hatta memeliler hariç, bütün omurgalılar da bulunur.

3-)OMURGALILARDA ÜREME SİSTEMİ

Yassı ve yuvarlak kurtlar müstesna, bütün sölamatlar da nefridyum hem boşaltım maddelerini, hem de üreme hücrelerini dışarı atma vazifesi görürler. Boşaltım organları kanalları arasındaki sıkı bağıntıyı bilhassa omurgalılar da açık olarak görmek mümkündür. Bu iki sisteme birden ürogenital sistem adı verilir. Omurgalıların genel şemasında görülen Müller kanalı, bütün dişi omurgalılarda bulunur,erkeklerde körelir. Bu kanalın dar olan üst tarafına yumurta kanalı (Ovidükt) genişlemiş kısmına döl yatağı (uterus), ddışarı açılan son kısmına da (vagina)adı verilir.

A- İLKEL KORDALILAR (protochordata=Acraria)

Amphioxus’un üreme organları yaklaşık 25 çift kese şeklinde olup kanalları yoktur. Bu nedenle doğrudan doğruya atriuma açılır. Her bir kese, solungaçların bulunduğu bölgedeki miyotomların kaide kısımlarından meydana gelir. Ayrı eşeylidirler. Genellikle testisler de yeşil renkli atıklar oluşur. Buna dayanarak üreme organlarının boşaltım görevi de yaptıkları ileri sürülmüştür.

Eşey hücreleri ilkbaharda, firtinali günlerden sonraki sicak günlerde gün battiktan sonra birakilir. Döllenme diş döllenme şeklindedir. Gelişme su içinde olur. Bir dişi çok sayida yumurta yapar. Bu yumurtalar küçük ve yedek besin açisindan çok fakirdir. Yumurtanin segmontosyonu tamdir (holoplastic) ve çok hizli bir şekilde meydana gelir. Blastula evresinde alt taraftaki blastomerler digerlerine göre daha büyüktür. Blastulanin invaginasyonu ile geniş bir blastopor içeren archen teran oluşur. Blastopor daha sonra degişerek anüs şeklini alir. Bu sirada, gastrulanin etrafini kuşatan kamçi şeklindeki uzantilar yumurta kabugu içersindeki hareketi saglar. Daha sonra bu yapi uzanir, dorsal kismi yassilaşir. Ayrica bu sirada iç tabakanin (endoderm) dorsal kisminda yanlara dogru oluşan cep şeklinde girintiler görülür. Bunlar daha sonra mezoderm tabakasini meydana getirirler. Ayni şekilde archenteron’un üst tarafinda notokort’un ilk taslaklari meydana gelir. Gelişimden sonra hayvan tamamen baliga benzer. Sinir borusu ön tarafta, nöropor adi verilen bir delikle dişari açilmaktadir. Vücutta iki sagment oluşunca larvalar yumurtadan çikar ve epidermisteki kirpikler sayesinde su yüzeyinde serbest halde yüzerler. Yumurtanin birakilmasiyla larvanin çikmasi arasinda aşagi yukari 12 saatlik bir süre geçer. Her iki kirpikli larva üç aylik bir süre içersinde metomorfozunu tamamlar ve ergin Amphiovus şeklini alir.

B- YUVARLAK AĞIZLILAR ( cyclostomata=morsupobranehii)

Hayvan olgunlaşmadan önce eşemi belli degildir. Yani hermofratitdir. Fakat olgunlaşinca eşemi de yavaş yavaş belli olmaya başlar ve neticede ya erkek yada dişi bireyler meydana gelir. Ergin hayvanlar tipki diger omurgalilarda oldugu gibi ayri eşeylidirler. Erkek ve dişi bireyler eşeysel dimorfizim gösterdiklerinden birbirlerinden kolaylikla ayırt edilirler. Eşeysel olgunluğa erişen bir hayvanda, tek ve uzun yapılı olan üreme organı vücut bozluğunun büyük bir kısmını doldurur. Eşey organları kanalları yoktur. Yumurtaları veya sperma hücreleri doğrudan doğruya vücut boşluğuna dökülür. Ordan genital açıklıklarla ürogenital kanala ve oradan da dışarı bırakılır. Döllenme dış döllenme şeklindedir. Örnek (ampetra planeria)

C- KIKIRDAKLI BALIKLAR ( chondrıchthyes)

Ayrı eşeylidirler. Erkeklerde, spermalar vücut boşluğunun ön tarafında yer alan iki uzun testis içersinde gelişir. Testislerin her birinden çıkan çok sayı da vasa efferontia ile, spermalar mezonefroz tipindeki böbreğin ön kısmında toplanırlar. Buradan çok kıvrımlı ve kalın çeperli wolf kanalı ile seminal vesicle ve oradan da Müller kanalının erkeklerdeki bir kalıntısı şekline dönüşen sperma kesesine ulaşır. Wolf kanalı, kıkırdaklı balıklarda hem sidik hem de sperma kanalı ödevi görür.

Dişilerde ise bazen birbirleriyle kaynaşmiş ve tek bir görünümünde olan iki yumurtalik bulunur. Buradan çikan iki yumurta kanali şeklindeki Müller kanallarinin uç kisminda yer alan kirpikli hunilerle yumurtalar yakalanarak kanalin içerisine alinir. Yumurta kanallarinin ön kismi, yumurta kabugu yapimini saglayan bölgedir. Yumurta kanallari ve kirpikli yapilari pronefroz böbregin huni ve Müller kanallarindan meydana gelmiştir. Ovovivipor türlerde ise bu ön kisim fazla bir şekilde genişleyerek embriyonun gelişmesi için bir döl yatagi uterus görevi yapar. Her bir yumurta kanali ayri ayri olarak kloaka açilir. Çiftleşme sirasinda, erkeklerin spermalari bir kapulosyon organi şeklinde görev yapan Clasper’lerin yardimi ile dişinin kloakina verilir. Spermlerin boşaltilmasi adrenalin salgisi kontrolünde olur. Bu adrenal bezin böbrek içersine gömülü olarak bulunan su prarenal kismi erkeklerde daha büyüktür. Tümünde iç döllenme görülür. Yumurtanin gelişme süresi 9 -25 ay arasinda degişiklik gösterir. Örnek: Köpek Baligi

D- KEMİKLİ BALIKLAR (osteıchthyes)

Kemikli balıklar çoğunlukla ayrı eşeylidir. Yalnız bazılarında hermofroditlik görülmektedir.

Testisler genelde çift haldedir. Bazı türlerde arka kısmında birbiriyle birleşmiş olabilir. Büyüklükleri, türlere ve üreme mevsimine göre çok değişiklik göstermektedir. Spermalar, Chonrostei ve Holostei gibi ilkel kemikli balıklar ile Dipnoi de önce böbreklere ve buradan da boşaltım kanalıyla sperma kesesine taşınır. Teleostei’ de ise testislerle böbrekler arasında hiçbir bağlantı bulunmaz.

Spermalar testisler den kendi uzantısı şeklinde olan vas deferans (sperma kanalı) ile dışarı taşınır. Bazı balıklarda sperma kanaları dışarıya açılmadan önce boşaltım kanalının açıldığı boşluğa birleşir. Bu boşluğa Urogenital sinus denir. Kemikli balıkların bazılarında spermaların depolanmasına yarayan keseler bulunur.

Ovarium’lar da genel olarak çift haldedirler. Bazı türlerde birbirleriyle birleşerek tek halde de bulunabilirler. Yumurtaları, oviduct (yumurta kanalı)ile taşınırlar. Kemikli balıklardan chondrostei, Holostei ve Dipnoi gibi gruplarda yumurta hücresi vücut boşluğuna bırakılır ve oradan Müller kanalı ile boşaltılır.

Kemikli balıklarda biseksüel, hermofraditik ve partenogenetik olmak üzere üç çeşit üreme görülür.

Biseksüel çoğalmada sperma ve yumurtalar ayrı ayrı bireylerde bulunur. Genellikle erkek ve dişi bireyleri dış görünüş bakımından birbirinden ayırmak zordur. Genç balıklarda ovarium pembemsi renkte, yapıları cam gibi ve enine kesitleri yuvarlaktır. Buna karşın ergin balıklarda pembemsi ve sarı renkte olup, granüllü yapı gösterir. Yumurtlama zamanı yaklaşınca ovariumlar çok büyüyerek karın boşluğunun büyük bir kısmını doldurur. Örneğin. cyprinidae türlerinde veosmerus’ta üreme mevsiminde erkeklerin bazıları üzerinde küçük beyaz kabarcıklar oluşur. Bu kabarcıklar hormonların etkisiyle üremeden belli bir süre önce meydana gelir ve üreme bittikten sonra kısa bir süre sonra sona erer.

Hermofraditik çoğalmada gerek testisler ve gerekse ovariumlar aynı birey üzerinde bulunmaktadır. Bazı serranidai türlerinde gerçek hermofratitlik, kendi kendini dölleme görülmektedir. Örnek. Salmonidai, perca,stizostedion türleridir. bazı serranidae türlerinde ise aynı eşey organında dönüşümlü olarak önce spermalar daha sonra yumurtalar olduğunda bireyin kendi kendini döllenmesi olanaksızdır. Buna Protondriç hermofraditit denir. Bir tür içersindeki çeşitliliğin (varyosyon)olabilmesi için zorunludur.

Partenogenetik üreme ise, yumurta döllenmeden bir şey meydana getirebilmektedir. Örnegin. Amozon da yaşayan Poecilia formosa dişileri üremek için erkege gereksinme duyar. Yalniz spermalar yumurtalari dölleyip ancak segmontosyon için onlari uyarirlar. Üreme sonucunda meydana gelen bireyler tümüyle dişi olup yalniz annelerine benzerlik gösterirler. Buna Girogenezis denir.

Alabalıklar (Salmonidai) ise sonbaharda veya kışın yumurta bırakır.

Balıklar genellikle ovipor’dır ve çok sayıda yumurta meydana getirir. Bırakılan yumurta sayısı türlere, balıkların yaşına ve büyüklüklerine bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

E- İKİ YAŞAMLILAR ( Amphibia )

Ayrı eşeylidirler. Böbreklerin ventralinde ve ön kısmında bir çift testis bulunur. Testislerden çıkan vasa efferantia kanalları böbreklere ulaşır. Spermalar testislerde oluştuktan sonra vasa efferantia yoluyla böbreklere gelir ve wolf kanalı ile kloaka iletilir ve buradan dışarı atılır.

Ovariumlar çift haldedirler ve karın boşluğunun dorselinde yer almıştır. Özafoğusun her yanında astium olarak adlandırılan kirpikli hunilerle başlayan uzun, kıvrımlı yumurta kanalları (Müller kanalı) bulunur. Yumurta kanalının başlangıç kısmını ovidukt, genişlemiş olan son kısmına uterus denir. Ovariumlar da olgunlaştıktan sonra vücut boşluğuna dökülen yumurtalar kirpikli hunilerle tutularak ovidukt yoluyla uterusa nakledilir. Ovidukt çeperleri jeletin kılıfın oluşmasını sağlayan albumen salgılayan bezleri içerir. Uterusa ulaşan yumurtalar kabuklanmak üzere depo edilir ve daha sonra kloak ile dışarı atılır. Müller kanalı, kurbağalarda wolf kanalından ayrı olarak meydana gelir. Kuyruklu iki yaşamlılarda embriyonal gelişme sırasında wolt kanalının uzunlamasına ikiye ayrılmasıyla oluşur.

İki yaşamlılar tamamen karasal yaşama uyum sağlayamamıştır. Özellikle her yıl üremek için suya geçerler. Üreme sistemlerinde karada üreme yapabilecek her hangi bir değişiklik olmamıştır.

a-) KURBAĞALAR: Kurbağalarda üreme mevsiminde su kanallarında toplanan erkekler kendi türünün dişilerini uyarmak için bağırmaya başlarlar. Bazıları ise su içersinde aynı davranışı gösterirler. Boğazdaki ses telleri sayesinde her tür kendine özgü ses çıkarır. Dişilerden erkek kurbağalar daha küçüktür. Bağıran erkek kurbağanın yanına yaklaşan dişinin sırtına çıkan erkek kurbağa ön bacaklarıyla dişiye güzelce tutunur. Her bir parmağı üzerinde kavramasına yardım edecek olan boynuzumsu bir çıkıntıya sahiptir. Böylece dişi yumurtalarını suya bırakır. Erkek spermlerini bunların üzerine hemen bırakır. Bunu da çok hızlı yapak zorundadır. Çünkü yumurtalar suyun içine girer girmez hemen şişer. Bir kez şiştiler mi spermler içine giremez. Bu döllenmeye dış döllenme denir.

Balık yumurtası gibi, bir kurbağanın yumurtası bir embriyo, yolk ve albumin içerir. Yumurta akı (albumin) yumurtaların büyük bir grup içinde bir arada yapışmalarına yardım eder.

Embriyo aşagi yukari 10 gün sonra yumurtadan çikmaya hazirdir. Bu şimdi bir larva yada kurbaga yavrusu (iribaş) , (tadpole) olarak isimlendirilir. Kurbaga yavrulari su içindeki hayata çok iyi adapte olmuştur. Solungaçlarini kullanilarak solunum yaparlar, solungaçlar önce dişta daha sonra içtedir. Agizlari ve sindirim sistemleri ; önce su bitkilerini ve sonra küçük aquaik (suda yaşayan) hayvanlari yemek için düzenlenmiştir. Yüzme için kasli kuyruklara sahiptir.

Geç ilkbaharda ve erken yazda, iribaşlar kurbagaya dönüşür. Bu degişim metamorfoz olarak isimlendirir. Metamorfoz suda yaşar iribaşi karada yaşayan kurbagaya dönüşür.

Metamorfoz sırasında bir lavranın geçirdiği başlıca değişikleri şu şekilde sıralayabiliriz.

Ağız genişler ve kerotin çeneler yerine gerçek çeneler oluşur. Solungaçlar kaybolur, solungaç yarıkları kapanır ve akciğerler meydana gelir, Ön üyeler belirlemeye başlar. İnce bağırsak kısalır larva evresin de herbivor olan kurbağa, bağırsağın kısalmasıyla ergin evrede kornivor olarak beslenir. Sırt ve kuyruk yüzgeçleri absorbe edilir. Metamorfoz sırasında hem akciğer hem de solungaç solunumu yapmak için sığ suları seçerler.

b-) SEMENDERLER: Dış döllenme yanında bir de iç döllenme gözlenir.

Gerek sucul gerekse karasal semenderlerde erkeklerin bezli kloaklarında oluşturulan ve yere bırakılan bir veya daha fazla jelatinli spermotoflar (sperma taşıyan keseler) dişi tarafından klooka alınıp spermatheca’da depo edilir ve böylece yumurtlamadan önce yumurtanın dişi vücudunda döllenmesi sağlanır. Bu tip döllenmeye iç döllenme denir. Larvaların ergin bireylere çok benzer. Larvaların erken evrelerinde kornivor beslenmeyi sağlayacak göz vardır. Semenderlerde larva evresi çok uzun olduğundan bu evre de eşeysel olgunluğa erişme, çiftleşme ve döllenme gözlenir.

İki yazamlıların yumurtaları bir veya daha fazla sayıda jelatin kılıflarla kaplanmıştır. Bu sayede çarpmalara, kurumalara ve düşmanın yemesine karşı korunur. Başka örnek: çekirge ve böcekler verilebilir.

F- SÜRÜNGENLER ( REPTILIA)

Testis ve ovariumlar çift haldedir. Ovaryum iç kısmındaki odacıklarda ya sıvı taşır veya sıvı taşımayabilir. Ovaryumlar yumurta kanalı ile kloaka açılır. Uzun yapılı olan testisler böbrek alt orta kısmına yakın bir yerde bulunurlar. Bunlardan çıkan wolf kanalları yalnız spermaları taşır.idrar yoluyla taşınır. Spermaları taşıyan kanala vasa efferentia (vasdeferens) denir. Yumurtalar vücut içersinde açıldığında iç döllenmeyi sağlayacak kopulosyon organlarına gerek vardır. Bu nedenle kertenkele ve yılanlarda klookta bulunan ve içeri çekilen bir çift kopulosyon organı bulunur. Bunlara hem penis denir ve yalnız bir tanesi çiftleşme sırasında kullanılır. Kaplumbağa ve timsahlar ise homolog yapıda bir penis bulunmaktadır.

Suya gereksinme duymazlar. Döllenme iç döllenme şeklindedir. Bu nedenle bir çogunda çiftleşme davranişlari ve kur yapma görülür. Timsahlarda boyun veklookta bulunan koku bezlerinin çiftleşme sirasinda önemi vardir. Döllenme iç döllenme şeklinde olmasina ragmen bir çok türde yumurtalar açilmak üzere diş ortama birakilir. Elverişli mevsimde yumurtlamayi saglayan bir özellik kara omurgalilar arasinda ilk defa sürüngenlerde görülür. Yumurtalarin ana hayvan vücudunda gelişmesi engerek, deniz ve su yilani,çingirakli yilanlarda görülen bir durumdur. Sürüngenlerin yumurta genellikle uzun ve ovaldir. Yumurtanin yedek besin kismi hayvanlara göre daha fazladir. Embriyonun gelişmesi sirasinda, omrion, chorion veallontois gibi zarlar embriyoyu kuşatir. Omurgali hayvanlar arasinda ilk sürüngenlerde görülür. Metamorfoz yoktur. Sürünler yumurtalarini kaya ve kütüklerin altindaki kovuklara bitki artiklarinin altina, toprak ve kum içersine birakirlar. Yumurtalarin açilma süresi birkaç haftadan birkaç aya kadar degiştigi gözlenir. Yaşama süresi 20-200 yil arasindadir. Kaplumbagalar 20-50 yil, timsahlar ve yilanlar 25-40 yildir.

F- KUŞLAR ( Aves)

Erkeklerde oval şekilli bir beyaz testis böbreklerin ön uçunda yer alir. Her bir testisten çikan bir sperme kanali, sidik kanalina paralel bir şekilde uzandiktan sonra kloaka birleşirler. Genellikle sperma kanallarinin kloaka birleştigi bölgede kabarcik şeklinde bir sperma kesesi yer alir. Ördek, kaz ve deve kuşlarinda penis benzeri bir yapi bulunur.

Dişi kuşlarda ise evrede her iki yumurtalik ve yumurta kanalinin da karşin daha sonra sag taraftakiler körelir ve sol taraftaki işlevsel duruma gelir. Atmaca, dogan, kerkenezde iki yumurtalikta işlevsel durumdadir. Yumurtalı sol böbreğin yanında yer alır. Buradan çıkan yumurta kanalının kirpikli huni şeklinde bir infundi bulum kısmı bulunur. Yumurta kanalı kloaka açılır, üreme mevsiminde gerek yumurtalık ve gerekse yumurtalar büyür ve yumurta kanalı uzar. Olgunlaşan yumurtalar yedek besin maddesiyle karın boşluğuna bırakılır. Kirpikli yapılarda yumurta kanalına iletilir. Yumurta kanalı en üst bölge magnum, ısthmus ve alt bölge uterus olmak üzere 3’e ayrılır. Döllenme yumurta kanalının üst bölgesinde olup üst bölgede albumen ( yumurta akı) oluşturulur. Uterusa geçen yumurtanın dıştaki kireç tabakası ile rengini oluşturur ve yumurtlamaya hazır hale getirilir. Sol yumurtalık görev yapmazsa sağ yumurtalık aktif hale gelir.

Ayrı eşeylidirler. Erkek ve dişi bireyler tüylenme, rengi ibik mahmuz ses ve büyüklük gibi özeliklerden kolaylıkla ayırt edilir. Kuşlarda fertilizosyon görülür. Erkek dişinin sırtında dengede durur ve spermlerini dişinin döl kanalı içine geçirir. Dişi yumurtalarını bırakır bırakmaz üzerinde kuluçkaya yatar. Vücut ısısı yumurtaları ılık tutar ve embriyo gelişmeye başlar.

Her türün ilkbaharda veya yaz aylarında birkaç haftalık üreme zamanları vardır. Erdoknin bezlerin faaliyete geçmesini etkileyen faktörlerden en önemlisi ışık miktarıdır. Çiftleşme mevsimi dışında 40 w ışık verilirse, çiftleşme isteği duyarlar.

G- MEMELİLER (Mammalıa)

Dişi hayvanlarda böbreklerin hemen arkasinda yer alan ovaryumlarin genellikle her ikisi de işlevseldir. Her bir ovaryumdan çikan ovidukt (yumurta kanali=fallopian tüpleri)’un ön kisminda ostium adi verilen huni şeklinde kisimlar mevcuttur. Yumurtlayan memelilerde (Monotremata)bu kanallar ayri ayri olarak kloaka açilir. Hatta bazi kaynaklarda bu hayvanlarda yalniz sol ovarium’un işlevsel oldugunu belirtilmektedir. Keseli (marsupialia) plasentali memelilerde (Placentalia) ovidukt’un alt kisimlari genişleyerek uterus (döl yatagi)şeklini almiştir. Bu kisim embriyonun gelişmesini saglar. Keseli memelilerde uteruslar ayri ayri kalmasina karşin, plasentali memelilerde bu uteruslar degişik ölçülerde birbirleriyle birleşmiştir. Uterustan sonra gelen vajina, sidik kesesi ve rektum arasindan uzanarak urogenital boşluga ulaşir. Memelilerin embriyolari da kuş ve sürüngenlerde oldugu gibi amnion adi verilen bir zar ile korunmuştur.

Memeli hayvanlarda testisler ya karın boşluğunda yada testisis torbaları (scrotum) içerisinde yer alırlar. Kemiriciler, yarasalar ve develerde testisler yalnız üreme mevsiminde sperma torbaları içerisine inerler. Bu durum spermaların gelişebilmesi için zorunludur. Çünkü karın boşluğundaki sıcaklık testis torbasından +4 derece C daha fazla olup bu sıcaklıkta spermalar gelişemez. Yumurtlayan memeliler Testislerde oluşan spermalar çok ince yapılı epididimis tüplerinde toplandıktan sonra vas deferense (sperma kanalı) ulaşır. Daha sonra urethraya geçen spermalar penis ile dışarı bırakılır. Urethranın kaide kısmında yer alan prostat bulbourethral bezleri (cowper bezi) spermaların kanallardaki hareketlerine yardımcı olan salgılar salar. Yumurtlayan memelilerde penis kloak’ın tabanında yer alır. Opussum’larda çift penis bulunmaktadır.

Ayrı eşeyli hayvanlarda döllenme’iç döllenme şeklindedir. Bir çok memeli hayvan ilkbaharda yada kışın çiftleşirler. Yumurtalar olgunlaşınca ovariumlardan, huni şeklinde ostiom kısımlarına ve oradan da ovidukt’a geçerler. Burada spermalar tarafından döllenen yumurtalar uterusta saklanır. Memelilerin çoğunluğu özel bir çiftleşme mevsimine sahiptirler. Erkeklerin tüm yaşantıları süresince sperma üretme yeteneğine sahip olmalarına karşın, dişiler ancak belirli zamanlarda yumurta oluşturma özelliğine sahiptirler. Dişilerin bu evresinde kızgınlık (Estrous) evresi denir. Bu evre dışında erkeklerin kendileriyle çiftleşmesine izin vermezler. Kızgınlık evresinde uterus ve vaginada çok önemli değişiklikler meydana gelir. Bu evrede dört zaman dilimine ayrılarak incelenir. Bunlardan birincisi evre olan anestrum dinlenme evresidir. İkinci evre olan Proestrum çiftleşmeye hazırlık, üçüncü evre olan estrum erkek bireyin çiftleşmeye kabul edildiği, dördüncü evre olan metestrum ise uterus ve vagina çeperinde bazı değişikliklerin meydana geldiği evredir. Kızgınlık süresi çeşitli hayvanlarda farklılıklar gösterir. Hayvan gebe kalmazsa düzenli aralıklarla tekrar edilir. Memelilerin çoğunda yavruların doğuma kadar geçirdikleri çok uzun bir embriyonik evre uterusta geçirilir. Ovidukt’un alt kısmının değişikliğe uğrayarak oluşturduğu uterus, kalın çeperli, kaslı ve kılcal damarlar bakımından oldukça zengindir. Memeli hayvanların yumurtası yedek besin maddesi açısından oldukça fakir olduğundan küçüktür. Bu nedenle embriyo için gerekli olan besinleri ve oksijeni ana hayvanın dolaşım sisteminden almaya, Embriyonun oluşturduğu artık maddelerle karbondioksiti yine ana hayvanın dolaşış sistemine iletmeye yarayan bir plesente meydana gelir. Bu sistemde embriyo ile hayvanın dolaşım sistemleri birbirleriyle bağlantılı değildir. Aradaki ince membranlar nedeniyle besin maddeleri, artık ürünler ve solunun gazlarını geçişi gerçekleştirilir. Yumurtlayan memelilerde (monotremata) embriyonun gelişimi uterusta değil, tıpkı sürüngenlerde olduğu gibi dış ortama bırakılan yumurtalar üzerinde belli bir süre kuluçkaya yatırılmasıyla sağlanır opossum ve kanguru gibi keseli memeliler(Marsupialia)yumurtalar uterus içersindeki gelişimlerini birkaç günde tamamlar. Bundan sonra uterusu terkeden gelişmemiş yavrular ana hayvanın karın bölgesindeki memelere yapışarak gelişmeleri tamamlayıncaya kadar bu şekilde kalırlar. Daha yüksek organizasyonlu memelilerde ise, küçük olan yumurtanın gelişebilmesi çok uzun süre uterus içersinde kalarak gerçekleştirilir. Bu evreye gebelik evresi denir. Memelilerde gebelik süresi genellikle büyüklükle doğru orantı göstermektedir. Örneğin:gebelik süresi ev farelerinde 21, Norveç sıçanlarında 21-22, evcil tavşanlarda 30-32, tilkilerde 51, evcil kedi ve köpeklerde 60, domuzlarda 114, koyun ve keçilerde 149, sığırlarda 280, atlarda336 ve fillerde 600 gün kadardır. Bir doğumda meydana getirilen yavru sayısı ise genellikle vücut büyüklüğü ile ters bir orantı göstermektedir. Örneğin, fil ve atlar her doğumda yalnız bir yavru, karnivor hayvanlar 3-5, kemiriciler ise 2-9 kadar yavru yaparlar.

Büyük boylu memelilerin gebelik süreleri uzun olduğundan yılda ancak bir kez yavru yapabilirler. Buna karşılık gebelik süreleri kısa olan küçük memeliler yılda birkaç kez yavru yaparlar. Bazı tavşan ve geyik yavrularının vücutları doğdukları zaman kıllarla kaplıdır , gözleri açıktır ve doğumdan hemen sonra hareket edebilirler(precocial).Buna karşılık birçok kemirici karnivor memelilerin yavruları doğduklarında vücutları çıplak, gözleri kapalıdır. Bunlar vücut sıcaklığını düzenleyemezler duyu organları görev yapabilecek durumda değildir. Bu nedenle belli bir süre ana ve babanın yardımlarına gereksinmeleri vardır Altricial). Bütün memeli hayvanlarda yavru, kendi kendini besleyebilecek ve koruyabilecek bir duruma gelinceye kadar ana ve babanın bakımına muhtaçtır.

Bazı memeliler doğumdan birkaç sonra eşeysel olgunluğa erişirler. Buna karşılık büyük memeliler ancak birkaç yılda bu özelliği kazanırlar. Küçük memeliler bir çoğunda ömür uzunluğu ortalama olarak bir yıl kadardır. Genelle memelilerde ömür uzunluğu büyüklük ile doğru orantılı olarak. Bir artış gösterir.

H- İNSANLAR (Homosapıens)

Üreme organları yapı bakımından diğer memelilere büyük benzerlik gösterir. Çocukluk döneminde erkek ve kızlara ait olan özellikler belirgin değildir. Bir çocuk 14 yaşına ( 10 -17 ) eriştiği zaman kendi eşemine bağlı olarak bazı özelliklerin ortaya çıktığı ve artık bu çocuğun üreme yeteneğine sahip olduğu görülür. Bu yaş insanlarda buluğ çağı olarak bilinir. Bu çağda erkekler sakal ve vücut kılları büyümeye başlar, omuzlar genişler ,ses kalınlaşır ve kızlara karşı ilgi fazlalaşır. Kızlarda göğüsler büyür, kalçalar genişler ,deri altında yağ depo edilmeye başlanır. Üreme sisteminde periyodik değişiklikler meydana gelir ve erkeklere karşı ilgi fazlalaşır.

Spermalar, sermatogenez olayı sonucunda oluşurlar. Eşeysel olgunluğa eriştikten sonra başlayan bu olay yaşamın sonuna kadar sürer. Yalnız yaşlılık döneminde oluşturulan sperma miktarında azalma görülür. Erkeklerde seminal follikülleri gelişmesi ve spermaların oluşması, hipofizin ön lopu tarafından salgılanan FSH ( Follikül stümile hormonu )’nun denetimi altında gerçekleştirilir. Testislerde ara hücreler (İnterstitial hücreler) tarafından salgılanan tostosteron hormonu ise spermaların gelişmesi için gerekli ortamın oluşturulmasında görev alır. FSH ve tostosteron hormonlarına erkeklik yada Androjen hormonları denir.

Yumurtaların oluşumu ise oogenez olayı ile gerçekleştirilir. Kadınlarda da yine hipofizin ön lobu tarafından salgılanan FSH yumurtalıkta ki (Ovaryum) folliküllerden bir yada bir kaçını uyararak onların büyümeye başlamasını sağlar. Folliküllerin büyümeye başlamasıyla birlikte bu kısımlardan estrojen (estradiol) hormanı salgılanır. Folliküllerin büyümesine paralel olarak bu hormonun miktarı da artar. Folliküller belli bir büyüklüğe erişince patlar ve yumurtalar dışarıya çıkar. Bu olaya ovulasyon denir. Ovulasyonu başlatan etken hipotalamusun belirli bölgelerinden salgılanan bir maddedir. Buna Luteinizing hormon faktörü denir. Bu faktörün hipofize etkisi sonucunda LH (Luteinizing hormonu) salgılanır. LH ’nın kandaki miktarı belli bir düzeye ulaşınca yumurta olgunlaşmaya başlar. Folliküllerin salgıladığı estrojenin kandaki miktarının belli bir düzeye ulaşmasıyla da hipofizden salgılanan FSH hormonu etkilenir ve böylece FSH salgılanması, bunun sonucunda da yeni yumurtaların yapımı engellenir.

Folliküllerin patlamasıyla serbest kalan yumurtalar yumurta borusunun kirpikli hunisi ile yakalanıp yumurta borusuna (ovidukt) iletilirler. Bu sırada, yumurta ikinci mayoz bölünmesinin başlangıcındadır. Yumurta borusu gelen yumurtalar 24 içerisinde burada bir sperma ile karşılaşırsa döllenir, aksi halde döl yatağı(uterus)geçer ve burada parçalanır. folliküllerin arta kalan kısımları ise değişerek sarı cisimlik( corpus luteum )’leri oluşturur. Bu yapı ise progestoron hormonu salgılar. Progestoron döl yatağı içerisindeki kılcal damarlar bakımından zengin olan endometrium tabakasının oluşması ve gelişmesini sağlar. Ayrıca bu hormon döllenmiş yumurtanın (embriyo) endometrium içerisine gömülmesine de neden olur. Döllenmiş bir yumurtanın endometriuma gömülmesi, döllendikten 6-7 gün sonra gerçekleşir. Eğer yumurta döllenip endometriuma gömülürse bu kısımlardaki sitotrofoblastların çıkardığı koriyonik gonodotropin hormonu endometriyumu etkileyerek onun bozulması ve kandaki progesteron miktarını azalması önlenir. Eğer yumurta döllenmezse koriyonik gonodotropin salgılanmayaçağından buna bağlı olarak progosteron hormonu salgılanamaz ve bu da endimetriumun bozulmasına neden olur. Endimetrium kılcal damarlar bakımından zengin olduğundan bozulması ve dışarı atılması kanamalara neden olur. Bu olaya monstruasyon (adet görme) denir. (Latince demenses,ay anlamına gelir). Her monstruasyon başlangıcından 14 gün sonra yeni bir yumurta yapımı ve yeni bir ovulosyon başlar, 5-7 gün sürer.

Sağlıklı bir kız çocuğu buluğ çağına erince, yaklaşık birer aylık aralıklarla monstruasyon olur ve bu olay 40- 50 yaşlarına kadar pediyodik olarak devam eder. Kadınlar yaşlandıkça hormonal denetimde oluşan aksaklıklar nedeniyle yumurta yapımı ve buna bağlı olarak monstruasyon durur. Bu evreye menepoz denir. Bunun anlamı artık bu kadın üreme yeteneğini yitirmiş demektir. Menstruasyon gebelik durumunda ve döl yatağı çıkarıldığında da meydana gelmez.

Genellikle menstruasyondan kesilme kadınlarda büyük psikolojik bunalımlara yol açar. Fakat bu gibi haller geçicidir,Bir kız çocuğu buluğ çağına ermeden önce yumurtalığından aşağı yukarı 50,000 kadar olgunlaşmamış yumurta bulunur. Bu yumurtaların hepsi buluğ çağından önce kaybolur ve buluğ çağında yumurtalığın iç kısmını döşeyen folliküllerin germinatif epitel tabakasından yeni yumurtalar meydana gelir. Bu yumurtalardan genellikle yalnız bir tanesi ve nadiren fazlası menstruasyondan birkaç gün sonra yumurta kanalına (ovidukt)gönderilir. Bir kadın bütün hayatı boyunca ortalama olarak 400 tane yumurtayı yumurta kanalına gönderir.

Sperma tarafından döllenen ve döl yatağının endometrium tabakası içerisine gömülen yumurta embriyonal gelişimine başlar. Bu sırada döllenmiş yumurta bir embriyonik zar ile sarılır. Bundan kısa bir süre sonra anne ve embriyo dolaşım sistemlerinin birbirleriyle ilişki kurmasını sağlayan plansenta meydana gelir. Bu plasenta sayesinde annenin dolaşım sisteminden yararlanılarak embriyonun beslenmesi, solunumu ve boşaltımı temin edilir. (Şekil 11.6) Insan embriyosu ortalama olarak 280 (234-298) gün içerisinde gelişimini tamamlar ve ondan sonra dogum olur. Çogunlukla insanlar her bir dogumda yalniz bir çocuk dünyaya getirirler. Ikizler ancak 88 dogumda 1,üçüzler 7,600 dogumda 1ve dördüzlerde 670,000 dogumda 1 oraninda meydana gelmektedir. Bazi aileler daha çok orada ikiz çocuk dünyaya getirmektedir.

KAYNAKÇA

1-) Modern biyoloji Komisyon

Milli Eğitim Basımevi İstanbul-1980

2-) Biyoloji 2 Adil Yüksel

Yüksel Yayınevi İstanbul

3-) İnsan Anatomisi ve Eldra Pearl Salaman

Fizyolojisine Giriş Çeviri, Doç.Dr.L.Bikem Süzen

Birol Yayınevi İstanbul -1998

4-) Biyoloji Mary Janes-Geoff Janes

Çeviren: Doç.Dr.L.Bikem Süzen

Birol Yayınevi İstanbul-1998

5-)

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Her Canlının Neslini Devam Ettirmek Üzere Kendine Benzer Yeni Fertler Meyda

Her canlının neslini devam ettirmek üzere kendine benzer yeni fertler meydana getirmesine üreme denir. Bu olay bir türün devamını sağlar. Esası hücre bölünmesine dayanır. Eşeyli ve eşeysiz üreme olmak üzere iki çeşide ayrılır.

1.EŞEYSIZ ÜREME

Yeni birey tek bir atadan meydana gelir.

Yeni bireyin bütün kalıtım materyalleri ana bireyinkiyle aynıdır.

Kalıtsal çeşitliliğe olanak sağlamaz.

A-BÖLÜNME:Genellikle vücudun ikiye bölünmesi şeklinde olur. Amip,öglena,paramesyum gibi protistlerde ve bakterilerde görülür.

B-TOMURCUKLANMA:Ana bireyin vücudu üzerinde küçük bir çıkıntı oluşur. Bu çıkıntılar büyüyerek ananın şeklini alır. Bira mayası ve hidrada görülür.

C-SPORLANMA:Sporlar,sağlam yapılı örtüleri olan ve aşırı sıcaklık,soğuk gibi elverişsiz çevre koşullarına dayanıklı olan özel hücrelerdir. Bu sporlar uygun şartları bulduklarında yeni bir bireyi oluşturma özelliğindedir. Sıtma etkeni olan plazmodyumda, kara yosununda ve eğrelti otlarında görülür.

Plazmodyumda sporla üreme

Plazmodyum hayat devrini insan ve anofel cinsi sivrisineğin dişisinde tamamlar.

Sivrisineğin ısırması ile plazmodyumlar ısırılan insanın kanına geçer ve alyuvarlara girer.

Alyuvarlarda,plazmodyum sporu büyür ve şizonta dönüşür. Şizont mitoz bölünmeler geçirerek çok sayidaki melozoitleri oluşturur.

Alyuvar içindeki bu eşeysiz üremeye şizogoni denir. Merozoitlerin aşırı artmasıyla alyuvarlar patlar,kana dökülür. Melozoitlerin her biri yeni alyuvarlara girer ve ayni olaylar tekrarlanır.

Çok sayıda alyuvarların parçalanıp kana dökülme zamanlarında insanda ateş ve üşüme şeklinde sıtma nöbetleri görülür. Bu sırada bazı merozoitler dişi ve erkek gamet şeklini alır.

Böyle bir hastayı başka bir anofel dişisi ısırırsa kandaki merozoitlerin bir kısmı ve gametler sivri sineğin sindirim sistemine geçer. Bağırsakta erkek eşey hücresi ve dişi eşey hücresini oluştururlar. Bu olaya gametogenez denir. Gametlerin birleşmesiyle zigot meydana gelir.

Zigot bağırsak epiteline yerleşir ve bölünerek yeni sporları oluşturur. Bu olaya sporogoni denir.

Kapsüllerin patlamasıyla serbest kalan sporlar,sivrisineğin tükürük bezine gelir ve kan emme sırasında yeniden insanlara bulaşır.

Kara yosunlarında sporla üreme

Kara yosunları, sporlanma şeklinde eşeysiz ürer. Sporofitten mayoz bölünme ile haploit sporlar üretilir.

Sporlar çimlenerek gametofit dölü oluşturur. Gametofit döl haploittir.

Dişi ve erkek organ ayni bitkilerde bulunur. Yumurta ve sperm mitoz ile üretilir.

Yumurta ve sperm birleşerek zigotu oluşturur.

Kara yosunlarının hayat devrinde gametofit döl (n),sporofit dölü (2n) baskındır.

Eğrelti otlarında sporla üreme

Eğrelti otları sporlanma şeklinde eşeysiz ürer.Sporofitin spor kesesinde mayoz bölünme ile haploit sporlar üretilir.

Sporlar çimlenerek gametofit dölü oluşturur.Gametofit döl haploittir.

Dişi ve erkek organ ayni gametofitte bulunur.Yumurta ve sperm mitoz ile üretilir.

Yumurta ve sperm birleşerek mitozu oluşturur.

Zigottan sporofit gelişir,diploittir.Sporofit,gametofitten ayri yaşayan bir döldür.

Eğrelti otlarının hayat devrinde sporofit döl (2n),gametofit dölü (n)baskındır.

D.VEJETATİF ÜREME:Yüksek yapılı bitkilerde görülen eşeysiz üreme çeşididir.Muz,çekirdeksiz üzüm,turunç,kavak,söğüt gibi bitkiler tohum uretme yeteneklerini kaybetmişlerdir.Bu bitkiler çelikleme ve aşı gibi yöntemlerle yetiştirmektedir. Çilek sürüncü gövdelerden patates yeraltı yumrularındaki gözlerden, gözyaşı bitkisi yaprak tomurcuklarından vejetatif yolla üretilir.

2. EŞEYLI ÜREME

Yeni nirey iki farklı atadan meydana gelir.

Gamet adı verilen üreme hücrelerinin birleşmesiyle gerçekleşir. İki gametin birleşmesine döllenme, döllenme sonucu oluşan hücreye zigot denir.

Yeni bireyler kalıtsal özelliklerini hem anadan hem babadan alır.

Mayoz bölünme ve döllenme meydana gelen iki temel olaydır.

Kalıtsal çeşitliliğe olanak sağlar.

Eşeyli üreme çeşitleri

A- İzogami : Büyüklük ve yapı bakımından aynı olan iki gametin birleşmesidir. Basit tek hücreli yeşil alglerden chlamydomonas, ipliksi yeşil alglerden spirogya ve ulothixte grülür.

B- Heterogami (anizogami) : Gametler şekil ve büyüklükleri bakimindan birbirinden farklidir. Mantarlar ve alglerde görülür.

C- Oogami : Yumurta denen dişi gamet büyük bol sitoplazmali ve hareketsizdir. Sperm denilen erkek gametler ise genellikle küçük az sitoplazmali ve hareketlidir. Gelişmiş bitkilerde, hayvanlarda ve insanlarda görülür.

D- Konjugasyon : İki birey arasında geçici sitoplazmik köprülerle gen alış verişinin yapılmasıdır. Bazı bakteriler, paramesyum ve su yosunlarında görülür.

E- Partenogenez :Yumurta hücresinin döllenmeden bir canlı oluşturmasıdır. Bazı karıncalarda, su pirelerinde, çalı çekirgelerinde, bazı kelebeklerde bitki bitlerinde ve arılarda görülür. Bir kraliçe arı yaşam süresi boyunca bir kez erkek arı ile çiftleşir ve aldığı spermleri vücudunda depo eder. Kraliçe arı zaman zaman peteklere yumurta bırakır. Bu yumurtalar döllenmişse erkek arılar(n=16), döllenmem,işse dişi arılar (2n=32) oluşur.

F- Hermafroditizm : Basit yapılı bazı hayvanlarda hem dişi organ hem de erkek organ aynı bireyde bulunur. Böyle organizmalara “hermafrodit” denir. Parazit yassı kurtlar kendilerini dölleyebilirler. Yer solucanı ve istiridye başka bireylerde karşılıklı olarak birbirini döllerler.

3- ÇİÇEKLİ BİTKİLERDE EŞEYLİ ÜREME

Çiçekli bitkilerde üreme organları çiçeklerde bulunur. Hem dişi hem de erkek üreme organları bir arada bulunan bir çiçeğe tam çiçek (hermafrodit) adı verilir. Üreme organlarından birini taşıyanlara ise eksik çiçek denir.

Kavak ve söğüt gibi bitkilerde dişi ve erkek çiçekler ayrı ayrı ağaçlarda bulunduğu halde, ceviz ve fındık gibi bitkilerde aynı bitki üzerinde bulunurlar.

Tam bir çiçek dıştan içe doğru çanak yapraklar, taç yapraklar, erkek ve dişi organlardan oluşur.

ERKEK ORGAN(stamen)

Erkek organlar çok sayıda olup, dişi organın çevresinde yer alırlar. Erkek organ, bir sapçık (filament) ile uç kısımdaki bir başlık (anter) tan meydana gelmiştir. Başlık kısmında silindir şeklinde dört polen kesesi vardır. Polen keselerin içinde polen ana hücreleri (mikrospor ana hücresi ) bulunur. Diploit (2n) kromozomlu polen ana hücrelerinin her biri mayozla bölünerek dört tane haploid (n) mikrospor oluşturur. Her mikrospor çekirdeği mitozla bölünerek iki haploid çekirdekli bir yapı meydana gelir. Etraflarını sitoplazma ve çekirdek çevirir. Oluşan bu yapıya erkek gametofit veya polen denir. Polenlerde bulunan iki çekirdekten birine tüp(vejetatif) çekirdeği, diğerine doğurucu (generatif) çekirdek denir.

DİŞİ ORGAN(pistil)

Çiçekli, bitkilerde dişi organ yumurtalik (ovaryum), dişicik borusu (stilus) ve tepecik (stigma) dan meydana gelmiştir. Yumurtalıkta bir veya daha fazla sayıda tohum taslaği bulunur. Her tohum taslağında diploit (2n) kromozomlu bir megaspor (makrospor) ana hücresi vardır. Bu hücrelerden mayoz bölünme ile dört haploid makrospor meydana gelir. Bunlardan üçü erir,biri gelişerek büyür ve megaspor meydana gelir. Büyüyen bu hücreni haploid çekirdeği ardarda üç mitoz geçirerek 8 çekirdekli olur. Buna dişi gametofit veya embriyo kesesi denir. Bir kutuptaki iki çekirdeğe sinerjit, bunların ortasında yer alana yumurta çekirdeği, diğer kutuptaki üç çekirdeğe antipot çekirdekleri, hücrenin ortasında yer alan çekirdeklere de polar (kutup) çekirdekler denir. Yumurta çekirdeği çevresine bir miktar sitoplazma alarak yumurta hücresini oluşturur. Bu durumda embriyo kesesi döllenmeye ve embriyo oluşturmaya hazırdır.

Çiçek tozlarının,erkek organ başçığından dişi organın tepeciğine taşınmasına tozlaşma denir. Çiçek tozları dişi organa rüzgar,su,böcek, kuş yarasa ve diğer hayvanlarla taşınabilir. Tozlaşma ile dişi organ tepeciğine taşınan polen çimlenir. Tüp çekirdeği dişicik borusunda yumurtalığa uzanan polen tüpünü meydana getirir ve bir müddet sonra ortadan kaybolur. Bu arada doğurucu (generatif)çekirdekte tüp içine geçer ve mitozla bölünerek iki sperm çekirdeği meydana getirir. Sekiz çekirdekli embriyo kesesine giren sperm çekirdeklerinden biri yumurta hücresini dölleyerek diploit (2N)kromozomlu zigotu meydana getirir. Zigot çok sayıda mitoz bölünmeler geçirerek embriyoyu oluşturur. Diğeri, merkezde yer almiş iki polar çekirdekle birleşerek triploid (3N) entosperm çekirdeğini meydana getirir.Bu mitozla bölünerek endospermi meydana getirir.bu embryoyu çimlenene kadar ve çimlenme sırasında besler.Bitkinin türüne göre endospermde nişasta,protein ,yağ ve selüloz gibi farklı maddeler birikir.

Çift döllenme olayı

Sperm çekirdeği (N)+Yumurta hücresi(N) => Zigot (2N)=mitoz=>Embriyo (2N)

Sperm çekirdeği (N)+Polar çekirdekler(ikincil)(2N)=>Triploid(Endosprem) çekirdek (3N)=mitoz=>Endosperm(besi doku)

Tohum:Embriyo, endosperm ve kabuk tohumu oluşturur. Tohum embriyoyu korur ve embriyo yeni bir bitki oluşturmak üzere gelişirken ona besin saglar. Tohum,çiçekli bitkilerin türün devamini saglamada en ileri adaptasyonlardan biridir.

Meyve:tohum gelişimini tamamlamiş yumurtaliktan meydana gelir.Tohumun dagilmasini saglar

4-HAYVANLARDA DÖLLENME

Hayvanlarda iki çeşit döllenme vardir

a)Dış döllenme:Yumurta ve spermin vucut dışında birleşmesine dış döllenme denir.Genellikle suda yaşayan hayvanlarda görürlür.Bu canlılar üreme şansını arttırmak için çok sayıda üreme hücreleri meydana getirirler .Döllenme ve embriyo gelişimi suda olur.Balık ve kurbağılarda görülür.

b)iç döllenme :Yumurta ve spermin dişinin ucudu içinde birleşmesine iç döllenme denir.spermin vücut içinde yumurta ile karşilaşma ihitmali yüksektir.Bu nedenle bu çeşit üremede canlilar daha az gamet yaparlar.

5)İNSANDA ÜREME SİSTEMİ

a)Dişi üreme sistemi:dişi eşey organlari yumurtalıklar,yumurta kanalı(ovidukt),uterus(döl yatağı) ve vajinadan oluşmuştur.dan oluşmuştur.Yumurta hücresi ,yumurtaliklarin folikül adi verilen küçük kese şeklindeki bölgelerinde meydana gelir.Her yumurtalik ,ön ucu kirpikli huni şeklinde olan yumurta kanalı(fallopi tüpü) ile uterusun üst köşesine baglanir.

Uterus, kalın çeperli düz kaslardan yapılmış ve iç yüzeyi bol kan damarlı ,mukus salgılanan örtü ile kaplanmıştır. Uterus ,doğum kanalı ve spermlerin dişi vücuduna bırakıldığı ve döllenmemiş yumurtanın dışarı atıldığı vajina ile dinarı açılır .Vajinanın üretra ile bağlantısı yoktur. Yumurta ve boşaltım artıkları ayrı ayrı açıklardan dışarı atılır.

Menstroel döngü

Yumurtalıkta ve buna bağlı olarak döl yatağında meydana gelen değişikliklere menstruasyon döngüsü denir. Menstruasyon döngüsü folikül, ovulasyon, korpus luteum ve menstruasyon devreleriyle tamamlanır. Bu döngü 28 günde tamamlanır.

Folikul devresi:Yumurtalıkta yeni bir folikül ve yumurta olgunlaşır. Folikül kese şeklinde bir yapıdır. İçinde yumurta olgunlaşırken ,bu kese büyür ve içerisi sıvı ile dolar. Bu sırada östrojen hormonunu salgılar. Bu hormon uterus ta mitoz bölünmeyi hızlandırarak ,embriyoyu tutmak için iç çeperin kalınlaşmasını sağlar. Bu devre 10-14 gün sürer.

Ovulasyon devresi:Olgunlaşan yumurta folikülün çatlamasıyla yumurta kanalına geçer. Ovulasyon, menstroal döngünün ortalarina rastlar Yumurtanin döllenmesi bu evrede ,yumurta kanalinda olur.Ilk bölünmelerini burada geçirir.

Korpus luteum devresi:Çatlamış folikül hücreleri sarı renkli yağ damlacıkları taşıyan luteun hücreleri halini alır. Folikülden meydana gelen bu yapıya korpus luteum denir. Lutein hücreleri çok miktarda progesteron az miktarda östrojen hormonu salgılar. Bu devrede uterus ,embriyonun gelişmesi ve tutunması için hazırlanır.10-14 gün sürer. Yumurta fallop tüpünden uterusa 4-5 günde gelir. Tutunmasını progesteron sağlar. Gebelik süresince korpus luteum bozulmadığı için progesteron salgılanması devam eder.

Menstruasyon devresi:Yumurta döllenmezse korpus luteum 2 hafta sonra bozulur ve kandaki progesteron ,östrojen hormonu azalır. Doku parçaları döllenmemiş yumurta bir miktar kanla birlikte vajinadan dışarı atılır. Buna menstruasyon devresi denir ve yaklaşık 3-5 gün sürer. Tekrar folikül evresi başlar. Uterusa döllenmiş yumurta ulaşırsa menstruasyon görülmez,gebelik başlamış olur.

B)ERKEK ÜREME SİSTEMİ

Erkekte spermler ,testislerde meydana gelir. İnsanda her testis 1000 kadar çok kıvrımlı seminifer tüpçükleri ile eşey hormonu salgılayan özel hücreler bulundurur. Seminifer tüpçüklerinde spermler meydana gelir. Tüpçüklerin içinde üreme hücreleri ve yardımcı hücreler vardır. Yardımcı hücreler, spermatogenez sırasında üreme hücrelerini beslerler. Seminifer tüpçüklerinde meydana gelen spermler hareket ve döllenme özelliği kazanmak,olgunlaşmak için epidimis adı verilen özel bir kanala gelir. Burada 18 saat ila 10 gün kalabililr.Vasdeferens kanalı ila esas depolandığı yer olan vas deferenste ki ampulla bölümüne gelir.Burada 42 gün kalabililir.Vasdeferens karın boşluğunu geçerek idrar kanalı ile birleşir.Uretra penis ile dışarı açılır.Spermlerin uretra kanalında geçerek atılması seminal sıvı ile sağlanır.Seminal sıvı prostat , cowper bezleri ve seminal kesecekleri tarafından oluşturulur.

C)DÖLLENME

Olgun sperm ve yumurtanın çekirdeklerinin birleşlmesine döllenme denir.İki hücrenin çekirdeklerinin birleşmesiyle meydana gelen hücreyede zigot denir.Üreme hücrelerinde haploit (n),zigotta diploit (2n)kromozom takımı vardır.Zigottaki kromozom sayısı türün kromozom sayısına eşittir.Yumurta tarafından salgılanan kimyasal bir maddenin etkisi ile sprem kamçı hareketleri ile yumurtaya doğru hereket eder.Spermlerden biri ucundaki akrozom enzimleri ile yumurta zarını eritir ve stoplazmaya gömülür .Bu sırada yumurta üzerinde döllenme zarı meydana gelerek başka bir spermi yumurtaya girmesi önlenir .Zigot oluştuktan hemen sonra mitoz bölünmeler başlar .

Bu döllenmelerde meydana gelen hücrelerin hepsi diploit (2n)kromozomlu vücut hücreleridir.Zigottan itibaren hücre bölünmeleri ile başlayan ve farklilaşmayida içine alan bu olaya gelişme denir .

D)HORMONAL KONTROL

Beyin tabanında yer alan bir iç salgı bezi olan hipfiz doğrudan ovaryumu,ovaryumda uterus faaliyetlerini düzenler.Hipotalamus RF denilen salgılama faktörü meydana getirir.RF kan dolaşımı ile hipofiz bezini uyarır.Bu faktör ,hipofiz bezini , ovaryum ve döl yatağnda değişiklikler meydana getiren hormonların salgılanması ile uyarır.

Yumurtalık=östrojen progesteron=>Döl yatağı

Hipofiz hormonları;folikül uyarıcı hormon (FSH=FUH), luteinleştirici hormon.

Dişide hormonal kontrol

Folikül uyarıcı hormon(FSH=FUH):Yumurtalıkta folikülün dolayısıyla yumurtanın olgunlaşmasını sağlar. Folikülde gelişen yumurtadan östrojen salgılanır buda uterusun gelişmesini sağlar. Kanda östrojen yoğunluğu arttıkça hipofizin FSH salgilanması azalır LH konsantrasyonu artar.

Luteinleştirici hormon(LH):Ovaryumlar dan yumurtanın atılmasını (ovulasyon)sağlar. Parçalanmış folikülden korpus luteumu meydana getirir. Korpus luteumdan çok miktarda progesteron az miktarda östrojen salgılanır. Bu hormonlar uterusun yumuşak dokusunun tamamlanmasını ve döllenmiş yumurtanın yerleşmesini sağlar. Kanda LH yoğunluğu düştüğünde progesteron yoğunluğuda düşer.

Luteotropik hormon (LTH=Prolaktin):Korpus luteumun devamını bu da progesteron ve östrojen çıkışını kontrol ettirir. Doğumdan sonra sut bezlerinin gelişmesini ve süt salgılanmasını arttırır. Ayrıca analık iç güdüsünü geliştirir.

Erkekte hormonal kontrol

Erkek üreme sisteminin normal çalışması hipofiz bezinin hormonları ile kontrol edilir.

FSH,testislerde seminifer tüpçüklerinin gelişimini uyararak spermatogenezi başlatır.

LH,seminifer tüpçüklerinin aralarında yer alan interstisiyal hücrelerin,testosteron üretmesini sağlar. Testosteron spermlerin gelişimini tamamlar. İkincil eşey karakterlerin gelişmesini kontrol eder. Kas yapısı ,sakal ve bıyık çıkması,ses kalınlığı gibi. Östrojen ve androjen hormonları hem erkekte hemde kadında bulunur. Ancak bu salgıların miktarı değişiktir. Östrojen dişilerde yüksek,erkeklerde düşük;androjen erkeklerde yüksek,dişilerde düşüktür.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Virüs

Virüs

Bakteri süzgeçlerinden geçen, bakteri vasatlarında üremeyen, biyolojik karakteri kesin olarak bilinmeyen, soğuk algınlığından öldürücü hastalıklara kadar birçok hastalığın etkeni olan mikroorganizma. Bunlar 10-400 nm(nanometre) büyüklüğündedir.

Virüslerin varlığı, 19.yüzyıl sonlarına doğru Cöffler ve Frosch tarafından isbatlandı. 1899′da M.W.Beijerinck, hastalıklı tütün yapraklarında “tütün mozayik virüsü”nü tesbit etti. Daha sonraki yıllarda ultrasantrifüj, kültürler ve elektronmikroskop kullanılarak virüsler üzerindeki bilgiler artırıldı. 1933′de elektron mikroskobun keşfiyle virüsün yapısı hakkında kesin görüntüler elde edildi. Araştırmalar sonucu, virüslerin belli sıcaklıklarda bazı canlı dokular üzerinde üreyebildiği ve bunun için en uygun yöntemin aşılanmış tavuk yumurtalarında olduğu tesbit edildi.

Virüsler, tek nükleik asit zincirinin(RNA veya DNA) etrafını saran protein kılıflı ve bazen yapılarında membranöz zarf bulundurabilen yapılardır. Virüs bünyesinde, normal hücrelerde bulunan büyüme ve üremeyle ilgili kısımlar yoktur. Canlı organizmalarda bulunan diğer özelliklerin birçoğu bunlarda olmamasına rağmen, üreyebildikleri için canlıdır. Virüsler, asalak olarak yaşadığı hücrelerden temin ettikleri hammaddelerle yapılarındaki proteinleri meydana getirirler. Hücre içinde kendilerine has olan nükleik asit zinciri(RNA veya DNA) içine girerek yerlerini alırlar. Böylece hücre metabolizmasını etkilerler. Yaptıkları hasar, eğer büyükse hücre ölür. Virüs ise kılıflanarak tekrar üremeye devam eder. Bir kısmı da atipik dev hücreler şekline dönüşür.

Virüslerin metabolizma, genetik yapı ve üremeleriyle ilgili son bilgiler bilim adamlarının genetik mühendisliği ve moleküler bilgi sahasındaki araştırmalarına ışık tutmuştur. Küçük bir bakterinin ortalama çapının 1500nm, tipik bir hayvan hücresinin ortalama 100.000nm olduğu kabul edilirse, virüslerin 10-400nm olan çaplarının ne kadar küçük olduğu ortaya çıkacaktır.

Virüslerin en sık rastlanan iki şekli vardır. Bunlar Icosahedral virüsler, çubuk şeklindeki virüslerdir.

Icosahedral virüsler 20 üçgen yüz, 12 köşe ve 30 kenardan meydana gelen düzgün bir polihedrondur. Bunların nükleik asitleri iç kısımda bir öz(kor) meydana getirir. Kor etrafında manto(kapsid) bulunur. Bu manto da kapsomer denilen alt birimlerden meydana gelir. Kor ile manto birlikte mükleokapsidi meydana getirirler. Icosahedral virüsler kabaca küresel görünümdedir. Bu grubun en meşhur üyesi adenovirüslerdir.

Çubuk şekilli virüslerde, manto proteinlerinin alt birimleri, çubuğun eksenine sarmal bir şekilde dizilmişlerdir. Sarmalın komşu uçları arasında nükleik asitler sıkışmıştır. Kapsomerler, nükleik asidi çevrelerler. 300nm uzunlukta ve 18nm çapındaki “tütün mozaik virüsü” bu gruba örnektir.

Ayrıca karmaşık yapılı bakterileri tutan virüsler de mevcuttur. Elektronmikroskopta incelenebilen bu virüsler yanında, bazı poxvirüsler ışık mikroskobu ile gözlenebilir pozisyondadır.

Virüs hastalıklarının, etkenlerinin adlandırılması ve sınıflandırılması bunların ilk defa görüldüğü, tetkik edildiği, belirlendiği ülkenin veya bu araştırmayı yapan bilimadamının adı, doğal enfeksiyonu, klinik, patolojik, epidemiyolojik belirtilerine göre yapılır.

Virüsler, insanlarda hafif soğuk algınlığından tutun da kuduz, AIDS gibi bazı öldürücü hastalıklar, hatta birtakım kanser çeşitlerine bile sebep olabilirler. Bir takım virüs gruplarının sebep oldukları hastalıklardan örnekler:

Adenovirüsler: Solunum sistemi hastalıkları.

Herpes virüsler: Uçuk, gözde keratit, zona.

Poxvirüs: Su çiçeği:

Picorna virüs: Çocuk felci, üst solunum yolu hastalıkları, soğuk algınlığı.

Miksovirüs: Grip.

Paramiksovirüs: Kabakulak, kızamık.

Rhabdovirüs: Kuduz.

Togavirüs: Ensefalit.

Retrovirüs: HTLV (AIDS).

Kaynak : Sağlık Ansiklopedisi

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Virüsler

VİRÜSLER

Virüs dilimize Latince den gelmiştir. Latince zehir anlamına gelmektedir. Uzun süre bilim adamlarının dikkatini çekmemişlerdir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Elektron mikroskobunun bulunmasıyla ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru keşfedilmiştir. Meydana getirdiği hastalıklar hep bakterilerden bilinmiştir. Ancak bazı hastalıkların oluştuğu organizmada, hastalığa neden olan bir bakteri bulunamıyordu. Araştırmacıların dikkatini çeken böyle bir hastalığa tütün bitkisinin yapraklarında rastlanmıştı. Hasta bitkinin yaprakları, mozaik şeklinde lekelenip buruştuğu için buna tütün mozaik hastalığı adı verilmişti. Bu hastalığın bakteriler tarafından değil de, onlardan daha küçük varlıklar tarafından oluşturulduğu keşfedildi. Bu mikroorganizmalarda daha önce hiç rastlanılmayan ve bilinmeyen bir yapı ortaya çıktı. Normal hücre yapısına benzemeyen virüslerde sadece dış tarafında bir protein kılıfı ve içerisinde bir nükleik asit vardı. Bunların dışında stoplazma, organel gibi yapılar bulunuyordu. Bu yapıda onların zorunlu, parazit yaşamalarını gerektiriyordu.

Şekil 1: Virüsün genel yapısı

Evet, bir virüsün yapısı sadece dışta bir protein kılıf ve içerisinde nükleik asitten meydana gelir. Herhangi bir organeli ve enzimleri olmadığı için normal bir hücre gibi yaşamlarını sürdürmeleri olanaksızdır. Yaşamsal bir faaliyet gösterebilmek için (üreme gibi) mutlaka canlı bir hücreye girmeleri gerekir. Hücre dışında ise kristal halde bulunurlar. Bu yüzden bilim adamları tarafından cansızlık ile canlılık arasında geçiş formu olarak kabul edilir.

Virüsler küre, çubuk ve elips şeklinde olabilirler. Bulundukları nükleik asit tek çeşittir. Yani ya sadece DNA ya da sadece RNA bulundururlar. Aynı zamanda çok da spefiktirler. Sadece belirli hücrelere girerler. Bir kuduz virüsü sadece beyin hücrelerine, uçuk virüsü sadece ağız etrafındaki epitel doku hücrelerine bir bakteriyofaj sadece belirli bakteri türlerine AIDS virüsü sadece akyuvar hücrelerine gib.

Virüs hücreye tutunduğunda ilk önce hücrenin zarını eritir. Daha sonra bu delikten içeriye kendi nükleik asidini akıtır. Hücreye giren nükleik asit derhal yönetimi ele geçirerek hücreyi kendi hesabına çalıştırmaya başlar. İlk önce kendi nükleik asitlerinin kopyalarını arkasından da protein kılıflarını sentezlettirir. Daha sonra bunları birleştirerek virüslerin oluşmasını sağlar.hücre içindeki virüsler hücreyi patlatarak dışarı çıkar ve yeni hücrelere saldırır. Yapılarından dolayı ve hücre içerisinde bulunduklarından antibiyotik türü ilaçlardan etkilenmezler.

VİRÜSLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Virüsler boyları 10 ile 275 milimikron arasında değişen canlı varlıklardır.

Ancak elektron mikroskobu ile görülebilirler. DNA ya da RNA’dan oluşan yönetici moleküle genom adı verilir.

Virüsler prokaryot ve ökaryot bir hücrede bulunan organel ve stoplazmaya sahip değillerdir. Örneğin virüslerde protein sentezi için gerekli enzimler ve ribozomlar yoktur. Virüslerde bulunan enzimler metabolik faaliyetlerde ve enerji üretiminde kullanılmaz; sadece kalıtsal maddenin başka hücrelere aktarılması sırasında gireceği hücrenin zarını eritmek için kullanılır. Virüslerin organelleri ve enzimleri olmadığından, sorunlu parazit olarak yaşar ve çoğalır.

Konakçı hücre içine içine girdikleri zaman hücrenin protein sentezi ve enerji üretimi mekanizmasını kendileri için kullanarak gerekli proteinleri ve nükleik asitleri üretirler. Virüsler canlı hücreden çıkarıldıklarında kristalleşirler. Bir tuz parçası gibi hiçbir canlılık faaliyeti göstermezler. Uygun hücreye girdiklerinde üremeye başlarlar. Aşırı sıcak, asit gibi olumsuz etkenlerle yok olmazlar. Virüsler beslenmez, metabolizmaları yoktur, büyüyemezler fakat canlı hücrelerin içinde çoğalabilirler. Her virüs çeşidi genellikle vücudun belirli bir yerinde ve belirli hücreler içinde çoğalabilirler. Örneğin;

Çocuk felci ve kuduz virüsü, beyin ve omurilikte,

Grip, nezle virüsü,üst solunum yollarında

AIDS virüsü, akyuvarlarda

Sarı humma virüsü, karaciğerde

Çiçek, kızamık, siğil virüsü deride çoğalır.

Birden fazla konakçısı olan virüsler de vardır. Örneğin kuduz virüsü hem insan hem de hayvanda yaşar.

VİRÜSLERİN ÇEŞİTLERİ

Virüsler taşıdıkları nükleik aside göre adlandırılırlar.

DNA Virüsleri: Yönetici molekülü DNA olan virüslerdir. Hayvanlarda yaşayan virüslerin çoğunluğu DNA virüsleridir. Örneğin çiçek virüsü, uçuk virüsü, suçiçeği virüsü DNA virüsüdür. Bakteride yaşayan ve çoğalan virüslere bakteri yiyen anlamında bakteriyofaj denir.

RNA Virüsleri: Yönetici molekülü RNA olan virüslerdir. Bazı hayvan virüsleriyle birlikte yaşayan virüsler RNA virüsleridir. Örneğin tütün mozaik virüsü, grip, çocuk felci, kızamık, kuduz, kabakulak, sarı hummaya yol açan virüsler, RNA virüsleridir.

VİRÜSLERİN ÖNEMİ VE İNSAN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMİ

Virüsler, bakterilerde, bitkilerde, böceklerde, hayvan ve insan hücrelerinde yaşar ve çeşitli hastalıklara neden olur.

Arı, sinek, kelebek gibi bir çok böcek türünde yaşayan virüsler vardır. Bu virüsler, özellikle böcek lârvalarında hastalıklara neden olur. Böceklerde hastalık yapan virüsler, zararlı böceği ortadan kaldırmak için biyolojik mücadelede de kullanılmaktadır.

Virüslerin neden olduğu hastalıklar antibiyotik ile tedavi edilmez. Çünkü virüsler, hücre içinde yaşadıklarından antibiyotiklerden etkilenmez.

Bir hücreye, canlı ya da yüksek sıcaktan öldürülmüş bir virüs bulaştırıldığında hücre interferon denilen bir madde salgılar. İnterferon bazı hastalıklar için hücrelerde bağışıklık sağlar.

Virüslerin bu özelliklerine dayanarak bazı virüs hastalıklarına karşı aşılar geliştirilmiştir. Çiçek, kuduz, sarı humma, çocuk felci aşıları virütik aşılardandır. Aşılarla oluşturulan bağışıklık yaşam boyu sürebildiği gibi, daha kısa süreli de olabilir. Her hastalığa karşı yapılan aşılar iyi sonuç vermeyebilir. Bunun nedeni ise bazı virüslerin sık ve kolay mutasyona uğrayarak yeni özellikler kazanmasıdır. Grip virüsü, buna örnek verilebilir.

Virüsler bir canlıdan başka bir canlıya kolaylıkla taşınabilirler.

Bitki virüsleri; böceklerle, yaprakların ve köklerin birbirlerine dokunmasıyla, tohumla, çiçekle ve aşıyla bir bitkiden başka bir bitkiye taşınabilirler.

Hayvan virüsleri; öksürme, konuşma, öpüşme, cinsel temas, aynı eşyaları kullanma, kanla, böceklerle bir başka canlıya taşınabilirler.

Virüsler hücrelerin içinde çoğalır.

Bir bakteriyofajın çoğalması, virüslerin çoğalmasına örnek olarak gösterilebilir. Bakteriyofaj, bakteri yiyen virüs anlamına gelir ve bir DNA virüsüdür. Bakteriyofajın çoğalması şu şekilde gerçekleşir:

Şekil 2: Bakteriyofajın çoğalması.

BAKTERİYOFAJIN ÇOĞALMASI

Bir bakteriyofaj sekiz safhada çoğalır. Bu safhalar sırasıyla şunlardır :

Bakteriyofajlar bakteriyi sarar.

Bakteriyofaj bakteriye tutunur.

DNA bakteriye girer.

Bakteriyofaj kılıfı dışarıda kalır.

Yeni bakteriyofaj DNA’ları meydana gelir.

Protein kılıflar meydana gelir.

Parçalar birleşerek bakteriyofajları oluşturur.

Bakteri patlar ve bakteriyofajlar serbest kalır.

Bu işlem böylelikle sürer gider.

Selçuk Kütahya

9-A 120

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Virüsler

VİRÜSLER

GENEL VİRÜSLER

Disk virüsleri: Bu virüsler Windows gibi işletim sistemleri yerine direkt olarak hafızaya yerleşirler.

Dosya virüsleri: Direkt olarak dosyaları hedef alan virüslerdir ve genelde COM, EXE, SYS olarak sisteme yerleşirler.

Makro virüsler: Word, Excel gibi programlarla yazılmış dosyaların açılmasıyla faaliyete geçen virüslerdir. (Örnek: Melissa virüsü)

Program virüsleri: Dos altında bulunan COM, EXE gibi dosyalara bulaşırlar ve bu dosyaların çalıştırılabilme özelliği sayesinde belleğe hükmederler.

Bios virüsleri: Bios virüsleri tekrar yazılabilir bioslara bulaşırlar.

VİRÜS ÇEŞİTLERİ

1- CIH (Cernobil) VİRÜSÜ

CIH (Cernobil), virüsü sadece Windows95 ve Windows98 altında çalışan, bulaşıcı ve çok yaygın bir bilgisayar virüsüdür.

CIH Dos, NT , OS/2 gibi işletim sistemlerinde çalışmaz.

CIH isimli Cernobil diye bilinen virüsün diğer isimleri ise şöyledir:

PE_CIH, CIHV, SPACEFILLER, WIN32.CIH, CHERNOBYL, TSHERNOBYL, TSERNOBYL

a- CIH virüsünün tarihi:

Bu virüs Haziran 1998de Tayvan’da çok yaygın olarak bulundu. Virüsü yazan kişi, yerel bir internet konferansında virüsü faydalı bir program diye gönderdi. Bir hafta içinde virüs, Avusturya, Avustralya, İsrail, İngiltere’de bulundu. Ayrıca bir çok ülkede de tespit edildi (İsviçre, İsveç, USA,Rusya, Şili).

b- CIH virüsü nasıl çalışır, bulaşır?

CIH virüsü, sadece Windows95 ve Windows98 executable ( .EXE uzantılı) dosyalarına bulaşır. Virüslü bir .exe dosyası çalıştırılıp virüs hafızada aktif olduğu zaman sistemde çalıştırılan diğer WIN95/98 .exe dosyalarına bulaşmaya çalışır. Virüs kesinlikle DOS da aktif değildir, sadece windows da çalışabilir. Eğer bilgisayarı DOS modunda (Command Prompt Only - Sadece Komut İşlemi) açarsanız virüs hafızaya yüklenmez. Eğer Windows’dan DOS’a çıkarsanız (Restart Computer in MSDOS mode) virüs hafızadan çıkar.

Virüslü bir .exe dosyası ya başka bir arkadaşınızdan veya dışardan bir disketle,cd-romla veya internetten çektiğiniz veya emailinizde size gönderilen bir .exe dosyası varsa ve bu .exe dosyasını çalıştırırsanız size bulaşır.

Bunların dışında başka bir şekilde bulaşmaz.

Virüsde bazı programlama hataları olduğu için bazı bilgisayarlarda virüslü dosya çalıştırıldığı zaman sistem kilitleniyor.

Virüs sadece ayın belli tarihlerinde aktif oluyor. Bu virüsün 3 tane farklı tipi vardır:

Uzunluk İçerdiği Yazı Aktif olma tarihleri Yaygın mı?

1003 CCIH 1.2 TTIT Nisan 26 Evet

1010 CCIH 1.3 TTIT Nisan 26 Hayır

1019 CCIH 1.4 TATUNG Her ayın 26sinda Evet

Yukarıdaki tabloyu açıklayalım:

Uzunluk: Virüsün kapladığı yer. Çok ilginçtir, bu virüsün bu kadar yayılma sebeplerinden birisi de virüsün bir dosyaya bulaştığı zaman dosyanın boyutlarını arttırmamasıdır. Virüs, dosyalardaki kullanılmayan boşlukları bulup kendisini parça parça bu boşluklara kaydetmektedir. Bu şekilde insanların gözünden kaçabilmektedir. Bu virüs aynı zamanda türünün ilk örneğidir.

İçerdiği Yazı: Virüsün bulaştığı dosyalara yazdığı bir yazı.

Aktif olma tarihleri: Virüs bu tarihler haricinde bulaşmak dışında hiçbir işlem yapmamaktadır. Bu tarihlerde ise sisteme hasar verecektir.

Yaygın mı: Bu virüsün diğer ülkelerde de yaygın olup olmayan türleri. Çok ilginçtir bugüne kadar bize ulaşan virüslerin çoğu 1.3 türü idi. Sanırız Türkiye’de daha çok 1.3 türündeki virüs yaygın.

c- Virüsün verdiği zararlar nelerdir?

Virüs iki türlü hasar vermektedir:

a) Flash BIOS’LAR: Özelliklerde Pentium ve Pentium-II işlemcilerin kullanıldığı anakartlarda bulunan Flash Bios özelliği bilgisayarınızın yeni çıkan işlemcileri desteklemesi ve BIOS’larda olabilecek (2000 yılı gibi) yazılım hatalarına karşı yenilemenizi sağlar. Bir program ile bu BIOSların en son versiyonlarını internetten çekip Flash Biosa yazabildiğiniz gibi bu virüs de Flash Biosa yazabiliyor. Flash Biosu anlamsız işe yaramayan datalarla dolduran bu virüs bilgisayarın ilk açılmasını sağlayan bu kritik yazılımı işe yaramaz hale getiriyor ve bilgisayarınızda kapkara bir ekranla baş başa kalıyorsunuz.

b) Harddiskler: Virüs harddisklerin MBR (Partition) ve Boot diye bilinen iki bölgesindeki bilgilerin üzerine yazmakta ve onları da işe yaramaz bilgilerle doldurmaktadır. Bu durumda harddisk sağlam olsa bile , harddiske sistemin erişmesinde gerekli olan bu yerlerdeki yanlış datalar bilgisayarınızın harddiskteki dosyalara erişmesini engellemektedir.

Özellikle direkt biosdan erişim sistemi kullanan bu virüs BIOSlardaki virüs korumasını da aşmaktadır.

Ayrıca virüs rasgele bir şekilde disketteki dosyalara hasar da verebilmektedir. Bunun yanısıra, virüsün harddiskin ilk 1Mblık alanını sildiği ve FAT (Dosya Tablosu) yapısını bozduğu da bilinmektedir. Bu durumda ise bilgileri kurtarmak imkansız denilebilir. Ancak Norton Utilities programlarından Unformat ile Ontrack firmasının Tiramisu programları bir umut ışığı olabilir.

Norton Utilities internet sayfasına www.symantec.com adresinden erişebilirsiniz.

Ontrack firmasının internet sayfasına www.ontrack.com adresinden erişebilirsiniz.

Virüs bu bahsedilen konular dışında hiç bir şeye zarar vermez. Maalesef medyada çıkan bazı haberler bizi bu konuda sizleri uyarma ihtiyacına yönlendirdi. Cdromların epromlarının bozulması, SMS mesajları ile Cep telefonlarının bozulması gibi bir çok asılsız haberlere lütfen inanmayınız.

Sadece size anlattığımız gibi Flash bios ve harddiskdeki bilgilere zarar vermektedir.

d- Bu virüsden nasıl kurtulunur?

Bu konuyu iki şekilde ele alacağız.

a) Bilgisayarı hasar görmemiş ama virüs olma ihtimali olanlar:

- Flash Bios:

Virüs tarafından flash biosu silinen kullanıcılara tavsiyemiz yeni bir anakart almadan önce, flash bioslarını tamir ettirmeye çalışmalarıdır. Bu maliyeti yok denecek kadar az ama bilgili eleman isteyen bir konudur.(Maalesef ülkemiz bilgisayar konusunda çok cahildir…)

Öncelikle Flash BIOS ufak bir programdır.

Eğer elinizde daha önceden kaydetmiş olduğunuz anakartınıza ait Flash Bios dosyası varsa bu dosyadaki dataları bir eprom programlayıcısı olan bir elektronikçide bios çipinize geri yükletebilirsiniz. Eğer çipi siz söküp elektronikçiye götürecekseniz dikkatli olun. Sökerken çipin bacakları hasar görebilir. Bu işlem çok dikkatli yapılmalıdır. Bazı anakartların Bios çipleri de sökülememektedir, bu durum daha ilerde ele alınacaktır.

Bu sitelerde BIOS update bölümünde gerekli talimatlarla birlikte en yeni Bios sürümlerini bulabilirsiniz.

Eğer başka bir tanıdığınızda aynı bilgisayardan veya aynı anakarttan varsa onların bilgisayarları sağlam ise aşağıdaki bios programları ile hem markasını öğrenebilir hem de biosunu bir diskete kopyalayabilirsiniz.

Bu şekilde elinizde Biosunuzun bir kopyası olacak ve bunu bir elektronikçide bir eprom programlayıcısı ile geri yükleyebileceksiniz. Bu işlemi gerçekleştirmiş arkadaşları tanıyorum kesinlikle mümkün ve başarılı sonuç veren bir işlemdir.

Flash Biosun sökülemediği eski anakartlarda ise durum biraz vahimdir.

Anlatacağım tekniğin işlerliği konusunda hiçbir garanti veremem , anlatacaklarım yukarda adı geçen anakart sitelerinden alınmıştır. Ben hiç denemede bulunmadım bu yüzden işe yarayıp yaramayacağını da bilemiyorum.

İhtiyacınız olan :

1- ISA ekran kartı (Asusda optional demiş yani gerekmeyebilir de ama emin değilim)

2- Çalışır durumda bir Floppy drive

3- İçinde sistem dosyaları , gerekli bios programları olan , flash biosunuz kopyasını da içeren bir disket.

Config.sys koymayın, sistem dosyalarınız win95 sistem dosyalarından ziyade dos 6.22 olsun çünkü daha az hafıza kaplıyorlar. Gigabyte anakartların bios sayfalarında özellikle windows95 sistem dosyalarını kullanmayın deniliyor. Gerekli programları ve sistem disketinin bir kopyasını bu sayfada bulabilirsiniz. Tavsiyem autoexec.bat dosyasını öyle bir ayarlayın ki kullanıcının hiç bir şey yapmasına gerek kalmadan , bootlayıp flash biosunuzu otomatik geri yüklemesi…

Nasıl yapılacak?

1- Sistemdeki anakarta takılı butun kartları çıkarın sadece ISA ekran kartı kalsın.

2- Hazırladığınız disketi (gerekli programları aşağıdaki bölüme koyduk) floppy drive takın.

3- Sistemi power tuşuna basın

4- Umarım ise yarar :-)

5- Disketi çıkarmayı unutmayın.

Harddiskler:

CIH virüsü ile erişilmez durumdaki harddiskleri geri kazanmak için , diskeditor denilen programlara ihtiyacınız var. Bu tür programlar, Norton Diskeditor, Winhex gibi programlar kullanabilirsiniz.

En iyisi aynı harddiske sahip olan birinden partition ve bootları bir diskete kopyalayıp kendi harddiskinize geri yüklemek.

Fakat dikkat etmeniz gereken önemli bir nokta, harddisklerin aynı formata ve büyüklüklere sahip olmasıdır.

Örneğin , 6.4gb bir harddiskiniz var , bunu 2 partitiona ayırıp c ve d sürücüleri olarak 2 tane 3.2gb bir şekilde formatlarsanız ve gidip de sadece 6.4 gb olarak formatlanan bir harddiske geri yüklerseniz, o zaman harddiski bilgisayara yanlış tanıtmış olursunuz ve dosyalarınıza erişemezsiniz. Aşağıda 2.1 gb ve 10.2 gblık quantum harddisk partition ve bootlarını koyuyorum , dikkat bunların ikisi de sadece tek partitionlı harddiskler içindir, eğer harddiskinizi böldüyseniz bunları kullanmayın, bu harddisklerin FAT yapıları FAT32 biçimindedir, sakın FAT16 olan harddisklerde kullanmayın ve son olarak , olabilecek hasarlardan dolayı biz sorumlu değiliz.

Eğer bu yöntemler ise yaramaz ise, Norton Disk Doctor gibi programları tavsiye ederim. Özellikle NDD / rebuild komutu harddiskte partition aratıp geri yükleyebilmektedir.

Dikkat edilmesi gereken bir nokta da, FAT32 denilen 2.1gbdan büyük harddisklerin tek parça olarak formatlanmasını sağlayan Microsoftun Windows95 OSR2 ve Windows98 de desteklediği FAT sistemini Norton Utilities 2.0 For Windows ve üstü desteklemektedir. (Norton Utilities For Windows ile dos programları da gelmektedir).

Ayrıca internette bir çok disk editör programlar bulunmaktadır, haksız rekabet gibi bir olay olmasın diye Winhex isimli bir programın da ismini vereyim.

Biz hiç bir yazılım firması ile çalışmıyor, hiç bir şahsi çıkar ilişkimiz de yoktur.

Tekrar ediyoruz, bu sayfada bilgiler ve programlardan dolayı oluşacak hiçbir hasar bizim sorumluluğumuzda değildir.

Umarım bu sayfadaki bilgiler işinize yaramıştır , bize virüsle ilgili merak ettiğiniz başka bir şey varsa email atarak sorabilirsiniz, genelde cevapları bu sayfaya ilave edeceğiz.

e- Programlar:

1- Flash Bios programları: Bu programlar ile biosunuzu yedekleyebilir , yedeklerden geri yükleyebilir veya yenileyebilirsiniz.

Asus Board Sayfasında bir çok FLASH BIOS programı var, hepsini koyamayacağımdan size tavsiyem www.asus.com adresine gidip oradan gerekli dosyaları almanızdır.

ctbios.zip - Bu programı çalıştırdığınızda, bilgisayarınızın bios markasını ve internet sayfalarını gösterir.

2- Harddisk programları:

system.zip - DOS 6.22 sistem disketi image dosyası, winimage gibi bir program ile bir diske aktarın.

w98sys.zip - Windows 98 sistem disketi image dosyası, cd-romlarınızı da otomatik olarak sisteme tanıtmaktadır.

q10.zip - Quantum Fireball 10.2Gb EL model harddisk partition ve boot image dosyası, (FAT32 formatlı, tek partition, sakın başka türlü formatlanmış harddisklere bunu geri yüklemeyin).

3- Antivirus programları:

kill_cih.exe - Bu program windowsda aktif olan CIH virüsünün çalışmasını durdurur , hafızadan(memoryden) siler , ama harddiskten de temizlemeniz gerekir. Bu program sadece virüsü durdurup antivirüs programlarının rahatça çalışmalarını sağlar.

fp-307b.zip - F-prot antivirüsün en son dos versiyonu CIH dahil bir çok virüsü temizler, üstelik bedava.

2- BABYLONİA VİRÜSÜ

Babylonia Windows’un hafızasına yerleşen bir kurt (worm) olup otomatik güncelleme yeteneği vardır. Windows çalıştırılabilir dosyalarına ve yardım dosyalarına bulaşır. WSOCK32.DLL dosyasını değiştirerek Internet’e bağlanır ve kendinin yeni versiyonlarını yükler.

Virüs sadece Win9x işletim sistemlerine bulaşabilir. I-Worm.Happy/SKA worm, WinHLP.Demo, Win95/CIH gibi virüslerin özelliklerini kullanır.

Bulaşmış bir dosyanın çalıştırılmasıyla virüs aktif hale geçer. Kendini bir sistem sürücüsü olarak sisteme yerleştirir(VxD) . Disk erişim fonksiyonlarını kontrol eder. Diske yazılan ve diskten okunan dosyaların sonuna kendi kodunu ekler. Bu dosyaların boyutları büyüyebileceği gibi virüsün kullandığı özel bir yöntem nedeniyle aynı da kalabilir.

4 Kb uzunluğunda C:BABYLONIA.EXE dosyasını oluşturur. Bu dosya virüsün bazı ek fonksiyonlarını içerir.

Windows yardım dosyalarına bulaşarak her yardım dosyası çalıştırıldığında virüs kodunun çalıştırılmasına neden olur.

3- FUNLOVE VİRÜSÜ

FunLove hafızada yerleşebilen Win32 virüsüdür. Kasım 1999′da ABD, İngiltere ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelşerde yaygın olarak görünmüştür.

Funlove şifreli veya polimorfik bir virüs değildir. Virüs yerel ve ağ sürücüsündeki PE EXE (Windows çalıştırılabilir) dosyalara bulaşır.

Virüs, bulaşmış bir dosya çalıştırıldığındawindows SYSTEM klasöründe FLCSS.EXE dosyası oluşturur, kodunu oraya yazar ve oluşturulan dosyayı çalıştırır. Bu dosya virüs damlatıcısı olur- virüs tarafından gizli bir Windows dosyası (Windows 9x altında) veya servisi(Windows NT altında) olarak başlatılır.

FLCSS.EXE dosyası oluşturulurken hata oluşursa damlatıcı dosya virüsü kendi bulaştırma fonksiyonunu kullanarak bulaşmış konukçu dosyadan yayar ve virüs yayan fonksiyon arka planda ayrı bir “thread” olarak çalıştığından programın çalışmasında gözle görünür bir gecikme yaşanmaz.

Bulaşma fonksiyonu C:’den Z:’ye kadar olan bütün yerel sürücüleri taradıktan sonra ağ kaynaklarını da tarar ve çalıştırılabilir PE dosyalara ( .OCX, .SCR, veya .EXE uzantılı ) bulaşır. Virüs kodunu dosyanın en sonuna yazar. Dosyanın başına da 8 baytlık bir kod ekleyerek program başladığında virüs kodunun çalıştırılmasına neden olur. Bundan sonra programın ana kodunun çalıştırılmasına geçilir.

Virüs, ağdaki bilgisayarlardan sadece mevcut bulaşmış bilgisayarın yazma hakkı olanlara bulaşabilir. Bu virüsün yayılmasını önemli ölçüde azaltır.

Virüs, bulaşacağı dosyaları kontrol ederek adının ilk 4 harfi aşağıdakilerden biri olanlara bulaşmaz:

ALER AMON _AVP AVP3 AVPM F-PR NAVW SCAN SMSS DDHE DPLA MPLA

Virüs ayrıca NTLDR ve WINNTSystem32ntoskrnl.exe dosyalarını Bolzano virüsünün değiştirdiği şekilde değiştirir. Bu dosyalar artık kullanılamaz hale gelir ve yedekten geri yüklenmeleri gerekir.

Virüs sadece aşağıdaki metni içerir:

~Fun Loving Criminal~

Bu metin DOS’un ‘This program cannot be run in DOS mode.’ metninin kayıtlı olduğu yerdedir. Program DOS ortamında çalıştırılmaya çalıştığınızda bu kısa mesajını verir ve sistemi yeniden başlatır.

4- MY PİCS VİRÜSÜ

MyPics kurt(worm)u bir Visual Basic uygulaması olup bir eposta eki olarak gelir. ‘’Here’s some pictures for you!’ (Sizin için birkaç resim!) mesajını içeren epostanın konusu yoktur. Virüs kendini sistemde C: Pics4You.EXE olarak kurar ve Windows kaydını değiştirerek windows her açıldığında bu virüsün çalışmasına neden olur. MSVBVM50.DLL dosyasına ihtiyaç duyar. Eğer bu dosya sisteminizde yoksa virüs yayılamaz. Virüs aktifleştiğinde kendini 50 kullanıcıya bir defada gönderebilmektedir. Eposta adresleri ise Outlook Adres Defterinden seçilmektedir.

Virüsün tehlikeli bir yapısı vardır. 1 Ocak 2000 tarihinde virüs aktifleşip CBIOS.COM programını çalıştırarak CMOS’taki bilgileri yok eder. Ayrıca AUTOEXEC.BAT dosyasını değiştirerek sabit sürücülerden C: ve D:’yi sistemin sonraki açılışında biçimlendirir. (format)

5- PRI VİRÜSÜ

W97M/Pri polimorfik Word 97 makro virüsüdür.

Bulaşmış bir belge açıldığında aktifleşir. Genel şablonun virüse bulaşıp bulaşmadığını kontrol eder eğer bulaşmamışsa kendini değiştirerek bu dosyaya kopyalar.

Virüs genel şablona bulaşmışsa diğer dokümanlar kapanırken onlara da bulaşır. Ayrıca “Tools/Macros/Visual Basic Editor” mönüsü kullanılamaz hale getirilir.

Virüs zamanı kontrolü eder ve eğer saat ve dakika birbirine eşitse değişik renklerde on geometrik şekil mevcut dokümana eklenir.

TÜREVİ: Pri.B

Bu türevi W97M/Pri.A ile birbirine çok benzer ancak birkaç küçük fark vardır.

Bu türevi “Tools/Macros/Visual Basic Editor” mönüsüne küçük bir kod ekleyerek Word’den çıkışta dokümanların kaydedilmemesine neden olur.

Virüs ayrıca on geometrik şekil yerine herhangi bir sayıda geometrik şekil oluşturabilir.

TÜREVİ: Pri.Q

TAKMA ADI: Prilissa, Melissa.W, Melissa.AG, W97M.Antisocial.G

Bu türevi W97M/Melissa virüsünden çalınmış toplu email atma özelliğini ve zararlı kodları da içerir.

Kod 25 Aralıkta aktifleşir. Kod “C:Autoexec.bat” dosyasını değiştirerek sonraki sistem başlangıcında “C:” sürücüsünün formatlanmasına neden olur. Buna rağmen virüs Windows NT’de çalışmaz. “Autoexec.bat” ayrıca aşağıdaki mesajı içerir:

Vine…Vide…Vice…Moslem Power Never End…

Your Computer Have Just Been Terminated By -= CyberNET =- Virus !!!

VirüsAutoexec.bat dosyasını değiştirdiğinde aşağıdaki mesajı verir:

Vine…Vide…Vice…Moslem Power Never End…

You Dare Rise Against Me…The Human Era is Over,

The CyberNET Era Has Come !!!

Virüs o anki dokümana değişik renk ve sayıda geometrik şekiller ekler.

Virüs daha sonra her adres defterindeki ilk 50 alıcıya kendini postalar. Mesaj aşağıdaki gibidir:

Subject: Message From (Kullanıcı adı)

Body: This document is very Important

and you’ve GOT to read this !!!

Mesajda İngilizce olarak ” Bu doküman çok önemli ve okumak zorundasınız” denmektedir.

Burada “Kullanıcı Adı” virüs bulaşmış kurbanın adı ile değiştirilir. Mesaj ayrıca virüsün bir kopyasını yollamıştır.

Virüs ayrıca email gönderme işinin sona erdiğini anlamak için windows kaydını aşağıdaki gibi değiştirir:

HKEY_CURRENT_USERSoftwareMicrosoftOfficeCyberNET değeri yerine şu değer yazılır:

(C)2000 - Indonesia by AnomOke!

Virüs kendini postaladıktan sonra bir doküman açıldığında veya kapandığında virüs çoğalmaya devam eder.

Virüs, gömülü virüs koruma sistemini devre dışı bırakır ve Dosya menüsündeki son açılan dosyaları saklar. Ayrıca “Tools/Macros/Macro” ve “Tools/Macros/Visual Basic Editor” mönülerini kullanılamaz hale getirir.

6- SUPPL VİRÜSÜ

W97M/Suppl, 17 Eylül 1999′da birçok haber grubuna postalanmış bir mail kurtudur. Kendini Suppl.doc adlı bir dosya eki ile e-mail kurdu olarak yayar. Suppl zararlı bir yapıya sahiptir.

TÜREVİ: Suppl.A İlişikteki Word 97 belgesi açıldığında makro kodu çalıştırılır. Aktif belgeyi

Windows klasörüne “Anthrax.ini” olarak kopyalar. Daha sonra “Suppl.doc” belgesinin sonuna ekli olan “Wsock32.dll” dosyasının bulaşmış bir versiyonunu açar. Sistem tekrar başlatılmadan önce Windows klasöründe görünen üç dosya oluşturulmuştur:

“DLL.lzh”, “DLL.tmp” ve “wininit.ini”.

Sistem tekrar başladıktan sonra “DLL.tmp”, “Wsock32.dll” ile, orijinal “Wsock32.dll” dosyası “Wsock33.dll” ile değiştirilir. “DLL.lzh” (sıkıştırılmış “.dll”) ve “wininit.ini” dosyaları silinir.

Daha sonra Suppl kendini virüs bulaşmış kullanıcı makinesinden gönderilen her SMTP email mesajının sonuna “Suppl.doc” olarak ekler. Suppl bir hafta aktif kaldıktan sonra bütün yerel ve uzak sürücülerde yer alan aşağıdaki uzantılara sahip dosyaları siler:

DOC,XLS,TXT,RTF,DBF,ZIP,ARJ,RAR

7- THUS VİRÜSÜ

W97M/Thus çok tehlikeli bir Word 97 makro virüsüdür.

TÜREVİ: Thus.A

Bulaşmış bir dosya açıldığında W97M/Thus.A virüsü evrensel şablona ve o an açık olan bütün Word belgelerine bulaşır. Bundan sonra her oluşturulan,açılan veya kapanan belgeye bulaşır.

Virüs, daha önce bulaştığı belgeleri “Thus_001″ işaretini arayarak belirler. Bu nedenle virüs “Thus” diye adlandırılmıştır. Ayrıca “Thursday” takma adıyla da bilinmektedir. Virüs, etkisini 13 Aralıkta “C:” dizinindeki bütün dosyaları silerek gösterir. 6000′den fazla bilgisayara kısa sürede yayılan bu virüs özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya daki finans sektörünün bilgisayarlarına bulaştı. Böylece tehlikeli virüsler sınıfına girdi.

8- MELİSSA VİRÜSÜ

Bilinen diğer isimleri: Simpsons, Kwyjibo, Kwejeebo, Mailissa

Varlığı ilk olarak 26 Mart 1999 günü fark edilen bu bilgisayar virüsü, fark edildiği andan sadece bir kaç saat sonrasında 100.000 bilgisayara bulaşmıştır. Bu, daha önceki tüm virüslerden çok daha hızlı bir yayılma hızıdır.

Melissa virüsü kendisini bir kullanıcıdan bir diğer kullanıcının e-mail hesabına kopyalayarak yayılmaktadır. Virüs etkisini, kullanıcının dokümanlarına “Simpsonslar” isimli TV dizisinden sözler ekleyerek ve daha da kötüsü kullanıcı farkında olmadan önemli dokümanlarını e-mail yoluyla başkalarına göndererek göstermektedir.

Virüsün fark edildiği 26 Mart günü A.B.D çapında hızla yayılarak Microsoft ve Intel’in de içinde bulunduğu bir çok şirketin mail sistemlerine girmiştir. Microsoft firması, virüsün şirket içerisinde daha fazla yayılmasını önleyebilmek için tüm mail sistemini kapatmak zorunda kalmıştır.

E-mail’le kendisini yayma yöntemini kullanan virüsler arasında bugüne kadar en büyük başarıya ulaşan virüstür.

W97M/Melissa virüsünü içeren ilk e-mail bir haber öbeğine

gönderildiğinde iletiyi alan kullanıcıların, içinde bulunan dokümanı (LIST.DOC) Microsoft Word ile açmasıyla, içinde bulunan macro çalışır ve her kullanıcının adres defterinde bulunan 50 kullanıcıya kendisini postalar. Böylece Melissa’nın süratli yolculuğu başlamış olur.

Virüsü içeren e-mail şu şekilde iletilmektedir:

From: (virüsün bulaştığı kişi)

Subject: Important Message From (virüsün bulaştığı kişi)

To: (virüsün bulaştığı kişinin adres defterinden 50 kişinin ismi)

Here is that document you asked for … don’t show anyone else ;-)

Attachment: LIST.DOC

Dikkat edilmesi gereken bir nokta, e-mail içine iliştirilmiş dokümanın ille de “LIST.DOC” olması gerekmez.

Çoğu Internet kullanıcısı tanıdığı kişilerden gelen e-mail’lerin ekindeki dosyaları açma eğilimindedirler. Melissa virüsünün başarısı da bu eğiliminden kaynaklanmaktadır.

Kendini 50 kullanıcıya gönderdikten sonra virüs, bulaştığı makinada bulunan diğer dokümanlara da bulaşmaya devam eder. Bu dokümanlar da çalıştırıldıklarında macro etkin olacağından kullanıcının önemli dokümanlarının da dışarıya gönderilmesi gibi bir tehlike de söz konusudur.

W97M/Melissa virüsü, Microsoft Word 97, Microsoft Word 2000 ve Microsoft Outlook 97 veya 98 e-mail istemcileri ile çalışır. Virüsün size bulaşması için ille de Outlook kullanıyor olmanız gerekmez, fakat virüs sizin bilgisayarınızdan dışarıya kendisini daha fazla yaymak için Outlook istemcisine ihtiyaç duyar.

Melissa virüsü, Word 95 ve Outlook Express programlarını kullanarak bulaşamaz.

Melissa’nın etkileyebildiği işletim sistemleri Windows 95, 98, NT ve Macintosh OS’tur.

Bilgisayarınızda Outlook yoksa ya da Internet bağlantınız yoksa bile virüs kendisini makinadaki diğer dokümanlara bulaşarak yayılmasını yerel olarak devam ettirecektir.

Office programının kullandığı “Normal.dot” isimli şablonun Melissa ve diğer macro virüslerinden etkilenmesini engellemek için Microsoft’un ürettiği ücretsiz koruma programını: http://officeupdate.microsoft.com/downloadDetails/protection.htm adresinden edinebilirsiniz.

Macro virüslerinden sakınmanın bir yolu da, Microsoft Word ve Microsoft Excel programlarında macro virüs korumasını açık tutmaktır. Bu koruma macro içeren dökümanları açarken aşağıdaki şekilde bir diyalog kutusu çıkarır. Eğer içerisinde ne olduğunu bilmediğiniz dökümanları açarken bu diyalo kutusu ile karşılaşırsanız, “Do not open” seçerek macronun çalışmasını ve virüsün etkin hale gelmesini önleyebilirsiniz.

9- İZMARİT VİRÜSÜ

Bugünlerde internette hangi sieye girseniz virüs kapıyorsunuz. Ama antivirüs yazılımları şirketi Symantec’in açıklamalarına göre Babylonia adı verilen virüs, daha öncekilere hiç benzemiyor. Çünkü Babylonia’nın en büyük özeliği, bir bilgisayara “izmarit” adı verilen kısmı girdikten sonra “evini” arıyor ve geri kalan parçaları bilgisayara yüklüyor.

“İzmarit”, 2000 yılı probelemini gidermek için kullanılan bir tamirat programı olarak gözüküyor. Bilgisayara sinsice giren “izmarit”, internete bağlanılınca kendiliğinden -evi olan -Japonya’daki bir siteyi arayıp, kardeşlerini yanına çağırıyor.

Şu ana kadar bu virüsün bulaştığı bildirilen bilgisayarların sayısı oldukça az. Bunun da sebebi, exlore.zip gibi e-posta yoluyla bulaşmaması. Bu virüsün dosyaları silmeye ya da kopyalamaya kalkışmadığı açıklandı. Ama virüsün tüm özellikleri henüz tespit edilemedi.

Virüs, özellikle IRC odalarında kurbanlarına ulaşıyor.

10- KRİZ VİRÜSÜ

Kriz, bilgisayarın belleğine yerleşen çok safhalı bir virüstür. Win32 sistemleri altında çoğalır ve .EXE ve .SCR uzantılı PE EXE dosyalarına (taşınabilir çalıştırılabilirler) bulaşır. Ayrıca KERNEL32.DLL (Virüsün daima bellekte yerleşik kalmasını sağlayan Windows çekirdek kütüphanesi.) dosyasına da bulaşır.

Virüs bir dosyaya bulaşacağı zaman dosyanın sonunda yeni bir bölüm açar ve kodunu şifreleyip oraya yazar.

Bulaşmış bir dosyayı belirlemek için virüs PE dosyasının başlığında ayrı bir bölgeye yazılmış ‘666’ dizinini kullanır. Bulaşmadan önce, virüs, dosya isimlerini kontrol ederek aşağıdaki isimli dosyalara bulaşmaz:

AVP32.EXE, _AVPM.EXE, ALERTSVC.EXE, AMON.EXE, AVP32.EXE,

AVPM.EXE, N32SCANW.EXE, NAVAPSVC.EXE, NAVAPW32.EXE, NAVLU32.EXE,

NAVRUNR.EXE, NAVWNT.EXE, NOD32.EXE, NPSSVC.EXE, NSCHEDNT.EXE,

NSPLUGIN.EXE, SCAN.EXE, SMSS.EXE

KERNEL32.DLL’e bulaşırken kendi Export Table’ını (export edilen fonksiyon listesi) yamar ve birçok fonksiyonun adreslerini değiştirerek bir sonraki Windows başlangıcında bu fonksiyonlara erişimi kontrol altına alır.

Böylelikle virüs dosya erişimlerini takip eder ve bu fonksiyonların çağrıları yoluyla ulaşılan dosyalara bulaşma imkanı bulur.

Virüs 16 KERNEL32 fonksiyonunu izleyebilir: dosya açma, kopyalama, silme, dosya özelliklerini sorgulama ve değiştirme, yeni bir işlem oluşturma ve diğerleri…

KERNEL32.DLL kütüphanesine bulaşmak için (bu kütüphaneye Windows açıkken salt-okunur modda ulaşılabilir) virüs dosyayı geçici bir isimde kopyalar (bu versiyonu KRIZED.TT6 olarak WindowsSystem klasörüne kopyalar) ve bulaşır. Sonra wininit.ini dosyası oluşturarak Windows’un bir sonraki başlangıçta KERNEL32.DLL dosyasını bulaşmış kopyasıyla değiştirmesine neden olur.

Virüs 25 Aralıkta aktifleşen tehlikeli bir yapıya sahiptir. Herhangi bir dosyaya bulaşırken CMOS belleğini öldürür ve sabit disklerdeki bütün dosyaların üzerine yazar. Daha sonra Flash BIOS’u CIH’ın (Diğer adıyla Chernobyl ) kullandığı yöntemle hasara uğratır. Virüs bir çok metin yazısı içerir, ekrana hiç getirilmeyen bir şiir de bunlara dahil.

11- CLASS VİRÜSÜ

* Nedir? Word 97 dökümanlarına bulaşır (ayrıca Normal. dot). Virüs kodu 2 makrodan oluşmakta. Bu makrolar, bulaştığı dokümanın “ThisDocument” modülünde bulunur. Makrolarının isimleri ise :

“AutoOpen” ve

“ViewVBCode”.

Normal. dot’da bu isimler “AutoClose” ve “ToolsMacro” şeklinde de olabilir.

* Diğer İsimleri? W97M/Class, Word97. Class.

* Nasıl Bulaşıyor? Virüs, C sücüsünün root’unda CLASS. SYS isimli bir dosya yaratır. Makrolar bu dosyada yer almaktadır ve başka bir dosyaya bulaşacağı zaman makroları buradan alır. Virüs kodu her bulaştığı zaman farklıdır; çünkü o an ki tarih, saat, kullanıcı adı, kullanılan yazıcı gibi bilgileri de içerir.

* Etkileri Neler? Her ayın 31′inde şu mesajı görüntüler :

This Is Class

o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o

o VicodinES /CB /TNN o

o o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o

* Ne Zaman Ortaya Çıktı? 1998 Aralık’ı.

* Varyantları neler? Class D ve Class B olmak üzere 2 varyantı söz konusudur. Class D, Haziran’dan Aralık’a her ayın 14′ünde şu mesajı verir :

I Think XXXXXX is a big stupid jerk!

VicodinES Loves You / Class. Poppy

Buradaki xxxxxx kısmına tahmin edeceğiniz gibi kullanıcının adı yazılır! Ayrıca Windows User (kullanıcı) adını rastgele olarak “Dr. Diet Mountain Dew”e çevirir.

Class B de tıpkı D gibidir; ancak isim değiştirme olayını yapmaz.

12- ETHAN FROME VİRÜSÜ

* Nedir? Word 97 dökümanlarına ve W97′nin “Normal. dot” dosyasına bulaşır. “Document_Close” isimli tek bir makrodan oluşur. Virüslü dosyanın “ThisDocument” modülündedir. Diğer İsimleri?

* Nasıl Bulaşıyor? Root dizinde ETHAN. ___ isimli bir dosya yaratır. Dosya gizli (hidden) modda yaratılır. Eğer “Class. sys” dosyası varsa siler. Kısacası CLASS virüsüne oldukça benzer ve eğer o varsa çalışmasını engeller.

* Etkileri Neler? Virüs rastgele bir kontur çalıştırır ve belirlediği zaman, bulaştığı dosyanın adını “Ethan

Frome”, yazarını da “EW/LN/CB” olarak değiştirir.

* Ne Zaman Ortaya Çıktı? Ocak 1999′da çıktı.

13- HAPPY99 VİRÜSÜs

Nedir? Win32 tabanlı bir Truva’dır. Çalıştırıldığı zaman küçük sayılabilecek bir ekran içerisinde havai fişek efekti gösterir. Tarz olarak Netbus ve BO’ya benzese de amacı onlardan farklıdır.

Diğer İsimleri? win32. ska. a, ska, wsock32. ska ve ska. exe.

Nasıl Bulaşıyor? Happy99 isimli (başka bir isim altında da olabilir) programı çalıştırdığınız an aktif olur ve “SKA. EXE” ve “SKA. DLL” isimli iki dosya yaratır. Orjinal WSOCK32. DLL dosyanızı WSOCK32. SKA adı altında kaydeder ve gerçek WSOCK32. DLL yerine modife edilmiş dosyayı geçirir. Eğer o an Wsock32. dll kullanılıyorsa bu değişiklikleri yapamaz; ama Windows Registry’sine girerek bilgisayar ilk boot edilkten sonra bunların yapılmasını sağlar. Uzunulupu 10. 000 byte’dır.

Etkileri Neler? Happy99 aktif olduktan sonra kullanıcının e-mail ve newsgroup işlemlerini izleyerek onlara SKA. EXE dosyasının bir kopyasını HAPPY99 adı altında gönderir. Her bir adrese sadece bir kere gönderir. Atılan ilk mail’in subject’ini kullanarak ayrı bir mail atar, yani kullanıcının attığı mail’le göndermez Happy99′u. LISTE. SKA adlı dosyada kimlere atıldığı tutulur. Herhangi bir zararı yoktur, sadece yayılır.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy