‘do’ Arama Sonuçları

Yard. Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz

Yard. Doç. Dr. Hayri Levent YILMAZ

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi

Pediatrik Acil Tıp Ünitesi

NONFEBRİL KONVULSİYONU OLAN ÇOCUĞA YAKLAŞIM

Nonfebril konvülsiyonlar çocukların % 0,5′inde görülmektedir. Generalize ve parsiyel olarak ikiye ayrılabilir.

Generalize olanlar da;

Tonik

Klonik

Tonik-klonik (grand-mal)

Absans (petit-mal)

Atonik veya akinetik (minör motor)

İnfantil spazm olarak farklı tiplerde ortaya çıkabilir.

Tonik hareketler; rijidetiyi ve belde bükülmeyi içerir.

Klonik hareketler; ritmik jerk tarzında hareketlerdir.

                    Generalize tonik- klonik nöbetler; bilinç kaybı, gözde deviasyon, ağızda köpük oluşumu, üriner inkontinans (olabilir veya olmayabilir), 5-15 dk. süren SSS depresyonuna bağlı postiktal dönemin bulunduğu bir nöbet tipidir.

                    Absans tipi nöbetler; postiktal dönem olmaksızın 30 sn.den daha az süren kısa dalma nöbetleridir. Spesifik bir EEG paterni vardır. O da; 3 Hz.lik dalga-diken formasyonu göstermesidir.

                    Atonik nöbetler; önce ani bir myoklonik faz, ardından tam veya parsiyel kollapsa bağlı kas tonusu kaybı şeklindedir. Myoklonik faz sırasında sıklıkla boyun, gövde, uylukta fleksiyon, omuz silkme hareketi, kollarda düzleşme meydana gelir.

                    İnfantil spazmda ise; tüm vücudun fleksiyon ve ekstansiyonu mevcuttur. EEG bulgusu hipsaritmidir.

                    Parsiyel nöbetler [ fokal, motor, duyusal, psikomotor (temporal lob)]; basit ve kompleks olarak iki alt gruba ayrılabilir. Basit tipte biliç kaybı yoktur. Kompleks tipte ise bilinç kaybı olmaktadır. Parsiyel nöbetlerin görülüş tipleri şunlardır.: lokalize tonik-klonik hareketler, kompleks otomatizm (ağız şapırdatma, emme hareketleri gibi…), duyusal veya görsel halüsinasyonlar, paroksismal vertigo, rüya görür gibi olma, akut korku ve anksiyete durumları… Fokal nöbetler sonradan generalize hal alabilir.

ÖYKÜDE SORULACAKLAR:

Bu ilk nöbet mi?

Ne zaman başladı?

Ne kadar sürdü?

Nöbeti durdurmak için ilaç yapıldı mı?

İlk nöbeti değilse; en son ne zaman nöbet olmuştu?

Nöbete vücudun hangi bölümleri katıldı?

Nöbet ilk hangi bölgeden başladı?

Bilinç değişikliği ve bilinç kaybı oldu mu?

İnkontinans ve postiktal dönem var mı?

Nöbetin geleceğini önceden hissedebiliyor mu?

Nöbeti presipite edici bir faktör var mı?

Kafa travması

İlaç alımı

Anoksik doğum

Ateş gibi…

Nöbetler ağlama ile veya ani bir ağrılı uyaranla veya korku halinden sonra mı ortaya çıkıyor?

Nefes tutma nöbeti öyküsü veriyor mu?

Çocuğun daha önceden nörolojik bir problemi var mı?

Fiziksel gelişimi normal mi?

Diabet veya metabolik, renal, kardiyak veya pulmoner kaynaklı kronik bir hastalığı var mı?

Evde insülin kullanan biri var mı?

Soygeçmişinde epilepsi öyküsü var mı?

Ardından tam bir fizik muayene yap. Özellikle de nörolojik muayene ayrıntılı yapılacak. Genel durumu ve bilinç değerlendirilmesi, meningeal irritasyon bulguları, kas kuvveti refleksler ve fokal bulgular özellikle belirtilecek.

NÖBETE BENZER DURUMLARIN AYIRTEDİLMESİ:

Vazovagal Senkop: Periferal vasküler dirençteki ani azalmaya bağlıdır. Hastalar genellikle bilinç kaybından önce “gözünün önünde ışıldamalar” olduğunu söyler. Bu durum daha çok ani korkutucu bir hareket sonrası, aşırı öfkelenince veya başlıca güçlü emosyonel değişikler sonrası ortaya çıkar.

Greath Holding: Ani korku ve ağrıya ikincil olarak ağlayarak ortaya çıkar, genellikle 6 yaş altındaki çocuklarda görülür. Tonus ve bilinç kaybını, vücutta sertleşme (katılık) ve klonus izler. Siyanoz varsa, anormal hareketlerden önce olmalıdır. Postiktal dönem yoktur ve konfüzyon meydene gelmez. Prognoz iyidir, bu nöbetler genellikle 6 yaşından sonra tekrarlamazlar. Tedavide ebeveyne hastalığın benign doğası iyice anlatılmalıdır.

Titreme Nöbetleri:Bilinçte her hangi bir değişiklik olmaksızın, 15 sn.den daha az süren kollardaki titreme hareketleridir. Epizodlar günde bir çok kereler ortaya çıkabilir. Ancak benigndir ve tedavi gerektirmez.

Benign Paroksismal Vertigo: Bilinç kaybı olmaksızın baş dönmesi ve ardından düşme şeklinde kendini gösterir.

HASTALIĞIN DERECESİNİN DEĞERLENDİRLMESİ:

Ilımlı (orta derecede) Hasta: Temelde nörolojik bir bozukluk veya fokal bulgu olmaksızın ortaya çıkan ani nöbet veya ilk nöbet…

Şiddetli Hasta: Nörolojik statusta değişiklik yapan, yani fokal nörolojik bulguların ortaya çıktığı veya nöbet aktivitesinde tarz değişikliği olan hastalar…

Çok Şiddetli Hasta: Komatöz veya sürekli devam eden veya 20 dkdan uzun süren ve bilincin düzelmesine imkan vermeyen rekürren generalize nöbetleri olan hastalar…

POSTTRAVMATİK NÖBETLER:

Acil, erken ve geç dönemde ortaya çıkabilir. Kafa travmasında aniden ortaya çıkan güçlü nöbetler benigndir ve genellikle epilepsi şeklinde devam etmez. Erken posttravmatik nöbetler; kafa travmasından sonraki ilk hafta içinde meydana gelen nöbetlerdir. Bunların % 35′i travmadan sonraki 1. Saat içinde; % 40′ı ilk 24 saat içinde; geri kalan % 25′i ilk 2-7. Gün içinde meydana gelir. Erken posttravmatik nöbetler 6 ay boyunca antikonvulzan ilaçlarla tedavi edilmelidir.

Birinci haftadan sonra ortaya çıkan nöbetlere geç posttravmatik nöbet denir ve uzun tedavi gerektiren bir durumdur.

EEG NE ZAMAN YAPTIRILMALIDIR?

İlk nöbet sonrasında ve önceki nöbetlerden farklı paternde bir nöbet ortaya çıktığında EEG mutlaka yaptırılmalıdır. Tam bir EEG tahlili hiperventilasyonla, fotik stimülasyonla indüklenmiş ve uyku döneminde de çekilmiş olmalıdır. Ilımlı nöbet geçiren hastalarda EEG sonraki günlerde veya haftalar içinde çektirilebilir, ancak şiddetli nöbet geçiren hastalarda EEG hospitalizasyon esnasında çekilmelidir.

EEG’de fokal yavaşlama; ensefalit, enfarkt, tümör veya postiktal dönemde görülebilir.

EEG’de yavaşlama ise; akut diffüz proçesi(ensefalit), önceden var olan bir değişiklik veya postiktal dönemi gösterebilir.

EEG’de fokal sivri dalgalar; fokal bir nöbet aktivitesini gösterebilir.

EEG’de diken-dalga boşalımı epileptojenik aktiviteyi düşündürür.

CT ve MR NE ZAMAN ÇEKTİRİLMELİDİR?

Akkiz fokal nörolojikbulguları olanlarda, nörolojik durumu bozulanlarda, devam edegelen fokal nörolojik nöbetleri olanlarda, nöbet tipinde değişiklik olanlarda veya EEG’de fokal yavaşlama tespit edilmişse CT veya MR yapılmalıdır.

HASTA STATUS EPİLEPTİCUSTA İSE;

Hasta yakın bakıma alınmalı ve O2 ile desteklenmelidir. Hava yolu sağlanmalı, solunum desteklenmeli ve şok tedavi edilmelidir. Hemodinamik denge monitorize edilmeli, başlangıç tedavisi olarak da Lorazepam veya Diazepam verilmelidir. Lorazepamın daha uzun bir aktivasyon süresi var ve ek ilaçlar yapıldığında solunum depresyonu veya hipotansiyon etkisi daha azdır. Eğer kontrol altına alınamazsa fenitoin İ.V. infüzyonuna başlanır ve kardiyak aritmi yan etkisine karşı monitorize edilir. Yine de devam eden nöbetler için İ.V. fenobarbital infüzyonu kullan. Nöbet kontrolu için gerektiği takdirde her 30 dkda bir fenobarbital dozunu tekrar et. Status epileptikusu olan bir çocuğa yaklaşımı daha geniş ele alacak olursak;

STATUS EPİLEPTİKUSU OLAN ÇOCUĞA YAKLAŞIM

Status Epileptikus (SE), gerçek bir acil durum olup hızlı ve agresif yaklaşımı gerektiren bir durumdur. Çünkü nöbet aktivitesi boyunca, beyinde oksijen, glukoz ve bir çok enerji substratı (ATP, fosfokreatinin vs) tüketimi önemli ölçüde artar. Dolayısıyla kardiyak atım, intravasküler sıvı hacmi ve etkin bir solunum sağlanamadığı takdirde; hızla serebral hipoksi, hipoglisemi ve hiperkarbia gelişir. Bu durumda irreversibl nöronal yıkıma neden olabilir. Ayrıca SE sırasında massif sempatik deşarj nedeniyle de hipoksi, hiperkarbi, hipertermi, taşikardi, hipertansiyon, hiperglisemi, hiperkalemi ve laktik asidozis meydana gelebilir. Bu sonuç da bazı yönlerden yararlı etkilere sahipken bazı yönlerden de zararlıdır.

Prehospital Yaklaşım:

İlk yardımın ABC’sini uygula:

Hava yolunu sağlama al: % 100 nazal O2 ver, çocuğu yan olarak baş biraz aşağıda yatırılır, sekresyonu temizlenir, aspire etmesi önlenir. Gerekirse nazogastrik tüple mideyi dekomprese et.

Dolaşımı destekle (kan basıncı kontrolu, damar yolunu aç ve 20 cc/kg %5 Dx.lu izotonik mayi vermeye başla. Mümkünse öncelikle dextrostickle kan şekerini ölç ve hiperglisemi mevcutsa %5 Dx.suz izotonik mayi ver. Damar yolu açılırken laboratuvar incelemeleri için de kan al.

Travma olgusu ise; servikal immobilizasyonu sağla.

Rektal diazepam (0,5 mg/kg/doz) veya im midazolam (0,1-0,2 mg/kg) yapmak için hazır ol ve gerekiyorsa uygula.

Bu arada ailesinden öyküyü derinleştirerek al.

Acil Serviste Yaklaşım:

İlk yardımın ABC’sini sağlama almaya devam et.

Vital bulguları, kardiorespiratuvar fonksiyonları ve oksijen satürasyonunu yakından monitorize et.

Damar yolu açılamıyorsa;

İntraosseöz (IO) infüzyon uygulanabilir.Bu uygulama 6 yaşından küçük çocuklar için uygundur.

Gerekiyorsa %5 Dx.lu izotonik mayi infüzyonuna 20 cc/kg şeklinde devam et.

Hipoglisemi varsa; 0,25-0,50 g/kg glukoz

Narkotik aşırı alımı söz konusu ise; 0,1 mg/kg Naloksan

Olası eksikliği gözönüne alınarak 100 mg Tiamin

Olası eksikliğine bağlı olarak 50-100 mg Pridoksin

Menenjitten şüpheleniliyorsa antibiyotik başla. Ancak antibiyotik başlamadan önce, eğer kontrendikasyon yoksa LP yap.

Antikonvulsif İlaç Tedavisi

Antikonvülsif ilaçlar yeterli dozlarda kullanılarak, en kısa sürede nöbetin durdurulmasına çalışılmalıdır. Kullanılan ilaçlar sınırlı olup halen tartışmalıdır. Bazı serilerde ilk seçenek diazepam iken bazılarında lorazepamdır. Sonuçta tüm serilerde ortak olan nokta; SE tedavisinde ilk kullanılan ilaç olarak benzodiazepin kullanımının önerilmesidir.

IV veya IO yol açıksa ilk olarak Lorazepam verilmesi daha uygun görünmektedir. Çünkü diazepama göre daha kısa sürede etkin olurken aynı sürede etki süresi de daha uzundur. Etkisi 2-3 dk.da başlar ve 2-3 sa. sürer. Dozu 0,05-0,10 mg/kg/doz’dur. Her 10-15 dk.da bir tekrarlanabilir (en çok 4,0 mg/gün). Ancak doz tekrarlarının etkinliği birincisi kadar değildir. Lorazepam dil altı veya rektal yolla da verilebilir. Dil altı dozu 0,05-0,15 mg/kg, rektal doz 0,05 mg/kg’dır. Yan etkisi letarji, dengesizlik, bulantı şeklindedir. Gebelerde kullanımı güvenli değildir. Ayrıca atipik absasns nöbetlerin tedavisinde tonik nöbetlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Diazepam kullanılacaksa; etki süresi kısa olduğu için daha uzun etkili bir antikonvülzan örneğin fenitoin, diazepam enjeksiyonundan hemen sonra uygulanmalıdır. IV, IO veya rektal uygulanabilir. Ancak IM uygulanımı pratik ve etkin değildir. Diazepamın dozu; 0,1-0,5 mg/kg/doz (ortalama 0,3 mg/kg/doz)’dur. Bu doz, ardı ardına 10-20 dk.da bir 3 kez tekrarlanabilir, İV olarak iki dakikadan daha uzun sürede verilmelidir ve 10 mg’ın üzerine çıkılmamalıdır. Yan etki olarak solunum depresyonu yapabilir (özellikle de barbitüratlarla birlikte kullanılmışsa). Lennox-Gustaut sendromunda tonik nöbetleri provake edebilir.Gebelikte kullanımı güvrnli değildir.

Midazolam IM kullanım için en ideal olanıdır. Dozu 0,20 mg/kg IM (en çok 10 mg), 0,05-0,20 mg/kg IV/IO’dur. 10-15 dk.da bir tekrarlanabilir (en çok 10 mg). Gebelerde kullanımı güvenli değildir.

Eğer lorazepam veya midazolam nöbeti durdurmamışsa (SE tedavisinde ilk olarak diazepam kullanılmışsa zaten fenitoin de birlikte veriliyordu); 15-20 mg/kg IV olarak fenitoin verilmelidir. Fenitoin verilirken kardiyak etkileriden dolayı yavaş verilmesine dikkat edilmelidir (1 mg/kg/dk veya 50 mg/dk hızında). Bu hızla fenitoin dozu yaklaşık olarak 20 dakikada verilir. Etki süresi uzundur 6-20 dakikada ancak etkisini gösterebilir. Sadece IV yolla verilmelidir, IM enjeksiyon kasta enflamasyona neden olabilir. Ayrıca rektal veya oral verilmesiyle de 4-8 saatte etkili olduğu için SE tedavisinde bu tip kullanımın yeri yoktur.

Fenobarbital de kullanılabilir. Generalize ve parsiyel konvulsif SE’da etkindir. Ayrıca febril ve neonatal SE’de de etkindir. Bilinci ve solunumu deprese etmesi, hipotansiyon yapması istenmeyen yan etkilerindendir. Eğer diazepamla birlikte kullanılırsa solunumu deprese etkisi daha ciddi boyutlara ulaşabilir. Yükleme dozu IV yolla 15-20 mg/kg olup 30-100 mg/dk.dan daha hızlı uygulanmamlıdır. Maksimum doz bir defada 300-400 mg’ı geçmemelidir.

Dirençli SE Tedavisi:

SE, standart dozlarda diazepam, fenitoin ve fenobarbitale yanıt vermiyorsa doz artırılabilir veya başka bir ilaç verilebilir. Bazı otörler pentobardital veya thiopental kullanmaktadır. Bunun için hasta entübe edilmeli, EEG monitorizasyonuyla yakından izlenmelidir. Pentobarbital başlangıçta IV bolus olarak 5-15 mg/kg ve idame dozu 1-5 mg/kg/sa. olarak verilir.

Valproik asit, paraldehit ve lidokain diğer seçeneklerdir. Paraldehit 0,3 cc/kg 2-4 saatte bir rektal tekrarlanabilir. Valproik asit 20 mg/kg rektal olarak verilebilir. Özellikle de Absns ve Lennox-Gastaut sendromunda önerilir. IV yoldan lidokain daha çok erişkin SE’unda kullanılır, çocuklarda tercih edilmemektedir.

Tüm uygulamalara rağmen nöbetler kontrol altına alınamazsa genel anestezi verilir. Bu işlem bir anestezi uzmanı tarafından yapılmalıdır.

12 Temmuz 2007

Dokunma Duyusu Organımız Deri

DOKUNMA DUYUSU ORGANIMIZ DERİ

Gözlem:Bir yere tırmanırken kolumuzu veya bacağımızı sıyırdığımız zaman hemen bir yanma hissederiz. Bunun

nedeni sinir uçları kendisini koruyan deri tabakasının sıyrılması sonucu açıkta kaldıkları için bir acı duymamıza neden

olur.

Derimizin Yapısı

Yandaki şekli incelediğimizde derimizin iki kısımdan

meydana geldiğini görüyoruz. Bunlar üst deri

(epidermis) ve alt deri (dermis) dir.

Epidermis birkaç hücre tabakasından meydana

gelmiştir. Terbezi ağızlarının ve kılların yer aldığı

üst deri görünüş bakımından iki kısımdan oluşur.

Bunlar ölü hücrelerden oluşan boynuzsu tabaka

ve canlı hücrelerden oluşan malpighi tabakasıdır.

Dermis daha kalın ve daha karmaşık bir yapılan-

ma gösterir. Epidermise yakın olan bölümlerinde

kılcal damar ağı ve kollogen lifler içerir. Daha alt

bölgelerde ise,akyuvarlar,elastik lifler,ter,süt ve yağ

bezleri,kıl kökleri,kan damarları ve sinirler bulunur.

Ayrıca sıcak,soğuk ve acı gibi çeşitli uyarıları alma-

mızı sağlayan serbest sinir uçları bulunur.

Derimizin Görevleri

Vücudumuzu kaplayarak kasların,sinir uçlarının korunmasını ve vücudun devamlı olarak aynı ısıda kalmasını sağlar,

dokunduğumuz cisimlerin içinde bulunduğu durumun nasıl olduğunu algılamamızı sağlar,vücudu dış etkilerden korur,

su ve suda eriyen maddelerle yağ ve karbonhidratlar deride depolanır,gaz alışverişi ile solunuma,terlemeyle boşaltıma

yardımcı olur. Ter salgısı buharlaştığında deri üzerinde asitli bir örtü oluşmasına neden olur,buda ;deri üzerindeki bakteri

ve mantarların ölümüne yol açar.

Deri Hastalıkları

Derimizde oluşan bazı önemli hastalıklar vardır. Bunlardan önemli olanları; yanıklar,kızarıklıklar,irili ufaklı sert çıkın-

tılar,içi serum yada iltihap dolu kesecikler,pul pul dökülmeler,sertleşmeler,çeşitli yaralar,ülserleşme,mantar hastalığı gibi

hastalıklardır.

Derimizin Sağlığını Nasıl Korumalıyız?

Derimizin sağlığını korumak için; derimizi temiz tutmalıyız,haftada en az iki defa banyo yapmalıyız.Derimizi temiz

tutmadığımızda gözenekler tıkanır,terleme olayı olmaz ve zararlı maddeler vücudumuzda kalır. Derimizi yanıklardan

korumalıyız. Bunun için,dikkatli olmalıyız ve yakıcı şeylerden uzak durmalıyız.Cildimize uygun olan sabun ve şampu-

anları kullanmalıyız. Deterjan,çamaşır suyu,yağ çözücü,bulaşık teli gibi temizlik araçlarını mümkün olduğu kadar

derimizden uzak tutmalıyız,bunları kullanırken eldiven kullanmalıyız,daha sonra ellerimizi güzelce temizlemeliyiz.

Derimizi fazla güneş ışınlarından korumalıyız.

GÖRME DUYUSU ORGANIMIZ GÖZ

Gözlem:Karanlık bir odaya girdiğimiz zaman bu odada bulunan eşyaların şekillerini ve renklerini göremeyiz.

Bunun nedeni,görme olayının gerçekleşe bilmesi için ışık gereklidir. Biz ancak ışık ile aydınlanmış cisimleri görebiliriz.

Gözümüzün Yapısı

Göz,üst çene ,elmacık ve ön kafa kemiklerinin oluşturduğu göz çukuru denen kemik bir yapının içine yerleş-

tirilmiştir .Bu sağlam yapının içinde göz dıştan gelebilecek darbe ve sarsıntılardan korunur.

Gözümüz; dıştan içe doğru sert tabaka,damar tabaka ve ağ tabaka olmak üzere üç kısımdan oluşur.

12 Temmuz 2007

Dolaşım Sıstemlerı

DOLAŞIM SISTEMLERI

Alm. Blutzirkulationssystem (n), Fr. Appreil (m) circulatoire, İng. Circulatory system. Vucudun aldığı besin maddelerini, oksijen ve kendi yaptığı hormonları gövdenin çeliştiği kısımlarına dağıtması; dokularda metobolizma arasında meydana gelen zararlı maddelerin zararsız hale gelmelerini veya atılmalarını sağlıyan organlara ulaşması ile görevli sistem. Dolaşım sistemini kalp ve onunla kapalı devre yapan damarlardan kurulmuştur. Kalp, bu sistemin pompasıdır. Damarlarla pompanın attığı kanı attığı kanı vucutta dolandıran borulardır. Kırmızı kan damarları, yapısı ve fonksiyonları bakımından üç ayrı kısımda incelenebilir:

1) Atardamarlar,

2) Toplardamarlar,

3) Kıkcak damarlar,

Dolaşim sisteminin çalişmasi halinde canlilikla dönük olarak yer alır. Çizgili kaslardan meydana gelmesine rağmen irade dışı çalışır. Kalbin açlışması birbiri ardından gelen sıkışıp-ufalma (sistol) ve gevşeyip-genileşme (diastol) hareketleri ile olur. Kalbin hareketlerini “Kalbin iletim sistemi” denilen yapılar sağlar. Kendi içinded meydana gelen uyarıyla ritmik olarak çalışan tek organımız kalbimizdir.

Kalbin özel sinir sistemi “sino-atrial düğüm” “atrioventriküler düğüm” ve “ his demeti” denilen sinir liflerinden meydana gelir. Kalbin özel tembih sistemi otomon sinir sisteminin etkisi altındadır. Bu sistemin “parasempatik” bölümünden gelen uyarılar kalbi yavaşlatırken “sempatik” bölümünden gelen uyarılar kalbin 1 dakikadaki atım sayısını arttırır. Kalbin normaldeki atım sayısı dakikada 60-90 arasındadır. Kalp etışları gwnwl olarak bilekte nabız oluğuna basarak veya kalbi dinleyerek sayılır. Kalbin normalden az atmasına “bradikardi” denir.

Kalbin sıkıştığı an, karıncıklardaki kanı aorta ve akciğer atardamarına attığı andır. Bu anda sol karıncıktaki temiz kan vücuta atılırken, sağ karıncıktaki kirli kan oksijenlenmek üzere akciğere yollanır.

Atardamarlar : Kalbin pompalandığı kanı organ ve dokulara götüren ve kılcal damarlara dağıtan borulardır. Kesitlerinde genellikle yuvarlak ve kalın duvarlı olarak görünürler.

Toplardamarlar : Vücutta kullanılan kanı akciğere pompalanmak üzere kalbe getiren damarlardır. Genişlikleri atardamarlardan daha fazladır. Toplardamarların içine kanın geri kaçmasını önleyen kapakçıklar bulunur. Duvarları ise atardamar duvarından daha incedir.

Kılcal damarlar : Atardamarlarda dokulara yaklaştikça düzenli bir şekilde dallanırlar. Bu dalların çapı gitikçe küçülür ve sonunda kılcal damarları meydana getirirler. Kılcalların atardamar tarafındaki kısmına “arteriol”, toplar damar tarafındaki kısmına “venül” denir. Madde alış-verişi genel olarak arteriol ve venüller arasındaki kapiller damar ağında olur.

Dolaşim sisteminin görev olarak iki alt grubu vardır :

1. Büyük dolaşim (sistemik dolaşim),

2. Küçük dolaşim (akciger dolaşimi),

Büyük dolaşim : Kalbin sol karıncığına akciğerlerden oksijenlenmiş olarak gelen kan aradaki mitrak deliği vasıtasıyla sol karıncığa geçer. Sol karıncığın kasılmasıyla içindeki kan aorta atılır. Atardamarlar boyunca kan bütün vucuda yayılır. Kapiller damarlar seviyesinde kan doku arasında madde ve gaz alış verişi vuku bulur. Burada oksijenden fakirleşen ve bazı maddelerini kaybeden (kirlenen) kan toplar damarlar vasıtasıyla kalbin sağ kulakçığına gelir. Kanın kalbin sol karıncığından çıkıp sağ kılakçığına dönmesine kadar olan bu işleme büyük dolaşım denir.

Küçük dolaşım : Kalbin sağ kulakçığına gelen kirli kan aradaki triküspit kapağından sağ karıncığa geçer. Sağ karıncığın kasılmasıyla akciğerlere giden kan buradan temizlenmiş (oksijenlenmiş) olarak kalbin sol kulakçığına döner. Bu olayın bütünü de küçük dolaşımı meydana getirir. Bu dolaşımın şemasını ilk olarak çizen, Türkistanlı Ali bin Ebi’l-Hazm’dır (v.1288).

Kan damarlarının yanısıra doku sıvısının bir kısmı da akkan damarları (lenf dolaşımı) ile sistemik dolaşıma iletilir. Lenf damarları kör uçlu, ince duvarlı borular şeklindedir. Bunlar birleşerek büyük akkan damarlarını, bunlar da birleşerek “göğüs akkan kanalı”nı meydana getirirler. Bu kanal boyunda toplardamar sisteme dökülür.

Dolaşım sisteminde kanın dolanımının sağlanması için kalp kasılma ve gevşemesine göre damarlarda belli bir basınç meydana gelmektedir. Buna kan basıncı veya “tansiyon” ismi verilir. Sistolik kan basıncı, 110-140 mm civa, diyastolik kan basıncı, 70-90 mm civa arasında olmalıdır. Ancak yaşla paralel olarak normal sınırlar biraz aşağı veya yukarı kaydırılabilir. Yaş arttıkça normal üst sınırlar yükselir. Ayrıca cinse göre ve tansiyon ölçülme pozisyonuna göre (ayakta, oturarak veya yatarak) de değişikilik olabilirse de genel olarak bu rakamların üstü yüksek tansiyon altı ise düşük tansiyonu gösterir. Tansiyonun normal olmaması başta kalp, beyin, böbrek ve göz olmak üzere birçok dokuda rahatsızlık ve bozukluklara sebep olur.

DOLAŞIM SİSTEMİNİN SAĞLIĞI

Sigaradaki nikotin, dolaşım sistemini olumsuz yönde etkiler. Damarı daraltarak, organlara yeterince kan getirmesine engel olur. Sigara içenlerin kanındaki karbon monoksit düzeyi, içmeyenlere oranla daha fazladır. Karbon monoksit hemoglobinle birleşerek, oksijen taşıyacak hemoglobin miktarının azalmasına yol açar. Sonuçta dokulara oksijen geçişi azalır. Az miktarda karbonmonoksit bile kroner atar damar hastalığı olanlarda hareket etme ve egzersiz yapma yeteneğini azaltmaktadır. Damarların sağlığı için

Sigara alışkanlığı kesinlikle bırakılmalıdır!

Sürekli ayakta kalmamaya dikkat edilmelidir.

Kanamalarda yapılacak geçici tedavi yöntemi (ilk yardım) öğrenilmelidir.

Kandaki alyuvarların sayı veya hacimce azalmasına ya da yetersiz hemoglobin ile ortaya çıkan buzukluk anemi adını alır. Anemi yetersiz dengesiz beslenme durumlarında ortaya çıkar.

Akyuvarlarda sınırsız ve patolojik çoğalmayla lösemi denen hastalık ortaya çıkar. Lösemi genellikle öldürücüdür. Pıhtılaşma elemanları olmayan kişilerde hemofili hastalığı görülür. Hemofili hastalığında kanı pıhtışaltırıcı faktörler kalıtımsal olarak eksiktir. Kanama olduğunda, kan nakli yapılmazsa, hasta kan kaybından ölebilir.

12 Temmuz 2007

Doğum Sonu Döneme Uyum Ve Değerlendirme

DOĞUM SONU DÖNEME UYUM VE DEĞERLENDİRME

Doğum sonu dönem,aileye yeni bir üyenin katılmasından dolayı yeni bir düzenin kurulduğu bir dönemdir. Bebeğine, postpartum rahatsızlıklara, ailedeki yeni düzene ve vücut imgesindeki değişikliklere uyum göstermek zorunda olan anne için bu dönem oldukça zordur. Gebeliğin son aylarında ve doğum sırasındaki içe dönüklük dönemini takiben; lohusanın dış dünyaya atılımı basamaklar halinde olur.

-Doğumdan sonraki ilk birkaç gün anne pasif ve bağımlıdır. Daha çok eylem ve doğum olayı hakkında konuşur, alıcı konumdadır ve kendine dönüktür.

-İkinci günden sonra anne postpartum sürece uyum sağlamaya başlar, bebeğine yönelmiştir ve anne daha çok verici konumdadır.

-Anne daha sonra lohusalığın ilk haftalarındaki daralmış yaşantısından yeniden duygusal çevre yaşantısına döner.

İşte bu sürecin herhangi bir aşamasında takılma tedavi gerektiren bir durumdur. Bu süreçten sonra annelik kimliğinin şekillendiği, annelik rolünün kazanıldığı bir dönem gelir. Annelik kimliğinin şekillenmesi doğan her çocukla birlikte ortaya çıkar ve dört safhada gerçekleşir:

1)Gebelikte ortaya çıkan, geleceğe hazırlanma safhasında kadın anneliğe ilişkin rol modellerini izler. Özellikle kendi annesi nasıl bir annelik sorusunun cevabı için iyi bir örnektir.

2)Formal-Biçimsel safha , çocuğun doğumu ile başlar. Anne , rol modellerinin etkisi altında çevrenin kendisinden beklediği gibi davranmaya çalışır.

3)İnformal safha da kadın anneliğe ilişkin kendi seçeneklerini , diğer bir değişle kendi annelik stilini geliştirmeye başlar.

4)Son safha olan kişisel safha da , annelik rolü kazanılmıştır. Bu safhaya ulaşan anne artık bir anne olarak rahattır ve bu konuda kendi fikirlerine ve davranışlarına sahiptir.

Annelik rolünün kazanılması, doğumu takip eden 3-10 ay arasında gerçekleşir. Kadının sosyal desteği, yaşı, kişisel özellikleri, yeni doğanın mizacı ve ailenin sosyo-ekonomik durumu annelik rolünü kazanmayı etkileyen faktörlerdir.

DOĞUM SONRASI PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR

Gebelik ve doğum önemli biyolojik değişikliklerin yaşandığı fizyolojik bir süreç olduğu kadar, erken gelişim dönemlerine ilişkin bastırılmış ve çözülmemiş çatışmaların yeniden gündeme geldiği karmaşık bir psikolojik süreçtir.

Doğumu izleyen dönemin kadınlarda psikiyatrik bozukluk riskinin arttığı bir dönem olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Doğum sonrası psikiyatrik bozukluklar üç ana bölümde incelenebilir; doğum sonrası hüzün, doğum sonrası depresyon, doğum sonrası psikoz.

DOĞUM SONRASI HÜZÜN (Doğum Sonrası Karamsarlık)

Doğum yapma, önemli hayat olaylarından biridir. Doğumu takiben, ilk bir haftada yeni duruma uyum, annelik rolüne adaptasyonla birlikte; biyolojik, hormonal dengedeki ani değişiklikle ilgili ortaya çıkan, hafif huzursuzluk, yorgunluk uyumsuzluk, ağlama krizleri ile belirgin bir tablo şeklinde görülür. Doğum sonrası dönemde depresif duygu durum oranının yüksekliği bilinmektedir. Depresif duygu durum, normal sayılan bir hüzünlülük (baby blues) halinden renkli ve hızlı başlangıçlı psikotik depresyona kadar geniş bir dışavurum gösterir. Yeni anne olan kadınların %50-80’inde olup, doğumu izleyen ilk 7-10 gün içinde görülür.

Doğum sonrası ilk günlerde gözlenen total plazma triptofanındaki normal artışın gerçekleşmeyişi, gonodotropinler ve diğer hormon düzeylerinin hızla değişimi, platelet MAO ve plazma cAMP düzey değişiklikleri, platelet adrenoreceptor alanlarının fazlalığı gibi etkenler postpartum hüzünle ilişkilidir.

Doğum sonrası hüznün, doğum öncesi disforinin devamı olduğu; bunda iki önemli risk etkeninin; ilk kez gebe olma ile premenstrual sendrom öyküsü olduğu ileri sürülmüştür.

Genelde bu durumun normal olarak değerlendirilmesi gerektiği, kişiye güven vermenin önemli olduğu belirtilmiştir. Ancak O’Hara ve arkadaşları, 182 kadın üzerinde yaptıkları çalışmalar sonucu doğum sonrası hüznün duygulanım bozukluğu yelpazesi içinde olduğunu öne sürmüşlerdir.

Doğum sorası hüzünde terapötik yaklaşım destekleyici çabaları içerir. Anneleri progesteronla sağaltarak doğum sonu hüzünlerini azaltmanın olanaklı olabileceğine inananlar vardır.

DOĞUM SONRASI DEPRESYON

Doğum yapan kadınlarda, doğumdan sonraki bir yıl içinde bazı psikiyatrik sorunlar diğer zamanlara göre daha sık ortaya çıkabilir. Bu sorunlardan birisi de yaklaşık doğum yapan her 10 kadından birinde gelişen doğum sonrası depresyondur. Genellikle doğumdan sonraki 2-8. haftalar içinde başlar ve en az iki hafta en çok bir yıl kadar sürer. Tedavi görmeyen kadınlarda 3 ay- 1 yıl arasında kendiliğinden düzelir. Geriye yönelik epidemiyolojik taramalar ciddi ruhsal ve duygusal hastalıkların ortaya çıkması açısından, postpartum dönemini gebelik dönemine kıyasla 3-4 kez daha riskli olduğunu ortaya koymaktadır. Postpartum döneminin ilk 4 haftası bu açıdan en riskli dönem olmakta, ancak genellikle bu süre 6. aya kadar uzayabilmektedir. Gebelik süresince ; evlilik gerilimi ve doyumsuzluğu, istenmeyen hayat olayları bu konuda önemli etkenler olarak bildirilmiş, bilişsel yatkınlık ileri sürülmüş, çocuk bakımına ait beklentilerin ise belirleyici olmadığı ortaya konmuştur. Ergenlik döneminin biyolojik-psikolojik stresleri bu çağdaki annelerde depresyon oranını, yetişkin annelerden yüksek kılmaktadır.

Doğum sonrası depresyonun nedenleri kesin olarak bilinmemektedir. Hızlı fizyolojik değişikliklerin rolü olabileceği düşünülmektedir, ancak hangi etmenlerin daha fazla neden olduğu açık değildir. Bununla birlikte bazı risk etmenlerini taşıyan kadınlarda doğum sonrası depresyonun daha sık görüldüğü bilinmektedir. Bu risk etmenleri; kadının ya da eşinin işsizliği, sosyal desteğin yetersiz olması, evlilikle ilgili sorunlar, beklenmedik yaşamsal olaylar (ölüm, ayrılık vb.), planlanmamış gebelikler, çok doğum yapmış olma, daha önceki gebeliklerde depresyon geçirilmesi, anne sütü ile beslememe, kayıpla sonlanan gebelik ve doğum deneyimleri, erken anne-bebek ayrılığı ve bebeğin bakımı ile ilgili duyulan kaygılardır. Ayrıca çocuğun özürlü doğması veya bazı geleneksel-kapalı toplum yada yörelerde çocuğun cinsiyetine yönelik beklenti ve değer yargılarının da depresyon gelişimi açısından önemli bir stres kaynağı olabileceğine ilişkin birçok klinik gözlem vardır.

Hannah ve arkadaşları; bebeğin düşük doğum ağırlıklı olmasının, sezeryanla doğumunun, zor doğumun ve biberonla beslenmesinin yüksek depresyon oranları ile önemli ölçüde ilişkili olduğunu bulmuşlardır. Evlilik dışı doğum, ölü doğum, ailede hastalık öyküsü; diğer risk etkenleridir.

O’Hara ve arkadaşları; çocuk doğuran depresyonlu kadınlarda erken gebelik döneminde de yüksek belirti düzeyi ve sosyal uyumsuzluk bildirmektedirler.

Meltzer ve Kumar; doğum sonu ruhsal sorun gösteren 142 annenin % 80’inde duygulanım bozuklukları saptarken, % 6’sında şizofreni bulmuşlardır.

O’Hara ve Swain tarafından yapılan bir incelemede doğum sonrası depresyon düşüncesini sağlayan önemli göstergeler arasında; geçmişte psikopatolojik bir durumun olduğuna dair öykü, gebelik sırasında psikopatolojik bir durumun ortaya çıkması, evlilik içi ilişkilerde zayıflık, sosyal desteğin az olması, stresli hayat şartları sayılmaktadır. Düşük aile geliri, düşük mesleksel statü gibi faktörler daha az etkilidir. Bir Avusturalya çalışmasında; daha önceki gebelikleri düşükle sonuçlanan kadınların, bir sonraki gebeliğin son 3 ayında daha yüksek düzeyde depresif belirtiler ve anksiyete gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca düşüğü takiben 2. kez gebe kalan kadınlarda postpartum ilk yılda daha fazla depresif belirti gösterme eğilimi vardır.

Anne sütü ile beslemenin genel yararları iyi bilinmektedir. Doğum sonrası depresyon açısından ele alındığında ise anne sütü ile beslemenin olumlu ve olumsuz etkileri olabilmektedir. Anne sütü veren kadınlar, kendilerine ayıracak zamanlarının çok az oluşu, emzirme nedeniyle uykusuz kalmaları, ilaç kullanmaları gerektiğinde bebeğe zararı olacak endişesi duymaları gibi nedenlerle kolaylıkla negatif duygu durumuna girebilirler. Bunun yanında anne sütünün hızla kesilmesinin bazı hormonal değişiklikler yoluyla depresif belirtileri daha da kötüleştirdiği düşünülmektedir.

Doğum sonrası depresyon sık görülmesine karşın çoğu kez tanı konulamamaktadır. Bu durumun başlıca nedenleri kadının negatif duyguları nedeniyle kendini yalnız hissetmesi ya da utanması, rutin kontrol için çağrıldığı 6. doğum sonrası haftaya kadar doktorla görüşme olanağı bulamamış ya da hangi doktora başvuracağını kestirememiş olması, yeni doğan bebeğin verdiği heyecanla yakınmalarını dile getirememesi olabilir. Çoğu kadın sorunlarını depresyon olarak algılamaz, yine çoğu bu konuda destek arayışı içinde değildir. Bu konuda yardım arayışında olan bir kadın da çoğu kez bebeğinin doktorundan bu konuda bir yardım alabileceğini düşünmez. Ağır doğum sonrası depresyonu olan kadınların yalnızca %50′den azı belirtilerini depresyon olarak değerlendirmektedir.

KLİNİK

Doğum sonrası depresyon , doğumdan sonraki 2.-3. haftadan sonra olguların çoğunda ilk 6 hafta içinde sinsice başlar, başlangıç doğumdan sonraki bir hatta iki yıla uzayabilir. Klinik tablo hafif depresif duygu durumdan melankoliye kadar değişebilir. Sıklıkla bedensel yakınmalar özellikle aşırı yorgunluk vardır. Hastalarda bebeklerini yeterince sevmedikleriyle ya da bebeğin beslenmesiyle, uykusuyla ilgili endişeler , bebeğe şiddet uygulamayla ilgili obsesyonel tarzda düşünceler, özkıyım düşünceleri, konsantrasyon güçlüğü, bellek zayıflığı,ağır anksiyete , panik ataklar, kendiliğinden ağlamalar, iştahsızlık, uykusuzluk yakınmaları olur. Belirtiler 500 doğumda bir ve ilk doğum yapanlarda daha sık görülüp, sıklıkla yeni doğan bebekle ilişkilidir. Çoğu kadın mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duyarlar. Belirtilerini ve çocuğa yönelik olumsuz duygularını tartışmak istemezler.

Doğum sonrası depresyonun bulguları doğum yapmayan kadınlardaki depresyondan farklı değildir, ancak normal involüsyonel fenomenden (kilo kaybı, uykusuzluk vb.) ya da doğum sonrasındaki ilk günlerde %50-80 sıklıkla görülen annelik hüznünden ayırt edilmesi güç olabilir. Doğum sonrası depresyonu doğum sonrası hüzünden ayırmak için yapılan bir çalışmada; iştah değişikliği, yorgunluk, uyku bozukluğu, cinsel isteksizlik gibi belirtilerin doğum sonrası hüzünde de görülebildiği; suçluluk duyguları, duygu durumun baskılanması, aktivitelere ilginin azlığı, , çocuğun bakımında güçlükler, kendine güven azlığı, konsantrasyon güçlüğü ve intihar düşünceleri sadece depresyonda görülmektedir. Bununla birlikte doğum sonrası depresyonda ailesine karşı sevgisizlik ve bebeğine karşı zıt duygular daha ön plandadır.

ETYOLOJİ

1-Biyolojik Göstergeler: Gonadal steroid hormonların düşüşü ile karamsarlığın ortaya çıkışı arasında yakın ilişkinin olması, nedensel bir ilişkinin olabileceğini düşündürmüştür. Daha önce doğum sonu depresyon saptanan kadınların gonadal steroidlerin duygu durum stabilitesini bozucu etkilerine karşı duyarlı olduklarına dair dolaylı bir kanıt elde edilmiştir.

2-Genetik: Her ikisi de doğum yapmış 838 ikiz kardeşin dahil edildiği bir Avusturalya çalışmasında postpartum depresif belirtilerdeki varyansın %38, depresyonun ise %25 oranında genetik etmenlerle açıklanacağı saptanmıştır.

3-Bağışıklı Sistemi: Meen ve arkadaşları doğum sonrası dönemdeki 91 kadında ve gebe olmayan 22 kadından oluşan kontrol grubunda enflamatuar yanıt sistemi markerları kullanarak erken doğum sonu duygu durumu değerlendirmişlerdir. Doğum sonu 1.ve 3. günlerde antienflamatuar kapasitedeki azalmayla anksiyete belirtileri arasında bir ilişki olduğu saptanmıştır. Clara hücre proteini (immunsupresif) doğum sonu depresif kadınlarda düşük bulunmuştur.

4-Nörotransmitter Sistemleri: Tetrahidrobiyopterin; fenilalaninin tirozine dönüşmesinde, tirozin ve triptofanın hidroksilasyonunda önemlidir. Bu maddeler serotonin, NE, dopamin üretiminde önemlidir. Depresif hastalarda tetrahidrobiyopterin artar. Bununla birlikte çalışmalarda doğum sonu 7. günde triptofan, methiyonin, folat, tirozin, vit.B12 düşük saptanır. Serum kolesterol düzeyleri gebelikte yükselmekte ve doğumu izleyen günlerde azalmaktadır. Bu hızlı düşüşün doğum sonu ilk dört günde depresif duygudurum ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ancak bu konudaki çalışmalar çelişkilidir.

5-Psikososyal etmenler: psikoanalitik kuram doğum sonrası depresyonda bağımsız kendiliğin kaybı üzerinde durmaktadır. Doğum sonrası yoğun ambivalans ve kayıp duygusu yaşarlar.

Nicolson ; çocuk sahibi olmanın kadın için bir kazanç olmakla birlikte, vücut imajında değişme, entelektüel yetilerde kayıp algısı , mesleğe ilişkin beklentilerin kaybı gibi değişikliklerin yaşandığına dikkat çeker.

Brown; 11 yaşından önce anne kaybı, üç ya da daha fazla çocuk sahibi olma, yakın ilişkilerinin olmaması ve kadının bir mesleğinin olmamasının önemli olduğunu vurgular.

DOĞUM SONRASI DEPRESYONLU ANNELERİN ÇOCUKLARI

Doğum sonrası depresyon saptanan annenin bebeğine zarar verme riskini değerlendirmek son derece önemlidir. Depresif annelerin %41’inin bebeklerine zarar vermeye yönelik düşünceler taşıdıkları rapor edilmiştir. Rapor edilenlerin yarısı geçici düşünceler düzeyinde kalırken , %21 tekrarlayan düşünceler şeklindedir. Bu düşünceleri sorgulamak gereklidir. Obsesyonel düşüncelerle de sık karşılaşılır. Bunlar kontrol etme obsesyonu ile ilişkilidir ve agresif bir yapı gösterir.

Doğum sonrası depresyon saptanan kadınların bebeklerinin bilişsel ve duygusal gelişimlerinin olumsuz yönde etkilendiği günümüzde belgelenmiştir. Sinclar ve Murray tarafından çocukların okul çağına geldiği dönemde yapılan değerlendirme sonucunda daha fazla davranış bozukluğu gösterdikleri, bu etkinin düşük sosyal sınıfa ait ailelerin erkek çocuklarında daha belirgin olduğu ortaya çıkmıştır. Aynı çocukların yaratıcı oyunlar yerine basit fiziksel oyunları seçtiği, oyunda diğer çocuklardan gelen sosyal girişimlere olumsuz yanıt verdiği belirlenmiştir. Doğum sonrası depresyonun çocukların uyum yeteneği üzerine olumsuz etkiler yaptığı bilinmekle birlikte, genel popülasyonda saptanan davranış çeşitliliği göz önüne alındığında bu etkilerin boyutlarının oldukça küçük olduğu hatırlanmalıdır.

TEDAVİ

Kadında doğum sonrası depresyon tanısı konulunca; bireysel ya da aile psikoterapisi, farmakolojik tedavi ve sosyal servislerin desteğinden yararlanılabilir. Aynı zamanda planlanmamış gebelikler ya da işsizlik gibi risk etkenleri aile planlaması yöntemleri ya da iş olanaklarının sağlanması ile azaltılabilir.

Pek çok doktor gebe ya da süt veren kadınlara psikotropik ilaçlar yazmak konusunda kararsız kalmaktadır. Fetusa ve bebeğe doğrudan bir zarar gelmesini engellemek düşüncesiyle olayın önlem boyutunu abartarak yanılgıya düşme eğilimi vardır. Bu eğilim annenin tam tedavi alamamasına neden olmaktadır.

Wisner ve arkadaşları 1993 yılından bu yana yayınlanmış 4 araştırmayı incelemişler.

Bu araştırmalar gebelik boyunca antidepresan ilaç kullanan anne ve bebekleri, antidepresan ilaç kullanmayan grupla karşılaştırılmıştır. Buna göre trisiklik antidepresan ve SSRI alanlarda fetüsde ölüm riskini arttırdığına ya da doğum defektlerine yol açtığı yönünde delil yoktur. Ancak bu ilaçların doğum ağırlığı üzerine olan etkilerine dikkat etmek gerekir.

Gebeliğin ilk 3 ayında fluoksetin kullanan 367 kadını içeren incelemede bu ilacın teratöjenik olmadığı yorumu yapılmıştır. Yoshida ve arkadaşları zamanında doğan sağlıklı bebeklerin TSAD kullanımından olumsuz etkilenmediğini, SSRI grubu ilaçlar hakkında az bilgi bulunmasına rağmen caydırıcı tavır almamak gerektiğini savunmuşlardır. İlaç tedavisinden sağlanan yararların zararlardan daha ağır bastığı yolundaki kanıtlar artmaktadır.

Hafif depresyonda tedavi psikoterapi ve özellikle destekleyici yaklaşım ağırlıklıdır. Annenin eğitilmesi ve aile desteğinin sağlanması önemlidir. Vejetatif belirtiler için antidepresan ilaçlar yararlı olabilir.

Major depresyonda EKT’nin kullanılması önerilir.

Geçmişte affektif epizod geçiren kadınların doğumdan sonra proflaktik lityum ya da antidepresan ilaç almaları önerilmektedir. Emzirme döneminde lityum kontrendikedir ve TSAD lar dikkatli kullanılmalıdır. Atak sırasında anne bebek ilişkisini en yüksek düzeye çıkaracak, anne bebek için tehlikeyi en aza indirecek şekilde düzenlenmelidir.

DOĞUM SONRASI PSİKOZ

Doğum sonrası psikoz, doğum yaptıktan sonra 3-4 hafta içinde çoğunlukla başlar. Daha erken ortaya çıkması etyopatogenezde ani hormon değişiklikleri ve aile öyküsünün yüklü oluşu gibi organik faktörlerin öncelikli olduğunu düşündürür. Postpartum depresyonda ise bu tür organik etkenlerin yanında çocuk doğurmanın psikolojik ve bireysel anlamına ilişkin psikolojik faktörler ve psişik uyum süreçleri önemlidir. Bozukluğa yakalananların çoğunda daha önce psikiyatrik hastalık tanımlanmazken, olasılığın en yüksek olduğu grup; bipolar bozukluk öyküsü olanlar, daha önce doğum sonrası psikiyatrik bozukluk geçirmiş kişiler ve ailede doğum sonrası psikiyatrik bozukluk öyküsü bulunanlardır. Bozukluk tüm gebeliklerin % 0,1-0,2’sinde ortaya çıkar, sonraki doğumlarda yineleme riski 1/3 olduğu bildirilmektedir.

Doğum sonrası psikozda östrojenlerin MSS de dopaminerjik geçişi etkilediği gösterilmiştir. Doğumdan sonra bunların hızla düşmesi, predispoze kadınlarda psikoz ataklarından sorumlu olabileceği görüşü vardır.

Manik belirtiler sıktır. Tipik belirtiler arasında ajitasyon, huzursuzluk ve öforinin de gözlendiği oynak duygu durum, uyuyamama, ağlama nöbetleri, konfüzyon sayılabilir. Belirtileri bebekle ilgilidir.

Tedavi uygulanmayanların %10 kadarında özkıyım ve bebeğini öldürme görülür. Obsesyonlar sıktır ve genelde bebeğini öldürme veya zarar verme dürtüsü çevresinde odaklanır.

TEDAVİ

Doğum sonrası psikotik olan kadınlar bebeklerine zarar vermek isteyebilirler. Bu nedenle hastaneden kaçmalarını veya ani öfkelenmelerini önlemek gereklidir. Organik incelemeleri tam olarak yapılmalıdır. Aile terapisi verilebilir. EKT tek başına ya da antipsikotik ilaçlarla birlikte uygulanabilir. İlaç tedavisi sırasında emzirme yasaklanmalıdır. Ajitasyon için yüksek güçlü bir antipsikotik verilebilir. Haloperidol kullanımı sıktır.

Bipolar bozukluğu olan kadınlarda doğum sonrası psikoz sıklığı yüksek olduğu için, son 3 ayda ya da doğumdan sonra lityum proflaksisi düşünülebilir.

DOĞUM SONU ERKEN DÖNEMDE HEMŞİRELİK DEĞERLENDİRMESİ

Doğum sonu dönemde hemşirenin kapsamlı bir bakım vermesi, bireysel ihtiyaçların ve potansiyel problemlerin tanılanmasına ve iyi bir değerlendirmeye bağlıdır.

Postpartal dönem boyunca devam eden değerlendirme ve eğitim, ailenin ihtiyaçlarını karşılamak ve tehdit edici olası komplikasyonları belirlemek amacını güder. Hemşire, değerlendirmesi sırasında bu bilgileri kullanarak olası komplikasyonlar için önlem almalıdır.

FİZİKSEL DEĞERLENDİRME

Postpartum dönemdeki bir anneyi değerlendirirken kullanılması gereken bazı prensipler vardır.

-Doğru veri toplamak için uygun zaman seçilmelidir. Örn; Mesane dolu iken fundusu palpasyonla değerlendirmek, involusyon süreci hakkında, yanlış bilgi verir.

-Düzenli değerlendirmenin amacı ve önemi anneye açıklanmalıdır.

-Anne gevşek olmalı ve işlem mümkün olduğu kadar nazikçe yapılmalı, rahatsızlık vermekten kaçınmalıdır.

-Toplanan bilgi kayıt edilmedi ve mümkün olduğu kadar anlaşılır bir şekilde rapor edilmelidir.

- Hemşire vücut sıvılarından kendisini korumak için önlem almalıdır.

Hemşire fiziksel değerlendirme sırasında anneye konu ile ilgili eğitim de yapmalıdır. Örneğin, laktasyon açısından göğüsleri değerlendirirken, anneye sütün üretimi, süt inme refleksi ve kendi kendine göğüs muayenesi, fundus yüksekliğini ve abdominal kaslardaki diastazisi değerlendirirken de abdominal kas egzersizleri konusunda bilgi verebilir. Yine postpartum dönemde vücutta meydana gelen anatomik ve fizyolojik değişiklikler ve tehlike işaretleri konusunda bilgi vermenin en uygun zamanı, bu değerlendirmeler sırasıdır. Postpartum ünitesinde kısa süre kalan anneler için kendi ve bebeğinin bakımı ile ilgili her fırsatta bilgi vermek gerekir.

OLGU ÖRNEKLERİ

OLGU 1: H.K, 21 yaşında, 1990 yılında kliniğimizde yatarak sağaltım görmüş.

Sezeryanla doğum yaptıktan 20 gün sonra uyumama, yemek yememe yakınmaları başlamış. Çevresindekilerin kendisini yakacaklarını, duvarda kediler gördüğünü söylüyormuş. Öfkelenmeleri oluyormuş.

Tanı: Postpartum psikoz

Sağaltım: 7 kez EKT, ardından nörodol 15 mg/g

Sonuç: Düzelme

OLGU 2: A.B, 17 yaşında, 1997 yılında kliniğimizde yatarak sağaltım görmüş.

Doğum yaptıktan 5 gün sonra içe kapanma, uyuyamama, konuşmama, yersiz gülme ve ağlama, aşırı öfkelenme yakınmaları başlamış.

Tanı: Postpartum psikoz

Sağaltım: EKT, nörodol 5 mg/g

Sonuç : Düzelme

OLGU 3: T.Ç, 21 yaşında,

Sezeryanla doğum yaptıktan 5 gün sonra uyuyamama, huzursuzluk, sinirlilik, saldırgan davranışları olmaya başlamış. Hayal gördüğünü, kendisini yönlendiren sesler duyduğunu söylüyormuş. Yersiz namaz kılıyor, elbiselerini çıkarıp dolaşıyormuş.

Tanı: Postpartum psikoz

Sağaltım: 7 kez EKT, dogmatil 400 mg/g

Sonuç:Düzelme

12 Temmuz 2007

Abseıçi Cerahat Dolu Sisliklere Verilen İsimdir. Vücudun Her Tarafinda Orta

AbseIçi cerahat dolu sisliklere verilen isimdir. Vücudun her tarafinda ortaya çikabilir. Nedeni vücuda giren mikroplardir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Soguk su ile yikanan bir lahana yapragi, absenin üzerine dolanir. Yarim saatte bir yenisi ile degistirilir.

Adale romatizmasiÇogunlukla, siddetli soguk alginliklarindan sonra görülen ve hareket etmenin zorlasmasina neden olan bir çesit romatizmadir. Tip dilinde Myalgia, Fibrozit denir. Korunmak için terli çamasirlari, en kisa zamanda degistirmek ve üsütmemek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, Su

Hazirlanisi : 4 Bardak suya, kabuklari soyulmamis 3 elma dogranir. 15 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer çay bardagi içilir.

AdenitBoyundaki lenf damarlarinin sismesi sonucu meydana gelen iltahapli sislige adenit denir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sogan, Sarimsak

Hazirlanisi : Ögle ve aksam yemeklerinde yarimsar kuru sogan ile ikiser dis sarimsak yenir.

Agiz yaralariAgiz yaralari, “basit” ve “derin” veya “sert kenarli” yaralar olmak üzere iki grupta toplanabilir. Çogunlukla, üsütme veya hazimsizliktan kaynaklanir. Yaralarin etrafi, kirmizi bir çizgi ile çevrilidir. Baslangiçta, içi su dolu kabarciklar halindedirler. Sonradan patlayarak etrafa yayilir ve sancili agrilara neden olurlar. Çocuklarda; kizamik ve çiçek hastaliklari sirasinda da ayni yaralar meydana gelebilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sogan

Hazirlanisi : Her gün 1 adet orta büyüklükte çig sogan yenir.

Sayfa Basi

Agri

Genellikle vücudun herhangi bir yerinde hissedilen agrilar için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal kabugu, zeytinyagi

Hazirlanisi : Küçük bir siseye; 1 su bardagi zeytinyagi konulur. Üzerine dört adet portakalin kabugu ilave edilir. Günes gören bir yerde, 15 gün bekletilir. Bu karisimdan, agriyan yerlere sürülür.

Sayfa Basi

Agrili aybasi hali

Tip dilinde dysmenorrhoea/dismenore denilen bu hâl, özellikle aybasi kanamasinin basladigi ilk gün görülür. Bazi kimselerde, agrilar aybasi kanamasinin baslamasindan bir kaç gün önce ortaya çikar ve kanamanin baslamasiyla kesilir. Bir kisminda da kanama baslamadan, kanama görülen günlerde ve sonraki birkaç gün içinde hissedilir. Bu çesit agrilara, çogunlukla 18-24 yaslari arasindaki kadinlarda rastlanir. Agri, göbek altinda veya bacaklarin üst kisminda kasilmalar seklinde baslar. Kusma görülebilir. Yüz, sararir ve terleme artar.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, su

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya; 1 kahve kasigi kimyon konur. Ilindiktan sonra içilir. Günde, iki kere tekrarlanir.

Sayfa Basi

Akrep sokmasi

Akrep; sicak ve nemli yerlerde yasayan, kivrik ve kalkik kuyruguyla zehirli bir ignesi olan böcektir. Akrep soktugunda yapilacak ilk is; soktugu yerin altini ve üstünü sikica baglamaktir. Sonra; ignenin bulundugu yer, iki parmak arasina alinip, kan akincaya kadar sikilir ve üzerine amonyak sürülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Domates. 2- Sirke ve Sarimsak

Hazirlanisi : 1- Olgun bir domates, tam ortasindan kesilir ve akrebin soktugu yere temiz bir bezle baglanir. 2- Sokulan yer steril bir jiletle kanatilip, emilir. Sirke ile yikanir. Sarmisak lapasi baglanir.

Sayfa Basi

Albüminüri

Idrarda, albümin bulunmasina; Tip dilinde Albüminüri; halk arasinda ise, aktutma denir. Bir çok hastaliklarda, özellikle Böbrek hastaliklarinda, idrarda albümin görülür. Mümkün oldugu kadar süt içmeli, patates haslamasi ile muhallebiyi sofradan eksik etmemelidir. Baharatli yiyecekler, biber, tursu ve tuz kesinlikle terk edilmeli; kahve ve fazla miktarda su içilmemelidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, su

Hazirlanisi : 4 bardak suya; 1 avuç tere otu konur. 15 dakika kaynatilir. Ince ve temiz bir tülbentten süzülür. Her gün, 1 su bardagi içilir.

Sayfa Basi

Alerji

Vücudun, bazi madde veya hava sartlarindan etkilenmesi yahut psikolojik etkenler sonucu ortaya çikan bir hastaliktir. Önce, alerjiye neden olan etkenleri bulmak gerekir. Alerjinin belirtileri de; sahsa göre degisir. Kiminde kasinti, kiminde kurdesen, kiminde astim görülür. Hasta, eger bazi maddelerle temasindan dolayi alerji oluyorsa, o maddenin uzaklastirilmasi ile mesele kendiliginden çözümlenmis olur.

Tedavi için gerekli malzeme : Siyah turp

Hazirlanisi : Büyükçe bir siyah turp iyice yikanir. Sonra kabuklari soyulup, rendelenir ve sikilir. Ince ve temiz bir tülbentten süzülerek içilir. Alerjik belirtiler kayboluncaya kadar, her gün devam edilir.

Sayfa Basi

Altini islatmak

Tip dilinde Enuresis denir. Altina ve yatagina iseyen çocuklar; genellikle anne ve babasindan yeteri kadar sevgi ve ilgi görmeyen çocuklardir. Hastalik, belli bir nedenden kaynaklanmiyorsa; yapilacak is, çocuga ihtiyaci olan sevgiyi vermektir; ancak altini islatmak, herhangi bir böbrek rahatsizligi veya seker hastaligindan da kaynaklanabilir. Bu nedenle doktora gitmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süzme bal

Hazirlanisi : Hergün, en az iki tatli kasigi süzme bal yedirilir.

Sayfa Basi

Anne sütünün azligi

Anne sütünü artirmak için bol bol sulu gidalar yemek, üzüntülerden siyrilip bir süre dinlenmek faydalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çakal erigi, su

Hazirlanisi : 4 bardak suya; 30 gram çakal erigi meyvesi konur. 10 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer kahve fincani içilir.

Sayfa Basi

Anus kasintisi

Anus (serç-makat); yani sindirim kanalinin dogrubagirsak denilen son kismindaki çikis deligi veya çevresinde (oturak yerinde) görülen kasintilarin nedeni çesitlidir. Bunlar arasinda; kilkurtlari, sümüksü akinti, basur, çatlak, ishal veya kabizlik, egzama (mayasil), sinir bozuklugu veya yeteri kadar temizlige dikkat edilmemesi sayilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, zeytinyagi

Hazirlanisi : 2 çorba kasigi süzme bal ile 2 tatli kasigi zeytinyagi karistirilir. Bir pamukla kasinan yere sürülür. 4 saat sonra, ilik sabunlu su ile yikanir. Sikayetler geçinceye kadar ayni isleme devam edilir.

Sayfa Basi

Apandisit

Körbagirsagin iltahaplanmasi sonucu ortaya çikan bir hastaliktir. Müzmin apandisitte; kat’iyetle ilaç verilmez. Ameliyat gerekir. Had apandisit; karnin ortasindan baslayip, sag alt kisma yerlesen bir agri ile kendini gösterir. Hazimsizlik ve gazdan sikayet edilir. Kusma görülebilir bazen de migde bulantisi olur.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Bögürtlen yapragi, su. 2- Dut kurusu

Hazirlanisi : 1-Çaydanliga bir avuç bögürtlen yapragi konur. 15 dakika kaynatip süzülür. Günde 3 çay bardagi içilir. 2- Dut kurusu çayi ilik olarak içirilir.

Sayfa Basi

Ari sokmasi

Ari; bal ve balmumu yapan fakat, ignesiyle sokan bir böcektir. Hassas bünyeli kimseleri soktuklari zaman,onlarin sok geçirmelerine neden olabilirler. Esek arilari ise; bal arilarina nazaran daha tehlikelidir. Ari sokmasinda yapilacak ilk is; arinin ignesini, ucu yakilmis bir igne ile çikarmaktir. Sonra arinin soktugu yerin alt ve üstünden sikica bogulur. Üzerine soguk su dökülür.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Maydanoz. 2- Arpa unu, sirke.

Hazirlanisi : 1- Bir demet taze maydanoz iyice dövülür ve arinin soktugu yere sarilir. 2- Arpa unu, sirke ile karistirilip hamur yapilir. Arinin soktugu yere sarilir.

Sayfa Basi

Arpacik

Halk arasinda it dirsegi de denir. Doktorlarin Hordoleum dedikleri hastaliktir. Göz kapagindaki herhangi bir kilin dibinde; içi dolu bir sislik meydana gelir. Aci ve zonklama vardir. Arpacikla, hiçbir sekilde oynamayin, onu sikmayin! Beslenmenize önem gösterin, üzüntülerinizi birakip biraz daha mutlu olmaya bakin.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarimsak

Hazirlanisi : 1 dis sarimsak, iyice dövülür. Arpacigin üstüne sürülür. 20 dakika sonra, ilik su ile yikanir.

Sayfa Basi

Astim

Hasta, kriz geldigi zaman soluk almakta zorluk çektigini zanneder, gerçekte nefes vermekte zorluk vardir. Bunun nedeni de, akcigerlerdeki küçük hava borularinin daralmasidir. Buralardan geçen hava, isliga benzeyen bir ses çikarir, ki buna hirilti denir. Astim, bir kaç grup nedenden kaynaklanir. Bunlarin basinda da bünye gelir. Yani, bazi kimselerde bas agrisi ne kadar tabi bir seyse, digerlerinde de astim o kadar dogaldir. Bazi kimseler, toz, kil, yumurta, süt, aspirin, çiçek tozu ve benzeri seylere karsi hassastirlar. Bu hassasiyet, astim krizleri seklinde kendini gösterir. Tedavi için, hastayi etkileyecek bu unsurlarin ortadan kaldirilmasi yapilacak ilk istir. Asiri heyecan veya korku da astim krizine yol açabilir. Bu gibi durumlarda hastayi sakinlestirmek yapilacak ilk istir. Bazi kimselerde de, Had Bronsit sonucu astim krizi görülebilir. Kalp yetmezligi de astim krizine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su

Hazirlanisi : Su dolu cezveye; 2 kahve kasigi nane konur. Kaynatilir. Her sabah, aç karnina bir çay bardagi (sekersiz) içilir.

Sayfa Basi

Astigmatlik

Göz yuvarlagi çaplarinin düzensiz olmasi sonucu ortaya çikan bir çesit göz bozuklugudur. Hasta; noktalari bir çizgi halinde görür. Çogunlukla dogustandir. Miyopluk veya hipermetroplukla beraber de görülebilir. Bazi astigmatlar, bas agrilarindan da sikayet ederler. Tedavi için doktorun verecegi gözlügü kullanmak gerekir.

Sayfa Basi

Asiri aybasi kanamasi

Aybasi görme arasindaki süre normaldir. Fakat kanama çoktur ve normal süresinden fazla devam eder. Nedenleri çesitlidir: rahimde ur, rahim çarpikligi, yorgunluk, sinir bozuklugu, atesli hastaliklar veya evlilik hayatindaki uyusmazliklardan kaynaklanabilir. Asagidaki reçeteler aybasi kanamasi oldugu günler kullanilmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, limon

Hazirlanisi : 2 Adet limon uzunlamasina kesilir. Suyu sikilir üzerine üç kahve kasigi süzme bal ilave edilir, içilir. Günde üç kere uygulanabilir.

Sayfa Basi

Ates

Vücut sicakliginin yükselmesine ates denir. Vücut sicakligi bedenin her yerinde ayni degildir. Örnegin; termometre agiza konuldugunda görülen isi, koltuk altina konuldugunda gösterdigi isidan 0,5 derece daha düsüktür. Diger taraftan, vücut isisi gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahin erken saatlerinde isi düsük, aksam saatlerinde yüksektir. Vücut isisi 36,2 – 37,5 arasinda ise normaldir. Atesle birlikte; üsütme, titreme, bas agrisi, bunalma, huzursuzluk, vücut kirginligi, istahsizlik, kabizlik, sayiklama, havale veya koyu renkli idrar çikarmada görülebilir. Atesin nedeni, genellikle soguk alginligi, grip, bademcik iltihabi, bogaz agrisi, bronsit, sinüzit, kulak iltihabi, bagirsak iltihabi veya böbrek hastaliklarindan biri olabilir. Bu nedenle tedaviden önce nedeni tespit etmek gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : 1- Yogurt, su. 2- Arpa

Hazirlanisi : 1- Hastanin gögsüne ve sirtina yogurt sürülür. Kuruduktan sonra ilik su ile islatilmis bir bezle silinir. Ayrica ayran içirilir. 2- Bir avuç arpa, bir litre suda kabuklari ayrilincaya kadar kaynatilir. Limon sikilir, tadlandirilir. Yudum yudum içilir.

Sayfa Basi

Ayak agrilari

Ayak agrilari; çogunlukla yorgunluk, bag yerlerinin burkulmasi, fazla kilo almak veya bazi hastaliklardan kaynaklanabilir. Önemli bir hastaliktan kaynaklanmayan agrilarda yapilacak masaj ve dinlenme çok faydali olur.

Agriyan yerler iyice ovulur. Ayak ikinci parmaginin üçüncü parmakla birlestigi noktanin iyice ovulmasi da çok faydalidir.

Sayfa Basi

Ayak burkulmasi

Yürürken, kosarken veya atlarken ayak kaslarinin beklenmedik bir durumla karsilasmasi sonucu görülür. Burkulmadan hemen sonra agri, sisme ve morarma olabilir.

Diz kapagindan, ayak parmaklarina dogru sargi bezi dolanir. Ancak bu islemi ayak sismeden önce uygulamak gerekir.

Sayfa Basi

Ayak çibani

Ayak derisindeki ter bezleri ve kil keselerinin mikroplanmasi sonucu ortaya çikar. Çiban yerinde, ilk önce sert ve kirmizi bir kabarti belirir. Agri vardir. Sonra iltihaplanir. Çibani sikmamak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekikyagi, ayva

Hazirlanisi : Çibanin üzeri, kekikyagi ile yaglanir. Sonra, orta büyüklükte bir ayva ortasindan kesilerek üzerine konur. Sarilir.

Sayfa Basi

Ayak terlemesi

Ayaklarin normalden fazla terlemesi genellikle ter bezlerinin asiri derecede çalismasindan kaynaklanir. Diger taraftan, kalin çorap giymek, atesli bir hastalik veya normal vücut sicakliginin düsmesi de ayak terlemesine neden olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayi, su.

Hazirlanisi : Büyükçe bir tencereye su doldurulur. Üzerine bir avuç adaçayi ilave edilip kaynatilir. Ilidiktan sonra bu su ile ayak banyosu yapilir.

Sayfa Basi

Aybasi düzensizligi

Aybasi kanamasi normal olarak 2-7 gün sürer. Normal olarak 28 günde bir görülen aybasi kanamasi, bazi hallerde vaktinden önce veya sonra da görülebilir. Nedeni; asabi krizler, hormon dengesizligi veya bünye zayifligi olabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, bal.

Hazirlanisi : Sabah, ögle ve aksam, tok karnina 2 kahve kasigi çörek otu ile 3 kahve kasigi süzme bal karistirilip, yenir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasi azligi

Aybasi kaninin normal miktari; saglam kadinlarda 7-77 gram arasinda degisir. Çogunda 27-75 gram arasindadir. Ortalama miktar 50 gram kabul edilir. Aybasi kaninin yukarida belirtilen miktarlardan az olmasi, çogunlukla ruhsal durumla veya kansizlikla ilgilidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Incir yapragi, su.

Hazirlanisi : 4 su bardagi suya 4 adet taze incir yapragi konur. 15 dakika kaynatilir. Sonra süzülür. Günde üç kere birer çay bardagi içilir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasinin gecikmesi

Normal olarak zamani geldigi halde aybasi kanamasi baslamazsa; gebelik, kansizlik, tiroid veya karaciger hastaliklari akla gelebilir. Ayrica yorgunluk, sinirlilik veya adetten kesilme de düsünülebilir. Yorgunluk ve sinirlilikten kaynaklanan gecikmelerde asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, elma kompostosu

Hazirlanisi : Hergün, 1 tane rafadan yumurta yenir. 3 su bardagi elma kompostosu içilir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasinin uzun sürmesi

Normal aybasi kanamasi 2-7 gün devam eder. Bazi kimselerde bu süre uzar. O zaman rahimde ur veya kist oldugundan, yumurtaliklarin üsütülmüs olmasindan, sinir veya kalp hastaligindan süphe edilir. Tedaviye geçmeden önce esas nedeni bulmak gerekir. Önemli bir durum yoksa asagidaki reçetelerden arzu edilen uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Bögürtlen, su

Hazirlanisi : 2 su bardagi kaynak suya, 2 kahve kasigi bögürtlen konur. 10 dakika bekletilip, süzülür. Sabah bir bardak, aksam bir bardak içilir.

Sayfa Basi

Aybasi kanamasi yoklugu

Genç bir kiz bulug çagina geldigi halde, aybasi görmeye baslamamissa, aybasi yoklugundan söz edilir. Bu durum karaciger hastaliklarindan, kansizliktan veya tiroit bezi bozuklugundan kaynaklanabilir. Öncelikle nedeni bulmak gerekir. Normal aybasi gören kadinin da; kansizlik, karaciger rahatsizliklari, beslenme bozukluklari, veya tiroid bezi hastaliklari sonucu aybasi kanamalari kesilebilir. Öte yandan aybasi yoklugu, gebeligin veya menapozun isareti olabilir. Aybasi yoklugunun nedeni gebelik degilse asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazirlanisi : Bir cezve suya bir kahve kasigi kekik konur. Kaynatilip süzülür. Ilik ilik içilir. Ayni islem günde üç kere tekrarlanir.

Bademcik IltihabiBademciklerin iltihaplanmasina tip dilinde tonsilit denir. Bademcikler sis, kirmizi ve yesilimtrak beyaz renkte cerahatli görünümdedir. Yutkunma sirasinda agri yapar. Hastada kiriklik, bas agrisi ve vücut agrilari vardir. Hastalik birdenbire üsütme ve ates ile baslar. Geregi gibi tedavi edilmezse orta kulak iltihabi, böbrek iltihabi, romatizma ve kalp hastaliklarina neden olabilir. Asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tentürdiyot, su.

Hazirlanisi : 1 bardak suya 5 damla tentürdiyot katilir, karistirilir. Gargara yapilir.

Bagirsak GaziBagirsaklarda hissedilen siskinlik, bagirsak gazindan kaynaklanir. Nedeni, bagirsaklari besleyen bezlerin yeteri kadar çalismamasi, yemek yerken fazla hava yutma veya sinir bozuklugudur. Asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 1 çorba kasigi papatya çiçegi konur. Kaynatilir, süzülür. Yemeklerden sonra 2 çorba kasigi içilir.

Bagirsak Iltihabi Beslenme bozukluklari, soguk veya sicak içecekler veya kullanilan bazi ilaçlar, hastaligin nedenleri arasindadir. Tip dilinde kolit denir. Tedavide rejim ve istirahat esastir. Yenmemesi gerekenler : Lahana, karnibahar, kabak, domates, yagli et sulari, yagli et ve baliklar, konserveler, av etleri, pastirma, sucuk, salam, börek, taze ekmek, bütün baharatlar, alkol. Yenilmesinde sakinca olmayanlar : un veya sebze çorbalari, yagsiz izgara etler, yogurt, patates püresi, pilav, beyaz peynir ve sebze yemekleri.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç çorbasi, yogurt.

Hazirlanisi : 1 kase pirinç çorbasi ile birlikte, bir su bardagi dolusu taze yogurt yenir.

Sayfa Basi

Bagirsak Kanamasi

Önemli bir hastaligin isareti olabilir. Önce kanamanin nedenini tespit ettirmek gerekir. Kisa sürede kesilmeyen kanamalarda mutlaka doktora basvurmak gerekir. Doktora basvuruncaya kadar asagidaki reçetelerden biri kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazirlanisi : 1 adet havuç, önce soguk suyla yikanir, sonra rendelenir. Suyu içilir.

Sayfa Basi

Bagirsak Solucanlari

Bagirsak solucanlari, insan vücudunda asalak olarak yasarlar. Bunlara bagirsak kurtlari da denir. Genellikle 5 grupta toplanirlar.

- Yuvarlak kurtlar

- Kil kurtlari

- Kamçi kurtlari

- Kancali kurtlar

- Serit

Asagidaki reçeteler bagirsak solucanlarini düsürmek için kullanilir; ancak hamileler kesinlikle kullanmamalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 1 avuç nar kabugu konur. Kaynatilip süzülür. Sabah aç karnina 1 bardak içilir. Kurtlar dökülünceye kadar devam edilir.

Sayfa Basi

Balgam

Sümüksü, cerahatli veya kanli görünüste bir maddedir. Bronsitin isareti olabilir. Asagidaki reçeteler balgam söktürücü olarak kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tere tohumu.

Hazirlanisi : 1 tatli kasigi tere tohumu, havanda dövülür, az su ile içilir.

Sayfa Basi

Basur

Son bagirsakta bulunan siyah kan damarlarinin genisleme, sisme ve kanamalarina; halk arasinda basur, tip dilinde hemoroid denir. Baska bir hastaligin da belirtisi olabilir. Kabizlik, hamilelik, sismanlik, soguk yerlerde fazla oturma, alkol aliskanligi ve son bagirsaklardaki bazi hastaliklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dis olmak üzere ikiye ayrilir. Iç basur; makatin içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dis basur; makatin disinda, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk sart, kabizligi gidermektir. Asagidaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazirlanisi : 4 su bardagi suya bir avuç papatya konur. Kaynatilir, süzülür. Bu su ile basur memelerinin üzeri yikanir.

Sayfa Basi

Bas Agrilari

Bas agrilari çesitli nedenlerden kaynaklanir. Bunlar; söyle siralanabilir.

- Asiri yemekten sonra görülen veya açliktan kaynaklanan bas agrilari.

- Göz, kulak veya burun hastaliklarindan kaynaklanan bas agrilari

- Atesli hastaliklarin neden oldugu bas agrilari

- Alkol kullanmanin neden oldugu bas agrilari

- Kafa bölgesinde meydana gelen, kirik, ezik, çatlak veya sarsintilardan kaynaklanan bas agrilari

- Beyin urlarinin neden oldugu bas agrilari

- Kahve tiryakilerinde kahvesizlikten dogan bas agrilari

- Kabizlik çekenlerde görülen bas agrilari

- Saralilarda görülen bas agrilari

- Çikolata, sarimsak, lahana, yesil biber, kuru yemis yedikten sonra görülen, alerjik bas agrilari

- Menenjit hastaliginin neden oldugu bas agrilari

- Fazla miktarda sekerli yiyecek yemekten dogan bas agrilari

- Dis hastaliklarinin neden oldugu bas agrilari

- Fazla çalisma ve ruhi çöküntülerin neden oldugu bas agrilari

Bas agrilarinin gerçek nedenini bulabilmek için mutlaka doktora basvurulmalidir. Asagidaki reçeteler; grip, nezle, soguk alginligi, yorgunluk veya sinir bozuklugundan kaynaklanan bas agrilarini dindirmek için uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarmisak

Hazirlanisi : 1 bas sarmisak, havanda dövülür. Alna konur.

Sayfa Basi

Basdönmeleri

Hasta, kendisinin veya etrafindaki esyanin boslukta döndügünden sikayet eder. Tip dilinde vertigo denen bas dönmelerinin nedenleri çesitlidir. Bunlardan baslicalari sunlardir:

- Kulak agrisi

- Araç tutmalari

- Ani hava degisimi

- Bazi göz hastaliklari

- Ilaç zehirlenmeleri

- Düsük veya yüksek tansiyon

- Damar sertligi ve bazi kalp hastaliklari

- Kansizlik ve kan hastaliklari

- Mikrobik hastaliklar

- Beyin hastaliklari

- Sara ve bazi ruh hastaliklari

Tedaviye baslanmadan önce hastaligin gerçek nedeninin tespit edilmesi gerekir. Bas dönmelerine yapilacak ilk is; hemen oturmak veya öne egilmek ve mümkünse hemen yatmaktir. Bas dönmesi sik sik oluyorsa mutlaka bir doktora gitmek gerekir. Basit bas dönmelerinde asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi suya 1 kahve kasigi anason konur. 10 dakika demlendikten sonra içilir.

Sayfa Basi

Bayilmalar

Geçici olarak uyaniklik halinin kaybolmasina halk arasinda bayilma tip dilinde senkop denir. Bu durumda beyin hücrelerine giden oksijen azalmistir. Bayilmanin nedeni; yorgunluk, uzun süre ayakta kalmak, ani heyecanlar, tansiyon yüksekligi, gebelik, kansizlik, damar sertligi ve kalp hastaliklaridir. Bayilmadan önce bayginlik hissi gelir. Sonra yüz kül rengini alir. Arkasindan da terleme, çarpinti, göz kararmasi ve bas dönmesi görülür. Bu gibi durumlarda yapilacak ilk is hastayi hemen yatirmak, elbise ve çamasirlarini gevsetmektir. Sonra yüzüne su serpilir ve amonyak koklatilir. Ayrica asagidaki reçeteleden biri de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuzlu su, havlu.

Hazirlanisi : Küçük bir havlu, tuzlu suya batirilir ve hastanin alnina konur. Sik sik degistirilir.

Sayfa Basi

Bel Agrisi

: Esasli bir hastaliktan kaynaklanmayan bel agrilari, çogunlukla yorgunluk sonrasi görülür. Dinlenmekle geçer. Uzun süren bel agrilarinda mutlaka doktora görünmek gerekir. Yorgunluktan dogan bel agrilarinda asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Bele; dört kat lahana yapragi konur, üstü sikica sarilir. Istirahat edilir.

Sayfa Basi

Bel Gevsekligi

Cinsel iliski sirasinda, meninin vaktinden önce bosalmasina verilen isimdir. Halk arasinda erken bosalma. Tip dilinde ise ejakulasyon denir. Nedeni çogunlukla ruhsaldir. Tedaviye sinirleri dinlendirmek, açik havada dolasmak, sabah aksam ilik banyo yapmak ve hazmi kolay seyler yemekle baslanir. Ayrica asagidaki reçetelerden biri de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Çörekotu, su.

Hazirlanisi : Her sabah, bir kahve kasigi çörek otu az su ile içilir.

Sayfa Basi

Bel Soguklugu

Tip dilinde Gonore denilen bir çesit zührevi hastaliktir. Cinsi münasebetle bulasir. Idrar yollarinda acima, yanma, sislik ve akinti ile belirir. Akinti cerahatlidir. Bu cerehat ellere bulasacak ve eller de gözlere sürülecek olursa, körlüge neden olabilir. Kadinlarda da, beyazimtirak cerahatli akinti, sik sik idrara gitme, idrar yaparken agri ve yanma ile kendini gösterir. Üreme organlarinda akinti görüldügünde, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde kendisinde bel soguklugu görülen, bu hastaligi cinsel iliskide bulundugu herkese bulastirir. Asagidaki reçetelerden herhangi biri tedavi amaciyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, su

Hazirlanisi : Yarim tencere suya, 1 demet maydanoz konur. Kaynatilir. Bugusunun üzerine oturulur. Ayni isleme iyilesinceye kadar devam edilir.

Sayfa Basi

Bogaz Agrisi

Havasizliktan, toz, sigara içmek, burun tikanikligi, diseti iltihabi gibi nedenlerden kaynaklanir. Tedavi için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Elma, papatya.

Hazirlanisi : 1 tane elma külde pisirilir. Sonra ikiye bölünür. Üzerine 5 tane papatya çiçeginin tozu ufalanip, bogazin iki yanina konulur, sarilir.

Sayfa Basi

Bogaz Iltihabi

Tip dilinde Farenjit veya anjin adi verilen bu hastaligin nedenleri; nezle ve grip gibi atesli hastaliklarla, havadaki zararli maddeler, sinüzit, alkol veya sigaradir. Yapilacak ilk is; istirahat etmektir. Mümkün oldugu kadar az konusmak da yararlidir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke, Adaçayi, Arpa, Havuç suyu

Hazirlanisi : Bir litre saf sirkeye batirilan tülbent, bogaza sarilir. Yatmadan önce de ayak tabanlari sirke ile ogulup, kurulanir. Veya Ilik adacayi ile gargara yapilir. Yada aç karnina, taze sikilmis havuç suyu içilir.Bir baska tedavi de Arpa çayi içilir.

Sayfa Basi

Bogmaca

Bulasici bir hastaliktir. Tiptaki adi Pertussis’dir. Çogunlukla 1 ila 4 yaslari arasindaki çocuklarda çok görülür. Ortalama olarak 4-6 hafta devam eder. Hastanin burnu akar, nöbet halinde gelen öksürük görülür. Bazen kusmaya neden olur. Tedavi için kesin yatak istirahati sarttir. Hastaya sik sik fakat az miktarda yumusak yiyecekler verilmelidir. Asagidaki reçetelerden herhangi biri tedavi maksadiyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Yumurta, bal

Hazirlanisi : 1 adet yumurta, katilasincaya kadar kaynatilir. Sarisi ile bir çorba kasigi bal yenir. Günde bir kere uygulanir.

Sayfa Basi

Boyun Tutulmasi

Soguk almaktan, boynun çarpik durumda bir süre kalmasindan veya nezleden kaynaklanir. Asagidaki reçetelerden birini uygulayin. 2 gün içinde geçmezse doktora basvurun.

Tedavi için gerekli malzeme : Çilek

Hazirlanisi : Yarim kilogram çilek, iyice ezildikten sonra, temiz bir tülbente konup, boyuna sarilir. 6 saat sonra sargi açilip, ilik suyla yikanir.

Sayfa Basi

Böbrek Agrisi

Böbrek agrisinin nedenleri çesitlidir. Bunlar arasinda: böbrek tasi, böbreklerden idrar akisinin tikaniklik nedeniyle düzensizligi, böbrek uru, böbreklerden çikan zehirli atiklari mesaneye tasiyan borularda tas, ur veya kan pihtisi, böbrek apsesi olabilir. Agrilar sirasinda terleme ve kusma da görülebilir. Asagidaki reçeteler tedavi amaciyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Böbreklerin üstüne gelecek sekilde haslanmis veya çig lahana yapragi konup, sarilir.

Sayfa Basi

Böbrek Iltihabi

Böbreklerin iç kisimlarinin iltihaplanmasidir. Tip dilinde piyelonefrit adi verilir. Iki çesiti vardir:

- Akut Böbrek Iltihabi : Ani olarak ortaya çikan, titreme, kaburga altlarinda ve yanlarinda baslayip, kasiklara kadar yayilan bir agri ile kendini gösterir. Sik sik idrara gitmek ihtiyaci duyulur. Idrar çikarken de yanma ve agri hissedilir. Ilk önlem olarak belin iki yanina sicak su torbasi konur. Bol su, limonata ve açik çay içilir.

- Kronik Böbrek Iltihabi : Akut böbrek iltihabinin geregi gibi tedavi edilmemis olmasi, kronik böbrek iltihabinin baslica nedenidir. Hastada istahsizlik, ates, halsizlik, bas agrisi, agrili idrar etme ve bel agrilari görülür. Yapilacak ilk is, bol bol meyva sulari içmek ve asagidaki reçetelerden birini uygulamaktir. Ayrica tuz ve hayvani gidalar azaltilmalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya, 2 kahve kasigi kekik konur. 10 dakika bekletildikten sonra, süzülür ve bir kerede içilir.

Sayfa Basi

Böbrek Kumu

Yeterince su içilmemesi, A vitamini eksikligi, böbrek üstü bezlerinin fazla çalismasi ve bazi böbrek hastaliklari, böbreklerde kum birikmesine neden olur. Böbreklerde kum görüldügü zaman asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kiraz sapi, su

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 5 çorba kasigi kiraz sapi konur. Kaynatilip, süzülür. Günde 3 kere birer kahve fincani içilir.

Sayfa Basi

Böbrek Tasi

Idrarda bulunan oksalat billurlarinin meydana getirdigi böbrek taslari, kum tanesi kadar olabildigi gibi pinpon topu büyüklügünde de olabilir. Ufak taslar böbrekten kolaylikla çikabilr. Büyükler ise böbreklerden mesaneye giderken siddetli agrilara neden olur. Gögsün yukari ve ön kisminda, kaburgalarin altinda, ani ve kivrandirici agri hissedilir. Terleme ve kusma da görülebilir. Idrarin rengi bulanik ve bazen kanlidir. Böbrek taslarini düsürmek için asagidaki reçetelerden faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Gliserin, su

Hazirlanisi : 1 fincan suya, 1 kahve kasigi gliserin konur. Karistirilip içilir.

Sayfa Basi

Böcek Sokmasi

Böcegin isirdigi yerde siddetli kasinti, kizariklik ve sislik görülür. Böcegin zehirli olabilecegini düsünerek asagida tarif edilen islem yapilir. Vakit kaybetmeden böcegin soktugu yerin alt ve üstünden sikica baglanir. Sonra böcegin soktugu yer iki parmak arasina alinip, sikilir ve zehirli kanin akmasi saglanir. Daha sonra asagidaki reçetelerden biri uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirasa

Hazirlanisi : 1 adet pirasa uzunlamasina yarilip, böcegin soktugu yere sarilir. 1 saat sonra yikanir.

Sayfa Basi

Bronsit

Akcigerlere giden havayollarinin iç yüzündeki zarin iltihaplanmasidir. Akut ve kronik olarak iki gruba ayrilir.

- Akut Bronsit : Genellikle grip, kizamik, bogmaca veya tifo gibi hastaliklar sirasinda görülür. Sisli ve soguk havalarda çok rahatsiz olurlar. Hastaligin baslangicinda kuru ve agrili öksürük, az yapiskan balgam, sonralari sümüksü cerahatli balgam ile hafif ates ve halsizlik görülür. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

- Kronik Bronsit : Bu çesit bronsitte; havayollarini yaglayan bezler büyümüs, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmustur. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir.

Her iki bronsitte de yapilacak ilk is sigarayi birakip istirahat etmektir. Ayrica asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Okaliptus yapragi

Hazirlanisi : Kuru okaliptus yapraklari, ince ince kiyilir. Pipoya doldurulup içilir.

Sayfa Basi

Burkulmalar

El ve ayak bilekleri herhangi bir kaza sonucu burkulabilir. Bu gibi durumlarda, bilekte agri ve sisme görülür. Yapilacak ilk is, burkulan yeri rahat bir duruma sokmaktir. Sonra asagidaki reçetelerden arzu edilen uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Lahana

Hazirlanisi : Burkulan yere çig lahana yapragi sarilir. 15 dakikada bir degistirilir.

Sayfa Basi

Burun Ahtapotu

Burunda et büyümesinden kaynaklanan bu hastaliga tip dilinde Adenoid ve Polip denir. Hastanin burnundan solumasi güçlesir. Daha çok agzindan nefes alip verir. Tedavi amaciyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tereotu, pamuk

Hazirlanisi : 1 avuç tere otu ezilir. Suyuna batirilan pamuk, burun içindeki ete sürülür. Bu islem günde üç kere tekrarlanir.

Sayfa Basi

Burun Akintisi

Burun akintisinin nedeni; nezle, saman nezlesi, sinüzit, müzmin nezle, alerjik burun iltihabi veya burna herhangi birsey kaçmis olmasidir. Ayrica kizamik baslangicinda da görülür. Burun akintisini tedavi etmek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, su.

Hazirlanisi : 1 su bardagi ilik suya 10 damla limon suyu konup, karistirilir. Burna azar, azar çekilir. Günde 3 kere tekrar edilir.

Sayfa Basi

Burun Kanamasi

Çesitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarina tip dilinde epistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde, genç kizlarda ise, çogunlukla aybasi kanamalari sirasinda görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden oldugu burun kanamalari vardir. Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamalari çok kolay durdurulur ve korkulacak bir sey yoktur. Tansiyon yüksekliginden kaynaklanan ve genellikle orta yaslarda görülen burun kanamalarini durdurmak ise biraz zordur. Yapilacak ilk is hastayi hemen oturtmak, basini öne dogru hafifçe egip, burnunun kanayan deligini on dakika kadar bastirmak, bu sirada agizdan nefes almasini ve yutkunmasini söylemektir. Ayrica asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tursu suyu.

Hazirlanisi : 1 su bardagi tursu suyu az aralarla burna çekilir.

Sayfa Basi

Burun Tikanikligi

Saman nezlesi ve sinüzitte görüldügü gibi, baska bir hastaligin da belirtisi olabilir. Burun tikanikligini gidermek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su

Hazirlanisi : 4 su bardagi suya, 2 çorba kasigi papatya çiçegi konur. Kaynatilir. Buhari derin der

Cinsel SoguklukTam manasiyla tatmin olamayan kadinin cinsel iliskiye geregi gibi cevap vermemesine; tip dilinde firijidite denir. Nedeni daha çok ruhsaldir. Asagidaki reçeteleri kullanmakta fayda vardir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su

Hazirlanisi : 1 çay bardagi suya, 1 kahve kasigi kekik konur. Kaynatilip, süzülür. Ilik ilik içilir.

ÇarpintiTip dilinde palpitasyon denilen çarpintinin nedenleri çesitlidir. Bir kalp hastaligi söz konusu degilse; fazla sigara içmek, alkol, yorgunluk, sinirlenmek, kansizlik, hazimsizlik, çay, kahve veya zehirlenmelerden kaynaklanabilir. Yorgunluk, sinirlilik veya kötü aliskanliklardan kaynaklanan çarpintilarda asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazirlanisi : 2 bardak kaynak suya, 1 çorba kasigi nane konur. 20 dakika bekletilip, süzülür. Çarpinti hallerinde, 1 çay bardagi içilir.

ÇibanlarDerideki kil keseleri veya bezlerinin hastalanmasi sonucu ortaya çikan sizintili, islak kabarciklara çiban denir. Katiyetle sikilmamalari gerekir. Çibani olgunlastirmak maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sogan

Hazirlanisi : Orta boyda 1 kuru sogan, külde pisirilir. Ortasindan kesilip çibanin üzerine sarilir.

Sayfa Basi

Çikiklar

Kemiklerden herhangi birinin oynak yerinden kismen veya tamamen ayrilmasina çikik denir. Bu durumda yapilacak ilk is doktora gitmektir. Sonra asagidaki reçetelerden herhangi biri uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sigir kiymasi, karabiber.

Hazirlanisi : 250 gram sigir kiymasina, 2 çorba kasigi toz kara biber ekilip, yogrulur. Sonra temiz bir sargi bezine yayilip, çikigin üzerine sikica sarilir.

Sayfa Basi

Çiçek Hastaligi

Tip dilinde variola denilen bulasici bir hastaliktir. Hastalik siddetli titreme ve 41 derece atesle ortaya çikar. Hastalik mikrobunun vücuda girmesiyle ortaya çikmasi arasinda geçen süre 10-14 gündür. Hasta istirahat ettirilir , baskalari ile görüsmesi yasaklanir. Doktorun tavsiyelerine uyulur. Bol su ve serbet içirilir. Ayrica asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Gül

Hazirlanisi : Çiçek döküntülerinin üzerine dövülmüs kuru gül sürülür.

Sayfa Basi

Çiller

Çogunlukla beyaz tenli, kirmizi saçli kimselerde görülen çiller, yüze serpilmis ufak lekeler halindedir. Nedeni; cildin günese karsi gösterdigi tepkidir. Olgunlasmis çillerin yok edilmesi mümkün degildir. Ancak koruyucu önlemler alinir. Yüzünde çil olanlarin güneste fazla durmamalari ve yüzlerini sik sik yikmalari tavsiye edilir. Ayrica asagidaki reçeteler de kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Pirinç, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 1 kahve fincani pirinç konup, kaynatilir, süzüldükten sonra yüz yikanir.

Sayfa Basi

Çocuk Felci

Omuriligin ön kordonlarinin iltihaplanmasi sonucu felçle neticelenen bir hastaliktir. Tip dilinde poliomelitis denir. Bilhassa yaz ve sonbahar aylarinda görülür. Nedeni bir çesit virüstür. Lagim sularinin yiyeceklere bulasmasi, sineklerin tasidigi mikroplar, hastaliga yakalanmis kisinin agiz ve burnundan çikan damlaciklarla bulasir. Çocuk felcine küçükler yakalanabilecegi gibi büyükler de yakalanabilir. Hastalik mikrop kapildiktan 7-21 gün içinde ortaya çikar. Hastada ates, bas agrisi, bogaz agrisi, kusma, yorgunluk, boyunda kasilma, ve sirt agrilari vardir. Hastaligin ilk günlerinde gerekli tedaviye baslanmazsa, özellikle kol ve bacaklarda felç görülür. Hastaligin baslangicinda hastayi diger kimselerden ayirmak ve yatirmak gerekir. Çocuk felcinden korunmak için Salk asisi veya Sabin asisi yaptirmak gerekir. Bu asinin ilki çocuk 6 aylik olmadan önce, ikincisi ilk asidan 2 ay sonra, üçüncüsü, ikinci asidan 6 ay sonra yapilir. 5 ve 15 yaslarinda da tekrarlanir. Tedavi için mutlaka doktora basvurmak gerekir.

Sayfa Basi

Çocuklarda Gelisme Bozukluklari

Çocuklarda görülen gelisme bozukluklarinin çogu kötü beslenmeden kaynaklanir. Bunun yani sira; geçirilen bir hastaliktan kaynaklanan veya irsi olarak da gelisme bozuklugu görülebilir. Nedeni test etmek için doktora basvurmak gerekir. Gelismeye yardimci olmak amaciyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sinirli yaprakotu, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 2 avuç sinirli yaprak out konur. Kaynatilip süzülür. Sabah aksam birer su bardagi içilir.

Sayfa Basi

Çok Uyumak

Bir ila 4 yaslari arasindaki çocuklarin; geceleri 13, ögleden sonra da 2 saat olmak üzere, günde 15 saat uyumalari, sihhatli büyümelerini saglar. 5 ile 7 yaslari arasindaki çocuklara ise, geceleri 11-13 saat uyku yeterlidir. 8-14 yaslari arasinda 9-11 saat; 15 yasindan sonra da 8 saat uyku yeterli gelir. 20 yasini geçenlere 6-8 saat gece uykusu yeterlidir. Hiçbir hastaligi olmadigi halde normalden fazla uyumayi aliskanlik haline getirenlere asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kurutulmus patlican.

Hazirlanisi : Ögle yemeklerinde kurutulmus patlican yenir.

Sayfa Basi

Çürükler

Cilt yirtilmadan altindaki bir kilcal damarda görülen kanama halk arasinda çürük denir. Tip dilinde ise ekimoz denir. Bu gibi durumlarda yapilacak ilk is, çürügün üzerine soguk su ile kompres yapmaktir. Ayrica asagidaki reçetelerde uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Alabalik.

Hazirlanisi : Küçük bir alabalik, uzunlamasina kesilip, çürügün üzerine sarilir.

Sayfa Basi

Dalak Hastaliklari

Karin boslugunun solunda, midenin arka tarafinda bulunan dalak; eskimis kirmizi kan hücrelerini yok eder, gerektigi zaman da yeni kirmizi kan hücreleri imal eder. Sitma ve tifo gibi bulasici hastaliklar veya kansizlik sonucu dalak hastalanabilir. Dalak agrisi, dalak büyümesi, dalak sismesi ve dalak zafiyetinde asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Pazi, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya, 2 tutam pazi konur. 15 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Günde 3 kere, birer çay bardagi içilir.

Sayfa Basi

Damar Sertligi

Vücuttaki kan damarlarinin bir kisminin veya tamaminin sertlesmesi sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasinda damar kireçlenmesi tip dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan damarlarinin iç kisimlardaki hücrelerin esnekligini kaybedip, zayiflamasi veya kandaki yagli maddelerin birikinti yaparak, damari darlastirmasidir. Belirtileri bas dönmesi, bas agrisi, titreme, yürürken sendeleme, düsünme ve ögrenme gücünde zayiflama, sinirlilik veya damarin sertlestigi bölgelerde agrilar görülür. Ilk belirtiler görüldügünde önlem alinacak olursa, korkulacak bir sey yoktur. Hastanin nese ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine getirmesi iyilesmede atilacak ilk önemli adimdir. Damar sertligi teshisi konan kimse, perhiz yapmali, alkol ve sigara gibi keyif verici maddeleri birakmali, yumurta, tereyagi ve benzeri yiyecekleri terk etmeli, tuzu da azaltmalidir. Ayak damarlarinda meydana gelebilecek herhangi bir hastaligi önlemek için de dar ayakkabi giymekten kaçinmalidir.

Tedavi için gerekli malzeme : Patates.

Hazirlanisi : 1 adet çig patates soyulup iyice yikanir ve rendelenir. Çikan su sabahlari aç karnina içilir. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Deri Çatlaklari

Deride meydana gelen çatlaklari tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Alkol, asilbend.

Hazirlanisi : 100 gram alkole 10 gram asilbend konup, merhem yapilir. Çatlaklara sürülür.

Sayfa Basi

Deri Iltihabi

Çogunlukla kullanilan sabun, deterjan, boyalar ve bazi bitkilerin neden oldugu bu hastaliga tip dilinde Dermatit denir. Tedaviye deride iltihaplanmaya sebep olan seyi belirleyip, onu terk etmekle baslanir. Sonra asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nisasta, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 3 çorba kasigi nisasta konur. Karistirilarak eritilir. Sonra bu suya bastirilan temiz bir bez, iltihaplarin üzerine sarilir. Kurudukça degistirilir.

Sayfa Basi

Deri Kanseri

Deri üzerinde ufak bir sislik veya bir türlü iyilesmeyen bir yara seklinde baslayabilen bir çesit kanserdir. Sislik, baslangiçta ufak bir yumru seklindedir. Bir süre sonra ayni yer açilir ve yara haline dönüsür, sonra kabuk baglar. Bu gibi durumlarda telaslanmamak; ancak acele etmek gerekir. Erken tedavi edildigi takdirde iyilesir. Asagidaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Menekse yapragi.

Hazirlanisi : 10 tane menekse yapragi, havanda iyice dövülür, lapa haline getirilir. Kanserli yere sürülür. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Deri Kurulugu

Tip dilinde iktiyoz denen bu hastalikta deri, kuru, pul pul ve bazen de çatlak görünümdedir. Merak edilecek bir durum yoktur. Sik sik sicak banyo yapmak sikayetlerin çogunu geçirir. Ayrica asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Aci bademyagi

Hazirlanisi : Yatmadan önce, vücut aci bademyagi ile iyice ovulur. Sabahleyin ilik su ile banyo yapilip iyice kurulanir.

Sayfa Basi

Deri Lekeleri

Deride görülen esmer lekelere “Karaciger lekeleri”, beyaz lekelere de “Vitligo” adi verilir. Bunlar merhem veya kremlerle gizlenebilir. Asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Baharlitere tohumu. (beyaz lekeler için)

Hazirlanisi :

Sayfa Basi

Dil Büyümesi

Kisa süreli dil büyümelerinde asagidaki reçeteler kullanilir. 2-3 günde geçmeyen dil büyümesinde, doktora basvurmak gerekir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nar kabugu, seftali, su.

Hazirlanisi : 1 bardak suya bir avuç nar kabugu konur. 15 dakika kaynatilip süzülür. Suyuna 3 su bardagi seftali suyu ilave edilip, gargara yapilir.

Sayfa Basi

Dil Çatlaklari

Dilin üzerinde görülen çatlaklarin nedenini belirlemek gerekir. Önemli olmayan dil çatlaklarinda asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Karanfil, nisadir, hardal.

Hazirlanisi : Havana bir tatli kasigi karanfil, 1 tatli kasigi nisadir ve bir tatli kasigi hardal tohumu konur. Iyice dövülür, günde üç kere dilin altina üstüne sürülür.

Sayfa Basi

Dil Felci

Sinir sistemindeki bir bozukluktan dolayi, dil gücünün kaybolmasidir. Doktor tarafindan tedavi edilmesi gerekir. Asagidaki reçeteler tedavi amaciyla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Zencefil, kekik, karbasotu.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 1 çorba kasigi toz zencefil, 1 çorba kasigi ufalanmis kekik ve bir tutam karabasotu konur. 15 dakika kaynatilip, süzülür. Gargara yapilir, hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Dil Iltihabi

Tip dilinde Glossit denilen bu iltihaplanmanin nedeni, çürük disler, diseti iltihabi, sigara, çok sicak veya çok soguk seyler yemeyi aliskanlik haline getirmis olmaktir. Ihmal etmemek gerekir. Çünkü dil kanseri veye dil ülseri belirtisi de olabilir. Mutlaka doktora basvurmak gerekir. Yapilacak ilk is, sigarayi birakmak, çürük disleri tedavi ettirmek, ve kötü aliskanliklari terk etmektir. Asagidaki reçeteler de tedavi amaciyla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Mersin yapragi, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 1 avuç mersin yapragi konur. 20 dakika kaynatilip süzülür. Günde 3 kere gargara yapilir.

Sayfa Basi

Dil Ülseri

Dilde görülen; etrafi kirmizi, içi su dolu küçük kabarciklar, dil ülserinin belirtisi olabilir. Derin ve sert kenarli dil yaralarinda, mutlaka doktora basvurmak gerekir. Diger dil yaralari, hazimsizlik veya gripten kaynaklanabilir. Bunlarin tedavisi için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Meyankökü, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 200 gram meyan kökü konur. 20 dakika kaynatilip süzülür. Günde 3 kere, gargara yapilir.

Sayfa Basi

Dis Agrisi

Dis agrisi; disin çürümesi, minesinin asinmasi, disetlerinin iltihaplanmasi veya bunlara benzer nedenlerden kaynaklanir. Tedavi imkani doguncaya kadar asagidaki reçetelerden herhangi biri uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarimsak.

Hazirlanisi : Bir dis sarimsak külde pisirilir. Sicak sicak agriyan disin üzerine konur.

Sayfa Basi

Diz Agrisi

Önemli bir hastaliktan kaynaklanmayan diz agrilarini gidermek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Papatya, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 3 çorba kasigi ufalanmis papatya çiçegi konur. 15 dakika kaynatildiktan sonra süzülür. Bu suyla agriyan yerler ovulur.

Sayfa Basi

Dizanteri

Bulasici ve salgin bir hastaliktir. Hastada, ishal görülür. Diskisi kanli ve sümüklüdür. Istahsizlik karin agrisi ve ates de vardir Su veya besinlerle bulasir. Iki çesit dizanteri vardir.

- Amipli Dizanteri : Vücuda mikrop girmesinden 10-21 gün sonra hastalik belirtileri ortaya çikar. Hastada kanli ishal, ates, karin kramplari, kilo kaybi, ve halsizlik görülür.

- Basilli Dizanteri : Mikrobun vücuda girmesinden 2-7 gün sonra belirtileri ortaya çikar. Hastaligin salgin halini almasinda kara sinekler basrolü oynar. Hastada; kanli ve balgam kivaminda ishal, karin agrisi, halsizlik ve ates görülür.

Yapilacak ilk is; hastayi, saglamlardan ayirmaktir. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Su, tuz.

Hazirlanisi : Bir gün boyunca, hiç bir sey yenmez. Sadece tuzlu su içilir.

Sayfa Basi

Dogum Sancilari

Dogum sancilari; dogumun habercisidir. Baslangiçta 20 dakikada bir gelen dogum sancilari, daha sonra siklasir ve her seferinde döl yatagi kasilip, sertlesir. Sancilar sirasinda kanama görülmezse korkulacak bir sey yoktur. Dogumu kolaylastirma ve sancilari dindirmek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tatli bademyagi.

Hazirlanisi : Sancilar baslayinca bir çorba kasigi tatli bademyagi içilir. Ayrica karin ve tenasül organinin çevresi bademyagi ile ovulur.

Sayfa Basi

Dolama

Seytan tirnagi veya parmaga igne ya da kiymik batmasi sonucu, tirnak dibinde meydana gelen iltihaplanmaya; halk arasinda dolama, tip dilinde paronychia denir. Baslangiçta kirmizi bir benek halindeyken daha sonra içi dolu sivilceye dönüsür. Dolama, kan zehirlenmesine neden olabilir. Bu nedenle ihmal edilmeden doktora basvurmak gerekir. Alkol pansumani veya sicak su kompresi çok faydalidir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kina, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi suya 2 kahve kasigi kina konur. Lapa haline gelinceye kadar isitilir. Sonra dolama olan yere sarilir.

Sayfa Basi

Donmalar

Üsümenin en agir sekline donma denir. Donan kisiyi birdenbire isitmamak gerekir. Böyle durumlarda yapilacak ilk is; vücuda bir battaniye sarip, ilik bir yere tasimak; orada basi hafif geriye dogru olmak üzere sirtüstü yatirmak, kol ve bacaklarini soguk su ile iyice ovmaktir. Limonsuyu ile masaj yapilabilir. Asagidaki reçeteler de ayni amaçla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Ceviz yapragi, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 3 tutam ceviz yapragi konur. Kaynatilir. Ilidiktan sonra, vücut bu suyla iyice ovulur.

Sayfa Basi

Dölyolu Akintisi

Halk arasinda beyaz akinti; tip dilinde ise; Gleet denilir. Arasira görülen beyaz akinti pek önemli degildir. Çünkü üsütmek, ruhi bunalim, uzun süren bir hastalik veya yüksekçe bir yerden düsmekten kaynaklanabilir. Iç çamasirinda krem rengi beyazlikta bir leke görülür. Kurudugu zaman kahverengiye çalan sari bir renk alir. Önce beyaz akintinin nedenini bulmak gerekir. Önemli bir hastaliktan kaynaklanmiyorsa, asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Anason

Hazirlanisi : 2 kahve kasigi anason, tavada iyice kavrulup yenir.

Sayfa Basi

Dudak Çatlamasi

Dudaklar, günes veya soguk havanin tesiriyle çatlayabilir. Endise edilecek bir durum yoktur. Asagidaki reçetelerden herhangi biri çatlaklari gidermek amaciyla kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Cevizyagi, balmumu.

Hazirlanisi : 2 çay bardagi cevizyagina, 2 çorba kasigi eritilmis balmumu konur. Karistirilarak sogutulur. Küçük bir siseye doldurulur. Sabahlari dudaklara sürülür.

in solunur.

EgzamaMayasil diye bilinen egzama, derinin sulanmasi ile meydana gelen bir iltihaptir. Tip dilinde; Erythema pernio denir. Kasinti ve kizarti ile ortaya çikar. nedeni; ruhsal olabilecegi gibi alerjik tepkiler veya deriyi tahris eden maddeler de olabilir. Bazi kimselerde de irsidir. Vücudun hemen hemen her yerinde görülebilir ve bulunduklari yere göre isimlendirilirler. Tedavinin ilk prensibi; üzülmemek ve egzamali yerleri kasimamaktir. Ayrica, su ve sabunlu sudan oldugu kadar uzak kalmak da gerekir. Su yerine permanganatli su ve rivanollu su kullanilir. Perhiz yapilir. Acili, baharatli ve yagli yenmez. Tedavi maksadi ile asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kuru erik, sirke.

Hazirlanisi : 1 kahve fincani sirkeye batirilan kuru erikler egzamali yerlere sürülür.

EkstrasistolKalbin normal atislarina, fazladan atis eklenmesine Ekstrasistol bir baska deyisle fazladan atis denir. Kalbin bir atisi, vaktinden önce olur. Sonra, bir süre atis olmaz. Bu atislar, tek tek veya arka arkaya meydana gelir. Kalp hastaliklarinda görüldügü gibi; fazla sigara, içki içmek; heyecanlanmak ve hazmi güç yemeklerden sonra da görülebilir. Tedavi için asagidaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marrup, su.

Hazirlanisi : 1 su bardagi sicak suya, 1 kahve kasigi ufalanmis marrup yapragi konur. 10 dakika bekletildikten sonra süzülür. Sikayet ortaya çiktigi zaman içilir.

El ve Ayak titremeleriHafif el ve ayak titremeleri; daha ziyade nevroz, isteri ve nevrastenide görülür. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kekik, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya yarim kahve kasigi kekik konur. 5 dakika bekletildikten sonra süzülür. Hepsi bir kerede içilir.

Sayfa Basi

Enfarktüs

Kalbi besleyen büyük damarlardan birinin aniden tikanmasi sonucu ortaya çikan bir durumdur. Enfarktüs krizi geçiren hasta; kalp bölgesinde ani bir agri hisseder. Bütün benligini ölüm korkusu sarar. Nefes almakta zorluk çeker. Yapilacak ilk is, hastanin 45 derece bir meyille oturmasini saglamaktir. Sonra; vakit geçirmeden doktor çagrilir. Enfarktüs krizini atlattiktan sonra kesin istirahat ve doktorun dediklerine uymak sarttir. Asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Portakal, toz seker, su.

Hazirlanisi : 1 su bardagi yeni sikilmis portakal suyu ile 1 su bardagi su karistirilir. Üzerine bir tatli kasigi toz seker ilave edilip, içilir. Ayni islem saat 10, 15 ve 21′de tekrarlanir.

Sayfa Basi

Ergenlik Sivilceleri

Ergenlik yasindakilerin yüz, omuz, sirt ve karinlarinda görülürler. Siyah noktalar, beyaz benekler, kirmizi veya mor lekeler halindedirler. Içleri cerahat dolu bu sivilcelere; akne de denir. nedeni; yag bezlerinin tikanmis olmasidir. Ergenlik sivilceleri kendiliginden kaybolur. Sikmamak, oynamamak gerekir. Tedavinin ilk sarti sabirdir. Yüzü günde 3-4 kere kükürtlü sabunla yikamakta fayda vardir. Bu arada baharatli yiyecekleri ve çikolatayi terketmek gerekir. Ayrica, asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Marul, su.

Hazirlanisi : Soguk su ile yikanan marul yapraklari iyice ezilir. Çikan su yüze sürülür.

Sayfa Basi

Ezikler

Eziklerde yapilacak ilk is; ezigin üzerine buz koymak veya soguk su ile kompres yapmaktir. Ayrica; disari kan çikmissa, önce oksijenli su ile temizlenir. Asagidaki reçetelerden de faydalanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Maydanoz, ispirto.

Hazirlanisi : 2 su bardagi ispirtoya bir avuç maydanoz koyup iyice ezilir. Ezilen yerin üzerine konur.

Sayfa Basi

Fazla Terlemek

Haddinden fazla terlemek; sinir bozuklugu, fazla sicak, tiroid bezinin çalismasinda görülen bozukluk, tüberküloz, rasitizm veya iskorbütten kaynaklanir. Ergenlik yaslarinda da fazla terleme görülür. Bu nedenle terlemenin asil nedenini bulmak gerekir. Sinir bozuklugu veya fazla sicaktan kaynaklanan terleme ve ter kokularini engellemek için asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sirke

Hazirlanisi : Vücudun terleyen kisimlari sirke ile ovulur.

Sayfa Basi

Felç

Sinir sisteminde meydana gelen bir bozukluktan dolayi, kas gücünün kaybolmasina felç, nüzül veya inme denir. Tip dilinde ise paralizi veya serebral tromboz denir. Hafif ve agir olmak üzere iki sekli vardir. Tedavinin ilk ve önemli sarti hastanin nesesini kaybetmemesi ve en kisa zamanda iyilesecegine inanmasidir. Tedavi için asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Acihiyar.

Hazirlanisi : 1 adet aci hiyar iyice dövülür. Suyu ile felçli yerler ovulur. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Ferc Kasintisi

Kadinlarin üreme organlarinin dis kisminin kasinmasi; döl yolundan gelen akintidan kaynaklanabilir. Ayrica, böyle bir neden olmadigi halde kullanilan sabun ve iç çamasirin cinsi de kasintiya neden olabilir. Iç çamasiri veya kullanilan sabundan kaynaklanan ferç kasintilarinda; bunlari kullanmamakla sikayet ortadan kalkar. Diger kasintilarda asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Bal, zeytinyagi.

Hazirlanisi : 1 çorba kasigi süzme bal ile 1 tatli kasigi zeytinyagi karistirilir. Günde üç kere ferç’in çevresine ve içine sürülür.

Sayfa Basi

Fitik

Vücudun herhangi bir organinin; genellikle bagirsagin, kaslar arasindaki zayif bir noktadan disari çikmasina fitik denir. Fitik olan yerde, sislik görülür. Öksürünce veya ikininca büyür. Agir isler yapmaktan, öksürmekten ve ikinmaktan, hoplayip ziplamaktan kaçinmak gerekir. Ameliyat olunmayacaksa, fitikbagi kullanmak faydalidir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Keçiboynuzu

Hazirlanisi : Her gün 100 gram keçiboynuzu dövülüp yenir.

Sayfa Basi

Fil Hastaligi

Özellikle bacaklarin sisip, genislemesi seklinde ortaya çikan bu hastaliga halk arasinda gelincik, tip dilinde elefantiasis denir. Nedeni lenf kanamalarinin iltihaplanip, sismesidir. Tedavi için asagidaki reçeteler kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Peynir suyu.

Hazirlanisi : 1 hafta süreyle, her gün birer su bardagi peynir suyu içilir. Bir hafta ara verilir sonra yine ayni sekilde devam edilir.

Sayfa Basi

Fistül

Çogunlukla anüs yakininda meydana gelen, içi cerahat dolu, ufak, kirmizi ve akintili bir sisliktir. Etrafinda agri vardir. Tedavi edilmedikçe geçmez. Tedavisi için asagidaki reçeteler veya ameliyat tavsiye edilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Adaçayi, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya, 3 kahve kasigi adaçayi konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Sonra bu suya batirilan bir parça pamukla, fistülün üzerine kompres yapilir. Ayni islem hergün tekrarlanir.

Sayfa Basi

Frengi

Zührevi bir hastaliktir. Bulasicidir. Tip dilinde sifilis denir. Frengili kadinin dogurdugu çocuga, dogustan geçmesi sekli istisna edilirse; hemen hemen her zaman cinsel iliskiyle geçer. Mikrop vücuda girdikten 3 hafta sonra belirtilerini göstermeye baslar. Mikrobun vücuda girdigi yerde, yani erkeklerde peniste, kadinlarda vajinada Sankr adi verilen bir yara meydana gelir. Bu yara dudakta, meme ucunda, makatta veya parmaklarda da görülebilir. Zamanla akintili bir yara haline gelip; çevresi kizarir ve sertlesir. Mikrobun vücuda girmesinden 6-12 hafta sonra hastada; bas agrilari, ates, bogaz agrisi, deri döküntüleri ve istahsizlik, görülmeye baslar. 6 ay sonra ise, mikrop vücudun belli basli organlarina oturur. Tedaviye en kisa zamanda baslanmasi gerekir. Penisilin tedavisi ile iyi sonuç alinir. Asagidaki reçeteler de kullanilabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Saparna, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 50 gram saparna konur. 20 dakika kaynatilip süzülür. Günde 3 kere birer çorba kasigi içilir.

Sayfa Basi

Gastrit

Midenin iç yüzündeki zarin iltihaplanmasi sonucu ortaya çikan bir hastaliktir. Mide iltihabi veya mide nezlesi de denir. Hazirlayici nedenler : Agir yemekler, fazla kuru veya sert yiyecekler, hamur isleri, tatlilar, aci ve baharatli yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay, kahve veya sigara içmek, yemek saatlerinin düzensiz olmasi, çabuk çabuk ve çignemeden yemek, fazla ilaç kullanmak, atesli hastaliklar, karaciger veya safra kesesi hastaliklari, kalp hastaliklari veya romatizmadir. Tedaviye baslamadan önce hastaligin nedenini tespit etmek gerekir.

Belirtileri : Mide agrisi, bulanti veya kusma, bas agrisi, istahsizlik, aniden çikan ates, bas dönmesi, dilde beyaz pas, yorgunluk görülür. Midenin üzerine bastirlinca da agri hissedilir. Bu belirtiler özellikle ilk bahar ve son bahar aylarinda artar.

Tedavisi : Perhiz ve istirahat sarttir. Hastaligi doguran nedenler ortadan kaldirilir. Hafif yiyecekler yenir. Aspirin gibi ilçlar kullanilmaz. Yemekler, yavas yavas ve çok çignenerek yenir. Ayrica asagidaki reçeteler de uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Nane, su.

Hazirlanisi : 1 çay bardagi kaynak suya, 1 kahve kasigi kuru nane konur. 10 dakika bekletilip süzülür. Yemeklerden sonra içilir.

Sayfa Basi

Gazlar

Midede veya bagirsaklarda gaz birikebilir. Nedeni; hava yutmak veya mide hastaliklaridir. Asagidaki reçeteler, gazi bosaltmak için kullanilir. Çocuklara uygulanmaz.

Tedavi için gerekli malzeme : Findik.

Hazirlanisi : Kabuklari temizlenmis bir avuç findik havanda iyice dövülür. Yemeklerden yarim saat sonra bir çorba kasigi yenir.

Sayfa Basi

Gece Körlügü

Beslenmedeki A vitamini eksikliginin neden oldugu bir hastaliktir. Hasta; alacakaranlikta geregi gibi göremez. Tedavi amaciyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Havuç.

Hazirlanisi : Bir kilogram havuç önce soguk su ile yikanir. Sonra 3 esit parçaya bölünür. Sabah, ögle, aksam birer parça yenir.

Sayfa Basi

Gegirmek

Çogunlukla sinirli kimselerde görülür. Bunlar yemeklerde haddinden fazla hava yutarlar. Ayrica gegirme mide veya safra kesesi hastaliklarinin bir belirtisi olabilir. Bu nedenle esas nedeni tespit etmek gerekir. Asabi kimselerde görülen gegirmelerde asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kimyon, süt.

Hazirlanisi : 2 su bardagi çig süte, 1 çorba kasigi kimyon konur. Kaynatildiktan sonra süzülür. Yemeklerden sonra birer su bardagi içilir.

Sayfa Basi

Gevsek penis

Erkeklik organinin sertlesmemesi, saglik durumunun bozuklugundan kaynaklanir. En önemli neden sinir bozuklugudur. Kendine güvenememe, yorgunluk, içki, seker hastaligi, uyusturucu madde aliskanligi da diger nedenler arasinda sayilabilir. Tedavinin ilk sarti; kötü aliskanliklari birakmak, kendine güvenmek, temiz havada dolasmak ve yeterince gida almaktir. Asagidaki reçeteler de penisi sertlestirmek amaciyla kullanilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Sarimsak, tuzsuz içyagi.

Hazirlanisi : 4 dis sarimsak dövülür. Üzerine 1 tatli kasigi eritilmis tuzsuz içyagi katilip, yogrulur. Aksamlari, bir parça alinip penise sürülür.

Sayfa Basi

Gida Zehirlenmeleri

Gida zehirlenmeleri; çogunlukla bayatlamis ve bozuk yiyecekler veya bayat balik yedikten sonra görülür. Belirtileri : Hasta solumakta, yutkunmakta güçlük çeker. Kaslarinda agri ve kramplar vardir. Bas dönmesi, halsizlik, mide agrisi ve bulanik gördügünden sikayet eder. Bazi hastalarda kabizlik, bazilarinda da ishal görülür. Yapilacak ilk is, hastayi kusturmaktir. Gerekiyorsa sunni solunum da yapilir. Vakit kaybetmeden hastaneye götürülür. Mümkün degilse asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Limon, kahve, su.

Hazirlanisi : 4 bardak suya 4 tane limon sikilir. Karistirilip bir kerede içilir. Sonra sekersiz kahve veya koyu çay içilir.

Sayfa Basi

Gögüste Su Toplamasi

Tip dilinde sulu zatülcemp denilen hastaliktir. Akcigerlerin etrafini saran zarin iltihaplanmasi sonucu meydana gelir. Zarin iki yapragi arasina su toplanmistir. Nedeni; siddetli soguk alginligi, bronsit, böbrek hastaliklari veya kulak iltihaplaridir. Gögsün yan taraflarinda siddetli agri hissedilir. Bunlara bastirildigi zaman agri siddetlenir. Nefes darligi vardir. Yatak istirahati ve doktor tedavisi sarttir. Ayrica asagidaki reçetelerden biri uygulanabilir.

Tedavi için gerekli malzeme : Kantoron, bal.

Hazirlanisi : 250 gram süzme bala 3 tatli kasigi dövülmüs kantaron kökü konup, iyice karistirilir. Günde 3 kere aç karnina birer tatli kasigi yenir.

Sayfa Basi

Göz Agrisi

Göz agrisinin nedenleri çesitlidir. Az isikta çalismak sonucu gözlerin yorulmasi, gözdeki herhangi bir kismin iltihaplanmis olmasi, göze yabanci bir cisim kaçmis olmasi, sinüzit, yarim basagrisi, grip, nezle ve atesli hastaliklar göz agrisina neden olabilir. Önce hastaligin nedenini tespit etmek gerekir. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Süt, yumurta.

Hazirlanisi : 2 kahve fincani çig inek sütüne 1 yumurtanin aki dökülüp, karistirilir. Günde 3 kere ikiser damla konur.

Sayfa Basi

Göz Iltihabi

Halk arasinda göz nezlesi veya pembe göz denir. Göz yuvarlaginin üstünü örten ince zarin iltihaplanmasi sonucu ortaya çikar. Tip dilinde konjonktivit denir. Çogunlukla ilk bahar aylarinda görülür. Gözde sulanma; kanlanma, batma hissi veya agri vardir. Hasta isiga bakmakta güçlük çeker. Tedavi maksadiyla asagidaki reçeteler uygulanir.

Tedavi için gerekli malzeme : Tuz, su.

Hazirlanisi : 4 bardak kaynak suya 1 çay kasigi sofra tuzu konur. Eriyinceye kadar karistirilir. Günde 3 kere göz banyosu yapilir.

Sa

12 Temmuz 2007

Endokrin Sistem (iç Salgı Sistemi) Denetimden Sorumludur. Vücuttaki Organla

Endokrin sistem (iç salgı sistemi) denetimden sorumludur. Vücuttaki organların metabolizmaları bu sistem aracılığı ile bir arada ve düzenli olarak yürür. Örneğin, alınan besin maddelerinin fazlası karaciğer, kas ve yağ dokusunda glikojen veya yağ olarak depolanır. Daha sonra koşmak, kaçmak gibi ani olarak enerji gerektiren durumlarda glikojen ve yağ karaciğer, kas ve yağ dokusunda yıkılır. Bu kadar çok değişik işlerin düzenlenmesi hormon denilen ve değişik organlara kan yolu ile ulaşan maddelerin etkisi ile gerçekleşir.

Hormonlar endokrin bez adı verilen yerlerde üretilir. Endokrin hücreler hipofiz, tiroit böbrek üstü bezi gibi salgı bezlerinde veya böbrek, pankreas sindirim kanalı gibi organların birer parçası olarak bulunurlar. Testis ve yumurtalıklar gibi üreme organlarının da iç salgı görevi vardır.

Hormonların üretimi gibi hormona yanıt verme de özgül hücrelerin bir görevidir. Örneğin, tiroit uyarıcı hormona (TSH) duyarlı hücre tipi tiroit hücresidir. Kas, karaciğer ve yağ dokusu hücreleri ise adrenalin hormonuna duyarlıdır. Hücrelerin duyarlılığı belirli bir hormona uygun reseptörlere bağlıdır.

İç Salgı Organları:

Hipofiz

Böbrek üstü bezleri

Gonadlar

Tiroit

Paratiroitler

Pankreas

Böbrek

Mide bağırsak kanalı

12 Temmuz 2007

Antimikrobiyal Ve Florid Verniklerinin Kombine Uygulanımının Ortodondi Hast

ANTİMİKROBİYAL VE FLORİD VERNİKLERİNİN KOMBİNE UYGULANIMININ ORTODONDİ HASTALARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Labial yüzeylerde Beyaz Nokta Lezyon’lar (White Spot Lesions=WSL) şeklinde gelişen çürükler, alışılmış ortodontik girişimlerin ciddi bir yan etkisidir. Araştırmalar, alışılmış ortodontik terapilerden sonra hastaların %50-%70’inde WSL olduğunu bulmuştur. Bu lezyonların remineralizasyona karşı çok dirençli oldukları ortaya çıkmıştır. Yeni kemikleşmenin oluşmasının ardından birçok yıl geçse de, ortodonti hastaları, sık sık renksiz olan bu lezyonların yüksek prevelansına sahiptirler.

50 yıldır çürükten korunmada florid kullanımı üzerinde yapılan araştırmalarda elde edilen bu yüksek prevelans şaşırtıcıdır. Bu yüksek prevelansın nedeni, ortodontik girişimin yapıldığı bölgeye hakim olan plakta oluşan karyojenik meydan okumadan kaynaklanabilir. Uygun oral hijyeni korumak güçleşir ve braketlerin, bantların etrafındaki plak pH’ı, 4,5’in altında ölçülmüştür. Bu kadar düşük bir pH’ta remineralizasyon fazı engellenir ve daha çok florid uygulanımı, gerekli olan daha iyi bir karyojenik etkiyi vermeyecektir.

Düşük pH’ta, floridin karyostatik etkisini geliştirmek için çeşitli metodlar öne sürülmüştür. Enamel tabakası üzerindeki kalsiyum floridin ya da titanyum floridin asit-rezistant tabakası ve floridin antimikrobiyallerle kombine olarak kullanılması öne sürülmüştür. Bilindiği gibi; klorhexidine, plaktaki asit üretimini inhibe eder ve bu olay sukrozun meydan okuması sırasında pH’ı düşürür. Fakat, klorhexidine ile ağız çalkalanmasının da, kötü bir tat içermesi ve dişlerle dilde renk değişikliği yapması gibi ters etkileri mevcuttur. Bu şekilde yapılan çalkalamanın ortodontik tedavi sırasında etkili olabilmesi için, hastaların 1 ya da 2 yıl boyunca günde 2 kere çalkalama yapmaları gerekmektedir. Bu nedenle, ortodonti hastalarında koruyucu programlara daha çok ihtiyaç duyulur.

Çeşitli araştırmacılar, klorhexidine ve timol (Cervites, %1 klorhexidine, %1 timol; vivodent, schaan Liechtenstein) içeren bir vernik kullanıldığı zaman, plakta bir antimikrobiyal etkinin meydana geldiğini rapor etmişlerdir. Bu çalışma, ortodontik tedavi sırasında (WSL’lerin gelişiminde) verniğin etkisine hakim olmak amacıyla, Floridli bir vernikle kombine olarak kullanılması ile gerçekleştirilmiştir. Buna ilave olarak, gingivitis ve plak oluşumu konularında da çalışmalar yapılmıştır. Çünkü gingivitis de, alışılmış girişimlerle ilgili olarak meydana geldiği bilinen bir problemdir. WSL gelişimini önlemek için üçüncü bir amaç da, tedavi sırasında daha önce belirtilebilir.

Materyal ve Metodlar

Bu çalışma, randominize bir klinik araştırması şeklinde tasarlanmıştır. Skövde ve Falköping ortodonti kliniklerinde, kapsamlı ortodontik tedavi gören hastalar bu araştırma için davet edildiler. Hastalar ve aileleri çalışma hakkında bilgilendirildiler ve kendi rızalarıyla katıldıklarını bildiren formları imzaladılar. Göteborg Üniversitesi etik komitesi, araştırma başlamadan önce protokolü onayladı. Katılımcılar ya cervitec grup (1. grup, antimikrobiyal klorhexidine ve Florrid verniği birlikte alan) ya da pozitif kontrol grubu (2. grup, sadece Florid verniği alan) randominize bir tabloya göre tahsis edildiler. Katılımcılar 12-15 yaşlarında ve 1994-1996 yılları arasında ortodontik tedaviye başlayan kişilerden oluşmaktaydı. 1. ve 2. gruptaki 110 hasta, tedavinin geri kalan periyodunu takip ettiler.

Cervitec Grup

Birinci gruptaki hastalara, Cervitec, dntimikrobiyal vernik ve Flor koruyucusu; Florid vernik verildi. Bonding’den önce, her birey 3 hafta boyunca her hafta antimikrobiyal vernikten bir uygulama aldılar. Florid vernik ve antimikrobiyal vernik arasındaki etkileşimi önlemek için, bonding işleminde Florid vernik uygulandı ve antimikrobiyal vernik ikinci vizitte, 6 hafta sonra uygulandı. Hastaların kontrolleri her 6 haftada bir yapıldı. Her vernik, tedavi boyunca 12 haftada bir (±2 hafta), debonding işlemine kadar uygulandı (Şekil 1).

Pozitif Kontrol Grubu

İkinci gruptaki hastalar, plasebo Cervitec vernik (klorhexidine ve timol içermeyen) uygulanımını, bondingden önce 3 hafta boyunca, haftada bir aldılar.

Kontrol Grubu

Çalışma periyodu sırasında, tedavisi tamamlanan her 2 klinikteki 100 hastadan meydana gelen üçüncü bir grup da değerlendirildi. Bu hastalar, Florid ya da antimikrobiyal klorhexidine terapisi görmediler. Bu gruptaki kayıtlar, sadece debonding esnasında elde edildi.

Tedavi Basamakları

Proflaksi: Bondingden 3 hafta önce, 1. ve 2. gruptaki katılımcılara dişlerini nasıl fırçalamaları gerektiği hakkında bilgi verildi. Bu bilgiler, bondingden 12 hafta sonra da tekrar kontrol edildi. Verniğin uygulanmasından önce, plak bir fırça ile kaldırıldı, ağız su ile çalkalandı ve dişler basınçlı hava ile kurutuldu. Vernik, bonding’den hemen sonra uygulandı. Eğer bir diş arkına öncelikle sadece bonding uygulanırsa, diğer arka da 2 hafta içinde bonding yapılmalıdır. Antimikrobiyal ve plasebo vernik, tüm braketlerin ve bantların etrafına her interproksimal yüzeye, bir enjektör ile uygulandı (Şekil 2). Hastalara 2 saat boyunca bir şey yiyip içmemeleri ve ertesi güne kadar dişlerini fırçalamamaları söylendi. Ev kullanımı için, baseline proflaksisi amacıyla, hastalara bir diş fırçası ve sodyum lauryl sülfatsız bir Florid diş macunu (%0,15 F, zerdium; meda, Göteborg Sweeden) verildi ve sabah, akşam fırçalama şekli tarif edildi. Başka bir Florid ilavesi, çalışma periyodu boyunca kullanılmadı.

Bonding: Braketler (0,22), non-Florid adezivlerle (Ünite; 3M Unitek, Monravia, Calif) standart prosedürlere bağlı olarak band edildiler. Braketlerin etrafındaki artmış olan adeziv, tedaviden önce bir scaler ile yada tedaviden sonra tungsten karpit frezle uzaklaştırıldı. Bond’lar, rutin olarak mandibuler 1. molar dişlerde kullanıldı ve cam iyonomer siman ile simante edildi (Ketac-Cem; Espe, Seefeld, Germany).

Plak: Görünür Plak İçeriği (VPI); çalkalamadan ve dişlerin yüzeylerinin kurutulmasından sonra, bond edilen her dişin mesiobukkal yüzeyinde, 0: plağın görülmemesi ve 1: plağın görülmesi şeklinde kaydedildi.

Gingivitis: Gingival kanama indeksi (GBI), 0,5 mm. çapında bir periodontal prob kullanılarak hesaplandı. Diş eti, hafifçe hava ile kurutuldu ve prob kibarca gingival yarığın içine, dişin uzun eksenine paralel olarak, küçük bir basınç hissedilene kadar sokuldu. Bu noktada, prob sulküler epitel ile kontakt yapan yarık boyunca ilerletildi. Dokudaki aşırı penetrasyonu önlemek için minimum aksiyal kuvvet uygulandı ve prob yarık etrafında, epiteli esneterek hareket ettirildi. Sadece, mesiolabial bölgedeki gingival marjin değerlendirildi. 1: kanama ve 0: Kanamanın olmaması olarak kaydedildi. Ortaya çıkan kanama noktalarının sayısı toplanıp prob yapılan alanlara bölündü.

Beyaz Nokta Lezyonları: Gorelick ve arkadaşları, beyaz nokta lezyon indeksi kullanıldı. Bonding yapılmış tüm dişlerin labial yüzeyleri görsel olarak incelendi ve şu şekilde kaydedildi: 1: Beyaz Nokta Lezyon Formasyonu yok; 2: Küçük bir WSL Formasyonu mevcut (ince kenar); 3: İleri WSL Formasyonu mevcut (daha kalın bantlar); 4: Çürükle birlikte WSL Formasyonu mevcut.

Tükürükteki Bakteriler ve Plak: VPF ve GBI kayıtlarından sonra parafinle muamele edilmiş salya numunesi toplandı (=3 mL) salyanın 1mL’si daha sonra, 5,7 mL medium transporta, mikrobiyal analiz için aktarıldı. Supragingival plak numunesi braketli dişlerin bukkalinden sağlandı. Numuneler steril, üçgen, tahta uçlu toothpick ile servikal alandan toplandı. Her dörtte birlik alan için bir toothpick kullanıldı. Yapışık plaklı 4uç uzaklaştırıldı ve 1,0 ml transport sıvılı bir şişeye aktarıldı.Tüm numuneler Göteborg’daki karyoloji departmanına mail aracılığı ile gönderildi ve 48 saat içinde kültür edildi. Salya numuneleri 30 sn. boyunca bir santrifüje yayıldı ve plak numuneleri, mikro uçlu konifier ile 10 sn. yayıldı. 0,05 m fotosfer tampon içinde seri dilüasyonlardan sonra (pH 7,3), 25 m’luk kısım streplekokların mutanslarının (MS) gelişimi için MSB agarında tabakalandırıldı. Tabakalar, %95 nitrojen ve %5 karbondioksit ile 37 0C’de 2 gün boyunca inkübe edildi. Oluşan MS koloni ünitelerinin sayısı, MSB agarında sayıldı ve karakteristik koloni morfolojileri tarafından ayırt edildi. Reprezentif koloniler izole edildiler ve spesifik antibodies ile immurafloresans tekniği ile kontrol edildiler. Tükürükteki, ML’deki MS sayısı hesaplandı; plaktaki her numune için MS sayısı tespit edildi.

Ortodontik Parametreler: Aşağıdaki ortodontik parametreler, bir otör tarafından, hasta dosyalarından rapor edildi.

Tedavi sırasındaki problemler;az,hafif ve çok olarak kaydedildi.Braket ve bantların gevşemesin neden olduğu düşünülen faktörler, uygulamadaki başarısızlıklar, oral hijyenle ilgili problemler ve randevulara sadık kalınması.

Gevşek bant ve braketli dişler.

Uygulamadaki karışıklık, her 2 çenede 1’den 3’e kadar kaydedildi. Eğer uygulama Herbst testi lip bunfer, yada transpalatal bar ile birlikte yapılmışsa, karışıklık 3 olarak kaydedildi.

Anterior cross-bite’daki maksiller lateral kesiciler.

Tüm tedavi süresi.

İstatistiksel Analizler: İstatistiksel analizlerden önce, bakteriyolojik sayımlar logaritmik olarak (log10) değiştirildi. 2 tane “t testi” numunesi, gruplar arasındaki farkı değerlendirmek için kullanıldı. Kayıtların derecesi %5 olarak tanımlandı ve analizlerin birbirleriyle olan ilişkileri; analizlerdeki çok yönlü gerileme, beyaz noktalarla olan ilişkiyi değerlendirmek için kullanıldı.

SONUÇLAR

Önemle belirtilmelidir ki; longitudinal data 1. ve 2. gruplarda, debonding sırasındaki cross-sectional data ise sadece 3. gruptan elde edildi.

1. ve 2. gruplardaki 220 hastanın 131’inde (%59), tedavi sırasında WSL gelişimi görüldü. Bunların 64’ü (%58) 1. gruptan ve 67’si (%61) 2. gruptandır. Genel olarak, en çok etkilenen dişler; mandibular 1. molarlar ve premolarlar, maksiller lateral kesicilerdir (Tablo 1). 3. grupta, debonding sırasında, WSL prevelansı %88 olarak tespit edildi. 1. ve 2. gruptaki tüm dişler için, WSL prevelansı, tedaviden önce istatistiksel olarak belirgin bir şekilde daha yüksek olarak kaydedildi (PL.05).

Debonding sırasında WSL’nin averaj prevelansı, 1. 2. ve 3. gruplar için sırasıyla 1.14 ±0.08, 1.18 ± 0.10 ve 1.27 ± 0.24 olarak belirlendi. 3. grubun debonding sırasındaki prevelansı, 1. ve 2. gruptakinden belirgin bir şeklide yüksektir (P=0) Debonding yada tedavi sırasında, 1. ve 2. grupların WSL prevelansları arasında belirgin bir farkın olmadığı görüldü.

Tablo II, maksiller kesicilerde 1. ve 2. gruplar için, bondingden debondinge kadar olan WSL skorundaki artışı göstermektedir. Lezyonlardaki artış neredeyse 1. gruba göre 2. grupta 2 katı kadar fazladır. Antimikrobiyal Cervites verniğin yada plocebo verniğin uygulandığı bonding işleminden önce, 3 haftalık bir periyot içinde hem VPI hem de GBI’da belirgin bir azalma söz konusudur. Debonding sırasında 3. grup, 1. ve 2. gruplardan daha yüksek bir VPI ve GBI skoru (PL.01) sergilendi. Debonding sırasında, 1. ve 2. gruplar arasında VPI ve GBI açısından belirgin bir fark gözlenmedi (III. ve IV. Tablolar).

Antimikrobiyal ya da placebo verniğin kullanıldığı bonding işleminden önce 3 haftalık periyot içinde, 1. ve 2. guruplardaki plaktaki MS sayısındaki azalma belirgindir(Tablo V). Bonding sırasında ve bondingden 12, 24, 48 hafta sonra, 2. gruba kıyasla 1. grupta MS seviyesi, istatistiksel ve belirgin olarak daha düşüktür (PL.05).

Debondingde, 1. ve 2. gruplara kıyasla 3. grupta plaktaki MS seviyesi, istatistiksel olarak daha yüksektir. Debonding sırasında, 1. ve 2. gruplar arasında istatistiksel olarak belirgin bir fark yoktur. Tedavi sırasında, tükürükte MS seviyesinde belirgin bir fark yoktur.

1. ve 2. grupların her ikisi için de, debonding sırasında WSL’ler arasında belirgin bir ilişki vardır ve tedavi sırasında çeşitli parametreler kaydedilmiştir. Aşağıdaki parametreler istatistiksel olarak belirgindir:

Bonding’de plaktaki MS yüzdesi (r= 0,256)

Bonding’den 12 hafta sonra plaktaki MS sayısı (r= 0,256)

Bonding’den 12 hafta sonraki VPI (r=0,214)

Uyumsuz hastalar (r=0,176)

Geniş kapsamlı analizler, bondingden 12 hafta sonra görünür plak varlığı ve bonding sırasında plaktaki MS varlığı, debonding sırasında WSL’deki %15’lik (R2) değişiklikleri gösterir. Bondingden 12 hafta sonra plaktaki MS ve cross-bite’daki sol lateral kesici diş, debonding sırasındaki %11’lik değişimi açıklar.

TARTIŞMA

Günümüzde yapılan araştırma,uygulanan alışılmış tedavi için hazırlanmış 220 ortodontik hasta için yürütülen, prostektif, randominize, uzun bir çalışmadır. İlk rapor, tedaviden 24 hafta sonra yayınlandı. Antimikrobiyal florid ve florid gruplarına proflaksi verildi, labial yüzeylerdeki WSL prevelansı, debonding sırasında hala %58 (1.grup) ve %61 (2. grup) kadar yüksektir. 3. grupta, debonding sırasında WSL prevelansı %88’dir, hemen hemen 1. ve 2. gruptan %30 kadar yüksektir. Bu grupların direkt olarak benzer olmadıkları belirtilmelidir. Çünkü 3. grup uzunca bir süre takip edilmediği için, bu grubun ortodontik tedaviden önceki lezyonlarının prevelansları bilinmemektedir. Bu çalışma, yalnızca florid verniğin uygulanımına kıyasla, antimikrobiyal verniğin labial yüzeylerde uygulanımının söz konusu olduğu, florid terapi kombinasyonunda daha az lezyon oluşumunun söz konusu olmadığını gösterir. Daha önceki çalışmalar, klorhexidine verniğin karyostatik etkisinin gözlemlerinin anlaşılmaz sonuçlarını sergiler. Petersson ve arkadaşları antimikrobiyal yada florid vernik alan non-ortodontik hastaların çürük artışlarında anlaşılmaz bir fark bulunmadığını belirtmesine rağmen, Bratthall ve arkadaşları 2 yıllık split ağız çalışmasında, MS ve fissör carieslerde inhibitör bir etki bulmuştur.

Son zamanlarda, Twetmann ve arkadaşları interdental plaktaki MS seviyesinin yok edilmesi, non-ortodontik risk hastalarının aproksimal çürük gelişimlerinin durdurulmasında ve korumada önemli olabileceğini göstermiştir. Kısa dönem in vivo çalışmalarda, florid ve klorhexidine ile günlük ağız çalkalamalarının mikroradyolgrafi ile analiz edilesi ile, sadece floridle ağız çalkalamaya oranla, mineral kaybının indirgenmesinde ve lezyon gelişiminde daha az etkili olduğu belirtilmiştir. Klorhexidine vernikle çalışmadaki farkın bir nedeni, vernik uygulanımı günde 2 kere gargara uygulamaya göre daha az sık olmasından kaynaklanır. Fakat, bu kısmen vernikteki daha yüksek olan klorhexidine konsantrasyonu tarafından kompanse edilmektedir (Vernikteki kuru formunda %1 ve dişteki ıslak formunda %1 ve dişteki ıslak formunda %6, ağız çalkalamada %0.2).

Olaya estetik bir açıdan bakılınca, maksiller anterior dişlerdeki WSL gelişimi en önemli sorunu teşkil eder. 1. gruptaki maksiller lateral ve santral dişlerdeki tedavi sırasındaki lezyon gelişimi, 2. grubun yarısı kadar olmasına rağmen, büyük SD’lerden dolayı fark istatistiksel belirginliğe ulaşmayıp %5’de kalmıştır. Arneberg ve arkadaşları tarafından ortodonti hastalarda yapılan bir önceki çalışmada dentisyondaki en düşük pH maksiller anterior dişlerde kaydedilmiştir. Bu alanda azaltılmış olan oral hijyen, bir fenomenden sorumludur. Şaşırtıcı olara anterior dişlerdeki düşük plak pH’ı, floridli çalkalamanın uygulanımından sonra, düşük florid konsantrasyonu ile ilgilidir. Aynı zamanda, pH düştükçe dental plaktan salınan florid artar. Florid tedavisi gören, klorhexidine vernik uygulanan hastaların anterior dişlerinde daha az lezyon gelişimine yönelik olan son zamanlardaki trend, bu alandaki plağın azaltılmış karyojenitesinden kaynaklanabilir. Daha yüksek bir pH’ta, plakta daha çok florid bulunur ve floridin remineralize edici etkisi azaltılmaz. Bunlara ilave olarak, bölgede temizliğin azaltılması, klorhexidine’in ve vernikteki floridin dentisyonun diğer bölgelerine göre daha uzun tutulmasına yardımcı olur. Bu olay, 1. grupta, 2. gruba göre neden daha az lezyonun gelişme eğiliminde olduğunu açıklar.

Antimikrobiyal verniğe ilave olarak, WSL gelişimleri için prediktör olarak şu gelişimler kaydedilmiştir: Cross-bite’taki maksiller lateraller, komplike uygulanan tasarımlar ve kötü oral hijyen uyumu, tedavi bakımı ve randevuların ayarlanması. Hipoteze göre, bu faktörler daha çok plağa neden olabilir ve daha yüksek bir karyojenik hakimiyet meydana gelebilir. Ama istatistiksel analizler, bu 4 örnekte belirgin bir etki göstermemiştir.

Bu çalışma, ortodonti hastalarında görülen çürüğe karşı koruyucu atakların son zamanlarda rapor edilip bulunmasını savunur. Risk gruplarındaki ortodonti hastalarını kapsayan çürük gelişimi, bir populasyonda geleneksel metotlarla çözülmesi güç olan belirgin bir problemdir.

İleri gözlemsel analizler, WSL gelişiminin tedavinin erken evresinde mi yada klasik girişimlerle tedavi sırasında mı açığa çıktığı sorusu ortaya çıkar. Debonding sırasında WSL ile az bir ilgi ve tedavi sırasında çeşitli parametreler bulundu: Plağında MS ve bondingden 12 hafta sonra dişlerinde belirgin yüksek prevelansı olanların uyumsuz oldukları belirtildi. Analizler WSL’De %15’ten az olan değişimler kaydedilen parametreler tarafından gösterildi. Genel olarak, önceki çürük deneyimleri, non-ortodontik hastalardaki gelecekteki çürük artışı açısından en iyi prediktördür. Bazı individualler, ortodontik uygulamanın bonding yapılmasından önce labial yüzeylerde lezyonlara sahiptirler. Bonding’den hemen sonra uygulanan alanda meydana gelen görünür plak, tedavi sırasında WSL gelişimi için bir tehlike teşkil edebilir. Bu sonuç, florid diş macunu düzenli olarak kullanıldığı zaman gerçekleştiği öne sürülmüştür, oral hijyen caries deneyinin açıklanmasında en önemli faktördür.

Son zamanlardaki çalışmada, bondingten önce 3 hafta boyunca haftalık olarak antimikrobiyal vernik ve placebo vernik kullanıldı. Bu olay, çok sık uygulanan klorhexidine verniğin MS miktarını tutar ve bondingden önce potansiyel bir karyojenik çevreden korur. 3 haftalık yoğun periyot içinde, her 2 gruptaki plak seviyesi ve gingival skorlar azaldı. Fakat Schere ve arkadaşları, hem plakta ve salyadaki MS seviyesinin azalmaya bonding prosedürünün kendisi meyillidir. Uygulamadan sonraki bonding, bondingden sonra 48 haftaya kadar bonding yapılmış olan grup, antimikrobiyal gruptakine göre plakta daha düşük MS seviyesine sahip olmasına rağmen, 2. gruptaki MS seviyesi artar. Debonding sırasında, 1. ve 2. grup arasındaki fark belirgin değildir twevtman ve arkadaşları plaktaki MS’in belirgin azalışının verniğin haftada bir uygulanması ile alakalı olduğunu rapor etmiştir. Bu araştırma, her 3 ayda Cervitec vernik uygulanımını, bondingden 1 yıl sonra plakta belirgin bir antimikrobiyal etkisinin olduğunu göstermiştir.

SONUÇLAR

Bu çalışmadan elde edilen sonuç manzaraları; klasik ortodontik girişimlerle tedavinin ilk 48 haftası boyunca, plaktaki MS sayısı antimikrobiyal Cervites vernik tarafından azaltıldı. Bu sadece florid vernik uygulanan gruba kıyasla dentisyonun labial yüzeylerindeki WSL’lerin belirgin olarak daha az yükselmesiyle sonuçlanmamıştır. Fakat, antimikrobiyal ve florid’i verniklerin kombinasyonu, maksiller kesicilerde yeni lezyonların artışında daha az etkilidir, ki bu alan WSL’lerin büyük estetik problemler oluşturduğu alandır. Tedavi sırasında WSL artışı için en iyi prediktör, görünen plak ve bondingden hemen sonra uygulanan alan çevresindeki MS’dir. İyi oral hijyen ve florid, ortodonti hastalarındaki çürük gelişiminde sinerjik bir etkiye sahiptir. WSL’ler, plak akümilasyonu ve gingivitis, dental klinik gruplarına oranla (Grup 3), ortodonti kliniklerindeki grupların (Grup 1,2) organize olmuş proflaksisi daha az yaygındır. Ortodonti hastalarındaki çürük koruma, bir diş hekimi yerine ortodontist yada ortodonti asistanı tarafından kontrol altına alınmalıdır.

Bonding

-3

-2

-1

12

18

24

48

72

Haftalar

Debonding

Kayıtlar

R1

R2

R2

R1

R2

R2

R1

Grup 1

Grup 2

Şekil 1. Çalışma Tasarımı.

Kayıt R1 Plak ve salya mutansı, VPI; GBI, WSL; Kayıt R2, plak ve salya mutansı, VPI, GBI. C, Cervitec vernik; P, plasebo vernik; F, Flor koruyucu vernik.

Tablo 1. Debonding İşleminin Uygulandığı Dişlerdeki Beyaz Nokta Lezyonlarının Yüzdesi

Diş (FDI Diş Sayısı)

16

15

14

13

12

11

21

22

23

24

25

26

Grup 1

147

76

143

136

123

18

09

113

118

78

39

184

Grup 2

164

61

76

155

192

55

46

201

110

148

60

155

Grup 3

202

149

273

260

274

90

130

319

250

205

125

230

Diş (FDI Diş Sayısı)

46

45

44

43

42

41

31

32

33

34

35

36

Grup 1

294

136

213

127

83

47

28

00

155

253

207

380

Grup 2

358

241

354

173

91

117

64

118

146

250

236

336

Grup 3

409

261

313

188

104

67

57

122

178

278

269

400

Tablo II. Maksiller Kesicilerdeki Averaj Beyaz Nokta Lezyon (WSL) Skoru

Grup

Debonding’deki WSL’lerin Prevelansı (SD)

Tedavi Sırasında WSL’lerin artışı (SD)

110

1,07 ± 0,15

0,04 ± 0,20

110

1,13 ± 0,28

0,08 ± 0,30

100

1,23 ± 0,38

Tablo III. Gingival Kanamalı Dişlerin Yüzdesi (GBI)

Grup

Bonding’den

3 hafta önce

Bonding

12 hafta sonra

24 hafta sonra

48 hafta sonra

72 hafta sonra

Debonding

17,8±19,1

12,1±15,4

19,0±20,6

19,1±20,7

17,3±20,1

16,3±18,6

15,2±17,8

20,3±20,9

11,6±15,5

21,0±22,6

21,3±22,6

19,0±20,4

19,0±20,4

16,3±20,3

22,6±21,7

Tablo IV. Görünür Plaklı Dişlerin Yüzdesi (VPI)

Grup

Bonding’den

3 hafta önce

Bonding

12 hafta sonra

24 hafta sonra

48 hafta sonra

72 hafta sonra

Debonding

37,1±24,0

24,8±20,0

43,1±23,3

36,6±24,7

29,5±16,7

30,1±21,7

27,0±13,7

34,2±21,0

23,8±19,9

42,8±13,9

37,4±22,4

33,0±21,5

26,3±20,4

29,2±20,4

42,1±26,1

Tablo V. Plaktaki Streptekok Mutansı (log koloni oluşum üniteleri/numune)

Grup

Bonding’den

3 hafta önce

Bonding

12 hafta sonra

24 hafta sonra

48 hafta sonra

72 hafta sonra

Debonding

7,6±4,1

5,7±3,1

8,2±4,6

8,7±4,4

8,9±4,3

9,4±3,8

9,7±4,1

8,6±4,5

7,2±3,6

9,8±4,3

10,0±4,4

10,4±4,5

10,5±4,3

10,5±4,0

11,1±4,1

Kaynak: American Journal of Orthodontics and Dentofacial Orthopedics, July, 2000, Volume 120, Number 1.

T.C.

SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ

ANTİMİKROBİYAL VE FLORİD VERNİKLERİNİN KOMBİNE UYGULANIMININ ORTODONDİ HASTALARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

DANIŞMAN

Yrd. Doç. Dr. Aynur Medine ŞAHİN SAĞLAM

HAZIRLAYAN

Ceyda UYSAL

9712101003

ISPARTA – 2002

12 Temmuz 2007

Pedodonti

PEDODONTİ

Latince bir kelime olan pedodonti (pedo: çocuk, donti: diş) çocuk dişleri anlamına gelmektedir. Çocuğun ilk dişlenmesinden daimi dişlerin çıkışına kadar olan süreyi kapsar.

Süt dişleri, çocuğun gelişim ve büyümesinde önemli rol oynar. Alvoler kret üzerinde yerlerini almış bulunan süt dişlerinin, sürekli dişlerin süreceği zamana kadar daimi dişler için bir yer tutma, hacim hazırlama gibi görevleri vardır. Ön grup süt dişlerinin sürmesi olayı tamamlandıktan sonra çocukta konuşma başlar ve telaffuzun gelişmesinde önemli rol oynar. F.V.S.Z.T harfleriyle başlayan kelimelerin seslendirilmesi ön dişlerini kaybetmiş çocukta zordur. Daimi dişlerin çıkışından sonrada S.Z.T harfleriyle başlayan kelimelerin telaffuz güçlüğü eski bir alışkanlık olarak devam eder.

Süt dişlerinin fonksiyonunun kısaca sıralarsak :

Yiyeceklerin mide hazmına hazırlanması için öğütülüp parçalanması

Alttan gelen daimi dişler için yer tutucu fonksiyonu

Çene gelişimi için lüzumlu stimülasyon

Konuşmanın gelişmesi

Estetik fonksiyon

Pedodontinin diğer diş hekimliği dallarıyla ilişkisi:

Ortodonti ile (ör, yer tutucu yapılması, fena alışkanlıkların tedavisini pedodontist yapabilir).

Konservatif diş tedavisi ile ilgilidir (ör, süt dişlerine kavite açılması, doldurulması).

Endodonti mixt dentisyon döneminde yararlıdır.

Protezle (ör, willet tipi inleyler, stainless-steel crownlar, parsiyel – total protezler…)

Bunların yanı sıra pedodonti analgezi ve anestezi ile ilgili hususları da kapsar. Kliniğe gelen çocuğu telkin veya sedatifler ile teskin etmek gerekir.

Cerrahi periodontoloji (ör, süt dişlerinin çekimi, çocukta kısa olan lingual frenulumun ortadan kaldırılması vs) ile ilişkilidir.

halde dişlerin erüpsiyonu ile ilgili faktörlerin neler olduğu tam olarak anlaşılamamıştır. Dişlerin erüpsiyonu ile ilgili olarak gelişme süreçleri ve faktörleri; kökün uzaması, kökün etrafında ve altında yer alan vasküler dokuların oluşturduğu kuvvetler, alveoler kemiğin gelişmesi, dentinin büyümesi, pulpal konstrüksiyon, periodontal membranın gelişmesi ve çekmesi, kas aktivitesinin basıncı ve alveoler kretin rezorbsiyonunu hormonal etkileri içermektedir. Kron tamamlanması ve erüpsiyonun başlaması arasındaki zaman dişin tam bir oklüzyonda olmasına kadar kalmaktadır ki bu da takriben daimi dişler için 5 yıldır.

Dişin görünmesi, çocuğun kronolojik veya iskeletsel yaşından çok kökün oluşum zamanı ile yakından ilgili olduğu savunulmaktadır. Kliniksel görünme zamanında takriben kök formasyonunun 3/4 ü oluşmuştur. Dişler oklüzyona kök gelişmesi tamamlanmadan önce varmaktadır.

Sürme Teorileri : Klasik önemi olan teoriler şunlardır. Bu teorilerden hiçbiri tek başına sürme olayını açıklayamamaktadır.

Kök Teorisi : Uzamakta olan kökün ucu alveol tabanına dayanarak kronu ağız boşluğuna doğru iter denilmiştir. Fakat kök formasyonunu tamamladığı halde ağız boşluğuna itilmeyip kalan gömük dişler veya gömük kalmış ve kök formasyonunun tamamlamış dişlerin günün birinde sürmeleri ve bir dişin sürmek üzere katettiği yolun, kökün gelişen boyundan daha uzun olması bu teoriye karşı olup sürmeyi izaha yetmemektedir.

Pulpanın Gelişmesi Teorisi : Dişin pulpası geliştikçe, apeks açık olduğundan alveol tabanına baskı yapar ve bu kuvvetin tesiriyle diş ağız boşluğuna doğru itilir denmektedir. Bu teoriyi doğrulamak üzere de, alveol tabanındaki spongioz kemik lamellerinin kemik yüzeyine dikey olarak dizildikleri ve bundan dolayı da basınç altında bulundukları gösterilmektedir. Gerçekten kemik yüzeyine paralel veya değişik doğrultularda bulunmayıp dik bulunması; pulpanın gelişirken alveol tabanına baskı yaptığını doğrular. Ancak, pulpası gelişmiş, kökleri kapanmış ve yıllarca sürememiş, gömük kalmış bazı dişler günün birinde alveol kavislerinde yer bulabildikleri zaman sürebilmeleri bu teorinin de tek başına diş sürmesi olayını açıklayamayacağını göstermektedir.

Granulasyon Dokusu Teorisi : Bu teoride alveol tabanındaki kemik iliğinden fışkıran granülasyon dokusunun basıncı, dişi alveolü içinden ağız boşluğuna doğru iter denilmektedir. Ancak, yapılan histolojik araştırmalarda, böyle bir granülasyon dokusuna rastlanamamıştır. Ayrıca, bazı dişlerin kökleri (örneğin; kanin dişlerin) aksine olarak, kemik içerisine doğru gelişmekte oluşu, bu teorinin de sürmeyi yalnız başına açıklamaktan uzak olduğunu göstermektedir.

Kas Basıncı Teorisi : Çiğneme ve mimik kasların basıncı altında alveol içinde, dişlerin ağız boşluğuna doğru itildiği iddiası ortaya sürülmüştür. Ancak, bu teoride pek geçerli değildir. Çünkü her süren diş kas basıncı etkisi altında değildir. Örneğin; damak tarafında süren kaninlere kas basıncı etkili olmamaktadır.

Kan Basıncı Teorisi : Bu teoride, çevre arterleri ve pulpayı besleyen damarların basıncıyla, dişinalveol dışına itildiği söylenir, fakat bu teori de geçersizdir. Geçerli olsaydı; gömük dişler, çene kavislerinde yer olsun veya olmasın bu basınçla alveol dışına itilirlerdi.

Osmotik Basınç Teorisi: Bu teoride dokuların gelişimi sırasında, hücrelerin bölünmeleri sonucu ortaya çıkan osmotik basıncın diş sürmesinde rol oynadığı ileri sürülmektedir.

Hamak Teorisi : Sicher tarafından ortaya atılan bu teoriye göre; devamlı olarak indifa eden veya etmeyen dişlerin, henüz gelişmekte olan apikal uçlarını alveol tabanına birleştiren bir “ligament hamak” vardır. Bu ligament, dişin gelişmesine yön vermektedir. Sicher, dişin ligamentinin daimi değişmelerinin pulpanın genişlemesi ile ilgili olduğunu ve bunların erüpsiyon sürecinin integral bir parçası olduğuna inanmaktadır. Bu değişmeler periodontal zarın orta kısmında yer almakta ve prekollajen fıbrillerin pleksusunu oluşturmaktadır. Ligament hamağı, doku likitleri ile şişmiş durumda olan periodontal lifler teşkil eder. Huni gibi açık olan apeks bölgesinde, gelişmekte olan pulpadaki hücrelerin proliferasyonu ve pulpadaki damarların konjestiyonu sonucu ortaya çıkan baskı kuvveti, hamak tarafından alveol kemiğine ulaştırılır. Bu kuvvet de apikal bölgede kemik apozisyonunu stimüle eder (Chaput, 1967). Çok köklü dişler bölgesinde de olay başlangıçta aynıdır. Fakat pulpa belli bir büyüklüğe erişince, ligament hamak kaybolur, pulpa dışarı doğru bir çıkıntı yapar. Bunun stimülasyonu ile interradiküler septum proliferasyonu olur. Fakat hayvanlarla yapılan denemelerde böyle bir ligament hamağa rastlanılmamıştır.

Diş erüpsiyonunda hormonal kontrolün olabilirliği de belirtilmiştir. Erüpsiyonun pituitary gelişme hormonu ve “tiroid hormonu tarafından etkilendiğini belirtmişlerdir. Dişlerin erüpsiyonunda rol oynayan hormonlar hakkındaki teori desteklenmesine rağmen normal fizyolojik erüpsiyonun bahsedilen faktörlerin kombinasyonları ile oluşabileceği kanısı da vardır.

Bugün geçerli hipotez, kollagen metabolizmasının dişi hareket ettirmek için gerekli gücü sağlamasıdır. Bununla beraber, erüpsiyon gücü kollajeni veya ligamentdeki hücreleri oluşturan bir özellik değildir. Şüphesiz ki; ligamentin oluşumu diş erüpsiyonunun gücü için gereklidir.

Sürme Kuvvetinin Kaynağına Ait Güncel Görüşler :

a) Hücre Çoğalması: Hangi dokudaki hücre çoğalmasının (pulpa, sement, kemik) en önemli olduğu bugün araştırılıyor.

b) Doku Likitleri : Sürmekte olan dişin apikal bölgesinde kapiller sfenkterlerinin açılmasıyla doku likitleri basıncının, kuron kısmına göre 5 gr daha fazla olduğu gösterilmiştir.

c) Doku Aktivitesi : Periodonsiyumundaki değişiklikler önemlidir.

Işık mikroskobunda, sürme sırasında periodontal liflerin glikoproteinlerinde bir değişiklik olduğu gösterilmiştir. Yine, diş sürmesi sırasında periodontal liflerin yeniden düzenlendikleri görülmüştür.

Elektron mikroskobunda; periodontal liflerin sürmeden önce apiko-okluzal ve kök yüzeyine paralel dizildiğini, sürme sırasında kök yüzeyine dikey duruma geldiği görülmüştür.

Ayrıca; kollagen yapılı periodontal liflerin boyunda kısalma olabileceği belirtilmiştir. Sürme sırasında intermediel pleksusta tropokollagen makromoleküllerin birbiri üzerinden kayarak ve heliks yapılı polipeptid zincirlerinin H- köprüleri ile birbirlerine bağlanmaları sonucunda lif boyunda % 10 oranında kısalma olmaktadır.

Süt dişinin sürmesi, sürmeden önceki safha, sürmeden önceki fonksiyon safhası ve fonksiyonel sürme safhasını içerir.

Sürmeden Önceki Safha : Bu safhada, diş organı tamamen gelişir ve kronun sert dokuları oluşur, alveol kemiği de gelişir. Kemik gelişirken, diş embriyonu da bu duruma uymaya çalışır. Diş germinin yönünün önündeki kemikte rezorbsiyon,arkasında apozisyon olur. bu suretle süt dişi embriyonları kemik geliştikçe oklusal yüze olan mesafelerini korurlar. Daimi diş embriyonları da süt dişlerinin lingual tarafında gelişmeye başlarlar.

Sürmeden Önceki Fonksiyon Safhası : Kök teşekkülü ile başlar ve diş okluzal düzleme erişince son bulur. Diş, ağız mukozasına yaklaştıkça kuronun üzeri iyice incelmiş, iç ve dış mine epitellerinin meydana getirdiği birleşik mine epiteli ile örtülmüştür. Kuronun kenarı veya tüberkülleri ağız mukozasına temas edince ağız epiteli ile diş epitelleri birbirine kaynaşır. Bu kaynaşma bölgesinin ortasında epitel dejenere olur ve buradan kuronun ucu ağız boşluğuna çıkar. Bu safhada çenelerin alveol kenarı da oluşur.

Fonksiyonel Sürme Safhası : Dişin ağız boşluğunda görünmesiyle başlar, oklüzyon düzlemine erişmesinden sonra da devam eder. Dişler fizyolojik olarak hem okluzale hem de meziale hareket eder. Ağızda, antagonisti olmayan veya olduğu halde okluzal veya kesici kenarı aşınmış dişler devamlı yükselmektedir.

İzard’a göre her altı ayda bir grup süt dişi sürer. Pratik olarak çocukta bulunduğu ayın 6 noksanı kadar sütdişi vardır.

Şekil 2. Süt dişlerinin sürme kronolojisi

Dişler

Germlerin Belirlenmesi Prenatal

Kireçlenme (Prenatal)

Minenin Tamamlanışı (Postnatal)

Doğumdaki Mine

Miktarı

Sürme Kapanış

Apeks Kapanışı

Fizyolojik Kök Rezorbsiyonunun Başlangıcı

Düşme (Yaş)

ÜI

3. HAFTA (emb.17mm)

4. ay

1,5 ay

5/6

6-12 ay

18 ay

4 yaş

4. ay

2,5 ay

2/3

9 ay

24 ay

5 yaş

5. ay

9 ay

1/3

18-24 ay

39 ay

9 yaş

10

IV

10. HAFTA (emb.43mm)

5. ay

6 ay

Tübe. birleşik

12-18 ay

30 ay

6 yaş

6. ay

10 ay

Tübe. Ayrı

24-30 ay

36 ay

8 yaş

11

Tablo 1. Süt dişlerinin sürmesi

Aylar

Erzurum

Ankara

(Tanboğa)

Gambia

(McGregor ve ark)

Hong Kong

(Billewicz ve ark)

Londra

(Falkner)

6ay

0.0 Diş

0.3 Diş

0.3 Diş

0.3 Diş

0.4 Diş

9ay

0.3 Diş

2.2 Diş

2.2 Diş

2.7 Diş

2.8 Diş

12 ay

3.2Diş

5.1 Diş

4.5 Diş

5.5 Diş

6.1 Diş

18 ay

9.6 Diş

12.2 Diş

10.9 Diş

13.1 Diş

12.9 Diş

24 ay

13.9 Diş

17.0 Diş

17.4 Diş

16.1 Diş

16.3 Diş

36 ay

18.3 Diş

20.0 Diş

20.0 Diş

20.0 Diş

20.0 Diş

39 ay

20.0 Diş

Tablo 2. Belirli aylardaki sürmüş ortalama süt dişi sayıları açısından araştırma bulgularımızın diğer toplumlardaki araştırma sonuçları ile karşılaştırılması

üzerindeki sert dokuların rezorbsiyonuna yol açtığı ve kendi kuronunun üzeri perikoroner torba ile çevreli olduğundan, minenin zarara uğramadığı söylenmektedir. Bazı yazarlar iç salgı bezlerinin (özellikle paratiorid bezi), diğer bazıları okluzal travma çiğneme kuvvetlerinin sonucu oluşan hipereminin rezorbsiyona yol açtığını söylemektedirler. Hayvanlarla yapılan denemelerde süt dişi pulpasının da bu olaya katıldığı, ancak insanlarda pulpanın pasif olarak kaldığı gösterilmiştir.

Rezorbsiyon, süt dişinin kökü ile sürekli dişin perikoroner torbasının değiş yerinde başlar. Rezorbsiyonu osteoklastlar yapar. Rezorbsiyon olurken bir yandan da reparasyon olur. Rezorbsiyon hadisesi, ya organik veya anorganik elemanların aynı anda çözülmesi ile, ya da önceden organik matriksin çözülüp, sonra kristal kümelerinin demineralizasyonu ile olur. Ekstrasellüler yıkılımı, yıkılış ürünlerinin rezorbsiyonu izlemektedir.

Dentinin organik ve inorganik kısmının ortadan kalkması ile hemen diğer genç odontoklastlar belirmemektedir. Bu ara dönemde rezorbsiyon sırasında açığa çıkmış doku kristalleri ya da iyonlar daha derin tabakaların dentin kanalları içine yeniden tuz kompleksleri olarak çökelerek kanalları tıkamakta böylece pulpa korunmaktadır. Rezorbsiyonun durduğu bu ara dönemde sementoblastlar presement olarak adlandırılabilecek bir doku çökeltmektedir. Tekrar odontoklastlar ortaya çıkınca kök dentini rezorbe olmaya başlar ve olay hızlanır.

Süt dişlerinin tümünde rezorbsiyon gecikebilir. Burada ilk akla gelen irsiyettir. Daha sık fakat hafif olarak görülen hipotiroid vakalarıdır. Özellikle konjenital miksödem’de, raşitizm ve konjenital sifilis, zeka geriliklerinde de görülür. Hipertiroid’de, hipergonadizm enfaltil’de ise rezorbsiyonda hızlanma görülür.

Rezorbsiyon, bazen tek dişte bazen de basit bir çürüğün bulunduğu tarafta veya pulpitisli bir süt dişinde hızla olur. Buna neden çürüğün pulpada meydana getirdiği vasomotor bozukluklar apikal bölgeye kadar gelip, periapikal dokularda konjestiyona yol açarlar ve neticede rezorbsiyon hızlanır.

Pulpitislerde süt dişi kök rezorbsiyonlarını hızlandırır. Rezorbsiyon yalnız kökün periodontal yüzünde değil, pulpaya bakan yüzünde de olur. Pulpası gangrenli ve periapikal komplikasyon gösteren süt dişlerinde ise rezorbsiyon yavaş ve düzensizdir. Altında sürekli diş germi olmayan süt dişlerinde de rezorbsiyon gecikir. Ancak köklerinde yüzeysel bir rezorbsiyon olur.

Sürekli Dişlerin Sürme Sıraları : Dişlerin sürmesi genel büyüme ve gelişme hadisesiyle ilgili olup, şahsın gelişiminin fiziksel belirtilerindendir.

Dişlerin gelişim ve erüpsiyonuna genetik, fonksiyonel, nutrisyonel, endokrin, metabolik faktörler etkilidir.

Geciken dişin malpozisyonu, ektopik erüpsiyon, dişin diloserasyonu, kistler, odontojenik t.ler, fibrotik gingiua, fibröz displazi, yarık damak molforme daimi diş, uygun olmayan erüpsiyon yolu, yetersiz ark aralığı, diğer bir dişe karşı yönelme, yer kaybı, primer dişin erken çekiminden sonra kemik gelişmesidir.

Sadece son ikisi ronik ihmal veya diş tedavisi ile ilgilidir. 4-5 yaşlarında veya daha önce molarlarını kaybeden çocuklarda da premolar dişlerin erüpsiyonu gecikecektir.

Yaş

Kadın

Erkek

Max.

Mand.

Max.

Mand.

1,6

1,6

3,4

11

3,5

3,4

12

3 7

5,7

Tablo 3. Daimi dişlerin sekslere göre normal yarma zamanları (PARFİTT)

Genel nedenler ise; irsiyet, beslenme bozuklukları, dişeti hipertrofisi, leontiasis ossea, osteopetrosis gibi bazı hastalıklar vitamin karansı (özellikle D vitamini), hormon bozuklukları (hipotiroidi hipoparatiroidizm, hipopituitarizm), cleido cranial dysostis, achondroplastik dwarfısm’dir. Mongolizmde de epürsiyon gecikmektedir. Yarık dudak ve damak bu kategorinin en ucundadır. Çünkü, bu erüpsiyon halindeki dişlerin gecikmesi ile ilişkili olmayabilir.

Dişlerin geç görünümü ile ilgili diğer bir faktör genelleştirilmiş yavaş erüpsiyondur. Gecikmiş görünümle ilgili hastaların büyük bir yüzdesi 11-15 yaşındadır. Kemik yaşı gecikmesi de diş sürmesini geciktirmektedir. Menarş yaşı ile de ikinci molarların erüpsiyonu arasında yüksek bir korelasyon mevcuttur.

Kızlarda genel gelişme erken olduğu için daimi diş erüpsiyonu da daha erken olmaktadır. Diş erüpsiyonu açısından % 5 oranında kızlar lehine seks farklılığı vardır. İlk on yılda seks ayrılığı özellikle kalsifikasyondan ziyade alveoler ve gingival erüpsiyon açısından daha büyüktür. Etnik ayrılıklar da diş erüpsiyonunu etkiler. Ayrıca bir dişin erüpsiyon yaşı lokal etkiler ile oluşan genetik esaslar kontrol edilmektedir. Bunlar sert ve yumuşak dokuların çokluğu ve dansitesi olup dişi erüpte olmadan evvel kaplamaktadır.

Malpozisyon ve moloklüzyon da diş erüpsiyonunu geciktirir. Vücut gelişimindeki hızlanma, dişlenme sürecinin hızının azalması ile müşterek veya aksi durum olabilir. Dentisyonun süreci gelişmenin fizyolojik bir belirtisi olup hızlanma ve gerilemeye uymaktadır.

Geçmiş yıllarda mandibulada dişlerin daha önce erüpte olduğu belirlenmiştir. Şimdi ise yapılan araştırmalarda 2. molar, lateral kesici ve kaninler haricinde maxiller dişler genel olarak mandibuler dişlerden daha önce gelişmektedirler.

Logan ve Kronfeld’in hazırladıkları tablolarda ise erüpsiyon mandibula’da daha erkendir. Gerek süt, gerekse daimi dişlerin erüpsiyon zamanları büyük oranda farklıdır. Belirlenen bir çocuk için alışılmış erüpsiyon tarihinde 6 ay kadar değişmeler normal kabul edilebilir.

Daimi dişlerin erüpsiyon yaşları arasındaki farklar dış faktörlere dayanabilmekte ve böylece temel biyolojik farkı yansıtmayabilir.

Patolojik ve nonpatolojik faktörlerden ayrı olarak dişlerin erüpsiyonlarının ortalama yaşları dünyanın çeşitli bölgelerinden alınan nüfus örneklerinde değişiklik gösterebilir. Sürekli dişlerin sürme zamanları ülkelere, ırklara, mevsimlere, genetiğe ve diğer bir çok faktörlere bağlı olarak değişmektedir.

Daimi dişlerin erüpsiyon sıklığında seks farklılığı da önemlidir. Erkek çocuklarında daimi dişler ortalama olarak kız çocuklarına nazaran 5 ay daha geç sürmektedir. Farklılık en çok alt kaninlerde görülmektedir. Kızlarda alt kanin üst ve alt ilk küçük azılara nazaran daha önce erüpte olmaktadırlar. Erkeklerde ise tam aksidir. Alt kaninin birinci ve ikinci küçük azılardan daha önce erüpte olması önemlidir. Bu sıra uygun ark uzunluğunu sağlaması ve incisorların lingual tippingerini önlemesi bakımından yardımcı olacaktır.

Üst ve alt arkta sürekli dişlerin yukarıdaki sırayla çıkmaması özellikle 2. moların, premolar ve kaninden önce sürmesi ark uzunluğunun kısalmasına sebep olur. Üst kaninin sürmesi, anormal ve eğri sürme yolundan dolayı sık sık gecikmektedir. Bu geciken sürme süt dişlerin sıraya dizilmesi üzerine olabilecek etkisinden dolayı göz önüne alınmalıdır.

Daimi dişlerin sürme zamanlarını spesial olarak bir normda incelemek, alışılmış bir kalıba koymak, sürmenin normal sürede son bulması güçtür. Yapılan incelemelerde sonuçlar tablolar halinde belirtilmiş, fakat kesin karara varılamamıştır.

Tablo 4. Daimi dişler

Germlerin belirlenmesi (Prenetal)

Mineralizasyon

(Postnatal)

Minenin tamamlanması

Diş sürmesi

Apeks kapanışı

Sert d.

Max.

Mand.

3. ay

3 ay

4-5 yaş

10

3-4

3-4 ay

12 ay

4-5 yaş

11

10-12

3-4 ay

4 ay

6-7 yaş

10

13

4-5

4-5 ay

18 ay

5-6 yaş

12

18-21

21-24 ay

24 ay

6-7 yaş

11

13

24-27

27-30 ay

5. ay

Doğum

2,5-3 yaş

Doğum

Doğum

1 yaş

3 yaş

7-8 yaş

12

15

2,5-3

2,5-3 yaş

5 yaş

8 yaş

12-16 yaş

17-21

20-24

7-9 yaş

8-10 yaş

İNSAN DENTİSYONUNUN KRONOLOJİSİ

(Kronfeld ve Logan’dan)

Diş

Mine ve dentin formasyonu tamamlaması

Doğumda teşekkül eden mine matriksi

Mine Tamam-lanması

Ağız kavitesinde görülmesi

Kök (apex) tamamlan

ması

Santral

İntrauterin 4 ay

5/6

1.5 ay

7.5 ay

1.5 sene

Lateral

İntrauterin 4.5 ay

2/3

2.5 ay

9ay

2 sene

Kanin

İntrauterin 5 ay

1/3

9ay

16-18 ay

3.5 sene

Birinci Molar

İntrauterin 5 ay

İkinci Molar

6ay

Tüberküler birleşmiş

Tüberkül uçları

6 ay

13-14 ay

2.5 sene

11 ay

24ay (8 yaş)

3 sene

Santral

i.u. 4.5 ay

3/5

2.5 ay

6ay

1.5 sene

Lateral

i.u. 4.5 ay

3/5

3 ay

7 ay

1.5 sene

Kanin

i.u. 5 ay

1/3

9 ay

14-16 ay

3.5 sene

Birinci Molar

i.u. 5 ay

Tüberküler uçları birleşmiş

5.5 ay

12-13 ay

2.5 sene

İkinci Molar

i.u. 5 ay

Tüberkül uçlarında

mine teşekkülü

tamamlanmıştır

10 ay

20-22 ay

3 sene

Santral

3-4 ay

4-5 sene

7-8 sene

9 sene

Lateral

10-12ay

4-5 sene

8-9 sene

11 sene

Kanin

4-5 ay

6-7 sene

11-12 sene

13-15 sene

l.küçük azı

1.5-1.3/4 sene

5-6 sene

10-11 sene

12-13′sene

2.küçük azı

2-2.25 sene

6-7 sene

10-12 sene

12-14 sene

1. molar

Doğumda

Bazen trace

2.5-3 sene

6-7 sene

9-10 sene

2. molar

2.5-3 sene

7-8 sene

12-13 sene

14-16 sene

3. molar

7-9 sene

12-16sene

17-21 sene

18-25 sene

Santral

3-4 ay

4-5 sene

6-7 sene

9 sene

Lateral

3-4 ay

4-5 sene

7-8 sene

10 sene

Kanin

4-5 ay

6-7 sene

8-10 sene

12-14 sene

1. küçük azı

1.75-2 sene

5-6 sene

10-12 sene

12-13 sene

2. küçük azı

2.25-2.5 sene

6-7 sene

11-12 sene

13-14 sene

1. molar

Doğumda

Bazen trace

2.5-3 sene

6-7 sene

9-10 sene

2. molar

2.5-3 sene

7-8 sene

11-13 sene

14-15 sene

3. moiar

8-10 sene

12-16sene

17-21 sene

18-25 sene

Dişler Kron tamamlanması Kök tamamlanması Kök tamamlanması

Dişler

Kron Tamamlaması

Kök Tamamlaması

Kök Tamamlanması

Erkekler

Kızlar

Erkekler

Kızlar

Logan ve Kronfeld, Schour ve Massler tarafından modifiye edilen

Mand,

3 yıl 8 ay

3 yıl 6 ay

10 yıl

8 yıl 6 ay ı

9yıl

4 yıl 4 ay

4yıl

10 yıl 6 ay

9 yıl 8 ay

10 yıl

6yıl

5 yıl 8 ay

13 yıl 6 ay

12yıl

12-14 yıl

7yıl

6 yıl 6 ay

14yıl

12 yıl 6 ay

12-13 yıl

7 yıl 8 ay

7 yıl 2 ay

15yıl

14 yıl 6 ay

13-14yıl

4yıl

3 yıl 10 ay

11 yıl 10 ay

10 yıl

9-10 yıl

8 yıl 2 ay

7yıl

16 yıl 6 ay

15 yıl 6 ay

14-15 yıl

Maxilla

4 1/2 yıl

41/2 yıl

11 yıl

10 yıl

10 yaş

5 1/2 yıl

5 yıl 2 ay

12yıl

11 yaş

11 yaş

61/2yıl

5 yıl 10 ay

12.1/2-13 yıl

121/2-13 yaş

13-15 yaş

7 yıl 4 ay

6 yıl 4 ay

12 yıl 9 ay

12 yı 9 ay

12-13 yaş

8 yıl 5 ay

7 yıl 3 ay

14yıl

14yıl

13-14 yaş

4 1/2 yıl

4 yıl 2 ay

91/2yıl

9 1/2 yıl

9-10 yaş

8 yıl 2 ay

7 yıl 6 ay

15 yıl 6 ay

15 yıl 6 ay

14-16yıl

Tablo 6. Daimi dişlerin kalsifikasyonlannın tamamlanması için yaşlar.

Kaynak : From Nolla, C.M.: Development of the permanent teeth, J.Dent. Child 27 : 254,1960

Süt Dişleri – Daimi Dişler Arasındaki Morfolojik Farklar

1. Süt dişleri daimi dişlerden bütün boyutlarda daha küçüktürler.

2. Primer dişlerin M-D boyutları serviko-okluzal boyutlarından daima daha büyüktür.

3. Primer dişlerin kole kısımları, daimi dişlere nazaran çok mütebarizdir. Bu belirgin kole, bilhassa primer 1. büyük azılarda çok mütebarizdir.

4. Primer molarların bukkal ve lingual yüzleri daimi dişlere göre daha az bombe gösterir.

5. Süt dişlerinin bukkal ve lingual yüzleri okluzal yüze yaklaştıkça birbirine yaklaşırlar. Yani konvergandırlar. Dişin okluzal çapı servikal çapından daha küçüktür. Bu durum bilhassa 1. süt azılarından daha çok mütebarizdir.

6. Süt dişlerinin koleleri, daimi dişlerinkine nazaran daha dardır.

7. Süt molarlarında mine örtüsü koleye yakın kısımda kalın kalmasına karşılık bu örtünün daimi diş kolelerinde incelerek sıfıra yaklaştığı görülür.

8. Süt dişlerinde mine tabakası hemen hemen her yerde 1 mm. kalınlık göstermek kaydı ile daimi diş mine tabakasından daha incedir.

9. Süt dişlerinde mine prizmaları okluzal yöne doğru bir dizilim göstermelerine rağmen daimi dişlerde bu dizilim gingival bir orientasyon gösterir.

10. Pulpayı koruyan mine-dentin kalınlığı daimi dişlerdekinden daha azdır. Aşağı yukarı yarısına eşittir. Çünkü meydana geliş süreleri süt dişlerinde 350 gün iken sürekli dişlerde 700 gündür.

11. Primer molarlarda, bilhassa mesial pulpa boynuzu olmak üzere pulpa boynuzlan çok yüksektir. Daimi diş pulpa boynuzları okluzal sahaya bu kadar yakın değildir.

12. Süt molarlarında okluzal fossa ile pulpa tavanı arasındaki dentin kalınlığı daimi dişlerdekinden daha fazladır.

13. Daimi dişlere nazaran süt dişlerinin kökleri kuron büyüklüğüne nazaran daimi diş köklerinden daha uzun ve kalındır.

14. Süt molarlarinln kökleri serviksden itibaren dışarı doğru, daimi dişlere nazaran daha fazla bir açılım gösterirler. Bu açılma, serviksde olduğu kadar bu dişlerin apekslerine doğruda fazlacadır, bu durum hiç şüphesiz süt molarlarının altındaki daimi diş germlerini akomode edebilmek içindir.

15. Süt dişleri daimilerden (sarımtrak) daha açık ve grimsidir (mavimtrak).

16. Süt dişinde koledeki mine sınırına doğru, minenin bittiği yerde bir tümsek vardır. Bu tümsek özellikle süt azılarında vest. yüzde dişin mezial kenarına yakın yerde çıkıntı yapar ki buna TÜBERKÜLUM MOLARE denir.

17. Süt dişleri, sürekli dişlere göre daha çok abreze olmalarından farklıdır.

18. Süt dişleri, düşme zamanı gelince fizyolojik lüksasyon gösteririer.

Şekil 3. Süt ve daimi diş arasındaki farklılıklar Buccolingual kesit

1. Soğansı kuron ve servikal tümsek

2. Dar okluzal tablo

3. Servikal constriction (servikal mine tümseği)

belirtisi olmayan bir şişlik halindedirler. Yarım bezelye büyüklüğünde, yuvarlak, mavimtrak renkte bir şişlik şeklinde olurlar. Röntgende kronu yarım ay gibi çevreleyen bir gölge olarak görülürler. Lokal anestezi ile açılarak dişin kronu meydana çıkarılır. İRSİYET : İkizlerde bu durum gözlenmiş. Ektodermal displazi, osteopetrosis, cleido cranial dysostose, mongolism gibi genotipik bir hastalıkla ya da kongenital dişeti hipertrofisi ile beraber bulunur.

VİTAMİN KARANSI: Özellikle D vitamini karansına bağlı raşitizmde gecikme 15 ayı geçebilir. Bu durumu perikoroner torbanın fibröz kalınlaşmasına bağlarlar.

İÇ SALGI BOZUKLUKLARI : Tiroid bezinin kongenital atrezisi ya da hormon sentezinin yapılamaması sonucu ortaya çıkan miksödemde ay şeklinde yüz, makroglossi ve geç diş sürmesi görülür. Cinsiyet hormonlarının da etkisi vardır.

VİRÜTİK HASTALIKLAR : Hamileliğin 3. ayından önce kızıl, kızamık geçiren annelerde.

KRONİK ENFEKSİYONLAR : Özellikle kongenital sfılizde.

SÜT DİŞLERİNİN DÜŞMESİ

Süt dişlerinin düşmeleri hakkında bir kaç belirgin çalışma vardır. Eksfoliasyon çalışmalarında en büyük problem düşenlerin yerine çıkan dişlerin çekimlerindeki farklılaşmadır. Bu husus düşme zamanlarına ait hataların başlıca nedenleridir.

Yaş

Maxilla

Mandibula

Santral Kesici

Santral Kesici

Lateral Kesici

Lateral Kesici

I. Azı

I. Azı

10

II. Azı ve kanin

11

Kanin ve II. Azı

Tablo 2. Süt Dişlerinin Eksfoliasyonları (Parfitt’den)

II

IV

III

II

IV

III

Süt dişlerinin sürme sırası.

Dentisyon : Dişlenme anlamına gelip, iki grupta incelenir.

Birinci Dentisyon : Süt dişlerinin sürmeye başlamasıyla, belli bir sürede 10 süt dişi maxillada, 10 süt dişi mandibulada olmak üzere sayıca toplam 20 olmaları devresidir. Doğumdan sonra 6. ayda alt orta süt keserlerinin sürmesiyle başlar ve 24-30. aylar arasında son bulur. Bu süre, siyah çocuklarda 27 ay, beyaz çocuklarda ise 29 aydır. Her iki ırkta da süt dişlerinin tamamlanması erkeklerde daha öndedir. Birinci dentisyon bittikten sonra 2. dentisyon başlangıcı kabul edilen 1. sürekli molarların sürmesine kadar geçen devreye de duraklama devresi denir. Bu da yaklaşık 3-3.5 seneyi kapsar.

İkinci Dentisyon : Duraklama devresinden sonra genel olarak 6 yaşında 1. daimi moların sürmesiyle başlar ve 12 yaşına kadar sürer. Gene bir duraklama devresi geçirir ve 18-60 yaşları arasında 3. sürekli molarların çıkmasıyla son bulur.

Süt dişleri yerlerini yavaş yavaş sürekli dişlere bırakmaya başladıktan sonra oluşan hem süt hem de kısmen sürekli dişlere karmaşık diş dizisi “mixed dentition” denir. Bu dönemin bir çok analizi bazı araştırıcılar tarafından yapılmıştır. Bu dönemde, düşen süt dişleri ve henüz çıkmamış sürekli dişler bulunduğundan düzenli bir dizi her zaman bulunmayabilir. Dişlerin henüz sürmediği bölgelerde kesintili bölgeler ve dişler arası aralıklar “diestema” lar mevcuttur. Bu dönem normalde 12 yaşında son bulur. İkinci küçük azı ve ikinci azı ağızda çıktıktan sonra meydana gelen diş dizisine sürekli diş dizisi denir.

Mixed dentition dönemi için belirli şekil ve kurallar vermek mümkün değildir. Çünkü sürekli dişler; irsiyet, iç salgı bezleri gibi iç sistemik hastalıklar ve yerel patalojik faktörlerin tesiri altında genel sıra ve süreye az veya çok uygunluk göstererek 11 yaşına kadar ağızda yerlerini alırlar.

Süt dişlerinin sürmesi, fonksiyon görmesi, düşmeleriyle sürekli dişlerin sürmeleri arasında zaman bakımından bir ilgi vardır. Bu ilişki, erken çekimle ve bazı patalojik bozukluklar sonucunda da değişebilmektedir. Nitekim, yapılan bazı araştırmalarda, vücut gelişmesindeki hızlanmanın dentisyon süreci üzerine ters bir etkiye sahip olduğu belirtilmektedir.

Sürekli Dişlerin Oluşması : Daimi dişler; süt dişleri gibi, ortak özel bir pervaz üzerinde oluşmazlar. Hamileliğin 3. ayında fötüs henüz 8 cm boyunda olduğu devrede 10 süt dişini dental laminaya bağlayan lateral diş bandlarının oral tarafında dil şeklinde teker teker pervazcıklar husule gelirler ve sürekli dişlerin embriyonları bu pervazcıklar üzerinde gelişir. Daha sonra yavaş yavaş sürekli dişlerin pervazcıkları genel pervazla ilgilerini gevşetirler ve süt dişleriyle bağlantı tamamen ortadan kalkar. Daha sonraki olaylar süt dişleri pervazında olduğu gibidir. Her daimi diş için pervazcığın kenarında

4. Süt dentisyonunda alt V numaralı dişlerin mesio-distal çapı daimi 5 numaralara nazaran daha fazladır. Bu yüzden üst ve alt V numaralı dişlerin distal tarafları aynı alınsal düzlem üzerinde sonlanırlar. Halbuki daimi dentisyonda dişler yani 8 numaralı dişler aynı düzlem üzerinde sonlanmazlar. Üst 8 numaralı dişler bir miktar, daha distale doğru uzanmaktadır.

Süt dişlerinde kapanış Daimi dişlerde kapanış

5. Süt dentisyonunda over-bite miktarı daimi dentisyona nazaran daha azdır. Alt ve üst süt kesicilerin kesici kenarları birbirlerine çok yakın olup, başbaşa adı verilen bir münasebete yaklaşmışlardır. Daimi dentisyonda over-bite miktarı ise üst santralin 1/3 kuron boyudur. Süt dentisyonunda overbite miktarı artmışsa bunu ileride meydana gelebilecek dik yönlü bir anomalinin ilk işareti olarak kabul etmek gerekir. Genel olarak ön dişlerde oluşan örtülü kapanış, 1. dentisyondan 2. dentisyona geçiş zamanında artar.

6. Süt dentisyonunda over-jet miktarı da daimi dentisyona nazaran azalmıştır.

7. Over-jet miktarının süt dentisyonunda azalmasına bağlı olarak, süt dentisyonundaki kesici dişlerin pozisyonları, daimi dentisyondaki kesici dişlere nazaran daha diktir. Dolayısıyla süt dentisyonunda, kesiciler arasındaki açı, daimi dentisyondakine nazaran daha büyük olup 180° ye yaklaşmıştır (Daimi keserler arası açı 120° dir).

8. Süt dentisyonunda tüberkül yüksekliklerinin daha az olmasından dolayı angreman daimi dentisyondakine nazaran daha zayıftır.

9. Süt dişi kavsinde koroner kısım ile apikal kısım arasındaki ilişki düzenlidir. Bundan dolayı anomalilere rastlanmaz.

Süt dentisyonundaki şeklin, daimi dentisyondaki şekle nazaran bu kadar büyük farklar göstermesi, daimi dentisyon şekline dönebilmesi için karmaşık bir gelişim göstermesine neden olur.

PEDODONTİ DERS NOTLARI

Prof. Dr. Zuhal KIRZIOĞLU

ERZURUM – 2001

PEDODONTİ DERS NOTLARI

Prof. Dr. Zuhal KIRZIOĞLU

ISPARTA – 2001

12 Temmuz 2007

Periodontal Hastalıkların Statusu Ve Yaşlı İnsanlar İçin Gerekli Tedaviler

PERİODONTAL HASTALIKLARIN STATUSU VE YAŞLI İNSANLAR İÇİN GEREKLİ TEDAVİLER

Endüstri gelişimini tamamlamış ülkelerde yaşlı diş hekimlerinin sayıları hızla artmaktadır. Ve bu kişilerin oral sağlıkları ile ilgili epidemiyolojik bilgiler ısrarla verilmelidir. Bu çalışmamız Helsinki Ageing Study (HAS) in bir parçasıdır. Bu çalışmamızda Helsinki’de yaşayan 1989 yılı itibariyle 1904, 1909ve 1914 doğumlu yaşlı insanların (n=175) periodontal sağlık durumları ve dış periodontal tedaviye ihtiyacı olanlar incelenecektir.

Bu çalışmamız Helsinkideki Diş Hekimliği Fakültesinde 1990-1991 yıllarından beri yapılmaktadır. Hastaların periodontal sağlık durumları (PITN community periodontal Index of teatment needs) metodu tarafından değerlendirilmiştir. Çalışmada bulunan hastalarda erkeklerde 15,1 boylarında 14,0 ortalama diş bulunmaktadır. Sağlıklı periodontal dokular incelendiğinde çalışmaya katılan hastalardan sadece %7’ inde bulunmuştur. Hst’ların %6‘ında

Dişetlerinde kanama, %41’ inde diş taşı veya restorasyonların üzerlerinde artık madde bulunmuştur ki bu bulgu en kötü olanıdır. Ayrıca %46’ında derin periodontal cep vardır, %35’inde en az cep derinliği 4-5 cm’dir. %11’inde ve cep derinliği 6 cm’den fazladır. Ayrıca hastaların %93’ünde oral hijyen konusu iken %87’sinde scaling ve kisk planlaması varken %11’inde de komplex periodontal tedaviler uygulanmıştır. Erkeklere daha fazla periodontal tedavi uygulamak gerektiği saptanmıştır. Beklenildiğinden daha fazla komplex periodontal tedavi gerektiren hastalara rastlanmaktadır. Bunu da şu şekilde açıklayabiliriz. Bir çok sayıda kayıp diş vardır ayrıca molarların kayıp olması gösterilebilir.

YAŞLI İNSANLARDAKİ PERİODONTAL HASTALIKLARIN PROGNOZUNU ETKİLEYEN RİSKLİ FAKTÖRLER

Bu çalışmamızdaki amacımız yaşlı bireylerde ki periodontal hastalıkların prognozunu etkileyen riskli faktörleri tanımlamaktır. Bu çalışmaya 4542 adet 70 yaşını aşmış azmış Nigata şehrinde ikamet eden, herhangi bir genel sağlık problemi olmayan ve kendi günlük aktivitelerini ediğştirmeyen insanlar katılmıştır. Hastaların günlük sigara içimi, alkol kullanma durumları sorulan sorularla kaydedilir. Ayrıca o taçman seviyeleri ve hastalık marker’ların serumdaki seviyeleri de kaydedilir. Periodontal hastalığın prognozunu değerlendirilmesinde iki yıl süresince tek veya çift çift taraflı ataçman kaybı 3 mm’den fazla olan hastalar dikkate alınmıştır. 394 hasta bunlardan 208 erkek, 186’ı bayandır ve bunların hepsinin ataçman seviyeleri incelenmiştir.

Bu hastaların yaklaşık %75’inde 2 yıl süresince ilave ataçman kaybı tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda ilave ataçman kaybı ile sigara tüketimi arasında bir ilişki bulunmuştur. Bunun sonucunda anlaşılmıştır ki yaşlı ve sigara içen hastalarda 6mm’lik ataçman kaybı olanlarda sigara tüketimi ilave ataçman kayıplarına neden olmaktadır.

Yaşlı insanlarda mosticatory (çiğneme) fonksiyonun koruması ile ilerlemesi hastanın sosyal yaşamı ve iyi bir fiziğe bağlıdır. Şu çok iyi bilinmelidir ki bir çok ülkede yaşlı insanlarda yüksek oranlarda dişsizlik söz konusudur. Ve diş hekimleri de yaşlı hastalarda çok az sayıda dişin fonx. Gördüğünü bildirmişlerdir.Periodontal hastalıkların pragnozunun değerlendirilmesinde; hastaların hangi dişlerinin sırayla kaybedildiğini öğrenilmesi ve kaydedilmesi gerekir.

Yaşlı insanlarda periodontal yıkım sık sık tekrarlar bunun ana nedeni batı toplumunda yaşayanlarda ilk 5 dişten komşu bir tanesinin kaybıdır. Ayrıca diş çekimlerinin %40’ıda neden olmaktadır. National Pothfinder Swrvey’e göre 1999 yılında yapılan çalışmaya göre aponyada yaşayan yaşlı insanların %70’i periodontal hastalıkların prognozu hakkında tecrübe kazanmıştır. Hastalıkların ilerlemesinde risk faktörlerinin karakteristik özellikleri söz konusudur. Periodontal hastalıkların prognozunun iyi değerlendirilmesi için risk faktörlerinin uzun süreli çalışmalar yapmak gerekir. Bu çalışmalar sonucunda periodontal hastalıkların prognozunnu etkileyen riskli etkenler; yaş, sigaratüketimi ve periodontal patogerezdir. Bu bulunan etkenler bir çok çalışmalar sonucunda diobet ve koronalgenç ve yaşlı gruplar karşılaştırılarak kalp hastaları olan hastaların ayrı bir önem göstermeleri gerekir. Bir çok epidemiolojik çalışma göstermiştir ki diğer davranış faktörleri ve biolojik olayların periodontal yıkım ile ilgili direk alakaları tam olarak halen saptanamamıştır. Bu çalışmaya katılan hastaların çoğu 60 yaş civarında olup periodontal hastalıkların prognozu için risk faktörleri içeren kimselerdir. 70 yaş ve üzeri olan hastalar değerlendirilmemiştir. Uzun süreli çalışmalar ayrıca ağız sağlığıyla ilgilenen kimselerin (servislerin) topluma yapmış oldukları hizmetlerin değerlendirmesini ve yapılması gereken planların etkilerini de göstermişlerdir.

MATERYAL VE METODLAR

Nilgata şehri Japonya’nın denize komşu olan şehirleri arasında en büyük olanıdır ve nüfusu 520,000’dir. 4542 (2099’u erkek, 2443 bayan) kişiden oluşan ve 70yaş civarında olan bir grup 1998 yılında yapılan yaşlılar için genel sağlık kontrolü ve oral sağlık kontrollere kabul edilmek için başvurmuşlardır. Bu gruptan sadece 1692 kişi ikinci başvurularını yapmışlardır.fakat randevular için sadece 600 kişiyi kabul etmek durumundaydık. Son olarak final çalışması için 599 kişi kabul edildi. ( 306 erkek, 293 bayan). Bu sayıya göre Nigata’daki 70 yaş civarında insanların %32’si kabul edilmiştir.

Bu çalışmaya katılanların hepsi kendi rızalarıyla katılmaktadırlar. 2 yıl süren bu çalışmada oral epidemiblojik ve kişisel bilgilerin toplantısında cross-section çalışma prensibi kabul edilmiş ve bu doğrultuda hastaların prognozu saptanmaya çalışılmıştır.

2000 yılında, 1998 yılında değerlendirilen hastalar tekrar değerlendirmek amacıyla çağrılmıştır. Bunun sonucunda 436 hasta (234 erkek, 202 bayan) değerlendirilmiştir. 7 hasta tamamen dişsiz kalmıştır. Bu doğrultuda 394 hasta (208 erkek, 186 bayan) periodontal hastalıkların prognozu doğrultusunda analiz edilmiştir. Tüm hastalar Nigata’daki local commly centre’da (Sağlık halk merkezi) değerlendirilmiştir. Hiçbir hasta hastaneye veya ıslah evine yerleşmiş değildir. Hastaların genel sağlık durumları iyidir. Hiç biri kendi günlük aktiviteleri için özen gösterilmesini istememiştir, tüm hastalar oldukça güvenilir ve TMIG indexinin 13 kriterinede uygunluk göstermektedir.

4 diş hekimi oral değerlendirmelerini yapay ışıklandırma altında yapmıştır. Periodontal değerlendirme için yapılan periodontal ataçman daki milimetre boyundaki kayıplar diş hekimliği aynası (klinikte kullandığımız ağız aynası) ve periodontal araştırmalar için geliştirilen aletlerle yapılmıştır. III molarlar dahil tüm dişlerin 6 gözündede araştırmalar yapılmıştır. Cep derinlikleri tespit edilmeyince veya sementmine birleşim yeri tespit edilmeyince ölçümler göz ardı edilmiştir. Katılımcı hastalarda 4’sinin ölçümleri fakülte hastanesinde cerrahi girişimden önce değerlendirilmiştir. Cerrahi operasyondan sonra yapılan ölçümlerde periodontal ataçman kaybı yaklaşık 056-3,92 arasında kaydedilmiştir.

Hastalarla direk olarak temasa girilmesi sayesinde hastayla ilgili geniş bilgiler elde edilmesi mümkün olabilmektedir. Bunların içinde sigara içimi, alkol kullanımı, diş randevularına vermiş olduğu önem, yapılan diş tecbuşlerine olan güveni, kendi dişlerine olan bakımı (diş ipi, diş fırçası kullanımı) ile ilgili bilgileri sayabilmekteyiz. Ayrıca bu sayede hastanın genel sağlık durumu, kan basıncı seviyesi, hastalıklarının serumdaki merkezlerin seviyeleri de incelenebilir. Bu hastalıkların markerleri 1) liver oğerts (yaşayan ağınlan) GOT, GPT, ve -GTP 2) kidrey ajonları (keratin), 3) immunogthinler ıgG, IgA ve IgM, 4) lipofaktörler kolestorol ve trigliserid 5) besleyici faktörler (protein, kalsiyum, albumin ve kan şekeridir.

Periodontal hastalıkların prognozunu etkileyen faktörlerin tespiti için farklı model porecederleri uygulamıştır. Başlıcaları: cross-sechon metodu bireysel karakterlerde ki mevcut değişiklikler için kullanılmıştır. Chi-soyored testide katılımcı hastaların sonradan meydana gelebilecek ataçman kayıplarının tespitinde kullanılmıştır. Öğrencilerin katıldığı t-testi ise serumdaki hastalık morkerların farklılıklarını tespit ederek ataçman kayıpları olan ilişkilerini saptamaya çalışmışlardır.

Logistik gerileme analizi kullanılarak periodontal hastalıkların prognozu ile belirgin değişikliklerin ilişkileri incelenmiştir. Ana modelde sonradan meydana gelebilecek periodontal yıkımlar tahmin edilmiş ve bu değer 3 mm veya daha fazla olarak değerlendirilmiştir. Bu bağımsız değişkenlerden sigara tüketimi, cinsiyet ve ataçman seviyesi 6mm’den az olanlar olarak nitelendirebiliriz. Yapılan tüm araştırmalar, hesaplamalar, istatiksel analizler STATA yazılımına uygun olarak yapılmıştır.

SONUÇLAR

Tablo 1 de değişkenler ile ataçaman kayıpları arasındaki ilişki görülmektedir. Bu örneklest hastaların %52,8 erkek, %47,2 si ise bayandır. Ağızda diş kalan hastaların oranı %18,8’dir. Hastaların %17’si sigara kullanıyor, %27,2’si alkol kullanmaktadır. Hastaların %96,4’sinde en az bir tarafında ataçman seviyesi 4mm veya daha fazladır. Bu hastaların %64,1 nin bir tarafına ataçman seviyesi 6mm veya daha fazladır. Hastaların %71,1 inde 2 yıl sonra en az bir tarafında 3mm veya daha fazla ataçman kaybı söz konusudur. 128 hastanın 4 tarafında, 168 hastada ise 4 ve daha fazla ataçman kaybı tespit edilmiştir. Erkek hastalarda bayanlara nazaran daha fazla ataçman kaybı söz konusudur. (P 0,05) sigara içenler içmeyenlere nazaran daha fazla ataçman kaybına uğramaktadır. (P (0,001)) hastaların sadece alkol kullanmaları, dişlerine gösterdikleri ilgiler, diş tedavilerine gösterdikleri diş kayıplarına veya ataçman kaybına sebep olmadığı anlaşılmıştır.

Tablo 2 de hastalık merkezlerinin serum seviyeleri gösterilmiştir. Folaf periodontal atamaç kaybı ile hastalık morkerlerin serum seviyeleri ile ilişkili önemli deliller bulunamamıştır.

Tablo 3’de hastalık merkezlerinin logistik regression’nun sonuçları görülmektedir. Sigara kullanımı, cinsiyet, ataçman seviyesi 6mm veya daha fazla olanlar 20 dizi kalan hastalar gibi değişkenler bulunmaktadır. Sigara kullanımını periodontal hastalığın prognozunu 3,74 oranında etkilediği görülmektedir.

TARTIŞMA

Yapılan araştırmalar neticesinde sigara tüketimi yapan bireylerde ve ataçman seviyesi 6mm veya daha fazla olanlarda periodontal hastalığın prognozzunu daha güçlüdür. Bu oran 3,74 ve 2,29 dur. Bu oranlar hesaplanırken sigara içenler ile sigara içmeyenler ve ataçman seviyesi 6mm olan ve olmayan hastalar kıyaslanarak yapılmıştır.

Yapılan bir çok epidemiolojik çalışma göstermiştir ki sigara içimi yetişkin periodontalisinde en etkili çevresel risk faktörüdür. Yaptığımız çalışmada sigara ile elde edilen oranlar ne yaş, ne cinsiyet nede geride kalan dişlerle elde edilen oranlarda daha yüksektir. Bizim yaptığımız çalışmalar ve daha önce yapılan çalışmalara göre sigara içimi ilk periodontal hastalıkların prognozu arasında ciddi bir ilişki vardır ve sonuç olarak sigara tüketiminin periodontal hastalıkların prognozunda en önemli etken olduğulaşılır. Sonradan oluşan ataçmanlar kaybı ile sigara kullanımı arasında ki bağlantı belkide biolojik ptentmaya çevresinde açıklanabilir. Nicotin; sigarada bulunan en zararlı maddedir. Sadece perifenal sirkülasyonda vazolonstürüktür etkisi yoktur ayrıca koronolde, plesontoda, girgival kan damarlarında da vardır.

The research &Therapy lammitte of American Acedemy of Peridonto’re göre nicotin fskösitlerin ve makrofojların salyada ki fonxsiyonları azaltmakta ve doku-kan polimorfonüclerk lskositlerin kematoxis ve foyosito aktivitelerinide azaltmaktadır.

Fiziksel tecrübe göstermektedir ki periodontal yıkımı olan hastalar diğer sisterik rahatsızlıklara yakalanmak için bir risk grubu teşkil ederler. Mevcut olan yeni araştırmalara göre başlangıçtaki ataçmanlar seviyesi 6mm veya daha fazla olan hastalar ile ataçman kaybı 3mm veya daha fazla olanlar arasında ciddi bir ilişki vardır. Yaptığımız araştırmalar göstermiştir ki gelecekte meydana gelebilecek periodontal yıkımlara sebep olabilecek etken sigaradır. Ayrıca dikkate alınması gereken başka bir konu ise daha önce periodontal hastalığına yakalanmış hastaların neden ileride periodontal yıkıma uğrayabilecekleridir. Bize göre en önemli etken ev sahibinin (hastanın) çevresinden kolayca etkilenmesidir. İkinci sebep olarak bundan önceki periodontal hastalıklar sebebiyle bir çok bölgede periodontal infeksiyona sebep olabilecekleridir. İleride yapılacak çalışmalar yıkımların sebeplerine yönelik olacaktır.

Periodontal yıkımın epidemiojik göstergeleri olarak periodontal kayıpların esasına dayanılmıştır. Daha önceden elde edilen tecrübeler doğrultusunda periodontal ataçman kayıpları gelecekte meydana gelebilecek periodontal hastalıkların prognozunun değerlendirilmesinde önem arz eder. Bu çalışma sayesinde yaşlı insanlarda ki periodontal sağlığın değerlendirmesinde periodontal ataçman kayıpları ölçülmüştür. Hastalar 2 yıl boyunca sürecek bir araştırmaya katılmak üzere tüm dişlerinde 6 bölgede ataçman seviyelerinin hesaplarıyla ilişki yıkıcı periodontal hastalıkların prognozuna uyan ve uymayan olmak üzere 2’ye ayrılır. Ataçman seviyesinde ki değişikliğin hastalık sebebiyle mi yoksa ölçüm hatasından mı meydana geldiğini anlamak, saptamak gerekir. Bundan önceki epidemioloji çalışmalarından herhangi bir tanesi ataçman kayıplarının ölçümlerindeki bir hatayı sınıflandıramamıştır. Hasta grubumuzda 2 yıl içerisinde ataçman seviyesi 3mm veya daha fazla oranda değişikliğe uğramıştır. Hastalığın prognozunun tanımlanması demek gerçek anlamda meydana gelen 3mm veya daha fazla oranda ki değişikliktir. Ve hatalı ölçümlerle hiçbir alakası yoktur. Yapılan epidemiolojik çalışmalar gelişmekte olan 3mm hastalığın porgnozu ile ilişkilidir, demektedir.

Tek veya birden fazla bölgede meydana gelen geniş milimetre değişiklikleri false positives’leri minimuma indirmekte fakat false negative’leri yükseltebilir. Diğer taraftan 1 veya 2mm tek tarafta ise zıt etki gösterebilir. En az tek taraflı kriter göstermektedir ki 3mm olan cepleri minimuma indirerek hastanın her ziyaretinde tekli ölçü metodları kullanılarak bulgunun false positif sonuçlanmasını sağlamaktadır. Bizin toplumumuzda 2 yıl boyunca yabancı(diğer) çalışmalarda periodontal hastalıkların prognozunu incelemektedir. Örneğin linthe 60 ile 79 yaşları arasında ki hastaların yaklaşık % 62’sinde 3mm veya daha fazla ataçman kaybı olduğunu söylemiştir ki bu bilgi bizimkiyle tutarlılık gösterir.

Hastalık markerlarının serum seviyeleri ile ilerleyen ataçman kayıpları arasında direkt bir ilişki bulunamamıştır. Yaptığımız bu çalışmada ki amacımız sağlıklı yaşlı beylerde periodontal hastalığın prognozunun değerlendirilmesi idi, hastalarımızın hepsinin genel sağlık durumları iyi ve günlük aktivitelerini etkileyebilecek herhangi bir sakım içermemektedir. Hastalarımızın hiçbiri ne hastanede nede bakım evinde kalmaktadır. Bu hastalarda ki az sayıda hastalık markerlarının serumda bulunması, ataçman kaybı ile sistemik hastalıkların azda olsa ilişkili olabileceğini göstermiştir, bu olay toplumu önyargılı yaklaşmasına bir örnektir. Ayrı bir örnek ise gönüllü olarak bu tip çalışmalarına katılan bireylerin oral ve genel sağlıklarına daha çok önem verildiğini ve katılanların sağlık durumlarının daha sağlıklı olacağına toplum önyargılı olarak yaklaşmaktadır.

Yapılan epidemiolojik araştırmalarda elde edilen en önemli olay perodantitis üzerinedir. Buna göre gelecekte meydana gelebilecek periodontal yıkıma sebep olan en büyük etkenler ve etkisi olmayanların ayırt edilmesidir. Çok az sayıda diakrastik bulguların hangilerinin perodontitis için gerçek risk taşıdığı ve hangisinin daha az risk taşıdığı incelenmiştir. Elde edilen bulgularımız diğer çalışmalar ile paralellik gösterir.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki : uzun süren açıklayıcı çalışmalarımız sonucunda sigara kullanımı ve ataçman seviyesi 1 veya daha fazla olanlarda 70 yaş ve üzeri sağlıklı insanlarda periodontal hastalıkların prognozu için gerçek ana risklerdir.

12 Temmuz 2007

Doğum Sonrası Egzersizleri

DOĞUM SONRASI EGZERSİZLERİ

* Egzersizlere, her hareketli 6 kez tekrarlayarak başlayın ve günden güne 12′ ye çıkarın.

1. Egzersiz;

Sırtüstü yere yatın, ayaklarınızı kalçanıza doğru çekin ve bu durumda kalçalarınız üzerinde sağa- sola dönün. Arada bir bacaklarınızı uzatarak dinlenin. Bu egzersiz belinizin incelmesini sağlamaktır.

2. Egzersiz;

Sırtüstü yere yatın ve kollarınızı yere doğru açın. Daha sonra kollarınızı çapraz olarak üst üste getirirken soluk verin. Ağır ağır indirirken ise derin bir soluk alın.Nefes alıp- vermenizi ağır ağır ve kontrollü olarak yapmanız gerekir. Soluk verirken karın kaslarını içeri çekin. Bu hareket kan dolaşımınız için yararlıdır.

3. Egzersiz;

Sırtüstü yatın. Bir bacağınızı vücudunuzun üzerine doğru çekin,n ellerinizle sıkıca kavrayarak göğsünüze yanaştırmaya çalışın. kalça ve karın kaslarınızı gererek sırtınızın alt

kısmını yere bastırın. Doğrulun, dinlenin. Hareketi diğer bacağınızla tekrarlayın.

4. Egzersiz;

Sırtüstü yere yatarak dizlerinizi kırın. Ayaklarınız yere basık ve kollarınız yana açık olsun bu durumda vücudunuzu omuzlarınızla destekleyerek kalçanızı yerden yükseltmeye çalışın. Altıya kadar sayarak yüksekte tutun. Başlangıç pozisyonuna dönerek dinlenin.

5. Egzersiz;

Sırtüstü yatarak dizlerinizi kırın, ayaklarınızı birleştirin. başınızı kaldırın ve belinizden itibaren vücudunuzu öne doğru eğin. Ellerinizle dizlerinize dokunurken karnını içeri çekin. Başınızı ve kollarınızı indirin.

6. Egzersiz ;

Sırtüstü yere yatıp bir bacağınızı vücudunuzla dik açı oluşturana kadar kaldırın. Aynı hareketi diğer bacağınızla tekrarlayın. Kendinizi güçlü hissettiğiniz anda iki bacağınızı birden kaldırmaya çalışın.

12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki



Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy