‘do’ Arama Sonuçları

Sağlık Hayatın Temeli

SAĞLIK HAYATIN TEMELİ

1_KİŞİSEL TEMİZLİĞİN TANIMI VE ÖNEMİ

Temizlik,vücudun kirletici maddelerden korunmasına yönelik olan uygulamaların davranış haline getirilmesidir.Diğer bir ifadeyle sağlığımıza yararlı ve uygulaması olan davranışlar temizliktir.Örneğin diş temizlemesi için diş fırçası,el temizliği için ellerin su ve sabunla yıkanması temizliktir.

Temizlik anlayışı toplum ve kültüre göre değişir.Temizliğe bütün dinler önem verir.Özelliklede İslam dininin temizliğe verdiği önem oldukça fazladır.

Temizlik sağlığın temelidir.Bu nedenle de insanlar günlük o9larak ve aralıklarla kendi temizliklerini yapmalıdırlar .Böylece insan kendini hem fiziken hem de ruhen temiz hisseder ayrıca çeşitli hastalıklardan da böylece korunmuş olunur.

A_El ve tırnak temizliği

Günlük yaşantımızda ihtiyaçlarımızı karşılamak için sürekli olarak ellerimizi kullanırız bu yüzden ellerimiz mikroplarla sürekli iç içedeir.Yine gece yattığımızda elimiz biz fark etmeden çeşitli yerlere dokunarak kirlenebilir.Ellerimizi sürdüğümüz hemen hemen her yerde bir çok kir ve mikrop bulunmaktadır.bu yüzden ellerimizi sabah uyandığımızda ,yemeklerden önce ve sonra bol sabunlu su ile yıkamalıyız.El temizliğinin kişisel temizlik bakımından çok önemli olduğu unutulmamalıdır.

B_Yüz ,boyun ve koltuk altı temizliği

Yüz boyun ve koltuk altı temizliği sağlığı korumada önemli bir yere sahiptir.Bu nedenle gece boyunca terleme gözlerin çapaklanması gibi nedenlerden dolayı sabahları kalkınca yüz boyun ve koltuk altları bol su ile iyice temizlenmeli ve yıkanmalıdır.

Yüz boyun ve koltuk altı temizliğinin yapıldığı sırada burnumuzu da temizlemeliyiz.Burun temizliği lavaboda ve sümkürme şeklinde yapılmalıdır.Buruun kılları toz ve mikropların girişini önlediğinden temiz tutulmalıdır.

C_Saç temizliği ve bakımı

Kişilerin dış görünümleri bakımından temiz ve bakımlı olmaları gerekir.Dış görünümün etkisi oldukça önemlidir.Saçların düzenli olarak fırçalanması saçların sadece güzel gözükmesini sağlamaz ayrıca saç diplerine masaj niteliği taşır.

Saçların temizliği için kullanılan şampuanlar rast gele seçilmemelidirler.Salıksız şampuanların saçlara verdiği zararı hepimiz bilmekteyiz. kepek,bit ve bit yumurtaları v.b. istenmeyen

Yanlış kullanım sonucu saçlarda karşılaşabiliriz.Bu istenmeyen sonuçlardan kurtulabilmek için ilk önce saçımızdaki istenmeyen şeylerin arasındaki farkları bilmeliyiz.Bit yumurtası ve kepek arasındaki farklar başlıca şunlardır:

Bit yumurtaları saça yapışıktır üflemekle gitmez.Kepek ise üfleyince gider.

Bit yumurtaları,iki tırnak arasında sıkıştırılınca çıt diye bir ses çıkartarak ezilir.Bit de ise böyle bir durum söz konusu olmaz.

Bit yumurtalarının renginin mat olmasına karşılık kepek daha parlaktır.

D_Ayak temizliği

Gün boyunca ayakkabı ve çorap arasında kalan ayaklarımız terleyerek kötü kokular yayarlar.Bu nedenle ayaklar düzenli olarak yıkanmalı ve kurulanmalıdır.Ayaklarımızın yanısıra çoraplarımızıda yıkamalıyız.Eğer koku yapan ayakkabılarımızsa bir yerine iki çift ayakkabı kullanarak bir diğerini gün aşırı kullanabiliriz.

Ayak temizliğine gerekli önem verilmezse ayaklarımızda mantar ve bakteri enfeksiyonları görülebilir.Mantarın ayağımıza bulaşmaması içinde başkalarının ayakkabıları kullanılmamalı ve çorapları giyilmemelidir.Ayaklarımızda nasır oluşmasının başlıca sebepleri ise ayaklarımıza iyi bakmamamız ve ayaklarımıza uygun ayakkabı seçmememizdir.

E_Genital bölge(üreme organı) temizliği

Genital bölgelerde koltuk altları gibi çabuk terlerler.Bu nedenle genital bölgelerinde sık sık temizlenmesi yıkanması gerekmektedir.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Sıgaranın Zararları

SIGARANIN ZARARLARI

SIGARA IÇMENIN VÜCUDA ETKILERI

Artik herkes sigaranin ne kadar ne kadar zararli oldugunu biliyor. Tütünün kanserojen oldugunu duymayan, bilmeyen kalmadi. Ancak, sigaranin zararlari bununla bitmiyor, her türlü kalp ve akciger hastaligina yol açiyor, damar tikanikligi felce kadar götürebiliyor.

Ilk nefes … ve sonrasi

Sigara içtiginiz anda, vücudunuz etkilenmeye baslar. Nabziniz yükselir, daha hizli nefes alip vermeye baslarsiniz. Kan dolasiminiz yavaslar. Sigara içinde yaklasik 3.700 zehirli madde barindiran bir karisimdir. Bunlarin büyük bir bölümü kanserojendir. En zararlari da karbon monoksit, hidrojen siyanid ve amonyaktir ve bu zehirli kimyasal maddeler, bir nefes sigarayla kan dolasiminiza karisir. Bunun sonucunda, astim, ciger yangisi, gögüs agrilari baslar. Daha sik nezle, grip ve soguk alginligi geçirmeye baslarsiniz.

Her on üç saniyede bir kisi, sigaraya bagli bir hastaliktan hayatini kaybetmektedir. Her yil dünyada 2.500.000 milyon kisi sigara yüzünden hayatini kaybetmektedir. Bu ölümlerin baslica sebebi akciger kanseridir, ikinci önemli sebep kalp hastaliklari ve diger kanser türleridir.

Insan vücudunda, hiçbir bölüm yoktur ki; sigarada bulunan kimyasal maddelerden etkilenmesin. Bu bölümde, vücudunuzda kisa bir tur yapacagiz ve vücudunuzun ne halde oldugunu size gösterecegiz:

Bas ve Yüz

Bir sigara bagimlisi olarak, agiz kanserine yakalanma riskiniz çok yüksek. Ayrica tütün duman dis eti hastaliklarina yol açar, dis çürümesine ve nefesinizin kötü kokmasina sebep olur. Bunlarin yani sira sigara bagimlilarinda kronik bas agrilarinda rastlanir. Beyne giden oksijende azalma olur bu da beyin damarlarinin daralmasinda neden olur. Bu durum kisiyi felce kadar götürür.

Akciger ve Bronslar

Soluk borunuzdan ve bronslarinizdan geçen duman gögsünüze iner. Sigara dumanindaki hidrojen siyanid, bronslarinizin çeperini yakar ve kronik öksürük ortaya çikar. Bronslar zayifladikça, bu bölgede pek çok hastalik olusur. Akciger salgilarinda azalma olur ve bu da kronik öksürüklere yol açar. Sigara içenler, içmeyenlere on kat daha fazla akciger kanseri olma riski tasirlar.

Kalp

Sigaranin kalbe verdigi zararlar tek kelimeyle yikicidir. Nikotin kan basincini yükseltir ve kanin daha çabuk pihtilasmasina sebep olur. Sigarada bulunan karbon monoksitin kandaki oksijeni yok etmesiyle damarlarda kolesterol depolanir ve bu da kalp krizi riskini arttirir. Bunun yani sira, kan dolasimi bozukluklarina bagli olarak, felç, parmaklarda kangren ve iktidarsizlik, sigara içenlerde çok siklikla görülen hastaliklardir.

Organlar

Sigaranin sindirim sistemine pek çok kötü etkisi bulunmaktadir. Sigara tüketimine bagli olarak, midede asit salgilanmasi artar, mide yanmalari ve ülser baslar. Sigara bagimlilarinda pankreas kanseri çok siklikla ortaya çikar, büyük ölçüde ölümle sonuçlanir. Sigaranin ihtiva ettigi kanserojen maddeler, idrarla disari atilir ancak bu maddelerin vücuttaki varligi mesane kanserine yol açar. Sigara yüzünden olusan yüksek kan basinci ise böbreklere büyük zarar verir.

Sonuçlar

Sigaranin saglik üzerindeki kötü etkileri arastirmalarla kanitlanmistir. Bu arastirmalar göre, sigara tiryakisi erkeklerin %40′i henüz emeklilik yasina gelmeden hayatini kaybetmektedir. Bu oran sigara kullanmayanlarda %18′dir. Sigara kullanan kadinlarda ise rahim kanseri riski çogalmaktadir, hamile kadinlarin sigara içmesi ise sakat ve ölü dogumlarla sonuçlanmaktadir.

Tüm bunlara ragmen, sigarayi biraktiginiz anda vücut kendi kendini tamir etmeye baslar. On yil içinde vücut hiç sigara içmemis gibi olur. Ancak, sigarayi birakmak için kanser ya da kalp hastasi olmayi beklerseniz, vücudunuzun kendini tamir etmesi için pek fazla vakti olamayacaktir. Ne yazik ki, bu hastaliklar çogunlukla öldürücüdür. Sigarayi birakmaniz için daha iyi bir sebep olamaz. Ne Dersiniz?

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Sigara

SİGARA

Sigara Kullanımı  Türkiye’de ve Dünyada erken ölümlerin önlenebilir en önemli nedenidir. Çünkü sigara, eroin ve kokain gibi bağımlılık yapıcı bir madde olan nikotini ve dörtbinden fazla toksik (zehirli) maddeyi birarada  içeren bir üründür. Sigaraların dumanında yaklaşık elli kadar kanser yapıcı madde vardır. 35-69 yaşları arasında kalp hastalıkları, kanser ve beyin damarları hastalığı nedeniyle ölen kişilerin yaklaşık yarısı sigara nedeniyle ölmektedir ve bu kişiler için sigara nedeniyle kaybedilen ortalama ömür süresi  kişi başına 22 yıldır. Bu gerçeklere rağmen Türkiye’nin sigara tüketimi hızla artmaktadır.1960′ların başlarında yaklaşık 30 bin ton olan  sigara tüketimi ülkemizde sürekli ve düzenli olarak artmış 1997 yılında 110 bin ton’a  ulaşmıştır. Oysa son 20-30 yılda gelişmiş ülkelerde sigara tüketiminin sürekli olarak azaldığı gözlenmektedir.

Bağımlılık yapıcı özelliğinin kuvveti, önceki kuşaklardan miras alınan yanlış sosyal değer yargıları, bağımlı erişkinlerin genç kuşaklara yanlış rol modeli olmaları ve sigara firmalarının reklam, tanıtım ve lobicilik etkinlikleri nedeniyle sigara mücadelesi önemli zorlukları olan bir mücadeledir.

Sigaranın Toplum Sağlığına verdiği zararın büyüklüğü, buna karşılık   sigaraya karşı yapılması gerekli mücadelenin zorluğu ve çok kapsamlı olması mücadeleyi herkesin birlikte sürdürmesini sağlamaktadır.

Tutunde sagliga zararli hangi maddeler bulunuyor?

En iyi bilinen ve en tehlikelileri karbonmonoksit, nikotin ve katrandir.

Karbonmonoksit: Arabalarin egzoz gazinin aynisidir. Kanin oksijen tasima yetenegini azaltir.

Nikotin:Kokain ve Morfin kadar bagimlilik yapar. Kan basincini (tansiyon) ve kalp hizini arttirir. Karbonmonoksit ile birlikte koroner arter hastaligi ve beyin damar hastaligina yol acar.

Katran: Kanserojen (kanser yapici) olup akciger kanseri, anfizem ve kronik bronsit yapar.

SİGARA İÇENLERDE ORTAYA ÇIKABİLECEK HASTALIK BELİRTİLERİ

1. Sabah öksürüğü ve balgam.

2. Sık ortaya çıkan solunum yolları enfeksiyonu.

3. Göğüste hırıltı.

4. Tansiyonda yükselme ve nefes darlığı vs.

SIGARANIN ZARARLARI 

a) Dişleri sarartır , vaktinden önce bozar ve çirkinleştirir .

b) Cilt rengini ve canlılığını kaybeder , vaktinden önce buruşur ve pörsür

c) Gözler parlaklığını kaybeder .

d) Gözün beyaz tabakası sarı ve kirli bir renk alır.

e) Sigara sesi ,ses tellerini ve sesin ahengini bozar .

f) Tiryakilerin çoğunun yabancı sigara içmesi yüzünden ülkemiz büyük ölçüde döviz kaybına da uğrar.

g) Sigara toplumsal açıdan da problem kaynağıdır . Ateşi , külü , paketi , kibriti ve izmariti ile topluma açık yerlerin başlıca kirlilik unsurudur . İçen kişinin elleri nefesi ve elbisesi üzerine sinen koku da etrafındakiler için tiksinti vericidir .

Sigarayı bırakma gününden önce neler Yapılmalıdır.

1. Dişler temizletilmeli,cilalatılmalıdır.

2. Sigara kokusu sinmiş elbiseler temizletilmelidir.

3. Perdeler,halılar yıkanmalıdır.

4. Ev güzel kokulu çiçekler ile donatılmalıdır.

5. Bırakma gününe kadar sigara sayısı azaltılmalıdır.

SİGARAYI BIRAKMANIN YARATTIĞI SORUNLAR NELERDİR ?

Bazı kişiler sigarayı bıraktıktan sonra sinirli ve huzursuz olmazlar. Ama bazıları sigarayı bırakınca sinirlenip huzursuzlaşabilirler.. Aşağıdaki belirtiler sigarayı bırakma nedeniyle ortaya çıkan ve can sıkıcı olmakla birlikte vücudun kendini temizlemeye çalıştığının iyi belirtileri olan sorunlardır:

1-Canı sigara istemek

Sigara içmek isteminin birkaç dakikadan fazla sürmediğini unutmayın. Karşı koyarsanız kaybolacaktır. Sigara içmek istemine karşı koymak zamanla daha da kolaylaşacaktır.

2-Öksürük

Öksürmek ciğerlerinizin temizlendiğini gösterir.

3-Huzursuzluk 

Dikkati belirli birşeyin üstüne toplamakta veya uyumakta zorluk çekmek

Bu sorunlar vücut nikotinsizliğe alıştıkça kaybolacaktır. Derin derin nefes almak ve yürüyüş yapmak da yararlı olabilir. Aynı zamanda çay, kahve ve kolalı içecekleri de azaltmak yerinde olur; çünkü, vücut sigarayı bıraktığınız zaman bu içeceklerin içinde bulunan ve kafein denilen maddeyi normalden daha çok emer. Bu da huzursuz, endişeli ve sinirli olmanıza yol açar.

4-Daha çok acıkmak

Acıktıkça az ve sık yiyin. Yemek için sağlığa uygun yiyeceklerden olan meyve, çiğ sebze ve yemek arasında yenilen yiyeceklerin az yağlı olanlarını stok edin. Günde en az sekiz bardak su içerseniz hem açlığınızı bastırmış olursunuz hem de sigaradan arta kalan zehirli kimyasal maddeleri vücuttan atmış olursunuz.

AŞIRI IÇME ISTEĞI NASIL BASTIRILABILIR ?

1. En az 3-4 dakika kadar bekleyin,isteğinizi bastırın.

2. Bırakma nedenlerinizi yeniden gözden geçirin.

3. Birkaç dakikalık derin nefes egzersizi yapın.

4. Bir bardak su veya meyva suyu için.

5. Dolaşın,yürüyüş yapın.

İçme isteğine yenilerek bir sigara daha yakılırsa ;

1. Üzülmemeli.

2. Başarısızlık duygusuna kapılmamalı.

3. Bir kez daha bu isteğe yenilmemeli.

PASİF İÇİÇİLİK:

Sigara, sadece içenleri değil diğer aile üyeleri, çalışma arkadaşları gibi aynı ortamda bulunan kişileri de olumsuz olarak etkilemektedir. İçilen her 5 sigara, etrafta bulunan kişilerin 1 sigara içmesine neden olmaktadır. Buna pasif sigara içiciliği denmektedir.

Bebeklikten 18 yaşına kadar olan dönemde pasif içicilik her yıl 300 000 broşit ve pnömoni vakasına neden olmaktadır.

Anne veya babası sigara içen çocuklarda orta kulak problemleri, bademcik iltihabı, sinüzit, öksürük ve hırıltı sıklıkla olmakta, astım şikayetleri artmaktadır. Eğer ebeveynler sigara içiyorsa, çocuğun gençlik çağına geldiği zaman sigara içme riski, ebeveynleri sigara içmeyenlere oranla 2 misli fazladır. Sigara içmekle çocuğunuzu pasif olarak zehirlemenin yanı sıra onun gelecekte sizi örnek alarak, sigaraya bağlı risklerle yüz yüze kalma olasuılığını da ileri derecede artırmış oluyorsunuz.

ÇOCUĞUNUZUN SIGARAYA BAŞLAMASINI ÖNLEMEK IÇIN 5 ÖNERI:

· Eğer ebeveyn olarak kendiniz de sigara içiyorsanız bir ikilem yaratırsınız. Ancak yine de açıkça sigara kullandığınızı kabul edin ve bu bağımlılığın aslında ne kadar iğrenç olduğunu söyleyin.

·Sigara içmediği için çeşitli ödüller belirleyin.(Ehliyet, Tatil, Para ödülü ) Bu bir tür rüşvet olsa da eğer ödül yeterince cazip ise sigara kullanmamayı tercih edecektir.

· İlk sigaradan itibaren bağımlılığın başladığını kesin olarak ifade edin.

· Asıl cool olanın kendi kararlarını kendisinin vermesinin olduğunu buna başkalarının karar veremeyeceğini yeterince erken yaşlarda öğretin.

Eğer çocuğunuz sigara içiyorsa:

· Asla sigaranın zararları hakkında uzun söylevler vermeyin.

· Eğer sigarayı bırakmaya hazır olduğunu hissediyorsanız terapi için dışarıdan yardım almasını sağlayın(Akupunktur-Hipnoz v.b.)

· Kendi kendisine yardım etmesi için ona destek olmaya çalışın. Mesela sigarayı bırakmakla ilgili yayınları, kitapları okuması için ona gösterin

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

•Akciğer kanserinin % 90′ı, gırtlak kanserinin % 99′u sigara kaynaklıdır.

•45-50 yaşın altındaki erkeklerde koronerden (kalp) ölenlerin %80′i sigara kaynaklıdır.

•Sigara içenlerin vücuduna % 15 ile, %33 daha az oksijen girmektedir. Bu, önce beyin ve kalbin harabiyeti demektir.

•Uyuşturucular arasında en çok ölüme sebep olan madde sigaradır.

•Sigara tiryakilerinin dörtte biri sigaradan ölmektedir.

•Sigara, alkolle içilince daha zararlı olur.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Stres Ve Başetme Yolları

STRES VE BAŞETME YOLLARI

GİRİŞ

Günümüz toplumunun en önemli rahatsızlıklarından biri STRES. Kelime anlamı gerginlik olan bu durum kendini, sürekli vücut ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk halsizlik aşırı sinirlilik gibi belirtilerle ortaya çıkarıyor.  (http://www.psikoturk.net/Stres.asp)

Stres, hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır. Daima bizimle birliktedir.Duruma bağlı olarak yoğunluğu değişebilir. Rahat bir şekilde gözleri kapalı uzanmış yatıyor olsanız bile, yine bir stres deneyimi geçiriyorsunuz. Çünkü vücudunuz, fonksiyonlarını sürdüren ayrı bir dünyadır. Zaman zaman karmaşık fonksiyonlar görmesine rağmen, beyniniz sürekli çalışmakta; kalbiniz sürekli aralıklarla ve durmadan kan pompalamakta; ciğerleriniz içindeki havayı boşaltmakta ve yerine temiz hava doldurmaktadır. Onun için teknik anlamda hepimiz devamlı stres deneyimi geçirmekteyiz; çünkü şuurlu olduğumuz zaman, yapılacaklar listesine devamlı bir şeyler eklemekteyiz. (Rowshan, A.,1998, s.11)

Bireyin normal olarak işlev görebilmesi için, bir miktar stres gereklidir. Hayat çok uzun süre sakin ve sorunsuz gidince, insanlar sıkılır ve heyecan ararlar; bir casusluk filmine gider, tenis oynar ya da başka insanlarla etkileşimde uyarım bulurlar. Sinir sisteminin gerektiği gibi işlev görmesi için, görünürde belli bir uyarım miktarına ihtiyacı vardır. Ancak çok yoğun ve uzayan stresin yıkıcı fizyolojik ve psikolojik etkileri olabilir. (Atkinson R.L., Atkinson R.C. ve Hilgard E.R., 1995, s.591)

Stres her zaman kötü bir şey değildir: O yaşamınıza renk katan etkili bir güdüleyici olabilmektedir. Ne olimpiyatlara katılan atletler, normal olarak antremanlarda rekor kırarlar, ne de aktörler sahne provalarında en yüksek başarıyı gösterirler. Onlar hepimizin yaptığı gibi, en yüksek performanslarına, meraklı seyircilerin önüne çıkmanın verdiği stres sayesinde kavuşurlar. (Rowshan, A.,1998, s.11)

Çince’de stres kelimesi tehlike ve fırsat kelimelerinin sembollerinin karışımıdır. Stres bu iki kavramı paylaşmaktadır. Her problem çözümünü de içinde saklamaktadır; stres altında olduğunuz her an, enerjinizi hem yıkıcı hem de yapıcı kullanma potansiyaline sahipsiniz demektir. Ameliyat odasında ameliyat yapan bir operatör, o kadar stres altındadır ki, kalp atışları bir hayli hızlanır. Fakat bu bizler için bir şanstır, çünkü hiç birimiz ameliyat gibi kritik bir anda gevşemiş bir doktora ameliyat olmak istemeyiz. Başarılı insanlar, streslerini yapıcı enerjiye ve yaratıcı güce dönüştürürler. (Rowshan, A.,1998, s.12)

BÖLÜM

STRES

A. STRES NEDİR?

Çok eskiden beri fizik biliminde; “maddenin kendi üzerine uygulanan güce gösterdiği tepki” anlamında kullanılan STRES terimi; son 20 yılda tıp, fizyoloji, sosyoloji, psikoloji, psikiyatri alanlarında ve gündelik yaşamda herkesin kullandığı popüler kavramlarından biri haline gelmiş, kitle iletişim araçlarında sıklıkla yer verilen “medyatik” bir sözcük olmuştur. (http://www.saglik.tr.net/stres.shtml)

Stres kavramı, Latince’de “Estrica”, eski Fransızca’da “Estrece” sözcüklerinden gelmektedir. Kavram 17. Yüzyılda felaket, bela, müsibet, dert, keder, elem anlamlarında kullanılmıştır. 18 ve 19. Yüzyıllarda ise kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda objelere, kişiye, organa veya ruhsal yapıya yönelik olarak kullanılmıştır. Buna bağlı olarak da stres nesne ve kişinin bu tür güçlerin etkisi ile biçiminin bozulmasına, çarpıtılmasına karşı bir direnç anlamında kullanılmaya başlanmıştır (Baltaş ve Baltaş, 1989, s.265).

Bir başka kaynağa göre, stres kelimesi, Türkçe’ye İngilizce’den gelmiş (stress), Latince ‘stingere’ fiilinden türemiştir. ‘Sıkmak, sıkıştırmak, bağlamak’ anlamına gelir. İngiltere’de stres 18. yüzyıla kadar ‘birşeyden yoksun kalmak, yokluğunu hissetmek, zor bir imtihan vermek’ anlamında kullanılırdı. Bu tarihten sonra mesela bir köprüye veya bir demir putrele binen yük, baskı anlamını aldı. Yakın zamanda da, metalleri deforme eden stres ‘insan ilişkilerindeki baskı, bireylerin duyduğu sıkıntı’ anlamına kullanılmaya başlandı. (http://www.genetikbilimi.com/genbilim/stresoldurmuyor.htm)

Kavramı ilk kez ortaya atan Hans Selye stresi, organizmanın her türlü değişmeye özel olmayan (yaygın) tepkisi olarak tanımlamıştır. Hans Selye’nin çok benimsenen bu tanımına göre stres, memnuniyet verici olup olmadığına bakılmaksızın her türlü isteme bedenin uyum sağlamak için gösterdiği yaygın tepkisidir (Pehlivan,1998, s.8)

Selye’nin tanımında, stres tepkisinin uyanmasında hem memnuniyet verici hem de sıkıntılı oluşumların etkili olduğu işaret edilmektedir. İnsan bedeni genel olarak zevkli ve zararlı olaylar arasındaki farkı ayırdetmez. Her iki durumda da beden işlevini yerine getirmektedir. Bu nedenle hem memnuniyet verici hem de olumsuz uyaranlar altında bedenini gösterdiği stres tepkisi aynıdır .(Pehlivan,1998, s.8)

Jessie Barnard stresi yararlı stres (eustress) ve zararlı stres (distress) olarak ikiye ayırmıştır. Bunlardan birincisi yaşandıkça neşe, canlılık ve kazanç sağlayan, istenmesi gereken bir durumdur. Zararlı stres ise aşırı ve sürekli olan ve bireyin güçlerini tüketen bir stres türüdür (Baltaş ve Baltaş, 1989, s.55).

Stres, kişinin başetme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan bir tepki olarak da tanımlanır. Bireyin başetme yetenekleri, stresli olayın üstesinden gelebilecek düzeyde olduğu sürece, kişi kendini aşırı gerilimden uzak tutabilir. Ancak olayın gerektirdikleri, kişinin başetme kaynaklarından daha ağır ise, bir dengesizlik durumu gelişir ve bedene fiziksel ve psikolojik taşıma kapasitesinin üstünde bir ağırlık yüklenir. (http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html)

B. STRESE TEPKİ

Strese tepki, esas olarak fiziksel olduğu için, stres anında vücudunuzda neler oluştuğunu bilmek gerekir. (Rowshan, A.,1998, s.12)

Bir milyon yıl önceye döndüğünüzü hayal edin. Bir mağarada ateşin kenarında oturmaktasınız. Kendi fiziksel gayretiniz sonucu elde ettiğiniz yiyeceği zevkle yerken, yakınınıza bir hayvanın yaklaştığını farkettiniz. Başınızı çevirince vahşi bakışlı, sivri dişli bir kaplanın size doğru gelmekte olduğunu gördünüz. Derhal bedeninizde önemli değişiklikler oluşur. Sizi tehlikeden korumak için “dövüş veya kaç” tepkisi harekete geçer. Doğuştan var olan bu otomatik tepki, bedeninizde oluşan şu değişikliklerle tanımlanmaktadır. (Rowshan, A.,1998, s.12)

Kaplanın varlığını beyin algılar algılamaz, bedeninize adrenalin salgılanır; Bu da bir çok fiziksel değişiklikler ortaya çıkartır.

Göz bebekleri göze daha çok ışık girip, daha çok görebilmek üzere büyür. Tehlike anında daha iyi görmeye gereksinim duyarız.

Midenize ağız salgıları gitmemesi için ağzınız kurur.

Bunun sonucu olarak sindirim sisteminizin çalışması durur ve sindirim sistemindeki kan, doğrudan kaslarınıza ve beyninize gider. Bu size stres anlarında niçin midenizde kelebekler uçuşuyor gibi hissettiğinizi açıklamaktadır.

Harekete geçmenize hazırlık olarak boyun ve omuz kaslarınız gerilir. Gevşek kaslara göre, gerilmiş kaslarla atak yapmak daha kolaydır.

Kaslarınıza daha çok oksijen gitmesini sağlamak için nefes alışlarınız sıklaşır.

Kalbinizin atışı hızlanır ve kan basıncınız artar; böylece bedeninizin çeşitli bölümlerine daha çok yakıt ve oksijen gider.

Vücudunuzu normal ısıya döndürmek için daha çok terlersiniz. Vücudunuz ne kadar çok enerji yakarsa, o kadar çok terlersiniz.

Karaciğeriniz kaslara ani bir enerji akımı sağlamak için glikoz salgılar.

Kanı koyulaştırmak için dalağınız, depo etmiş olduğu kan hücrelerini serbest bırakır ve kan dolaşımına kimyasal maddeler salgılanır. Bu işlem kanınızın normal zamankinden daha çabuk pıhtılaşmasını sağlar; öyle ki, bir yeriniz yaralanınca kanama daha çabuk duracaktır. Ayrıca vücudunuzun mikrop kapmaya karşı dayanıklılığı artacaktır.

Günümüzde de vücudumuz tehlikeye karşı bu otomatik tepkileri göstermektedir. Her gün karşılaştığımız bir çok durumda beynimizdeki hipotalamus, diğer bir deyişle “stres merkezi” harekete geçmekte, yukarıda sayılan değişiklikleri oluşturmaktadır. Trafik sıkışıklığında veya kızgın bir patron karşısında, atalarımızın vahşi bir hayvan karşısında göstermiş olduğu tepkilerin aynısını göstermekteyiz. Strese karşı oluşan tepkiler, tehlike karşısında “dövüşmek veya kaçmak” için oluşmaktadır. Bu ikili karardan ister dövüşme, ister kaçma kararını verin hiç farketmez, iki durumda da bedenin uyanıklığa ve fazladan enerjiye ihtiyacı olacaktır. (Rowshan, A.,1998, s.12-13)

Özetle, bedenimiz, kendine özgü bazı stres göstergeleriyle donanmıştır. Bu göstergeler, “savaşma ya da kaçma” tepkisi diye adlandırılır ve bedenimizin belli bir mücadeleye hazırlanırken yaptığı seferberliğin başlıca sonucudur. Kalp atışları yükselir. Böylece kasların harekete geçebilmesi için gerekli olan kan miktarı ilgili bölgelere ulaştırılır. Kaslar gerilir ve hazır hale gelir. Gözbebekleri büyür. Solunum hızlanır ve kan basıncı artar. İhtiyaç duyulduğu takdirde, gerekli olacak enerjiyi sağlayabilmek için stres durumuna özgü bazı kimyasal maddeler salgılanır. Gaz pedalına basılmış bir araba gibi, insanın moturu da son hızla harekete geçer. Stres belirtilerimiz, bir otomobilin sıcaklığının birden ve aşırı derecede arttığını sinyalleyen ısı göstergesine benzer. Bir şeyler yapılmadığı takdirde, durumun tehlikeli noktalara ulaşabileceğini bildirmeye çalışır. (http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html)

Fakat modern dünyada bu tepkilerin yanlış yönetilmesi yüzünden bir bedel ödemekteyiz. Ya dövüşmeyi ya da kaçmayı seçen mağara adamlarından farklı olarak biz, günümüzde stres yaratan olaylara karşı doğrudan tepkilerimizi göstermeyip, içimize atmaktayız. Patronumuza kızdığımız zaman, onun tarafından kendisine karşı gelmeye ne kadar zorlanırsak zorlanalım, ona karşı gelmeyiz. Onun için, fiziksel değişiklikler sonucu yükselen tansiyonumuzun normal duruma düşmesini sağlayamayız. Tansiyonumuzun devamlı yüksek olmasını önleyemediğimiz için, aşağıdakilere benzer stres kökenli hastalıkların kurbanı oluruz.

Müzminleşmiş bir şekilde göz bebeğinin büyümüş olarak kalması, görme problemlerine neden olabilir.

Ağızdaki aşırı kuruluk, yutkunma güçlüklerine sebep olabilir.

Sindirim sisteminin çok sık aksaması kabızlığa sebep olabilir ve ülser olma riskini arttırır.

Müzminleşmiş bir şekilde kasların gergin halde kalması, beden ağrılarına ve sancılara sebep olabilir. Bu ağrıların belli başlıları boyun ağrısı ve omuz kasları ağrısıdır.

Müzminleşmiş yutkunma ve sık nefes alıp verme astıma yol açabilir.

Müzmin tansiyon yükselmesi, yüksek tansiyon hastalığına sebep olabilir.

(Rowshan, A.,1998, s.14)

Fiziksel göstergeleri ne olursa olsun, stres daima psikolojik sonuçlar doğurur. Strese maruz kaldığınız zaman hipotalamus, adrenal bezlerine etki eden hormanları salgılayan bezleri uyarır. Bu bezlerin salgıladığı hormonlar, adrenal bezinin adrenalin salgılamasına sebep olur, bu adrenalin de bedenimizde şiddetli fiziksel değişikliklere yol açar. (Rowshan, A.,1998, s.15)

Bedeniniz huzur verici ve huzursuz edici olaylara karşı aynı şekilde tepki gösterir. İster size ateş edilsin, isterse başkaları sizi övsün, ister yüzünüze tokat atılsın, isterse sevgiliniz sizi okşasın, ister bir insanla kavga edin, bunların hepsi birer strestir ve bedeniniz bu stres olaylarının hepsine aynı fiziksel tepkileri gösterir. Olumlu veya olumsuz herhangi bir değişiklik “dövüş ya da kaç” tepkisi ile ilişkili olarak, hep aynı fizyolojik reaksiyonları ortaya çıkarır. (Rowshan, A.,1998, s.15)

Hem olumlu hem de olumsuz strese bizim fizyolojik tepkilerimiz birbirine çok benzese bile, bizim olayları yorumlamamız büyük çapta değişmektedir. Örneğin bir topluluk karşısında konuşmak bir çok insanda stres yaratır. Yine bazı insanlar toplum karşısında konuşma yaparak geçimlerini sağlamakta ve bundan zevk almaktadırlar. Bu iki grup insan arasındaki fark, birinci grubun stresi çekingen, ürkek bir tarzda, ikinci grubun ise stresi kendine güvenen bir tarzda yönetmesidir. (Rowshan, A.,1998, s.15)

Strese karşı tavrınız bir çok faktöre bağlıdır. Birincisi kuvvetli ve sağlıklı bir genetik yapınız olması, kalp çarpıntısı ve kalp teklemesi gibi kalıtsal bir hastalığınızın olmaması, sizi strese karşı daha dayanaklı yapacaktır. İkinci büyük faktör, ailenin örnek alınmasıdır. Ailenizn stresle başetme yolu, bilerek ya da bilmeyerek sizin günlük sıkıntılarla başetme şeklinizi etkilemektedir. Üçüncüsü, sizin kültürel yapınızın ve eğitimizin bir yan ürünü olarak şu andaki tutumunuz, beklentileriniz ve inanç sisteminiz stres yapan etkenlere karşı davranışınıza etki edecektir. (Rowshan, A.,1998, s.16)

C. STRESİN BELİRTİLERİ VE ETKİLERİ

Stresin belirtileri konusunda, farklı sınıflandırmalar mevcuttur. Bu sınıflandırmalar aşağıda özetlenmiştir.

PEHLİVAN, (1995,s.17) Stres belirtilerinin, fiziksel, davranışsal ve psikolojik olmak üzere üç grupta incelendiğini belirtmiştir:

Fiziksel Stres Belirtileri

Tansiyon Yükselmesi: Stresli durumlara karşı bedensel tepki, en çok kalp ve damar sistemi üzerinde görülmektedir. Stres ve yüksek tansiyon arasındaki ilişki uzun süredir bilinmektedir.

Sindirim bozukluğu: Sindirim sisteminde yer alan mide ve barsaklar insanın heyecanını yansıtan organlardır. Stresli durumlarda heyecanlar, iştahsızlık, mide bulantısı, karın ağrısı ve barsak işlevlerinde artma ya da bozukluk yaratabilmektedir.

Terleme: Korku, öfke ve stres durumları terlemeyi artırır. Cuno ve arkadaşları insanda terlemenin iki türlü olduğunu, birinin ısıdan, diğerinin ise stresten kaynaklandığını belirtmişlerdir. Stres terlemesi özellikle avuç içi, ayak tabanı ve koltuk altında görülürken, ısı kaynaklı terleme daha çok baş, boyun ve gövdede yaygın biçimde görülür.

4. Nefes Darlığı: Stres tepkisi sırasında , bireyler daha fazla oksijen alma gereksinimi duydukları için daha sık ve kesik kesik nefes alma görülür. Stres solunum sisteminin önemli ölçüde etkileyen bir durumdur. Ayrıca duygusal stresler ani bir astım krizini başlatabilir.

Başağrısı: Stres ve stresin doğurduğu gerginlik ağrıları arasında önemli bir ilişki vardır. Stresin neden olduğu gerginlik, damarların daralmasına, kafanın belli bölgelerine giden kan akımının bozulmasına ve o bölgeye giden kanın bir hayli azalmasına neden olur. Stres nedeniyle ortaya çıkan adale kasılmaları çeşitli başağrılarına yol açar. Baş, boyun ve omuz kaslarının hepsi veya bir grup adale kasılınca ense ve baş ağrısı hissedilir.

6. Yorgunluk: Bir işyerinde personelin yorgunluk belirtileri göstermelerine neden olan temel etmenler çalışma koşulları, personelin fiziksel durumu (beslenme düzeni, dinlenme olanakları, duygusal ve ailevi durumu) ve sürekli aynı kasların çalışmasından kaynaklanan kas yorgunluğudur.

Allerji: Stres, bireylerde aşırı duyarlılık oluşmasında önemli bir rol oynar. Aşırı duyarlılık tepkileri, bedenin bağışıklık sistemi üzerinde etki yapan allerji tepkileridir. Bu aşırı duyarlılık kasılma, şişme ve kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkarır. Birçok kişide yalnızca stres durumlarında ortaya çıkan allerjiler görülmektedir. Bu bir anlamda bedenin strese karşı uyarılmasıdır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, nasıl bir mekanizma izlediği bilinmese de stresin bireyleri allerjik tepkilere karşı duyarlı hale getirdiğini göstermiştir.

8. Mide Bulantısı: Stresin fizyolojik etkileri nedeniyle mide ve sindirim sisteminin etkilenmesi mide bulantısı yapabilir. Özellikle salgılanan adrenalin hormonunun mide bulantısında etkili bir rol oynadığı bilinmektedir. Bu durum genellikle stres tepkisinin son bulması ile ortadan kalkar.

Davranışsal Stres Belirtileri

1. Uykusuzluk: Nedeni ne olursa olsun, insanın ruh sağlığındaki en küçük dalgalanma bile , kendisini uyku düzenindeki bir bozuklukla ortaya koyar. Stres altındaki bireylerde uyku zorluğu iki biçimde ortaya çıkabilir. Bunlardan ilki, uykuya dalma güçlüğü; ikincisi ise, gece boyunca kesintisiz olarak uyuyamamaktır. (Schafer, 1987, s.59). Bir başka uyku bozukluğu ise uzun süre uyunduğu halde sabah dinlenmiş olarak uyanamamak biçiminde ortaya çıkabilir.

2. Uyuma İsteği: Stres altındaki bireylerin büyük bir bölümü uyku zorluğu çekerken, bazıları ise tam tersine aşırı derecede uyuma isteği duymaktadır. Bazı insanlar stresli durumlarda yaşadıkları kaygı, gerilim ve

zorlanmadan uzaklaşmak için uyumayı bir kaçış olarak kullanırlar.

3. İştahsızlık: Aşırı stres durumlarında bireylerde yaşama karşı ilgi azaldığı gibi, buna paralel olarak beslenme gereksinimi de yavaşlar ve iştah kaybolur. Bireyler sağduyuları ile yemek yemeye çalışsalar bile, bunalım ağırlaştıkça yemeğe olan ilgi iyice azalır. Düzenli beslenememek ise bireyin fiziksel gücünü olumsuz yönde etkiler.

4. Yeme Alışkanlığında Artış: Stresin fizyolojik etkilerine ilişkin olarak yapılan araştırmalarda, kronik stres altındaki bireylerde kilo kaybetme eğilimi görülmekle birlikte , herkes için bu durum geçerli değildir. Bazı insanlar stres altındayken gittikçe kilo alır. Bunun nedeni insanların yemeyi bir başa çıkma mekanizması olarak kullanmaları ve günlük yaşamın güçlüklerine karşı bir tepki olarak geliştirmeleridir. Aşırı yemek neden bir savunma mekanizmasıdır ? Bunun iki açıklaması vardır. İlk olarak birşeyler yemek insanın dikkatini dağıtır. Eller, beyin ve ağız yemekle uğraşırken , sorunlar hakkında endişelenmek için çok fazla zaman harcanmaz. İkinci olarak , yemenin hipotalamus ve zihin üzerinde yatıştırıcı bir etkisi vardır.

5. Sigara Kullanma: Stres içindeki bireyler gerginliklerini azaltmak için sigara içerler. Özellikle kaygılı bir kişilik özelliğine sahip bireyler, stresle karşı karşıya kaldıklarında sigaraya sarılarak, bırakmışlarsa bile yeniden başlarlar. Ancak sigara uzun süre kullanıldığında içinde bulunan nikotinin merkezi sinir sistemi üzerinde yaptığı etkiler nedeniyle bağımlılık yaratır. Sigara içilmediğinde, sıkıntı gerginlik artar. Ruhsal güç azalır, zihinsel işlevler yavaşlar, yorgunluk, bitkinlik, iştahsızlık ve uykusuzluk belirtileri görülür.

Sonuç olarak sigara içmek bir yandan günlük sorunlarla başa çıkmak için bireye gerekli olan enerji düzeyini azalttığı gibi, diğer yandan kalp krizi nedeniyle erken ölüm, akciğer kanseri, bronşit vb. gibi hastalıkların da temel nedenidir.

6. Alkol Kullanma: Birçok kişi alkolün gerilimi azalttığına , endişelerden uzaklaştırdığına, memnuniyet verici duyguları artırdığına, toplumsal yeteneği geliştirdiğine ve yaşamı daha iyi algılamayı sağladığına inanır. Bir yatıştırıcı olarak alkol,merkezi sinir sisteminin etkinliğini azaltır. Kısa dönemli ve az alınan alkolün, depresif duyguları azaltmasına karşın, düzenli olarak, uzun dönemli ve aşırı miktarda alınan alkol, depresif duyguları daha da artırır. Alkol küçük acı ve ağrıları dindirir ve kişiyi gevşetir. Ancak alkol, aşırı alındığında sarhoşlukla birlikte saldırgan davranışlara yol açar.

Psikolojik Stres Belirtileri

1. Gerginlik: Stres yaratan bir durumla karşılaşıldığında bireyde, kas ve sinirsel gerilim ortaya çıkar. Gerginlik hem kendisi bir stres belirtisidir hem de gerginlik nedeniyle ortaya çıkan diğer tepkilerin başlatıcısıdır.

2. Geçimsizlik: Genellikle stres, kişi ile sınırlı kalmamaktadır. Stres, sözel ve fiziksel olarak başkalarına kötü davranışlara yol açar. Stres içindeki birey, bu sıkıntısını iş ve aile çevresine olumsuz bir şekilde yansıtmaktadır.

Geçimsizliğin önemli nedenlerinden biri olan öfke, kişinin kendi yetersizliğinden kaynaklanan aşağılık duygusu ve kaygıdan kurtulmak için başvurduğu bir savunma nedeni olarak ortaya çıkmaktadır. Genellikle öfke, kızgınlık ve saldırganlık birbiriyle yakından bağlantısı olan kavramlardır. Saldırgan davranışların duygusal düzeyinde, öfke ve kızgınlıktan başka farklı derecelerde kin, nefret, düşmanlık gibi bütün yok edici duygular da bulunabilir

3. İşbirliğinden Kaçınma: Stres altındaki bazı bireyler toplumsal yaşantıdan kendilerini çekerek, yalnızlık duygusuna kapılırlar. Bu durum aile, toplum veya iş ortamındaki diğer bireylerle ilişkilerden yalıtıma neden olur. Böylece bireyin toplumsal destek ve paylaşım olanaklarını ortadan kaldırır. İnsanların aniden içine kapanması, diğer bireylerden uzaklaşması önemli bir stres göstergesidir.

4. Sürekli Endişe: Stres tepkisi nedeniyle veya aşırı yorgunluk durumlarında endişe artar. Stres tepkisinin en belirgin belirtilerinden biri, bireyin sürekli endişe içinde olmasıdır. Beden hareketleri yapılarak, derin nefes alındığında oksijen miktarı artar ve endişeye neden olan laktik asitin oksitlenerek kandan atılması çabuklaşır. Ancak hareketsizlik durumu devam ederse endişe de sürecektir.

5. Yetersizlik Duygusu: Yetersizlik ve işlevsizlik bireyleri acı, ümitsizlik ve bunalıma götürür. Böylece oluşan kötü döngü bireyin enerjisini alır ve iş yapacak güç bırakmaz.

6. Yersiz Telaş: Herkes beklenmedik ve alışılmadık durumlarda telaşa kapılabilir. Ancak önemli ve uzun süreli stres durumları bireylerin normal ve alışılmadık işlevleri yerine getirmelerini engelleyerek, sürekli ve yersiz bir telaş içine girmelerine yol açabilir.

ROWSHAN (1998, s.17), stres belirtilerini, ruhsal,sosyal, duygusal, zihinsel, fiziksel olmak üzere, 5 başlık altında incelemiştir. Buna göre,

*Ruhsal Stres Belirtileri: İçinde bir boşluk hissetme, hayatın anlamının kaybolması, yönünüzün kaybolması, suçluluk duygusu, diğer insanlara düşmanlık duyma, suç işleme vb.. (Rowshan, 1998, s.18)

*Sosyal Stres Belirtileri: Diğer insanlardan soyutlanmak, acı duyma ve gücenme, ben merkezli olma, yalnızlık, geriye çekilme, toleranslı olamama, insanlarla ilişki kuramama,insanlara sıkıntı verme vb.. (Rowshan, 1998, s.18)

*Duygusal Stres Belirtileri: Duyguların sık sık değişmesi, huzursuzluk duyulması, kızgınlık, depresyon, üzüntü, soğukluk, kabus görme, ümitsizlik duygusu, sakinleşememe, aşırı ağlama, sinirsel gülme krizleri, heyecan duymama, vs… (Rowshan, 1998, s.18)

*Zihinsel Stres Belirtileri: Sık sık hafıza kaybı, düşüncelerin zihne hücum etmesi, konsantrasyonda güçlük çekilmesi, karar vermede güçlük çekilmesi, can sıkıntısı, kafa karışıklığı, karamsarlık, fobiler, intihar etme düşüncesi vs… (Rowshan, 1998, s.19)

*Fiziksel Stres Belirtileri: Kalp çarpıntısı, kan basıncının artması, kabızlık, titreme, kulak çınlaması, sırt ağrısı, göğüs ağrısı, kalp spazmı, kas gerilmesi, ellerin ve ayakların buz kesmesi, deri hastalığı, ani kilo değişmesi, kronik yorgunluk, uykusuzluk, baş ağrıları, el ve ayak parmaklarında hissizlik, seks isteğinin kaybolmasıdiş gıcırdatma, tırnak yeme, alkol ve sigara içiminde artış, hazımsızlık, alerjiler, ülser, aşırı terleme, boğazda ve ağızda kuruluk, titreme, sinirsel tikler, sık sık idrar yapma, sık sık adet görme, düzensiz aralıklarla yemek yeme, nefes kesikliği, baş dönmesi ve bayılma, kekelemek vs… (Rowshan, 1998, s.19)

Uzm. Psk. YEŞİM TAŞ ve Uzm. Psk. SEVDA SAKARYA tarafından, Gary Ginter’ın “Stress Management” adlı broşüründen yararlanılarak hazırlanan makalede ise (http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html) stres belirtileri 3 başlık altında incelenmiştir:

*Fizyolojik belirtiler arasında adele ağrıları, mide bozuklukları, hazımsızlık, başağrıları, kalp çarpıntıları, ishal/halsizlik, ellerin terlemesi, ağız kuruluğu, yerinde duramama ya da yorgunluk sayılabilir.

* Psikolojik belirtiler ise endişelenme, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, sinirlilik ya da kontrolsüzlük duygusu, kendini üzüntülü, kızgın ya da zaman baskısı altında hissetme şeklinde sıralanabilir.

*Davranışsal belirtilere örnek olarak da şunlar verilebilir: bir maddeye aşırı düşkünlük (alkol, ilaç ya da yemek gibi), uykusuzluk ya da aşırı uyuma, gevşeme ya da sakinleşme açısından güçlükler, telaşla oradan oraya koşuşturmak, sosyal ortamlardan kaçınma, huzursuzluk, kızgınlık ya da sakarlık. (http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html)

ATKİNSON VE DİĞERLERİ (1995, s.591), stresli zamanlarda insanların geçmişte işlemiş olan davranış örüntülerine başvurma eğilimde olduklarını söylemişlerdir. Buna göre, tedbirli kişi daha tedbirli olup tamamen içine çekilebilir; saldırgan kişi denetimi kaybedebilir ve dikkatsizce her yöne saldırabilir. Yine Atkinson ve diğerlerine göre (1995, s. 592), stresin bir çok fizyolojik etkileri vardır. Şiddetli stres, (merkezi sinir sistemini etkileme yoluyla, hormonal dengeleri değiştirip) bir bireyin bağışıklık tepkilerini bozabilir ve böylece vücudun bakteri ve virüslerle mücadele etme yeteneğini azaltabilir. Gerçekten de, duygu- heyecan ile ilgili stresin, tüm tıbbi sorunların yüzde ellisinden fazlasında rol oynadığı tahmin edilmektedir. Psikosomatik tıp – psikolojik değişkenlerle fiziksel sağlık arasındaki ilişkiyi inceleyen dal- disiplinlerarası araştırmaların giderek artan öneme sahip olan bir alanı olmuştur. “Psikosomatik” terimi, Yunanca psyche (“akıl”) ve soma (“vücut”) kelimelerinden türemiştir. Alerjiler, migren, başağrıları, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, ülserler ve hatta akne, duygu- heyecanla ilgili stresle bağıntılı olduğuna inanılan hastalıklardan bazılarıdır.

Stres belirtilerinin bir başka sınıflandırması ise, şöyle yapılmıştır: Stres, bazen depresyon, iç sıkıntısı, kendini bitkin hissetme, cinsel isteksizlik, çevredeki insanlara karşı kırıcı davranma gibi psikolojik ve duygusal belirtilere neden olur. Bazen de, başağrısı, sırt ağrısı, uykusuzluk, çarpıntı, mide-barsak sistemi şikayetleri, cilt problemleri gibi fiziksel şikayetlere yol açar. Çoğunlukla da bu iki grup belirtiler beraber görülür. Sonuçta kişinin çalışma yaşamındaki performansı bu durumdan etkilenir. Kişi kendini disorganize hisseder, işine yeterince konsantre olamaz ve normal koşullarda yapmayacağı hataları yapabilir.. (http://www.duzen.com.tr/bulten/mart2000/6.htm)

STRESİN ÜÇ EVRESİ*

I.ALARM EVRESİ

Bir tehdit karşısında vücut derhal ‘savaşa hazırlık yapmak üzere’harekete geçer.

Beyin Stres acı duygusunu azaltır. Hafıza ve düşünme yetisi güçlenir.

Gözler Daha iyi görmek için göz bebekleri küçülür.

Akciğerler Oksijen tüketimi artar.

Karaciğer Stoktaki glikojen şeklindeki şeker, glükoza dönüşür.

Kalp Kan basıncı artar, kalp atışı hızlanır.

Böbreküstü bezleri Adrenalin ve noradrenalin salgısı artar.

Dalak Kaslara oksijen taşımak üzere alyuvarlar organizmaya dağılır.

Bağırsaklar Hazım, enerjiyi kaslar kullansın diye, yavaşlar.

Saçlar Saçlar ve vücut kılları dikilir.

II.DİRENÇ EVRESİ

Alarm evresinden bir iki dakika sonra vücut başka güçleri de devreye sokar.

Beyin Beynin öğrenme ve hafıza bölümü harekete geçer.

Bağışıklık Vücudun bağışıklık sistemi yavaşlar böylece enerji başka alanlarda kullanılır.

Karaciğer Yağ skokları, her an hazır, yakıt haline dönüşür.

Böbreküstü bezleri Korteks, metabolizmayı düzenleyen kortizol salgılar.

III.TÜKENME EVRESİ

Uzun süre kavgaya kazırlanan organizma yorulur ve ağır ağır savunma kalkanlarını indirmeye başlar.

Beyin Kortizol nöronlar için öldürücü bir tehlikeye dönüşür. İnsanda yorgunluğa, sinirliliğe ve depresyona sebep olur.

Bağışıklık sistemi Savunma hücrelerinin yok olması organizmayı zayıflatır ve saldırılara açık hale getirir.

Bağırsaklar Bağırsak cidarı hassaslaşır.

Kan dolaşımı Kan basıncının artışı ve kalp atışının hızlanışı damarların elastikiyetinin azalmasına sebep olur.

*Bu bölümün tamamı, http://www.genetikbilimi.com/genbilim/ stresoldur muyor.htm adresinden alınmıştır.

STRES KAYNAKLARI

Stresin pek çok kaynağı vardır. Genel yaşam olayları (ilişkilerde olan değişiklik, mali durum, sevilen birinin ölümü); kimyasal ve çevresel etkiler (hava, gürültü, gıda), olumlu olaylar (evlilik, tatil); yaşam tarzı veya duygusal faktörler (endişe, korku, katı inançlar, sıkı programlar); ilişkiler (iletişimde çelişki, kişisel ilişkilerde sorunlar); iş sorunları (kayıp, işten çıkarılma, karmaşık iş sorumlulukları). Fark edilmeyen bir stres kaynağı da kişinin kendi mantığıdır. (http://www.gata.edu.tr/kutuphane/Kitap_Ozetleri/ NE_HISSETTIGINIZ_KENDINIZE_BAGLI.htm)

Stres çevreden ya da kişinin kendinden kaynaklanabilir. Dış koşullar ve zorluklar strese yol açarken, bizim davranışlarımız ve tepkilerimiz de aynı şekilde stres yaratabilir ve gelecekteki stresli olayları hazırlar. Örneğin, her gece yüksek sesle gürültülü müzik çalarak oda arkadaşını uyutmayan biri, bir anlamda sert tepkilerle karşılaşacağı stresli bir ortamı kendisi için hazırlıyor demektir. Bu nedenle, hangi streslerin dış zorlamalardan kaynaklandığının, hangilerinin de kendi ellerimizle ortaya çıkarıldığının bilinmesi çok önemlidir. (http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html)

*Çevresel Stresler önemli yaşam olaylarını ve günlük sıkıntıları içerir. Önemli yaşam olayları, örneğin üniversiteye başlamak, bir yerden bir yere taşınmak, bir aile bireyinin ölümü ya da ciddi hastalığı gibi, büyük bir değişim ya da uyumu gerektiren olaylardır. Ancak stresin en büyük kaynakları, sıradan, günlük sıkıntılardır. Örneğin, oda arkadaşıyla sorunlar, birşey kaybetmek, başarısızlıklar, aşırı iş yükü ya da ekonomik kaygılar gibi. Bu ketleyici olayların sıklığının artmasının, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatma ve hastalıklara karşı direncini azaltma gibi fizyolojik sonuçlara yol açtığı, günümüzde artık çok iyi bilinmektedir.

*Kişisel Stres Kaynakları ise, zihinsel faaliyetlerimizle (düşüncelerimiz ve kendi kendimize söylediklerimiz) ya da davranışlarımızla (alışkanlıklarımız ya da beceri eksikliklerimiz) ilişkili olabilir. Yaşam olaylarına yaklaşırken ve onlarla uğraşırken kendimizle yaptığımız diyaloğun şekli yaşadığımız stresin yoğunluğunu azaltır ya da artırır. Kendi kendimize, “Davranışlarım ve dünya, ………(şu ya da bu şekilde) olmak zorunda” ya da “olmalı” dediğimizde, strese davet ediyoruz demektir. Çünkü ne kendi davranışlarımızın ne de dünyanın her zaman bizim istediğimiz şekilde olması mümkün değildir. Olmak zorunda da değildir. İnsanda stres yaratan üç genel inanç vardır: “Herkes beni sevmeli.” “Her zaman mükemmel davranmalı ve hiç hata yapmamalıyım” ve “Dünya adaletli olmalı”. Dikkat ederseniz bu inançların üçü de gerçekdışıdır ve “ya hep ya hiç” özelliği taşımaktadır. Benzer şekilde, kişiyi zorlayabilecek bir olayın yaklaşması da bazen olabilecek en kötü sonuç için endişelenmeye neden olur. “Biliyorum, bu sınavda başarılı olamayacağım”. İnsanın kendisiyle bu türden diyaloglarda bulunması, öz değer duygularının temelini zayıflatır, kaygı ve sıkıntısını artırır; dolayısıyla da sorunun çözümü gecikir. (http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html)

Rowshan (1998,s.29) ise, stres yaratan faktörleri, önceden tahmin edilebilen ve önceden tahmin edilemeyenler olarak iki gruba ayırmıştır:

*Önceden Tahmin Edilebilen Stres Faktörleri: Hayatımızı belirli bir süre etkileyen olayları kapsar. Örneğin, hayatın doğal süreci içinde, bir çocuğun doğumu, önceden kestirilebilir bir stres faktörüdür. Yine bir çok insanın çalıştığı işi sevmemesi ve işe yalnızca hayatlarını kazanmak zorunda oldukları için gitmesi günlük stres seviyesini artıracağından, iş hayatı da önceden tahmin edilebilen bir stres faktörüdür. Gerçekleşmesi mümkün olmayan hedefler ve beklentiler de bu stres kaynaklarına örnek olarak verilebilir.

*Önceden Tahmin Edilemeyen Stres Faktörleri: Hayatta karşılaşılan stres faktörlerinin bir çoğu aniden ortaya çıkar ve biz onları önceden tahmin etmekte hataya düşeriz. Hayatta karşılaşılan büyük değişiklikler, büyük stres kaynaklarıdır ve bunlarla başa çıkmak daha zordur. Yalnızca olumsuz değişiklikler değil, olumlu değişiklikler de stres yaratır. Birisine aşık olmak da aynen aşkın sona ermesi gibi, stres yaratan bir faktördür. Yine buna benzer olarak yeni bir işe girmek, yeni bir ev satın almak, yeni komşular edinmek olumlu değişiklikler olmasına rağmen stres yaratan faktörlerdir. Stres yaratan üzücü olaylar ise, çok sarsıntı doğuran olaylardır ve beklenmedik bir anda ortaya çıkarlar. Sevdiğimiz bir insanın ölümü,yaralanma olayları, doğal afetler, zulüm gibi olayları buna örnek olarak verebiliriz. Beklenmeyen stres faktörlerinin hepsinde ortak olan nokta, bunların kontrolümüz dışında ortaya çıkmasıdır.

Cüceloğlu (1993, s. 321), stresin kaynaklarını iki yönde gruplamıştır:

Stres kaynağının bedenin içinde veya dışında oluşuna göre.. Örneğin diş ağrısı bedenin içinde olan bir stres kaynağıdır. Öte yandan, sürekli yüksek derecedeki gürültülü ortam, bedenin dışında yer alan bir stres kaynağına örnektir.

Bedensel ya da psikolojik kökenli oluşuna göre..Yukarıdaki örnekte verilen diş ağrısı ve gürültünün her ikisi de bedensel türden stres kaynaklarıdır. Bir yakının ölmesi, boşanma, iki kişi arasındaki darılma ve küsmeden ileri gelen stresler ise, psikolojik türdendir.

Uzm. Dr. Mustafa Güveli ise, stres kaynaklarını şöyle tanımlamıştır:

*Bireyin kendisi bazen stres kaynağı olabilir. Yıllar boyunca edindiğiniz alışkanlıklar bazen stres sebebi olabilir.

*Fiziki şartlarında stres faktörü olabileceğini unutmamak gerekir. Aşırı gürültü ortamları, stresi ortaya çıkarabilecek bir faktördür.

*Sürekli gergin iş ortamı: Günümüzün önemlice bir kısmının geçtiği iş ortamındaki gerginlik en önemli stres kaynaklarından biridir.

*Sürekli gergin aile yaşantısı: Aile yaşamındaki gerginlikler kaygı derecemizi fazlaca artırabilir.  (http://www.psikoturk.net/Stres.asp)

II. BÖLÜM

STRES VE KİŞİLİK

Bireylerin kişilikleri stresten etkilenme düzeylerini doğrudan etkilemektedir. Kişilik,insanın bir bütünlük içinde süreklilik gösteren davranış özellikleri ve çevresine uyum biçimidir. Bu anlamda kişilik deyimi insanın dış görünüşü, kendi benliğini kullanma biçimi , ölçülebilir iç ve dış özelliklerini, kendi arasında uyum sağlamasını dış etkilere uyarlanmasını, durağanlaşmış davranışlarını kapsar. (Pehlivan, 1998, s.13)

Strese yatkın kişilik yapısının özelliklerini araştıran bir çok araştırma ve çalışma yapılmıştır. 1970’li yılların sonunda ABD’de Tubey bu araştırma ve çalışmaları gözden geçirerek, insanları A, B, C olarak üç tipe ayırmıştır. Araştırmacı A tipinin strese çok yatkın olduğunu, C tipinin yatkınlık gösterebileceğini belirtmiş, B tipinin stresten en az etkilendiğini ileri sürmüştür. (Morgan, 1993, s.26)

A Tipi Davranış Özellikleri

A tipi davranış özellikleri genellikle acele konuşmak, diğer insanlar konuşurken acele etmek, hızlı yemek, sırada beklemekten nefret etmek, asla birşeye yetişmek durumunda olmamak, zamanın elverdiğinden daha fazla etkinlikle dolu bir programa sahip olmak, zamanı boşa harcamaktan nefret etmek, aynı anda birden çok şeyi yapmaya çalışmak, yavaş insanlara karşı sabırsızlık, dinlenme, dostluk veya zevk verici şeyler için çok az zaman ayırmaktır. Tip A sendromu, başa geçmek için bir mücadele ve başarı için zamana karşı sürekli, bir yarış biçiminde görülür.

Tip A insanı yüksek sesle ve çabuk konuşur, alıntı, göze batan sözcükler kullanır, özellikle vurgulamak istediği sözcükleri tekrarlar ve başkaları konuşurken sık sık keser. (Pehlivan, 1998, s.14)

A tipi davranış biçiminin birinci derecedeki özellikleri ümitsizce zamana karşı koyma duygusu ve kolayca uyandırılabilen düşmanlık duygusudur. Sürekli bir şekilde en kısa sürede en fazlasını başarma çabası olan Atipi insanı, diğer insanlara karşı şiddetli huzursuzluk, öfke ve sabırsızlık gösterir. İkinci derecede belirgin özellikleri ise aşırı titizlik, yarışmacılık , diğer insanlar ve çevreyi kontrol etme isteğidir. Bir diğer özellikleri ise, duygusal tükenme, kendine zarar verme eğilimi , tehlike ve riske girme gibi saklı özellikleridir (Baltaş ve Baltaş, 1989, s.222).

A tipinde olan insanlar, başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla kendi saplantıları ve takıntıları doğrultusunda ilişki kurarlar. Benmerkezli iletişim biçimleri kişiliklerinin temelini oluşturur.Bildiğini okur, bildiğinden şaşmaz, kafasının dikine giderler. Duygularını açıklamaktan kaçınırlar. Yaptıkları işi ciddiye alırlar. Başladıkları işi sonlandırmaya çalışırlar. Başta çalışma ve iş olmak üzere, her alanda , her konuda ayrıntılı düşünüp, eksiksiz, hatasız davranmak isterler. Bu yüzden kimi kez ana konuyu kaybedip, ayrıntılar üzerinde boş yere çaba ve zaman harcarlar. Verdikleri sözü tutmaya çalışırlar. Ama kimi kez aynı anda birkaç işi birden yapmak istediklerinden, bunu başaramazlar. Başkalarını bekletir, kendileri beklemekten hoşlanmazlar. (Köknel, 1998, s.154)

Coşkulu, jestli, mimikli ve çok konuşurlar. Başkalarını dinlemekten hoşlanmazlar. Onların sözünü kesip konuşmayı kendileri tamamlarlar. Hızlı hareket ederler. Yemeleri, yürümeleri, araba kullanmaları bile bir yere yetişecekmiş gibi çabuktur. Herzaman aceleci davranırlar. Sabırsızdırlar. Zamanla yarışırlar. Başarılarını, sayısal somut kazançlarla değerlendirirler. Yaptıkları işlerden başkalarından övgü beklerler. (Morgan, 1993, s.28)

A tipi kişiler saldırgan, hırslı, rekabetçi bir özellik göstermektedirler. Sürekli olarak zamanla ya da insanlarla yarış halinde oldukları için onların”savaş-kaç” tepkisi tekrar tekrar ve sürekli olarak gündemdedir. Bu da bedende adrenalin ve kortizol hormonlarının sürekli salgılanması ve bunun sonucu olarak kanda kolesterol ve yağın artması demektir. Aynı kişilik özellikleri devam ettikçe kandaki bu maddelerin atılması da güçleşmektedir. Bu da kalbe kan taşıyan damarların zarar görmesine neden olur. (Pehlivan, 1998, s.14)

Kroner kalp hastalığı açısından yüksek risk taşıyan A Tipi Davranış biçimine sahip bir kişinin özellikleri şunlardır: 1. Hareketlilik, 2. Dürtü ve ihtiras, 3. Rekabet, saldırganlık ve düşmanlık duyguları, 4. Zaman baskısı ve 5. Tek açılı kişilik. (Cüceloğlu, 1993, s. 324)

B Tipi Davranış Özellikleri

A Tipi bireyin tam karşıtı olan bireylerin davranış özellikleri B Tipi olarak adlandırılmıştır. B Tipi insanları katı kurallardan arınmış ve esnektirler. Zamanı sorun etmezler, rahat ve sabırlıdırlar.Kolaylıkla sinirlenmez ve tedirgin olmazlar. Yaptıkları işten zevk almayı bilirler. İşleriyle ilgili rahatlıkları onlara suçluluk duygusu vermez, sakin ve düzenli çalışırlar.

Friedman ve Rosenman’ın B tipi kişilik davranışı olarak tanımladığı kişiler rekabetten fazla etkilenmeden, sağlığını bozmadan mücadele ederler. B tipi davranış özellikleri gösteren kişilerde de bazı A tipi davranışlar görülebilir. A tipi insanın tersine B tipi kolay yaşayan bir tiptir, oldukça açık ve rahat davranır. Zamanla pek ilgilenmez ve hayatın tek anlamı başarılı olmak değildir. Başkaları ile yarışa girmezler. Konuşmaları bile daha rahat ve sakindir. B tipi kendinden ve başkalarından emin bir tiptir. (Pehlivan, 1998, s.14)

Bu tipte olan insanlar yumuşak başlıdır. Başkalarıyla, nesnelerle, olaylarla kolay iletişim kurarlar. Başkalarıyla konuşup tartışırlar. Duygularını, düşüncelerini açık seçik ortaya koyarlar.Planlı, programlı çalışırlar. Başladıkları işi sonlandırmadan başka bir işe girmezler. Her alanda başarılı ve becerikli olmadıklarını kabul ederler. (Köknel, 1998, s.154)

Sabırlı ve hoşgörülüdürler. Sakin, yavaş ve yumuşak bir ses tonuyla konuşurlar. Konuşurken sözcükleri, cümleleri özenle seçerler. Başkalarını dinlemeye, anlamaya çalışırlar. Yarışmaktan, her alanda üstün olmaktan, üstün yanlarını belirtmekten hoşlanmazlar.Yaptıkları işin önce kendilerini mutlu ve memnun kılmasını beklerler.Kendilerine zaman sınırlaması koymazlar. Zamanı iyi kullanırlar. Sorumluluklarının sınırlarını iyi belirlerler. (Morgan, 1993, s.29)

Kısaca, rahat, sakin ve güvenli kimselere B tipi davranış biçimine sahip denir. Araştırma sonuçları B tipinde olan kimselerin, A tipine sahip kimselerden daha uzun yaşadıklarını ve daha az hastalandıklarını göstermiştir. (Cüceloğlu, 1993, s. 324)

C Tipi Davranış Özellikleri

A ve B tipleri arasında yer alırlar. Bu iki tipe ilişkin özelliklerin bir bölümünü içerir. (Morgan, 1993, s.29)

Hiçbir insan bu tiplerden birine özgü tam davranış biçimlerini göstermez. Bir tipte öteki tiplerin davranış biçimleri de bulunabilir. Örnek olarak, A tipi olan bir insan B, hatta C tipi davranış biçimlerinden özellikler taşıyabilir. (Morgan, 1993, s.27)

III. BÖLÜM

STRESLE BAŞETME YOLLARI

Bu bölümde stresle başetmede kullanılan “etkili yöntemler” üzerinde durulacaktır.

Etkisiz yöntemler arasında; çevresel stresörlere verilen saldırgan tepkiler, zihinsel yöntemler arasında yer alan bilişsel çarpıtmalar ve savunma mekanizmalarının yoğun kullanımı, fiziksel yöntemlerden ise ilaç, uyuşturucu ve uyarıcı madde, alkol kullanımı sayılabilir. Bu yöntemler, strese yol açan uyarıcı üzerinde etkili olmadığı gibi, bizim bunlara verdiğimiz tepkilerin yaşam kalitemizi arttırma yönünde şekillenmesine de izin vermezler. Ayrıca bunlar fiziksel sağlığımızı tehdit eden ve psikolojik olarak da çökkünlük noktasına gelmemize yol açabilecek etkisiz yöntemlerdir. (http://www.geocities.com/hasumas/stres.html)

A. Stresle Başetme Yöntemleri

Aşırı stresle başaçıkmak ve yaşam kalitesini arttırmak amacıyla, durumu değiştirme ya da duruma verilen tepkileri değiştirmeye “stres yönetimi” denir. (http://www.geocities.com/hasumas/stres.html) Stresle başa çıkma ya da stres yönetimi, ruh ve beden sağlığını korumak, üretici ve verimli bir yaşam biçimi sağlamaktır. (Pehlivan, 1998, s.25)

Baltaş ve Baltaş (1986), stresle başa çıkma yollarını bedenle, zihinle ve davranışla ilgili olmak üzere 3 grupta toplar. Bedensel başa çıkma yollarında, gevşeme teknikleri, değişik beden egzersizleri ve beslenme biçimleri yer alır. Zihinsel başa çıkma yolları, uyumsuzluğa yol açan inançlarla uğraşma ve zihinsel düzenleme tekniğini içerir. A tipi davranış biçiminin değiştirilmesi, güvenli girişkenlik davranış eğitimi ve zaman düzenlemesi teknikleri üçüncü gruptaki davranışçı başa çıkma yollarını oluşturur.

Cüceloğlu (1993, s.324)’na göre, aynı fiziksel ve sosyal ortam içinde bazı kimseler son derece gergin ve stresli, bazı kimseler ise, daha rahat ve mutlu olabilir. Streslerin, esas olarak insanın olayları değerlendirme ve çözümleme biçiminden kaynaklanır. Bireylerin olayları anlamlandırışı, değerlendirişi ve yönlendirişi, stresi azaltmada ya da çoğaltmada temel faktördür.

Stresle baş edebilmenin yolu, stresi kontrol altına alabilmekten geçer. Bu şekilde stres azaltılabilir ve sizin yararınıza işlemesi sağlanabilir. Görselleştirme, -kafanızdaki görüntüye dikkat etme – olumlu düşünme gibi, duygusal durumunuzun ve davranışlarınızın kontrolünü elinize almanızı sağlayabilir. Görselleştirme hayal kurmaktan farklıdır, kendi hatalarınızı düzeltmek için, olumlu düşleri kullanarak, olumsuz duyguları kontrol etmek için bir araçtır. Bu tekniğin anahtarı, sorunlu bir durumu zihinde yeniden canlandırmaktır. Gözünüzde canlandırmayı şöyle gerçekleştirebilirsiniz.

1. Gevşeyin

        2. Gözlerinizi kapayın, kaslarınızdaki gerginliği hissedin ve bu gerginliği azaltın.

        3. Burnunuzdan derin nefes alın ve yavaş yavaş verin.

        4. Aklınızda güzel tanıdık bir sahne canlandırın.

        5. Bu yeri ağaçlar, bulutlar, nehirler, hayvanlar, rüzgar, ışık gibi ayrıntılarıyla hayal edin.

        6. Bu sahne ile bağlantılı bütün duygularınızla, -görme, ses, koku, dokunma ve tat alma- yeniden yaşayın.

        7. Eğer istenmeyen düşünceler oraya girerse onları kovun.

8. Yumuşacık bir bulutun üstüne oturun ve gevşeyin.

(http://www.gata.edu.tr/kutuphane/Kitap_Ozetleri/NE_HISSETTIGINIZ_KENDINIZE_BAGLI.htm)

Stresle başaçıkmada kullanılan becerilerden önemli bir tanesi de stresinizi neyin başlattığını belirlemektir. Bunu yapabilirseniz başetme çabalarınızı uygun hedef üzerinde odaklaştırabilirsiniz. Stres tepkinizi ateşleyen durumları belirledikten sonra, muhtemelen bunlardan bazılarının değiştirilebilir ve kontrol edilebilir olduğunu, bazılarının da kontrolünüz dışında kaldığını ve yalnızca kabullenilmeyi ve katlanılmayı gerektirdiklerini göreceksiniz. Kontrol edilebilir ve değiştirilebilir stres kaynaklarıyla başaçıkmak için tasarlanan stratejiler, probleme odaklanan bir yaklaşım tarzını gerektirir. Bu da problem yaratan durumla mücadele etmek anlamındadır. Diğer deyişle problemi yaratan durumun değiştirilmesine, kontrol edilmesine çalışılır. Değiştirilmesi pek mümkün olmayan durumlar karşısında ise o duruma gösterilen duygular ve tepkiler üzerinde çalışılır. Bu duyguları kontrol etmek ve değiştirmek için uğraşılır.

Kontrol Edilebilir Durumlarda Kullanılabilecek Yöntemler:

Stres kaynağının zayıflamasına ya da ortadan kalkmasına yardım edecek şekilde probleme odaklaşan yöntemlerdir.

Davranışsal yöntemler:

1. Yapmak istediğiniz bir işi önceden planlamak ya da düzenlemek.

2. Sorunları çözümlemek için bilgi istemek.

3. Yardımcı olabilecek kişilerle konuşmak.

4. Stres yaratan kişiyle yüzleşmek.

5. Stresi ateşleyen durumlardan kaçınmak.

6. Başaçıkmayı teşvik için ortam yaratmak.

7. İstenen davranışı başarmak için kendi kendine anlaşma yapmak.

Bilişsel yöntemler:

1. Başaçıkmak için kendinizle olumlu diyalogda bulunmak (olumlu, hedefe yönelik düşünceler).

2. Zihinde canlandırma (kendinizi durumla başaçıkarken canlandırmak).

3. Gerçekçi olmayan inançlarla savaşmak (kendinizle neyin mantıklı ve gerçeğe dayalı olduğu üzerinde tartışmak).

Kontrol Edilemeyen Durumlarda Kullanılabilecek Yöntemler:

Yaşadığınız stres tepkinizi azaltmak ve duruma daha kolay katlanabilmenize yardımcı olmak için duygularınıza odaklaşan yöntemlerdir.

Davranışsal yöntemler :

1. İnsana acı çektiren şeyleri hatırlatan durumlardan kaçınmak,

2. Gerilimi azaltmak için fiziksel egzersiz yapmak,

3. Kas gevşetme, zihinsel dinginlik ve derin nefes egzersizleri,

4. Boş zamanlarda keyifli etkinliklerde bulunmak,

5. Sosyal destek.

Bilişsel yöntemler:

1. Endişe yaşadığınız süreyi sınırlı tutmak.

2. Yeniden değerlendirme: olayların iyi taraflarını aramak.

3. Aklınıza olumsuz düşünceler geldiğinde bunları durdurmak.

4. Kendi durumunuzun diğer insanlarla olumlu karşılaştırmasını yapmak.

(http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html)

B. STRESLE BAŞETMEDE BİREYSEL STRATEJİLER

Bedensel Hareket (Egzersiz) Yapmak*

Günümüzde her yaştan insan için yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklete binme, aerobik, hafif top oyunları, tenis gibi egzersizler stresle mücadelede çok önemlidir.

Solunum Egzersizi*

Derin nefes alma kalp ve akciğerlerin iyi çalışmasına yardımcı olduğu gibi, gerginliği de azaltır.Bu alışkanlığı kazanmak için rahat biçimde oturarak veya uzanarak yavaş yavaş ve derin nefes almak gerekir. Bir dakika içinde normalde alınan nefes sayısının yarısı kadar kadar düzenli ve ağır nefes alarak beş dakika bu alıştırma sürdürülür. Bu nefes alma tekniği günde iki defa tekrarlandığında gerginliği azaltmaktadır

Meditasyon*

Meditasyon, bedeni fiziksel ve duygusal olarak dinlendirmek için içsel yoğunlaşmayı ve sakinliği gerektirir. Ayrıca meditasyon, bireylere stresli durumlardan uzaklaşmak ve stres belirtilerini azaltmada yardım eder. Transandantal meditasyon, çeşitli meditasyon tekniklerinin en yaygın olanıdır. Meditasyon günde 20-50 dakika arasında “mantra” adı verilen bir sözcüğün tekrarlanması yoluyla gerçekleşir. Meditasyon için gerekli unsurlar, sakin bir çevre, rahat bir duruş, tekrar edilen zihinsel bir uyaran ve pasif bir tutumdur

4. Biyo-Feedback (Biyolojik Dönüt)*

Biyofeedback, insanın normal ve normal dışı olan ve kendisinin farkında olmadığı fizyolojik tepkilerinin, bir araç yardımı ile farkında olduğu bir eğitim programı içinde otonom etkinliklerini (beden sıcaklığı, terbezi salgısı, kalp atışı, oksijen tüketimi, mide asiti salgısı vb.) istenilen yönde düzenlemeyi öğrendiği bir yöntemdir. Biyofeedback araçları , deriye bağlanan elektrodlarla kaydedilen bu etkinlikleri analiz ederek kişiye görülebilen sinyaller olarak yansıtır.

5. Gevşeme (Relaxasyon)*

Gevşeme ve rahatlama için birçok yol vardır. Gevşeme hareketlerinin yalnız gerginlik durumunda kazanılan rahatlayabilme becerisi, bireylere stresli durumlarda daha çok yardımcı olmaktadır. Gevşeme eğitimi, stres altındaki bireyde başlayan stres tepkisinin tam karşıtı bir etki yapar. Stres tepkisinde kaslar gerilir, kan basıncı ve kan şekeri yükselir, solunum artar. Oysa gevşeme hareketleri ile kaslar rahatlar, tansiyon düşer, solunum yavaş ve derin olur, kan şekeri azalır. Gevşeme tekniği kullanıldığında bedende başlayan psikosomatik stres tepkisi kırılır ve zararları engellenmiş olur .

6. Beslenme*

Araştırmalar, beslenme ile stres arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bazı yiyeceklerin stres tepkisini başlattığı, artırdığı, hatta strese karşı daha duyarlı hale getirdiği bilinmektedir. Aşağıda stres ve beslenme ilişkisi temel noktalarda özetlenmiştir.

Yetersiz kalori insan organizmasını zayıflatarak, stresle ilgili hastalıklara daha kolay yakalanmasına neden olmaktadır.

Mineral ve vitamin eksikliği de yetersiz kalori gibi aynı zayıflatıcı etkiyi yapmaktadır.Örneğin B Vitamini eksikliği kaygı, depresyon, uykusuzluk, kalp sorunları, midede hassasiyet, kas zayıflığı gibi tepkileri başlatmaktadır.

Rafine şeker aşırı alındığında büyük bir enerji kaynağıdır. Ancak birkaç zararlı yan etkisi vardır. İlk olarak diş çürümelerini başlatabilir. İkincisi kan şekerine salgılanan insülin dengesi bozulur. Üçüncü olarak, birçok şekerli ürün (şeker, kekler, çeşitli içecekler) vitamin ve minerallerden yoksundur. Bu nedenle vücut, metabolizma işlevlerini yerine getirmek için çeşitli vitaminleri, özellikle B vitaminini diğer kaynaklardan ödünç alır. Bu durum vücutta B kompleksi vitaminini tüketme eğilimini başlatır. Yüksek oranda şeker alındığında, dengesiz bir diyet uzun dönemli stresle bütünleştiğinde, B Vitamini yetersizliği başgösterir. Bu da zaten var olan kaygı, sinirlilik ve genel sıkıntı gibi stres belirtilerini iyice ağırlaştırır.

Kahve, çay, kakao ve çikolatada bulunan kafeinin kendisi stres tepkisi yaratan bir maddedir. Günde iki veya üç fincandan fazla alınan kahve kan basıncını artırır, kalp atışını şiddetlendirir, kalbin oksijen gereksinmesini artırır, kalp ritmini bozar ve kaygıya neden olur.

Yüksek oranda kolesterol, doymuş yağ ve tuz içeren yiyecekler yüksek kan basıncı riskini artırır ve kalp damarlarında plaklar oluşmasına neden olur. Dolayısıyla bu durum diğer stres etkenlerinin kalp hastalıkları ve yüksek kan basıncı üzerindeki etkilerini daha da şiddetlendirir. Çok aşırı tuz nedeniyle vücutta fazla su tutulması da ayrıca doğrudan zararlı stres ve sıkıntıyı başlatır.

Sigara içmek veya dumanlı ortamda uzun süre bulunmak, normal miktardan daha fazla C Vitamini tüketilmesine neden olur. Sigaranın hem kendisi bir stres nedenidir hem de diğer stres nedenlerinin daha fazla etkilenmesine yol açar.

Çok fazla kalori alınması, özellikle de hareketsizlik ile birleştiğinde ortaya çıkan şişmanlık, beden üzerinde doğrudan stres yaratır. Psikolojik olarak sıkıntı verir ve enerji düzeyini düşürerek bireyin kendisine saygısını azaltır. Aşırı kilo, enerji düşüklüğü nedeniyle bireyin günlük sıkıntılarla başa çıkma yeteneğini de azaltır.

7. Toplumsal Destek*

Toplumsal destek terimi, bireyin başka bireylerle veya gruplarla varolan iletişimini anlatır. Birçok araştırma göstermiştir ki; yalnız yaşayan ya da diğer insanlar veya kümeler tarafından benimsenmeyen kişiler, stresle ilgili süregelen hastalıklara karşı daha duyarlıdırlar. Toplumsal yalıtılmışlık bir erken ölüm nedenidir. Stresle başa çıkmada güvenilen, sevilen, açık iletişim kurulabilen insanların desteği, bireyleri rahatlatarak, stresin olumsuz etkilerinin azaltılmasında büyük yardım sağlamaktadır.

8. Sosyal, Kültürel, Sportif Etkinliklere Katılma*

Stresle başa çıkmada önemli bir konu da, stres içindeki bireylerin iş dışındaki boş zamanlarını geçirme ve bu zamanlarda gösterdikleri etkinliklerdir. Boş zamanı değerlendirme, bireyin özbenliğine uygun ve yapmaktan zevk aldığı toplumsal, kültürel ve sportif etkinliklere katılarak, kişinin günlük yaşamının sıkıcılığından kurtulması ve insanlarla etkileşerek toplumsal bir kişilik kazanması olarak açıklanmaktadır . Sinema, tiyatro, opera , sergiler, spor karşılaşmaları gibi etkinliklere katılmak ve izlemek, izleyicide bazı duyguları uyandırmak ve harcatmak yolu ile bireyleri daha rahat ve psikolojik yönden sağlıklı kılar. Ayrıca hobilerle uğraşmak, bireylere boş zamanda değişik bir işle uğraşmak, zevk almayı ve gevşemeyi yaşamak, başarmak ve kendini anlatmak gibi çok önemli yararlar sağlar.

9. Masaj*

Masaj, stres tepkisinin yavaşlatılması ve önlenmesinde birçok açılardan yarar sağlar. Masaj, kasların gevşemesine yardım eder ve masaj sırasında bütün vücuda kaygıyı azaltan, düşünmekten çok hissetmeye olanak tanıyan tatlı bir rahatlama duygusu yayılır. Böylece bilinçli yapılan bir masaj, bireyi stresin kargaşasından uzaklaştırarak, sağlıklı bir dinlenme olanağı sağlar.

10. Dua ve İbadet*

Yüzyıllardır dua, gerilimle başetmek için kullanılmıştır. Dua sırasında tekrarlanan ayetler, meditasyonda olduğu gibi odaklaşmayı sağlayarak, bireyin gevşemesini sağlayabilir.Dua etmek bireyin ümit ve iyimserliğini de yükseltebilir .

11. Zaman Yönetimi*

Zaman yönetiminin amacı, zamanı gereksinim ve istekleri karşılayabilecek biçimde kontrol altında tutabilmektir. Zaman yönetiminde , amaç saptamak, amaca ulaşmak için planlama yapmak, planı uygulamaya hemen başlamak , bitiş zamanını saptamak ve son olarak amaca ulaşana kadar çalışmaya devam etmek gerekir. Zaman baskısının yarattığı stresle başa çıkmada zamanı iyi yönetmek en uygun yoldur

*(Pehlivan, 1998, s.25)

12. Stres Planı

Kişinin üç dört hafta boyunca başından geçen olayları ayrıntılı bir şekilde kaydedip, bunlardan hangilerinin onu hüsrana uğrattığı, duygularını ve davranışlarını alt üst ettiği ve rahatsız ettiğinin araştırılmasıdır. Bundan sonra kişi bu olaylarla ilgili olarak bir planlama yapabilir. Bu olayları ortaya çıkaracak stres kaynakları araştırılır ve öğrenilir. Böylece kişi bu olaylara karşı davranışlarını yeniden programlayacaktır. Bu ise, stresin azaltılması ya da ortadan kaldırılması demektir. (Artan, 1985, 147)

13. Hayal Kurma

Görüntülü hayal kurma iyileşmek için çok etkili bir yöntemdir. (Rowshan,1998, s:59)

14. Olaylara Bakış Açısı

Olaylara bakış açısını olumlu yönde değiştirmek, duruma olan reaksiyonu da değiştirir. (Rowshan,1998, s:71)

15. Mizah, Komiklik ve Gülmek

Mizahın kan basıncını düşürüp endorfin hormonunun açığa çıkmasını sağladığını belirtiliyor. Endorfinler beyine etki ederek kişinin kendisini mutlu hissetmesini sağlıyor. Gülmek ayrıca, dolaşımı düzenliyor, kalbi, sinir ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca direk olarak bir kişiye gülmüyorsanız kimseye bir zarar vermiyor. (Rowshan,1998, s:78)

Klarreich, stresle etkili bir şekilde başedebilmek için kullanılabilecek 5 adımı şöyle özetlemiştir:

Stop! Durun’ : Strese girdiğiniz an, yaptığınız her işi bırakın.

Gevşeyin : Zihniniz dağınık ve dalgın olmamalıdır.

Düşünün : Strese neden olan mantıksız fikirleri belirleyin.

Karşı- düşünün:Bu mantıksız fikirlere karşı çıkın. Onları yerine daha gerçekçi şeyler düşünün.

Riske girin : Eski davranış alışkanlıklarınızı kırın. Yeni bir şeyler deneyin.

(Şimşek ve diğerleri, 2001, s:232)

Psikiyatrist Dr. Osman Abalı ise, stresi azaltma yollarını şöyle açıklamıştır:

” .Kendinize dinlenmek için zaman ayırın,

     .Temiz havada yürüyün,

     .Sevdiğiniz bir arkadaşınızla sohbet edin, sevdiğiniz müziği dinleyin,

     .Hayatınızda iyi iden şeyleri gözünüzün önüne getirin,

     .Fiziksel aktivitede bulunurken kaslarınızı gevşetin,

     .Gerekli miktarda uyumayı ihmal etmeyin,

     .İşinizdeki konuları eve taşımayın,

     .Yapamayacağınız şeyler için söz vermeyin,

     .Eve geldiğinizde bir duş alıp rahatlayın,

     .Bir arkadaşınızla oturup birf incan kahve için ancak aşırı miktarda çay, kahve içmeyin,

     .Bir kişi hakkında karar verirken iyi yönlerini düşünün,

     .Güler yüzle davranmayı unutmayın,

     .Karamsarlık yerine olaylara olumlu bakmayı öğrenin ve bazı şeyleri zamana bırakın,

     .Kendinize ve başkalarına karşı suçlayıcı ve yargılayıcı olmayın,

     .Hayatın günlük akışında sizi rahatlatacak bir şeyler okumayı unutmayın,

     .Sinirlenmenin ve telaşlanmanın hiçbir yeşi halletmeyeceğini unutmayın,

     .Gerektiğinde başkalarından yardım almayı unutmayın.”( http://www.e-bio.org/szf.htm)

C. STRESLE BAŞETMEDE ETKİLİ BİR YÖNTEM:

“KENDİ KENDİNE OLUMLU DİYALOG”

1. Stres yaratan bir problemle karşı karşıya olduğumuzda, problemin çözümüne geçmeden önce, kendimizi cesaretlendirelim;

“Dünyanın sonu değil ya!” “Her inişin bir çıkışı vardır.” gibi cümleler buna yardımcı olabilir.

2. Problem çözümünde izleyeceğimiz yol;

a. Problemi saptama,

b. Seçenekleri gözden geçirme,

c. Bir çözüm yöntemini seçme,

d. Eyleme geçme,

e. Sonuçları değerlendirme.

Problemin çözümüne geçmeden, bazı sorulara yanıt aramak çözümde yardımcı olabilir. Kesin yanıtlarını, “problem saptama” aşamasında vermemizde yarar olan bazı soruları da kapsayan bir ön değerlendirme yapalım. Aşağıdaki sorular üzerinde düşünelim;

Bu konuda, beni özellikle rahatsız eden ne?

Bu neden bir problem?

Ben bu probleme kendim, nasıl bir katkıda bulundum?

Diğer kişiler nasıl bir katkıda bulundular?

Problem daha büyümeden, yapabileceğim bir şey var mı?

Başa çıkabilmek için nasıl bir plan geliştirebilirim?

Olabilecek en kötü şey nedir? Gerçekten o kadar kötü olabilir mi?

a. Problemi Saptama

Problemin ne olduğunu açıkça ortaya koyalım, belirginleştirelim. Problemi küçük parçalara ayırmak işe yarayabilir. Bunun için şu sorulara yanıt bulmaya çalışalım;

Bu durum neden bir problem oldu?

Bu, yalnızca benim açımdan mı problem, yoksa başkaları da bunu böyle mi görüyor?

Benim bir katkım var mı?

Katkısı olabilecek başka şeyler ya da kişiler var mı?

Nasıl bir sonuç elde etmek istiyorum?

Problem ideal bir şekilde çözülebilse, neler olmasını isterdim?

Karşımdaki(leri)nin güvence vermesi, ideal çözüm mü?

Karşımdaki(leri)nin tavrındaki değişme benim stresimi hafifletecek tek şey mi?

b. Seçenekleri Gözden Geçirme

Çözüm için olabildiğince çok seçenek bulalım, komik ve saçma bile olsa tüm seçenekleri önümüze serip, gözden geçirelim. Liste yapmak yararlı olabilir; listenin içine sadece yapacaklarımızı değil, aklımıza gelen herşeyi yazalım. Böylece yaratıcılığımızı, klişeleşmiş tepki örüntülerinden kurtarabiliriz.

Herkesin listesinde bulunması gereken ve değişmeyen iki seçenek;

stresli durum ya da durumlardan kaçmak ya da yok saymak,

asıl problemi bir yana bırakarak, problemin yaşattığı duygular üzerinde yoğunlaşmak.

Bu iki seçeneğin hiçbirini seçmeyebiliriz. Ama, stresi kendi beklentilerimiz, bakış açımız ya da tepkilerimizi değiştirerek azaltabileceğimizi vaya stresin kaynağından uzaklaşmayı seçebileceğimizi unutmayalım. Bunlar normal tepkiler!

c. Bir Çözüm Yöntemini Seçme

Listeyi inceleyip, birbiriyle uzlaşan çözümler aramaya ve seçeneklerin bazılarını birleştirmeye çalışmak ve bir eylem planı çizmek yararlıdır.

d. Eyleme Geçme

Planı uygulamadan önce, bunu nasıl yapacağımızı bilmek çok önemlidir. İsteğimize ulaşmak için ne yapmamız gerektiğini, ne tür kaynaklara gereksinimimiz olabileceğini, zaman sınırımızın ne olduğunu ve sorunumuzla ilgili olarak her ne yapmaya karar vermişsek, bunları gerçekten yapabilmek için daha hangi bilgileri istediğimizi belirleyerek, bunları planımızın içine yerleştirelim.

Bu aşamada kendimizi, güçlendirmek adına, biraz şımartmamızda ne sakınca olabilir?! Planımızı uygulamak adına kendimizi cesaretlendirmemizin yararı olabilir. Vazgeçmek ve yarım bırakmak yerine, stres düzeyimizin yükseldiğini farkettiğimizde, kendimize aşağıdakiler içinden uygun olan birini seçerek söyleyebiliriz. Bunlar dışında, duruma özgü güçlendirici ve sakinleştirici yeni cümleleri kendimiz üretebilir ve kullanabiliriz;

Hemen sonuca gitmek doğru değil.

Eğer kaslarımı biraz gevşetebilirsem, kendimi daha sakin hissedebileceğim.

Çok rahatsızım ama bu, dünyanın sonu değil. Bunu da atlatırım!

Kızmak, işleri daha da berbat edebilir.

Elimden geldiğince sakin olmalıyım.

Onun (onların) beni hiçe saymasına izin vermeyeceğim. Ama kendimi de kaybetmeyeceğim.

e. Sonuçları Değerlendirme

Eylem planında, sonuçların değerlendirileceği zamanı belirlemek çok önemlidir. Uygulamaya çalıştığımız çözüm yollarının, iyi işleyip işlemediğini kontrol etmek iyi olur. O tarihe kadar sorun ortadan kalkmamış olabilir, asla da yok olmayabilir. Ancak, sorun üzerinde çalışmaya başladığımızdan bu yana, yaşadığımız sıkıntıda bir değişme olup olmadığına bakabiliriz. Aşağıdaki sorulara yanıt arayarak, geldiğimiz noktayı değerlendirebiliriz;

Eskiye göre kıyaslandığında, bu sorun şu sıralarda zamanımızın, enerjimizin, dikkatimizin ne kadarını alıyor?

Son zamanlarda durumumuzdan daha mı hoşnutuz?

Gerginliğimiz biraz olsun azaldı mı?

Bu üç sorunun ikisine yanıtımız “evet” ise, yöntemimiz işliyor demektir, devam edebiliriz. Yanıtlarımızın ikisi “hayır” ise; listedeki seçeneklerimize yeniden göz atıp, hala elimizde varolanlardan yenilerini deneyebiliriz. Ya da geriye dönüp, başa çıkmaya çalıştığımız stresin ana kaynağını doğru belirleyip belirlemediğimize bakabiliriz.

3. Yöntemimiz iyi gidiyorsa, kendimizi ödüllendirmeyi hakettik! Aşağıdakilerden uygun olanı ya da kendimiz için belirleyeceğimiz ödül cümlelerini kendimize söylemekten çekinmeyelim;

Bu problemden bir şeyler öğrenebilir, bir dahaki sefere daha iyi sonuçlar alabilirim.

Gerçekten çok öfkeliydim ama duygularımı kontrol altında tutmayı başardım.

Aferin bana!

(http://www.geocities.com/Heartland/Estates/3026/stres.htm)

IV. BÖLÜM

STRESLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALAR

A. STRESLE BAŞA ÇIKMA İLE İLGİLİ YURT DIŞINDA YAPILMIŞ ARAŞTIRMALAR

Bu bölümde yanlızca stresle ilişkili ve önemli olduğu düşünülen birkaç araştırmaya yer verilmiştir:

Canon 1909’da, günümüzde hala geçerliliğini koruyan, stres yapıcılar karşısında, organizmanın gösterdiği dengeleyici tepkileri ele almış, bu tepkileri “savaş veya kaç” deyimiyle belirtmiştir.Burada sözü edilen stres yapıcılar, aşırı sıcak veya soğuk, gürültü, açlık, acı ya da duygusal bir heyecan olabilir. Kişinin bunların zararlı etkisinden kurtulması için, vücudun eloktro kimyasal sistemlerinin harekete geçmesi gerekir. Bu hareketliliğe “savaş ya da kaç tepkisi” denmektedir. (Artan, 1985, s. 30)

Roy Grinker ve John Spiegel adındaki iki Amerikalı psikiyatrist ise, stresin kişilik özellikleri ile olan ilişkisi üzerinde durmuşlardır. Bu konudaki ilk araştırmaları 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa cephesinde çalışan pilotlar üzerinde yaptıkları klinik gözlemlerdir. Bu araştırmaları sırasında stres düzeylerini yüksek buldukları kişilerin, geçmişteki birikimleri ve kişilik özellikleri gibi konuları da gözlemlemişlerdir. Araştırmalarının sonucunda, stresten etkilenen kişilerde ortaya çıkan arazların kişisel özelliklerine göre, herkeste farklı bir biçimde oluştuğu ortaya konulmaktadır. (Artan, 1985, s. 31)

Başa çıkma stratejilerinde cinsiyetler arası farklılaşmaların test edildiği bir çalışmada (Ptacek ve arkadaşları, 1992), bir grup üniversite öğrencisinden ardarda 21 gün boyunca gün içinde kendileri için en stres verici olayı hatırlamaları; olayı nasıl değerlendirdiklerini, hangi başa çıkma stratejilerini kullandıklarını ve bunların etkili olup olmadığına ilişkin algılarını, bu stratejileri hangi sıralada kullandıklarını belirtmeleri istenmiştir. Araştırma sonucunda ortaya çıkan cinsiyet farklılıkları, erkeklerin problem odaklı, kadınların ise, destek arama ve duygusal odaklı stratejilere daha yoğun bir biçimde yöneldiklerini öngören sosyalleşme hipotezi ile tutarlı bulunmuştur. (Akbağ, 2000, s. 54)

Scheir ve Carver (1987)’in yaptıkları araştırmanın sonuçları, iyimser bir yaşam yönelimine sahip bireylerin karşılaştıkları çeşitli durumlarda olumlu sonuçlar elde etmeye yönelik genellenmiş bir beklentiye sahip ol

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

İngilizlerce Stres Sözcüğünün Genel Anlamı , Herhangi Bir Maddenin Dayanama

İngilizlerce stres sözcüğünün genel anlamı , herhangi bir maddenin dayanamayacağı kadar ağır bir baskı altında zorlanmasıdır.20. yüzyılda ,aynı durumun canlılar içinde söz konusu olduğu anlaşılınca bu sözcük tıp diline aktarılmış ve o günden bu yana tıbbın en güncel kavramlarından biri olmuştur.Öyle ki,stres dendiğinde hemen herkesin aklına ,günlük yaşamın aşırı temposu içinde oradan oraya koşuşturan, çok fazla çalışan ve dinlenmeye yeterince zaman ayıramayan insanlarıyla çağımızın yaşam biçimi gelir.Oysa , öneminin yeni yeni kavranmasıyla ve etkisini giderek daha çok hissettirmesine karşılık,stres çağımıza özgü bir oldu değildir.Bundan önceki çağlar da insanlar yoksulluktan , hastalıktan,uzun iş saatlerinde ve ağır çalışma koşullarından bunalıyorlardı.

Tıpta,vücudun doğal dengesini bozan her çeşit dış yada iç etken stres olarak tanımlanır.Fiziksel,kimyasal ve duygusal kökenli bu etkenler arasında ilk akla gelenler hastalık,yaralanma,uykusuzluk,ilaç bağımlılığı,sınav heyecanı,işsizlik,çok fazla çalışmak,kentlerin gürültüsü,arkadaşlar yada bireyler arasındaki tartışma ve kırgınlıklar,sevilen birinin hastalığı yada ölümü.

Vücut,uyum sağlamakta güçlük çektiği bu etkenlerle başa çıkabilmek için özel savunma tepkileri gelişir.Kalp atımlarının ve solunumun hızlanması ,kan akımının karın boşluğundaki organlardan kaslara doğru yönelmesine bağlı olarak gergin olduğumuz zamanlar yaşadığımız “pır pır etme” duyusu ve kasların gerilerek harekete hazırlanması,bu tepkilerin en bilinen örnekleridir. Sürekli stres altında yaşamak çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir yada en azından bu sorunların ortaya çıkmasını kolaylaştırır.Nedeni strese bağlanan hastalıklar ve sağlık sorunları arasında en bilinenleri kalp hastalıkları,yüksek kan basıncı,ülser,bağırsak,spazmı ve sindirim bozuklukları ,uykusuzluk,astım ve alerjilerin şiddetlenmesi,cinsel sorunlar,fiziksel çökkünlük ve bitkinlik ile çeşitli ruh hastalıklarıdır.

Uzmanlar stresi incelerken çoğu zaman neden ile sonucu birbirinden ayırtmakta güçlük çekerler.Üstelik her insanın strese dayanma gücü ve tepkileri aynı değildir.Bazıları en ağır baskılar altında bile soğukkanlılığını korur ve hiç yakınmazken,bazıları en küçük bir sorunda paniğe kapılabilir.

Çağdaş dünyada stresten tümüyle kaçınmak hemen hemen olanaksızdır.Ama insan günlük yaşamının akışı içinde sağlığını tehlikeye atan stresleri en aza indirgemeyi öğrenebilir.Eğer stres sürekli olarak sorun olmaya başlarlarsa yapılacak en iyi şey dinlenmeye ve gevşemeye daha çok zaman ayırmak ,spor yada egzersiz yaparak vücudu dinç tutmak ve aileden biriyle,bir dostla yada bir doktorla konuşarak sorunları bölüşmektir.

STRES KAYNAKLARI

Çalışma hayatı, evlilikte ve kişisel ilişkilerde yaşanan sorunlar, zaman baskısı altında boğulma ve kendisini yetersiz bulmanın stres yaratacak “iç çatışmalara” neden olduğunu belirten Doktorlar, hayal kırıklığı, beklentiler, trafik ve gürültünün de stres kaynağı oluşturduğuna işaret edildi..

STRES ATMA YÖNTEMLERİ

Dr. Özbek, stresi atmanın en güzel yolunun, “saatte 6 kilometre hızla yürümek” olduğunu bildirerek, “Beyin, yürüyüş sırasında endorfin salgısını üreterek, vücudu dinlendiriyor” dedi. Bir diğer stres atma yönteminin de “pozitif düşünmeyi öğrenmek” olduğunu bildiren Dr. Güngör Özbek, negatif düşüncenin beyini olumsuz yönde etkileyerek stres yarattığını söyledi.

Dr. Özbek, yoga, meditasyon, hipnoz ve gevşeme gibi tekniklerin de stres atma yöntemleri olduğunu kaydetti. Tabiat şartları ve ekonomik koşulların ağırlaşmasına paralel olarak stresin de arttığına dikkati çeken Özbek, yine Amerika’da yapılan bir araştırmanın, doktora gidenlerde sorunlarının yüzde 90’ının strese bağlı olarak geliştiğini ortaya koyduğunu söyledi.

İŞSTRESİ VE BOŞANMA, ERKEKLER İÇİN ÖLÜDÜRÜCÜ BİR BİLEŞİM

ABD’de yapılan bir araştırmanın bulgularına göre, kronik iş stresi ve boşanma, erkekler için öldürücü bir bileşim olabiliyor.

Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi ve New York-Oswego Devlet Üniversitesi’nden uzmanların 12 bin 366 denek üzerinde 7 yıl yaptığı araştırmada, çalışmanın başında evli olan ve sonunda hala evli kalan erkeklerin boşanmışlara oranla ölüm oranı daha düşük çıktı. Araştırma boyunca, 663’ü kalp hastalıkları olmak üzere 1332 kişi çeşitli nedenlerle öldü. Bunda hem iş stresi hem de boşanmanın etkili olduğunu bulan uzmanlar, boşanmayla sonuçlanmayan devam eden evliliğin iş yaşamında karşılaşılan olumsuzluklara karşı koruyucu etkisi olduğunu düşünüyor. Uzmanlar, iş ve evlilik stresinin aşılmasına yardımcı olacak tavsiyelere kulak verilmesinden yana.

STRES ŞİŞMANLATIYOR

Uzun dönemli stresin şişmanlattığı tesbit edildi.

İsveç’te yapılan bir araştırma, uzun dönemli stresin şişmanlattığını ortaya koydu. Gothenburg kentindeki bir üniversite hastanesinde, orta yaşlı şişman erkekler üzerinde yapılan araştırmaya göre, stres özellikle karın bölgesinde yağlanmaya yol açarak kalp ve şeker hastalıkları riskini artırıyor. Stres altındaki vücudun, şişmanlatan enzimi harekete geçiren bir hormonu aşırı oranda salgıladığı, bu enzimin vücudun diğer bölgelerinden ziyade karın bölgesinde daha kolay toplandığı kaydedildi. Araştırma ekibinin başında bulunan Doktor Thomas Ljung, adrenalini yükselten olumlu stresin vücut için iyi olduğunu, ancak uzun dönemli olumsuz stresin ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini söyledi.

STRES KALP HASTALIKLARININ ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIRYOR.

Florida Üniversitesi uzmanları, stresin kalbe yeterli kan gitmesini engellediğini, bunun da kalp rahatsızlığı olan insanlarda ölüm riskini artırdığını düşünüyor. Daha önceki araştırmalarda, bu durumun kan dolaşımını yavaşlattığı bunun da kalp hastalıklarının şiddetini artırdığı belirlenmişti. Önceki araştırmaların ölüm riski açısından ele alınmamış olduğu kaydedildi.

       

OKSİJEN İHTİYACINI ARTIRIYOR

       

Stresin, tansiyonun yükselmesine ve kalp atışlarının hızlanmasına neden olduğu, bunun da vücudun oksijen ihtiyacını artırdığı kaydedildi. Tansiyon yükselmesi ve kalp atışlarındaki artışın, damarların büzülmesine yol açarak kan dolaşımını engellediği biliniyor.

Araştırmada, depresyon ve sinirliliğin hastaların ölüm riskini artırmadığı da belirlendi.

       İnsanlarda stresi test etmek için daha ucuz yöntemler bulunması gerektiğine değinen uzmanlar, hangi hastanın akıl sağlığından dolayı stres altında olduğunun saptanmasıyla tedavinin de mümkün olabileceğini açıkladı.

       Amerikan Kalp Kuruluşu yayın organında yer alan araştırma raporunda, bu tür hastalarda yaşam şeklinin değiştirilmesiyle strese karşı daha farklı durum sergilemelerinin sağlanabileceği belirtildi.

       

STRESİN KONTROLÜ ŞEKERİ DÜŞÜRÜYOR

Duke Üniversitesi’nde yapılan araştırmalarda, deneklere 5 derste, hastalıkla ilgili 30’ar dakikalık bilgi verildi. Hastalığın yol açtığı göz, böbrek ve sinir hastalıkları ile şeker hastalarının beslenmeleri konusunda bilgilendirilen denekler, adaleleri gevşetici hareketlerin yanı sıra stres önleyen nefes alma tekniği öğrendi. Ayrıca deneklere, stresi azaltan düş kurma tekniği uygulatıldı. Günlük yaşamın yol açtığı stres ve stresin önlenmesi konusunda bilgilendirilen hastalarda, stres önleyici tekniklerinin uygulanmasından bir yıl sonra kandaki glikoz oranının yüzde 1 azaldığı belirlendi.

       Araştırmacılar, stresin şeker hastalarında kandaki glikoz oranını artırdığını ve bunun da göz, böbrek ve sinir sisteminde hasar meydana getirdiğini kaydediyor. Stresin şeker hastalarında enerji hareketini doğuran hormonların salgılanmasına yol açtığı, meydana gelen enerji hareketiyle kana daha fazla glikozun karıştığı biliniyor. Stres ayrıca şeker hastalarında sağlıklı beslenmeyi önlediği gibi hastaların egzersiz yapmalarına da mani oluyor. Stres idare tekniği ile azalan kandaki glikoz oranının önemine değinen uzmanlar, şeker hastalarının kullandığı bazı ilaçlarla da kandaki glikozun aynı oranda azaltılabileceğini belirtti. Stres idare teknikleri ile ilgili bilgiler doktorlardan öğrenilebileceği gibi piyasadaki birçok kitaptan da edinilebilir. Araştırmayla ilgili rapor, Chicago merkezli Amerikan sağlık kuruluşu “American Medical Assocation” yayın organında yer aldı.

KADINLAR STRESLE DAHA RAHAT BAŞA ÇIKIYOR

Almanya’da yapılan bir araştırma, genç kadınların genç erkeklere göre strese karşı daha başarılı olduklarını ortaya koydu. Araştırmacılar, bir grup kolej öğrencisi üzerinde stres sonrası hafıza testi uyguladı. Stres sırasında erkekte kortizol hormonunun yüksek oranda salgılandığını belirten uzmanlar, bunun erkekteki konuşma mekanizmasını etkilediğine ve stres sırasında genç erkeğin, stres içindeki genç kadından daha az kelime üretebildiğini belirledi. Daha önceki araştırmalar ise yaşlı erkeğin strese karşı, yaşlı kadından daha dayanıklı olduğunu ortaya,koymuştu.

        Genç kadının strese karşı dayanıklılığının, yumurtalık tarafından salgılanan başlıca östrojen hormonu, östradiol sayesinde meydana geldiği kaydedildi. Menopoz sırasında adet dönemi durduğu için östrojen salgılanmasının da azaldığı belirtildi. Yaşlı kadının da bu nedenle strese karşı, yaşlı erkekten daha az başarılı olabildiği kaydediliyor.

        Her iki araştırma sonucunun, kadınlık hormonu östradiolun, anti-stres hormonu olarak görev yaptığını gösterdiği belirlendi. Uzmanlar, östrojen hormonu tedavisinin, stres içindeki kadınlarda etkili olabileceğini savunuyor. San Diego’da yapılan “Society of Neurosciences” genel kurulunda açıklanan araştırma raporunun, ilk kez, kadın ve erkeğin strese karşı dayanıklılığını açıkça ortaya koyduğu kaydedildi.

       

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Şarbon Nedir?

Şarbon nedir?

Şarbon Bacillus anthracis isimli bakterinin yol açtığı bir hastalıktır. Şarbon hastalığı Asya, Güney Avrupa, Afrika ve Avustralya gibi dünyanın büyük bir bölümünde yüzyıllar boyu hayvanlarda (sıklıkla sığır, koyun, keçi, deve, antilop ve diğer otçul hayvanlar) görülen bir hastalıktır. Ancak enfekte hayvanlarla veya bunların dokularıyla temas halinde olan insanlarda da görülebilir. Şarbon bakterisi çevre şartlarında “spor” denilen bir biçim alarak yaşamını sürdürebilmektedir. En sık görülen doğal formunda deride siyah renkli yaralar meydana getirir ve orjinal ismini de (Anthrax) buradan almıştır.

Anthrax neden güncel olmuştur?

Bacillus anthracis bakterisi dayanıklı sporlara sahiptir ve uzun yıllar boyunca, dış ortam şartlarından etkilenmeden kalabilir. Bunun yanısıra bakteri, hastalık esnasında güçlü bir toksin üretir. Bu özellikleriyle biyolojik savaş tehdidinde kullanılabileceği varsayılmaktadır ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki gelişmelerle gündeme gelmesiyle halk arasında tedirginlik yaratmıştır.

Kaç tip şarbon vardır? Nasıl bulaşır?

Üç tip şarbon vardır ve herbirinin değişik belirtileri vardır.

1)

Deri şarbonu en sık rastlanan şeklidir. Genellikle derisinde yara ya da kesik olan bir kişiye şarbon sporlarının teması sonucu bulaşır. Temas yerinde önce bir şişlik, su toplanması ve sonrasında siyah kabuklu bir yara oluşur. Deri şarbonu süratle tedavi edildiğinde kolay iyileşir. Doğru tıbbi değerlendirme ve tedavi esastır.

2)

Gastrointestinal (sindirim sistemi) şarbonu hastalıklı hayvan etlerinin yenmesi sonucu meydana gelir. Hastalığın başlangıç belirtileri besin zehirlenmesine benzer ancak karın ağrısı, kan kusma ve ciddi ishalle birlikte hastalık ilerler. Doğru tıbbi değerlendirme ve tedavi esastır.

3)

İnsan şarbonunun en ciddi şekli akciğer şarbonudur. En nadir görülen şarbon şeklidir. Bu tip, havada asılı (süspande) büyük miktarlardaki şarbon sporlarının insan tarafından solunması sonucu meydana gelir. İlk belirtiler soğuk algınlığına benzer, fakat hızlı bir biçimde solunum yetmezliği ve şoka kadar ilerler. Doğru tıbbi değerlendirme ve tedavi esastır.

Başka birisinden bana bulaşabilir mi?

Akciğer şarbonunun insandan insana bulaşıcılığı yoktur. Bu nedenle “başkasından hastalık bana bulaşır mı?” endişesine gerek yoktur. Akciğer şarbonu sadece havadaki şarbon sporlarının solunması sonucu bulaşır.

Bende soğuk algınlığı belirtileri var. Şarbon hastalığı olabilir mi?

Sadece şarbon sporlarına doğrudan maruz kalan kişiler akciğer şarbonu hastalığına yakalanabilir. Eğer kendinizi iyi hissetmiyorsanız, normal zamanlarda yaptığınız gibi bir sağlık kuruluşuna başvurun. Hastaysanız, doktor size en uygun tedaviyi verecektir.

Anthraxa tanı nasıl konur?

Anthrax, kandan, deri lezyonlarından veya solunum sekresyonlarından B.anthracis izolasyonu sonucu veya şüpheli vakaların kanında spesifik antikorların ölçümü ile tanı alır.

Anthraxın semptomları nelerdir?

Hastalığın semptomları hastalığın bulaşma şekliyle değişmektedir, ancak semptomlar genellikle 7 gün içinde ortaya çıkar.

Cilt Enfeksiyonu: Çogunlukla (yaklaşık %95) Anthrax infeksiyonları, infekte hayvanların kontamine yün, post, deri veya kıl ürünleri (özellikle keçi kılı) gibi ürünlerinin işlenmesi sırasında derideki kesik veya sıyrıktan bakterinin girmesi ile oluşur. Deri infeksiyonları böcek ısırığına benzer kaşıntılı bir şişlik şeklinde başlar, 1-2 gün içinde vezikül haline döner, daha sonra ağrısız ülser şeklini alır. Ülser genellikle 1-3 cm çapındadır ve karakteristik olarak merkezinde siyah nekrotik (ölü) bir alan vardır. Yakın bölgedeki lenf bezleri şişebilir. Tedavi edilmeyen cilt enfeksiyonunda vakaların %20’si ölümle sonuçlanır. Uygun antimikrobiyal tedavi ile ölüm nadirdir.

Solunum Yolu Enfeksiyonu: Başlangıç semptomları bir soğuk algınlığını taklit edebilir. Birkaç gün sonrasında semptomlar ağır solunum sorunları ve şoka kadar ilerleyebilir. Çoğunlukla ölümcüldür.

Sindirim Sistemi Enfeksiyonu: Anthraxın sindirim sistemi hastalığı kontamine et tüketilmesini takiben görülür ve sindirim kanalının akut inflamasyonu ile karakterizedir. Başlangıç belirtileri bulantı, iştah kaybı, kusma, ateş ve takiben karın ağrısı, kan kusma, ağır ishaldir. Sindirim sistemi Anthrax vakalarında ölüm oranı %25-60 arasındadır.

Tedavisi var mıdır?

Şarbon antibiyotik tedavisine iyi cevap verebilen bir hastalıktır. Etkili olabilmesi için tedaviye erken başlanması gereklidir. Tedavisiz bırakılırsa hastalık ölümcül olabilir. Antibiyotik doktor reçetesi ile tıbbi önerilere uygun bir biçimde alınmalıdır. Fakat bir Sağlık Kuruluşuna müracaat etmeden hiçbir şekilde korunmak ya da tedavi olmak için antibiyotik ya da başka bir ilaç alınmamalıdır.

Test yaptırmak için hastaneye gitmeli miyim?

Herhangi uzman ya da pratisyen doktor enfeksiyon hastalığı tanısı koymak ve gerekli testleri yaptırabilmek üzere eğitilmiştir. Şayet gerekliyse, ilgili testler size yapılacaktır.

Şarbon hastalığına yakalandığımı düşünüyorum. Hemen antibiyotik almalı mıyım?

Sağlık kuruluşuna ya da doktora müracaat etmeden antibiyotik alınmamalıdır. Antibiyotikler güçlü ve etkin ialçlardır, fakat özel bir hastalık oluşturan bakteriye karşı etkili olmak üzere tasarlanmışlardır. Doğru antibiyotik alınmadığı takdirde hastalığınızı tedavi etmek için uygun olmayabilir.

Aşısı var mıdır? İçeriği nedir?

Anthrax aşısı dünyaya BioPort Şirketi (Lansing, Michigan) tarafından üretilip dağıtılmaktadır. Aşı; hücre içermeyen filtrat aşısıdır; bu hazırlanmasında ölü veya canlı bakteri içermediği anlamına gelmektedir. Son ürün adjuvan olarak 2.4 mg’dan fazla aluminyum hidroksit içermemektedir. Hayvanlar için hazırlanmış aşılar insanlara uygulanmamalıdır.

Anthrax aşısının yan etkileri var mıdır?

Hafif lokal reaksiyonlar %30 gözlenebilir, injeksiyon sahasında hafif duyarlılık ve kızarıklığı içerir. Ağır lokal reaksiyonlar nadirdir, lokal reaksiyona ek olarak ön kolun yaygın şişkinliğini içerir. Sistemik reaksiyonlar aşılananların %0.2’sinde gözlenir.

Anthrax aşılaması için protokol nedir?

İmmünizasyon 2 hafta aralarla yapılan 3 doz derialtı uygulamayı ve takibeden 6,12 ve 18. aylardaki derialtı injeksiyonunu içerir. Aşının ek (booster) injeksiyonları daha ileride gerekmektedir.

Kimler Anthraxa karşı aşılanmalıdır?

Aşağıdaki grupların aşılanması önerilmektedir:

Laboratuvarda organizmayla direkt olarak çalışanlar.İthal edilmiş hayvan postu veya kürkü kaynaklı Anthrax sporları ile temasın engellenemediği koşullarda çalışanlar.

Hastalığın yüksek sıklıkta gözlendiği bölgelerde potansiyel olarak infekte hayvan ürünleriyle çalışanlar.

Organizmayla temas riskinin yüksek olduğu alanlara gönderilen askeri personel (biyolojik savaş silahı olarak kullanıldığında).

Hamile bayanlar sadece, gerçekten gerekli olduğu durumlarda aşılanmalıdır.

Enfeksiyondan korunmanın bir yolu var mı?

Anthraxın sık olduğu ve hayvan sürülerinin aşılanma seviyelerinin düşük olduğu ülkelerde çiftlik hayvanları ve hayvan ürünleriyle temastan kaçınılmalıdır; uygun kesilmemiş ve pişirilmemiş etlerin yenmesinden sakınılmalıdır.

İnsanlarda kullanımı için ABD’de bir aşı lisans almıştır. Fakat toplumun rutin aşılamasında kullanılabilecek Anthrax aşısı geliştirilememiştrir. Mevcut aşı yalnızca endemik bölgelere göreve giden askerlere ve gerektiğinde gümrük görevlilerine uygulanmaktadır. Aşının Anthraxa karşı %93 oranında etkin koruma sağladığı rapor edilmiştir.

Anthrax ne sıklıktadır ve kimlerde görülebilir?

İnsanlardaki hastalık en sık olarak, hayvanların hastalıktan etkilendiği tarımsal bölgelerde gözlenir. Güney ve Orta Amerika, Güney ve Doğu Avrupa, Asya, Afrika, Karayipler ve Ortadoğu gözlendiği bölgeler arasındadır. Normal şartlar altında yalnızca infekte hayvanlar veya ürünleriyle temas halinde olan insanlarda hastalık ortaya çıkabilir. Bu özelliğiyle Anthrax daha çok kırsal kesimde veya tarım sektöründe bir meslek hastalığı olarak karşımıza çıkabilir. Ayrıca hastalığın hayvanlarda kontrol altında tutulamadığı ülkelerden gelen hayvansal ürünler aracılığı ile de (yün, kıl, post v.b.) enfeksiyon görülebilir (endüstriyel Anthrax).

ŞARBON VEYA DİĞER BİYOLOJİK AJAN TEHDİDİNDE NASIL DAVRANILMALIDIR?

Boş veya toz maddeler içeren zarflar çeşitli kuruluşlara gönderilebilir. Bu öneriler böyle vakalarda yapılması gerekenleri içermektedir.

Panik yapmamak!

Anthrax (Şarbon) organizmaları, deri, sindirim sistemi veya akciğerleri tutabilir. Hastalağın bulaşması için organizmanın zedelenmiş deriden geçmesi, yutulması veya aerosolize duman şeklinde solunması gereklidir. Hastalık Anthrax sporları ile temas sonrası uygun antibiyotiklerle erken tedavi ile önlenebilir. Anthrax kişiden kişiye geçişle yayılmaz.

Gizli bir ajan olarak Anthraxın etkili olabilmesi için çok küçük partiküller halinde aerosolize olması gereklidir. Bunun yapılması zordur ve büyük bir teknik beceri ve özel ekipmanları gerektirir. Eğer bu partiküller solunursa, hayatı tehdit eden akciğer infeksiyonu gerçekleşebilir, fakat acil tanı ve tedavi etkilidir.

Şüpheli AÇILMAMIŞ zarf veya “Anthrax”gibi bir saldırı mesajı içeren paket:

Şüpheli zarf veya paketi sallamayın veya içeriğini boşaltmayın.

Zarf veya paketi plastik bir torbaya koyun, içeriğinin kırılmasını önleyin.

Zarfı yerinde bırakın; sonrasında odayı terkedin, kapısını kapayın veya bölgeye diğer insanların girişini önleyin.

Elinizi sabun ve suyla yıkayın ve tozun yüzüne bulaşmasını engelleyin.

Sonrasında;

Evdeyseniz, vakayı emniyet yetkililerine bildirin.

İşteyseniz, vakayı emniyet yetkililerine ve binanınızın güvenlik birimine veya uygun amirinize bildirin.

Şüpheli mektup veya paketin farkedildiği anda odada veya bölgede bulunanların listesini çıkarın. Listeyi hem bölgesel sağlık yetkililerine hem de güvenlik güçlerine ilerideki inceleme ve bilgilendirme için bildirin.

Toz içeren zarf ve toz dış yüzeye saçıldıysa:

Tozu temizlemeye çalışmayın. Saçılmış içeriklerin üzerini kıyafet, kağıt, çöp kabı gibi bir şeyle kapayın ve kabı kaldırmayın.

Sonrasında odayı terkedin, kapısını kapayın veya bölgeyi diğer insanların girişine kapayın.

Elinizi sabun ve suyla yıkayın ve tozun yüzünüze bulaşmasını engelleyin.

Sonrasında;

Evdeyseniz, vakayı emniyet yetkililerine bildirin.

İşteyseniz, vakayı emniyet yetkililerine ve binanınızın güvenlik birimine veya uygun amirinize bildirin.

Ağır kontamine olmuş kıyafetlerinizi mümkün olduğu kadar kısa sürede çıkarın ve bir torbaya veya kapatılması mümkün bir kaba koyun. Bu kıyafet torbası doğru muamele edilemesi için acil müdahale ekiplerine/emniyet görevlilerine verilmelidir.

Mümkün olduğu kadar kısa sürede sabun ve suyla duş alın. Derinize çamaşır suyu veya diğer dezenfektanları uygulamayın.

Mümkünse, odada veya çevredeki kişilerin, özellikle de tozla teması olan kişilerin listesini çıkarın. Listeyi hem bölgesel sağlık yetkililerine uygun tıbbi bakımın yapılmasının sağlanması için hem de güvenlik güçlerine, ileri bilgilendirme ve inceleme için verin.

Aerosolizasyon ile odanın kontaminasyonu şüphesi:

Örneğin havalandırma sisteminin kontaminasyonu uyarısı veya genel alana biyolojik ajan salındığı uyarısı halinde;

Bölgesel fanları veya sahadaki havalandırma ünitelerini kapayın.

Sahayı hemen terkedin.

Sonrasında odayı terkedin, kapısını kapayın veya bölgeyi diğer insanların girişine kapayın.

Sonrasında;

Evdeyseniz, vakayı emniyet yetkililerine bildirin.

İşteyseniz, vakayı emniyet yetkililerine ve binanınızın güvenlik birimine veya uygun amirinize bildirin.

Eğer mümkünse binadaki havalandırma sistemini kapatın.

Mümkünse odada veya bölgede bulunanların listesini çıkarın. Listeyi hem bölgesel sağlık yetkililerine uygun tıbbi bakımın yapılmasının sağlanması için hem de güvenlik güçlerine ileri inceleme ve bilgilendirme için bildirin.

Şüpheli paket veya mektupların tanınması:

Şüpheli paket veya mektupların bazı özellikleri şunlar olabilir.

Aşırı sayıda mektup.

El yazısı veya silikçe yazılmış adres.

Yanlış başlıklar.

Başlık var ama isim yok.

Genel kelimelerin hatalı yazılışları.

Gönderen adresinin olmaması.

Aşırı ağırlık.

Orantısız veya gayri muntazam zarf.

Çıkıntı yapan kablolar veya aluminyum folyo.

Paket bantı veya ip gibi aşırı güvenlik malzemesi ile sarılmış olması.

Görsel şaşırtıcılar.

Tıklayan ses.

Gizli veya kişisel gibi uyarı notları.

Gönderenin adresindeki il ile uyumlu olmayan posta damgası.

Yağlı boyalar, renk değişimleri veya koku.

Kaynak : Sağlık Bakanlığı & Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

İiööçssarbon, Anthracis Basili Tarafindan Yol Açilan Sarbon Bakteriyel (zoo

iiÖÖçsSarbon, Anthracis basili tarafindan yol açilan Sarbon bakteriyel (zoonotic) bir hastaliktir. Sarbon, keçi, koyun, sigir, at ve geyik de dahil olmak üzere evcil ve vahsi hayvanlarda görülür.

Hastaligin deri üstünde görülen sekli hastalikli hayvanlarin tüy, yün, deri, et, kan veya diski ile temas kurulmasiyla veya kemik gübresi veya yemi gibi islenmis ürünlerden bulasabilir. Enfeksiyon, derideki siyrik ve çiziklerden, yaralardan, sporlarin solunmasiyla, yetersiz pisirilmis hastalikli et veya yemekle veya sineklerden bulasir. Sporlar çok dayaniklidir ve yillarca toprakta ve suda canli kalabilirler. Degisken dönemlerde günes isigina dirençlidirler.

Sarbonun Belirtileri ve Etkileri Nedir?

1-7 günlük bir kuluçka döneminden sonra, sarbonun göstergeleri derece derecedir.

Olasi belirtiler söyledir;Ates, keyifsizlik, halsizlik, öksürük veya siddetli, soluk alma rahatsizligi ile takip edilen hafif gögüs rahatsizligi. Bu hafif belirtiler çok çabukça solunum rahatsizligina ve 2-4 gün içinde nefes alma zorlugu ve bitkinlik de dahil olmak üzere bir dizi daha siddetli belirtilerle takip edilen travmaya dönüsebilir. Ölüm genellikle solunum güçlügünün baslamasindan sonra 24 saat içinde gerçeklesir.

Sarbonun Klinik bulgulari nelerdir?

Sarbon deri cigerler ve sindirim sisteminin akut bakteriyel bir enfeksiyonudur. Enfeksiyon, en çok deri araciligi ile bulasir. Hastaligin deri veya ciltte görülen sekli, en çok enfeksiyonlu canli hayvanlarla veya hastalikli hayvansal ürünlerle çalisan insanlarin ellerinde veya kollarinin ön taraflarinda görülür ve bu durum insanlarda görülen sarbon vakalarinin %95′ini olusturur. Öncelikle derinin kabarmasi ile belirir ve daha sonra enfeksiyonun oldugu yerler sivi dolu kabarciklara dönüsür. Dokunun üzerinde olusan yara kabugu kömür kadar siyah olabilir, bu yüzden hastaliga kömürün Yunancasi olan Anthrax denmektedir. Tedavi ile hastaligin deride görülen sekline yakalanan insanlar arasinda ölüm vakalarinin orani %1′in altina düsmektedir. Tedavi edilmemis solunum yolu ile bulasan veya bagirsaklarda görülen sarbonda ölüm orani %90′in üzerindedir. Sarbonun solunum yoluyla bulasmis sekli sporlarin (üreme organlari) solunmasi ile bulasir ve daha çok hastalikli hayvan derisi, yünü ve kürkünün islenmesi ile ugrasan isçilerde görülür. Dogal sartlar altinda, sarbonun solunum yoluyla bulasan sekline son derece nadiren rastlanir ve ABD’de 20. yüzyilda sadece 18 vaka rapor edilmistir.

Sarbon Hastaliginin Tedavisi nasildir ?

Maymunlarla yapilan testler, virüse maruz kalindiktan bir gün sonra baslayan antibiyotik tedavisinin, özellikle aktif asilama ile birlestiginde ölüme karsi belirgin bir koruma sagladigini gösterdi. Penisilin, doxycycline ve ciproflaxin hastaligin çogu zararlarina karsi etkilidir. Penisilin dogal olarak ortaya çikan sarbon için en iyi ilaçtir. Eger tedavi edilmezse, solunum yoluyla alinan sarbon öldürücüdür.

Yillik takviyelerle 18 ayi askin bir süre etkili olan 6 doz serisinden olusan bir asi bulunmaktadir. Bu asi deri yoluyla bulasan sarbondan koruma amaçli olarak bilinmesinin yani sira solunum yoluyla alinan sporlara karsi da etkili olduguna inanilmaktadir.

Etkili bir arindirma için kirlenmis nesneler 30 dakika veya daha fazla süreyle suda kaynatilabilir ve bilinen antiseptikler kullanilabilir. Klor, sporlari (üreme organlari) ve bitkisel hücreleri yok etmede etkilidir. Unutmayiniz ki, sarbon sporlari (üreme organlari) dayaniklidir. Saatlerce günes isigina dayanabilir ve yillarca toprak ve suda hayatta kalabilir.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

3. Sınıf Sağlıklı Büyüyelim Ünitesi İle İlgili Değerlendirme Testi

3. SINIF SAĞLIKLI BÜYÜYELİM ÜNİTESİ İLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME TESTİ

Esra KURULGAN

45990987

Sınıf Öğretmenliği – 3

DERS ÖDEVİ

Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi

Öğr. Gör. Handan DEVECİ

Eskişehir

Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi

Mayıs – 2002

SAĞLIKLI BÜYÜLELİM ÜNİTESİ

1 – BİLGİ BASAMAĞI

A ) Terimler Bilgisi

AMAÇ : Vücudumuz ile ilgili genel kavramların anlam bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

İskeletin tanımını söyleme – yazma.

Kasın tanımını söyleme – yazma.

Duyu organının tanımını söyleme – yazma.

İç organın tanımını söyleme – yazma.

AMAÇ : Sağlık ile ilgili genel kavramların anlam bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Besinin tanımını söyleme – yazma.

Hayvansal besinin tanımını söyleme – yazma.

Bitkisel besinin tanımını söyleme – yazma.

Madensel besinin tanımını söyleme – yazma.

Dengeli beslenmenin tanımını söyleme – yazma.

B ) Olgular Bilgisi

AMAÇ : Vücudumuzun bölümleri ile ilgili olgular bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Vücudumuz baş, gövde, kollar ve bacaklar olmak üzere 3 ana bölümden oluştuğunu söyleme – yazma.

Başımızın vücudumuzun üstünde bulunduğunu söyleme – yazma.

Gövdenin karın boşluğu ve göğüs boşluğu olmak üzere 2 bölümden oluştuğunu söyleme – yazma.

Kol ve bacakların kısımlarını söyleme – yazma.

Kol ve bacakların görevlerini söyleme – yazma.

AMAÇ : Duyu organlarımızın görevleri ile ilgili olgular bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Gözün görme duyusu organı olduğunu söyleme – yazma.

Kulağın işitme duyusu organı olduğunu söyleme – yazma.

Burnun koku alma duyusu organı olduğunu söyleme – yazma.

Burnun, nefes alıp vermeye yardımcı olduğunu söyleme – yazma.

Dilin tat alma duyusu organı olduğunu söyleme – yazma.

Dilin, konuşmaya ve besinleri yutmaya yardımcı olduğunu söyleme – yazma.

Derinin dokunma duyusu organı olduğunu söyleme – yazma.

Derinin, solunum ve boşaltıma yardımcı olduğunu söyleme – yazma.

AMAÇ : Duyu organlarımızın yerleri ile ilgili olgular bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Gözlerin, başın ön kısmında, göz çukurlarının içinde bulunduğunu söyleme – yazma.

Kulakların, başın iki yanında bulunduğunu söyleme – yazma.

Burnun, yüzün ön kısmında bulunduğunu söyleme – yazma.

Dilin, ağzın içinde bulunduğunu söyleme – yazma.

Derinin, vücudumuzun tamamını sardığını söyleme – yazma.

AMAÇ : İç organların görevleri ile ilgili olgular bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Kalbin, kan dolaşımını sağladığını söyleme – yazma.

Akciğerlerin, solunum yapmamızı sağladığını söyleme – yazma.

Karaciğerin görevinin, vücudumuzun şeker oranını düzenlemek olduğunu söyleme – yazma.

Midenin görevinin, besinlerin sindirimini sağlamak olduğunu söyleme – yazma.

Bağırsakların görevinin, sindirimi sağlamak olduğunu söyleme – yazma.

Böbreklerin görevinin, kanı süzerek kandaki zararlı maddeleri dışarı atmak olduğunu söyleme – yazma.

AMAÇ : İç organların vücudumuzdaki yerleri ile ilgili olgular bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Kalbin, göğüs boşluğunun sol alt tarafında bulunduğunu söyleme – yazma.

Akciğerlerin, göğüs boşluğunun sağında ve solunda olmak üzere 2 tane olduğunu söyleme – yazma.

Karaciğerin, karın boşluğunun sağ tarafında bulunduğunu söyleme – yazma.

Midenin, karın boşluğunun sol tarafında olduğunu söyleme –yazma.

Bağırsakların karın boşluğunda bulunduğunu söyleme – yazma.

Böbreklerin karın boşluğunu arkasında , bel bölgesinde, sağda ve solda birer tane olmak üzere 2 tane olduğunu söyleme – yazma.

C ) Sınıflamalar Bilgisi

AMAÇ : Sağlıklı büyüyelim ünitesinde geçen temel sınıflamalar bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Organları, iç organ ve duyu organı olarak sınıflayabilme.

Karın boşluğumuzdaki organları sınıflayabilme.

Göğüs boşluğumuzdaki organları sınıflayabilme.

D ) İlke ve Genellemeler Bilgisi

AMAÇ : Sağlığımızla ilgili belli başlı ilkeler bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Başarılı ve sağlıklı olabilmek için çalışma, dinlenme ve oyun zamanlarımızı çok iyi planlamamız gerektiğini söyleme – yazma.

Çocukların günde en az 12 saat uyumaları gerektiğini söyleme – yazma.

AMAÇ : Organlarımızla ilgili belli başlı ilkeler bilgisi.

DAVRANIŞLAR :

Beynin kafatası içinde bulunduğunu söyleme – yazma.

En çok sayıda duyu organımızın başımızda bulunduğunu söyleme – yazma.

Gözün görmesini sağlayan enerjinin ışık enerjisi olduğunu söyleme – yazma.

2 ) KAVRAMA BASAMAĞI

B ) Yorumlama :

AMAÇ : Yemekte görgü kurallarına uymanın nedenlerini açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Sofraya oturmadan önce ellerimizi yıkamanın sağlık açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Yemeğe herkesle birlikte başlamanın, bir görgü kuralı olduğunu söyleme – yazma.

Yemek yerken önümüze peçete almamızın, temizlik açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Yemekten sonra ellerimiz yıkamanın ve dişlerimizi fırçalamanın sağlığımız açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Yemeğimizi yavaş yemenin sağlık açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Yemeğimizi çatal, bıçak, kaşık yardımıyla yemenin bir görgü kuralı olduğunu söyleme – yazma.

AMAÇ : Beslenmede sağlık kurallarını kavrayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Her tür besinden yeterince tüketmenin sağlıklı yaşamak ve büyümek için önemli olduğunu söylem – yazma.

Hastalanmamak için besinleri taze ve temiz tüketmemiz gerektiğini söyleme – yazma.

Hemen tüketilmeyen yemekleri temiz ve kapalı kaplara koyup buzdolabında saklamanın sağlık ve temizlik açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Tam olgunlaşmamış besinleri tüketmenin sağlığımızı bozabileceğini söyleme – yazma.

Yemek aralarında şeker, çikolata türü yiyeceklerin tüketilmesinin dengesiz beslenmeye neden olacağını söyleme – yazma.

Açıkta satılan yiyeceklerin tüketilmesinin hastalanmamıza neden olabileceğini söyleme – yazma.

Kızartılmış yiyecekler yerine, haşlama ya da ızgara yiyeceklerin tüketilmesinin sindirim açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Günde üç öğün yemenin sağlıklı beslenmenin ilk şartı olduğunu söyleme – yazma.

Yemekleri ne çok soğuk, ne de çok sıcak tüketmemeliyiz.

AMAÇ : Dinlenmenin gerekliliğini açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Hiç durmadan çalışmanın sağlık açısından zararlı olduğunu söyleme – yazma.

Aşırı yorgunluğun verimi ve başarıyı düşürdüğünü söyleme – yazma.

AMAÇ : Dişlerimizi fırçalarken dikkat etmemiz gereken noktaları sıralayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Dişlerimizi diş etinden, diş ucuna doğru yuvarlak hareketlerle fırçalamamız gerektiğini söyleme – yazma.

Dişlerimizi yemeklerden sonra ve yatmadan önce en az üçer dakika fırçalamamız gerektiğini söyleme – yazma.

Dişlerimizin arka kısmına kadar ulaşabilen uygun diş fırçası kullanmamız gerektiğini söyleme – yazma.

Dişlerimizi düzenli olarak fırçalamayı alışkanlık haline getirmemiz gerektiğini söyleme – yazma.

Fırçalama sırasında, diş etlerimize zarar vermemeye dikkat etmemiz gerektiğini söyleme – yazma..

Fırçalama süresinin üç dakikadan az olmamasına dikkat etmemiz gerektiğini söyleme – yazma.

AMAÇ : Temizlik kurallarını sıralayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Sık sık banyo yapmanın sağlık açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Hastalıktan korunmak için tırnaklarımızı kesmemiz gerektiğini söyleme – yazma.

Tuvalete girmeden önce ve tuvaletten çıktıktan sonra ellerimizi su ve sabunla yıkamanın sağlık açısından önemli olduğunu söyleme – yazma.

Kirliliğe neden olmamak için yerlere tükürmemiz gerektiğini söyleme – yazma.

Tuvaleti kullandıktan sonra temiz bırakmamız gerektiğini söyleme – yazma.

Temiz giysiler giymemiz gerektiğini söyleme – yazma.

Vücudumuz gibi çevremizin de temizliğine dikkat etmemiz gerektiğini söyleme – yazma.

AMAÇ : Açık havanın yararlarını açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Kanımızın temizlenebilmesi için oksijene ihtiyacımız olduğunu söyleme – yazma.

Kemiklerimizin gelişmesi, sağlıklı büyümek için güneş ışınlarından yeterince faydalanmamız gerektiğini söyleme – yazma.

Temiz havanın, kendimizi dinç hissetmemizi sağladığını söyleme – yazma

Güneş ışınlarının çevremizdeki mikropları öldürdüğünü söyleme – yazma.

AMAÇ : Sporun yararlarını açıklayabilme.

DAVRANIŞLAR :

Sağlıklı olabilmek, hastalıklardan korunmak için düzenli ve bilinçli spor yapmamız gerektiğini söyleme – yazma.

Sporun gelişmiş kas ve kemik yapısı ve iyi duruş alışkanlıklarını kazandıracağını söyleme – yazma.

Spor yapan insanların daha sağlam vücuda sahip olduklarını söyleme – yazma.

Sporun günlük işleri ve yaşayışı en verimli şekilde yürütebilecek kuvvet, elastikiyet, çabukluk ve dayanıklılık kazandırdığını söyleme –yazma.

Sporun serbest zamanlarını değerlendirme, dinlenme ve ruh sağlığı ile ilgili olumlu alışkanlıklar kazandıracağını söyleme – yazma.

Sporun liderlik, arkadaşlık, kendini kontrol etme, işbirliği yapma, başkalarına ve kurallara saygı gibi beceri ve tutumları geliştirdiğini söyleme – yazma.

C ) Uygulama

AMAÇ : Vücudumuzdaki belli başlı organların yerlerini organ şeması üzerinde gösterebilme.

DAVRANIŞLAR :

Duyu organların yerlerini şema üzerinde gösterme.

Göğüs boşluğundaki organların yerlerini şema üzerinde gösterme.

Karın boşluğumuzdaki organların yerlerini şema üzerinde gösterme.

AMAÇ : Vücudumuzun kısımlarını şema üzerinde gösterebilme.

DAVRANIŞLAR :

Baş, gövde, kollar ve bacakları şema üzerinde gösterme.

Kolun kısımlarını şema üzerinde gösterebilme.

Bacağın kısımlarını şema üzerinde gösterebilme.

SORULAR

1. Aşağıdakilerden hangisi iskeletin tanımıdır ?

A )Vücudumuzda bulunan, vücudumuzun dik durmasını ve hareket etmemizi sağlayan kemiklerdir.

B ) Bütün hareketlerimizi, konuşmalarımızı yöneten, vücudumuzun yönetim merkezidir.

C ) Kaburga kemiklerimizin oluşturduğu yapıdır.

D ) Başımızda deri altında bulunan sert kısımdır.

2. Aşağıda verilen tanımlardan hangisi doğrudur ?

A ) Su, tuz gibi besinlere bitkisel besin denir.

B ) Yaşamak ve büyümek için yediğimiz veya içtiğimiz maddelere hayvansal besin denir.

C ) Görmemizi, duymamızı, koku almamızı, tat almamızı, dokunmamızı sağlayan organlara duyu organı denir.

D ) İskeletimizi kaplayan ve vücudumuza biçim veren dokulara organ denir.

3. Aşağıdakilerden hangisi madensel besindir ?

A ) Bal B ) Tuz

C ) Et D ) Süt

4. Vücudumuzun kısımları ile ilgili bilgilerden hangisi yanlıştır ?

A) Vücudumuz baş, gövde, kollar, bacaklar olmak üzere 4 kısımdan oluşur.

B ) Başımız vücudumuzun üst bölümünde bulunur.

C ) Kollarımızın omuzlarımızla gövdeye bağlıdır.

D ) Bacaklarımız ayakta durmamızı, yürümemizi ve koşmamızı sağlar.

5. Aşağıdakilerden hangisi duyu organlarımızdan biri değildir ?

A ) Deri B ) Dil

C ) Burun D ) Kaş

6. Aşağıdaki duyu organlarından hangisi başımızda bulunmamaktadır ?

A ) Göz B ) Dil

C ) Beyin D ) Burun

7. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde gözün görevi doğru olarak verilmiştir ?

A ) Görme B ) Tat alma

C ) İşitme D ) Koku alma

8. Aşağıdakilerden hangisi gözün görmesini sağlayan enerjidir ?

A ) Isı B ) Işık

C ) Hareket D ) Elektrik

9. – Solunum ve boşaltıma yardımcı olur.

_ Üzerinde yağ tabakası ve kıllar vardır.

Yukarıda özellikleri verilen duyu organımız aşağıdakilerden hangisidir ?

A ) Burun B ) Dil

C ) Deri D ) Kulak

10. Burnun görevi ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır ?

A ) Koku alma duyusu organıdır.

B ) Solunuma yardımcı olur.

C ) Gözle göremediğimiz bazı maddelerin varlığını burun yardımıyla algılarız.

D ) Konuşmaya yardımcı olur.

11. Aşağıdakilerden hangisi bir iç organ değildir ?

A ) Mide B ) Safra kesesi

C ) Dil D ) Pankreas

12. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde göğüs boşluğumuzdaki organlar bulunmaktadır ?

A ) Akciğerler-karaciğer-bağırsaklar

B ) Kalp-karaciğer-mide

C ) Kalp-karaciğer-akciğerler

D ) Kalp-akciğerler

13. Midenin vücudumuzdaki yeri ile ilgili bilgilerden hangisi doğrudur ?

A ) Karın boşluğumuzun solunda

B ) Karın boşluğumuzun sağında

C ) Karın boşluğumuzun arkasında bel bölgesinde

D ) Göğüs boşluğumuzun sol alt tarafında

14. - Karın boşluğumuzun sağ tarafında yer alır.

Vücudumuzun şeker oranını düzenler.

Sindirime yardımcı olur.

Yukarıda özellikleri verilen organ aşağıdakilerden hangisidir ?

A ) Böbrekler B ) Karaciğer

C ) Mide D ) Bağırsaklar

15. Aşağıdakilerden hangisi akciğerlerin bir özelliği değildir ?

A ) Kanın temizlenmesini sağlar.

B ) Solunum yapmamızı sağlar.

C ) Göğüs boşluğumuzun sağında ve solunda olmak üzere iki tanedir.

D ) Karın boşluğumuzun arkasında sağda ve solda olmak üzere iki tanedir.

16. Aşağıda organlar ve vücuttaki yerleri eşleştirilmiştir. Buna göre hangi seçenek doğrudur?

A ) Göz-gövde B ) Böbrekler-göğüs boşluğu

C ) Bağırsaklar-karın boşluğu D ) Safra kesesi-göğüs boşluğu

17. Vücudumuzla ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır ?

A ) Göğüs boşluğumuz kafatası kemikleriyle korunur.

B ) Gövdemiz; baş, kollar ve bacaklar dışında kalan vücudumuzun en büyük kısmıdır.

C ) En çok sayıda duyu organımız başımızda bulunur.

D ) Beyin kafatası içindedir.

18. Aşağıdakilerden hangisi yemekte uymamız gereken görgü kurullarından biri değildir ?

A ) Yemek yerken önümüze peçete almak.

B ) Sofraya oturmadan önce ellerimizi yıkamak.

C ) Yemeğimizi çatal, bıçak, kaşık yardımıyla yemek.

D ) yemeğimizi hızlı yemek.

19. Aşağıdakilerden hangisi beslenmede sağlık kurallarından biridir ?

A ) Her tür besinden yeterince tüketmeliyiz.

B ) Yemekleri çok sıcak yemeliyiz.

C ) Açıkta satılan yiyecekleri tüketmemeliyiz.

D ) Besinleri taze ve temiz olarak tüketmeliyiz.

20. Aşağıdakilerden hangisi dişlerimizi fırçalarken dikkat etmemiz gereken noktalardan biridir ?

A ) Dişlerimizi diş etinden, diş ucuna doğru yuvarlak hareketlerle fırçalamalıyız.

B ) Dişlerimizi günde bir kez fırçalamalıyız.

C ) Fırçalama süresinin bir dakika olması yeterlidir.

D ) Diş fırçasını bastırarak fırçalamalıyız.

21. Aşağıdakilerden hangisi temizlik kuralıdır ?

A ) Uyumak

B ) Dinlenmek

C ) Tırnaklarımızı kesmek

D ) Spor yapmak

22. Aşağıdakilerden hangisi sporun yararlarından biri değildir ?

A ) Kaslarımız ve kemiklerimiz gelişir

B ) Günlük işlerimizde daha verimli ve başarılı oluruz.

C ) Vücudumuzu zorlarız.

D ) Daha sağlam bir vücuda sahip oluruz.

23. Aşağıdakilerden hangisi sağlıklı yaşamak için yapmamız gerekenlerden biridir ?

A ) Sekiz saatten az uyumak.

B ) Tek tür besinleri tüketmek.

C ) Yazın öğle saatlerinde açık havada dolaşmak.

D )Güneş ışınlarından yeterince yararlanmak.

24.soru yukarıdaki şekle göre cevaplandırılacaktır.

24. Şekilde işaretli olan I, II, III, IV no’ lu duyu organlarımızı isimleri sırasıyla hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir ?

A ) Göz-kulak-dil-burun

B ) Kulak-dil-burun-göz

C ) Göz-dil-burun-kulak

D ) Göz-kulak-burun-dil

25. soru yukarıdaki şekle göre cevaplandırılacaktır.

25. Şekilde işaretli olan I, II, III, IV, V no’ lu kol kısımlarımızın isimleri sırasıyla hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir. ?

A ) Omuz-bilek-dirsek-el-parmak

B ) Omuz-dirsek-bilek-el-parmak

C ) Diz-bilek-ayak-parmak

D ) Omuz-dirsek-diz-el-parmak

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Hepimiz Günlük Yaşantımız İçerisinde Şu Veya Bu Şekilde Uyuşturucu Kelimesi

Hepimiz günlük yaşantımız içerisinde şu veya bu şekilde uyuşturucu kelimesini

duymuşuzdur. Uyuşturucu genel anlamlı bir kelimedir.İçinde bağımlılığa yol açan bir

birçok maddeyi barındırmaktadır.Bunlar arasında sigara,alkol,afyon,morfin,eroin,an-

fetamin,kokain,crack,ritalin,extacy,marihuana,barbitüratlar, tranilizanlar, LSD ( ly- segic acid dithylamid),inhalants(uçucular{tiner,bali},PCP(phancyclidine) sayılabilir.

Bağımlılık,gerçeklerle başa çıkamayan kimselerin çoğunlukla farkına varmadan

kullandığı bir bilinçdışı savunma mekanizmasıdır. Bu, gerçeklerle başa çıkma yerine,

gerçeklerden kaçışı sağlayan bir savunma aracıdır.

* Her çeşit ilaç ve madde alışkanlığı,anne babaların çocukla olan ilişkileri ile ya-

kından ilişkilidir.

- Anne baba desteğinin az olması

- Anne babanın madde kullanımı

- Anne ve babanın gencin alkol kullanımına izin verici,fazla toleranslı bir tutum i-

çinde olması

- Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi yani,çocuklarına ayırdıkları vaktin

uzunluğundan çok bu vakti nasıl değerlendirdikleri önemlidir.

- Tutarsız disiplin ( anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi

ya da farklı zamanlarda ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi

- Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği

- Başarının ödüllendirilmeyişi,suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu ola-

rak kullanılması

- Anne babanın boşanmış olması

- Aile içindeki şiddetli geçimsizlik

- Çocuğun anne veya baba tarafından şiddete maruz kalması

- Anne ya da babanın çocuğa cinsel tacizde bulunması çocukların uyuşturucu ba-

ğımlısı olmasının başlıca nedenleridir.

Gençlerin,her türlü madde alışkanlığı,anne babalarının alkol,tütün,sedatif,uyuş-

turucu ve uyarıcı alma sıklığı ile doğrudan ilgilidir.Hatta ana babalar genellikle çok

kullanmamış olsalar bile,eğer gencin algılamasına göre çok sık kullanıyorlarsa,bu da

genç üzerinde etkilidir.Yani ebeveyninin bu tür madde kullandığı gençler uyuşturu-

cu madde bağımlısı olma konusunda yüksek risk altındadırlar.

Çok aşırı ve yüksek dozda maddelere bağımlı olan gençlerin yetişmesinde genel-

likle olumsuz bir yaklaşım vardır.Öncelikle anne babaları ya çok gevşek disiplinlidir

ya da çocuğa hiç sevgi göstermeyen ilgisiz ebeveynlerdir . Çocuk sevgisiz bir aile

ortamında büyümüştür.

Kendileri ilaç kullananlar oluşturdukları örnek ve disiplin yoksunluğu nedeniyle,

ya ihmalkar ana babalar kendi çocukları üzerinde bir destek oluşturamadıkları i-

çin,ilaç alışkanlığı dahil olmak üzere, çocuklarında çeşitli sorunların meydana gel-

mesine yol açarlar.

İstanbul Üniversitesi’ne giden gençlerden 14 bin kişi üzerinde yapılan araştır-

malarda aile ile ilgili olarak bulunan özellikler,batılı ülkelerde yapılan diğer araş-

tırma sonuçlarına çok benzemektedir.Bu araştırmaya göre uyuşturucu ve alkol a-

lışkanlığı olan çocukların aileleri genellikle ihmal eden,yeterli kontrol,destek,sev-

gi sağlamayan,aksine gevşek disiplinli ana babalardır.Bu ailelerde çoğunlukla baş-

ka sorunlar da vardır.Yapılan çalışmalarda özellikle anne ve babasının disiplin ko-

nusunda kararsız ve çelişkide kalan, anneden ve babadan yeterli sevgi alamayan

gençlerde,madde kullanmanın çok daha belirgin olduğu görülmektedir.

Eğitim sırasında bir işte çalışan,aile sorunları olan öğrenciler esrar, alkol ve

sedatif ilaçları daha yüksek oranlarda denemişlerdir. Anne babası ayrı yaşayan-

larda sedatif ve esrar daha fazla oranda bulunmaktadır.

4. sınıf öğrencilerinin esrar kullanımının bağlı olduğu istatistiksel olarak an-

lamlı değişkenler öğrenim sırasında kiralık oda veya evde yaşama ve çocuklukta-

ki bazı anne baba tutumlarıdır.

Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından yapılan bir araştırmaya göre çocukla-

rı sokaklarda tiner,hap ve uyuşturucu tehdidi altında yaşamaya iten en bü-

yük nedenin aile içindeki sorunlar olduğu ortaya çıkmıştır.

Ailesi geçim sıkıntısı çektiği için, küçük yaşta çalışmak zorunda kalan, eğitim olanaklarından tam olarak yararlanamayan, sokaklarla küçük yaşta tanışan çocuk- ların sorunlarının başında aile içi uyumsuzluk geliyor.

Genelde göç eden ve geçim sıkıntısı içindeki çok çocuk sahibi ailelerinin risk grubundaki çocukları üzerine çalışmalar yürüten Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esir-geme Kurumu, 12-24 yaş grubu arasındaki gençlerle yaptığı çalışmalar sonucunda bu çocukların temel sorunlarını belirledi.

Ankara’da Fatma Üçer Gençlik Danışma Merkezi adındaki merkezde çalışma- larını sürdüren SHÇEK uzmanları tarafından hazırlanan raporda, “gençlerin sorun- larının yoğun biçimde ailelerinden kaynaklandığı tespit edilmiştir” deniliyor.

Kimlik karmaşası

Risk grubundaki gençlerin sorunlarını tespit eden uzmanlar, gençlerin en baş- ta gelen şikayetlerinin “aile içi uyumsuzluk” olduğunu belirtiyorlar. En çok bu şika- yet nedeniyle gençler ailelerinden uzaklaşıyor. Sokaklarda çalışan yüz binlerce ço-cuktan, büyük bölümünün ailelerinin yanında yaşamaya devam ettiğine dikkat çeken uzmanlar, raporda gençlerin merkeze başvuru nedenleri arasında kimlik karmaşası, madde bağımlılığı, karşı cinsle sorun, özgüven eksikliği, öğrenme güçlüğü, intihar girişimi, cinsel taciz, paranoid düşünce, içe dönüklük gibi nedenlerin de olduğunu bildiriyorlar.

İstanbul ve Ankara’daki uyuşturucu tedavi merkezlerinde yapılan bir diğer araştırmada ise birçok ailenin bağımlı çocuklarına uyuşturucu taşıdıkları ortaya

çıkmıştır.

Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı tarafından Bakırköy Akıl Hastanesi Vakfı’na yaptırılan “Uyuşturucu Madde Kullanımının Aile Üstüne Etkisi” konulu araştırmada uyuşturucu bağımlılarının yüzde 62.2’sinin maddeyi evinde kul- landığı ortaya çıktı. Uyuşturucu bağımlısına madde ise çocuğunun başının belaya girmemesini isteyen aileler tarafından temin ediliyor.

Ankara ve İstanbul’da alkol ve uyuşturucu tedavi merkezlerindeki uzman doktorların verdiği bilgilere göre çocuklarının uyuşturucu almasına göz yuman ailelerin sayısının az olmadığı belirtilmiştir.

Kimi ailelerin ilgisizlikten, kimilerinin ise kendi deyimleriyle “çocuklarını faz- la düşündükleri” için uyuşturucu kullanmalarına izin verdiği belirtilen haberde, ço-cuklarına uyuşturucu bulan ailelerle de görüşüldü.Kimliklerini belirtmekten kaçınan ailelerin anlattıklarına göre

İstanbul’da yaşayan ilkokul mezunu A.Ö adındaki anne, oğlunun başı belaya girmesin diye ona uyuşturucu buluyor. 50 yaşındaki A.Ö, 15 yıldır uyuşturucu ba-ğımlısı olup yalnızca iki kez tedavi girişiminde bulunan, gasp, hırsızlık, uyuşturucu madde bulundurma suçlarından cezaevine girip çıkan 32 yaşındaki oğlu U. Ö’ nün çoğu zaman kendisini zorladığını söylüyor. “Öldürecekler beni ne olur sen git” di- yen oğluna madde bulan anne, “Bilmiyorum doğru mu söylüyor. Ana yüreği dayan- mıyor.Söylediği yerlere gidiyorum. Kaç kez içimden yüzlerine tükürmek geldi. A- ma korktum” diyor.

Vedat Bey ise 31 yaşındaki oğluna bir yıldır uyuşturucu taşıyor. Oğlu 19 ya- şındayken, uyuşturucu bağımlısı olduğunu fark etmiş. Vedat Bey , “Engellemeye çalıştım, olmadı. 14 kez hastaneye yattı. Oğlum hayattaki tek varlığım. Her ay yüz milyonluk alıyorum. Ne hissedebilirim. Acı. Benim bundan zevk aldığımı mı sanıyor- sunuz. Çok zor ama ne yapayım?” demektedir.

01.Kasım.1999 tarihinde bir gazetede yayınlanan haberde;

İskoçya’da yedi yaşındaki bir oğlan çocuğu öğretmenine bir miktar eroin tes-lim ederek, “Ne olur bunu alın,çünkü annemi öldürüyor” dedi.Olay,çocukların imdat çığlığı olarak görülüyor.

Britanya, yaygın uyuşturucu kullanımının meydana getirdiği trajedilerin ilko- kullara yansımasıyla sarsılıyor. İskoçya’nın Glasgow kentindeki bir ilkokulda okuyan 11 yaşındaki bir öğrencinin çantasında eroin bulunmasının ardından, Stirling ilkoku-lunda 7 yaşındaki bir öğrencinin öğretmenine bir miktar eroin teslim ederek, “Ne o-lur bunu alın, çünkü annemi öldürüyor” dediği öğrenildi.

Okulu yöneten Stirling Konseyi’nin Sözcüsü Don Monteith, bu olayın okulda bir uyuşturucu sorunu olduğu anlamına gelmediğini söyleyerek, “Biz bunun çocuktan yükselen bir yardım çığlığı olduğuna inanıyoruz. Uyuşturucuyu öğretmenine teslim etmesini son derece doğru bir davranış olarak görüyoruz” dedi. Borestone ilkoku- lunda okuyan öğrencilerin bir bölümü, ciddi boyutlarda eroin sorununun yaşandığı St. Ninians bölgesinden geliyor.

Britanya’nın i bulan ailelerin artık okulların da güvenli olmadığını anlayarak dehşete düştüklerini kaydetti. saygın gazetelerinden Independent’ın bir muhabiri, Stirling’e giderek yedi yaşındaki çocuğun üvey babası Ian Boswell ile konuştu.Uzun zamandır uyuşturucu kullandığını ve bu yüzdende sık sık hapse girip çıktığını sakla- mayan Boswell, oğlanın annesiyle kendisinin uyuşturucu kullandığını bildiğini, ancak oğlunun eroini evde değil yakın çevreden bulduğunu söyledi. Elektrikleri kesik eve kapıyı kırarak giren ve sarma sigara içen kederli üvey baba, oğlunun davranışını, “O daha ufacık bir çocuk. Onunkisi yardım isteyen bir çığlık. Hepsi bu” diye yorumladı. Glasgow ve Stirling’de yaşayan ailelerin, özellikle de genç annelerin şokta olduğunu belirten Independent muhabiri, çocukları için sadece sokakları tehlikeli bulan aile-lerin artık okulların da güvenli olmadığını anlayarak dehşete düştüklerini belirmiş-tir.

Britanyalı eğitimcilerin yaşanan olaylara soğukkanlı yaklaşma çabalarına karşın Farnham’da dört ile sekiz yaş arası çocukların gittiği bir okulda bir oğlanın yanında büyük miktarda esrar bulunması, aileleri yeniden sarstı. Britanya Uyuştu-rucuyla Mücadele Kurumu’nun yöneticilerinden Keith Hellawell, BBC’ye çıkarak,u- yuşturucu kullanan anne babaların çocuklarını tehlikeye attıklarını anlamaları ge- rektiği uyarısını yaptı.

Bir çoğumuzun duymuş olduğu bir yaşamdan bahsetmek istiyorum:

TANIDIK BİR BATAK ÖYKÜSÜ

Eylül kaybettiği mutluluğu uyuşturucu da aradı.Şimdi hapiste hayat ise onu bekliyor.

Adı: Eylül. Soyadı: PadashHooshyar…Türk anne Seba ile İran uyruklu Mu-hammed PadashHooshyar’ın kızları. 1972 yılında mutlu bir ailenin kızı olarak dün-yaya geldi.Türkiye’nin en iyi okullarından Ankara TED Koleji’nde okudu.

Eylül için her şey yolundaydı. Ta ki anne babası ayrılana kadar.Aile içindeki gerilim ister istemez genç kızın iç dünyasına da yansıyordu.Bir gün babası,bavulunu topladı ve Amerika’ya gitti.Orada da evlendi.Eylül’le aralarındaki tek ilişki,ona gön- derdiği dolarla sınırlı kaldı.Annesi ise kendini “sosyal yaşantıya” verdi.Zamanının ço-ğunu Almanya’da arkadaşlarıyla geçiriyordu.

Aile artık dağılmıştı.Eylül liseyi bitirir bitirmez İstanbul’a geldi.Çocukluğun- dan bu yana ideali olan şeyi yapacak ,modacı olacaktı. Yetenekliydi, çizimlerini kime gösterdiyse “çizimlerin çok güzel” denilmişti.

Eylül yeni geldiği İstanbul’da yeni arkadaşlar edindi.Arkadaşları iyiydi de,bir süre sonra Eylül çoğunun uyuşturucu kullandığını fark etti.Zaten çalkantılı bir yaşan- tısı vardı.O da kendi deyimiyle “ Karanlığın İçindeki Mutluluk Işığını ” extacy hapla-rında ve esrarda buldu.Bağımlılığı 2 yıl sürdü.Kozyatağı’ndaki evinde 50 extacy hapı ile yakalandığında da son buldu.

Eylül şimdi 26 yaşında. Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’nde geleceği göz- lüyor.Ve ağzından herkese ibret olacak sözler dökülüyor: “Güzel başlayan ama kötü biten bir çocukluk geçirdim.İstanbul’a geldim.Çevremdeki herkes uyuşturucu kulla- nıyordu.Benim de ağzıma bir parmak bal çaldılar.O bal daha sonra acı bir tat bırak- tı ağzımda.Ama silmek için geç kalmıştım.Artık kararlıyım.Kendimi tedavi edip bu il- letten kurtulacağım” diyen Eylül adlı genç kızın başına gelenler bugünün anne baba- ları için,geleceğin anne babaları için her şey çok geç olmadan alınacak acı ama bir o kadar da öğretici bir derstir.

Sözlerimi Abraham Lincoln’un oğlunun hocasına yazdığı bir mektup ile bitir- mek istiyorum.

Öğrenmesi gerekli!

“Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını.

Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona, ka- zanılan bir doların bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğ-ret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hemen de kazanmaktan neşe duymayı.

Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, ses- siz kahkahaların gizemini öğret ona, bırak erken öğrensin zorbala-rın görünüşte galip olduklarını..

Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona sessiz zamanlar da tanı, gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği … Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.

Kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış oldu- ğunu söylediğinde dahi…

Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert ol- masını öğret ona. Herkes birilerine takılmış bir yöne giderken,kit- leleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma . Tüm insanları din- lemesini öğret ona fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden ge- çirmesini ve sadece iyi olanları almasını da…

Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğ- ret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sade-ce kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini…

Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketini koymamasını öğ- ret. Uluyan bir insan kalabalığına kulakları tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Ona nazik davran, fakat onu kucaklama, çünkü ancak ateş çe- liği saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun,bı- rak cesur olacak kadar sabrı olsun. Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır…”

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Uyuşturucu Hakkında Herşey

UYUŞTURUCU HAKKINDA HERŞEY

Madde kullanımı:

Madde kullanımı deneme şeklinde kullanım, eğlence amacıyla kullanım, keyfi amaçla kullanım, alışkanlık şeklinde kullanım, ve zorunlu kullanım olarak sınıflandırılır.

Eğlence amacıyla kullanım akranlar arasındaki sosyal ilişkiler sırasında kabul görmek amacıyla zaman zaman tütün, alkol yada esrar kullanılmasıdır. Madde kullanımı ile tedirginlik ya da stresin azaldığının öğrenilmesi sonucu tekrarlanan keyfi kullanım süratle fiziksel yada psikolojik bağımlılığa dönüşebilir. Alışkanlık halinde yaşamın büyük bir kısmını maddeler işgal etmiştir. Bu psikolojik ve sosyal bir bağımlılık demektir. Zorunlu kullanımda ise kişi kendini kullanmaktan alıkoyamaz. Bu madde temin etmek için fuhuş ve hırsızlık gibi davranış bozukluklarına bile yol açabilir.

Bağımlılık: Çok genel olarak ifade edecek olursak içme davranışı üzerinde kontrol kaybı, kötüye kullanım ile bağımlılık arasındaki kritik sınırı oluşturmaktadır.

Çekilme veya yoksunluk sendromu : Bir maddenin düzenli bir şekilde kullanımını takiben azaltılması veya bırakılması sonucu oluşan bedensel belirtilerdir.

UYUŞTURUCU TUZAĞI

Uyuşturucuya alıştırma yöntemleri

Uyuşturucu kültürünün sebepleri

Madde kullanımının nedenleri?

Arkadaş çok önemli

Uyuşturucuya Alıştırma Yöntemleri

Unutmayın , eroin bağımlılığının ilk adımı arkadaş kıyağı ile atılır . Eğer arkadaşınız , gerçektende arkadaş değil de bir “ayakçı” ise, birkaç hafta sonu devam eden bu kıyakçılığı ” bombalama” denilen ikinci aşama izler. Bu aşamada bir gün ziyaretinize gelen ayakçı, kıyağını yaptıktan sonra giderken, nasılsa yanındaki yüklüce miktarda eroini almayı unutuverir. Bir eroinmanın malını asla unutmayacağını bilmediğiniz için kuşkulanmazsınız. Birkaç gün gelip almasını beklersiniz. Gelmez. Bir gün, “yahu şundan bir kere çeksek ne olur sanki?” dersiniz. Sonra bunun gerisi gelir. Mal bittiğinde bombalanmışınız demektir. Artık bir eroin bağımlısı olarak, her yerde kıyakçınızı, daha doğrusu ayakçınızı arar ve kolaylıkla bulursunuz Özellikle genç yaştaki insanlar arasında, guruptan bir yada birkaç kişinin uyuşturucu kullanması, diğerlerinin de en azından bir kez denemesi için yeterli bir neden.

Gençler , birbirlerine sigara ikram eder gibi yada hastalığını iyileştirmek amacıyla ilaç verir gibi uyuşturucu sağlayabiliyorlar. Gençler, arasındaki sohbetin dışında kalmasını istemedikleri arkadaşlarını da kendileri gibi uyuşturucu kullanmaya zorlayabilirler. Kullanmaya itiraz eden arkadaşlarını dışlıyor yada “arabesk” türü tanımlamalarla , kendilerince aşağılama yolu seçiyorlar. Okul önleri de artık satıcılar için vazgeçilmez mekanlardan. İstanbul’da bulunan pek çok okulun kapısında , özellikle çıkış saatlerinde uyuşturucu satıcılarına rastlanıyor. Okul yönetimi nemi yapıyor? Hayır onların okulunda uyuşturucu kullanan öğrenci yok ki. Neden böyle bir konuyu düşünsünler? Esrar bağımlıları , kullandıkları malın içine eroin karıştırılarak bu uyuşturucuya da alıştırılabilirler. Eroin krizleriyle birlikte

de bağımlılık başlar.

Uyuşturucu Kültürünün Sebepleri

Toplumu ayakta tutan , ona yücelme ve yasama gücünü kazandıran , manevi , ahlaki ve hamasi değerlerini çürüterek , sömürgeci devletlerin uydusu halin getiren bir soğuk harp uygulamasıdır. Dış güçlerin ve içerdeki ajanlarının ve bunlarla işbirliği yapan mafya üçlüsünün organize çalışmaları. Her zaman mafyanın ağına takılmaya hazır “sokaktaki başı boş insanlar ve çocuklar” Unutulmaması gereken bir önemli husus da : Beyaz zehir alışkanlığının gelişmesinde , içinde türlü uyuşturucular taşıyan ve son yıllarda karaborsaya da tekel çizgisinde hükmeden ithal sigaraların ve kolalı mamullerin keza , çikletlerinde payı zannedildiğinden çok fazla.

Madde Kullanımının Nedenleri

Bilgisizlik : Tehlikeden habersiz ve bu sebeple konuyu hafife almak.

Özenti: Özenti sergilemede en önemli payın medyaya ait olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Bira bahane: Diskotek ve diğer kafabulma eğlenme yerleri. Bunlar beyaz ölüm değirmeninin çarkları ve tuzaklarıdır. Giren büyük ihtimalle öğütülür. Gurup baskıları: kötü arkadaş.

Merak: Denerim, bırakırım kafası. Fakat bir veya iki deneme genci belki de dönüşü olmayan yola sokmaya yeterli gelmektedir.

Moda: Çevreye uyma havası… Bozuk çevre ve hasta toplum. Bilindiği gibi hastalıklarda insandan insana kolaylıkla geçebilir. Gençlerde tehlike sevgisi , cinsel bozukluklar , kendini aşma , ispatlama içgüdüsü veya gayreti. Genetik yapının maddeye yatkınlığı. Gençlerdeki manevi boşluk , inanç zaafı. Bozuk aile ve hasta toplumdan kaynaklanan güvensizlik duygusu. Gelecek karşısındaki kaygılar strese, sıkıntıya ve yalnızlığa itiyor. Aile yapısındaki bozukluklar , geçimsizlikler. Ahlaki manevi zaaflar. Yine ailelerdeki ekonomik bozukluklar çoklukla normaliteyi bozar. Bilhassa yokluktakini bunalıma ve intihara , varlıktakini şımarıklığa , taşkınlığa , tahribe yöneltir. Eğitimdeki zafiyet , yetersizlik ve yanlışlıklar. Maddeci felsefeye dayalı eğitimler insanları bencilliğe (egoizme) , şahsi çıkarcılığa iten temeldeki sebeplerdir.

Arkadaş çok önemli

Çocuklar ve gençler aileden ve okuldan , zamanla arkadaş çevresinden etkilenirler. Arkadaş çevresinde kabul edilmek için gençler, ekseriya çevresinin baskısına dayanamaz aşağılık duygusu ile uyuşturucu kullanır. Sanıldığının aksine , uyuşturucu ile ilk temas , sokak başında bilinmeyen satıcı vasıtası ile değil , bilakis arkadaş çevresiyle olmaktadır.

UYUŞTURUCUNUN ETKİLERİ

Fiziki Etkileri

Sosyal Etkileri

FİZİKİ ETKİLERİ

Beyin ve Merkezi Sinir sisteminde : Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı beyin ve merkezi sinir sistemi üzerindedir. Bu sebeple beynin mazrufu olan aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi dengeden, normal yaşam ve davranışlardan uzaklaştırırlar.

Beyin ve akıl sağlığının en büyük düşmanı uyuşturuculardır. Bağımlılarda beliren ilk olgu; akıl ve sinir hastalıkları ve arızalarıdır. Delilik, erken bunama, şuur kaybı, uykusuzluk, felçler hezeyan (sayıklama, saçmalama, akıl dışı davranışlar ) halüsinasyonlar (vehim, hayal görme, işitme vs. ) , zeka ve hafıza kayıpları. En kısa ifade ile: Akıl hastalıkları, zihni ve ruhi karmaşa ve kaoslar .

Sindirim Sisteminde: Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmları, kanama ve yaraları, gastrit, ülser vs.

Karaciğer ve Böbreklerde: Bu zehirlerin organizmadan atılmasında en ağır görev bu organlara düşmekte olup, karaciğer ve böbreklerde büyük arıza ve tıkanmalara, karaciğerde yetersizlik, yağlanma ,sertleşme (siroz)…

Böbreklerde büyük tahribat, albümin, kan ve idrar çoğalması, tıkanmalar ,ağır böbrek hastalıkları

Gözlerde: Işık ve mesafede uyumsuzluk, şaşılık gece körlüğü, göz bebeği büyümesi, küçülmesi, göz adale felci bilinen sonuçlar ve tezahürlerdir.

Solunum Sisteminde: nefes darlığı, öksürük, boğulma hissi, bu yolla kalp sıkışmaları, solunum felçleri ve ölümler bilinen olaylardır.

Kan organlarında: Kan ,insan hayatının en önemli organı olup, uyuşturuculardan büyük zararlar görür. Kansızlık ,kan zehirlenmeleri, kan hücrelerinde şekil ve miktar değişiklikleri, kanın korkulu arızası olan pıhtılaşma ve kangrenler başlıca arızalardır.

Zehirlenme: Uyuşturucuların başta gelen olumsuzluğu zehirlenmeler ve bu yolla gelen ölümlerdir. İlk defa olursa HAD, tekerrür ederse “Müzmin Zehirlenme” adını alır.

SOSYAL ve MADDİ ETKİLERİ

Sosyal bir varlık olan insanın çevresi ile uyum içinde olması, akıl ve zihin sağlığı ile mümkündür.

Bu sebeple akli ve zihni hayatın en büyük düşmanı olan uyuşturucular, insanın uyum gücünü zaafa ve iflasa götürmekle onu aileden, toplumdan ve çevresinden kopararak, yalnızlığa, bunalıma ve hemen ardından da sorumsuz, insanlık dışı bir hayata mahkum eder. Bağımlıyı yaşayan bir ölü haline getirir.

Bu sebeple, uyuşturucuların, bağımlıya, aile hayatına, doğacak çocuklara, iş hayatına, aile ve ülke ekonomisine, ferdi ne toplumsal ahlaka (namus ,iffet, şeref, haysiyet vs..) verdiği zararlar ifadelere sığdırılamaz . İntiharların, cinayetlerin, her türlü fuhuş, gasp ve anarşinin temelinde uyuşturucu vardır.

İç ve dış düşmanların en tahripkar silahı uyuşturucu ve uyuşturucu salgınlarının itici gücü olan uyuşturucu kültürüdür. Cemiyetleri inkıraza götüren her türlü maddi ve manevi tahribatın temeldeki sebebidir. Bunlar ayrıca AİDS, frengi, verem, kanser, kangren ve benzeri bir çok ölümcül hastalığın yayılmasında da en büyük fail uyuşturucular ve bağımlılarıdır.

UYUŞTURUCU MADDE ÇEŞITLERI

Haşiş(Esrar): Hint keneviri çiçek ve yapraklarının kurutulup doğranması veya havanda dövülüp kaba tülbentten geçirilmesiyle elde edilen yeşil ya da gri bir karışımdır. Kolaylıkla kırılabilen esrar renkli topraklar halinde bulunur .Torba içinde ya da preslenmiş bir şekilde satılır. Kurutulmuş toz esrarın koyu yeşilimsi bir rengi vardır. Genelde tütüne . karıştırılıp sigara gibi içilir. Ender olarak çaya katılarak içilebilir veya yemeklere katılarak yenilir.

Kannabis(Kenevir) Esrar Haşiş

Kannabis (Cannabis), Kenevir bitkisinin kısaltılmış adıdır. Cannabis bitkisi genellikle kesilip, kurutulduktan sonra parçalandıktan sonra sigaraya sarılarak ya da nargile biçiminde içilir. Esrarın uyuşturucu özelliğinden sorumlu olan bileşik tetrahid_

Rokannabinol’ dür.(THC) En etkili esrar, bitkinin tomurcukları veya yapraklarından alınan siyah-kahverengi reçinemsi maddenin kurutulmasıyla elde edilir. Buna haşiş veya haş denilmektedir.

Esrara tolerans gelişir, psikolojik bağımlılık yapar fakat fizyolojik bağımlılık yaptığına dair deliller kuvvetli değildir. İrritabilite (çabuk sinirlenme), huzursuzluk, uykusuzluk, iştahsızlık ve hafif bulantı gibi çekilme belirtileri yüksek dozlarda cannabis kullanan insanlarda madde kullanımı aniden kesildiğinde görülür. Sigara halinde içildiğinde öforizan etkisi dakikalar içinde görülür, yaklaşık 30 dakika içinde en yüksek noktasına ulaşır ve 2 ila 4 saat devam eder. Yemekler içinde de ağızdan alınabilir. Ağızdan alındığında aynı etkiyi elde edebilmek için 2-3 kat daha fazla alınması gereklidir. Göz kanlanması, kalbin hızlı atımı, iştah ve ağız kuruluğu gözlenir.

TEHLİKELERİ:

Esrar vücutta Alkolden daha uyun bir süre tahminen 2 ay kalır.

Daha tesiri geçmeden insan kendini içmemiş gibi ayık hisseder.

Dikkat: İçtikten 4-5 gün sonra araba veya başka bir taşıt kullanmayınız.

Ruhsal sorunlara yol açabilir.

Esrar Bronşit ve Astım gibi solunum yolları hastalıklarında tehlikelidir. İki Jointin içerisindeki katran miktarı 6 ila 12 sigaradakine eşittir.

Esrar Erkeklik içinde tehlikelidir. Hayalarda meni (sperma) yapımını azaltır. Spermada bozukluklar oluşabilir.

Esrar içen hamile anneler doğmamış çocuklarına da zarar verebilirler.

Aniden gelen korku durumları, duygu durum değişiklikleri ve takip edilme sanısı ortaya çıkabilir.

Eroin açık saman rengi, saz rengi veya beyaz olabilir

Afyon ( Opium ):Değişik haşhaş türlerinin özellikle beyaz haşhaşın kapsüllerinden akan sütün yoğunlaşıp katılaşmış hali. Eroin Afyonun içinde bulunan Morfinden kimyasal yolla elde edilir.

Haşhaş:Yaprakları almaşık ve düzensiz parçalı bir bitkidir. Tek çiçek açar. Meyvesi kapsül şeklindedir. Doğu haşhaşının (papaver somniferum) beyaz çiçekli çeşidinden afyon elde edilir. Kırmızı çiçekli çeşidinden de afyon çıkarılır ama bunun değeri azdır.

Opioidler: Opiate veya opioid kelimeleri haşhaş bitkisinin özü olan opium dan gelmektedir. Afyon bitkisi morfini de kapsayan 20 kadar opium alkaloidlerini içerir. Eroin , kodein , hydromorphone, doğal opiatlar veya onlardan sentezlenen opiatlardan bazılarıdır. Eroin morfinden 2 kat daha güçlüdür. Kullanımı ağızdan, burun yoluyla, damardan ve ya deri altına enjekte etmek yoluyla olabilir.

Kullanım şekli: Eroin bağımlısı günde 0,5 ile 3 gram arası takriben üç doz eroin kullanır. Eritilerek enekte yolu ile damardan veya toz halinde burundan çekilerek alınır.

Opioid kullanımı sırasında ya da hemen sonra gelişen, klinik açıdan belirgin olarak uygunsuz davranışsal ya da psikolojik değişiklikler;

Başlangıçtaki neşeden sonra ilgisizlik, huzursuzluk, sinirlilik halinin vücuda yansıması, yargılama bozukluğu, toplumsal ya da mesleki ilişkilerde bozulma görülür. Bunun yanı sıra sersemlik hissi , sözü ağızda gevelercesine konuşma, dikkat ya da bellek bozukluğu opioid alımını düşündürür. Aşırı doz Koma, solunumun yavaşlaması, hipotermi, hipotansiyon ve kalbin yavaş atması aşırı doz semptomlarıdır. Koma, gözbebeğinin iğne ucu gibi küçülmesi” ve solunum depresyonuyla gelen hastada opioid aşırı dozu ilk akla gelen şey olmalıdır. Kesildiğinde görülen yoksulluk belirtileri şunlardır : huzursuzluk, kas ağrıları, bulantı ya da kusma, gözyaşının artması, burun akıntısı, kılların diken diken olması, ishal, uykusuzluk…

DİKKAT DOZAŞIMI:

Eğer Eroini iyi tanımıyorsan bilhassa enjekte edildiği zaman, çok çabuk dozaşımı olabilir. Dozu yüksek kaçırdığın vakit vücudun yeterli oksijen almadığı için soluk alışın yavaşlar, yüzeysel bir hale gelir. Bunu takriben baygınlık olur. Hemen hastaneye götürülmediğin durumda nefes alma tam durabilir ve ölüm olasıdır.

İlk defa deneyenlerde kusma ve mide bulantısı sık görülür. Baygınlık durumunda kusulan şeyler ile kendi kusmuğunda boğulabilirsin. İğne yapılan yerlerde yaralar oluşur ve mikrop kapar. Hepatit B, Hepatit C ve AIDS sık bulaşabilir.

Kokain

Beyaz kristal şekilde bir tozdur, ince tuz gibi görünür. Koka bitkisinin yapraklarından

elde edilir. Koka alkaloitlerinden elde edilen ekgonin’den kısmi sentez yoluyla yapılır. Sokakta satılan kokain hiç bir zaman saf değildir. İçine çeşitli maddeler katılmıştır.

Kokainin etkisi çok çabuk, alındıktan saniyeler sonra başlar ancak kısa sürer. Uygulandığı bölgelerin duyarlılığını yok eder,gözbebeğini büyültür, damarları büzer, yüksek dozda tansiyonu yükseltir. Etkisinin yarım saati geçtiği ender görülür. Bunlar aşırı sevinç, zevklenme, aşırı uyarılma, neşelenme, olur olmaz şeylere gülme, saçmalama, dansetme, iştahsızlık, kan basıncı ve kalp hızının artışı olarak sıralandırılabilir. Ancak bu kısa süren kendini yükseklerde hissetme halini birdenbire çöküntü, kendini kötü hissetme, depresyon, paranoya, yani yoğun bir iniş takip eder. Bazıları bu düşüşü önlemek için daha da fazla kokain almayı denerler. Bu sonra durumu daha da kötüleştirir. Çok fazla alanlarda acayip davranma hatta şiddete eğilim olabilir. Bir süre sonra uyuduktan sonra uyanan kendini yorgun ve sinirli hisseder.

Kokain psikolojik bağımlılık yapar. Başka uyuşturucu maddelerin kullanımına götürür. buruna çekme sonrası delinme, kilo kaybı olur.

Crack denilen şekli daha saftır ve fazla kokain içerir. Pişirme tozu (yemek sodası) ile kokain karıştırılarak elde edilir. Bir veya iki kez denenmesi bağımlılık yapabilir ve cravinge (özleme) yol açabilir Neşelendirici ve zevk verici etkisi sadece 5 dakika sürer, arkasından 20 dakika içinde titreme, adale çekilmeleri, yorgunluk, çöküntü hali gibi hoş olmayan etkileri gelir. diğer uyuşturucu maddeler ile kombinasyon ölüme yol açabilir. yüksek tansiyon ve kalp sorunları olanlarda daha çok dikkat edilmesi gerekir. Rock denilen, küçük içmeye hazır miktarlarda satılır.

Ectasy

Tamamen sentetik olup hiç bir doğal madde olmaksızın üretilir. Kimyasal maddesi MDMA’ dır. Sentetik desenlenmiş uyuşturucular grubundan olan Ecstasy son zamanlarda gençlerin partilerde ve diskoteklerde çok kullandığı bär madde haline geldi. Genellikle hap, bazen kapsül veya toz şeklinde satılır.

Amphetamin kökenli sentetik bu uyarıcının yararsız olduğu iddaası doğru değildir. bir tek tabletin bile ölüme yolaçabileceği bilinmektedir. Tahminen 20 dakika içerisinde etkisi başlar ve 4 ile 6 saat sürer. Alanlar kısa bir süre yaşamın güzel olduğunu söylerler, kalp çabuk atar, böylece fayla enerjiyle dans edenler kendilerini büyük bir topluluğun bir parçası olarak duyumsarlar. Bulantı, korku, panik, halüsinasyonlar olabilir. Çok terleme ve ateş yükselmesi sonrası vücudun su kaybı halinde birden bire fazla su veya sıvı içilmesi beyinde sulu madde birikmesi ve şişme bir ölüm nedenidir.

LSD

Çıkış maddesi doğada çavdar-mahmuzunda bulunur. Sentetik olarak üretilen LSD’ nin bilinç değistirici bir özelliği vardır.

Alanların dünyayı algılama şekli değişir. Örneğin ışık daha parlak gözükür. Renkler daha koyu olarak algılanır. Sesler yüksek ve alçaklaşır. Resimlerin biçimleri değişir. Sanrı (Halüsinasyon) olgusu vardır. Bazılarına sanki kendi vücutlarını tek ediyorlarmış gibi bir duygu gelir. LSD aslında kristal şekilde olmasına rağmen pazarlamada genellikle damlatılarak kağıtlara emdirilmiş olarak satılır. Hap şeklide vardır. Horrortrip (korkulu kabus rüyalarında olduğu gibi olmayan korkunç şeyler görme) olayı anlatması zor feci bir durumdur. Korktuğu şeylerden kaçmağa çalışırken otomobil altında kalanlar veya yüksek yerden düşenler olmuştur. Uçabileceğini veya su üzerinde yürüyebileceğini zannedenler olmuştur. Arkadaşlarınıza dikkat ediniz.

Ailelerin Dikkatine!!!

NASIL KURTULUNUR?

Bizlere düşen görevler,

Aileye Düşen Görevler

Devlete Düşen Görevler

Medyaya düşen Görevler

Çocuğunuzun Uyuşturucu Madde Kullandığını Nasıl Anlarsınız?

Uyuşturucuların kullanılması davranış değişikliklerinde ve bünyedeki emarelerde kendini gösterebilir. Bununla beraber bu işaretler kesin delil sayılmazlar. Uyuşturucunun kullanılmasında kesin delil olan bünye emaresi enjeksiyonda (bilhassa eroinde) görülür. Daha çok kol ve bacak damarları boyunca olmak üzere, bağımlının bütün vücudunda iğne izleri vardır. Bunlar sivrisineğin soktuğu yerlere benzer ve muhtemelen iltihaplıdır. Tabi iğne ile tedavi gören hastaların vücudunda da iğne izlerinin bulunduğu unutulmamalıdır.

Kullanılan uyuşturucunun cinsine ve kullanma şekline göre değişen aletler, zehir in alınışı ve çeşidi hakkında fikir verir. Vücuttaki emarelerin çokluğu bağımlılık ihtimalinin işareti ise de, uyuşturucu kullanılmasının kesin delilleri olarak kabul edilmemelidir, fakat uyanık olunmalı, olaylar dikkatle izlenmeli ve değerlendirilmelidir. Bunlar mesela, el titremesi, ter boşanması, uykusuzluk, huzursuzluk, sükunet ile sinirlilik hallerinin birbirini takip etmesi gibi işaretlerdir. Davranış değişiklikleri de uyuşturucu bağımlılığın işareti sayılır.

Gençlerde rastlanan ve göze çarpan bu ve benzeri haller, ergenlikle ilgili çok normal sebeplerde olabilir. Örneğin ergenlikte Okul başarılarındaki nişler ve yükselişler, Aile münasebetlerinden ayrı kalma, uzaklaşma, Ruh halinde değişiklikler, İlgi alanlarının sık sık değişmesi söz konusu olabilmektedir.

Bunlar tehlike işaretleridir :

Daha önce bizlerle olmaktan zevk alan, programlar yapan kızımız veya oğlumuz, bizden uzak durmaya başlamışsa, ilgi ve istekleri sıklıkla değişiyorsa, maymun iştahlı olmuşsa, daha önce eğitim konusunda verdiği kararı değiştirmişse, kararsızlıklar yaşıyorsa…

Ruhsal yönden içine kapandığını, aşırı sinirli olduğunu, alınganlaştığını, sonra tekrar normale döndüğünü farkediyorsak.

Başarı oranı tamamen ve her derste düşmüş ise, arkadaşlarını çok sık değiştiriyorsa, eski arkadaşlarına sırt çeviriyor ve çevreyle ilişkilerden kaçıyor, işini yada okulunu bırakmak istiyorsa.

Hiçbir şeye ilgi duymuyor ve herkezden uzak kalıyorsa, geleceğe dönük hiçbir adım atmıyorsa.

Ani ve çabuk duygu değişimleri varsa, yemek yeme düzeninde bozukluk oluyorsa.

Yalan söylüyor ve evden ufak tefek şeyler kayboluyorsa.

Elbisesinde, yatağında ufak yanıklar ve yırtıklar oluşmuşsa, farklı yerlere gittiğine dair ipuçları varsa.

Tuvalette uzun süre kalıp, oradan rahatlamış olarak çıkıyorsa.

Odasında, üstünde pudraya benzer şeyler varsa bunlar bize bir problemin olduğunu düşündürmelidir. Ama bütün bunları, tek başına anne yada baba olarak halletmeye kalkışmamak, mutlaka bir uzmandan yardım almak gerekir.

Aileye Düşen Görevler

Uyuşturuculardan korunmada en büyük vazife aileye düşmektedir. Aile toplumun temel çekirdeğidir. En başta anne ve baba, çocuklara örnek olmalıdır. Çocuklar, her türlü sıkıntılarını ve problemlerini öncelikle anne ve babalarına açabilmelidirler. Problemlerin ilk defa aile büyüklerince değerlendirilmeleri şarttır. Bu konuda gençlerimizin dikkat edecekleri noktalara gelince;

Gerek sevgiyi ve mutluluğu muhakkak ki kendi yuvalarında aramalıdırlar.

Kötü arkadaş guruplarından uzak durmaları gerekir. Böyle kişiler davranışlarından, hareket ve sözlerinden anlaşılır.

Boş zamanları en iyi şekilde (okumak, kültürel ve diğer faydalı faaliyetlerde bulunmak gibi meşguliyetlerle) değerlendirmelidirler.

Yine gençlik dönemi ; halk arasında söylendiği şekliyle “delikanlılık” devresidir. Bu yaşlarda kişilik icabı, gelecek için her an problem oluşturabilecek hareketlere girilebilir, kararlarda isteksizlik olabilir. Gençler bu hususu daima göz önünde tutmalı büyüklerin uyarılarını dikkate almalıdırlar.

Son olarak gençlerimizi uyuşturucunun içine çeken alt kültürden bahsetmek istiyorum. İçki uyuşturucu, kumar, şans oyunları, sapıklıklar, fuhuş evden kaçma gibi faaliyetlerin tümünü besleyen, ortaya çıkaran ortama “Uyuşturucu Kültürü” adını veriyoruz. Zararlı alışkanlıkların temelinde bu vardır ve bunu önlemek uyuşturucu kültürüyle mücadeleye bağlıdır.

Bu kültürün filizlendiği birahane, pub, diskotek, kahvehane, kumarhane, meyhane ve benzeri yerlerden uzak durmalıdır.

Bira ve “alkolsüz” denilen bira, alkolizm ve uyuşturucu batağının başlangıç basamağıdır.

Yine milli manevi değerlerimiz, yüzyıllardan beri nesilden nesile intikal eden geleneklerimiz uyuşturucu kültürünün panzehiridir. Bu değerlere sarılmak zorundayız.

Devlete Düşen Görevler

Uyuşturucularla Mücadele Bakanlığı yanında, önemli sorumluluklar taşıyan Milli Eğitim, Sağlık, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları başta olmak üzere, bünyesinde eğitim üniteleri ve eğitilmesi gereken genç kitleler bulunduran diğer bakanlıklar ve diğer devlet kuruluşları bu konuda görev ve sorumluluk taşımalı, buna sahip çıkmalı ve bu büyük organizasyonda yerini almalıdır.

Milli eğitimde en azından şunlar yapılmalıdır:

Orta ve Liselere haftada 1-2 saatlik zorunlu ders getirilmeli ve bu çalışmalar yasal çizgide ciddiyetle sürdürülmelidir.

Genç öğrencilerle birlikte aileleri de eğitim kapsamına alınmalı. Ailenin ,medyanın da ciddi katkıları sağlanarak, maddi ve manevi kültür değerleriyle güçlenmesi mutlaka sağlanmalıdır.

Yönetici ve eğiticilerin kötü örnek olması, özenti oluşturması kesinlikle önlenmelidir.

Okul Yeşilay kolları seçkin öğrencilerle her okulda mutlaka kurulmalı, bunların başına gönüllü ve yetenekli bir rehber öğretmen tayin edilerek, bu öğretmenler uzmanlaştırılmalıdır.

Uzmanlık çizgisine ulaşan rehber öğretmenler, hem öğrencileri, aynı zamanda ailelerini eğitmelidir. Bu çalışmalar eğitim yılı boyunca ciddi bir şekilde sürdürülmelidir.

Okullar bu konuda eğitim malzemeleri ve gerekli doküman bakımından yeterli bir zenginliğe ulaştırılmalıdır.

Doküman yönünden Milli Eğitime, Sağlık Bakanlığı, Medya (bilhassa eğitsel filmlerin hazırlanması bakımından) yardımcı olmalı. Yeşilay’ın maddi destekle bilhassa yazılı ve görsel dokümanlarla bu hizmete gerektiği ölçüde katılması sağlanmalıdır.

Özel sektör (kurumlar) ve yöneticileri bahis konusu hizmet ve görevlere aynen sahip çıkmalıdırlar.

Bütün halk kuruluşları ve vatandaşlar her biri bu mücadelede görev almalı ve üzerine düşenleri yerine getirmelidir.

Bu arada istisnai bir durum olarak bir Anayasa görevi yapan Yeşilay’a:

Mali, teknik ve teşkilatlanma yönünde gerekli ve yeterli yardımlar yapılmalıdır.

b) Yıllardır büyük emekle gençlerimiz için bu maksatla çıkarılan Yeşilay dergisine ve dokümanlarına Devlet kütüphanelerinin ve bütün resmi ve özel okulların, keza kurumların abone olmaları sağlanmalıdır.

Bu hizmetlerin yerine getirilmesi, bütün ülkeyi içine alacak güçlü bir organizasyonun oluşturulması ve gerekli yasa ve mevzuatın çıkarılması, münhasıran uyuşturucularla mücadele görevini üstlenecek olan Bakanlıkça yapılmalıdır.

Medya’ya düşen görevler

En güçlü ve yaygın eğitim kurumu olduğu halde bu çizgide hiç bir görev üstlenmeyen, hatta büyük bölümü ile, bilhassa temeldeki konu olan ve her türlü zararlı alışkanlıklara ve bunların salgın haline gelmesinde en büyük etken kabul edilen uyuşturucu kültürü çizgisinde büyük bir sorumsuzluk sergileyen medya, mutlaka disipline edilmeli. Bu güçlü kurum bütün birimleri ile yararlı bir çizgiye getirilmelidir ve medyanın bu sorumluluklarını ve hayati önem taşıyan görevlerini kabullenip yerine getirmedikçe diğer hiçbir tedbirin ülkeyi ve toplumu selamet kıyısına götüremeyeceği kesinlikle bilinmelidir. Bu ülke, bu toplum ve bu devlet hepimizindir. Bir yerde hırs ve kazançlara sınır tanımak zorundayız.

Yalnız değilsiniz

Yardım etmemekle yardım etme yolunu yalnız yürümeniz gerekmiyor.

İ1k adımı siz atın: Bir Danışma Bürosuna, Kendi Kendine Yardım Kurumuna veya Yeşil Aycı Birliğine başvurun. Almanya’nın her yanında bunlardan çok sayıda vardır. Görevleri, bağımlı ve yakınlarına yardım etmektir. Yardım merkezlerinin imkanları çeşitlidir. Orada çok sayıda bilgi malzemesi bulabilirsiniz ve hatta şahsen, yalnız veya gruplu görüşmelere katılabilirsiniz. Bağımlı ve yakınlarının birlikte katılabilecekleri gurupların yanısıra , bağımlı yakınları için ayrı guruplar da vardır.

Tekli görüşmeler

Tabi ki gizli kalan tekli görüşmelerde ancak sizin şahsi soru ve kaygılarınız konuşulur. Bilir ve tarafsız bir kişiye durumunuzu süslemeden izah edebilmenizle belki de yıllardır ilk kez -hafifleme ve sorunlarınızı gerçekçe görebilme imkanını bulursunuz. Resmi tam olarak görebilmek için, sanki bir adım geriye çekilir gibi olursunuz. Çok önemli güncel hayatınızda önem taşımayan bir kişinin karşısında oturacaksınız. Hiç bir şeyi güzelleştirmenize gerek yok. Ciddiye alınıp anlayışla karşılanacağınızdan emin olabilirsiniz.

Böyle bir görüşmede, yakınınıza karşı uygun bir şekilde nasıl davranabileceğinizi, beraberce düşünebilirsiniz.

Danışma Dairelerindeki elemanlar genellikle bağımlılarla çalışma alanında yılların tecrübesine sahiptir. Sizi ayrı ayrı tedavi imkanları ve onların finansmanı hakkında aydınlatabilirler. Bağımlılıkla ilgili yasal sorunlar gelişmişse, size uygun bir Yasal Sorunlar için Danışma Dairesi veya avukat bürosu gösterilecektir. Danışma Daireler oturduğunuz yerde hangi doktorun bağımlılara karşı anlayışlı ve onlarla çalışmada tecrübeli olduğunu bilir. Maddi sıkıntıya girmiş iseniz burada olası yardımlar hakkında aydınlatılacaksınız. Devlet dairelerine, hastalık sigortalarına, işverenlerine vs. karşı nasıl davranılabileceği sorulan da, danışma görüşmesinin ayrı konulan olabilir.

Gurup görüşmeleri

Danışma Dairelerinde, Kendi Kendine Yardım Kurumlarında ve Yeşilaycı Birliklerinde ayrıca gurup görüşmeleri de yapılmaktadır. Bunlar genellikle haftada bir kere ve iki, üç saattir. Gurup akşamlarında, sizinkilere benzeyen sorunlar olan insanlarla karşılaşırsınız. Diğer insanların sizinkine benzer sorunları olduğunu bilmek hafifletici olabilir ve bu size konuşma cesareti verebilir.

Böyle guruplara, bağımlı yada bir yakını olarak kendini bağımlıktan kurtarabilmiş, mutlu bir hayat süren kişiler de katılıyor. Onlar size ümit verecektir. Başlangıçta kendi sorunlarınız üzerine konuşmak istemeyebilirsiniz. İlk önce başkalarını dinleyip kendi tecrübelerinden anlatmalarını çekinmeden rica edebilirsiniz. Guruplarda yalnız olmadığınızı hissedersiniz. Haftadan haftaya sizi düşündüren konular üzerine konuşabilir ve tekrar kendi davranışınızı tetkik edebilir, destek bulabilirsiniz. Burada suçluluk ve utanç duygularınızı aşabilmek için ihtiyacını duyduğunuz hissi desteği de bulabilirsiniz. Bütün bunlar kararlı kalmanız ve yakınınıza karşı sabırlı olmanızda yardımcı olacaktır.

Yeni bir başlangıç

Bağımlı kişi kendi durumunu açık olarak görebilip yardım ararsa bu kendisi için yeni bir hayatın başlangıcı olur. Bağımlılık maddesinden fiziksel ve psikolojik olarak kopmak için uzun bir süreye ihtiyaç vardır. Bağımlı olarak yapılan davranışların yerine zamanla, boş zamanlarını değerlendirmek, hayata yön vermek gibi yeni uğraşların bulunması gerekir. Kendi Kendine Yardim gurup üyeleri (bunlar kendilerini Yeşilaycılar olarak tanımlamakta), yeni uğraş bulma arayışının yorucu olduğunu ama zahmete değdiğini aktarabilirler.

Bağımlılar iyileşme sürecinde değişirler. Şahsi sorunlarını bilinçli bir şekilde anlayıp ve başka bir şekilde çözmeye çalışmayı öğrenirler. Bununla beraber yakınlarıyla olan ilişkileri de değişir. Tatmin edici bir beraberliğin yeniden kurulması, yeni bir başlangıç, (bu konuda) ilgili herkez için bir görevdir. Yakınlarında da uzlaşmanın yöntemlerini öğrenmeleri ve hatalarını düzeltmeleri gerekir. Güvensizliklerini aşıp geçmişin üstüne bir çizgi çekmeIeri gerekir.

Bir ihtimal yakınlar bu zaman zarfında kendilerini ürkütebilecek duygularla karşı karşıya geleceklerdir. Çoğu zaman kendileri, gösterdikleri çabanın başarısızlığından sonra, bağımlı kişinin ,,yabancı birinin yardımını kabul etmesine kırgın olurlar ve kıskanırlar. Onların sarfettikleri çabadan bahsedilmez ve bağımlı kişiye övgü yağıyorsa, kendilerini ikinci plana atılmış hissederler. Bu nedenlerden dolayı yakınların iyileşme sürecine faal bir şekilde iştirak etmeleri önemlidir. Araştırmalar bu durumlarda iyileşme olasılıklarını önemli bir ölçüde çoğaldığını gösterir.

Yakınların faal iştirakı Aile Terapisi (bağımlı kişi ve yakını beraberce terapi oturumlarına katılırlar) şeklinde gerçekleşebilir.

Başka bir şeklide beraberce gurup görüşmelerine ve Kendi Kendine Yardim Guruplarına (Selbsthilfe-Gruppen) katılmalarıdır. Bağımlı kişi yatılı terapiyi tercih ederse, yakınları yatılı terapiden sonraki gurup yada tekli terapilere katılabilirler. 0 zamana kadar Danışma kurumuyla ilişkiye geçmeyen yakınlar, bundan sonra bunu yapmaya karar verebilmelidir.

Özellikle alkol, ilaç, nikotin gibi yasal maddelerde bağımlılık kolaydır. Bağımlılık Çok yönlüdür ve özellikle psikolojik bağımlığı anlamak zordur. Bu durumda uyuşturucu her hareketin, her düşüncenin merkezi konumuna gelir.

Henüz erken diye bir şey yok

Yakınınızın bağımlı gibi gibi davrandığını, günlük hayatında, yasal veya yasal olmayan uyuşturucularla başedemediğini görüyor ve yapması gerekenlerden kaçtığını hissediyorsanız bir Danışma Kurumuna başvurun. Düşünceleriniz, kaygılarınız, korkularınız yardım aramak için yeterlidir. Belkide yakınınız henüz tam bağımlı değildir.

Belki de şimdiye kadar kaygılarınızı anlatmak ve olası bir tehlike üzerine uyarmak için, uygun kelimeleri bulamadınız. Böyle bir durumda uzman kişi ile yapacağınız bir görüşme size yardımcı olacaktır.

Sorununuz bizim tarafımızdan saklı kalacaktır

Danışma Dairesine gelmenin başka bir engeli de, bağımlılığı açığa vurma ve bununla bağımlıyı ,,utandırma” kaygısıdır. Bu tip düşünceler yersizdir. Yardım Merkezleri aldıkları hiç bir bilgiyi ne polise, ne işverene ne de hastalık sigortasına verirler. Kimse konuşulanlardan haberdar olmaz. Bu bağımlı kişinin yasadışı uyuşturucular kullanması yada bunları yasal olmayan yollarla temin etmesi durumunda da geçerlidir.

Diğer kişiye ihanet mi?

Bir Danışma Dairesine veya Kendi Kendine Yardım Gurubuna gitmek, yakınınızı kaybettiğiniz ve hatta ona ihanet ettiğiniz anlamına gelmez. Fakat ona bunu yapmak istediğinizi söylediğiniz zaman bu suçlamayla karşı karşıya gelmeniz söz konusu olabilir. Lütfen bunu aklınıza iyice yerleştiriniz:

Şimdiye kadar onun uğruna çok emek sarf edip, yaşama sevincini kaybetmiş durumdasınız.

Kendiniz için yardım isteme hakkınız olmalı. İsleri oluruna bırakarak kimseye yardım etmemekle birlikte ilgili kişilere zarar da verir. Şimdiye kadar yaptığınız gibi durumu idare edebileceğinize ve bağımlının davranışlarının daha kötü sonuçlar vermeyeceğini sanıyorsanız, ortaya su soru çıkıyor: Büyük bir olasılıkla zamanla daha da artacağını bildiğiniz bir sorumluluğu kendinizi bundan kurtarabileceğiniz halde, neden taşımak istiyorsunuz?

Bir Danışma Dairesine, Kendi Kendine Yardım Kuruluşuna yada Yeşilaycı Birliğine danıştığınızda, bu başladığınız şeyi bıraktığınız anlamına gelmez. Aksine bu mucize beklemediğiniz, hatta kendinize bağlı hissettiğiniz insanın hayatını iyiye doğru yöneltmek için harekete geçtiğinizin ifadesidir.

Danışma Daireleri, Kendi Kendine Yardım Kuruluşları ve Yeşilaycı Birlikleri sizi bekliyor.

Yardımın başka bir tarzı

Bağımlı insanlar kendiliğinden durumlarını anlamaları gerekir. İyileşmek için uzmanların desteklerine ihtiyaçları vardır. Bağımlığa doğrudan tesir etmek, hatta bağımlı oldukları maddeyi tam manayla aniden ellerinden almak için sarf edilen her çaba sonuçsuz kalacak ve her seferinde, yeniden münakaşalara yol açacaktır.

Ama yakınınızın yardım kabul etmesi ve iyileşmesi için gerekli olan ön koşulları oluşturabilirsiniz. Bu ancak bağımlılık maddesi üzerine olan mücadeleyi bırakıp, başka bir yola dönmeniz için, irade ve cesareti bulmanızla başlar. Sizi bu role bağımlı tutan korkuları aşıp kendinizi karşılıklı suçlamalardan ve münakaşalardan kurtarmanız gerekir.

Bu artık bağımlının vazifelerini ve sorumluluğunu daha fazla üzerinize almayacağınız ve bağımlıya güncel hayatın getirdiklerini hissettireceğiniz anlama da gelir.

Yardım etmemek nasıl yardımcı olabilir?

Güncel hayatta sürekli verilen destek, bağımlıların, hastalıklarını inkar etmeleriyle ve hayatla başa çıkıyorum durum o kadar da fena olamaz” hayaliyle sonuçlanabilir. Bağımlılar, kuvvetli olarak çevrelerindeki insanların onayına ihtiyaçları vardır. Hataları ortaya çıkması, sosyal çevrenin onayını kaybetme tehlikesi durumunda acı çekerler. Gerçekleri görme ve bağımlılığın sonuçlarına katlanma veya davranışlarını değiştirme zorundadırlar.

Buna iki örnek:

Eşinizin şimdiye kadar (uyandırıcı ilaçtan kaynaklanan) dikkati çeken davranışlarını, çok asabi ve köpüren canlılığa sahip olmasıyla açıkladınız. Bunu yapmamaya başladığınız andan itibaren, kendisi bazı açıklamaları bulma ihtiyacı hissedecektir.

Eşinizin veya çocuğunuzun şimdiye kadar işe gitmemesine, işi kaybedebilir kaygısıyla daima bir neden gösterdiniz. Bunu yapmadığınız an, kendi işyeri için kaygısını ona geri vermiş olursunuz.

Yeniden kendinizi ilgilendiren şeylere yönelmenizle ve böylece yıpratıcı kısır döngüden çıkmanızla, donup kalmış ilişkinize canlılık gelir. İçinde yaşadığınız ortam değişir.

Zamanla artık daha memnun edici bir hayat sürdürdüğünüz hissedilir bir hale gelecek ve bu onda değişim özlemini güçlendirebilir.

Yardım etmeme bir şey yapmama anlamına gelmez

,,Yardım etmemeyle yardım etme” kavramı, bu çerçevede sık kullanılır.

Ama yardım etmeme, hiç bir şey yapmama anlamına gelmez.

Aksine yardımın bu yeni yolu, sizden kararlılık ve çok güçlü olmanızı ister. Sizin için bu, o zaman zarfında birçok yeni bakış açısı kazanabileceğiniz ve yeni davranış şekillerini öğrenebileceğiniz, bir değişim süreci anlamına gelir:

İnkara son vermek

Yakınınızın bağımlılığını kabullenip bunun hemen kaybolacak bir kabus olduğu

inancından koparsınız.

Bağımlılığın hastalık olduğunu kabullenmek Yakınınızın ne zayıf iradeli ne sevimsiz ne de kötü biri olmadığını kabul edersiniz. Kaçınılmaz ve tekrarlanan hayal kırıklıklarına, güvensizliğe suçlamalara tepki göstermezsiniz.

Kendi korkunuzu yenmek

Sizi yardımın bu yeni yolundan ürküten korkuları yenensiniz:

,,Ona artık yardım etmezsem insafsız ve sert gözükürüm.” ,,Her şey daha beter olacak! Hayatı tamamen kayacak. ,,İş yerini kaybedecek.”

,,Para vermezsek çocuğumuz suç işleyecek fahişelik yapacak.” ,,Her kez eşimin durumunu anlayıp, arkamızdan konuşacak.” ve buna benzer şeyler.

· Yardım etmeye son vermek

Vazifeniz olmayan şeylerle uğraşmayıp hastalığı ve sonuçlarını gizlemeye çalışmazsınız. Bilhassa bu adım çoğu kişiye çok zor gelir ve akrabaların, arkadaşların ve komşuların gösterebileceği tepkiden dolayı çok cesaret ister.

· Suçluluk duygularını aşmak

Yakınlar sık kendi kendilerine suçluluk duygularıyla ve kendilerini kınamakla ızdırap çektirirler. Bu özellikle uyuşturucu bağımlısı olan çocuklarının velileri için geçerlidir.

Belki geçmişte hata yapmış, belki de yapmamışınızdır. Önemli olan artık sizi felce uğratan suçluluk duygularını aşmanız ve davranışlarınızı kendinize ve bağımlı kişiye, yeni bir şans vermeniz yönünde olmalıdır. . . Kendi hayatı için sorumluluğu üstlenmek Yıllarca belki de sadece yakınınızı ve onun işlerini önemli gördünüz. Bunu yaparken kendinizi ilgilendiren şeyleri geliştirmeyi ihmal ettiniz. Ona yardım etme çabasıyla çaresiz kaldınız. Diğer kişiyi çoğu zaman neşesizliğiniz için sorumlu gördünüz. Şimdi bu düşüncelerin boşa olduğunu anlarsınız. Hayatınızı yeniden yönlendirmenin yollarını aramaya başlarsınız.

Ben sen değilim, sen de ben değilsin.

Hayatınızın sorumluluğunu yeniden üstlenmenizle, yakınınıza kendi hayatına karşı sorumlu olduğunu gösterebilirsiniz. Onu kendinizin bir parçası olarak görmezsiniz; onun davranışlarından, kendi davranışlarınızdan sorumlu olduğunuz kadar, sorumlu değilsiniz

Kararlı kalmak

Yapacağınızı beyan ettiğiniz şeyleri sonuna kadar götürürsünüz. Yapamayacağınız veya yapmak istemediğiniz şeyler hakkında söz vermezsiniz. Böylelikle söylenen şeyin ciddiye alınması gerektiğini gösterirsiniz. Yakınlarına ait davranış değişiklikleri, bağımlıları özellikle tereddüde düşürür. Bunun için çoğu zaman size sorunlar çıkartmakla, ayrılık hatta intihar tehditlerinde bulunmakla, eski davranışlarınıza geri döndürmeye çalışacaklardır. Yakınlarını yeni vaatlerle, eski rollerini üstlenmeleri için uğraşacaklardır.

Ümidi kesmemek

Anlatılan tüm zorlukları göz önüne alarak, sık sık eski davranış sekline düşebileceğinizi bilerek , yardım etmeye son vermenin ne kadar zor olduğunu göreceksiniz. Ama bu güne kadar Ancak bu işten kısa sürede iyi bir sonuç alma nadiren gerçekleşir. Yine de ümidi kesmenize gerek yok ve kesmeyin de, hatta bir kere atıldığınız yola kararlılıkla devam edin Psikolojik değişimler her şeyden önce zaman ister. Ve sonuçta bu yol sırf yardım etmek istediğiniz insan için değil, sizin için de bir fırsattır.

Gerçekten yardım etmek ister misiniz?

İzah edilen süreç içinde kendinizi daha iyi tanıyacaksınız Yakınınıza, sağlıklı bir iradeye kavuşması için gerekli olan zamanı tanımaya yeterince gücünüz ve sevginiz var mi? Hala yeniden müşterek bir hayat kurmaya hazır mısınız? Yoksa sadece ayrılıktan korktuğunuzdan veya sorumluluk duygusundan dolayı mı yanında kaldınız?

0 halde bu sürecin sonunda uzun zamandır niyetlendiğiniz ayrılığı gerçekleştirebilme durumunda olacaksınız. Bununla belki de bağımlının anlaması ve iyileşmesi için, geleceği olmayan ilişkide ısrar etmekle yaptığınızdan daha fazla katkıda bulunabilirsiniz.

İlk adım

Hiç kimse akşamdan sabaha yeni görüş ve davranış şekillerine sahip olamaz. Ama bunlar adım adım öğrenilebilir. Onun için eşiniz veya çocuğunuz bu konuda ne düşünürse düşünsün

İlk önce şunu yapmalısınız: Yardım kabul etmeye hazır olmak…

UYUŞTURUCU VAKALARINDA SIK RASTLANAN ACİL DURUMLAR

Önce bazı yaşamsal bilgiler:

Önce cankurtaran görevlilerine arkadaşının hangi maddeyi aldığını söyle. Mümkünse aldığı maddeden bir örnek ver.

Eğer arkadaşın kustuysa, kusmuğunu atma- böylece doktorlara

yaşamsal önemde bilgiler vermiş olursun.

Panik durumları

Panik krizleri korkutucu gözükseler de oldukça tehlikesizdir ve genellikle çabuk geçerler. Belki herhangi bir halisinojenle örneğin LDS veya uyuşturucu bir mantar cinsi ile korku krizi ( Horrortrip) geçiriyordur. Bazı esrar çeşitleri veya ectasy ve amfetamin gibi maddeler şiddetli korku durumları yaratabilir

Hangi belitiler gözlenir?

· Solunumun çabuk olması, zorla nefes alma.

· Terleme ve Titreme.

· Baş-,sırt- ve göğüs ağrıları, kalp çarpıntısı.

· Yutkunma sorunu

Sen ne yapabilirsin:

· Arkadaşını sakin ve serin bir yere götür - Örneğin Diskoteğin dinlenme odası.

· Konuş onunla ve yatıştırmağa çalış

· Enerjik ol ama bağırmadan konuş, vurma.

· Eğer çabuk ve düzensiz nefes alıyorsa, senin ile aynı ritimde nefes almasını söyle.

Eğer arkadaşın kustuysa, kusmuğunu atma- böylece doktorlara

yaşamsal önemde bilgiler vermiş olursun.

· Nöbetler (Sara, Kramplar aşırı derece alkol ve uyuşturucu madde alımı kramplara yol açabilir. Elbise sıkıyorsa gevşet, dar yerleri aç Nöbet geçince arkadaşın belki derin bir uykuya dalacaktır. Solunumu denetle ve karın üstü , kolunu yüzünün altına dayayarak, yan durumda yatır panik durumları.

Telefon et ambulans çağır. 112

Solunumu kontrol et, nefes alması yavaşlar ve durursa, ilk yardımla canlandırma işlemlerine hazır ol.(soluk yollarını açık tut, temizle, ağızdan ağıla soluk verme işlemi, nabız alınmıyorsa kalp masajı vb..)

*Bu metin yabancı bir Tıp Yayınında çeviridir.

Yazan: Dr. Hora aut Gernsbach

Yayımlayan:

Berufsverband der Kinder- und Jugendärzte , Köln

Alman Çocuk ve Genç Doktorları Meslek Kuruluşu _ Köln

LET’S TALK ABOUT DRUGS!

Haydi Uyuşturucu Maddeler üzerine konuşalım!

Hey ! Sen 12 ila 15 yaşları arasında bir genç olabilirsin ve yetişkinlerin çocuklarının günün birinde uyuşturucu maddeye alışabileceklerinden kaygılandıklarını farketmişsindir. herhalde.

Ancak onlar kendileri bunu yapıyorlar ve sigara , puro filan içiyorlar, sanki önemsizmiş gibi susadıklarını söyleyerek alkol içiyorlar, sık sık uykusuzluğa, ağrıya, korkuya karşı ilaç alıyorlar… Okulda zamanı gelince bunları duyarsınız, şimdide Çocuk ve Gençlerin Doktoru bundan konuşmaya başladı diyeceksin. Aman Allahım, tüyler ürpertici.

Her yerde zaten yeterli stres var. Ayrıca sende yetişkinlerin yaptıklarını yapmak istersin ya : Eğlenmek, çok şeyi denemek, (tabiki yasak olan daha ilginç gelebilir) kendini iyi hissetmek, bir gruba dahil olmak gibi. Bu durumlarda korkutmak bir işe yaramaz (“Çocuğum yapma bize bunu, bırak dokunma uyuşturucu maddelere)veya Öğretmenin ve Doktorun kaldırılmış işaret parmağıyla yaptığı (“Zararlarını düşün gibi”) öğütler boşa çıkar.

En iyisi mümkün olduğu kadar sen kendin sigara ve alkol gibi günlük, kanunen yasak olmayan veya diğer yasak uyuşturucu maddelerin yarar ve zararları üzerine bilgi edin. Eğer anne ve baban bir kere sigara içtin ve alkol aldın diye bozulurlarsa, onlarında bir zamanlar senin gibi genç olduklarını ve ergenlik çağını yaşadıklarını düşün. Ama şimdi onlar bütün sorumluluğu sırtlarında taşımakta olmalarına rağmen senin üzerindeki kontrolü kaybetmekte ve senin ne yaptığını bilmemektedirler. Onlarla bağımlılık yapan maddeler hakkında çok korkutmadan konuş.

Belki bu bildiri bir başlangıç olabilir.

Biz bilerek bağımlılık yapan maddeler içerisinden en çok kullanılan Alkol, Sigara ve Haşişi (Esrarı) seçtik. Bu konuda daha fazla bilmek istediklerin varsa, Danışma Büroları veya hastalık sigortalarında bir sürü bilgilendirici broşür var.

Miriam Stoppard‘in “Alles über Drogen’ adlı kitabını çok tavsiye ederiz. Gençler ve aileleri için yazılmış olan bu kitap Ravensburger yayınevince basılmış ve fiyatı 19,80 Alman Markıdır. Gerçekten çok güzel bir kitap. Bütün aileniz için!

Almanca “Handbuch interkulturelle Suchthilfe - Modelle, Konzepte und Ansätze der Prävention, Beratung und Therapie” adlı kitap Almanya’da yabancılar arasında madde bağımlılığını konu edinmiş okunmaya değer bir kitaptır.

Yazarları: Ramazan Salman, Soner Tuna, Alfred Lessing

Yayınevi: Psychosozial.Verlag (edition psychosozial )

Tabiki sorularını kendi doktoruna da , Kinder und Jugendarzt‘ a yöneltebilirsin.

Düşün ve Kararını kendin ver!

UYUŞTURUCU MADDELERLE İLGİLİ KANUN

Kanun Numarası :3298

Kabul Tarihi :03/06/1986

Yayımlandığı Res.Gazete :Tarih: 19/06/1986 Sayı: 19139

Afyon ve uyuşturucu maddelerle ilgili genel esaslar

Madde 1- Çizilmiş veya çizilmemiş haşhaş kapsülleri ile, ham afyon, tıbbi afyon ve morfin evsafını haiz afyon alkaloidleri, tuzları, esterleri ve eterleri; koka yaprağı ve bunun alkaloidleri, tuzları, esterleri ve eterleri ile Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tayin olunacak diğer uyuşturucu maddelerin alımı, satım, imali, ithali ve ihracı ile ilgili hususlar Bakanlar Kurulunun tespit edeceği esaslara göre yürütülür.

Bahis konusu maddelerin elde edildiği bitkilerin yurtiçinde ekimi ve araştırması izne tabidir. Kullanılması zararlı olduğu ve “Toxicommanie” yaptığı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tespit edilen diğer tabii ve sentetik maddeler de yine bu Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile bu kanunun kapsamına alınabilir.

Haşhaş ekilecek yerlerin tespiti, izin belgesi alma zorunluluğu

Madde 2- Haşhaş ekilecek, afyon ve kapsül üretilecek yerler memleketin tarımsal ve ekonomik durumu, yurtiçi ihtiyacı, ihraç imkanları ve mevcut stok durumuna göre her yıl Bakanlar Kurulunca tespit edilir ve kararname en geç 01 Temmuza kadar yayımlanır. Bu konuda yeni bir karar alınması halinde, önceki kararname hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

Kamu kurum ve kuruluşlarınca bilimsel araştırmalar için yapılacak ekilişler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

Tespit ve ilan edilen yerlerde haşhaş ekimi yapacaklar ilgili kuruluştan izin belgesi almakla yükümlüdür. İzin belgeleri bir üretim yılı için geçerli olup, başkasına devredilemez.

İzin belgeleri herhangi bir sebeple iptal olunanların ekilmiş haşhaş tarlaları masrafı üreticiye ait olmak kaydıyla ilgili kuruluş adına herhangi bir bedel ödenmeksizin toplatılır veya imha ettirilir.

4 üncü madde hükümlerine göre veya kaçakçılık suçlarını herhangi birisine veya T.C.K.’nun ilgili maddelerine göre kesinleşmiş mahkumiyeti bulunanlara, bu mahkumiyetleri afla ortadan kalkmış olsa bile, izin belgesi verilemez, verilmiş ise iptal edilir.

İzin belgesi verilmesinden sonra yukarıdaki fıkrada yazılı suçlardan biriyle mahkum olanların bu mahkumiyetleri kesinleştiğinde izin belgeleri iptal edilir.

Yönetmelik

Madde 3- Haşhaş ekimi, kontrolü, toplatılması, değerlendirilmesi, imhası, satın alınması veya satılması ve bu kanunun uygulanması ile ilgili diğer hususlar bir yönetmelikle düzenlenir.

Cezai Hükümler

Madde 4- Ham afyon, hazırlanmış afyon, tıbbi afyon ve bunların müstahzarları T.C.K.’nun uygulanmasında uyuşturucu maddelerden sayılır.

Haşhaş ekim bölgelerinde izin belgesi almadan veya izin belgesi alınmasına rağmen belgesinde belirtilen alandan fazla yerde veya izin belgesinden kayıtlı yerden başka yerden ekim yapandan hakkında altı aydan üç seneye kadar hapis ve üç bin liradan on beş bin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.

Ekim bölgeleri dışında haşhaş ekimi yapanlar hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin liradan elli bin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.

İzinsiz ham afyon üretenler hakkında T.C.K.’nun 403 ve sonraki maddeler hükümleri uygulanır.

İzin belgesinde tespit edilen miktardan az ham afyon ve kapsül teslim eden üreticiler hakkında, fiili T.C.K.’nun 403 ve sonraki maddelerinin kapsamına girmediği takdirde eksik teslim eden miktarın teslim anındaki baş alım fiyatının üç misline kadar ağır para cezasına hükmolunur. Ürettikleri ham afyon veya kapsülün tamamını teslim etmeyenler hakkında yukarıdaki cezaların iki katı uygulanır.

Yönetmelikle verilen kontrol görevlerini yerine getirmeyen muhtarlar ve diğer kolluk kuvvetleri hakkında on bin liradan elli bin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.

Bu maddeye göre hükmolunan para cezaları Amme Alacaklarını Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre yerine getirilir.

Bu maddede belirtilen suçları işleyenlere yardım edenler hakkında asıl faillere verilecek cezaların yarısı hükmolunur. Bu fiillere katılan memur ve görevliler de asıl failler gibi ceza görürler.

Bu maddenin 2 nci fıkrasında belirtilen suçlarla ilgi yakalamalarda 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunun 60 ancı maddesi hükmü uygulanmaz.

Yürürlükten kaldırılan hükümler

Madde 5- 03 Temmuz 1932 tarihli ve 2061 sayılı Türkiye Afyon Yetiştiricileri Satış Birliği Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.

Madde 6- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 7- Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Uyuşturucu Kullanımına Karşı Mücadele Eden Bazı kurum ve kuruşlar hakkında

ODCCP – DAREM - AMATEM ve Diğer Kuruluşlar

Uyuşturucu Denetimi ve Suç Önleme Ofisi - ODCCP

Yasadışı uyuşturucu endüstrisinin değeri toplam uluslararası ticaretin %8’i ya da dünyada gerçekleşen tüm resmi kalkınma yardımının 10 katı düzeyindedir.

Uyuşturucu kaçakçılığında ele geçirilen miktar, eroinde %10, kokainde %30 dolayındadır.

Silahlı çatışma yaşanan ortamlarda yasadışı uyuşturucu geliri ile silah alımı yaygındır.

1980’lerin ortalarından bu yana dünya yeni bir sentetik uyarıcı saldırısı ile karşı karşıyadır; 1994’de ele geçirilen miktar 1978’dekinin yaklaşık 10 katıdır.

Çeşitli göstergeler yasadışı uyuşturucu tüketiminin tüm dünyada artmakta olduğunu ve gerçek bir küresel soruna dönüştüğünü göstermektedir.

Kısaca ODCCP

1991’de kurulan ODCCP aşağıdaki alanlarda üye ülkelere destek ve yardım sağlar :

Yasadışı uyuşturucu ekimine son verilmesi ve bunlar yerine yasal ürünlerin ekimine geçilmesi ve/veya çiftçiye başka alternatifler sunulması;

Uyuşturucu ile mücadele mevzuatının hazırlanması ve uygulanması;

Sınırlaşırı projelerin koordinasyonu;

Uyuşturucu kalıplarını izleyerek hükümetlerin en yeni eğilimler konusunda bilgilendirilmesi;

Uyuşturucu kullanımının önlenmesi programlarının uygulanması;

Uyuşturucu bağımlıları için tedavi ve rehabilitasyon olanakları sağlanması;

Yasadışı uyuşturucu trafiği ile mücadele edilmesi.

OFFICE OF DRUG CONTROL AND CRIME PREVENTION

ODCCP

Vienna International Centre

P.O. Box 500, A-1400 Vienna

Austria

Tel : (43-1)260 60

Faks : (43-1)260 60-5866

Leb-site : http://www.undcp.org/

DAREM

This is the Turkish site of the Drug Abuse Training & Research Center of the Institute of Legal Medicine & Forensic Science, Istanbul University, Turkey

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Uyuşturucu Araştırma & Eğitim Merkezi

Uyuşturucu ile mücadeleye yeni bir yaklaşım*

Uyuşturucu mücadelesi bir savaş değildir!

Dünya genelindeki uyu?turucu madde trafiği ile mücadelede ulusal ve uluslararası işbirliklerinin bir an önce daha da güçlendirilmesi ve genişletilmesi gerekmektedir. Uyuşturucu madde eldesinde kullanılan bitkilerin yetiştirilmesi, uyuşturucu madde üretimi ve bunların bir ülkeden diğerine taşınması giderek global bir sorun halini almıştır. Uyuşturucu madde kullanımı, madde arzının boyutlarına paralel olarak artmaktadır. Hatta kimi ülke koşullarında, uyuşturucu madde kullanımı, bir paradoks olarak gözükmekle birlikte; arz ile mücadelenin, özellikle sınır kapılarında uyuşturucu maddenin ülke dışına çıkışının engellenmesi biçimindeki mücadelenin başarısına paralel olarak da arttığı gözlenmektedir.

Uyuşturucu madde ticaretine bağlı suç ve şiddetin artışından da kaçınmak mümkün değildir. Hele tedavi olanaklarının yeterince güçlü olmadığı ülkelerde uyuşturucu suç ilişkisi daha da belirgindir. Dünya üzerindeki hiç bir ülke kendisini bu gerçeklerden soyutlayamaz ve her kurum ve kuruluşu ile bu mücadelede yer almak zorundadır.

Uyuşturucu madde ile mücadele bir savaş değildir. Çünkü savaşlar biter. Ve sonunda ya kazanılır ya da kaybedilir. Halbuki uyuşturucu ile mücadele süreklidir. Çünkü sınai ve tıbbi niteliği olan bazy ana ham maddelerin üretimi tümüyle durdurulamadığı gibi, nüfus artışı da engellenemez. Dünyada her dakika 253, her yıl 133 milyon bebek doğmaktadır ve bu yıl do?an bebekler daha 2010 yılına varmadan uyuşturucu maddenin hedefi haline geleceklerdir. Bu nedenle uyuşturucu ile mücadele bitemez ve her platformda sürekli sıcak tutulmalıdır.

Sivrisinekleri öldürerek sıtma mücadelesi olamaz!

Uyuşturucu maddenin arzına yönelik mücadelenin önemi yadsınamaz, ancak yalnız arz ile mücadele, sıtma mücadelesinde bataklıkları kurutmak yerine, sivrisinekleri tek tek yakalayıp öldürmeye benzer. Bu nedenle Uyuşturucu mücadelesinde başarının tek yolu, kişilerin uyuşturucu kullanmasını engellemektir.

Bu engelleme yalnız taleple mücadelenin otoritelerce kabul görmüş prensip ve tekniklerini uygulamakla mümkündür. Taleple mücadele, akademik ortamların eğitim öğretim ve araştırma desteği olmaksızın kesinlikle başarılamaz.

Bu nedenle Uyuşturucu mücadelesinde Üniversiteler doğrudan doğruya yer almalı, toplumu eğitmeli, sorunların nedenini saptamalı ve çözüm üretmelidir. İşte İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü bünyesinde uyuşturucu maddelerle ilgili bir eğitim ve araştırma merkezinin olu?turulma nedeni budur.

ADLI TIP ENSTiTÜSÜ 10 YILDIR UYUŞTURUCU MÜCADELESİNİN İÇİNDEDİR

Adli Tıp Enstitüsü 10 yıldan bu yana Adli Bilimler alanında yüksek lisans ve doktora eğitimi yaptırmaktadır. 150 ye yakın mezununun % 65′ini hakim, savcı ve avukatlar oluşturmaktadır. % 24′ü halen Adalet Bakanlığı Adli Tip Kurumunda hizmet vermektedir. % 12’si Emniyet Teşkilatımızın Narkotik, Terörle Mücadele, Olay Yeri İnceleme Şubeleri ile Kriminal Laboratuvarlarında görev yapmaktadır. Enstitüde halen eğitim ve tez aramalarında 350 kadar kayıtlı öğrenci bulunur. Adli Typ Enstitüsü Typ, Fen ve Sosyal Bilimler Anabilim Dallarynyn sorumluluğunda 1986/87 akademik yılından bu yana Uyuşturucu madde ile ilgili olarak son 20 yarıyılda, her dönem en az iki kez lisansüstü düzeyde ders açmış ve bu 53 derste uyu?turucu maddeleri ve buna bağlı suçları yasal düzenlemeler açısından ele aldığı gibi, gerek fizyolojik ve psikolojik etkileri, gerekse tanışma arama yöntemleri, metabolizmaları, etki mekanizmaları açısından da en yeni bilgiler ve teknik gelişmelerin ışığında tartışmış ve tezler yaptırmıştır. Ayrıca uyuşturucu madde alanındaki araştırmaları ve uygulamaları ile ün yapmış dünyanın değişik üniversiteleri ve kurumları ile konumlarına uygun alanlarda enformasyon ve deneyim açısından işbirliği içindedir.

PROGRAMLI ÇALISMA VE KOORDİNASYON İÇİN DAREM

Adli Tip Enstitüsü topluma karşı olan sorumluluğun bilincinde olarak, Uyuşturucu madde meselesinin, özellikle talep azaltmaya yönelik eğitim öğretim araştırma-uygulama alanlarında elde ettiği bilgi ve deneyim birikimini, daha geniş kitlelere yayabilmek için çalışmalarının belirli bir program çerçevesinde ve koordine biçimde yürütülmesi gerektiği kanaatine varmış ve bu işlevleri üstlenecek bir birim oluşturması gerektiğini görmüştür. Enstitü Anabilim Dalı Başkanlarından oluşan Enstitü Kurulu 11 Kasım 1997 tarihinde bu hizmetleri yerine getirmek üzere Uyuşturucu Araştırma ve Eğitim Merkezi (DAREM)’in oluşturulmasını kararlaştırmıştır.

DAREM’in HEDEFLERİ

Uyuşturucu madde alanında çalışanlar ile bu alanda araştırma yapacak olanlara en üst düzeyde teknolojiye dayalı akademik eğitim ve öğrenimin sunulması için;

· Lisansüstü derslere materyal sağlamak

· Hizmet içi eğitim kurslarının öncelikli alanlarını belirlemek ve düzenlemek

· Uygulamaya yönelik biçimde ileri düzeyde uzmanlaşmış eğitim programları sunmak böylece emniyet ve yargı sistemi içinde yer alanlar ile sağlık personelinin uyuşturucu ile mücadelesini daha güçlü kılmak.

Aşağıda sayılan alanlar başta gelmek üzere Uyuşturucu madde ile ilgili yapılacak araştırma projelerini özendirmek, kolaylaştırmak ve desteklemek. Öncelikli olarak:

· Uyuşturucu maddeyi, bunların öncüllerini ve sentezde kullanılan kimyasalları bulma, tanıma ve sınıflandırma konularında Türkiye’ye özgü sorunların çözümü.

· İdrar, kan, tükürük, saç ve terde Uyuşturucu madde ve metabolitlerinin aranmasında kullanılacak analitik yöntemlerin belirlenmesi

· Uyuşturucu kullanımını gösterir biyolojik ölçümlerin geliştirilmesi

· Uyuşturucu madde kullanımının ve uyuşturucu madde ile ilgili suçların anlaşılması ve önlenmesi konularında araştırmaları desteklemek, kaynak bulmaya çalışmak ve araştırma sonuçlarının zamanında, ilgili kişilere ulaşabilecek biçimde yayınlanmasını sağlamak ve bu alanda araştırma yapan diğer bilim çevreleri ile ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların bilgisine sunmak.

. Uyuşturucu konusunda pratik ve teorik bilgiyi yaymak, uygulamak ve bu alanlarda bilirkişilik hizmeti vermek. Uyuşturucu madde suçlarında kullanıcı satıcı ayırımının yapılabilmesi ve hukuki ehliyet açısından bağımlılığın saptanması gibi adli tıbbi sorunlarda yargı sistemine hizmet etmek.

. Ulusal, bölgesel ve uluslararası bilimsel ve teknik toplantılar, seminerler, ve kongreler düzenleyerek Uyuşturucu madde ile mücadele alanında çalışan akademisyenler, profesyoneller ve uygulayıcılar arasındaki bilgi, görüş ve deneyim paylaşımını sağlamak ve bu sayede değişik çevreler arasındaki bilimsel ve teknik iş birliğini güçlendirmek.

. Türkiye’de, özellikle madde kullanımı ve şiddeti engelleyici eğitimler alanında mücadele stratejilerini belirlemekle yükümlü resmi kurum ve kuruluşlara yararlı olmak amacıyla:

· Yasadışı uyuşturucu kullanımının düzeyi ve biçimi

· Kullanıma bağlı davranış değişiklikleri

· Suç ile ilişkisinin nitelik ve niceliklerini inceleyen anketler yapılmasını ve

değerlendirilmesini sağlamak

. Sağlıklı ve güvenli iş ve eğitim ortamlarının oluşturulması için, ayrıca ıslah ve cezaevlerinin güvenliğinin sağlanması için, taşımacılığın güveni için “workplace-drug testing, preemployement-drug testing, mandatory drug testing” programlarının Türkiye’de de oluşturulabilmesi amacıyla gerekli her türlü bilimsel ve teknik çalışma yapmak idrar, tükürük v.d. biyolojik örneklerin incelenmesinin gerçekleştirmek ve bu programların yerleştirilmesinde bilimsel ve teknik destek vermek.

20 Mayıs 1998 tarihinde DAREM’ in açılışı münasebetiyle dağıtılan broşür metninden alınmıştır.

Yardım İçin Danışılacak Yerler

AMATEM-İstanbul. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi

(Alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezi)Tel: 5436565(santral)

A.Ü.Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı

GaziÜ.AraştırmaHastanesi

Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi

Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi

Yakındaki resmi ve özel hastanelerin psikiyatriklikleri veya uzman hekimleri

Bu konuda ruh hekimleri (psikiyatri uzmanları) keza, konu ile iştigal eden psikologlar ilk müracaat ve bilgi edinme mercileridir .

Doğrudan Yeşilay Cemiyeti Genel Merkezinden Tel: 0 (212) 527 16 83 Fax:0 (212) 522 84 63 bilgi alınabilir.

Ancak, Yeşilay bir tıp ve tedavi merkezi olmayıp, bilgilenme merciidir.

UYUSTURUCU, TEROR VE PKK!…

Narkoterörizm!

Milyonlarca masum insanın ölümüne neden olan “uluslararası terörizm” ve “uyuşturucu ticareti”, verdikleri maddi ve manevi zararların yanısira, doğurduklari sonuçlar bakımından da insanlığı ve demokratik değerleri tehdit eden birbiriyle içile geçmiş iki sorundur.

Uyuşturucu ve silah kaçancılığı, dünyadaki tüm terör örgütlerinin başlıca finansman kaynaklarını oluşturmaktadır. Terör eylemlerini sürdürebilmek için muhtaç olduğu finansmanı temin edebilmek amacıyla, tüm imkanlardan faydalanmaya çalişan PKK da, bu amaçla sürekli ve büyük bir mali kaynak olan uyuşturucu ticaretine yönelmiştir.

Önceleri uyuşturucu pazarlamasında rol alan örgüt, Avrupa ülkelerinde örgütlenmeye başlamasıyla birlikte, uyuşturucu üretiminden, dağıtımına uyuşturucu ticaretinin her aşamasında kendisini göstermeye başlamıştır.

ABD Adalet Bakanlıgı’na bağlı “Uyuşturucu İle Savaş İdaresi”nin PKK ile ilgili hazırladığı raporda; “Terorist, uyuşturucu kaçakçısı ve kara para aklayıcısı PKK, Türkiye ve Avrupa’da hemen bütün afyon cinslerinin üretiminde ve kaçakçılığında son derece iyi teskilatlanmıştır. Ayrıca PKK, uyuşturucudan elde edilen gelirlerin aklanmasına da karışmaktadır. Uyuşturucudan elde edilen paralar, yiyecek, barınak, silah, cephane, iletişim aracı vb. alımlarında kullanılmaktadır. Uyuşturucudan gelen paraların haricinde PKK, ayrıca haraç toplama, soygun, yolsuzluk ve kalpazanlık yollarına da başvurur” denilmektedir. (1)

Paris Kriminoloji Enstitüsünün hazırladığı raporda ise şöyle deniliyor; “INTERPOL, İngiliz Ulusal Suç İstihbarat Servisi ve Avrupa Birliği ülkeleri emniyet teşkilatları gibi güvenilir ve tarafsız kaynakların tespitlerine göre, uyuşturucu ticareti, Türk-Kurt kökenli yıkıcı, ayrılıkçı örgütler ve PKK ile bağlantılı olan aracı militanların yararına islemektedir. PKK ile Kurt suç grupları arasında inkar edilemez, sürekli, karşılıklı ve kârlı bir suç ortaklığı bulunmaktadır.” (2)

1982 yılında Lübnan’da Suriye’nin kontrolü altındaki kamplara yerleşen PKK, uluslararası uyuşturucu ticaretine girmiştir. Baelbek ve Helmen kampları çevresinde bulunan tarlalarda kenevir ve haşhaş ekimi yapan örgüt, elde ettiği büyük miktardaki uyuşturucuyu Avrupa’ya sevk etmektedir. PKK, Bekam Vadisinde ürettiği uyuşturucuları, Ab deh, Tripoli, Beyrut, Sacda, Sur ve Mirzan limanlarından deniz yoluyla Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İtalya üzerinden Avrupa ülkelerine sevk ederken; diğer yandan da Afganistan-İran yoluyla gelen uyuşturucuyu Türkiye üzerinden Bulgaristan ve Sırbistan yoluyla Orta ve Doğu Avrupa’ya ulaştırmaktadır.

Dünyadaki uyuşturucu maddelerin başlıca üretim bölgeleri, “Altın Üçgen” olarak adlandırılan Laos, Tayland ve Birmanya ile “Altın Hilal” olarak tanımlanan Afganistan, Pakistan ve İran’dır. İran, bu her iki bölgeden de sevkiyatın yapılmasında kilit ülke konumundadır. “Altın Hilal”den Avrupa’ya uyuşturucu sevkiyatında, uyuşturucuyu dağlık kesimlerden Türkiye’ye sokan İranlılar, tonlarca eroin, baz morfin ve likit esrarın pazarlamasında PKK ile işbirliği yapmaktadırlar.

İsviçre’de haftalık olarak yayınlanan L’Hebdo Dergisinin 26 Ekim 1995 tarihli sayısındaki “Yeni Uyuşturucu Yolları” başlıklı haberde, “PKK’nın uyuşturucu pazarının önemli payını ele geçirmeyi başardığı, kendine finansman sağlayan diğer eylemci hareketler gibi maden kaynağını keşfettiği” belirtilmektedir. Ayni şekilde, Yunanistan’da yayınlanan To Vima Gazetesi’nin 19 Haziran 1994 tarihli sayısında da, Avrupa’ya yapılan sevkiyatın yüzde 60’inin PKK’nın elinde bulunduğu vurgulanmaktadır.

PKK’nın, Avrupa’daki uyuşturucu pazarını önemli ölçüde kontrol altına aldıktan sonra, denizasiri pazarlara da açılarak, Güney Amerika, Cin ve Avustralya’daki şebekelerle de bağlantılar kurduğu bilinmektedir.

Nitekim, ABD’de yayınlanan Philadelphia Inquirer Gazetesi’nin haberinde; PKK’nın Avrupa ve Kuzey Amerika’ya bir geçiş yeri ve Afgan eroininin isleme merkezi olan Türkiye’nin doğusundaki laboratuarlardan haraç aldığı, PKK kontrolündeki bölgelerde islenen eroininin, Newyork, Detroit, Chicago ve Los Angeles dahil, Ortadoğu’dan gelenlerin kalabalık olarak yaşadığı ABD’nin büyük kentlerine de giriş yaptığını belirtmektedir. Ayrıca haberde, bir yetkilinin, “PKK eroin ticaretinden 500 milyon dolar kazanıyor” ifadesi yer almaktadır. (3)

PKK’nın, uyuşturucu ticaretinde Balkan ülkeleri mafyalarıyla da işbirliği yaptığı bilinmektedir. Bulgaristan’da yayınlanan Troud Gazetesi’nin haberinde; PKK mensuplarının “şekerleme ticareti yapan işadamı” görüntüsü altında Bulgaristan’a uyuşturucu getirdikleri ve Yugoslavya’daki savaş öncesi Bulgaristan-Yugoslavya-Avusturya üzerinden Almanya’ya ulaştırılan uyuşturucu yüklü TIR’ların, savaş nedeniyle Bulgaristan-Romanya-Macaristan hattına ağırlık vermeye başladıkları vurgulanıyor. (4)

Yine, Paris Uyuşturucu Jeopolitiği Gözlemevi’nin Mart 1997 tarihli bülteninde; “1996’da 6 tona yakın uyuşturucu yakalandı. 12 Aralık 1996’da Türk Toros Şirketi’ne ait bir otobüste yakalanan 42 kilo eroinin T.C. pasaportlu bir Kürt’e ait olduğu belirlendi. Bu olay, Romanya’daki uyuşturucu isinin PKK ile bağlantılı Kürtler’in elinde olduğunu ortaya koyuyor”(5) denilmektedir.

PKK’nın, Avrupa’daki uyuşturucu ticaretini büyük ölçüde kontrol eder duruma gelmesiyle birlikte, b

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy