‘doğa’ Arama Sonuçları

Yenilenebilir Enerji Kaynaklar

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI

21. Yüzyıla girerken, artan nüfus ve sanayileşmeden kaynaklanan enerji gereksinimi ülkemizin kısıtlı kaynaklarıyla karşılanamamakta, enerji üretimi ve tüketimi arasındaki açık hızla büyümektedir. Bu durumda, kendi öz kaynaklarımızdan daha etkin biçimde yararlanmak giderek artan bir önem kazanmaktadır. Enerji talebindeki hızlı artışın karşılanmasında, yenilenebilir enerji kaynaklarından en etkin ve rasyonel biçimde yararlanılması amacıyla kamu yatırımlarının artırılmasının yanı sıra özel sektör yatırımlarının bu alana kanalize edilmesinin teşviki de yararlı olacaktır.

Diğer taraftan, geleneksel enerji üretim yöntemleri bugün çevre kirliliğinin önemli nedenlerinden biridir ve bu yöntemlerde kullanılan fosil yakıtların tüketiminin, çevre konusundaki uluslararası taahhütler nedeni ile azaltılması gündemde olan bir konudur. Ayrıca, fosil yakıtların bir süre sonra tükeneceği gerçeği de bilinmektedir. Bütün gelişmiş ülkeler çevre-dostu, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmaya olağanüstü bir önem vermektedir. Bu yönüyle gelecek yüzyıl, güneş ve onun türevleri ile diğer tükenmez ve temiz enerji kaynakları kullanımında atılım yapılacak bir yüzyıl olma görünümündedir.

Ancak, yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak isimlendirilen bu alternatif kaynaklardan yararlanılması, hidrolik enerji dışında, teknolojik gelişimlerinin yeniliği ve geleneksel kaynaklarla ekonomik açıdan rekabet edebilme güçlükleri nedeniyle, bugüne kadar arzulanan düzeye ulaşamamıştır. Bununla birlikte, jeotermal, pasif güneş, rüzgar ve modern biyokütle enerjisi teknolojileri, bugün dünya enerji pazarlarında yer almaya başlamıştır. Enerji bitkileri, foto-voltaik ve denizde rüzgar enerjisi teknolojilerindeki Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. Yeraltında ısıl enerji depolaması, özellikle gelişmiş ülkelerde hızlı bir yaygınlaşma sürecine girerken, hidrojen enerjisi teknolojisinde yoğun araştırmaların sürdürüldüğü gözlenmektedir.

Shell Uluslararası Petrol Şirketi, 2025 yılında yenilenebilir enerji

kaynaklarının dünya enerjisine katkısının, fosil yakıtların bugünkü katkısının

yarısı ve hatta üçte ikisi kadar olacağının beklendiğini açıklamıştır.

Intergovernmental Panel of Climate Change (IPCC), iklim değişikliği üzerindeki

etkileri azaltıcı nitelikte enerji temin imkanları konusundaki 1995 yılı

değerlendirmesinde, bu oranı beşte iki olarak öngörmektedir.

Avrupa Birliği, 2010 yılı için yenilenebilir enerji alanındaki stratejik

hedeflerini şöyle belirlemiştir:

1,000,000 fotovoltaik çatı (1000 MWp)

10,000 MW ilave rüzgar enerjisi kapasitesi

10,000 MWth  ilave biyokütle enerjisi kapasitesi

enerji ihtiyacının tamamını yenilenebilir kaynaklardan sağlayacak pilot

bölgelerin oluşturulması (1500 MW’lık bir artış)

Bu hedeflerin gerçekleşmesi ile, CO2 emisyonlarında yıllık toplam 402

milyon tonluk bir düşüş sağlanacağı belirtilmektedir.

Enzimatik hidroliz teknolojilerinin kullanılması ile, içten yanmalı motorlar ve yakıt hücrelerinde kullanılmak üzere etanol eldesinin 2010-2015 yıllarında benzinle rekabet edebilecek düzeye gelmesi beklenmektedir. Böylece biyokütlenin karbonhidrat (selüloz) fraksiyonlarından etanol, lignin fraksiyonlarından ise ileri biyokütle teknolojisi ile elektrik enerjisi elde edilecektir.

Proton değiştirici membranlı yakıt hücreleri ile çalışan araçlar 2020′li yılların gündemindedir ve benzinli araçlara göre %70 daha temiz olacaklardır.

Ülkemizde ise bu konulara ilk olarak 1960-1970 döneminde el atılmış, ancak fazla bir gelişme sağlanamamıştır. Yenilenebilir kaynak oluşları, en az düzeyde çevresel etki yaratmaları, işletme ve bakım masraflarının az olması ve en önemlisi ulusal nitelikleri ile güvenilir enerji arzı sağlamaları, bu kaynakların ülkemiz için önemini büyük ölçüde artırmaktadır.

Bu kapsamda, öncelikli olarak, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik Ar-Ge ve yatırım olanaklarının belirlenmesinde, ulusal bazda koordinasyon ve yetki dağılımının net bir biçimde gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçevede, TÜBİTAK inisyatifinde ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, üniversiteler ve diğer araştırma kuruluşları ile işbirliği içerisinde;

yenilenebilir enerji alanında dünyadaki teknolojik gelişmelerin statüsünün analiz edilmesi ve ülkemiz şartlarında teknik ve ekonomik açıdan uygulanabilir olarak belirlenen teknoloji alternatifleri bazında, orta ve uzun dönem ulusal teknoloji araştırma stratejilerinin düzenli olarak belirlenmesi;

uygulanabilme potansiyeline sahip teknoloji yatırımlarına yönelik çalışma programlarının (Ar-Ge çalışmalarında tekrarların önlenmesi, pilot uygulamalar, proje finansmanı vb.) ve gereksinim duyulan yasal ve organizasyonel düzenlemelerin belirlenmesi

uygun bir yaklaşım olarak benimsenmektedir.

www.Tubitak.gov.tr/btpd/btspd/platform/enerji/altgrup/cevre/indexpdf.htm

ÇEVRESEL ETKİLERİ:

İnsanoğlu tarafından yapılan her faaliyetin doğa ve çevre üzerinde olumsuz etki yaptığı çok uzun yıllardır bilinmektedir. Bu bölümde hem günümüzde enerji elde etmek için yararlanılan diğer kaynaklar hem de bu kaynaklar ve önceki bölümde tanımlanan nükleer teknolojinin çevre üzerinde yaratacağı etkilerin karşılıklı olarak kıyaslamasını yapmanızı kolaylaştıracak bilgiler yer alacaktır.

1-HİDROELEKTRİK ENERJİ: Enerji amacı dahil su kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanımı olarak tanımlanabilir. Diğer bir ifade ile Suyun potansiyel enerjisinin kinetik enerjiye dönüştürülmesi ile sağlanan bir enerjidir. Ülkemizdeki mevcut yağış miktarları ve akarsularımızın durumu göz önüne alındığında bu enerji kaynağından güvenilir olarak tam kapasite ile yararlanma oranımız ancak % 65 olabilecektir (Kaynak :1998 – TUBİTAK-TTGV)

Ülkemizin akarsularında 1997 yılı verilerine göre:

Bürüt Potansiyel                        :     430 Milyar KWh

Teknik Potansiyel                     :     215 Milyar KWh

Teknik-Ekonomik Potansiyel     :   124.5 Milyar KWh

AVANTAJLAR

DEZAVANTAJLAR

Kirlilik Yaratmaz

Yatırım Maliyetleri fazladır

Pik Enerji ihtiyacında çok hızlı devreye girer

Toplam İnşaat süresi uzundur

Acil Durumlarda hızla devreden çıkarılabilir

Yağışlara bağlı olumsuz etkilenmesi söz konusudur.

Doğal kaynaklar kullanılır dışa bağımlı değildir.

Yapılan yatırım sadece enerji için değil sulama-taşkın amaçlı kullanılabilmektedir.

2-JEOTERMAL ENERJİ: Yer kabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş olan ısının oluşturduğu ve sıcaklıkları atmosferik sıcaklığın üzerinde olan sıcak su, buhar ve gazlar olarak tanımlanır.

AVANTAJLAR

DEZAVANTAJLAR

Çevre dostudur. Suyun ısıtılması ve buharlaştırılması için fosil enerjiye ihtiyaç duymaz

Yapılarında bulunan hidrojen sülfür ve karbondioksit gibi gazların açığa çıkması nedeniyle re enjeksiyon gereklidir.

Doğal kaynaklar kullanılır, dışa bağımlı değildir

Ülkemiz jeotermal kaynak bakımından dünyada yedinci sırada yer almaktadır. Yüzey sıcaklığı 40 derecenin üzerinde olan 140 civarında kaynak mevcuttur. Bu kaynakların 136 tanesi merkezi ısıtma ,sera ve konut ısıtılmasına ve endüstriyel kullanıma uygun iken sadece 4 tanesinden teknik ve ekonomik açıdan elektrik enerjisinin elde edilebilmesinin mümkün olduğu belirlenmiştir. Tüm kaynaklarımızın değerlendirilmesinin petrol eşdeğerinin 9 milyar dolar/yıl olduğu (Kaynak :1998 -TUBİTAK-TTGV) hesaplanmıştır.

3-GÜNEŞ ENERJİSİ:   Güneşten gelen ve dünya atmosferi dışında şiddeti sabit ve 1370 W/m2 olan ve yer yüzeyinde 0-1100 W/m2 değerleri arasında değişen yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Isıtmadan soğutmaya ve elektrik üretiminde kontrollü olarak kullanılabilmektedir. Ülkemizin yıllık güneşlenme süresi ortalama olarak 2640 saattir. Maksimum güneşlenme 362 saat ile temmuz ayında, minimum güneşlenme süresi ise aralık 98 saat ile ayında görülmüştür.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Akdeniz Bölgesi

Ege Bölgesi

İç Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi

Marmara   Bölgesi

Karadeniz Bölgesi

3016 saat

2923 saat

2726 saat

2712 saat

2693 saat

2528 saat

1966 saat

Güneşlenme süresi yönünden en zengin bölge Güneydoğu Anadolu bölgesi olup bunu sırası ile Akdeniz, Ege , İç Anadolu, Doğu Anadolu, Marmara ve Karadeniz bölgesi izlemektedir.

Güneş enerjisi günümüzde: konutlarda ve iş yerlerinde,tarımsal teknolojide, sanayide,ulaşım araçlarında,iletişim araçlarında,sinyalizasyon ve otomasyonda, elektrik enerjisi üretiminde kullanılmaktadır.

AVANTAJLAR

DEZAVANTAJLAR

Doğrudan güneş enerjisini kullanır.

Doğal ısıtma ve soğutma sistemleri kullanarak binaların gereksiz ve aşırı ticari enerji tüketimlerini önler,

Çevre değerlerini korur, Çevreye verilen zararları en aza indirir,

Doğal ve sağlığa zararsız malzemeler kullanır

Ekonomiktir

Dışa bağımlı değildir.

4-RÜZGAR ENERJİSİ: indirekt yani çevrime uğramış bir güneş enerjisi olarak tanımlanabilir ( TUBİTAK-TTGV,1998 ) Rüzgardan elde edilecek enerji tamamen rüzgarın hızına ve esme süresine bağlıdır.

AVANTAJLAR

DEZAVANTAJLAR

Kararlı, güvenilir, sürekli bir kaynaktır.

Türbin için Geniş alanlar isteyebilirler Tek bir türbin için 700-1000 m2/MW. Rüzgar tarlalarının birim güç başına toplam gereksinimi ise 150-200 katı kadardır. Türbinlerin kapladığı alan bunun %1-1.2 kadar olduğundan bu alanlar yinede tarım amaçlı kullanılabilir.

Dışa bağımlı değildir

Görsel ve estetik olarak olumsuzdur. Gürültülüdürler ve kuş ölümlerine neden olur,radyo ve TV alıcılarında parazitlenme yaparlar Bu nedenle İngiltere başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde büyük rüzgar türbinlerinin yarattığı çevre sorunları nedeniyle milli park alanlarının sınırları içine ve çok yakınlarına kurulması yasaklanmıştır.

Gelişen teknoloji ile birlikte enerji birim maliyetleri düşmektedir.

Ülkemizin geneli olmasa da rüzgar enerjisi yönünden zengin sayılan yerleri mevcuttur. Dünyada ise 1990 yılında kurulu rüzgar santralları gücü 2160 MW iken bu rakam 1994 de 3738 MW, 1995 de 4843 MW, 1996 yılında ise 6097 MW ( 1997, Wind Power Raporu) olmuştur. Burada dikkat edilirse özellikle son yıllarda rüzgar enerji santrallarında gözle görülür bir artış trendi olmasıdır.

Rüzgar enerjisi her ne kadar kaynağı doğa olsa bile bedava bir enerji değildir. Bu enerjinin temel hammaddesi olan rüzgar her ne kadar parayla alınmasa bile rüzgarın taşıdığı enerjinin tutularak enerjiye dönüştürülmesi için bir maliyet gerekir. ABD ‘de 750 Dolar/kW olan maliyet Avrupa’da 1400 Dolar /kW olabilmektedir. Ekonomik olması için 1000 Dolar/ kW olması gerekmektedir. Denizlere kurulan rüzgar türbünleri ise karadakilere oranla iki kat pahalıya mal olmaktadır. Gelişen teknoloji ile bu rakamların yakın bir gelecekte çok daha aşağılara çekilmesi beklenmektedir.

5-BİYOKÜTLE ENERJİSİ: Klasik ve modern anlamda olmak üzere iki grupta ele almak mümkündür. Birincisi; konvansiyonel ormanlardan elde edilen yakacak odun ve yine yakacak olarak kullanılan bitki ve hayvan atıkları(tezek gibi) oluşur.

İkincisi yani modern biyokütle enerjisi ise; enerji ormancılığı ve orman-ağaç endüstrisi atıkları, tarım kesimindeki bitkisel atıklar, kentsel atıklar, tarıma dayalı endüstri atıkları olarak sıralanır.

Günümüzde enerji tarımı adını verdiğimiz bir tarım türü oluşmuştur. Bu tarım türünde C4 adı verilen bitkiler ( seker kamışı, mısır, tatlı darı,…..vb.) yetiştirilmektedir. Bu bitkiler suyu ve karbondioksiti verimli kullanan, kuraklığa dayalı verimi yüksek bitkilerdir.

Dünya genelinde biyokütle enerji teknolojileri son derece hızlı gelişmektedir. Ülkemizde ise 1996 yılı verilerine göre 5512 BTEP odun , 1533 BTEP bitki ve hayvan atıkları olmak üzere toplam 7045 BTEP enerji elde edilmiştir ve bu rakam yıllık enerji tüketimimizin yaklaşık olarak % 10 ‘una tekabül etmektedir.

(  BTEP: Bin Ton Eşdeğer Petrol, MTEP: Milyon Ton Eşdeğer Petrol, GTEP: Milyar Ton Eşdeğer Petrol )

6-DENİZ KÖKENLİ YENİLENEBİLİR ENERJİ: Deniz dalga enerjisi, deniz sıcaklık gradyent enerjisi, deniz akıntıları enerjisi( boğazlarda) ve med-cezir enerjisi olarak tanımlanabilmektedir. Ülkemiz için üzerinde durulabilecek enerji grubu ise özellikle deniz dalga enerjisidir.

Deniz dalga enerjisinin temelinde yine rüzgar enerjisi yatmaktadır. Ülkemizin Marmara hariç olmak üzere açık deniz kıyı uzunluğu 8210 km civarındadır. Bunun turizm , balıkçılık kıyı tesisleri gibi nedenle en fazla beşte birlik kısmı kullanılabilir ver bu yıllık olarak 18.5 TWh/yıl düzeyinde bir enerji elde edilebilir.

7-HİDROJEN ENERJİSİ: Doğada bileşikler halinde bol miktarda bulunan hidrojen serbest olarak bulunmadığından doğal bir enerji kaynağı değildir. Bununla birlikte hidrojen birincil enerji kaynakları ile değişik hammaddelerden üretilebilmekte ve üretiminde dönüştürme işlemleri kullanılmaktadır. Bu nedenle elektrikten neredeyse bir asır sonra teknolojinin geliştirdiği ve geleceğin alternatif kaynağı olarak yorumlanan bir enerji taşıyıcısıdır.

Hidrojen karbon içermediği için fosil yakıtların neden olduğu çevresel sorunlar yaratmaz. Isınmadan elektrik üretimine kadar çeşitli alanların ihtiyacına cevap verebilecektir. Gaz ve sıvı halde olacağı için uzun mesafelere taşınabilecek ve iletimde kayıplar olmayacaktır.

2010 yılından itibaren hidrojenin ticari amaçlar için kullanılması düşünülmektedir. Her türlü maliyet göz önüne alındıktan sonra ilk yıllarda benzinden 1.5 –5.5 arası daha pahalı olması beklenmektedir. Fakat gelecek yıllarla birlikte çevresel katkıları da göz önüne alındığı zaman bu maliyetin çok daha aşağılara çekilmesi hesaplanmaktadır.

2020 YILINDA YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI TAHMİNİ

2020 Yılında Minimum

2020 Yılında Maksimum

MTEP

Toplamın % si

MTEP

Toplamın % si

Modern Biokütle

243

45

561

42

Güneş

109

20

355

26

Rüzgar

85

15

215

16

Jeotermal

40

91

Küçük Hidrolik

48

69

Deniz Enerjileri

14

54

TOPLAM

539

100

1345

100

Genel Enerji Talebinin % si

3 – 4

8 – 12

Yukarıda kısaca açıklanmaya çalışılan bilgiler ışığında şunu söylemek mümkündür: Yenilenebilir enerji kaynakları da dahil olmak üzere hemen hemen tüm enerji kaynaklarında teknolojik olarak gelişmeler mevcuttur. Enerji bu güne kadar olduğu gibi gelecekte de insanlık için temel bir sorun olma özelliğini sürdürecektir. Bununla birlikte ; Gelecek yıllarda bugün olduğundan daha fazla enerji sağlayan yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olunması da insanlık için uzak bir ihtimal değildir. 

Bununla birlikte 2020 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji tüketimine getireceği katkılar ne yazıkki insanlığın ihtiyacı olan enerji rakamlarını karşılamaktan uzak görünmektedir. İnsanoğlunun bugün sahip olduğu teknik seviyeler 2020 yılında toplam enerji ihtiyacımızın maksimum % 12 sinin alternatif enerji kaynaklarından karşılanabileceğini göstermektedir.

TÜRKİYE KURULU GÜCÜNÜN YAKIT CİNSLERİNE GÖRE DAĞILIMI          (1996 YILINA GÖRE)

CİNSİ

GÜCÜ MW

ORANI %

SIVI YAKIT

1675

7.90

DOĞAL GAZ

3015

14.25

JEOTERMAL

15

0.07

LİNYİT

6048

20.58

TAŞ KÖMÜRÜ

486

2.30

HİDROLİK

9925

46.90

TOPLAM

92

KAYNAK : TUBITAK-TTGV ENERJİ TEKNOLOJİLERİ POLİTİKASI ÇALIŞMA GRUBU 1998, ANKARA

Yukarıda tablo halinde verilen değerleri daha anlaşılır olabilmesi amacıyla pasta dilimi grafik olarak   ifade etmek gerekirse:

Türkiye bir yandan alternatif enerji kaynaklarının kullanımını arttırmak için gerekli çalışmaları yaparken bir yandan da temel enerji kaynakları yatırımlarınıda arttırmaktadır. Bu durumu bir tablo ile ifade etmek gerekirse:

TABLO – 1996-2010 YILLARI ARASINDA TEAŞ VE ÖZEL SEKTÖRCE KURULACAK SANTRALLAR

Linyit/ Taşkömürü

Hidrolik

Doğal Gaz

Nükleer

İthal Kömür

Fuel-Oil

33 Ünite

75 Ünite

20 Ünite

2 Ünite

6 Ünite

4 Ünite

9687 MW

11325 MW

11927 MW

2000 MW

3000 MW

776 MW

Tablodan da görüleceği gibi ülkemiz hemen hemen tüm enerji kaynakları ile ilgili yatırımlar yapmaya çalışmaktadır. Bunların arasında 2000 MW ile nükleer santral yatırımıda yer almaktadır. Bununla birlikte son günlerde yaşadığımız ekonomik kriz, bu tip varsayımların ve hedeflerin çok fazla bir anlamı olmadığını göstermektedir. Örneğin Mart 2000 içinde sonuçlanması gereken nükleer santral ihalesi iptal edilmişdir en azından 2010 yılı sonuna kadar nükleer santrallardan enerji temin edemeyeceğimiz belli olmuştur. Aynı şekilde 2001 Şubat krizi de yukarıda tablo halinde verilen hedeflere ulaşmamızı engelleyecek faktörlerden biri olmuştur.

ÇEŞİTLİ ÜLKELERİN 1980-1995 YILLARI ARASINDAKİ ELEKTRİK TÜKETİM DEĞERLERİ (MW – SAAT)

ÜLKE

YILLAR

1980

1985

1990

1995

ALMANYA

5.472

6.023

60351

5.789

AVUSTURYA

4.993

5.540

6.324

6.542

BELÇİKA

1.394

1.640

1.916

2.296

BREZİLYA

1.005

1.224

1.429

1.528

CEZAYİR

290

430

520

555

ÇEK CUMHURİYETİ

4.178

4.726

5.118

5.048

DANİMARKA

4.296

4.941

5.625

6.057

FİNLANDİYA

7.870

9.993

11.928

12.921

FRANSA

4.300

5.000

5.700

6.300

HIRVATİSTAN

2.527

3.124

3.302

2.588

HOLLANDA

4.181

4.363

5.071

5.551

İNGİLTERE

4.103

4.266

4.941

5.224

İSPANYA

2.460

2.750

3.270

3.720

İSRAİL

2.802

3.193

3.394

4.873

İSVEÇ

11.310

15.075

15.200

15.948

İSVİÇRE

5.521

6.325

6.854

6.763

İTALYA

2.867

3.106

3.855

4.249

İZLANDA

13.124

15.163

15.643

17.084

JAPONYA

3.900

4.400

5.500

6.200

MACARİSTAN

2.471

2.986

3.188

2.831

POLONYA

2.755

2.844

2.946

PORTEKİZ

1.549

1.879

2.486

3.022

ROMANYA

3.059

3.304

3.179

2.549

SLOVAKYA

4.650

5.200

5.500

SLOVENYA

3.896

4.385

4.721

4.627

TUNUS

383

486

610

735

TÜRKİYE

524

680

1.026

1.379

YUNANİSTAN

2.110

2.500

2.950

3.400

Kaynak: UNIPEDE ELECTRICITY STATISTICS- Generation and Consumption-1995

Bu tablodan da görülebileceği gibi ülkemizde yıllık olarak tüketilen enerji miktarı her ne kadar başta Yunanistan olmak üzere bir çok ülkenin çok altında kalsa bile her geçen yıl artan bir trent içinde olduğu da bir gerçektir. 1980 -1995 yılları arasında ülkemizde elektrik tüketimi yaklaşık olarak 2.7 kat artmışken bu oran Yunanistan için 1.6 kat olarak gerçekleşmiştir. Ülkemizin her geçen yıl sanayileşme ve gelişme yolunda önemli aşamalar kaydettiği de göz önüne alınırsa elektrik tüketimimizin daha da artan bir trent ile devam etmesi beklenmelidir. Bu nedenle enerji yatırımlarıda aynı oranda artmak durumundadır.

SONUÇ

BU ÇALIŞMAYI HAZIRLAYAN KİŞİLER OLARAK TAMAMEN OBJEKTİF OLMAYA ÖZEN GÖSTERDİK. BİZLER BU ÇALIŞMAYI HAZIRLARKEN NÜKLEER SANTRALLARI SAVUNMAK VEYA ELEŞTİRMEK GİBİ ÇABALAR İÇİNDE OLMAMAYA ÖZEN GÖSTEREK, ULAŞABİLDİĞİMİZ TÜM KAYNAKLARI İLGİLENENLERE AKTARMAK GİBİ BİR GÖREVİ ÜSTLENDİK. BU GÖREVİ GERÇEKLEŞTİRİRKEN ” BİLGİNİN PAYLAŞTIKÇA BÜYÜYECEĞİ” İLKESİYLE HAREKET ETTİK VE HİÇ BİR ŞEYİ SAKLAMADAN SİZLERLE PAYLAŞDIK. TAKDİR SİZLERİN OLMAKLA BİRLİKTE   BU GÖREVİ LAYIKI İLE YAPTIĞIMIZA İNANIYORUZ.

ENERJİ KAVRAMI; ” ÜRETİM ” – ” İLETİM ” – ” TÜKETİM ” PARAMETRELERİNİN BİR BÜTÜN OLARAK GÖZ ÖNÜNE ALINMASINI GEREKTİRİR. BU NEDENLE SADECE ÜRETİMİ ARTTIRICI YATIRIMLAR SORUNUN KALICI OLARAK ÇÖZÜLMESİ İÇİN ASLA YETERLİ DEĞİLDİR. ÜRETİMİN ARTTIRILMASINA PARALEL OLARAK İLETİM VE TÜKETİM AŞAMALARINDA DA KALICI TEDBİRLERİN ALINMASI VE YASAL DÜZENLEMELERİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ BİR ZORUNLULUKTUR. BU ANLAYIŞ SADECE ÜLKEMİZ İÇİN DEĞİL TÜM ÜLKELERDE KABUL EDİLEN TEMEL STRATEJİLER OLARAK DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

GÜNÜMÜZDE BİR ÇOK GELİŞMİŞ ÜLKE SADECE ENERJİ ÜRETİM YATIRIMLARINI ARTTIRMAKLA KALMAYIP AYNI ZAMANDA ENERJİ İLETİM VE ÖZELLİKLE ENERJİ TÜKETİM POLİTİKALARINIDA DEĞİŞTİRMEKTEDİR. ENERJİ ARTIK KOLAY ELDE EDİLMEDİĞİ İÇİN İLETİMDE VE TÜKETİMDE GEREKSİZ KAYIPLARA TAHAMMÜL SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. ÜLKEMİZDE DE BU AMAÇLA AKILCI  ENERJİ  ” ÜRETİM – İLETİM- TÜKETİM ” STANDARTLARININ OLUŞTURULMASI GEREKMEKTEDİR.

ENERJİ KULLANIMINDA METEOROLOJİK VE KLİMATOLOJİK PARAMETRELERDEN YARARLANILMASI  VE ENERJİNİN AKILCI KULLANIMI KONULARI ÜZERİNDE ÖNEMLE DURULMALIDIR. KONU İLE İLGİLİ OLARAK ŞEHİRCİLİK METEOROLOJİSİ BİRİMİ BU KONU İLE İLGİLENLERE YARDIMCI OLACAK BİLGİ DESTEĞİNİ SAĞLAMAYA HAZIRDIR.

YUKARIDA VERİLEN BİLGİLERDEN DE GÖRÜLECEĞİ GİBİ ÜLKEMİZ SADECE NÜKLEER SANTRALLARA YADA HİDROELEKTRİK KAYNAKLARA BAĞLI BİR ENERJİ POLİTİKASI YÜRÜTMEMEKTEDİR. NÜKLEEER SANTRALLAR HAYATA GEÇİRİLEBİLİRSE SADECE ENERJİ KAYNAKLARIMIZDAN BİR TANESİ OLACAKTIR. KALDI Kİ BUGÜNKÜ KONJEKTÜR İÇİNDE ENERJİ KAYNAKLARININ ÇEŞİTLENDİRİLMESİ İLE TEK BİR KAYNAĞA VE TEK BİR ÜLKEYE BAĞLI KALINMAMASI EN AKILCI YOL OLARAK KARŞIMIZA ÇIKMAKTADIR. NÜKLEER SANTRALLARINDA BU ANLAYIŞ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ ÜLKEMİZ AÇISINDAN DAHA YARARLI OLACAKTIR.

KENDİ ALANINDA EN GENİŞ BİLGİYİ KAPSAYAN BU SAYFALARI OKURKEN SIKILMADIĞINIZI VE SİZLERE YARDIMCI OLABİLDİĞİMİZİ ÜMİT EDİYORUZ.

KAYNAKLAR:

1- ATMOSPHERIC DISPERSION IN NUCLEAR POWER PLANT SITING

( IAEA SAFETY GUIDES- SAFETY SERIES NO: 50-SG-S3)

2- EXTREME METEOROLOGİCAL EVENTS IN NUCLEAR POWER PLANT SITING,   EXCLUDING TROPICAL CYCLONES

( IAEA SAFETY GUIDES- SAFETY SERIES NO: 50-SG-S11A)

3- SITKI ERDURAN – ÜLKEMİZDE NÜKLEER SANTRAL SÜRECİ

( METEOROLOJİ MÜHENDİSLİĞİ DERGİSİ- 1994)

4-DR. AKŞİT TAMER -NÜKLEER SANTRALLARIN ÇEVREYE OLAN   ETKİLERİ VE BUNLARIN İRDELENMESİ ( METEOROLOJİ MÜHENDİSLİĞİ DERGİSİ- 1995/1)

ÇALIŞMAYI HAZIRLAYANLARIN E-MAIL ADRESLERİ:

BU ÇALIŞMA HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ ( SİZCE İLAVE EDİLMESİ GEREKEN VEYA ÜZERİNDE DAHA ÖNEMLE DURULMASI GEREKEN KONULAR VEYA ÇALIŞMANIN TAMAMI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ)   BİZLERE İLETİRSENİZ SEVİNİRİZ.

SAĞLIKLI VE MUTLU GÜNLER DİLEKLERİMİZLE….

fcukurcayir@meteor.gov.tr

                               

harabaci@meteor.gov.tr

www.Angelfire.com/scifi/nuclear220/sec555.htm

12 Temmuz 2007

Ders – 1 Visual Basic Editörüne Isınalım (ısınma Hareketleri)

Ders – 1 Visual Basic Editörüne Isınalım (Isınma Hareketleri)

Visual basic temelde 5 kısımdan oluşur. ToolBox, Properties Menu, Project Group, Form ve AnaMenüler.

Form içerisinde programımızın ana görünüşü yer alır. Nesnelerimizi bu menü içerisinde kullanır ve kullanıcıya bu menüyü sunarız. Program çalıştırıldığında bu menü kullanıcı karşısına çıkar ve kullanıcı kurduğumuz programa bu menü ile etki eder. Formlar 1 den fazla olabilir. Duruma göre bir formu açıp diğerini kapatır veya hepsini birden de açık tutabiliriz. Form üzerinde Kapat, simge durumuna küçült ve ekranı kapla butonları otomatik olarak önümüze sunulur. Formdaki başlığı (Resimde “Form1″ yazan kısım) ve bu form kontrol butonları program içerisinde kontrol edilebilir, program tarafından kapatılabilir.

Project Menüsü program içerisinde kullandığımız formları,Modülleri (ileride anlatılacak) ve kullandığımız diğer dosyaları listeler. Bu menü üzerinden o anda aktif olan formu seçebilir, listeleyebilir ve Başlığını görüntüler veya disk üzerinde kaydedildiği yeri ayarlayabiliriz. Varolan bir formu kaldırmak yine bu menü üzerinden yapılmaktadır.

ToolBox diye adlandırılan bu kutu genelde kullandığımız programlarda karşımıza çıkan form nesneleri ile donatılmıştır. Biz de kullanıcıya sunacağımız arabirimde kullanacağımız nesneleri bu menüden seçip ekranımıza yerleştirmekteyiz. Bu menüye yeni nesne eklemek ve eklenen nesneleri kaldırmak elimizdedir. Göremediğiniz nesneler için üzülmeyin Visual Basic eklemeli bir dil demiştik. Yandakinden daha fazla nesneyi kullanmamız elbette mümkün

Bu menü Kullandığınız nesnelerin özeliliklerini değiştirmenizi sağlar. Genişliğini, yüksekliğini, x ve y koordinatlarını, renginiz, fontunu, şeffaflığını, stilini, gözüküp gözükmeyeceğiniz, ismini…. kısaca her şeyini bu menüden ayarlarsınız. Nesneyi ana form üzerinden seçtikten sonra bu kısımdan özelliklerini değiştirebilirsiniz.

Ders – 2 Nesneleri Tanıyalım (Yürüyüş Zamanı)

Neneler demiştik ya, kullandığımız programlarda karşımıza çıkan elemanlardır; Düşünün bir hesap makinesi programı. Karşınızda 1 yazı ekranı, birçok buton ve bir anamenü var. Bana göre orada bir textbox, bir çok commandbutton ve bir ana form bulunmakta. İşte bu ders karşılıklı görüş ayrılıklarımızı kaldırmaya yarayacak. Nesneleri kısaca tanıyacağız bir daha ki ders de ise onların özelliklerine deyineceğiz.

TextBox (Yazı Kutusu) : İşte Windows ile beraber gelen hesap makinesinin sonuçları gösteren ekranı. Bu kutu sayesinde kullanıcıdan bir değer (yazı veya rakam) girmesini isteyebilir veya ona okuması için bir değer verebiliriz.

CommandButton (Komut Butonu) : Kullanıcı yazısını girdi ve işlenmeye hazır olduğunu belirtecek. Yada hesap makinesinde basacak bir “4″ rakamı aradı. İşlemi bitti programa kapan artık diyecek. Vazgeçiyorum kardeşim bu adamı telefon defterime kaydetmeyeceğim (mesele bizi alakadar etmiyor). Bassam bir dert basmasam bir dert acaba bir şey yapar mı? İşte bunları dedirten seçenekleri kullanıcının önüne sunmamızın temel yolu budur. (İnanın çok düşündüm ama anlatmanın başka bir yolunu bulamadım.)

Label (Başlık) : Ya kardeşim TexBox koymuşsun buraya içine ne gireceğiz isim mi telefon mu. Her yere lazım bir başlık komutu. Sanırım anladınız. Ama yinede isimlendirmek istediğiniz yerlere kullanabileceğinizi söylemekte yarar var. Örnek ; Ya kardeşim o kutu sonucu görüntülemek için artık rakamları oraya girmeye çalışmayın;

Image (Resim): Her taraf yazı doldu nerede kaldı programın güzelliği. Alın size resim koyacak birkaç alan. Süsleyin durun. PictureBox da hemen hemen aynı işe yarar (Başlangıç için aynı diyoruz)

<--- PictureBox :)))

OptionButton (Tercih Hakkı) : Erkek misin kız mısın? Genç misin yaşlı mısın? 40 yaşından aşağı mı, yukarı mı yoksa 40 yaşında mı? Hepsini aynı anda işaretleyemeyeceğiniz yerlere koymanız için. Kısaca kullanıcıya iki ihtimalin aynı anda olmayacağı seçenekleri sunmanın kısa yolu. Örnek; Başlat tuşuna basıp, bilgisayarı kapat dedikten sonra hem Bilgisayarı kapat seçeneğini, hem de yeniden başlat seçeneğini seçmeyi denerseniz size en büyük örnek olur :)))).

CheckBox(Onaylama Hakkı) : Bunu istiyorum, bunu da ve şunu, aaaaa bir de şu olsun…….; Bu seçeneği kabul ediyorum veya etmiyorum. Kullanıcıya birden fazla seçeneği seçme hakkı vermek yada bir seçeneği seçmesini veya seçmemesini isterseniz bu tam size göre. Örnek görmek isterseniz; Windows ile beraber gelen Hesap Makinesi’ nı açıp, bilimsel hesap makinesi seçeneğini seçtikten sonra Hyp ve Inv seçeneklerini inceleyebilirsiniz.

Frame (Çerçeve) : Karmaşık cümlelerle daha yeni ısınmaya başladığınız Visual Basic’ e soğumanızı istemediğimden dolayı şimdilik çerçeve demeyi tercih ediyorum. Ama aklınızda soru işareti kalmasın, çerçevenin OptionButton üzerinde çok etkisi var bu yüzden yararsız bir nesne değil. Henüz anlatmadığım bir olaya örnek de vermek istemiyorum.

Ders – 3 Konu – 1 Visual Basic Mantığından Açıklamalar (Yolu Tanıma)

Nesne Mantığı : Nesne deyip deyip duruyoruz. Nedir bu nesne? İşte Nesne;

Elementlerin bir araya ge….. (Sadece şakaydı :p) Visual Basicde kullandığımız öğelere (CheckBox, CommanButton, PictureBox…) kısaca nesne diyoruz.

Nesne dememizin en önemli sebeplerinden biri, bu nesnelerin birçok özellikleri bulunmasıdır. Örneğin nesnenin koordinatları, renkleri, fontları…. ve birçok özellikleri bulunmaktadır.

Nesnelerin özelliklerini; program tasarım aşamasında iken Properties kutusundan veya  program içerisinde herhangidir satırdan ayarlayabiliriz.

Nesnelerin özellikleri tasarladığımız program aktif konumda iken (çalışırken), kullanıcının isteklerine göre değişebilir veya bu özelliklere göre programın çalışma akışı yönlendirilebilir. Örneğin;

Bilgisayarı kapat menüsünde askıya al seçeneği normalde seçilebilirken, Windows’u güvenli kipte açtığımızda seçilemez hatta kullanıcı tarafından görülemez olmaktadır. Burada nesnenin visible (görünürlük) özelliği false (0 yani etkin dışı) edilmiştir.

Nesnelerin Temel Özellikleri:

Her nesnenin (genelde) ortak özellikleri bulunmaktadır. Biz 2. dersde anlattığımız nesnelerin ortak özelliklerini topluca anlatıp, farklı özelliklerini ayrıca açıklamayı uygun gördük. Böylece her nesne için aynı şeyleri tekrarlayıp durmayacağız. Bu yüzden bu bölümü iyice kavramaya çalışmanız çok önemli.

Nesneler ve özellikleri aralarına . işareti konularak ayarlanmaktadır. Zaten Visual Basic Nesne adını yazdıktan sonra . işareti koyar koymaz o nesnenin özelliklerini bize göstermektedir.

Şunu da belirtmeliyim nesne isimleri Checkbox, CommanButton diye düşünülmemeli. Nesnenin gerçek ismi programcı tarafından değiştirilebilir. CommandButton her zaman bir CommandButton özelliği taşımakta olsa bile adı Ahmet veya portakal olabilir. Nesnenin gerçek adını Properties kutusundaki Name kısmından öğrenebilir ve değiştirebiliriz.

*Nesnelerde olmak yada olmamak deyimleri False(olmamak), True(olmak olarak) nitelendirilir.

Visible : Nesne Gözüksün veya gözükmesin. Örnek;

TamamButonu.Visible = True

Enable : Nesne kullanılabilsin, kullanılamasın. Örnek;

TamamButonu.Enable = False

Font : Nesnenin yazı tipi ne olsun. Örnek;

YaziKutusu.Font = “Arial”

Heigh : Nesnenin yüksekliği (Boyu) ne olsun. Örnek;

TamamButonu.Heigh = 200

Width : Nesnenin yüksekliği (Eni) ne olsun. Örnek;

TamamButonu.Width = 200

Left : Nesnenin Konumu (Sola Uzaklığı) ne olsun. Örnek;

TamamButonu.Left = 200

Top : Nesnenin Konumu (Yukarıya Uzaklığı) ne olsun. Örnek;

TamamButonu.Top = 200

Color : Nesnenin rengi ne olsun (Backcolor, Maskcolor,Fillcolor ve benzerleri için de aynı kullanım). Örnek;

TamamButonu.BackColor = rgb(100,20,35)

Burada rgb komutu kullanılmıştır. Daha ileride anlatılacak.;-)

*Çoğu nesnenin ortak özellikleri vardır ve burada anlatılanlar her nesnede bulunmalı diye bir şart yoktur. Sadece nesne özellikleri hakkında genel bilgi sahibi olmanız için yazdım.

Ders – 3 Konu – 2 Visual Basic Mantığından Açıklamalar (Yolu Tanıma)

Label Nesnesi (Örnek): Label nesnesi kısaca bahsettiğimiz gibi, bir konumu isimlendirmek veya kullanıcının görebilmesi için ekrana yazı bırakmaya yarar. Bu nesnenin başlıca özelliklerinden bahsetmiştik. Ayrıca

   Label1.caption : Label üzerindeki yazıyı kontrol eder.

   Label1.alignment : Label içerisindeki yazının sağa, sola dayalı veya ortalanmış olacağının kontrolüdür.

   Label1.autosize : Labelin boyutunu, içerisindeki yazıya göre otomatik olarak ayarlar.

   Label1.backstyle : Labelin artalan özelliğini belirtir.(Renkli veya şeffaf)

   Label1.borderstyle : Label etrafındaki çerçevenin şeklini ayarlar.

TextBox Nesnesi (Örnek) : Texbox nesnesi kullanıcıya bir değer sonucunu göstermek, bir yazıyı iletmek veya kullanıcı tarafından bir değer yada bir yazı isteminde bulunmak için kullanılır.

   Text1.text : TexBox içerisindeki yazıyı ayarlar.

   Text1.alignment : Textbox içerisindeki yazının sağa, sola dayalı veya ortalanmış olacağının kontrolüdür.

   Text1.borderstyle : Textbox etrafındaki çerçevenin şeklini ayarlar.

   Text1.maxlenght : Texboxun alabileceği en fazla karakter sayısını ayarlar.

   Text1.multiline : Textbox içerisindeki yazının, text kutusu sınırına gelince devam etmesini veya bir alt satıra geçmesini ayarlar.

   Text1.passwordchar : Textbox içerisindeki karakterlerin *** şeklinde gözükmesini sağalr(Şifre ekranlarında olduğu gibi).

   Text1.scrollbar : Textbox içerisindeki yazı ekrana sığmadığında sürükleme çubuğunun çıkıp çıkmayacağını ve çıkacağı yeri ayarlar.

 Command Button (Komut Butonu) Nesnesi (Örnek): Command Button nesnesi programlarda gördüğümüz düğmelerin görevini yapar. Kısaca İşlemi onaylama, seçeneği kabul etme, işlemi iptal etme gibigörevler üstlenebilir.

   Command1.caption : Buton üzerinde gözüken yazı.

   Command1.disablepicture : Buton disable konumunda iken üzerinde gözükecek resim

   Command1.downpicture : Buton basılı konumda iken üzerinde gözükecek resim.

   Command1.picture : Buton normal konumda iken üzerinde gözükecek resim.

   Command1.style : Butonun Windows standartlarında olup olmayacağının ayarı.

   Command1.backcolor : Buton Windows standardında değil ise gözükeceği renk ayarı.

   Command1.default : Form içerisinde Enter tuşuna basıldığı zaman bu tuşun kendiliğinden basılmasını sağlar.

   Command1.cancel : Form içerisinde Esc tuşuna basıldığı zaman bu tuşun kendiliğinden basılmasını sağlar.

PictureBox Nesnesi : PictureBox nesnesi program içerisinde resimsel veya grafiksel konumların yer almasını sağlar. Örneğin; kişi, adı ve soyadını girdikten sonra resmini programını eklemek ister ise bu nesnenin kullanılması gerekir. En azından bu nesne ile ihtiyacını görür(Bu nesne olmadan da resim konulabilir demek istiyorum).

   Picture1.appearance : Picture Nesnesinin 3D veya normal çerçeve görünüşünde olmasını ayarlar.

   Picture1.borderstyle : Bu değer Picture nesnesinin çerçeve çizgilerini gösterir ve gizle

   Picture1.picture : Picture nesnesi içerisindeki reisimin ne olacağını ayarlar

   Picture1.autoredraw : Picture nesnesinin taşıma esnasında ve form yenilendiğinde otomatik yenilenip yenilenmeyeceğini yarlar. Eğer picture nesnesi içerisindeki resminiz bazı durumlarda bozuk görünüyorsa bu değeri değiştirmeniz gerekir.

Ders – 3 Konu – 3 Visual Basic Mantığından Açıklamalar (Yolu Tanıma)

CheckBox Nesnesi : Bu nesne ile kullanıcıya bir olayı kabul edip etmediğini veya bir ve birden fazla seçeneklerden hangilerini seçtiğini sorabilirsiniz.

   Checkbox1.disablepicture : Nesnenin etkin değilken üzerinde gözükeceği resim.

   Checkbox1.downpicture : Nesnenin seçili olduğu konumdaki reisimi.

   Checkbox1.picture : Nesnenin seçili olmadığı konumdaki reisimi.

   Checkbox1.value : Nesnenin seçili, seçili değil yada yarı seçili olacağı ayarlaması.

   Checkbox1.style : Nesnenin Windows standardında veya buton şeklinde olacağının ayarı.

OptionButton Nesnesi : Bu nesne sayesinde kullanıcıya birden fazla seçenek arasında hangisini tercih ettiğini sorabilirsiniz. Kullanıcı form içerisindeki OptionButton lar arasından en fazla birisini seçebililir. Eğer iki ayrı gruptan oluşan sorularınız varsa bu soruların seçeneklerini ayrı frameler içerisine koyarak birden fazla seçeneğin seçilmesini sağlayabilirsiniz.

   Option1.disablepicture : Nesnenin etkin değilken üzerinde gözükeceği resim.

   Option1.downpicture : Nesnenin seçili olduğu konumdaki reisimi.

   Option1.picture : Nesnenin seçili olmadığı konumdaki reisimi.

   Option1.value : Nesnenin seçili veya seçili değil olacağı ayarlaması.

   Option1.style : Nesnenin Windows standardında veya buton şeklinde olacağının ayarı.

ComboBox Nesnesi : Teknik olarak OptionButtons ile aynı görevi yaptığını söyleyebiliriz. Fakat bu nesnenin görünüşü biraz daha değişiktir ve farklı yerlerde daha kullanışlı olabilmektedir. Aralarındaki farkı anlamak için Örnek butonlarındaki görünüşlere göz atabilirsiniz.

   List1.sorted : Combobox içerisindeki listenin alfabetik sıraya dizilmesini sağlar.

   Combo1.style : Combobox içerisindeki listenin seçilebilme özelliklerini ayarlar

   Combo1.additem  : Combobox içerisine yeni bir seçenek eklemeye yarar. Bu parametreyi Properties Menüsünde bulamazsınız. Sadece program içerisinde kodları yazarken kullanabilirsiniz

   Combo1.clear : Combobox içerisindeki bütün listenin silinmesini sağlar. Bu özellikte additem özelliği gibi Properties bölümünde bulunmaz.

   Combo1.index :  Combobox içerisindeki listeyi ayarlamanızı sağlar. Bu kısımda alt satıra geçe bilmek için Enter tuşu yerine Ctrl+Enter tuş kombinasyonunu kullanmalısınız.

ListBox Nesnesi : Bir kutu içerisinde listeler oluşturmak ve listelerde seçimler yaptırmak amacı ile kullanılmaktadır.

   List1.sorted : Listbox içerisindeki listenin alfabetik sıraya dizilmesini sağlar.

   List1.style : Listbox içerisindeki listenin seçilebilme özelliklerini ayarlar

   List1.additem  : Listbox içerisine yeni bir seçenek eklemeye yarar. Bu parametreyi Properties Menüsünde bulamazsınız. Sadece program içerisinde kodları yazarken kullanabilirsiniz

   List1.clear : Listbox içerisindeki bütün listenin silinmesini sağlar. Bu özellikte additem özelliği gibi Properties bölümünde bulunmaz.

   List1.index :  Listbox içerisindeki listeyi ayarlamanızı sağlar. Bu kısımda alt satıra geçe bilmek için Enter tuşu yerine Ctrl+Enter tuş kombinasyonunu kullanmalısınız.

Ders – 3 Konu – 4 Visual Basic Mantığından Açıklamalar (Yolu Tanıma)

 Frame Nesnesi : Frame nesnesi fazla önemsenmez ama optionbox ları ve checkbox lar ile ilgili işlemlerde, bu nesnelerin farklı gruplarda kullanılabilmesi için çok önemlidir. Frame nesnesini ekrana yerleştirdikten sonra içerisine diğer nesneleri koymakta zorlanabilirsiniz. Daha önceden yapılmış nesneleri bu frame içerisine taşımak için; önce nesneleri işaretleyip kesmek, daha sonrada frame üzerini sağ klik tıklayıp yapıştır komutunu seçmek en kolay yöntemdir. Siz yinede frame yaptıktan sonra nesnelerinizi yaparsanız, yeni nesneleri doğrudan frame içerisinde oluşturabilirsiniz.

   Frame1.borderstyle : Frame in dış çerçevelerinin olup olmayacağını ayarlar.

Line Nesnesi : Adamlar kolay çizgi çizebilelim ve çizgilerimiz form içerisinde özgür olabilsin diye line nesnesini tasarlamışlar. Ben bu nesneyi sanırım 2 defa kullanmıştım. Birisinde bir noktaya nişan alma efeği vermek için, Borderstyle parametresi Dash-Dot olmak üzere bir artı oluşturmuştum. İkisini de bu artıda kullanmıştım :).

   Line1.borderstyle : Line nesne çizgisinin çizim tarzını ayarlar.

   Line1.drawmode : Line nesnesinin arkasına gelen diğer renklere göre nasıl renk değiştireceğinin ayarıdır.

Shape Nesnesi : Çizgi varda niye daire ve kare gibi şekiller yok demeyelim diye birde shape nesnesi çıkarılmış.

   Shape1.backstyle : Shape nesnesinin içerisi şeffaf veya renkli olsun diye ayarlanabilsin diye.

   Shape1.borderstyle : Shape nesnesinin, çerçeve çizim tarzını ayarlar.

   Shape1.drawmode : Shape nesnesinin üzerine geldiği diğer renklere göre nasıl renk değiştireceğinin ayarlanması.

   Shape1.fillstyle : Shape nesnesinin iç rengini kareli, çizgili gibi ilginç şekillerde verebilmek için.

   Shape1.shape : İyi kare çizdik de daire nasıl çizeceğiz diye aramayın. Shape nesnesini koyduktan sonra, neye benzeyeceğini buradan ayarlayacağız.

 Timer Nesnesi : Üzerinde şu anlık fazla durmayacağım. Belirli zaman aralıklarında işlemler yapmayı düşünüyorsanız bu nesneye ihtiyacınız olacak.

   Timer1.interval : Zamanlamanın ne kadar olacağının ayarı.

   Timer1.enabled : Her nesnede olmasına rağmen bu nesne için üzerine basarak söylüyorum. Bu değeri enable yaparsak etkin, disable yaparsak etkin dışı oluyor.

Bu nesneyi örneğin saat yapımında kullanabilirsiniz. Nesneden saat yapmasını bekleyemezsiniz. Sadece 1 saniye zaman birimini bu nesne sayesinde kullanabilirsiniz.

Ders – 4 Visual Basic’ de Kod Yazmaya Giriş.  (Kapıyı Açıyoruz)

Kod yazmaya nasıl başlayacağız?   

   Size visual basic deki bir kaç temel komuttan bahsederek 4. dersin 1. konusunu kapatmayı düşünüyorum. Her şeyden önce bu ders, form içerisine 1 buton konulması ve o butona çift tıklayarak ;

Private Sub Command1_Click()

End Sub

tanımlamaları arasına anlatılan kodların yazılmasından oluşacaktır. Bu yüzden bu tanımlamaları görünce bahsettiğimiz işlemi tekrar tekrar anlatmadan yazmanız gerekiyor.

Nesne Özelliklerini değiştirme.

Private Sub Command1_Click()

Command1.Caption = “İlk Butonum”

End Sub

Satırlarını oluşturun. Properties menüsünden butonun caption bölümüne Bas  yazın. Sonra programı çalıştırın. Butona basdığınızda, buton üzerindeki yazının İlk Butonum olarak değiştiğini göreceksiniz.

Burada Comman1_Click(), command1 butonuna basıldığında olayını içerir. Private Sub ile başlar, End Sub ile bu olay son bulur. Bu kısımda kalan komutlar buton basıldığında etkin olur. Nesne olaylarını daha sonraki derslerde anlatacağım.

Command1.Caption nesne özelliğini kullanarak, command1 butonunun üzerindeki yazıyı İlk Butonum olarak değiştirdik.

Private Sub Command1_Click()

Command1.Caption = Command1.Caption + 1

End Sub

Satırlarını oluşturun. Buton1 caption ına 0 yazısını properties bölümünden yazın.

Programı çalıştırın.

Butona her bastığınızda buton üzerindeki sayı kendisinden 1 fazla olan sayıya çevrilecektir. Eğer koddaki +1 değeri +2 yapılsaydı, buton üzerindeki sayı 2şer 2şer artacaktı.

Nesneler Birbirlerinin Özelliklerine Etki Edebilirler.

Ekranda iki buton oluşturun. sonrada şu kodları ekleyin.

Private Sub Command1_Click()

Command1.Caption = “Ben Basıldım”

Command2.Caption = “Diğeri basıldı”

End Sub

Private Sub Command2_Click()

Command1.Caption = “Diğeri basıldı”

Command2.Caption = “Ben Basıldım”

End Sub

Burada 1. butona basıldığında hem kendi hem de 2. butonun adını değiştirdiğini görüyoruz. Aynısı 2. buton içinde geçerli. Böylece nesne içerisinde diğer nesne özelliklerini değiştirebildiğimizi öğrenmiş olduk. Buda bize nesnelerin global yani her konumda geçerli olduğunu gösterir. Eğer böyle olmasaydı bir pencerenin köşesindeki kapat tuşu; sadece kapat tuşunu kapatır ve pencere hala açık kalırdı. Odanızın penceresini de açık bırakıp yatarsanız, cereyan yapar, üşütür hasta olurdunuz. (eöööghh geyik.)

Ders – 5 Sayfa – 1 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

 Daha önceden siz algoritmayı bileceksiniz ben de Visual Basic üzerinde kullanmanızda yardımcı olacağım demiştim. Yinede (laf olsun sayfa dolsun :) ) biraz algoritma bilgisi vermeden (7-8 sayfa kadar) duramayacağım.

Değişkenler : Bu Algoritma için çok önemli bir kısımdır. Kullanıcının verdiği bilgileri kullanmak, işlemek ve belirttiği koşullara göre işlemler yapmak ne kadar önemli ise değişkenlerde bunları sağladığından bir o kadar önemlidir. Çok fazla kafa karıştırmak istemiyorum. Bir iki örnekten sonra kısa bir açıklama ile konuyu kapatayım.

A = 55

B = 20

A$ = “Savaş”

B$ = “55″

C$ = “20″

Atamalarını yaptık. Artık  A değişkeni içerisinde 55 rakamı, B değişkeni içerisinde 20 rakamı A$ içerisinde Savaş değeri, B$ değişkeni içerisinde 55 değeri, C$ değişkeni içerisinde ise 20 değeri bulunmaktadır. Rakamlar arasında çarpma, çıkarma gibi matematiksel işlemler yapılabilir, yalnız değerler arasında bu tip işlemler yapılamaz.

Bu durumda A+B işlemi 75 rakamını, B$  + C$ ilemi ise bunların yan yana geliminden oluşan 5520 değerini verir. A*B işleminin sonucu 1100 rakamı ederken B$ * C$  işlemi tanımsızdır. Bu konumda algoritmayı denetleyen editör programı hata verir ve programımızın akışı (Algoritma) durur.

Atamalar : Değişkenler ilk oluştuklarında değer olarak ASC 0 (yer kaplamayan karakter) ve rakam olarak 0 içeriklerini alırlar. Bunların içerisine değer ve rakam atamak için atama işlemleri gerçekleştirilmelidir. Aşağıda algoritma içerisindeki atama örnekleri gözükmektedir.

A = 55 

B = 186 

C = A + B 

D = B * C 

K = D / 5 

P = 55 * 2

A$  = “Kemal” 

B$ = “Ahmet” 

C$ = “Yazı1″ + “Yazı2″ 

D$ = A$ + B$  

E$ = A$  + “Yazı1″

Not : Atama yapılırken rakamlar doğrudan fakat değerler ise “” işaretleri arasında yapılır.

Operatörler : 

Bu konuda algoritmanın temellerinde vardır. Bu yüzden en ince ayrıntısına kadar anlamaya çalışmalısınız.

“If” kelimesi İngilizce’ de, Türkçe olan “eğer” kelimesi manasına gelir. Eğer A değişkeni 5 ise ekrana “güzel rakam”, değilse “bu rakam güzel değilmiş” yazısını yaz mantığı gerçekten algoritmada en çok kullanılan mantık çeşididir. Sadece A değişkeni 5 rakamına eşit değil, büyük ise, küçük ise, yarısına eşit ise, farklı ise gibi terimleri de algoritma içerisinde kullanmayı bilmeliyiz. Bu yüzden if komutunu anlatmaya başlıyorum.

Ders – 5 Sayfa – 2 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

 if… then… else… Komut Yapısı:

Eğer A değişkeni içeriisndeki rakam 5 ise ekrana “güzel rakam” yazalım değil ise aksini yazarız.

if A=5 then msgbox “güzel rakam” else msgbox “Güzel rakam değil”

Kısaca if komut yapısı

if şart then şart gerçek ise yapılacak işlem else şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

şeklinde olmaktadır.

Şart Özellikleri : Eğer olayın birden fazla şartın gerçekleşmesi ile olmasını istiyorsak bazı karşılaştırma terimleri kullanmalıyız. Bunlara operatörler de diyebiliriz.

İki şartın gerçekleşmesi : Eğer iki şartında gerçekleşmesi durumunda işlemin yapılmasını istiyorsak AND (ve) veya iki şarttan herhangi birinin gerçekleşmesinde işlemin yapılmasını istiyorsak OR (veya) operatörünü kullanmalıyız. Bu operatöler bir şart bölümü içerisinde birden fazla kullanılabilir. Aynı zamanda her iki şart karşılaştırıcısı da kullanılabilir. İstediğimiz özelliklere uygun şartı gerçekleştirebilmek için “(”  “)” eklerini kullanarak, şartları parantez içerisine alabiliriz.

Yaplıacak işlem özellikleri: Birden fazla yapılacak işlem kullanmak istiyorsak, işlemler arasını “:” işareti ile ayırabiliriz. İşlem çok fazla veya işlem içerisinde başka if komut yapıları kullanmak istersek;

if şart then  

şart gerçek ise yapılacak işlem  

şart gerçek ise yapılacak işlem  

şart gerçek ise yapılacak işlem

……………… 

else  

şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

……………… 

end if

Komut yapısını kullanabiliriz. Aşağıda if içerisinde if içeren bir komut yapısına örnek yazılım gözükmektedir.

if 1.şart then

   1.şart geçekleşirse yapılacak işlem

   1.şart geçekleşirse yapılacak işlem

    if 2.şart

      2.şart geçekleşirse yapılacak işlem

      2.şart geçekleşirse yapılacak işlem

      else  

      2.şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

      2.şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

      end if     ‘<--------2.Şartın Bittiği yer

   else

   1.şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

   1.şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

end if    ‘<--------1.Şartın Bittiği yer

Ders – 5 Sayfa – 3 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

And Parametresi : Belirtilen bütün şartların olması koşulunda işlem yapılmasını sağlar.

if şart1 and şart2 then şart gerçek ise yapılacak işlem else şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

Şeklinde kullanılır.

Or Parametresi : Belirtilen şartlardan herhangi birisi gerçekleştiğinde işlem yapılmasını sağlar.

if şart1 or şart2 then şart gerçek ise yapılacak işlem else şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

Xor Parametresi : Belirtilen şartlardan herhangi birisi gerçekleşip diğer gerçekleşmediğinde işlem yapılmasını sağlar.

if şart1 xor şart2 then şart gerçek ise yapılacak işlem else şart gerçek değil ise yapılacak işlem.

Belli başlı operatörler bunlardır. En azından kullanmanız için gerekli olanlar bunlar da diyebiliriz. Bunları iç içe ve parantezlerle gruplanmış şekilde de kullanabilirsiniz.

Örnek ;

if a=1 and (b=1 or c=2) then sonuc=1 else sonuc=0

Bu durumun tablosunu çıkrtırsak.

sonuc

a, b ve c değişkenleri birer şartı belirtiyor olarak düşünerek; Bu şartların olabileceği tüm kombinasyonlar yanda gözükmektedir. 0 şartın gerçekleşmediği durum ve 1 şartın gerçekleştiği durum olacaktır. b ve c şartlarından herhangi biri ve a şartı gerçekleştiğinde sonuç olayı gerçekleşmektedir. Bunu sağlayan koşullarda şekilde gözükmektedir.

 a ve b şartlarını c olayını gerçekleştirmek üzere diğer operatörlerde incelersek;

Or

And

Xor

Burada if komut yapısını kabaca işleyip bitirmiş bulunuyoruz.

Ders – 5 Sayfa – 4 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

For……Next Komut Yapısı : Belirli bir işlemi tekrarlamak istiyorsunuz veya bir işlemin, aritmetik artan veya azalan sayılarla kombinasyonlarını gerçekleştirmelisiniz. Belki de benzer bir konuda işiniz çıktı. İşte For….Next Komut yapısı bunu sağlamaktadır. Aslında işlem bu kadar gereksiz değil büyük bir ihtiyaca karşılık vermektedir. En azından size bir dosyayı açıp içini okumak, veri kaydetmek ve problem çözmek gibi işlemlerde mutlaka arayacağınızı belirtmeliyim.

Şöyle bir mantık düşünün; bir konum belirtiyorsunuz ve o program belirttiğiniz bir başka geri dönüş noktasından ilk konuma gidiyor ve bunu belirttiğiniz sayı kadar tekrarlıyor. Kullanımı

For değişken = başlangıç değeri to bitiş değeri step adım boyu

Next değişken

Burada;

Değişken : Oluşturulan döngü içerisinde otomatik artan sayının atanacağı değişken.

Başlangıç değeri : Otomatik artacak sayının başladığı değer.

Bitiş değeri : Otomatik artacak sayının bitiş değeri.

Adım boyu : Otomatik artacak sayının artma veya azalma katsayısı.

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

For x = 1 To 5 Step 1

MsgBox x

Next x

End Sub

Burada msgbox komutu ekrana x değişkenini mesaj halinde çıkartmak için kullanılmıştır. Bu programın çalışmasında gözükecek olayı görüntülemmek için Göster butonunu tıklayınız. Aşağıda anlayabilmeniz için birkaç örnek gözükmektedir. Bunları göster tuşuna basıp nasıl çalıştığını incelemeniz menfaatiniz icabıdır.

Private Sub Command1_Click()

For x = 1 To 5 Step 3

MsgBox x

Next x

End Sub

Private Sub Command1_Click()

For x = 0 To 10 Step 2

MsgBox x

Next x

End Sub

Private Sub Command1_Click()

For x = 10 To 5 Step -2

MsgBox x

Next x

End Sub

 Program döngü bitene kadar for ile next arasında dolaşacaktır.

Birden fazla döngüyü iç içe kullanabilirsiniz. Bunun için ilk açtığınız döngünün değişkenini son next ile beraber kullanacaksınız. Örnek:

Private Sub Command1_Click()

For x = 1 To 7 Step 2

For y = 12 To 18 Step 2

MsgBox x

MsgBox y

Next y

Next x

End Sub

burada x döngüsü içerisinde bulunan y döngüsü; x döngüsündeki başa dönüm sayısı kadar tekrarlanmaktadır. Bunu en iyi, bir iki deneme yaparak anlayabilirsiniz.

Ders – 5 Sayfa – 5 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

 Metin Komutları : Kullanıcıdan aldığımız bir bilgiyi en ince ayrıntısına kadar işleyebilmek ve oluşturduğumuz değerleri harfi harfine kontrol edebilmek, daha sağlam bir program yapısı için vazgeçilmez bir unsur olduğu kadar aynı zamanda bir çok yerde tıkandığımız konumları aşmamızda da yardımcı olacaktır(Bu devrik cümleyi tek başıma kurdum.). Zamanı bir değişkene atıp içerisinden sadece günü, ayı veya yılı alabilmek; kişiye adını soyadını sorup, bunları bir arada kullanarak, hitap içerikli bir mesaj oluşturmak; borcunuz 1.000.000 demek yerine, borcunuz bir milyon demek; sev seni seveni, sevende sevsin seni, sevmezsen seni seveni, sevende sevmez seni derken 13 defa s harfini kullandığınızı bulmak veya buna benzer binlerce olayı algılayabilmek istemiyorsanız, bir iki sayfa ilerideki konularımızdan okumaya devam etmenizi tavsiye ederiz.

Büyük Küçük harf ilişkileri:

Ucase : Küçük harf içeren bir değişkende tüm küçük harfleri büyütür. Aşağıdaki iki örneği çalıştırarak daha iyi anlayabilirsiniz.

Private Sub Command1_Click()

msgbox “savaş”  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

msgbox ucase(“savaş”)  

End Sub

 Kullanımı ucase(değişken veya “metin”) şeklinde olmaktadır.

Lcase :Büyük harf içeren bir değişkende tüm büyük harfleri küçültür. Aşağıdaki iki örneği çalıştırarak daha iyi anlayabilirsiniz.

Private Sub Command1_Click()

msgbox “SAVAŞ”  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

msgbox lcase(“SaVaŞ”)  

End Sub

 Kullanımı lcase(değişken veya “metin”) şeklinde olmaktadır.

Not : Ucase ve Lcase komutları “İ” ve “ı” harflerini tam olarak çeviremezler. Bunun sebebi İngilizce’ de bu harflerin bulunmamasıdır. Bu sorunun Türkçe fontların visual basicde kullanılabilmesi ile yine çözülememektedir. Bunu sebebi Ucase ve Lcase komutlarının “I” harfini “i” harfi sanmasından kaynaklanmaktadır. Kısaca bu komutlar Türkçe’yi algılayamamaktadırlar.

Bu durum için çaresiz kalmaktan çok diğer metin komutlarını öğrenip başka yollar ile bu soruna çözüm ulaştırmayı denemeniz gerekmektedir. İlerideki konularda buna bir örnek vereceğiz.

Karakter Alma Komutları:

Left : Soldan istediğiniz kadar karakter alabilmenizi sağlar. Kullanılması;

Left (Değişken,alınacak karakter sayısı)

şeklindedir.

Örnekler:

Private Sub Command1_Click()

msgbox left(“savaş”,4)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

msgbox left(“savaş”,1)  

End Sub

Right : Sağdan istediğiniz kadar karakter alabilmenizi sağlar. Kullanılması;

Right (Değişken,alınacak karakter sayısı)

şeklindedir.

Örnekler:

Private Sub Command1_Click()

msgbox right(“savaş”,4)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

msgbox right(“savaş”,1)  

End Sub

Ders – 5 Sayfa – 6 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

Mid : İstediğimiz yerden, istediğimiz yere kadar karakter alabilmenizi sağlar. Kullanılması;

Mid (Değişken,ilk karakterin soldan uzaklığı, son karakterin soldan uzaklığı)

şeklindedir.

Örnekler:

Private Sub Command1_Click()

MsgBox Mid(“savaş”, 2, 1) 

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox Mid(“savaş”, 3, 2)  

End Sub

 Karakter Arama Komutları : 

Instr : Bir metin içerisinde, aranan karakter veya metinin kaçıncı sırada olduğunu bulmak için kullanılır.

Kullanımı : Instr (Aramaya başlanacak sıra,”metin” veya değişken, aranacak karakter veya metin)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

MsgBox InStr(1, “deneme metini”, “d”)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox InStr(1, “deneme metini”, “k”)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox InStr(1, “deneme metini”, “metin”)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox InStr(5, “deneme metini”, “e”)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox InStr(5, “deneme metini”, “d”)  

End Sub

Not : Aldığınız değer 0 ise; bu aradığınız metinde, aranan kelimenin belirttiğiniz yerden sonrasında bulunmadığıdır.

Karakter Dönüştürme Komutları :

Visual basicde 1+1; 2 ettiği gibi 11 de edebilir. Bunun sebebi, toplama işleminin rakamlarda bildiğimiz gibi toplama yapması fakat metinlerde yan yana ekleme görevi görmesinden kaynaklanmaktadır. Bir değerin hem rakam hem de metin olma ihtimali yoktur. Bu yüzden 1 diye gördüğümüz bir değer, işlemlerde metin gibi algılanıp, istenmedik sonuçlara yol açabilir. Değerin metin içerikli mi, yoksa rakam içerikli mi olduğunu belirtebilir veya metini rakama, rakamı ise metine dönüştürebiliriz.

Val : Metini rakama dönüştürmek için kullanılır.

Str : Metini rakama dönüştürmek için kullanılır.

Ders – 5 Sayfa – 7 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

 Kullanımları :

Val(Değişken)

Str(Değişken)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 1

b = 2

c = a + b           

MsgBox c

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a = “1″

b = “2″

c = a + b           

MsgBox c

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a = 1

b = 2

c = Str(a) + Str(b)  

MsgBox c

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a = “1″

b = “2″

c = Val(a) + Val(b)  

MsgBox c

End Sub

Toplu Karakter Komutları :

String : Bir karakterden istenilen sayıda oluşturmak için kullanılır.

Kullanımı;

String (karakter sayısı, karakterin Ascii kodu veya “karakter”)

Bu komut içerisinde verilen değer tek haneli bir karakter olmalıdır.

Örnekler:

Private Sub Command1_Click()

MsgBox String(10, “s”)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox String(2, 68)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox String(10, “sa”)  

End Sub

Private Sub Command1_Click()

MsgBox String(10, 0)  

End Sub

Space : İstenilen sayıda boşluk karakteri üretmek için kullanılır.

Kullanımı;

Space(sayı)

Örnekler:

Private Sub Command1_Click()

MsgBox Space(10)

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a = “Kemal”

b = “Mehmet”     

MsgBox a + Space(10) + b

End Sub

Metin Düzenleme Komutları :

Ltrim : Bir metinin başındaki boşluk karakterlerini atar.

Kullanımı;

Ltrim (“Metin” veya değişken)

Rtrim : Bir metinin sonundaki boşluk karakterlerini atar.

Kullanımı;

Rtrim (“Metin” veya değişken)

Trim : Bir metinin başındaki ve sonundaki boşluk karakterlerini atar.

Kullanımı;

Trim (“Metin” veya değişken)

Ders – 5 Sayfa – 8 Visual Basic de Algoritma Kavramları (Dışarı Adım Attık)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = (” Bilim ve Teknoloji “)

b = “-”

c = “-”                   

MsgBox b + a + c

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a = LTrim(” Bilim ve Teknoloji “)

b = “-”

c = “-”                   

MsgBox b + a + c

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a = RTrim(” Bilim ve Teknoloji “)

b = “-”

c = “-”                   

MsgBox b + a + c

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a = Trim(” Bilim ve Teknoloji “)

b = “-”

c = “-”                   

MsgBox b + a + c

End Sub

Karakter Hesaplama Komutları :

Len : Bir değişken veya metinin karakter sayısını hesaplar.

Kullanımı;

Len(Değişken veya “Metin”)

Örnek :

Private Sub Command1_Click()

MsgBox Len(“Savaş”)

End Sub

Ders – 6 Sayfa – 1 Visual Basic de Matematik İşlemleri(İlk Programlarımız)

+ (Toplama) : Bu işlem ile alakadar fazla birşey demeye gerke yok bence

Kullanılması : 

Sonuc = 1.deger + 2.deger

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4

Sonuc=a+b                    

Msgbox Sonuc

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4                      

Msgbox a+b

End Sub

- (Çıkarma) : Bu işlem ile de alakadar fazla birşey demeye gerke yok bence

Kullanılması : 

Sonuc = 1.deger – 2.deger

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4

Sonuc=a-b                    

Msgbox Sonuc

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4                      

Msgbox a-b

End Sub

* (Çarpma) : Ne desem boş. Çarpma işte

Kullanılması : 

Sonuc = 1.deger * 2.deger

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4

Sonuc=a*b                    

Msgbox Sonuc

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4                      

Msgbox a*b

End Sub

/ (Bölme) : Her ne kadar bölme desekte bölüyoruz.

Kullanılması : 

Sonuc = 1.deger / 2.deger

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a=8

b=4

Sonuc=a/b                    

Msgbox Sonuc

End Sub

 Private Sub Command1_Click()

a=8

b=4                      

Msgbox a/b

End Sub

Ders – 6 Sayfa – 2 Visual Basic de Matematik İşlemleri(İlk Programlarımız)

Mod (Modül) : Bir sayının diğerine bölümünden kalanını verir.

Kullanılması : 

x mod y

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

t = 4 mod 3

Msgbox  t                 

End Sub

Private Sub Command1_Click()

Msgbox 5 mod 3       

End Sub

^ (Üst) : Bir sayının diğer sayıya göre kuvvetini almaya yarar.

Kullanılması : 

üstü alınacak sayı mod üst değeri

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4

Sonuc=a^b                    

Msgbox Sonuc

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a=5

b=4                      

Msgbox a^b

End Sub

Exp (e üzeri) : Bir sayının e tabanında üstünü alır (ex)

Kullanılması : 

exp(üst değeri)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a=5

Sonuc=exp(a)                    

Msgbox Sonuc

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a=5           

Msgbox exp(a)

End Sub

Sqr(Kare Kökü) : Bir sayının kare kökünü almak için kullanılır.

Kullanılması : 

Sqr(karekökü alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a=9

Sonuc=sqr(a)                    

Msgbox Sonuc

End Sub

Private Sub Command1_Click()

a=9

Msgbox sqr(a)        

End Sub

^(1/n) (Yüksek Dereceden Kök) :Bir sayının diğer sayıya göre kökünü verir.

Kullanılması :

karekökü değer (1/kök katsayısı)

Örnekler

Private Sub Command1_Click()

a=27

b=3

Sonuc=a^(1/b)                    

Msgbox Sonuc

End Sub

Private Sub Command1_Click()

Msgbox 27^(1/3)    

End Sub

Ders – 6 Sayfa – 3 Visual Basic de Matematik İşlemleri(İlk Programlarımız)

Sin (Sinüs) : Bir değerin Sinüs karşılığını almaya yarar.

Kullanılması : 

Sin(Sinüsü alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 45

b = Sin(a)          

MsgBox b

End Sub

Cos (Cosinüs) : Bir değerin Cosinüs karşılığını almaya yarar.

Kullanılması : 

Cos(Cosinüs alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 90

b = Cos(a)         

MsgBox b

End Sub

Tan (Tanjant) : Bir değerin Tanjant karşılığını almaya yarar.

Kullanılması : 

Tanjant(Tanjantı alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 45

b = Tan(a)         

MsgBox b

End Sub

1/Tan (Cotanjant) : Bir değerin Cotanjant karşılığını almaya yarar.

Kullanılması : 

1/Tan(Cotanjantı alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 90

b = 1/Tan(a)         

MsgBox b

End Sub

Ders – 6 Sayfa – 4 Visual Basic de Matematik İşlemleri(İlk Programlarımız)

Log (Doğal Logaritma) : Bir değerin Doğal Logaritmasını almaya yarar.

Kullanılması : 

Log(Logaritması alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 45

b = Log(a)          

MsgBox b

End Sub

Log(X)/Log(N) (Logaritma) : Bir değerin N tabanında logaritmasını almaya yarar.

Kullanılması : 

Log(Logaritması alınacak değer)/Log(Logaritması Tabanı)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 90

b = Log(a)/Log(4)         

MsgBox b

End Sub

Int (Tam Değer) : Bir değerin tam olan kısmını almaya yarar.

Kullanılması : 

Int(Tam kısımı alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 45,2

b = Int(a)         

MsgBox b

End Sub

Abs (Mutlak Değer) : Bir değerin mutlak değerini almaya yarar.

Kullanılması : 

Abs(Mutlak değeri alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = -45

b = Abs(a)         

MsgBox b

End Sub

Ders – 6 Sayfa – 5 Visual Basic de Matematik İşlemleri(İlk Programlarımız)

Sgn (İşaret Fonksiyonu) : Bir değerin pozitif, negatif veya 0 olduğunu tespit etmek için kullanılır.

Kullanılması : 

Sgn(Signumu alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = -5

b = Log(a)          

MsgBox b

End Sub

Hex (Hexadecimal) : Bir değerin Hexadecimal yani 16 lık sistemde karşılığını verir.

Kullanılması : 

Hex(16 lık sistemde karşılığı alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 90

b = hex(a)         

MsgBox b

End Sub

Oct (Octal) : Bir değerin Octal yani 8 lık sistemde karşılığını verir.

Kullanılması : 

Oct(8 lık sistemde karşılığı alınacak değer)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 75

b = Oct(a)         

MsgBox b

End Sub

Round (Yuvarlama) : Bir değeri belirlenen hanede yuvarlatmaya yarar.

Kullanılması : 

Round(Yuvarlanacak sayı, Yuvarlanacak basamak)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

a = 86,254

b = Round(a,2)         

MsgBox b

End Sub

Ders – 7 Sayfa – 1 Visual Basic de Grafik İşlemleri(İlk Programlarımız)

Line (Çizgi) : Verilen koordinatlar arasına çizgi çizmek için kullanılır.

Kullanılması : 

Line (x1,y1),(x2,y2)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

x1=5

y1=100

x2=500

y2=900

Line (x1,y1)-(x2,y2)

End Sub

Line Parametreleri:

Renk : Çizimi renklendirmek için kullanılır.

Kullanılması : 

Line (x1,y1),(x2,y2),Renk

Renk kısmında Rgb(r,g,b) komutu kullanılmıştır. Daha ileride anlatılacaktır. Şu anlık

r = Kırmızı oranı (0-255)

g = Yeşil oranı (0-255)

b = Mavi oranı (0-255)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

x1=5

y1=100

x2=500 

y2=900

Line (x1,y1)-(x2,y2),rgb(200,50,50)

End Sub

B : Kare çizmek için kullanılır

Kullanılması : 

Line (x1,y1),(x2,y2),,B

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

x1=5

y1=100

x2=500

y2=900

Line (x1,y1)-(x2,y2),,B

End Sub

BF : İçi dolu kare çizmek için kullanılır

Kullanılması : 

Line (x1,y1),(x2,y2),,BF

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

x1=5

y1=100

x2=500

y2=900

Line (x1,y1)-(x2,y2),,BF

End Sub

Ders – 7 Sayfa – 2 Visual Basic de Grafik İşlemleri(İlk Programlarımız)

Line komutundaki parametreler bir arada kullanılabilirler.

Kullanılması : 

Line (x1,y1),(x2,y2),Renk,BF

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

x1=5

y1=100

x2=500

y2=900

Line (x1,y1)-(x2,y2),rgb(20,20,255),BF

End Sub

Circle (Daire) : Verilen koordinatları merkez kabul sayarak verilen yarıçapta bir daire çizilmesini sağlar. Bu dairenin rengini belirleme parametresi mevcuttur.

Kullanılması : 

Circle (x1,y1),r,Renk

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

X1 = 250

Y1 = 200

r = 180

Circle (X1, Y1), r, RGB(250, 20, 20)

End Sub

Pset (Nokta Koymak) : Verilen koordinata nokta konulmasını sağlar.

Kullanılması : 

Pset (x1,y1),Renk

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

X1 = 250

Y1 = 200

Pset (X1,Y1),rgb(255,0,0)

End Sub

Point (Renk Okuma) : Verilen koordinatlarındaki rengin okunmasını sağlar.

Kullanılması : 

Renk=Point (x1,y1)

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

X1 = 5

Y1 = 100

X2 = 500

Y2 = 900

Line (X1, Y1)-(X2, Y2), , BF

Renk = Point(50, 50)

MsgBox Renk

End Sub

Ders – 8 Sayfa – 1 Visual Basic de Dosya Dizin İşlemleri(İlk Programlarımız)

ChDrive (Sürücü Seç) : Programın çalıştığı ve işlem yaptığı aktif sürücüyü değiştirir. Bu kısımda aktif sürücü etkin değilse (örneğin diskete geçiliyor ve disket sürücüsünde disket yoksa) hata oluşabilir.

Kullanılması : 

Chdir “sürücü”

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

ChDrive “a:”

End Sub

ChDrive (Dizin Seç) : Programın çalıştığı ve işlem yaptığı aktif dizini değiştirir. Bu kısımda aktif sürücü etkin değilse (örneğin diskete geçiliyor ve disket sürücüsünde disket yoksa) hata oluşabilir.

Kullanılması : 

Chdir “konum”

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

ChDir “c:window”

End Sub

MkDir (Dizin Oluşturma) : Verilen konumda dizin oluşturulmasını sağlar.

Kullanılması : 

MkDir “dizin adı”

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

MkDir “c:yedekler”

End Sub

RmDir (Dizin Adı Değiştirme) : Verilen konumda ki dizinin silinmesini sağlar.

Kullanılması : 

RmDir “dizin adı”

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

RmDir “c:yedekler”

End Sub

Ders – 8 Sayfa – 2 Visual Basic de Dosya Dizin İşlemleri(İlk Programlarımız)

Kill (Dosya Silme) : Verilen konumdaki dosyanın silinmesini sağlar.

Kullanılması : 

Kill “konum ve dosya”

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

kill “c:scandisk.log”

End Sub

Name (Dosya Adı Değiştirme) : Verilen konumdaki verilen dosyayanın ismini değiştirmeye yara.

Kullanılması : 

Name “dosya adı ” as “dosyanın yeni adı “

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

Name “c:scandisk.log” as “scandisk.txt”

End Sub

CurDir (Aktif Dizini Öğrenme) : Programın çalıştığı aktif dizini öğrenmeye yarar

Kullanılması : 

dizin adı=CurDir

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

dizin=CurDir

Msgbox CurDir

End Sub

FileCopy (Dosya Kopyalama) : Bir dosyanın başka bir yere kopyalanmasını sağlar.

Kullanılması : 

Copy “Kopyalanacak Dosya”,”Hedef Dosya”

Örnekler :

Private Sub Command1_Click()

Copy “c:scandisk.log” “a:scandisk.log”

End Sub

12 Temmuz 2007

Bilim: Bilim, Tarafsız Gözlem Ve Deneylerle Elde Edilen Düzenli Bilgi Birik

Bilim: Bilim, tarafsız gözlem ve deneylerle elde edilen düzenli bilgi birikimidir. Bilim adamının özellikleri: *Bilim adamı meraklıdır ve iyi bir gözlemcidir. *Bilim adamı kararlıdır. *Bilim adamı şüphecidir. *Bilim adamı, çalışmalarını sonuca ulaşıncaya kadar sürdürür. *Bilim adamı tarafsızdır. Bilimsel Çalışma Basamakları: *Problemin belirlenmesi *Çözüm yollarının araştırılması, hipotezin ortaya konması *Deneylerin kurulması ve kontrolü *Gözlemlerin elde edilmesi ve ölçümlerin alınması *Bulguların değerlendirilmesi ve sonuç çıkarma *Teori ve kanun . Bilimsel çalışma basamakları: Bir bilimsel problemin açık şekilde ortaya konulması ®Problemle ilgili gerçeklerin toplanması ®Gerçeklere dayalı hipotez kurulması ®Hipoteze dayalı tahminlerde bulunulması ®Kontrollü deney ve gözlemlerle tahminlerin doğruluğunun araştırılması ®Yapılan deney ve gözlemler hipotezi doğrularsa hipotez geçerlilik kazanır ®Hipotezin geniş geçerliliği varsa hipotez teori halini alır ®Teori evrensel gerçek ise kanun haline gelir. Gözlem: Herhangi bir doğa olayının duyu organlarına dayanılarak incelenmesine denir. 2 çeşit gözlem vardır. Nitel gözlem, bir aracın yardımı olmadan doğrudan duyu organlarıyla yapılan gözlemdir. Şekerin suda çözünmesi, fenol kırmızısının karbondioksitli ortamda sarı renk vermesi gibi. Nicel gözlem, bir ölçü aracının yardımıyla yapılan gözlemdir. Suyun 100 º c’de kaynaması gibi. Hipotez: Bilim adamı tarafından problemin çözümüne yönelik ortaya koyulan geçici çözüme denir. Kontrollü deney: Bir kontrol grubu bulundurularak yapılan deneylere denir. İyi bir hipotez, problemle ilgili bütün sorulara cevap verebilmeli ve problemi açıklamada yeterli olmalıdır. Hipotezin geçersizliği saptanırsa, yeni hipotez kurulur. Teori: Sürekli olarak kanıtlarla desteklenebilen hipoteze denir. Yapılan çalışmalar hipotezi destekliyorsa, hipotezin yeterliliği ve geçerliliği artar ve başka hipotezlerle de desteklenirse, hipotez teoriye dönüşür. Kanun: Teori, uzun bir sürecin ardından hiçbir itiraza ihtimal bırakmayacak şekilde evrenselleşir ve bir bilimsel gerçek şekline dönüşürse kanun halini alır. Biyoloji: Canlıların yapısını, vücutlarında geçen temel yaşam olaylarını, çeşitliliklerini, büyümelerini, gelişmelerini, davranışlarını, çevreleri ile ilişkilerini ve yeryüzüne dağılışlarını inceleyen bir bilimdir. Teknolojik gelişmelerden yararlanan bilimsel çalışmalar, daha kısa zamanda sonuçların alınmasında ve yeni araştırmalara geçişte kolaylık sağlar. Örneğin, elektron mikroskobunun bilim dünyasına girişi, hücrede yeni bölümlerin anlaşılmasını sağlamış ve yeni araştırmalara yol açmıştır.

Biyolojinin Tarihi Gelişimi: Yaklaşık 2300 yıl önce Yunan bilim adamı Polibus, “İnsanın Doğası Üzerine” adlı bir kitap yazmıştır. Aristo, çalışmalarını “Hayvanların Tarihi, Hayvan Nesli Üzerine” ve “Hayvan Vücutlarının Kısımları Üzerine” adlı kitaplarında toplamıştır. Aristo, canlıların oluşumlarını ve hayvanların davranışlarını incelerken onların sınıflandırma yoluna da gitmiştir. Galen, canlıların organlarıyla bu organların görevini inceleyen fizyoloji biliminin doğmasını sağlamıştır. Galileo, 1610’da ilk mikroskobun yapımını başarmıştır. Robert Hook, 1665’de bir mantar kesitinin mikroskopta nasıl göründüğünü açıklamış ve gördüğü yapılara “Cellula” (hücre) adını vermiştir. Leeuwenhoek, 1675’de mikroskop kullanarak tek hücrelileri göstermeyi başarmıştır. Carolus Linnaeus, 1707-1778 yıllarında ilk bilimsel sınıflandırmayı yapmıştır. Charles Darwin, 1859’da “Türlerin Kökeni” adlı kitabını yayınlayarak evrimle ilgili görüşlerini ortaya koymuştur. Pasteur, mikroskobik canlıların fermantasyona neden olduğunu tespit etmiş, tavuk kolerasına neden olan mikrobu bulmuş ve kuduz aşısını bulmuştur. Gregor Mendel, bezelyelerle yaptığı deneyler sonucunda, kalıtsal özelliklerin dölden döle geçişi ile ilgili önemli sonuçlar elde etmiştir. Genetik bilimi 19. yüzyılın ortasında, biyolojide bir alt bilim dalı olan moleküler biyolojinin gelişimine olanak sağlamıştır. Beijrinck, 1899’da tütün bitkilerinin yapraklarında görülen tütün mozaik hastalığını incelemiştir. Wilhelm Röntgen, 1895’de tıpta teşhis ve tedavi amacıyla kullanılan Röntgen ışınlarını bulmuştur. Otto Mayerhof, 1992’de kastaki enerji dönüşümlerinin solunumu ve ısı akışını incelemiş. Bu çalışma ile Nobel tıp ödülünü almıştır. Alexander Fleming, 1927’de penisilini, E.A.F Ruska’da 1931’de elektron mikroskobunu bulmuştur. James Watson ile Francis Crick 1953’te günümüzde kabul edilen DNA’nın yapısına ait bir model ortaya koymuşlardır. Steven Howell, 1986’da ateş böceklerinin ışık saçmasını sağlayan maddenin yapımını kodlayan geni ayırarak tütün bitkisine aktarmış ve bu bitkilerin ışık saçtığını görmüştür. Bu olay gen naklinin başlangıcı olmuştur. Dr. Wilmut, yetişkin bir koyundan alınan vücut hücresinin çekirdeğini, başka bir koyuna ait çekirdeği alınmış bir yumurta hücresine yerleştirerek genetik ikiz elde etmiştir.

Biyolojinin Alt Bilim Dalları: 1)Botanik: Bitkiler alemini inceleyen bilim dalıdır. 2)Zooloji: Hayvanlar alemini inceleyen bilim dalıdır. Biyolojinin bu bölümlerinden her biri, canlının değişik özelliklerini incelemeleri bakımından kendi içinde alt bölümlere ayrılır. Bu bölümlerin başlıcaları şunlardır; Morfoloji: Canlıların dış görünüşünü, şeklini inceleyen bilim dalıdır. Anatomi: Canlıyı oluşturan organları, bu organların birbirleri ile ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Fizyoloji: Organizmadaki organ ve dokuların görevlerini, işleyişlerini inceleyen bilim dalıdır. Embriyoloji: Organizmanın gelişme devrelerini inceler. Özellikle döllenmiş yumurtadan (zigot) itibaren meydana gelen gelişme ve farklılaşmaları inceleyen bilim dalıdır. Sitoloji: Hücrenin yapısını ve çalışmasını inceleyen bilim dalıdır. Histoloji: Çok hücreli canlılardaki dokuların yapısını ve bu dokuların vücudun nerelerinde bulunduğunu, hangi organların yapısına katıldığını inceleyen bilim dalıdır. Genetik: Canlılardaki kalıtsal özelliklerin dölden döle nasıl geçtiğini inceler. Ayrıca genin yapısını, görevini ve genlerde meydana gelen değişiklikleri inceleyen bilim dalıdır. Moleküler biyoloji: Canlıların yapısını, moleküler düzeyde inceleyen bilim dalıdır. Ekoloji: Canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır. Ekoloji, çevre biyolojisi ile eş anlamda kullanılabilmektedir. Taksonomi (sistematik): Canlıları benzerliklerine göre sınıflandıran bilim dalıdır. Doğadaki çeşitliliği ve çevremizdeki canlıları görmemizi sağlar. Mikrobiyoloji: Gözümüzle göremediğimiz mikroorganizmaların beslenme, üreme gibi yaşam şekillerini inceleyen bilim dalıdır. Uzay biyolojisi: Uzay şartlarında canlıların karşılaştıkları yeni durumları, bunların canlı üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini, canlıların uzaya uyum şartlarını araştıran bilim dalıdır. Parazitoloji: Asalak olarak yaşayan canlıların yapı ve özelliklerini inceleyen bilim dalıdır. Biyokimya: Canlıların yapısındaki kimyasal maddeleri ve yaşamın temeli olan biyokimyasal tepkimeleri inceleyen bilim dalıdır. Ayrıca entomoloji böcekleri, mikoloji mantarları, bakteriyoloji bakterileri, viroloji virüsleri, ihtiyoloji balıkları, ornitoloji kuşları, mammaloji memeli hayvanları inceler.

Biyolojik Uygulama Alanları: Tıp, biyoteknoloji, tarım, veterinerlik, su ürünleri, biyomekanik, genetik mühendisliği, ekoloji, fizyoloji, mikrobiyoloji, moleküler biyoloji, eczacılık, diş hekimliği biyolojinin bazı uygulama alanlarıdır. Kentleşme ve sanayileşme ise dolaylı olarak biyolojiden gelen verilere göre yönlendirilir.

Laboratuvar Teknikleri: Vital İnceleme: Canlının doğrudan doğruya sıvı bir ortam içerisinde mikroskopta incelenmesidir. Doku kültürü tekniği: Bu teknikle özellikle embriyonik dokulardan alınan küçük parçaların uygun ortamlarda saklanması ve bu ortamlarda büyüme yeteneği kazanmasını sağlamak esastır. Fiksasyon: Hücrenin yapısının kimyasal ve morfolojik yönden en az değişikliğe uğramasını sağlamak amacıyla, hücrenin birden bire öldürülmesidir. Dondurma-kurutma yöntemi: Bu yöntemle doku hızla dondurulur. Dondurma işlemi tamamlandıktan sonra da doku kurutulur. Dondurma-buzla yer değiştirme yöntemi: Bu yöntem, hızla dondurulmuş dokuların buz kristallerini eriten etanol, metanol ya da aseton gibi sıvılarda saklanmasıdır. Kesit alma: Dondurulmuş materyalden ya da başka bir madde içine gömülmüş materyalden kesit alınmasıdır. Kesit alabilmek için materyalin bıçak vuruşlarına dirençli olması gerekir. Boyama: Hücrenin ve bir mikroorganizmanın değişik kısımları, farklı kimyasal yapı gösterdiği için farklı boyanma yeteneğine sahiptir. Boyalar bazik ve asidik boyalar olmak üzere ikiye ayrılır. Bazik boyalar hücrede asit yapısındaki kısımları boyarken, asidik boyalar ise hücrede baz yapısındaki kısımları boyar.

Biyolojinin Önemi: Doğumdan ölüme kadar yaşamın her evresinde bilinçli ve sağlıklı yaşama, ekonomik gelişmeyi sürekli kılma, çevreyi bozulmadan tutma, üretimin kalitesini ve miktarını arttırmada biyoloji bilimi önemli yer tutar. Çevre kirlenmesi, erozyon, madde kaybı, yeşil alanların azalması, hızlı nüfus artışı, plansız kentleşme, biyolojik zenginliklerin ortadan kalkmasında rol oynayan faktörlerdir. Biyoteknolojinin amacı, bir canlının belirli özelliklerini şifreleyen genetik bilginin bir başka canlıya nakledilmesidir. Böylece nakledilen bilginin gereği, ikinci canlı tarafından yerine getirilir.

Biyolojinin Geleceği: *İnsan topluluklarında kalıtsal hastalıklara neden olan genler, döllenme sırasında sağlamlarıyla değiştirilerek kanser, yüksek ve düşük tansiyon, şeker hastalığı, cücelik vb. hastalıklar önlenebilecektir. *Canlıların ömür uzunluluğunu kalıtsal olarak denetleyen genler kontrol altına alınarak ya da değiştirilerek, uzun bir yaşam sağlanabilecektir. *Bir canlıda önemli bir özelliği ortaya çıkaran gen ya da genler, diğer canlıların kalıtsal yapısına eklenerek bazı eksiklikler bu yolla giderilebildiği gibi fazladan bazı özelliklerin kazanılması da sağlanacaktır. Örneğin C vitamini karaciğerde sentezlettirileceği için besinlerle alınması gerekmeyecektir. *Genlerdeki değişiklikler sonucu yeni hayvan ve bitki türlerinin ortaya çıkması sağlanacaktır. *Canlılardaki genlerin tümü kataloglanabilecek, bunlarla ilgili bankalar kurulacak, ilaç sanayii biyoteknolojik yöntemleri geniş oranda kullanabileceği için birçok ilacın etkili ve ucuz yoldan üretilmesi sağlanacaktır. *Bitki ve hayvanların ıslahında olağanüstü atılımlar gerçekleşecek, verim arttırılacak, birçok maddenin sentezi özellikle büyük miktarda mikroorganizmalara yaptırılabilecektir.

Biyolojideki Gelişmelerin İnsanlığa Katkıları: *Günümüzde birçok ülke seralarda tozlaşma görevini bombus adı verilen arılara yaptırıyor. Bombus özellikle sebzecilikte yüksek verim elde etmek amacıyla hormon kullan üreticilere bir çıkış, hatta kurtarıcı oldu. Arının taşıdığı çiçek tozları etrafa yayılarak, seradaki domates ve çileklerdeki verimi arttırdı. *Günümüzde birçok tıbbi bitki ve hayvanın üretimi, antibiyotik, aşı, interferon, çeşitli pestisitlerin üretimimleri, insandaki zararlı genlerin ayıklanması işi gibi alanlarda biyoteknolojiden yararlanılmaktadır. *Tıpta uygulanan aşılama yönteminde vücuda virüs verilerek, vücudun virüsü tanıması ve ona karşı antikor üretmesi sağlanır. Oysa gen teknolojisinin sağladığı olanaklarla, vücuda virüs verilmeden de antikor üretmek mümkün olmuştur. Böylece vücut virüsün yan etkilerinden korunabilmektedir. *Biyoteknolojinin katkıları arasında insülini de sayabiliriz. İnsülin, insanlarda şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormon olup, pankreas hücreleri tarafından üretilir, dolaşıma katılır. Eksikliğinde ise şeker hastalığı ortaya çıkar. Bugün bakteri DNA’sı yardımıyla insülin hormonu bol miktarda ve ucuza üretilebilmektedir.*Büyüme hormonu, eskiden sadece kadavraların hipofiz bezinden çok büyük zorluk ve masraflarla elde ediliyordu. Artık biyoteknolojik yöntemlerle çok miktarda ve ucuza elde edilmektedir. Tek hücre proteini: Alg, bakteri, maya ve küflerin büyük miktarda üretilmesinden ve bu canlı hücrelerin kurutulması sonucu oluşan biyolojik kütleye denir. Tek hücre proteini, insan besinlerinden; çorbalarda, hazır yemeklerde ve diyet yiyeceklerinde katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Ayrıca aroma kaynağı, vitamin kaynağı ve emülgatör destekleyici olarak da kullanılır. *Dr. Wilmut, bir koyundan alınan bir vücut hücresinin çekirdeğini, başka bir koyuna ait çekirdeği alınmış bir yumurtaya yerleştirerek yeni bir koyuna yaşam vermiştir. Dolly adı verilen kuzu orijinal DNA sahibi koyunun kopyasıdır.

Kimyasal bağlar: Bir molekül içindeki atomları birbirine bağlayan bağlara denir. Element: Bir cins atomdan oluşan saf maddelere denir. Örnek, alüminyum. Bileşik: İki ya da daha fazla cins atomdan oluşan saf maddelere denir. Örnek, su, karbondioksit.

Su: Su, yeşil bitkilerde meydana gelen fotosentezde karbondioksit ile birleşerek şekeri oluşturur. Hücrelerde su, kimyasal tepkimelerde rol olan önemli bir çözücüdür. Besinlerin sindirimi su ile olur. Su, pek çok organizmanın vücudunda taşıyıcı ortam olarak görev yapar. Su, vücut ısısının düzenlenmesine yardımcı olur. Asit, baz ve tuzlar: Su içerisinde çözündüğünde hidrojen iyonu veren bütün bileşikler asit özelliğindedir. Asitler, turnusol kağıdının rengini maviden kırmızıya dönüştürür. Asitlerin tatları ekşidir. Laktik asit; organik asite, hidroklorik asit ise inorganik asite örnek verilir. Suda çözündüğü zaman hidroksil iyonu veren bileşikler bazik özellik gösterir. Bazlar, turnusol kağıdının rengini kırmızıdan maviye dönüştürür. Metilamin; organik baza, potasyum hidroksit ise inorganik baza örnek verilebilir. Asit-Baz Dengesi: Ortamın hidrojen iyon yoğunluğunun negatif logaritması asitliğin, hidroksil iyon yoğunluğunun negatif logaritması da bazikliğin derecesini verir. Hidrojen iyonu arttıkça ortam asidiktir ve pH 0 ile 7 arasında bir değer gösterir. Hidroksil iyonu arttıkça ortam baziktir ve pH 7 ile 14 arasında bir değer gösterir. Hidrojen ile hidroksil iyonları eşit miktarda ise ortam nötrdür ve pH 7’dir. İnsan için pH: pH değeri organizma için çok önemlidir. Biyokimyasal tepkimelerin gerçekleşebilmesi için pH’ın belirli bir düzeyde tutulması gerekir. pH’daki çok az bir değişiklik bile biyokimyasal tepkimeleri olumsuz etkiler. Bu nedenle pH değerinin sabit kalması gerekir. İnsan kanının pH’ı 7,4’te sabittir. Bu değer, 7’ye düşerse veya 7,8’in üzerine çıkarsa ölüm olayı gerçekleşir. Tuzlar: Asitlerle bazlar karıştırıldığında, asitin hidrojen iyonu ile bazın hidroksil iyonu birleşir. Bu birleşim sırasında bir molekül su açığa çıkar ve tuz meydana gelir.

Mineraller: Hücrede protein, karbonhidrat, yağ gibi organik maddelere bağlı olarak bulundukları gibi, hücrede tuz halinde de bulunabilirler. Mineraller, vitamin, hormon, enzim vb. moleküllerin yapısına katılır. Minerallerin İnsan İçin Önemi: *Mineraller, kanın osmotik basıncının ayarlanmasında, kas kasılmasında ve sinirlerde uyartının iletilmesinde önemli role sahiptir. *Mineraller, bazı enzimlerin yapılarına katılarak katalizör görevi yapar. *İdrar, ter ve dışkı ile dışarı atıldığından mineral içeren besinlerin düzenli olarak vücuda alınması gereklidir. Vücutta, hücre arası sıvı ile hücre sıvısı arasında bir sodyum-potasyum oranı vardır. Vücutta en bol bulunan mineral kalsiyumdur. Kalsiyumun büyük bir kısmı fosforla birlikte kemiğin ve dişin yapısına katılır. **Vücuda alınan kalsiyumun bir kısmı emilir. Emilmeyen kısmı dışkı ile dışarı atılır. D vitamini kalsiyumun emilmesine etki eder. Vücuda fazla kalsiyum alınsa bile D vitamini yetersiz olursa kalsiyum bağırsaklarda emilemez. Küçük çocuklarda kalsiyum ve D vitamini yetersizliğine bağlı olarak raşitizm denilen hastalık görülür. Yetişkin insanlarda ise fazla kalsiyum kaybı ile osetomalazi denilen kemik yumuşaması hastalığı ortaya çıkar. **Vücudun yapısına katılan minerallerden biri de demirdir. Vücudumuzdaki demirin yarıdan fazlası kana kırmızı rengini veren hemoglobinin içinde bulunur. Demir aynı zamanda kas proteinleri, karaciğer, dalak ve kırmızı kemik iliğinde bulunur. Vücuda yeteri kadar demir alınamaması ya da vücuttan atılan demir miktarının alınandan fazla olması durumunda demir yetersizliği ortaya çıkar. Demir eksikliğinde, hemoglobin yapılamaz ve anemi görülür. **İyot, tiroid bezi hormonu olan tiroksinin yapısına katılır. Vücuda yeteri kadar iyot alınmazsa tiroid bezi iyi çalışamaz ve tiroksin hormonunu az salgılar. Tiroksinin az salgılanması tiroid bezinin büyümesine neden olur. Basit guatr hastalığı denilen bu durum, lahanayı çok tüketen insanlarda bulunan bir madde tiroid bezinde iyot bağlanma tepkimesini engellemektedir. Lahanayı çok tüketen insanlarda guatr hastalığının sık görülmesinin nedeni budur.

12 Temmuz 2007

 nobel Bilim Ödülleri   Ve Bilim Adamlarının Kısa Hayat Hikayeleri

 Nobel Bilim Ödülleri   ve Bilim Adamlarının Kısa Hayat Hikayeleri

27 Kasım 1895 tarihli ve 30 Aralık 1896 yılında Stockholm’ de açıklanan vasiyetnamesiyle Alfred Nobel tarafından kurulan Nobel ödülleri, insanlığa hizmet edenleri ödüllendirmek amacını taşır. Nobel’ in servetinin yıllık geliri beş eşit parçaya ayrılmıştır. Bu parçaların birincisi fizik, ikincisi kimya, üçüncüsü fizyoloji veya tıp alanında en önemli icadı yapan kişiye; dördüncüsü edebiyat alanında en soylu ve en içten ideali örnek alarak meydana getirdiği eserin yazarına, beşincisi de halklar arasında kardeşliğin gerçekleştirilmesi, sürekli orduların ortadan kaldırılması veya sayısının azaltılması, barış kongrelerinin yapılması ve yaygınlaştırılması için en çok çalışan kişilere verilir. Başta beş dalda verilen ödüllere 1968 yılında İsveç Bankası Alfred Nobel anısına bir de “İktisat ödülü” ekledi. Bu ödüllerin dağıtılmaya başlaması 1901 tarihine denk gelmektedir ve günümüze kadar sürmüştür.

Fizik ve Kimya ödülleri İsveç Akademisi, Tıp ve Fizyoloji ödülleri Stockholm Karolin Enstitüsü, Edebiyat ödülü Stockholm akademisi, Barış ödülü de Norveç Storting’i tarafından seçilen beş kişilik bir komisyon tarafından dağıtılır.

Alfred Nobel : Stockholm’ de 1833 yılında doğmuş İsveç’ li kimyacı. Nitrogliserin’ i patlayıcı madde olarak kullanma yollarını araştırdı. 1863 yılında Stockholm’ de az miktarda nitrogliserin yapmaya başladı. Birkaç ay süren araştırmalar sonunda meydana gelen bir patlama sonucu laboratuar yıkıldı. Yine de çalışmalarına devam eden Alfred Nobel 1865’de yeni bir fabrika kurdu ve bir süre sonra ikinci fabrikasını da açtı. 1864 yılında araştırmalarının sonucunu aldı ve “Dinamit barutu” nu buldu. Araştırmalarına devam eden A. Nobel 1877’ de “Balistit” adını verdiği yeni bir çeşit barut tasarladı. 1881’ de Paris’ e yerleşen Nobel burada yeni bir fabrika açtı ve araştırmalarına devam etti. Hemen hemen bütün servetini Nobel ödüllerini dağıtması için bir kuruma başladı.

1901 yılında dağıtımına başlanan Nobel Bilim Ödülleri’ nden Fizik dalında günümüze kadar 154 bilim adamına verilmiştir. Bunlardan bazıları:

1.       Wilhelm Conrad RÖNTGEN : Almanya, Münih Üniversitesi, (1845–1923) Röntgen, sonradan kendi adıyla anılmaya başlanacak olan önemli ışın tipini buluşuyla sağladığı üstün hizmetler için 1901 yılında fizik dalındaki ilk Nobel ödülüne layık görüldü.

2.      Antonie Henri BECQUEREL : Fransa, Ecole Polytechnique, Paris ( 1852 – 1908 ). Becquerel kendiliğinden radyoaktiflik olgusunu keşfiyle fiziğe sağladığı üstün hizmetleri için 1903 yılında Nobel Bilim Ödülüne layık görüldü.

3.      Albert EINSTEIN : Almanya ve İsviçre, Kaiser – Wilhelm Institut für Phsyik, Berlin, ( 1879 – 1955 ). Einstein kuramsal fiziğe verdiği önemli hizmetler ve özellikle fotoelektriği buluşu için 1921 yılında fizik dalında Nobel Bilim Ödülüne layık görüldü.

4.      Sir James CHADWICK : İngiltere, Liverpool Üniversitesi, Liverpool, ( 1891 – 1974 ). Nötronun belirleyici özelliklerini, nötronu buluşu için Sir James Chadwick’ e 1935 yılında Nobel Ödülü verilmiştir.

5.      Wolfgang PAULI : Avusturya, Princeton Üniversitesi, Amerika Birleşik Devletleri, ( 1900 – 1958 ). W. Pauli, Pauli ilkesi olarak da anılan Dışarlama ilkesini bulduğundan 1945 yılında Nobel Bilim Ödülüne sahip olmuştur.

6.      Percy Williams BRIDGMAN : Amerika Birleşik Devletleri, Harvard Üniversitesi, Cambridge,( 1882 – 1961 ). Bridgman, olağanüstü yüksek basınç düzeylerine ulaşmasına olanak tanıyan düzeneğini buluşu ve bu yolla yüksek basınç fiziği alanında yaptığı keşifler için 1946 yılında Nobel Ödülüne layık görülmüştür.

7.      Donald Arthur GLASER : Amerika Birleşik Devletleri, Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley, Kaliforniya, ( 1926 – ). Glaser 1960 yılında kabarcık odasını bulduğu için nobel ödülüne layık görüldü.

8.      Alfred KASTLER : Fransa, Ecole Normale Superieure, Universite de Paris, (1902 – 1984 ). Kastler atomlarda Hertz rezonanslarının çalışılmasına olanak sağlayan optik yöntemleri keşfedip geliştirdiği nedeniyle 1966 yılında fizik dalında Nobel ödülü almıştır.

9.      Dennis GABOR : İngiltere, Imperial College of Science and Technology, Londra, ( 1900 – 1979 ). Gabor bulup geliştirdiği holografik yöntem sayesinde 1971 yılında Nobel ödülü almıştır.

10. Ernst RUSKA : Federal Almanya Cumhuriyeti, Fritz – Haber – Institut, Berlin ( 1906 – 1988 ). Elektron optiği alanında temel nitelikte çalışması ve ilk elektron mikroskobunu tasarlayışı için Ernst Ruska’ya 1986 yılında Nobel Ödülü layık görülmüştür.

Nobel ödülleri dağıtımı sırasında yapılan araştırmalar. Bu ödüller, ödülün verildiği yılda bulunan en iyi icat veya gerçekleştirilen en iyi, en kapsamlı araştırmaya verilmiştir. Aynı yıllara denk gelen daha küçük buluşlara veya daha az kapsamlı araştırmalara bir sonraki yılda yer verilmiş veya hiç değinilmemiştir. Ödüller verilmeden önce, verilen kararlar arasında  araştırmasını tamamlayamadan ölen kişilerin varislerine de bu ödüllerden verilmesi düşünülmüş fakat sonra bu karardanvazgeçilmiştir. Yukarıda adı geçen bilim adamlarının hayatlarından bahsetmek gerekirse :

1.      Wilhelm Conrad RÖNTGEN : Alman asıllı fizikçi olan Wilhelm Conrad Röntgen 1845 yılında Rheinland’ da doğdu ve 1923 yılında Münih’ de öldü. Çocukluğu ve ilköğretim yılları Hollanda’ da ve İsviçre’ de geçti. Zürih’ te üniversite eğitimi gördü. 1876’ da Strassburg’ da, 1879’ da Giessen ve 1888’ de Würzburg üniversitelerinde fizik profesörü olarak öğretim görevi yaptı. 1900’ de Münih Üniversitesi Fizik kürsüsüne ve yeni Fizik Enstitüsünün Yöneticiliğine getirildi. 1885 yılında kutuplanmış bir yalıtkan hareketinin, bir akımla aynı manyetik etkileri gösterdiğini açıkladı. Fakat asıl ününü 1895 yılında X ışınlarını keşfine borçludur. Bu ışınları inceleyen Röntgen, X ışınlarının bir doğru boyunca yatıldığını, yansıma ve kırılmaya uğramadığını, elektrik veya manyetik alanların etkisiyle yön değiştirmediğini ispatladı. X ışınlarının cisimlerin içinden geçme kabiliyetlerini inceledi ve bu ışınların havayı iyonlaştırdığını ortaya çıkardı. 1901 yılında tamamladığı bu araştırmaları sonucu aynı yılın fizik dalında Nobel Bilim ödüllüne layık görüldü. Araştırmaları sonucu aşağıdaki kuralları ortaya çıkardı.  

Röntgen : Adını Alman fizikçi Röntgen’ den almıştır. X veya g ışımalarının miktar ölçümü birimidir. Röntgenin sembolü “R” dir. Günümüzde röntgen ışınları tıp alanında kullanılır. Bu kullanım, X ışınlarının organik dokular tarafından eşit olmayan derecelerde emilmesine dayanır. Eşit olmayan bu geçiş radyolojik gölgeler meydana getirir. Bunlar, ya flüoresan bir ekranda ( Radyoskopi ) yada gümüş tuzlarının fotoğraf filmi üzerine indirgenmesiyle ( radyo-grafi ) değerlendirilir. İncelenecek doku ile çevresindeki doku arasında X ışınlarını geçirme miktarında bir fark yoksa, saydam olmayan kontrast maddeler kullanılır.

X Işınları : X ışınları ışık ışınlarıyla aynı özelliktedir. Fakat frekansları daha büyüktür. X ışını içinden geçtiği gazı iyonlaştırma özelliği taşır. X ışınlarının tespiti ve şiddetinin ölçülebilmesi için bu ışınlar iyonlaşma odasından yani altın yapraklı elektroskopa bağlı iki tablası bulunan gaz dolu bir kaptan geçirilir. Elektroskop yapraklarının düşüş hızı iyonlaşma derecesini ve dolayısıyla bununla orantılı olan ışıma şiddetini ölçer. Şiddet Röntgen cinsiden değerlendirilir. Bir X ışını demeti saydam olmayan bir cisimden geçerken yavaş yavaş enerjisini bırakır. Kaybedilen enerji kalınlığa göre artar veya azalır. Ayrıca dalga boyu kısa ışınlar maddeye daha fazla etki eder ve  ağır elementler daha fazla enerji yutar. Bu özelliklerden dolayı bir maddeye X ışını verilerek maddenin atom yapısı kesinlikle tespit edilebilir. 

2.      Antonie Henri BECQUEREL : Fransız fizikçisi Henri Becquerel 1852 yılında Paris’ te doğdu ve 1908 yılında öldü. 1877 yılında mühendis, 1892’ de Museum d’historie naturelle’e, 1895’ te Politeknik okuluna fizik profesörü oldu. 1889’ da Institut üyesi oldu. X ışınlarının bulunmasından sonra bu ışınlaral fosforışı olayının arasında bir ilişki bulunup bulunmadığını araştırdı. Böylece 1896’ da uranyum tuzlarında radyoaktivite olayını buldu. Bir elektromıknatısça sağlanan manyetik alanda uranyumun saçtığı ışınları tahlil etti ve bu ışınların uranyum atomuna has bir olgu olduğunu ortaya çıkardı. Ayrıca bu ışınların uranyumun bütün bileşikleri için geçerli olduğunu saptadı. Bunların sonunda uranyuma tutulan gazların iyonlaştığını da o fark etti. Ayrıca manyetik dönerle porlama, fosforışı, kızılötesi tayf üzerindeki çalışmalarını da saymak gerekir.  

Radyoaktiflik : Bir atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması. Bu olayı ilk kez 1896 yılında Henri Becquerel uranyum üzerinde ortaya çıkardı. Doğada kendiliğinden radyoaktif olan bazı elementler vardır, Bunlar dört grupta toplanır.

·        Radyum Grubu : Bu grup uranyum 238 ile başlar ve art arda parçalanmalarla kararlı kurşun 206’ ya dönüşür.

·        Aktinyum Serisi : Bu seri uranyum 235 ile başlar ve kurşun 207’ ye dönüşerek biter.

·        Toryum Serisi : Adını aldığı toryum 232 ile başlar ve kuşun 208 ile son bulur.

·        Neptünyum Serisi : Neptünyum 237 ile başlayıp, bizmut 209 ile biter.

Bu serilerde radyoaktifliğin çeşitli tipleri ile karşılaşılır :

q       Alfa ( a ) Radyoaktiflik : İki Nötron ve iki protondan meydana gelen bir heltum çekirdeği yaymaktır. Bu radyoaktiflikte çekirdeğin yükü, iki birim oranında eksilir.

q       Beta ( b ) Radyoaktiflik: Bir pozitif ve negatif elektron yayımıdır. Bu radyo-aktiflikte, elektron eksi yüklü ise çekirdek yükü bir birim artar, artı yüklü ise bir birim azalır.

q       Gamma ( g ) Radyoaktiflik : Bir çekirdeği uyarılmış bir halden, daha az uyarılmış veya kararlı hale getiren elektromanyetik bir ışınım kuvantumunun yayımıdır. Radyoaktif dönüşünler az veya çok hızlı olurlar. Göz önüne alınan element çekirdeğin yarısının parçalanması için gerekli süreye “ Periyot ” denir. Dış etkenlerin hiç birine bağlı değilmiş gibi görünen bu periyot çekirdekten çekirdeğe çok değişir. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri ( 10-12 ) kadar süren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşan periyotlar olduğu bilinmektedir. Nükleer tepkimelerde, tabiatta bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edilebilir. Bu olaya suni radyoaktiflik denir.  

Radyoaktiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerinden tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır. Bu kontrolde özellikle radyoaktif bir elementin

radyoaktif olmayan bütün izotoplarıyla aynı özellikleri göstermesinden yararlanılır. Radyoaktif uygulamalardan bazı bilim dallarında şu şekilde yararlanılmıştır:

ü      Kimyada Uygulamalar : “Işınım Kimyası” adında yeni bir kimya dalı gelişmiştir. Bu dalın konusu ışıma altında gelişen yeni kimyasal tepkimelerin incelenmesidir. Bu işlemlerde kobalt 60 gibi radyoaktiflik derecesi çok yüksek kaynaklar kullanılır. 

ü      Biyoloji ve Tarımdaki Uygulamalar : Radyoaktifliğin en geniş uygulaması bu alanda bulunur. Bitkinin bünyesine düşük miktarda karbon 14 verildiğinde, bünyede karbon izlenebilir. Radyoaktif ışınımlar canlı hücreler üzerinde büyük etki yapar; bu hücreleri önce değişikliğe uğratır, sonra öldürür. İnsan için çok zararlı olan bu etkiler tarımda çok yararlıdır. Böylece çok çabuk olgunlaşan yeni bir domates türü geliştirilmiştir.  

ü      Tıbbi Uygulamalar : Işınımla hücrelerin yok edilmesi kanser ve tümör tedavisinde metot haline gelmiştir; bu amaçla X ışınları uzun süredir kullanılıyor.

ü      Metalürjideki Uygulamalar : Radyoaktiviteden çeliğin katılaşmasını, metalürjik tepkimelerin kinetiğini vb. incelemekte yararlanılır. Bu yolla metallerin yayılması kolayca izlenir.

ü      Tarih ve Jeolojide Uygulamalar : Ahşap eşyanın veya kumaşların yapıldığı tarih, karbon 14 metoduyla kesin olarak bulunur. Bu usul eski medeniyetlerin incelenmesinde çok yararlıdır.

1.      Albert EINSTEIN : Alman asıllı fizikçi 1879 yılında Ulm’ da doğdu, 1955 yılında Princeton’ da öldü. Çocukluğunda Münih’ de yaşadı ve ilk öğrenimini burada yaptı. Lise öğrenimini 1894’ de İsviçre’ de tamamladı ve 1896’ da Zürich Politeknik enstitüsüne girdi. Sonradan İsviçre vatandaşı oldu ve sırp asıllı bir kız öğrenci ile evlendi. Sonra Berlin’ de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünmek fırsatını buldu. Önce atomun yapısı ile Planck’ ın kuvanta teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak bunun teorisini kurdu ve Avogadro sayısının değerini buldu. Kuvanta teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya foton’ lar hipotezini kurmasını sağladı. Bu yoldan fotoelektrik olayını açıklayabildi ve bunun kanunlarını buldu. Bu çalışmalarını açıklayan ve 1905 yılında Annalen der Physik’ te ( Fizik Yıllığı ) yayımlanan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı ve bu yazıda bağlılık teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı. 1909’ da Zürich Üniversitesinde öğretim görevlisi oldu. Prag’ da bir yıl kaldıktan sonra, Zürich Politeknik okuluna profesör oldu. 1913’ de Berlin Kaiser – Wilhelm enstitüsünde verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi. İsviçre yurttaşı olarak Birinci Dünya Savaşında tarafsız kaldı. İkinci defa evlendi; bu yirmi yıl içinde birçok özlü inceleme yazısı yayımladı ve bunlarda yavaş yavaş teorilerini geliştirdi. 1921’ de Nobel Fizik Ödülünü kazandı.

Yabancı ülkelere bir çok gezi yapmakla birlikte 1933’ e kadar Berlin’ de yaşadı. O sıralarda Almanya’ da ki nasyonal sosyalist rejimin tutumu dolayısıyla Almanya’ dan ayrılmak zorunda kaldı. Paris’ te College de France’ ta ders verdi; burdan Belçika’ ya oradan da İngiltere’ ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ ne giderek Princeton üniversitesinde profesör oldu. 1940 yılında Amerikan vatandaşlığına geçti. Einstein hiç şüphesiz çağımızın en büyük bilginidir. Matematik, fizik alanında çalışmaları modern bilimi büyük ölçüde etkiledi. Kendisi özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık ( izafiyet ) teorisiyle tanındı. Bu teori üç bölüme ayrılır: Newton mekaniğinin kanunlarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu öne süren sınırlı bağlılık ( 1905 ); eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık ( 1916 ); elektro – manyetizma ve yerçekimini aynı alanda birleştiren bir teori denemesi. Bu teorilerin gerçekliği, özellikle büyük kütleler veya hızlar söz konusu olduğu zaman atom fiziği ve astronomi alanında yapılan parlak deneylerle ispatlanmıştır.  

Ayrıca Einstein insancıl hareketleriyle de tanındı, barışseverdi, haksızlığa karşıydı. Atom bombasının insanlık için büyük bir tehlike olduğunu biliyordu. Bütün gücüyle atom enerjisinin uluslar arası bir kontrole bağlanmasına çalıştı. 

2.     Sir James CHADWICK : 1891 Manchester doğumlu Sir James Chadwick, ingiliz asıllı fizikçidir. Öğrenimini Rutherford’ un öğrencisi olarak Manchester üniversitesinde Almanya’ da yaptı; Birinci Dünya Savaşı’ nda orada göz altına alındı. 1919’ dan 1935’ e kadar Cambridge’ de çalıştı. Değişik nükleer fizik problemlerini, özellikle çekirdeklerin yüklenmesini ve elementlerin, alfa ışınlarıyla, suni parçalanmasını inceledi. 1923’ te, Cavendish laboratuarı araştırmalar bölümü müdür yardımcısı, 1927’ de Royal Society üyesi oldu. 1935’ de Liverpool üniversitesi fizik kürsüsüne geçti ve İkinci Dünya Savaşı’ nda, Los Alamos’ ta ki İngiliz atom araştırmalarını yönetti, 1948 yılında Cambridge’de bir kolejin müdürlüğüne getirildi. Döteryumun gama ışınlarıyla parçalanmasını sağlayarak nükleer fotoelektrik etkiyi buldu. 1932’ de nötronun yapısını keşfetti ve 1935’ de Nobel Bilim Ödülünü kazandı.  

3.     Wolfgang PAULI : 1900 yılında Viyana’ da doğan Pauli 1958’ de Zürich’ te öldü. Avusturya asıllı fakat İsviçreli idi. Münih’ te okuduktan sonra 1921 yılında Göttingen’ de ve Kopenhag’ da asistanlık yaptı. 1928’ de Zürich Federal Politeknik okulunda teorik fizik profesörlüğüne tayin edildi. 1940’ tan itibaren Princeton’ da ders verdi ve 1946 yılında Zürich’ e döndü. Heisenberg ile birlikte manyetik alanların kuvanta teorisini kurdu ve Kopenhag okulunun en ileri, en ünlü temsilcilerinden biri oldu. Pauli ilkesi de denilen ünlü ihraç ilkesini ortaya attı. Sonradan bu ilke, birleşme değerinin yorumuna ve iki cismin aynı anda aynı uzay parçası içinde bulunamayacağı kavramına yol açtı. 1931 yılında Fermi ile nötrino’ ların varlığını teorik olarak ispatladı. Bu hipotez çok daha sonraları deneysel yoldan ispatlanabildi. W. Pauli 1945 yılında Nobel fizik ödülüne layık görüldü. 

Pauli İlkesi : 1924’ te ortaya atılan, aynı uzay hücresinde ( mesela atom ) bulunan spinli taneciklerin gösterdiği bağdaşmazlıklarla ilgili ilkedir. Bu ilkeye göre n  herhangi bir tamsayı olmak üzere, spinleri  n + ½ olan özdeş tanecikler aynı enerji seviyesinde bulunamaz. Elektronlar, protonlar, nötronlar Pauli ilkesine uyar. Bu ilkeden

elektronların bir atomun değişik enerji seviyelerindeki dağılışları, enerji seviyeleri arasında mümkün olan geçişler ve taneciklerin uyduğu istatistik hakkında temel sonuçlar çıkarılır. Buna ihraç ilkesi de denir.

 1.     Percy Williams BRIDGMAN : Amerikalı fizikçi Bridgman 1882 yılında Cambridge, Massachusetts’ de doğdu, 1961 yılında Randolph, New Hampshire’ de öldü. Mezun olduğu Harvard üniversitesinde 1926’ da matematik ve fizik profesörlüğüne getirildi. Yüz binlerce atmosfere ulaşabilen yüksek basınçlar elde etmeğe çalıştı ve bunların etkisi altındaki maddenin özelliklerini inceledi. Böylece, 1914 yılında sudan daha yoğun sayısız buz çeşitleri ve 12000 atmosferde değişmeyen siyah fosforu buldu. Aynı zamanda metallerin ısı ve elektrik iletkenlerini inceledi ve basınca göre değişkenliklerini gösterdi; bundan başka billûrların niteliklerini de inceledi. Bağlılık ve kuvanta teorilerinin fizik teorileri üzerindeki etkilerini araştırdı ve 1946 yılında Nobel Fizik Ödülü kazandı. 

2.     Donald Arthur GLASER : 1926 yılında Cleveland’ da doğan Rus asıllı Amerikan fizikçisi Donald Arthur Glaser, Cleveland teknoloji enstitüsünde okudu. Burada öğrenim gördükten sonra 1949 yılında Michigan üniversitesine girdi. Bundan sonra da 1959 yılında Kaliforniya üniversitesine profesör olarak girdi. Sıvı hidrojenli veya helyumlu kabarcıklar odasını icat etti. Bu alet yüksek enerjili partiküllerin varlığını tespite ve incelemeye yarayan Wilson odasının gelişmiş bir şeklidir. Bununla 1960 Nobel fizik ödülünü kazandı.

 Bir kabarcığın veya başka bir sıvı içinde yüzen bir sıvı damlasının yüzeyinin bütün noktalarda yüzey gerilimi aynı olduğu için kabarcık veya damla küresel bir şekil alır. Sıvı zarları esnek olduğu için uygun tutucular ve karkaslar kullanılarak damlaya sonsuz değişken şekiller verilebilir. İçinde, mesela oksijen gibi bir gaz bulunan bir kabarcığı bir elektro mıknatısın kutupları arasına koyarak kabarcığın alacağı şekilden gazın ne çeşitli bir manyetik ( para veya diyamanyetik ) olduğu anlaşılır. Kabarcıktaki renklenme olayı bir ince tabaka içine girişim olayıdır.

3.      Alfred KASTLER : 1902 yılında Guebwiller, Haut–Rhin’ de doğdu ve 1984’ te öldü. Fransız asıllı fizkçi 1921’ de Ecole Normale Superieure’ e girdi. Colmar lisesinde, daha sonra Bordeaux fen fakültesinde ( 1931 ) öğretmenlik yaptı. 1941’ de Ecole Normale’ in fizik laboratuarına döndü. Orada genç araştırmacıları topladı ve yetiştirdi. Paris Fen fakültesinde profesör, Optik enstitüsü konseyi başkanı, Bilimsel araştırmalar milli merkezi yönetim kurulu üyesi oldu. 1958’ den sonra atom saati laboratuarını yönetti. Kastler bilimsel çalışmalarını, ışık tayf çekimi usulleriyle Hertz dalgalarla tayf çekimi usullerini birleştirerek yeni gelişmeler getirdiği fiziksel optik olayların incelenmesine ayırdı. Kastler ayrıca kuvanta elektroniğinin ustalarındandır. Özellikle 1950’ de yardımcısı Jean Brossel ile ortaya koyduğu bir atom içindeki elektron topluluğunun evirtimini gerçekleştiren bir usulle tanınır; “ Optik Pompalama ” adıyla bilinen bu usul, cisimlerin fiziksel özelliklerinin incelenmesi için düşünülmüş, sonradan maser amplifikatörleri ve lazer ışını yayıcılarında çok önemli bir uygulama alanı bulmuştur. Ayrıca hassas magnetometrelerde ve atom saatlerinde de faydalanılır. Kastler ayrıca G. Bruhat’ ın Fizik Üstüne İnceleme adlı kitabındaki optiğe ayrılmış kısmı yeniden gözden geçirdi ve hataları düzeltti.

4.      Dennis GABOR : Macar asıllı İngiliz fizikçisi, 1900 yılında Budapeşte’ de doğdu, 1979 yılında öldü. Budapeşte ve Berlin Politeknik okullarında yüksek öğrenimini tamamladı. Sonra Alman teknik araştırma laboratuarında özellikle Berlin Siemens ve Halske firmalarında çalıştı. 1933’ de İngiltere’ye gitti çeşitli firmalarda araştırmacı olarak çalıştı. 1949’ da Londra’ da ki İmperial College of Science adn Technology’ de uygulamalı elektronik fizik profesörü oldu. Ayrıca Stamford’ da ki araştırma laboratuarlarında çalıştı. 1948’ de bulduğu ve daha sonra geliştirdiği holografi yöntemiyle 1971 Nobel fizik ödülünü elde etti. Gabor’ un katot osilografisi, manyetik mercekler, gazlarda boşalma ve bilgi kuramı ile ilgili çalışmaları vardır. Ayrıca 1963 yılında “Geleceği Yaratalım ” adında bir kitap yazmıştır. 

Hologram İlkesi : 1947 yılında D. Gabor tarafından ortaya atıldı. Uygulamaya geçişi ancak 1963 yılında başlayabildi. Hologram bir cisim tarafından yayılan veya dağıtılan bir dalganın, bu cisimle ilgisi olmayan ve karşılaştırma dalgası denilen bir dalga ile üst üste gelmesinden doğan girişimleri kaydeden bir fotoğraf plağından meydana gelir. Bu iki dalganın girişim yapması, bunun için de aynı ışık noktasından çıkması ve kaynağın mümkün olduğu kadar tek renkli olması gereklidir. Bu sebeple tek renkli ve ışık şiddeti yüksek olan lazer, bu yeni teknikte hızlı ilerlemeler sağladı.  

            Bir hologram elde etmek için, bir lazer demeti yarı saydam bir ayna ile ikiye bölünür; aynadan yansıyan ışınlar merceklerden geçmeden, bir fotoğraf klişesini aydınlatır; aynanın içinden geçen ışınlar ise fotoğrafı çekilecek nesnenin üzerine düşer. Nesne bu ışıkların bir kısmını kırar ve kırılan ışınlar da aynı şekilde fotoğraf klişesini aydınlatır. Gelen bu iki demetin fazları aynı değildir ve klişe üzerinde, girişim saçaklarından, çok ince ve küçük bir ağ meydana gelir. Çıplak gözle incelendiğinde bu saçaklar görülmez. Buna karşılık mikroskopta girişim saçakları görülür. Bu saçakların dağılışı cismin şekline bağlıdır. Fotoğrafın alınması sırasında kullanılan karşılaştırma dalgası ile hologramı aydınlatarak cisim tekrar meydana getirilebilir. O zaman cismin fotoğraf anındaki konumunu tam olarak veren bir görüntü gözlemi yapılabilir. Bunun için hologram yarı saydam bir aynaya çarpan bir lazer demetinin yansıyan kısmıyla aydınlatılır. Hologramın içine bakılarak aynadan geçen ışınların girişimi sonucunda cismin kabartılı bir görüntüsü elde edilebilir. Burada gerçek bir kabartı söz konusudur; Çünkü gözlemi yapan kişi başını hafifçe oynatarak paralaks etkilerini meydana çıkarır; yani cisim, çıplak gözle görülmesinde olduğu gibi, bir fon üzerinde yer değiştiriyormuş gibidir.  

            Hologramların gerçekleştirdiği cisimler, düzlem cisimler, yani bir fotoğraf emülsiyonu üzerinde maddeleştirilmiş cisimler veya üç boyutlu cisimler olabilir. Hologramın sayısız uygulamaları arasında en önemlileri, bir yandan hologramların üst üste konulmasıyla hareket halindeki cisimlerin veya bazı cisimlerin küçük şekil değiştirmelerinin meydana çıkarılması, öte yandan hesap makineleri ile harflerin yeniden tanınmasıdır.  

5.     Ernst RUSKA : Alman fizikçi Enst Ruska 1906 yılında heidelberg’ de doğdu. 1949 yılında Batı Berlin üniversitesinde elektronik optik profesörü oldu. Elektronik optik ve elektronik mikroskoplar üzerine temel araştırmalar yaptı ve bu araştırmalar sonunda elektronik mikroskobu gerçekleştirdi. 

12 Temmuz 2007

Oyun Ve Çocuk

OYUN ve ÇOCUK

Oyun bireyin fiziksel ve zihinsel yeteneklerini geliştirici , hayatı zevkli kılıcı , sanatsal ve estetik nitelikleri ve beceriyi geliştirici etkinliklerdir. Zamanımızda pedagoji alanında oyun, büyük bir önem taşır; çoğu zaman çocuğun temel ilgilerini ve eğilimlerini, psikolojik güçlüklerini çözmeye yardım eder.

Oyun çocuğun gerçek hayatıdır.Oyun oynayan çocuk , kendinden geçer ve gerçek kişiliğini ortaya koyar.İzleyene kendini her yönüyle tanıtır.Liderler, pısırıklar, mızıkçılar, kavgacılar, idareciler, tembeller, çalışkanlar vb. oyun yardımıyla kolayca tanınırlar. İyi bir öğretmen çocuğun davranışlarını gözleyerek onun kişiliğini oyun yardımıyla en iyi biçimde değerlendirme olanağına kavuşacaktır.

Oyun, çocuğun hareket ihtiyacını karşıladığı bir metottur.Çocuk,oynarken iki şeyin etkisindedir.Birincisi;içinde bulunduğu aile,doğal ve kültürel çevre,ikincisi;genetik olarak,taşıdığı,zeka,algılama,yorumlama,yaratma ve sosyal reaksiyon özelliklerdir.

Okul çağındaki oyunlar ilk yaştakilere oranla daha bilinçli,daha disiplinli ve daha toplu oyunlardır. Hele bu oyunlar annesi babası gibi sevdiği öğretmeninin nezaretinde olursa, çocuk için daha etkili olur. Öğretmene kendini kabul ettirme,onun önünde başarıya ulaşma, galip gelme motivasyonları taşır.

Sınıfta gürültünün en yoğun olduğu dönem dersin başlangıcıdır. Okullarda teneffüs süresi kısa olduğu için teneffüste rahatlayan, arkadaşlarıyla iletişime başlayan, oyundan dönen öğrenciler bir süre bu davranışlarına sınıfta da devam ederler. Bu nedenle öğretmen sınıfa girdiği zaman öncelikle öğrencileri dersi dinlemeye ve öğrenmeye hazır hale getirmesi gerekir.

EĞİTSEL OYUNLAR

Oyunlar öğrencilere neşeli ve rahat bir ortam sağlamakta, sınıf içi çalışmalarda değişiklik getirmektedir. Eğitsel oyunlarla derste konular, ilgi çekici duruma getirilebilir,en pasif öğrencilerin bile bu etkinliklere katılmaları sağlanabilir.

Diğer taraftan oyunlarda çocuk kendini oyun arkadaşlarının yerine koyar ve onun nasıl davranacağını önceden tahmin edebilir. Piaget’e göre çocuk karşısındaki kişinin reaksiyonlarını dikkate alarak kendini davranışlarını düzenleme ve verilen problem durumu düşünerek çözebilme yeteneğine ancak 11-12 yaşlarında ulaşabilir.

Oyunlar problem çözme, karar verme gibi becerilerin öğretilmesinde kullanılır.Burada öğretmenin hedeflere uygun bir oyun seçmesi önem taşımaktadır.Öğretimsel .bir oyunun kendine özgü kuralları, yapısı, kazananların ve kaybedenlerin belirlendiği bir yöntemi vardır. Düzenlenmiş oyun, genel bilgi öğretmek ve dili geliştirmek için iyi bir öğretim metodudur.Yönlendirilmiş oyun; faaliyetleri, egzersizleri, vücudu tanıma oyunlarını ve resim bilimini içine alır.Bazı oyunlar hareketlerde ustalık yerine bilgiye, zekaya dayanır.Bilmece bulmaca gibi.Bu oyunlar da araç-gereçlerle oynanır.Genellikle başkalarıyla birlikte oynanan oyunlar zekamızı ve becerilerimizi ortaya koyar.

Her yaş grubu varlığı-insanı, oyun oynama güdüsünü tatmak ister.Öğretim ortamında öğretmen çocukta daha baskın olan bu güdüyü eğitsel amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak kullana bilmelidir.Öğretimde oyun tekniği yardımı ile konular ve etkinlikler ilgi çekici hale getirilebilir.Oyun tekniğinin uygulanması, diğer teknikler oranla daha çok dikkat, yaratıcılık, hayal gücü, espri yeteneği ve sentez gücü gerektirir.

Eğitsel oyunlar, öğrenilen bilgilerin pekiştirilmesini ve daha rahat bir ortamda tekrar edilmesini sağlayan etkinliklerdir.Eğitsel oyunlar özellikle öğrenmeye yönelik olmalı ve bir amaç için sınıf içinde uygulanmalıdır.

Çocuğa öğretmekte güçlük çekilen pek çok kurak, oyun sırasında kolaylıkla öğretilebilir. Nesneleri sıralama,düzene koyma karar verme,seçim yapma ve işbirliği, başkasının yaptığına saygı gösterme gibi kural ve kavramları çocuk, oyunlar sırasında farkına varmadan öğrenir. Oyun hayal gücünü geliştirir,dil gelişimini sağlar. Bunların yanı sıra oyun, çocuğun çevreyi gerçek yönleriyle tanıma ve araştırma imkanı verir.

KULAKTAN KULAĞA OYUNU

Hepimizin bildiği bu oyunda öğrenciler sıra olur. Grubun başındaki öğrenci yanındaki arkadaşının kulağına iletmek istediği mesajı fısıldar. Mesaj bu biçimde kulaktan kulağa iletilir. Grubun sonundaki öğrenci mesajı sesli olarak söyler. Mesaj doğru iletilmiş ise grubun başındaki öğrenci sona geçer. Mesaj arada bozulmuş ise sondan başlayarak öğrencilere tek tek ilettikleri mesaj sorulur. Böylece mesajı kimin bozduğu bulunur. Bu öğrenci grubun sonuna geçer.

Büyük gruplarda kulaktan kulağa oyunu 7-8 kişilik küçük gruplar oluşturularak oynanabilir. Kulaktan kulağa oyunu Sosyal Bilgiler dersinde üniteyle ilgili kavramlar ve olgular kullanılarak oynanabilir. Oyunun dersin hedeflerine hizmet etmesi için, öğretmen mesajları önceden seçerek küçük kağıtlara yazarak grubun başındaki öğrenciye verebilir. Örneğin;cumhuriyet 1923’te kuruldu.-Atatürk Samsuna çıktı.-Erzurum’da kongre kuruldu.-1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu .

Küçük gruplar için ise şöyle tanımlanır:Öğretmenin öğrencileri 8 kişilik gruba bölmesi.Grubun en başındaki öğrencinin kulağına bir tümce söylenmesi.Tümceyi duyan öğrencinin bir sonrakine duyduğunu iletmesi.Böylece ilk tümcenin 8. öğrenciye kadar kulaktan kulağa söylenmesi.8. öğrencinin duyduğu tümceyi gruba yüksek sesle söylemesi.Tümceyi değişik ya da yanlış söyleyen ortaya çıkıncaya kadar oyuna 7., 6. , 5., … öğrenci gibi geri dönülerek devam edilmesi.Yanılan öğrencinin sıranın en sonuna geçmesi.Oyunun tüm gruplarda bu biçimde sürdürülmesi.

Sesin tonu, teleffuzu ve vurgusu mesajı etkiler.Ton ve teleffuz sözcüklerin ciddiyetini ve önemini iletebilir.Sesin yüksekliği, tonu, vurguları, teleffuzu ve konuşma hızı yoluyla duygusal mesajlar da gönderilebilir.Yüksek ses, hızlı konuşma ve hafif bir vurgunun olmayışı ilgisizliği iletir.Ses kullanma becerisi; öğrencileri belirli bir göreve yöneltme, olumlu sınıf atmosferini muhafaza etme ve öğrenci dikkatinin kaybolmasını önleme işlevlerine büyük katkılar sağlar.

KART OYUNLARI

Kart oyunları; öğrenmeyi ve öğretmeyi zevkli bir iş haline getiren tekniklerden biridir.Kart oyunları önceden öğretmen tarafından hazırlanmış kartlarla oynanır.Kartlar öğretim hedeflerine göre farklı biçimlerde hazırlanabilir.Eğitim amacıyla çok değişik kart oyunları oluşturulabilir. Aşağıda kart oyunlarından “Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?”oyunu verilmiştir.

“SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?”

Bu kart oyunu tekniği, öğrencilerin ilgi, ihtiyacı, sorun, tutum ve yaklaşımlarını sağlık ve temizlik alışkanlıklarını, aile, arkadaş ve okul ilişkileri,sosyal tavırlar gibi konular tartışılarak belirlemek için uygulanır.

Bu oyunun kartları hazırlanırken aşağıdaki işlem basamakları gerçekleştirilmeli.

1.Kart oyunuyla kazandırılmak istenilen hedeflerin belirlenmesi.

2.Sınıftaki öğrenci sayısı kadar hedeflere uygun problem durumlarının yaratılması.

3.Yaklaşık 7×12 cm boyutlarında problem durumu sayısı kadar karton kesilmesi.

4.Hazırlanan kartların sırayla (1,2,3,4,…) numaralandırılması ve her kartın üzerine okunaklı harflerle problem durumlarının yazılması.

Aşağıda Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler dersinde kullanılabilecek bazı kart örnekleri verilmiştir.

Ayşe okuldan döndüğünde evde annesini bulamıyor. Yanında evin anahtarı yok. Ayşe’nin yerinde siz olsaydınız ne yapardınız?

Muratcan teneffüste sınıfa girince Emre’nin öğretmenin plan defterini karaladığını görüyor.

Muratcan’nın yerinde siz olsaydınız ne yapardınız.

Siz olsaydınız ne yapardınız oyunu oynanırken aşağıdaki işlemler gerçekleştirilir.

Kartlar karşılaştırılarak ya öğrencilere çektirilir ya da dağıtılır.

2. Öğretmen bir kart numarası söyler.Elinde o numaradaki kart olan öğrenci, ayağa kalkarak problem durumunu okur ve cevaplar.

3. Verilen cevabın doğruluğu diğer öğrenciler ile birlikte tartışılır.Doğru cevap tekrar edilir.

4. Bir sonraki karta geçilir.

Bu etkinlik öğrencileri bir sorun karşısında bırakarak “Böyle bir durumla siz karşı karşıya kalsaydınız ne tür çözüm yolu üretebilirdiniz?”sorgulaması karşısında, soruna çözüm yolu üretmelerini sağlamak için uygulanan oldukça kullanışlı bir uygulamadır.Bu özelliği ile düşünüldüğünde, uygulamanın örnek olay incelenmesi etkinliğinden pek de farklı olmadığı düşünülürse de, buradaki amaç, zaman ve mekan değerlerinin alt üst edildiği durumlar yaratarak, öğrenciyi başka bir zamanda ve mekanda düşündürmek ve dolayısıyla sorunla karşılaştırmak ve sorunu çözmektir.Bunun yanında bu uygulamadaki önemli fark öğrencilerin önünde daha önce çözülmüş bir sorunun konmuş olmasıdır.Böylece öğrencilerin düşünme ve sorun çözme yetilerini zorlayacağından daha yaratıcı ve orijinal çözüm fikirleri öne sürmelerini dolayısıyla daha çok kritik düşünmelerini sağlayacaktır.

EĞİTSEL BİLGİLER

GİRİŞ

Bu günün öğretmen adayları,yarının öğretmenleri bizler; yalnızca teorik bilgilerle yetinmemeli, öğrencilerimizin kalıcı öğrenme yaşantıları geçirebilmeleri için en iyi ortamı hazırlamalıyız.

Bahsettiğim gibi, öğrencilerimizin en iyi şekilde öğrenmelerini sağlamak için bazı durumların çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Bunlardan birisi de; derslerde konunun amacına uygun oyunlardır.Özellikle de biz sınıf öğretmenleri için söz konusu bu oyunların bilinmesi ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü ilkokul çağındaki öğrencilerin günün büyük bir kısmı oyunla geçmektedir.

Hazırlamış olduğum bu raporda, bu oyun çeşitlerinden ikisini ele aldım. Yoğun bir araştırma sonucu elde ettiğim bu raporun gerçekten ileriki meslek hayatımda çok işime yarayacağından eminim. Daha şimdiden oyunun bir çocuk için ne kadar önemli olduğunu çok iyi idrak etmiş durumdayım.

Bu bilgilerin, birçok öğretmen ve öğretmen adayı arkadaşımın işine yaramasını, bunu en iyi şekilde kullanmalarını temenni ederim.

Mehmet MART

12 Temmuz 2007

Asansör Avan Projesi Hesapları

ASANSÖR AVAN PROJESİ HESAPLARI

Asansör Trafik Hesabı

Binanın Kat Adedi : 9

İş Hanı ( Zemin + 1 + 2 +3 + 4 )

Her katta 100 m2 ‘lik 3 ’er aded büro ve ortak mahaller

Konut ( 5 + 6 + 7 + 8 )

Her katta 4 ‘er daire ( 2 yatak odası + 2 oturma odası ) ve diğer mahaller

Binanın Yüksekliği : 27 m Kapasitesi : 13 kişi

Hızı : 1 m/s Karşı Ağırlık : Yanda

1.1.1.1.Binada bulunan insan sayısının hesabı [B1]

b = ? p b1 : İş Hanı kısmında bulunan toplam insan sayısı

b2 : Konut kısmında bulunan toplam insan sayısı

b1 : 100/15 = 6,66 ? 7 b2 : 2 . 2 + 2 . 1 = 6

7 . 3 = 21 kişi / kat 6 . 4 = 24 kişi / kat

b1 = ? p1 = 5 . 21 = 105 kişi b2 = ? p2 = 4 x 24 = 96 kişi

b = b1 + b2 = 105 + 96 = 201 kişi

201 > 200 olduğundan ? = 0,25 ( Yedek Artış Oranı ) alınacaktır

B1 = b + ( ? . b ) = 201 + ( 0,25 . 201 ) = 251,25 ? 252 kişi

Asansöre Bir Sefer İçin Gerekli Seyir Zamanı [TR]

TR = ( 2 . H/V ) + ( ta + tt ) . ( Sp + 1 ) + tp . P

= ( 2 . 24 / 1 ) + ( 3 + 10 ) . ( 6,59 + 1 ) + 2 . 13 = 172,67 ? 173 s

1.1.3. Gerekli Asansör Sayısının Hesabı [Z]

N = 5 [dak] / TR [dak] = 5 / ( 173 / 60 ) = 1,734

B3 = N . P = 1,734 . 13 = 22,54 kişi / 5 dak

B2 = B1 . K = 252 . 0,20 = 50,4

Z = B2 / B3 = 50,4 / 22,54 = 2,236 ? 3 asansör

ASANSÖR KUVVET HESAPLARI

Asanör Kuyu Tabanına Gelen Kuvvetler

1.2.1.1.Çarpma Tamponuna Gelen Kuvvetler [P1]

Gh = gh . lh . nh = 0,373 . 28 . 6 = 62,664 ? 63kg

P1 = 40 . ( Gh + Gk + Gy ) = 40 . ( 63 + 650 + 1000 ) = 68520 N

1.2.1.2.Karşı Ağırlık Tamponuna Gelen Kuvvetler [P2]

Ga = Gk + ½ . Gy = 650 + ½ . 1000 = 1150

P2 = 40 . Ga = 40 . 1150 = 46000 N

Kabin Kılavuz Raylarına Gelen Düşey Kuvvetler [PR]

Gr = l . gr = ( 1,5 + 27 + 2 ) . 8,26 = 251,93 ? 252 kg

Pa = 10 . Gr = 10 . 252 = 2520 N

Pf = 25 . ( Gk + Gy ) = 25 . ( 650 + 1000 ) = 41250 N

PR = Pf + Pa = 41250 + 2520 = 43770 N

Karşı Ağırlık Kılavuz Raylarına Gelen Kuvvetler [PK]

Karşı ağırlıkta fren tertibatı olmadığı için hesaplanmamıştır.

Kuyu Üstü Betonuna Etki Eden Kuvvetler

Ps = 10 . ( GMakina + GKaide + GMonitör + Gh + Gk + Gy + Ga )

= 10 . ( 300 + 2500 + 160 + 63 + 650 + 1000 + 1150 ) = 58230 N

ASANSÖR UYGULAMA PROJESİ MUKAVEMET HESAPLARI

1.3.1. Asansör Motor Gücü Hesabı [N]

F1 = 1,02 . ( Gh + Gk + Gy ) = 1,02 . ( 63 + 650 + 1000 ) = 1747,26? 1748 kgf

F2 = 1,02 . Ga = 1,02 . 1150 = 1173 kgf

P = F1 – F2 = 1748 – 1173 = 575 kgf

N = ( 1 / ? ) . ( P . V / 102 ) = ( 1 / 0,34 ) . ( 575 . 1 / 102 ) = 16,580 kW ? 17 kW

? : Sistemin Verimi ( Makina Kataloğundan )

SONUÇ

Bu binaya aşağıda özellikleri belirtilen 3 adet insan asanörü tesis edilecektir.

Kapasitesi = 13 kişi

Hızı = 1 m/s

Motor Gücü = 17 kW

Kabin İskeleti ve Döşemesindeki Gerilmeler

Kabin Üst Askı Kirişlerinin Eğilme Gerilmesi [?a]

Gt = Gy + Gk = 1000 + 650 = 1650 kg

Me = ( 1,02 . Gt . L ) / 4 = (1,02 . 1650 . 166 ) / 4 = 69844,5 kgf.cm

?’e = Me / ( n . W ) = 69844,5 / ( 2 . 86,4 ) = 404,19 kgf / cm2

?e = 900 kgf / cm2 ( TS 1812 – Çizelge 3 )

?e ? ?’e olmalıdır, 900 kgf / cm2 > 404,19 kgf / cm2 olduğundan

kabin üst askı kirişleri NPU 140 ‘den yapılacaktır.

1.3.2.2. Kabin Üst Askı Kirişlerinin Sehimi [e]

e = ( 1,02 . Gt . L3 ) / 48 . E . Ix = ( 1,02 . 1650 . 1663 ) / 48 . 2,1 . 106 . 605 = 0,12 cm

e / L ? 1 / 1000 olmalıdır, e / L = 0,12 / 166 = 0,72 . 10-3 < 1 / 1000 = 10-3 olduğundan

NPU 140 sehim bakımından uygundur.

1.3.2.3. Kabin Alt Kirişinin Çarpmadan Doğan Gerilmesi [?e]

Kabin tampona çarptığı zaman alt kirişinin tam ortasına isabet edecek şekilde tek

tampon kullanılacaktır.

Gt = Gy + Gk + Gh = 1000 + 650 + 63 = 1713 kg

Me = ( 1,02 . Gt . L ) / 2 = ( 1,02 . 1713 . 172 ) / 2 = 150264,36 kgf.cm

?’e = Me / ( n . W ) = 150264,36 / ( 2 . 86,4 ) = 869,58 kgf / cm2

?e = 1800 kgf / cm2 ( TS 1812 – Çizelge 3 )

?e ? ?’e olmalıdır, 1800 kgf / cm2 > 869,58 kgf / cm2 olduğundan

kabin alt askı kirişi NPU 140 ‘den yapılacaktır.

1.3.2.4. Kabin İskeleti Yan Kirişlerinin Boyut Kontrolü

1.3.2.4.1. Yan Kirişlerin Net Faydalı Kesit Hesabı [A]

Yan kiriş olarak L 65x65x7 profili kullanılırsa

a = Z . d . t = 4 . 2,1 . 0,7 = 5,88 cm2

An = 6,5 . 0,7 + 5,8 . 0,7 = 8,61 cm2

A = An – a = 8,61 – 5.88 = 2,73 cm2

1.3.2.4.2. Kabin İskeleti Yan Kirişlerinin Eğilme ve Çökmeden Oluşan Gerilmeleri [?TOP]

M = ( 1,02 .Gy .b ) / 8 = ( 1,02 . 1000 . 160 ) / 8 = 20400 kgf.cm

?TOP = [( M .h ) / ( 4 . H . W )] + [ 1,02 . Gy / ( 2 . A )]

?TOP = [( 20400 . 260 ) / ( 4 . 340 . 7,18 )] + [ 1,02 . 1000 / ( 2 . 2,73 )]

?TOP = 699,98 kgf / cm2

?e = 1800 kgf / cm2 ( TS 1812 – Çizelge 3 )

?e ? ?TOP olmalıdır, 1000 kgf / cm2 > 699,98 kgf / cm2 olduğundan

kabin iskeleti yan kirişi olarak L 65 x 65x 7 profili kullanılması uygundur.

1.3.2.4.3. Dikine Kirişin Narinlik Dercesi

R = ? 4 . ( Ix / A ) = ? 4 . ( 33,4 / 2,73 ) = 6,99 ( Kirişin En Küçük Atalet Çapı )

h / R = 260 / 6,99 = 37,19

h / R ? 120 olmalıdır, h / R = 37,19 < 120 olduğundan

yan kirişler narinlik bakımından emniyetlidir.

1.3.2.4.4. Atalet Momenti

Ix’ = ( M . h3 ) / ( 457,2 . E . H ) = [( 20400 . 9,81) / 100 . 2,63 ] / ( 457,2 . 2,1 . 108 . 3,4 )

Ix’ = 10,77 . 10-8 m4

Ix > Ix’ olmalıdır, 11 . 10-8 m4 > 10,77 . 10-8 m4 olduğundan

yan kirişler uygun seçilmiştir.

1.3.2.4.5. Kabin Döşemesinin Gerilme Hesabı [?e]

Me = ( 1,02 .Gy .b ) / 4 = ( 1,02 . 1000 . 160 ) / 4 = 40800 kgf.cm

?’e = Me / ( n . W ) = 40800 / ( 4 . 8,43 ) = 1209,96 kgf / cm2

?em = ?max / k = 3700 / 3 = 1233,33 kgf / cm2

?em ? ?’e olmalıdır, 1233,33 kgf / cm2 > 1209,96 kgf / cm2 olduğundan

kabin döşemesinde taşıyıcı olarak 4 adet 70 x 70 x 7 köşebent kullanılacaktır.

1.3.2.5. Askı Halatı ve Zincir Hesapları

1.3.2.5.1. Askı Halatı ve Zincirin Emniyet Katsayıları Hesabı

S = S’ . 0,8 = 4920 . 0,8 = 3963 kgf

k = ( S . n ) / 1,02 . Gt = ( 3963 . 6 ) / 1,02 . 1713 = 13,60

k ? 12 olmalıdır, k = 13,60 > 12 olduğundan

6 adet ? 10 ‘luk halat uygundur.

1.3.2.5.2. Halat Sarma Açısı Kontrolü

T1 / T2 = [Gk + 1,25 . Gy + Gh] / Ga = [650 + 1,25 . 1000 + 63] / 1150 = 1,7

( T1 / T2 ) . C1 . C2 = 1,7 . 1,1 . 1,2 = 2,24

f = µ / sin ( ? / 2 ) = 0,09 / sin ( 35 / 2 ) = 0,30

ef . ß = e0,30 . 2,7 = 2,25 ß ( Sarma açısı ) = 155°

( T1 / T2 ) . C1 . C2 ? ef . ß olmalıdır,

2,24 < 2,25 olduğundan kaymaya karşı emniyetlidir.

1.3.2.5.3. Halatların Tahrik Kasnağı Kanal Yüzeylerine Yaptığı Basınç Kontrolü

“ V “ kanallı kasnaklarda ;

P = [10 . Gt / ( n . d . D )] . [4,5 / Sin ( ? / 2 )]

= [10 . 1713 / ( 6 . 10 . 520 )] . [4,5 / Sin ( 35 / 2 )] = 8,23 N / mm2

P’ = ( 12,5 + 4 . v ) / ( 1 + v ) = ( 12,5 + 4 . 1 ) / ( 1 + 1 ) = 8,25 N / mm2

P’ ? P olmalıdır, 8,25 N / mm2 > 8,23 N / mm2 olduğundan

halat – kasnak çifti ezilmeye karşı emniyetlidir.

1.3.2.6. Tamponlar

1.3.2.6.1. Tampon Yerleşimi

Tamponlar, kabin ve karşı ağırlığın altına dikey simetri eksenine gelecek şekilde kuyu

tabanına yerleştirilecektir.

1.3.2.6.2. Tampon Taşıyıcıları Üzerindeki Çarpma Kuvveti [R]

1.3.2.6.2.1. Kabin Tamponu ( Yaylı Tampon )

R1 = 2 . Gt . [1 + ( v2 / ( 2 . g . s ))]

= 2 . 1713 . [1 + ( 12 / ( 2 . 10 . 0,063 ))] = 6145 kg

Gt . 2,5 = 1713 . 2,5 = 4282,5 kg

Gt . ( 2,5 ? 4 ) < R1 olmalıdır.

4282,5 kg < 6145 kg olduğundan yaylı tamponlar uygundur.

1.3.2.6.2.2. Karşı Ağırlık Tamponu

R2 = 2 . Ga . [1 + ( v2 / ( 2 . g . s ))]

= 2 . 1150 . [1 + ( 12 / ( 2 . 10 . 0,063 ))] = 4125,39 kg

Ga . 2,5 = 1150 . 2,5 = 2875 kg

Ga . ( 2,5 ? 4 ) < R2 olmalıdır.

2875 kg < 4125,39 kg olduğundan yaylı tamponlar uygundur.

1.3.2.7. Kuyu Alt ve Üst Boşluk Yükseklikleri

Kuyu alt ve üst boşluk yükseklikleri TS 8237’de verilen değerleri proje çiziminde

gösterildiği gibidir.

1.3.2.8. Kılavuz Rayların Hesabı

1.3.2.8.1. Flambaj Kontrolü

Pkr = ( ?2 . E . Ix ) / L2 = ( 3,142 . 2,1 . 106 . 47,43 ) / 1502 = 43690 kgf

Gr = l . gr = ( 1,5 + 27 + 2 ) . 8,26 = 251,9 kg

Pa = 10 . Gr = 10 . 251,93 = 2519 N

Pf = 25 . ( Gk + Gy ) = 25 . ( 650 + 1000 ) = 41250 N

PR = 0,102 . ( Pf + Pa ) = 0,102 . ( 41250 + 2519 ) = 4464,438 kgf

Pkr / PR ? 5 olmalıdır.

Pkr / PR = 43690 / 4464,438 = 9,78 > 5 olduğundan uygundur.

1.3.2.8.2. Gerilme Hesabı

P = 1,02 . ( Gy + Gk ) / 2 = 1,02 . ( 1000 + 650 ) / 2 = 841,5 kgf

? = P / F = 841,5 / 10,52 = 79,99 kgf / cm2

?e = 350 kgf / cm2 ( TS 1812 )

?em > ? olmalıdır. 350 kgf / cm2 > 79,99 kgf / cm2 olduğundan

raylar gerilme bakımından emniyetlidir.

1.3.2.8.3. Sehim Hesabı

e = ( P . L3 ) / 48 . E . Ix = ( 841,5 . 3003 ) / 48 . 2,1 . 106 . 47,43 = 4,5 cm

eem > e olmalıdır. eem = 5 cm

5 cm > 4,5 cm olduğundan raylar sehim bakımından emniyetlidir.

1.3.2.8.4. Karşı Ağırlık Kılavuz Raylarına Gelen Düşey Kuvvetler

Karşı ağırlıkta fren tertibatı olmadığından hesaplanmamıştır.

1.3.2.8.5. Ek Parçaların Emniyet Kontrolü

1.3.2.8.5.1. Ek Parçaların Çekme Dayanımı

İki rayı birbirine eklemek için 1 cm kalınlığında 7 cm genişliğinde ( flanş ) lama

demiri kullanılmıştır.

?’em = PR / A = 4464,438 / 7 = 637,7 kgf / cm2

?em = ?max / k = 3700 / 5 = 740 kgf / cm2

?max : Eğilme Gerilmesi ( St 37 için ) , k : Emniyet Katsayısı ( TS 863 )

?em > ?’em olmalıdır. 740 kgf / cm2 > 637,7 kgf / cm2 olduğundan uygundur.

1.3.2.8.5.2. Cıvataların Ezilmeye Karşı Kontrolü

D2 = ( 4 . PR / n . ?k ) / ? = ( 4 . 4464,438 / 8 . 350 ) / ? = 2,02 cm2

D = ? 2,02 = 1.42 cm , 1” cıvata kullanılırsa

A = n . D . t = 8 . 2,54 .1 = 20,32 cm2

? = PR / A = 4464,438 / 20,32 = 219,70 kgf / cm2

D = 1,42 cm bağlantı cıvatası olarak min. 1” cıvata kullanılacaktır

?e = 500 kgf / cm2 ( TS 1812 )

?e > ? olmalıdır. 500 kgf / cm2 > 219,70 kgf / cm2 olduğundan

cıvatalar ezilmeye karşı emniyetlidir.

1.3.2.9. Birleşim Elemanları

1.3.2.9.1. Kaynak

Konstrüksyonlardaki kaynaklar kaynak tekniği kurallarına göre yapılacaktır.

1.3.2.9.2. Perçinler

Perçinler TS 94 ’e uygun olmalıdır.

1.3.2.9.3. Cıvatalar

Cıvataların gövdeleri deliğe yumuşak geçmeli, boşluk kalmamalıdır. Yük aktaran bütün cıvataların somunların altına dişlerin deliğin içine kaçmasını önlemek için TS 79 ‘a uygun rondelalar yerleştirilmelidir. Cıvataların dişsiz düz kısımlarının boyu, birleştirilen parçaların kalınlıklarının en az toplamı kadar olmalıdır. Cıvata ve somunun oturduğu yüzler eğik ise somunların veya cıvata başlarının altına pahlı özel pullar konulmalıdır. Daha çok dinamik özellikle yüklerin etkilediği asansör parçalarında somunların gevşememesi için yaylı rondelalı, maşalı pim v.s. kullanılarak gerekli düzenler sağlanmalıdır.

1.3.2.10. Makina Konstrüksyonu Hesabı

PT = PR + PM = 4464,438 + 300 = 4764.438 kgf

PB = PT . x / L = 4764,438 . 40 / 160 = 1191,109 kgf

PA = PT – PB = 4764,438 – 1191,109 = 3573,329 kgf

M = PA . x = 3573,329 . 40 = 142933,16 kgf.cm

? = M / n . W = 142933,16 / 3 . 60,7 = 784,915 kgf / cm2

Makina – Motor Putreli Malzemesi olarak NPU 120 kullanılacaktır.

?em = 1400 kgf / cm2 ( St 37 için )

?em > ? olmalıdır. 1400 kgf / cm2 > 784,915 kgf / cm2 olduğundan seçilen putrel

uygundur.

1.3.2.11. Karşı Ağırlık Karkas Hesapları

Karşı ağırlık hesapları yapılmamıştır.

MAKİNA DAİRESİ ISI HESABI

Türk Standartlarında belirtilen ölçülerde makina dairesi için hesaplanmamıştır.

MAKİNA DAİRESİ HAVALANDIRMA HESABI

Türk Standartlarında belirtilen ölçülerde makina dairesi seçildiği için

hesaplanmamıştır.

12 Temmuz 2007

Atom

ATOM

Ortaokul yıllarından beri, hepimiz, bu soru ile pek çok kez karşılaşmısızdır.

Okul yıllarında bize öğretilen; bir çekirdek ve onun etrafında dönen elektronlar…

Elektronlar durmadan dönüyor ve model güneş sistemine benzetiliyordu.

Aradan yıllar geçti, şimdi size sorulsa, eminim büyük bir çoğunluk yine aynı 

şeyi söyleyecektir. 

Ama Antrak farkı ile değişimi öğrenmenin zamanı geldi.

Antik çağda yetişen pek çok düşünürle birlikte, madenin yapısı sorgulanmaya 

başlamıştır. İlk kez Thales evreni anlamanın yolunun maddeyi anlamaktan geçtiğini 

ifade ederek, materyalist felsefeye ilk adımı atmıştır. Daha sonra Anaximander, 

evreni oluşturan aperion denen bitmez, değişmez, görünmez bir maddeden 

bahsetmiştir. Empedocles, tüm varlıkların dört elementten yani ateş, hava, su, topraktan 

oluştuğunu ifade etmiştir. Empedocles’in bu düşüncesi, büyük otoritesi ile 1500 yıl bilim 

dünyasını egemenliği altına alan Aristo tarafından iyice yerleştirilmiştir.

Bugün kullandığımız anlamda atom kavramını ilk kez ortaya atan düşünürler 

Leukippos ve Demokritosdur. Bu düşünürler; ”Doğada mevcut her maddenin, 

fiziksel olarak bölünmeyen atomlardan oluştuğunu ifade etmişlerdir, ayrıca atomlar 

arasında boş uzay bulunduğunu ve devinim halinde olduklarını belirtmişlerdir.

M.Ö.440 yılları.

Aristo (M.Ö. 384 -322) Makedonyalı idi. Maddeye bakışı; kendinden önce yaşamış 

olan Atomculara olan tepkisini ifade eder. O da Empedoclesin düşüncesine katılır 

ve dört ana maddeden herşeyin yapıldığını söyler.

19 . Yüzyıla gelene kadar bu düşüncelere bir ilave yapılmadı ve İlk kez 

John Dalton (1766 1844 ) Atom kavramınını tekrar ele alarak modern atom kavramını 

ortaya attı. Dalton kimyasal reaksiyonlarda tam sayılarla belirlenen oranlarda 

maddenin tepkimeye girdiğini gösterdi ve maddelerin atom denen sayılabilir ama 

bölünemez parçalardan yapıldığını ifade etti. Aynı zamanda atomların ağırlıklarını 

ortaya koyan bir çizelge hazırladı.

J.J.Thomson 1897 yılında elektronu keşfetti. 1900′lü yılların başlarında 

Ernest Rutherfort(1871 1937) günümüz atom modelinin temelini teşkil eden 

esas yapıyı ortaya koydu. Atom’un; kütlesinin büyük bir kısmını olusturan çekirdek 

ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlardan yapıldığını ortaya koydu. 

Rutherfort çekirdeği oluşturan pozitif yüklü parçaya “proton” adını verdi. 

1932 yılında Chadwick nötronu buldu. Daha sonra Kuantum teorisi doğrultusunda 

Niels Bohr(1883 1962) Bohr atom modelini ortaya attı ve elektronların belli 

yörüngelerde bulunabildiğini ve bunun plank sabiti ile ilgili olduğunu ifade etti.

20. yüzyılın ortalarına doğru atom ile ilgili çalışmalar ve bilgiler giderek arttı. 

Bugün artık atom denilince, ortada bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlar 

tabiri oldukça ilkel bir tanım olarak kalmaktadır. Gelişen zaman içinde bilgilerimizi 

yenilemek ve atom denildiğinde nasıl bir yapı olduğunu bilmek gerekmektedir.

Bir Atomun çapı 10-8 cm dir – bu çap elektron bulutu nu da içermektedir.

Çekirdeğe kadar yaklaşıldığında Atom çapı 10-13 cm’ye kadar küçülür .

Buradan anlaşılacağı üzere elektronlar ile çekirdek arasında oldukça fazla bir 

mesafe vardır, eğer elektronlar ile çekirdek arasındaki uzaklık kaldırılabilse, 

bir gezegen kadar maddeyi bir nohut kadar yapabilmek mümkün 

olacaktır (bk.nötron yıldızları).

Atomun yapısını anlamakta esas olan çekirdeği anlamaktır. Çevrede dönen 

elektronlar artık anlaşılmıştır ve çekirdek çevresinde şimdilik bir başka şey yoktur.

Yalnız elektronlar çekirdek çevresinde ancak belirli enerji seviyelerine sahip 

yörüngelerde bir olasılık bulutu olarak mevcutturlar. Güneş sistemi gibi 

hababam dönmezler.

Atom’un oluşum mekanizmalarında rol oynayan ve daha başka maddeler 

tarafından yapılmayan temel parçacıklara elementer parçacıklar adı verilir 

ve elementer parçacıklar iki ana başlık altında toplanırlar.

1-) Leptonlar

2-) Kuarklar

Temel Parçacıklar

Leptonlar ve kuarklar şimdiki bilgilerimize göre elementer parcacıklardır.

Yani, kendilerini oluşturan başka parçacıklardan yapılmamışlardır.

Leptonlar içinde hepimizin yakından tanıdığı ‘Elektron’ vardır. Elektron şimdilik 

başka parçacıklardan yapılmamış olarak kabul edilmektedir. 

Leptonların spini (dönüş) ½ ve elektrik yükleri -1 veya 0 dır. Yunanca lepton 

hafif parçacık anlamına gelmektedir.

Elementer parçacıklar içinde adını James Joyce dan alan parçacıklar Kuarklardır.

Kuarklarda spin ½  ve elektrik yükleri 2/3 veya -1/3 olan parçacıklardır. 

Şimdilik bilinen 6 kuark vardır.

Atom cekirdeği etrafında bulunan elektron bir elementer parcacık olduğu için 

onunla fazla uğraşmayacağız. Geriye kalan, “çekirdek nedir”? 

Sorusuna cevap arayacağız.

Çekirdek Nukleon adını verdiğimiz proton ve nötrondan meydana gelmiştir. 

Elektron ve çekirdek, içindeki Nötron ile Proton kararlı parçacıklardır.

Çekirdeği ilgilendiren parçacıklar ailesi iki kısımdır.

1-) Baryonlar 

2-) Mezonlar

Baryonlar ağır parcacıklardır, mezonlar orta ağır parçacıklardır. 

Baryonlar ve Mezonların hepsine Hadronlar adı verilir.

Yunanca kuvvetli parçacık anlamındadır.

Kuark kuramına göre Baryonlar 3 kuarktan, Mezonlar ise bir kuark ve 

bir antikuarktan oluşmuşlardır.

Nötron UDD kuarklarından, Proton ise UUD kuarklarından meydana gelmiştir.

Elektrik yükleri hesaplandığında 2/3 -1/3-1/3 = 0 yani yüksüz Nötron 

ve 2/3+2/3-1/3 = 1 yüklü Proton olduğu görülür.

Hadronlar ailesi

Bir atom çekirdeğini oluşturan Hadronlar,Kuarklardan yapılmışlardır ve aradaki mezon 

alışverişi ile kararlı parçacıklar ortaya çıkar. Bu olay esnasında ki kuvvet güçlü 

etkileşimdir ve çekirdeği parçalanmadan tutar. Bu olgu ilk kez H. Yukova tarafından 

ortaya konulmuştur ve bu olayda en çok rol oynayan mezon pi mezondur.

Ortalıkta fazla görülmeyen bu maddelerin ömrü çok kısadır.

Yüklü pi mezon 10-8 sn yaşar.

Bir atom çekirdeğinin her zaman kararlı olmadığını biliyoruz, kararsız atom 

çekirdeklerinde, ki radyoaktif maddelerin çekirdekleri böyledir, çekirdek 

parçalanması olur bunu sağlayan zayıf etkileşimdir.

Doğada varolan ve şimdilik bilinen 4 temel kuvvetin bağlantı kuantasına Gluon adı verilir.

Elektromagnetik kuvvet gluonu FOTON

Zayıf Etkileşim kuvvet gluonu W+ W- Z0 parçacığı

Çekim Kuvveti gluonu GRAVİTON

Kuvvetli Etkileşim gluonu RENKLİ GLUONLAR

dır. Atom çekirdeğini ilgilendiren gluonlar Kuarkların tad dediğimiz özelliğini değiştirir 

ve onların yapmış olduğu hadronları parçalar veya kuarkları zamk gibi birarada tutarak 

kararlı parçacıkların yapılmasını sağlar.

Şimdiye kadar bahsedilen bu parçacıkların Pauli yasası ile belirlenen spinleri göz 

önüne alındıklarında (spin parcacığın iç açısal momentumudur), parçacıklar ya 

tamsayılı spinlere sahiptir. 0 , 1 ,2 …gibi veya yarım tamsayılı (buçuklu)

spinlere sahiptir ½ , 3/2 , 5/2 … gibi. Yarı tamsayılı spinli parçacıklar 

FERMİ istatiklerine, tamsayılı spin’e sahip olanlar BOSE istatiklerine uyarlar.

Bu nedenle Spinler göz önüne alındığında parçacıklar iki kısma ayrılırlar.

1-) Fermionlar ( Enrico Fermi den)

2-) Bozonlar ( M. K. Bose dan )

Fermi istatistiklerine uyan parcacıklar aynı anda aynı konumda olamazlar (elektron gibi).

Bose istatiklerine uyanlar ise aynı anda konumda olabilirler (foton dolayısı ile laser gibi).

Tüm bahsedilen parçacıkların bir antiparçacığı da olduğunu, ki buna antimadde diyoruz.

Unutmamakta fayda var. En çok bilinen örnek Pozitron yani antielektrondur.

“Peki ortalıkta antimadde niye görülmüyor?” diyorsanız sebebi; madde ile 

antimadde karşılaştığında, ortaya enerji çıkmasıdır.

Kısaca özet halinde konuyu anlatmaya çalıştık, konu çok geniş ve gittikçe 

karmaşık hale gelmektedir. Korunum yasaları, Pauli dışarlama etkisi, Parite,

Ayar teorileri, Sicim teorisi, sekizli yol gibi teferruata girmedik belki ileride 

meraklısı artarsa konuyu daha geniş olarak inceleriz, şimdilik aklınızda bu 

kadar kalsın yeter.

B İ L İ M   T A R İ H İ N D E N: 

John von Neumann ismini hepimiz çok iyi hatırlarız.1944 de şu anda yaşamımızın 

ayrılmaz bir parçası olan bilgisayarın atasını yaptı. ENIAC yani 

Electronic Numerical Integrator and Computer. Eniac o kadar büyüktü ki koca 

bir odaya zor sığıyordu. Uzunluğu 30 metre, yüksekliği 3 metre ve derinliği 

1 metre idi. 18.000 lamba 70.000 direnç, 10.000 kondansatörden oluşmuştu.

Birkaç gün bozulmadan çalışması çok büyük bir başarı idi ve bir keresinde 

5 gün bozulmadan çalıştı. Yalnız ateşleme ve bombalama cetvelleri yapmak 

için yapıldığından, başka bir iş yaptırmak için yeniden programlanması,

binlerce düğme ve kablonun yeniden ayarlanmasını gerektirmekte idi ve bu 

çalışanları çıldırtan bir işti. Rivayete göre ENIAC çalışmaya başladığında Princeton da

şehir ışıkları soluklaşmakta idi.

Geçen ayın cevabı:

Amatörler cevap için çok beklerler çünkü; cevap gelmez.

Klasik mekanikteki hızların toplamı kuramı söz konusu hızlar ışık hızı 

olduğunda artık kullanılamaz olur.

Rölativistik olarak birbirine göre hareketli iki koordinat sisteminde kullanılan formül;

                   V1 + V2

Hız = ————————————- dir. 

           1+ {( V1 x V2 ) / C2 }

buradan da anlaşılacağı gibi arka uzay gemisinden çıkan ışık 

(yani mors sinyalleri ), öndeki uzay gemisine yetişemez çünkü; 

ışık hızı sabit kalır.

12 Temmuz 2007

Hava Kirliliği

HAVA KİRLİLİĞİ

Hava, azot(%78), oksijen(%21), argon(%0,93), karbondioksit(%0,03) ve az miktarda da diğer gazları içerir. Havanın doğaya ve canlılara zarar verici hale gelmesi kirletici maddelerin artışıyla olmaktadır. Hava kirliliği; atmosferde toz, duman, gaz, su buharı şeklindeki kirleticilerin, insan ve diğer canlılara zarar verecek düzeye erişmesidir. Aşırı kentleşme, endüstri ve taşıt araçları hava kirliliğinin başlıca nedenleridir. Hızlı kentleşme, şehrin yanlış bölgelere kurulması, yeşil alan azlığı ve çeşitli kömür gibi yakıtlar havanın kirlenmesine yol açar.

Hava kirliliğinin etkileri

Hava kirliliği solunum sistemi hastalıklarına ve akciğer kanserine neden olur.

Hava kirliliği atmosferde sera etkisi, asit yağmuru, ozon tabakasının incelmesi gibi sorunlara yol açar.

Atmosferde buluna CO2 sera etkisi denilen bir yolla yeryüzünde yansıyan ısıyı tutar. Dolayısıyla yeryüzü ısınır. Sıcaklığın artması halinde iklim ve bitki örtüsünün değişeceği, şiddetli kasırgalar olacağı; kış mevsiminde normalin üstünde bir sıcaklık görüleceği tahmin edilmektedir. Buz dağlarının erimesiyle de büyük felaketlerin olacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte denizlerin yükselerek kıyıların sular altında kalacağı bilinmektedir. Buna bağlı olarak da tüm dünya ikliminde ve tarımda önemli değişikliklerin olacağı ileri sürülmektedir.

Atmosferdeki CO2 düzeyinin yükselmesi; yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmekle ve enerjinin daha etkin kullanılmasıyla önlenebilir.

Günümüzde asit yağmurları en büyük sorunlardandır. Asit yağmurlarının etkileri arasında yok olan ormanlar, hiçbir canlının yaşamadığı göller, zarar gören yapılar ve sağlıklarını kaybeden insanlar vardır. Asit yağmurlarına karşı elektrik üreten santrallerin bacalarına filtre takılması ve araçların egzoz borularında katalitik dönüştürücüler kullanılması gibi önlemler alınabilir.

Ozon tabakası yeryüzünde sıcaklık dağılımının belirlenmesinde görevlidir. Bu tabaka yaklaşık 20-50 km yükseklikteki stratosferde yer alıp, 3-4mm kalınlığındadır. Güneşten gelen ve canlılar için zararlı olan mor ötesi ışınları süzer ve sıcaklığın dengede kalmasına yardımcı olur. Ozon tabakası bazı kimyasal maddeler tarafından incelir.

Hava kirliliğine karşı alınabilecek önlemler

Öncelikle fosil yakıt kullanım yerine doğalgaz, güneş enerjisi ve jeotermal enerji kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

Sanayi tesisleri kurulurken yeşil alanların artırılması planlanmalı ve sanayi atıkları havaya verilmemelidir.

Arabaların egzozlarından çıkan gazlara önlem alınmalıdır.

İnsanlar toplu taşımacılığa özendirilmeli ve yakıt olarak doğalgaz kullanılmalıdır.

Orman tahribatı önlenmeli, ağaçlandırma çalışmalarına hız verilmeli ve ozon tabakasına zarar verilmemelidir.

TOPRAK KİRLİLİĞİ

Plansız kentleşme, tarımda kullanılan ilaçlar, gübreler, sanayi atıkları, yağmur sularıyla havadaki asitlerin toprağa inmesi ve erozyon toprağın kirlenmesine yol açar.

Hızlı nüfus artışı önemli bir sorundur. İnsanların büyük kentlere göç etmesiyle çarpık kentleşme olmaktadır. Endüstri atıklarının toprağa karışması, yeşil alanların tahrip edilmesi ve tarımda kullanılan çeşitli ilaç ve gübreler toprağın kirlenmesine neden olur. Ayrıca nükleer enerji ve radyoaktif maddeler önemli bir sorundur.

Toprağa bırakılan zararlı ve atık maddelerle toprağın özelliklerinin bozulmasına toprak kirliliği denir. Kirlenen toprakta rengin değiştiği ve verimin düştüğü gözlenir. Ayrıca topraktaki kirlilik çeşitli bitki, hayvan ve mikroorganizmalara zarar verir.

Toprak kirliliğinin önlenmesi için;

Evsel atıklar toprağa zarar vermeyecek şekilde toplanmalı ve imha edilmelidir.

Verimli tarım alanlarına sanayi tesisleri ve yerleşim alanları kurulmamalıdır.

Sanayi atıkları arıtılmadan toprağa verilmemelidir.

Tarım ilaçlarında ve gübrelemede yanlış uygulamalar önlenmelidir.

Ambalaj sanayiinde cam, karton gibi yeniden kullanılabilir maddeler seçilmelidir.

Toprağı yanlış işleme ve yanlış sulama uygulamaları durdurulmalıdır.

Otlak ve ormanlar korunmalı ve çoğaltılmalıdır.

Nükleer santraller toprağa zarar vermeyecek yerlere kurulmalıdır.

Ağaç sevgisi ve ormanların korunması konusunda insanlar eğitilmelidir.

12 Temmuz 2007

Serdar Kaya

SERDAR KAYA

11133

Çoklu Zeka Kavramı

Son bilimsel araştırmalara göre, bireylerin büyük bölümü yeteneklerini küçümsüyor. Aslında sınırsız bir öğrenme ve yaratıcılık yeteneğine sahipsiniz. İnsan beyninin bilinen yeteneklerinin yüzde 95′i son 20 yıl içinde öğrenildi. İşte çağdaş zeka ve beynin doğası üzerine yapılan araştırmalardan çarpıcı sonuçlar.

Çoğumuz geleneksel IQ (Zeka düzeyi) testine dayalı bir zeka konseptiyle büyüdük. IQ testi, Alfred Binet (1857-1911) tarafından bulundu. Binet’in psikolojiye aşırı ilgisi vardı. Özellikle, çocukların akademik potansiyelinin değerlendirilmesinde kültür ve sınıf önyargılarının üstesinden gelmek istiyordu.

Geleneksel IQ konsepti o dönem için devrim sayıldı. Ancak günümüzün araştırmaları bu testin iki önemli zafiyetini ortaya çıkardı. Birincisi, zekanın doğuşda belirlendiği ve değişmez olduğu. Buzan, Machado, Wenger gibi araştırmacılar, eğitimle IQ’nun yükselebileceğini gösterdiler. Nature Dergisi yaptığı bir araştırmada genlerin IQ’ya yüzde 48′den fazla etkili olmadığı sonucuna vardı. Yüzde 52′si doğum öncesinin, çevrenin ve eğitimin bir fonksiyonuydu.

Psikolog Howard Gardner her birimizin en az yedi ölçülebilir zekaya sahip olduğumuzu belirten çoklu zeka teorisini ortaya koydu. Yedi zeka ve her biri için bazı dahi örnekleri şöyle:

1. Mantık-Matematik: Stephan Hawking, Isaac Newton, Marie Curie

2. Sözel-Edebi: William Shakespeare, Emily Dickinson, Jorge Luis Borges

3. Mekanik: Michelangelo, Georgia O’Keeffe, Buckminster Fuller

4. Müzik: Mozart, George Gerswin, Ella Fitzgerald,David Helfgott(SHINE)

5. Beden-Kinestetik: Morihei Ueshiba, Muhammed Ali, F. M. Alexander

6. İnsanlar arası-Sosyal: Nelson Mandela, Mahatma Gandhi, Kraliçe I. Elizabeth

7. İç dünyası (kendini bilme): Viktor Frankl, Thich Nhat Hanh, Rahibe Teresa

Çağdaş psikolojik araştırmalar beyninizin sandığınızdan çok daha iyi olduğunu ortaya çıkardı. Beyniniz, herhangi bir süper bilgisayardan daha esnek ve daha boyutlu. Hayatınız boyunca, her saniye, saniyede yedi şeyi öğrenebilir ve beyninizde daha çok öğrenecek yeterli yeri bulabilirsiniz. Beyninizi doğru şekilde kullanırsanız yaşlandıkça gelişir. Sınırsız sayıda kromozom bağlantısı yapma kabiliyetine, yani düşünce durumu potansiyeline sahip.

Yavru ördekler hayatta kalmayı annelerini taklit ederek öğrenirler. En iyi modelleri seçmek bizi potansiyelimizin gerçekleşmesine doğru götürür. Örneğin iyi bir lider olmak istiyorsanız Winston Churchill, Abraham Lincoln ya da Kraliçe Elizabeth’i inceleyin.

The Book of Genius’ta (Dahinin Kitabı) Tony Buzan ve Raymond Keene tarihin en büyük dahilerini sıraladılar. Kriterleri şunlardı: Özgünlük, beceriklilik, konusuna hakimiyet, vizyonun evrenselliği, güç ve enerji. Liste şöyle sıralanıyor.

1. Leonardo Da Vinci

2. William Shakespeare

3. Mısır piramitlerini inşa edenler

4. Johann Wolfgang von Goethe

5. Michelangelo

6. Sir Isaac Newton

7. Thomas Jefferson

8. Büyük İskender

9. Phidias (Atina’nın mimarı)

10. Albert Einstein

12 Temmuz 2007

Özet

ÖZET

Kaymaklı yoğurt yapımında, sütteki hormon kalıntısı hammadde girişinden kaynaklanan kimyasal bir tehlikedir. Hormon kalıntılarının insana verdiği zarar belirlenemediği için herhangi bir limit değeride ilgi otoriteler tarafından belirlenememiştir. Hormon kullanımı, sadece hayvan sağlığı açısından değil insan sağlığı açısından da risk taşımaktadır.

GİRİŞ

Büyüme hormonu (Growth Hormone, GH) bir protein hormonudur. Bu hormon hayvanlarda doğal olarak salgılanır ve esas olarak normal büyüme, gelişme, ve sağlıklı olmak için kullanılır. Yaklaşık 60 yıl önce sığırlardan ekstarakte edilerek ineklerde süt üretimini arttırmak için kullanılmaya başlanmıştır. Seksenli yıllarda teknik ve ekonomik olarak çok miktarda GH üretimi recombine DNA kullanılarak mümkün hale gelmiştir (Anon.,2000).

Recombinant bovine somatotropin (rbGH) diğer adıyla bovine growth hormone (rbGH), ineklerde süt üretimini uyaran Insulin-Like Growth Factor 1 (IGF-1)’nin üretilmesini sağlayan bir hormondur. IGF-1 ise insanda da bulunan, hormon-protein yapısında bir moleküldür. İneklerde rbGH kullanımı IGF-1 miktarını arttırarak süt verimini arttırır (Anon., 1998a.).rbGH ineğin doğal fizyolojisine karışarak çalışır (Anon.,2001).

Yapay rbGH olarak elde etmek için, ilaç firmaları büyüme hormonunu ineklerden ekstrakte edip sentetik hormonların elde edilmesi için sofistike gen splicing teknikleri kullanır (Anon.,2001). İneklerden alınan hormon, DNA kodunun E.coli DNA’sına enjekte edilerek fazla miktarda rBGH elde edilmektedir (Montague, 1999). Bu hormonlar daha sonra düzenli olarak ineklere enjekte edilir (Anon.,2001).

Bovine somatotropin (bGH)’ nin laktasyonda ineklerde kullanımı süt verimini arttırmaktadır, elde edilen süt normal ineklerden elde edilendekine benzer veya daha fazla yağ içeriğine sahiptir. Sütteki protein içeriği, yağ içeriği kadar istikrarlı olmasa da, artmaktadır (Masoero, 1997).

Tehlikeler ve İnsanlardaki etkileri

rbGH-sütün tüketilmesinin potansiyel risklerinden biri kanserdir. Diğer riskler yapay rbGH’ nin ineklerde neden olduğu sağlık problemlerinden kaynaklanmaktadır (Anon.,2001).

RbGH enjekte edilen inekten elde edilen süt 80’ den fazla farklı ilacın (bunların çoğu hasta ineklerin tedavisinde kullanılan antibiyotiklerdir) tehlikeli kalıntılarını içerebilir (Anon.,2001).

İlaç şirketlerinin sponsorluğunda hormon enjeksiyonunun inekler üzerindeki etkisini ölçmek için yapılan testlerde olsalar dahi kullanımının tehlikeleri görülmüştür.

Kanser

IGF-1 sütün pastörizasyonu sırasında parçalanamamaktadır. İnsanlarda bulunan IGF-1 hücre bölünmesini sağladığı için bu hormonu içeren sütü tüketen kişilerde hormon miktarı artacağı için kanserojen etki yaptığı düşünülmektedir (Anon., 1998a.).

Mastitis

İnek daha fazla miktarlarda süt üretmeye başlayınca mastitise-meme ucu iltihabı- olan dayanımı azalmaktadır. Testler rbGH enjeksiyonu yapılan ineklerde mastitis oranının arttığını göstermektedir (Anon.,2001).

İyi kaliteye sahip süt düşük somatik hücre sayısına sahiptir, bGH sütteki somatik hücre sayısını FDA tarafından belirtildiği gibi arttırmamaktadır ve mastitis oluşumuna etki etmemektedir. Daha önce bildirilen mastitis oluşumundaki artış muhtemelen bGH kullanımından dolayı değil süt veriminin artmasından dolayıdır. (Masoero, 1997).

İlaç kullanımını arttırmak

İneklerde mastitisin artması antibiyotik kullanımını artırmaktadır. Bu da insan sağlığı açısından oldukça risklidir (Anon.,2000). Çünkü rbGH enjeksiyonunun hastalıkları ve ineklerde ilaç kullanımını arttırmaktadır. Tüketiciler Birliği inek memesindeki enfeksiyonların artmasından dolayı hormonla muamele edilmiş inekten elde edilen sütün bakteri ve irin içerdiğini ve muamele edilmemiş inekten elde edilen süte göre daha düşük kaliteli olduğunu bildirmiştir (Anon.,2001).

FDA kalıntıların güvenli seviyede olması durumunda ilaçla kontamine olmuş sütün satılmasına izin vermektedir. Güvenli olarak nitelendirilen seviyelerin tehlikeli hastalıkların ilaca olan dayanımını arttırdığı bulunmuştur. Hastalık etmeni organizmalar ineklerde kullanılan antibiyotiğe maruz kalmakta ve bu şekilde de antibiyotiğe olan dayanıklılıkları artmaktadır (Anon.,2001).

Antibiyotik kullanımı

İnsan sağlığıyla ilgili bir başka endişe de, rbGH kullanımıyla dolaylı olarak baş göstermektedir. Hormon enjekte edilen ineklerde süt verimlerinin artması nedeniyle dayanım limitleri zorlanarak immün sistemleri de zayıflamaktadır. Üreticiler bu hayvanları canlı tutmak için daha fazla antibiyotik ve diğer ilaçlardan kullanmaktadır (Anon.,2001). Bu yüzden rbGH hayvanlarda hastalıkları arttırmakta ve antibiyotik kullanımını zorunlu hale getirmektedir (FDA,1997).

Antibiyotik kullanımının ineklerde artması, antibiyotiğe dirençli bakterilerin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca bu bazı tüketicilerde, sütteki hormon ya da başka bir ilaç kalıntısı alerjik veya başka reaksiyonlara neden olmaktadır. Tüketiciler eğer antibiyotik dirençli bakteri ile enfekte olurlarsa iyileşmeleri güçleşmektedir (FDA,1997). Sağlık görevlileri ayrıca aşırı antibiyotik kullanımının antibiyotik dayanımı olan Salmonella gibi bakterilerin gelişimini teşvik ettiği konusunda da uyarmaktadır (Anon.,2001).

Amerika’da her yıl on bin insan bakterilerin antibiyotik dayanımı kazanması nedeniyle hayatını kaybetmektedir ve bu oran her yıl artmaktadır (Anon.,2001).

Birçok ülkede gıdalarda ilaç kalıntılarını kontrol edmek için programlar oluşturulsa da bunlar pek etkili olmamaktadır. Yasal olmayan uygulamalar oldukça yaygındır. Bazı ülkelerde, özellikle gelişmekte olan, kontrol programları yeterli değıldir (Anon.,2001).

Stres seviyesini artırır

BGH’ nin ineğe rutin enjeksiyonu onun stres seviyesini arttırmaktadır. İnek besini hormonun daha fazla süt üretmeye zorlamasını karşılayabilecek kadar hızlı metabolize edemeyebilir. Bu onun düşük seviyeli bir şok sürecine girmesine neden olmaktadır ve inek bu durum içinde hormon kullanımı devam ettiği sürece kalabilir.

Endüstri testleri ayrıca rbGH’ nin iç organların büyümesine, hamileliğin azalmasına, ısıya olan toleranssızlığının artmasına, hayvanın kalbinden pompalanan kanın dramatik olarak artmasına neden olduğunu göstermektedir (Anon.,2001).

Süt bileşeni

rbGH ile muamele, vücudun yağ mobilizasyon prosesini teşvik etmektedir, bu, artan süt verimini desteklemek için büyüme enerji gereksinimlerini karşılama ihtiyacıyla hızlanmaktadır. RbGH’nin bu birleşmiş etkisi sütteki yağ miktarı veriminin artmasını sağlayabilmektedir. RbGH muamelesinin süt bileşimi üzerindeki etkisi tartışmalı bir konudur. Toplam protein miktarındaki kazein yüzdesi azalmakta whey proteinleri içindeki a-laktalbumin ve b-laktoglobulin miktarının bağıl yüzdesi artmaktadır. (Masoero, 1997).

Hormon injekte edilmiş inek daha yüksek süt verimine sahiptir. Yüksek süt verimini desteklemek için yüksek enerji gereksinmesini karşılama ihtiyacı sütteki protein içeriğini ve kazein-protein oranını etkileyebilmektedir. (Masoero, 1997).

Plazma glikoz seviyesi bGH’ nin ineklerde kullanılması halinde artmakta veya değişmemektedir. Plazma üresi (enerji-protein dengesizliğini ve/veya amino asitlerden glukonogenesisi gösterir) ve kolesterol bGH’ den etkilenmediğinden bGH kullanılan hayvanlardaki plazma glikozundaki artışın sebebi muhtemelen diğer ineklere kıyasla daha fazla besin almasıdır (Masoero, 1997).

Dünyada hormon kullanımı

Kodeks’in çalışma alanlarının çoğunda standartlarda küçük tartışmalar bulunmaktadır. Hormonların veteriner ilacı olarak kullanılması birçok tartışmayı beraberinde getirmiştir. En temel iki sorun şöyledir:

- sığır sürülerinde büyüme hormonlarının kullanımı: estradiol 17-beta, progesterone, testosterone, zeranol and trenbolone acetate;

-ineklerde süt üretimi arttırmak amaçlı hormon kullanımı: recombinant Bovine Somatotropin (rBS yada rbGH).

Her iki durumda da Amerika ve diğer bazı ülkelerle birlikte hormonların kullanımı bilimsel veriler sonucunda belirli limitlerde izin vermektedir. Ama Avrupa ülkeleri her iki durum içinde hormon kullanımına yasak getirmiştir (Jukes, 2000).

FDA 1993 yılında sütlerde rbGH kullanımına izin verdiği için Amerika’da süt ve süt ürünleri etiketlerinde ürünün rbGH içerip içermediğinin belirtilmesi zorunluluğu ortadan kalkmıştır. Amerika’da kullanımı yasallaştırılmasına rağmen Avrupa Birliği ve Kanada’da rbGH kullanımına izin verilmemektedir. Bunun nedeni kansorejen etkisinin olup olmadığının kesinleşmemesidir (Anon., 1998b).

Bazı ilaç üreten firmalar bu hormonun kullanılmasının hayvanın verimini arttıracağını ve böylece süt fiyatlarının düşeceğini savunsa da tüketiciler büyük tepki göstermektedir. Bunun başlıca nedenleri;

-Bazı ülkelerde süt fiyatlarının devlet tarafından belirlenmekte olup gereğinden fazla üretim nedeniyle devlete daha çok ödeme yapılmalıdır.

Bazı ülkelerde hormon ücretlerini çok yüksek olması hormonlu süt fiyatını da otomatik olarak arttıracaktır.

-Hormon kullanımı hem hayvana hem de tüketiciye zarar vermektedir. Hormon kullanan inekten alınan süt hem daha çabuk bozulmakta hem de besin değeri daha düşük olmaktadır.

-Ayrıca rbGH/rbGH kullanılan hayvanın sütündeki IGF-1 miktarını da arttırmaktadır. Tümör oluşumunun ilerlemesine neden olabilen IGF-1 pastörizasyon sıcaklığına dayanıklıdır. Sütte bulunan IGF-1 insanda bulunan hormon ile benzerlik göstermektedir ve midede sindirimle parçalanabilir. Ancak sütte bulunan kazein bu reaksiyonun gerçekleşmesini önlemektedir (Anon., 1997).

Bunlara ek olarak hormon uygulana ineklerde mastisit gibi hastalıklar tekrar edebilmekte ve bu da antibiyotik kullanımını gerektirmektedir. İneklerde antibiyotiğin fazla kullanımı da bakterilerin antibiyotiğe dirençlerinin artmasına neden olarak toplum sağlığını tehdit etmektedir. Yine antibiyotik süte karışabilmekte ve süt ve süt ürünleri açısından risk oluşturmaktadır. (Anon.,1998b)

Tüketici Tercihi

RbGH kullanan hayvan üreticileri kendi kişisel ekonomik faydaları için süt tüketicilerini riske atmaktadırlar.birçok tüketici organizasyonları bunu ortaya atmakta ve tüketicilerin sütlerinin rbGH içerdiğinden haberdar olmamaktadır. RbGH ile muamele olmuş ineğin sütünü ya bir sağlık riski içerdiğinden ya da bir başka nedenden dolayı tüketmek istemeyen tüketici için bunun süt üzerinde etiketlenmesi gerekmektedir (FDA,1997).

Ayrıca hayvan ürünlerinde olası kalıntılarda endişe uyandırmaktadır. Dahası, tüketiciler hayvan sağlığı ve tedavisi konularında büyüyen bir ilgi söz konusudur. Ayrıca antibiyotik kullanımıyla oldukça ilgilenmektedirler. Avrupa’da yapılan düzenlemelerle çiftçilerin hormon ve antibiyotik kullanımı sınırlanmaktadır. Hormon ve antibiyotik kullanımının hayvanlar ve toplum sağlığına hiçbir negatif etkisi henüz bilinmese de tüketicilerin endişesi dikkate alınmalıdır (Refsdal, 2000).

ÖNLEMLER

Yeniden kombine edilmiş bovine somatotropin (rbGH) diğer adıyla bovine growth hormone (rbGH) süt verimini arttırmak için kullanılır. Bu hormonun emzirme dönemindeki hayvanlar üzerinde etkisini araştırmak için bir çok çalışma yapılmıştır. Ayrıca kullanımının insanlar üzerindeki etkileri kesinleşmediği içinde süt verimini arttırmak için yeni yollar aranmakta ya da rbGH kullanımı iyileştirilmektedir.

Leibovich ve ark. (2001) yeniden kombine edilmiş ovine placental lactogen (oPL) ve ovine growth hormone (oGH)’nun kuzuların büyümesi ve koyunların süt verimi üzerine etkisini araştırmışlardır. oPL ve oGH’nin fiziksel gelişim ve süt sentezi üzerine etkileri karşılaştırılmıştır. Buna göre iki hormonda büyüme hızında yaklaşık %10-25 oranında bir artış sağlamaktadır. Ancak oGH kan serumundaki Insulin-Like Growth Factor-1 (IGF-1) miktarının artmasına neden olurken oPL’nin IGF-1 miktarına etki etmemektedir.

Ovine PL’nin büyüme hızına etkisi oGH ile aynıyken süt verimine etkisi daha düşüktür. Ovine PL’nin büyüme ve süt salgılama uyarı mekanizması oGH’ın mekanizmasından farklıdır, çünkü oGH kan serumundaki IGF-1 miktarını arttırmaktadır ki zaten süt salgılanmasını uyaran hormon-protein de IGF-1’dir. (Leibovich., 2001).

Gallo ve ark. (1997) rbGH enjekte edilen ineklerdeki süt verimine ve yapısına genetik ve çevresel faktörlerin de etkisini araştırmışlardır. RbGH hormonu uygulamasında, büyüme hızları düşük tahmin edilen ineklerin, yüksek genetik yapıya sahip ineklere göre daha iyi sonuç verdikleri gözlenmiştir. Bu nedenle bütün inek sürüleri yerine yalnız düşük genetik yapıya sahip inek sürülerine rbGH uygulaması önerilmektedir.

Veterinerlerin, çiftçilerin ve tüketicilerin hormon ve antibiyotik kullanımına ilişkin farklı görüşleri var. Hasta hayvanlar hem hayvanın iyileştirilmesi noktasında hem de ürünlerinin kapasitesinin iyileştirilmesi noktasında tedavi edilmelidir. Tedavi doğru teşhis ile yapılmalı ve hormon ve antibiyotik kullanıldığında tedavinin etkinliği raporlanmalıdır. Ayrıca her hayvana ait hormon ve antibiyotik uygulamaları kaydedilmelidir. Antibiyotik kullanıldığında terapide etkili olacak enfeksiyon ajanlarının bulunduğu bilinmelidir. Hormon ve antibiyotiğin fazla kullanımı, sorunu maskelemek için kullanımına izin verilmemektedir (Refsdal, 2000).

Kaymaklı Yoğurt Üretimi

Süt Tozu, tuz, şeker

stabilizatör

Sütte hormon kalıntısı, kaymaklı yoğurt üretim aşamalarında hammaddede bulunan bir kimyasal tehlike oluşturmaktadır. Bu tehlike yoğurt üretim aşamalrının hiçbirinde önlenemez. Bu tehlike için belirlenmiş herhangi bir limit değer mevcut değildir. Birlikler arasında herhangi bir anlaşma mevcut değildir. Kodex de yıllardır bir mRL değeri belirlemeya çalışmaktadır. Hormonun insane sağlığına verdiği zarar belirlenmemiştir.Fakat henüz hormon kullanımı konusunda herhangi bir anlaşmaya varılamamıştır ve tartışmalar da devam etmektedir. Fakat şu anda ABD ve diğer bazı ülkeler hormon kullanımına izin vermektedir. Avrupa ülkelerinde ise hormon kullanımı yasaktır.

SONUÇ

Tartışmalar birçok bilimsel, teknik, sosyal ve kültürel görünüş içermektedir.

Sütte hormon tartışması ise çok uzun zamandır halen gündemdedir. Henüz sütte hormon kullanımına ait bir limit değeri kodeks tarafından belirlenememiştir

KAYNAKLAR

Anonymous,1997.http://www.consumersinternational.org/news/press_archive/milk-hormones.html “Milk and Hormones Don’t Mix Says International Consumer Federation”

Anonymous, 1998a. http://www.monitor.net/rachel/r593.html, “MILK, RBGH AND CANCER”

Anonymous, 1998b. http://www.organicconsumers.org/rBGH/rach598.htm

Anonymous,200o., http://www.fda.gov/cvm/index/bGH/RBRPTFNL.htm “Report on the Food and Drug Administration’s Review of the Safety of Recombinant Bovine Somatotropin”.

Anonymous,2001., http://www.liberation-mag.org.uk/BGH.htm “Turning Cows Into Biotech Milk Machines”.

“BREAST CANCER, RBGH AND MILK”

FDA. 1997. Hormones in Milk Production: The Case Against

Gallo, L., Carnier, P., Cassadro, M., 1997. “Genetic and nongenetic effects on the response of Holstein cows to slow-release somatropin injection” Livestock Production Science 49 s:269-275.

Jukes,D. 2000.The role of science in international food standards. Food Control.11.s.181-194

Leibovich, H., Getrler, A., Bazer, F., Gootwine, E., 2001. “Effects of recombinant ovine placental lactogen and recombinant ovine growth hormone on growth of lambs and milk production of ewes” Livestock Production Science 68 s:79-86

Masoero, F., Moschini, M., Rossi, F., Piva, G., 1998. “Effect of bovine somatotropin on milk production, milk quality and the cheese-making properties of Grana Padano cheese” Livestock Production Science 54 s:107-114.

Montague,P. 1999., “Some Dangers of Hormones in Milk. Milk, rBGH, and Biotechnology”.

Refsdal,A.O. 2000. To treat or not to treat :a proper use of hormones and antibiotics. Animal Reproduction Science. 60–61 2000 109–119.

Tamime, A. Y, 1999. “Yoghurt : science and technology” Cambridge : Woodhead.

12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy