‘doğa’ Arama Sonuçları

Asit Yağmurları

Asit Yağmurları

Kükürt ve azot dioksitlerin atmosferdeki nemle birleşerek sülfirik ve nitrik asitli yağmur, kar ya da dolu oluşturması biçiminde kirliliğe verilen genel ad. Bu tür yağmurda tanecikler siste asılı olarak süspansiyon oluşturabilir ya da en kuru halde birikebilirler.

 Süspansiyon : Bir katının bir sıvı içerisinde ya da havada (sis içinde) çözünmeden dağılmasıyla oluşan heterojen karışımlardır. Ayran,kahve,tebeşir tozu+su…. 

 Asit yağmurlarının verdiği ileri sürülen zararın bir bölümünün aslında bazı doğal nedenlerden kaynaklandığı yapılan araştırmalar sonucunda anlaşılmışsa da,petrol ve kömür yanmasından oluşan kükürt dioksit ile otomobil motorlarından çıkan azot oksitin, asit yağmuru sorununu büyük ölçüde şiddetlendirdiği kesindir.

 Kirliliğe yol açan tanecikler,kaynaklarından binlece kilometre uzağa rüzgarla taşınabilir.Sözgelimi A.B.D’nin kuzey doğusundaki asit yağmurlarına,Kanada’dan yayılanlar da katılmış,Kanada’nın doğusundaki kükürt içeren yağış,A.BD’den kaynaklanmıştır.

 Bilim adamlarının tümü asit yağmurlarının  denetlenmesi için biran önce yasalar çıkarılmasını istemektedirler.Ne var,ki söz konusu yasaların yol açacağı harcamalarçok yüksektir,bu yüzden  de sorunun çözülmesi sürekli ertelenmektedir

Hava Kirliliği ve Asit Yağmurlarının İnsan ve Toprak Üzerine Etkileri

Yıllardır ayrıntılı araştırma konusu olmamış konulardan birisi olan asit yağmurları, son yıllarda yurdumuzda da etkisini hissettirmeye başlayan, meteorolojik hadiselerle atmosferden yeryüzüne inen ve insanlar üzerinde olumsuz etki bırakan kirletici elementler içeren yağmurlar olarak bilinir.

Endüstriyel faaliyetler, konutlarda ısınma amaçlı olarak kullanılan fosil yakıtlar, motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları ve fosil yakıtlara dayalı olarak enerji üreten termik santraller, bu faaliyetleri sonucu havayı kirletmekte ve kükürt di oksit, azot oksit, partikül madde ve hidrokarbon yaymaktadır. 2 ile 7 gün arasında havada asili kalabilen bu kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal ve fiziksel reaksiyonlara uğrayarak, zaman zaman çok uzaklara taşınabilmekte, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bileşenlerle tepkimeye girerek sülfürüz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) gibi kirletici maddelerin oluşumuna sebebiyet verirler. Çeşitli yanma olayları sonucu havaya karışan SO2, SO3, NOx gibi gazlar yağışla birleşip asit meydana getirebilmekte ve bunların yeryüzüne yağması ile asit yağmurları oluşmaktadır. Bunların yeryüzüne geri dönüşleri kuru ve yas asit depolanması sonucu olur. Yas depolamada atmosferde oluşan bütün ürünler, yağmur ve kar içinde çözünmüş halde yeryüzüne taşınırlar. Kuru depolamada ise atmosferdeki partiküllerin ve gazların yeryüzüne taşınması esnasında yağmur veya kar bulunmaz, sis içinde aerosol seklinde bulunurlar. Bu çerçevede belirtildiği gibi, yalnız  yağmur değil, diğer bütün yağış biçimleri de asidik olabilmektedir Asit yağmuru toprağın kimyasal yapısını ve biyolojik koşullarını etkilemektedir. Toprağın yapısında bulunan kalsiyum, magnezyum gibi elementleri yıkayarak taban suyuna taşımakta, toprağın zayıflamasına ve zirai verimin düşmesine neden olmaktadır. Toprağın asitleşmesine en çok katkıda bulunan maddeler, atmosferde birikme sonucu toprağa geçen kükürt bileşikleridir. Azot bileşikleri ise bitkilerin özümseyeceği miktardan fazla olduğu zaman toprağın asitleşmesinde rol oynamaktadır.

Asitleşmenin çevre üzerinde dolaylı olmakla birlikte yine çok önemli etkilerinden biri de, endüstriyel faaliyetler sonucu oluşan asit nemidir. Toprağa ya da göl yataklarına inmiş cıva, kadmiyum ya da alüminyum gibi zehirli maddelerle tepkimeye girebilmekte ve normal koşullar altında çözünmez sayılan bu maddeler, asidik nemle tepkimenin sonucunda, besin zinciri ya da içme suyu yoluyla bitki, hayvan ve insana ulaşıp toksik etkiler yaratmaktadır. Ağaç köklerinin besin toplama yeteneğinin bozulmasının sorumlusu da gene asitleşme sonucunda toprakta harekete geçen alüminyumdur.

Asidik zerrecikler genellikle sülfür dioksit ve nitrik oksitlerin atmosferdeki yayılması ile oluşur. Sonuçta oluşan nitrik ve sülfürik asit diğer partiküller (toz, is, kurum, duman vs) üzerine yapışır. Bu partiküllerin direkt olarak solunması bu asidik yapıların doğrudan akciğerlere kadar gitmesine neden olmaktadır. Bu asidik yapıdaki tozlar ve gazlar nemli ve sıcak akciğer alueollerinde kimyasal olarak kana geçebilirler.

Asit yağmurlarının insanlar üzerindeki dolaylı etkileri yüzey ve içme suları, yer altı suları, toprak, ağır metaller, bitkiler ve balıklar üzerindeki etkilerine bağlı olarak bu unsurların kullanılması sonucunda uzun vadede insan bünyesinde asidik depolanmaya neden olur.

Asit yağmurlarının insan sağlığı üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri düşünüldüğünde ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç olduğu açıktır. Bu doğrultuda Devlet Meteoroloji İsleri Genel Müdürlüğü olarak asit yağmurları olarak bilinen kirletici içeren yağışlar konusunda başlatılan araştırma çerçevesinde Aralık 1998 tarihinde Ankara Bölge Meteoroloji İstasyonundan toplanan yağmur numunelerinde yapılan analiz sonuçları

Ekonomik faaliyet, kıtlığa karşı yapılan bir savaştır. İnsan bu savaşta bir takım değerleri

üretip- tüketirken başka bir değer olan kaliteyi ÇEVRE’Yİ de tüketmektedir: Hava, su,

yeşil ve toprak gibi …… Biri kirlendiği zaman beraberinde, zincirleme olarak, diğerleri ve bunlardan yararlanan insanlar da kirlenmekte ve yok olmaktadır.

Görüldüğü gibi hava doğal ve yapay etmenlerce kirletilmektedir. Yapay etmenlerin

temelinde insan bulunmaktadır.Fabrikadan, evlerden ve araçlardan çıkan dumanlar

tarafından atmosfer durmadan kirlenmektedir

Bu kirlilik doğrudan olduğu gibi asit yağmurları yoluyla da bitkiye, insana, suya, toprağa

ve tasa etki etmektedir.

Termik santrallerde, ısıtmada ve endüstri kurumlarında kullanılan kömür atmosfere kül

(kadmiyum, çelik, kursun) CO2 ve SO2 yaymaktadır Dünyada olduğu

gibi Türkiye’de kömür ve petrol tüketimi giderek artmaktadır.

Artan taşıt sayısı da petrol tüketimini dolayısıyla atmosferdeki karbon monoksit gazini

yükseltmektedir.

Yanardağlar da havadaki SO2 ve CO2 gibi gazların miktarını arttırmaktadır.

Bu gazlar havadaki su buhari ile birleşirler;

H2O  +  SO2   –>   H2SO4 (sülfirik asit) ve

H2O  +   NO2   –>   HNO3 (nitrik asit) olarak yere düşerler.

Hava kirliliği, ışınların yere ulaşmasını ve atmosfere yayılmasına da engelleyerek iklim

üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.Asit yağışları yapraklardaki klorofilin bozulmasına

ve bitkinin sararıp kurumasına neden olmaktadır.

Bilindiği gibi bitkiler, fotosentez sırasında CO2 tüketir. Asit yağmurları, bitkileri kurutarak, diğer yandan atmosferdeki CO2 (karbondioksit) tutarının artması için ortam hazırlamaktadır. Başka bir anlatımla, bir olumsuzluk bir başka olumsuzluğu üretmektedir.

Biz bu asit yağışlarının etkilerini görebilmek için iki asamadan oluşan deneylere giriştik:

Birinci aşamada 16 saksıya kızıl çam, 20 saksıya fasulye ve nohut ekildi.

Kızıl çam ve fasulyeler 4’er saksıdan oluşmak üzere 5’er gruba ayrıldı. Her grup pH3, pH4,5, pH6, yağmur suyu ve çeşme suyu gibi asidik değeri farklı sularla sulandı. Çalışma 2 ay sürdü. Çalışmalara çeşitli sınıflardan 15 öğrenci katildi.

Çalışmalarımızda kullanılmak üzere, topladığımız yağmur suyunun asidik değeri ölçüldü: İlk yağış  pH5,5, ikinci ve daha sonraki yağışlar pH6 olarak saptandı. Bu da bize hava kirliliği ve onun oluşturduğu asit yağmurlarının çevremizde bir realite olduğunu kanıtlamaktadır.

Ülkemizde son yıllarda, olumsuz gelişmelere asit yağmurları da eklenmiştir. Asit yağmurları yüzünden asidik hale gelen topraktan besin kaybı kolaylaşırken aluminyum gibi ağaç köklerine zararlı maddelerin biriktiği görülmüş bulunuyor. Amerika’da bazı yıllarda görülen ağaç kayıpları üzerine çalışmalar yapılarak bu olayın temel mekanizmaları aydınlatılmaya çalışılıyor. Hatta bu konuda araştırma yapmak üzere Kanada ile ortak bir çalışma başlatılmış durumda.

Asit yağmurları sanayi şehirlerimizde yani karbondioksit in fazla olduğu yerlerde,hava akımının olmadığı yerlerdedir.Ülkemizde buna en iyi örnek Manisa’dır.

Birleşmiş Milletler’in yayınladığı bir rapor, İngiltere’deki ağaçların %25′inin asit yağmurlarından etkilendiğini ve bu oranın gittikçe artığını yazmaktadır. Başka bir raporda da; yeryüzündeki 800 milyon hektar yağmur ormandan 330 milyonunun Brezilya’da bulunduğu, ekonomik meselelerinden dolayı insanlar tarafından son bir yılda 17 milyon hektarının yok edildiği, bu duruma bir çözüm bulunmazsa ve kesim bu hızla devam ederse, 2020 yılında, dünyanın oksijen deposu olan bu yağmur ormanların yok olacağı yazmaktadır.

12 Temmuz 2007

İçindekiler

İÇİNDEKİLER

BÖLÜM 1 5

1. KALİTE’NİN TANIMI, EVRELERİ VE TARİHÇESİ 5

1.1. Kalitenin Tanımı 5

1.2. Kalitenin Evreleri ve Tarihçesi 7

1.2.1. Muayene Evresi 7

1.2.2. Kalite Kontrol Evresi 9

1.2.3. Kalite Güvencesi ve Toplam Kalite Evresi 11

BÖLÜM 2 13

2. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ FELSEFESİ VE TEMEL KAVRAMLAR 13

2. 1. Temel Yaklaşım ve Toplam Kalite Yönetimi 13

2.2. TEMEL KAVRAMLAR 17

2.2.1. İç Müşteri Kavramı 17

2.2.2. Dış Müşteri Kavramı 19

2.2.3. Müşteri Tatmini 19

2.3. Kalitenin Boyutları 22

2.3.1. Gerçek Kalite Karakteristiği 24

2. 4. Kalite ve Rekabet İlişkisi 29

2. 5. Kalite ve Verimlilik İlişkisi 31

2. 6. Kalite ve Maliyet İlişkisi 34

2. 6. 1. Uygunluk Kalitesi – Maliyet İlişkisi 37

2. 6. 2. Gerçek Kalite – Maliyet İlişkisi 40

2. 7. 1. Kalite Maliyeti Elemanlarının Tanımı 42

2. 8. Kalite ve Strateji İlişkisi 49

BÖLÜM 3 51

3. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ’NİN ÖĞELERİ 51

3. 1. Müşteri Odaklılık 51

3. 2. Önce İnsan Anlayışı 52

3. 2. 1. Klasik Yönetim ve Toplam Kalite Yönetimi 54

3. 3. Tam Katılım 56

3. 4. Sürekli İyileştirme 58

3. 5. Ekip Çalışması 58

BÖLÜM 4 60

4. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ VE KALİTE YAKLAŞIMLARI 60

4. 1. DEMİNG’ in Kalite Yaklaşımı 60

4.2. Joseph M. Juran’ın Kalite Yaklaşımı 66

4.3. Arnold V. Feigenbaum’un Kalite Yaklaşımı 69

4.4. Kaoru ISHIKAWA’nın Kalite Yaklaşımı 74

4.5. Phil CROSBY’nin Kalite Yaklaşımı 80

4.6. Peter DRUCKER’in Kalite Anlayışı 85

4.7. Genichi TAGUCHİ’nin Kalite Anlayışı 86

4.8. Charles B. HANDY’nin Kalite Anlayışı 87

4.9. Tom J. PETERS’in Kalite Anlayışı 88

4.10. Garvin’in Kalite Anlayışı 90

KAYNAKÇA………………………………………………………………………….…..92

BÖLÜM 1

1. KALİTE’NİN TANIMI, EVRELERİ VE TARİHÇESİ

1.1. Kalitenin Tanımı

Kalite kavramı günümüzde yaşamın her aşamasında kullanılmasına rağmen herkesin genel olarak uzlaşacağı bir kalite tanımı yapılması neredeyse imkansızdır. Kaliteli mal ile çoğu kez pahalı olan, dayanıklı ve üstün niteliklere sahip mal ifade edilmektedir. Bu da, kalite kavramının yanlış veya olması gerekenden daha dar anlamda kullanılmasıdır. Değişik kalite tanımlarının yapılması kalitenin çok boyutlu olmasından kaynaklanmaktadır. Kalitenin pek çok değişik tanımları yapılmıştır. Bunlardan bazıları;

Kalite mükemmellik değildir, kalite ihtiyaçlara uygunluktur.

Kalite önlemdir; sorunlar ortaya çıkmadan önce çözümlerini oluşturur, ürün ve hizmetlerin yapısına kusursuzluk katar.

Kalite, müşterinin tatminidir; ürün ve hizmetin ne kadar iyi olduğu konusundaki son kararın verdiği memnunluktur.

Kalite verimliliktir; işleri yapabilmek için gerekli eğitimden geçen, ihtiyaç duyduğu araç-gereç ve talimatlarla desteklenen personel ile elde edilir.

Kalite esnekliktir; talepleri karşılamak için değişmeyi göze almak ve bu konuda istekli olmaktır.

Kalite etkili olmaktır; işleri çabuk ve doğru olarak yapmaktır.

Kalite bir süreçtir; süregelen bir gelişmeyi kapsar.

Kalite, bir yatırımdır; uzun dönemde bir işi ilk defada doğru olarak yapmak, hatayı sonradan düzeltmekten daha ucuzdur.

Bu tanımlara ilave olarak dünya çapındaki kuruluş ve uzmanlar tarafından yapılmış olan kalite tanımları da şöyledir;

Kalite, bir ürün ya da hizmetin belirlenen veya olabilecek ihtiyaçları karşılama kabiliyetine dayanan özelliklerinin toplamıdır. (TS-ISO9005)

Kalite, bir mal ya da hizmetin belirli bir gerekliliği karşılayabilme yeteneklerini ortaya koyan karakteristiklerin tümüdür. (Amerikan Kalite Kontrol Derneği-ASQC)

Kalite, bir malın ya da hizmetin tüketicinin isteklerine uygunluk derecesidir.

(Avrupa Kalite Kontrol Organizasyonu-EOQC)

Kalite, ürün ya da hizmeti ekonomik bir yoldan üreten ve tüketicinin isteklerine cevap veren bir üretim sistemidir. (Japon Sanayi Standartları Komitesi-JIS)

Kalite, kusursuzluk anlayışına sistemli bir yaklaşımdır.

Kalite, kullanıma uygunluktur. (J. Joseph JURAN)

Kalite, şartlara uygunluktur. (Philip CROSBY)

Kalite kontrol uygulamak, en ekonomik, en kullanışlı ve müşteriyi daima tatmin eden kaliteli ürünü geliştirmek, tasarımını yapmak, üretmek ve satış sonrası servislerini vermektir. (Dr. Kaoru ISHIKAWA)

Tüm bu yapılan tanımları kısaca özetlemek gerekirse diyebiliriz ki: Kalite, bir ürün ya da hizmet hakkında müşteri ya da kullanıcıların yargısı olup, beklentiler ve gereksinimlerin karşılanmasına olan inançların ölçüsüdür. Örneğin, bir otomobil satın alan müşterinin kontak anahtarını bir kez çevirmesi ile çalışabilecek bir motora sahip olması gibi bir beklentisi vardır. Motor ilk kez çalışmadığında müşterinin beklentisi karşılanmamış olacaktır ve müşteri, aracın kalitesini yetersiz olarak algılayacaktır.

Kalitenin tüm bu tanımlamalar ışığında düşünülerek algılanması ve hiçbir zaman fiyat açısından daha pahalı, özellikleri açısından daha kullanışlı, görünümü açısından daha estetik vb. nitelikler taşıyan bir ürüne, şayet kişinin istek ve ihtiyaçlarını karşılayabilmekte ise kalitelidir diyebiliriz.

1.2. Kalitenin Evreleri ve Tarihçesi

Kalitenin tarihsel gelişimini incelerken konuyu üç başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar; muayene, kalite kontrol, kalite güvencesi ve toplam kalitedir.

1.2.1. Muayene Evresi

İlk olarak M.Ö. 2150 tarihli Hammurabi Kanunlarında kaliteye referans verilebilir. “Bir inşaat ustasının inşa ettiği bir ev, ustanın yetersizliği ve işini gereği gibi yapmaması nedeniyle yıkılarak ev sahibinin ölümüne yol açarsa o usta öldürülecektir”. Bu madde de öngörülen ceza ilkel de olsa kalite olgusunu açık bir şekilde anlatmaktadır. Phoenician muayene görevlileri, ürün kalitesinde sürekli yapılan uygunsuzlukları kusurlu ürünü yapanın elini keserek önlemeye çalışıyorlardı. Muayene görevlileri ürünleri, yönetimin belirlemiş olduğu spesifikasyonlara uygunluğu açısından kontrol ederek kabul ya da ret kararı veriyorlardı. Amaç, ürünler ile ilgili şikayetlerin karşılanması ve ticari ahlakın oluşturulmasının sağlanması idi. M.Ö. 1450 yılında ise eski Mısır’da muayene görevlileri taş blokların yüzeylerinin dikliğini telden oluşturdukları bir araç ile kontrol ediyorlardı. Bu yöntemi Orta Amerika’da Aztekler de kullanmıştır.

13. yüzyıl boyunca çıraklık ve esnaf loncaları gelişmiştir. Ustalar, hem eğitici, hem muayene görevlisi idiler. Onlar ticareti, ürünlerini ve müşterilerini çok iyi tanıyorlardı ve yaptıkları iş ile birlikte kaliteyi inşa ediyorlardı. Ustalar yaptıkları işten ve başkalarını kaliteli iş yapmaları için eğitmekten gurur duyuyorlardı. Yönetim, ağırlık ve ölçü standartları oluşturmuştu. Loncalarda “iş ahlakı” ile ilgili düzenlemeler de vardı. Lonca sisteminde usta çırak ilişkileri dolaysız bir nitelik taşımaktaydı. Çırak belirli safhalardan geçtikten sonra kalfa ve ustalığa yükselmekteydi ve her yükselişte kendine özgü merasimler yapılmaktaydı. Bu merasimler hem güdüleme, hem de kimin ne seviyede olduğunu gösterme açısından önemliydi. Böylece “konunun uzmanlarına iş yaptırılmış” olmaktaydı. Ayrıca usta, yerine adam yetiştirmek zorundaydı. Lonca sisteminde işçi, üretim sürecinin her aşamasında çalıştığı için “işin tümünü görebilmekte” ve hammaddeden başlayarak mamulün bitimine kadar her konuyu bilmekteydi. Bugün de aynı amaçla “iş rotasyonu” ve “iş zenginleştirme” yöntemleri uygulanmaktadır. Özetle Osmanlı’da kalite olgusunun loncalarda başladığını söyleyebiliriz.

Bu aşamanın temel yaklaşımı tüketiciye hatalı ürünlerin gitmemesini sağlamaktır. Bu yaklaşım tüketiciyi korumuş ancak üreticide sıkıntı yaratmıştır. Çünkü muayene edilerek hatalı bulunan ürünler üretici için zarar oluşturmuştur. Bu açıdan üreticiyi de koruyan bir sistem üzerinde durulmuş ve kalite kontrol aşamasına geçilmiştir.

1.2.2. Kalite Kontrol Evresi

20. yüzyıl başlarında atölyelerin yerini büyük ölçekli fabrikalar alınca, geleneksel atölye yönetiminin yaklaşımları yetersiz kaldı ve bu durum verimliliği arttırma başta olmak üzere, üretim sisteminin daha iyi yönetilmesine ilişkin birçok araştırmanın yapılmasına neden oldu. İşte bu dönemde üretimdeki değişikliğin getirmiş olduğu problemlere çözüm arayan ve bilimsel çalışmalarıyla kalite olgusuna katkıda bulunan kişilerden biri de “Bilimsel Yönetimin” babası Frederick Winslow Taylor’dur. Taylor, işletmelerdeki verimsiz ve israflı çalışmalara dikkati çekmiş ve bunun sorumlusunun bilimsel yöntemlerden yararlanmayı bilmeyen yönetim kadroları olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda planlama ve üretimin birbirinden ayrılmasını, işin mühendisler tarafından en ince teferruatına kadar planlanmasını ve nasıl yapılacağının işçilere anlatılmasının gerekli olduğunu savunmuştur. Çünkü eğitimsiz işçiden işini geliştirmesini bekleyemeyiz demiştir. Böylece vasıfsız bir işçiyi çalıştırmada talimatların ve prosedürlerin önemi anlaşılmıştır. Taylor’un, Adam Smith’in “Milletlerin Refahı” adlı eserinden esinlenerek uzmanlığa da çok önem verdiği söylenmiştir. Taylor işi mümkün olan en küçük parçalarına ayırarak nasıl ve ne kadar sürede yapılması gerektiğini hesaplayarak bazı standartlar geliştirmiştir. Standartların belirlenmesiyle “birinci sınıf adam” kavramı ortaya çıkmış ve bu standartlara uygun işi bitirenlere veya standartların üzerinde üretenlere prim verilmesini önermiştir. Böylece üretimde ve kalitede artış, verimsizlik ve maliyetlerde azalış sağlanabilmiştir. Kısa bir süre bu çalışmalar iyi sonuç vermiştir. Ancak, insanı bir makine gibi gören, sadece verilen emirleri yerine getiren, standart sürede en fazla ürün üretmeye çalışan insanları yaratan bu sistem, daha sonra çalışanlar üzerinde tatminsizliklere neden olmuş, bu durum verimsiz çalışmanın bir diğer nedenini oluşturmuştur. Bir zaman sonra Taylor’un takipçisi Gant, “birinci sınıf adam” kavramına karşı çıkmış, “ortalama adam” kavramının standartlarda baz alınması gereğini savunmuştur.

Birinci Dünya Savaşının ortaya çıkardığı koşullar, imalat sistemini eskiye göre daha karmaşık hale getirmiş ve kalite kontrol işlevinin bu alanda uzmanlaşmış kişiler tarafından yerine getirilmesi zorunlu olmuştur. Bu aşama “muayene” olarak nitelendirilmektedir. Bu gelişmelerin sonucu olarak kalite kontrol işlemleri, üretim bölümünün sorumluluğundan ayrılarak bağımsız bir birim halinde işletme örgütü içinde yerini almıştır.

1924 yılında bir matematikçi olan Dr. Walter Shewhart, ilk kez Bell Laboratuarlarında, seri üretim ortamında kalitenin ekonomik olarak kontrolü için bir yöntem olan İstatistiksel Kalite Kontrol (İKK) kavramını gündeme getirdi. Daha sonra giderek yaygınlaşan kütle üretiminin kalite kontrol ihtiyaçlarını karşılamak üzere ABD, İngiltere gibi birçok endüstri ülkesinin fabrikalarında kullanılmaya ve yayılmaya başladı. Çünkü kütle üretiminde, miktarların çok yüksek olması %100 muayeneyi olanaksız kılmıştı. Örnekleme yaparak, tüm üretim partisinin kalitesi hakkında istatiksel çıkarım yapmaya yönelik olan İKK, gerçekten büyük faydalar sağladı. Bu dönemde muayenecilerin rolü değişti ve sayıları azaldı. Örnekleme, kontrol şemaları gibi bazı istatiksel araçları kullanarak kalite kontroldeki görevlerini devam ettirdiler.

İKK uygulamalarının iyice kendini kabul ettirdiği dönem ise II: Dünya Savaşıdır. Savaşın, İKK ve bunun temelini oluşturan İstatistik Teorisi sayesinde kazanıldığı bile iddia edildi. Hatta bu yöntemler Nazi güçlerinin teslim olmasına kadar askeri bir sır olarak gizli tutuldu. Önceleri ürün kalitesinin kontrolüne ağırlık veren İKK, II. Dünya Savaşı sonrasında ise İstatiksel Süreç Kontrolü (İSK) yönünde gelişmeye başladı. Ancak üretim süreçlerinin karmaşık hale gelmesi, muayeneciler ve karar alanlar arasında eşgüdüm ve geri besleme mekanizmasının oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir. Bunun sonucunda “Kalite Güvencesi ve Toplam Kalite Yönetimi” anlayışı ve aşaması yaşama geçmiştir. Böylece kalitenin kontrolü, tasarım aşamasından başlayarak, ara girdiler, işlem içi ve son çıktı aşamalarını izlemek suretiyle kalite yönetimine doğru geliştirilmeye başlanmıştır.

1.2.3. Kalite Güvencesi ve Toplam Kalite Evresi

Çağdaş kalite felsefesinin düşünce ustaları olarak bilinen William Edwards Deming, Joseph M. Juran, Philip Crosby “Toplam Kalite Yönetimi” anlayışının temellerini kurmuşlar, Armand V. Feigenbaum ve Kaoru Ishikawa da yaptıkları katkılarla binanın gövdesini ve çatısını inşa etmişlerdir. Toplam Kalite Yönetimi’nin kökeni II. Dünya Savaşı’ndan sonra Japonların tekrar kalkınmasındaki ilk dönemlere kadar uzanır. W. Edward Deming ve Joseph M. Juran’ın ABD’nin sınırları dışında süreç kontrolü, kalite yönetimi ve istatistiksel kalite kontrol gerçeğini yaymaya başlaması istekleri 1940’lı yılların ilk dönemlerine rastlamaktadır. Bu kavramlar ABD’de geliştirilmiştir. Ancak onları uygulayan ve benimseyen ilk insanlar Japonlar olmuştur.

Bu arada, General Electric firmasında kalite yöneticisi olarak görev yapan Armand V. Feigenbaum, kalite kontroldeki deneyimlerini ve görüşlerini açıkladığı ve “Industrial Quality Control” mecmuasında yayınlanan bir makalesinde ilk kez, “Toplam Kalite Kontrol” kavramını kullandı (1957) ve kalitenin, sadece kalite bölümünün sorumluluğu olmadığını ifade ederek çalışan herkesin kalite olayına karışması gerektiği fikrini ortaya attı. Böylece Toplam Kalite Kontrol devri başlamış oldu. 1962 yılında Dr. Kaoru Ishikawa, Feigenbaum’un TKK anlayışından bazı noktalarda farklılık gösteren ve Toyota fabrikalarında uygulanan bu yönetim şekline “Firma Çapında Kalite Kontrol” adını verdi.

Dış rekabet 1970’li yıllarda Amerikan şirketlerini tehdit etmeye başladı. Özellikle otomobil ve beyaz eşyada Japon kalitesi, üstünlüğünü kanıtlamıştı. Tüketiciler satın alma kararını verirken ürünün uzun-erimli yaşamı ile fiyat ve kaliteyi de göz önüne almaya başlamışlardı. Tüketicilerin kalite ile giderek artan bir şekilde ilgilenmeleri ve dış rekabet, Amerikan şirketlerinin kaliteye daha fazla önem vermelerine yol açtı. 80’li yılların başlarında kalite, kuruluşların tüm fonksiyonlarına girmeye başladı. İşletmeler yalnızca imalata değil, sistemin bütününe odaklanmaya başladı. Kuruluşlarda ileriye dönük varolabilmek için sürekli iyileştirme çalışmalarının gerekliliği ve önemi anlaşılmıştı. Ülkemizdeki kuruluşların da bu gelişmelerden etkilenmemeleri beklenemezdi kuşkusuz. Özellikle 90’lı yıllara doğru özel sektör işletmelerinin kalite sistemlerine ve sürekli iyileştirme çalışmalarına olan ilgisi hissedilmeye başlanmıştır.

Sürekli iyileşme ve gelişme kavramına ilerleyen bölümlerde geniş kapsamlı olarak değinilmiştir. Özellikle Japonca’da “Kai” (değişim) ve “Zen” (iyi) anlamına gelen iki sözcüğün, sürekli iyileşme ve gelişmeyi tanımlar nitelikte bir kavram olduğunu belirtebilir ve kısaca Kaizen olarak tanımlandığını söyleyebiliriz.

BÖLÜM 2

2. TOPLAM KALİTE YÖNETİMİ FELSEFESİ VE TEMEL KAVRAMLAR

2. 1. Temel Yaklaşım ve Toplam Kalite Yönetimi

İnsan sadece üretim faktörleri arasında ön plana geçmekle kalmamış, müşteri olarak ağırlığını işletmeler üzerinde hissettirmeye başlamıştır. Bu yüzden de günümüzde kalite, müşteri ihtiyaçlarıyla elele koşan bir hedef haline gelmiştir. Günümüz rekabet ortamında gerek çalışanların gerekse müşteri ihtiyaçlarının ön plana çıkması, insanı keşfetme olgusunu da beraberinde getirmiştir. Bu olgu bilim ve işadamlarını yeni arayışlara yöneltmiş, sonuç olarak örgütteki herşeyin kaliteli olması anlamına gelen Toplam Kalite felsefesinin önemi artmıştır.

Rekabetin gücünü yükseltmenin yolu kaliteli üretimden geçtiğine göre, toplam kalite ülkemiz işletmeleri için de odak noktası haline gelmiştir. Ülkemizin insanın eğitimine ve bunun doğal sonucu olarak nitelikli insan kaynağına çok ihtiyaç duyduğu da bir gerçektir. Bu nedenle öncelikle işe, insanın ve çalışanların niteliğinin arttırılmasından başlanmalıdır. Daha sonra üretim sürecinde kalitenin arttırılması ve müşteri mutluluğu üzerinde durulması gerekir. Bütün bu süreçleri bütünleştirmeyi sağlayan düşünce tarzı ise toplam kalitedir.

Günümüzde mükemmelliği vurgulayan toplam kaliteyi şu şekilde tanımlayabiliriz. Toplam kalite; örgüt fonksiyonları ve sonuçlar yerine, süreçler üzerinde odaklanan, tüm çalışanların niteliklerinin arttırılması ile yönetim kararlarının alınmasının, sağlıklı bilgi ve veri toplanması analizine dayanan, tüm maddi ve manevi olmayan örgüt kaynaklarını bir bütünlük içinde ele alan bir yaklaşımdır.

Masaaki İmai, toplam kaliteyi; bir örgütte her düzeyde performansın iyileştirilmesine yönelik, tamamıyla bütünleşmiş çabalarla, yöneticiden işçiye kadar tüm örgüt çalışanlarını kapsayan düzenli faaliyetler dizisi olarak tanımlamıştır.

Toplam Kalite, diğer bir tanıma göre:

Yalın bir örgüt yapısı içinde,

Çalışanların aktif katılımının sağlanarak, yetkilendirilmesi,

İnsan kaynakları verimliliğinin arttırılması,

Örgüt çapında etkin bir iletişim ağı kurulması,

Süreç bazında çapraz fonksiyonel grupların takım çalışmasına yönlendirilmesiyle,

Kaliteli mal ve hizmet üretilmesidir.

Bu yeni felsefe; müşteri ihtiyaçlarının ve beklentilerinin hızlı, sürekli ve hatasız olarak tüm çalışanların katkılarıyla ve uygun bir maliyetle karşılanmasını amaçlamaktadır. Toplam kalite, üretim odaklı yaklaşımlardan oldukça farklı olup, çok daha fazla rekabet gücü sağlayabilir. Ancak toplam kalitenin tüm bileşenlerinin tamamen benimsenip uygulandığı taktirde tutarlı, başarılı ve kalıcı olabileceği bir gerçektir. Bu bileşenler ise Hardware (makine, araç-gereç, teçhizat), Software (kurallar, uygulamalar ve yönetim tarzı) ve Humanware (insan kaynakları)’dır.

Kalite uzmanlarından Dr. Ishikawa ise TKY (Toplam Kalite Yönetimi) için oldukça geniş bir tanım yapmıştır. Ona göre “TKY; müşterilerin memnunluk duyarak satın alacakları ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi, tasarımı, üretimi, pazarlaması ve satış sonrası hizmetlerin maliyetlerinin düşürülerek yapılmasıdır. Bu hedeflere ulaşmak için bir kuruluşun bütün birimleri (üst yönetim, merkez bürosu, fabrikalar, üretim, tasarım, teknik, araştırma, planlama, Pazar araştırma, idare, muhasebe, malzeme, ambar, satış, personel, endüstriyel ilişkiler ve genel işler) birlikte çalışmalıdır. Şirketin bütün birimleri işbirliğini kolaylaştıracak sistemleri yaratmak ve standartları hazırlamak ve uygulamak için çaba harcamalıdır. Bu da ancak; istatistik, teknik metotlar, standartlar ve kurallar, bilgisayarlı metotlar, otomatik kontrol, cihazların kontrolü, ölçü kontrolü, yöneylem araştırması, endüstri mühendisliği, Pazar araştırması gibi teknik bilgilerin tam olarak kullanılması ile sağlanabilir”. Ancak son zamanlarda bu tanım içine organizasyonun bütün birimleri ve personelin, ulaşmış olan kalite düzeyinin daha da iyileştirilmesi için devamlı suretle çaba harcanması da eklenmektedir.

Buna göre; Toplam Kalite Yönetimi, tüketicilerin ihtiyaç ve isteklerini en ekonomik seviyede karşılamak amacıyla işletmede kalitenin oluşturulması, geliştirilmesi ve korunmasını sağlamak için çeşitli bölümler tarafından yürütülen çabaları etkili bir şekilde koordine eden bir sistemdir.

Diğer bir tanımlama ile “iç ve dış müşteriye fayda sağlamayan, mal ya da hizmet üretiminden nihai kullanıcıya ulaştırılması sürecinde mal veya hizmetin kalitesine, maliyetine ve terminine olumlu katma değer yaratmayan tüm işlemleri ortadan kaldırarak; sıfır hata, sıfır bekleme, sıfır ıskarta, sıfır stok, sıfır iş kazası, sıfır arıza ve sıfır bürokrasiye ulaşma, savurganlıkları önleme, verimliliği arttırma, işlem zamanlarını kısaltma, kaliteyi arttırma, maliyeti düşürme, sürekli iyileşme ve gelişme sağlamaktır”

TKY; bir felsefe veya yalnız sözde kalan bir işlem değil pratik bir yönetim uygulamasıdır. Bu yönetimde üç unsur bulunmaktadır. Birincisi; işe ilişkin olarak mantıksal bir düşünce biçimi geliştirmek, ikincisi; kaliteyi geliştirmek için çalışanlarda güdüleme sağlamak, üçüncüsü; pazarlama yönetimli davranışı vurgulayan bir şirket kültürü yaratmaktır.

TKY kavramıyla kaliteli mamul üretimine ilişkin yetki ve sorumluluk sadece üretim kademesine değil, aynı zamanda pazarlama, mamul dizaynı ve satış sonrası hizmetlere dağılmıştır. Toplam Kalite Yönetimi çeşitli bölümlerdeki yöneticilerin daha etkin ve doğru kararlar alabilmesine yardımcı olan bir araç durumundadır. Toplam Kalite Yönetiminin kendisinden beklenilen bu faydayı sağlayabilmesi için aşağıdaki şartları yerine getirmesi gereklidir.

Tüketici ihtiyaç ve istekleri tespit edilmelidir.

Kalite kontrolü, kaliteyi öğretici olmalı ve sürekli yapılan hataların tekrarlanması önlenmelidir.

Herhangi bir aşamada yapılan kontrol işlemi bir sonraki aşamaya geçebilmek için yarı işlenmiş mamule garanti vermelidir.

İşlem kontrolü için tespit edilen düzey ile elde edilen düzey karşılaştırılmalıdır.

Uygun işlemler için optimum kalite düzeyi belirlenmelidir.

İşlemler hatalı mamul üretimini ortadan kaldıracak kadar basit olmalıdır.

Mevcut kontrol metotları değerlendirilerek daha etkili politikalar tespit edilmelidir.

Toplam kalite yönetimi ile ilgili önemli noktalar ise özetle şöyle sıralanabilir:

Kalite teknik bir fonksiyon, bölüm ya da bilinçlenme programı değildir. Kalite topyekün ve eksiksiz olarak firma çapında ve tedarikçilerle bağlantılı şekilde uygulanacak, hareket noktası müşteri olan sistematik bir süreçtir.

Kalite, bir mühendis, pazarlamacı ya da satıcının değil müşterinin söylediği şeydir ve sürekli yükselen bir talebi simgeler. Bu anlayış uzun vadede pazarın liderliğini yapmanın uluslararası bazda kalite liderliğinden geçtiğini de vurgular.

Kalite ve maliyet birbirini tamamlar, ters yönde çalışmaz; ortaktır, karşıt değildir. Ürün ya da hizmet üretmenin en hızlı, ucuz ve karlı yolu bunu daha iyi yapmaktır.

Kalite, aslında kuruluştaki herkesin işidir, ancak kimsenin işi haline gelmeyecek şekilde doğru olarak yapılanmalı, bireylerin ürettikleri kaliteli işler ve bölümlerin kalite için

yapacakları takım çalışmasıyla desteklenecek şekilde organize edilmelidir.

İyi yönetim herkesin bilgi, beceri ve olumlu tavrını harekete geçirmek anlamını taşır. Yöneticiler işlerin müşteri odaklı yapılmasını sağlamak için kalite üzerinde sürekli ve tavizsiz şekilde durarak liderlik yapmalıdır. Kalite bir yönetim tarzıdır, kalitenin pasaportu olduğuna inanmak, belli coğrafi ya da kültürel özellikleri olduğunu sanmak tamamen yanlıştır.

Kalitenin arttırılmasının önemi ürünler için olduğu kadar hizmetler için de geçerlidir ve bu önem, pazarlama ve satış, sipariş kabulü, ürün ve hizmet geliştirme, mühendislik, satın alma, üretim, lojistik, finansman, muhasebe, sevkıyat ve dağıtımda ayrı ayrı vurgulanmalıdır.

Kalite bir ahlak sistemidir. Geniş çaplı kalite geliştirme sadece birkaç uzman ile değil, bir kuruluşta çalışan kadın, erkek herkesin yardımı, katılımı, gayreti ve tedarikçilerin işbirliği sayesinde sağlanabilir.

Kalitenin sürekli geliştirilmesi, eski ve yeni pekçok kalite tekniğinin şirket kalite programı içindeki bilinçli kullanımını gerektirir.

Bütün bu sonuçlar, şirketin açık, müşteri odaklı bir Toplam Kalite Yönetimini firma çapında uygulamaya koyması durumunda ve insanların anladıkları, inandıkları ve bir parçası oldukları, etkin şekilde kurulmuş kalite sistemleri ile sağlanabilir.

2.2. TEMEL KAVRAMLAR

2.2.1. İç Müşteri Kavramı

İç müşterilerden kasıt, örgütte çalışanlardır. İç müşteri kavramı, bir örgütün üretim süreci etkinliğinin iyileştirilmesi açısından son derece önemlidir. Çünkü bu sayede çalışanların ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ve faaliyetlerin örgüt içerisinde devam ettirilebilmesi mümkün olabilmektedir. Örneğin bir örgütte üretim biriminde bir elemana ihtiyaç duyulduğunda üretim birimi yöneticisi gerekli istemi, insan kaynakları birimi yöneticisine bildirecektir. Bu durum insan kaynakları birimi yöneticisini müşteri konumuna geçirecektir. İnsan kaynakları birimi yöneticisi gerekli bilgileri, üretim birimi yöneticisine iletmesi durumunda bu kez üretim birimi yöneticisi müşteri konumuna geçecektir.

Bu yaklaşım pazardaki (dış müşteri) müşteriye ek olarak bir de İç Müşteri tanımının yapılmasını gerektirmiştir. Müşteri; bir mal veya hizmeti alıp kullanan kişidir ve çalışan herkes bu tanım içinde yer almaktadır. Çünkü ne iş yaparsa yapsın, herkes (her işlev) bazı girdileri alıp kullanmakta, bunları işleyerek oluşturduğu sonucu (çıktıyı) bir başka kişiye (işleve) girdi olarak sunmaktadır. Örneğin imalat; satın almanın temin ettiği malzemeyi işler, ürün haline getirdikten sonra, satışa gönderir. Bu durumda imalat, satın almanın müşterisi, satış ise imalatın müşterisidir. İmalatın yaptığı işin kalitesi kullandığı malzemenin kalitesine, satışın performansı ise, imalatın müşterinin beklentilerini karşılayacak nitelikte ürün yapmasına bağlıdır. Dolayısıyla herkesin müşterisinin kim olduğu ve onun işlevini en iyi şekilde gerçekleştirmesi için kendisinden ne beklediğini bilmesi gerekir. Organizasyonlardaki verimsiz çalışmaların, yapılan hataların, kısacası kalitesiz çalışmanın en başta gelen nedenlerinden birisi, bu düşünce tarzına bağlı olarak çalışmamaktır. Böyle bir ortamda hiç kimse, bütün içindeki rolünün öneminin farkında değildir. Hatta başka bir bölümde çalışanlara düşman veya rakip gözüyle bile bakılabilir. Bu durumda sistemin bir bütün olarak mükemmel çalışmasını ummak hayal olmaktan öteye geçemeyecektir. Oysa eğer herkes müşterisini ve onun ihtiyaçlarını biliyorsa, kendinden beklenen en iyi hizmeti yapabilir. TKY’ nin iç müşteri kavramı ile gerçekleştirmeye çalıştığı iletişim budur.

2.2.2. Dış Müşteri Kavramı

Dış müşteri olarak nitelendirdiğimiz müşteriler ise, bir ürün veya hizmetten kaliteli olması koşuluyla en yüksek faydayı sağlamak isteyenlerdir. İç müşterilerin ürettiklerini tüketen dış müşterilerle olan ilişkilerde, aynı dili konuşmak, dinleyici olmak ve anlaşmaya varmak için gerekliği esnekliği sağlamak, alınan sonuçları ölçebilmek, gerekli düzeltmeleri yaparak sıfır hata düzeyine gitmek esastır.

Dış müşteri olarak tanımladığımız grup içindeki bireyler artık daha bilinçli mal ve hizmet tüketimine yönelmişlerdir. Örneğin insan sağlığının korunması, katkısız gıda maddeleri, gıdaların sağlıklı koşullarda depolanması, bekletilmesi gibi hususlarla ilgilenmekte, satın aldığı mal ve hizmetlerde, yaşamın kolaylaşmasını sağlayacak özellikler aramaktadır. İşine, evine, okuluna giderken kullandığı taşıma sistemlerinin etkin olmasını, ekonomik olarak ısınmayı, haberleşmede kolaylığı, kaynakların kesintisiz, güvenilir ve uygun fiyatla kullanımına hazır olmasını istemektedir. Lokanta, sağlık kurumları gibi bazı alanlarda ise, temizlik, güvenilirlik, ilgi görmek gibi hizmet kalitelerine, fiyattan daha fazla önem vermektedir. Ayrıca bugünün müşterisi ödediği fiyatın, ürünün kendisine olan maliyetinin sadece bir kısmı olduğunun bilincindedir. Kullanım sırasında ortaya çıkan maliyetler, özellikle yüksek fiyatlı mamullerin tercihinde önemli bir değerlendirme kriteri olmaktadır. Benzer şekilde enflasyon nedeniyle de mal ve hizmetlere daha fazla ödeme yapma durumunda kalan müşteri, ödediğinin karşılığını alabilmek için daha fazla kalite beklentisi içine girmektedir. Kısacası müşteri her zamankinden daha fazla seçici olmuştur ve bu özelliği “Müşteri en zor patrondur” özdeyişi ile ifade edilmektedir.

2.2.3. Müşteri Tatmini

Müşteri tatmini, kişinin beklentilerini o malın ne derecede karşılayıp karşılamadığıdır. Eğer kişinin beklentileri o malı algılayışından büyük ise, yani o mal beklentilerini karşılayamadıysa burada bir tatminsizlik vardır. Yok eğer beklentisi o malı algılayışından küçükse, yani mal beklentilerini karşılıyorsa, o zaman müşteri tatmininden söz edilebilir. Bunları aşağıdaki gibi formüle etmek mümkündür.

Müşteri Tatmini = Beklenti – Algılama

(MT) (B) (A)

B>A ise müşteri tatmin olmamış

B

B=A ise bir tepki yok demektir.

Müşteri tatmini, işletmeler için oldukça önemlidir. Toplam Kalite Yönetimi’nin temel prensibi de müşteri tatminidir. Müşteriyi tatmin edebilmek için ne istediğini iyi bilmek gerekir. Her müşterinin beklentisi farklıdır. Bu farklı beklentileri tatmin etme yolları da farklı olacaktır. Bu bakımdan iki konu üzerinde durmamız yararlı olacaktır.

Müşteri gereksinimlerinin belirlenmesi,

Müşterinin gereksinimlerini en az maliyetle karşılayacak sürecin belirlenmesi

Bu süreci gerçekleştirebilmek için gerekli bilgiyi toplamak gerekir. Aşağıda ne tür bilgiler gerektiği ve bu bilgilerin hangi kaynaklardan toplanabileceği gösterilmiştir.

Amaçlar

Faaliyetler

Müşteri gereksinimlerinin

tanımlanması

Müşteri gereksinimlerini

karşılayacak iç süreçlerin

geliştirilmesi

1.Müşteriye sunulacak ürün ve hizmetin tanımlanması

- Hangi ürün veya hizmetlerin üretileceğinin belirlenmesi

- Bu ürün veya hizmetlerin hangi standartlarda üretilmesi gerektiğinin bir sözleşmeyle belirlenmesi

- Eğer böyle bir sözleşme yoksa, müşterinin beklentilerinin ve standartlarının Pazar araştırmasıyla belirlenmesi

2. Bu ürün veya hizmetin müşteri tarafından nasıl algılandığının belirlenmesi

- Ürünün değerini hangi kriterler belirliyor.

- Rakip ürünlerle farkını nasıl ortaya koyuyor.

Bu bilgiler şu kaynaklardan elde edilebilir;

- Müşteri

- Pazar araştırması

- Şikayet analizleri vb. gibi.

3. Bu ürün veya hizmeti geliştirmek için yararlanılan kaynaklar

- Müşteri ve Pazar analizleri

- Rakiplerin analizleri

- Kıyaslama (Benchmarking)

- Kalite fonksiyon yayılması (QFD)

Bunu geliştirebilmek için:

- Fonksiyonel analiz

- Devamlı gelişme (Kaizen)

- Kalite Maliyet Analizi

Tablo 2.1 : Müşteri gereksinimlerini karşılamak için gerekli bilgiler ve elde edileceği kaynaklar.

2.3. Kalitenin Boyutları

Bir malın veya hizmetin kalitesini çeşitli özellikler ve boyutlarla tanımlayabiliriz. Kalite boyutu, müşteri beklentilerinin ölçülebilir birer kalite boyutuna dönüşmüş şeklidir. Kalite boyutunu bilmek müşterinin ürün veya hizmeti nasıl algıladığını bilmek açısından önemlidir. Sadece kalite boyutunu anlayarak kalite ölçümleri gerçekleştirilebilir ve mal veya hizmet kalitesi arttırılabilir. Her mal veya hizmete uygulanabilecek kalite boyutları farklıdır. Sanayi için, hastana için, okullar için farklı farklı kalite boyutları bulunabilir. Kalite boyutları başlıca iki yöntemle ölçülebilir;

Kalite boyutu geliştirme yaklaşımı,

Kritik olay yaklaşımı.

İnsanların arzu ve gereksinimleri çok çeşitlenmiştir. Bunları bir kalıp şeklinde belirlemek zordur. Herkesin beklentileri farklı olacağı ve kalite de bu farklılıklara cevap vereceği için, kalitenin bir boyutu yoktur. Birçok boyutu vardır. Ancak birçok ürün veya hizmete uygulanacak standart kalite boyutları vardır. Bunlardan bazıları aşağıda verilmiştir.

Performans (İşlevsellik) : Kalitenin en önemli boyutudur. Mamulün kendinden beklenen işlevi ne derecede yerine getirdiğini gösteren bir ölçüdür. Buna gerçek kalite karakteristiği de denilebilir. Örneğin müşterinin satın aldığı bir cep telefonunun opsiyonel özellikleri içerisinde 300 telefon numarası memory (kayıt) edilebilir şeklinde bir tanımlama yapılmış ise o cep telefonunun toplam 300 numarayı hafızasında bulundurabilmesi gerekmektedir.

Uygunluk : Spesifikasyonlara, belgelere ve standartlara uygunluk derecesidir.

Özellikler : Mamulün esas işlevinin dışında kalan ama mamulün kalitesini tamamlayan diğer karakteristikleridir. Örneğin rengi, kullanım kolaylığı (kağıdın mürekkebi dağıtmaması) vb. gibi.

Dayanıklılık : Kalitenin diğer bir boyutu dayanıklılıktır. Dayanıklılık, mamulün fiziksel olarak bozulana kadar ki kullanım süresini gösterir. Örneğin bir ampulün yanma süresi, yahut bir gıda maddesinin üstündeki son kullanma tarihine kadar bozulmadan durması gibi.

Güvenilirlik : Bu da malın özelliklerinin ve kalite karakteristiklerinin varlığına ve vadedilen süre içinde devam edeceğine olan güveni tanımlar. Örneğin deterjan ağırlığı kutunun üzerinde 500gr yazıyorsa bunun ağırlığı 500gr olmalıdır. Yahut gıda maddelerinin ambalajında yazanın içindeki maddelerle içeriği aynı olmalıdır.

Satış Sonrası Hizmetler : Hizmetler de bir kalite boyutu olarak düşünülmelidir. Bir anlamda mamule ilişkin sorun ve şikayetlerin çözümlenmesidir. Özellikle bilgisayar, araba gibi çok kullanılan araçlarda kolay, hızlı ve güvenilir bir şekilde tamir, bakım ve onarım önem kazanmaktadır.

Estetik : Mamulün albenisi ve duyulara seslenebilme yeteneğidir. Bir anlamda müşterinin görünüm, tat, ses vb. algılarının ölçüsüdür.

İtibar : Mamulün geçmişi, marka ve moda değeridir. Mamulün imajını sergileyen karakteristiklerin tümüdür.

Bu özelliklerin her biri birer kalite karakteristiğidirler. Bu liste uzatılabilir. Örneğin kolay anlaşılabilir bir kullanım el kitabı gibi ufak görünen hususlar bile, müşterinin ürüne karşı olan tutumuna etki edeceğinden dolayı, birer kalite karakteristiği olarak kabul edilebilirler.

Deming, kalitenin bu özelliğini, veciz bir şekilde sorduğu, fakat yanıtını vermediği şu soru ile açıklamaya çalışmıştır: “Bir ayakkabının kalitesi; herhangi bir kişi için ne anlama gelir? Uzun süre dayanması mı?, pırıl pırıl parlaması mı?, ayağını rahat hissettirmesi mi?, su geçirmemesi mi?, buna ödeyeceği fiyat mı?, Kalite ile ilgili neyi düşünüyorsa, müşteriye önemli gelen kalite karakteristiği nedir?”. Kuşkusuz Deming, sorduğu bu soru ile kalitenin çok boyutlu bir kavram olduğunu vurgulamak istemektedir.

Kalitenin bu kadar değişik karakteristiği içeren bir kavram olması nedeniyle, değerlendirilmesi ve mukayesesi de oldukça güçtür. Söz gelişi Mercedes ile Skoda marka bir arabanın Kalite açısından mukayesesi istense, ilk verilen yanıt Mercedes olmaktadır. Ancak müşterinin ihtiyaçlarının karşılanması veya ürüne olan tutumu açısından konuyu ele almamız gerektiği için, Mercedes müşterisi ile Skoda müşterisini birbirinden ayırmak gereklidir. Bu açıdan eğer Skoda müşterisi beklediği özellikleri bulmuşsa, o araba kalitelidir. Aynı şey Mercedes için de geçerlidir. Hatta tersi de olabilir. Yani Mercedes müşterisi, arabaya lüks sıfatını veren opsiyonların çalışmasından hoşnut kalmamışsa, bu arabadan beklediği kaliteyi bulamamış demektir. Bu nedenle lüks, rahat, kullanışı kolay gibi özellikler ile kalite mukayesesi yapılmamalıdır. Çünkü bu kavramlar subjektiftir, herkese göre değişir.

2.3.1. Gerçek Kalite Karakteristiği

Gerçek (veya objektif) kalite karakteristiği, açıklama yapmaya gerek kalmadan “Hangisi daha kaliteli” sorusuna yanıt verebilmeyi sağlar veya ürünün kalitesi hakkında net bir karar vermek kolaylaşır. Bu nedenle gerçek kalite karakteristiği “müşterinin istediği veya beklediği kalite özellikleri” olarak tanımlanmalıdır. Müşteriye uygun kaliteyi sağlama felsefesinin altında yatan gerçek budur ve ünlü Amerikalı kalite uzmanı Crosby’nin sözleriyle “Kalite İhtiyaçlara Uygunluğun Ölçüsüdür” şeklinde tanımlanmalıdır. Standartlarla tanımlanan özellikler ise, gerçek kaliteye neden olan, kalite özellikleridir ve aralarında mutlaka yakın bir ilişki vardır. Yani bu özellikler yardımıyla gerçek kalite sağlanır. Örneğin; bir kağıt standardı; kalınlığı, ağırlığı, rengi, malzeme kompozisyonu, gerilme mukavemeti gibi özellikler ile tanımlanmış ise fakat müşteri bu kağıda baskı yaparken, sık sık yırtılmasından şikayetçi ise, kağıt kaliteli değildir. Dolayısıyla bu ürün için gerçek kalite karakteristiği, “yırtılmanın olmaması” şeklinde tanımlanmalıdır. Gerçek kaliteyi tanımlamak her zaman bu kadar kolay olmayabilir. Bu nedenle bu tanımı netleştirecek analizlerin yapılması ve bu amaçla da imalatçıların ve tüketicilerin iletişim halinde olmaları hatta birlikte çalışmaları zorunludur. Dr. Ishikawa bu yaklaşımı “Müşteri İçeri Kalite Dışarı” özdeyişi ile açıklamaktadır.

Kalitenin bu çok yönlü fonksiyonu bir bütün halinde ele alınıp değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeye göre kalitenin dört boyutu vardır. Bunlar istatistiki kalite, ticari kalite, ekonomik kalite ve sosyo-organizasyonel kalitedir.

1) İstatistiki Kalite : Gelişen tüketici hareketleri ile birlikte teknolojik ilerleme ve savaş sonrasının ekonomik çöküntüsü II. Dünya savaşı ertesinde yeni kalite kontrol tekniklerinin kullanımını gündeme getirmiştir. İstatistik biliminin uygulamalı hale gelmesi ile endüstri mühendisliği ve yönetim tekniklerinin gelişmesi istatistiğin kalite kontrolünde uygulanmasını arttırmıştır. Bu yöntem İstatistiksel Kalite Kontrol olarak adlandırılmakta olup istatistik sayesinde üretim sırasında ortaya çıkabilecek bozukluklar önceden tahmin edilmeye ve düzeltici önlemler alınmaya başlanmıştır.

2) Ticari Kalite : Ticari kalite ile ilgili olarak temelde üç kavram üzerinde durulmaktadır. Bunlardan birincisi tasarım kalitesi, ikincisi üretim kalitesi, üçüncüsü ise kullanım kalitesidir. Tasarım kalitesi, beklenen veya beklenmeyen tüm özelliklerin üründe yer almasıdır. Tasarım kalitesini geliştiren bölüm, pazarlama bölümünün yardımıyla AR-GE veya mühendislik bölümleridir. Tasarım kalitesi, ihtiyaca veya tercihe bağlıdır. Örneğin alacağınız araba otomatik veya düz vites olabilir. Bu özellikleri bazı ürünlerde tedarikçi belirlerken, bazı ürünlerde de müşteri tercihleri belirlemektedir. Kalite belirlenirken, Noriaki Kano ve diğerleri, iki boyutlu kalite modeli öneriyorlar. Biri beklenen özellikler seti (must be quality), diğeri beklenmeyen özellikler seti (altractive quality). Eğer müşteri, malı ve özelliklerini biliyorsa tedarikçiden bazı özellikleri talep edebilir. Bunlara gereksinim duyar ama bazı özellikler ise müşteri gereksinimlerinin ötesindedir. Örneğin televizyonun uzaktan kumanda aleti veya elektronik sanayiindeki bazı tasarımlar gibi. Müşteri böyle bir şeyi hayal bile edemez. Bu tür mallarda tasarım çok önemlidir ve kaliteyi tedarikçi belirler. Üretim kalitesi ise tasarımda belirlenen özelliklerin ne derecede gerçekleştiğini gösterir. Ölçülebilir kriterlerden oluşur. Örneğin, bir iplik fabrikasında ipliğin cinsi, kalınlığı, dayanıklılığı gibi. Bunun tasarıma uygunluğu bir yüzdeyle ifade edilir. Üretim kalitesi üretim bölümünün sorumluluğundadır. Üretim bölümü, prosesleri kontrol altında tutarak ve devamlı geliştirerek en uygun şartları sağlar. Üretim kalitesini değerlendirmede iki gösterge söz konusudur; hedef değerler ve tolerans değerler. Hedef değerler ürünün belli bir özelliğinin hedeflenen değeridir. Örneğin bir sabun kalıbı 100gr olmalıdır dendiği zaman bu hedef değerdir. Ancak süreç içerisinde her zaman sabun kalıbı 100gr olmayabilir. Bunun için kabul edilebilir bir sapma yüzdesi de tolerans değer olarak belirlenir. Örneğin 97gr’la 103gr arası kabul edilebilir denmişse +/- 3 tolerans değeri vardır. Bunlar standart sapmalarla ifade edilir.

Şekil 2.1

Bunlar hedef değerler ve tolerans değerlerdir. Bu ölçümlerde ürün B noktasında çıkarsa tolerans içinde olduğu kabul edilir. A noktasında ise kabul edilemez. Oysa A ve B ürünleri arasında çok az fark vardır. Bir müşteri muhtemelen bu iki ürün arasındaki farkı ayırt edemez, ancak C noktasındaki ürünle kıyaslandığı zaman C noktasındaki ürün müşteriyi daha çok tatmin edecektir.

Kullanım kalitesi ise, kullanım süresi içinde, bakım ve servis imkanları, yedek parça bulunabilmesi gibi etkenler içerir.

3) Ekonomik Kalite : Ekonomik kalite, kalitesiz üretimden kaynaklanan maliyet kayıplarını değerlendirme ile ilgilidir. Kalite ile maliyetler arasındaki ilişki, değerlendirmelerde çok önemlidir. Ne yazık ki, birçoğumuzun yanlış olarak bildiği “kalite yüksek maliyettir” sözünün doğru olmadığını yavaş yavaş kavrıyoruz.

4) Sosyo-Organizasyonel Kalite : Sosyo-organizasyonel kalite boyutu işletmede bulunan beşeri kaynaklarla ilgilidir. Kalitenin algılanmasına yönelik olarak nasıl ki istatistiki teknikler kullanılıyorsa, ticari kalite de; üretimin müşteriyi tatmin edip etmediğine bakılıyorsa, yine üretimin ekonomik olup olmadığı ile ilgili değerlendirmeler yapılıyorsa, sosyo-organizasyonel kalite ile de kaliteye insan boyutu eklenir. Bu konuda en somut örnek Kalite Kontrol Çemberleridir. Üretim veya hizmet işletmesinde çalışan kişilerin oluşturduğu gönüllü kişiler, maliyet, verimlilik, çalışma koşullarının düzenlenmesi ve iş güvenliği gibi konular yanında doğrudan kaliteye yönelik projeler üzerinde de çalışmaktadırlar. Dolayısıyla sosyal organizasyon kalite ile ilgili halkanın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

Kalite bir işletmenin genişletilmiş sürecinin sonsuz iyileştirme çalışmalarında ele alındığında kalitenin bir başka boyutu ortaya çıkar ve işletmeyi bütünü ile sarar. Genişletilmiş süreç işletmenin tedarikçiler, müşteriler, yatırımcılar, iş görenler ve toplum ile bütünleştirilmesi anlamında kullanılmaktadır. Genişletilmiş süreçte kaliteyi iyileştirmek arzusunda olan yöneticilerin, kalitenin aşağıdaki üç tipini göz önüne alması gerekir.

Tasarım Kalitesi

Uygunluk Kalitesi

Performans Kalitesi

Bunlardan tasarın kalitesi ve uygunluk kalitesini daha önce anlatmış ve tanımlamıştık. Bu nedenle özellikle performans kalitesini tanımlamakta yarar vardır.

Performans Kalitesi : Performans kalitesi, işletmenin ürün/hizmetlerinin pazardaki performans düzeylerinin müşteri araştırmaları, satış/hizmet analizleri ile belirlenmesidir. Bu çalışmalar, satış sonrası hizmet, bakım, güvenilirlik ve lojistik destek analizi ile müşterilerin neden işletmenin ürün/hizmetlerini satın almadıklarının araştırılmasını içerir. Performans kalitesi çalışmalarında kalite kaybı iki kaynakta aranmalıdır. Birinci olarak, kalite kaybı ürün/hizmetin karakteristiklerinin pazarın gereksinimlerinden farklı bir şekilde üretildiği süreçte olur. Bu kayıp, Pazar sayısının arttırılması ve ürünün müşteri gerekliliklerini karşılayacak şekilde düzeltilmesi ile önlenebilir. İkinci olarak, kalite kaybı kalite karakteristikleri değişiminin çok fazla olduğu ürün/hizmet üreten süreçlerde ortaya çıkar. Bu iki kalite kaybı genişletilmiş sürecin performans kalitesi aşamasında aranmalıdır. Elde edilen bilgi, sürecin tasarım kalitesi ve uygunluk kalitesi aşamasında bildirilmelidir. Bu üç aşama arasındaki ilişkiyi aşağıdaki şekil ile açıklayabiliriz. (Şekil 1)

Şekil 2.2 : Performans Kalitesinde Kalite Kayıpları Döngüsü

Bir mamulün kalitesi yerine getirdiği fonksiyonlara göre anlam taşımaktadır. Kaliteli mamul, mamulün kullanılacağı amaca göre değerlendirilmelidir. Şayet bir mamul bu mamulü kullanan tüketicinin kullanım amacını karşılıyorsa o mamulün kaliteli olduğu söylenebilir. Kalitede amaç, mamulü kullanacak olan kişilerin ihtiyaçlarının karşılanma derecesine ve ödeme imkanlarına bağlı olarak belirlenecektir. Tüketiciler her şeyden önce mamulden beklediği özellikleri bilmeli ve kullanım amacı dışındaki özellikleri dikkate almamalıdır. Mamulün kalitesini belirleyen iki temel faktörden birincisi mamulün kullanım amacı, ikincisi mamulün fiyatı olmaktadır. Bu iki temel faktörün yanı sıra mamulün kalitesinin tanımlanmasında etkili olan birtakım alt faktörler de söz konusu olmaktadır. Bu faktörler şunlardır;

Tüketici tercihi: Aynı mamulü üreten değişik firmaların mamulleri arasından tüketicinin tecrübelerine dayanarak tercihini yapmasını ifade etmektedir.

Bir mamulün biçim, boyut, renk gibi fiziki ve fonksiyonel özellikleri mamulün kalitesini belirlemektedir.

Ekonomik olarak mamulün kullanılabileceği süre mamulün kalitesini etkilemektedir.

Bir mamule ilişkin dizayn ve imalat maliyetleri mamulün kalite düzeyini ortaya koymaktadır.

Mamulün üretiminde kullanılan teknoloji düzeyi kaliteyi tayin etmektedir.

2. 4. Kalite ve Rekabet İlişkisi

Günümüzde sanayi-ticaret dünyasını tek bir kelime ile ifade etmek gerekirse, bu kelime rekabettir. 1960’lı yıllarda II. Dünya Savaşı’nın yaralarını saran sanayileşmiş ülkeler, giderek yoğunlaşan bir rekabet ortamı yarattılar. Korumacılığın azalması, ekonomilerin liberalleşmesi ve uluslararası ticaretin yaygınlaşması ile şirketler de artan ölçüde global stratejiler izlemeye başladılar.

Önceki dönemlerde şirketler, uluslararası rekabete hangi ölçüde gireceklerini kendileri belirlerdi. İç pazarı yeterli bulan çoğu şirket dışa açılmayı gündemine bile almazken, bugünün ortamında; şirketlerin bu tür bir tercih yapma şansları pek kalmamıştır. Dahası, iç piyasada belli bir Pazar kaybına uğrayan şirketler, kapasitelerini ekonomik ölçülerde kullanmak zorunluluğu ile, dış pazarlara açılmak durumunda kalmışlardır. Neticede şirketler kendilerini hem içte, hem de dışta yoğun bir rekabet ortamında varlıklarını devam ettirmek durumundadırlar. Teknolojik gelişmelerin henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde rekabet gücünün temel öğesi üretim üstünlüğüydü. Geniş pazarlara büyük hacimde üretimle açılabilen şirketler kitle üretimi ve ölçek ekonomisinin avantajlarından azami oranda yararlanarak rakiplerini geride bırakmışlardı. Bunun sonucu olarak; günümüzün dev otomotiv, kimya, elektronik ve dayanıklı tüketim malı üreten kuruluşları, üstünlüklerini bu üretim gücü ile sağlamışlardır. 1970’li yıllar teknolojinin yaygınlaştığı ve 3. Dünya ülkelerine de girdiği bir dönem oldu. Üretim faktörlerini nispeten ucuz olarak sağlayan bu ülkeler, uluslararası pazarlara düşük fiyatlarla girerek yerleşik sanayi devlerinden pay almaya başladılar. Maliyetle rekabet dönemi olarak tanımlayabileceğimiz 1970’li yıllarda pek çok batılı firma, üretimlerini, gelişmekte olan ülkelere kaydırmışlardır. Gerçektende bu dönemde –özellikle Uzakdoğulu- bazı ülkelerin yıldızlarının parladığını görüyoruz. 1980’li yıllar ise rekabete yeni bir boyut getirdi: Kalite. Pek çok yönde tatmin olan kitleler artık ucuz ve bol ürünlere doymuştu. Bu kitleleri ancak kaliteli ürünler cezbediyordu. Kaliteli ürünlere olan talep batıda oluştu, fakat arz artan oranda doğudan, özellikle de Japonya’dan kaynaklandı. Kaliteli ürünlere olan talep patlamasına paralel olarak Japonya’nın ihracatı kısa sürede görülmemiş boyutta arttı. 20 yılda 17 kat artarak 1987’de $ 270 milyara ulaştı. 1980’e kadar dış ticaret dengesi pek de parlak olmadığı halde, aynı dönemde bir rekor kırarak ticaret fazlası $ 100 milyar düzeyine çıktı.

Şekil 2.3 : Sanayi ve Ticarette Rekabet Unsurları

Japonya’nın başını çektiği kalite devrimine Batılı şirketler de yöneldiler. Özellikle ABD’de çoğu şirket, sloganlarını kaliteye öncelik verecek şekilde değiştirdiler. 1990’lı yıllarda rekabete yeni bir unsur daha eklendi, o da hız. Pazarlar kaliteli (yani hatasız, beklenene uygun, mükemmel) ürünleri ve hizmetleri kanıksamaya başlarken, kalitenin diğer boyutu olan “tasarım” öne çıkıyor, müşterinin beğenisini kazanan yeni, çeşitli farklı fonksiyonlar içeren ürünleri en çabuk biçimde pazara çıkarabilen şirketler kazanıyordu. Gelişmelere baktığımızda, 2000’li yıllarda Hizmet üstünlüğünün ön plana çıkacağını görüyoruz. Rekabette yeni öğelerin çıkması, diğer öğeleri ikame etmiyor, sadece onlara ekleniyor. Yani 2000’li yıllarda rekabet içinde varolmayı hedefleyen bir şirket “üretim üstünlüğü”, “maliyet üstünlüğü”, “kalite üstünlüğü”, “hız üstünlüğü” ve “hizmet üstünlüğü” sağlamadığı sürece varlığını devam ettiremeyecektir.

2. 5. Kalite ve Verimlilik İlişkisi

İşletmeler ekonomik yönleri oldukça güçlü olan ve ekonomik değere sahip mallar üreten kuruluşlardır. Dolayısıyla işletmeler üretim yaparken, bu üretimi daha az kaynakla ve üretim faktörlerini daha az kullanarak gerçekleştirmek durumundadırlar. Bu, işletmeler açısından maddesel anlamda, verimlilik gücü anlamına gelmektedir. Ülkeler arasında üretimin verimliliği açısından farklar vardır. Bazı ülkeler belirli malları üretmede diğerlerinden daha etkindirler, yani bu malları daha ucuza malederler. Ülkelerin verimlilik gücü, ekonomilerin kalkınma ve gelişmeleri bakımından, dünya ekonomisi ve nihayet işletmeler açısından büyük bir önem taşımaktadır. Ülkelerin ekonomik gücü karşılaştırılırken de, verimlilik göstergeleri dikkate alınmaktadır. Ancak dikkate alınması gereken bir nokta, verimliliğin girdi/çıktı gibi basit bir şekilde ele alınmaması, tüm boyutlarıyla dikkate alınarak değerlendirilmesidir.

Verimlilik kavramı literatürde değişik şekillerde tanımlanmaktadır. Anonim bir tanımlamaya göre verimlilik, mümkün olan en düşük kaynak harcaması ile en yüksek sonuca ulaşmaktır. Bu tanımda yer alan en düşük kaynak harcaması ile en yüksek çıktıyı elde etme amacı, hemen hemen bütün tanımlarda ortak nokta olarak yer almaktadır. Ekonomi kuramı açısından, en dar anlamıyla verimlilik; üretim sürecinde boşluk olmadan, verilen birtakım girdilerle en yüksek üretimin sağlanmasıdır. Daha geniş anlamda verimlilik; çıktının en az maliyetle üretilmesidir. Bu anlamda verimlilik, dar anlamda verimlilik kavramını içermesinin yanı sıra girdilerin, en az toplam maliyeti gerçekleştirecek oranlarda bir araya getirilmesi gerektiğini de ifade etmektedir. Japon Verimlilik Merkezi ise verimliliği, çok geniş ve kapsamlı olarak, doğru olan işleri, doğru biçimde ve ekonomik bir çalışma ile gerçekleştirmeyi hedefleyen akılcı bir yaşam biçimi olarak tanımlamaktadır. Bu merkezin tanımına göre, “verimlilik herşeyin üzerinde zihinsel bir davranış biçimidir; mevcudun devamlı değiştirilmesi, gelişim ve ilerleme mentalitesidir. Dünden bugüne daha iyi, yarından daha az iyi yapabilmenin güvencesidir. Ne kadar iyi görünürse görünsün ve de gerçekte ne kadar iyi olursa olsun, mevcut durumu iyileştirme ve geliştirme arzusudur. Ekonomik ve sosyal hayatın, değişen şartlara devamlı uyumlu hale getirilmesidir. Yeni metot, yeni tekniklerin devamlı uygulanma çabasıdır; insanoğlunun gelişimine olan inançtır.

Verimlilik ve kalite arasında ölçülebilir bir ödünleşmenin olduğu düşüncesi kaçınılmazdır, ancak birçok durumlarda da bulunmadığı görülebilir. Lee Iacocca 1978’de Chrysler şirketinde “kalite ve verimlilik birlikte uygulanabilir” ifadesiyle bir reform gerçekleştirmiştir. O ileriyi görerek kalite arttırmanın daha düşük tamir kontrol, hurda ve üretim garantisi maliyeti anlamına geldiğini saptamıştır. Daha güvenilir otomobilde, daha büyük müşteri bağlılığı ve artan satış anlamına gelmektedir.

Yönetimin, kalite problemlerinin kaynaklarını doğru tespit edebilmesi bazı geleneksel yargılardan kurtulmasına bağlıdır. Örneğin, yüksek kalitenin daima yüksek maliyet anlamına geldiği inancı artık terk edilmelidir. Yukarıdaki örnekten görüleceği üzere, uzun vadede hem kaliteyi hem de verimliliği yükseltmek mümkündür. Verimlilik ve kalite üzerinde çalışmalar ve bu kavramlara önem verme, tarihsel olarak, Amerikan işletmesi ve endüstrisinin ürünlerinin ve kısa dönemli kârlarının artırılması üzerine yoğunlaştı. Ancak, birçok endüstrideki Japonya ve Avrupa’dan gelen düşük maliyet ve yüksek kalite rekabeti Amerikalı imalatçıların öncelikleri yeniden kontrol etmeye başlamalarına neden oldu. Bugün, verimlilik ve kalite çok yakından birbirleriyle ilişkilidir. Verimliliği geliştirme, otomasyon ve uzmanlaşma gibi teknolojik gelişmelerle sıkça özdeşleştirildiği halde, teknolojik gelişmeler bütün verimlilik problemlerini çözememektedir.

İşletmelerde verimliliği etkileyen başlıca faktörler; kullanılan üretim teknikleri, sermaye, kalite, teknoloji ve yönetim gibi faktörlerdir. Bu faktörlerin verimliliği etkileme boyutları farklıdır. Fakat bütün bu faktörlere önemli bir faktör olarak, bunları yönlendiren insan faktörünü de eklemekte yarar vardır. Kalite ve verimlilik aynı anlamda değildir. Bu anlamda verimliliği artırmaya çalışan işletmeleri, verimliliğin önemli bir boyutu olan kalite unsuruna da önem vermek zorundadırlar. Bunların gerçekleşmesi eldeki teknolojik imkanlara ve yönetimin karlılığına bağlıdır.

Konuya Toplam Kalite Yönetimi esprisi içinde bakacak olursak verimlilik, bir düşünce biçimi, bir hayat tarzı ve bir tutum olarak düşünülmelidir. Buna uygun bir ortamı yaratan işletmeler sonuçta insan faktörünün işe devamını, yaratıcılığını ve motivasyonunu arttıracak, istenmeyen sonuçlar (iş kazası vb.) en aza inecek ve insanın daha verimli çalışması sağlanacaktır. Sonuçta uluslararası rekabette söz sahibi olma şansımız artacak, maliyetlerin düşürülmesiyle kâr maksimizasyonu sağlanarak üretimin kısa sürede ve kaliteli olması gerçekleşecektir.

2. 6. Kalite ve Maliyet İlişkisi

Maliyet boyutunu incelemeden Kalite kavramını tam olarak anlamak ve değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü piyasada ürünler hem kaliteleriyle, hem de maliyete bağlı olarak oluşan fiyatlarıyla rekabet etmektedirler. Başka bir deyişle ürünlerin tercih edilmesinde Fiyat ve Kalite birbirini tamamlayan iki faktördür. Müşteri herhangi bir ürünü satın almaya karar verirken, Kalitesi ile Fiyatını karşılaştırarak bir değerlendirme yapmak durumundadır. Bu kararın verilmesinde (Kalite/Fiyat) şeklinde tanımlayabileceğimiz izafi bir değer ölçüsü önemli rol oynar. Müşteri için aynı kalitede iki üründen, fiyatı düşük olan daha yüksek değere sahiptir. Buna karşılık Kalite/Fiyat olarak aynı değere sahip olan farklı iki üründen birinin seçilmesi gerektiğinde, fiyatı az olanın tercih edilmesi olasılığı fazladır. Yani müşterinin maliyete (fiyata) olan duyarlılığı, kaliteye olan duyarlılığından daha fazla olabilmektedir. Dolayısıyla, kalitede üstünlük sağlayarak rekabet gücü kazanma amacı, maliyetlerde gerçekleştirilebilecek bir azaltma ile daha da güçlenebilir.

TKY’nin çalışma ilkeleri, bu amacın yerine getirilmesini, yani daha iyi kalitenin daha düşük maliyetle elde edilmesini sağlayan mekanizmalara sahiptir.

Örneğin Deming’in “İşi İlk Anda ve Doğru Yap” ilkesi ışığında, “Bu İş Daha İyi Nasıl Yapılabilir” yaklaşımının Firma Çapında uygulanmasıyla, sistemin tüm işlevlerinde iyileşen iş performansı ve artan verimlilik nedeniyle malzeme, iş gücü, ekipman masrafları azalır. Öte yandan doğrudan ürün kalitesine ilişkin maliyetlerin toplamında da önemli tasarruflar elde edilir.

Önleme Maliyeti: Hataların, uygunsuzlukların ortaya çıkmaması için yapılan eylemlerin maliyetidir. Örneğin Kalite Planlama, Kalite Eğitimi, danışmanlık hizmetlerinin getirdiği masraflar bu kapsamda ele alınabilir.

Değerleme Maliyeti: Kalite düzeyinin korunması için yapılan muayeneler, testler, tetkikler vb. değerlendirmelerin maliyetidir.

Hata Maliyeti: Hatalı üretim ve hizmet sonucu ortaya çıkan; hurdaya atma, onarım, yeniden işleme; müşteri şikayetlerinin karşılanması, garanti dönemindeki onarım veya değiştirmeleri kapsamak üzere üç ana grupta toplanabilir.

TKY’yi uygulayan firmalarda, önleyici faaliyetlere ağırlık verilmesi nedeniyle, bu maliyet elemanı artabilir. Fakat değerleme ve hata maliyetlerinde gerçekleşen azalma, Toplam Kalite Maliyetini % 50’lere varan bir oranda azaltabilmektedir. Crosby bu gerçeği “Kalite Bedavadır, Kötü Kalite İse Ek Maliyettir” özdeyişi ile vurgulamaya çalışmıştır.

Kalite maliyetinin toplam imalat maliyetinin bir parçası olarak değerlendirilmesi durumunda, bu oranın ortalama olarak imalat sektöründe % 30, hizmet sektöründe % 40, enformasyon hizmetlerinde ise % 50 dolayında olduğu söylenebilir. Kalite geliştirme programları veya TKY uygulayan firmalarda, iyileşen kalite düzeyinin imalat maliyetlerini yarıya indirebildiği görülmüştür. Bu gerçek, hataların ortadan kaldırılması yoluyla elde edilen, verimlilik artışının, başka bir deyişle kaynakların etkin bir biçimde kullanılmasının getirdiği doğal bir sonuç olarak yaşanan örneklerle önümüzdedir. Ancak bu durumun belirli bir tasarım kalitesi düzeyi aralığı için geçerli olduğunu unutmamak gerekir. Tasarım düzeyi kavramı, ürün tasarımına ilişkin spesifikasyonların değişebileceğini ifade etmektedir. Örneğin Skoda marka bir binek otomobili ile Mercedes arasındaki fiyat farkı, bu ürünlerin imalat maliyetlerinin değişik olmasından ileri gelmektedir. Başka bir deyişle tasarım kalitesinin iyileştirilmesi, ürünün hitabettiği müşteri kesimini değiştirecek düzeyde olursa, imalat maliyetlerinin de artması doğal bir sonuçtur. Bu durumu, TKY’nin “Kalitesizlik gereksiz maliyet demektir.”, “Kalitenin iyileşmesi, maliyetleri düşürür.” vb. prensiplerinin anlatmak istediği ile karıştırmamak gerekir. Tasarım kalitesinin iyileştirilmesini, ürün spesifikasyonlarında yapılan önemli değişiklikler olarak ele alacak olursak, buna bağlı olarak imalat maliyetinin ve müşterinin ödemeye istekli olduğu fiyatın değişimi, hipotetik olarak aşağıdaki gibi olmaktadır. (Şekil 3)

Görüldüğü gibi, tasarım kalitesinde yapılan her birim iyileşme, müşterinin ödemeye istekli olduğu fiyatı da arttırmakta, fakat artış hızı giderek azalmaktadır. Öte yandan, tasarım kalitesindeki her birim artış, imalat maliyetini de arttırmakta, ancak artış hızı giderek artmaktadır.

Bu nedenle, fiyat değişimi dış bükey, maliyet değişimi ise iç bükey bir yapıdadır. Yine bu nedenle, iki eğrinin farkı olan potansiyel kar miktarı da, giderek artmakta, bir maksimumdan geçtikten sonra azalmaya başlamaktadır. Bu noktaya karşılık gelen tasarım kalitesi “Optimum Kalite Düzeyi” olarak tanımlanabilir.

Şekil 2.4: Tasarım Kalitesi – Maliyet / Fiyat İlişkisi

Şekil 3’ten ayrıca, kalitenin her birim iyileşmesi başına, müşterinin ödemeye istekli olduğu fiyatın artma hızının azalması dolayısıyla, müşterinin fiyata olan duyarlılığının, kaliteye nazaran daha yüksek olduğu sonucuna da varılmaktadır. Bu sonucu, Şekil 3’teki Fiyat Eğrisini apsis ve ordinatının yerlerini değiştirerek çizdiğimiz zaman elde edilen Şekil 4’den, daha iyi görmek mümkündür. Bu şekildeki OH eğrisinin teğetlerinin eğimi görüldüğü gibi giderek artmaktadır. Bu gelişmeye göre, müşterinin ödemeye istekli olduğu fiyatın her birim artışı için, giderek daha fazla kalite beklediği yorumu yapılabilir. Oysa Şekil 3, kalitenin her birim artışı için, giderek daha az para ödemeye istekli olduğunu göstermekteydi. Dolayısıyla müşterinin fiyata olan duyarlılığı, kaliteye baskın olmaktadır.

2. 6. 1. Uygunluk Kalitesi – Maliyet İlişkisi

Kalite maliyetleri hakkında, ülke çapında bir çalışmanın yapılmamış olması nedeniyle, genel bir değerlendirme yapmak zordur. Ancak dış kaynaklı yayınlara göre ortalama bir firmada toplam kalite maliyetinin;

% 65 – 75’i İç ve Dış Hata Maliyeti

% 20 – 25’i Değerleme Maliyeti

% 5 – 10’u Önleme Maliyetinden

oluşmaktadır. Bu maliyetlerin, tipik bir Amerikan firması ve Japon firmasında satışın yüzdesi olarak dağılımını gösteren aşağıdaki değerler ise ilginçtir.

Satışın % si Satışın % si

ABD Japonya

Önleme Maliyeti 0,5 1,5

Değerleme Maliyeti 4,5 3

Hata Maliyeti 20,0 7,5

Toplam 25 12

Tablo 2.2: Toplam Kalite Maliyetlerinin (ABD ve Japonya arasındaki)

Satışların %’si Cinsinden Durumu

Şekil 2.5 : Fiyat – Kalite Duyarlılığı

Görüldüğü gibi, Japonya’daki önleme maliyeti oranı ABD’ye nazaran daha büyük, buna karşılık diğer maliyetlerin ve Toplam Kalite maliyetinin oranı daha düşüktür. Bu değerler, TKY’nin çok daha etkin ve yaygın bir şekilde uygulandığı Japonya’da önleyici eylemlere daha fazla ağırlık vermek suretiyle gerçekleştirilen kalite iyileştirmesinin, toplam kalite maliyeti oranında % 50’ye varan bir azalma sağladığını çok açık bir şekilde sergilemektedir. Bu sonuç, Değerleme ve Hata maliyetleri ile önleme maliyetinin kalite düzeyine veya hata sayısına bağlı olarak ters yönde değişmesinden ileri gelmektedir. Hata sayısının yüksek, kalite düzeyinin düşük olması durumu, hata önleyici faaliyetlerin zayıflığını gösterir. Tersine, önleyici eylemlere verilen önem, bir yandan bunun maliyetini arttırırken, öte yandan hataların ve hata maliyetinin azalmasına neden olmakta, sonuç olarak da toplam kalite maliyetinde önemli düşmeler sağlanabilmektedir.

Şekil 2.6 : Kalite Maliyetleri – Uygunluk Kalitesi Düzeyi İlişkisi

Değerleme maliyetinin azalması sadece hata ve uygunsuzlukların azalmasından ileri gelmemaktedir. Kalite düzeyi arttıkça, Kalite Kontrol ekipmanı ve personelinin seviyesi de artmakta, başka bir deyişle, çok sayıda rutin kontrol yerine az sayıda fakat etkin proses kontrolleri yaparak değerleme maliyetini ek olarak indirmek de mümkün olmaktadır.

Değerleme ve hata maliyetleri ile önleme maliyetinin hata sayısına göre ters yönde değişmesi, Toplam Kalite Maliyetinin Şekil 5’de görüldüğü gibi, bir mininmumdan geçtikten sonra tekrar artmaya başlamasında neden olmakta ve tasarım kalitesinde olduğu gibi, bir “optimum kalite veya optimum hata sayısı” kavramının tanımlanması gereğini akla getirmektedir. Bu yaklaşımın TKY’nin nihai hedefi olarak tanımlanan “Sıfır Hata” prensibi ile çelişkili olduğu düşünülebilir. Bu yorum doğru değildir ve kalite maliyetlerinin tek başına değerlendirilmesinden doğabilecek hatayı çok açık bir şekilde göstermektedir. Ayrıva sıfır hata prensibinin müşteriye hiçbir şekilde hatalı ürünün sevk edilmemesi anlamında ele alınması daha gerçekçidir. Yani üretimin ara aşamaları için bir optimum hata veya “optimum önleyici faaliyet” dengesinin kurulması düşünülebilir. Önemli olan bu hataları yakalayıp, bir sonraki aşamaya geçmesini engelleyen Süreç Kontrolünün kurulmasıdır. Bu durumda “Optimum Hata” kavramı, önleyici faaliyetlere gereğinden fazla girmeyi engelleyen bir denge noktasının bulunmasına yardımcı olabilir. Önleme faaliyetlerini arttırarak Toplam Kalite Maliyetinin yarıya indirilebileceğini deneyimler göstermektedir. Önemli olan bu gerçeğin kavranmasıdır (Şekil 5’deki A ve B durumları böyle bir iyileştirmeyi göstermektedir). Bu nedenlerle bu şekli, Uygunluk Kalitesi – Maliyet İlişkisi olarak değerlendirmek daha doğru olur.

2. 6. 2. Gerçek Kalite – Maliyet İlişkisi

Önceki paragrafta açıklanan, Uygunluk Kalitesi – Maliyet İlişkisi şeklini, proses hatalarını gösteren eksene, ürünün müşteriye ulaşması (yani gerçek kalitenin tanımlanması) noktasında ortaya çıkan hataları gösterecek biçimde düzenlersek, geleneksel yönetimin kalite maliyetlerine bakış açısını temsil eden bir şekli tanımlamış oluruz. Bu durumda hatanın çok olması ürün kalitesinin düşüklüğünü, optimum Önleyici Faaliyet noktası da optimum Kalite Düzeyini gösterecektir. Geleneksel Kalite Kontrol, “Kabul Edilebilir Kalite Düzeyi” ilkesini benimsediği için, bunu normal kabul eder.

Şekil 2.7: Kalite Maliyetleri Buzdağı

Oysa TKY’nin hedefi optimum değil, Kalitede mükemmellik ve sıfır hatadır. Başka bir deyişle, hatalı ürün hiçbir şekilde müşteriye iletilmemelidir. Bu nedenle Şekil 5’e benzer bir Kalite – Maliyet İlişkisi, TKY’nin felsefesine uygun olan Kalite Maliyeti anlayışını temsil etmekte yetersiz kalmaktadır.

Bunun nedeni, geleneksel yönetimin kalite maliyetlerinden söz edildiği zaman; hurdaya atılan malzeme, yeniden işleme, garanti ve servis masrafları gibi maliyetleri (buzdağının su üstündeki kısmını) görebilmeleridir. Oysa TKY’ye göre, kaybedilen yönetim ve mühendislik zamanı, atölye aylak zamanı, artan envanter düzeyleri, teslim gecikmeleri, kaybedilen siparişler, azalan satışlar ve müşteri tatminsizliği gibi, gizli maliyet elemanlarının da (Buz dağının altı) görülmesi ve değerlendirilmesi gerekir. (Şekil 6)

Bu durumda Kalite – Maliyet ilişkisini gösteren şekil aşağıdaki gibi olmakta ve sıfır hata noktası ile, Toplam maliyetin en az olduğu nokta eşleşmektedir.

Şekil 2.8: Gerçek Kalite – Maliyet İlişkisi

2. 7. 1. Kalite Maliyeti Elemanlarının Tanımı

Kalite Maliyetleri, TKY’nin kalitenin firma çapında ele alınması gerektiğini ifade eden temel prensibine uygun olarak ürünün; pazarlama, tasarım, imalat, muayene, ve sevkıyat dahil tüm ömür çevrimi boyunca ele alınmalıdır. Aşağıda öncelikle toplam kalite maliyetinin en önemli kısmını oluşturan ve Kalite – Maliyet sisteminin kurulmasında yeterli olabilecek maliyet elemanları açıklanacaktır. Bu elemanlar fabrikaya veya tesise yönelik elemanlardır ve operasyonel kalite maliyetleri olarak da isimlendirilirler.

Operasyonel Kalite Maliyetleri;

Kaliteyi sağlamak için yapılan işlerin maliyeti (Kontrol maliyetleri)

Kalitesizlik maliyetleri (Hata maliyetleri)

olmak üzere iki ana gruba ayrılabilir.

Daha önce genel olarak tanımladığımız;

Önleme maliyetleri ve,

Değerleme maliyetleri,

kaliteyi sağlama maliyetleridir.

Hata maliyetleri ise;

İç Hata maliyetleri ve,

Dış Hata maliyetleri

olmak üzere iki grupta tanımlanabilir.

2.7.1.1. Önleme Maliyetle

12 Temmuz 2007

Ege Bölgesi

EGE BÖLGESİ

1-BÖLGENİN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ:

Türkiye’nin batısında yer alan bölge , 79.140 km2 yer kaplar. 38.618 km2 Ege Bölümü’ne , 40.522 km2 ise İçbatı Anadolu Bölümü’ne girer. Ege Bölgesi Türkiye’nin yaklaşık %10,2 ‘ini kaplar.

a) Sınırları:

Ege bölgesi çok girintili çıkıntılı bir deniz yalısında,kuzeyde Edremit Körfezi kıyılarından güneyde Köyceğiz Köyü yakınlarına kadar uzanır. Güneydoğu Akdeniz Bölgesine komşu olur ; doğuda İç Anadolu’ya doğru girer, kuzeyde Marmara Bölgesi’ne bitişir. Ege Bölgesi sınırları içinde İzmir, Manisa, Aydın, Uşak ve Kütahya illerinin bütünü, Muğla, Denizli ve Afyon illerinin büyük bir kısmını , Balıkesir ve Bursa ilinin küçük bir kısmı yer almaktadır. Bölge sınırları içinde yer aldığı kabul edilen il ve ilçelerin toplam yüz ölçümü 83.358 km2 , nüfusu da 2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre yaklaşık 9.000.000’dur.

b) Yeryüzü Şekilleri:

Ege Bölgesi’nde dikkati çeken özellikler,Kuzey ve Güney Anadolu’da olduğu gibi kıyıya paralel dağ sıralarının bulunmayışıdır, çoğu doğu-batı doğrultusunda uzanan geniş vadiler yüzey şekillerine yön verir, yer yer kuzey-güney veya kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu olanları varsa da , bütün bu vadi sistemlerinin ayırdığı dağ kütleleri fazla yüksek değildir. Başlıca çukur alanların genel doğrultusu sebebiyle bölüm içinde yüzey şekillerin kuzeyden güneye bir sıralanış gösterdiği dikkat çeker. Kuzey Edremit Körfezi ve Ovasıyla Bakırçay Ovası arasında Madra Dağı Kütlesi (1344 m) , Bakırçay ve Aşağı Menderes Ovası arasında Yunt Dağı Kütlesi (1075 m) , Gediz ve Küçük Menderes Vadileri arasında Bozdağlar (2160 m) ve bunların batıya uzantısıymış gibi görünen Urla Yarımadası yükseklikleri (Akdağ ,1218 m) : Küçük Menderes ve Büyük Menderes Ovaları arasında Aydın Dağları (1675 m) , Büyük Menderes Vadisi güneyinde güneydoğu-kuzeybatı vadilerde yarılmış dağlık Menteşe Yöresi Dağları ( doğu ve güneye gittikçe yükselir ; Beş Parmak Dağı (1350 m) , Madran Dağı (1792 m), Baba Dağı (2300 m), Honaz Dağı (2571 m), Güney Menteşe’de Sandıraz Dağı (2294m) . ). Bütün bu Dağınık dağ parçaları aslında,ortada billursal yapılı eski bir kütle (Libya-Karya veya Saruhan-Menteşe Kütlesi: son yıllarda kullanılan adıyla Menderes Kütlesi ) ile bunun etrafında onun kalıbına uyan daha yeni yapılı dağ sıralarından oluşmuş, üçüncü zaman içinde aşınmış ve göllerle kaplanmış , göl tortullarıyla örtülmüş , üçüncü zaman sonunda meydana gelen yer hareketleriyle birbirinden ayrılarak bu günkü halini almıştır. Böyle bir düzen birbirinden farklı doğrultulara sahip yüzey şekillerini denizle temasa getirdiği için kıyı çizgisi de son derece girintili çıkıntılıdır.

Ege Bölümü’nde dağlık kütlelere ayıran derin , geniş ve devamlı vadiler : Denizli, Akhisar doğrultusundan geçen çizgi ötesinde artık görünmez olur. Bunun yerine güneydoğu-kuzeybatı doğrultulu bir ekseni bulunan bir eşik ,iç batı Anadolu eşiği yer alır. Bu eşik üzerinde eksenin doğrultusunu boylayan birbirine paralel ve araları oldukça alçak oluklarla ayrılmış kesintili dağ dizileri görülür. Dağlar genellikle eski temele ait billursal yapılı bazen de volkaniktir. Dağlar arasındaki çukur alanlar ve dalgalı düzlükler de üçüncü zamana ait göllerin çökelttiği killi kireçli katmanlar ile örtülüdür. Dağ sıraları Sultan Dağlarıyla Uludağ arasındaki alanı kaplar. Dağ sıralarının en batısındaki Murat Dağı (2129 m), Şaphane Dağı (2120 m) Alçam-Akdağ (2089 m) ile daha doğuda Emir Dağı (2307 m) ve Türkmen Dağı (1825) Domaniç Dağı (1910 m) ve Uludağ’ı (2543 m) içime alır. Dağları ayıran ve onların etrafında yer alan yayla düzlükleri içinde de yer yer ovalar (Afyon Ovası, 1000 m gibi) ve yayla üzerinde volkanik menşeli tepeler görülür. Kula dolaylarında kara kayalarından oluşmuş dağlar arasında çok taze volkan konilerine rastlanır.

Ege Bölgesi birbirine bağlı birçok graben ve horst lardan oluşmaktadır. Grabenler, kırık hatların geçtiği alanlardır. Bu nedenle bölgede yer alan Edremit Körfezi, Bakırçay, Simav, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes Grabenleri başlıca deprem alanlarıdır ve bölgenin %90’ı 1.dereceden deprem kuşağına girer.

c) İklim

Ege bölgesi yazları sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi etkisi altındadır; fakat burada kıyıya paralel devamlı dağlar bulunmadığı için deniz etkisi içerilere daha fazla sokulur. Ege bölgesi kuzey etkilerine az açık olduğu için özellikle bölgenin kuzey kesimlerinde kışın soğuk baskınları daha fazla görülür. Yağışlarda yaz kuraklığı geneldir. Yağış tutarı bakımından Akdeniz ve Karadeniz Bölgeleri’nde görülen ölçüde farklar görülmez. İçbatı kesiminde yaz-kış sıcaklık farkı artar. En soğuk ve en sıcak ayların ortalama sıcaklık dereceleri kıyı boyunda güneyden kuzeye azalır; Bodrum 110 C ve 280 C ,İzmir 80 C ve 27 0 C. Ege ovalarında kışlar ılık, yazlar kıyıdan daha sıcaktır. İçbatı Anadolu Eşiği’nde yükseklik dolayısıyla İç Anadolu şartlarına yaklaşan bir durum belirir. Ortalama Uşak’ta 20C ve 230 C ,Afyon’da 00 C ve 220C olur. Minimum ve maximumlar da farklıdır. En düşük sıcaklık Bodrum’da –40 , İzmir’de –80, Aydın’da –110 , Uşak’ta –240, Kütahya’da –280 ; en yüksek sıcaklık Ege Bölümü’nde tropikal havanın yayıldığı sıralarda genellikle 400 üstünde (Bodrum 430 , İzmir 420 ,Manisa 440) eşik üstünde de buna yakındır (Uşak 390 , Kütahya 360). Yıllık ortalama yağış miktarı genellikle 500 mm üstünde olmakla beraber bazen 1m yi geçer; İzmir 693 mm, Edremit 725 mm, Aydın 660 mm, Uşak 540 mm, Afyon 460 mm . Yağış rejimi kıyı boyunca tipik Akdeniz rejimidir: yaz mevsimi yağış payı %2 yi geçmez.(Bodrum % 1den az, İzmir %2).kışın ise % 50 yi hatta %60 a yükselir.(Bodrum %63.5 , İzmir %55) Sonbahar yağış payı ilkbahar yağış payından çok az farklıdır. Ege bölümü ovalarında yaz yine çok kurak geçmekle beraber , bu mevsimin yağış yüzde payı 3-4 ü bulur. İçbatı Anadolu’da ise kış yağışları %50’nin altına düşer.(Uşak %42.5 , Afyon %31.5) ilkbaharda yağış payı gittikçe artar(Afyon % 34) , yazın payı da % 30 u geçebilir: (Uşak%9 , Afyon %16,5 ) . Kar yağışları kıyı boyunca seyrek , fakat iç kesimlerde oldukça fazladır.( ortalama Bodrum 0.1 , İzmir 0.2 , Muğla 1.2 , Denizli 3.5, Uşak 9, Kütahya 20 gün). Bulutluluk kıyıda az , eşik kesimde fazladır. Açık günlerin sayısı Bodrum’da 178 günü bulur.

Ege Bölgesi, İzlanda ve Batı Akdeniz geçici alçak basınçlardan büyük ölçüde etkilenmektedir. Bu basınçların etkisiyle ilkbaharda kuzeybatıdan esen etezyen, bölge iklimine özellik kazandırır. Yaz mevsiminde denizden karaya doğru esen imbat rüzgarları, bölgenin tanınmış yerel rüzgarlarıdır.

d) Bitki Örtüsü

Akdeniz İklimi’nin hüküm sürdüğü , kesimlerde tabii bitki örtüsü alçak kesimlerde maki görünüşü olan kurakçıl bir orman biçimindedir. Kuzeye doğru nemli rüzgarlara açık Dağların yamaçlarında bunların arasında Karadeniz kıyısında görülen tipler karışır. Doğuya doğru gittikçe deniz etkisinin azalması , yükselti artması ve yağışların eksilmesi dolayısıyla otsu bitkiler (step) hakim duruma geçer. Maki bölgenin güney kesimlerinde 800m ye kuzeyde ve içerilere doğru 500m ye kadar yükselir. Tahrip edildiği yerlerde ladenotu gibi bitkilerin yayıldığı frigane tipi cılız bitki örtülerine rastlanır. Maki içinde pırnal meşesi, palamut meşesi , defne, kocayemiş, mersin ağacı, yabani zeytin, çok görülür. Asıl orman ,daha maki basamağında kızılçam ile belirir. Kızılçam da yükseklerde yerini , karaçam a bırakır. Karaçam ormanlarıyla step alanları arasın, meşeler ve meşe çalıları girer. Sarıçam a Türkmen Dağında fıstık çamına Kozak Dağlarında, ayrıca Medran ve Beşparmak Dağlarında , göknara Kaz Dağında rastlanır. Üçüncü zamanın sıcak nemli devri yadigarı olan günlük ağacı güney kıyılarına sığınmıştır. Steplerin İçbatı Anadolu’nun düzlüklerinde yayıldığı görülür. Bununla beraber step çok yerde insanların yaptıkları baltalamalar sonucunda seyrek bir ormanın yerini almış olmalıdır. Bu kesimde akarsular boyunca söğüt dizileri , köyler etrafında kavaklıklar bulunur.

e) Sular

Ege Bölgesi’nin büyük bir kısmında sular Bakırçay, Gediz,Küçük ve Büyük Menderes Irmakları aracılığıyla Ege Denizine dökülür. Yalnız İçbatı Anadolu Bölümü’nün kuzey kesimi sularını Susurlu Irmağı’nın yukarı çığırı ve sağdan aldığı Emet Çağı, Kocacay ile Marmara Denizine ,Sakarya ırmağı ve önemli kolu Porsuk çayı ile Karadeniz’e , doğuda da Afyon Akşehir Gölüne gönderir. Ege Bölgesi’nde yazlar çok sıcak ve kurak geçtiği için ,bu mevsimde akarsular çok fakirleşir, hatta bazıları tükenecek hale gelir. Buna karşılık kışın ve ilkbaharda kuvvetli yağışlarla ve hızlı kar erimeleriyle kabarır. Bazen bu kabarmalar çevreye zarar verebilecek hale gelir . Ege bölgesinde Akarçay çevresi dışında kapalı havza yoktur. Yalnız Güney Menteşe Yöresi’nde zeminin geçirimli topraktan oluşması dolayısıyla sular yer altı yollarıyla başka akarsulara veya denizlere ulaşmaktadır. Gediz üzerindeki Demirköprü ve Büyük Menderes’ in kolu Akçay üzerindeki kemer barajı gerisinde birer yapma göl bulunur. Simav Çayının yukarısındaki Simav Gölü ise kurumuştur.

f) Nüfus ve Yerleşme

Ege Bölgesi kapladığı alan bakımından Türkiye’nin %10 unu geçmediği halde memleket nüfusunun %14 ünü kaplamaktadır. Bütününde bölge içinde yer alan 5 il ile kısmen yer alan 5 ilin bölgeye giren ilçelerinde (84.046 km2 ) . 2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfusu yaklaşık 9.000.000’dur.Ege Bölgesi’nin 5.2 milyondan fazlası 3.000 den az nüfuslu yerlerde yaşar; buna göre de Ege Bölgesi’nde kır nüfus yoğunluğu km2 ye 54 kişi olur.3.000 den fazla kasaba ve şehirlerde ise 160’dır.Buralarda yaşayanlar bölge nüfusunun % 45 ini oluştururlar.10.000’den fazla nüfusu olan 38 şehirde yaşayanlar bölge nüfusunun %32 sini oluşturur. Cumhuriyet döneminde Ege Bölgesinde nüfus ile birlikte şehir sayısı da artmıştır : 1927 sayımında bölgedeki şehirlerin sayısı 14, toplam nüfus 371.000 idi. Şimdi ise bu sayı çok fazla artmıştır.

g) Ekonomi

Nüfusun yarıdan fazlası şehirler dışında yaşayan Ege Bölgesi’nde toprak başlıca geçim kaynağı sayılsa da Doğu Anadolu ve İç Anadolu’ya benzemez. Tarım dışı geçim kaynakları ise sanayi ve ticarettir. İzmir Türkiye’nin ikinci iktisadi merkezi sayılır. Tarımın çeşitlilik göstermesinde iklim ve toprak şartları, coğrafi mevki, ulaşım kolaylığı etkili olmuştur. Daha çok Akdeniz iklimine uyan bitkilerin tarımı yapılır. Hatta bunlardan bazıları asıl Akdeniz Bölgesi’nden daha kaliteli ürün verir ( üzüm ,zeytin …) .Gerçekte bu özellikler Ege Bölümü’nde gözükür. İçerilere doğru gittikçe ve yükselti arttıkça İç Anadolu’ya geçiş özelliği belirir; tahıl ekimi ,nadas oranı artar, hayvancılık gitgide önemli yer tutar. Topraktan faydalanma bölünüşü yaklaşık olarak şöyledir: ekili dikili topraklar %28, nadas toprakları %7.5,orman alanları %21, çayır ve otlaklar %26 ,ürün veremeyen topraklar %17,5

Ekili dikili topraklar bakımından Ege Bölgesi Marmara Bölgesi’nden biraz geride, İç Anadolu’yla eşit ,Doğu Anadolu’nun üç katına yakın bir durumdadır. Orman alanları da Türkiye ortalamasının çok üstünde olmakla beraber Yüzey şekillerinin fazla kuvvetli olmayışı ve yaz kuraklığı ağaçların tahribini kolaylaştırmakta, asıl ormanlar İçbatı ve Menteşe Yöresi’ndedir. Çayır ve otlaklar fazla yer tutmaz. Ekili alanlar ağaç ve fidan dikili yerlerden fazla olmakla beraber, dikili alanlar İçbatı Anadolu’da %1.5’e düşmekte, Ege Bölümü’nde %7’yi geçmektedir. Ekili alanların ortalama bölünüşü şöyledir: tahıl %70, sebzeler %9, sanayi bitkileri %21. Tahıl tarlaları ekili yerlerin 10/7’sini meydana getirir. Gerçekte bu oran Kütahya çevresinde %91, Afyon’da %90 olduğu halde İzmir’de %44 ve Aydın’da %46’ya düşer. Tahıl ürünleri arasında genellikle tahıl başta gelir; ortalama 1 milyon ton elde edilir. Afyon , Manisa ve Kütahya illeri başta gelir. İkinciliği arpa (500.000 ton kadar) alır, mısır çok geride kalır.

Genellikle pirinç üretimine az önem verilir. Sebze ekimi oldukça önemlidir. Yaş sebze ekimi iklim şartlarından yararlanır ve turfandacılık gelişmiştir. Patates ekimi oldukça gelişmiş olmakla beraber ilden ile fark gösterir. Yaygın olarak kavun karpuz ekiminde Manisa ili başta gelir. Sanayi bitkileri eğitimi daha çok önemlidir, fakat bu bakımdan İçbatı Anadolu ile Ege Bölümü arasında çok büyük fark görülür. Kütahya ve Afyon illerinin ekili alanlarında ancak %5’i sanayi bitkileri yetiştirilir. Ama bu bitkilerin oranı İzmir ilinde %47’yi , Aydın’da %51’i bulur. Ege Bölgesi’nde sanayi bitkileri ekimi çok çeşitlidir; tütün özellikle Manisa (45.000 ton),İzmir (40.000 ton) ve Muğla’da (15.000 ton) ekilir. Denizli (8.000 ton) ve Aydın (3.000 ton) illerinin payı daha azdır. Kütahya ve Uşak illerinde çok daha az tütün üretilir. Toplam olarak Ege Bölgesi’nin Tütün üretimi son yıllarda artma göstermiştir. Pamuğun şimdiki yıllarda Ege Bölgesi’nde hem üretimi artmış hem de kalitesi artmıştır. Son yıllarda 200.000 tona yaklaşmış, Türkiye pamuk ürününün %36‘sı Ege Bölgesi’nde yetişmektedir. Başka yağ bitkileri arasında haşhaş ürünü eskiden beri Afyon ilinde kümelenmekte, ve Ege Bölgesi afyon ürününün %80 ini sağlamaktadır. Susam üretiminde başta Muğla olmakla birlikte Türkiye üretiminin %30 u bu bölgede üretilmektedir.

Dikili alanlar bakımından bölgenin büyük özelliği çekirdeksiz üzüm ve kurutulmaya elverişli incir yetiştirilmesidir. Ayrıca zeytin üretiminde bölgenin belli kesimlerinde toplanır. Üzüm asmasına bölgenin her tarafında rastlanır ve ürünün çoğu yerinde tüketilir. Ege bölgesinin özel öneme sahip üzümü kurutmalık çekirdeksiz üzüm olup en çok İzmir yöresinde ve Gediz Ovası yamaçlarında ayrıca küçük menderes ovasında yetişir. Kuru üzüm ihracatı 50.000-70.000 arasındadır. Ayrıca sekiz ilin yaş üzüm üretimi 700.000 ton kadardır. Bunun yarıdan fazlası Manisa iline 1/20’si İçbatı Anadolu Bölümü’ne düşer. Eğe Bölgesi’nin ünlü kurutmalık inciri ise çoğunlukla büyük menderes vadisinde yani Aydın ilinde toplanır. Turunçgillere özellikle bölgenin güney kesiminde rastlanır. Bodrum ili eskiden beri mandalinasıyla ünlüdür. Türkiye zeytinliklerinin % 68’i Ege Bölgesi’nde toplanır. Edremit Körfezi kıyıları başta gelir. Manisa’da bağcılık yüzünden biraz gerilemiş görülen zeytincilik Aydın ve Muğla illerinde tekrar gelişir. Zeytinyağı üretimi 35.000 ile 80.000 ton arasında oynar.

Hayvancılık bakımından özellikle İçbatı Anadolu’da çayır ve otlakların eğe bölümüne göre daha fazla yer tuttuğu dikkat çeker. En çok küçük baş hayvan beslenir. Koyun sayısı 5.000.000 ‘a yaklaşır. Keçi sayısı da koyun sayısının yarısı kadardır. Sığırların sayısı yalnız Kütahya ve Afyon illerinde 400.000’i aşar ve bölgenin bütün illerinde toplam sayıları 1.750.000’i bulmaz. Manda sayısı 100.000 kadardır. At sayısı (200.000) eşek sayısından (450.000) azdır. Ege Bölgesi’nin bütün illerinde yaşayan evcil hayvanların Türkiye toplamına oranı şöyledir : koyun % 10.8 , Kıl keçi % 12.8 , Tiftik keçisi % 9 , Sığır % 9 , Manda % 5.5 ‘dir.

Kümes hayvancılığı oldukça yaygındır (6.000.000 Tavuk). Arıcılık her tarafta yapılır. Muğla ili yıllık 900 tona yakın bal üretimiyle Türkiye’de birinci sıradadır. İpek böcekçiliğinde bütün Türkiye’de olduğu gibi gerileme görülür. Ege Bölümü’nün bütün illerinde çok az ipek böceği yetiştirilir. Deniz ürünlerinde çeşitlilik görülür, özellikle İzmir Körfezi kıyıları balıkçılıktan yana önem taşır. Balık yumurtası özellikle Akdeniz Bölgesi sınırındaki köyceğiz gölünden çıkarılır. Bafa Gölünde ve kıyı göllerinde de balık tutulur. Süngerciliğin başlıca merkezi Bodrum’dur.

Ege Bölgesinde maden bakımından çeşitlilik varsa da maden yataklarından rezervi zengin olanlar sayılıdır. Bölge madenleri arasında çok eskiden işletilmiş olanlar vardır: Lydia kralı Kroisos un zenginliğini sağlayan altın, başkenti olan Sardeis ten geçen Paktalos çayının alüvyonları içinden çıkartılmaktaydı. Bugün işletilen maden yatakları arasında yakıtlardan linyit özellikle Kütahya yöresi ve Soma dolaylarında kümelenmiştir. Ayrıca İzmir, Tire , B.Menderes , Milas ,Denizli dolaylarında da linyit bulunur. Borasit İçbatı Anadolu’da zengin yataklar halinde bulunur. Krom cevheri ilk olarak Bursa güneyinde işletilmeğe başlanmış olup ayrıca Güney Menteşe yöresinde de bulunur. Ege Bölgesi’nde çok yerde demir yataklarına rastlanır. Manganez, manyezit, zımpara ,kükürt, cıva , antimon, mika da bu arada sayılabilir. Çeşitli mermer ve yapı taşı yatakları , maden suyu kaynakları vardır. Türkiye nin başlıca tuzlası İzmir Körfezinde Çamaltı’ndadır.

Sanayi bakımından Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi’nin ardından ikinci gelir. Sanayi faaliyetleri özellikle İzmir şehrinde toplanmıştır. İzmir dışında da birtakım sanayi tesisleri bulunmaktadır. İzmir’de kümelenen sanayi kollarından an önemlisi dokumacılık alanına düşer. İkinci grupta makine, madeni eşya, tamir atölyeleri ve dökümhaneler sıralanır. Besin maddeleri arasında un, makarna, konserve, yağ fabrikaları, kuru üzüm ve incir işlenen tesisler, ayrıca ispirtolu içki yapımı, tütün hazırlanması sayılabilir. Deri ayakkabı, giyim eşyası lastik ,cam işleri de söylenebilir.

Ege Bölümü’nde yollar,deniz kıyısına doğru yönelen vadi oluklarıyla boydan boya kesmekte, bu olukların birinden ötekine, denize yakın kesimde kolaylıkla geçilmektedir. Bu durum İzmir in önem kazanmasının sebebini ortaya koyar. İçbatı Eşiğinde de ulaşım çeşitli yönlere doğru kolaylıkla yönelebilir. Afyon ve Kütahya’da düğümlenen kara ve demir yolları İç Anadolu’ya ,Marmara’ya ve göller yöresinden Akdeniz kıyılarına bağlanabilir. Kıyılarda birçok tabii liman bulunmakla beraber, faaliyet İzmir’de toplanmıştır. Diğer iskeleler turistik önem taşır: Ayvalık, Çeşme, Kuşadası, Güllük, Bodrum, Marmaris gibi. Dış ticaret bakımından Ege Bölgesi imtiyazlı bir durumdadır. Bölge ticari faaliyetlere katılma bakımından önemli rol oynar. İzmir Türkiye’nin en önemli ihracat limanıdır. İzmir ithalatta geri durumda kalmasına karşılık ihracatta başta gelmektedir.

2-BÖLGENİN COĞRAFİ BÖLÜMLERİ

a) Ege Bölümü

Ege Bölgesi’nin kıyıya yakın olan kısmı batı yarısıdır. Buraya Asıl Ege veya Kıyı Ege de denir. En dikkat çekici özelliği doğu-batı yönünde uzanan dağlar ve bunlar arasında bulunan çöküntü ovalarıdır. Bu ovaların doğu uçlarını birleştiren hat , aynı zamanda Ege Bölümü’nün doğu sınırını oluşturur. Bölümün başlıca Dağları olan Madra Dağı ,Yund Dağı ,Boz Dağlar ve Aydın Dağları doğu-batı yönünde uzanır.

Bunlar arasında uzun çukurlarda bulunan ovalar ise: Bakırçay , Gediz, Büyük ve Küçük Menderes Ovalarıdır. Bu ovalar içinde , aynı adı taşıyan akarsular batıya doğru akarak Ege Denizine dökülür.

Bölümün kıyıları çok girintili çıkıntılıdır. Kıyıya dik olarak gelen Dağların denize olan çıkıntıları burunları ve yarımadaları oluşturmuştur. Bunların başlıcaları; Karaburun , Bodrum ve Datça Yarımadalarıdır. Dağlar arasındaki çukurlukların denize açılan kısımlarında ise girintiler meydana gelmiştir. Bunlar kuzeyden güneye doğru Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası ,Göllük ve Gökova Körfezleridir. Bu körfezler akarsuların taşıdıkları alüvyonlarla giderek dolmaktadır. Önceleri birer kıyı şehri olan Efes ve Milet’in günümüzde denizden 5-6 km içeride kalması bunun sonucudur. İzmir Limanı’nın da aynı şekilde dolmasını önlemek amacıyla Gediz’in yatağı kuzeye çevrilmiştir.

Ege Bölümü’nün güneyini dağlık Menteşe Yöresi kaplar. Buradaki topoğrafya, bölümün kuzeyinden farklıdır. Bu yörede dağlar Büyük Menderes’e güneyden birleşen kolların arasında kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanır. Dağlar arasında Çine Ovası, Milas Ovası gibi küçük ovalara rastlanır.

Ege Bölümü’nde Akdeniz İklimi etkilidir. Batı-doğu yönünde uzanan çukurluklar deniz etkisinin içerilere kadar sokulmasını sağlar. Kıyı kesiminde kar yağışları ve don olayları yok denecek kadar seyrek görülür. Günlük mevsimlik sıcaklık farkı azdır. Bölümün alçak kesimlerinde bitki örtüsü makidir. Yükseklerde ise ormandır.

Ege Bölümü Türkiye nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu yerlerdendir. Özellikle buradaki verimli ovalarda nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının 2-3 katıdır. Uygun iklim şartları ve verimli toprakları sayesinde çok çeşitli tarım ürünleri yetiştirilir. Bunların başlıcaları pamuk, tütün,, zeytin, incir, üzümdür. Pamuk kıyıya yakın ova tabanlarında, zeytin Edremit ve Ayvalık’ta ,incir Büyük Menderes Ovasında , tütün İzmir çevresinde, üzüm ise Küçük Menderes ve Gediz Ovasında yoğun olarak yetiştirilir. Bunların dışında buğday, mısır, sebze ile çeşitli meyveler yetiştirilmektedir. Bölümde hayvancılık da önemlidir. Küçük baş hayvanlar daha çoktur. Ayrıca arıcılıktan da önemli gelir elde edilir.

Tarımın yanında sanayi de önemli bir geçim kaynağıdır. Sanayi kuruluşlarının çoğu, bölümde yetiştirilen tarım ürününü işler. Zeytinyağı, sabun ,besin ,pamuklu dokuma ve halıcılıkla ilgili çeşitli kuruluşlar vardır. Yurdumuzun ilk dokuma fabrikası Nazilli’de kurulmuştur. Yatağan ve Soma da termik santral vardır. Denizli yakınlarında Sarayköy de yer altından çıkartılan su buharından elektrik elde edilir. Yurdumuzun 5 rafinerisinden birisi İzmir’deki Aliağa Rafinerisidir.

Bölümde şehirleşme oranı yüksektir. En büyük şehri İzmir’dir. Kuruluşu ilk çağa kadar uzanan İzmir, bütün Ege Bölgesi’nin ticaret ,sanayi ve kültür merkezidir. Büyük bir limana sahiptir. Nüfus olarak Türkiye’nin üçüncü büyük şehridir. Petrokimya, otomotiv, dokuma ,besin başta olmak üzere şehirde pek çok sanayi kuruluşu vardır. Milletlerarası İzmir Fuarı şehrin canlılığını daha da arttırır. Bölümüm diğer başlıca yerleşim merkezleri Denizli, Aydın, Manisa ve Muğla’dır. Ayrıca Burhaniye, Ayvalık, Foça; Çeşme , Kuşadası, Bodrum, Datça ve Marmaris kıyıda deniz turizmi yönünden önemli yerlerdir. Soma, Kırkağaç, Akhisar, Turgutlu, Salihli , Alaşehir, Ödemiş, Tire, Nazilli, Söke ve Milas diğer başlıca merkezlerdendir.

Ege Bölümü’nde çeşitli yer altı zenginlikleri de vardır. Soma ve Yatağan’da zengin linyit yatakları bulunur. Türkiye linyit üretiminin yarısı bu yataklardan elde edilir. Krom ,demir ve zımpara taşı bölümün diğer madenleridir. İzmir yakınında bulunan Çamaltı Tuzlası’ndan önemli miktarda tuz elde edilir.

Ege Bölümü çok uzun bir kıyı şeridine sahiptir. Uzun süren yaz mevsimi bol güneşlidir. Denizi de temizdir. Denizli yakınında bulunan Pamukkale Travertenleri dünyada eşi olmayan bir tabiat harikasıdır. Ayrıca binlerce yıl öncesinden kalma tarihi eserler, başka hiçbir yerde bulunmayacak kadar çoktur. Bu özellikleriyle Ege Bölümü, turistler için eşsiz bir yerdir. Bundan dolayı her yıl giderek artan yerli ve yabancı turist uğrak ve konaklama yeri olmuştur. Bu yüzden turizm bölüm ekonomisinde giderek artan bir öneme sahiptir.

b) İç Batı Anadolu Bölümü

İç Batı Anadolu Bölümü ,Ege Bölgesi’nin doğu yarısını kaplar. İç Anadolu Bölgesi ile Ege Bölümü’nü birbirinden ayıran eşik özelliğindedir. Onun için buraya İç Batı Anadolu eşiği de denir. Yer şekilleri batınınkinden çok farklıdır. Artık burada uzun çöküntü oluklarına rastlanmaz. Dik bir basamakla çıkılan platolar üzerinde 200 m’ye kadar yükselen dağlar vardır. Başlıcaları Murat Dağı, Emir Dağı, Eğrigöz Dağı’dır.

Bölüm, iklim ve bitki örtüsü bakımından da Ege Bölümü’nden farklıdır. Ege Denizi’nin yumuşatıcı etkisi burada oldukça zayıflar. Kışın soğuk ve uzun geçer. Yazlar ise kıyı kesimine göre daha kısa ve serindir. Birki örtüsü de iklimdeki bu değisikliklere uymuştur. Ege Bölümü’nde görülen maki örtüsüne burada rastlanmaz. Platolarda bozkır, yükseklerde ise ormanlar görülür.

İç Batı Anadolu Bölümü, şehirleşme ve nüfus bakımından da Ege Bölümü’ne göre çok farklıdır. Yüzölçümü aşağı yukarı aynı olmasına karşılık nüfus onun yarısı kadardır. Bundan dolayı şehirlerin hem sayısı hem de nüfusu da azdır. Kütahya, Afyon ve Uşak bölümdeki önemli şehirlerdir. Uşak’ta Türkiye’de kurulan ilk şeker fabrikası bulunur. Bunlar,bölümü İzmir’e bağlayan yolların üzerinde kurulmuş ticaret ve sanayi merkezleridir. Ayrıca:Tavşanlı, Demirci, Simav, Gediz ,Kula ve sandıklı diğer başlıca yerleşme merkezleridir.

Afyon bölümün sanayi merkezlerindendir. Kütahya ,çok eskiden beri çiniciliğin merkezidir. Uşak, Demirci, Gördes ,Kula ve Simav’da halıcılık önemli geçim kaynağıdır.

Yer altı kaynakları bakımından bölüm şanslı sayılır. Tavşanlı , Tunçbilek, Seyitömer ve Değirmisaz’da zengin ve kaliteli linyit yatakları vardır. Bu linyitlerin bir kısmı ordaki termik santrallerde kullanılarak elektrik üretilir. Daha kaliteli olanlarıysa ısınmada kullanılmak üzere yurdun çeşitli yerlerine gönderilir. Afyon’daki zengin mermer yatakları ,yöreye önemli gelir sağlar. Ayrıca Kütahya çevresinde krom yatakları bulunur.

3-BÖLGENİN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ

Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi’nden sonra yurdumuzun en gelişmiş yeridir. Bölgenin verimli ovalarında ,ekonomik değeri yüksek sanayi bitkileri yetiştirilir. Meyve ve sebze üretimi de yüksek miktardadır. Bölge özellikle ihracata yönelik ürünlerle önem kazanmıştır. Türkiye’de üretilen incirin ve haşhaşın büyük bir bölümünü, zeytinin yarısından çoğunu, tütün ve pamuğun önemli miktarını, üzümün üçte birinden çoğunu, Ege Bölgesi karşılar. Yurdumuzdaki zeytin ağaçlarının yarısından çoğu bu bölgededir. Türkiye şeker pancarı ,turunçgil ve tahıl üretiminin onda biri kadarı bu bölgede gerçekleştirilir.

Bölge yer altı kaynakları bakımından çok zengindir. Türkiye’de kaliteli linyitin büyük bir kısmı buradan çıkarılır. Isınma ihtiyacının giderilmesinin yanı sıra ,elektrik üretiminde de linyitten yararlanılmaktadır. Termik santralleri ve çeşitli hidroelektrik santralleriyle bölge Türkiye elektrik üretimine katkıda bulunur. Bölgeden çıkarılan zımpara taşının tamamına yakını ihraç edilir.

İzmir yakınındaki Çamaltı tuzlası, Türkiye tuz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılar. Bölge ticaret ,sanayi ve ulaşım alanında da önemli bir yere sahiptir. Gıdadan dokumacılığa, otomotiv sanayiigiderilmesinin yanı sıra ,elektrik üretiminde de linyitten yararlanılmaktadır. Termik santralleri ve çeşitli hidroelektrik santralleriyle bölge Türkiye elektrik üretimine katkıda bulunur. Bölgeden çıkarılan zımpara taşının tamamına yakını ihraç edilir.

İzmir yakınındaki Çamaltı tuzlası, Türkiye tuz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılar. Bölge ticaret ,sanayi ve ulaşım alanında da önemli bir yere sahiptir. Gıdadan dokumacılığa, otomotiv sanayiinden elektronik ve makine üretimine, petro kimya, madeni eşya ,çimento ,azot ve sun’i gübreye kadar çeşitli alanlarda etkinlik gösteren sanayi tesislerine sahiptir. En büyük rafinerilerden biri olan Aliağa Rafinerisi bu bölgededir.

4-Bölgenin Türkiye Turizmindeki Yeri

Ege Bölgesi’nin özellikle kıyı kesiminin çok büyük bir turizm potansiyeli vardır. Çünkü burası çok zengin tarihi değerlere ve olağanüstü doğal güzelliklere sahiptir.

Ege kıyısındaki koyların kenarlarında çok sayıda tatil köyü, tatil sitesi, otel, motel ve buna benzer tesisler kurulmuştur. Edremit Körfezi çevresinde Altınoluk, Akçay, Ören, Ayvalık; İzmir çevresinde Dikili, Foça, Çeşme, Kuşadası ;daha güneyde Bodrum, Marmaris, Datça deniz turizminin canlı olduğu yerlerdir.İlk Çağ antik kent kalıntılarının bulunduğu yerler de Efes, Bergama, Milet, Didim, Sart, Knidos, Meryem Ana turistlerin yoğunolarak uğrak yeridir.

Önemli turizm merkezlerinden biri de eşsiz travertenleri, tarihi kalıntıları, kaplıcaları ve modern konaklama tesisleriyle Pamukkale‘dir. Bölgedeki milli parklar ve Çamaltı tuzlası yakınlarındaki Kuş Cenneti yerli ve yabancı turistlerin ilgi gösterdikleri yerlerdendir.

12 Temmuz 2007

İletişimde Uydu Sistemleri

İLETİŞİMDE UYDU SİSTEMLERİ

Uydu Haberleşmesinin Kısa Tarihçesi:

Uyduları kullanarak küresel iletişim fikri ilk olarak ünlü İngiliz bilim adamı ve bilim kurgu yazarı Arthur C. Clarke tarafından Mayıs 1945′te ortaya atılmıştır.

“Dünya merkezinden 42,000 km yukarıda 24 saatlik periyotla dönen uzay terminalleri zinciri sayesinde tüm iletişim sorunu çözülebilir. Kurulacak uzay terminallerinin yörünge üzerindeki yerleşimi için pek çok ayarlama gerekse de Şekil-1′de gösterilen metot en kolay olanıdır. Yerden bakan gözlemciye göre ekvator üzerinde dünya merkezin-den 42,000 km yükseklikte bulunan terminaller oldukları yerde gözükeceklerdir. Bu metot yeryüzünde yönlü alıcı kurulumunu büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.”

Şekil-1: Uzay terminallerinin yörünge üzerindeki yerleşimi

“Aşağıda belirtilen boylamlar, yerleştirilecek 3 terminalin tüm yerküreyi kapsaması için önerilen değerlerdir.

300º Doğu- Afrika ve Avrupa

1500º Doğu- Çin ve Okyanusya

900º Batı- Kuzey ve Güney Amerika”

Günümüzde sivil ve askeri haberleşme amaçlı olarak sıklıkla kullandığımız uydu haberleşme sistemleri, iletişim alanında daha hızlı ve yüksek kapasiteli ama aynı zamanda da düşük maliyetli sistemler yaratma çabaları sonucunda ortaya çıkmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sayesinde büyük gelişme kaydedilen güdümlü füze ve mikrodalga haberleşme teknolojileri, beraber kullanımları sayesinde yeni bir teknolojinin, Uydu Haberleşme Sisteminin doğmasına neden olmuştur.

1957 yılında uzaya ilk uydunun (Sputnik) gönderilmesi ile uzay çağı başlamıştır.İlk uydu 4 ekim 1957 günü atılan Rusların SpuntikI uydusudur. Bunu 31 ocak 1958 de Amerikalıların Explorer’ları takip etti. Birkaç yıl sonra 28 eylül 1962 de Nasa/Kanada yapımı “Aloutte I” yörüngeye konuldu. Özet olarak. 1957-1977 arasındaki 20 yılda uzaya fırlatılan yaklaşık 2230 uydunun 1163’i SSCB’ ye. 853 ‘ü ABD’ye ve 232 uyduda değişik ülkelere ait idiler.

1958 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Eisenhower’in uydu üzerinden Amerika’ya yılbaşı mesajı yollaması, 1960 yılında ilk yansıtıcı uydunun kullanılması, 1962 yılında ilk röle uyduların kullanılması ve ilk yere göre durağan (geostationary) uydunun kullanılmaya başlanması uydu haberleşme sistemlerinin gelişim hızını göstermede örnek teşkil etmektedirler.

Uydu iletişim sistemleri; bir uydudan, uydunun yörüngesini, uzaydaki konumunu ve çalışmasını denetleyen bir yeryüzü istasyonundan ve uydu üzerindeki transponder (alma frekansını, gönderme frekansına çevirici) aracığıyla gerçekleştirilen ve iletişim trafiğinin gönderilmesini (çıkarma hattı, uplink) ve alınmasını (indirme hattı, down-link) sağlayan yer terminalleri ağından oluşmaktadır. Uydunun kendisi ise iki temel bölümden oluşmaktadır:

Yük (Payload),

Link (Yol).

Yük, iletişim sinyali için transponder işlevini yerine getiren antenler, alıcılar ve vericilerden oluşur. Linkte ise, durum denetimi, sıcaklık denetimi, komut ve telemetri sistemleri bulunur. Temel olarak link, yük çalışması için destek (uydu bakım ve onarımı) görevlerini yerine getirir.

Uyduya uzaya atıldıktan sonra, ekvatorun üzerinde, yeryüzüne göre değişmeyen belli bir yükseklikte (36,000 km), yörüngesel bir konum ya da bölme tahsis edilir. Bu böl-meler, yanları 0.1º ile 0.2º arasında olan ve birbirlerinden 3º ya da 4º mesafede konumlandırılırlar. Uzay tarafından uygulanan kuvvetler nedeniyle uydunun senkron (yeryüzüne göre durağan) yörüngesinden çıkmasını engellemek amacıyla yerdeki kontrol merkezi yörünge kontrol sinyalleri ile uyduyu kendisine tahsis edilen bölgede tutar. Bunu gerçekleştirmek için de uyduda bulunan ve püskürtme maddesi olarak genelde hidrazin (N2H4) kullanan idare roketleri kullanılır. Tipik olarak her sene 10~15 kg arası püskürtme maddesi kullanılır.

Uydu, kendisi için gerekli olan elektrik enerjisini üzerinde bulundurduğu güneş panellerinden sağlar. Uydunun güneşi göremediği durumlarda ise daha önceden çalışması sırasında doldurduğu pilleri kullanmaktadır. Uydu her gün yeryüzü tarafından birer kere, ilkbahar ve güz noktaları (dönenceleri) civarında tutulur, dolayısıyla güneşle olan doğrudan bağlantı kesilir. Tutulmalar 70 dakika kadar sürebilir ve bu sırada pil enerjisi kullanılır.

Uyduların Sınıflandırılması

Günümüzde kullanılan uydu tipleri, dünya üzerinde bulundukları yörüngelere göre üç grupta sınıflandırılır. Bunlar sırasıyla;

Alçak yörüngeli uydular (Low orbit satallites);.

Geostasyoner yörünge uyduları (Geostationary orbit satellites)

Özel yörüngeli uydular.

1) Alçak yörüngeli uydular (LEO); Bu tür bir uydu ,dünya etrafındaki tek bir turunu bir bucuk ile om iki saat dolayında tamamlamaktadır. Bu uydular askeri araştırma ve meteroloji gibi amaçlar için kullanılır. Telekominikasyon için kullanılmazlar.

Yükseklik: 100-300 mil.

Yer istasyonu ile direkt iletişim zamanı: 15 dakika veya azdır.

2) Geostasyoner yörünge uydular(GEO); Bu uyduların hızları dünyanın dönüşüne uygun olduğu için, uzayda hep aynı yerde duruyor izlenimi verirler. Bu uydular iletişim amacı ile kullanılırlar.

Yüksekliği; 22-282 mil.

Yer istasyonu ile devamlı olarak iletişim halindedir.

Yörüngesi ekvatorun yukarısındadır.

3) Özel yörüngeli uydular(HEO); Askeri araştırmalar ve erken uyarı amacı ile kullanılırlar.

Yüksekliği; 6000-12000 mil.

Dönüş periyodu; 5-12 saat

Uydular kullanım amaçları

Uydular, kullanım amaçlarına göre 4 bölümde incelenirler;

Meterolojik uydular

Askeri amaçlı uydular

Araştırma uyduları (Land Sat)

İletişim uydular

1) Meterolojik uydular (Meteosat): hava tahminleri yapmada güvenilir ve ekonomik yöntemler oluşturulmasını sağlamışlardır. Oniki saatte bir, dünyanın her yöresine meteorolojik bilgi veren meteorolojik uyduların yörüngeleri, kuzey-güney doğrultusundadır. Bugün iki tür meteosat kullanılmaktadır: NOAA ve Nimbus

2) Askeri amaçlı uydular: süper devletlerin: erken uyarı, nükleer patlamaların incelenmesi, keşif ve askeri hareketlerin gözlenmesi gibi amaçlar ile uzaya fırlattıkları uydular ,çeşitli yörüngelerde görev yapmaktadırlar.

3) Araştırma uyduları (Land Sat): Ziraat ve ormancılık alanlarında, su ve diğer yer yüzü kaynaklarını araştırmada kullanılır. Land Sat’lar:

Deniz suyu kirliliği, petrol artıklarının tespiti.

Ormanların ve ziraat alanlarının araştırılması, yangınların izlenmesi

Şehir bölge planlama ve haritalanması

Buzul hareketlerinin takip edilmesi

Yeryüzü kaynaklarının (petrol,maden,doğal gaz) araştırılması amaçlarına yöneliktir.

4) İletişim uyduları:İncelememiz kapsamına,yörüngeleri ve amaçları açılarından. Geostasyoner iletişim uyduları da girmektedir. İletişim uyduları, kapsadıkları yayın alanlarına gönderdikleri sinyalin gücüne göre sınıflandırılırlar. Bir uydunun gücü, yayın yapan elemanın, yani TWTA ‘nın (Travelling Tube-Amplifier) gücü ile belirlenir.

İletişim uyduları üç sınıfta incelenir:

TWTA ÇIKIŞ YER İSTASYONLARI UYDU SINIFI

GÜCÜ(WATT) ANTEN CAPI(METRE)(MİN.)*

5-10 5-19 Düşük Güçlü (LPS)

40 12-3 Orta Güçlü(MPS)

50-300 0,4-0,9 Doğrudan yayın(DBS)

*Yayın alanının konumuna göre

Düşük Güçlü Uydular

Kanal başına çıkış güçleri, 5-10 watt kadar olan düşük uydulardır.

Intelsat Interputnuk gibi uluslararası uydu ile iletişim örgülerinin kullandığı uydulardır. Bu sınıf uydular yayınlarını, yeryüzü ölçümünün yüzde 42,4 ‘üne ulaştırabilirler. Taşıdıkları iletişim trafiğinin çoğu genellikle haberleşme devrelerine ayrılmıştır. Düşük güçlü uydular geniş bir alana yaygın yayın yaptıkları için yer, bu uyduların istasyonlarının verici-alıcı anten çapları 30 metre dolayındadır.

Orta Güçlü Uydular

Kanal başına çıkış gücü 40 watt dolayında olan iletişim uyduları orta güçlü uydular olarak sınıflandırılır.

Bölgesel uydu çevrimlerinde ve uluslararası iletişim uyduları çevrimlerinde bu tür uydular kullanılır. Günümüzde en çok kullanılan uydu türleri orta güçlü uydulardır. Orta güçlü uydular, evlerde ve apartmanlarda küçük çaplı (1,2-3 m) antenlerle izlenebilir. Intelsat ve ıntersputnik, bu güçteki uyduları Ku band uygulamaları için kullanmaya başlamıştır. Orta güçlü uyduların standart verici ve alıcı anten çapları 12 metre dolayındadır.

Günümüzde DBS çalışmaları, gerek roket arızalarından, gerekse uyduların yüksek güçte çalışmalarının getirdiği arızalardan dolayı yavaş gitmektedir. Bu nedenle, orta güçlü uydulara fazla iş düşmektedir. Ülkemizde izlediğimiz uydu- TV programlarının hepsi, orta güçlü uydulardan gelmektedir. Orta güçlü uydular yörüngelerdeki, 7-10 yıl olan faydalı ömürlerini aşarak, ekonomik olmanın öte-sinde güvenilir olduklarını kanıtlamışlardır.

Yakın gelecekte bir çok DBS (Doğrudan uydu ile yayın) gerçekleşecek, ancak orta güçlü uydular hala popüler olmaya devam edecektir.

TABLO1: Yayınları Türkiye genelinden net izlenebilen Türksat uyduları frekansları

TÜRKSAT 1C 420 DOĞU

60-90 cm ANTEN NORMAL LNB

ANALOG

10965

ATV

6.65

Türk

11006

CİNE 5 PLAYBOY

6.65

Türk

11048

Show TV

6.65

Türk

11093

TRT Int

6.65

Türk

11142

Kanal 7

6.65

Türk

11513

BRT

6.65

Türk

11569

D Fun

6.65

Türk

11565

Kanal D Avrupa

6.66

Türk

11683

Maxi TV

6.65

Türk

11553

TRT Avrasya

6.65

Türk

10966

ATV

6.65

Türk

11026

Kanal D

6.60

Türk

11080

Star TV

6.65

Türk

11122

Samanyolu TV

6.65

Türk

11177

TRT 1

6.65

Türk

11465

TRT 3

6.65

Türk

11497

TRT 4

6.65

Türk

11585

TRT Gap

6.65

Türk

11072

Kanal 6

6.65

Türk

11656

Kral TV

6.65

Türk

DİJİTAL

10985

Kiss TV

3332-3/4

Türk

11065

Meltem TV

4049-5/6

Türk

11071

Mesaj TV

2498-7/8

Türk

11111

Bayrak TV Int.

4557-5/6

Türk

11129

Flash TV

4268-3/4

Türk

11660

Viva TV

2518-5/6

Türk

11582

Bravo TV

2496-5/6

Türk

11469

Star paketi

22500-3/4

Türk

11587

CNN Türk

3670-3/4

Türk

11669

Gala TV

2518-5/6

Türk

11139

Eylik TV

3580-5/6

Türk

11607

Az TV 1 (Azerbaycan)

3750-2/3

Azeri

Doğrudan Yayın Uyduları

1977’de toplanan Dünya Radyo yönetici konferansı (WARC), uydu ile doğrudan yayın koşullarını yeniden gözden geçirmiştir. Doğrudan uydu yayınları için Ku bandı ayrılırken, uydularda sınıflandırılmıştır.

Doğrudan uydu ile yayın (DBS), TV yayınlarının, uydu ile izleyici arasında herhangi bir role aktarıcı, verici olmaksızın. Kişisel antenler ile veya kollektif antenler ile dığrudan izlenmesi yöntemidir. Bir yayının, doğrudan uydu niteliğini taşıyabilmesi için, 40-90 cm çapında parabolik antenle alınabilmesi, bu nedenlede çok güçlü olması gerekmektedir.

Bu durumda, uyduların yayın gücü önemli olmaktadır. Doğrudan yayın uyduları, güçlerine göre üç bölümde incelenirler. Burada üç kriteri, her transporderin yayın gücünü belirleyen (TWTA) verici çıkışıdır.

TWTA GÜCÜ SINIF

200 W ve yukarısı gerçek doğrudan yayın uyduları

100 W dolayında orta güçlü doğrudan yayın uyduları

50 W dolayında düşük güçlü doğrudan yayın uyduları

Sonuç olarak, doğrudan yayın uydularından söz edebilmek için, 50 watt’ın üzerinde TWTA yayın gücü gerektiğini söyleyebiliriz.

50 watt ve daha yukarı güç sağlayan DBS uyduları izleyicilere, yayın alanındaki konumlarına göre, 40 ile 90 cm çapındaki parobolik antenlerle alınabilecek çok güçlü yayınlar ulaştırabileceklerdir. Doğrudan uydu yayını yönteminde, yer istasyonundan uyduya gönderilen yayın, oraya başka araç girmeksizin, doğrudan izleyicilerin evlerine ulaşmaktadır.

Uydunun Yapısı

Uyduları yapı bakımından üç bölüme ayırabiliriz. Birinci bölüm hizmet bölümü denilen ve uyduyu yörüngede tutan, hareketlerini düzenleyen, dengeleyen kimyasal ve elektriksel tepki motorlarını, hareket sistemini, yakıtı ve aküleri barındıran bölümdür. İkinci bölümde uydunun ana görevini yerine getiren transponderler, bilgisayarlar vb. tüm haberleşme donanımı yer almaktadır. Üçüncü bölüm ise güneş levhaları ve tüm antenlerin bulunduğu dış kısımdır.

Uydunun tasarımı, haberleşmenin niteliği ile doğrudan ilgilidir. Dünya üzerinde bir yörüngede bulunan uydunun alıcı ve verici antenlerinin, dünya üzerinde istenen bir noktaya yönlendirilebilmesi için antenlerin her zaman dünyaya dönük olması gerekmektedir. Aksi halde iletişimin sürekliliği sağlanamayacaktır.

Uydu, yörüngede iken yerçekimi farklılığı, dünyanın manyetik alanı, güneş enerjisi gibi dış etkenler yanında uydunun dengelenmemiş iç hareketleri gibi birçok değişik kuvvetin etkisindedir. Bu etkenler uydunun istenen yörüngede kalmasını önlemektedir Bu kuvvetlerin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ve dolayısıyla uyduyu kararlı bir durumda tutmak için, uyduyu kendi ekseni etrafında döndürmek gerekmektedir. Böylece uydunun, yüksek açısal momentumu bulunan bir denge çarkı gibi davranması sağlanmaktadır. Antenlerin her zaman dünyaya dönük tutulması için an-tenler ve tüm haberleşme donanımı uydunun dönme hızıyla aynı hızda, ancak dönme yönünün tersinde dönen düşük ataletli bir platform üzerine oturtulmuştur. Uydunun bu şekilde kararlı tutulmasına “Çift Dönme” yöntemi denir. Günümüzde ise yeni kararlı tutma yöntemleri geliştirilmiştir. Bunlardan en önemlisi “Üç eksenli kararlı tutma” yöntemidir

Şekil-2′de bu iki yöntemin yapısal farklılıkları görülmektedir. “Çift Dönmeli” uydularda çeper solar hücreleri ile kaplanmış ve antenler ters yönde dönen platform üzerine oturtulmuştur. Öte yandan “Üç Eksenli” uydularda gerekli güç, solar hücrelerden sağlanmaktadır. Ancak bu hücrelerin yerleştirildiği solar levhalar hareketlidir ve her zaman güneşe dönük durumda tutulmaktadır. Yazının bundan sonraki bölümlerinde eşzamanlı yörüngede bulunan uydular üzerinden gidilecektir.

(a) Çift Dönmeli Uydu (b) Üç-eksende kararlı uydu

Şekil-2: Uydu sınıfları

Uydu Kontrolü

Dünya yüzeyine göre sabit bir nokta üzerinde dolanan bir iletişim uydusunun iletişim işlevleri, yörüngenin ve durumun tam bir denetimini gerektirir. Durum denetimi, antenleri yöneltmek için gereklidir.

Şekil-3: Uydu Haberleşme Sistemi

Her uyduya ekvatorun üzerinde dünya yüzeyinden yaklaşık 36,000 km yukarıdaki yörüngede bir boylam tahsis edilmiştir (Şekil-3). Yer antenlerinden çoğu izleme yapmayan tür antenler olduğu için, uydunun önemli miktarda hareket etmesi, uydunun hüzme pozisyonunu değiştirir. Bu durum istenen iletişimin bozulmasına ve hatta kesilmesine neden olur. Bu nedenle yer uydu istasyonu, uydu yörüngesini sürekli denetler.

Uydu Ayak İzi

Uydu yörüngeleri merkez dünya olmak üzere, veya odakların birinde dünya olacak şekilde eliptik olabilir.

Uydu vericileri güneş enerjisi ve akülerle çalıştığı için verebilecekleri toplam güç birkaç 10 watt veya 100watt ile sınırlıdır. Bu güçle yeryüzünün 36.000 km’den daha uzaktaki noktalarında işe yarar bir alan şiddeti meydana getirebilmeleri için, mutlaka, yüksek kazançlı antenler kullanmaları gerekir. Bu antenler gücü, yeryüzünün küçük bir bölgesine yoğunlaştırarak, yeterli bir alan şiddeti oluştururlar.

Antenin yöneltildiği noktada, en yüksek güç yoğunluğu elde edilir. Bu noktadaki etkin güç yoğunluğu, anten kazancı ile verici gücünün çarpımına eşittir. Güç yoğunluğu b noktadan uzaklaştıkça azalır. Güç yoğunluğunun yarıya düştüğü nokta (-3 dB zayıflama noktası ) antenin hüzme genişliğini belirler.

Güç yoğunluğunun belli bir değere düştüğü noktalar birleştirilirse, kapalı bir eğri elde edilecektir. Bu kapalı eğriye antenin ayak izi (footprint) adı verilir. Aya izi eğrileri her 3 dB de çizilebileceği gibi, her 1dB veya 10 dB de bir de çizilebilir. Normal parobolik bir anten kullanıldığında, ayak izi genel olarak bir elips şeklindedir. Elipsin yaygınlığı. Hüzmenin açısıyla veya uydunun enlemi ile izin yönetildiği merkezin enlemi arasındaki farkla orantılı olarak artar.

Uydu yayınları genellikle, belli bir ülke veya bölge için yapılır. Bu durumda istenen ideal durum, ülke veya bölgenin sınırları içinde, her tarafa eşit bir alan şiddeti dağılımlıdır. Bu sağlanamıyorsa, bölge içindeki değişimin mümkün olduğu kadar az olması istenir. Her ülke ve bölgenin sınırları bir elips şeklinde olmadığına göre , elips şeklindeki standart ayak izi, her zaman uygun olmaz. Bu durumda antene özel konum verilerek. İstenen biçimde değişik ayak izleri elde edilir.

Her uydunun ayak izleri bellidir ve bunlar. Uydu yayın dergilerinde yayınlanır bunlardan yararlanarak. Antenin kurulacağı noktadaki etkin yayın gücü hemen bulunabilir.

Frekans Planları

Günümüz uydu haberleşme sistemlerinde, varolan iletişim ağını kullanarak daha verimli ve yüksek hızda haberleşme yapabilmek amacıyla çeşitli çoklu erişim yöntemleri kullanılmaktadır. Aşağıda bu tekniklerden en çok kullanılan üçü hakkında bilgi verilecektir.

1) Frekans Paylaşımlı Çoklu Erişim

Kısaca FDMA olarak tanımlanan Frekans Paylaşımlı Çoklu Erişim sistemlerde, her frekans taşıyıcı, ayrık bir frekansta bulunur ve bu taşıyıcıya, çok taşıyıcılı bir transponderde belirli bir yer tahsis edilir. İki FDMA tekniği kullanılmaktadır:

FDM/FM/FDMA: Bu teknikte, gönderme konumunda yer istasyonu, birçok tek yanband taşıyıcı telefon kanalını, tek bir taşıyıcı temelbanda frekans paylaşımlı çoğullar (FDM-Frequency Division Multiplexing, Frekans Paylaşımlı Çoğullama); bu temel bant daha sonra bir taşıyıcıyı bir frekans modülasyonuna tabi tutar ve bu taşıyıcı bir FDMA uydu ağına uygulanır.

Taşıyıcı başına tek kanal: Bu teknikte, her iletişim kanalı ayrı bir radyo frekansı taşıyıcıyı modüle eder.

Örnek olarak C-bandında çalışan Intelsat V transponderi için tipik bir frekans planı Şekil-4′te gösterilmiştir. Uydu aracığıyla sinyalin yönlendirilmesi, yerden verilen komutla anahtarlanabilir. Bu özellik, daha fazla sayıda link olasılığı gerçekleştirerek, çeşitli alma ve gönderme antenlerinin birçok transpondere bağlanmasına olanak sağlar. FDMA tekniğinde kullanılan polarizasyon yöntemi ile aynı frekans bandından iki sinyal birbirine dik polarizasyonla yollanabilir. Böylece frekans bandının daha verimli kullanılması sağlanmaktadır.

Şekil-4: C-bandında çalışan Intelsat V transponderi için tipik bir frekans planı

2) Zaman Paylaşımlı Çoklu Erişim

Kısaca TDMA olarak tanımlanan zaman paylaşımlı çoklu erişim modunda, her kullanıcı, uydu transponderine aynı taşıyıcı frekansını kullanarak, belli bir referans zamanına göre belli zaman bölmelerinde erişir. TDMA çerçevesi adı verilen bir zaman aralığı belirlenmiştir, bu süre içinde, ağdaki tüm kullanıcılar, kendilerine ayrılan zaman bölmeleri içinde bilgi paketlerini iletirler. Bu zaman çerçevesinin uzunluğu 2 ms, ya da 120832 semboldür. Her ağ kullanıcısına tahsis edilen zaman bölmeleri, çerçevede (frame) ne kadar iletişim trafiği iletileceğine ya da alınacağına bağlı olarak değişir. Tipik bir uydu TDMA çalışma sistemi, Şekil-5′te gösterilmiştir.

Şekil-5: TDMA Zaman Planlaması

İki ya da daha fazla FDM/FM sinyal aynı anda doğrusal olmayan bir yükselteç tarafından yükseltilirse, bir FDM/FM taşıyıcının temel bandına başka taşıyıcılardan karışma olur. Bu meydana geldiğinde, doğrusal olmayan yükseltecin genlik modülasyonu/faz modülasyonu özellikleri, taşıyıcıda genlik modülasyonu oluşturur, bu da diğer taşıyıcılarda faz modülasyonu meydana getirir (AM/PM conversion). TDMA sayesinde diğer taşıyıcılarda oluşturulacak faz modülasyonu sorunu çözülmektedir, dolayısıyla uydu güç yükselteci, doyum modunda çalıştırılabilmektedir.

3. Kod Paylaşımlı Çoklu Erişim

Kısaca CDMA olarak adlandırılan Kod Paylaşımlı Çoklu Erişim teknolojisi II. Dünya Savaşı sırasında müttefik kuvvetlerinin, haberleşmeleri sırasında düşman karıştırıcı sinyallerinden etkilenmemesi amacıyla geliştirilmiştir. Günümüzde ise askeri uygulamaların yanı sıra sivil uygulamalarda da sıklıkla kullanılan bir çoklu erişim yöntemidir. Bu metot sayesinde tüm kullanıcılar aynı frekans bandını kullanabilirler. Her kullanıcıya ait bilgi yine o kullanıcı için rasgele yaratılmış bir kod dizisiyle çarpılarak tüm band boyunca yayılır.

Şekil-6: CDMA Kodlama Tekniği

Kullanılan kod dizileri birbirlerinden bağımsız olduğu için alıcı tarafında hangi kullanıcıya ait bilgi alınmak isteniyorsa, alınan sinyaller o kullanıcının kodu ile tekrar çarpılarak istenilen bilgiye ulaşılır. CDMA tekniği yukarıda açıkladığımız yöntem sayesinde, kullanıcıların aynı frekans bandını istedikleri zamanda kullanabilmesine olanak vermektedir, literatürde CDMA, SSMA olarak da adlandırılmaktadır. Şekil-6′da CDMA modunun basit çalışma sistemi gösterilmektedir.

Uydu Haberleşmesinde Kullanılan Frekanslar

Uydu haberleşme sistemlerinde genellikle 4 ana frekans bandı kullanıl-maktadır. Bunlar sırasıyla C-bandı, X-bandı, Ku-bandı ve Ka-bandıdır. Çalışma frekansları ve kullanım alanları Şekil-7′de gösterilmektedir.

Şekil-7: Uydu Haberleşmesinin Gelişimi

Uydu Transponderleri

Uydu transponderleri, tekrarlayıcı (röle) mantığıyla çalışır. Temel olarak, alıcı antenine gelen yer terminali sinyalini filtrelendikten ve yükselttikten sonra sinyali ulaşması gereken yer terminaline istenen frekansta iletmekle yükümlüdür. Uydu transponderlerinde olası intermodülasyon etkilerini en aza indirmek için, kullanılan güç yükselteç modülünün doğrusal bölgede çalışmasını sağlayan sistemler mevcuttur. Bu sayede güç yükseltecinin doyum noktasına ulaşması durumunda (birden fazla taşıyıcı sinyalin aktarımı durumu vb.) bu doğrulayıcı sistemler devreye girerek, güç yükseltecinin çalışma noktası doğrusal bölgeye getirilir.

Yer İstasyonları

Yer istasyonlarının genel blok yapısı Şekil-8′de gösterilmiştir. Yer istasyonları anten modülü, anten modülüne bağlı uydudan gelen “beacon” sinyalini algılayan arama modülü, alma ve gönderme modüllerinden oluşur. Ayrıca karasal haberleşme şebekesiyle bağlantıyı sağlayan altyapı ve sistem monitörleme modülleri de bulunmaktadır. Yer istasyonu sayesinde uydu haberleşme sistemindeki tüm parametreler (güç, uydunun yörüngesi, yer terminalleri parametreleri, EIRP vb.) monitör ve kontrol edilebilir. Böylece olağandışı durumlarda sistemdeki aksaklıklar monitör edilip, gerekli önlemlerin alınması sağlanmış olur.

Şekil-8: Yer İstasyonları Genel Blok Yapısı

Antenler

Uydu antenlerinin temel görevleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Kurulduğu bölgedeki istenen frekans ve polarizasyondaki radyo frekans dalgalarını toplamak.

Mümkün olduğunca az istenmeyen sinyal toplamak.

İstenen frekans ve polarizasyondaki radyo frekans dalgalarını iletmek.

Anten hüzmesi dışındaki alanlara minimum güç yaymak.

Uydu haberleşmesinde kullanılan antenler aşağıdaki şekilde sınıflara ayrılabilirler:

Horn Antenler

Phased Array Antenler

Parabolik Antenler

Horn antenler yüksek Kazanç/Gürültü (G/T) oranı sağlasalar da küçük boyutlardaki tipleri dahi çok pahalı olduğundan artık kullanılmamaktadır.

Phase Array antenler özellikle hareketli uydu haberleşme sistemlerinde avantaj sağlamasına rağmen kullanılan teknolojinin zorluğu ve maliyetinin yüksek oluşu, bu anten tipinin kullanımını sınırlamaktadır.

Uydu haberleşme sistemlerinde en sık kullanılan anten tipi parabolik reflektör antenlerdir. Bu tip antenler 3 ayrı gruba ayrılırlar, bunlar sırasıyla:

Simetrik veya Eksen-simetrik antenler

Offset antenler

3. Cassegrain antenler.

Uydu Hat Bütçeleri

Uydu Hat Bütçesi (Satellite Link Budget) hesaplaması, uydu iletişim sisteminde hatasız ve emniyetli iletişim yapılması için gerekli olan güç kriterinin sistem parametrelerine (anten kazançları, çıkış gücü, transponder kazancı, atmosferik ve coğrafik koşullar vb.) bağlı olarak hesaplanmasıdır.

Çıkarma hattı bütçeleri, uydu iletişimi için kritik bir faktör değildir, çünkü güçlü yer istasyonları gereken tüm gücü sağlayabilir. İndirme hattında ise durum farklıdır; güç sınırlıdır ve yer iletişim sistemlerinde uzay iletişim uydularından gelen sinyal yayılımında girişim olasılığı vardır. Bu nedenden dolayı ITU tarafından, uzay iletişim sistemlerinden gelen gücün yeryüzü yüzeyi üzerinde oluşturduğu maksimum akı yoğunluğu için genel kurallar belirlenmiştir.

Uyduda, sinyal anten tarafından alınır, filtrelenir ve sonra düşük gürültülü bir yükselteç (LNA) tarafından yükseltilir. Bir frekans çevirici, tekrar iletimden önce sinyali indirme hattı frekansına çevirir. Bu yöntem, uydunun yüksek güçlü çıkışı ile girişi arasında bant içi girişimini önler, frekans çevirme işlemi yapılmadığı takdirde ise alma/gönderme arasında çok yüksek yalıtım gerekir (100-150 dB arası).

RADAR SİSTEMLERİ

Uzaktan Algılama

Uzaktan algılama hedefle cisim arasında herhangi bir fiziksel temas olmadan, elektromagnetik yansıma (ışık, ısı ve radyo dalgası) ile obje hakkında bilgi sahibi olmayı sağlayan metottur. Bu metot sayesinde yeryüzünde ve atmosferde bulunan objelerin ve sistemlerin özellikleri belirlenebilir.

Uzaktan algılama pasif ve aktif algılama olarak ikiye ayrılabilir. Pasif uzaktan algılamaya en iyi örnek olan uydu, uzayda belli bir yörüngede sabit dönerek yerküre hakkında bilgi toplar. Atmosferde olup bitenleri ise aktif uzaktan algılama metodu olan radarlarla öğrenebilmek mümkündür.

Radar Nedir?

Radar sözcüğü ingilizce “Radio Detection And Ranging” sözcüklerinin baş harfleinden oluşmuş bir kısaltmadır. Radar mikrodalga enerji kaynaklarının ilk uygulamaya konduğu alandır. İlk sistemler,döner bir antenden mikrodalga enerji sistemleri yayarak işliyordu. Radar anteninin gönderdiği mikrodalga sinyalleri yeryüzü ile etkileşime girerek her yönde yansırlardı. Antene geri dönen sinyallerin enerjisi (radyasyon oranı olarakta tanımlanır) ve arada geçen zaman süresi hedef alan için hesaplanırdı. antenin gösterdiği doğrultu,hedefin yönü hakkında bilgi edinilmesini sağlıyordu. Elektromagnetik dalgalarla taşınan bu enerji, dalganın yönü ,dalgaboyu, genliği, polarizasyonu ve fazı ile tanımlanır. Yeryüzü gözlemlerinde genellikle 1 cm ve 1m arasındaki mikrodalga bantları kullanılır.

ilk olarak II Dünya Savası sırasında düşman savaş uçaklarını gözetlemek ve yerlerini tespit etmek amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.bu ilk modellerinden bu yana radar ailesi, hem darbeli hem d sürekli dalga modellerinide içine alarak gelişti. Erken uyarı, hedef saptama, hava trafiği kontrolü füze kumandası, hız ölçümü ve otomatik konuşlanma radarları, örnek olarak gösterilebilir. Meteorolojik amaçlı kullanımı ise 1950 yıllarına rastlar.

Radar Sinyalinin Ölçülmesi

Yüzeye gönderilen radar sinyallerinin yansıma değerleri belirli coğrafi konum ve alanlar için sayıyla ifade edilen geometrik (kareler halinde) resim elemanlarına dönüştürülür. Her yansımanın kuvveti sayısal bir ölçekte tanımlanır. Bu ölçek indirgenmiş olarak 0 ile 255 (8 bit) arasındaki değerlere karşılık gelir. Teknik olarak bu resim elemanlarının değerleri yansıyan sinyallerin kuvvetiyle ya da gücüyle ifade edilir. Her bir radar sinyalinin yansıma değeri, ilgili fiziksel alanın karşılığı, aydınlanmanın ifadesidir ve teorik bir radar formülü ile açıklanır. Algılanan kuvvet değerleri radarın dalgaboyu, dalganın polarizasyonu gibi diğer etmenlere de bağlıdır. Pratikte, yüzey hakkında görsel anlaşılabilir sayısal görüntüler radar anteninden gönderilen birçok sinyalin ortalaması ile elde edilir.

Teorik Radar Formülü

Darbeli bir radar, Şekil1 de gösterildiği gibi, sabit darbe tekrarlama frekansında, kısa (birkaç mikro saniyelik ) mikro dalga enerji darbeleri yayınlar. A darbesi, yayılan darbeye kıyasla şüphe götürmez bir zaman gecikmesine sahiptir ve bu nedenle de, hedefin uzaklığı bilinir. B darbesi , bir sonraki yayınlanan darbe süresince geri döner. Eğer önlem alınmaz ise, yayınlanan darbenin alınan darbe içine sızması, darbenin yok olmasına yol açabilir. Bu nedenle, darbeli bir radar her zaman, alıcıyı, verici darbesi süresince koruyan bir aygıtı bünyesinde barındırır. Gaz deşarjlı bir “TR hücresi” veya yarı iletken anahtar olan bu cihaz, alıcı girişini kısa devre eder. Böylece B darbesi seçilmeden kalır. C darbesinin aslında, gönderilen ikinci darbenin yansıması olup olmadığı hakkında bir belirsizlik vardır. Eğer ikilemsiz bir bilgi isteniyorsa, olası tüm dönüşlerin ikinci darbeden önce belirmesine fırsat vermek için darbe tekrarlama frekansı (prf) düşük tutulmalıdır.

Pt Pr

1 2 3 A B C

t t

(b)

Şekil 1; Radar darbeleri: (a) gönderilen darbeler ve (b) alınan darbeler. A kesin uzaklık bilgisi verir. B verici darbesi tarafından sönümlenir ve C şüpheli uzaklık bilgisi verir.

Pt Pr Pt Pr

t t

(b)

Şekil 2; Radarın duyarlılığı: (a) uzun darbeler ve (b) kısa darbeler.

Bir radarın, birbirine çok yakın konumlanmış iki hedefi ayırt etme yeteneği, Şekil 2 de gösterildiği gibi,darbenin uzunluğuna bağlıdır. Uzun gönderilen bir darbe, uzun dönen tek bir darbe üretir (Şekil 1a). Darbeler uzun olduğunda, yansımaları birbirine geçmiş,birbirine yakın iki hedefin varlığı ortaya çıkar. Darbe uzunluğunu kısaltarak yüksek güvenirlik sağlamanın, geri dönen darbeden yeterli enerji düzeyi elde edebilmek için, daha yüksek verici güçlerine ihtiyaç gösterilmesi gibi bir dezavantajı vardır.

Bir başka seçenekte darbe bastırma tekniklerinin kullanılmasıdır. Şekil 3a daki gibi darbe bastırmalı bir radar, yayılma süresince, frekansın birkaç yüz megahertz artış gösterdiği uzun bir darbe yayar. Yansıyan darbe, düşük frekansları yüksek frekanslardan daha çok geciktiren ayırıcı bir filitreden geçirilir. Bu filtreden çıkan sinyal, Şekil 3c de gösterildiği gibi, daha büyük genlikli, çok daha kısa bir darbedir. Darbe bastırmalı radar, sabit frekanslı radarda kullanılan magnetron osilatörün yerine, bir güç yükseltici gerektirir(klistron veya TWT).

Hedefteki güç yoğunluğu şu denklemle verilir:

PT G

S1 = 4pR^2

Burada PT, vericinin gücü; G, verici anteninin kazancı; R de uzaklıktır. Hedef tarafından yansıtılan güç, onun boyutlarına, biçimine ve yapıldığı malzemeye bağlıdır. Bunlar hedefin boyuna kesiti olarak bilinen etkin alan adı altında bir araya toplanır (s), Yansıyan darbedeki güç yoğunluğu bu nedenle:

PT Gs

S2 = (4pR)^2

olur.

Eğer radar bir etkin alan Ae ise, bu durumda alınacak güç:

PT Gs Ae

PR = (4pR)^2

olur.

Yayın ve alış için, normal olarak aynı antenle kullanılır. Böylece, etkin alan ile anten kazancı arasındaki ilişkiden yararlanabiliriz. O zaman, alınan güç ifadesi;

Gl^2

Ae = 4p Sistem ve yayılım kayıpları L ile temsil edilirse;

PT G^2sl^2

PR = (4p)^3R^4L

olalarak bulunur.

Pt

Pt

A -

(a)

Df

(b)

Pr a A(tD)½

1/Df

(c)

Şekil 3: darbe bastırmalı radarın darbelerinde (a) yayılan güç, (b) yayılan frekans, (c) bastırılmış alış darbesi

Sinyalin güvenilir bir şekilde alınması isteniyorsa, alıcıdaki gürültü düzeyini aşacak biçimde olmalıdır. Gürültü, bütün frekanslar üzerine yayılmış, rasgele ısıl olayların bir etkisidir. Ancak gürültü güç ifadesi şöyle yazılabilir:

N=F k T B

burada k: Boltzman sabiti, T: Mutlak sıcaklık, B: Alıcı band genişliğidir. Bu terimler hep birlikte, gökyüzü tarafından yayılan gürültünün (gürültü sinyalinin) altyapısını oluşturur. Gürültü değeri olarak bilinen F sabiti, alıcıda üretilen ek gürültüyü temsil eder. Telekominikasyon sistemlerinde gürültü kaçınılmaz bir olaydır. Pr ve N değerlerini oranlarsak:

Pr = PT G^2 l^2 s

N (4p)^3R^4L F k T B

elde edilir.

Bu ifade,”Radar bağıntısı” olarak bilinir. Sol taraf, sinyal/gürültü oranı olup, sistemin doğru bir şekilde işlemesi isteniyorsa, belirli bir değein üzerinde olmalıdır. Bu bağıntıdan şu önemli sonuç çıkarılır: Mesafe iki katına çıkarıldığında, verici gücü 16 ile çarpılmalıdır.

Hedef, dalga uzunluğundan küçük olduğunda, etkin hedef kesiti hızlı düşüş gösterir. “a” yarıçaplı bir küre için, a>>l ise, kesit alanı pa^2 olur. Alan A olan ve gelen dalgaya dik konumda bulunan düzlem,

s = 4pA^2

l^2

etkin kesitine sahiptir.

Kısa darbeler yayan ve darbe bastırmalı radarlar, bazen hedefi değişik bölümlerinin kesitlerini ayırt edebilir. Yansıyan dalga, bu durumda, hedefin kimliğini saptamada kullanılabilecek karakteristik biçime sahiptir.

İlginç bir radar kesiti, girişi kısa devre edilmiş antene ait olandır.Alınan güç:

Pr = SAe

vericiye doğru yansıyan dalga gücü

P = SAeG

Ve antenin radar kesiti:

s = Ae G = G^2l^2

4p

olur.

Bu ifade, bir antenin kazanç ve radyasyon paterninin, kalıbının, bu anten kısa devre edildiğinde yansıyan sinyalin ölçülmesi suretiyle hesaplanabileceğini gösterir.

Radar sinyallerinin özelliklerini etkileyen parametreler

Radar sinyallerinin ölçülmesi ile elde edilen geri saçılım katsayı değerleri, taraması yapılan yüzey hakkındaki bilgiyi ifade eder. Bu değerler,

a) Radar teknolojisinin gözlemsel parametreleri yani frekans, polarizasyon ve gelme açısı ile,

b) Yeryüzünün fiziksel parametreleri yani pürüzlülük oranı, geometrik şekil ve hedefin dielektrik özelliklerinin fonksiyondur.

1.Frekans

Radar mikrodalga frekansı, arazi örtüsünün altına inilebilecek derinliğin anlaşılmasında ve yüzey pürüzlülüklerinin göreli olarak ölçülendirilmesinde kullanılır. İnilebilecek derinlik dalgaboyunun uzunluğunun artması ile doğru orantılıdır. Örneğin, ormanlık bir arazide X-bandı (3 cm) ile ağaçların üzerindeki yapraklardan, L-bandı (23 cm) kullanılması ile ağaç dallarından bilgi elde edilebilir. Fakat burada dikkatle üzerinde durulması gereken su ve nem oranıdır. Çünkü mikrodalgalar su ve ıslak yüzeylerden birkaç milimetreden fazla derinliğe geçemezler.

2.Polarizasyon

Polarizasyon basit olarak, elektromanyetik dalganın bir bileşke parametresi olan elektrik alanının oriyantasyonunu ifade eder. Radar tekniği ile yatay ve düşey polarize olmuş sinyaller üretilir ve kayıt edilir. Sistem aynı veya farklı polarizasyondaki sinyalleri gönderip, geri almaya göre de ayarlanabilir. En çok kullanılan polarizasyon kombinasyonları HH, VV, HV ve VH dir. birinci harf gönderilen polarizasyon tipini, ikincisi ise geri alınanın tipini gösterir. Örneğin, CHV, C bandında (3 cm) yatay gönderilen sinyallerin (H) düşey olarak (V) geri alınmış olduğunu ve bu konfigürasyon üzeriden görüntünün meydana getirildiğini ifade etmektedir. Ayrıca polarizasyon, yüzeyin farklı seviyelerinden bilgi edinilmesinde kullanılabilir. (Örneğin; bitki formları ve dağılımlarının anlaşılması)

3. Gelme Açısı

Bu açı, sinyallerin gönderilme yönü ve çarpma yüzeyinin normali arasındaki derece ile ifade edilir. Açının artması veya azalması yüzeydeki nesnelerden yansıyan sinyallerin kuvvet değerlerinin de değişmesine neden olur.

Şekil 4: Radar uydusu

4. Yüzeyin geometrisi ve pürüzlülük özelliği

Yüzeydeki pürüzlülük göreli bir kavramdır ve radar anteni ile gönderilen mikrodalga sinyallerinin yüzeyle yaptığı gelme açısıyla doğrudan ilişkilidir. Bu sinyaller yüzeyin geometrisi ve dielektrik özelliklerine bağlı olarak değişik yönlerde yansırlar. Yansıma sonucu geri dönen sinyal sayısı gönderilen sinyal sayısına ve kuvvetine göre çok daha azdır. Bu bakımdan yansımaların şiddeti düşük ölçülür. Buna paralel olarak da radar görüntüsü üzerindeki parlaklık ton derecesi düşer. Karasal yüzeylerdeki karakteristik şekil ve geometrik farklılıklar pürüzlülüğün oranını artırır. Geri dönen sinyallerin sayısı ve kuvveti ile birlikte parlaklık derecesi yüksek değerlerde algılanır. Deniz ve göl yüzeyleri meteorolojik etmenler (yani, rüzgâr, yağış gibi) dışında sakin ve pürüzsüz ortamlardır. Genelde radar görüntüsünde karanlık tonda ve düzgün olarak gözükürler. Rüzgârlı bir havada dalgaların yaratacağı geometri ve yüzeyin hareketliliği, geri yansımayı fazlalaştırır, parlaklık artar ve neticede radar görüntüsünde açık gri tonlar belirli dokuda yaygın olarak gözükür.

5. Yüzeyin nemi ve ıslaklık özelliği

Yeryüzeyini kaplayan doğal örtü çeşitliliğinin (bitki-toprak, kayalar gibi) elektrik özelliklerinin ölçümü ile elde edilen değerler dielektrik sabiti ile ifade edilir. Temelde iki karakteristik değişken özelliği vardır; geçirgenlik ve iletkenlik. Bunlardan iletkenlik, nem oranıyla çok değişir. Örneğin doğal kuru yüzeylerde 3 ile 8 arasında büyüklükte olan iletkenlik, suda en az 10 kat yüksek, yaklaşık 80’dir. Sonuçta radar sinyallerinin yüzeyle etkileşimi nem ve ıslaklıkla orantılı olarak artar veya azalır. Elektromanyetik dalganın bir yüzeyin altına geçerek altyüzeydeki nesneden yansıyabilmesi yüzeyin ıslaklık ve nem oranı ile ters orantılı olması anlamına gelir.

Radar Görüntüleme Sistemi Nedir?

Radar görüntüleme sistemi flaşlı fotoğraf makinesiyle görüntüleme işlemine çok benzerlik gösterir. Fotoğraf makinesi flaşı ile anlık yapay ışık üretilir ve hedefin aydınlatılması sağlanarak istenilen alan resimlenir. Flaş kamerası ışığı anlık olarak gönderir ve geri yansıyan enerji kameranın optik merceği yardımıyla negatif film üzerine kayıt edilir. Radar sisteminde kameranın optik merceği ve filmi yerine radar anteni ve sayısal bilgisayar teypleri kullanılarak hedefin görüntülemesi yapılır.

Radar (Radio Detection and Ranging) sinyalleri ışık hızında belirli yönde ve belirli düzlemdeki titreşimler halinde hareket ederler. Sinyallerin geri dönüşü için geçen zamandan mesafe hesaplanarak etkileşme girdiği alanın karşılığı olabilecek sayısal değerler bulunur.

Radar sinyalleri 1 cm ile 1 m arasında değişen belirli mikrodalgaboyları ile tanımlanır. Bu da yaklaşık 300 megahertzden 30 gigahertze karşılık gelen frekans güç değerine denk düşer. ERS-1 sisteminde saniyede yaklaşık 1600 kadar (bu sayı diğer teknolojiye göre değişir) yüksek güçte mikrodalga sinyali gönderilir ve hedef yüzeyle etkileşimi sağlanır. Yüzeyden yansıyan titreşimler sayısal kodlara çevrilir ve bilgisayarda işlenmek üzere yüksek yoğunluktaki teyp bandlarına kayıt edilir.

Radar Görüntüsü Nedir?

Sadeleştirilmiş anlamda radar görüntüsü belirli en ve boy aralığında tanımlanmış bir çok noktasal resim elemanından oluşan sayısal bir kompozisyondur. Her resim elemanı (piksel olarak da ifade edilir) yüzey üzerindeki karşılığına denk düşen geri yansımanın sayısal kod değerlerinin bir ifadesidir. Radar görüntüsünün kompozisyonunu meydana getiren karanlık ve aydınlık siyah ve gri tonlamalar yankılanan sinyallerin kuvveti gösterirler. Örneğin, karanlık gözüken alanlar düşük derecede geri yansıma, aydınlık alanlar ise daha yüksek ve kuvvetli geri yansıma olduğu anlamına gelir.

Radar mikrodalga sinyallerinin yansıma özellikleri hedef alandaki nesnelerin boyutu ile de ilişkilidir. Dalgaboyundan daha büyük boyuta sahip hedefler daha parlak, küçük olanlar ise karanlık ve koyu gri tonda görüntülenirler. Parlaklık derecesinin artması yüzeyin engebeli olması ve pürüzlülüğünün artması ile paralellik gösterir. Çok az pürüzlü düzgün yüzeyler karanlık veya grinin koyu tonlarında gözükürler. Radar görüntülerinin yorumlanmasında dikkat edilmesi gereken kural, yüzeyde engebe ve pürüzlülüğün artışı kadar sinyallerin geri yansımasının da kuvvetleneceği olgusunun kabul edilmesidir. Düzgün yüzeyler çok az geri yansıma verirler veya geriye yansıtmazlar. Dolayısıyla radar görüntüsünde bu bölgeler karanlık gözükür. Bitkiyle kaplı yüzeyler genellikle pürüzlüdür. Gri ve açık tonda yansıma verirler. Radar sinyallerinin gönderilme yönüne yakın eğik yüzeyler de dik olan yüzeylere göre daha az parlak yansıma gösterirler.

Bazı yüzeylere ise radar sinyalleri ulaşamaz. Bu tür yüzeyler genelde radar sisteminden bakıldığına göre yükysek dağlık bölgelerin arka kısımlarıdır ve tabiatıyla karanlık gözükürler. Radar sinyalleri; caddeler, binalar, insan yapımı düzgün şekilli yapılarda köşeli yüzeyler ile etkileşime girerler ve birden fazla kuvvetli geri yansıma aynı cisim üzerinde meydana gelir. Giden ve geri dönen sinyallerin kuvveti hemen hemen aynıdır ve beyaza yakın tonda aydınlanma verir. Otoyollar, şehirler arası karayolları düzgün yüzeylerdir ve karanlık gözükürler. Binalar şekilli ve köşe geometrisinde oldukları için geri yansıma yüksek kuvvette olur ve aydınlık gözükürler. Nemli ıslak alanlar açık tonda, kuru ve düzgün alanlar ise koyu karanlık tonda gözükür. Yapılan gözlemlerde eğer yüzey pürüzsüz ve düz ise nemli veya su ile kaplı dahi olsa sinyallerin geri yankılanmadığı ve yüzeyin karanlık yansıma verdiği gözlenmiştir.

Radar sinyalinin yüzeyle yaptığı gelme açısındaki değişiklikler geri yansımanın kuvvetinde de değişimlere neden olur. Nehir yerleşimleri, ekim alanlarının sürülme yönleri, okyanus ve denizlerdeki dalgaların şekilleri, jeolojik kırık hatlarının belirlenmesi, radar sinyalinin yüzeyle yaptığı gelme açısı ile ilişkilidir. Açının küçük olması yüksek yansıma ve açık ton görüntülenmesi, açının artması ise geri yansımanın azalarak görüntünün koyu tonda algılanması anlamına gelir.

Radar ile görüntüleme sisteminin kullanım potansiyelini arttıran temel nedenler ve özellikler şunlardır:

Yeryüzü topografyasını ve morfolojisini, deniz ve karasal ortamlardaki morfolojik değişimleri çok hassas algılayabilmesi (örneğin; yüzeyin eğimi, bitki dağılımı ve formu, deniz dalgalarının dinamiği gibi)

Su ve bağıl nemi hassas olarak algılayabilmek (kar örtüsü, toprağın ekili alanlarının nem oranı gibi).

Güneş ışığından bağımsız olarak her türlü hava şartında yeryüzünü görüntüleyebilmesi.

Şekil 5 : Elmadağ’ın radar görüntüsü

Radar Görüntüsü Nasıl Yorumlanır?

Radar sinyalleri ile elde edilen görüntü (sayısal kodlu) optik algılayıcı görüntüleri (SPOT, Landsat gibi) ve hava fotoğraflarından farklı özelliklere sahiptir. Bu özellikler radar teknolojisinin radyometrisi ve fiziksel parametreleri ile ilgilidir.

Kullanıcının radar görüntüsünü yorumlarken yüzey nesnelerini, olaylarını, oluşumlarını anlamada dikkatli olması gerekir. Yüzey engebelerinin ve pürüzlülüklerinin artması, radar görüntüsündeki parlaklık derecesini (gri tonlama) artırır. Gölge gibi gözüken alanlar güneş ışığının açısı ile değil radar sinyallerinin gönderilme açısı ile ilişkilidir. Gerçekte yüzey engebelerinin geometrik yansımasını ifade eder.

Radar görüntüsünde yoğun olarak göze çarpan diğer önemli özellik de, bir çok siyah beyaz ve gri tonlardaki tuz ve biber tanecik özellikli noktaların varlığıdır. Bu radar anteni ile yüzlerce sinyalin gönderilmesi sonucu oluşan genel bir haritadır ve bilgisayar görüntü işleme programları ile arazi üzerinde çalışmaya başlamadan önce giderilmesi ve en aza indirilmesi gerekir. Radar sinyallerinin etkileşimini ve anlaşılmasını sağlayan en önemli özellik, hedef yüzeyin geometrisidir. Buna karşılık optik algılayıcılar yüzeyin rengi, kimyasal bileşimi, ve sıcaklığının anlaşılmasında etkin olarak kullanılırlar. Radar görüntüsünü yorumlarken kullanılabilecek temel parametreler, gri tondaki değişim, doku, şekil, yapı ve nesnelerin büyüklük küçüklük oranıdır.

Radar görüntüleme sistemleri ile elde edilen veriler, haritalama, arazi örtüsü, tarımsal, jeolojik ve jeomorfolojik çalışmalarda, hidroloji, buzullar, kıyı hatları, çevre gibi disiplinlerde yardımcı ve tamamlayıcı bilgi olarak kullanılmaktadır.

Sekil 6 : 15 temmuz 1999-gölcük

Ayrıca radar sinyallerinin jeofiziksel özellikleri kullanılarak rüzgâr hızı ve yönü, deniz dalgalarının yüksekliği ve hareket yönü, deniz altı topografyası, yükseklik değişimleri bu teknolojiler ile ölçülebilmektedir.

Elektromanyetik Spektrum ve Dalgaboyu

Radar ile uzaktan algılamada, elektromanyetik sperktrumun mikrodalga bölgesindeki farklı bandlar kullanılarak farklı bilgiler elde edilir X-bandı (3 cm), C-bandı (5 cm) ve L-bandı (23 cm) en çok kullanılan bandlardır. Yüzey hakkında her bir banddan farklı hassaslıkta bilgi sağlanabilir.

Örneğin uzun dalgaboyu (L bandı 23 cm) bandının kullanılması ile yüzey örtüsünün belirli formlarının altına inilebilir, yüzey nemindeki farklılıklar ve değişimler anlaşılabilir. Elektromanyetik spektrumun mikrodalga bölgesi kara ,deniz, göl ve su ile kaplı alanlardaki nesnelerin ve olayların anlaşılmasında, taşkın alanlarının tesbitinde, kıyı kuşaklarındaki erozyonun belirlenmesinde kullanılabilir.

Radar Bandları :

L- Band: 1-2 GHz, 15-30 cm dalgaboyu. Askeri ve sivil amaçlı uçakların algılanmasında kullanılır.

S- Band: 2-4 GHz, 08-15 cm dalgaboyu. Meteorolojik amaçlı kullanılır.

C-Band: 4-8 GHz, 04-08 cm dalgaboyu. Meteorolojik amaçlı kullanılır.

X-Band: 8-12 GHz, 2.5-4 cm dalgaboyu. Polis radarlarında kullanılır.

K-Band: 12-18 GHz, 1.7-2.5, 75-1.2 cm dalgaboyu. Polis radarlarında kullanılır.

Radar Kullanım Amaçları

Polis radarları

Meterolojik amaçlı

Hedef belirleyici sistemler (askeri ve sivil amaçlı)

1-polis radarları:

eğer hedef vericiye göre hareket halindeyse frekans o zaman doppler kaymasına uğrar. frekans kayması göreceli hız ölçmede kullanılır. bu günlük yaşamda polis tarafından radar hız ölçerlerinde kullanılan bir sistemdir. taşınır trafik ışıkları için araç saptayıcılar,hava taşıtı konuşlanma sistemleri, petrol tankerleri ve hava taşıtları için yönlendirme diğer bazı uygulama alanlarını oluşturmaktadır. Doppler sisteminde frekanstaki kayma miktarı dar yan band frekansları arasından ayrım yapan bir filtre düzeni ile sürülür. darbe tekrarlama frekansı (prf) ve onun harmonikleri filtrelerin band genişliği içinde kalan sinyaller üretir ve bundan dolayı bazı hızlar doppler darbe sisteminde ölçülmezler.

2-meterolojik amaçlı:

C band Doppler radarlar meteorolojik bilgilerin daha ayrıntılı alınmasını sağlar. Gönderilen elektromagnetik dalgalar sabit ise, hedefe çarpan elektromagnetik dalga sayısı zamana göre sabit olacaktır. Cisim radardan uzaklaşırsa, cisme çarpan sinyal sayısı zamana göre azalır. Eğer cisim radar yaklaşırsa sinyal sayısı artar. Doppler radarlar hedeften yansıyan sinyallerin frekanslarındaki en küçük değişmeyi bile algılayabilirler. Frekanstaki bu değişme doppler effect olarak adlandırılır. Bundan dolayı Doppler radarla sadece yağmur, kar gibi parçacıkları algılamaz, böcek, toz ve tornado, rüzgar hakkında da bilgi edinilebilir. Sistemin radara yaklaşmakta veya radardan uzaklaşmakta olduğu tespit edilebilir.

Şekil-7: C band doppler radar şeması

3-hedef belirleyici sistemler (askeri ve sivil amaçlı)

ağaçlar , tepeler ,binalar ve benzeri yapılardan kaynaklanan yansımanın varlığı altındaki yetenekleri kanıtlamak amacıyla radar sinyallerinin işlevleri arasında yoğun ve kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Askeriyede radar sistemlerinin kasıtlı olarak yanlış algılanmasını sağlamak amacıyla yaygın olarak kullanılan uygulamalar elektronik karşı önlemler (ekö) olarak bilinir. Çok daha gelişmiş askeri radar sistemlerine paralel olarak elektronik karşı önlemle (ekö) sistemleri geliştirilmiştir. Bunların amacı düşman radarlarına karşı bir çeşit savunma oluşturmaktı. Tehdit bir tarama radarı tarafından veya bir füze eşlik eden bir radar sisteminden kaynaklanıyor olabilir. Basit teknikler arasında bir takım aldatıcı cisimler yerleştirmek veya chaff denilen ince aliminyum şeritler kullanmak sayılabilir. Büyük kütleli hedeflerin belirlenmelerini güçleştirmek için izdüşüm kesitlerini daha aza indirmek amacıyla yapılan çalışmalar sürmektedir.

Gelişmiş ve karmaşık radar sistemleri düşman radarını şaşırtmak amacıyla vericileri de bünyelerinde barındırır. Bu sinyaller yüksek güçlü gürültü kaynaklarından yada osilatörden kaynaklanıyor olabilirBunlar,radar yansımasını çok daha büyük bir karıştırma sinyali ile aldatmak amacıyla tasarımlanmıştır. Eğer,çok sık raslandığı gibi,düşman radarın frekansı önceden bilinmiyorsa,bir başka teknik geniş bantlı alıcı ve verici kullanmak olabilir. Devreler düşman sinyalini alıp,daha yüksek düzeylerde tekrar geri yansıtarak düşman radarını şaşırtır.

Şekil-8: askeri amaçlı radar sistmleri

EKÖ sistemlerinin gelişmesi elektronik karşı karşı önlemler ( EKKÖ ) sistemini gündeme getirmiştir.Bu teknikler,radarın sinyalinin karıştırılmasını güçleştirmeyi hedefler. Yaygın bir yöntem,çalışma frekansını ani ve rastgele bir değişiklerle kullanmaktadır.

Sayısal Radar Benzetiminin Temelleri;

Bugün Hv.K.K lığımızın envanterinde bulunan uçak modellerine göre çeşitli sayıda uçak benzeticisi bulunmaktadır. Bu uçak benzeticilerinde uçağın motoru, hava dinamiksel yapısı, silah sistemleri, seyrü seyer cihazları ve radar sistemleri gerçek hayatta olduğu gibi modellenerek benzetilmektedir. Bunların arasında en önemli olanlarından biride radar benzetimidir.

Radar benzetimi genellikle, modellediği sistemin karmaşık oluşu nedeni ile, benzetici ana bilgisayarı dışında, ayrı başka bir bilgisayar tarafından gerçekleştirilir. İşte bunu sağlayan sistem DRLMS (Digital Radar Landmass Simulator) Yeryüzü Taramalı Sayısal Radar Benzetici denir.

Sistem, benzetici ana bilgisayarı ile birlikte çalışarak, benzetilmiş radar görüntüleri oluşturur ve bunları radar ekranlarına gönderir. Bu görüntüler benzetilen uçağın

a. Coğrafi konumu

b. Yüksekliği

c. Baş bilgisi

d. Ve radar denetim kutusundaki ayarlara bağlıdır.

Temel olarak radarların çalışma ilkelerine baktığımızda; Radarlar, radyo sinyallerinin (»10 GHz) metal, bina, yer ve su gibi çeşitli yüzeylerden yansıması ilkesini kullanırlar. Radar, kısa bir sinyal (Şekil 1) gönderir ve yansıyan sinyalin dönüşünü bekler. Yansıyan sinyal alındığında, radar ekranında ekranın merkezine göre (uçağın yeri) uygun mesafe ve başta sinyali gösterir.

Ekrandaki parlaklık yansıdan sinyallerin enerji seviyelerine bağlıdır. Bu prensibe göre binalar, köprüler, elektrik hatları ve yollardan yansıyan enerji sudan, ağaçlardan ve topraktan yansıyan sinyale göre daha fazladır. Ve bu sebeple daha parlak görünürler.

Radar sinyalleri uçakta bulunan anten tarafından gönderilip alınır. Yansıyan sinyaller toplayıcı ve aktarıcı birim tarafından çözülür, gerekli biçime sokularak radar ekranlarına gönderilir. Gönderilecek sinyallerin oranı radar denetim kutusu üzerinden ayarlanır.

Şekil 1. Yatay ve Dikey Tarama Aralığı

Bu kutu ayrıca anten tarama hızını, açısını, sinyallerin gücünü ve türünü ayarlar.

Bir hat üzerindeki radar taramasına tarama hattı denir. Bu tarama radar ekranının ortasından radar denetim kutusundan seçilen menzile kadar sürer. Bir hat taraması tamamlanmadan, ikinci bir tarama yapılmaz.

DRLMS sistemleri yükseklik ve yansıma bilgilerinin bulunduğu bir veri tabanı vardır. Bu veri tabanı üzerinde uçuş yapılacak arazinin gerçek yükseklik ve yansıma bilgilerini içerir.

DRLMS içindeki bilgisayar uçağın pozisyonuna göre veri tabanını güncelleştirir. Veri tabanı değişik hafıza bölümlerine aktarılır ve tarama hatlarına göre yükseklik ve yansıma bilgileri bu hafıza hafızalardan işlenmek üzere alınır.

DRLMS bu bilgileri radar karakteristiğine göre işler ve radar skoplarının anlayacağı formata dönüştürerek radar skoplarına çıktı olarak gönderir.

DRLMS’ler bu işlemleri yaparken geniş kapasiteli veriyollarından yararlanırlar. Bu veriyolu veri tabanından başlar ve alt sistemlerden geçip işlenerek skoplarda biter. Her alt sistemin kendine ait fonksiyonları vardır.

Genel olarak DRLMS sisteminin bölümleri aşağıdaki gibidir;

Veri Tabanı ve Hafıza Bölümü

Genel olarak DRLMS sisteminde 3 değişik hafıza modülü bulunur.

Alansal: Bu veri tabanı yaklaşık 600.000 nm2 alanı kapsar ve bir veya iki 300 MB lık disklerde saklanır.

Bölgesel: Bu veri tabanı iki adet yarı iletken hafızada saklanır. Bu alan uçağın çevresindeki alandır ve “oyun alanı” olarak adlandırılır ve genelde en uzun mesafeli radar sinyalinin iki katı mesafeyi kapsar.

Sektör: Bu verilerde yarı iletken hafızalarda saklanırlar ve genelde 15 ile 50 derecelik bir alanın bilgisini içerir. İki hafıza paketi yedeklemeli olarak çalışır. Bir hafıza bilgiyi diğer sistemlere aktarırken diğeri bir sonraki bilgi paketini bölgesel hafızadan yükler.

Ön Yüz Alt Sistemleri

Bu kısımda gerekli veriler önce alan hafızasından alınır. Bilgiler fazla ver tutdukları için sıkıştırılmıştır. Alınan veriler açılarak yükseklik ve yansıma bilgileri şeklinde ayrılır. Ayrılan bilgiler diğer hafıza kısımlarına aktarılır.

Arka Yüz Alt Sistemleri

Bir tarama hattındaki yükseklik ve yansıma bilgileri ön yüz sisteminden alınarak bu bölümde radarın karakteristiğine göre işlenir

RES (Radar Equation Sub-system) (Radar Karakteristiği Alt Bölümü)

Yükseklik ve yansıma bilgileri ve diğer gerekli parametreler bu bölümde çeşitli formüllere uygulanarak radara yeryüzünden veya cisimlerden yansıyarak ulaşan sinyallerin gücü hesaplanır (dB olarak)

Genel olarak DRLMS sistemlerinde kullanılan radar yansını veren formülü aşağıdaki gibidir.

Şekil 2 : formülde belirtilen değişikliklerin fiziksel anlamı

Burada;

P1: Alınan Güç, Po: Gönderilen Güç, K: Sistem kazanç katsayısı,?: Yeryüzü veya cismin yansıtma katsayısı, q: Mail Menzil ile Yer Menzili arasındaki açı, E: Radar sinyaline maruz kalan cismin deniz seviyesinden olan yüksekliği,(Sinq + DE/4 Cosq ): Yönelme açısına göre dönen güce ait katsayı, G(q): Antenin dikey kazancının q ile ilgili fonksiyonu, R: Mail menzil, C: Işık hızı, t: Birim zamandaki puls genişliği, DR: Mail menzil artışı

SRC (Slant Range Converter) (Mail Menzil Etkisi)

RES’de hesaplanan dönüş sinyallerinin gücü bu bölümde tekrar ayarlanır. Bu yapılırken yer menziline göre mail menzil hesaplanır ve buna göre dönüş sinyali belirlenen bir çarpanla çarpılarak gücü ayarlanır.

ABS (Azimuth beamspread Sub-system) (Azimut Işınbölücü Altsistemi)

Radar antenini yayın paterni genelde merkezine göre simetriktir. Yansıma yapan cismin bu merkezle yaptığı açıya göre yansıma gücü değişir. ABS’e gelen veriler bu bilgi ışığında belirli bir çarpan ile çarpılır. Bir tarama alanındaki tüm sinyaller bu şekilde işlenir, toplanır ve analog alt sisteme gönderilir.

Analog Alt Sistem

Bu noktaya kadar tüm veriler sayısal ortamdadır. Veriler bu alt sistemde ekranları sürmek amacı ile analoğa çevrilir ve ekranlara gönderilir. (Şekil 3)

Günümüzde, yukarıda açıklanmaya çalışılan radar benzetici DRLMS sistemi temel kavramları aynı kalmakla birlikte gelişmiş ve daha çok donanım dağılımı olan ve üzerinde değişiklik veya modifikasyon yapılması çok zor olan sistemler, yerlerini pDRLMS (programabale digital radar landmass) programlanabilen radar benzeticilerine hatta softDRLMS sadece yazılım denetimli sistemlere bırakmıştır.

Radar Uydu Sisteminin Faydaları

Uydular aracılığı ile iletim, bütün dünya ülkelerinin günlük kavramları arasındadır Başlangıçta, geleneksel yayın sistemlerinin aksaması durumunda yedek parça olarak düşünülen uydu çevrimleri bugün,geleneksel yayın zincirlerini ve yayın ağlarının yerlerini zorlamaktadır. Gelecekte uyduların asıl yükü taşıyacağını, geleneksel sistemlerinin yedekte bekleyeceğini ön görmek hiçte zor değildir.

İzleyen yıllarda ,büyük bir menzil dahilinde haberleşme , deney ve gözetleme amacıyla , hem askeri, hemde ticari alanda fırlatılan, değişik şekil ve büyüklüklerdeki uydular, dünya çevresindeki yerlerini aldılar. Uydu ile iletişim bugün için, geleneksel iletişimden daha ucuz olmayabilir. Ama pahalıda değildir Orta vadede, bugün birim üretim niteliğinde olan uydu üretimleri çoğaldıkça, deneyim ve bilgi birikimi arttıkça ve fırlatma teknikleri geliştikçe bu sistemlerin ucuzlayacağı açıktır. Öte yandan geleneksel yayıncılık yöntemi ile yetinildiği takdirde, hizmet açığı hep büyümek zorundadır. Oysa uydu yayıncılığında, bu sorunların bir kısmı doğal olarak çözülmüş, bir kısmı içinde, önerilen çözümler uygulama aşamasına gelmiştir. Telefon, teleks, faksimil, haberleşme, sayısal bilgi akışı, stereo radyo yayıncılığı ve televizyon yayıncılığı alanlarında bizleri orta vadede bekleyen yenilik ve gelişmelerin, iletişim uyduları aracılığı ile gerçekleşeceğini artık biliyoruz.

Early bird’den bu yana, uyduların kapasiteleri iki yüz kere artmış, uydu maliyetleri bin kat azalmıştır ilk günlerin 30 metre çapındaki yer istasyonlarına karşılık,bugün 3 metrelik terminalle kullanılmaktadır.

Aynı zamanda yeryüzü kaynakları da uydu sistemleri kullanılarak incelenmektedir. Yeryüzü kaynaklarının uydu sistemleri kullanılarak incelenmesi daha çok 1972 Temmuzu sonrasında yoğunluk kazanmıştır. Günümüzde bu sistemler ile orta detaydaki cisimleri, olayları ve nesneleri (1:25 000 harita ölçeği) tanıyabilecek derecede mekansal (harita verileri) ve sayısal (istatistiksel veriler) bilgi edinilebilmekte, ayrıca hemen hemen her disiplindeki bilim adamı, araştırmacı, uygulayıcı, hatta idareci tarafından bu veriler kolaylıkla kullanılabilmektedir. Sistemlerin kolay kullanılabilirliğine karşın,bazı alanlarda; örneğin tarımsal ve yenilenebilir kaynak uygulamalarında istenilen bilginin istenilen zaman ve bölge için kolayca elde edilemediği yapılan çalışmalarda görülmüştür. Olumsuz hava şartları bunun başlıca nedenidir. Tarımsal ürünlerdeki verim belirlenmesinde arazi yüzeyindeki değişkenliği tesbit etmek ve ürünlerin olgunlaşma sürecini izlemek önem taşır. Normal hava şartlarında bu süreç rahatlıkla izlenebilir. Fakat kapalı hava koşullarına rastlayan zamanlarda arazinin uydulardan gözlenmesi hemen hemen imkansızdır. Bu problem, optik sistemlere sahip uyduların -Örnek: SPOT (Fransa), Landsat (USA)- beraber kullanılması ile kısmen giderilmişse de, sistemlerin maliyetinin yüksekliği yüzünden, rasyonel ve ekonomik olmaktan hâlâ uzak durumdadır.

Günümüzde bu ihtiyacı karşılayabilmek için radar sistemlerine sahip uydular kullanılmaya başlanmıştır. Bu tür sistemler ile güneş enerjisi ve ışığına bağlı kalmadan, her türlü hava koşulunda yeryüzü hakkında bilgi sağlanabilir. Gece ve gündüz yeryüzünü gözlemleyebilen bu sistemler tamamıyla kendi enerji kaynaklarını kullanırlar ve aktif görüntüleme sistemi olarak adlandırılırlar. ERS-1 radar sistemi, anteni yardımıyla ürettiği sinyalleri belirli bir eğik açıyla (gelme açısı:23°) yeryüzüne gönderir ve hedef yüzeyden yansıyan enerji miktarını kayıt eder. Daha sonra bu enerji sayılara dönüştürülür. Sonunda ölçeklendirilerek ortamında işlenebilecek radar görüntüleri elde edilir. Ayrıca coğrafi mekanı yansıtan 1: 50 000, 1: 100 000 ve 1: 500 000 ölçeklerinden fotoğrafik ve anlamlı (tematik) haritalar üretilebilir.

Radar ile görüntüleme sisteminin kullanım potansiyelini arttıran temel nedenler ve özellikler şunlardır:

Yeryüzü topografyasını ve morfolojisini, deniz ve karasal ortamlardaki morfolojik değişimleri çok hassas algılayabilmesi (örneğin; yüzeyin eğimi, bitki dağılımı ve formu, deniz dalgalarının dinamiği gibi)

Su ve bağıl nemi hassas olarak algılayabilmek (kar örtüsü, toprağın ekili alanlarının nem oranı gibi).

Güneş ışığından bağımsız olarak her türlü hava şartında yeryüzünü görüntüleyebilmesi

Bilimsel bir araştırmanın temel dayanağı veridir. Araştırma için gerekli bilgi, verilerin sistematik analizinden elde edilir… 1970’li yıllara kadar uygulanan geleneksel bilgi analiz yöntemlerinin (yer ve kısmen gökyüzü bazlı uçaklar) 1990’lardan sonra Radar Uzay Teknolojileri’nin günlük yaşama girmesi ile içeriği ve işleyişi değişmiştir. Radar teknolojileri bize yeryüzünün diğer bir renginin daha olduğunu gösterdi. Gece ve kötü hava koşullarında, geniş bölgeleri izleyebilme yeteneği ve üçüncü boyutta veriyi çalışma olanağı, radar teknolojisinin bilgi analiz sistemine getirdiği önemli katkısıdır. Bu teknoloji, yer ve gökyüzünden sonra uzayı kullanabilen bilimsel ve sanat bazlı yeni bir kuşak çalışma kültürünün de ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Ortaya Çıkabilecek Sorunlar:

Sovyetler birliğinin Sputnik’i attığı 4 ekim 1957 tarihinden bu yana, atılan bütün uyduların toplamından çok daha fazla sayıda olan yörünge uydusunun kısa bir sürede fırlatılacağından söz ediliyor. En büyük sorun, bundan önceki uzay çalışmalarından kalan uydu enkazlarıyla birlikte uydularla ileride kullanılamayacak duruma gelecek uyduların uzayı hurda haline getirmesi.Bu da,

Ayrıca donanmalar tarafından kullanılan denizaltı radar sistemi balinalar ve okyanusta yaşayan diğer canlılara zarar verebilir. Balinaların deniz altındaki ses dalgalarına karşı insanlara göre daha duyarlıdır. Balinalar üreme, göç ve beslenme faaliyetleri sırasında duyma, dinleme ve birbirleriyle uzak mesafelerden haberleşme yeteneklerini kullanırlar. Radar sinyallerinin yaydığı düşük frekanstaki ses dalgalarının suda yaşayan memeli hayvanların davranışlarını değiştirip, onlara fiziksel olarak zarar verebilir. Radar sinyallerinin yaydığı yoğun ses dalgaları sadece suda yaşayan memeli hayvanları değil, balık yumurtalarını ve genel olarak okyanusları da etkilemektedir. Mesela amerikan donanmasının kullanacağı yeni sonar sistemi Kuzey ve Güney Buz Denizi dışında tüm okyanuslarda kullanılacak. Ve kulanıldığı bütün denizlerde etkisini gösterecektir.

Yakın bir gelecekte evde oturarak internet ve öteki çoklu ortam kaynakları aracılığıyla ticaret ve eğlence dünyasına bağlanacak duruma gelecegiz. Ancak bu teknolojinin yaşamımıza ne gibi sağlıklı katkılarda bulunacağı bakış acısına göre değişir.

12 Temmuz 2007

1.genel Bilgiler

1.GENEL BİLGİLER

1.1.Tarihçe

Arçelik, 1955′de kurulmuş, 1956 yılında Sütlüce Fabrikasında madeni Büro eşyası üretimine başlamıştır. Gelişen Türkiye’nin artan ev aletleri ihtiyacına paralel olarak bu konuda uzmanlaşma kararı almıştır. Türk Beyaz Eşya sektöründe ilk adımları atan şirket,1959 yılında ilk çamaşır makinesini, 1960′da ilk buzdolabını üretmiş, artan yatırımları doğrultusunda, 1968 yılında 630 bin metrekare açık alan üzerine kurulan Çayırova İşletmesi’ni faaliyete geçirmiştir. Arçelik 1970′li ve 80′li yıllarda ürün çeşitliliğini süratle genişleterek stratejilerinde “Bir ürün -Bir fabrika” ilkesini benimsemiş, 1975′de Eskişehir Buzdolabı, 1979′da İzmir Elektrikli Süpürge,1993 yılında da Ankara Bulaşık Makinesi işletmelerini kurarak faaliyetlerini sürdürmüştür. 1999 Arçelik için büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem’in ardından, 30 Aralıkta Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş., Atılım Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama A.Ş. ve Gelişim Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama A.Ş. de tek tüzel kişilik olarak Arçelik çatısı altında birleştirilmiştir. Yeni şirket Beko Ticaret A.Ş.’nin faaliyetlerini devralarak, BEKO markasını da bünyesine almış ve böylece dünya beyaz eşya sektöründeki yerini güçlendirmiştir. Yine 1999 yılında, Güney Koreli LG-Electronics ile yapılan joint venture anlaşması sonucunda, Arçelik-LG Klima Sanayi A.Ş. kurulmuştur.

2005 yılına kadar Avrupa Beyaz Eşya sektöründe ilk 5, Dünya dayanıklı tüketim sektöründe ilk 20 şirket arasında yer almayı vizyonu olarak belirleyen Arçelik, bu vizyon doğrultusunda 5 yıl içinde 3 Milyar ABD Doları konsolide ciroya ulaşmayı,

Türkiye pazarındaki liderliğini sürdürmeyi, Avrupa’nın en düşük maliyetli üreticisi olmayı ve kaynak verimliliğini sektör ortalamasının üzerine çıkartmayı ana hedefleri olarak belirlemiştir.

Dünya rekabetindeki yerini almasıyla kendi teknolojisini kullanarak güncel ürün yaratmanın önemini kavrayan Arçelik, 1975 yılından bu yana sürdürdüğü Ürün geliştirme Mühendisliğini güçlendirme çalışmalarını hızlandırmıştır. Ar-Ge merkezinin yarattığı, yeni bir motor tipi ile tahrik edilen Orbital çamaşır makinesi tüm dünyada yankı uyandırmış, Arçelik, bu ürünle 1998 yılında TÜBİTAK, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ve TÜSİAD tarafından verilen ilk Teknoloji Büyük Ödülüne layık görülmüştür. 1999 yılında da teknoloji alanındaki başarısını sürdüren Arçelik, elektrik motorları üretimi sırasında kalite güvence faaliyetlerine yepyeni imkanlar sağlayan, MQM-Motor Hata Tanılama projesi ile 2. Teknoloji Büyük Ödülü’nü almaya hak kazanmıştır. Yine aynı teknolojiye dayanan MCM Motor Erken Hata İhbar Sistemi projesini gerçekleştirmiş, ve bu ürünleri üretmek, geliştirmek ve dünya pazarına sunmak üzere Artesis A.Ş.’yi kurmuştur.

Endüstriyel Tasarım bölümünde en ileri bilgisayar sistemlerinin desteğinde uzman kadronun yarattığı estetik tasarımlar, Arçelik ürünlerinin kimliğini oluşturmaktadır. İşletmelerdeki ürün geliştirme bölümleri, hazırlanan tasarımları, bilgisayar destekli mühendislik yöntemleri ile tamamlamaktadır.

Eskişehir Buzdolabı İşletmesi 1999 yılında 1 Milyon 225 bin adet rekor üretimle dünyanın sayılı üreticileri arasına girmiş, çoğu Avrupa Birliği üyesi ülkelere, 700 bin adet buzdolabı satılmıştır. Çayırova Çamaşır Makinesi İşletmesi, 1999 yılında, tek işletmede gerçekleştirdiği, toplam 855 bin adet üretimle, Avrupa’nın en büyük önden yüklemeli otomatik çamaşır makinesi işletmelerinden biri olmuştur. Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi, 1999 yılında 335 bin adet bulaşık makinesi üretmiştir. İşletme, dünyanın en büyük ilk üç beyaz eşya şirketinden biri olan Whirlpool’a yılda 100 bin adet bulaşık makinesi üretmektedir. İzmir Elektrikli Süpürge İşletmesi, 1999 yılında tüketici beklentileri doğrultusunda geliştirdiği farklı model ve tiplerde, 567 bin adet üretim gerçekleştirmiştir. Bolu Pişirici Cihazlar işletmesi, 1999 yılında toplam 974 bin yüksek kalitede fırın ve ocak, ve 189 bin aspiratör olmak üzere 1 Milyon 163 Bin adet üretimle Avrupa’nın tek çatı altında en yüksek üretim kapasitesine sahip Pişirici Cihazlar işletmesi olmuştur.

” Komponent İşletmeleri” olarak Arçelik bünyesine katılan Topkapı Motor-Pompa işletmesinde 3 Milyon 100 Bin adet motor ve pompa, Sultançiftliği Çok Amaçlı Motor işletmesinde 318 Bin genel amaçlı motor, Eskişehir kompresör işletmesinde ise 1 Milyon 700 Bin adet kompresör üretilmiştir. Tüm işletmeleri ISO 9001 Kalite Sistem Standartlarına sahip olan şirket, yurt çapına yayılmış 5 Binin üzerinde yetkili satıcısı ve 531 yetkili servisinin yanı sıra, tüketici danışma servisi ile müşteri memnuniyetine yönelik satış sonrası hizmetlerini tüketiciye 24 saat boyunca sunmaktadır.

Arçelik daha ileri bir hizmet anlayışıyla, 1998 yılında ürünlerinde 3 yıl Garanti uygulamasını başlatmıştır.

Son 14 yılda İstanbul Sanayi Odası tarafından 12 kez Türkiye’nin en büyük özel sektör şirketi seçilen Arçelik’in 1999 yılı konsolide net satış geliri 1.5 milyar ABD Dolarıdır. Türkiye pazarında lider konumunu koruyan, Arçelik, 50 milyon ürünü ile her gün yurt içinde 15 milyon 700 bin aileye, yurtdışında ise 7 milyon kullanıcısına hizmet vermekte, üretiminin % 40′ından fazlasını Türkiye dışındaki pazarlarda satmaktadır. Yurtdışı faaliyetlerini Beko markasıyla sürdüren şirket, 1999 yılında 209 Milyon dolar seviyesinde ihracat gerçekleştirmiştir. İhracatın % 80′i Avrupa Birliği Ülkelerine yapılmaktadır. Bugün İngiltere buzdolabı pazarında sahip olunan %10′luk Pazar Payı, yurtdışındaki başarının en güçlü kanıtıdır. Arçelik ürünlerini yurt dışında pazarlayan Beko UK, Beko Deutschland, Beko France ve Beko Espana’nın yanı sıra: 1998 yılında Polonya’da pazarlama şirketi Beko Polska, Tunus’da üretim yapan Tunusdan şirketi kurulmuştur. Özbekistan’da yılda 250 Bin adet kapasite ile buzdolabı üretecek Arsin şirketinin kuruluşu ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.

ARÇELİK’in, kuruluşundan bu yana hem üretimini, hem de satışlarını geliştirmek üzere muhtelif şirketlerde bağlı ortaklıkları ve iştirakleri bulunmaktadır.

Bireysel kaliteden kurumsal kaliteye, nihayet, toplumsal sorumluluk bilinci ile toplumsal kaliteye uzanan zincirde, ülkeye olan katkıları, 1997 yılında Tüsiad-Kalder Kalite Büyük Ödülü ile bir kez daha kanıtlanmıştır. Beyaz eşya sektöründe, ulusal kalite ödülüne sahip ilk ve tek şirket olan Arçelik, 1998′de EFQM Avrupa Kalite Ödülünde finale kalan ilk beyaz eşya üreticisi şirket olmuştur. 1997 yılında İstanbul Sanayi Odası Çevre Ödülüne layık görülen Arçelik’in tüm işletmeleri, ISO 14001 ile tarif edilen Uluslararası çevre yönetim sistemi standartlarına uygunluğunu belgelendirmiştir. Bu konudaki bilinci ve duyarlılığı, ” Çevreye saygı tüm faaliyet, ürün ve hizmetlerimizin bir parçasıdır ” ilkesi doğrultusunda sürdürülmektedir.

1.2.Yapısal Organizasyon

Yapısal organizasyona gereken önemi veren ARÇELİK A.Ş. daha önceden klasik bir organizasyon yapısına sahip iken daha sonra süreç bazlı bir organizasyona yapısına geçmiştir. Süreç bazlı organizasyon, katma değeri çok fazla olmayan bölümlerin kaldırılarak bunların yapacağı görevlerin diğer bölümlere dağıtılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin bakım onarım diye ayrı bir bölüm oluşturmak yerine, gerekli bakımı ve onarımı işçiye öğretmek suretiyle böyle bir bölüm açmaktan, dolayısıyla ekstra bir maliyetten kurtulunmuş olunacaktır. Ayrıca organizasyon yapısı ast-üst ilişkisinin oluşmasını engelleyecek şekilde düzenlenmiştir. Görev birimleri arasında iletişim problemleri yoktur.

İşletme bölümleri şu şekilde ayrılmıştır;

Üretim Mühendisliği Yöneticiliği

Üretim Planlama Yöneticiliği

Kalite Güvence Yöneticiliği

Bilgi Sistem Yöneticiliği

Ürün Geliştirme Yöneticiliği

Mali İşler Yöneticiliği

İnsan Kaynakları Yöneticiliği

Ar-ge bölümü

Bölümler ve görevlerini açıklarsak;

1.2.1.Genel Müdür Yardımcısı

Şirket hedef politika, stratejileri, müşteri istek ve ihtiyaçları doğrultusunda işletmede üretilecek bulaşık makinelerini gerçekleştirilmesinden ve mevcut ürün tasarım kalitesinin müşteri beklentilerinin üstünde gerçekleşecek şekilde geliştirilmesinden işletme çapında nihai sorumludur.

Öngörülen kalite ve miktarda ürünün hedeflere ve üretim programlarına uygun olarak en kısa zamanda, en az maliyetle üretilmesini sağlayacak ve mevcut iş gücü, makine kapasitesi ve malzemelerin verimliliğini arttırıcı yönde tedbirler alır ve aldırır.

Üretim teknolojisinin ve metotların geliştirilmesi amacıyla alan yöneticilikleri kanalı ile etütler, operasyon analizleri ve iş basitleştirme çalışmaları yapar, gelişmeleri yürürlüğe koyar ve kontrol ettirir.

Bulaşık makinesi işletmesi için ön görülen plan ve programlarının gerçekleştirilmesi için kapasite ve kaynak ayrımı ihtiyaçlarını tespit ettirir. Zamanında tedbir alınabilmesi için genel müdür’ e öneri getirir.

Kalite sisteminin işleyişini, uygulamaların etkinliğini Kalite Güvence Yöneticiliği’nin sunduğu raporlar ile ilgili gelişmeleri izleyerek sapmaların, ölçümlerin ve değerlendirmelerin sonuçlarını inceleyerek düzeltici ve önleyici faaliyetlerin başlatılmasını sağlar.

İşletme kalite sisteminin gözden geçirilmesi konulu toplantıların düzenlenmesini ve bu toplantılarda kalite sisteminin iyileştirilmesini ve geliştirilmesine yönelik alınan kararların işletme bünyesinde takibini ve uygulanmasını sağlar ve gerekli tedbirleri alır. Yılda iki kez düzenlenen “ Şirket Kalite Yönetimi Koordinasyon Toplantılarına “ Kalite Güvence Yöneticisi ile birlikte katılır.

İşletme üretim ve hizmet faaliyetlerinde önlenebilir maliyet unsurlarının tespit ve önlenebilmesi için faaliyetlerin planlanmasını, önlenemeyen maliyet unsurları içinde indirime yönelik düzenleyici, önleyici tedbirler alınmasını ve işletme genelinde uygulanmasını sağlar.

1.2.2. Kalite Güvence Yöneticiliği

Şirketin TKY (Toplam Kalite Yönetimi ) faaliyetlerinin stratejik kalite planını oluşturarak planlar, uygulama ve gelişmeleri izler bu faaliyetlerin bir bütün halinde yürütülmesinde yönetim takımına destek verir. Stratejik kalite planı doğrultusunda yeni kalite sistem, araç ve tekniklerinin araştırılıp etüt edilmesini, şirkete uygun şekilde tasarlanması, test edilmesini, sonuçların gözden geçirilerek standartlaştırılmasını ve şirket içinde yayılmasını sağlar . Ayrıca mevcut kalite, sistem araç ve tekniklerinin geliştirilmesi çalışmalarını yürütür.

Mevcut üretim kapasitesinin sürekliliğini sağlar ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapar. Üretim kalitesini arttırmak için , ürün auditleri ve çalıştırma deneyleri yaptırır. Raporlayarak düzeltici ve önleyici faaliyetlerin başlatılmasını sağlar.

Kalite sisteminin geliştirilmesi aşamasında seçilen projeler ve yeni çıkan iyileştirme metotlarına yönelik inceleme, öğrenme, organizasyona taşıma çalışmalarında işletme içi ve dışı yöneticiliklerle koordineli çalışır.

Kalite programlarına aktif katılım amacıyla, İPK ( İstatistiksel Proses Kontrol ), öneri geliştirme, kalite çemberleri çalışmalarını koordine ederek bütün bölümlerle iş birliği ile çalışır.İşletmenin kalite politikası ve hedeflerini belirlenmesinden, bunlara paralel olarak mevcut kalite sisteminin geliştirilmesine yönelik faaliyetleri yürütür. Mevcut üretim kalitesinin sürekliliğini sağlar ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapar. Kalite güvence yöneticisine bağlı bölüm ve elemanlar şöyledir;

kalite güvence mühendisi

giriş kalite güvence mühendisi

kalibrasyon işçileri

çalıştırma deneyi işçileri

ürün audit işçileri

komponent deneyi işçileri

giriş kalite güvence işçileri

fizik kimya labratuvar işçisi

iade ürün değerlendirme işçisi

1.2.3. Ürün Geliştirme Yöneticiliği

Yapısal tasarım takımı ve sistem tasarım takımı olmak üzere iki bölümden oluşur. Şirket hedef- politika-stratejileri , müşteri istek ve ihtiyaçları doğrultusunda işletmede üretilecek yeni bulaşık makinelerini tasarımından sorumludur.

İç ve dış pazarlardaki rakip ürünleri, gelişmeleri takip eder. Rakip ürünlerle ilgili benchmark çalışmaları, ilgili raporlama, ürün teknik özellikleri, ürün ve üretim teknolojisi takibi faaliyetlerini gerçekleştirilmesini sağlayarak ürün planlama kuruluna yeni ürünlerin tasarlanması ve mevcut ürünlerin iyileştirilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi konusunda öneriler getirir.

Malzeme , ara ürün ve bitmiş ürünlerle ilgili teknik sipesifikasyonların ve tasarım özelliklerinin geliştirilmesini, böylece kalite problemlerini önlenmesine yönelik çalışmalar yapılması temin eder. Bu konuda işletme içindeki teknik birimler ile merkezdeki mühendislik departmanı ile birlikte çalışır.

Ürün kalite auditlerinde, çalıştırma deneylerinde ortaya çıkan sorunların önlenmesinde düzeltici ve önleyici faaliyetlerin planlanmasında ve gerçekleştirilmesine diğer yöneticiliklerle beraber çalışır. Bu faaliyetlerin etkinliğinin arttırılması için öneri de bulunur. Yeni ürün tasarımı ve mevcut ürün tasarımı faaliyetlerine gerekli geri besleme bilgilerini dahil edilmesini sağlar. ARÇELİK bulaşık makinesi performans göstergelerinin sürekli iyileştirilmesi yönünde çalışmalar gerçekleştirir.

1.2.4. Üretim Mühendisliği

Ürünlerin onaylı üretim programlarına uygun olarak kalite kontrol planlarında tariflenen seviyesinde, planlanan zamanda ve uygun maliyetlerle imal edilmesini sağlar. Bunu yaparken SAP sisteminden ve ürün ağaçlarından yararlanır

Üretim için temin edilen makine, teçhizat ve ekipmanın, iş gücünün ve malzemenin verimliliğini arttırıcı yönde metot ve proses etütlerinin yapılmasını sağlar.

İşletmede kendi yöneticilik alanı ve işletme ortak tesislerinki makine , teçhizat ve kalıplara yönelik bakım onarım ve planlı bakım faaliyetlerinin yürütülmesini sağlar.

1.2.5. İnsan Kaynakları Yöneticiliği

ARÇELİK İnsan Kaynakları Politikasını oluşturmak, oluşturulan bu politikaya şirket çalışanlarına benimsetmek, etkin bir şekilde uygulamak, uygulatmak ve sonuçlarını ölçmek insan kaynaklarının sorumluluğundadır.

İşletmenin hedeflerini belirlemede etki bir role sahiptir. Çalışanların memnuniyetlerini arttırıcı çalışmalar yapmak , işin getirdiği sorunlara çözüm üretmek , açıklık , girişimcilik , ekip çalışması ve yaratıcılığı destekleyerek daha sağlıklı ve mutlu bir ortam yaratmak önemli bir hedefidir.

İşetme içi organizasyonel gelişimi ve iletişimi sağlar çalışanların performans değerlendirmelerini, kariyer planlaması çalışmalarını koordine eder. Seçme ve yerleştirme işlerini endüstriyel ilişkileri yürütür ve geliştirme faaliyetlerini gerçekleştirir.

İşetme içindeki tüm departmanlarla koordineli çalışır. İşletme dışında , işletmeyi temsil ederek SSK , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Çalışma Müdürlüğü ile ilgili işleri yürütür.

1.2.6. Mali İşler Yöneticiliği

İşletmenin mali durumu ve karlılığı ile ilgili faaliyetlerin mali sonuçlarını merkezden ve diğer işletmelerden ayrı değerlendirilebilmesi için mali kayıpları tutturur. Periyodik ve özel durumlarda durum değerlendirmeleri yapar.

Yıllık bütçeleri koordine eder, yasal zorunluluklar ve yatırım konusunda çalışmalar yapar. İşetmenin finansman ihtiyaçlarının mümkün olduğu kadar önceden tespit edilmesi için diğer departmanlarla birlikte çalışır.

1.2.7. Bilgi Sistem Sorumluluğu

İşetmenin bilgisayar ,donanım ve yazılım ihtiyaçlarını belirlemek bu ihtiyaçların çerçevesinde gerekli sistemlerin kurulmasını ve etkin bir biçimde kullanılmasını sağlar.

İşetmenin ihtiyacı olan yazılım ve donanım yatırımların analiz eder, planlar. İşletme için özel yazılımları yazar ve yazdırır.

Network ve PC ‘lere gereken yazılım ve donanımın bakımını yapar ve yaptırır. PC’ lerin güncelleştirme çalışmalarını yapar.

Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi ‘ nde merkezi İstanbul olan Bilgi Sistem Yöneticiliği bulunmaktadır.

Bölümün amacı ARÇELİK ‘liğin vizyona destek vermesi için kullanması gereken programları tespit edip bunları kurmaktır. Ayrıca var olan bilgisayar ve yazıcıların bakımını ve tamirini yapar. Fabrikada toplam 200 adet PC ekipmanı bulunmaktadır. Bunların dağılımları tablo 1.1. de verilmektedir. Kesiksiz güç kaynağına bağlı olan bilgisayarlarda Office 2000, exchange5.5, Outlook 98, Netscape, genelinde Windows 95, 4-5 bilgisayarda ise Windows 98 gibi programlar bulunmaktadır. Tasarımda genellikle daha çok Ideas olmak üzere Unigraphics de kullanılmaktadır. Üretim planlama hariç tüm bölümler networke bağlı olduğu ve Microsoft Exchange sayesinde şirket içi hızlı bir haberleşmenin sağlandığı fabrika Koç net adlı 256 byte ‘lık bir hat ile internete bağlanmaktadır.

Bir üretim yönetim sistemi olan SAP fabrikada yaygın olarak kullanılmaktadır. Ağustos 2001 de SAP sistemi 3.0 dan 4.6 versiyonuna geçmiştir. SAP sisteminin amacı, üretim satış bilgilerinin tek yerde ve tek surver da toplanmasıdır, planlama, mali işler, depo, mal giriş gibi departmanlar SAP sisteminden yararlanmaktadırlar.

Fabrikada 98’den beri e-dönüşüm programı uygulanmaktadır, amaç her türlü bilgi alış verişini Internet üzerinden yürütmek, kağıt kullanımını azaltarak, sistemin daha dinamik ve hızlı olmasını sağlamaktır.

İşletmedeki bilgisayarlar ve yazılımlar yeterli oldukları sürece yenilenmemektedir, yeni çıkan donanımlar ve yazılımlar, ancak eldeki mevcutlar yetersiz oldukları zaman alınmaktadır.

Bölüm

Ambar

Boyahane

Otomasyon Ve Bilgi Sistem

56

Giriş Kalite Kontrol

İç Gövde

İnsan Kaynakları Yöneticiliği

10

Kalite Güvence Yöneticiliği

10

Mekanik Toplam

Mali İşler Yöneticiliği

Montaj 1

12

Montaj 2

Montaj 3

11

Revizyon Toplam

Servis Bölgesi Toplam

Ürün Geliştirme Mühendisliği

24

Üretim Mühendisliği

10

Üretim Planlama Bölümü

11

Yöneticiler

Tablo 1.1. Fabrikada PC Dağılımı

Şekil 1.1. Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi

1.3. Kuruluş

Ocak 1992 itibariyle proje çalışmaları başlayan Ankara Bulaşık Makinesi İşletmenin temeli, 22.09.1992 tarihinde dönemin başbakanı Sayın Süleyman Demirel tarafından atılmıştır. İşletme 1 yıldan az bir sürede imalata başlanacak hale getirilmiş ve 15.09.1993 tarihinde montaj bandında deneme üretimine başlanmıştır. Seri üretime ise 20.10.1993 tarihinden itibaren geçilmiştir. Çayırova işletmesinde bulunan Bulaşık Makinesi üretimi ile ilgili teçhizatın 1993 yılı Kasım ayında Ankara İşletmesine transfer edilmesi ile birlikte, Bulaşık Makinelerinin tamamı Ankara İşletmesinde üretilir hale gelmiştir.

Ankara İşletmesi için toplam yatırım bedeli 1993 yılı itibariyle 52 milyon U.S. $’dır. Bu miktarın 41 milyon U.S. $’ı makine / teçhizat yatırımıdır. Toplam makine / teçhizat 1/4′ü yerli olarak temin edilmiştir. Şekil 1.1. de Arçelik Bulaşık Makinesi İşletmesi görülmektedir.

1.4. Yerleşim

Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi Ankara’nın Sincan ilçesi yakınındaki Organize Sanayi Bölgesinde kurulmuştur. İşletmenin toplam kapalı üretim alanı 18,400 m2′dir. Toplam yerleşim alanı ise 109,000 m2′dir. Fabrika binasının yanında, bir bölge ürün deposu ve bir servis bölge yöneticiliği vardır (Yaklaşık 10,000 m2).

Kuruluş yeri seçiminde Ankara’nın seçilmiş olmasının nedenleri;

Pazara yakınlık

Malzeme kaynaklarına yakınlık

İnsan gücü

Sosyal imkanlar

Kara ve demiryolu taşımacılığı

Türkiye’nin ortasında bulunması

Arazi, işgücü konularındaki geniş olanakları, yurtiçi taşıma için Anadolu’nun merkezinde yer alması,mühendis kalitesinin yüksek olması Ankara’da kurulmuş olmasının avantajları ve nedenleridir. Ankara’da kurulmuş olması su konusunda dezavantaj görünse de diğer sanayi merkezleriyle karşılaştırıldığında avantajlıdır. Pek çok ham malzemenin İstanbul’dan gelmesi, Ankara’nın deniz ulaşımı olmadığı için ihracata yönelik dezavantajlı olması da Ankara’da kurulmuş olmasının olumsuz yönleridir. Ayrıca organize sanayi içerisinde yer alması da teşvik avantajına yol açmıştır.

1.5. İnsan Gücü

Haziran 1995 itibariyle işletmede 78′i beyaz yakalı olmak üzere 421 eleman çalışmaktadır. İşletme tam kapasiteye ulaştığında 500 kişiye istihdam olanağı sağlayacaktır. En önemli sermayesinin insan kaynağı olduğuna inanan İşletmede mavi yakalı personelin %90′ı Endüstri Meslek Lisesi mezunu olup psikoteknik testlerle seçilmişlerdir. Çok genç olan kadronun

yaş ortalaması 28’ dir.

Beyaz yakalı personel sayısının bölümlere göre dağılımı;

ürün geliştirme 13

üretim planlama 10

üretim müh. 8

kalite güvence 8

insan kaynakları 4

mali işler 7

üretim takımları 20

bilgi sistem 8

Beyaz yakalı personelin meslek gruplarına göre dağılımı; 12 endüstri mühendisi, 39 makine mühendisi, 5 kimya mühendisi, 3 kamu yönetimi, 7 işletme ve iktisat mezunu şeklindedir.

Yine beyaz yakalı personelin 19’ u yönetici, 47’si mühendis, 12’si memurdur. Ofislerde görevli mavi yakalı personel sayısı 4’dür.

1.6. Kapasite

İşletme 500,000 adet / yıl üretim kapasitesine uygun olarak kurulmuştur. Mevcut teçhizatın montaj bandı haricinde olan kısmı bu üretim kapasitesini karşılayacak düzeydedir. Montaj bandının kapasitesi ise 300,000 adet / yıl üretimi karşılayacak seviyededir. İşletme alanı içinde ayrılmış olan alana 2. Montaj bandı kurulduktan sonra planlı kapasitedeki hedefe ulaşılacaktır. İşletmenin tam kapasitede ekonomiye katma değeri $ 100,000,000 olacaktır. Fabrikada iki montaj hattı kullanılmaktadır. Bunlardan montaj-1 (ilk kurulan montaj hattıdır) 200 adet/gün tempoda çalışmaktadır, montaj-1 hattının günlük kapasitesi 700 adet/gün dür.

Son kurulan montaj hattı olan montaj-3 bandı 1000 adet/gün kapasite ile kurulmuştur. Montaj-3 bandı düşük modellerde 1100 adet/gün temposunu görmüştür. Son yaşanan ekonomik krizler neticesinde üretim miktarı azaltılmıştır. Ancak montaj-3 bandı 1000 adet/gün temposunun altına indirilmemiş, 700 adet/gün kapasitesi olan montaj-1 bandı 200adet/gün temposuna çekilmiştir. Eylül 2001 başında alınan kararla, üretim miktarı tekrar azaltılmış ve montaj-3 bandı 900 adet/gün temposuna çekilmiştir.

Fabrika yıllık üretim miktarını belirlerken SAP programından yararlanır. Fabrika SAP sayesinde ayda, haftada ve günde kaç adet makine üretmesi gerektiğini hızlı ve doğru bir şekilde hesaplamaktadır. Ürünle ilgili pek çok bilginin bulunduğu SAP bir den fazla modülden oluşabilir. ( Örneğin, üretim planlama modülü, mali işler modülü, İnsan Kaynakları modülü gibi ) Her bir modülde, modüldeki işlemlere yönelik çalışmaların yapıldığı bu program, işletmelere çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Örneğin İstanbul’dan gelen bilgiler doğrultusunda yılda 600.000 adet makine üretilecektir. Bu miktar SAP’ ye girildiğinde SAP, istenilen miktardaki makineleri üretebilmek için, günde 800 adet makine üretilmesi gerektiğini bulunur. SAP’ de her ürün için ürün ağacı ve bu ürün ağacındaki malzemelerin temin süreleri belli olduğundan, 800 adet makineyi üretilebilmek için hangi malzemeden ne kadar kullanılacağı ve bu malzemelerin ne zaman sipariş verilmesi gerektiği tespit edilir. Buradaki bilgiler doğrultusunda da, yan sanayilere veya malzemenin temin edildiği diğer yerlere sipariş verilir. Ayrıca SAP, malzeme maliyeti hesaplanırken de kullanılmaktadır. Ürün ağaçlarındaki malzemelerin birim fiyatları SAP’ de olduğundan , bir makine için kullanılan miktarlar ile bu birim fiyatlar çarpılarak, malzeme maliyeti hızlı ve doğru bir şekilde hesaplanmaktadır.

Şekil 1.2. Mekanik Pres

1.7. Üretim Teçhizatı

Teknik özellikleri ve yerleşim planları Arçelik mühendisleri tarafından hazırlanan üretim teçhizatlarının seçiminde,dünyanın bir çok ülkesinden firmalarla temasa geçilmiş ve konularında en iyileri seçilmiştir. 93′ü yerli ve 70′i yabancı olmak üzere birçok firma işletmenin kuruluşunda yer almıştır. Bu firmaların yanı sıra, 21 firma inşaat ve tesisat konularında Ankara İşletmesinde hizmet vermiştir. Bu firmalar arasında A.B.D, Almanya, İngiltere, İsveç, Japonya, İtalya, İspanya, Danimarka, Hollanda gibi birçok ülkeden firma vardır. Satın alınan sistemler arasında henüz Türkiye’de başka uygulaması olmayan sistemlerde bulunmaktadır. Ankara işletmesinde bulunan sistemlerden bazıları aşağıdaki gibidir.

1.7.1. Presler

Fabrikada mekanik pres ve hidrolik pres olmak üzere iki tip pres kullanılmaktadır.

1.7.1.1. Mekanik Pres

Genellikle aynı parça üretilir ve seri çalışır. Şekil 1.2. de mekanik pres gösterilmektedir. Universal olan bu preslere her çeşit kalıp bağlanabilir.

Fabrikada bulunan mekanik presler :

800 Rovetta

315 Rovetta

315 Fagor

315 Manzoni

1.7.1.2. Hidrolik Pres

Bu preste derin çekme operasyonu uygulanır. Hidrolik presler, istenilen safhada istenildiği gibi kontrol edilir. Mekanik preste yapılamayan presin hızını azaltma veya arttırma ya da basıncını değiştirme gibi özellikler bu preslerde yapılabilir. Fabrikada hidrolik presler hatlarda kullanılmaktadır. Hat oldukça esnektir. Bunun sebepleri;

Esnek büküm açısı

Yeri değiştirilebilir

Bilgisayarla programlanabilir

tasarım kriterine göre şekillendirme yapılabilir.

Bulaşık Makinesinin boyanan Büyük parçalarının basımında 800 ton mekanik transfer pres kullanılmaktadır. Pres rulo saç beslemeli olarak çalışmakta ve her basımda 4 operasyon yapılmaktadır. Bulaşık Makinesinin küçük parçalarının üretiminde ise, muhtelif kapasiteli otomatik presler kullanılmaktadır.

1.7.2. Montaj Bandı

Senede 300,000 adet ürün üretebilecek kapasitede olan montaj bandında 2000′li yılları öngören bir sistem tasarlanarak;

Yalın ve esnek üretim,

İleriye dönük otomasyon,

Bilgisayarla bütünleşik üretim,

çalışmaları için gerekli altyapı kurulmuştur. Malzemeler montaj bandına çekme sistemi mantığıyla, otomatik olarak gönderilmektedir. Aynı anda değişik modellerin üretilebileceği bu bant, yapılan işin bir seferde tam ve doğru yapılması felsefesi doğrultusunda, dur-kalk çalışmaktadır. İleride yapılacak otomasyon yatırımları öngörülerek makine montajı özel fikstürler üzerinde yapılmaktadır. Günde 1000+700 adet ürün üretebilecek kapasite olan montaj-3 ve montaj-1 bandında, malzemeler Pull System adı verilen bir sistemle otomatik olarak gönderilmektedir. Montaj bantları ‘U’ tipi yerleşim biçimine sahiptirler bantların dönüş kısımları havadan ilerlemektedir buralarda makine asansör ile karşı taraftaki banda geçmektedir. Bandın Stop & Go mantığı ile çalışmakta olması, yapılacak işin tam ve doğru yapılması sağlamaktadır. Montaj hattındaki çalışan bir operatörün, ilgili makine ile işini bitirdikten sonra düğmeye basmasıyla ,makinenin üzerinde bulunduğu palet harekete geçerek makinenin bir sonraki istasyona gitmesin sağlamaktadır. Yani işçi işini doğru bir şekilde yaptıktan sonra makine diğer istasyona gider. Bu da hata riskini azaltan bir faktördür. İstasyonlar arasında da olabilecek beklemeleri biraz da olsa önlemek amacıyla da buffer bulunan fabrikada montaj bantlarının yanlarında bulunan yardımcı istasyonlar sayesinde bazı malzemeler gruplanarak istasyonlara verilmektedir. Aynı anda değişik modellerin üretilebileceği bu bantta, ileriye dönük olarak yalın ve esnek üretim, otomasyon ve bilgisayarla bütünleşik üretim çalışmaları için gereli alt yapı çalışmaları kurulmuştur.

Power & Free konveyörler vasıtasıyla montaj hattına gelen makinelere burada gerekli olan malzemeler sırayla monte edilir. Bu monte edilen parçaların yeri tespit edilirken tamamen MTM ( motion time measurment)‘den yararlanılarak malzemelerin ve bunların koyulacağı yerlerin işçiye uzaklığı ve bunu ergonomik açıdan değerlendirilmesi yapılmaktadır. Fabrika makinenin üretim süresini en aza indirmek için bu MTM çalışmalarına gereken önemi vermektedir. İşletme başta hat dengeleme ve çalıştırılması gereken işçi sayısını hesaplama olmak üzere pek çok alanda MTM ‘den yararlanmaktadır.

Üretilen ürün için hata şansını en aza indirmek amacıyla Montaj bantlarında makineler sırasıyla şu 5 tane testten geçerler.

İlk görünüş testi

1. Elektrik testi

Fonksiyon testi

2. Elektrik testi

Son görünüş testi

İlk görünüş testinin amacı, makinenin dış görünüşünde bir hata varsa, diğer testlere geçmeden hatayı gidermektir.

1.elektrik testinin amacı ise bir sonraki aşama olan fonksiyon testte çalışan işçileri olası bir elektrik tehlikesine karşı korumaktır.

Fonksiyon Testte ise bütün makineler hızlandırılmış bir çevrim yaptırılarak ( yaklaşık 25 dakika ) istenilen sıcaklığa ulaşıp ulaşamadığı, rejenerasyon yapma durumu , su akıtıp akıtmadığı v.b. kontrol edilir.

2.elektrik testi müşteriye yönelik yapılan bir testtir. Makinenin müşteriye gittiği zaman elektriksel olarak bir tehlike yaratıp yaratmadığı kontrol edilir.

Son görünüş testinde, yapılan işlemler boyca makinelerin her hangi bir yerinde çizik v.b. durumlar olup olmadığı kontrol edilerek bu testi de geçen makineler montaj bandının sonundaki ambalaj bölümüne gönderilir. Ambalajlanan makineler havada ilerleyen bir taşıyıcı bant sistemi ile depoya gönderilir.

1.7.3. Arka Duvar Ve İç Kapı Üretim Hattı

4 adet hidrolik presten oluşan arka duvar ve iç kapı üretim hattında, malzeme besleme ve presler arası malzeme transferi, 5 adet robot tarafından sağlanmaktadır. Üretimde esneklik ve ürün kalitesinde artış sağlayacak olan robot sistemi sanayide otomasyonun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu sistem sayesinde hazırlık zamanı 10 dakikanın altına indirilebilmektedir.

1.7.4. Havai Konveyor Sistemi

Preslerden boyahaneye ve boyahaneden montaj bantlarına, boyanacak ve boyanmış parçalar, Power and Free ve EHB konveyor sistemleri ile kullanım noktalarına hasarsız, otomatik olarak ve istenilen zaman ve miktarda ulaştırılmaktadır. İç gövde ve iç kapı üretim bantlarında çıkan bitümlü gövde ve kapılar, montaj bandı üzerindeki Bulaşık Makinesine monte edilecekleri noktalara, iç gövde ve iç kapı nakil konveyörü vasıtasıyla taşınmaktadır.

1.7.5. Boyahane

Laboratuar koşullarına yakın bir ortamda katoforetik astar kat üzerine son kat toz boya uygulamasının yapıldığı bu modern tesiste, parçalar hiç el değmeden işlem görmektedir. Aslında otomotiv sektöründe kullanılan katoforetik astar kaplama yöntemi, korozyona karşı en etkin korumayı sağlamaktadır. Dekoratif son kat kaplamada toz boya yöntemi, hem dış darbelere karşı maksimum fiziksel direnci sağlayan hem de çevre kirliliğine yol açmayan bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

1.7.6. İç Gövde Üretim Hattı

Daha önce Çayırova İşletmesinde kullanılan yağ alma ve bitüm fırınları, Ankara İşletmesinin kurulmasıyla birlikte yeni işletmeye taşınmışlardır. Kaynak hatlarıyla birlikte bu üniteler, Bulaşık Makinesinin iç gövdesinin üretiminde kullanılmaktadır. Özellikle iç gövde üretim hattı, teknolojisi itibariyle dünyadaki birkaç örnekten biridir.

Sac stok sahasından alınarak, boy kesme makinesinde istenilen boyutlarda kesilen paslanmaz saclar, forkliftler aracılığı ile istenilen yerlere ulaştırılır. İç gövdeye mekanikten iki farklı boyutta saç getirtilir, bunlardan biri ‘U’ parçaların yapımında bir diğeri de ‘L’ parçaların yapımında kullanılır. Mekanikten fotkliftlerle taşınan saç levhalar büküme girer ve eşzamanlı olarak ‘U’, ‘L’ parçalar yapılır, her iki büküm presinin başında birer operatör bulunmaktadır. Birleşen ‘U’, ‘L’ parçaların kaynağı otomatik olarak yapılır bu aşamada kaynak makineleri arasında robotlar bulunmaktadır. Parçalar önce punto ve sonrada dikiş kaynağı ile birleştirilirler. Sares II’de sızdırmazlık testi olan Penetran (kaynak yerlerine ultraviyole ışıkta parlayan kimyasal sıvı sürülür ve ışıkla kontrolü yapılır.) testi de yapıldıktan sonra Power & Free konveyörler aracılığı ile banyoya giderek burada istasyonlarda yapılan işlemlerde kolay şekil alması için sürülen yağ tabakasından ve penetrandan arındırılır. Daha sonra da ısı ve ses yalıtımını sağlayan Bitüm tabakası kaplanmak üzere Bitüm fırınlarına giden iç gövde buradan da montaj bantlarına gönderilir. Şekil 1.3. te Bulaşık Makinesi İşletmesi üretim akışı verilmiştir.

Şekil 1.3. Bulaşık Makinesi Üretim Akışı

1.8. Isıtma Sistemi

Fabrikanın ısıtılmasında kullanılan radyant ısıtma sistemi de yeni bir teknolojidir. Sistem sayesinde, klasik sistemlerdeki gibi havanın ısıtılması yerine, ışınım yoluyla çalışanlar ısıtılarak daha konforlu bir ortam sağlanmaktadır. Bunun yanında, daha az ısı kaybı oluşması nedeniyle klasik sistemlere göre önemli ölçüde enerji kaybı oluşması nedeniyle klasik sistemlere göre önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlanabilmektedir. (işletme masraflarında %30). Radyant sistemin diğer avantajları ise, sessiz çalışması ve yakıt olarak LPG / Doğal gaz kullanımı ile doğa dostu olarak çevre kirliliğine yol açmamasıdır.

1.9. Aydınlatma

Aydınlatma özel olarak seçilmiş beyaz ışık veren ampullerle sağlanmakta olup ışık şiddeti 700 lükstür. Beyaz eşya üretiminde, üretilen ürünlerin istenilen renk spesifikasyonlarına uygunluğunun her aşamasında testi için uygun bir aydınlatma sağlanmıştır.

1.10. Enerji

Henüz doğalgazın Organize Sanayi Bölgesine ulaşmamasından dolayı, proses ve ısıtmada dökme LPG kullanılmaktadır. Ancak, tüm tesisat ve altyapı doğalgaza göre hazırlanmıştır.

1.11. Arıtma Sistemi

Çevre dostu bir işletme olmayı hedefleyen Arçelik Ankara İşletmesinde, günde ortalama 120 m3 evsel ve 10 m3 / saat endüstriyel atığın işlem görebileceği modern bir arıtma tesisi mevcuttur. Bu sisteme ek olarak kurulan reverse osmosis sistemi ile atık suların geri kullanımı sağlanmaktadır. Ayrıca arıtılmış su çim sulamasında kullanılmaktadır.

1.12. Laboratuar İmkanları

İşletmede laboratuar imkanları, ürün auditi ve ürün geliştirme olmak üzere başlıca iki alanda toplanmıştır.

Ürün audit laboratuarında günlük üretimin %3′ü müşteri gözüyle en ince ayrıntısına kadar incelenmekte, oluşturulan günlük değerler üretim kalitesinin artmasına katkıda bulunmaktadır.

Ürün geliştirme laboratuarlarında ise mevcut modellere ilişkin geliştirme çalışmaları yapılmaktadır. Prototip modeller, gerek teorik gerekse pratik olarak test edilmekte ve ürünler üzerinde yapılan her değişikliğin, çeşitli kalite kriterlerini ne ölçüde etkilediği incelenmektedir.

Fizik / Kimya ve Giriş Kalite Kontrol laboratuarlarında ise malzemelerin fiziksel, kimyasal ve elektriksel testleri yapılmaktadır.

1.13. Çevre Koruma

Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesinde çevre koruma bilincinin ön plana çıktığı uygulamalara kısaca göz atarsak;

Toz boya sistemi,

Arıtılan suyun tekrar kullanılmasına yönelik tasarlanan modern bir arıtma tesisi,

Fabrika içi ısıtmada radyant sistemi,

Teknolojik ısıtmanın LPG / Doğalgaz kullanılarak yapılması,

Çevrenin yeşil kuşak ile donatılması, Arçelik’in çevre duyarlılığının göstergeleridir.

1.14. Sosyal İmkanlar

Elemanlarının zevkle çalışabilecekleri bir ortam yaratılmıştır. Bu işletmede 10 adet işçi dinlenme yeri mevcuttur. Bu bölmelerde her elemana ayrı bir kilitli dolap, dinlenme aralarında çay içebilmeleri için su ısıtıcıları sağlanmıştır. Ayrıca halı futbol sahası, voleybol sahası, pinpon masaları ve basketbol sahası hizmettedir.

Hazırlanan eğitim odasında, elemanlara geliştirme yönünde verilecek sözlü ve görüntülü eğitimlerin yanı sıra kitap okuma ve zihinsel faaliyetleri geliştirme yönünden çalışmalara imkan sağlanmaktadır.

1.15. Eğitim Programları

ARÇELİK ‘de temel, davranışsal ve fonksiyonel yeterlilikleri arttırmak amacıyla üç alanda eğitim verilmektedir. Eğitim için dışarıdaki firmalar yerine (maliyeti çok olduğu için ) , şirket içinde ilgilenilen konularda uzman olan kişilerden oluşan iç eğitimci havuzundan seçilen uzmanlaşmış kişilerle eğitim veren Arçelik , bu tarzda bir eğitim düzenleneceği zaman Arçelik’in diğer işletmelerde de duyuru yapmaktadır. Eğitim verildikten sonra ne kadar fayda sağlandığının da ölçülmek amacıyla eğitime başlandıktan 6 saat sonra bir değerlendirme yapılmaktadır. Kendi alanlarında en iyi eğitimi veren firmalarla da desteklenen eğitimler, daha önceden çalışanı motive etmek amacıyla verilirken şimdi işin daha iyi yapılması, dolayısıyla verimin arttırılması için verilmektedir.

Yeni gelen bir mavi yaka elemana 3 günlük bir iş başı oryantasyonu yapılmaktadır. Burada servis, yemek, tezgah, ücret, iş güvenliği gibi konularda bilgiler verilerek yeni başlayan işçinin fabrikayı tanıması sağlanmaktadır.

Beyaza yakalar için 3 haftalık bir eğitim oryantasyonu bulunmaktadır. SEB 101 adı verilen bir eğitim programı ile tüm işletmeler gezdirilmektedir. Ayrıca işletmede çalışan kişiler için değişik kurslar düzenlenerek kendilerini geliştirmeleri sağlanmaktadır.

1.15.1. Altı Sigma

Şu anda da işletmenin üzerinde en çok durduğu eğitim 6 Sigma eğitimidir.6 sigma; operasyonel mükemmelliğe ulaşmak için şirket genelinde uygulanan ve yukarıdan aşağıya yaygınlaşan bir metodolojidir. 6 Sigmadaki temel gösterge “ürün başına hatadır” ve işi ilk seferde doğru yapmayı hedefler. Verimliliği arttırmak, çıktıyı iyileştirmek, rekabeti sağlamak , kaliteyi yükseltmek , müşteri tatminini arttırmak gibi amaçları olan 6 Sigma, süreç yeterliliğini gösteren istatiksel bir ölçüdür. Sigma değeri büyüdükçe sürecin hata üretme olasılığı azalır. Arçelik 3-4 sigma arasındadır. Birim başına toplam hatanın azaltılması ile birim başına çevrim süresi, ara stok maliyeti , birim başına hata analizi ve tamir maliyeti düşer. Bunların yapılabilmesi için sürecin iyileştirilmesi gerekir.

Sürecin iyileştirme aşamaları;

1-Sürecin ölçülmesi

2-Sürecin analizi

3-Sürecin iyileştirilmesi

4-Sürecin kontrolü

Bu aşamalar sırayla uygulanarak iyileştirmeler yapılabilmektedir. İşte fabrika da bunun nasıl yapılacağını öğretmek amacıyla çalışanlarına 4 aylık uygulamalı eğitimler vermektedir. Altı sigma eğitimi almış kişilere karakuşak, eğitim verebilecek konumda olanlara uzman karakuşak denir. Arçelik bulaşık makinesi fabrikasında uzman karakuşaklar bulunmaktadır. İşletme karakuşak eğitimine çok önem vermektedir. Karakuşak eğitimi, planla-eğit-uygula-kontrol et (deming çevrimi) stratejisini izler. Bu eğitimlerde sertifika almak isteyen kişi bir iyileştirme projesini eğitim süreciyle birlikte yürütür. Eğer eğitim sonunda işletmeye uyguladığı proje ile hedeflenen karı sağlarsa sertifikasını alabilir ve karakuşak olur. Altı sigmanın sağladığı kazancı anlamak için bir örnek vermek gerekirse, General Electric dünyada 6sigma metodunu başarıyla uygulayan firmalardan biridir. General Electric 1996 dan 1999 yılına (6 sigmanın uygulanmaya başladığı yıllar) kazancını $375,000’dan $5,500,000’e (milyon $) çıkarmıştır. Dünyada altı sigma metodu, Motorola (6 sigma metodunu ilk geliştiren şirkettir), LG, Kodak, Sony, Toshiba, Polaroid, Nokia, Ericsson, Honda, Xerox, American Express, Citibank, Canon, Siemens, Ford, Agfa, Volvo, Dupont gibi dünya piyasasında söz sahibi şirketler tarafından uygulanmaktadır.

Altı sigma dışında fabrikada verilen eğitim programları şöyledir ;

iş başı eğitimi

ergonomi

işçi sağlığı ve iş güvenliği

makine iş güvenliği

ilkyardım eğitimi

kurtarma acil durum

iş hukuku

rotasyon

ISO9000

Şekil 2.1. PLC

2. PLC

Bu işletmede tüm işler PLC (Şekil 2.1.) denilen bir cihaz tarafından idare edilmektedir. S7300 3152DPCPU PLC kullanılıyor. Programlanabilir lojik kontrol organı ( PLC ) ikili giriş sinyallerini işleyerek, teknik işlemleri, çalışmaları ve bu çalışmaların adımlarını direk olarak etkileyecek çıkış işaretleri oluşturur. Çoğunlukla PLC ‘ nin yapabileceği işlerde bir sınır yoktur. Pratikte PLC genel olarak aşağıdaki temel işlemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılır.

PLC , iş akışındaki bütün adımların doğru zaman ve doğru sıradaki bir hareket içersinde olmasını sağlar. Endüstriyel süreçlerin kontrolünü yapar. Örneğin, taşıma sisteminde taşıyıcı ünitesindeki bütün elemanları kontrol eder. Üretim işlemine göre iş parçalarını işyeri içersinde yönlendirir.

PLC ‘ de haberleşme ağına sismaklink denir. Burada iki unsur söz konusudur. Bunlar elektronik kartlar ve siviçlerdir. Kartlar ; bant kartları, rimut kartları, ultrakust kartlardır. Rimut ve bant kartları haberleşmeyi sağlarken ultrakust kartları, sıcaklık, güç gibi test cihazlarında kullanılır. Makinenin hareket ettiği bant vardır. Elektronik kartlar bandın baş tarafına takılır. Her üçlü modülde bir kart bulunur. Bu kartlara siviçler yardımıyla makine var gelme, makine yok gel sinyali gönderilir. Buradan da PLC ‘ ye sinyal gönderilerek haberleşme sağlanmış olur. Kartlarda kendi aralarında haberleşme sağlarlar.

2.1. Siviçler

Siviçler ise çok çeşitlidir. Kimisi metali algılar, kağıt veya herhangi bir cismi algılayanlar var, kimisi de yansıma algılar buna reflektör denir. Reflektörü görünce siviç bilgiyi gönderir.

2.2. İnvertör

İnvertör ise motoru belirli bir frekansta, hızı ayarlanabilir şekilde çalıştırmaya yarar. Üzerinde parametre değerleri vardır. Şekil 2.3. ‘ te invertör gösterilmektedir.

Sistem aşağıdaki gibi çalışır ( Şekil 2.2.)

İ İ İ İ İ İ İ İ İ

B B B

İ = İnvertör

B= Buton

S= Siviç

M= Motor

Şekil 2.2. Sismaklink Yapısı

Şekil 2.3. İnvertör

2.3. Butonlar

Aşağıdaki şekil 2.4. ‘te buton çeşitleri verilmiştir.

Şekil 2.4. Buton Çeşitleri

2.4. PLC’ nin Yapısı

PC ve donanım Yazılım Programlayıcı

Algılayıcılar İş elemanları

Şekil 2.5. Plc ‘ nin Yapısı

Şekil 2.5. ‘te Plc’ nin yapısı verilmiştir. Buna göre;

Donanım = Elektronik modüller anlamında kullanılır. Bu modüller sistemin fonksiyonlarını harekete geçirir.

Yazılım = Sistemdeki elemanların harekete geçirilmesini belirleyen programlardır.

Algılayıcılar = Siviç veya sensörler; bilgi bu elemanların akım değerlerine göre algılanıp , PLC ‘ ye iletilir.

İş elemanları = PLC ‘ nin gönderdiği işaretlere göre durum değiştirirler.

Algılayıcılar PLC tarafından kullanılmak üzere işaretler üretirler. PLC ‘ ler bu işaretler vasıtasıyla kontrol edecekleri sistemin o anki durumu hakkında bilgi alırlar. Siviçler bir cismin yaklaşmasıyla 1 veya 0 işaretleri gönderen kontaklı veya kontaksız anahtarlardır.

İndüktif siviçler ( şekil 2.7.) metale duyarlı, kapasitif ise bütün malzemelere karşı duyarlıdır. Fotoseller ( şekil 2.6.) ise bir cismin araya girmesi vasıtası ile optik bağlantı kesildiği zaman 0 veya 1 işareti gönderen anahtarlardır. Sıcaklık algılayıcıları ( şekil 2.8.) belirli bir sıcaklık değerini algılayıp 0 veya 1 işareti gönderen anahtarlardır.

Şekil 2.6. Fotoseller

Şekil 2.7. Indüktifler

Şekil 2.8. Sıcaklık Algılayıcıları

İkinci olarak PLC çalışmakta olan bir sistem içersindeki sıcaklık, basınç ve seviye gibi büyüklüklerin o anki durumlarını sürekli olarak kontrol eder. Kontrol için bazı elektronik cihazlar bulunmaktadır. Mostek bunlardan biridir.

3.MOSTEK

Mostek mikroişlemci denetimi yapan, ütü, fırın, çamaşır makinesi vb. aletlerin kablo grubu, rezistans vb. parçaların elektriksel hatalarının tespiti ve T.S.E. standartlarına uygunluğunun kontrol edilmesi amacıyla aşağıda belirtilen testleri yapabilmektedir.

Topraklama yeterliliği testi

Yalıtkanlık direnci testi

Yüksek voltaja dayanıklılık testi

Kısa/açık devre testi

Alçak voltajda kalkış, güç testi

Kaçak akım testi

Mikroişlemci, özel olarak yurt dışında firma için programlanmış olan mikroişlemci ünitelerden gelen bilgilerle fonksiyonları denetler ve gerekli komutları veren bir beyindir.

Ön panel üzerindeki tuş takımı, arkadan aydınlatmalı alfa-nümerik LCD gösterge ve 2 adet 4 haneli büyük LED gösterge vasıtasıyla sistemin kolay kullanımı sağlanmıştır. Tuş takımı ve göstergeler kullanılarak yapılması istenilen testler seçilebilir, test süreleri girilebilir, teste ilişkin ölçüm değerleri, test edilen toplam mamül sayısı görülebilir. Ledler ile seçilmiş olan testler belirtilir. Her bir teste ait sonucun kabul ve red olduğu izlenebilir. Testin başlaması, devamı ve sonuçlandırılması ön panel üzerindeki tuş veya UKK.96 uzaktan kumanda kutusu üzerindeki butonlar ve sinyaller vasıtasıyla sağlanır.

3.1. Topraklama Yeterliliği Testi

Bu test sırasında topraklama probu vasıtasıyla test edilen mamulün elle ulaşılabilir metal kısımlarına 6 V Ac tatbik edilir ve 0.1 Ohm yük altında minimum 25 A Ac olacak şekilde akım geçmesi sağlanır. Bu şartlar altında topraklama probunun ucu ile test prizinin toprak ucu arasındaki voltaj ve çekilen akım aynı anda ölçülerek direnç hesaplanır. Direnç değeri önceden girilen bir değerle (0.1) karşılaştırarak küçük ise kabul, aksi durumda red kararı verilir.

3.2. Yalıtkanlık Direnci Testi

Bu test , elektriksel yalıtımın yeterli olup olmadığının tespit edilmesi için yapılır. Test sırasında mamule ait fişin kısa devre edilmiş faz ve nötr uçları ile toprak hattı arasına 500 V Dc uygulanarak yalıtkanlık direnci ölçülür. Ölçülen direnç değeri önceden girilen bir değerden ( örneğin 2 Mohm ) büyük ise kabul, aksi halde red kararı verilir.

3.3. Yüksek Voltaja Dayanıklılık Testi

Bu test dielektriksel dayanıklılığı kontrol amacıyla yapılır. Test sırasında mamule ait fişin kısa devre edilmiş faz ve nötr uçları ile toprak hattı arasına 200-2000 V Ac ( örneğin 1500 V Ac ) uygulanarak kaçak akım ölçülür. Ölçülen akım değeri önceden girilen bir değerden küçük ise kabul, aksi halde red kararı verilir. “ Delinme” ye tekabül eden akım miktarı ( 0-100mA ) her ürün için ayrı olup, işletme tarafından belirlenir.

3.4. Kısa/Açık Devre Testi

Bu test kopmuş veya kısa devre olmuş kablo, fiş ve diğer bağlantıların tespit edilmesi ve bundan sonraki güç ve kaçak akım testlerinde tatbik edilecek çalışma voltajı sırasında mamulün hasar görmesini engellemek için yapılmaktadır. Test sırasında mamule ait fişin faz ve nötr uçları arasına 6 V Dc uygulanarak devre direnci ölçülür. Ölçülen değer önceden girilen bir direnç aralığının altında ise “ kısa devre” , üstünde ise “ açık devre” tespiti yapılır.

3.5. Alçak Voltajda Kalkış Testi

Bu test sırasında mamulün nominal çalışma geriliminin %15 altında voltaj uygulanırken motorun kalkış yapıp yapamadığına bakılır. Bu voltaj mamulün faz ve nötr uçları arasına uygulanır. Çekilen akım ve besleme voltajı ölçülür. Ölçülen akım değeri girilen alt ve üst sınır değerlerle karşılaştırılarak red veya kabul kararı verilir. Bu test için bekleme ve ölçüm süresi belirlenebilir.

3.6. Harcanan Nominal Güç Testleri

Bu testler sırasında mamul nominal çalışma geriliminde çalıştırılırken çekilen akım, güç ve besleme voltajı ölçülür. Eğer “ nominal güç” seçilmişse, ölçülen güç voltaja göre hesap yoluyla ayarlanır. Nominal güç seçeneğine bağlı olarak, harcanan güç ya da hesaplanan nominal güç önceden girilen alt ve üst sınır değerlerle karşılaştırılarak red veya kabul kararı verilir. Bu testler için bekleme ve ölçüm süresi belirlenebilir veya operatörün bir butona basmasıyla test bitirilebilir.

3.7. Kaçak Akım Testi

Bu test, mamulün maksimum kaçak akımının dahi kullanıcıyı çarpmayacak kadar küçük olduğunun kontrol edilmesi amacıyla yapılır. Test sırasında test edilen mamul nominal çalışma voltajının % 6 veya % 10 fazlası ile çalıştırılırken önce faz-toprak, sonra nötr-toprak uçları arasına 1750 +- 250 Ohmluk bir direnç bağlanarak ölçülür. Kaçak akımlar önceden girilen bir değerden küçük ise kabul aksi halde red kararı verilir.

4. IDTAG OKUYUCU

Idtag Okuyucu; bantların üzerinde bulunan elektronik bir okuyucudur. Makinenin seri numarasını, modelini, bakım görmüş mü , görmemiş mi gibi bilgileri PLC programına gönderir. Bu sayede bazı işlemler PLC tarafından makineye otomatik olarak yapılır. Örneğin; makine burada tamir gördüğü zaman seri numarası kaydediliyor ve ileride makine satıldığı zaman geri döndüğünde herhangi bir hatadan dolayı mı, bu hatadan dolayı mı tamir gördü buna bakılıyor. İki ana parametresi var.

Kalite endeksi ( Üretimde meydana gelen hataları gösterir.)

FLC ( Üretimde meydana gelen hata sayısını gösterir. )

Bunlarda otomatik olarak izlenmiş olur.

5. PİES DEVRESİ

Monacary , malzeme transferini sağlayan bant üzerinde havada hareket edebilen küçük bir araçtır. Arabanın yan taraflarında fırçalar var ve bunlar yardımıyla hem enerji sağlarlar hem de haber alırlar. Arabanın önünde bir anten var bu anten sayesinde arabalar birbirleriyle haberleşirler. Ve arabanın işlemleri anlama ve yerine getirmesini sağlayan bir bakıma arabanın beyni olan pies devresi var.

6. PT EKRANI

Fonksiyon test bandında bulunuyor. Bu dokunmatik bir elektronik cihaz. Bununla makinenin hareketi, durdurulması, konum değiştirmesi sağlanıyor. Ayrıca fluklar yardımıyla ( sıcaklığa karşı duyarlı bir direnç ve kablo) makinenin içindeki sıcaklık ekrana veriliyor. Ayrıca makinenin gücünü, çektiği akımı ve voltajı gösteriyor. Herhangi bir olumsuzluk sonucu sinyal veriyor.

7. YAPILAN İŞLER

Staj döneminde arıza, bakım ve kontrol olmak üzere üç işi yerine getirdik. Arıza olarak yukarıdaki sistemlerde meydana gelen arızalar giderildi. En çok meydana gelen arızalar siviçlerin bozulması, kırılması, kirlenmesi gibi arızalar oldu ve değiştirilerek veya temizlenerek arızalar giderildi.

Kartların yanması;

Dengesiz voltaj gelmesinden yanması,

Su girmesinden dolayı kısa devre olması,

Bunlarda kartlar değiştirilerek veya bakımı yapılarak giderildi.

Bakım olarak; elektronik kartların kontak spreyi ile pano içi kartların hava ile temizlenmesi yapıldı.

Kontrol olarak; her sabah, öğle ve akşam sistemler gezilerek operatörlerin bir şikayeti olup olmadığı dinlendi.

Ayrıca bu işlemlerden farklı olarak bir proje uygulandı. Takip 1 Projesi. Her istasyona bir adet siviç yerleştirildi. Birer tane de gönderme butonu konuldu. Makine gelirken siviç gördü gelme zamanı kaydedildi. Operatör işten sonra butona bastığında gittiği zaman bilgisayara gönderildi. PLC bunu mini tap programında değerlendirerek grafikler oluşturdu. Ve operatörlerin performansları değerlendirildi. Az zamanda çok iş mantığından çıkan bu proje ile daha çok verim elde edildi.

Sadece elektronik alanında değil diğer alanlarda da işler yapıldı. Tek elini kullanamayan bir çalışan arkadaş için pnömatik bir sistem geliştirildi. Yapması gereken bir aparatın kilitlerini takmaktı. Bu tek eliyle çok zor ve geç yapıyordu. Taktığı aparatın boyutlarına göre bir kalıp hazırlandı ve bir kompresör , iki buton ve valfle silindirden oluşan bir sistem geliştirildi. Çalışan yalnız butona basmakla işini yerine getirmiş oldu.

DEĞERLENDİRME

Bu staj sadece mesleki tecrübe acısından değil, hayat tecrübesi açısından da çok önemli bir yere sahip. Çünkü öğrendiğim her bir yeni bilgi dışında, çalışma ortamı, üst-alt ilişkisi, çalışanların birbiriyle ilişkisi, çalışma kuralları açısından birçok deneyim kazandım. Katkısı olan herkese teşekkürler.

12 Temmuz 2007

Rüzgar Enerjisi

RÜZGAR ENERJİSİ

GİRİŞ

Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak isimlendirilen alternatif kaynaklardan yararlanılması ; hidrolik enerji dışında ,teknolojik gelişimlerinin yeniliği ve geleneksel kaynaklarla ekonomik açıdan rekabet edebilme güçlükleri nedeniyle , bugüne kadar arzulanan düzeye ulaşamamıştır.bununla birlikte ,jeotermal,güneş,rüzgar ve modern biyokütle nerjisi teknolojileri ,bu gün dünya enerji pazarlarında yer almAya başlamışlardır.enerji bitkileri ,fotovoltaik ve rüzgar enerjisi teknolojilerindeki Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. Yeraltında ısıl enerji depolaması özellikle gelişmiş ülkelerde hızlı bir yaygınlaşma sürecine girerken, hidrojen enerjisi teknolojisinde yoğun araştırmaların sürdüğü görülmektedir.

Rüzgardan elektrik üretimi 100 yıl önce başlamıştır.1950 yılı öncesinde daha çok 20-100kW’lık makinalar üzerinde durulmuş olmakla birlikte ,1250kW’lık türbinler de yapılmıştır. 1974-1978 yapay petrol krizine kadar 100-800 kW’lık rüzgar türbinleri üzerinde durulduğu görülmektedir. 1980’li yıllarda yeni teknoloji ve malzemelerle yeniden gelişerek dizayn edilen ve maliyetleri düşürülen rüzgar türbinleri rüzgar elektriği için çağ açmıştır.

1-RÜZGAR ENERJİSİNİN TARİHÇESİ

Rüzgar enerjisi kullanımı M.Ö. 2800 yıllarında Orta Doğuda başlamıştır. M.Ö. 17. Yüzyılda Babil kralı Harrîmurabi döneminde Mezopotamya’da sulama amacıyla kullanılan rüzgar enerjisinin , aynı dönemde Çin’de de kullanıldığı belirtilmektedir. Yel değirmenleri , ilk olarak İskenderiye yakınlarında kurulmuştur. Türklerin ve İranlıların ilk Yel değirmenlerini M.S. 7. yüzyılda kullanmaya başlamalarına karşın , Avrupalılar yel değirmenlerini ilk olarak Haçlı seferleri sırasında görmüşlerdir. Fransa ve İngiltere’de yel değirmenlerin kullanılmaya başlanması 12.yüzyılda olmuştur.

Avrupa, Haçlı Seferlerinde kazandığı bu teknoloji ile. Roma İmparatorluğunun kaçırdığı bir serveti yakalamıştır. Roma İmparatorluğu gücünün zirvesindeyken para basmak için gereken altın ve gümüşü Avrupa dışındaki eyaletlerden sağlamaktaydı. Bu eyaletleri kaybettikten sonra Avrupa’daki fakir madenlerin işletilmesi denenmiş, ancak, bu madenlerin yüzeysel kapasiteleri hızla tüketilip, derinlere inildikten sonra galerilerden su çıktığından, madenler terk edilmiştir. Giderek artan para ve ekonomik bunalımla birlikte , o dönemin yüksek hızlı enflasyonu Roma İmparatorluğunun sonunu getirmişti. Romalıların terk ettikleri madenlerin yeniden işletmeye açılması olduğu söylenir. Avrupalılar bunu yel değirmenleri yardımı ile , galeri diplerindeki suları dışarı pompalayarak , yani rüzgar enerjisini kullanarak başarmışlardır.

18.Yüzyılın sonunda yalnızca Hollanda’da 10.000 yel değirmeni bulunuyordu. Buhar makinesinin yapılması ve odun, kömür gibi yakıtlardan kesintisiz enerji üretimine başlanması ile rüzgar enerjisi önemini yitiriyordu. Bununla beraber, rüzgar türbini denilen ve elektrik üretiminde kullanılan ilk makineler 1890′larm başlarında Danimarka’da yapılmıştır. Aynı dönemde, bu makinelerin geliştirilmesi için Almanya’da da önemli çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Rüzgar kuvvet makineleri yerlerini yakıtlı kuvvet makinelerine bırakırken , rüzgar enerjisi kullanımının sürmesi için yeni bir teknoloji de başlıyordu. Ancak 19.yüzyılda geliştirilen ilk rüzgar türbinlerin verimleri düşüktü.

1961 yılında Roma’da birleşmiş milletler tarafından düzenlenen “Enerjinin Yeni Kaynakları Konferansında ele alınan üç kaynaktan biri rüzgar enerjisi idi. Böylece çok eskiden bu yana tanınan rüzgar enerjisi, teknolojik gelişmelerle ele alınıyor, yeni ve yenilenebilir kaynaklar arasına sokuluyordu. 1961-1966 yılları arasında Almanya’ da rotor çapı 35m olan 100kW’lık bir modelin geliştirilmesi üzerinde duruluyordu. 1970′lerde Danimarka’daki Gedser türbini, gücü 650 kW olan büyük türbinlerle değiştiriliyordu. Bu dönemde rüzgar jeneratörleri üzerinde İsviçre, Avusturya ve İtalya’da da teknolojik çalışmalar yapılmıştır. Amerika’da 1970′lerde büyük tip yatay eksenli makineler üzerinde yeniden çalışılırken, dikey eksenli Darrieus tipi makineler üzerinde de çalışmalar başlatılmıştır. Ucuz petrol döneminde güncellik kazanamayan rüzgar enerjisi,1974-1978 yılları arasındaki yapay petrol bunalımlarının ardından, gündeme daha çok girmiştir.

Rüzgar enerjisinin gelişimine, 1980′li yıllarda Uluslararası Enerji Ajansı eşgüdümünde yürütülen araştırma geliştirme çalışmalarının büyük etkisi olmuştur. Artık, eski tip rüzgar jeneratörleri yerine modern ve çağdaş rüzgar enerjisi çevrim sistemleri (WECS) kurulmaktadır. Ayrıca, rüzgar türbini ile beraber, dizel motor ve güneş fotovoltaik jeneratörü içeren rüzgar-dizel-PV hibrid sistemlerde geliştirilmiştir.

Bir tüketiciyi besleyecek tek makine yerine, birden çok türbin içeren rüzgar çiftlikleri ile elektrik şebekeleri için üretim yapılır olmuştur. ABD, Danimarka, Hollanda, İngiltere ve İsveç ‘in katkıları sonucunda, deniz üstünde, kıyıdan uzakta rüzgar santralları kurulmuştur. Günümüzde şamandıra üzerine yerleştirilen rüzgar türbinleri’ de vardır.

2-RÜZGAR ENERJİSİNE GENEL BAKIŞ

2.1-Rüzgar Gücünün Küresel durumu

Rüzgar gücü yenilenebilir enerji teknolojilerinin en ileri ve ticari olarak mevcut olanıdır. Tamamen doğal bir kaynak olarak kirliliğe neden olmayan ve tükenme olasılığı olmayan bir güç sağlamaktadır. Son yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynağı olmuştur.

1998 sonuna gelindiğinde dünya çapındaki hemen hemen 50 ülkede 10 000 MW dan fazla elektrik üreten rüzgar türbinleri çalışmaktadır. Son altı yılda rüzgar türbinlerinin satışlarındaki ortalama yıllık büyüme % 40 civarında gerçekleşmiştir. Rüzgar enerjisi endüstrisi 600 kW büyüklüğünde orta boy makinelerin seri üretimini sürdürmekte ve megawatt büyüklüğündeki 10 adet tasarımın prototiplerini üretmiş bulunmaktadır. Mevcut kurulu kapasitedeki artış (500-600 kW tan 1.5 MW a 3 kat) çarpıcıdır ve 1990 dan bu yana çok hızlı bir gelişme gerçekleşmiştir. Büyük ünitelerin ortaya çıkışı, endüstrinin büyük deniz üstü uygulamalara hazırlandığından dolayı, zamanında gerçekleşmiştir.

Son yıllarda rüzgar enerjisinin en başarılı pazarları, özellikle Danimarka, Almanya ve İspanya olmak üzere Avrupa ülkeleridir. Arasında Hindistan, Çin ve Güney Amerika’nın da bulunduğu bazı gelişmekte ülkelerin yanı sıra Amerika Birleşik Devletlerinde de bu teknolojinin kullanımında bir sıçrama görülmektedir. Rüzgar enerjisi bir dizi farklı ekonomi ve coğrafi yapıda başarılı olmaktadır.

Rüzgar enerjisi aynı zamanda en ucuz yenilenebilir enerji kaynaklarından biridir. Rüzgarlı yörelerde yeni geleneksel fosil yakıt ve nükleer üretimi ile daha şimdiden tümüyle rekabet edebilmektedir. Teknoloji iyileştikçe ve arazilerin kullanımı iyileştikçe maliyetleri de azalmaya başlamaktadır.

Çevresel üstünlükleri tanındıkça, bir çok ülke hükümet destekli girişimler ile rüzgar enerjisinin gelişimini desteklemeye başlamışlardır. Bu desteklerin hedefi pazarın hareketlendirilmesi, maliyetlerin düşürülmesi, konvansiyonel yakıtların örneğin devlet sübvansiyonları yoluyla sağladıkları hakça olmayan üstünlüklerinin etkisinin azaltılmasıdır. Farklı ülkelerde bir dizi Pazar hareketlendirme mekanizmaları kullanılmıştır.

Araştırma ve geliştirme girişimlerinin desteklenmesi ve elektrik şebekesine rüzgar güç üreticileri için hakça erişim sağlanması teknolojinin sürekli başarısı için önemli unsurlardır

Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Potansiyeli

2.2.1- Türkiye’ deki Rüzgar Enerjisi Kaynakları

Türkiye’deki rüzgar enerjisi kaynakları teorik olarak Türkiye’nin elektriğinin tamamını karşılayabilecek yeterliliktedir. Fakat rüzgar enerjisinin sisteme girişinin tutarlı bir biçiminde gerçekleşmesini kolaylaştırmak üzere gerekli altyapı tasarımlanmalıdır. EİKT Avrupa Ülkelerinde Rüzgar Enerji Potansiyelinin bir özeti aşağıdaki Tabloda verilmiştir. Tabloda da görüldüğü gibi Türkiye Avrupa’da rüzgar enerjisi potansiyeli en ümit verici olan ülkedir.

Türkiye’nin teknik potansiyeli 83.000 MW dır. Bu, Türkiye’nin biran önce kullanması gereken önemli bir rüzgar enerjisi potansiyeli olduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin Anadolu ve Rumeli kısımlarına dengeli bir dağılımla seçilen 20 meteorolojik istasyon çevresinde Türkiye Rüzgar Atlası çalışmaları Dr. Tanay Sıdkı Uyar ve çalışma arkadaşları tarafından 1989 yılında tamamlanmıştır. Bu çalışma meteoroloji istasyonlarında toplanan verilerin rüzgar enerjisinden yararlanmak amacıyla yapılacak çalışmalarda kullanılabilecek düzeyde temsili olmadığını kanıtlamıştır.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği TÜREB’ in kuruluşundan sonra yatırımcılar, akademisyenler, imalatçılar ve diğerleri Türkiye’de rüzgar enerjisi gelişimini desteklemek üzere bir araya geldiler.

1996 yılında da ETKB’ nin Türkiye’de rüzgar enerjisi kullanımına ilişkin politikası pek iyimser değildi. Resmi açıklamalar Türkiye’de rüzgar enerjisi gelişimine çok şans tanımıyorlardı.

Son üç yıldır, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği’nin çabaları ve ETKB ile Elektrik İşleri Etüt İdaresinin (EİEİ) TUREB çalışmalarına katılımı sonrası Türkiye’deki rüzgar enerjisi potansiyeli kabul görmeye başlamıştır.

Türkiye’de rüzgar enerjisinin gelişiminin önündeki sorunları belirlemek üzere İberotel Sarıgerme Park Ortaca’ da Kocaeli Üniversitesi Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Teknolojileri Araştırma Birimi tarafından 3 adet Uluslararası Rüzgar Enerjisi Atölye Çalışması düzenlenmiştir. Bu atölye çalışmalarına katılanlar daha sonra uzun süreli ortaklıklar kurmuş ve Türkiye’de rüzgar enerjisi kullanımı çalışmaları yaygınlaşmıştır.

Kocaeli Üniversitesi YEKAB birimi tarafından İstanbul’da koordinasyonu ve tasarımı yapılan 2 adet uluslararası enerji teknolojileri fuarı kamuoyu ve karar vericilere modern rüzgar türbinlerinin gelişmişliğini göstermiştir.

2.2.2 – TÜRKİYE’DE RÜZGAR ENERJİSİ GELİŞİMİNİN MEVCUT DURUMU

Bugüne kadar ETKB tarafından değerlendirilen 39 adet Rüzgar Çiftliği projesi bulunmaktadır. Bu projelerin toplam kapasitesi 1370 ila 1440 MW ‘dır. Bu 39 projenin, 215 MW ‘lık kapasiteye sahip 8 tanesinin yatırımcılarla yapılan görüşmeleri sonuçlandırılmıştır.

Türkiye’de Kurulma Hazırlıkları Sürdürülen Rüzgar Güç Santralleri

Projenin Adı

Başvuran Firma

Yeri

Gücü (MW)

Çeşme Alaçatı Rüzgar Santralı

ARES A.Ş.

İzmir-Çeşme Alaçatı

7.2

Kocadağ Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

İzmir-Çeşme Kocadağ

50.4

Çanakkale Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Çanakkale

30 MW

Bozcaada Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDING A.Ş.

Çanakkale Bozcaada

10.2

Mazıdağı Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDING A.Ş.

İzmir-Çeşme Alaçatı

39

İntepe Rüzgar Santralı

INTERWIND

Çanakkale-İntepe

30

Datça Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDING A.Ş.

Datça-Muğla

28.8

Datça Rüzgar Santralı

ATLANTIS TİCARET

Muğla-Datça

12.54

Yalıkavak Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Muğla-Bodrum Yalıkavak

7.92

Bandırma Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Balıkesir-Bandırma

15

Çeşme Rüzgar Santralı

PROKON

İzmir-Çeşme

12

Akhisar Rüzgar Santral

AK-EN (SASAŞ İNŞAAT)

Manisa-Akhisar

12

Akhisar Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

Manisa-Akhisar

30

Beyoba Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Manisa-Akhisar (Beyoba)

7.92

Karaburun Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

İzmir-Karaburun

22.5

Hacıömerli Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

İzmir-Hacıömerli

45

Kocadağ Rüzgar Santralı

MAGE A.Ş.

İzmir-Çeşme (KOCADAĞ)

26.25

Gökçeada Rüzgar Santralı

SİMELKO

Çanakkale-Gökçeada

Yaylaköy Rüzgar Santralı

MAGE A.Ş.

İzmir-Karaburun

15

Lapseki Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Çanakkale-Lapseki

15

Şenköy Rüzgar Santralı

AKFIRAT A.Ş.

Hatay-Şenköy

12

Belen Rüzgar Santralı

TEKNİK TİCARET

Belen-Hatay

20-30

Kumkale Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

Çanakkale-Kumkale

12.6

Mazıdağı-2 Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

İzmir-Çeşme

90

Mazıdağı-3 Rüzgar Santralı

YAPISAN LTD.

İzmir-Çeşme

39.6

Kapıdağ Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Erdek-Balıkesir

20-35

Karabiga Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Karabiga-Çanakkale

15-50

Yellice Belen Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Yellice-Belen Karaburun

70-100

Zeytinbağ Rüzgar Santralı

Deryalar LTD.

Bursa-Zeytinbağ

30-60

ÇERES (Çeşme) Rüzgar Santralı

INTERWIND LTD.

Çeşme

18-25.5

Taştepe Rüzgar Santralı

FORA A.Ş.

Taştepe-Bandırma

37.8

Kocaali Rüzgar Santralı

DERİN LTD.

Tekirdağ-Şarköy

31.2

Topdağ Rüzgar Santralı

DERİN LTD.

Sinop

33

Paşalimanı Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Kapıdağ-Marmara

Seyitali Rüzgar Santralı

DERİN LTD.

Aliağa

51

Güzelyer Rüzgar Santralı

ENDA Enerji Üretim A.Ş.

Çeşme

50.4

Yenişakran Rüzgar Santralı

YAPISAN İNŞAAT LTD.

Aliağa-Bahçedere

54

Ekinli Rüzgar Santralı

DERYALAR LTD.

Karacabey-Bandırma

39.6

ETKB’ nin 9 Eylül 1999 da açtığı YİD Modeli ile Rüzgar Güç Santralleri Yaptırılması konusundaki resmi ihale gündemdeki toplam proje sayısını 55e çıkartmıştır. Böylece Türkiye’de gerçekleşme aşamasına girmiş rüzgar güç santrallerinin toplam kurulu gücü 1700 MW ‘a ulaşmıştır. İhale sistemi eğer Türkiye’de halihazırdaki rüzgar enerji gelişim potansiyelini sınırlamak için getirilmemiş ise Türkiye’deki rüzgar enerjisinin sağlıklı gelişimine katkıda bulunabilecektir.

Rüzgardan üretilen elektriğe, kirletici emisyonlar olmadan üretilecek elektriğin çevresel yararlarını yansıtan, hakça bir bedel ödenmesi ve iyi organize olmuş bir kurumsal alt yapı ve rüzgar enerjisinin planlama yönetmeliklerinin hazırlanması durumunda , Türkiye’de rüzgar enerjisi kurulu gücünün gelişiminde kolayca aşağıdaki hedeflere ulaşılabilecektir.

2.2.3-TÜRKİYE’DE RÜZGAR ENERJİSİ İÇİN MÜMKÜN HEDEFLER

Yıl

Kurulu Kapasite

(MW)

2000

400

2003

1400

2005

5000

2010

10,000

2020

20,000

Rüzgar enerjisinin geliştirilmesine gereken önem verilerek pazar yaratıldığında Türk Endüstrisi rüzgar gücü santrallerinin imalatına kolayca adapte olabilecektir. Yeni kurulan rüzgar çiftliklerinin kuleleri yerel olarak imal edilmeye başlanmıştır.

TÜRKİYE RÜZGAR HIZI VE POTANSİYELİ DAĞILIM HARİTALARI

RÜZGAR HIZI DAĞILIM HARİTASI

RÜZGAR POTANSİYEL DAĞILIM HARİTASI

2.3- AVRUPADA RÜZGAR ENERJİSİNİN DURUMU

Geçtiğimiz altı yıl boyunca Avrupa’da kurulu rüzgar enerjisi kapasitesi yılda %40 oranında artmıştır. Bugün Avrupa’daki rüzgar enerjisi projeleri 5 milyon civarında insanın yerel gereksinimlerini karşılayacak yeterlilikte elektrik üretmektedir.

ÜLKE

Eylül 1999 sonu kurulu kapasite

2003 için öngörülen kapasite (MW)

Danimarka

1606

2645

Finlandiya

32

218

Fransa

22

621

Almanya

3817

6774

Yunanistan

79

265

İrlanda

73

334

İtalya

227

872

Hollanda

405

1179

Portekiz

60

221

İspanya

1180

5580

İsveç

197

896

İngiltere

350

1313

Diğer Ülkeler

91

905

Toplam

8139

21833

Rüzgar enerjisi endüstrisi Avrupa için 2010 yılına kadar 40,000 MW rüzgar enerji kapasitesi kurmak üzere bir hedef koymuştur. Bu hedefe ulaşılmasıyla yaklaşık 50 milyon insana elektrik sağlanacaktır. “2010 da 40,000 MW” kampanyası, Avrupa Komisyonu’nun “AB ‘deki Yenilenebilir Enerji Kaynakları için Beyaz Rapor” ‘u tarafından da desteklenmektedir. Bu raporda yapılan değerlendirme bu hedeflere erişilebileceğini göstermektedir.

Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliğinin Hedefleri:

YIL

Kurulu kapasite

2000

8000 MW

2010

40000 MW

2020

100000 MW

20 türbinden oluşan tipik bir rüzgar çiftliği yaklaşık 1 km2 (100 hektar) lik alana kurulabilmektedir. Diğer güç istasyonlarına nazaran rüzgar çiftliği, bulunduğu alanın sadece % 1′ini kullanır. Tarım alanlarında çiftçilik faaliyetleri türbinlerin hemen altında yapılabilmektedir. Türbinler çalışma hayatlarının sonuna geldiklerinde kolayca sökülebilmekte ve bulundukları alan eskiden kullanıldığı hale dönüştürülebilmektedir. Türbinlerin sökülmesinin maliyeti genelde türbinlerin arta kalan parçaların parasal değeri ile karşılanabilmektedir.

2.4 RÜZGAR VE DİĞER YAKITLARIN MALİYETLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

Rüzgar enerjisi gelecekteki pazar başarısı için en önemli kriter olan ekonomik maliyette kararlı ve hızlı bir gelişme göstermektedir. 1990lı yılların başında Pasific Gas & Electric ve Electric Power Research Institute tarafından yapılan ve rüzgar enerjisinin en ucuz elektrik üretim kaynağı olacağına ilişkin uzun vadeli öngörümler artık hayal olmayıp gerçekleştirilmek üzeredir.

Kaliforniya Enerji Komisyonu çeşitli enerji seçeneklerinin maliyetlerini ve pazara hazırlılıklarını incelemektedir Tablo 4 temel yakıt tiplerinin maliyetini rüzgar enerjisi ile karşılaştırmaktadır.

Tablo 4

Yakıt

Maliyet (sent/kWh)

Kömür

4.8-5.5

Gaz

3.9-4.4

Hydro

5.1-11.3

Biomass

5.8-11.6

Nükleer

11.1-14.5

Rüzgar (ABD Federal Üretim Vergi Kredisi hesaba katılmadan,)

4.0-6.0

Rüzgar maliyetleri artık fosil yakıtların en ucuz seçenekleri olan kömür ve gaz ile rekabet edebilir duruma gelmiştir ve enflasyona göre düzenlenen ABD Federal Üretim Kredisi ile rekabet daha da iyileştirilebilecektir.

·       Rüzgarın gücü iki faktörden etkilenmektedir, ortalama rüzgar hızı ve faiz oranları

·       Rüzgar yeni bir teknolojidir ve maliyeti konvansiyonel üretime göre daha hızlı düşmektedir.

 Elektrik Üretim Maliyetleri şu kalemlerden oluşmaktadır:

· Yatırım maliyeti – güç santrallerinin inşaatı ve şebekeye bağlanması

· İşletme maliyetleri – tesisin işletilmesi, yakıtının sağlanması ve bakımı

· Finansmanı – yatırımcı ve bankalara geri ödeme maliyeti

Rüzgar türbinleri için yakıt maliyeti yoktur ve rüzgar bedavadır. Projenin maliyeti ödendikten sonra sadece işletme ve bakım maliyetleri söz konusudur. Yatırım maliyeti toplam maliyetin %75 ila %90 ‘ını oluşturmaktadır.

Türbin maliyeti kW güç başına halen 600-900 ECU’dur. Projenin hazırlanması ve tesis etme maliyetleri kW başına 200-250 ECU daha eklemektedir. Bu rüzgar türbinlerinin toplam maliyetini kW kurulu kapasite başına 1000 ECU’ya ulaştırmaktadır.

Rüzgar enerjisi geliştirmenin işletme maliyetleri üretilen kWh elektrik başına yaklaşık 1-2 ECU mertebesindedir. Bu maliyet arazi kirası, bakım ve sigorta primlerini kapsamaktadır

2.5 -RÜZGAR ÇİFTLİĞİ İÇİN GEREKLİ PARAMETRELERİN İNCELENMESİ

Bugünkü tüketim oranlan baz alınarak yapılan hesaplamalara göre, günümüzde yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlardan kömürün 240,petrolün 43 ve doğalgazın 67 yıl sonra tükeneceği belirtilmektedir. Bugünkü enerji planlamaları ve bunların sonucunda yüzyüze gelinen çevreci karşı çıkışlar,gerek fosil yakıt kullanılan santrallerin, gerekse geleceği halen açıklık kazanmayan nükleer enerji kullanımının önünü tıkamaktadır.

GERÇEKÇİ BÎR YATIRIM ICIN GEREKLİ İNCELEMELER :

Rüzgar türbini teknolojisi gelişimi, çevre dostu bir enerji kaynağına yatınm için yeni bir firsat yaratmaktadır. Hızlı bir biçimde gelişen rüzgar enerjisi endüstrisinde gerçekçi bir yatınm için yapılması gereken incelemeleri şöyle sıralamak gerekir :

1- Çiftliğin kurulacağı bölgenin belirlenmesi.

2- Bölgenin ön değerlendirmesi.

3- Rüzgar hızı gözlemleri ve veri analizi.

4- Yüzey yapısı modellemesi ve mikro -konuşlandırma.

5- Alt yapı tasannu ve türbin seçimi.

6- Enerji üretimi değerlendirmesi.

7- Ekonomik analiz.

8- Çevre etki değerlendirmesi.

TEKNİK FİZİBİLİTE VE MÜHENDİSLİK TASARIMLARI;

Yapılması gereken teknik ve mühendislik işlemleri şöyle sıralanabilir:

• Rüzgar türbinlerinin satın alma koşullarının ve mevcut türbinlerin teknik karakteristik fiat analizlerinin hazırlanması.

• Rüzgar çiftliği bölgesinin incelenmesi ; yerin jeolojik yapı analizi ve yol gereksinimin belirlenmesi

• Rüzgar türbini temel inşaatının tasarlanması

• Bölgenin elektrik şebekesinin incelenmesi

• Ana şebeke bağlantıların, tasarlanması

• Teknik veri ve türbin karakteristiklerinin gerçekleşme durumlarını belirlemek için rüzgar türbini performans testi ölçümlerinin yapılması.

ENERJİ ÜRETİMİ İNCELEMESİ;

Bir rüzgar çiftliğinin net enerji üretimi, projenin ekonomik açıdan uygulanabilirliğin belirlenebilmesindeki anahtar faktörlerden birisidir. Bu, bilgisayar ortamında hazırlanan modeller kullanılarak hesaplanır.

Dijitize edilmiş yeryüzü verisi, rüzgar türbini verisi, rüzgar hızı ve yönü dağılımları, rüzgar profili ve türbülans düzeylerini rüzgar türbini dizilişiyle birleştirerek, türbinlerin tek tek ve bir arada üretecekleri yıllık enerji miktarları hesaplanır. Bu hesaplamalarda , çiftlik bölgesindeki akış değişimleri ve iz bölgesi etkileri de dikkate alınmalıdır. Elektrik sisteminde meydana gelebilecek diğer kayıplarda bu hesaplamalara dahil edilebilir. Prosedürün etkileşimli olarak kullanılmasıyla türbin dizilişini optimize etmek ve böylece enerji üretimini, dolayısıyla karlılığı en yüksek değerine yükseltmek de mümkündür.

Bu işlemler sonucunda rüzgar çiftliğinin toplam ve ayrı ayrı her türbinin beklenen yıllık enerji üretimi miktarları elde edilir.

ELEKTRİKSEL ALT YAPI TASARIMI:

Rüzgar çiftliği planlamalarında ihmal edilen özelliklerden bir tanesi de elektriksel alt yapının durumudur. Bu, rüzgar çiftliğinin yatırım maliyeti, enerji üretimi ve dolayısıyla karlılığı üzerinde önemli etkilere neden olabilmektedir. Elektrik sistemindeki kayıplar tipik olarak rüzgar çiftliğinin toplam üretiminin %2-3′ü kadardır. Bu nedenle optimum hat ve transformatörlerin belirlenmesi gerekmektedir. Maliyetlerin ve iletim hatlarıyla transformatörlerin belli bir alan için enerji kayıplarının veri tabanı kullanılarak yatırını maliyetleri ve enerji kayıpları hesaplanır. Alınan enerji ve reaktif güç miktarları ayrıca belirlenmektedir. Daha sonra basit bir yatırım -kazanç testi yardımı ile en ekonomik durum belirlenir.

3- RÜZGAR TÜRBİNLERİ VE GENERATÖRLERİ

3.1.RÜZGAR TÜRBİNLERİ VE SINIFLANDIRILMASI

Rüzgar türbününe bağlı elektrik üretici,  mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çevirir. Rüzgar enerjisi dönüştürme sistemleri 50W ile 2-3 MW arasında mekanik veya elektrik gücü sağlayabilmektedir. Havanın özgül kütlesi az olduğundan, rüzgardan sağlanacak enerji rüzgar hızına bağlıdır. Rüzgar hızı yükseklikle, gücü ise hızının kübü ile orantılı biçimde artar. rüzgarın sağlayacağı  enerji, gücüne  ve esme saati sayısına bağlıdır özgül rüzgar gücü, hava debisine dik birim yüzeye düşen güçtür. Topoğrafik koşullara göre yerden 50 m yükseklikte özgül güç, hız 3.5m/s den küçük iken  50W/m2 den az  olabileceği gibi hız 11.5m/s den büyük iken 1800W/m2 den çok olabilir. Ortalama rüzgar hızı yıldan yıla değişebilir. Rüzgar hızının değişkenliğinden dolayı, rüzgar enerjisi potansiyelinden elde edilecek enerji, yıllık ortalama hız değerinden hesaplanan enerjiden daha fazla olmaktadır. Bu yüzden belli bir bölgede rüzgar türbünleri ile üretilebilecek  elektrik enerjisi üretim miktarının hesabında, yıllık ortalama rüzgar hızından çok, gözlemlenene dağılım veya Weibull dağılımı  ile hesap edilmiş rüzgar hızı sıklık dağılımı kullanılmaktadır. Türbün tarafından üretilen enerjinin miktarı, rüzgar hızı dağılımına bağlıdır. Rüzgar hızları, frekans dağılımına bağlı  olarak, aynı ortalama rüzgar hızına sahip farklı  yerlerde iki kata varabilecek güç yoğunluluğu farklılıkları olabilir. Bu durum küb çarpanından kaynaklanmaktadır.

Güç Katsayısı (Power Coefficent): bir türbünün rüzgardaki enerjiyi elektriğe dönüştürme verimi olarak adlandırılır. Bu rüzgar türbinin enerji çıktısı aşağıdaki eşitlik ile belirlenir. 

P=1/2dv3ACP

  P, güç çıktısı; d, hava yoğunluğu; A, süpürme alanı; CP, Güç katsayısı; v, Rüzgar hızı

  Modern rüzgar türbünlerinde güç çıktısı rated power düzeyinde sınırlandırılır

Belirli bir uygulamada kullanılan rüzgar türbinleri o uygulamanın gerektirdiği özelliklere sahip olmalıdır.Şimdiye kadar değişik nitelikte ve tipte türbinler geliştirilmiş olup bunların bir kısmı günümüzde ticari hale gelimiştir.

Rüzgar türbinleri dönme eksenlerine göre üç sınıfa ayrılmaktadır.

3.1.1 YATAY EKSENLİ TÜRBİNLER

Bu tür türbinler, dönme eksenleri rüzgar yönüne paralel, kanatları ise rüzgar yönüne dik olarak çalışırlar.Bu tür türbinler bu konuma, rotor kule üzerinde döndürülerek getirilir.Yatay eksenli türbinlerin kule üzerinde yatay eksen yönündeki hareketi, motorlar(rüzgar veya elektrik), rüzgara yönelik birimlerde kılavuz bir kuyruk ve rüzgarı arkadan gören birimlerde ise oluşturulan konik açı ile sağlanır.

3.1.2 DÜŞEY EKSENLİ TÜRBİNLER

Dönme eksenleri rüzgar yönüne dik ve düşey olan bu türbinlerin kanatları da düşeydir.Bu türbinlerin rüzgarı her yönden kabul edebilme üstünlüğü vardır.Kanatların güç üretebilmeleri için rüzgardan daha hızlı dönmeleri gerektiğinden, ilk harekete geçişleri güvenli değildir.Giromill ise açısı değiştirilebilen kanatlara sahip olduğundan, kendi başına çalışmaya başlayabilir.Düşey eksenli türbinlerin bir diğer üstünlüğü ise makina aksamı, hız yükselticisi ve jeneratörün toprak üzerine konulabilmesidir.Günümüzde çeşitli ülkelerdeki elektrik enerjisi üretimi uygulamalarının çoğunluğunu 2 veya 3 kanatlı yatay eksenli rüzgar türbinleri oluşturmaktadır.Büyük güçlü düşey eksenli uygulamalar da mevcuttur.

3.1.3 EĞİK EKSENLİ TÜRBİNLER

Dönme eksenleri düşeyle rüzgar yönünde bir açı yapan rüzgar türbinleridir.Bu tip türbinlerin kanatları ile dönme eksenleri arasında belirli bir açı bulunmaktadır.

3.4-RÜZGAR TÜRBİNİ ELEMANLARI

Rüzgar türbinleri kabaca aşağıdaki parçalardan oluşmuştur ;

1 . Nacelle ( Gövde veya kapak )

2 . Rotor kanatları

3 . Hub ( Kanatların rotora bağlantısını sağlayan parça )

4 . Düşük hız şaftı

5 . Dişli kutusu

6 . Yüksek hız şaftı ve mekanik fren

7 . Elektrik jeneratörü

8 . YAW mekanizması ( türbinin yatay eksende hareketini sağlar )

9 . Elektronik kontrol sistemi

10 . Hidrolik sistem

11 . Soğutma ünitesi

12 . Kule

13 . Anamometre ve rüzgar gülü

3.3- ROTOR KANATLARI

Modern kanatların çoğu güçlendirilmiş fiber glass malzemeden (GRP ) yapılır. Epoxsy ve güçlendirilmiş fiber polyester buna örnek verilebilir. Karbon fiber kullanımı da diğer bir seçenektir. Ancak bu malzemeler türbin kanadı için ekonomik bir seçenek değildir.Ağaç , ağaç-epoxsy karışımı veya bunlar gibi değişik karışımlar kullanılmaz. Aynı zamanda aliminyum ve çelik kanatlarda sağlamlıklarına karşın ağırlıkları ile dezavantajlıdırlar. Bu tip malzemelerde yaşanan diğer bir problemde metal yorgunluğu oluşumudur. Bu tip kanatlar sadece küçük rüzgar türbinlerinde kullanılır

3.4 RÜZGAR TÜRBİNLERİNDE YAW (YÖN SAPTIRMA) MEKANİZMASI

YAW mekanizması türbinlerde rüzgarın sürekli rotora doğru yönelmesini sağlayan sistemdir.

3.4.1 YAW HATASI

Rüzgar türbinlerinde eğer rüzgar yönü rotora dik konumda ise bu duruma YAW hatası denir. Bu hata sonucu rotor enerjiden daha şekilde yararlanır.

Bu durum çıkış gücünün kontrolü ile belirlenir. Diğer yandan YAW mekanizması rotoru bu konumdan alarak rüzgara doğru yöneltir.

3.4.2 YAW MEKANİZMASI

Genellikle bütün yatay eksenli türbinlerde kullanılır. Bu mekanizma ile motor, dişli kutusu ve rotor rüzgara doğru yöneltilir. Şekilde 750 KW lık bir türbinin YAW mekanizması görülüyor.

Şeklin en dışında YAW taşıyıcısı görülüyor. Daha içte YAW motoru tekerlekleri ve en içte YAW frenleri bulunur. Genellikle tüm üreticiler frenli YAW sistemlerini tercih eder.

YAW mekanizması elektronik kontrolör ile çalıştırılır. Bu sistem YAW konumunu saniyede birkaç kez kontrol eder. Konum verileri rüzgar gülünden elde edilen yön bilgileri ile karşılaştırılıp YAW mekanizmasına gerekli komut verilir.

3.5- KABLONUN KIVRILMASINI ÖNLEYİCİ SİSTEM

Jeneratörde üretilen elektrik enerjisi kulede aşağıya kablolar ile iletilir. Ancak kablolar YAW mekanizmasının hareketi ile bükülmeye uğrar.

Bu hem mekanik hem de elektrik olarak kabloyu zorlayıcı ve zarar verici bir etkendir. İşte bu durumu önlemek için türbinlerde bu sisteme ihtiyaç duyulmuştur.

3.6-RÜZGAR TÜRBİNİNDE KULELER

3.6.1- KULE SEÇİMİ

Kule, rüzgar türbinlerinde nacelle ve rotoru taşır. Kuleler genellikle tüp şeklinde çelik , kafes yapılı veya betonarme olarak inşa edilir. Halat destekli direk tipi kuleler genellikle küçük türbin uygulamalarında kullanılır.

Tüp şeklindeki kule şekli en çok tercih edilen kule şeklidir. Şekil a da tüp şeklinde kule kullanılan rüzgar türbinleri görülebilir. Genellikle 20 – 30 metre yükseklikte üretilir.

Kafes yapılı kuleler çelik profillerin kaynaklanarak birleştirilmesi ile oluşturulur. ( şekil .b ) En temel avantajları maliyetlerinin düşük olmasıdır. Benzer boyutlarda bir tüp kulenin hemen hemen yarısı kadar malzeme ve yapım maliyeti vardır.

Birçok küçük türbin halat destekli direk tipi kule kullanılarak inşa edilir. En büyük avantajı ağılığının çok az ve maliyetlerinin çok düşük olmasıdır. Şekil . c de bir bu kule tipine bir örnek görülüyor. Dezavantajları ise araziye kurulum zorluğu ve tarım alanlarının kullanımını engellemesidir.

3.6.2 KULE UZUNLUĞUNUN SEÇİMİ

Büyük bir türbinden küçüğüne oranla daha büyük bir güç elde edileceği muhakkaktır. Eğer şekil . e bakacak olursak sırası ile 225 KW , 600 KW ve 1500 KW

lık türbinleri görebiliriz.

Bu türbinlerin güçleri gibi büyüklüklerinin de farklı olduğu açıktır. Ayrıca büyük güç elde etmek için jeneratörün daha büyük olması , onu tahrik içinde daha büyük kanatlar gerekir. Kanat boyunun uzaması demek doğal olarak kule boyunun da uzaması anlamına gelir. Ancak unutulmaması gereken husus , her 10 metre extra uzunluğu için 15.000 $ extra maliyet oluştuğudur.

Kısaca kule ve kanat boyutları elde edilen gücün maliyete oranı ekonomik olduğu sürece büyük seçilebilir.

3.7 RÜZGAR TÜRBİNİ GENERATÖRLERİ

Rüzgar türbin generatörleri mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çevirir.Bunlar, şebekeye bağlanan diğer generatörlerle karşılaştırıldığında aralarında bir fark görürlür.Bu generatörler devamlı azalıp artan bir mekanik güç veren tahrik kaynağı ile çalışmak durumundadır.

3.7.1 GERİLİM ÜRETME

Büyük güçlü rüzgar türbinlerinde (100-150 kw ve üzeri) üretilen 3 faz gerilim genellikle 690 V civarındadır.Üretilen akım daha sonra trafolara gönderilerek, gerilim şehir şebeke standartlarına bağlı olarak 10000-30000 V arasında bir değere yükseltilir.

3.7.2 SOĞUTMA SİSTEMİ

Jeneratörler çalışırken ısınır ve soğutma sistemine ihtiyaç duyulur. Türbinlerin çoğunda jeneratördeki hava kanallarından bir fan ile hava sirkülasyonu sağlanması metodu ile soğutulmaktadır. Fakat birkaç üretici firma su ile soğutulan jeneratörler kullanırlar.

Su ile soğutulan jeneratörler daha küçük yapılabilir. Ayrıca elektriksel olarak daha sorunsuz ve verimlidir. Ancak bu sistemde soğutma suyu için sıvı tankı gereklidir. Bu tankın veya radyatörün nacelle ye yerleştirilmesi problem yaratır.

3.7.3 GENERATÖRÜ BAŞLATMA VE DURDURMA

Büyük bir rüzgar türbin generatörünü devreye alma ve devreden çıkarma esnasında sıradan, rasgele bir anahtar kullanılırsa generatör , dişli kutusu ve yakın çevredeki şebeke akımı zarar görebilir.Kullanılacak anahtar generatör tasarımı göz önüne alınarak seçilir.

3.7.4 GENERATÖR SEÇİMİ VE ŞEBEKE BAĞLANTISI

Rüzgar türbinleri senkron veya asenkron generatörlerle ve bu generatörlerin şebekeye doğrudan veya dolaylı bağlanmasıyla tasarlanır.

Türbinler jeneratörün şebekeye bağlantı şekline göre çeşitli şekillerde seçilir. Direkt şebeke bağlantılı sistemlerde 3 fazlı A.C jeneratörler kullanılır. İndirekt şebeke bağlantılı sistemle de üretilen gerilim çeşitli ara birimlerden geçirildikten sonra şebekeye uyumlu hale getirilir.

Rüzgar türbinlerinde kullanılan senkron rotorlarındaki doğru akım şebekeden alınan besleme ile sağlanır. Şebekeden alınan A.C doğrultularak D.C ye çevrilir. Daha sonra rotorun sargılarına fırçalar aracılığı ile iletilir. Jeneratörün kutup sayısına ve dönüş hızına bağlı olarak istenen frekansta gerilim üretilir. Aşağıda kutup sayısı ve dönüş hızına bağlı olarak frekans oluşumu tablosu verilmiştir.

frekans 50 Hz 60 Hz

kutup sayısı dönüş hızı (rpm) dönüş hızı (rpm)

2 3000 3600

4 1500 1800

6 1000 1200

8 750 900

10 600 720

12 500 600

Jeneratör hızı terimi sadece şebekeye bağlanan senkron makineler için geçerlidir. Asenkron jeneratörlerde böyle bir şey söz konusu değildir. Rüzgar türbinlerinde genellikle altı kuutplu makineler kullanılır. Jeneratörün düşük yada yüksek hızlarda olması kullanılacağı türbinin büyüklüğüne ve maliyete bağlıdır. Büyük güçlü türbinlerde yavaş , küçük güçlülerde daha hızlı generatörler kullanılır.

Generatörün şebekeya doğrudan bağlantısında generatörden elde edilen gerilim, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan direk şebekeye verilir.

Dolaylı şebeke bağlantısında ise elde edilen gerilim bir dizi elektriksel aygıt vasıtasıyla şebekeye uygun hale getirildikten sonra şebekeye verilir.

4. RÜZGAR GÜCÜNDEN ELEKTRİKSEL GÜÇ ELDE ETMEDE KULLANILAN DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ VE KONTROL TEKNİKLERİ

Rüzgar enerjisi dönüşüm sistemlerinde etkin olarak güç elektroniği devreleri kullanılmaktadır.Bu tür dizgeler üretilen enerjinin istenen forma çevrilmesinde ve amaçlanan kontrol mantığının gerçekleştirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır.

Yakın geçmişte ve günümüzde akaryakıt, doğal gaz ve nükleer enerji sektörlerinde yaşanan zorluklar ile bunların sebep olduğu çevresel problemler alternatif enerji kaynaklarına verilen önemi arttırmıştır.Bu kaynaklar içinde rüzgar enerjisi dönüşüm sistemleri oldukça fazla ilgi görmekte ve bu alana yapılan yatırımlar ve araştırmalar hızla artmaktadır.1999 yılı sonu rakamlarına göre tüm dünyada rüzgar enerjisi santrallerinin toplam kurulu gücü 14000 MW ‘ a yaklaşmaktadır.Bu sistemlerden yüksek güçlü rüzgar enerjisi santralleri enterkonnekte şebekeye bağlanmakta olup orta ve düşük güçlü sistemler ise daha çok radyo, baz, meteoroloji istasyonları gibi yerleşimden uzak bölgelerde kullanılabilmektedir.

Rüzgar enerjisinin elektriksel enerjiye dönüştürüldüğü sistemlerin çoğunda güç elektroniği teknikleri kullanılmaktadır.Bu tür sistemlerde üretilen enerjinin istenen forma çevrilmesi ve belirlenen kontrol mantığı çerçevesinde rüzgardan optimum enerji elde edilmesi amaçlanmaktadır.Yarı iletken teknolojisindeki gelişmeler, güç kapasitesi yüksek anahtarlama elemanları ve hızlı DSP işlemcilerini ortaya çıkarmış ve böylece rüzgar enerjisinden optimum güç elde edilmesini sağlayan sistemlerin tasarımına olanak sağlamıştır.

Rüzgar enerjisi dönüşüm sistemleri, türbin hızı ve üretilen gerilimin frekansı esas alındığında çalışma prensiplerine göre 3 gruba ayrılabilir.

Sabit hız, sabit frekans dönüşüm sistemleri

Değişken hız, sabit frekans dönüşüm sistemleri

Değişken hız, değişken frekans dönüşüm sistemleri

4.1 SABİT HIZ SABİT FREKANS DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ (SHSF)

Bu tür sistemlerde rüzgar türbininin mili generatöre, generatör stator terminalleri ise enterkonnekte sisteme doğrudan bağlanmaktadır.Generatör olarak senkron generatör veya indüksiyon generatör kullanılmaktadır.Senkron generatör kullanıldığı zaman ikaz akımı güç elektroniği devreleri ile kontrol edilerek güç faktörü ayarlanabilir.İndüksiyon generatör kullanılması durumunda rotor hızını senkron hızın üzerinde tutabilmek için türbin ile rotor arasında hz dönüşüm redüktörü kullanılmalıdır.

4.2 DEĞİŞKEN HIZ SABİT FREKANS DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ (DHSF)

Bir rüzgar türbininden elde edilebilecek güç aşağıdaki formül ile ifade edilmektedir :

P = ½ Cp (l) r A v³ watt

Burada Cp rüzgar türbinin güç katsayısı olup q ve l parametrelerine bağlı olarak değişir. r rüzgar türbininin A alanından geçen hava yoğunluğu, v ise rüzgar hızıdır. l parametresi uç-hız oranıdır ve şu şekilde ifade edilir:

l = w1 r / v

w1 türbin milinin açısal dönüş hızı, r türbin yarıçapı, q ise türbin kanat açısıdır.

Rüzgar hızının değiştiği durumlarda uç – hız oranı optimum bir değerde tutulmak suretiyle rüzgardan elde edilecek gücün maksimum transferi sağlanabilir.Rüzgar türbininden maksimum güç elde etmek için uç – hız oranı, kanat aralık açısı değiştirilmek suretiyle optimum değerde tutulabilir.

Burada generatör çıkışı değişken gerilim ve frekansta olacağından enterkonnekte şebekeye direkt bağlanamaz.Generatör çıkışlarını şebeke gerilim ve frekansı ile uyumlandırmak için bir ac – dc – ac çevirgeç yardımıyla üretilen enerji önce dc daha sonra da ac forma çevrilebilir.

4.2.1 DEĞİŞİK FREKANSTA ALTERNATİF AKIM ÜRETME

Burada rüzgar türbin generatörü mini bir ac şebeke ile çalışmaktadır.Bu mini elektrik şebeklesi elektronik olarak inverter kullanmak suretiyle kontrol edilmektedir.Generetörün stator kısmında üretilen alternatif akımın frekansı değişkendir.Çünkü türbin pervaneleri değişik hızlarda çalışmaktadır.Generatörden önce devir sayısını dişliler yardımıyla arttıran bir dişli kutusu bulunmaktadır.

4.2.2 DC AKIMA DÖNÜŞTÜRME

Değişken frekanslı alternatif akım şehir şebekesinde kullanılmamaktadır.Bu yüzden önce tristörler veya büyük üçlü transistörler kullanılarak doğru akıma çevrilir.

4.2.3 SABİT FREKANSLI ALTERNATİF AKIMA DÖNÜŞTÜRME

Değişken frekanslı alternatif akımdan elde edilen doğru akım, inverterler vasıtasıyla şehir şebekesiyle aynı frekansta olacak şekilde alternatif akıma dönüştürülür.İnverterlerle yapılan bu işlem ayrıca transistör ve tristör aracılığıyla da yapılabilir.

İnverterler yardımıyla elde edilen alternatif akım düzgün bir sinüs eğrisi şeklinde seyretmez.Gerilim ve akımda ani sıçramalar görülür.

4.2.4 ALTERNATİF AKIMIN FİLTRE EDİLMESİ

Uygun endüktans ve kapasitanslar kullanılarak, elde edilen alternatif akım daha düzgün bir hale getirilir yani filtre edilir(AC filtre mekanizması).İğne uçlu gerilim yükselmeleri böylece ortadan kaldırılır.

Değişken hız uygulaması bilezikli indüksiyon generatöründe rotor dirençleri değiştirilerek sağlanmaktadır.Bu sistemde indüksiyon generatörü çıkışlar bir çevirgece gereksinim olmadan doğrudan enterkonnekte şebekeye bağlanabilmektedir.Rotor dirençleri değiştirilmek suretiyle indüksiyon generatörün tork – hız eğrisi değiştirilerek güç akışı kontrol edilmektedir. Buradaki sistemde makinanın rotor dirençlerinde kaybolabilecek enerji (rotor terminalleri kısa devre edildiğinde veya dirençle sonlandırıldığında), bir ac – dc – ac çevirgeç yardımıyla kaynağa geri gönderilmektedir.Sistemin dinamik denklemi yazılacak olursa:

Ta = J dw = Tw – Td

dt

Burada ;

Ta : hızlanma torku (Nm)

Tw : rüzgar türbininden elde edilen tork (Nm)

Td : indüksiyon generatörünün ürettiği tork (Nm)

J : tüm sistemin eylemsizlik momenti (kgm²)

: rotor milinin açısal hızı (rad/s)

Tw rüzgar hızı ile mil hızının bir fonksiyonudur.Td ise mil hızı ve rotor direncinin bir fonksiyonudur.İndüksiyon generatörünün ürettiği tork, mil hızı sabit kaldığı sürece, rotor direnci arttıkça azalır veya tersi olarak azaldıkça artar.Buna göre Ta değeri 0 olacak şekilde, türbin hızı artma eğilimi gösteriyorsa (J dw /dt > 0 ) rotor direnci azaltılır veya azalma eğilimindeyse (J dw / dt < 0) rotor direnci arttırılır. Böylece rotor direnci değiştirilerek indüksiyon generatörü sabit hız uygulamasından değişken hız uygulamasına geçer ve türbin verimi optimum değerinde tutulmuş olur.

Değişken hız uygulaması eğer indüksiyon generatörü kullanılıyorsa PWM çevirgeçlerle sağlanır. Bu sistemde indüksiyon generatörlerinin reaktif güç gereksinimi PWM çevirgeçler, tarafından sağlanmaktadır. PWM çevirgeçlerin kontrolü bulanık mantıkla gerçekleştirilmektedir. Sistemde 3 tane bulanık mantık kontrolü vardır. Bunlar sırayla generatör hız izleme kontrolü, generatör akı programlama kontrolü ve kapalı çevrim generatör hız kontrolüdür. Generatör hız izleme kontrolünde herhangibir rüzgar hızında sistemin maksimum güç noktası tespit edilir ve generatörün hızı maksimum güç verilecek şekilde ayarlanır. Generatör akı programlama kontrolünde rotor akısı kontrol edilerek makinanın demir kayıpları azalır dolayısıyla sistemin verimi artmış olur. Kapalı çevrim generatör hız kontrolüyle rüzgardaki çok ani değişimleri ve türbindeki salınım torklarına karşı dayanıklı hız kontrolü gerçekleştirilmektedir.

Fırçasız çift beslemeli indüksiyon generatör kullanıldığında stator kısmında farklı kutup sayılarında 2 adet sargı bulunmakta olup sırayla güç sargıları ve kontrol sargıları olarak adlandırılmaktadır. Stator sargı frekansları ile rotor mil hızı arasındaki ilişki şu şekildedir:

fc = fr ( Pp + Pc ) – fp

Burada

Pp ve Pc sırasıyla güç ve kontrol sargılarının kutup sayısı

fp şebeke frekansı

fr mil hızı

fc gerekli kontol sargıları frekansı

Buradaki sistemde kullanılan PWM çevirgeçler yardımıyla indüksiyon generatörünün kontrol sargıları frekansı ayarlanarak generatör mil hızı kontrol edlilmekte ve değişken hız uygulaması sağlanmaktadır.

4.3 DEĞİŞKEN HIZ DEĞİŞKEN FREKANS DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ

Üretilen enerjinin enterkonnekte şebekeye bağlanması zorunluluğu olmayan otonom sistemlerde kullanılır. Bu tür sistemlerde kenel olarak kapasitör yardımıyla kendinden uyartımlı indüksiyon generatörler, alan sargılı senkron generatörler veya sabit mıknatıslı alternatörler kullanılır. Generatör çıkışları bir kontrollü ac – dc doğrultucu yardımıyla doğru akıma çevrilip batarya şarjında kullanılabilir.Kontrol edilmesi gereken parametreler çıkış voltaj seviyesi olup değişen rüzgar hızı koşullarına göre uyartımı sağlayan indüksiyon generatörün mıknatıslanma akımını sağlayan kapasitörlerin değerinin denetlenmesi gerekir.Alan sargılı senkron generatörlerde hem ikaz akımı hem de kontrollü ac/dc doğrultucu yardımıyla çıkış gerilimi denetlenebilir.

Rüzgar hızının aşırı yükseldiği durumlarda türbini korumak amacıyla kanat aralık açısı değiştirilir. Böyle bir sistemde çıkış gücü kontrol değişkeni olarak kullanılır.

Buna göre sistemin dinamik denklemi şöyledir:

J w1x dw1 / dt = P1 (w1) + Pm (w1)

Buradan da görüleceği gibi rüzgar hızı arttıkça J w1x dw1 / dt > 0 olur ve türbin daha fazla güç üretmeye başlar. Benzer şekilde rüzgar hızı azaldıkça J w1x dw1 / dt< 0 olur ve türbin gücü düşer. Buna göre batarya ve yükün güç ihtiyacına bağlı olarak dc referans akımı ayarlanır. Böylece sistemin maksimum güç veya gerilim / akım kontrolü altında çalışması sağlanır.

4.4 SONUÇ

Sınıflandırılan sistemler içerisinde değişken hız rüzgar enerjisi dönüşüm sistemlerinin rüzgar türbininden maksimum güç elde edilmesine olanak sağlanması nedeniyle üzerinde oldukça fazla çalışılan sistemler olduğu görülmektedir.Ayrıca güç elektroniği devrelerindeki harmonikler ve bunların oluşturduğu kayıplar önemli bir problem olarak ortaya çıkmaktadır.Bu kısıtlamalar gerilim bozulma faktörü düşük kontrollü doğrultucuların kullanımını zorunlu kılmakta ve bu tür dizgiler için hızlı ve etkili kontrol devrelerinin tasarımını gerektirmektedir

5. ÜRETİLEN GÜCÜN KALİTESİ

Sabit hızlı rüzgar türbinleri direk indiksiyon jeneratörlerine bağlandıklarından ürettikleri harmonikler ihmal edilebilmektedir ve senkronizasyonda problem çıkarmamaktadırlar. Rüzgar türbinlerinde ve rüzgar güç santrali alt istasyonlarında ki kompanzasyon kondansatörleri ile güç katsayısı , sistemin herhangi bir güç değeri için 1.0 değerine yakın değerde kontrol edilebilmektedir.

Değişken hızlı rüzgar jeneratörleri , üretmiş oldukları değişken frekanslı gücü, ulusal şebekenin ihtiyaç duyduğu sabit frekanslı güce dönüştürmek için elektronik konvertörlere gereksinim duyarlar. Konvertör yardımı ile rüzgar türbini güç üretiminin düzenlenmesi , elde edilen akım dalgası genliğinin kontrolünü sağlamaktadır. Akım dalgasının frekansı ve faz açısı , rüzgar jeneratöründe hazır bulunan servis geriliminin izlenmesiyle belirlenebilmektedir. Bu yöntemde , sistem frekansı ile servis gerilim frekansının 50 ya da 60 Hz olmasına bakılmaksızın senkronize olması sağlanmaktadır. Bu yöntem ile aynı zamanda rüzgar türbininden alınan akımın faz açısı kontrol edilerek oluşturulan güç faktörü de kontrol edilebilmektedir.

Konvertördeki anahtarlanmalardan dolayı tipik harmonikler oluşacaktır. Yüksek anahtarlama frekansları düşük harmonikli dalgalar üretmektedir. IGBT (ısolated Gate Bipolar Transistor) gibi katı hal yarı iletken transistörler ile yüksek frekanslı anahtarlama yapılarak harmonik bileşenleri küçük olan iyi bir akım dalgası üretebilir. Rüzgar jeneratörünü servis şebekesine bağlayan yükseltici transformatörler ile gerilimin yükseltilmesi halinde düşük olan harmonikler daha da azaltılabilmektedir. Böylece ortak bağlantı noktasında rüzgar türbinleri aracılığıyla harmoniklerin bozucu etkisi çok küçük olacaktır.

6.1 RÜZGAR – DİZEL SİSTEMLERİ

6.1.1 EŞ ZAMANLI YÜK KONTROLÜ

Eş zamanlı yük kontrolü, Landy ve Fair ada halklarına ucuz elektrik sağlamak amacıyla 1982 yılından beri başarılı bir şekilde işletimde bulunmaktadır. Fair Ada’sı dizel rüzgar sistemlerinde önem sırasına göre üç öncelikli yük tanımlanmıştır. Çalışma prensibine göre yükün günün belirli saatlerinde ( örneğin, 7 – 9 ve 16 – 23 arası ) karşılanması zorunludur.

Bu öncelikli yükün rüzgar gücü tarafından karşılanamaması halinde, dizel jeneratörü çalıştırarak açık kapatılmaktadır. Rüzgar gücü birinci öncelikli yük gereksiniminden fazla ise, daha az önemli yükler devreye alınarak, enerji gereksinimleri karşılanmaktadır.

Sisteme ait hassas bir özellik ise, ikinci ve üçüncü öncelikli yüklerin frekans izleme anahtarı yolu ile sürekli olarak değiştirilebilmesidir. Bunun anlamı daha az önemli yüklerin rüzgar gücündeki dalgalanmalara bağlı olarak, sürekli sistem tarafından azaltılıp veya çoğaltılmasıdır. Şayet ikinci ve üçüncü önemdeki yükler düşer ve rüzgar türbini hiçbir yükü karşılayamaz ise, dizel sistemi tekrar devreye girmektedir. Bu sistem Fair Ada`sı için 5 sent/kwh fiyatla elektrik sağlamaktadır. Daha önceden sadece dizelden elde edilen elektrik fiyatı 27 sent/kwh olarak bildirilmektedir. Bu sisteme göre rüzgar gücü, dizel sisteminden daha fazla elektrik sağlamaktadır. Ancak rüzgar gücü çıktısının küçük bir oranı su ve sistem ısıtmasını içeren az önemli yüklere gitmektedir.

Bu yük kontrol sisteminin bir olumsuz yanı, rüzgar türbini çıktı fazlasından iyi bir şekilde yararlanacak belirlenebilir düşük önemli yüklerin olması gereğidir. Bu durum ise, sistemin ticari uygulanabilirliğini sınırlamaktadır.

6.1.2 ELEKTRO – KİMYASAL DEPOLAMA

Rüzgar – dizel sistemlerinde bulunan bir enerji depolama şekli, elektro – kimyasal depolama veya akümülatör kullanılmasıdır. Akümülatörün kullanılması ile rüzgar – dizel sistemleri, rüzgar – dizel – akü sistemleri olarakta anılmaktadır. Bu sistemler, genelde bir (veya daha çok) dizel jeneratörü, bir akümülatör ünitesi (çevirici ile ) , rüzgar türbinleri, ac / dc doğrultucular, dc / ac üç fazlı dönüştürücüler vb. gibi kısımlardan oluşmaktadır.

Bu rüzgar – dizel – akü sisteminin çalışma şekli, rüzgarın durumuna bağlı olarak değişmektedir. Rüzgarın iyi olması ve şebeke gereksiniminden daha fazla elektrik üretmesi halinde, fazla enerji, aküde depolanır. Orta rüzgar durumunda, şebeke yük açığını kapatmak için akümülatör de ve rüzgar türbinine ek olarak devreye girer. Şayet rüzgar çok zayıf ise, dizel jeneratörü çalıştırarak üretilen elektrik enerjisiyle şebeke beslenir. Genelde birisi diğerinin iki katı mesafede olan jeneratörlerin kullanımı ve bunlardan uygun olanının çalıştırılması, dizel tüketiminde oldukça önemli bir ekonomi sağlayacaktır. Çünkü büyük dizel jeneratörlerinin düşük kapasite ile çalıştırılmaları etkili ve ekonomik olmamakta, böylece enerji üretiminde amaçlanan düşük maliyet sağlanamamaktadır.

Almanlar tarafından üretilen rüzgar – dizel – akü sistemleri, İrlanda, Çin, Ürdün, Avustralya, İspanya ve Tayland gibi ülkelerde başarıyla kullanılmaktadır.

6.1.3 MEKANİK DEPOLAMA

Rüzgar – dizel sistemlerinde kullanılan bir enerji depolama şekli ise, mekanik depolama veya volan kullanımıdır. Bir kinetik enerji depolama şekli olarak volanlar, girdi/çıktı enerjilerinden birinin sabit diğerinin değişken olduğu hallerde kullanılabilir. Bu elemanlar, rüzgar yapısındaki değişimlere bağlı olarak bir rüzgar – dizel sisteminde de kısa süreli enerji depolama aracı olarak kullanılmaktadır.

Bir rüzgar – dizel sisteminde kullanılan volanlar sadece yakıt tasarrufu sağlamayıp, aynı zamanda şebeke voltaj ve frekans kararlılığını da iyileştirmektedir. Ayrıca dizel jeneratörün sık sık çalışıp durmasıyla oluşabiliecek deformasyonlar da önlenebilecektir.

Imperial Collage, Rutherford Appleton Laboratuvars ce Leicester Üniversitesi tarafından yürütülen araştımada enerji depolama aracı olarak volan kullanılan bir rüzgar – dizel sistemi geliştirilmiş ve deneme çalışmaları başarılı olmuştur. Bu sistemde volan maksimum 6000, minimum 1 devirle dönebilmekte, 12 Mj seviyesinde bir enerji sağlayabilmektedir. Volana enerji nakli ve alımı, bir elektronik varyatör kullanan iki kutuplu bir indüksiyon makinası aracılığıyla sağlanmaktadır.

Volanların düşük maliyetli ve uzun ömürlü olmalarından dolayı, rüzgar – dizel sistemlerinde enerji depolama aracı olarak kullanılmaları oldukça caziptir.

6.1.4 HİDROLİK DEPOLAMA

Hidrolik depolama, rüzgar – dizel sistemlerinde kullanılan diğer bir alternatif enerji depolama şekli olarak bilinir. Bir hidrolik toplayıcı ve hidrolik motor pompası kullanımı ile, sistemdeki fazla rüzgar enerjisi depolanabilir ve daha sonra rüzgar enerjisi kısa aralıklarla azaldığında, tüketiciye enerji sağlayabilir.

Hidrolik toplayıcılarda, enerji depolama süresi volanlara çok benzemekte ve bundan yararlanma süresiyle, volanlarda olduğu gibi birkaç dakikadır. Ancak, dönen volan veya hidrolikten hangisinin daha güvenli oldupu sorulabilir. İki sistemden hangisinde daha fazla enerji kaybı olduğu ve ekonomikliği de söz konusudur. Bu sorunların yanıtları ancak yapılacak ileri araştırmalarla bulunabilir.

Kısaca belirtirsek ulusal şebekeye bağlı olmayan uzak ve küçük yerleşim yerlerine elektrik sağlamak amacıyla kullanılabilecek rüzgar – dizel sistemleri ucuz ve güvenilir elektrik enerjisi üretmektedir. Bu sistemlerin tasarımında, düzenli bir şekilde şebeke gereksinimini karşılamanın yanı sıra en az dizel tüketimi ve dizel jeneratörünün mümkün olduğunca az ve tam kapasitede çalıştırılması da hedeflenmiştir. Dizel jeneratörlerden maksimum verim sağlamak için genelde iki ( birisi diğerinin iki katı kapasitede ) jeneratör kullanılmıştır. Ayrıca rüzgar gücünün fazla olduğu durumlarda üretilen şebeke gereksinim fazlası enerji, depolanarak gerektiği zaman kullanılmaktadır. Bu durum , yakıt tüketimine (ve dolayısıyla maliyete) çok olumlu katkıda bulunurken ; dizel jeneratörün çabuk deforme olmasını da önleyebilmektedir. Şunu da belirtmekte fayda var ki; rüzgar – dizel sistem tasarım ve geliştirilmesi Türkiye’de de yapılabileceği gibi, kullanımı ulusal ekonomiye katkı sağlayabilecektir.

12 Temmuz 2007

Anket Yapısı

ANKET YAPISI

Anket en çok kullanılan,yararlı, aynı zamanda suistimal edilebilen bir bilgi toplama yöntemidir.Anket,iyi yapılandırılırsa güvenilir,makul ,geçerli bilgilere basitçe,ucuzca ve kısa zamanda ulaşılmasını sağlar.Fakat çok miktarda özenilmeden yapılmış anket vardır.Bu da güvenilmez, kısıtlı geçerliliğe ve faydaya sahip bilgi demektir.Anket kullanma kararı genellikle kalabalık gruplardan rutin bilgileri toplama ihtiyacı sonrasında ortaya çıkar. Anket birçok bölgede yapılabilir. Anketler, grup çalışmasıyla yönetilebilen okullarda ya da yaygınlaştırılmış olarak uygulanabilir.Anketler e-maillerle gönderilerek de daha etkili bir şekilde kullanılabilir.

İyi bir anketi yapılandırmak zordur ve pilot uygulama, gözden geçirme ve biçimlendirme dahil muhtemelen 10 – 50 saat alır.Zaman hızla akıp giderken öğrenmemiz gereken şeyi öğrenmek için iyi bir yoldur ve tam anlamıyla uygulanırsa araştırmanın veri analizi aşamasını kolaylaştırır.Anket yapılandırma işi aşağıdaki altı gerekli aşama ile kolaylaştırılabilir.

GENEL ARAŞTIRMA SORULARINA KARAR VERMEK

Geçerli bir anket geliştirmek için ilk önce genel bilgi ihtiyaçlarını açıkça tanımlamalısın.İhtiyaçların, gereksinim duyduğun bilginin genel tipleriyle uyumlu olmalıdır.Farklı hedef gruplar farklı tip bilgi kaynağı olabilirler ve anketler başka bir yöntemle etkili bir şekilde elde edilemeyen bilgileri elde etmek için kullanılır.Bilgi ihtiyaçlarınız ne kadar özel olursa sizi amaçlarınıza ulaştıracak soruları tasarlamak o kadar kolay olacaktır.İhtiyaçlarınızı tam olarak anlamak, sorularınızı ihtiyaç duyduğunuz bilgilere ulaştıracak şekilde kısıtlamanızı sağlar.Şu meşgul dünyada, ilginç fakat ana temayla alakası olmayan sorulara yer yoktur.

Kesin genel araştırma sorularının gelişimi(Bölüm 3’e bakınız) bu sorulara ilişkin verileri toplamak için anket geliştirmede önemli bir adımdır.Bölüm 16’da belirtildiği ve şekil 16.4 de gösterildiği gibi genel sorular veya konular değerlendirmeye alınabilir veya anket için gerekli bütün konu kategorilerini destekleyen çatıyı araştırabilir.Bir genel araştırma sorusuna örnek: Programa katılanlar kimlerdir ? Bu kadar genel bir soru hemen alt soruları gündeme getirir.

GEREKLİ BÜTÜN ALT SORULARI LİSTELEMEK

Bütün genel araştırma soruları alt soruları üretmek için sorulur.(örnek için şekil 16.4’e bakınız) Eğer araştırman bir araştırma çatısı ile alakalı ise cevaplaman gereken alt soruları listelemen kolay olacaktır.Kesinlikle anketi cevaplayanlarca en iyi şekilde cevaplanan soruların olduğu ankette tüm alt sorular bulunmaz.Diğer alt sorular dosya ve doküman çalışması gibi tekniklerle güzel bir şekilde cevaplandırılabilir ya da anketi cevaplayanın haricinde bir başkasına yöneltilebilir.

Birinci adımın örneğini izlersek, Alt sorular şunları içebilir: Programa katılanların yaş dağılımı nedir? Programa katılanların eğitim seviyeleri nedir? Cinsiyetleri nelerdir? Bu tür sorular yalnız başlarına anket sorusu değildir.Onlar sana ne istediğini gösterirler fakat anket sorusu olacak uygun formda olmayabilirler.

Anket öğelerini taslaklaştırmadan önce son görev olarak ankette sorulacak olan alt soruları vurgulamalı, altını çizmeli veya yanına işaret koymalısın. Bir sonraki adıma geçmeden önce her alt sorunun geçekten gerekli olup olmadığını soracaksan kendine zaman ayırmalısın.Çok soruya sahip olmak kolaydır ama önemli soruları bulmak için kendini sınırlamak zordur.

Şekil 19.1: Boşluk doldurma örneği

Son iki yıl içinde kaç tane yönetici kursu bitirdin ?_______________________________

3) MADDELERİN TASLAĞINI HAZIRLAMAK

Araştırma sorularını ve alt soruları yazdıktan sonra anket maddeleri açıklığa kavuşacaktır.Her alt sorudan yola çıkarak , alt soruları anlamak için beyin fırtınası tekniğiyle birçok madde çıkartılabilir.Soru tipi aralığı sonsuzdur ve birçok acemi, yaratıcı bir yaklaşım sergilemek için boş yere vakit kaybederler.Benim tavsiyem sizi zahmete sokacak alternatifleri denemeden önce altı temel soru şeklini iyice öğrenmenizdir.Yılların tecrübesi bana şunu öğretti ki ;bu tipler birçok ihtiyaca yöneliktir ve burada gösterildiği gibi sunulursa ankete cevap verenler maddeleri anlayacaklar ve herhangi bir ankette yer alacak kadar geçerli ve güvenilir cevapları alabileceksiniz.Böylece bu yaygın soru şekilleri model olarak çalışmanıza yardımcı olabilir.

Boşluk Doldurma

Bu soru şeklinde bir soru sorulur ve cevap için bir boşluk bırakılır.Madde bir tümcecikten çok tam bir cümle olmalıdır.Normalde cevap bir kelimeden, numaradan veya tümcecikten fazla olmamalıdır (Şekil 19.1’ e bakınız).Cevap boşluğunun soruyu takip etmesi gerektiğine dikkat ediniz.Şahsen ben , boşluğun sorunun son tümcesi olarak aynı satırda olmasını ve boşluk uzunluğunun beklenilen cevap kadar olmasını tercih ederim.

Çoktan Seçmeli Olması

Bu tür sorular boşluk doldurmadakine benzerler fakat cevap veren şahıs kendisine sunulan seçeneklerden birini işaretlemelidir.Bazen ayrık cevap seçenekleri olabilir(Örneğin;cinsiyeti erkek mi kadın mı ?).Bazı durumlarda değer aralığı sunulabilir (Örneğin; yıllık gelir /S 10000-S 20000)

Genellikle cevap verene seçenek sunmak Bir boşluğu doldurmasını istemekten daha çok tercih edilen bir durumdur.Fakat bu mümkün olabilen cevap aralığında bir fikre sahip olmanızı sağlar.Birçok kişi kutucuk yerine bir boşluk koyar, fakat bu durum uzun listeli cevaplarda bazı cevap verenlerce satırların hangi seçeneklerle uyuştuğunun sorulduğu hissine kapılmalarına neden olmaktadır.Kutucuk, cevap seçeneğinin önüne değil ardına konulmalıdır. Mümkünse cevap seçenekleri ayrı bir sütun halinde listelenmelidir. Fakat bu çok fazla yer kapladığından genelde iki sütun halinde listelenir.Birden fazla sütunun kullanılması, ikinci sütunun farkedilmeyerek cevapların birinci sütundan seçilmesi tehlikesini doğurur.Seçenekler bir sayısal dizi şeklindeyse veya yerleşim bölgesi gibi tanımlı ve kapsamlı seçeneklere başvuruyorsa problem ciddi değildir.

Bölge seçenekleri analizleri, daha sonradan gruplara indirgenmek zorunda kalınan tamamıyla açık uçlu soruların bulunduğu durumların analizlerinden daha kolay yapılabilir.Bundan başka değişik tip cevap verenlerin karşılaştırıldığı doğal gruplaşmaları sağlarlar.

Şekil 19.2 : çoktan seçmeli örneği

Son on iki ayda kaç eğitim günü tamamladın ?

Hiç

1-5

6-10

11-15

16 veya daha fazla

Yorumlama

Boşluk doldurma sorularında olduğu gibi, bu tip soruların amacı da geniş ölçüde yorumlar elde etmektir.Bir soru sorulur ve bir paragraflık yeterli boşluk bırakılır.Bu şekil özü anlamak için sorulduğu halde o kadar da çok kullanılmamaktadır.Bundan başka, bilginin analiz edilmesi zordur ve başka yollarla elde edilebilir.Bu tür maddelerin yaygınlığı bize anketi yazanın kolaya kaçtığı izlenimini verir.Planlamadaki bir çok düşünce bu fikri paylaşanlara daha sonra kazandıracaktır.Şekil 19.3 bu tip bir soruyu göstermektedir.

Şekil 19.3 madde üzerine yorum örneği

Bu alıştırma toplantısı senin iş ihtiyaçlarınla ne kadar ilişkiliydi ?

___________________________________________________________________________

___________________________________________________________________________

______________________________________________________________________________________________________________________________________________________

Şekil 19.4 madde listeleme örneği

Alıştırma toplantısının üç zayıf yönünü listeleyiniz.

1_____________________________________________

2_____________________________________________

3_____________________________________________

Yazılı cevap gerektiren bütün soru tiplerinde sizin bırakacağınız boşluk büyüklüğü ne kadar detaylı cevap istediğinizi gösterir.Bazen parantez içerisinde cevaplayanın isterse fazladan kağıt kullanabileceğini yazabilirisiniz.

Listeleme

Cevaplayandan yansız olarak bir bilgi elde etmenin en iyi yolu ondan listeleme yapmasını istemektir.Bu açık şekil, cevaplayanı kabul edilebilir cevaplar içinden seçim yapmamaya zorlamaktadır.Kanımca cevaplayandan belirli sayıda görüş istemek en iyi yöntemdir, mesela üç , beş madde isteyin. Aksi takdirde, az sayıda cevaplayanın listelemiş olduğu bir sürü madde çok az madde listeleyen çoğunluğa ağır gelebilir.Eğer her cevaplayan üç madde yazarsa, her maddenin kaçar defa yazıldığını belirleyerek içerik analizi yapmak kolay olacaktır. Şekil 19.4 de böyle bir yaklaşım görülmektedir. Bu yöntemin kullanışlı değişik bir uygulanış şekli de maddelerin önem sırasına göre listelenmesini istemektir.Bu yöntem her önerinin ağırlığı hakkında bilgi edinmemizi sağlar ve analizimizi yaparken bu ağırlıkları göz önünde bulundurmamıza imkan verir.Mesela, Şekil 19.4 de en önemli zayıflığa ağırlık olarak 3, ikinciye 2 ,üçüncüye de 3 puan verirsek ilk maddeler üçüncü maddelere göre 3 kat daha ağırlık sahibi olacaktır.Bu soru şeklinde uygulanacak değişik bir yöntem de

bir sonraki soruda hangi seçeneğin en önemli seçenek olduğunun sorulmasıdır.

Likert Ölçeklendirmesi

Ölçeklendirme, en kullanışlı soru şekillerinden bir tanesidir. Bu ölçeklendirme adını, bu şekli 1932’de geliştiren Rennis Likert’ ten almıştır.Şekil 19.5’te gösterildiği gibi, bu ölçeklendirmede cevaplayana bir cümle verilir ve üç, beş ya da yedi puanlık bir ölçekte bu soruya katılıp katılmadığı sorulur.Cevaplayana herhangi bir soru sorulmadığına dikkat ediniz.

Genellikle bir cümle verilir ve cevaplayandan bu görüşün kendi bakış açısını yansıtıp yansıtmadığı sorulur. Bu ölçeklendirmeden etkili sonuç almak için aşağıdaki cümle kurma kurallarını uygulamak lazımdır.

* Yalnızca bir düşünce belirten tek bir cümle kurulmalıdır.

* Nadiren 20 cümleyi geçen kısa cümleler kurulmalıdır.

* İfadeler geçmişten bahsetmemelidir.

* İfadeler beklenen bütün cevapları kapsayacak şekilde yazılmalıdır ve bütün cevaplayanlarca uygun bulunma durumunda olmalıdır.

* Gerçek ve gerçek bir durum gibi yorumlanabilecek ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Birden fazla şekilde yorumlanabilecek ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Bütün, her zaman , hiçbiri, asla gibi evrensel ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Sadece, yalnızca, gibi kelimeler dikkatli ve az kullanılmalıdır.

* Cevaplayanlarca anlaşılamama ihtimali olan ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Çift olumsuz kelime kullanılmamalıdır.

Şekil 19.5 Likert ölçeği örneği

Kesinlikle Katılmıyorum Emin Katılıyorum Kesinlikle

Katılmıyorum Değilim Katılıyorum

İşimde araştırma

yöntemlerini

kullanırım.

Likert ölçeğinde birçok cevap seçeneği (üç’ ten en çok kullanılan yedi’ ye kadar) olabilir. Beş seçenekli ölçek birçok yaygın amaç için daha pratiktir. Bu yöntem cevap vermek için basit, analiz etmek için doğru ve birçok ihtiyaç için yeterlidir.Çocuklar, üç seçenekli hatta iki seçenekli sorulardan memnundurlar.Bir ifadede yansız orta puanlı seçeneğin bulunup bulunmaması gerektiği her zaman tartışma konusu olmuştur.Ben yansız bir seçeneğin bulunmasına iki nedenden dolayı karşıyım.Birincisi, bazı insanlar o maddeyi boş bırakıyorlar ya da herhangi bir şekilde orta puanlı seçeneği işaretliyorlar.İkinci olarak, yapılan araştırmalar göstermiştir ki; yansız seçenek olmadığı zaman yansız seçenekleri işaretleyenlerin oranları, yanlı seçenekler olduğu zaman bunları işaretleyenlere benzemektedir.Bu formlarda bazen diğer beş kutunun sağına ya da soluna altıncı seçenek olarak “uygulanamaz” ya da “bilmiyorum” kategorisi eklenir.Likert ölçeği mükemmel bir fikir toplama yöntemidir , ayrıca “katılıyorum” ve “katılmıyorum” dan başka ifadelerle de ilişkilidir.Likert formundaki diğer kullanışlı ölçekler şekil 19.6 da gösterilmiştir.

Likert ölçeği kısa zamanda çok fazla bilgi toplamayı ve her bir cevabı kaç kişinin işaretlediği konusunda bilgi sağlar.Bu analizin basit ve etkili bir şeklidir.Cevapların altında yatan sebeplere bakmak için faktör analizi gibi teknikler kullanılabilir.

Şekil 19.6 Likert ölçeğinin değişik örnekleri

-Kesinlikle onaylıyorum……..Kararsızım………Onaylamıyorum…….Kesinlikle Onaylamıyorum

-Muhtemelen doğru……..Doğru………Şüpheli………Muhtemelen yanlış………..Kesinlikle Yanlış

-Daha büyük………………..Biraz Büyük……………….Eşit……………….Biraz küçük………………..Hiç

-Çok Yüksek…..Ortalamadan Yüksek…. ….Ortalama…. …Ortalamadan Düşük.. …Çok Düşük

-Pratikte Hepsi………….Çok……………….Yaklaşık Yarısı……………….Az……………….Pratikte Hiç

-Çok Sevdim……Biraz Sevdim……….Tarafsızım…………Biraz Sevmedim…………Hiç Sevmedim

-Herkes……………. Çoğunluğu……………….Oldukça Fazlası……………….Birkaçı…………… Hiçbiri

-Kesinlikle İsterim…..Onaylarım…..Tarafsızım……Biraz Onaylamam….Kesinlikle Onaylamam

-Bütün Durumlarda Tercih Ederim………Çoğu Durumda Tercih Ederim………..Tarafsızım…. Çok Az Durumda Tercih Ederim……..Hiç Tercih Etmem

-Kesinlikle Doğru…………………..Muhtemelen ya da Kısmen Doğru…………….Şüpheli; Yoruma Açık……….Muhtemelen ya da Kısmen Yanlış………Kesinlikle Yanlış

Likert Ölçeğini kullanırken, ölçeği tamamlamak için talimatlara ihtiyacın olacaktır. Tipik talimatlar Şekil 19.9 daki örnek ankette bulunmaktadır.İlk zamanlar çok yoğun talimatlar verilirdi fakat bugün çoğu cevaplayan Likert Ölçeğine aşina ve nasıl dolduracağını bilmektedir.

Sıraya Koyma

Bu tip sorularda cevaplayana öncelik veya sebep maddelerinden oluşan bir liste sunulur (Şekil 19.7’ e bakınız).Değişik bir yöntem olarak ta zayıflığına inanılan bütün cevapları kontrol etmesi istenir.Doğru sıralama maddesi , bütün seçenekleri kontrol ettirme yönteminden deha başarılıdır.İnsanların belli bir problemi ciddi olarak görmesi alıştırma programlarıyla olmaktadır. Sıralama sorularında cevaplayanların işin içinden çıkamaz hale gelmemesi için on ya da yirmi madde sunulmalıdır.Eğer daha çok madde sunmaya ihtiyaç duyuyorsak, o zaman bütün liste içinden en önemli beş maddeyi sıralamalarını isteyerek soruyu değiştirebiliriz , ama bu biraz zorluk yaratabilir.

Şekil 19.7 Sıraya Koyma Örneği

Alıştırma programının zayıflıklarını önem sırasına göre sıralayınız.Karşısına a , 1 yazdığınız zayıflık sizin en zayıf olarak düşündüğünüz madde olacaktır.Bu durum beş maddeyi sıralayana kadar devam edecektir.

Sıra

Alıştırma programı çok kısa ____

İçeriği benim ihtiyaçlarımı karşılamıyor ____

İçeriği çok teorik ____

Alıştırma grubu çok kalabalık ____

Alıştırma yöntemleri çok yetersiz ____

Maddelerin ve cevap listesinin ayrı sayfalarda olmadığına dikkat ediniz , aksi takdirde hatalı cevaplar alırsınız.Bütün maddeleri tek bir sayfada bulundurmaya özen gösterin.

4) MADDELERİ SIRALAMAK

İyi anketler,eğer çok kısa değillerse, genellikle alt bölümler içerir.Eğer anket maddeleri, sorular ve onların alt soruları üzerine kurulmuşsa derece derece gruplandırılırlar. Grupları ortak boyutlarda yeniden düzenlemek gerekir.Bu süreç, alt başlıkları ve ilgili bölümleri olan bir rapor yazmaya benzer.Bu bölümler ankete bir yapı kazandırır, amacını belli eder ve cevaplayana bir düzen sağlar.Bu bölümlerde iki farklı prensibi yerine getirmek için soruları sıralamalısın.Anket hakkında genel bir tartışma konusu da, soruların aynı başlık altında gruplandırılarak birbiri arkasına gelecek şekilde sıralanmasının mı yoksa anket içine dağıtılmasının mı uygun olacağıdır. Bana göre benzer konulu sorular kendi içinde gruplandırılmalı ve benzer sorular da ayrıca gruplandırılmalıdır.

İkinci prensip ise Likert ölçeğinde talimatların sık sık tekrar edilmemesiyle alakalıdır.Ne var ki bu iki prensip her zaman birbirleriyle uyumlu değildir.Bazı soruları tekrar yazmak ya da soru sorma tekniğini değiştirmek zorunda kalabilirsiniz.

Bazen filtre soruları kullanmak gerekli olur. Böylece verilen karakteristiklerle, kişileri filtre ederiz ve onları farklı dallara göndeririz.Böylece, yönetici eğitici kursuna katılan personele bu kurs hakkında soru sorulur bu kursa katılmamış olanlar bu soruları cevaplamadan geçerler. Filtre sorularından akış şeması yapmak için dalları ne zaman tasarlayacağımız çok önemlidir.Sık sık sayfa çevrilmesi engellenmelidir ve cevaplayan, anket boyunca devamlı ileri hareket etmelidir.

Başka bir husus ta anketin bütünlüğüdür.Anket kolay ve korkutmayan sorularla başlamalıdır ( Sudan ve Bradburn, 1982’ye bakınız).Yaş, cinsiyet ve yıllık gelir hakkındaki sorular korkutucu olabilir, bundan dolayı anketin başı yerine sonunda kullanmak en iyi seçim olacaktır.Ankete, çok yazmayı gerektirecek açık sorularla başlanmamalıdır.Bu, kişilerin cesaretini kıracak ve değeri daha düşük cevapların verilmesine sebep olacaktır. Anket, tanımlayıcı bilgi sorularından daha fazla tavır ve fikir içeren bilgi sorularına geçecek şekilde ayarlanmalıdır.

Uygun sıralama , soruları yeniden düzenleme ve gereksiz soruları eleme işlemlerini içermelidir. Bir anket, amacına ulaşabilecek en kısa şeklinde olmalıdır.Bu uzunluk cevaplayanlara ve onların ankette buldukları ilgi alanlarına bağlıdır.Tipik olarak, eğer cevaplayanlar iyi motive edilmemişse anket, iki veya dört sayfayla sınırlandırılmalıdır, iyi motive edilmişse on altı sayfaya kadar çıkartılabilir.Cevaplayanların, anket sonuçlarının kendilerini etkileyeceğini bilmeleri onları motive edecektir.Bazen cevaplayanlar,ankete katıldıklarından dolayı ödüllendirileceği söylenerek motive edilebilirler.Şunu da hatırlayın ki, uzun anketler uzun analizler gerektirirler.

5) ANKETİ TASARLAMAK

Anketin biçimi çok önemlidir çünkü Anketin tamamlanıp tamamlanmadığını belirleyen en önemli faktör budur.Çekici, iyi yazılmış, kullanımı kolay anketler bir araya atılmış olanlardan daha fazla ciddiye alınır.Tasarım yapmak için iki önemli bakış açısı vardır;sorular ve bütün anket.Sorular için, anket planı karışıklığı önler ve geçerli yanıtlara katkıda bulunur. Daha önce de belirtildiği gibi, çoktan seçmeli sorular için cevaplar, sıraya koyma ya da listeleme biçimleri sorudan hemen sonra tek bir sütun halinde olmalıdır. Boşluk doldurmalar ve cevap kutucukları sorudan önce değil sonra gelmelidir.Cevaplar cümleyi takip edebilir ya da hemen sağında olabilir.

İkinci bakış açısı bütün anketi biçimlendirmektir.Yılların tecrübesi ispat etmiştir ki; kitapçık biçimi en iyisidir.Anket arkalı önlü basılırsa daha ince görünür ve sadece kağıdın ön yüzüne basılmış ve köşesinden zımbalanmış bir anketten daha kolay görünür.Kitapçığın kullanımı ve yapılması daha kolaydır.Kullanım amaçlarına göre çok çeşitli boyutlarda olabilir fakat sayfa adedi dört, sekiz, on iki veya on altı olmalıdır.Eğer dört sayfadan fazla olursa bir dergi gibi katlama ekseninde iki yerinden zımbalanmalıdır. Anket dörtlü sayfalar şeklinde olmalıdır, öyle bir sayfa büyüklüğü seçmelisin ki anket bilgileri dörtlü sayfa kombinasyonlarına uymalıdır.Bu sınırlamaya anketin ön ve arka kapakları, hatta kapak sayfaları dahil edilmeyebilir.

Anketin kısa olmadığı zamanlarda (dört ve daha az sayfa) ilk sayfa kapak olarak kullanılabilir.Kapak olsun olmasın ankette, mutlaka uygun bir başlık ve tanıtıcı bir paragraf bulunmalıdır. Paragraf, sadece anketin amacını açıklamamalı ayrıca cevapların gizli tutulacağından ,bütün soruların cevaplanması gerektiğinden, eğer anket elektronik posta ile yollanacaksa cevaplandıktan sonra hangi adrese gönderileceğinden de bahsetmelidir.

Boşlukları uygun şekilde kullanmak için çeşitli bölümler ve sorular ayarlanmalıdır. Mümkün olduğu yerlerde bölümler kendi başlarına olmalıdırlar ve sayfanın en üstünden başlamalıdırlar.Soruların bölünmemesine ve aynı sayfada bulunmasına özen gösterilmelidir. Sayfada insanın gözünü hoşnut edecek yeteri kadar beyaz boşluk olmalıdır.Sorular çok kalabalık görünmemelidirler.Yoruma açık sorular açık alan sağlarlar, cevap boşlukları geniş bir yer kaplar böylece bütün sayfa kullanılmış olur.Genellikle sorular, anket boyunca arka arkaya numaralandırılırlar.

Kanada’da bazı durumlarda, anketler hem İngilizce hem de Fransızca konuşanlara gönderilmektedir.Böyle durumlarda, anket iki dilde yazılmalıdır ve biri sayfanın arkasında olmalıdır.İki dilde yazılan anketler, bazı cevaplayanlarca saldırgan bir tutum olarak algılanmakta ve önyargılı davranılmaktadır.Cevaplayanlara, bilimsel olup olmadığına bakmaksızın aynı şekilde davranılmalı ve kendi dillerinde cevap verme seçeneği tanınmalıdır.

Bazen anketler önceden kodlanırlar.Yani, cevap şıklarına bitişik olarak küçük numaralar yazılır.Şahsen ben kodlamadan kaçınıyorum, çünkü belgenin özelliğini kaybetmesine neden oluyor.Kodlama, anket sayısı yüz ya da iki yüz iken o kadar da gerekli değil.Sayı bine ulaşıyorsa belki gerekli olabilir.

Şekil 19.8 Etkili bir anket yapısı için gerekli altı adımın özeti

Anketi yapılandırmaya karar ver

Araştırma sorularına karar ver

*Neye ulaşmak istiyorsun?

*Bu bilgi sana nasıl yarımcı olacak?

*Anketle alakalı belgeler nelerdir?

2 Alt soruları belirle

*Ulaşmak istediğin şeyleri listele

*Ankette yer almasını istediğin alt soruları belirt

*listeni düzenle

3 Maddeleri tasarla

*soruları maddelere çevir

*Boşluk doldurma, çoktan seçmeli, yorum, listeleme, Likert ölçeği, sıraya koyma

sorularını formüle et

4 Maddeleri sırala

*Başlığa göre grupla

*Soru tipine göre grupla

*Gerekirse yeniden yaz

5 Anketi tasarla

*Soruları sıraya koy ve numaralandır

*Kitapçık şeklini oluştur

*Sayfalardaki soruları düzenle

6 Anketin pilot uygulamasını yap

*Cevaplayanlarla birlikte nasıl yazılacağını açıklığa kavuştur

*Taslak anketi bir gruba uygula

*Sonuçları grupla birlikte tartış

* Gerekirse yeniden düzenle ve test et

Anketi uygula

ANKETİN PİLOT UYGULAMASINI YAPMAK

Kendi yazdığın bir belgeyi eleştirmek çok zordur, bu nedenle cevaplayanların içinden gönüllü olanların yorumlarını almak anketi geliştirmek için çok gereklidir. Pilot uygulama talimattaki anlam bulanıklığı ortaya çıkarır, soruların nasıl yazıya döküleceğini açıklığa kavuşturur, sıraya koyma ve çoktan seçmeli sorularda daha önce akla gelmeyen cevapları ortaya çıkarır.Normalde, bütün sorular anket oluşturulmadan önce gözden geçirilir.Pilot uygulama, anketin uzunluğu konusunun da içinde bulunduğu eleştirilere imkan sağlar.

Pilot uygulama yapmanın en güzel yolu, sayıları altı ila on iki gönüllüyü bir araya toplamaktır.Anketi ferdi olarak doldurmalarını ve üzerine anket hakkında uç yorumlar yazmalarını sağlayın, sonra bu yorumları grup halinde tartışın.Tamamlanmış anketler üzerinde yapılan uç yorumların incelenmesi ile oluşur.

Pilot uygulamadan sonra bütün ankette değişiklikler yapılmasına ve yeniden yayına hazırlanmasına ihtiyaç duyulur. Eğer büyük değişiklikler yapılması gerekliyse ikinci kez pilot uygulama yapılması tavsiye edilir.

Sonuç

Şekil 19.8 deki altı adımı izleyerek araştırma projen işin etkili bir anket oluşturabilirsin.Şekil 19.9 Malawi’deki bir eğitim enstitüsünün değerlendirmesinin bir parçası olarak yazar tarafından geliştirilen bir anket örneğidir.Benim en büyük ilgim mezuniyetleri izlemek ve eğitimlerde hangi derecelerin kullanıldığı ve bunların algılanan etkileriydi.Anketi tamamlamadan önce pilot uygulama yapmak ve kültürel uygunluktan ve yapılabilir olmasından emin olmak için Malawi’ye özel bir yolculuk yapmıştır.Birçok taslak maddesi tamamen değiştirilmek zorunda kalındı.Yöneticiler için anket yapılan çalışmanın diğer parçaları ve seçilmiş site ziyaretleri de anket bilgilerini tamamlayıcı rol oynamıştır.

Anket geliştirme düşünce ve dikkat gerektirmektedir.Biten bu ürün memnuniyet verici olabilir, sonuçları analiz ederek ve bunları araştırma raporuna yazarak veri toplama görevine yardımcı olabilir.

12 Temmuz 2007

Deve Kuşları

DEVE KUŞLARI

Tepeli deve kuşları Avusturalya’da yaşarlar. Erkekler sayıları 1 ile 3 arasında değişen dişinin yumurtaları için kuluçkaya yatarlar. Kuluçkadan çıkan ve sayıları 18-20 olan yavrulara da yine erkek deve kuşları 18 ay boyunca bakarlar.

Giovanni G. Bellani, “Quand L’oiseau Fait Son Nid”, s.142

KOŞUCU DEVE KUŞLARI

Deve kuşu hayvanlar alemindeki en hızlı koşan iki bacaklı hayvandır ve 1 saatte yaklaşık olarak 70 kilometrelik bir hıza ulaşabilmektedir. Deve kuşunun her bir ayağında yalnızca iki parmak vardır ve bu parmakların biri diğerinden çok daha büyüktür. Bu da ona daha rahat hareket etme imkanı sağlar. Devekuşlarının başka bir özellikleri de ayaklarındaki parmaklardan yalnızca büyük olanının üzerinde koşmalarıdır.

Tonny Seddon, Animal Movement, s.38

GENEL ÖZELLİKLERİ

Devekuşları çoğunlukla doğada ” zebra ” gibi memeli hayvanlarla birlikte dolaşır. Bu tavır çoğu kez savunma için gerekli olan bir dayanışma biçimidir. Gözleri çok iyi gören devekuşu uzun boynuyla bir periskop gibi çevreyi tarayarak yaklaşmakta olan düşmanını görebilir ancak zebra, devekuşu kadar iyi görmemekle birlikte tehlikeyi kokusundan anlar. Böylece açık arazide devekuşu; ağaçlık bölgelerde ise zebra tehlikeyi sezer ve böylece birbirleriyle dayanışma içerisinde yaşamlarını sürdürürler. Devekuşlarının taşıtlara alışık olmadığı yerlerde yanlarına yaklaşmak oldukça zordur. Ancak açıklık bölgelerde güçlü tüfeklerin ve otomobillerin yardımıyla yakalanırlar. Bu hayvanların gagaları ortalama 13 cm. uzunluğunda olup ağızlarında dişleri yoktur. Hem et hem ot ( meyve, bitki tohumları, sulu bitkiler, çalı yaprakları v.s. ) ve bir kısım omurgasız hayvanlarla çıyan gibi bazı küçük omurgalıları da yerler. Ayrıca katı yiyeceklerin sindirimini kolaylaştırmak için günde yaklaşık olarak 1,5 kg. taş yutarlar. Özellikle kapalı yetiştiricilikte, önüne gelen her nesneyi ( metal, cam, naylon v.s. gibi akla gelebilen her şey ) olduğu gibi yuttukları için çok dikkat edilmelidir. Su gereksinimlerini zaman zaman sulu bitkilerden, meyvelerden ve hayvanlardan sağlarlar. Bu derece az suyla yaşayabilen devekuşları çöl koşullarında uzun süre yaşayabilirler. Doğal koşullarda genellikle küçük topluluklar halinde bulunurlar. Erkeğin haremindeki dişiler ve yavrularıyla birlikte 5 – 15′ i bir arada bulunan devekuşlarının sayıları bazen 50 ve daha yukarı çıkabilir. Bunun yanı sıra tek başına yaşayan devekuşları da vardır. Devekuşlarının üremeleri yumurtayla olur. Doğal koşullarda dişiler, kumlu toprağın içine kazdıkları çukurun içine yumurtalarını bırakırlar. Her dişi bir gün ara ile yumurtlamak üzere 6-8 arasında yumurta bırakır ve böylece her kuluçka döneminin başına kadar her çukurda 60-80 arasında yumurta toplanır. Normal bir yumurtanın boyu 15 cm,genişliği 13 cm. ve ağırlığı da kuluçkaya yatan dişinin canlı ağırlığının %1.4′ ü kadardır. Yani bir devekuşu yumurtasının ağırlığı 1500-2000gr. arasında değişir. Yumurtalarının kabukları porselen tabak kalınlığında olup 250 kg.lık bir basınca dayanabilir ve yumurtaların üzerinde bir insan rahatlıkla zıplayabilir. Bunun yanı sıra bir devekuşu yumurtası, normal büyüklükte 24 tane tavuk yumurtasına eşdeğer olup, bir yumurtasından yaklaşık 18 kişilik omlet yapılabilmektedir. Bunlardan başka devekuşu yumurtalarının, insanların temizlik amacıyla da olsa ulaşamayacağı büyük camilerin, tarihi eserlerin bazılarının tavanlarında asılı oldukları görülmektedir. Nedeni; “Örümceklerin Yuva Yapmasını Önlemek…” Atalarımızın deneyimleri bunu göstermiştir.

Kuluçka devresi 40 ile 44 gün arasında değişir. Gündüzleri bir veya birkaç devekuşu sırayla kuluçkaya yatar ve geceleri bunu yalnızca erkek devekuşu üstlenir. Kuluçka devresi sona erdiğinde çatlayan yumurtaların hepsinden yavru çıkmayabilir fakat çıkan yavrular son derece çabuk gelişir. Başlangıçta yavruların vücutları at kestanesinin dikenlerine benzeyen tüylerle kaplıdır ancak ikinci ayda bu tüyler düşerek yerine koyu-gri renkli tüyler çıkar ve bunlar da döküldükten sonra 2,5 – 3 yaşlarında gerçek tüyleri tamamlanır. Devekuşları bir aylık oldukları zaman erginler kadar hızlı koşabilir. Halk arasında yaygın olarak kullanıldığının tersine devekuşu tehlikeyi gördüğünde başını kuma gömmez, Ancak başını bacaklarının arasına yada göğsünün altına sokarak dizlerini kırıp oturur. Bu görünümüyle bir kaya parçasını andırarak büyük olasılıkla düşmanlarından saklanabilmek için çevreye uyum sağlamaya çalışır. Devekuşu iki tırnağı olan tek kuştur. tırnaklardan büyük olanı hemen hemen vücudunun tüm ağırlığını üstlenir. Bundan dolayı yerde çok az bir alana basıp çok hızlı koşabilir. Yetişkin bir devekuşu 60 km/h hıza 10- 20 dakikada ulaşabilir ancak korku halinde hızını 90 km ye kadar çıkabilir.Devekuşunun koşarken attığı adım uzunluğu normal olarak 6- 8 m. Arasında değişir. Bu hareketini rahatlıkla ek bir enerji harcamadan yapar. Ağırlığı 150 kg iken başının yerden yüksekliği 2,5-3 m. arasında değişir. Devekuşu iyi bir görme açısına sahiptir. Uzun boynunu tehlike anında dik olarak kaldırır ve çevreyi taramaya başlar, en küçük bir tehlikeyi bile anında görür. Bir filin bile gözlerinden daha büyük bir göze sahip, çapı 5 cm’ yi bulan iri ve keskin gözleriyle 1500-1600 m uzaklıktaki bir kesme şeker tanesini rahatlıkla net olarak görebilir. Gözleri, 360 derecelik görüş açısına sahiptir ve üç adet göz kapağı ile korunmaktadır. Gözlerinin kornea tabakası insanlara nakledilebilmektedir. Boyunlarının esnek olması ve gözlerinin her yöne dönebilme özelliğinden dolayı yanlarına yaklaşırken ve yanındayken çok dikkatli olunmalıdır, çünkü her şeyi en ince ayrıntısına kadar görürler. Devekuşları çok meraklı oldukları için başlarını girebildikleri küçük deliklere bile sokarlar. Böyle durumlarda ( kapılarda, çiftlerde, yem yerken, su içerken, gezerken, v.s. ), hemen o anda kendisinin ne yaptığını unutabilir ve boynunu uzatır başını kaldırır, boynunun arkasında herhangi bir şey hissettiğinde de aniden kaçmaya başlar. İşte bu kaçış onlar için çok tehlikeli olur. Çünkü bu hayvanlar kaçarken o anda her şeyi unutur, gelebilecek hiçbir tehlikeyi düşünmeden hareket ederler. Onun için etraflarını çeviren çiftlerin ve ekipmanın devekuşu yetiştiriciliğinde önemi büyüktür. Devekuşları çok zeki hayvanlar değildir ancak dikkatli, titiz ve hassastırlar. Ömürleri 30 – 70 yıl kadardır. Bakım ve besleme koşullarına ve türlerine göre 25-40 yıl arası verimli olurlar. Güney Afrika’da 82 yaşına kadar yaşayanlarına rastlanmıştır. Devekuşlarının gelişmesi çok hızlıdır. 5 kg yem yiyerek 1 kg canlı ağırlık kazanabilen tek hayvandır. Üreticiler devekuşunun ne bulursa yuttuğunu bildikleri için onun midesine özel bir ayrıcalık tanırlar. Çünkü çoğu zaman midelerinden değerli taşlar ve kıymetli eşyalar çıkar. Bugün dünya devekuşu ticaretinin %65′si hayvanın derisi ve eti, diğer %50′si ise tüyleri ve gaga, bağırsak vs. için yapılmaktadır. Kuyruk ve kanatlarında seyrek olarak bulunan açık renkli tüyler, gövde tüylerinin iki misli fiyatına satılmaktadır. Yılda yaklaşık iki kez yolunarak tüy üretimi de yapılan devekuşları, kanat ve kuyruğundan 250g., gövdesinden ise 1 kg. civarında tüy verir. İlk tüy üretimine ise, hayvanlar 9 aylık olduktan sonra başlanmalıdır. Tüyleri yağsız ve yumuşak olduğu için toz alımında, her türlü elektronik cihazların ve özellikle mikroçiplerin temizliğinde ve ayrıca süs eşyası olarak da kullanılmaktadır. Devekuşunun bağırsakları yaklaşık 14m.dir. Kurutulup süs eşyası olarak işlenmektedir. Derisinden ayakkabı, çanta, kemer ve ceket yapılmaktadır. Gagası ve tırnakları ise ilaç hammaddesi olarak değerlendirilmektedir.

Deve Kuşlarının İlginç Kuluçka Sistemleri

Deve kuşlarının ilginç bir kuluçka sistemleri vardır. Sürü halinde yaşayan deve kuşlarından yarım düzine kadarı, yumurtalarını ortak bir yuvaya bırakır. Hiçbir özelliği olmayan sadece sığ bir çukur olan bu yuvada her biri 1.5 kg. gelen 40 kadar yumurta bulunur. Yumurtaların tümünü koruma görevi tek bir dişi deve kuşuna aittir. Kuluçkaya yatan dişiye bir erkek kuş yardım eder. Ancak dişi kuş sadece 20 kadar yumurtanın üzerinde yatabilir. Bu nedenle fazla yumurtaları yuvanın dışına iter. Yapılan incelemeler sonucunda deve kuşlarının bu itme işlemini rastgele yapmadıkları bulunmuştur. Deve kuşu kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacağı yumurtaların arasına alırken, başka dişilere ait olan yumurtaları ise dışarıya atmaktadır. Bu ayrımı deve kuşunun nasıl yaptığını bulabilmek için bilim adamları yumurtalara numaralar vermişlerdir. Yumurtaların yerini değiştirerek, eski ve yeni yumurtalar karıştırılarak yapılan tüm deneylerde sonucun değişmediği görülmüştür. Bilim adamlarının vardıkları sonuç deve kuşlarının yumurtalarını, yüzeylerindeki deliklerin dağılımı sayesinde tanıdıkları olmuştur. Bütün yumurtaların kabuklarında, civcivin nefes almasına imkan veren minik “hava delikleri” vardır. Bu deliklerin kabuk üzerindeki yerleri her yumurtada biraz farklıdır. İşte bu delikler sayesinde deve kuşlarının yumurtalar arasında ayrım yapabildiği düşünülmektedir.

Deve kuşu sürülerindeki bütün yumurtaların bakımını tek bir dişi üstlenir. Ancak yuva belli sayıda yavruyu barındırabildiği için bu dişi önceliği kendi yumurtalarına verecektir. Deve kuşları kendi yumurtalarını kabukların üzerindeki hava delikleri sayesinde ayırt edebilmektedirler.

Marian Stamp Dawkins, Through Our Eyes Only?/The Search For Animal Consciousness, s. 38-39 RESİMALTI

Deve Kuşları ve Üretim Çiftlikleri ile Ticari Degerleri Üzerine…

YER:Kırşehir,Kaman ilçesi,Çağırkan Belediyesi

Yerleşim yerinin biraz ilerisinde, dağın eteğinde kurulmuş. Belli bir alan tellerle çevrilmiş. Çevrede fazla ağaç yok. Erkek deve kuşları siyah-beyaz renkte ve ağzı kırmızı;dişiler ise gri,kül rengindedir. Baş,boyun ve bacaklarda tüyler kıl şeklindedir. Kanat altlarında tüy yoktur. Bacakları diz kapağından öne doğru kıvrılır, bu koşma için bir avantaj sağlar. Çok hızlı koşarlar. Saatte ortalama 50km koşarlar, bu 70km’ye kadar çıkabilir. Ayakları iki parmaklıdır. Birinci ve ikinci parmaklar körelmiştir. Topuk kısmı yoktur. Gagaları yassı ve geniştir. Dilleri gaganın gerisindedir. Solunum sayıları dakikada 6′dır.(Bu sebeple kuşlarda solunum sisteminin araştırılmasında ilk deneyler deve kuşları üzerinde yapılmıştır) Bir erkek iki dişiden oluşan aileye trio denir. Bir trionun açık alanda 500m2,kapalı alanda ise 16 m2 yaşam alanı vardır. Nemli yerlerde yaşayamazlar; %30 nem uygundur.-40 ile +40 C arasında yaşayabilirler. Görme ve işitme duyuları gelişmiştir. Kafalarını kuma gömmezler,yere paralel uzatıp ses dinlerler. Mart-Eylül ayları çiftleşme dönemidir. Kuluçka süresi 42-45 gündür. Bir yılda bir deve kuşu 60-80 yumurta verir. Yavrunun sindirim sistemi 2 ayda gelişir. Bu sırada yavru dışarı çıkartılmaz,özel yemle beslenir.0-2 yaş arasında günde 1kg yem yer. Yavru 3 yaşında deneme yumurtalarına başlar. Bu yumurtalarda embriyo yoktur. Yumurta 1400gr’dan fazla olmalıdır. Erginlerin yumurtası 1600gr civarındadır. Yumurta kabuğu 2mm kalınlığında, 25-30 tavuk yumurtası büyüklüğündedir. Yetişkinlere açık alana çıktıkları zaman günde 0,5kg ;kapalı alanda kaldıklarında ise 2kg yem verilir. Öğütülmüş yem solunum problemleri oluşturur,bunun için palet(preslenmiş)yemlerle beslenir. Fazla ot yemesi yumurta verimini düşürür. Erginler günde 8-9lt su içerler. Deve kuşları doğada su ihtiyaçlarını karşılamak için bitkisel besinleri tercih ederler. Yalnız omurgasızları ve bazı küçük omurgalıları da yerler. Her şeyi yutarlar, özellikle parlak cisimlerle ilgilenirler. Deve kuşları 12-14 ayda 100kg’a ulaşır,en iyi kesim zamanıdır.45-50kg et;1,5m2 deri elde edilir. Et üretimi yapılmak istendiğinde alan daraltılır. Üretime 1995 yılında 20 deve kuşu ile başlanmış. Şimdi(21.05.1999) çiftlikte 100 deve kuşu var. En büyükleri 5 yaşında. Çiftlik yavru üretimi üzerinde çalışıyor. Bugüne kadar 96 deve kuşu çiftliğine toplam 1500 yavru verilmiş. Deve kuşu sığırın yediğinin 1/8′i kadar yem yer. Et,deri,tüy,gaga ve yumurtasından yararlanılır. Fazla pisliği yoktur. Damızlık ve et için Güney Afrika deve kuşu idealdir. Deve kuşu etinin kolestrolü tavuk ve balık etinden daha düşüktür. 6 Eylül’de yumurtası 20 milyon,yavru 500$’dı. Çiftlikte Ankara veterinerlikten bir bayan tez hazırlıyor.

Alim Vural

http://www.flashcizgiler.cjb.net

12 Temmuz 2007

İşletim Sistemleri

İŞLETİM SİSTEMLERİ

İşletim sistemleri konusu, bilgisayar bilimleri kapsamındaki en temel konulardan birini oluşturmaktadır. İşletim sistemleri, bilgisayar sistemlerinin gelişmesine paralel olarak gelişme göstermiştir. Çünkü, yeni gelişen bilgisayar mimarisi, yeni istekler ve ihtiyaç duyulan güvenliğe göre işletim sistemleri gelişmiştir. Bu nedenle, kullanıcı ile bilgisayar arasında bir köprü görevi yürüten ve donanıma en yakın yazılım birimi olan işletim sisteminin ayrıntılarını incelemeye geçmeden önce, bir bilgisayar sisteminin yapısını genel olarak ele almak gerekmektedir.

Bir bilgisayar sisteminin genel olarak 4 bileşeni vardır.

Donanım (İşlemci (CPU), belek ve I/O üniteleri gibi)

İşletim Sistemi (Ms-Dos, Unix, OS/2 gibi)

Sistem Yazılımları (Derleyiciler, Veritabanı ve Network Yazılımları)

Uygulama Yazılımları (Kullanıcıların kendi geliştirdikleri yazılımlar)

Bu noktada şu hususu açıklamak gerekir ki CPU (Central Processor Unit) bilindiği gibi bir bilgisayar sisteminin en temel bileşeni olup, aynı şekilde bilgisayar sistemlerindeki disk, printer, disket, terminal (ana makineye bağlı, sıradan uç kullanıcılar) vs. gibi I/O (Input/Output) üniteleri donanım kısmı olmaktadır.

Yazılım (software) ise, hem bilgisayar sistemini oluşturan donanım birimlerinin yönetimini hem de kullanıcıların işlerini yapmak için gerekli olan programlardır. Yazılım olmaksızın bir bilgisayar sistemi, bir takım elektronik kartlar, kablolar ve mekanik bazı parçalardan ibaret bir cihazdır. Bir bilgisayar sistemi, üzerine işletim sistemi (Operating Systems) ve onun üzerine de diğer yazılımların yüklenmesi ve çalıştırılmasından sonra gerekli işlevleri yerine getirebilmektedir.

Bilgisayar yazılımları genel olarak 2 ana grupta incelenebilir.

Sistem Yazılımları (System Software)

Uygulama Yazılımları (Application Software)

Sistem Yazılımları (System Software); bilgisayarın kendisinin işletilmesini sağlayan, işletim sistemi, derleyiciler (compilers) (Yazılım programında, yazılan programı makine diline çeviren program), çeşitli donatılar (facility) gibi yazılımlardır.

Uygulama Yazılımları (Application Software); bu kullanıcıların işlerine çözüm sağlayan örneğin çek, senet, stok kontrol, bordro, kütüphane kayıtlarını tutan programlar, bankalardaki müşterilerin para hesaplarını tutan programlar vs. gibi yazılımlardır.

Bütün sistem programları içinde en temel yazılım işletim sistemidir ki, bilgisayarın bütün donanım ve yazılım kaynaklarını kontrol ettiği gibi, kullanıcılara ait uygulama yazılımlarının da çalıştırılmalarını ve denetlenmelerini sağlar.

Modern bir bilgisayar sistemi, bir veya birden fazla işlemci (ya da diğer bir söylemle “CPU”), gerçek bellek (RAM), saatler, terminaller, diskler, bilgisayar ağı (network) birimleri, yazıcı üniteleri, CD sürücüsü, disket ve teyp üniteleri gibi I/O ünitelerinden oluşmaktadır. Doğal olarak bir bilgisayar sistemi oldukça karmaşık bir yapıdadır.

Programcıları, donanımın bu karmaşık yapısından etkilenmemelerini sağlamak ve disk gibi donanım ünitelerinin nasıl çalıştıklarını anlamak zorunda bırakılmamaları için, donanımın üzerine ilave edilen yazılımların katmanlar şeklinde (layered system) oluşturulmaları ve bu sayede çok daha kolay bir şekilde, sistemin bütün parçalarının yönetilebilmesi şeklinde bir yapılanma, uzun yıllar önce geliştirilmiş bir yaklaşımdır.

Bu yapının en alttaki üç katmanı donanımı oluşturmaktadır. En alttaki katman, fiziksel üniteler, entegre devreler, kablolar, power (elektrik destek) üniteleri, disket sürücüleri, disk üniteleri ve diğer benzeri donanım birimlerinden oluşmaktadır. Bu katmanın mimari yapısı ile ilgilenmek ve bunları çalışma prensiplerini geliştirmek elektronik mühendislerinin işidir.

Bu katmanlar aşağıdaki gibidir.

Sekil 1. Bilgisayar Sistem Katmanları

Fiziksel üniteleri (donanım) doğrudan kontrol eden ve fiziksel katmanın bir üstündeki en ilkel yazılım düzeyini oluşturan katman, “microprogram” dır. Bu katman genellikle “read-only” (yalnızca okunabilir) bellek (ROM) sahasında bulunur. Microprogram da ekleme (add), taşıma (move), karşılaştırma (compare) gibi makine diline ait temel komutları adım adım yerine getirir. Microprogram, örneğin, Add işlemini yerine getirmek için eklenecek sayının nerede yer aldığını saptar ve üzerine eklenecek sayıyı ilave ettikten sonra sonucu elde eder.

Microprogramın yorumladığı komut seti (instruction set), makine dili (machine language) katmanını oluşturur ki, bu gerçekte makinenin gerçek bir donanım parçasını oluşturmakta ve bir bilgisayar da donanımın gerçek bir parçasıymış gibi nitelenebilmektedir. Bu nedenle bazı makinelerde Microprogram, donanımın içinde varsayıldığından ayrı bir katman şeklinde bulunmaz.

Makine dili, genel olarak 50 ile 300 arasında komuta (intruction) sahiptir. Veri taşıma, aritmetik işlem yapma ve değerleri kıyaslama gibi işlevleri yerine getirir. Makine dili, yazıcı ve disket sürücü gibi I/O (input/output) ünitelerinin denetimini özel yüklenmiş bilgiler sayesinde yapmaktadır.

Bir bilgisayar sisteminin dördüncü katmanında yer alan işletim sisteminin temel işlevi, donanımın karmaşıklığını kullanıcıya yansıtmamak ve daha elverişli ortam hazırlayıp, kullanıcının kolayca işini yapmasını sağlamaktır. Aşağıdaki gibi düşünecek olursak;

İşletim Sistemi Olmasaydı ; Diyelim ki, işletim sistemi olmayan bir bilgisayarın önünde oturuyorsunuz ve bu bilgisayarın disket sürücüsüne disketinizi taktınız ve bu disketteki “LATS” isimli oyun programını çalıştırmak istiyorsunuz. İşletim sistemi olmaksızın yapmanız gereken, daha doğrusu vermeniz gereken komutları şöyle bir hayal etmeye çalışın.

Disket sürücüsü takılı mı?

Takılıysa disket sürücüde disket var mı? ve dönüyor mu?

Dönüyorsa doğru hızda mı dönüyor?

Disket sürücüsünün okuyucu kafası disketin neresinde duruyor?

“LATS” programının disket üzerindeki yeri neresi? Örneğin üzerinde 80 kayıt izi bulunan bir diskette, programın kaydedilmeye başladığı iz hangisi, toplam program uzunluğu kaç iz tutuyor?

Sürücünün kafasını uygun izin üzerine gönder…

Uygun izin üzerine geldi mi?

Geldiyse, izin başlangıç noktasının okuyucu kafanın altına gelmesini bekle.

Disket sürücüdeki kayıtları okumaya başla ve belleğe taşı. (tabii belleğin program yüklemeye uygun bir noktasından başlayarak, bellekte boş yer yoksa bellekteki kullanılmayan bilgileri sil, bilgiler kullanılıyorsa bu bilgileri diskin boş bir yerine geri almak üzere kaydet ve belleği boşalt.)

Birinci iz bitince, okuyucu kafayı bilginin devam ettiği bir sonraki izin üstüne gönder ve bu hareket tamamlanıncaya kadar bekle…

İzleri okumayı ve belleğe yerleştirmeyi program dosyasının sonuna gelinceye kadar tekrarla.

Disketten okuma tamamlanınca, disket sürücüyü durdur ve programı çalıştırmaya başla.

Bu uzun liste bile abartılı şekilde kısaltılmış bir listedir. Sürücünün okuyucu kafasının belirli izin üzerine gönderilmesi bile başlı başına bir iştir aslında. Tabii birde bu işlemi makinenin anlayacağı bir dille yapmak gerekiyor. Yani, ikilik düzende 1 ve 0’ ları kullanarak PROM’ daki temel bilgilerle (ekleme, çıkarma, karşılaştırma, vs.) yapmak gerekiyor.

Oysa; işletim sistemi olan bir bilgisayarda, kullanıcının tek yapması gereken çalıştırmak istediği programın adını klavyeden yazıp ENTER tuşuna basmak veya simgesine (icon) tıklamaktır. Program dosyasının disket sürücüdeki yerinin bulunması, sürücüyü denetleyen kontrol devreleriyle gerekli görüşmeleri yapıp kafanın gerekli hareketleri yapmasını sağlayarak kayıtların belleğe aktarılması işinin sağlıklı bir şekilde yapılması, tamamen işletim sisteminin sorumluluğundadır.

İşletim Sistemi, üzerinde yer alan bazı yazılımlar “Sistem Yazılımı” olarak anılır. Örneğin derleyiciler (compilers) ; yazdığımız programı makine diline çeviren ara program, editörler (editors), yararlı programlar (utility) ; virüs temizleyen programlar gibi gerçek iş için yardımcılardır, veritabanı yönetim sistemleri (database management system) ve bilgisayar ağı yazılımları (network software) yine birer sistem yazılımlarıdır. Ancak bu yazılımlar İşletim Sisteminin kendi öz parçaları değildir.

Özet olarak İşletim Sistemi, aynı zamanda donanım üreticisi olan veya yalnızca yazılım geliştiren özel bir firma tarafından yazılıp pazarlanan ve bir bilgisayar sisteminin donanım ve yazılım kaynaklarını kontrol eden ve kullanıcılarında kendi çözümlerini geliştirebildikleri ortamı hazırlayan bir sistem yazılımıdır.

İşletim Sistemi Tanımı

En büyüğünden en küçüğüne, bütün genel amaçlı bilgisayarlarda çalışan programlar, bir işletim sistemine gereksinim duyarlar. Bu yüzden bilgisayarlarda herhangi program çalıştırılmadan önce İşletim Sistemi ile programların ana belleğine (RAM) yerleştirilmeleri gerekir. Bu işlem genellikle bilgisayar ilk açıldığı zaman otomatik olarak yapılır ve HHD’ deki İşletim Sistemi ana belleğe yüklenir.

Bir işletim sisteminden beklenen hizmet, donanım ve yazılım kaynaklarının uyumlu ve verimli bir şekilde birlikte işletilmesidir. Örneğin kullanıcı Cobol veya Pascal dili ile geliştirdiği uygulama programını, bir bilgisayar sisteminde çalıştırabilmesi için, uygulama programı ve verilerini yazabileceği bir disk ünitesi, verilerini yazdıracağı yazıcı ünitesi, bu programı işletecek işlemci (CPU) ve gerçek bellek gibi donanım birimlerinin yanı sıra derleyici (compiler), yükeyici (loader) ve network yazılımları gibi yazılım birimlerine de ihtiyaç vardır.

İşletim sistemini, bir bilgisayar sisteminde kullanıcı ile iletişim kurarak, donanım ve yazılım nitelikli kaynakların kullanıcılar arasında adil bir biçimde paylaştırılmasını ve donanım ile yazılım birimlerinin etkin bir biçimde kullanılmalarını sağlayan sistem programları topluluğuna denir.

İşletim Sistemi, bilgisayar donanımı ile bilgisayar kullanıcısı arasında bir arayüz (interface) görevini gören programlar topluluğudur. Bu programlar topluluğunun genel amacı, bilgisayar kullanıcılarına programlarını çalıştırabilecekleri ortamı yaratmak ve bilgisayar sisteminin etkin ve verimli olarak kullanılmasını sağlamaktır.

Bilgisayar Sistem Yapısı

Modern ve genel amaçlı bir bilgisayar sistemi, işlemci (CPU) ve belleği paylaşmak için bir omurgaya (common bus) bağlanmış bulunan bir çok ünite kontrol biriminden (device controllers) oluşur.

Şekil 2. Bilgisayar Sistem Yapısı

Bir bilgisayar sistemi açıldığında yani akım verildiğinde (power on) veya “Boot” edildiğinde, bir başlatma programına gereksinim vardır. Bu başlatma programı, sistemin bütün birimlerini başlama pozisyonuna getirir.

Bu başlatma programı işletim sistemine nasıl yükleyeceğini bilmelidir ve işletim sisteminin çalışmasını başlatabilmelidir. Bunu gerçekleştirebilmek amacıyla da İşletim Sisteminin çekirdeğinde (Kernel) yer almalı ve onu belleğe yerleştirmelidir. Sonra işletim sistemi ilk işi (proses) işletmeli ve bazı işlevlerin tamamlanmasını beklemeye başlamalıdır. Beklediği böyle bir işlev (olay) donanım veya yazılımdan kaynaklanacak bir kesinti (interrupt) olabilir.

En basit anlamıyla Kesinti (interrupt), işletim sisteminin o sırada yapmakta olduğu işi bırakıp, kesintiyi yaratan işe (proses) anahtarlanmasıdır. Kesintiler, bir bilgisayar mimarisinin önemli bir parçasını oluşturur. Her bilgisayar tasarımı kendi kesinti mekanizmasına sahiptir. Fakat birkaç fonksiyon geneldir.

İŞLETİM SİSTEMLERİNİN TARİHÇESİ

İlk gerçek “Sayısal Bilgisayar” İngiliz matematikçilerinden Charles Babbage (1792-1871) tarafından tasarlanmıştır. Ancak onun yaşadığı yıllarda teknoloji yetersizliklerinden, tasarladığı makinelerde işletim sistemleri mevcut değildi.

Birinci Nesil İşletim Sistemleri (1945-1955)

Babbage’ ın başarısızlıkla sonuçlanan çalışmalarından sonra, II. Dünya savaşına kadar olan dönemde yok denecek kadar az bir gelişme olmuştur. 1940’ lı yıllarda ise, Harvard Üniversitesinde Howard Aiken; Princeton Üniversitesinde, John Von Neumann ve Amerika ile Almanya’ daki bazı diğer araştırmacıların çalışmaları sonucunda vakum tüpleri kullanılarak sayısal bazı makinelerin geliştirilmesi mümkün olabilmiştir. Ancak bu geliştirilen makineler son derece büyük ve odalar dolusu on binlerce vakum tüplerinden yapılmış ve bugün evlerde kullanılan bilgisayarlardan yüzlerce kez daha yavaş çalışmaktaydılar.

Bu dönemde makinenin hem tasarımını yapan, hem imalatını yapan, hem programlayan, hem işleten ve hem de bakımını yapan hep aynı küçük bir gruptu. Bütün programlama, kontrol panelindeki ilgili yerlere, ilgili kabloları takarak makine dili ile yapılırdı. İşletim sisteminin ise adı bile anılmamaktaydı. Sonraları 1950’ li yılların başında kartlı makinelerin gelişmesi ile programların kartlara yazılıp buradan okutulması sağlanmakla beraber, diğer olaylar tümüyle aynıydı.

İkinci Nesil İşletim Sistemleri (1955-1965)

1950’ li yıların ortasında transistörlerin geliştirilmesi ile büyük bir devrim oldu. Bu dönemde bilgisayarlar müşterilerin işlerini yapabilecekleri düzeye geldiği için üretici firmalar tarafından satılmaya başladılar. Bu yıllarda, bilgisayar tasarımcıları, üreticileri, operatörler, programcılar ve bakım personeli kesin olarak birbirinden ayrıldılar.

Bu makineler yine de çok büyük ve çok pahalı olduklarından, çok büyük kapasiteli klima cihazları ile soğutma gerektirdiğinden ve çok büyük devlet daireleri ya da çok büyük özel sektör kuruluşları tarafından satın alınabildiler. Bu nesil bilgisayarlarda, kullanıcı her bir satırını bir karta yazdığı programını getirip eliyle sistem operatörüne verirdi.

Operatör kartları kart okuyucu cihazında okutur ve okunmuş seklini teyp bantına aktarırdı. Sonra sisteme derleyici bantını yükler ve arkasından da kullanıcının programının bulunduğu bantı yükleyerek derleme işlemini yapardı. Bu derleme işlemi tamamlandıktan sonra programın çalıştırılabilir halini 3. banta çıkar ve bunu tekrar sisteme götürüp çalıştırarak programın sonucunu yazıcıdan yazdırırdı.

Bu dönemde bundan sonra sağlanan en büyük aşama, derleyicinin bir defa yüklenmesinden sonra, çok sayıda farklı programcının programlarının 1 bant üzerine arka arkaya yüklenip çalıştırılması olanağı ile Yığın İşlem (Batch Processing) kavramının getirilmesi ve uygulamaya koyulmasıdır. Bundan önce bilindiği gibi her programcının programı için derleyici bantınıda bir defa yükleme zorunluluğu vardı. Bu nesil bilgisayarlar bilimsel ve mühendislik işleri için ve Fortran dili ile kullanılırdı. İşletim sistemi ise IBM’ in geliştirdiği ve 7094 makinelerin de kullanılan IBSYS’ di.

Üçüncü Nesil İşletim Sistemleri (1965-1980)

1960’ lı yılların başına kadar üretici firmalar iki farklı üretim çizgisinde gittiler. Bir taraftan mühendislik ve bilimsel işlerde kullanılan bilgisayarlar, diğer taraftan da bankacılık ve sigortacılık şirketleri gibi ticari kuruluşlar tarafından kullanılan bilgisayarlar üretildi.

Ancak bu durum çeşitli sorunlar yarattığından IBM firması bu iki farklı yaklaşımı tek bir yapı üzerinde birleştirmek ve sorunları gidermek amacı ile 360 mimarisini duyurdu.

Bu nesil bilgisayarların mimari yapısındaki en önemli yenilik transistörlerin yerine entegre devlerin kullanılmış olması idi. Böylece makinelerin boyutları küçülürken, çıkardıkları sıcaklıkta binlerce kat azalmıştı. Bununla beraber kullanım açısından bu mimari yapının getirdiği en önemli yenilik ise “mutiprogramming” tekniği idi.

Eski nesil bilgisayarlarda, kart ya da bant okuma süresi boyunca CPU tamamen boş olarak beklemekte iken, bu nesilde belleğin parçalara ayrılıp, her parçada başka bir programın çalıştırılması sayesinde, örneğin bir program teypten okuma yaparken CPU atıl (boş) olarak durmamakta ve diğer programın gereksindiği hesaplama işini yapmakta idi.

Üçüncü nesil bilgisayarların getirdiği bir diğer önemli özellikle, aynı anda gelen çok sayıda program destelerinin, kendinden önce gelenin çalışıp bitmesini beklemeden arka arkaya okutulup disk üzerinden sıra ile çalışmayı beklemelerinin sağlanması idi. Bu olanağa “SPOOLİNG” (Simultaneous Peripheral Operation On Line) adı verilmiştir. Spooling tekniği, yazıcı gibi paylaşımlı kullanıma uygun olmayan ünitelerin kullanıcılar tarafından hiç beklemeksizin kullanabilmelerine olanak sağlamıştır.

Örneğin var sayalım ki, aynı bir yazıcıda yazılmak üzere aynı anda 3 farklı kullanıcı programı tarafından 3 tane çıktı gönderilse ne olur? Eğer işletim sistemi ve onun kaynakları yöneten fonksiyonları olmasaydı, kağıt üzerinde ilk 5 satır mesela 1. kullanıcının, sonraki bazı satırlar 2. kullanıcının ve diğer bazı satırlar da 3. kullanıcının olurdu ki bu tam bir kaos yaratırdı. İşte işletim sistemi örneğin sahip olduğu Spooling mekanizması sayesinde bu kullanıcılar tarafından gönderilen işleri disk üzerinde sıra ile biriktirir ve yazıcı ünitesinden de sıra ile birbirine karışmadan yazdırır.

Özet olarak Spooling;

Paylaşımlı kullanıma uygun olmayan çevre ünitelerinin, kullanıcılar arasında birbirlerini beklemelerine gerek olmaksızın paylaşıyorlarmış gibi kullanmalarını sağlar.

Hız bakımından birbirinden çok farklı üniteleri arasındaki bilgi transferinin etkin bir şekilde yapılabilmelerini sağlar.

Yine üçüncü nesil bilgisayarlarla gelen diğer bir özellik zaman paylaşımıdır (Time-Sharing). Bu yazılım teknolojisi ile de, aynı anda çok sayıda kullanıcının terminalleri başındayken çalıştırdıkları işlere yada terminal vasıtası ile olmasa da sistem üzerinde yığın işlem “Batch Processing” olarak çalıştırılan işlere CPU’ nun sıra ile ve kısa sürelerle tahsis edilmesi sağlanabilmiştir. Bu sayede hem sistemde çalıştırılan işlerin hepsi CPU’ yu kısa aralıklarla kullanabilmiş olmakta, hem de sistemde çalışan örneğin ekran başında oturan kullanıcılar CPU’ nun yalnızca kendilerine servis verdikleri hisisne sahip olurlar.

Dördüncü Nesil İşletim Sistemleri (1980-….)

LSI (Large Scale Integration circuits) entegre devrelerinin gelişmesi ile ve binlerce transistörü ihtiva eden chiplerin 1 cm2 üzerine yerleştirilmesi ile kişisel bilgisayar (PC – Personal Computer) devri doğmuş oldu.

O dönemdeki kişisel bilgisayarlar mimari bakımından mini bilgisayarlardan farklı olmamakla beraber, fiyatı bakımından çok daha ucuzdular. PC’ lerin gelişmesi ve bunlar üzerinde çalışabilecek yazılımların, hiç bilgisayar bilgisi olmayan kişiler tarafından da kullanılabilir olması bu nesil bakımından evrim olmuştur. Bu nesilde iki tane işletim sistemi sektöre hakim olmuştur. Bunlardan bir tanesi Ms-Dos, diğeri de Unix’ dir.

1980’ li yılların ortalarında ilginç bir teknolojik yapılanmada başlamıştır. PC’ lerin Ağ İşletim Sistemleri (Network Operating System) ve Dağıtık İşletim Sistemleri (Distributed Operating System) ile kullanılmaya başlamasıdır.

Bir ağ işletim sisteminde, kullanıcılar ortamda çok sayıda bilgisayarın mevcut bulunduğunun farkında olurlar ve aynı zamanda uzaktaki başka bilgisayarlara Uzaktan Bağlanma (Remote Login) olabildikleri gibi dosyalarını bir bilgisayardan diğerine kopya edebilirler. Ağ işletim sistemindeki, en önemli özelliklerinde biri de, her makinanın kendi yerel işletim sistemi tarafından işletilmesi ve her makinenin kendi kullanıcılarına sahip olmasıdır.

Dağıtık işletim sistemlerin de, bunun tersine, gerçekte ortamda çok sayıda CPU, olduğu halde, ortamın kullanıcıya sadece geleneksel tek işlemcili gibi görünmesidir. Bir gerçek dağıtık sistemde, kullanıcılar programlarının nerede çalıştırıldığının ve dosyalarının nerede yerleşmiş olduğunun farkında olmazlar. Bu işlemlerin hepsi otomatik olarak ve etkin olarak işletim sistemi tarafından gerçekleştirilir.

İŞLETİM SİSTEMLERİNDE TEMEL KAVRAMLAR

Proses (Process)

Bir işletim sisteminde anahtar kavram Proses’ dir. Bir proses temel olarak “çalıştırılmakta olan bir program” dır. “Çalıştırılabilir bir program”, programın verileri, program sayacı, ve diğer bölümlerinden oluşan bir “veri yapısı” şeklindeki çatıdır.

Proses, yukarıda da belirtildiği gibi, bir “programın işletimi” ne verilen isimdir. Bir “kaynak program” durgun bir komutlar dizisi şeklinde bulunurken, proses bu komutlar dizisinin işletilmesi anındaki durumuna verilen isimdir. Kişisel bilgisayarlarda (PC), genellikle ortam tek kullanıcılı olmasına rağmen, zaman zaman işletim sistemine ilişkin prosesler de işletime alınmaktadır. Ancak yine de bu bilgisayarlarda çalışan işletim sistemlerinin bazılarının (MS-DOS) gibi tek iş düzeni (monoprogramming), bazıları ise kullanıcının kendisine ait farklı programları aynı anda işletime alabilmeleri nedeni ile (Windows işletim sistemi gibi) çok görevli (multitasking) özelliği taşıdığı söylenebilir.

Çok kullanıcılı olan, (multiuser) ve çok iş düzeni (multiprogramming) uygulanan sistemlerde ise, aynı anda birden çok işin işletilmesi zorunluluğu, CPU, bellek ve diğer sistem kaynaklarının bu işler (prosesler) arasında paylaştırılmasını gerektirir. Bu sistemlerde bu nedenle proses işletimi daha karmaşık bir hal alır.

Dosyalar (Files)

İşletim Sisteminin temel bir fonksiyonu, disklerin, çevre üniteleri vs. ile ilgili özelliklerini tutmaktır. Dosya (file) yaratmak, okumak veya yazmak için sistem çağrılarına ihtiyaç vardır. Bir dosya okunmadan önce mutlaka açılmalıdır. Dosyalar ile ilgili bilgiler “ Dizinler (Directory)” şeklinde bir yapıdır.

Prosesler ve dosyalar hiyerarşik (iç içe dallanmış) bir yapıdadır. Ancak, proselerdeki hiyerarşi, dosyalardaki kadar derin ve kalıcı değildir. Proseslerin hiyerarşik yapıdaki yaşamları en fazla birkaç dakika sürerken dosyaların hiyerarşik durumdaki yapıları yıllarca sürebilir.

İş (Job)

Kullanıcıların, bilgisayar sisteminde bağımsız bir bütün olarak ve belli bir sıra dahilinde işlenmesini istedikleri hizmetler kümesine “İş (Job)” denilebilir. Bilgisayarın sistemlerine gönderilen işler, bir veya birden fazla programın ayrı ayrı işletileceği alt adımlardan oluşabilir. İşler genellikle adımların art arda uygulanacağı biçimde düzenlenir. Her adım, bir öncekinin sonuçlanması üzerine işletime girer.

Bir örnek verecek olursak, günümüzdeki işletim sistemi olan MS-DOS işletim sisteminde “*.bat” uzantılı dosyalar bir anlamda iş adıyla adlandırılabilir.

İstemci / Sunucu (Client/Server)

Modern İşletim Sistemlerin de genel eğilim, çekirdek (kernel) (DOS’ daki Command.com gibi düşünülebilir) en düşük düzeye indirip kullanıcıları etkileyen utility (yardımcı program) leri zenginleştirmektir. Örneğin, bir dosyadan bir blok bilgi okumak için bir istek talebi olsun. Bu durumda istemci proses’ i (client process), dosya sunucusuna (file server) bir istem gönderir. File server işi yapar ve sonucu işlemciye gönderir.

Bu model de Kernel (Çekirdek) istemcilerle sunusular arasında iletişimi sağlar. İşletim sistemini, “file server”, “proses server”, “memory server” gibi parçalara bölmek yönetimi daha kolaylaştırmıştır. Örneğin bir yazılım hatası (bug) sebebiyle sistemdeki “file server” in çalışmaz duruma gelmesiyle, dosya servisi durur ama sistemin tümü çökmemiş olur.

Terminal (Sonda Bulunan)

Modern İşletim Sistemlerinde, istemci konumunda olan ve son uç olarak bulunan sistemlerdir. Fakat bu sistemler, iki türlüdür. Bunlardan birisi şu an kullanmakta olduğumuz şekli ile olandır. Yani, kendi işletim sistemini kullanarak istemci konumunda olanlardır. Diğeri ise, sistemi olmayan yani sadece monitör ve klavyeden oluşan sistemlerdir. Bunlara Dumb Terminal (aptal terminal) denir ve bunlar kendi içinde, özel kartla küçük bir server’ a bağlı olarak çalışır ve istemci durumunda bulunur. Örnek olarak bankalardaki memurların kullandığı bilgisayarları gösterebiliriz.

Boot (Yeniden Başlatma)

İşletim sisteminin yaptığı işler bitirilip veya kayıtları tutularak yarıda kesilip işletim sisteminin tamamen kapatılması veya elektriğinin kesilip yeniden verilmesi ve işletim sisteminin yeniden başlatılmasıdır.

İŞLETİM SİSTEMİNİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ

Bir işletim sistemi bir anda yalnızca bir kullanıcının bilgisayarı kullanmasına izin veriyor ve birden çok kullanıcının kullanmasına izin vermiyorsa, böyle bir işletim sisteminden bir grup çalışanın ortak kullanım sağlaması mümkün olmaz. Buna benzer olarak örneğin bir kullanıcı aynı bilgisayar üzerinde birden fazla programı aynı anda işletime almak istiyorsa, o işletim sisteminde “çok görevlilik” (Multitasking) özelliğinin bulunmasını aramalıdır.

İşte bunun gibi işletim sistemlerinin bir kısmında bulunan bir kısmında bulunmayan çeşitli özellikler, özellikle endüstride bir işletim sisteminden bahsedilirken üzerinde en fazla konuşulan hususları oluşturmaktadır. Bu nedenle endüstrideki günlük konuşma dilinde çok geçen bazı kavramlar incelenecektir.

Batch Processing (Yığın İşleme)

İşletim Sistemine, okutulan programlar (Spooling sahası) denilen ve disk üzerindeki özel bir alanı kapsayan bölüme sıra ile ve arka arkaya okutulup biriktirilmeye ve sonra bu saha da derlenmek ve çalıştırılmak için bekleyen programların sıra ile derleme ve çalıştırılma işlemine tabii tutulması yöntemine geçildi. İşte bu yöntem “yığın işlem” in (Batch Processing) temellerini atmış oldu.

Yığın İşlem, bilgisayar sistemlerinin daha verimli kullanılmalarını sağlayarak, iş başına düşen sistem giderlerini azaltmıştır. Ancak bu olumlu yönünün yanı sıra 2 önemli sakıncası vardır. Bunlardan ilki iş yönetiminin durgun ve iş denetim dilinin olanakları ile sınırlanmış olmasıdır. Kullanıcı işletimde oluşan hataları çözümlemek için işin sonuçlanıp sonucun kendisine dönmesini beklemek zorundadır. Yani, işletim kullanıcının tamamen kontrolü dışındadır. İkinci sakınca, çoğu işletim ortamında işler sonuçlanmış olsalar bile çıktıların kullanıcıya ulaşması saatler sürebilmekte, buda verimliliği azaltmaktadır.

Kişisel bilgisayarlardaki “MS-DOS” işletim sisteminde “Batch Processing” yığın işleyen programları çalıştıran komutların bir dosya içine arka arkaya (ardışık) yazılması ile oluşan tek bir dosyanın çalıştırılması ile sağlanır. Bu dosya *.BAT uzantılı bir dosyadır. Örneğin, “Autoexec.bat” dosyası DOS yüklenirken otomatik olarak çalışan ve bu dosyanın içinde ardışık olarak yazılı durumda olan her deyimi sıra ile işleten bir nevi “Batch Processing” işidir.

İnteractive Processing (Etkileşimli İşlem)

Etkileşimli işlem kullanıcılara, işlerini dinamik biçimde yönetme, çalıştırılan programların sonuçlarını doğrudan elde edip, her an müdahale edebilme olanağı sağlayan çalışma türüne ilişkin bir özelliktir. Bu çalışma türünde kullanıcılar, bir işin çalışma süreci boyunca işe, monitör ve klavye vasıtası ile her an müdahale edebilmektedirler. Yani bir başka söylemle, ekran başında oturan bir kullanıcının bilgisayara bir komut vermesi ve o komuta bilgisayardan yanıt alması türünde, bir nevi karşılıklı konuşma yapar gibi çalışma biçimine “Etkileşimli İşlem” denir.

Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, kullanıcılar program geliştirme, metin dosyaları oluşturma, program derleme ve test etme, veri tabanı sorguları işletme, bilgisayar ağı komutları girme, internet servislerini kullanma gibi kısa süreli işlerini Etkileşimli İşlem olarak yürütürler.

Bu yöntemin kullanıldığı işletim sistemleri tek kullanıcılı bir PC olabildiği gibi birlikte çalışan kullanıcı sayısı oldukça fazla olan bir ana bilgisayardaki işletim sistemi de olabilir. Terminal başındaki veya kişisel bilgisayar başında oturan kullanıcının çalışma şekli buna örnek olarak verilebilir. Etkileşimli işlemde, hizmet süreci:

İşlenecek bilginin bilgisayara yöneltilmesi

İşletim için beklemesi

İşletim

Sonuçların dökümü

Kullanıcının inceleme süreci

Biçiminde 5 evreye ayrılır. Bilginin girilmesinden başlayarak, sonuçların dökümüne kadar geçen süre, Yanıt Süresi (response time) olarak adlandırılır. Yanıt süresi, işletim için gereksenen süreler kadar, işletim evresine geçmek için beklenen süreyede işletim dilimleri arasında ana işlem biriminin (CPU) başla kullanıcılara servis verdiği zamanlarda bu kullanıcının CPU’ yu beklediği sürelere de bağlıdır. Etkileşimli işlemde işletim sisteminin önemli fonksiyonlarından biri bu dilimlerin, kullanıcıların hiç birini fazla bekletmeyecek biçimde adil dağılmasını sağlamaktır. Yanıt süresi için, kesin bir üst sınırın çizildiği etkileşimli uygulamalar, yani uygulamaların yürütülebilmesi için tahammül edilebilir en uzun sürenin ne kadar olabileceğinin belirlenmesi, Gerçek Zamanlı (Real Time) sistemlerde yapılır.

Şekil 3. Etkileşimli İşlemlerde İşletim Süreci

On Line Processing (Çevrim İçi İşlem)

“On Line” işlem, otomasyon (bankacılık işlemi gibi) uygulamalarında verilen sisteme sunuluş biçimini tanımlayan bir terimdir. Eğer veriler bilgisayar sistemine doğrudan bir biçimde ve işin sahibi tarafından bizatihi aktarılıyorsa yapılan uygulamaya On Line Processing denir.

Bu tür çalışma biçiminde bilgisayar sistemine bağlı uç birimlerde (başka illerdeki banka şubesindeki çalışanlar gibi), menüler aracılığı ile belirli bir otomasyon projesine yapılması istenilen bir işin gerçekleştirilmesi amacı ile veriler girilir. İşlemde bilgisayar sistemi tarafından anında uygulanır.

Örneğin bankacılık uygulamalarında müşteriler tarafından bankamatik cihazlarından geçekleştirilen para çekme, para gönderme, borsa işlemleri yapma gibi değişik bankacılık işlemlerine ilişkin veriler telefon hatları aracılığı ile doğrudan uygulamanın yürütüldüğü bilgisayar sistemine ulaşıyorsa yürütülen uygulama “On Line” işlemdir.

Off Line Processing (Çevrim Dışı İşlem)

Off Line Processing, On Line İşlemlerin bir noktaya kadar uygulanıp daha sonrasında Batch Processing olarak yürütüldüğü uygulamalardır denilebilir. Belli bir mekan içinde bulunan bilgisayar sitemine veriler doğrudan girilmek suretiyle belli bir süre On Line olarak yürütülen otomasyon projesinde, biriktirilen veriler bir süre sonra asıl bilgisayar sistemine topluca aktarılarak işlenirse bu tür uygulamalara Off Line Processing adı verilir.

Örneğin, bir şehirdeki fabrikanın departmanlarındaki terminallerinden bir takım satış, envanter, sipariş gibi veriler fabrikanın merkezindeki bilgisayar sisteminde anında işlenirler. Akşama kadar girilen bu veriler daha sonra, fabrikanın bilgisayar sisteminden bir başka şehirdeki genel müdürlük binasında bulunan asıl bilgisayar sistemine aktarılırsa, yürütülen bu uygulama biçimine Off Line İşlem adı verilmektedir.

Serial Processing (Seri İşleme)

Kişisel bilgisayar için kullanılan çoğu tek kullanıcılı (Single User) işletim sistemi, temel olarak Serial Processing yapmaktadır. Bu özellik, kullanıcının, komutları yada çalıştırmak istediği programların isimlerini klavye aracılığı ile arka arkaya girmesi yoluyla gerçekleşir. Kullanıcının yapmak istediği işleri bilgisayar ortamına birbiri ardı sıra aktarması işlemi Seri İşleme olarak anılır.

Örneğin, kişisel bilgisayarlardaki Ms-Dos işletim sisteminin bir kullanıcı kullanırken doğal olarak bir Seri İşlem uygulamaktadır. Çünkü, kullanıcı bir program çalıştırıyorsa bir sonraki yapmak istediği işi ancak bu programın çalışması tamamlanıp bittikten sonra uygulayabilecek, ondan sonrakini de ikincinin tamamlanıp bitmesinden sonra ancak yine yöneltebilecektir. Böylelikle yapılmak istenen işler kullanıcı açısından birbiri ardı sıra seri olarak bilgisayara yöneltilebildiği için bu tür bir kullanım biçimi seri işleme olarak adlandırılır.

Monoprogramming (Tek İş Düzeni)

Monoprogramming yani tek iş düzeni, bir anda, bir işletim sisteminin yalnızca bir programı çalıştırabilmesidir. Bu yöntemde kullanıcı, CPU’ yu tümü ile tek başına kullanmaktadır. İşletimde oluşan hatalar, başka bir kullanıcıya yansımayacağı için, korunma önlemleri yalnızca İşletim Sistemi ile kullanıcı arasında ön görülür. Ancak, verimlilik düzeyi düşük bir özelliktir.

Bugüne kadar endüstride yerleşmiş olan PC’ ler de örneğin MS-DOS işletim sistemi ortamında bir muhasebe paket programının çalıştırılması gibi uygulamalar bu türdendir. PC’ ler de kullanılan MS-DOS işletim sistemi bilgisayarın CPU’ yu Monoprogramming özelliği ile kullandırmaktadır. Çünkü zaten tek kullanıcılı olduğundan, başka kullanıcıların da aynı bilgisayarı kullalanabilmelerine olanak tanımadığı gibi aynı kullanıcının aynı anda başka programların da işletilmesine mümkün kılmadığından, bir anda yalnızca bir kullanıcının bir programı işlete bilmekte, dolayısı ile tek iş düzeni (monoprogramming) ortamı olmaktadır.

Time-Sharing Systems (Zaman Paylaşımı)

İşletim Sisteminde zaman paylaşımı, genel program geliştirme ortamına ek olarak, bilgisayar destekli tasarım ve metin işleme (text processing) sistemlerinde yaygın olan, Multiprogramming ve Multiuser özelliklerini kapsayan bir yaklaşımdır. Multiuser sistemlerin başlıca özelliklerinden bir tanesi, özellikle Time-Sharing desteği sayesinde de iyi bir yanıt süresi (response-time) göstergesi sağlamasıdır. İşletim sisteminin bu özelliği sayesinde, her kullanıcı, Mainframe sisteme tümü ile yalnız kendisi sahipmiş gibi çalışsa da, aslında time-sharing özelliği sistem kaynaklarını eşit bir şekilde kullanıcılara paylaştırma amacını taşır.

Bu yaklaşımda programlara belli zaman aralıklarında CPU’ yu kullanma hakkı verilir. Bu sürenin sonunda da program, (ya da kullanıcı) tekrar CPU kullanma sırasının kendisine gelmesini beklemesi için, bir bekleme kuyruğuna koyulur. Zaman paylaşımlı sistemlerde bellek yönetimi, birlikte çalışan programların birbirlerinden izolasyonunu ve bellek korunmasını iyi bir şekilde sağlar.

Multiprogramming (Çok İş Düzeni)

Çok kullanıcılı bilgisayar sisteminde, bir çok farklı kullanıcılara ait işler aynı anda işletime alınabiliyorsa, bu işletim sistemi ortamına “Multiprogramming” yada çok iş düzeni denir. Multiprogramming başlangıçta, CPU’ nun boş olarak beklediği süreleri değerlendirmek için tasarlanmıştır. Sistemde çalışan bir kullanıcıya ait herhangi bir iş, bir Giriş/Çıkış (I/O) veya başka bir nedenle beklemeye geçtiğinde, CPU’ nun başka bir kullanıcının programını işletmeye tahsis edilmesini (atanması) ve böylece bu pahalı birimden daha fazla yararlanılması amaçlanmıştır. CPU ile I/O birimlerinin çalışma hızları arasındaki fark büyüktür. Örneğin dakikada 300 kayıt (record) okuyabilen bir teyp ünitesinden veri okuyan bir program, bir kayıt için 200 milisaniye beklemek zorundadır.

Not : 1sn = 1000 milisaniye, 1dk = 60000 milisaniye

1sn = 1000000 mikrosaniye ,

1sn = 1000000000 nanosaniye,

60000/300 =200 milisaniye =200000 mikrosaniye (1 kayıt okuma için geçen süre)

200000 / 2 = 100000 komut

Bir bilgisayar sisteminde işlem hızının 2 mikrosaniye olduğunu varsayalım. Bu durumda, bu örnekte teyp ünitesinden bir kayıt okumak için CPU’ nun bekleyeceği 200 milisaniyelik süre içinde CPU 100000 komut işleyebilirdi.

Görüldüğü gibi Multiprogramming genellikle ana bilgisayarlarda kullanılan işletim sistemlerinde olabilecek bir özelliktir. Bu özellik Multiuser özelliğininde olmasını gerektirir. Burada örneğin tek bir CPU bulunan sistem üzerinde çalışan işletin sistemi, bu sisteme aptal (Dumb) terminaller vasıtası ile erişen kullanıcıların programlarını aynı anda işletime alır ve her kullanıcının programına çok kısa sürelerle CPU’ yu kullandırarak bütün kullanıcıların programları aynı anda çalışıyormuş gibi olur.

Bir bilgisayarda belli bir anda CPU ancak bir kullanıcının programını çalıştırır. Yani, sistemde örneğin 25 kullanıcı varsa ve bunların hepsi kendi programlarını çalıştırıyorsa, multiprogramming ortamında bunların hepsi işletime alınır, fakat çalıştırma ile kast edilen CPU’ nun o sırada, yani çok kısa bir zaman süresi için (4’ er milisaniye gibi) bunlardan yalnızca sırası gelen bir programı işletmesi anlatılmaktadır.

Multitasking (Çok Görevlilik)

Multitasking, bir işletim sisteminde bir kullanıcının, birden fazla sayıda prosesini aynı anda işletime alınabilmesi özelliğidir. Yani multitasking, bellekteki birkaç prosesi veriyi aynı anda işlemesi ve işlemci ile I/O ünitelerinin de bunlar arasında aynı anda kullandırılması ortamının yaratılmasıdır. Ancak bir bilgisayar sisteminde, işletim sisteminin kendisine ait birden fazla proses’ in aynı anda çalıştırılması, bu sistemde “multitasking” özelliği olduğunu göstermez. Bu nedenle bir işletim sisteminde multitasking özelliği, ancak bir kullanıcının birden fazla sayıdaki kendi prosesi aynı anda işletebiliyorsa vardır.

Bir çok uygulamanın (programın) aynı anda çalıştırılmasıdır. Bunun sağlanması için , görevler (uygulamalar) kısa zaman dilimleri içinde işlemcide çalıştırılır. Bu zaman dilimlerinin oldukça küçük zaman dilimleri olması nedeniyle yapay da olsa bir eş zamanlılık söz konusu olur (İşlemci aynı anda iki işi yapamaz). Bir örnek verelim;

Toplam çalışma süreleri aşağıdaki gibi olan 6 adet görev(task) olsun.

A işi 100 ms(milisaniye), B işi 1 ms, C işi 50 ms, D 3 ms, E 25 ms, F 90 ms

Bu prosesleri işletecek, iki sistem olduğunu farz edelim, bu sistemlerden birisi görevleri, bir görev bitmeden diğerine geçmeyecek biçimde işletsin. İkinci sistem de, görevleri çok görevliliğe göre çalıştırsın ve görevlerin çalışması için gereken kısa zaman dilimini 1 ms olarak alsın. Birinci sistemde A görevi bitmeden B görevi başlayamayacaktır. Yani 1 ms’ lik görev çalışabilmek için 100 ms’ lik görevin bitimini bekleyecektir. B görevinin, bitimi için toplam geçecek süre, 101 ms olacaktır. İkinci sistemde ise bu A görevi 1 ms çalışır. Ardından B görevine 1 ms verilir. Zaten B görevi 1 ms’ lik bir görev olduğundan hemen bitecektir. Yani B görevinin bitimi için gerekli süre 2ms’ dir.

Bütün görevlerin toplam bitim süresi bakımından iki sistem arasında fark yoktur. Tek farklılık yukarıda anlatılan örnekte belirtilen avantajdan kaynaklanır. Kısa görevler daha çabuk biter ve kendisinden önce gelen uzun görevleri beklemez. Windows işletim sisteminde birden çok pencere açmak gibi.

Multiuser systems (Çok Kullanıcılı Sistemler)

Multiprogramming’ i destekleyen işletim sistemleri, genellikle çok sayıda kullanıcının sistemi çeşitli amaçlarla kullanmalarını sağlar ki, bu sistemlere çok kullanıcılı sistemler (Multiuser System) denir. Bu özellik sayesinde her kullanıcı sisteme ayrı bir terminalden ya da bir bilgisayar ağına bağlı kendi bilgisayarından kendisine ait hesabını (userid) şifresi ile birlikte girerek sisteme erişmiş olur. Bu nedenle multiuser sistemler kullanıcı seviyesinde daha yüksek bir güvenlik (security) ve koruma (protection) mekanizmaları sağlamaya ek olarak kullanıcının sistem jaynaklarını kullanma düzeylerini (accounting) saptamaya ve izlemeye yarayan mekanizmalar içerir.

Buradan anlaşılmaktadır ki, bir işletim sisteminin multiuser özelliği varsa, o sistem genellikle multiprogramming de desteklenmektedir.

ÇEŞİTLİ İŞLETİM SİSTEMLERİ

MS-DOS

Eğer bilgisayar kullanmaya ilk defa Windows 95 veya 98 ile başladıysanız büyük bir ihtimalle DOS kelimesi size yabancı gelecektir. Her PC kullanıcısının yakından tanıdığı bu işletim sistemi, Dünya’ da en yaygın olarak kullanılan PC işletim sistemidir. 1980’ lerin başında IBM’ in ilk PC’ leri üretmesi ve bu PC’ lerde kullanılan yeni bir işletim sistemi arayışı ile ortaya çıkan DOS, günümüzde bir çok PC kullanıcısı tarafından hala kullanılmaktadır.

MS-DOS, Microsoft Disk Operating System (Microsoft Disk İşletim Sistemi) kelimelerinin kısaltılmış halidir. MS-DOS bir disk işletim sistemi olarak bilinir, çünkü yaptığı işlerin büyük bölümü disk işlemleri, bellek işlemleri gibi programların çalışabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapan bir işletim sistemidir. MS-DOS bir programdır, ama yalnızca bir program değildir. O olmadan diğer programların çalışma şansları yoktur. Çünkü bilgisayar sisteminin, tüm parçalarını MS-DOS kontrol eder. MS-DOS yalnızca, diğer programların çalışmasına olanak vermekle kalmaz, aynı zamanda bilgisayarınızın neyi nasıl yaptığı üzerinde size tam denetim sağlar. MS-DOS sizinle bilgisayarınız arasındaki bağdır.

DOS’un tarihi PC’ lerin (kişisel bilgisayarlar) tarihiyle başlar ve çoğunlukla da pek hayırla yad edilmez. Çünkü DOS’ta grafiksel bir kullanıcı arabirimi (pencereler) yoktur, her şey komutlarla ve bir sürü parametre ile yapılır. DOS, tüm x86 tabanlı PC’ lerde çalışır. Çok görevli bir işletim sistemi olmayan DOS, grafik kullanıcı arabirimini kullanmaz. Üstünde kolay yazılması, bellek ve sabit diskte az yer kaplaması, kolay ve çabuk öğrenilmesi, düşük konfigürasyonlu PC’ lerde çalışması gibi avantajları olmakla birlikte, etkin bir bellek yönetiminin olmaması, eski teknoloji kullanması ve grafik kullanıcı arabirimi olmaması önemli kısıtlamalarıdır.

Bilgisayarınız kapalı iken MS-DOS diskte durur. Her ne kadar özel bir program da olsa, MS-DOS eninde sonunda bir programdır, yani o da bilgisayarların kullandığı diğer bilgi toplulukları gibi bir dizi dosya içinde yer alır.

Eğer bir sabit diskiniz varsa, MS-DOS büyük olasılıkla onun içindedir (bilgisayar dağıtıcısı ya da sistemi kuran kimse tarafından yerleştirilmiş olabilir). Eğer bilgisayarınızda sabit disk (HDD) yoksa, MS-DOS’ un disketlerden kullanılması gerekir.

MS-DOS’ un Tarihçesi

MS-DOS 1981’ deki piyasaya sürülüşünden beri birkaç kez değişikliğe uğramıştır. İlk sürümün numarası 1.00’ dı. MS-DOS’ un zaman zaman değiştirilmesinin amacı, daha gelişmiş donanımlardan yararlanmak ve önceki hataları düzeltmektir. Sisteminizi başlattığınızda, MS-DOS, kullandığınız sürümün numarasını (versiyon) ekranda gösteriyor olabilir.

MS-DOS’ un yeni bir sürümü çıktığında, eğer numarasının ondalık noktasından sonra değişiklik varsa, (ÖRNEĞİN 6.0’ dan 6.2’ ye), bu küçük bir değişiklik gösterir.Bu durumda MS-DOS öz olarak önceki sürüme göre pek değişiklik içermez. Ondalık noktasının önündeki sayının değişmesi ise büyük bir değişiklik gösterir. Örneğin sürüm 6, sürüm 5’ te olmayan bir çok yeni özellik getirmiştir.

MS-DOS’ un yeni sürümleri eskilerine göre daha güçlü ve gelişmiş olsalar da öncekilerle uyumlu kalırlar. Bu yüzden, diyelim ki sürüm 2.1’ i kullanıyorken başka bir sürümle çalışmaya başladığınızda, tüm bilgilerinizi, deneyiminizi, dosya ve disklerinizi eskisi gibi kullanabilirsiniz. Örneğin, MS-DOS 3.0’ da kullandığınız bir dosyayı 5.0 sürümünde kullanabilirsiniz ama 5.0’ da kullandığınız bir dosyayı 3.0’ da kullanamayabilirsiniz.

MS-DOS’ un 3.30’ dan sonraki sürümlerini aşağıda görmektesiniz.

MS-DOS 3.30

MS-DOS 4.01

MS-DOS 5.0

MS-DOS 6.0

MS-DOS 6.20

MS-DOS 6.22

MS-DOS 7.0

MS-DOS 8.0 …

MS-DOS İle Neler Yapabiliriz?

MS-DOS, uygulama programlarınız için bilgisayarın işleyişini koordine eder. Bu gerçekten de çok önemlidir, ama MS-DOS’ un avantajları yalnızca bundan ibaret değildir.

Her ne kadar insanlara basit ve kullanması garip olarak düşünülen MS-DOS işletim sistemi bilgisayarın zarar görmesi durumunda bir numaralı ilaçtır. MS-DOS donanım kurucularının bir numaralı kullandıkları sistemdir. Örneğin Windows açılmıyor, devamlı sorun veriyor ? Bu sorunları genellikle HDD’ ye format atarak ve işletim sistemini tekrar yüklemekle becerirler ama hatadır. Çünkü devamlı HDD’ ye format atılırsa HDD zarar görürür “bad sector” (kullanılamayan veya bozuk alan) oluşmasına “boot sector”un (HDD’ nin bilgilerinin tutulduğu yer) zarar görmesine neden olur. Ama format atmadan MS-DOS’ tan yine yararlanarak bilgisayarın sistemi dahil geri getirilebilir. Bunların yapılması çok güzeldir ama bunları yapmak için grafik ekrandan (Windows Ekranı) biraz vazgeçip MS-DOS’ ta çalışmak gerekir. Bu yüzden, Microsoft Windows 95/98/ME sürümleriyle kullanıcının DOS ile olan iletişimini minimuma indirmeye çalışmış olsa bile DOS’ tan tam olarak vazgeçememiştir.

Ayrıca, Windows 95/98/ME kullanıyor olsanız da bazen DOS’ a işiniz düşebilir. Örneğin bir çok oyun programı Windows ile çalışmaz veya oynanamayacak kadar yavaş çalışır. Ayrıca Windows’ a giremediğiniz durumlarda da sorunu DOS’ tan halletmeniz gerekebilir. Bazen de tek bir dosyayı kopyalamak için bilgisayarınızı açtığınızda, Windows’ un çalışmasını beklemeniz gerekmez.

MS-DOS’ un kendisini de belirli işler için kullanabilirsiniz.; komut adı verilen yönergeleri (talimatları ) kullanarak MS-DOS’ u dosya yönetiminde, iş akışının denetlenmesinde ve ek yazılımlar gerektirmeden günlük işler gerçekleştirmede yönlendirebilirsiniz.

Örneğin MS-DOS metinlerden (text) oluşan dosyalar yaratmakta ve değiştirmekte kullanabileceğiniz bir program içerir.MS-DOS editör bir sözcük işlemci olmasa da, kısa yazışmalar listeler için çok kullanışlıdır. Onu kullanarak, küçük belgeleri bir sözcük işlemciye göre çok daha kısa sürede yazabilirsiniz. Veya bilgisayarı açtığınızda yüklenmesini veya çalışmasını istediğiniz dosyaları da bilgisayarın açılırken okuduğu Autoexec.Bat dosyasına koyarak otomatik olarak çalışmasını sağlamış oluruz.

MS-DOS’ ta özel gereksinimlerinizi karşılamak için olan komutları birleştirerek güçlü komutlar, hatta kendi küçük uygulamalarınızı yaratabilirsiniz. Örneğin bu kitapta, yalnızca MS-DOS komutları kullanarak, basit bir dosya yöneticisi ( belirli bilgiler için dosyalarda arama yapan bir program ) oluşturabilirsiniz.

MS-DOS’ un 4.0 ve sonraki sürümleri, komut ve dosyaları menü adı verilen listelerden seçmenize olanak sağlayan ayrı bir program içerirler. Shell adı verilen bu program ile tüm rutin işlerinizi gerçekleştirebilir, ondan zaman zaman yararlanabilir ya da isterseniz hiç kullanmayabilirsiniz.

Artık tüm bu uygulamalar, MS-DOS için oluşturulan Windows ara yüzünden (interface) sonra Dos’ un uygulamaları daha kolay ve anlaşılır olmuştur. Aynı zamanda MS-DOS’ u soğuk gösteren siyah beyaz ekran da ortadan kalkmıştır.

MS-DOS Dosya Yapısı

Dosya(File)

Tüm bilgiler ve programlar dosya (file) adı verilen bilgi topluluğu olarak disk/diskete kaydedilir. DOS işletim sisteminde bir dosya iki kısımda oluşur, dosya adı ve dosya uzantısı. Genel olarak bir dosyanın yapısı DOSYA_ADI ve DOSYA_UZANTISI şeklindedir. Burada DOSYA_ADI en fazla 8, DOSYA_UZANTISI en fazla 3 karakterden oluşur. Dosya isminin büyük veya küçük yazılması hiçbir şey değiştirmemektedir, büyük yada küçük yazmak aynı dosyaya karşılık gelmektedir.

MS-DOS’ ta dosyaların ifadesi;

LATS.TXT (Lats isimli yazı dosyası)

LATS.* (İsmi Lats olan bütün dosyalar)

*.COM (Uzantısı Com olan bütün dosyalar)

*.* (Bütün dosyalar)

????????.??? ( “ )

. ( “ )

MS-DOS dosya ismi ve dosya uzantısı kuralları;

Dosya ismi en fazla 8 karakterden oluşur.

Dosya uzantısı en fazla 3 karakterden oluşur.

Dosya ismi ile uzantısı arasında nokta (.) işareti bulunur.

Dosya ismi ve uzantısı içerisinde boşluk karakteri bulunmaz.

Dosya isimleri büyük küçük harfe duyarlı değildir.

Dosya ismi ve uzantı ismi yazılırken 0-9 arası rakamları, A’ dan Z’ ye harfleri ve bazı özel karakterleri ($, %, &, #…) kullanabiliriz. Fakat bazı özel karakterlerde (*, ., ? gibi) kullanılmaz.

XXXXXXXX . XXX

Dosya adı Uzantısı

Örneğin : COMMAND.COM, CONFIG.SYS, AUTOEXEC.BAT ve LATS.DOC gibi

Dosya İsmi Uzantıları ve Anlamları

COM : Makine dilinde yazılmış program dosyalarını ifade eder. Büyüklüğü en fazla 64K olabilir.

EXE : Executive’ den gelmektedir ve hemen çalıştırılabilir program dosyalarını ifade eder.

BAT : Toplu işlem dosyasını ifade eder.

Yukarıda belirtilen 3 dosya MS-DOS’ ta dosya isminin yazılması ile çalıştırılabilir, geriye kalan dosyalar ise başka programlar yardımı ile çalıştırılır. Bu 3 dosya ismi uzantısı aynı isimli dosyalara verilse (yani, LATS.EXE, LATS.BAT ve LATS.COM gibi) çalıştırılma sırası dosyanın büyüklüğüne ve küçüklüğüne bakılmaksızın bu dosyaları çalıştırma önceliği COM, EXE ve BAT sırasındadır.

TXT : Text (metin) dosyasını ifade eder.

SYS : Sistem Dosyalarını (System File) ifade eder.

HLP : Yardım dosyasını ifade eder.

DOC : Word’ de oluşturulmuş dosyaları ifade eder.

XLS : Excel’ de oluşturulmuş dosyaları ifade eder.

PPT : Powerpoint’ de hazırlanmış dosyaları ifade eder.

WIN : Windows’ la oluşturulmuş dosyaları ifade eder.

INI : Windows’ un sistem dosyalarını ifade eder.

MS-DOS’ un açılması için gerekli 3 dosya vardır. Bunlar Config.sys, Autoexec.bat, Commmand.com’ dur. Ayrıca, sistem dosyası olarak Msdos.sys (Dos ile ilgili sistem bilgilerini tutar. Örnek, versiyon bilgisi gibi) ve Io.sys (Dos’ un giriş/çıkış sistem bilgilerini tutar) vardır.

CONFIG.SYS

Bu dosya, bilgisayarın donanım özelliklerini değiştirmemizi sağlayan bir metin dosyasıdır. Yani bu dosyaya eklenecek komutlar aracılığı ile memory, fare, klavye, ekran ve bunun gibi araçların nasıl çalışacağı belirlenir. CONFIG.SYS dosyasının MS-DOS tarafından okunup işlenebilmesi için açılış diskinin ana dizininde bulunması gerekir.

AUTOEXEC.BAT

Bu dosya, DOS çalıştığında bazı programları otomatik olarak çalıştırma olanağı verir, ekran ve dil düzenlemesini sağlar. Bu sayede bilgisayarın her açılışı sırasında yüklemek zorunda kalacağımız klavye, fare, monitör dil … programları yüklenmiş olur.

COMMAND.COM

Bu dosya, bilgisayar komutlarını yazdığımız komut derleyicisini görüntüler. COMMAND.COM bilgisayarın açılış diskinin ana dizininde bulunması gerekir. Bu olmadan bilgisayarın açılması mümkün değildir. Direk makine dilinde yazılmış olduğu için çok hızlıdır.

Dizin (Directory) Yapısı

Bilgisayarda dosyalar içeriklerine veya özelliklerine göre dosya gruplarına ayrılabilir. Bu gruplara dizin adı verilir. Windows ortamında dizin ismi yerine klasör ismi kullanılır. 3 değişik dizin tipi vardır. Bunlar,

Root Directory (ana veya kök dizin)

Bilgisayarın ana dizinidir. Kullanılan sürücüyü tanımlar (a: , b: , c:). Kullanıcı root directory yaratamaz ve silemez.

Directory (dizin)

Root directory altında oluşturulan dizinlerdir.

Subdirectory (alt dizin)

Directory’ lerin altında oluşturulan dizinlerdir. Alt dizinler root directory’ de iken sadece DIR komutunun yazılması ile ekranda görülmezler.

MS-DOS Komutları

Komutlar İkiye Ayrılır ve komut isminin büyük veya küçük yazılması hiçbir şey değiştirmemektedir, büyük yada küçük yazmak aynı komuta karşılık gelmektedir.

İç Komutlar : COMMAND.COM dosyası içinde bulunan temel komutlardır ve çalıştırılması ile belleğe yüklenerek çalıştırılan komutlardır. Örnek : Ver, Dir, vs.

Dış Komutlar : Çalıştırılabilmesi için disk veya disket içinde dosya halinde bulunması zorunlu olan komutlardır. Örnek : Xcopy, format, vs.

İç Komutlar

DOS’ ta çalıştırılan komutun, çalışması için herhangi bir dosyaya ihtiyaç duymadan çalışan komutlara iç komutlar denir (Bilgisayarın açılışında kullanılan Command.com dosyasının içinde bulunan komutlardır). Çalışması için program dosyasının varlığına ihtiyaç duyulan komutlara Dış Komutlar denir. Dış komutları çalıştırabilmek için, o komutun programlama dosyasına ihtiyaç vardır. Örneğin format komutunu kullanabilmek için DOS’ da Format.com programının bulunması gerekir. Önemli İç Komutları, aşağıda inceledik. Bunlar ;

CLS komutu: Ekranı temizler.

Örnek: C:> CLS

DIR komutu: Disk veya disket üzerindeki dosyaları görüntüler.

Örnek: C:> DIR

DIR Parametreleri :

/P : (Dosyaları sayfa sayfa listeler) C:> DIR/P

/W : (Dosyaları yan yana listeler) C:> DIR/W

/A: (Gizli dosyaları listeler) C:> DIR/A

JOKER KARAKTELER (? , *)

* : Bilinmeyen bir isim veya uzantının yerine kullanılan joker karakterlerdir.

Örnek: C:> DIR *.EXE (Dosya Adı ne olursa olsun, uzantısı EXE olan dosyaları listeler)

C:> DIR LATS.* (Dosya Adı LATS olan, tüm dosyaları listeler)

? : Bilinmeyen bir karakter yerine kullanılan jokerdir.

Örnek: C:> DIR A??S.EXE (İlk harfi A , 4.harfi S olan , EXE uzantılı dosyaları listeler)

VOL komutu: Disk veya disketin etiketini ve seri numarasını görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> VOL

VER komutu: MS-DOS’ un versiyonunu görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> VER

DATE komutu: Bilgisayarın sistem tarihini görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> DATE

TIME komutu: Bilgisayarın sistem saatini görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> TIME

PROMT komutu: Komut satırı uyarısını değiştirmeyi sağlar. Bulunduğumuz yeri gösterir.

Örnek: C:> PROMPT (sürücüyü ilkel PROMT’ a dönüştürür.)

C> (ilkel PROMT)

PROMPT Parametreleri

$P: Aktif sürücüyü ve dizini görüntüler.

$G: “>” işaretini görüntüler.

$T: Enter’ e basıldığı andaki saati gösterir.

$D: O gün ki tarihi gösterir.

Görüntüsü değiştirilen PROMT’ u eski haline getirmek için;

C:> PROMPT $P$G tanımlaması yazılır.

COPY CON komutu: Dosya oluşturmayı sağlar. Ama artık bunun yerine Word gibi programlar vardır.

Örnek: C:> COPY CON LATS.TXT (TXT uzantılı, LATS adlı dosya oluşturur)

Oluşturduğumuz bu dosyayı kaydedip bitirmek için ^Z (Ctrl+Z) tuşlarına basılır. Kayıt yapmadan çıkmak için ^C (Ctrl+C) tuşlarına basılır.

TYPE komutu: Dosya içeriğini görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> TYPE LATS.TXT

C:> TYPE LATS.TXT

MORE (LATS.TXT dosyasını sayfa sayfa görüntüler)

REN komutu: Dosya adının veya uzantısının değiştirilmesini sağlar.

Örnek: C:> REN LATS.TXT TUFAN.DOC (LATS.TXT dosyasının ismini TUFAN.DOC yapar)

MD komutu: Dizin oluşturmayı sağlar.

Örnek: C:> MD LATS (LATS adlı dizin açar)

CD komutu: Dizin değiştirmeyi sağlar.

Örnek: C:> CD LATS (LATS adlı dizine girer)

C:LATS> CD.. (LATS adlı dizinden çıkar) (Aktif olan dizinden bir önceki dizine çıkışı sağlar)

C:LATSDENEME> CD (LATS ve DENEME dizinlerinden çıkar) (İç içe girilmiş dizinlerden bir seferde köke (ROOT) çıkmayı sağlar)

RD komutu: Dizinleri silmeyi sağlar, yalnız dizin içinde hiçbir dosya veya altdizin olmamalıdır. Eğer varsa öncelikle altdizinler ve dosyalar silinmelidir. Silinecek dizin içinde hiçbir şey bulunulmaması gerekir. Eğer silinecek dizin içinde dosya veya dizin bulunuluyorsa önce o dizinin bir önündeki dizine çıkılmalı ve sıra ile temizlemelidir. Bu işlemi DELTREE komutu ile dizin içerisine bakmaksızın silebiliriz.

Örnek: C:> RD LATS

COPY komutu: Dosya veya dosyaları belirtilen ortama kopyalamayı sağlar. Kullanım şekli ise nereden nereye şeklindedir. İlk belirtilen yer nerden olduğu ikinci belirtilen yer ise nereye kopyalanacağıdır. Copy komutu, birden çok dosyayı bir seferde kopyalamaz her dosyayı tek tek kopyalar.

Örnek: C:> COPY C:LATS.TXT C:DOS (C Root’ unda bulunan LATS.TXT dosyasını C’ nin altındaki DOS dizinine kopyalar)

DEL komutu: Dosya veya dosyaları silmeyi sağlar

Örnek: C:> DEL LATS.TXT (LATS dosyasını siler)

C:> DEL *.* (Tüm dosyaları siler)

C:> DEL *.EXE (EXE uzantılı dosyaları siler)

Dış Komutlar

Bilgisayarda dosyalar halinde bulunması gereken komutlardır. Kullanılacak komuta ait dosyanın çalışılan sürücüdeki disk veya diskette bulunması gerLATSektedir. Aksi taktirde komut ile ilgili çalışma gerçekleştirilemez.

FORMAT komutu: Yeni alınan disk veya disketi biçimlendirir ve kullanılır hale getirir yanı sıra dolu olan bir disk veya diskete uygulandığında içindeki tüm bilgileri siler, disk veya disketteki bozuk olan sektörleri düzeltir (düzelebilecek durumda olanları), virüslü olan disk veya disketteki virüsleri temizlemeyi sağlar (temizlenebilecek durumda olanları).

Örnek: C:> FORMAT A: a disketini biçimler, kullanılır hale getirir.

FORMAT Parametreleri

/s : Disk veya diskete bilgisayarı açmayı sağlayan sistem dosyalarının yüklenmesini sağlar.

Örnek: C:> FORMAT a:/s

/q : Disk veya disketin hızlı bir şekilde Formatlanmasını sağlar. Q parametresi ile Formatlanan disk veya disketin bozuk olan sektörleri düzeltilmez.

Örnek: C:> FORMAT a:/q

/v: : Disk veya diskete Formatlama sırasında isim vermeyi sağlar. Verilecek isim

11 karakteri aşmamalıdır.

Örnek: C:> FORMAT a:/v:ÇALIŞMA

/F: : Formatlanacak DD bir disketin kapasitesini tanımlamayı sağlar.

Örnek: C:> FORMAT A:/F:720

/u : Disketi kurtarılmayacak şekilde Formatlamayı sağlar.

Örnek: C:> FORMAT A:/U

Gerektiğinde birden fazla parametre aynı komut satırında tanımlanabilir.

Örnek: C:> FORMAT A:/S/V:DERS/F:720/u

UNFORMAT komutu: Yanlışlıkla Formatlanmış bir disk veya disketi eski haline getirmeyi sağlar. U parametresi ile Formatlanmış kayıt ortamı UNFORMAT ile kurtarılamaz.

Örnek: C:> UNFORMAT A:

LABEL komutu: Disk veya disketin ismini değiştirmeyi sağlar. Verilecek isim 11 karakteri aşmamalıdır.

Örnek: C:> LABEL EĞİTİM

DISCOPY komutu: Diskcopy işlemi aynı kapasitedeki 2 disket veya disk arasında gerçekleşir. Kaynak (A) disketteki tüm dosyalar, hedef (B) diskete kopyalanmadan önce hedef disket formatlanır. İşlem bittikten sonra her iki disket içindeki dosyaların aynı olduğu görülür. İşlem sırasında disket isterken karşılaşılan mesajlar;

Source : Kaynak disketi tanımlar. Mesaj görüldüğünde sürücüye kaynak (kopyası alınan) disket takılır.

Target : Hedef disketi tanımlar. Mesaj görüldüğünde sürücüye hedef (alınan kopyayı konacağımız) disket takılır.

Örnek: C:> DISKCOPY A: B:

MEM komutu: Bilgisayarın hafızası (MEMORY) ile ilgili bilgilerin ve bellek bilgilerinin görüntülenmesini sağlar.

Örnek: C:> MEM

ATTRIB komutu: Dosyalara özellik vermeyi veya iptal etmeyi sağlar. Özellikler, (+) işaretinin ardından özelliğin baş harfinin yazılması ile verilir, (-) işaretinin ardından yine özelliğin baş harfinin yazılması ile iptal edilir. Özellikler şunlardır;

Özelliğin Adı Verilmesi İptali

READ ONLY (Okunabilir) +R -R

HIDDEN (Gizli) +H -H

SYSTEM (Sistem) +S -S

ARCHIVE (Arşiv) +A -A

Örnek: C:> ATTRIB (Tüm dosyalardaki özellikleri görüntüler)

C:> ATTRIB +H LATS.TXT

C:> ATTRIB -H LATS.TXT

C:> ATTRIB +H,+R LATS.TXT

C:> ATTRIB -H,-R LATS.TXT

TREE komutu: Dizinleri, altdizinleri ve dosyaları ağaç yapısında görüntülemeyi sağlar.

/f : Dizin ve altdizin içindeki dosyaları ağaç yapısında görüntüler.

Örnek: C:> TREE (Sadece dizinleri ve altdizinleri ağaç yapısında görüntüler)

C:> TREE/F (Dizin ve altdizinleri içlerindeki dosyalarla beraber görüntüler)

MOVE komutu: Dosya veya dosyaları belirtilen ortamlara taşımayı sağlar. İşlem bittikten sonra tanımlanan dosyaların kaynak ortamdan silindiği ve hedef ortama aktarıldığı görülür. Copy komutunda olduğu gibi Move komutunda da “NERDEN” ve “NEREYE” sorularına yanıt aranır. (Bunu bir evden başka bir eve taşınmayı örnek alabiliriz. Artık eski adreste kalmıyoruz ve yeni adresteyiz gibi düşünebiliriz.)

Move NERDEN NEREYE

Örnek: C:> MOVE A:LATS.TXT C:SINIF

Diğer bir özelliği de dizinlerin isimlerini değiştirmeyi sağlar.

Örnek: C:> MOVE SINIF DERS

MORE komutu : /P parametresi olmayan komutlar için sayfa sayfa döküm almayı sağlar.

MORE Parametreleri

: Sayfa sayfa döküm almayı sağlar.

Örnek: C:> TREE

MORE

C:> ATTRIB

MORE

< : Dosya içersine yazılmış uzun metinlerin sayfa sayfa alınmasını sağlar.

Örnek: C:> MORE < LATS.TXT

SYS komutu: Disk ve veya disket içersine sadece bilgisayarı açmaya yarayan sistem dosyalarını yüklemeyi sağlar. Yapılan işlemden kayıt ortamındaki diğer dosyalar etkilenmez.

Örnek: C:> SYS A:

DELTREE komutu: Dizinleri içlerindeki altdizinler ve dosyalarla beraber silmeyi sağlar. Komut satırına ROOT’ a bağlı olan dizin adı yazılır.

/Y : Onay almadan silme işleminin doğrudan gerçekleştirilmesini sağlar.

Örnek: C:> DELTREE DENEME

C:> DELTREE/Y DENEME

XCOPY komutu: Dizinleri içlerindeki altdizin ve dosyalarla beraber belirtilen ortamlara kopyalamayı sağlar. Kullanım şekli copy komutu ile aynıdır, fakat birkaç tane ek parametresi vardır. Xcopy komutu dosyaları copy komutu gibi tek tek değil bellek kapasitesine göre, topluca kopyalamayı da sağlar.

XCOPY Parametreleri

/S : Dizinleri içlerindeki altdizin ve dosyalarla beraber kopyalamayı sağlar.

/E : İçi boş olan dizinleri kopyalamayı sağlar.

Örnek: C:> XCOPY DOS*.* A:DOS/S/E

UNDELETE komutu: Del komutu ile silinen dosyaları, kurtarmayı sağlar. Silinen dosyaların ilk karakterlerinin yerine (?) görülür. Buraya dosyanın ilk karakteri yazılarak kurtarılması sağlanır)

UNDELETE Parametreleri

/LIST : Kurtarılacak veya kurtarılamayacak dosyaların listesini görüntüler. Kurtarılamayacak olan dosyalarının yanında (**) görülür.

/ALL : Silinmiş dosyaların bilgisayar tarafından kurtarılmasını sağlar. Kurtarılan dosyaların ilk karakterinin yerinde (#) görülür.

Örnek: C:> UNDELETE/LIST

C:> UNDELETE/ALL

C:> UNDELETE LATS.TXT

DOSKEY Komutu: Komut satırına yazılan tanımlamaları, belleğe yükleyerek tekrar kullanma olanağı sağlar. Bilgiler bellekte bilgisayar açık kaldığı süre içinde saklanır. Bilgisayar kapandığı andan itibaren tüm bilgiler silinir. Doskey komutunu bilgisayara yüklemek için komut satırına DOSKEY yazılarak enter tuşuna basılır.

Örnek: C:> DOSKEY

BACKUP komutu: Hard Disk’ teki dosyaları diskete yedeklemeyi sağlar. Yedekleme sırasında bilgisayar her diskete bir numara verir. Fakat bu işlem dosyaları sıkıştırmadan gerçek boyutu ile yaptığı için pek kullanışlı değildir, bunun yerine sıkıştırma programları ile yedek almak daha karlıdır.

/S : dizinleri içlerindeki altdizin ve dosyalarla beraber yedekler.

Örnek: C:> BACKUP C:WINDOWS*.* A:

C:> BACKUP C:WINDOWS A:/S

RESTORE komutu: Backup ile diskete yedeklenmiş dosyaları hard disk’ e geri yüklemeyi sağlar.

Örnek: C:> RESTORE A: C:

C:> RESTORE A: C:/S

ARJ komutu: Dosyaları sıkıştırmak veya sıkıştırılan dosyaları açmayı sağlar. Sıkıştırılan dosyalar tek bir dosya haline gelir. Ayrıca dosyalar döküm alındığında görülürler. Bunun yerine günümüzde çoğunlukla Winzip kullanılmaktadır.

ARJ Parametreleri

X : Dosya açmayı sağlar.

A : Dosya sıkıştırmayı sağlar.

-V1440 (720) : 3.5 HD veya 3.5 DD standardına göre dosyayı sıkıştırır yada açmayı sağlar. Bu parametre kullanıldığında dosya uzantıları ARJ, A01, A02 ve bunun gibidir.

-R : Bulunulan ortamdaki directory’ lerin sıkıştırılıp açılmasını sağlar.

Hard Disk İçinde Sıkıştırma

Örnek: C:> CD YEDEK

C:YEDEK> ARJ A -R ÇALIŞMA.ARJ

Hard Disk İçinde Açma

Örnek: C:> CD YEDEK

C:YEDEK> ARJ X -R ÇALIŞMA.ARJ

Not : Bir Hard Diski formatlamak ihtiyacı, çoğu zaman mevcut işletim sisteminin yersizliği veya “çökmesi” durumunda olur. Bu işlemi çok dikkatli yapmalısınız. Çünkü diskteki tüm veriler kaybolacaktır. Eğer diskinizi formatlamaya karar vermişseniz ve Winsows 9x/Me kullanıcısı iseniz bilgisayarınızı MS-DOS kipinde başlatmalısınız. Aksi takdirde Windows buna izin vermeyecektir.

Bilmiyorum haberi olmayan var mı? Windows 3.1 – 95 – 98 – ME işletim sistemi MS-DOS işletim sistemi üzerinde çalıştırılırlar. Bilgisayar, önce MS-DOS veya DOS işletim sistemini açar ve bu işletim sisteminden sonra Windows’ lardan hangisi yüklü ise çalıştırılır. Bilgisayarınızda bir sorun oluştuğunda daha önceden çıkartmışsanız, Windows açılış disketi ile, yada açılışta F8 tuşuna basıp “Sadece Komut İstemi” seçeneği

12 Temmuz 2007

Türkiye’de Bilişim Sektörünün Gelişimine Yönelik Bir Not

Türkiye’de Bilişim Sektörünün Gelişimine Yönelik Bir Not

Bilişim teknolojilerinin günümüzde iş dünyasını ve iş dünyamızın yanında bir o kadar da sosyal hayatımızı ne denli büyük ölçüde etkilediği kaçınılmaz bir gerçek. Türkiye’nin bu teknolojileri kullanma alanında belirli bir performans gösterdiğini kabul etmek mümkünse de, yeni teknolojilerin özellikle de bilişim teknolojilerinin ülkemizin kurumları tarafından üretilmesi ve daha yagın kullanılması konusunda yeni ve hızlı adımların atılması gerektiği izlenmektedir. Bu yazımda yenilikler ve özellikle bilişim teknolojisinin ekonomik kalkınma üzerine etkilerini irdeleyen çalışmalar ışığında Türkiye’nin bu alandaki perspektifine ilişkin görüşlerimi aktaracağım.

Bu yazıyı hazırlarken bilişim teknolojilerinin kalkınma ve verimlilik üzerinde etkisini analiz eden beklediğimden çok daha fazla sayıda akademik çalışma olduğu hemen dikkatimi çekti. Bu alanda çalışmaların yoğunlaşmasının önemli etmenlerinden birinin ABD’nin ekonomik performansı olduğu düşüncesindeyim. ABD’nin 1990’larda dünyanın diğer bölümlerinde yaşanan durgunluğa rağmen büyümeyi başarması, enflasyonu düşürebilmesi ve işsizliği azaltması dikkat çekmiştir. ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’in bu ivmenin gerekçesi olarak bilişim teknolojilerinin verimlilik üzerinde yarattığı etkiyi özellikle vurgulaması bu alana duyulan ilginin yoğunlaşmasına katkıda bulundu.

Bilişim teknolojilerinin ekonomik kalkınma ve verimlilik üzerine etkisine değinmeden önce ekonomik kalkınma hakkında kısa bir tarihi gezinti yapmak faydalı olabilir. Ekonomik kalkınmayla ilgili girdiler 18. Yüzyıl Adam Smith ekolünden beri bir devinim yaşamaktadır. Çıktının-output elde edilmesinde uzunca bir süre teknolojinin “dışsal” bir faktör olduğu kabul edilmiştir. Ancak Nelson ve Winter adlı iki araştırmacının yaklaşımı, işgücü ve sermayenin yanında teknolojinin üretim fonksiyonları içinde “içsel” bir faktör olduğunu ifade etmeleri ile beraber teknolojiye ve teknolojinin ekonomik kalkınmayla olan ilişkisine dair bakış önemli ölçüde değişime uğramıştır.

Nelson ve Winter’in geliştirdiği evrimsel yaklaşımda ekonomik kalkınma için teknik değişimin-technical change rolü olduğu, bunun yanında talep tarafındaki faktörlerin de önemli olduğu savunulmuştur. Bu çerçevede, farklı uzmanlaşma yapılarına giderek ülkelerin yaratabildiği teknik imkanlar ve talebin gelir esnekliği ile farklı bir performans sergilenebileceği ortaya konuldu. Bu okulun ekonomist Joseph Scumpeter’den etkilendiği ve esinlediği görülmektedir. Ekonomik Kalkınmanın Teorisi adlı yapıtında Schumpeter, ekonomik kalkınmayı buluş/yenilik/inovasyon, girişimci ve finansal kaynağa bağlamıştır.

Alman filozof Karl Marx, Das Kapital adlı eserinde mekanik teknolojileri ve makina mühendisliğine bağlı sanayiyi kalkınma için dikkate değer bulmuş ve incelemiştir. Tarihçi Arnold Toynbee, 18. Yüzyıl sanayi devrimi hakkında yansıttığı görüşlerinde dört anahtar endüstriden bahsetmiştir. Bunları; tekstil, mühendislik sanayi, kömür üretimi ve gemi yapımı olarak belirlemiş, Toynbee’nin bu yaklaşımı yeni sanayi dallarına ilgiyi daha da yoğunlaştırmıştır. Bu gelişmeye modern büyüme teorisinin babalarından Kuznet önemli ölçüde ışık tutmuştur.

Kuznet’e göre; hızlı büyümenin kaynağı yenilikler ve/veya yeni buluşlardır. Kuznet, sürdürülebilir ve sürekli büyüme için mutlaka eskilerin üzerine yeni buluşların yaratılmasının gerektiğini, buluşlar ve yeniliklerle beraber bir ülkenin ekonomik çıktısının üzerinde yeni endüstrilerin eskilere göre göreli öneminin artması gerektiğini savunmuştur.

Aslında bu yaklaşım Joseph Schumpeter tarafından bir sistem haline getirilmiştir. Schumpeter ekonomik dinamiklerin şekillenmesinde Kuznet gibi buluşlara büyük önem vermiştir. Ayrıca, girişimcinin nitelikleri, yatırım tutarı ve finansman gibi konuları da ekonomik dinamiklerin şekillenmesinde ön planda tutmuştur.

Ekonomik kalkınmada teknik değişimin önemini vurguladıktan sonra bilişim teknolojilerinin etkilerini irdeleyelim. Bu teknolojilerin ekonomik büyüme üzerine etkilerini inceleyen çok sayıda akademik çalışma yapılmıştır. Bunlardan en etkili olanlardan biri Freeman ve Perez’in çalışmalarıdır. Bu çalışmalarda büyümenin temel sürükleyicisinin bilişim teknolojileri olduğu savunulmuştur. Büyüme büyük bir tekno-ekonomik paradigma değişimi ile köklü teknolojik gelişimlere bağlanmıştır. Bu değişim için duyulan gereksinimin boyutları da geniş tutulmuştur. Yeni bir organizasyonel yapılanmaya, işgücü içinde yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde eğitim almış ve tecrübe sahibi olmuş insan kaynağına, yeni bir altyapıya, yeni tüketim alışkanlıklarına ve yeni tip şirketlere ihtiyaç duyulduğu savunulmuştur.

Bazı akademisyenler ise sözedilen çalışmada ve son 15 yılı aşkın süredir bu çalışmadan etkilenen diğer çalışmalarda gerek bilişim gerek diğer yeni teknolojilerde değişimin sosyal ve ekonomik boyutlarının ne denli net yapıldığına dair bir açıklık olmadığına ilişkin değerlendirmeler yapmıştır. Bu görüşlere karşı çıkan ekolun iddiaları çeşitli gerekçelere mesnetlendirilmiştir. Bunlardan ilki; radikal buluşların ve bu buluşların ekonomik sistem içine entegre olabilmesinin hızla gerçekleşmediğidir. Özellikle bu tip teknolojilerin yaygınlaşmasının çok da hızlı ve kolay olamadığı belirtilmektedir. Yeniliklerin mutlaka belirsizlik içerdiği açıklanmaktadır. İkinci tez ise teknolojinin arzu edilen düzeyde yaygınlaşmasının gerçekleşmesi halinde bile ekonomik çıktı-output üzerinde iddia edilen kadar büyük bir etkisinin olmadığı yönündeki kanıdır. Üçüncü olarak ise; yeni teknolojilerin üretilmediği ülkeler üzerinde etkisinin ölçümünün pek de mümkün olamamasının, bir genelleme yapmak için engel teşkil ettiğidir.

Buna rağmen, ekonomistler bilişim teknolojilerinin büyüme üzerindeki etkisini analiz etmeye devam edilmştir. 1950’li yıllarda Solow’un geliştirdiği büyüme modeli öenmli kavramsal ve teknik bir aydınlanma imkanı sağlamıştır. Solow, ABD ekonomisinin büyümesinin ardındaki itici gücü sadece işgücü ve sermaye girdilerine bağlamamış, yerine kendi ifadesiyle “teknik değişim” adını verdiği teknolojik gelişime bağlamıştır. Bu sonuç ekonomik büyümenin ölçümlendiği faktörler üzerine bir tartışma yaratmıştır. Ayrıca, örneğin işgücünün niteliklerinde ilerleme gibi ölçülemeyen ve kalitatif büyüklüklerin de araştırılmasına yolaçmıştır. Bu durum “büyüme muhasebesi-growth accounting” adı verilen ve işgücünün yeteneklerini, teknik değişimin uzun dönemli ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin analiz edildiği yeni bir araştırma alanı da doğurmuştur.

Solow’un 1957 yılında ABD ekonomisi üzerinde yaptığı araştırma teknik değişimin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini önemli ölçüde ortaya çıkarmıştır. Yeni büyüme teorileri de firmaların yenilik yapma yeteneklerinin teknik değişimde ve kalkınmada rolü olduğuna dair önemli sayılacak bulguları sunmuştur. Bu çerçevede, bazı ampirik çalışmalar yeni fikir üretiminin ekonomik sistemlerin performansları üzerindeki etkisini araştırmıştır. Bu çalışmalardan çıkarılan önemli bir bulgunun ülke düzeyinde uzmanlaşmanın ülke kalkınmaları üzerinde etkisi olduğunu göstermiştir.

Günümüzde teknik değişimin ekonomik büyümenin en önemli motoru olduğu savunulmaktadır. İlgili diğer çalışmalar özellikle bilişim sektörünün önemli yapısal değişimleri de beraberinde getirdiğini ifade etmektedir. Freeman ve Perez’in çalışmaları bilişim teknolojilerinin yanında biyoteknoloji ve ileri düzeyde gelişmiş materyaller-advanced materials gibi daha çok bilim ve araştırma-geliştirmeye dayalı sektörlerin gelişiminin de kalkınma üzerine etkileri olduğunu belirlemiştir.

Özellikle bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin son 25 yıl içindeki gelişimi bu alanlarda geri kalmış ülkelerin stratejik yaklaşımlarını farklılaştırmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Öncelikle, 1960’lardan itibaren bazı büyük Avrupa ülkelerinin ABD ile kendilerini konumlandırdıklarında sahip oldukları statünün önemli ölçüdeki farkı, ulusal şampiyonlar yaratma stratejisini geliştirmelerini teşvik etmiştir. İngiliz ICL, Fransız Bull gibi büyük firmalara yoğun miktarda devlet desteği sağlanmıştır. Özellikle kamunun bilgisayar ve telekomünikasyon sektörü ihtiyaçlarının bu firmalardan tedariki sektörün bu ülkelerde gelişiminde gözle görülür bir ilerleme etkisi yaratmıştır.

Hemen hemen aynı dönemde Japonya elektronik sektöründe ihracat amaçlı bir atak gerçekleştirmiştir. Japonyanın bu stratejisi Güney Kore, Hong Kong, Tayvan, Singapur gibi Asya ülkelerinin bu alana odaklanmalarında dayanak teşkil etmiştir. Başlangıçta bu ülkeler bilişim teknolojilerinin dışındaki sektörlerde faaliyet göstermiş olsalar da 1970’li yıllarda ürün gamlarının içinde önemli bir yer teşkil etmeye başlamıştır.

Aynı döneme rastgelen üçüncü bir atılım özellikle Brezilya ve Meksikadan kaynaklanmaktadır. Bu ülkelerde bilişim sektörüne ithal ikamesi politikaları güderek iç üretim potansiyellerini artırma yönünde atılım yapmaya çalışmışlardır.

Son olarak, bilişim sektöründe aktif olmaya çalışan ülkeler için bazı politika önerileri sunmakta fayda görüyorum:

İhracat politikalarını doğru platforma oturtmaksızın ithal ikamesi politikaları üretmek başarısızlıkla sonuçlanabilir. Diğer taraftan, teknoloji transferini destekleyen ve bilişim sektöründe iç üretim kaynaklarını teşvik etmenin faydaları görülebilir.

Bilişim endüstrisinde değişim çok hızlı gerçekleşmektedir. Belirgin bir alanda sahip olunan göreli rekabet avantajının sürekli bir kalkınmayı sağlama fırsatı az olabilir. Bu nedenle yenilik yaratabilmenin sürekliliğin sağlayacak politikaların belirlenmesi ve izlenmesi gereklidir.

Bilişim endüstrisinin gelişiminde ihracat odaklı üretimle beraber iç pazarın gelişimi, toplu üretim-mass prodcution imkanlarının yaratılıp yaratılamayacağının iyi analiz edilmesi gerekir. İç pazarın ihtiyacı ile beraber, dünya ve iç pazar talepleri arasındaki farklılığın net bir biçimde ayrımlanmamasından kaynaklanan nedenlerle uyumsuz stratejik yaklaşımlar ve zararlar doğabilir. Bu alanda başarılı olmuş ülkelere dikkat edildiğinde bilişim sektöründe olduğu gibi diğer sektörler için de genel ihracat stratejilerinde bir uyum ve sağlıklı yapılanma olduğu gözlenmektedir. Hindistan, Brezilya, Çin gibi büyük ülkelerin kendi iç pazarlarının büyüklüğü ve teknoloji üretim kapasitelerinin yeterli olması nedeniyle kendi bilişim endüstrilerini destekleme imkanları mevcuttur.

Şu ana kadar yapılan çalışmaların bazılarının gelişmekte olan ülkelerin uluslararası rekabet arenasına çıkacak özellik ve niteliklerde ürün geliştirme yetenekleri olabildiğine dair güçlü bir kanıt henüz elimizde mevcut değildir. Diğer taraftan, bilişim endüstrisinde farklılaştırılmış ürünlerin genellikle gelişmiş ülkelerde üretilebildiği izlenmektedir. İhracat odaklı stratejinin önündeki en büyük engel de budur. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerin bu sektörde işleri daha da güç olmakta ve yoğun çaba sarfetme gereği ortaya çıkmaktadır.

Bilişim sektörünün iç dinamiklerle geliştirilmesine yönelik yorumların yanında, politika belirliyicilerin dikkat etmeleri gereken belirli alanlar mevcuttur: Bu da sektörün dinamiklerini sağlamlaştırıcı tamamlayıcı bilginin yaratılması ve kullanımı şeklinde özetlenebilir. Bilişim endüstrisine verimli kullanım alanları açılması farklı disiplinlerden bilgi birikimine ve bu teknik bilgi birikimi ile yönetim tecrübesinin sentezlenmesine ihtiyaç gösterir. Bir organizasyon içerisinde yeni bir model yaratabilmek bu teknolojilerin kullanımındaki başarı imkanını artırabilecektir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bilişim sektörünün elektronik, bilgisayar ve telekomünikasyon komponentlerini kendi kaynaklarıyla ve ülke sınırları içinde üretebilecek insan kaynağı olduğu inancındayım. Sahip olunan bu potansiyeli kinetik enerjiye çevirecek eylemler harekete geçirilmiştir. Ancak çok hızlı ve planlı hareket etmek gerekmektedir. Burada devletin düzenleyici ve destekleyici rolünün önemli ve yönlendirici olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Ayrıca üniversitede yapılan araştırmaların sadece akademik çevrede kalmaması, işletme dünyasıyla karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımının yaratabileceği hiçbir zaman kopmayacak kadar sağlam bir ağ sistemi yaratılmalıdır. Bilişim teknolojilerinin kullanımı kadar üretimine yönelik çabaların ülkemizin özellikle bugünlerde ihtiyacı olan işgücü kazanımını ve kalkınmayı destekleyeceği kanaatindeyim.

Kaynaklar:

Bartzokas, A., 2000, Policy Relevance and Theory Development in Innovation Studies, Institute for New Technologies Discussion Paper Series, #2000,6

Edquist, C., 2001, The Systems of Innovation Approach and Innovation Policy: an account of the state of the art, paper presented at DRUID conference Aalborg, June 12-15, 2001

Metcalfe, J., and James, A., 2000, a New view of the Firm, Resources, Technology and Strategy, Edited by Foss, N., and Robetson, P., Routledge, London – New York

Smith, K., 2002, What is the Knowledge Economy, Knowledge Intensity and Distributed Knowledge Bases, Institute for New Technologies Discussion Paper Series, #2002,6

12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki



Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy