‘doğa’ Arama Sonuçları

1.genel Bilgiler

1.GENEL BİLGİLER

1.1.Tarihçe

Arçelik, 1955′de kurulmuş, 1956 yılında Sütlüce Fabrikasında madeni Büro eşyası üretimine başlamıştır. Gelişen Türkiye’nin artan ev aletleri ihtiyacına paralel olarak bu konuda uzmanlaşma kararı almıştır. Türk Beyaz Eşya sektöründe ilk adımları atan şirket,1959 yılında ilk çamaşır makinesini, 1960′da ilk buzdolabını üretmiş, artan yatırımları doğrultusunda, 1968 yılında 630 bin metrekare açık alan üzerine kurulan Çayırova İşletmesi’ni faaliyete geçirmiştir. Arçelik 1970′li ve 80′li yıllarda ürün çeşitliliğini süratle genişleterek stratejilerinde “Bir ürün -Bir fabrika” ilkesini benimsemiş, 1975′de Eskişehir Buzdolabı, 1979′da İzmir Elektrikli Süpürge,1993 yılında da Ankara Bulaşık Makinesi işletmelerini kurarak faaliyetlerini sürdürmüştür. 1999 Arçelik için büyüme ve yeniden yapılanma yılı olmuştur. Haziran ayında, pişirici cihazlar üretimi yapan Ardem’in ardından, 30 Aralıkta Türk Elektrik Endüstrisi A.Ş., Atılım Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama A.Ş. ve Gelişim Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama A.Ş. de tek tüzel kişilik olarak Arçelik çatısı altında birleştirilmiştir. Yeni şirket Beko Ticaret A.Ş.’nin faaliyetlerini devralarak, BEKO markasını da bünyesine almış ve böylece dünya beyaz eşya sektöründeki yerini güçlendirmiştir. Yine 1999 yılında, Güney Koreli LG-Electronics ile yapılan joint venture anlaşması sonucunda, Arçelik-LG Klima Sanayi A.Ş. kurulmuştur.

2005 yılına kadar Avrupa Beyaz Eşya sektöründe ilk 5, Dünya dayanıklı tüketim sektöründe ilk 20 şirket arasında yer almayı vizyonu olarak belirleyen Arçelik, bu vizyon doğrultusunda 5 yıl içinde 3 Milyar ABD Doları konsolide ciroya ulaşmayı,

Türkiye pazarındaki liderliğini sürdürmeyi, Avrupa’nın en düşük maliyetli üreticisi olmayı ve kaynak verimliliğini sektör ortalamasının üzerine çıkartmayı ana hedefleri olarak belirlemiştir.

Dünya rekabetindeki yerini almasıyla kendi teknolojisini kullanarak güncel ürün yaratmanın önemini kavrayan Arçelik, 1975 yılından bu yana sürdürdüğü Ürün geliştirme Mühendisliğini güçlendirme çalışmalarını hızlandırmıştır. Ar-Ge merkezinin yarattığı, yeni bir motor tipi ile tahrik edilen Orbital çamaşır makinesi tüm dünyada yankı uyandırmış, Arçelik, bu ürünle 1998 yılında TÜBİTAK, Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ve TÜSİAD tarafından verilen ilk Teknoloji Büyük Ödülüne layık görülmüştür. 1999 yılında da teknoloji alanındaki başarısını sürdüren Arçelik, elektrik motorları üretimi sırasında kalite güvence faaliyetlerine yepyeni imkanlar sağlayan, MQM-Motor Hata Tanılama projesi ile 2. Teknoloji Büyük Ödülü’nü almaya hak kazanmıştır. Yine aynı teknolojiye dayanan MCM Motor Erken Hata İhbar Sistemi projesini gerçekleştirmiş, ve bu ürünleri üretmek, geliştirmek ve dünya pazarına sunmak üzere Artesis A.Ş.’yi kurmuştur.

Endüstriyel Tasarım bölümünde en ileri bilgisayar sistemlerinin desteğinde uzman kadronun yarattığı estetik tasarımlar, Arçelik ürünlerinin kimliğini oluşturmaktadır. İşletmelerdeki ürün geliştirme bölümleri, hazırlanan tasarımları, bilgisayar destekli mühendislik yöntemleri ile tamamlamaktadır.

Eskişehir Buzdolabı İşletmesi 1999 yılında 1 Milyon 225 bin adet rekor üretimle dünyanın sayılı üreticileri arasına girmiş, çoğu Avrupa Birliği üyesi ülkelere, 700 bin adet buzdolabı satılmıştır. Çayırova Çamaşır Makinesi İşletmesi, 1999 yılında, tek işletmede gerçekleştirdiği, toplam 855 bin adet üretimle, Avrupa’nın en büyük önden yüklemeli otomatik çamaşır makinesi işletmelerinden biri olmuştur. Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi, 1999 yılında 335 bin adet bulaşık makinesi üretmiştir. İşletme, dünyanın en büyük ilk üç beyaz eşya şirketinden biri olan Whirlpool’a yılda 100 bin adet bulaşık makinesi üretmektedir. İzmir Elektrikli Süpürge İşletmesi, 1999 yılında tüketici beklentileri doğrultusunda geliştirdiği farklı model ve tiplerde, 567 bin adet üretim gerçekleştirmiştir. Bolu Pişirici Cihazlar işletmesi, 1999 yılında toplam 974 bin yüksek kalitede fırın ve ocak, ve 189 bin aspiratör olmak üzere 1 Milyon 163 Bin adet üretimle Avrupa’nın tek çatı altında en yüksek üretim kapasitesine sahip Pişirici Cihazlar işletmesi olmuştur.

” Komponent İşletmeleri” olarak Arçelik bünyesine katılan Topkapı Motor-Pompa işletmesinde 3 Milyon 100 Bin adet motor ve pompa, Sultançiftliği Çok Amaçlı Motor işletmesinde 318 Bin genel amaçlı motor, Eskişehir kompresör işletmesinde ise 1 Milyon 700 Bin adet kompresör üretilmiştir. Tüm işletmeleri ISO 9001 Kalite Sistem Standartlarına sahip olan şirket, yurt çapına yayılmış 5 Binin üzerinde yetkili satıcısı ve 531 yetkili servisinin yanı sıra, tüketici danışma servisi ile müşteri memnuniyetine yönelik satış sonrası hizmetlerini tüketiciye 24 saat boyunca sunmaktadır.

Arçelik daha ileri bir hizmet anlayışıyla, 1998 yılında ürünlerinde 3 yıl Garanti uygulamasını başlatmıştır.

Son 14 yılda İstanbul Sanayi Odası tarafından 12 kez Türkiye’nin en büyük özel sektör şirketi seçilen Arçelik’in 1999 yılı konsolide net satış geliri 1.5 milyar ABD Dolarıdır. Türkiye pazarında lider konumunu koruyan, Arçelik, 50 milyon ürünü ile her gün yurt içinde 15 milyon 700 bin aileye, yurtdışında ise 7 milyon kullanıcısına hizmet vermekte, üretiminin % 40′ından fazlasını Türkiye dışındaki pazarlarda satmaktadır. Yurtdışı faaliyetlerini Beko markasıyla sürdüren şirket, 1999 yılında 209 Milyon dolar seviyesinde ihracat gerçekleştirmiştir. İhracatın % 80′i Avrupa Birliği Ülkelerine yapılmaktadır. Bugün İngiltere buzdolabı pazarında sahip olunan %10′luk Pazar Payı, yurtdışındaki başarının en güçlü kanıtıdır. Arçelik ürünlerini yurt dışında pazarlayan Beko UK, Beko Deutschland, Beko France ve Beko Espana’nın yanı sıra: 1998 yılında Polonya’da pazarlama şirketi Beko Polska, Tunus’da üretim yapan Tunusdan şirketi kurulmuştur. Özbekistan’da yılda 250 Bin adet kapasite ile buzdolabı üretecek Arsin şirketinin kuruluşu ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.

ARÇELİK’in, kuruluşundan bu yana hem üretimini, hem de satışlarını geliştirmek üzere muhtelif şirketlerde bağlı ortaklıkları ve iştirakleri bulunmaktadır.

Bireysel kaliteden kurumsal kaliteye, nihayet, toplumsal sorumluluk bilinci ile toplumsal kaliteye uzanan zincirde, ülkeye olan katkıları, 1997 yılında Tüsiad-Kalder Kalite Büyük Ödülü ile bir kez daha kanıtlanmıştır. Beyaz eşya sektöründe, ulusal kalite ödülüne sahip ilk ve tek şirket olan Arçelik, 1998′de EFQM Avrupa Kalite Ödülünde finale kalan ilk beyaz eşya üreticisi şirket olmuştur. 1997 yılında İstanbul Sanayi Odası Çevre Ödülüne layık görülen Arçelik’in tüm işletmeleri, ISO 14001 ile tarif edilen Uluslararası çevre yönetim sistemi standartlarına uygunluğunu belgelendirmiştir. Bu konudaki bilinci ve duyarlılığı, ” Çevreye saygı tüm faaliyet, ürün ve hizmetlerimizin bir parçasıdır ” ilkesi doğrultusunda sürdürülmektedir.

1.2.Yapısal Organizasyon

Yapısal organizasyona gereken önemi veren ARÇELİK A.Ş. daha önceden klasik bir organizasyon yapısına sahip iken daha sonra süreç bazlı bir organizasyona yapısına geçmiştir. Süreç bazlı organizasyon, katma değeri çok fazla olmayan bölümlerin kaldırılarak bunların yapacağı görevlerin diğer bölümlere dağıtılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin bakım onarım diye ayrı bir bölüm oluşturmak yerine, gerekli bakımı ve onarımı işçiye öğretmek suretiyle böyle bir bölüm açmaktan, dolayısıyla ekstra bir maliyetten kurtulunmuş olunacaktır. Ayrıca organizasyon yapısı ast-üst ilişkisinin oluşmasını engelleyecek şekilde düzenlenmiştir. Görev birimleri arasında iletişim problemleri yoktur.

İşletme bölümleri şu şekilde ayrılmıştır;

Üretim Mühendisliği Yöneticiliği

Üretim Planlama Yöneticiliği

Kalite Güvence Yöneticiliği

Bilgi Sistem Yöneticiliği

Ürün Geliştirme Yöneticiliği

Mali İşler Yöneticiliği

İnsan Kaynakları Yöneticiliği

Ar-ge bölümü

Bölümler ve görevlerini açıklarsak;

1.2.1.Genel Müdür Yardımcısı

Şirket hedef politika, stratejileri, müşteri istek ve ihtiyaçları doğrultusunda işletmede üretilecek bulaşık makinelerini gerçekleştirilmesinden ve mevcut ürün tasarım kalitesinin müşteri beklentilerinin üstünde gerçekleşecek şekilde geliştirilmesinden işletme çapında nihai sorumludur.

Öngörülen kalite ve miktarda ürünün hedeflere ve üretim programlarına uygun olarak en kısa zamanda, en az maliyetle üretilmesini sağlayacak ve mevcut iş gücü, makine kapasitesi ve malzemelerin verimliliğini arttırıcı yönde tedbirler alır ve aldırır.

Üretim teknolojisinin ve metotların geliştirilmesi amacıyla alan yöneticilikleri kanalı ile etütler, operasyon analizleri ve iş basitleştirme çalışmaları yapar, gelişmeleri yürürlüğe koyar ve kontrol ettirir.

Bulaşık makinesi işletmesi için ön görülen plan ve programlarının gerçekleştirilmesi için kapasite ve kaynak ayrımı ihtiyaçlarını tespit ettirir. Zamanında tedbir alınabilmesi için genel müdür’ e öneri getirir.

Kalite sisteminin işleyişini, uygulamaların etkinliğini Kalite Güvence Yöneticiliği’nin sunduğu raporlar ile ilgili gelişmeleri izleyerek sapmaların, ölçümlerin ve değerlendirmelerin sonuçlarını inceleyerek düzeltici ve önleyici faaliyetlerin başlatılmasını sağlar.

İşletme kalite sisteminin gözden geçirilmesi konulu toplantıların düzenlenmesini ve bu toplantılarda kalite sisteminin iyileştirilmesini ve geliştirilmesine yönelik alınan kararların işletme bünyesinde takibini ve uygulanmasını sağlar ve gerekli tedbirleri alır. Yılda iki kez düzenlenen “ Şirket Kalite Yönetimi Koordinasyon Toplantılarına “ Kalite Güvence Yöneticisi ile birlikte katılır.

İşletme üretim ve hizmet faaliyetlerinde önlenebilir maliyet unsurlarının tespit ve önlenebilmesi için faaliyetlerin planlanmasını, önlenemeyen maliyet unsurları içinde indirime yönelik düzenleyici, önleyici tedbirler alınmasını ve işletme genelinde uygulanmasını sağlar.

1.2.2. Kalite Güvence Yöneticiliği

Şirketin TKY (Toplam Kalite Yönetimi ) faaliyetlerinin stratejik kalite planını oluşturarak planlar, uygulama ve gelişmeleri izler bu faaliyetlerin bir bütün halinde yürütülmesinde yönetim takımına destek verir. Stratejik kalite planı doğrultusunda yeni kalite sistem, araç ve tekniklerinin araştırılıp etüt edilmesini, şirkete uygun şekilde tasarlanması, test edilmesini, sonuçların gözden geçirilerek standartlaştırılmasını ve şirket içinde yayılmasını sağlar . Ayrıca mevcut kalite, sistem araç ve tekniklerinin geliştirilmesi çalışmalarını yürütür.

Mevcut üretim kapasitesinin sürekliliğini sağlar ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapar. Üretim kalitesini arttırmak için , ürün auditleri ve çalıştırma deneyleri yaptırır. Raporlayarak düzeltici ve önleyici faaliyetlerin başlatılmasını sağlar.

Kalite sisteminin geliştirilmesi aşamasında seçilen projeler ve yeni çıkan iyileştirme metotlarına yönelik inceleme, öğrenme, organizasyona taşıma çalışmalarında işletme içi ve dışı yöneticiliklerle koordineli çalışır.

Kalite programlarına aktif katılım amacıyla, İPK ( İstatistiksel Proses Kontrol ), öneri geliştirme, kalite çemberleri çalışmalarını koordine ederek bütün bölümlerle iş birliği ile çalışır.İşletmenin kalite politikası ve hedeflerini belirlenmesinden, bunlara paralel olarak mevcut kalite sisteminin geliştirilmesine yönelik faaliyetleri yürütür. Mevcut üretim kalitesinin sürekliliğini sağlar ve geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapar. Kalite güvence yöneticisine bağlı bölüm ve elemanlar şöyledir;

kalite güvence mühendisi

giriş kalite güvence mühendisi

kalibrasyon işçileri

çalıştırma deneyi işçileri

ürün audit işçileri

komponent deneyi işçileri

giriş kalite güvence işçileri

fizik kimya labratuvar işçisi

iade ürün değerlendirme işçisi

1.2.3. Ürün Geliştirme Yöneticiliği

Yapısal tasarım takımı ve sistem tasarım takımı olmak üzere iki bölümden oluşur. Şirket hedef- politika-stratejileri , müşteri istek ve ihtiyaçları doğrultusunda işletmede üretilecek yeni bulaşık makinelerini tasarımından sorumludur.

İç ve dış pazarlardaki rakip ürünleri, gelişmeleri takip eder. Rakip ürünlerle ilgili benchmark çalışmaları, ilgili raporlama, ürün teknik özellikleri, ürün ve üretim teknolojisi takibi faaliyetlerini gerçekleştirilmesini sağlayarak ürün planlama kuruluna yeni ürünlerin tasarlanması ve mevcut ürünlerin iyileştirilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi konusunda öneriler getirir.

Malzeme , ara ürün ve bitmiş ürünlerle ilgili teknik sipesifikasyonların ve tasarım özelliklerinin geliştirilmesini, böylece kalite problemlerini önlenmesine yönelik çalışmalar yapılması temin eder. Bu konuda işletme içindeki teknik birimler ile merkezdeki mühendislik departmanı ile birlikte çalışır.

Ürün kalite auditlerinde, çalıştırma deneylerinde ortaya çıkan sorunların önlenmesinde düzeltici ve önleyici faaliyetlerin planlanmasında ve gerçekleştirilmesine diğer yöneticiliklerle beraber çalışır. Bu faaliyetlerin etkinliğinin arttırılması için öneri de bulunur. Yeni ürün tasarımı ve mevcut ürün tasarımı faaliyetlerine gerekli geri besleme bilgilerini dahil edilmesini sağlar. ARÇELİK bulaşık makinesi performans göstergelerinin sürekli iyileştirilmesi yönünde çalışmalar gerçekleştirir.

1.2.4. Üretim Mühendisliği

Ürünlerin onaylı üretim programlarına uygun olarak kalite kontrol planlarında tariflenen seviyesinde, planlanan zamanda ve uygun maliyetlerle imal edilmesini sağlar. Bunu yaparken SAP sisteminden ve ürün ağaçlarından yararlanır

Üretim için temin edilen makine, teçhizat ve ekipmanın, iş gücünün ve malzemenin verimliliğini arttırıcı yönde metot ve proses etütlerinin yapılmasını sağlar.

İşletmede kendi yöneticilik alanı ve işletme ortak tesislerinki makine , teçhizat ve kalıplara yönelik bakım onarım ve planlı bakım faaliyetlerinin yürütülmesini sağlar.

1.2.5. İnsan Kaynakları Yöneticiliği

ARÇELİK İnsan Kaynakları Politikasını oluşturmak, oluşturulan bu politikaya şirket çalışanlarına benimsetmek, etkin bir şekilde uygulamak, uygulatmak ve sonuçlarını ölçmek insan kaynaklarının sorumluluğundadır.

İşletmenin hedeflerini belirlemede etki bir role sahiptir. Çalışanların memnuniyetlerini arttırıcı çalışmalar yapmak , işin getirdiği sorunlara çözüm üretmek , açıklık , girişimcilik , ekip çalışması ve yaratıcılığı destekleyerek daha sağlıklı ve mutlu bir ortam yaratmak önemli bir hedefidir.

İşetme içi organizasyonel gelişimi ve iletişimi sağlar çalışanların performans değerlendirmelerini, kariyer planlaması çalışmalarını koordine eder. Seçme ve yerleştirme işlerini endüstriyel ilişkileri yürütür ve geliştirme faaliyetlerini gerçekleştirir.

İşetme içindeki tüm departmanlarla koordineli çalışır. İşletme dışında , işletmeyi temsil ederek SSK , Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Çalışma Müdürlüğü ile ilgili işleri yürütür.

1.2.6. Mali İşler Yöneticiliği

İşletmenin mali durumu ve karlılığı ile ilgili faaliyetlerin mali sonuçlarını merkezden ve diğer işletmelerden ayrı değerlendirilebilmesi için mali kayıpları tutturur. Periyodik ve özel durumlarda durum değerlendirmeleri yapar.

Yıllık bütçeleri koordine eder, yasal zorunluluklar ve yatırım konusunda çalışmalar yapar. İşetmenin finansman ihtiyaçlarının mümkün olduğu kadar önceden tespit edilmesi için diğer departmanlarla birlikte çalışır.

1.2.7. Bilgi Sistem Sorumluluğu

İşetmenin bilgisayar ,donanım ve yazılım ihtiyaçlarını belirlemek bu ihtiyaçların çerçevesinde gerekli sistemlerin kurulmasını ve etkin bir biçimde kullanılmasını sağlar.

İşetmenin ihtiyacı olan yazılım ve donanım yatırımların analiz eder, planlar. İşletme için özel yazılımları yazar ve yazdırır.

Network ve PC ‘lere gereken yazılım ve donanımın bakımını yapar ve yaptırır. PC’ lerin güncelleştirme çalışmalarını yapar.

Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi ‘ nde merkezi İstanbul olan Bilgi Sistem Yöneticiliği bulunmaktadır.

Bölümün amacı ARÇELİK ‘liğin vizyona destek vermesi için kullanması gereken programları tespit edip bunları kurmaktır. Ayrıca var olan bilgisayar ve yazıcıların bakımını ve tamirini yapar. Fabrikada toplam 200 adet PC ekipmanı bulunmaktadır. Bunların dağılımları tablo 1.1. de verilmektedir. Kesiksiz güç kaynağına bağlı olan bilgisayarlarda Office 2000, exchange5.5, Outlook 98, Netscape, genelinde Windows 95, 4-5 bilgisayarda ise Windows 98 gibi programlar bulunmaktadır. Tasarımda genellikle daha çok Ideas olmak üzere Unigraphics de kullanılmaktadır. Üretim planlama hariç tüm bölümler networke bağlı olduğu ve Microsoft Exchange sayesinde şirket içi hızlı bir haberleşmenin sağlandığı fabrika Koç net adlı 256 byte ‘lık bir hat ile internete bağlanmaktadır.

Bir üretim yönetim sistemi olan SAP fabrikada yaygın olarak kullanılmaktadır. Ağustos 2001 de SAP sistemi 3.0 dan 4.6 versiyonuna geçmiştir. SAP sisteminin amacı, üretim satış bilgilerinin tek yerde ve tek surver da toplanmasıdır, planlama, mali işler, depo, mal giriş gibi departmanlar SAP sisteminden yararlanmaktadırlar.

Fabrikada 98’den beri e-dönüşüm programı uygulanmaktadır, amaç her türlü bilgi alış verişini Internet üzerinden yürütmek, kağıt kullanımını azaltarak, sistemin daha dinamik ve hızlı olmasını sağlamaktır.

İşletmedeki bilgisayarlar ve yazılımlar yeterli oldukları sürece yenilenmemektedir, yeni çıkan donanımlar ve yazılımlar, ancak eldeki mevcutlar yetersiz oldukları zaman alınmaktadır.

Bölüm

Ambar

Boyahane

Otomasyon Ve Bilgi Sistem

56

Giriş Kalite Kontrol

İç Gövde

İnsan Kaynakları Yöneticiliği

10

Kalite Güvence Yöneticiliği

10

Mekanik Toplam

Mali İşler Yöneticiliği

Montaj 1

12

Montaj 2

Montaj 3

11

Revizyon Toplam

Servis Bölgesi Toplam

Ürün Geliştirme Mühendisliği

24

Üretim Mühendisliği

10

Üretim Planlama Bölümü

11

Yöneticiler

Tablo 1.1. Fabrikada PC Dağılımı

Şekil 1.1. Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi

1.3. Kuruluş

Ocak 1992 itibariyle proje çalışmaları başlayan Ankara Bulaşık Makinesi İşletmenin temeli, 22.09.1992 tarihinde dönemin başbakanı Sayın Süleyman Demirel tarafından atılmıştır. İşletme 1 yıldan az bir sürede imalata başlanacak hale getirilmiş ve 15.09.1993 tarihinde montaj bandında deneme üretimine başlanmıştır. Seri üretime ise 20.10.1993 tarihinden itibaren geçilmiştir. Çayırova işletmesinde bulunan Bulaşık Makinesi üretimi ile ilgili teçhizatın 1993 yılı Kasım ayında Ankara İşletmesine transfer edilmesi ile birlikte, Bulaşık Makinelerinin tamamı Ankara İşletmesinde üretilir hale gelmiştir.

Ankara İşletmesi için toplam yatırım bedeli 1993 yılı itibariyle 52 milyon U.S. $’dır. Bu miktarın 41 milyon U.S. $’ı makine / teçhizat yatırımıdır. Toplam makine / teçhizat 1/4′ü yerli olarak temin edilmiştir. Şekil 1.1. de Arçelik Bulaşık Makinesi İşletmesi görülmektedir.

1.4. Yerleşim

Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi Ankara’nın Sincan ilçesi yakınındaki Organize Sanayi Bölgesinde kurulmuştur. İşletmenin toplam kapalı üretim alanı 18,400 m2′dir. Toplam yerleşim alanı ise 109,000 m2′dir. Fabrika binasının yanında, bir bölge ürün deposu ve bir servis bölge yöneticiliği vardır (Yaklaşık 10,000 m2).

Kuruluş yeri seçiminde Ankara’nın seçilmiş olmasının nedenleri;

Pazara yakınlık

Malzeme kaynaklarına yakınlık

İnsan gücü

Sosyal imkanlar

Kara ve demiryolu taşımacılığı

Türkiye’nin ortasında bulunması

Arazi, işgücü konularındaki geniş olanakları, yurtiçi taşıma için Anadolu’nun merkezinde yer alması,mühendis kalitesinin yüksek olması Ankara’da kurulmuş olmasının avantajları ve nedenleridir. Ankara’da kurulmuş olması su konusunda dezavantaj görünse de diğer sanayi merkezleriyle karşılaştırıldığında avantajlıdır. Pek çok ham malzemenin İstanbul’dan gelmesi, Ankara’nın deniz ulaşımı olmadığı için ihracata yönelik dezavantajlı olması da Ankara’da kurulmuş olmasının olumsuz yönleridir. Ayrıca organize sanayi içerisinde yer alması da teşvik avantajına yol açmıştır.

1.5. İnsan Gücü

Haziran 1995 itibariyle işletmede 78′i beyaz yakalı olmak üzere 421 eleman çalışmaktadır. İşletme tam kapasiteye ulaştığında 500 kişiye istihdam olanağı sağlayacaktır. En önemli sermayesinin insan kaynağı olduğuna inanan İşletmede mavi yakalı personelin %90′ı Endüstri Meslek Lisesi mezunu olup psikoteknik testlerle seçilmişlerdir. Çok genç olan kadronun

yaş ortalaması 28’ dir.

Beyaz yakalı personel sayısının bölümlere göre dağılımı;

ürün geliştirme 13

üretim planlama 10

üretim müh. 8

kalite güvence 8

insan kaynakları 4

mali işler 7

üretim takımları 20

bilgi sistem 8

Beyaz yakalı personelin meslek gruplarına göre dağılımı; 12 endüstri mühendisi, 39 makine mühendisi, 5 kimya mühendisi, 3 kamu yönetimi, 7 işletme ve iktisat mezunu şeklindedir.

Yine beyaz yakalı personelin 19’ u yönetici, 47’si mühendis, 12’si memurdur. Ofislerde görevli mavi yakalı personel sayısı 4’dür.

1.6. Kapasite

İşletme 500,000 adet / yıl üretim kapasitesine uygun olarak kurulmuştur. Mevcut teçhizatın montaj bandı haricinde olan kısmı bu üretim kapasitesini karşılayacak düzeydedir. Montaj bandının kapasitesi ise 300,000 adet / yıl üretimi karşılayacak seviyededir. İşletme alanı içinde ayrılmış olan alana 2. Montaj bandı kurulduktan sonra planlı kapasitedeki hedefe ulaşılacaktır. İşletmenin tam kapasitede ekonomiye katma değeri $ 100,000,000 olacaktır. Fabrikada iki montaj hattı kullanılmaktadır. Bunlardan montaj-1 (ilk kurulan montaj hattıdır) 200 adet/gün tempoda çalışmaktadır, montaj-1 hattının günlük kapasitesi 700 adet/gün dür.

Son kurulan montaj hattı olan montaj-3 bandı 1000 adet/gün kapasite ile kurulmuştur. Montaj-3 bandı düşük modellerde 1100 adet/gün temposunu görmüştür. Son yaşanan ekonomik krizler neticesinde üretim miktarı azaltılmıştır. Ancak montaj-3 bandı 1000 adet/gün temposunun altına indirilmemiş, 700 adet/gün kapasitesi olan montaj-1 bandı 200adet/gün temposuna çekilmiştir. Eylül 2001 başında alınan kararla, üretim miktarı tekrar azaltılmış ve montaj-3 bandı 900 adet/gün temposuna çekilmiştir.

Fabrika yıllık üretim miktarını belirlerken SAP programından yararlanır. Fabrika SAP sayesinde ayda, haftada ve günde kaç adet makine üretmesi gerektiğini hızlı ve doğru bir şekilde hesaplamaktadır. Ürünle ilgili pek çok bilginin bulunduğu SAP bir den fazla modülden oluşabilir. ( Örneğin, üretim planlama modülü, mali işler modülü, İnsan Kaynakları modülü gibi ) Her bir modülde, modüldeki işlemlere yönelik çalışmaların yapıldığı bu program, işletmelere çok büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Örneğin İstanbul’dan gelen bilgiler doğrultusunda yılda 600.000 adet makine üretilecektir. Bu miktar SAP’ ye girildiğinde SAP, istenilen miktardaki makineleri üretebilmek için, günde 800 adet makine üretilmesi gerektiğini bulunur. SAP’ de her ürün için ürün ağacı ve bu ürün ağacındaki malzemelerin temin süreleri belli olduğundan, 800 adet makineyi üretilebilmek için hangi malzemeden ne kadar kullanılacağı ve bu malzemelerin ne zaman sipariş verilmesi gerektiği tespit edilir. Buradaki bilgiler doğrultusunda da, yan sanayilere veya malzemenin temin edildiği diğer yerlere sipariş verilir. Ayrıca SAP, malzeme maliyeti hesaplanırken de kullanılmaktadır. Ürün ağaçlarındaki malzemelerin birim fiyatları SAP’ de olduğundan , bir makine için kullanılan miktarlar ile bu birim fiyatlar çarpılarak, malzeme maliyeti hızlı ve doğru bir şekilde hesaplanmaktadır.

Şekil 1.2. Mekanik Pres

1.7. Üretim Teçhizatı

Teknik özellikleri ve yerleşim planları Arçelik mühendisleri tarafından hazırlanan üretim teçhizatlarının seçiminde,dünyanın bir çok ülkesinden firmalarla temasa geçilmiş ve konularında en iyileri seçilmiştir. 93′ü yerli ve 70′i yabancı olmak üzere birçok firma işletmenin kuruluşunda yer almıştır. Bu firmaların yanı sıra, 21 firma inşaat ve tesisat konularında Ankara İşletmesinde hizmet vermiştir. Bu firmalar arasında A.B.D, Almanya, İngiltere, İsveç, Japonya, İtalya, İspanya, Danimarka, Hollanda gibi birçok ülkeden firma vardır. Satın alınan sistemler arasında henüz Türkiye’de başka uygulaması olmayan sistemlerde bulunmaktadır. Ankara işletmesinde bulunan sistemlerden bazıları aşağıdaki gibidir.

1.7.1. Presler

Fabrikada mekanik pres ve hidrolik pres olmak üzere iki tip pres kullanılmaktadır.

1.7.1.1. Mekanik Pres

Genellikle aynı parça üretilir ve seri çalışır. Şekil 1.2. de mekanik pres gösterilmektedir. Universal olan bu preslere her çeşit kalıp bağlanabilir.

Fabrikada bulunan mekanik presler :

800 Rovetta

315 Rovetta

315 Fagor

315 Manzoni

1.7.1.2. Hidrolik Pres

Bu preste derin çekme operasyonu uygulanır. Hidrolik presler, istenilen safhada istenildiği gibi kontrol edilir. Mekanik preste yapılamayan presin hızını azaltma veya arttırma ya da basıncını değiştirme gibi özellikler bu preslerde yapılabilir. Fabrikada hidrolik presler hatlarda kullanılmaktadır. Hat oldukça esnektir. Bunun sebepleri;

Esnek büküm açısı

Yeri değiştirilebilir

Bilgisayarla programlanabilir

tasarım kriterine göre şekillendirme yapılabilir.

Bulaşık Makinesinin boyanan Büyük parçalarının basımında 800 ton mekanik transfer pres kullanılmaktadır. Pres rulo saç beslemeli olarak çalışmakta ve her basımda 4 operasyon yapılmaktadır. Bulaşık Makinesinin küçük parçalarının üretiminde ise, muhtelif kapasiteli otomatik presler kullanılmaktadır.

1.7.2. Montaj Bandı

Senede 300,000 adet ürün üretebilecek kapasitede olan montaj bandında 2000′li yılları öngören bir sistem tasarlanarak;

Yalın ve esnek üretim,

İleriye dönük otomasyon,

Bilgisayarla bütünleşik üretim,

çalışmaları için gerekli altyapı kurulmuştur. Malzemeler montaj bandına çekme sistemi mantığıyla, otomatik olarak gönderilmektedir. Aynı anda değişik modellerin üretilebileceği bu bant, yapılan işin bir seferde tam ve doğru yapılması felsefesi doğrultusunda, dur-kalk çalışmaktadır. İleride yapılacak otomasyon yatırımları öngörülerek makine montajı özel fikstürler üzerinde yapılmaktadır. Günde 1000+700 adet ürün üretebilecek kapasite olan montaj-3 ve montaj-1 bandında, malzemeler Pull System adı verilen bir sistemle otomatik olarak gönderilmektedir. Montaj bantları ‘U’ tipi yerleşim biçimine sahiptirler bantların dönüş kısımları havadan ilerlemektedir buralarda makine asansör ile karşı taraftaki banda geçmektedir. Bandın Stop & Go mantığı ile çalışmakta olması, yapılacak işin tam ve doğru yapılması sağlamaktadır. Montaj hattındaki çalışan bir operatörün, ilgili makine ile işini bitirdikten sonra düğmeye basmasıyla ,makinenin üzerinde bulunduğu palet harekete geçerek makinenin bir sonraki istasyona gitmesin sağlamaktadır. Yani işçi işini doğru bir şekilde yaptıktan sonra makine diğer istasyona gider. Bu da hata riskini azaltan bir faktördür. İstasyonlar arasında da olabilecek beklemeleri biraz da olsa önlemek amacıyla da buffer bulunan fabrikada montaj bantlarının yanlarında bulunan yardımcı istasyonlar sayesinde bazı malzemeler gruplanarak istasyonlara verilmektedir. Aynı anda değişik modellerin üretilebileceği bu bantta, ileriye dönük olarak yalın ve esnek üretim, otomasyon ve bilgisayarla bütünleşik üretim çalışmaları için gereli alt yapı çalışmaları kurulmuştur.

Power & Free konveyörler vasıtasıyla montaj hattına gelen makinelere burada gerekli olan malzemeler sırayla monte edilir. Bu monte edilen parçaların yeri tespit edilirken tamamen MTM ( motion time measurment)‘den yararlanılarak malzemelerin ve bunların koyulacağı yerlerin işçiye uzaklığı ve bunu ergonomik açıdan değerlendirilmesi yapılmaktadır. Fabrika makinenin üretim süresini en aza indirmek için bu MTM çalışmalarına gereken önemi vermektedir. İşletme başta hat dengeleme ve çalıştırılması gereken işçi sayısını hesaplama olmak üzere pek çok alanda MTM ‘den yararlanmaktadır.

Üretilen ürün için hata şansını en aza indirmek amacıyla Montaj bantlarında makineler sırasıyla şu 5 tane testten geçerler.

İlk görünüş testi

1. Elektrik testi

Fonksiyon testi

2. Elektrik testi

Son görünüş testi

İlk görünüş testinin amacı, makinenin dış görünüşünde bir hata varsa, diğer testlere geçmeden hatayı gidermektir.

1.elektrik testinin amacı ise bir sonraki aşama olan fonksiyon testte çalışan işçileri olası bir elektrik tehlikesine karşı korumaktır.

Fonksiyon Testte ise bütün makineler hızlandırılmış bir çevrim yaptırılarak ( yaklaşık 25 dakika ) istenilen sıcaklığa ulaşıp ulaşamadığı, rejenerasyon yapma durumu , su akıtıp akıtmadığı v.b. kontrol edilir.

2.elektrik testi müşteriye yönelik yapılan bir testtir. Makinenin müşteriye gittiği zaman elektriksel olarak bir tehlike yaratıp yaratmadığı kontrol edilir.

Son görünüş testinde, yapılan işlemler boyca makinelerin her hangi bir yerinde çizik v.b. durumlar olup olmadığı kontrol edilerek bu testi de geçen makineler montaj bandının sonundaki ambalaj bölümüne gönderilir. Ambalajlanan makineler havada ilerleyen bir taşıyıcı bant sistemi ile depoya gönderilir.

1.7.3. Arka Duvar Ve İç Kapı Üretim Hattı

4 adet hidrolik presten oluşan arka duvar ve iç kapı üretim hattında, malzeme besleme ve presler arası malzeme transferi, 5 adet robot tarafından sağlanmaktadır. Üretimde esneklik ve ürün kalitesinde artış sağlayacak olan robot sistemi sanayide otomasyonun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu sistem sayesinde hazırlık zamanı 10 dakikanın altına indirilebilmektedir.

1.7.4. Havai Konveyor Sistemi

Preslerden boyahaneye ve boyahaneden montaj bantlarına, boyanacak ve boyanmış parçalar, Power and Free ve EHB konveyor sistemleri ile kullanım noktalarına hasarsız, otomatik olarak ve istenilen zaman ve miktarda ulaştırılmaktadır. İç gövde ve iç kapı üretim bantlarında çıkan bitümlü gövde ve kapılar, montaj bandı üzerindeki Bulaşık Makinesine monte edilecekleri noktalara, iç gövde ve iç kapı nakil konveyörü vasıtasıyla taşınmaktadır.

1.7.5. Boyahane

Laboratuar koşullarına yakın bir ortamda katoforetik astar kat üzerine son kat toz boya uygulamasının yapıldığı bu modern tesiste, parçalar hiç el değmeden işlem görmektedir. Aslında otomotiv sektöründe kullanılan katoforetik astar kaplama yöntemi, korozyona karşı en etkin korumayı sağlamaktadır. Dekoratif son kat kaplamada toz boya yöntemi, hem dış darbelere karşı maksimum fiziksel direnci sağlayan hem de çevre kirliliğine yol açmayan bir yöntem olarak kabul edilmektedir.

1.7.6. İç Gövde Üretim Hattı

Daha önce Çayırova İşletmesinde kullanılan yağ alma ve bitüm fırınları, Ankara İşletmesinin kurulmasıyla birlikte yeni işletmeye taşınmışlardır. Kaynak hatlarıyla birlikte bu üniteler, Bulaşık Makinesinin iç gövdesinin üretiminde kullanılmaktadır. Özellikle iç gövde üretim hattı, teknolojisi itibariyle dünyadaki birkaç örnekten biridir.

Sac stok sahasından alınarak, boy kesme makinesinde istenilen boyutlarda kesilen paslanmaz saclar, forkliftler aracılığı ile istenilen yerlere ulaştırılır. İç gövdeye mekanikten iki farklı boyutta saç getirtilir, bunlardan biri ‘U’ parçaların yapımında bir diğeri de ‘L’ parçaların yapımında kullanılır. Mekanikten fotkliftlerle taşınan saç levhalar büküme girer ve eşzamanlı olarak ‘U’, ‘L’ parçalar yapılır, her iki büküm presinin başında birer operatör bulunmaktadır. Birleşen ‘U’, ‘L’ parçaların kaynağı otomatik olarak yapılır bu aşamada kaynak makineleri arasında robotlar bulunmaktadır. Parçalar önce punto ve sonrada dikiş kaynağı ile birleştirilirler. Sares II’de sızdırmazlık testi olan Penetran (kaynak yerlerine ultraviyole ışıkta parlayan kimyasal sıvı sürülür ve ışıkla kontrolü yapılır.) testi de yapıldıktan sonra Power & Free konveyörler aracılığı ile banyoya giderek burada istasyonlarda yapılan işlemlerde kolay şekil alması için sürülen yağ tabakasından ve penetrandan arındırılır. Daha sonra da ısı ve ses yalıtımını sağlayan Bitüm tabakası kaplanmak üzere Bitüm fırınlarına giden iç gövde buradan da montaj bantlarına gönderilir. Şekil 1.3. te Bulaşık Makinesi İşletmesi üretim akışı verilmiştir.

Şekil 1.3. Bulaşık Makinesi Üretim Akışı

1.8. Isıtma Sistemi

Fabrikanın ısıtılmasında kullanılan radyant ısıtma sistemi de yeni bir teknolojidir. Sistem sayesinde, klasik sistemlerdeki gibi havanın ısıtılması yerine, ışınım yoluyla çalışanlar ısıtılarak daha konforlu bir ortam sağlanmaktadır. Bunun yanında, daha az ısı kaybı oluşması nedeniyle klasik sistemlere göre önemli ölçüde enerji kaybı oluşması nedeniyle klasik sistemlere göre önemli ölçüde enerji tasarrufu sağlanabilmektedir. (işletme masraflarında %30). Radyant sistemin diğer avantajları ise, sessiz çalışması ve yakıt olarak LPG / Doğal gaz kullanımı ile doğa dostu olarak çevre kirliliğine yol açmamasıdır.

1.9. Aydınlatma

Aydınlatma özel olarak seçilmiş beyaz ışık veren ampullerle sağlanmakta olup ışık şiddeti 700 lükstür. Beyaz eşya üretiminde, üretilen ürünlerin istenilen renk spesifikasyonlarına uygunluğunun her aşamasında testi için uygun bir aydınlatma sağlanmıştır.

1.10. Enerji

Henüz doğalgazın Organize Sanayi Bölgesine ulaşmamasından dolayı, proses ve ısıtmada dökme LPG kullanılmaktadır. Ancak, tüm tesisat ve altyapı doğalgaza göre hazırlanmıştır.

1.11. Arıtma Sistemi

Çevre dostu bir işletme olmayı hedefleyen Arçelik Ankara İşletmesinde, günde ortalama 120 m3 evsel ve 10 m3 / saat endüstriyel atığın işlem görebileceği modern bir arıtma tesisi mevcuttur. Bu sisteme ek olarak kurulan reverse osmosis sistemi ile atık suların geri kullanımı sağlanmaktadır. Ayrıca arıtılmış su çim sulamasında kullanılmaktadır.

1.12. Laboratuar İmkanları

İşletmede laboratuar imkanları, ürün auditi ve ürün geliştirme olmak üzere başlıca iki alanda toplanmıştır.

Ürün audit laboratuarında günlük üretimin %3′ü müşteri gözüyle en ince ayrıntısına kadar incelenmekte, oluşturulan günlük değerler üretim kalitesinin artmasına katkıda bulunmaktadır.

Ürün geliştirme laboratuarlarında ise mevcut modellere ilişkin geliştirme çalışmaları yapılmaktadır. Prototip modeller, gerek teorik gerekse pratik olarak test edilmekte ve ürünler üzerinde yapılan her değişikliğin, çeşitli kalite kriterlerini ne ölçüde etkilediği incelenmektedir.

Fizik / Kimya ve Giriş Kalite Kontrol laboratuarlarında ise malzemelerin fiziksel, kimyasal ve elektriksel testleri yapılmaktadır.

1.13. Çevre Koruma

Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesinde çevre koruma bilincinin ön plana çıktığı uygulamalara kısaca göz atarsak;

Toz boya sistemi,

Arıtılan suyun tekrar kullanılmasına yönelik tasarlanan modern bir arıtma tesisi,

Fabrika içi ısıtmada radyant sistemi,

Teknolojik ısıtmanın LPG / Doğalgaz kullanılarak yapılması,

Çevrenin yeşil kuşak ile donatılması, Arçelik’in çevre duyarlılığının göstergeleridir.

1.14. Sosyal İmkanlar

Elemanlarının zevkle çalışabilecekleri bir ortam yaratılmıştır. Bu işletmede 10 adet işçi dinlenme yeri mevcuttur. Bu bölmelerde her elemana ayrı bir kilitli dolap, dinlenme aralarında çay içebilmeleri için su ısıtıcıları sağlanmıştır. Ayrıca halı futbol sahası, voleybol sahası, pinpon masaları ve basketbol sahası hizmettedir.

Hazırlanan eğitim odasında, elemanlara geliştirme yönünde verilecek sözlü ve görüntülü eğitimlerin yanı sıra kitap okuma ve zihinsel faaliyetleri geliştirme yönünden çalışmalara imkan sağlanmaktadır.

1.15. Eğitim Programları

ARÇELİK ‘de temel, davranışsal ve fonksiyonel yeterlilikleri arttırmak amacıyla üç alanda eğitim verilmektedir. Eğitim için dışarıdaki firmalar yerine (maliyeti çok olduğu için ) , şirket içinde ilgilenilen konularda uzman olan kişilerden oluşan iç eğitimci havuzundan seçilen uzmanlaşmış kişilerle eğitim veren Arçelik , bu tarzda bir eğitim düzenleneceği zaman Arçelik’in diğer işletmelerde de duyuru yapmaktadır. Eğitim verildikten sonra ne kadar fayda sağlandığının da ölçülmek amacıyla eğitime başlandıktan 6 saat sonra bir değerlendirme yapılmaktadır. Kendi alanlarında en iyi eğitimi veren firmalarla da desteklenen eğitimler, daha önceden çalışanı motive etmek amacıyla verilirken şimdi işin daha iyi yapılması, dolayısıyla verimin arttırılması için verilmektedir.

Yeni gelen bir mavi yaka elemana 3 günlük bir iş başı oryantasyonu yapılmaktadır. Burada servis, yemek, tezgah, ücret, iş güvenliği gibi konularda bilgiler verilerek yeni başlayan işçinin fabrikayı tanıması sağlanmaktadır.

Beyaza yakalar için 3 haftalık bir eğitim oryantasyonu bulunmaktadır. SEB 101 adı verilen bir eğitim programı ile tüm işletmeler gezdirilmektedir. Ayrıca işletmede çalışan kişiler için değişik kurslar düzenlenerek kendilerini geliştirmeleri sağlanmaktadır.

1.15.1. Altı Sigma

Şu anda da işletmenin üzerinde en çok durduğu eğitim 6 Sigma eğitimidir.6 sigma; operasyonel mükemmelliğe ulaşmak için şirket genelinde uygulanan ve yukarıdan aşağıya yaygınlaşan bir metodolojidir. 6 Sigmadaki temel gösterge “ürün başına hatadır” ve işi ilk seferde doğru yapmayı hedefler. Verimliliği arttırmak, çıktıyı iyileştirmek, rekabeti sağlamak , kaliteyi yükseltmek , müşteri tatminini arttırmak gibi amaçları olan 6 Sigma, süreç yeterliliğini gösteren istatiksel bir ölçüdür. Sigma değeri büyüdükçe sürecin hata üretme olasılığı azalır. Arçelik 3-4 sigma arasındadır. Birim başına toplam hatanın azaltılması ile birim başına çevrim süresi, ara stok maliyeti , birim başına hata analizi ve tamir maliyeti düşer. Bunların yapılabilmesi için sürecin iyileştirilmesi gerekir.

Sürecin iyileştirme aşamaları;

1-Sürecin ölçülmesi

2-Sürecin analizi

3-Sürecin iyileştirilmesi

4-Sürecin kontrolü

Bu aşamalar sırayla uygulanarak iyileştirmeler yapılabilmektedir. İşte fabrika da bunun nasıl yapılacağını öğretmek amacıyla çalışanlarına 4 aylık uygulamalı eğitimler vermektedir. Altı sigma eğitimi almış kişilere karakuşak, eğitim verebilecek konumda olanlara uzman karakuşak denir. Arçelik bulaşık makinesi fabrikasında uzman karakuşaklar bulunmaktadır. İşletme karakuşak eğitimine çok önem vermektedir. Karakuşak eğitimi, planla-eğit-uygula-kontrol et (deming çevrimi) stratejisini izler. Bu eğitimlerde sertifika almak isteyen kişi bir iyileştirme projesini eğitim süreciyle birlikte yürütür. Eğer eğitim sonunda işletmeye uyguladığı proje ile hedeflenen karı sağlarsa sertifikasını alabilir ve karakuşak olur. Altı sigmanın sağladığı kazancı anlamak için bir örnek vermek gerekirse, General Electric dünyada 6sigma metodunu başarıyla uygulayan firmalardan biridir. General Electric 1996 dan 1999 yılına (6 sigmanın uygulanmaya başladığı yıllar) kazancını $375,000’dan $5,500,000’e (milyon $) çıkarmıştır. Dünyada altı sigma metodu, Motorola (6 sigma metodunu ilk geliştiren şirkettir), LG, Kodak, Sony, Toshiba, Polaroid, Nokia, Ericsson, Honda, Xerox, American Express, Citibank, Canon, Siemens, Ford, Agfa, Volvo, Dupont gibi dünya piyasasında söz sahibi şirketler tarafından uygulanmaktadır.

Altı sigma dışında fabrikada verilen eğitim programları şöyledir ;

iş başı eğitimi

ergonomi

işçi sağlığı ve iş güvenliği

makine iş güvenliği

ilkyardım eğitimi

kurtarma acil durum

iş hukuku

rotasyon

ISO9000

Şekil 2.1. PLC

2. PLC

Bu işletmede tüm işler PLC (Şekil 2.1.) denilen bir cihaz tarafından idare edilmektedir. S7300 3152DPCPU PLC kullanılıyor. Programlanabilir lojik kontrol organı ( PLC ) ikili giriş sinyallerini işleyerek, teknik işlemleri, çalışmaları ve bu çalışmaların adımlarını direk olarak etkileyecek çıkış işaretleri oluşturur. Çoğunlukla PLC ‘ nin yapabileceği işlerde bir sınır yoktur. Pratikte PLC genel olarak aşağıdaki temel işlemlerin gerçekleştirilmesinde kullanılır.

PLC , iş akışındaki bütün adımların doğru zaman ve doğru sıradaki bir hareket içersinde olmasını sağlar. Endüstriyel süreçlerin kontrolünü yapar. Örneğin, taşıma sisteminde taşıyıcı ünitesindeki bütün elemanları kontrol eder. Üretim işlemine göre iş parçalarını işyeri içersinde yönlendirir.

PLC ‘ de haberleşme ağına sismaklink denir. Burada iki unsur söz konusudur. Bunlar elektronik kartlar ve siviçlerdir. Kartlar ; bant kartları, rimut kartları, ultrakust kartlardır. Rimut ve bant kartları haberleşmeyi sağlarken ultrakust kartları, sıcaklık, güç gibi test cihazlarında kullanılır. Makinenin hareket ettiği bant vardır. Elektronik kartlar bandın baş tarafına takılır. Her üçlü modülde bir kart bulunur. Bu kartlara siviçler yardımıyla makine var gelme, makine yok gel sinyali gönderilir. Buradan da PLC ‘ ye sinyal gönderilerek haberleşme sağlanmış olur. Kartlarda kendi aralarında haberleşme sağlarlar.

2.1. Siviçler

Siviçler ise çok çeşitlidir. Kimisi metali algılar, kağıt veya herhangi bir cismi algılayanlar var, kimisi de yansıma algılar buna reflektör denir. Reflektörü görünce siviç bilgiyi gönderir.

2.2. İnvertör

İnvertör ise motoru belirli bir frekansta, hızı ayarlanabilir şekilde çalıştırmaya yarar. Üzerinde parametre değerleri vardır. Şekil 2.3. ‘ te invertör gösterilmektedir.

Sistem aşağıdaki gibi çalışır ( Şekil 2.2.)

İ İ İ İ İ İ İ İ İ

B B B

İ = İnvertör

B= Buton

S= Siviç

M= Motor

Şekil 2.2. Sismaklink Yapısı

Şekil 2.3. İnvertör

2.3. Butonlar

Aşağıdaki şekil 2.4. ‘te buton çeşitleri verilmiştir.

Şekil 2.4. Buton Çeşitleri

2.4. PLC’ nin Yapısı

PC ve donanım Yazılım Programlayıcı

Algılayıcılar İş elemanları

Şekil 2.5. Plc ‘ nin Yapısı

Şekil 2.5. ‘te Plc’ nin yapısı verilmiştir. Buna göre;

Donanım = Elektronik modüller anlamında kullanılır. Bu modüller sistemin fonksiyonlarını harekete geçirir.

Yazılım = Sistemdeki elemanların harekete geçirilmesini belirleyen programlardır.

Algılayıcılar = Siviç veya sensörler; bilgi bu elemanların akım değerlerine göre algılanıp , PLC ‘ ye iletilir.

İş elemanları = PLC ‘ nin gönderdiği işaretlere göre durum değiştirirler.

Algılayıcılar PLC tarafından kullanılmak üzere işaretler üretirler. PLC ‘ ler bu işaretler vasıtasıyla kontrol edecekleri sistemin o anki durumu hakkında bilgi alırlar. Siviçler bir cismin yaklaşmasıyla 1 veya 0 işaretleri gönderen kontaklı veya kontaksız anahtarlardır.

İndüktif siviçler ( şekil 2.7.) metale duyarlı, kapasitif ise bütün malzemelere karşı duyarlıdır. Fotoseller ( şekil 2.6.) ise bir cismin araya girmesi vasıtası ile optik bağlantı kesildiği zaman 0 veya 1 işareti gönderen anahtarlardır. Sıcaklık algılayıcıları ( şekil 2.8.) belirli bir sıcaklık değerini algılayıp 0 veya 1 işareti gönderen anahtarlardır.

Şekil 2.6. Fotoseller

Şekil 2.7. Indüktifler

Şekil 2.8. Sıcaklık Algılayıcıları

İkinci olarak PLC çalışmakta olan bir sistem içersindeki sıcaklık, basınç ve seviye gibi büyüklüklerin o anki durumlarını sürekli olarak kontrol eder. Kontrol için bazı elektronik cihazlar bulunmaktadır. Mostek bunlardan biridir.

3.MOSTEK

Mostek mikroişlemci denetimi yapan, ütü, fırın, çamaşır makinesi vb. aletlerin kablo grubu, rezistans vb. parçaların elektriksel hatalarının tespiti ve T.S.E. standartlarına uygunluğunun kontrol edilmesi amacıyla aşağıda belirtilen testleri yapabilmektedir.

Topraklama yeterliliği testi

Yalıtkanlık direnci testi

Yüksek voltaja dayanıklılık testi

Kısa/açık devre testi

Alçak voltajda kalkış, güç testi

Kaçak akım testi

Mikroişlemci, özel olarak yurt dışında firma için programlanmış olan mikroişlemci ünitelerden gelen bilgilerle fonksiyonları denetler ve gerekli komutları veren bir beyindir.

Ön panel üzerindeki tuş takımı, arkadan aydınlatmalı alfa-nümerik LCD gösterge ve 2 adet 4 haneli büyük LED gösterge vasıtasıyla sistemin kolay kullanımı sağlanmıştır. Tuş takımı ve göstergeler kullanılarak yapılması istenilen testler seçilebilir, test süreleri girilebilir, teste ilişkin ölçüm değerleri, test edilen toplam mamül sayısı görülebilir. Ledler ile seçilmiş olan testler belirtilir. Her bir teste ait sonucun kabul ve red olduğu izlenebilir. Testin başlaması, devamı ve sonuçlandırılması ön panel üzerindeki tuş veya UKK.96 uzaktan kumanda kutusu üzerindeki butonlar ve sinyaller vasıtasıyla sağlanır.

3.1. Topraklama Yeterliliği Testi

Bu test sırasında topraklama probu vasıtasıyla test edilen mamulün elle ulaşılabilir metal kısımlarına 6 V Ac tatbik edilir ve 0.1 Ohm yük altında minimum 25 A Ac olacak şekilde akım geçmesi sağlanır. Bu şartlar altında topraklama probunun ucu ile test prizinin toprak ucu arasındaki voltaj ve çekilen akım aynı anda ölçülerek direnç hesaplanır. Direnç değeri önceden girilen bir değerle (0.1) karşılaştırarak küçük ise kabul, aksi durumda red kararı verilir.

3.2. Yalıtkanlık Direnci Testi

Bu test , elektriksel yalıtımın yeterli olup olmadığının tespit edilmesi için yapılır. Test sırasında mamule ait fişin kısa devre edilmiş faz ve nötr uçları ile toprak hattı arasına 500 V Dc uygulanarak yalıtkanlık direnci ölçülür. Ölçülen direnç değeri önceden girilen bir değerden ( örneğin 2 Mohm ) büyük ise kabul, aksi halde red kararı verilir.

3.3. Yüksek Voltaja Dayanıklılık Testi

Bu test dielektriksel dayanıklılığı kontrol amacıyla yapılır. Test sırasında mamule ait fişin kısa devre edilmiş faz ve nötr uçları ile toprak hattı arasına 200-2000 V Ac ( örneğin 1500 V Ac ) uygulanarak kaçak akım ölçülür. Ölçülen akım değeri önceden girilen bir değerden küçük ise kabul, aksi halde red kararı verilir. “ Delinme” ye tekabül eden akım miktarı ( 0-100mA ) her ürün için ayrı olup, işletme tarafından belirlenir.

3.4. Kısa/Açık Devre Testi

Bu test kopmuş veya kısa devre olmuş kablo, fiş ve diğer bağlantıların tespit edilmesi ve bundan sonraki güç ve kaçak akım testlerinde tatbik edilecek çalışma voltajı sırasında mamulün hasar görmesini engellemek için yapılmaktadır. Test sırasında mamule ait fişin faz ve nötr uçları arasına 6 V Dc uygulanarak devre direnci ölçülür. Ölçülen değer önceden girilen bir direnç aralığının altında ise “ kısa devre” , üstünde ise “ açık devre” tespiti yapılır.

3.5. Alçak Voltajda Kalkış Testi

Bu test sırasında mamulün nominal çalışma geriliminin %15 altında voltaj uygulanırken motorun kalkış yapıp yapamadığına bakılır. Bu voltaj mamulün faz ve nötr uçları arasına uygulanır. Çekilen akım ve besleme voltajı ölçülür. Ölçülen akım değeri girilen alt ve üst sınır değerlerle karşılaştırılarak red veya kabul kararı verilir. Bu test için bekleme ve ölçüm süresi belirlenebilir.

3.6. Harcanan Nominal Güç Testleri

Bu testler sırasında mamul nominal çalışma geriliminde çalıştırılırken çekilen akım, güç ve besleme voltajı ölçülür. Eğer “ nominal güç” seçilmişse, ölçülen güç voltaja göre hesap yoluyla ayarlanır. Nominal güç seçeneğine bağlı olarak, harcanan güç ya da hesaplanan nominal güç önceden girilen alt ve üst sınır değerlerle karşılaştırılarak red veya kabul kararı verilir. Bu testler için bekleme ve ölçüm süresi belirlenebilir veya operatörün bir butona basmasıyla test bitirilebilir.

3.7. Kaçak Akım Testi

Bu test, mamulün maksimum kaçak akımının dahi kullanıcıyı çarpmayacak kadar küçük olduğunun kontrol edilmesi amacıyla yapılır. Test sırasında test edilen mamul nominal çalışma voltajının % 6 veya % 10 fazlası ile çalıştırılırken önce faz-toprak, sonra nötr-toprak uçları arasına 1750 +- 250 Ohmluk bir direnç bağlanarak ölçülür. Kaçak akımlar önceden girilen bir değerden küçük ise kabul aksi halde red kararı verilir.

4. IDTAG OKUYUCU

Idtag Okuyucu; bantların üzerinde bulunan elektronik bir okuyucudur. Makinenin seri numarasını, modelini, bakım görmüş mü , görmemiş mi gibi bilgileri PLC programına gönderir. Bu sayede bazı işlemler PLC tarafından makineye otomatik olarak yapılır. Örneğin; makine burada tamir gördüğü zaman seri numarası kaydediliyor ve ileride makine satıldığı zaman geri döndüğünde herhangi bir hatadan dolayı mı, bu hatadan dolayı mı tamir gördü buna bakılıyor. İki ana parametresi var.

Kalite endeksi ( Üretimde meydana gelen hataları gösterir.)

FLC ( Üretimde meydana gelen hata sayısını gösterir. )

Bunlarda otomatik olarak izlenmiş olur.

5. PİES DEVRESİ

Monacary , malzeme transferini sağlayan bant üzerinde havada hareket edebilen küçük bir araçtır. Arabanın yan taraflarında fırçalar var ve bunlar yardımıyla hem enerji sağlarlar hem de haber alırlar. Arabanın önünde bir anten var bu anten sayesinde arabalar birbirleriyle haberleşirler. Ve arabanın işlemleri anlama ve yerine getirmesini sağlayan bir bakıma arabanın beyni olan pies devresi var.

6. PT EKRANI

Fonksiyon test bandında bulunuyor. Bu dokunmatik bir elektronik cihaz. Bununla makinenin hareketi, durdurulması, konum değiştirmesi sağlanıyor. Ayrıca fluklar yardımıyla ( sıcaklığa karşı duyarlı bir direnç ve kablo) makinenin içindeki sıcaklık ekrana veriliyor. Ayrıca makinenin gücünü, çektiği akımı ve voltajı gösteriyor. Herhangi bir olumsuzluk sonucu sinyal veriyor.

7. YAPILAN İŞLER

Staj döneminde arıza, bakım ve kontrol olmak üzere üç işi yerine getirdik. Arıza olarak yukarıdaki sistemlerde meydana gelen arızalar giderildi. En çok meydana gelen arızalar siviçlerin bozulması, kırılması, kirlenmesi gibi arızalar oldu ve değiştirilerek veya temizlenerek arızalar giderildi.

Kartların yanması;

Dengesiz voltaj gelmesinden yanması,

Su girmesinden dolayı kısa devre olması,

Bunlarda kartlar değiştirilerek veya bakımı yapılarak giderildi.

Bakım olarak; elektronik kartların kontak spreyi ile pano içi kartların hava ile temizlenmesi yapıldı.

Kontrol olarak; her sabah, öğle ve akşam sistemler gezilerek operatörlerin bir şikayeti olup olmadığı dinlendi.

Ayrıca bu işlemlerden farklı olarak bir proje uygulandı. Takip 1 Projesi. Her istasyona bir adet siviç yerleştirildi. Birer tane de gönderme butonu konuldu. Makine gelirken siviç gördü gelme zamanı kaydedildi. Operatör işten sonra butona bastığında gittiği zaman bilgisayara gönderildi. PLC bunu mini tap programında değerlendirerek grafikler oluşturdu. Ve operatörlerin performansları değerlendirildi. Az zamanda çok iş mantığından çıkan bu proje ile daha çok verim elde edildi.

Sadece elektronik alanında değil diğer alanlarda da işler yapıldı. Tek elini kullanamayan bir çalışan arkadaş için pnömatik bir sistem geliştirildi. Yapması gereken bir aparatın kilitlerini takmaktı. Bu tek eliyle çok zor ve geç yapıyordu. Taktığı aparatın boyutlarına göre bir kalıp hazırlandı ve bir kompresör , iki buton ve valfle silindirden oluşan bir sistem geliştirildi. Çalışan yalnız butona basmakla işini yerine getirmiş oldu.

DEĞERLENDİRME

Bu staj sadece mesleki tecrübe acısından değil, hayat tecrübesi açısından da çok önemli bir yere sahip. Çünkü öğrendiğim her bir yeni bilgi dışında, çalışma ortamı, üst-alt ilişkisi, çalışanların birbiriyle ilişkisi, çalışma kuralları açısından birçok deneyim kazandım. Katkısı olan herkese teşekkürler.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Rüzgar Enerjisi

RÜZGAR ENERJİSİ

GİRİŞ

Yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları olarak isimlendirilen alternatif kaynaklardan yararlanılması ; hidrolik enerji dışında ,teknolojik gelişimlerinin yeniliği ve geleneksel kaynaklarla ekonomik açıdan rekabet edebilme güçlükleri nedeniyle , bugüne kadar arzulanan düzeye ulaşamamıştır.bununla birlikte ,jeotermal,güneş,rüzgar ve modern biyokütle nerjisi teknolojileri ,bu gün dünya enerji pazarlarında yer almAya başlamışlardır.enerji bitkileri ,fotovoltaik ve rüzgar enerjisi teknolojilerindeki Ar-Ge çalışmaları devam etmektedir. Yeraltında ısıl enerji depolaması özellikle gelişmiş ülkelerde hızlı bir yaygınlaşma sürecine girerken, hidrojen enerjisi teknolojisinde yoğun araştırmaların sürdüğü görülmektedir.

Rüzgardan elektrik üretimi 100 yıl önce başlamıştır.1950 yılı öncesinde daha çok 20-100kW’lık makinalar üzerinde durulmuş olmakla birlikte ,1250kW’lık türbinler de yapılmıştır. 1974-1978 yapay petrol krizine kadar 100-800 kW’lık rüzgar türbinleri üzerinde durulduğu görülmektedir. 1980’li yıllarda yeni teknoloji ve malzemelerle yeniden gelişerek dizayn edilen ve maliyetleri düşürülen rüzgar türbinleri rüzgar elektriği için çağ açmıştır.

1-RÜZGAR ENERJİSİNİN TARİHÇESİ

Rüzgar enerjisi kullanımı M.Ö. 2800 yıllarında Orta Doğuda başlamıştır. M.Ö. 17. Yüzyılda Babil kralı Harrîmurabi döneminde Mezopotamya’da sulama amacıyla kullanılan rüzgar enerjisinin , aynı dönemde Çin’de de kullanıldığı belirtilmektedir. Yel değirmenleri , ilk olarak İskenderiye yakınlarında kurulmuştur. Türklerin ve İranlıların ilk Yel değirmenlerini M.S. 7. yüzyılda kullanmaya başlamalarına karşın , Avrupalılar yel değirmenlerini ilk olarak Haçlı seferleri sırasında görmüşlerdir. Fransa ve İngiltere’de yel değirmenlerin kullanılmaya başlanması 12.yüzyılda olmuştur.

Avrupa, Haçlı Seferlerinde kazandığı bu teknoloji ile. Roma İmparatorluğunun kaçırdığı bir serveti yakalamıştır. Roma İmparatorluğu gücünün zirvesindeyken para basmak için gereken altın ve gümüşü Avrupa dışındaki eyaletlerden sağlamaktaydı. Bu eyaletleri kaybettikten sonra Avrupa’daki fakir madenlerin işletilmesi denenmiş, ancak, bu madenlerin yüzeysel kapasiteleri hızla tüketilip, derinlere inildikten sonra galerilerden su çıktığından, madenler terk edilmiştir. Giderek artan para ve ekonomik bunalımla birlikte , o dönemin yüksek hızlı enflasyonu Roma İmparatorluğunun sonunu getirmişti. Romalıların terk ettikleri madenlerin yeniden işletmeye açılması olduğu söylenir. Avrupalılar bunu yel değirmenleri yardımı ile , galeri diplerindeki suları dışarı pompalayarak , yani rüzgar enerjisini kullanarak başarmışlardır.

18.Yüzyılın sonunda yalnızca Hollanda’da 10.000 yel değirmeni bulunuyordu. Buhar makinesinin yapılması ve odun, kömür gibi yakıtlardan kesintisiz enerji üretimine başlanması ile rüzgar enerjisi önemini yitiriyordu. Bununla beraber, rüzgar türbini denilen ve elektrik üretiminde kullanılan ilk makineler 1890′larm başlarında Danimarka’da yapılmıştır. Aynı dönemde, bu makinelerin geliştirilmesi için Almanya’da da önemli çalışmalar yapıldığı bilinmektedir. Rüzgar kuvvet makineleri yerlerini yakıtlı kuvvet makinelerine bırakırken , rüzgar enerjisi kullanımının sürmesi için yeni bir teknoloji de başlıyordu. Ancak 19.yüzyılda geliştirilen ilk rüzgar türbinlerin verimleri düşüktü.

1961 yılında Roma’da birleşmiş milletler tarafından düzenlenen “Enerjinin Yeni Kaynakları Konferansında ele alınan üç kaynaktan biri rüzgar enerjisi idi. Böylece çok eskiden bu yana tanınan rüzgar enerjisi, teknolojik gelişmelerle ele alınıyor, yeni ve yenilenebilir kaynaklar arasına sokuluyordu. 1961-1966 yılları arasında Almanya’ da rotor çapı 35m olan 100kW’lık bir modelin geliştirilmesi üzerinde duruluyordu. 1970′lerde Danimarka’daki Gedser türbini, gücü 650 kW olan büyük türbinlerle değiştiriliyordu. Bu dönemde rüzgar jeneratörleri üzerinde İsviçre, Avusturya ve İtalya’da da teknolojik çalışmalar yapılmıştır. Amerika’da 1970′lerde büyük tip yatay eksenli makineler üzerinde yeniden çalışılırken, dikey eksenli Darrieus tipi makineler üzerinde de çalışmalar başlatılmıştır. Ucuz petrol döneminde güncellik kazanamayan rüzgar enerjisi,1974-1978 yılları arasındaki yapay petrol bunalımlarının ardından, gündeme daha çok girmiştir.

Rüzgar enerjisinin gelişimine, 1980′li yıllarda Uluslararası Enerji Ajansı eşgüdümünde yürütülen araştırma geliştirme çalışmalarının büyük etkisi olmuştur. Artık, eski tip rüzgar jeneratörleri yerine modern ve çağdaş rüzgar enerjisi çevrim sistemleri (WECS) kurulmaktadır. Ayrıca, rüzgar türbini ile beraber, dizel motor ve güneş fotovoltaik jeneratörü içeren rüzgar-dizel-PV hibrid sistemlerde geliştirilmiştir.

Bir tüketiciyi besleyecek tek makine yerine, birden çok türbin içeren rüzgar çiftlikleri ile elektrik şebekeleri için üretim yapılır olmuştur. ABD, Danimarka, Hollanda, İngiltere ve İsveç ‘in katkıları sonucunda, deniz üstünde, kıyıdan uzakta rüzgar santralları kurulmuştur. Günümüzde şamandıra üzerine yerleştirilen rüzgar türbinleri’ de vardır.

2-RÜZGAR ENERJİSİNE GENEL BAKIŞ

2.1-Rüzgar Gücünün Küresel durumu

Rüzgar gücü yenilenebilir enerji teknolojilerinin en ileri ve ticari olarak mevcut olanıdır. Tamamen doğal bir kaynak olarak kirliliğe neden olmayan ve tükenme olasılığı olmayan bir güç sağlamaktadır. Son yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen enerji kaynağı olmuştur.

1998 sonuna gelindiğinde dünya çapındaki hemen hemen 50 ülkede 10 000 MW dan fazla elektrik üreten rüzgar türbinleri çalışmaktadır. Son altı yılda rüzgar türbinlerinin satışlarındaki ortalama yıllık büyüme % 40 civarında gerçekleşmiştir. Rüzgar enerjisi endüstrisi 600 kW büyüklüğünde orta boy makinelerin seri üretimini sürdürmekte ve megawatt büyüklüğündeki 10 adet tasarımın prototiplerini üretmiş bulunmaktadır. Mevcut kurulu kapasitedeki artış (500-600 kW tan 1.5 MW a 3 kat) çarpıcıdır ve 1990 dan bu yana çok hızlı bir gelişme gerçekleşmiştir. Büyük ünitelerin ortaya çıkışı, endüstrinin büyük deniz üstü uygulamalara hazırlandığından dolayı, zamanında gerçekleşmiştir.

Son yıllarda rüzgar enerjisinin en başarılı pazarları, özellikle Danimarka, Almanya ve İspanya olmak üzere Avrupa ülkeleridir. Arasında Hindistan, Çin ve Güney Amerika’nın da bulunduğu bazı gelişmekte ülkelerin yanı sıra Amerika Birleşik Devletlerinde de bu teknolojinin kullanımında bir sıçrama görülmektedir. Rüzgar enerjisi bir dizi farklı ekonomi ve coğrafi yapıda başarılı olmaktadır.

Rüzgar enerjisi aynı zamanda en ucuz yenilenebilir enerji kaynaklarından biridir. Rüzgarlı yörelerde yeni geleneksel fosil yakıt ve nükleer üretimi ile daha şimdiden tümüyle rekabet edebilmektedir. Teknoloji iyileştikçe ve arazilerin kullanımı iyileştikçe maliyetleri de azalmaya başlamaktadır.

Çevresel üstünlükleri tanındıkça, bir çok ülke hükümet destekli girişimler ile rüzgar enerjisinin gelişimini desteklemeye başlamışlardır. Bu desteklerin hedefi pazarın hareketlendirilmesi, maliyetlerin düşürülmesi, konvansiyonel yakıtların örneğin devlet sübvansiyonları yoluyla sağladıkları hakça olmayan üstünlüklerinin etkisinin azaltılmasıdır. Farklı ülkelerde bir dizi Pazar hareketlendirme mekanizmaları kullanılmıştır.

Araştırma ve geliştirme girişimlerinin desteklenmesi ve elektrik şebekesine rüzgar güç üreticileri için hakça erişim sağlanması teknolojinin sürekli başarısı için önemli unsurlardır

Türkiye’de Rüzgar Enerjisi Potansiyeli

2.2.1- Türkiye’ deki Rüzgar Enerjisi Kaynakları

Türkiye’deki rüzgar enerjisi kaynakları teorik olarak Türkiye’nin elektriğinin tamamını karşılayabilecek yeterliliktedir. Fakat rüzgar enerjisinin sisteme girişinin tutarlı bir biçiminde gerçekleşmesini kolaylaştırmak üzere gerekli altyapı tasarımlanmalıdır. EİKT Avrupa Ülkelerinde Rüzgar Enerji Potansiyelinin bir özeti aşağıdaki Tabloda verilmiştir. Tabloda da görüldüğü gibi Türkiye Avrupa’da rüzgar enerjisi potansiyeli en ümit verici olan ülkedir.

Türkiye’nin teknik potansiyeli 83.000 MW dır. Bu, Türkiye’nin biran önce kullanması gereken önemli bir rüzgar enerjisi potansiyeli olduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin Anadolu ve Rumeli kısımlarına dengeli bir dağılımla seçilen 20 meteorolojik istasyon çevresinde Türkiye Rüzgar Atlası çalışmaları Dr. Tanay Sıdkı Uyar ve çalışma arkadaşları tarafından 1989 yılında tamamlanmıştır. Bu çalışma meteoroloji istasyonlarında toplanan verilerin rüzgar enerjisinden yararlanmak amacıyla yapılacak çalışmalarda kullanılabilecek düzeyde temsili olmadığını kanıtlamıştır.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği TÜREB’ in kuruluşundan sonra yatırımcılar, akademisyenler, imalatçılar ve diğerleri Türkiye’de rüzgar enerjisi gelişimini desteklemek üzere bir araya geldiler.

1996 yılında da ETKB’ nin Türkiye’de rüzgar enerjisi kullanımına ilişkin politikası pek iyimser değildi. Resmi açıklamalar Türkiye’de rüzgar enerjisi gelişimine çok şans tanımıyorlardı.

Son üç yıldır, Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği’nin çabaları ve ETKB ile Elektrik İşleri Etüt İdaresinin (EİEİ) TUREB çalışmalarına katılımı sonrası Türkiye’deki rüzgar enerjisi potansiyeli kabul görmeye başlamıştır.

Türkiye’de rüzgar enerjisinin gelişiminin önündeki sorunları belirlemek üzere İberotel Sarıgerme Park Ortaca’ da Kocaeli Üniversitesi Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Teknolojileri Araştırma Birimi tarafından 3 adet Uluslararası Rüzgar Enerjisi Atölye Çalışması düzenlenmiştir. Bu atölye çalışmalarına katılanlar daha sonra uzun süreli ortaklıklar kurmuş ve Türkiye’de rüzgar enerjisi kullanımı çalışmaları yaygınlaşmıştır.

Kocaeli Üniversitesi YEKAB birimi tarafından İstanbul’da koordinasyonu ve tasarımı yapılan 2 adet uluslararası enerji teknolojileri fuarı kamuoyu ve karar vericilere modern rüzgar türbinlerinin gelişmişliğini göstermiştir.

2.2.2 – TÜRKİYE’DE RÜZGAR ENERJİSİ GELİŞİMİNİN MEVCUT DURUMU

Bugüne kadar ETKB tarafından değerlendirilen 39 adet Rüzgar Çiftliği projesi bulunmaktadır. Bu projelerin toplam kapasitesi 1370 ila 1440 MW ‘dır. Bu 39 projenin, 215 MW ‘lık kapasiteye sahip 8 tanesinin yatırımcılarla yapılan görüşmeleri sonuçlandırılmıştır.

Türkiye’de Kurulma Hazırlıkları Sürdürülen Rüzgar Güç Santralleri

Projenin Adı

Başvuran Firma

Yeri

Gücü (MW)

Çeşme Alaçatı Rüzgar Santralı

ARES A.Ş.

İzmir-Çeşme Alaçatı

7.2

Kocadağ Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

İzmir-Çeşme Kocadağ

50.4

Çanakkale Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Çanakkale

30 MW

Bozcaada Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDING A.Ş.

Çanakkale Bozcaada

10.2

Mazıdağı Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDING A.Ş.

İzmir-Çeşme Alaçatı

39

İntepe Rüzgar Santralı

INTERWIND

Çanakkale-İntepe

30

Datça Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDING A.Ş.

Datça-Muğla

28.8

Datça Rüzgar Santralı

ATLANTIS TİCARET

Muğla-Datça

12.54

Yalıkavak Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Muğla-Bodrum Yalıkavak

7.92

Bandırma Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Balıkesir-Bandırma

15

Çeşme Rüzgar Santralı

PROKON

İzmir-Çeşme

12

Akhisar Rüzgar Santral

AK-EN (SASAŞ İNŞAAT)

Manisa-Akhisar

12

Akhisar Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

Manisa-Akhisar

30

Beyoba Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Manisa-Akhisar (Beyoba)

7.92

Karaburun Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

İzmir-Karaburun

22.5

Hacıömerli Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

İzmir-Hacıömerli

45

Kocadağ Rüzgar Santralı

MAGE A.Ş.

İzmir-Çeşme (KOCADAĞ)

26.25

Gökçeada Rüzgar Santralı

SİMELKO

Çanakkale-Gökçeada

Yaylaköy Rüzgar Santralı

MAGE A.Ş.

İzmir-Karaburun

15

Lapseki Rüzgar Santralı

ATLANTİS TİCARET

Çanakkale-Lapseki

15

Şenköy Rüzgar Santralı

AKFIRAT A.Ş.

Hatay-Şenköy

12

Belen Rüzgar Santralı

TEKNİK TİCARET

Belen-Hatay

20-30

Kumkale Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

Çanakkale-Kumkale

12.6

Mazıdağı-2 Rüzgar Santralı

DEMİRER HOLDİNG A.Ş.

İzmir-Çeşme

90

Mazıdağı-3 Rüzgar Santralı

YAPISAN LTD.

İzmir-Çeşme

39.6

Kapıdağ Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Erdek-Balıkesir

20-35

Karabiga Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Karabiga-Çanakkale

15-50

Yellice Belen Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Yellice-Belen Karaburun

70-100

Zeytinbağ Rüzgar Santralı

Deryalar LTD.

Bursa-Zeytinbağ

30-60

ÇERES (Çeşme) Rüzgar Santralı

INTERWIND LTD.

Çeşme

18-25.5

Taştepe Rüzgar Santralı

FORA A.Ş.

Taştepe-Bandırma

37.8

Kocaali Rüzgar Santralı

DERİN LTD.

Tekirdağ-Şarköy

31.2

Topdağ Rüzgar Santralı

DERİN LTD.

Sinop

33

Paşalimanı Rüzgar Santralı

AS MAKİNSAN

Kapıdağ-Marmara

Seyitali Rüzgar Santralı

DERİN LTD.

Aliağa

51

Güzelyer Rüzgar Santralı

ENDA Enerji Üretim A.Ş.

Çeşme

50.4

Yenişakran Rüzgar Santralı

YAPISAN İNŞAAT LTD.

Aliağa-Bahçedere

54

Ekinli Rüzgar Santralı

DERYALAR LTD.

Karacabey-Bandırma

39.6

ETKB’ nin 9 Eylül 1999 da açtığı YİD Modeli ile Rüzgar Güç Santralleri Yaptırılması konusundaki resmi ihale gündemdeki toplam proje sayısını 55e çıkartmıştır. Böylece Türkiye’de gerçekleşme aşamasına girmiş rüzgar güç santrallerinin toplam kurulu gücü 1700 MW ‘a ulaşmıştır. İhale sistemi eğer Türkiye’de halihazırdaki rüzgar enerji gelişim potansiyelini sınırlamak için getirilmemiş ise Türkiye’deki rüzgar enerjisinin sağlıklı gelişimine katkıda bulunabilecektir.

Rüzgardan üretilen elektriğe, kirletici emisyonlar olmadan üretilecek elektriğin çevresel yararlarını yansıtan, hakça bir bedel ödenmesi ve iyi organize olmuş bir kurumsal alt yapı ve rüzgar enerjisinin planlama yönetmeliklerinin hazırlanması durumunda , Türkiye’de rüzgar enerjisi kurulu gücünün gelişiminde kolayca aşağıdaki hedeflere ulaşılabilecektir.

2.2.3-TÜRKİYE’DE RÜZGAR ENERJİSİ İÇİN MÜMKÜN HEDEFLER

Yıl

Kurulu Kapasite

(MW)

2000

400

2003

1400

2005

5000

2010

10,000

2020

20,000

Rüzgar enerjisinin geliştirilmesine gereken önem verilerek pazar yaratıldığında Türk Endüstrisi rüzgar gücü santrallerinin imalatına kolayca adapte olabilecektir. Yeni kurulan rüzgar çiftliklerinin kuleleri yerel olarak imal edilmeye başlanmıştır.

TÜRKİYE RÜZGAR HIZI VE POTANSİYELİ DAĞILIM HARİTALARI

RÜZGAR HIZI DAĞILIM HARİTASI

RÜZGAR POTANSİYEL DAĞILIM HARİTASI

2.3- AVRUPADA RÜZGAR ENERJİSİNİN DURUMU

Geçtiğimiz altı yıl boyunca Avrupa’da kurulu rüzgar enerjisi kapasitesi yılda %40 oranında artmıştır. Bugün Avrupa’daki rüzgar enerjisi projeleri 5 milyon civarında insanın yerel gereksinimlerini karşılayacak yeterlilikte elektrik üretmektedir.

ÜLKE

Eylül 1999 sonu kurulu kapasite

2003 için öngörülen kapasite (MW)

Danimarka

1606

2645

Finlandiya

32

218

Fransa

22

621

Almanya

3817

6774

Yunanistan

79

265

İrlanda

73

334

İtalya

227

872

Hollanda

405

1179

Portekiz

60

221

İspanya

1180

5580

İsveç

197

896

İngiltere

350

1313

Diğer Ülkeler

91

905

Toplam

8139

21833

Rüzgar enerjisi endüstrisi Avrupa için 2010 yılına kadar 40,000 MW rüzgar enerji kapasitesi kurmak üzere bir hedef koymuştur. Bu hedefe ulaşılmasıyla yaklaşık 50 milyon insana elektrik sağlanacaktır. “2010 da 40,000 MW” kampanyası, Avrupa Komisyonu’nun “AB ‘deki Yenilenebilir Enerji Kaynakları için Beyaz Rapor” ‘u tarafından da desteklenmektedir. Bu raporda yapılan değerlendirme bu hedeflere erişilebileceğini göstermektedir.

Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliğinin Hedefleri:

YIL

Kurulu kapasite

2000

8000 MW

2010

40000 MW

2020

100000 MW

20 türbinden oluşan tipik bir rüzgar çiftliği yaklaşık 1 km2 (100 hektar) lik alana kurulabilmektedir. Diğer güç istasyonlarına nazaran rüzgar çiftliği, bulunduğu alanın sadece % 1′ini kullanır. Tarım alanlarında çiftçilik faaliyetleri türbinlerin hemen altında yapılabilmektedir. Türbinler çalışma hayatlarının sonuna geldiklerinde kolayca sökülebilmekte ve bulundukları alan eskiden kullanıldığı hale dönüştürülebilmektedir. Türbinlerin sökülmesinin maliyeti genelde türbinlerin arta kalan parçaların parasal değeri ile karşılanabilmektedir.

2.4 RÜZGAR VE DİĞER YAKITLARIN MALİYETLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

Rüzgar enerjisi gelecekteki pazar başarısı için en önemli kriter olan ekonomik maliyette kararlı ve hızlı bir gelişme göstermektedir. 1990lı yılların başında Pasific Gas & Electric ve Electric Power Research Institute tarafından yapılan ve rüzgar enerjisinin en ucuz elektrik üretim kaynağı olacağına ilişkin uzun vadeli öngörümler artık hayal olmayıp gerçekleştirilmek üzeredir.

Kaliforniya Enerji Komisyonu çeşitli enerji seçeneklerinin maliyetlerini ve pazara hazırlılıklarını incelemektedir Tablo 4 temel yakıt tiplerinin maliyetini rüzgar enerjisi ile karşılaştırmaktadır.

Tablo 4

Yakıt

Maliyet (sent/kWh)

Kömür

4.8-5.5

Gaz

3.9-4.4

Hydro

5.1-11.3

Biomass

5.8-11.6

Nükleer

11.1-14.5

Rüzgar (ABD Federal Üretim Vergi Kredisi hesaba katılmadan,)

4.0-6.0

Rüzgar maliyetleri artık fosil yakıtların en ucuz seçenekleri olan kömür ve gaz ile rekabet edebilir duruma gelmiştir ve enflasyona göre düzenlenen ABD Federal Üretim Kredisi ile rekabet daha da iyileştirilebilecektir.

·       Rüzgarın gücü iki faktörden etkilenmektedir, ortalama rüzgar hızı ve faiz oranları

·       Rüzgar yeni bir teknolojidir ve maliyeti konvansiyonel üretime göre daha hızlı düşmektedir.

 Elektrik Üretim Maliyetleri şu kalemlerden oluşmaktadır:

· Yatırım maliyeti - güç santrallerinin inşaatı ve şebekeye bağlanması

· İşletme maliyetleri - tesisin işletilmesi, yakıtının sağlanması ve bakımı

· Finansmanı - yatırımcı ve bankalara geri ödeme maliyeti

Rüzgar türbinleri için yakıt maliyeti yoktur ve rüzgar bedavadır. Projenin maliyeti ödendikten sonra sadece işletme ve bakım maliyetleri söz konusudur. Yatırım maliyeti toplam maliyetin %75 ila %90 ‘ını oluşturmaktadır.

Türbin maliyeti kW güç başına halen 600-900 ECU’dur. Projenin hazırlanması ve tesis etme maliyetleri kW başına 200-250 ECU daha eklemektedir. Bu rüzgar türbinlerinin toplam maliyetini kW kurulu kapasite başına 1000 ECU’ya ulaştırmaktadır.

Rüzgar enerjisi geliştirmenin işletme maliyetleri üretilen kWh elektrik başına yaklaşık 1-2 ECU mertebesindedir. Bu maliyet arazi kirası, bakım ve sigorta primlerini kapsamaktadır

2.5 -RÜZGAR ÇİFTLİĞİ İÇİN GEREKLİ PARAMETRELERİN İNCELENMESİ

Bugünkü tüketim oranlan baz alınarak yapılan hesaplamalara göre, günümüzde yaygın olarak kullanılan fosil yakıtlardan kömürün 240,petrolün 43 ve doğalgazın 67 yıl sonra tükeneceği belirtilmektedir. Bugünkü enerji planlamaları ve bunların sonucunda yüzyüze gelinen çevreci karşı çıkışlar,gerek fosil yakıt kullanılan santrallerin, gerekse geleceği halen açıklık kazanmayan nükleer enerji kullanımının önünü tıkamaktadır.

GERÇEKÇİ BÎR YATIRIM ICIN GEREKLİ İNCELEMELER :

Rüzgar türbini teknolojisi gelişimi, çevre dostu bir enerji kaynağına yatınm için yeni bir firsat yaratmaktadır. Hızlı bir biçimde gelişen rüzgar enerjisi endüstrisinde gerçekçi bir yatınm için yapılması gereken incelemeleri şöyle sıralamak gerekir :

1- Çiftliğin kurulacağı bölgenin belirlenmesi.

2- Bölgenin ön değerlendirmesi.

3- Rüzgar hızı gözlemleri ve veri analizi.

4- Yüzey yapısı modellemesi ve mikro -konuşlandırma.

5- Alt yapı tasannu ve türbin seçimi.

6- Enerji üretimi değerlendirmesi.

7- Ekonomik analiz.

8- Çevre etki değerlendirmesi.

TEKNİK FİZİBİLİTE VE MÜHENDİSLİK TASARIMLARI;

Yapılması gereken teknik ve mühendislik işlemleri şöyle sıralanabilir:

• Rüzgar türbinlerinin satın alma koşullarının ve mevcut türbinlerin teknik karakteristik fiat analizlerinin hazırlanması.

• Rüzgar çiftliği bölgesinin incelenmesi ; yerin jeolojik yapı analizi ve yol gereksinimin belirlenmesi

• Rüzgar türbini temel inşaatının tasarlanması

• Bölgenin elektrik şebekesinin incelenmesi

• Ana şebeke bağlantıların, tasarlanması

• Teknik veri ve türbin karakteristiklerinin gerçekleşme durumlarını belirlemek için rüzgar türbini performans testi ölçümlerinin yapılması.

ENERJİ ÜRETİMİ İNCELEMESİ;

Bir rüzgar çiftliğinin net enerji üretimi, projenin ekonomik açıdan uygulanabilirliğin belirlenebilmesindeki anahtar faktörlerden birisidir. Bu, bilgisayar ortamında hazırlanan modeller kullanılarak hesaplanır.

Dijitize edilmiş yeryüzü verisi, rüzgar türbini verisi, rüzgar hızı ve yönü dağılımları, rüzgar profili ve türbülans düzeylerini rüzgar türbini dizilişiyle birleştirerek, türbinlerin tek tek ve bir arada üretecekleri yıllık enerji miktarları hesaplanır. Bu hesaplamalarda , çiftlik bölgesindeki akış değişimleri ve iz bölgesi etkileri de dikkate alınmalıdır. Elektrik sisteminde meydana gelebilecek diğer kayıplarda bu hesaplamalara dahil edilebilir. Prosedürün etkileşimli olarak kullanılmasıyla türbin dizilişini optimize etmek ve böylece enerji üretimini, dolayısıyla karlılığı en yüksek değerine yükseltmek de mümkündür.

Bu işlemler sonucunda rüzgar çiftliğinin toplam ve ayrı ayrı her türbinin beklenen yıllık enerji üretimi miktarları elde edilir.

ELEKTRİKSEL ALT YAPI TASARIMI:

Rüzgar çiftliği planlamalarında ihmal edilen özelliklerden bir tanesi de elektriksel alt yapının durumudur. Bu, rüzgar çiftliğinin yatırım maliyeti, enerji üretimi ve dolayısıyla karlılığı üzerinde önemli etkilere neden olabilmektedir. Elektrik sistemindeki kayıplar tipik olarak rüzgar çiftliğinin toplam üretiminin %2-3′ü kadardır. Bu nedenle optimum hat ve transformatörlerin belirlenmesi gerekmektedir. Maliyetlerin ve iletim hatlarıyla transformatörlerin belli bir alan için enerji kayıplarının veri tabanı kullanılarak yatırını maliyetleri ve enerji kayıpları hesaplanır. Alınan enerji ve reaktif güç miktarları ayrıca belirlenmektedir. Daha sonra basit bir yatırım -kazanç testi yardımı ile en ekonomik durum belirlenir.

3- RÜZGAR TÜRBİNLERİ VE GENERATÖRLERİ

3.1.RÜZGAR TÜRBİNLERİ VE SINIFLANDIRILMASI

Rüzgar türbününe bağlı elektrik üretici,  mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çevirir. Rüzgar enerjisi dönüştürme sistemleri 50W ile 2-3 MW arasında mekanik veya elektrik gücü sağlayabilmektedir. Havanın özgül kütlesi az olduğundan, rüzgardan sağlanacak enerji rüzgar hızına bağlıdır. Rüzgar hızı yükseklikle, gücü ise hızının kübü ile orantılı biçimde artar. rüzgarın sağlayacağı  enerji, gücüne  ve esme saati sayısına bağlıdır özgül rüzgar gücü, hava debisine dik birim yüzeye düşen güçtür. Topoğrafik koşullara göre yerden 50 m yükseklikte özgül güç, hız 3.5m/s den küçük iken  50W/m2 den az  olabileceği gibi hız 11.5m/s den büyük iken 1800W/m2 den çok olabilir. Ortalama rüzgar hızı yıldan yıla değişebilir. Rüzgar hızının değişkenliğinden dolayı, rüzgar enerjisi potansiyelinden elde edilecek enerji, yıllık ortalama hız değerinden hesaplanan enerjiden daha fazla olmaktadır. Bu yüzden belli bir bölgede rüzgar türbünleri ile üretilebilecek  elektrik enerjisi üretim miktarının hesabında, yıllık ortalama rüzgar hızından çok, gözlemlenene dağılım veya Weibull dağılımı  ile hesap edilmiş rüzgar hızı sıklık dağılımı kullanılmaktadır. Türbün tarafından üretilen enerjinin miktarı, rüzgar hızı dağılımına bağlıdır. Rüzgar hızları, frekans dağılımına bağlı  olarak, aynı ortalama rüzgar hızına sahip farklı  yerlerde iki kata varabilecek güç yoğunluluğu farklılıkları olabilir. Bu durum küb çarpanından kaynaklanmaktadır.

Güç Katsayısı (Power Coefficent): bir türbünün rüzgardaki enerjiyi elektriğe dönüştürme verimi olarak adlandırılır. Bu rüzgar türbinin enerji çıktısı aşağıdaki eşitlik ile belirlenir. 

P=1/2dv3ACP

  P, güç çıktısı; d, hava yoğunluğu; A, süpürme alanı; CP, Güç katsayısı; v, Rüzgar hızı

  Modern rüzgar türbünlerinde güç çıktısı rated power düzeyinde sınırlandırılır

Belirli bir uygulamada kullanılan rüzgar türbinleri o uygulamanın gerektirdiği özelliklere sahip olmalıdır.Şimdiye kadar değişik nitelikte ve tipte türbinler geliştirilmiş olup bunların bir kısmı günümüzde ticari hale gelimiştir.

Rüzgar türbinleri dönme eksenlerine göre üç sınıfa ayrılmaktadır.

3.1.1 YATAY EKSENLİ TÜRBİNLER

Bu tür türbinler, dönme eksenleri rüzgar yönüne paralel, kanatları ise rüzgar yönüne dik olarak çalışırlar.Bu tür türbinler bu konuma, rotor kule üzerinde döndürülerek getirilir.Yatay eksenli türbinlerin kule üzerinde yatay eksen yönündeki hareketi, motorlar(rüzgar veya elektrik), rüzgara yönelik birimlerde kılavuz bir kuyruk ve rüzgarı arkadan gören birimlerde ise oluşturulan konik açı ile sağlanır.

3.1.2 DÜŞEY EKSENLİ TÜRBİNLER

Dönme eksenleri rüzgar yönüne dik ve düşey olan bu türbinlerin kanatları da düşeydir.Bu türbinlerin rüzgarı her yönden kabul edebilme üstünlüğü vardır.Kanatların güç üretebilmeleri için rüzgardan daha hızlı dönmeleri gerektiğinden, ilk harekete geçişleri güvenli değildir.Giromill ise açısı değiştirilebilen kanatlara sahip olduğundan, kendi başına çalışmaya başlayabilir.Düşey eksenli türbinlerin bir diğer üstünlüğü ise makina aksamı, hız yükselticisi ve jeneratörün toprak üzerine konulabilmesidir.Günümüzde çeşitli ülkelerdeki elektrik enerjisi üretimi uygulamalarının çoğunluğunu 2 veya 3 kanatlı yatay eksenli rüzgar türbinleri oluşturmaktadır.Büyük güçlü düşey eksenli uygulamalar da mevcuttur.

3.1.3 EĞİK EKSENLİ TÜRBİNLER

Dönme eksenleri düşeyle rüzgar yönünde bir açı yapan rüzgar türbinleridir.Bu tip türbinlerin kanatları ile dönme eksenleri arasında belirli bir açı bulunmaktadır.

3.4-RÜZGAR TÜRBİNİ ELEMANLARI

Rüzgar türbinleri kabaca aşağıdaki parçalardan oluşmuştur ;

1 . Nacelle ( Gövde veya kapak )

2 . Rotor kanatları

3 . Hub ( Kanatların rotora bağlantısını sağlayan parça )

4 . Düşük hız şaftı

5 . Dişli kutusu

6 . Yüksek hız şaftı ve mekanik fren

7 . Elektrik jeneratörü

8 . YAW mekanizması ( türbinin yatay eksende hareketini sağlar )

9 . Elektronik kontrol sistemi

10 . Hidrolik sistem

11 . Soğutma ünitesi

12 . Kule

13 . Anamometre ve rüzgar gülü

3.3- ROTOR KANATLARI

Modern kanatların çoğu güçlendirilmiş fiber glass malzemeden (GRP ) yapılır. Epoxsy ve güçlendirilmiş fiber polyester buna örnek verilebilir. Karbon fiber kullanımı da diğer bir seçenektir. Ancak bu malzemeler türbin kanadı için ekonomik bir seçenek değildir.Ağaç , ağaç-epoxsy karışımı veya bunlar gibi değişik karışımlar kullanılmaz. Aynı zamanda aliminyum ve çelik kanatlarda sağlamlıklarına karşın ağırlıkları ile dezavantajlıdırlar. Bu tip malzemelerde yaşanan diğer bir problemde metal yorgunluğu oluşumudur. Bu tip kanatlar sadece küçük rüzgar türbinlerinde kullanılır

3.4 RÜZGAR TÜRBİNLERİNDE YAW (YÖN SAPTIRMA) MEKANİZMASI

YAW mekanizması türbinlerde rüzgarın sürekli rotora doğru yönelmesini sağlayan sistemdir.

3.4.1 YAW HATASI

Rüzgar türbinlerinde eğer rüzgar yönü rotora dik konumda ise bu duruma YAW hatası denir. Bu hata sonucu rotor enerjiden daha şekilde yararlanır.

Bu durum çıkış gücünün kontrolü ile belirlenir. Diğer yandan YAW mekanizması rotoru bu konumdan alarak rüzgara doğru yöneltir.

3.4.2 YAW MEKANİZMASI

Genellikle bütün yatay eksenli türbinlerde kullanılır. Bu mekanizma ile motor, dişli kutusu ve rotor rüzgara doğru yöneltilir. Şekilde 750 KW lık bir türbinin YAW mekanizması görülüyor.

Şeklin en dışında YAW taşıyıcısı görülüyor. Daha içte YAW motoru tekerlekleri ve en içte YAW frenleri bulunur. Genellikle tüm üreticiler frenli YAW sistemlerini tercih eder.

YAW mekanizması elektronik kontrolör ile çalıştırılır. Bu sistem YAW konumunu saniyede birkaç kez kontrol eder. Konum verileri rüzgar gülünden elde edilen yön bilgileri ile karşılaştırılıp YAW mekanizmasına gerekli komut verilir.

3.5- KABLONUN KIVRILMASINI ÖNLEYİCİ SİSTEM

Jeneratörde üretilen elektrik enerjisi kulede aşağıya kablolar ile iletilir. Ancak kablolar YAW mekanizmasının hareketi ile bükülmeye uğrar.

Bu hem mekanik hem de elektrik olarak kabloyu zorlayıcı ve zarar verici bir etkendir. İşte bu durumu önlemek için türbinlerde bu sisteme ihtiyaç duyulmuştur.

3.6-RÜZGAR TÜRBİNİNDE KULELER

3.6.1- KULE SEÇİMİ

Kule, rüzgar türbinlerinde nacelle ve rotoru taşır. Kuleler genellikle tüp şeklinde çelik , kafes yapılı veya betonarme olarak inşa edilir. Halat destekli direk tipi kuleler genellikle küçük türbin uygulamalarında kullanılır.

Tüp şeklindeki kule şekli en çok tercih edilen kule şeklidir. Şekil a da tüp şeklinde kule kullanılan rüzgar türbinleri görülebilir. Genellikle 20 – 30 metre yükseklikte üretilir.

Kafes yapılı kuleler çelik profillerin kaynaklanarak birleştirilmesi ile oluşturulur. ( şekil .b ) En temel avantajları maliyetlerinin düşük olmasıdır. Benzer boyutlarda bir tüp kulenin hemen hemen yarısı kadar malzeme ve yapım maliyeti vardır.

Birçok küçük türbin halat destekli direk tipi kule kullanılarak inşa edilir. En büyük avantajı ağılığının çok az ve maliyetlerinin çok düşük olmasıdır. Şekil . c de bir bu kule tipine bir örnek görülüyor. Dezavantajları ise araziye kurulum zorluğu ve tarım alanlarının kullanımını engellemesidir.

3.6.2 KULE UZUNLUĞUNUN SEÇİMİ

Büyük bir türbinden küçüğüne oranla daha büyük bir güç elde edileceği muhakkaktır. Eğer şekil . e bakacak olursak sırası ile 225 KW , 600 KW ve 1500 KW

lık türbinleri görebiliriz.

Bu türbinlerin güçleri gibi büyüklüklerinin de farklı olduğu açıktır. Ayrıca büyük güç elde etmek için jeneratörün daha büyük olması , onu tahrik içinde daha büyük kanatlar gerekir. Kanat boyunun uzaması demek doğal olarak kule boyunun da uzaması anlamına gelir. Ancak unutulmaması gereken husus , her 10 metre extra uzunluğu için 15.000 $ extra maliyet oluştuğudur.

Kısaca kule ve kanat boyutları elde edilen gücün maliyete oranı ekonomik olduğu sürece büyük seçilebilir.

3.7 RÜZGAR TÜRBİNİ GENERATÖRLERİ

Rüzgar türbin generatörleri mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çevirir.Bunlar, şebekeye bağlanan diğer generatörlerle karşılaştırıldığında aralarında bir fark görürlür.Bu generatörler devamlı azalıp artan bir mekanik güç veren tahrik kaynağı ile çalışmak durumundadır.

3.7.1 GERİLİM ÜRETME

Büyük güçlü rüzgar türbinlerinde (100-150 kw ve üzeri) üretilen 3 faz gerilim genellikle 690 V civarındadır.Üretilen akım daha sonra trafolara gönderilerek, gerilim şehir şebeke standartlarına bağlı olarak 10000-30000 V arasında bir değere yükseltilir.

3.7.2 SOĞUTMA SİSTEMİ

Jeneratörler çalışırken ısınır ve soğutma sistemine ihtiyaç duyulur. Türbinlerin çoğunda jeneratördeki hava kanallarından bir fan ile hava sirkülasyonu sağlanması metodu ile soğutulmaktadır. Fakat birkaç üretici firma su ile soğutulan jeneratörler kullanırlar.

Su ile soğutulan jeneratörler daha küçük yapılabilir. Ayrıca elektriksel olarak daha sorunsuz ve verimlidir. Ancak bu sistemde soğutma suyu için sıvı tankı gereklidir. Bu tankın veya radyatörün nacelle ye yerleştirilmesi problem yaratır.

3.7.3 GENERATÖRÜ BAŞLATMA VE DURDURMA

Büyük bir rüzgar türbin generatörünü devreye alma ve devreden çıkarma esnasında sıradan, rasgele bir anahtar kullanılırsa generatör , dişli kutusu ve yakın çevredeki şebeke akımı zarar görebilir.Kullanılacak anahtar generatör tasarımı göz önüne alınarak seçilir.

3.7.4 GENERATÖR SEÇİMİ VE ŞEBEKE BAĞLANTISI

Rüzgar türbinleri senkron veya asenkron generatörlerle ve bu generatörlerin şebekeye doğrudan veya dolaylı bağlanmasıyla tasarlanır.

Türbinler jeneratörün şebekeye bağlantı şekline göre çeşitli şekillerde seçilir. Direkt şebeke bağlantılı sistemlerde 3 fazlı A.C jeneratörler kullanılır. İndirekt şebeke bağlantılı sistemle de üretilen gerilim çeşitli ara birimlerden geçirildikten sonra şebekeye uyumlu hale getirilir.

Rüzgar türbinlerinde kullanılan senkron rotorlarındaki doğru akım şebekeden alınan besleme ile sağlanır. Şebekeden alınan A.C doğrultularak D.C ye çevrilir. Daha sonra rotorun sargılarına fırçalar aracılığı ile iletilir. Jeneratörün kutup sayısına ve dönüş hızına bağlı olarak istenen frekansta gerilim üretilir. Aşağıda kutup sayısı ve dönüş hızına bağlı olarak frekans oluşumu tablosu verilmiştir.

frekans 50 Hz 60 Hz

kutup sayısı dönüş hızı (rpm) dönüş hızı (rpm)

2 3000 3600

4 1500 1800

6 1000 1200

8 750 900

10 600 720

12 500 600

Jeneratör hızı terimi sadece şebekeye bağlanan senkron makineler için geçerlidir. Asenkron jeneratörlerde böyle bir şey söz konusu değildir. Rüzgar türbinlerinde genellikle altı kuutplu makineler kullanılır. Jeneratörün düşük yada yüksek hızlarda olması kullanılacağı türbinin büyüklüğüne ve maliyete bağlıdır. Büyük güçlü türbinlerde yavaş , küçük güçlülerde daha hızlı generatörler kullanılır.

Generatörün şebekeya doğrudan bağlantısında generatörden elde edilen gerilim, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan direk şebekeye verilir.

Dolaylı şebeke bağlantısında ise elde edilen gerilim bir dizi elektriksel aygıt vasıtasıyla şebekeye uygun hale getirildikten sonra şebekeye verilir.

4. RÜZGAR GÜCÜNDEN ELEKTRİKSEL GÜÇ ELDE ETMEDE KULLANILAN DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ VE KONTROL TEKNİKLERİ

Rüzgar enerjisi dönüşüm sistemlerinde etkin olarak güç elektroniği devreleri kullanılmaktadır.Bu tür dizgeler üretilen enerjinin istenen forma çevrilmesinde ve amaçlanan kontrol mantığının gerçekleştirilmesinde önemli bir yer tutmaktadır.

Yakın geçmişte ve günümüzde akaryakıt, doğal gaz ve nükleer enerji sektörlerinde yaşanan zorluklar ile bunların sebep olduğu çevresel problemler alternatif enerji kaynaklarına verilen önemi arttırmıştır.Bu kaynaklar içinde rüzgar enerjisi dönüşüm sistemleri oldukça fazla ilgi görmekte ve bu alana yapılan yatırımlar ve araştırmalar hızla artmaktadır.1999 yılı sonu rakamlarına göre tüm dünyada rüzgar enerjisi santrallerinin toplam kurulu gücü 14000 MW ‘ a yaklaşmaktadır.Bu sistemlerden yüksek güçlü rüzgar enerjisi santralleri enterkonnekte şebekeye bağlanmakta olup orta ve düşük güçlü sistemler ise daha çok radyo, baz, meteoroloji istasyonları gibi yerleşimden uzak bölgelerde kullanılabilmektedir.

Rüzgar enerjisinin elektriksel enerjiye dönüştürüldüğü sistemlerin çoğunda güç elektroniği teknikleri kullanılmaktadır.Bu tür sistemlerde üretilen enerjinin istenen forma çevrilmesi ve belirlenen kontrol mantığı çerçevesinde rüzgardan optimum enerji elde edilmesi amaçlanmaktadır.Yarı iletken teknolojisindeki gelişmeler, güç kapasitesi yüksek anahtarlama elemanları ve hızlı DSP işlemcilerini ortaya çıkarmış ve böylece rüzgar enerjisinden optimum güç elde edilmesini sağlayan sistemlerin tasarımına olanak sağlamıştır.

Rüzgar enerjisi dönüşüm sistemleri, türbin hızı ve üretilen gerilimin frekansı esas alındığında çalışma prensiplerine göre 3 gruba ayrılabilir.

Sabit hız, sabit frekans dönüşüm sistemleri

Değişken hız, sabit frekans dönüşüm sistemleri

Değişken hız, değişken frekans dönüşüm sistemleri

4.1 SABİT HIZ SABİT FREKANS DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ (SHSF)

Bu tür sistemlerde rüzgar türbininin mili generatöre, generatör stator terminalleri ise enterkonnekte sisteme doğrudan bağlanmaktadır.Generatör olarak senkron generatör veya indüksiyon generatör kullanılmaktadır.Senkron generatör kullanıldığı zaman ikaz akımı güç elektroniği devreleri ile kontrol edilerek güç faktörü ayarlanabilir.İndüksiyon generatör kullanılması durumunda rotor hızını senkron hızın üzerinde tutabilmek için türbin ile rotor arasında hz dönüşüm redüktörü kullanılmalıdır.

4.2 DEĞİŞKEN HIZ SABİT FREKANS DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ (DHSF)

Bir rüzgar türbininden elde edilebilecek güç aşağıdaki formül ile ifade edilmektedir :

P = ½ Cp (l) r A v³ watt

Burada Cp rüzgar türbinin güç katsayısı olup q ve l parametrelerine bağlı olarak değişir. r rüzgar türbininin A alanından geçen hava yoğunluğu, v ise rüzgar hızıdır. l parametresi uç-hız oranıdır ve şu şekilde ifade edilir:

l = w1 r / v

w1 türbin milinin açısal dönüş hızı, r türbin yarıçapı, q ise türbin kanat açısıdır.

Rüzgar hızının değiştiği durumlarda uç – hız oranı optimum bir değerde tutulmak suretiyle rüzgardan elde edilecek gücün maksimum transferi sağlanabilir.Rüzgar türbininden maksimum güç elde etmek için uç – hız oranı, kanat aralık açısı değiştirilmek suretiyle optimum değerde tutulabilir.

Burada generatör çıkışı değişken gerilim ve frekansta olacağından enterkonnekte şebekeye direkt bağlanamaz.Generatör çıkışlarını şebeke gerilim ve frekansı ile uyumlandırmak için bir ac – dc – ac çevirgeç yardımıyla üretilen enerji önce dc daha sonra da ac forma çevrilebilir.

4.2.1 DEĞİŞİK FREKANSTA ALTERNATİF AKIM ÜRETME

Burada rüzgar türbin generatörü mini bir ac şebeke ile çalışmaktadır.Bu mini elektrik şebeklesi elektronik olarak inverter kullanmak suretiyle kontrol edilmektedir.Generetörün stator kısmında üretilen alternatif akımın frekansı değişkendir.Çünkü türbin pervaneleri değişik hızlarda çalışmaktadır.Generatörden önce devir sayısını dişliler yardımıyla arttıran bir dişli kutusu bulunmaktadır.

4.2.2 DC AKIMA DÖNÜŞTÜRME

Değişken frekanslı alternatif akım şehir şebekesinde kullanılmamaktadır.Bu yüzden önce tristörler veya büyük üçlü transistörler kullanılarak doğru akıma çevrilir.

4.2.3 SABİT FREKANSLI ALTERNATİF AKIMA DÖNÜŞTÜRME

Değişken frekanslı alternatif akımdan elde edilen doğru akım, inverterler vasıtasıyla şehir şebekesiyle aynı frekansta olacak şekilde alternatif akıma dönüştürülür.İnverterlerle yapılan bu işlem ayrıca transistör ve tristör aracılığıyla da yapılabilir.

İnverterler yardımıyla elde edilen alternatif akım düzgün bir sinüs eğrisi şeklinde seyretmez.Gerilim ve akımda ani sıçramalar görülür.

4.2.4 ALTERNATİF AKIMIN FİLTRE EDİLMESİ

Uygun endüktans ve kapasitanslar kullanılarak, elde edilen alternatif akım daha düzgün bir hale getirilir yani filtre edilir(AC filtre mekanizması).İğne uçlu gerilim yükselmeleri böylece ortadan kaldırılır.

Değişken hız uygulaması bilezikli indüksiyon generatöründe rotor dirençleri değiştirilerek sağlanmaktadır.Bu sistemde indüksiyon generatörü çıkışlar bir çevirgece gereksinim olmadan doğrudan enterkonnekte şebekeye bağlanabilmektedir.Rotor dirençleri değiştirilmek suretiyle indüksiyon generatörün tork – hız eğrisi değiştirilerek güç akışı kontrol edilmektedir. Buradaki sistemde makinanın rotor dirençlerinde kaybolabilecek enerji (rotor terminalleri kısa devre edildiğinde veya dirençle sonlandırıldığında), bir ac – dc – ac çevirgeç yardımıyla kaynağa geri gönderilmektedir.Sistemin dinamik denklemi yazılacak olursa:

Ta = J dw = Tw - Td

dt

Burada ;

Ta : hızlanma torku (Nm)

Tw : rüzgar türbininden elde edilen tork (Nm)

Td : indüksiyon generatörünün ürettiği tork (Nm)

J : tüm sistemin eylemsizlik momenti (kgm²)

: rotor milinin açısal hızı (rad/s)

Tw rüzgar hızı ile mil hızının bir fonksiyonudur.Td ise mil hızı ve rotor direncinin bir fonksiyonudur.İndüksiyon generatörünün ürettiği tork, mil hızı sabit kaldığı sürece, rotor direnci arttıkça azalır veya tersi olarak azaldıkça artar.Buna göre Ta değeri 0 olacak şekilde, türbin hızı artma eğilimi gösteriyorsa (J dw /dt > 0 ) rotor direnci azaltılır veya azalma eğilimindeyse (J dw / dt < 0) rotor direnci arttırılır. Böylece rotor direnci değiştirilerek indüksiyon generatörü sabit hız uygulamasından değişken hız uygulamasına geçer ve türbin verimi optimum değerinde tutulmuş olur.

Değişken hız uygulaması eğer indüksiyon generatörü kullanılıyorsa PWM çevirgeçlerle sağlanır. Bu sistemde indüksiyon generatörlerinin reaktif güç gereksinimi PWM çevirgeçler, tarafından sağlanmaktadır. PWM çevirgeçlerin kontrolü bulanık mantıkla gerçekleştirilmektedir. Sistemde 3 tane bulanık mantık kontrolü vardır. Bunlar sırayla generatör hız izleme kontrolü, generatör akı programlama kontrolü ve kapalı çevrim generatör hız kontrolüdür. Generatör hız izleme kontrolünde herhangibir rüzgar hızında sistemin maksimum güç noktası tespit edilir ve generatörün hızı maksimum güç verilecek şekilde ayarlanır. Generatör akı programlama kontrolünde rotor akısı kontrol edilerek makinanın demir kayıpları azalır dolayısıyla sistemin verimi artmış olur. Kapalı çevrim generatör hız kontrolüyle rüzgardaki çok ani değişimleri ve türbindeki salınım torklarına karşı dayanıklı hız kontrolü gerçekleştirilmektedir.

Fırçasız çift beslemeli indüksiyon generatör kullanıldığında stator kısmında farklı kutup sayılarında 2 adet sargı bulunmakta olup sırayla güç sargıları ve kontrol sargıları olarak adlandırılmaktadır. Stator sargı frekansları ile rotor mil hızı arasındaki ilişki şu şekildedir:

fc = fr ( Pp + Pc ) – fp

Burada

Pp ve Pc sırasıyla güç ve kontrol sargılarının kutup sayısı

fp şebeke frekansı

fr mil hızı

fc gerekli kontol sargıları frekansı

Buradaki sistemde kullanılan PWM çevirgeçler yardımıyla indüksiyon generatörünün kontrol sargıları frekansı ayarlanarak generatör mil hızı kontrol edlilmekte ve değişken hız uygulaması sağlanmaktadır.

4.3 DEĞİŞKEN HIZ DEĞİŞKEN FREKANS DÖNÜŞÜM SİSTEMLERİ

Üretilen enerjinin enterkonnekte şebekeye bağlanması zorunluluğu olmayan otonom sistemlerde kullanılır. Bu tür sistemlerde kenel olarak kapasitör yardımıyla kendinden uyartımlı indüksiyon generatörler, alan sargılı senkron generatörler veya sabit mıknatıslı alternatörler kullanılır. Generatör çıkışları bir kontrollü ac – dc doğrultucu yardımıyla doğru akıma çevrilip batarya şarjında kullanılabilir.Kontrol edilmesi gereken parametreler çıkış voltaj seviyesi olup değişen rüzgar hızı koşullarına göre uyartımı sağlayan indüksiyon generatörün mıknatıslanma akımını sağlayan kapasitörlerin değerinin denetlenmesi gerekir.Alan sargılı senkron generatörlerde hem ikaz akımı hem de kontrollü ac/dc doğrultucu yardımıyla çıkış gerilimi denetlenebilir.

Rüzgar hızının aşırı yükseldiği durumlarda türbini korumak amacıyla kanat aralık açısı değiştirilir. Böyle bir sistemde çıkış gücü kontrol değişkeni olarak kullanılır.

Buna göre sistemin dinamik denklemi şöyledir:

J w1x dw1 / dt = P1 (w1) + Pm (w1)

Buradan da görüleceği gibi rüzgar hızı arttıkça J w1x dw1 / dt > 0 olur ve türbin daha fazla güç üretmeye başlar. Benzer şekilde rüzgar hızı azaldıkça J w1x dw1 / dt< 0 olur ve türbin gücü düşer. Buna göre batarya ve yükün güç ihtiyacına bağlı olarak dc referans akımı ayarlanır. Böylece sistemin maksimum güç veya gerilim / akım kontrolü altında çalışması sağlanır.

4.4 SONUÇ

Sınıflandırılan sistemler içerisinde değişken hız rüzgar enerjisi dönüşüm sistemlerinin rüzgar türbininden maksimum güç elde edilmesine olanak sağlanması nedeniyle üzerinde oldukça fazla çalışılan sistemler olduğu görülmektedir.Ayrıca güç elektroniği devrelerindeki harmonikler ve bunların oluşturduğu kayıplar önemli bir problem olarak ortaya çıkmaktadır.Bu kısıtlamalar gerilim bozulma faktörü düşük kontrollü doğrultucuların kullanımını zorunlu kılmakta ve bu tür dizgiler için hızlı ve etkili kontrol devrelerinin tasarımını gerektirmektedir

5. ÜRETİLEN GÜCÜN KALİTESİ

Sabit hızlı rüzgar türbinleri direk indiksiyon jeneratörlerine bağlandıklarından ürettikleri harmonikler ihmal edilebilmektedir ve senkronizasyonda problem çıkarmamaktadırlar. Rüzgar türbinlerinde ve rüzgar güç santrali alt istasyonlarında ki kompanzasyon kondansatörleri ile güç katsayısı , sistemin herhangi bir güç değeri için 1.0 değerine yakın değerde kontrol edilebilmektedir.

Değişken hızlı rüzgar jeneratörleri , üretmiş oldukları değişken frekanslı gücü, ulusal şebekenin ihtiyaç duyduğu sabit frekanslı güce dönüştürmek için elektronik konvertörlere gereksinim duyarlar. Konvertör yardımı ile rüzgar türbini güç üretiminin düzenlenmesi , elde edilen akım dalgası genliğinin kontrolünü sağlamaktadır. Akım dalgasının frekansı ve faz açısı , rüzgar jeneratöründe hazır bulunan servis geriliminin izlenmesiyle belirlenebilmektedir. Bu yöntemde , sistem frekansı ile servis gerilim frekansının 50 ya da 60 Hz olmasına bakılmaksızın senkronize olması sağlanmaktadır. Bu yöntem ile aynı zamanda rüzgar türbininden alınan akımın faz açısı kontrol edilerek oluşturulan güç faktörü de kontrol edilebilmektedir.

Konvertördeki anahtarlanmalardan dolayı tipik harmonikler oluşacaktır. Yüksek anahtarlama frekansları düşük harmonikli dalgalar üretmektedir. IGBT (ısolated Gate Bipolar Transistor) gibi katı hal yarı iletken transistörler ile yüksek frekanslı anahtarlama yapılarak harmonik bileşenleri küçük olan iyi bir akım dalgası üretebilir. Rüzgar jeneratörünü servis şebekesine bağlayan yükseltici transformatörler ile gerilimin yükseltilmesi halinde düşük olan harmonikler daha da azaltılabilmektedir. Böylece ortak bağlantı noktasında rüzgar türbinleri aracılığıyla harmoniklerin bozucu etkisi çok küçük olacaktır.

6.1 RÜZGAR – DİZEL SİSTEMLERİ

6.1.1 EŞ ZAMANLI YÜK KONTROLÜ

Eş zamanlı yük kontrolü, Landy ve Fair ada halklarına ucuz elektrik sağlamak amacıyla 1982 yılından beri başarılı bir şekilde işletimde bulunmaktadır. Fair Ada’sı dizel rüzgar sistemlerinde önem sırasına göre üç öncelikli yük tanımlanmıştır. Çalışma prensibine göre yükün günün belirli saatlerinde ( örneğin, 7 – 9 ve 16 – 23 arası ) karşılanması zorunludur.

Bu öncelikli yükün rüzgar gücü tarafından karşılanamaması halinde, dizel jeneratörü çalıştırarak açık kapatılmaktadır. Rüzgar gücü birinci öncelikli yük gereksiniminden fazla ise, daha az önemli yükler devreye alınarak, enerji gereksinimleri karşılanmaktadır.

Sisteme ait hassas bir özellik ise, ikinci ve üçüncü öncelikli yüklerin frekans izleme anahtarı yolu ile sürekli olarak değiştirilebilmesidir. Bunun anlamı daha az önemli yüklerin rüzgar gücündeki dalgalanmalara bağlı olarak, sürekli sistem tarafından azaltılıp veya çoğaltılmasıdır. Şayet ikinci ve üçüncü önemdeki yükler düşer ve rüzgar türbini hiçbir yükü karşılayamaz ise, dizel sistemi tekrar devreye girmektedir. Bu sistem Fair Ada`sı için 5 sent/kwh fiyatla elektrik sağlamaktadır. Daha önceden sadece dizelden elde edilen elektrik fiyatı 27 sent/kwh olarak bildirilmektedir. Bu sisteme göre rüzgar gücü, dizel sisteminden daha fazla elektrik sağlamaktadır. Ancak rüzgar gücü çıktısının küçük bir oranı su ve sistem ısıtmasını içeren az önemli yüklere gitmektedir.

Bu yük kontrol sisteminin bir olumsuz yanı, rüzgar türbini çıktı fazlasından iyi bir şekilde yararlanacak belirlenebilir düşük önemli yüklerin olması gereğidir. Bu durum ise, sistemin ticari uygulanabilirliğini sınırlamaktadır.

6.1.2 ELEKTRO – KİMYASAL DEPOLAMA

Rüzgar – dizel sistemlerinde bulunan bir enerji depolama şekli, elektro – kimyasal depolama veya akümülatör kullanılmasıdır. Akümülatörün kullanılması ile rüzgar – dizel sistemleri, rüzgar – dizel – akü sistemleri olarakta anılmaktadır. Bu sistemler, genelde bir (veya daha çok) dizel jeneratörü, bir akümülatör ünitesi (çevirici ile ) , rüzgar türbinleri, ac / dc doğrultucular, dc / ac üç fazlı dönüştürücüler vb. gibi kısımlardan oluşmaktadır.

Bu rüzgar – dizel – akü sisteminin çalışma şekli, rüzgarın durumuna bağlı olarak değişmektedir. Rüzgarın iyi olması ve şebeke gereksiniminden daha fazla elektrik üretmesi halinde, fazla enerji, aküde depolanır. Orta rüzgar durumunda, şebeke yük açığını kapatmak için akümülatör de ve rüzgar türbinine ek olarak devreye girer. Şayet rüzgar çok zayıf ise, dizel jeneratörü çalıştırarak üretilen elektrik enerjisiyle şebeke beslenir. Genelde birisi diğerinin iki katı mesafede olan jeneratörlerin kullanımı ve bunlardan uygun olanının çalıştırılması, dizel tüketiminde oldukça önemli bir ekonomi sağlayacaktır. Çünkü büyük dizel jeneratörlerinin düşük kapasite ile çalıştırılmaları etkili ve ekonomik olmamakta, böylece enerji üretiminde amaçlanan düşük maliyet sağlanamamaktadır.

Almanlar tarafından üretilen rüzgar – dizel – akü sistemleri, İrlanda, Çin, Ürdün, Avustralya, İspanya ve Tayland gibi ülkelerde başarıyla kullanılmaktadır.

6.1.3 MEKANİK DEPOLAMA

Rüzgar – dizel sistemlerinde kullanılan bir enerji depolama şekli ise, mekanik depolama veya volan kullanımıdır. Bir kinetik enerji depolama şekli olarak volanlar, girdi/çıktı enerjilerinden birinin sabit diğerinin değişken olduğu hallerde kullanılabilir. Bu elemanlar, rüzgar yapısındaki değişimlere bağlı olarak bir rüzgar – dizel sisteminde de kısa süreli enerji depolama aracı olarak kullanılmaktadır.

Bir rüzgar – dizel sisteminde kullanılan volanlar sadece yakıt tasarrufu sağlamayıp, aynı zamanda şebeke voltaj ve frekans kararlılığını da iyileştirmektedir. Ayrıca dizel jeneratörün sık sık çalışıp durmasıyla oluşabiliecek deformasyonlar da önlenebilecektir.

Imperial Collage, Rutherford Appleton Laboratuvars ce Leicester Üniversitesi tarafından yürütülen araştımada enerji depolama aracı olarak volan kullanılan bir rüzgar – dizel sistemi geliştirilmiş ve deneme çalışmaları başarılı olmuştur. Bu sistemde volan maksimum 6000, minimum 1 devirle dönebilmekte, 12 Mj seviyesinde bir enerji sağlayabilmektedir. Volana enerji nakli ve alımı, bir elektronik varyatör kullanan iki kutuplu bir indüksiyon makinası aracılığıyla sağlanmaktadır.

Volanların düşük maliyetli ve uzun ömürlü olmalarından dolayı, rüzgar – dizel sistemlerinde enerji depolama aracı olarak kullanılmaları oldukça caziptir.

6.1.4 HİDROLİK DEPOLAMA

Hidrolik depolama, rüzgar – dizel sistemlerinde kullanılan diğer bir alternatif enerji depolama şekli olarak bilinir. Bir hidrolik toplayıcı ve hidrolik motor pompası kullanımı ile, sistemdeki fazla rüzgar enerjisi depolanabilir ve daha sonra rüzgar enerjisi kısa aralıklarla azaldığında, tüketiciye enerji sağlayabilir.

Hidrolik toplayıcılarda, enerji depolama süresi volanlara çok benzemekte ve bundan yararlanma süresiyle, volanlarda olduğu gibi birkaç dakikadır. Ancak, dönen volan veya hidrolikten hangisinin daha güvenli oldupu sorulabilir. İki sistemden hangisinde daha fazla enerji kaybı olduğu ve ekonomikliği de söz konusudur. Bu sorunların yanıtları ancak yapılacak ileri araştırmalarla bulunabilir.

Kısaca belirtirsek ulusal şebekeye bağlı olmayan uzak ve küçük yerleşim yerlerine elektrik sağlamak amacıyla kullanılabilecek rüzgar – dizel sistemleri ucuz ve güvenilir elektrik enerjisi üretmektedir. Bu sistemlerin tasarımında, düzenli bir şekilde şebeke gereksinimini karşılamanın yanı sıra en az dizel tüketimi ve dizel jeneratörünün mümkün olduğunca az ve tam kapasitede çalıştırılması da hedeflenmiştir. Dizel jeneratörlerden maksimum verim sağlamak için genelde iki ( birisi diğerinin iki katı kapasitede ) jeneratör kullanılmıştır. Ayrıca rüzgar gücünün fazla olduğu durumlarda üretilen şebeke gereksinim fazlası enerji, depolanarak gerektiği zaman kullanılmaktadır. Bu durum , yakıt tüketimine (ve dolayısıyla maliyete) çok olumlu katkıda bulunurken ; dizel jeneratörün çabuk deforme olmasını da önleyebilmektedir. Şunu da belirtmekte fayda var ki; rüzgar – dizel sistem tasarım ve geliştirilmesi Türkiye’de de yapılabileceği gibi, kullanımı ulusal ekonomiye katkı sağlayabilecektir.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Anket Yapısı

ANKET YAPISI

Anket en çok kullanılan,yararlı, aynı zamanda suistimal edilebilen bir bilgi toplama yöntemidir.Anket,iyi yapılandırılırsa güvenilir,makul ,geçerli bilgilere basitçe,ucuzca ve kısa zamanda ulaşılmasını sağlar.Fakat çok miktarda özenilmeden yapılmış anket vardır.Bu da güvenilmez, kısıtlı geçerliliğe ve faydaya sahip bilgi demektir.Anket kullanma kararı genellikle kalabalık gruplardan rutin bilgileri toplama ihtiyacı sonrasında ortaya çıkar. Anket birçok bölgede yapılabilir. Anketler, grup çalışmasıyla yönetilebilen okullarda ya da yaygınlaştırılmış olarak uygulanabilir.Anketler e-maillerle gönderilerek de daha etkili bir şekilde kullanılabilir.

İyi bir anketi yapılandırmak zordur ve pilot uygulama, gözden geçirme ve biçimlendirme dahil muhtemelen 10 – 50 saat alır.Zaman hızla akıp giderken öğrenmemiz gereken şeyi öğrenmek için iyi bir yoldur ve tam anlamıyla uygulanırsa araştırmanın veri analizi aşamasını kolaylaştırır.Anket yapılandırma işi aşağıdaki altı gerekli aşama ile kolaylaştırılabilir.

GENEL ARAŞTIRMA SORULARINA KARAR VERMEK

Geçerli bir anket geliştirmek için ilk önce genel bilgi ihtiyaçlarını açıkça tanımlamalısın.İhtiyaçların, gereksinim duyduğun bilginin genel tipleriyle uyumlu olmalıdır.Farklı hedef gruplar farklı tip bilgi kaynağı olabilirler ve anketler başka bir yöntemle etkili bir şekilde elde edilemeyen bilgileri elde etmek için kullanılır.Bilgi ihtiyaçlarınız ne kadar özel olursa sizi amaçlarınıza ulaştıracak soruları tasarlamak o kadar kolay olacaktır.İhtiyaçlarınızı tam olarak anlamak, sorularınızı ihtiyaç duyduğunuz bilgilere ulaştıracak şekilde kısıtlamanızı sağlar.Şu meşgul dünyada, ilginç fakat ana temayla alakası olmayan sorulara yer yoktur.

Kesin genel araştırma sorularının gelişimi(Bölüm 3’e bakınız) bu sorulara ilişkin verileri toplamak için anket geliştirmede önemli bir adımdır.Bölüm 16’da belirtildiği ve şekil 16.4 de gösterildiği gibi genel sorular veya konular değerlendirmeye alınabilir veya anket için gerekli bütün konu kategorilerini destekleyen çatıyı araştırabilir.Bir genel araştırma sorusuna örnek: Programa katılanlar kimlerdir ? Bu kadar genel bir soru hemen alt soruları gündeme getirir.

GEREKLİ BÜTÜN ALT SORULARI LİSTELEMEK

Bütün genel araştırma soruları alt soruları üretmek için sorulur.(örnek için şekil 16.4’e bakınız) Eğer araştırman bir araştırma çatısı ile alakalı ise cevaplaman gereken alt soruları listelemen kolay olacaktır.Kesinlikle anketi cevaplayanlarca en iyi şekilde cevaplanan soruların olduğu ankette tüm alt sorular bulunmaz.Diğer alt sorular dosya ve doküman çalışması gibi tekniklerle güzel bir şekilde cevaplandırılabilir ya da anketi cevaplayanın haricinde bir başkasına yöneltilebilir.

Birinci adımın örneğini izlersek, Alt sorular şunları içebilir: Programa katılanların yaş dağılımı nedir? Programa katılanların eğitim seviyeleri nedir? Cinsiyetleri nelerdir? Bu tür sorular yalnız başlarına anket sorusu değildir.Onlar sana ne istediğini gösterirler fakat anket sorusu olacak uygun formda olmayabilirler.

Anket öğelerini taslaklaştırmadan önce son görev olarak ankette sorulacak olan alt soruları vurgulamalı, altını çizmeli veya yanına işaret koymalısın. Bir sonraki adıma geçmeden önce her alt sorunun geçekten gerekli olup olmadığını soracaksan kendine zaman ayırmalısın.Çok soruya sahip olmak kolaydır ama önemli soruları bulmak için kendini sınırlamak zordur.

Şekil 19.1: Boşluk doldurma örneği

Son iki yıl içinde kaç tane yönetici kursu bitirdin ?_______________________________

3) MADDELERİN TASLAĞINI HAZIRLAMAK

Araştırma sorularını ve alt soruları yazdıktan sonra anket maddeleri açıklığa kavuşacaktır.Her alt sorudan yola çıkarak , alt soruları anlamak için beyin fırtınası tekniğiyle birçok madde çıkartılabilir.Soru tipi aralığı sonsuzdur ve birçok acemi, yaratıcı bir yaklaşım sergilemek için boş yere vakit kaybederler.Benim tavsiyem sizi zahmete sokacak alternatifleri denemeden önce altı temel soru şeklini iyice öğrenmenizdir.Yılların tecrübesi bana şunu öğretti ki ;bu tipler birçok ihtiyaca yöneliktir ve burada gösterildiği gibi sunulursa ankete cevap verenler maddeleri anlayacaklar ve herhangi bir ankette yer alacak kadar geçerli ve güvenilir cevapları alabileceksiniz.Böylece bu yaygın soru şekilleri model olarak çalışmanıza yardımcı olabilir.

Boşluk Doldurma

Bu soru şeklinde bir soru sorulur ve cevap için bir boşluk bırakılır.Madde bir tümcecikten çok tam bir cümle olmalıdır.Normalde cevap bir kelimeden, numaradan veya tümcecikten fazla olmamalıdır (Şekil 19.1’ e bakınız).Cevap boşluğunun soruyu takip etmesi gerektiğine dikkat ediniz.Şahsen ben , boşluğun sorunun son tümcesi olarak aynı satırda olmasını ve boşluk uzunluğunun beklenilen cevap kadar olmasını tercih ederim.

Çoktan Seçmeli Olması

Bu tür sorular boşluk doldurmadakine benzerler fakat cevap veren şahıs kendisine sunulan seçeneklerden birini işaretlemelidir.Bazen ayrık cevap seçenekleri olabilir(Örneğin;cinsiyeti erkek mi kadın mı ?).Bazı durumlarda değer aralığı sunulabilir (Örneğin; yıllık gelir /S 10000-S 20000)

Genellikle cevap verene seçenek sunmak Bir boşluğu doldurmasını istemekten daha çok tercih edilen bir durumdur.Fakat bu mümkün olabilen cevap aralığında bir fikre sahip olmanızı sağlar.Birçok kişi kutucuk yerine bir boşluk koyar, fakat bu durum uzun listeli cevaplarda bazı cevap verenlerce satırların hangi seçeneklerle uyuştuğunun sorulduğu hissine kapılmalarına neden olmaktadır.Kutucuk, cevap seçeneğinin önüne değil ardına konulmalıdır. Mümkünse cevap seçenekleri ayrı bir sütun halinde listelenmelidir. Fakat bu çok fazla yer kapladığından genelde iki sütun halinde listelenir.Birden fazla sütunun kullanılması, ikinci sütunun farkedilmeyerek cevapların birinci sütundan seçilmesi tehlikesini doğurur.Seçenekler bir sayısal dizi şeklindeyse veya yerleşim bölgesi gibi tanımlı ve kapsamlı seçeneklere başvuruyorsa problem ciddi değildir.

Bölge seçenekleri analizleri, daha sonradan gruplara indirgenmek zorunda kalınan tamamıyla açık uçlu soruların bulunduğu durumların analizlerinden daha kolay yapılabilir.Bundan başka değişik tip cevap verenlerin karşılaştırıldığı doğal gruplaşmaları sağlarlar.

Şekil 19.2 : çoktan seçmeli örneği

Son on iki ayda kaç eğitim günü tamamladın ?

Hiç

1-5

6-10

11-15

16 veya daha fazla

Yorumlama

Boşluk doldurma sorularında olduğu gibi, bu tip soruların amacı da geniş ölçüde yorumlar elde etmektir.Bir soru sorulur ve bir paragraflık yeterli boşluk bırakılır.Bu şekil özü anlamak için sorulduğu halde o kadar da çok kullanılmamaktadır.Bundan başka, bilginin analiz edilmesi zordur ve başka yollarla elde edilebilir.Bu tür maddelerin yaygınlığı bize anketi yazanın kolaya kaçtığı izlenimini verir.Planlamadaki bir çok düşünce bu fikri paylaşanlara daha sonra kazandıracaktır.Şekil 19.3 bu tip bir soruyu göstermektedir.

Şekil 19.3 madde üzerine yorum örneği

Bu alıştırma toplantısı senin iş ihtiyaçlarınla ne kadar ilişkiliydi ?

___________________________________________________________________________

___________________________________________________________________________

______________________________________________________________________________________________________________________________________________________

Şekil 19.4 madde listeleme örneği

Alıştırma toplantısının üç zayıf yönünü listeleyiniz.

1_____________________________________________

2_____________________________________________

3_____________________________________________

Yazılı cevap gerektiren bütün soru tiplerinde sizin bırakacağınız boşluk büyüklüğü ne kadar detaylı cevap istediğinizi gösterir.Bazen parantez içerisinde cevaplayanın isterse fazladan kağıt kullanabileceğini yazabilirisiniz.

Listeleme

Cevaplayandan yansız olarak bir bilgi elde etmenin en iyi yolu ondan listeleme yapmasını istemektir.Bu açık şekil, cevaplayanı kabul edilebilir cevaplar içinden seçim yapmamaya zorlamaktadır.Kanımca cevaplayandan belirli sayıda görüş istemek en iyi yöntemdir, mesela üç , beş madde isteyin. Aksi takdirde, az sayıda cevaplayanın listelemiş olduğu bir sürü madde çok az madde listeleyen çoğunluğa ağır gelebilir.Eğer her cevaplayan üç madde yazarsa, her maddenin kaçar defa yazıldığını belirleyerek içerik analizi yapmak kolay olacaktır. Şekil 19.4 de böyle bir yaklaşım görülmektedir. Bu yöntemin kullanışlı değişik bir uygulanış şekli de maddelerin önem sırasına göre listelenmesini istemektir.Bu yöntem her önerinin ağırlığı hakkında bilgi edinmemizi sağlar ve analizimizi yaparken bu ağırlıkları göz önünde bulundurmamıza imkan verir.Mesela, Şekil 19.4 de en önemli zayıflığa ağırlık olarak 3, ikinciye 2 ,üçüncüye de 3 puan verirsek ilk maddeler üçüncü maddelere göre 3 kat daha ağırlık sahibi olacaktır.Bu soru şeklinde uygulanacak değişik bir yöntem de

bir sonraki soruda hangi seçeneğin en önemli seçenek olduğunun sorulmasıdır.

Likert Ölçeklendirmesi

Ölçeklendirme, en kullanışlı soru şekillerinden bir tanesidir. Bu ölçeklendirme adını, bu şekli 1932’de geliştiren Rennis Likert’ ten almıştır.Şekil 19.5’te gösterildiği gibi, bu ölçeklendirmede cevaplayana bir cümle verilir ve üç, beş ya da yedi puanlık bir ölçekte bu soruya katılıp katılmadığı sorulur.Cevaplayana herhangi bir soru sorulmadığına dikkat ediniz.

Genellikle bir cümle verilir ve cevaplayandan bu görüşün kendi bakış açısını yansıtıp yansıtmadığı sorulur. Bu ölçeklendirmeden etkili sonuç almak için aşağıdaki cümle kurma kurallarını uygulamak lazımdır.

* Yalnızca bir düşünce belirten tek bir cümle kurulmalıdır.

* Nadiren 20 cümleyi geçen kısa cümleler kurulmalıdır.

* İfadeler geçmişten bahsetmemelidir.

* İfadeler beklenen bütün cevapları kapsayacak şekilde yazılmalıdır ve bütün cevaplayanlarca uygun bulunma durumunda olmalıdır.

* Gerçek ve gerçek bir durum gibi yorumlanabilecek ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Birden fazla şekilde yorumlanabilecek ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Bütün, her zaman , hiçbiri, asla gibi evrensel ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Sadece, yalnızca, gibi kelimeler dikkatli ve az kullanılmalıdır.

* Cevaplayanlarca anlaşılamama ihtimali olan ifadelerden kaçınılmalıdır.

* Çift olumsuz kelime kullanılmamalıdır.

Şekil 19.5 Likert ölçeği örneği

Kesinlikle Katılmıyorum Emin Katılıyorum Kesinlikle

Katılmıyorum Değilim Katılıyorum

İşimde araştırma

yöntemlerini

kullanırım.

Likert ölçeğinde birçok cevap seçeneği (üç’ ten en çok kullanılan yedi’ ye kadar) olabilir. Beş seçenekli ölçek birçok yaygın amaç için daha pratiktir. Bu yöntem cevap vermek için basit, analiz etmek için doğru ve birçok ihtiyaç için yeterlidir.Çocuklar, üç seçenekli hatta iki seçenekli sorulardan memnundurlar.Bir ifadede yansız orta puanlı seçeneğin bulunup bulunmaması gerektiği her zaman tartışma konusu olmuştur.Ben yansız bir seçeneğin bulunmasına iki nedenden dolayı karşıyım.Birincisi, bazı insanlar o maddeyi boş bırakıyorlar ya da herhangi bir şekilde orta puanlı seçeneği işaretliyorlar.İkinci olarak, yapılan araştırmalar göstermiştir ki; yansız seçenek olmadığı zaman yansız seçenekleri işaretleyenlerin oranları, yanlı seçenekler olduğu zaman bunları işaretleyenlere benzemektedir.Bu formlarda bazen diğer beş kutunun sağına ya da soluna altıncı seçenek olarak “uygulanamaz” ya da “bilmiyorum” kategorisi eklenir.Likert ölçeği mükemmel bir fikir toplama yöntemidir , ayrıca “katılıyorum” ve “katılmıyorum” dan başka ifadelerle de ilişkilidir.Likert formundaki diğer kullanışlı ölçekler şekil 19.6 da gösterilmiştir.

Likert ölçeği kısa zamanda çok fazla bilgi toplamayı ve her bir cevabı kaç kişinin işaretlediği konusunda bilgi sağlar.Bu analizin basit ve etkili bir şeklidir.Cevapların altında yatan sebeplere bakmak için faktör analizi gibi teknikler kullanılabilir.

Şekil 19.6 Likert ölçeğinin değişik örnekleri

-Kesinlikle onaylıyorum……..Kararsızım………Onaylamıyorum…….Kesinlikle Onaylamıyorum

-Muhtemelen doğru……..Doğru………Şüpheli………Muhtemelen yanlış………..Kesinlikle Yanlış

-Daha büyük………………..Biraz Büyük……………….Eşit……………….Biraz küçük………………..Hiç

-Çok Yüksek…..Ortalamadan Yüksek…. ….Ortalama…. …Ortalamadan Düşük.. …Çok Düşük

-Pratikte Hepsi………….Çok……………….Yaklaşık Yarısı……………….Az……………….Pratikte Hiç

-Çok Sevdim……Biraz Sevdim……….Tarafsızım…………Biraz Sevmedim…………Hiç Sevmedim

-Herkes……………. Çoğunluğu……………….Oldukça Fazlası……………….Birkaçı…………… Hiçbiri

-Kesinlikle İsterim…..Onaylarım…..Tarafsızım……Biraz Onaylamam….Kesinlikle Onaylamam

-Bütün Durumlarda Tercih Ederim………Çoğu Durumda Tercih Ederim………..Tarafsızım…. Çok Az Durumda Tercih Ederim……..Hiç Tercih Etmem

-Kesinlikle Doğru…………………..Muhtemelen ya da Kısmen Doğru…………….Şüpheli; Yoruma Açık……….Muhtemelen ya da Kısmen Yanlış………Kesinlikle Yanlış

Likert Ölçeğini kullanırken, ölçeği tamamlamak için talimatlara ihtiyacın olacaktır. Tipik talimatlar Şekil 19.9 daki örnek ankette bulunmaktadır.İlk zamanlar çok yoğun talimatlar verilirdi fakat bugün çoğu cevaplayan Likert Ölçeğine aşina ve nasıl dolduracağını bilmektedir.

Sıraya Koyma

Bu tip sorularda cevaplayana öncelik veya sebep maddelerinden oluşan bir liste sunulur (Şekil 19.7’ e bakınız).Değişik bir yöntem olarak ta zayıflığına inanılan bütün cevapları kontrol etmesi istenir.Doğru sıralama maddesi , bütün seçenekleri kontrol ettirme yönteminden deha başarılıdır.İnsanların belli bir problemi ciddi olarak görmesi alıştırma programlarıyla olmaktadır. Sıralama sorularında cevaplayanların işin içinden çıkamaz hale gelmemesi için on ya da yirmi madde sunulmalıdır.Eğer daha çok madde sunmaya ihtiyaç duyuyorsak, o zaman bütün liste içinden en önemli beş maddeyi sıralamalarını isteyerek soruyu değiştirebiliriz , ama bu biraz zorluk yaratabilir.

Şekil 19.7 Sıraya Koyma Örneği

Alıştırma programının zayıflıklarını önem sırasına göre sıralayınız.Karşısına a , 1 yazdığınız zayıflık sizin en zayıf olarak düşündüğünüz madde olacaktır.Bu durum beş maddeyi sıralayana kadar devam edecektir.

Sıra

Alıştırma programı çok kısa ____

İçeriği benim ihtiyaçlarımı karşılamıyor ____

İçeriği çok teorik ____

Alıştırma grubu çok kalabalık ____

Alıştırma yöntemleri çok yetersiz ____

Maddelerin ve cevap listesinin ayrı sayfalarda olmadığına dikkat ediniz , aksi takdirde hatalı cevaplar alırsınız.Bütün maddeleri tek bir sayfada bulundurmaya özen gösterin.

4) MADDELERİ SIRALAMAK

İyi anketler,eğer çok kısa değillerse, genellikle alt bölümler içerir.Eğer anket maddeleri, sorular ve onların alt soruları üzerine kurulmuşsa derece derece gruplandırılırlar. Grupları ortak boyutlarda yeniden düzenlemek gerekir.Bu süreç, alt başlıkları ve ilgili bölümleri olan bir rapor yazmaya benzer.Bu bölümler ankete bir yapı kazandırır, amacını belli eder ve cevaplayana bir düzen sağlar.Bu bölümlerde iki farklı prensibi yerine getirmek için soruları sıralamalısın.Anket hakkında genel bir tartışma konusu da, soruların aynı başlık altında gruplandırılarak birbiri arkasına gelecek şekilde sıralanmasının mı yoksa anket içine dağıtılmasının mı uygun olacağıdır. Bana göre benzer konulu sorular kendi içinde gruplandırılmalı ve benzer sorular da ayrıca gruplandırılmalıdır.

İkinci prensip ise Likert ölçeğinde talimatların sık sık tekrar edilmemesiyle alakalıdır.Ne var ki bu iki prensip her zaman birbirleriyle uyumlu değildir.Bazı soruları tekrar yazmak ya da soru sorma tekniğini değiştirmek zorunda kalabilirsiniz.

Bazen filtre soruları kullanmak gerekli olur. Böylece verilen karakteristiklerle, kişileri filtre ederiz ve onları farklı dallara göndeririz.Böylece, yönetici eğitici kursuna katılan personele bu kurs hakkında soru sorulur bu kursa katılmamış olanlar bu soruları cevaplamadan geçerler. Filtre sorularından akış şeması yapmak için dalları ne zaman tasarlayacağımız çok önemlidir.Sık sık sayfa çevrilmesi engellenmelidir ve cevaplayan, anket boyunca devamlı ileri hareket etmelidir.

Başka bir husus ta anketin bütünlüğüdür.Anket kolay ve korkutmayan sorularla başlamalıdır ( Sudan ve Bradburn, 1982’ye bakınız).Yaş, cinsiyet ve yıllık gelir hakkındaki sorular korkutucu olabilir, bundan dolayı anketin başı yerine sonunda kullanmak en iyi seçim olacaktır.Ankete, çok yazmayı gerektirecek açık sorularla başlanmamalıdır.Bu, kişilerin cesaretini kıracak ve değeri daha düşük cevapların verilmesine sebep olacaktır. Anket, tanımlayıcı bilgi sorularından daha fazla tavır ve fikir içeren bilgi sorularına geçecek şekilde ayarlanmalıdır.

Uygun sıralama , soruları yeniden düzenleme ve gereksiz soruları eleme işlemlerini içermelidir. Bir anket, amacına ulaşabilecek en kısa şeklinde olmalıdır.Bu uzunluk cevaplayanlara ve onların ankette buldukları ilgi alanlarına bağlıdır.Tipik olarak, eğer cevaplayanlar iyi motive edilmemişse anket, iki veya dört sayfayla sınırlandırılmalıdır, iyi motive edilmişse on altı sayfaya kadar çıkartılabilir.Cevaplayanların, anket sonuçlarının kendilerini etkileyeceğini bilmeleri onları motive edecektir.Bazen cevaplayanlar,ankete katıldıklarından dolayı ödüllendirileceği söylenerek motive edilebilirler.Şunu da hatırlayın ki, uzun anketler uzun analizler gerektirirler.

5) ANKETİ TASARLAMAK

Anketin biçimi çok önemlidir çünkü Anketin tamamlanıp tamamlanmadığını belirleyen en önemli faktör budur.Çekici, iyi yazılmış, kullanımı kolay anketler bir araya atılmış olanlardan daha fazla ciddiye alınır.Tasarım yapmak için iki önemli bakış açısı vardır;sorular ve bütün anket.Sorular için, anket planı karışıklığı önler ve geçerli yanıtlara katkıda bulunur. Daha önce de belirtildiği gibi, çoktan seçmeli sorular için cevaplar, sıraya koyma ya da listeleme biçimleri sorudan hemen sonra tek bir sütun halinde olmalıdır. Boşluk doldurmalar ve cevap kutucukları sorudan önce değil sonra gelmelidir.Cevaplar cümleyi takip edebilir ya da hemen sağında olabilir.

İkinci bakış açısı bütün anketi biçimlendirmektir.Yılların tecrübesi ispat etmiştir ki; kitapçık biçimi en iyisidir.Anket arkalı önlü basılırsa daha ince görünür ve sadece kağıdın ön yüzüne basılmış ve köşesinden zımbalanmış bir anketten daha kolay görünür.Kitapçığın kullanımı ve yapılması daha kolaydır.Kullanım amaçlarına göre çok çeşitli boyutlarda olabilir fakat sayfa adedi dört, sekiz, on iki veya on altı olmalıdır.Eğer dört sayfadan fazla olursa bir dergi gibi katlama ekseninde iki yerinden zımbalanmalıdır. Anket dörtlü sayfalar şeklinde olmalıdır, öyle bir sayfa büyüklüğü seçmelisin ki anket bilgileri dörtlü sayfa kombinasyonlarına uymalıdır.Bu sınırlamaya anketin ön ve arka kapakları, hatta kapak sayfaları dahil edilmeyebilir.

Anketin kısa olmadığı zamanlarda (dört ve daha az sayfa) ilk sayfa kapak olarak kullanılabilir.Kapak olsun olmasın ankette, mutlaka uygun bir başlık ve tanıtıcı bir paragraf bulunmalıdır. Paragraf, sadece anketin amacını açıklamamalı ayrıca cevapların gizli tutulacağından ,bütün soruların cevaplanması gerektiğinden, eğer anket elektronik posta ile yollanacaksa cevaplandıktan sonra hangi adrese gönderileceğinden de bahsetmelidir.

Boşlukları uygun şekilde kullanmak için çeşitli bölümler ve sorular ayarlanmalıdır. Mümkün olduğu yerlerde bölümler kendi başlarına olmalıdırlar ve sayfanın en üstünden başlamalıdırlar.Soruların bölünmemesine ve aynı sayfada bulunmasına özen gösterilmelidir. Sayfada insanın gözünü hoşnut edecek yeteri kadar beyaz boşluk olmalıdır.Sorular çok kalabalık görünmemelidirler.Yoruma açık sorular açık alan sağlarlar, cevap boşlukları geniş bir yer kaplar böylece bütün sayfa kullanılmış olur.Genellikle sorular, anket boyunca arka arkaya numaralandırılırlar.

Kanada’da bazı durumlarda, anketler hem İngilizce hem de Fransızca konuşanlara gönderilmektedir.Böyle durumlarda, anket iki dilde yazılmalıdır ve biri sayfanın arkasında olmalıdır.İki dilde yazılan anketler, bazı cevaplayanlarca saldırgan bir tutum olarak algılanmakta ve önyargılı davranılmaktadır.Cevaplayanlara, bilimsel olup olmadığına bakmaksızın aynı şekilde davranılmalı ve kendi dillerinde cevap verme seçeneği tanınmalıdır.

Bazen anketler önceden kodlanırlar.Yani, cevap şıklarına bitişik olarak küçük numaralar yazılır.Şahsen ben kodlamadan kaçınıyorum, çünkü belgenin özelliğini kaybetmesine neden oluyor.Kodlama, anket sayısı yüz ya da iki yüz iken o kadar da gerekli değil.Sayı bine ulaşıyorsa belki gerekli olabilir.

Şekil 19.8 Etkili bir anket yapısı için gerekli altı adımın özeti

Anketi yapılandırmaya karar ver

Araştırma sorularına karar ver

*Neye ulaşmak istiyorsun?

*Bu bilgi sana nasıl yarımcı olacak?

*Anketle alakalı belgeler nelerdir?

2 Alt soruları belirle

*Ulaşmak istediğin şeyleri listele

*Ankette yer almasını istediğin alt soruları belirt

*listeni düzenle

3 Maddeleri tasarla

*soruları maddelere çevir

*Boşluk doldurma, çoktan seçmeli, yorum, listeleme, Likert ölçeği, sıraya koyma

sorularını formüle et

4 Maddeleri sırala

*Başlığa göre grupla

*Soru tipine göre grupla

*Gerekirse yeniden yaz

5 Anketi tasarla

*Soruları sıraya koy ve numaralandır

*Kitapçık şeklini oluştur

*Sayfalardaki soruları düzenle

6 Anketin pilot uygulamasını yap

*Cevaplayanlarla birlikte nasıl yazılacağını açıklığa kavuştur

*Taslak anketi bir gruba uygula

*Sonuçları grupla birlikte tartış

* Gerekirse yeniden düzenle ve test et

Anketi uygula

ANKETİN PİLOT UYGULAMASINI YAPMAK

Kendi yazdığın bir belgeyi eleştirmek çok zordur, bu nedenle cevaplayanların içinden gönüllü olanların yorumlarını almak anketi geliştirmek için çok gereklidir. Pilot uygulama talimattaki anlam bulanıklığı ortaya çıkarır, soruların nasıl yazıya döküleceğini açıklığa kavuşturur, sıraya koyma ve çoktan seçmeli sorularda daha önce akla gelmeyen cevapları ortaya çıkarır.Normalde, bütün sorular anket oluşturulmadan önce gözden geçirilir.Pilot uygulama, anketin uzunluğu konusunun da içinde bulunduğu eleştirilere imkan sağlar.

Pilot uygulama yapmanın en güzel yolu, sayıları altı ila on iki gönüllüyü bir araya toplamaktır.Anketi ferdi olarak doldurmalarını ve üzerine anket hakkında uç yorumlar yazmalarını sağlayın, sonra bu yorumları grup halinde tartışın.Tamamlanmış anketler üzerinde yapılan uç yorumların incelenmesi ile oluşur.

Pilot uygulamadan sonra bütün ankette değişiklikler yapılmasına ve yeniden yayına hazırlanmasına ihtiyaç duyulur. Eğer büyük değişiklikler yapılması gerekliyse ikinci kez pilot uygulama yapılması tavsiye edilir.

Sonuç

Şekil 19.8 deki altı adımı izleyerek araştırma projen işin etkili bir anket oluşturabilirsin.Şekil 19.9 Malawi’deki bir eğitim enstitüsünün değerlendirmesinin bir parçası olarak yazar tarafından geliştirilen bir anket örneğidir.Benim en büyük ilgim mezuniyetleri izlemek ve eğitimlerde hangi derecelerin kullanıldığı ve bunların algılanan etkileriydi.Anketi tamamlamadan önce pilot uygulama yapmak ve kültürel uygunluktan ve yapılabilir olmasından emin olmak için Malawi’ye özel bir yolculuk yapmıştır.Birçok taslak maddesi tamamen değiştirilmek zorunda kalındı.Yöneticiler için anket yapılan çalışmanın diğer parçaları ve seçilmiş site ziyaretleri de anket bilgilerini tamamlayıcı rol oynamıştır.

Anket geliştirme düşünce ve dikkat gerektirmektedir.Biten bu ürün memnuniyet verici olabilir, sonuçları analiz ederek ve bunları araştırma raporuna yazarak veri toplama görevine yardımcı olabilir.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Deve Kuşları

DEVE KUŞLARI

Tepeli deve kuşları Avusturalya’da yaşarlar. Erkekler sayıları 1 ile 3 arasında değişen dişinin yumurtaları için kuluçkaya yatarlar. Kuluçkadan çıkan ve sayıları 18-20 olan yavrulara da yine erkek deve kuşları 18 ay boyunca bakarlar.

Giovanni G. Bellani, “Quand L’oiseau Fait Son Nid”, s.142

KOŞUCU DEVE KUŞLARI

Deve kuşu hayvanlar alemindeki en hızlı koşan iki bacaklı hayvandır ve 1 saatte yaklaşık olarak 70 kilometrelik bir hıza ulaşabilmektedir. Deve kuşunun her bir ayağında yalnızca iki parmak vardır ve bu parmakların biri diğerinden çok daha büyüktür. Bu da ona daha rahat hareket etme imkanı sağlar. Devekuşlarının başka bir özellikleri de ayaklarındaki parmaklardan yalnızca büyük olanının üzerinde koşmalarıdır.

Tonny Seddon, Animal Movement, s.38

GENEL ÖZELLİKLERİ

Devekuşları çoğunlukla doğada ” zebra ” gibi memeli hayvanlarla birlikte dolaşır. Bu tavır çoğu kez savunma için gerekli olan bir dayanışma biçimidir. Gözleri çok iyi gören devekuşu uzun boynuyla bir periskop gibi çevreyi tarayarak yaklaşmakta olan düşmanını görebilir ancak zebra, devekuşu kadar iyi görmemekle birlikte tehlikeyi kokusundan anlar. Böylece açık arazide devekuşu; ağaçlık bölgelerde ise zebra tehlikeyi sezer ve böylece birbirleriyle dayanışma içerisinde yaşamlarını sürdürürler. Devekuşlarının taşıtlara alışık olmadığı yerlerde yanlarına yaklaşmak oldukça zordur. Ancak açıklık bölgelerde güçlü tüfeklerin ve otomobillerin yardımıyla yakalanırlar. Bu hayvanların gagaları ortalama 13 cm. uzunluğunda olup ağızlarında dişleri yoktur. Hem et hem ot ( meyve, bitki tohumları, sulu bitkiler, çalı yaprakları v.s. ) ve bir kısım omurgasız hayvanlarla çıyan gibi bazı küçük omurgalıları da yerler. Ayrıca katı yiyeceklerin sindirimini kolaylaştırmak için günde yaklaşık olarak 1,5 kg. taş yutarlar. Özellikle kapalı yetiştiricilikte, önüne gelen her nesneyi ( metal, cam, naylon v.s. gibi akla gelebilen her şey ) olduğu gibi yuttukları için çok dikkat edilmelidir. Su gereksinimlerini zaman zaman sulu bitkilerden, meyvelerden ve hayvanlardan sağlarlar. Bu derece az suyla yaşayabilen devekuşları çöl koşullarında uzun süre yaşayabilirler. Doğal koşullarda genellikle küçük topluluklar halinde bulunurlar. Erkeğin haremindeki dişiler ve yavrularıyla birlikte 5 - 15′ i bir arada bulunan devekuşlarının sayıları bazen 50 ve daha yukarı çıkabilir. Bunun yanı sıra tek başına yaşayan devekuşları da vardır. Devekuşlarının üremeleri yumurtayla olur. Doğal koşullarda dişiler, kumlu toprağın içine kazdıkları çukurun içine yumurtalarını bırakırlar. Her dişi bir gün ara ile yumurtlamak üzere 6-8 arasında yumurta bırakır ve böylece her kuluçka döneminin başına kadar her çukurda 60-80 arasında yumurta toplanır. Normal bir yumurtanın boyu 15 cm,genişliği 13 cm. ve ağırlığı da kuluçkaya yatan dişinin canlı ağırlığının %1.4′ ü kadardır. Yani bir devekuşu yumurtasının ağırlığı 1500-2000gr. arasında değişir. Yumurtalarının kabukları porselen tabak kalınlığında olup 250 kg.lık bir basınca dayanabilir ve yumurtaların üzerinde bir insan rahatlıkla zıplayabilir. Bunun yanı sıra bir devekuşu yumurtası, normal büyüklükte 24 tane tavuk yumurtasına eşdeğer olup, bir yumurtasından yaklaşık 18 kişilik omlet yapılabilmektedir. Bunlardan başka devekuşu yumurtalarının, insanların temizlik amacıyla da olsa ulaşamayacağı büyük camilerin, tarihi eserlerin bazılarının tavanlarında asılı oldukları görülmektedir. Nedeni; “Örümceklerin Yuva Yapmasını Önlemek…” Atalarımızın deneyimleri bunu göstermiştir.

Kuluçka devresi 40 ile 44 gün arasında değişir. Gündüzleri bir veya birkaç devekuşu sırayla kuluçkaya yatar ve geceleri bunu yalnızca erkek devekuşu üstlenir. Kuluçka devresi sona erdiğinde çatlayan yumurtaların hepsinden yavru çıkmayabilir fakat çıkan yavrular son derece çabuk gelişir. Başlangıçta yavruların vücutları at kestanesinin dikenlerine benzeyen tüylerle kaplıdır ancak ikinci ayda bu tüyler düşerek yerine koyu-gri renkli tüyler çıkar ve bunlar da döküldükten sonra 2,5 - 3 yaşlarında gerçek tüyleri tamamlanır. Devekuşları bir aylık oldukları zaman erginler kadar hızlı koşabilir. Halk arasında yaygın olarak kullanıldığının tersine devekuşu tehlikeyi gördüğünde başını kuma gömmez, Ancak başını bacaklarının arasına yada göğsünün altına sokarak dizlerini kırıp oturur. Bu görünümüyle bir kaya parçasını andırarak büyük olasılıkla düşmanlarından saklanabilmek için çevreye uyum sağlamaya çalışır. Devekuşu iki tırnağı olan tek kuştur. tırnaklardan büyük olanı hemen hemen vücudunun tüm ağırlığını üstlenir. Bundan dolayı yerde çok az bir alana basıp çok hızlı koşabilir. Yetişkin bir devekuşu 60 km/h hıza 10- 20 dakikada ulaşabilir ancak korku halinde hızını 90 km ye kadar çıkabilir.Devekuşunun koşarken attığı adım uzunluğu normal olarak 6- 8 m. Arasında değişir. Bu hareketini rahatlıkla ek bir enerji harcamadan yapar. Ağırlığı 150 kg iken başının yerden yüksekliği 2,5-3 m. arasında değişir. Devekuşu iyi bir görme açısına sahiptir. Uzun boynunu tehlike anında dik olarak kaldırır ve çevreyi taramaya başlar, en küçük bir tehlikeyi bile anında görür. Bir filin bile gözlerinden daha büyük bir göze sahip, çapı 5 cm’ yi bulan iri ve keskin gözleriyle 1500-1600 m uzaklıktaki bir kesme şeker tanesini rahatlıkla net olarak görebilir. Gözleri, 360 derecelik görüş açısına sahiptir ve üç adet göz kapağı ile korunmaktadır. Gözlerinin kornea tabakası insanlara nakledilebilmektedir. Boyunlarının esnek olması ve gözlerinin her yöne dönebilme özelliğinden dolayı yanlarına yaklaşırken ve yanındayken çok dikkatli olunmalıdır, çünkü her şeyi en ince ayrıntısına kadar görürler. Devekuşları çok meraklı oldukları için başlarını girebildikleri küçük deliklere bile sokarlar. Böyle durumlarda ( kapılarda, çiftlerde, yem yerken, su içerken, gezerken, v.s. ), hemen o anda kendisinin ne yaptığını unutabilir ve boynunu uzatır başını kaldırır, boynunun arkasında herhangi bir şey hissettiğinde de aniden kaçmaya başlar. İşte bu kaçış onlar için çok tehlikeli olur. Çünkü bu hayvanlar kaçarken o anda her şeyi unutur, gelebilecek hiçbir tehlikeyi düşünmeden hareket ederler. Onun için etraflarını çeviren çiftlerin ve ekipmanın devekuşu yetiştiriciliğinde önemi büyüktür. Devekuşları çok zeki hayvanlar değildir ancak dikkatli, titiz ve hassastırlar. Ömürleri 30 - 70 yıl kadardır. Bakım ve besleme koşullarına ve türlerine göre 25-40 yıl arası verimli olurlar. Güney Afrika’da 82 yaşına kadar yaşayanlarına rastlanmıştır. Devekuşlarının gelişmesi çok hızlıdır. 5 kg yem yiyerek 1 kg canlı ağırlık kazanabilen tek hayvandır. Üreticiler devekuşunun ne bulursa yuttuğunu bildikleri için onun midesine özel bir ayrıcalık tanırlar. Çünkü çoğu zaman midelerinden değerli taşlar ve kıymetli eşyalar çıkar. Bugün dünya devekuşu ticaretinin %65’si hayvanın derisi ve eti, diğer %50’si ise tüyleri ve gaga, bağırsak vs. için yapılmaktadır. Kuyruk ve kanatlarında seyrek olarak bulunan açık renkli tüyler, gövde tüylerinin iki misli fiyatına satılmaktadır. Yılda yaklaşık iki kez yolunarak tüy üretimi de yapılan devekuşları, kanat ve kuyruğundan 250g., gövdesinden ise 1 kg. civarında tüy verir. İlk tüy üretimine ise, hayvanlar 9 aylık olduktan sonra başlanmalıdır. Tüyleri yağsız ve yumuşak olduğu için toz alımında, her türlü elektronik cihazların ve özellikle mikroçiplerin temizliğinde ve ayrıca süs eşyası olarak da kullanılmaktadır. Devekuşunun bağırsakları yaklaşık 14m.dir. Kurutulup süs eşyası olarak işlenmektedir. Derisinden ayakkabı, çanta, kemer ve ceket yapılmaktadır. Gagası ve tırnakları ise ilaç hammaddesi olarak değerlendirilmektedir.

Deve Kuşlarının İlginç Kuluçka Sistemleri

Deve kuşlarının ilginç bir kuluçka sistemleri vardır. Sürü halinde yaşayan deve kuşlarından yarım düzine kadarı, yumurtalarını ortak bir yuvaya bırakır. Hiçbir özelliği olmayan sadece sığ bir çukur olan bu yuvada her biri 1.5 kg. gelen 40 kadar yumurta bulunur. Yumurtaların tümünü koruma görevi tek bir dişi deve kuşuna aittir. Kuluçkaya yatan dişiye bir erkek kuş yardım eder. Ancak dişi kuş sadece 20 kadar yumurtanın üzerinde yatabilir. Bu nedenle fazla yumurtaları yuvanın dışına iter. Yapılan incelemeler sonucunda deve kuşlarının bu itme işlemini rastgele yapmadıkları bulunmuştur. Deve kuşu kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacağı yumurtaların arasına alırken, başka dişilere ait olan yumurtaları ise dışarıya atmaktadır. Bu ayrımı deve kuşunun nasıl yaptığını bulabilmek için bilim adamları yumurtalara numaralar vermişlerdir. Yumurtaların yerini değiştirerek, eski ve yeni yumurtalar karıştırılarak yapılan tüm deneylerde sonucun değişmediği görülmüştür. Bilim adamlarının vardıkları sonuç deve kuşlarının yumurtalarını, yüzeylerindeki deliklerin dağılımı sayesinde tanıdıkları olmuştur. Bütün yumurtaların kabuklarında, civcivin nefes almasına imkan veren minik “hava delikleri” vardır. Bu deliklerin kabuk üzerindeki yerleri her yumurtada biraz farklıdır. İşte bu delikler sayesinde deve kuşlarının yumurtalar arasında ayrım yapabildiği düşünülmektedir.

Deve kuşu sürülerindeki bütün yumurtaların bakımını tek bir dişi üstlenir. Ancak yuva belli sayıda yavruyu barındırabildiği için bu dişi önceliği kendi yumurtalarına verecektir. Deve kuşları kendi yumurtalarını kabukların üzerindeki hava delikleri sayesinde ayırt edebilmektedirler.

Marian Stamp Dawkins, Through Our Eyes Only?/The Search For Animal Consciousness, s. 38-39 RESİMALTI

Deve Kuşları ve Üretim Çiftlikleri ile Ticari Degerleri Üzerine…

YER:Kırşehir,Kaman ilçesi,Çağırkan Belediyesi

Yerleşim yerinin biraz ilerisinde, dağın eteğinde kurulmuş. Belli bir alan tellerle çevrilmiş. Çevrede fazla ağaç yok. Erkek deve kuşları siyah-beyaz renkte ve ağzı kırmızı;dişiler ise gri,kül rengindedir. Baş,boyun ve bacaklarda tüyler kıl şeklindedir. Kanat altlarında tüy yoktur. Bacakları diz kapağından öne doğru kıvrılır, bu koşma için bir avantaj sağlar. Çok hızlı koşarlar. Saatte ortalama 50km koşarlar, bu 70km’ye kadar çıkabilir. Ayakları iki parmaklıdır. Birinci ve ikinci parmaklar körelmiştir. Topuk kısmı yoktur. Gagaları yassı ve geniştir. Dilleri gaganın gerisindedir. Solunum sayıları dakikada 6′dır.(Bu sebeple kuşlarda solunum sisteminin araştırılmasında ilk deneyler deve kuşları üzerinde yapılmıştır) Bir erkek iki dişiden oluşan aileye trio denir. Bir trionun açık alanda 500m2,kapalı alanda ise 16 m2 yaşam alanı vardır. Nemli yerlerde yaşayamazlar; %30 nem uygundur.-40 ile +40 C arasında yaşayabilirler. Görme ve işitme duyuları gelişmiştir. Kafalarını kuma gömmezler,yere paralel uzatıp ses dinlerler. Mart-Eylül ayları çiftleşme dönemidir. Kuluçka süresi 42-45 gündür. Bir yılda bir deve kuşu 60-80 yumurta verir. Yavrunun sindirim sistemi 2 ayda gelişir. Bu sırada yavru dışarı çıkartılmaz,özel yemle beslenir.0-2 yaş arasında günde 1kg yem yer. Yavru 3 yaşında deneme yumurtalarına başlar. Bu yumurtalarda embriyo yoktur. Yumurta 1400gr’dan fazla olmalıdır. Erginlerin yumurtası 1600gr civarındadır. Yumurta kabuğu 2mm kalınlığında, 25-30 tavuk yumurtası büyüklüğündedir. Yetişkinlere açık alana çıktıkları zaman günde 0,5kg ;kapalı alanda kaldıklarında ise 2kg yem verilir. Öğütülmüş yem solunum problemleri oluşturur,bunun için palet(preslenmiş)yemlerle beslenir. Fazla ot yemesi yumurta verimini düşürür. Erginler günde 8-9lt su içerler. Deve kuşları doğada su ihtiyaçlarını karşılamak için bitkisel besinleri tercih ederler. Yalnız omurgasızları ve bazı küçük omurgalıları da yerler. Her şeyi yutarlar, özellikle parlak cisimlerle ilgilenirler. Deve kuşları 12-14 ayda 100kg’a ulaşır,en iyi kesim zamanıdır.45-50kg et;1,5m2 deri elde edilir. Et üretimi yapılmak istendiğinde alan daraltılır. Üretime 1995 yılında 20 deve kuşu ile başlanmış. Şimdi(21.05.1999) çiftlikte 100 deve kuşu var. En büyükleri 5 yaşında. Çiftlik yavru üretimi üzerinde çalışıyor. Bugüne kadar 96 deve kuşu çiftliğine toplam 1500 yavru verilmiş. Deve kuşu sığırın yediğinin 1/8′i kadar yem yer. Et,deri,tüy,gaga ve yumurtasından yararlanılır. Fazla pisliği yoktur. Damızlık ve et için Güney Afrika deve kuşu idealdir. Deve kuşu etinin kolestrolü tavuk ve balık etinden daha düşüktür. 6 Eylül’de yumurtası 20 milyon,yavru 500$’dı. Çiftlikte Ankara veterinerlikten bir bayan tez hazırlıyor.

Alim Vural

http://www.flashcizgiler.cjb.net

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

İşletim Sistemleri

İŞLETİM SİSTEMLERİ

İşletim sistemleri konusu, bilgisayar bilimleri kapsamındaki en temel konulardan birini oluşturmaktadır. İşletim sistemleri, bilgisayar sistemlerinin gelişmesine paralel olarak gelişme göstermiştir. Çünkü, yeni gelişen bilgisayar mimarisi, yeni istekler ve ihtiyaç duyulan güvenliğe göre işletim sistemleri gelişmiştir. Bu nedenle, kullanıcı ile bilgisayar arasında bir köprü görevi yürüten ve donanıma en yakın yazılım birimi olan işletim sisteminin ayrıntılarını incelemeye geçmeden önce, bir bilgisayar sisteminin yapısını genel olarak ele almak gerekmektedir.

Bir bilgisayar sisteminin genel olarak 4 bileşeni vardır.

Donanım (İşlemci (CPU), belek ve I/O üniteleri gibi)

İşletim Sistemi (Ms-Dos, Unix, OS/2 gibi)

Sistem Yazılımları (Derleyiciler, Veritabanı ve Network Yazılımları)

Uygulama Yazılımları (Kullanıcıların kendi geliştirdikleri yazılımlar)

Bu noktada şu hususu açıklamak gerekir ki CPU (Central Processor Unit) bilindiği gibi bir bilgisayar sisteminin en temel bileşeni olup, aynı şekilde bilgisayar sistemlerindeki disk, printer, disket, terminal (ana makineye bağlı, sıradan uç kullanıcılar) vs. gibi I/O (Input/Output) üniteleri donanım kısmı olmaktadır.

Yazılım (software) ise, hem bilgisayar sistemini oluşturan donanım birimlerinin yönetimini hem de kullanıcıların işlerini yapmak için gerekli olan programlardır. Yazılım olmaksızın bir bilgisayar sistemi, bir takım elektronik kartlar, kablolar ve mekanik bazı parçalardan ibaret bir cihazdır. Bir bilgisayar sistemi, üzerine işletim sistemi (Operating Systems) ve onun üzerine de diğer yazılımların yüklenmesi ve çalıştırılmasından sonra gerekli işlevleri yerine getirebilmektedir.

Bilgisayar yazılımları genel olarak 2 ana grupta incelenebilir.

Sistem Yazılımları (System Software)

Uygulama Yazılımları (Application Software)

Sistem Yazılımları (System Software); bilgisayarın kendisinin işletilmesini sağlayan, işletim sistemi, derleyiciler (compilers) (Yazılım programında, yazılan programı makine diline çeviren program), çeşitli donatılar (facility) gibi yazılımlardır.

Uygulama Yazılımları (Application Software); bu kullanıcıların işlerine çözüm sağlayan örneğin çek, senet, stok kontrol, bordro, kütüphane kayıtlarını tutan programlar, bankalardaki müşterilerin para hesaplarını tutan programlar vs. gibi yazılımlardır.

Bütün sistem programları içinde en temel yazılım işletim sistemidir ki, bilgisayarın bütün donanım ve yazılım kaynaklarını kontrol ettiği gibi, kullanıcılara ait uygulama yazılımlarının da çalıştırılmalarını ve denetlenmelerini sağlar.

Modern bir bilgisayar sistemi, bir veya birden fazla işlemci (ya da diğer bir söylemle “CPU”), gerçek bellek (RAM), saatler, terminaller, diskler, bilgisayar ağı (network) birimleri, yazıcı üniteleri, CD sürücüsü, disket ve teyp üniteleri gibi I/O ünitelerinden oluşmaktadır. Doğal olarak bir bilgisayar sistemi oldukça karmaşık bir yapıdadır.

Programcıları, donanımın bu karmaşık yapısından etkilenmemelerini sağlamak ve disk gibi donanım ünitelerinin nasıl çalıştıklarını anlamak zorunda bırakılmamaları için, donanımın üzerine ilave edilen yazılımların katmanlar şeklinde (layered system) oluşturulmaları ve bu sayede çok daha kolay bir şekilde, sistemin bütün parçalarının yönetilebilmesi şeklinde bir yapılanma, uzun yıllar önce geliştirilmiş bir yaklaşımdır.

Bu yapının en alttaki üç katmanı donanımı oluşturmaktadır. En alttaki katman, fiziksel üniteler, entegre devreler, kablolar, power (elektrik destek) üniteleri, disket sürücüleri, disk üniteleri ve diğer benzeri donanım birimlerinden oluşmaktadır. Bu katmanın mimari yapısı ile ilgilenmek ve bunları çalışma prensiplerini geliştirmek elektronik mühendislerinin işidir.

Bu katmanlar aşağıdaki gibidir.

Sekil 1. Bilgisayar Sistem Katmanları

Fiziksel üniteleri (donanım) doğrudan kontrol eden ve fiziksel katmanın bir üstündeki en ilkel yazılım düzeyini oluşturan katman, “microprogram” dır. Bu katman genellikle “read-only” (yalnızca okunabilir) bellek (ROM) sahasında bulunur. Microprogram da ekleme (add), taşıma (move), karşılaştırma (compare) gibi makine diline ait temel komutları adım adım yerine getirir. Microprogram, örneğin, Add işlemini yerine getirmek için eklenecek sayının nerede yer aldığını saptar ve üzerine eklenecek sayıyı ilave ettikten sonra sonucu elde eder.

Microprogramın yorumladığı komut seti (instruction set), makine dili (machine language) katmanını oluşturur ki, bu gerçekte makinenin gerçek bir donanım parçasını oluşturmakta ve bir bilgisayar da donanımın gerçek bir parçasıymış gibi nitelenebilmektedir. Bu nedenle bazı makinelerde Microprogram, donanımın içinde varsayıldığından ayrı bir katman şeklinde bulunmaz.

Makine dili, genel olarak 50 ile 300 arasında komuta (intruction) sahiptir. Veri taşıma, aritmetik işlem yapma ve değerleri kıyaslama gibi işlevleri yerine getirir. Makine dili, yazıcı ve disket sürücü gibi I/O (input/output) ünitelerinin denetimini özel yüklenmiş bilgiler sayesinde yapmaktadır.

Bir bilgisayar sisteminin dördüncü katmanında yer alan işletim sisteminin temel işlevi, donanımın karmaşıklığını kullanıcıya yansıtmamak ve daha elverişli ortam hazırlayıp, kullanıcının kolayca işini yapmasını sağlamaktır. Aşağıdaki gibi düşünecek olursak;

İşletim Sistemi Olmasaydı ; Diyelim ki, işletim sistemi olmayan bir bilgisayarın önünde oturuyorsunuz ve bu bilgisayarın disket sürücüsüne disketinizi taktınız ve bu disketteki “LATS” isimli oyun programını çalıştırmak istiyorsunuz. İşletim sistemi olmaksızın yapmanız gereken, daha doğrusu vermeniz gereken komutları şöyle bir hayal etmeye çalışın.

Disket sürücüsü takılı mı?

Takılıysa disket sürücüde disket var mı? ve dönüyor mu?

Dönüyorsa doğru hızda mı dönüyor?

Disket sürücüsünün okuyucu kafası disketin neresinde duruyor?

“LATS” programının disket üzerindeki yeri neresi? Örneğin üzerinde 80 kayıt izi bulunan bir diskette, programın kaydedilmeye başladığı iz hangisi, toplam program uzunluğu kaç iz tutuyor?

Sürücünün kafasını uygun izin üzerine gönder…

Uygun izin üzerine geldi mi?

Geldiyse, izin başlangıç noktasının okuyucu kafanın altına gelmesini bekle.

Disket sürücüdeki kayıtları okumaya başla ve belleğe taşı. (tabii belleğin program yüklemeye uygun bir noktasından başlayarak, bellekte boş yer yoksa bellekteki kullanılmayan bilgileri sil, bilgiler kullanılıyorsa bu bilgileri diskin boş bir yerine geri almak üzere kaydet ve belleği boşalt.)

Birinci iz bitince, okuyucu kafayı bilginin devam ettiği bir sonraki izin üstüne gönder ve bu hareket tamamlanıncaya kadar bekle…

İzleri okumayı ve belleğe yerleştirmeyi program dosyasının sonuna gelinceye kadar tekrarla.

Disketten okuma tamamlanınca, disket sürücüyü durdur ve programı çalıştırmaya başla.

Bu uzun liste bile abartılı şekilde kısaltılmış bir listedir. Sürücünün okuyucu kafasının belirli izin üzerine gönderilmesi bile başlı başına bir iştir aslında. Tabii birde bu işlemi makinenin anlayacağı bir dille yapmak gerekiyor. Yani, ikilik düzende 1 ve 0’ ları kullanarak PROM’ daki temel bilgilerle (ekleme, çıkarma, karşılaştırma, vs.) yapmak gerekiyor.

Oysa; işletim sistemi olan bir bilgisayarda, kullanıcının tek yapması gereken çalıştırmak istediği programın adını klavyeden yazıp ENTER tuşuna basmak veya simgesine (icon) tıklamaktır. Program dosyasının disket sürücüdeki yerinin bulunması, sürücüyü denetleyen kontrol devreleriyle gerekli görüşmeleri yapıp kafanın gerekli hareketleri yapmasını sağlayarak kayıtların belleğe aktarılması işinin sağlıklı bir şekilde yapılması, tamamen işletim sisteminin sorumluluğundadır.

İşletim Sistemi, üzerinde yer alan bazı yazılımlar “Sistem Yazılımı” olarak anılır. Örneğin derleyiciler (compilers) ; yazdığımız programı makine diline çeviren ara program, editörler (editors), yararlı programlar (utility) ; virüs temizleyen programlar gibi gerçek iş için yardımcılardır, veritabanı yönetim sistemleri (database management system) ve bilgisayar ağı yazılımları (network software) yine birer sistem yazılımlarıdır. Ancak bu yazılımlar İşletim Sisteminin kendi öz parçaları değildir.

Özet olarak İşletim Sistemi, aynı zamanda donanım üreticisi olan veya yalnızca yazılım geliştiren özel bir firma tarafından yazılıp pazarlanan ve bir bilgisayar sisteminin donanım ve yazılım kaynaklarını kontrol eden ve kullanıcılarında kendi çözümlerini geliştirebildikleri ortamı hazırlayan bir sistem yazılımıdır.

İşletim Sistemi Tanımı

En büyüğünden en küçüğüne, bütün genel amaçlı bilgisayarlarda çalışan programlar, bir işletim sistemine gereksinim duyarlar. Bu yüzden bilgisayarlarda herhangi program çalıştırılmadan önce İşletim Sistemi ile programların ana belleğine (RAM) yerleştirilmeleri gerekir. Bu işlem genellikle bilgisayar ilk açıldığı zaman otomatik olarak yapılır ve HHD’ deki İşletim Sistemi ana belleğe yüklenir.

Bir işletim sisteminden beklenen hizmet, donanım ve yazılım kaynaklarının uyumlu ve verimli bir şekilde birlikte işletilmesidir. Örneğin kullanıcı Cobol veya Pascal dili ile geliştirdiği uygulama programını, bir bilgisayar sisteminde çalıştırabilmesi için, uygulama programı ve verilerini yazabileceği bir disk ünitesi, verilerini yazdıracağı yazıcı ünitesi, bu programı işletecek işlemci (CPU) ve gerçek bellek gibi donanım birimlerinin yanı sıra derleyici (compiler), yükeyici (loader) ve network yazılımları gibi yazılım birimlerine de ihtiyaç vardır.

İşletim sistemini, bir bilgisayar sisteminde kullanıcı ile iletişim kurarak, donanım ve yazılım nitelikli kaynakların kullanıcılar arasında adil bir biçimde paylaştırılmasını ve donanım ile yazılım birimlerinin etkin bir biçimde kullanılmalarını sağlayan sistem programları topluluğuna denir.

İşletim Sistemi, bilgisayar donanımı ile bilgisayar kullanıcısı arasında bir arayüz (interface) görevini gören programlar topluluğudur. Bu programlar topluluğunun genel amacı, bilgisayar kullanıcılarına programlarını çalıştırabilecekleri ortamı yaratmak ve bilgisayar sisteminin etkin ve verimli olarak kullanılmasını sağlamaktır.

Bilgisayar Sistem Yapısı

Modern ve genel amaçlı bir bilgisayar sistemi, işlemci (CPU) ve belleği paylaşmak için bir omurgaya (common bus) bağlanmış bulunan bir çok ünite kontrol biriminden (device controllers) oluşur.

Şekil 2. Bilgisayar Sistem Yapısı

Bir bilgisayar sistemi açıldığında yani akım verildiğinde (power on) veya “Boot” edildiğinde, bir başlatma programına gereksinim vardır. Bu başlatma programı, sistemin bütün birimlerini başlama pozisyonuna getirir.

Bu başlatma programı işletim sistemine nasıl yükleyeceğini bilmelidir ve işletim sisteminin çalışmasını başlatabilmelidir. Bunu gerçekleştirebilmek amacıyla da İşletim Sisteminin çekirdeğinde (Kernel) yer almalı ve onu belleğe yerleştirmelidir. Sonra işletim sistemi ilk işi (proses) işletmeli ve bazı işlevlerin tamamlanmasını beklemeye başlamalıdır. Beklediği böyle bir işlev (olay) donanım veya yazılımdan kaynaklanacak bir kesinti (interrupt) olabilir.

En basit anlamıyla Kesinti (interrupt), işletim sisteminin o sırada yapmakta olduğu işi bırakıp, kesintiyi yaratan işe (proses) anahtarlanmasıdır. Kesintiler, bir bilgisayar mimarisinin önemli bir parçasını oluşturur. Her bilgisayar tasarımı kendi kesinti mekanizmasına sahiptir. Fakat birkaç fonksiyon geneldir.

İŞLETİM SİSTEMLERİNİN TARİHÇESİ

İlk gerçek “Sayısal Bilgisayar” İngiliz matematikçilerinden Charles Babbage (1792-1871) tarafından tasarlanmıştır. Ancak onun yaşadığı yıllarda teknoloji yetersizliklerinden, tasarladığı makinelerde işletim sistemleri mevcut değildi.

Birinci Nesil İşletim Sistemleri (1945-1955)

Babbage’ ın başarısızlıkla sonuçlanan çalışmalarından sonra, II. Dünya savaşına kadar olan dönemde yok denecek kadar az bir gelişme olmuştur. 1940’ lı yıllarda ise, Harvard Üniversitesinde Howard Aiken; Princeton Üniversitesinde, John Von Neumann ve Amerika ile Almanya’ daki bazı diğer araştırmacıların çalışmaları sonucunda vakum tüpleri kullanılarak sayısal bazı makinelerin geliştirilmesi mümkün olabilmiştir. Ancak bu geliştirilen makineler son derece büyük ve odalar dolusu on binlerce vakum tüplerinden yapılmış ve bugün evlerde kullanılan bilgisayarlardan yüzlerce kez daha yavaş çalışmaktaydılar.

Bu dönemde makinenin hem tasarımını yapan, hem imalatını yapan, hem programlayan, hem işleten ve hem de bakımını yapan hep aynı küçük bir gruptu. Bütün programlama, kontrol panelindeki ilgili yerlere, ilgili kabloları takarak makine dili ile yapılırdı. İşletim sisteminin ise adı bile anılmamaktaydı. Sonraları 1950’ li yılların başında kartlı makinelerin gelişmesi ile programların kartlara yazılıp buradan okutulması sağlanmakla beraber, diğer olaylar tümüyle aynıydı.

İkinci Nesil İşletim Sistemleri (1955-1965)

1950’ li yıların ortasında transistörlerin geliştirilmesi ile büyük bir devrim oldu. Bu dönemde bilgisayarlar müşterilerin işlerini yapabilecekleri düzeye geldiği için üretici firmalar tarafından satılmaya başladılar. Bu yıllarda, bilgisayar tasarımcıları, üreticileri, operatörler, programcılar ve bakım personeli kesin olarak birbirinden ayrıldılar.

Bu makineler yine de çok büyük ve çok pahalı olduklarından, çok büyük kapasiteli klima cihazları ile soğutma gerektirdiğinden ve çok büyük devlet daireleri ya da çok büyük özel sektör kuruluşları tarafından satın alınabildiler. Bu nesil bilgisayarlarda, kullanıcı her bir satırını bir karta yazdığı programını getirip eliyle sistem operatörüne verirdi.

Operatör kartları kart okuyucu cihazında okutur ve okunmuş seklini teyp bantına aktarırdı. Sonra sisteme derleyici bantını yükler ve arkasından da kullanıcının programının bulunduğu bantı yükleyerek derleme işlemini yapardı. Bu derleme işlemi tamamlandıktan sonra programın çalıştırılabilir halini 3. banta çıkar ve bunu tekrar sisteme götürüp çalıştırarak programın sonucunu yazıcıdan yazdırırdı.

Bu dönemde bundan sonra sağlanan en büyük aşama, derleyicinin bir defa yüklenmesinden sonra, çok sayıda farklı programcının programlarının 1 bant üzerine arka arkaya yüklenip çalıştırılması olanağı ile Yığın İşlem (Batch Processing) kavramının getirilmesi ve uygulamaya koyulmasıdır. Bundan önce bilindiği gibi her programcının programı için derleyici bantınıda bir defa yükleme zorunluluğu vardı. Bu nesil bilgisayarlar bilimsel ve mühendislik işleri için ve Fortran dili ile kullanılırdı. İşletim sistemi ise IBM’ in geliştirdiği ve 7094 makinelerin de kullanılan IBSYS’ di.

Üçüncü Nesil İşletim Sistemleri (1965-1980)

1960’ lı yılların başına kadar üretici firmalar iki farklı üretim çizgisinde gittiler. Bir taraftan mühendislik ve bilimsel işlerde kullanılan bilgisayarlar, diğer taraftan da bankacılık ve sigortacılık şirketleri gibi ticari kuruluşlar tarafından kullanılan bilgisayarlar üretildi.

Ancak bu durum çeşitli sorunlar yarattığından IBM firması bu iki farklı yaklaşımı tek bir yapı üzerinde birleştirmek ve sorunları gidermek amacı ile 360 mimarisini duyurdu.

Bu nesil bilgisayarların mimari yapısındaki en önemli yenilik transistörlerin yerine entegre devlerin kullanılmış olması idi. Böylece makinelerin boyutları küçülürken, çıkardıkları sıcaklıkta binlerce kat azalmıştı. Bununla beraber kullanım açısından bu mimari yapının getirdiği en önemli yenilik ise “mutiprogramming” tekniği idi.

Eski nesil bilgisayarlarda, kart ya da bant okuma süresi boyunca CPU tamamen boş olarak beklemekte iken, bu nesilde belleğin parçalara ayrılıp, her parçada başka bir programın çalıştırılması sayesinde, örneğin bir program teypten okuma yaparken CPU atıl (boş) olarak durmamakta ve diğer programın gereksindiği hesaplama işini yapmakta idi.

Üçüncü nesil bilgisayarların getirdiği bir diğer önemli özellikle, aynı anda gelen çok sayıda program destelerinin, kendinden önce gelenin çalışıp bitmesini beklemeden arka arkaya okutulup disk üzerinden sıra ile çalışmayı beklemelerinin sağlanması idi. Bu olanağa “SPOOLİNG” (Simultaneous Peripheral Operation On Line) adı verilmiştir. Spooling tekniği, yazıcı gibi paylaşımlı kullanıma uygun olmayan ünitelerin kullanıcılar tarafından hiç beklemeksizin kullanabilmelerine olanak sağlamıştır.

Örneğin var sayalım ki, aynı bir yazıcıda yazılmak üzere aynı anda 3 farklı kullanıcı programı tarafından 3 tane çıktı gönderilse ne olur? Eğer işletim sistemi ve onun kaynakları yöneten fonksiyonları olmasaydı, kağıt üzerinde ilk 5 satır mesela 1. kullanıcının, sonraki bazı satırlar 2. kullanıcının ve diğer bazı satırlar da 3. kullanıcının olurdu ki bu tam bir kaos yaratırdı. İşte işletim sistemi örneğin sahip olduğu Spooling mekanizması sayesinde bu kullanıcılar tarafından gönderilen işleri disk üzerinde sıra ile biriktirir ve yazıcı ünitesinden de sıra ile birbirine karışmadan yazdırır.

Özet olarak Spooling;

Paylaşımlı kullanıma uygun olmayan çevre ünitelerinin, kullanıcılar arasında birbirlerini beklemelerine gerek olmaksızın paylaşıyorlarmış gibi kullanmalarını sağlar.

Hız bakımından birbirinden çok farklı üniteleri arasındaki bilgi transferinin etkin bir şekilde yapılabilmelerini sağlar.

Yine üçüncü nesil bilgisayarlarla gelen diğer bir özellik zaman paylaşımıdır (Time-Sharing). Bu yazılım teknolojisi ile de, aynı anda çok sayıda kullanıcının terminalleri başındayken çalıştırdıkları işlere yada terminal vasıtası ile olmasa da sistem üzerinde yığın işlem “Batch Processing” olarak çalıştırılan işlere CPU’ nun sıra ile ve kısa sürelerle tahsis edilmesi sağlanabilmiştir. Bu sayede hem sistemde çalıştırılan işlerin hepsi CPU’ yu kısa aralıklarla kullanabilmiş olmakta, hem de sistemde çalışan örneğin ekran başında oturan kullanıcılar CPU’ nun yalnızca kendilerine servis verdikleri hisisne sahip olurlar.

Dördüncü Nesil İşletim Sistemleri (1980-….)

LSI (Large Scale Integration circuits) entegre devrelerinin gelişmesi ile ve binlerce transistörü ihtiva eden chiplerin 1 cm2 üzerine yerleştirilmesi ile kişisel bilgisayar (PC – Personal Computer) devri doğmuş oldu.

O dönemdeki kişisel bilgisayarlar mimari bakımından mini bilgisayarlardan farklı olmamakla beraber, fiyatı bakımından çok daha ucuzdular. PC’ lerin gelişmesi ve bunlar üzerinde çalışabilecek yazılımların, hiç bilgisayar bilgisi olmayan kişiler tarafından da kullanılabilir olması bu nesil bakımından evrim olmuştur. Bu nesilde iki tane işletim sistemi sektöre hakim olmuştur. Bunlardan bir tanesi Ms-Dos, diğeri de Unix’ dir.

1980’ li yılların ortalarında ilginç bir teknolojik yapılanmada başlamıştır. PC’ lerin Ağ İşletim Sistemleri (Network Operating System) ve Dağıtık İşletim Sistemleri (Distributed Operating System) ile kullanılmaya başlamasıdır.

Bir ağ işletim sisteminde, kullanıcılar ortamda çok sayıda bilgisayarın mevcut bulunduğunun farkında olurlar ve aynı zamanda uzaktaki başka bilgisayarlara Uzaktan Bağlanma (Remote Login) olabildikleri gibi dosyalarını bir bilgisayardan diğerine kopya edebilirler. Ağ işletim sistemindeki, en önemli özelliklerinde biri de, her makinanın kendi yerel işletim sistemi tarafından işletilmesi ve her makinenin kendi kullanıcılarına sahip olmasıdır.

Dağıtık işletim sistemlerin de, bunun tersine, gerçekte ortamda çok sayıda CPU, olduğu halde, ortamın kullanıcıya sadece geleneksel tek işlemcili gibi görünmesidir. Bir gerçek dağıtık sistemde, kullanıcılar programlarının nerede çalıştırıldığının ve dosyalarının nerede yerleşmiş olduğunun farkında olmazlar. Bu işlemlerin hepsi otomatik olarak ve etkin olarak işletim sistemi tarafından gerçekleştirilir.

İŞLETİM SİSTEMLERİNDE TEMEL KAVRAMLAR

Proses (Process)

Bir işletim sisteminde anahtar kavram Proses’ dir. Bir proses temel olarak “çalıştırılmakta olan bir program” dır. “Çalıştırılabilir bir program”, programın verileri, program sayacı, ve diğer bölümlerinden oluşan bir “veri yapısı” şeklindeki çatıdır.

Proses, yukarıda da belirtildiği gibi, bir “programın işletimi” ne verilen isimdir. Bir “kaynak program” durgun bir komutlar dizisi şeklinde bulunurken, proses bu komutlar dizisinin işletilmesi anındaki durumuna verilen isimdir. Kişisel bilgisayarlarda (PC), genellikle ortam tek kullanıcılı olmasına rağmen, zaman zaman işletim sistemine ilişkin prosesler de işletime alınmaktadır. Ancak yine de bu bilgisayarlarda çalışan işletim sistemlerinin bazılarının (MS-DOS) gibi tek iş düzeni (monoprogramming), bazıları ise kullanıcının kendisine ait farklı programları aynı anda işletime alabilmeleri nedeni ile (Windows işletim sistemi gibi) çok görevli (multitasking) özelliği taşıdığı söylenebilir.

Çok kullanıcılı olan, (multiuser) ve çok iş düzeni (multiprogramming) uygulanan sistemlerde ise, aynı anda birden çok işin işletilmesi zorunluluğu, CPU, bellek ve diğer sistem kaynaklarının bu işler (prosesler) arasında paylaştırılmasını gerektirir. Bu sistemlerde bu nedenle proses işletimi daha karmaşık bir hal alır.

Dosyalar (Files)

İşletim Sisteminin temel bir fonksiyonu, disklerin, çevre üniteleri vs. ile ilgili özelliklerini tutmaktır. Dosya (file) yaratmak, okumak veya yazmak için sistem çağrılarına ihtiyaç vardır. Bir dosya okunmadan önce mutlaka açılmalıdır. Dosyalar ile ilgili bilgiler “ Dizinler (Directory)” şeklinde bir yapıdır.

Prosesler ve dosyalar hiyerarşik (iç içe dallanmış) bir yapıdadır. Ancak, proselerdeki hiyerarşi, dosyalardaki kadar derin ve kalıcı değildir. Proseslerin hiyerarşik yapıdaki yaşamları en fazla birkaç dakika sürerken dosyaların hiyerarşik durumdaki yapıları yıllarca sürebilir.

İş (Job)

Kullanıcıların, bilgisayar sisteminde bağımsız bir bütün olarak ve belli bir sıra dahilinde işlenmesini istedikleri hizmetler kümesine “İş (Job)” denilebilir. Bilgisayarın sistemlerine gönderilen işler, bir veya birden fazla programın ayrı ayrı işletileceği alt adımlardan oluşabilir. İşler genellikle adımların art arda uygulanacağı biçimde düzenlenir. Her adım, bir öncekinin sonuçlanması üzerine işletime girer.

Bir örnek verecek olursak, günümüzdeki işletim sistemi olan MS-DOS işletim sisteminde “*.bat” uzantılı dosyalar bir anlamda iş adıyla adlandırılabilir.

İstemci / Sunucu (Client/Server)

Modern İşletim Sistemlerin de genel eğilim, çekirdek (kernel) (DOS’ daki Command.com gibi düşünülebilir) en düşük düzeye indirip kullanıcıları etkileyen utility (yardımcı program) leri zenginleştirmektir. Örneğin, bir dosyadan bir blok bilgi okumak için bir istek talebi olsun. Bu durumda istemci proses’ i (client process), dosya sunucusuna (file server) bir istem gönderir. File server işi yapar ve sonucu işlemciye gönderir.

Bu model de Kernel (Çekirdek) istemcilerle sunusular arasında iletişimi sağlar. İşletim sistemini, “file server”, “proses server”, “memory server” gibi parçalara bölmek yönetimi daha kolaylaştırmıştır. Örneğin bir yazılım hatası (bug) sebebiyle sistemdeki “file server” in çalışmaz duruma gelmesiyle, dosya servisi durur ama sistemin tümü çökmemiş olur.

Terminal (Sonda Bulunan)

Modern İşletim Sistemlerinde, istemci konumunda olan ve son uç olarak bulunan sistemlerdir. Fakat bu sistemler, iki türlüdür. Bunlardan birisi şu an kullanmakta olduğumuz şekli ile olandır. Yani, kendi işletim sistemini kullanarak istemci konumunda olanlardır. Diğeri ise, sistemi olmayan yani sadece monitör ve klavyeden oluşan sistemlerdir. Bunlara Dumb Terminal (aptal terminal) denir ve bunlar kendi içinde, özel kartla küçük bir server’ a bağlı olarak çalışır ve istemci durumunda bulunur. Örnek olarak bankalardaki memurların kullandığı bilgisayarları gösterebiliriz.

Boot (Yeniden Başlatma)

İşletim sisteminin yaptığı işler bitirilip veya kayıtları tutularak yarıda kesilip işletim sisteminin tamamen kapatılması veya elektriğinin kesilip yeniden verilmesi ve işletim sisteminin yeniden başlatılmasıdır.

İŞLETİM SİSTEMİNİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ

Bir işletim sistemi bir anda yalnızca bir kullanıcının bilgisayarı kullanmasına izin veriyor ve birden çok kullanıcının kullanmasına izin vermiyorsa, böyle bir işletim sisteminden bir grup çalışanın ortak kullanım sağlaması mümkün olmaz. Buna benzer olarak örneğin bir kullanıcı aynı bilgisayar üzerinde birden fazla programı aynı anda işletime almak istiyorsa, o işletim sisteminde “çok görevlilik” (Multitasking) özelliğinin bulunmasını aramalıdır.

İşte bunun gibi işletim sistemlerinin bir kısmında bulunan bir kısmında bulunmayan çeşitli özellikler, özellikle endüstride bir işletim sisteminden bahsedilirken üzerinde en fazla konuşulan hususları oluşturmaktadır. Bu nedenle endüstrideki günlük konuşma dilinde çok geçen bazı kavramlar incelenecektir.

Batch Processing (Yığın İşleme)

İşletim Sistemine, okutulan programlar (Spooling sahası) denilen ve disk üzerindeki özel bir alanı kapsayan bölüme sıra ile ve arka arkaya okutulup biriktirilmeye ve sonra bu saha da derlenmek ve çalıştırılmak için bekleyen programların sıra ile derleme ve çalıştırılma işlemine tabii tutulması yöntemine geçildi. İşte bu yöntem “yığın işlem” in (Batch Processing) temellerini atmış oldu.

Yığın İşlem, bilgisayar sistemlerinin daha verimli kullanılmalarını sağlayarak, iş başına düşen sistem giderlerini azaltmıştır. Ancak bu olumlu yönünün yanı sıra 2 önemli sakıncası vardır. Bunlardan ilki iş yönetiminin durgun ve iş denetim dilinin olanakları ile sınırlanmış olmasıdır. Kullanıcı işletimde oluşan hataları çözümlemek için işin sonuçlanıp sonucun kendisine dönmesini beklemek zorundadır. Yani, işletim kullanıcının tamamen kontrolü dışındadır. İkinci sakınca, çoğu işletim ortamında işler sonuçlanmış olsalar bile çıktıların kullanıcıya ulaşması saatler sürebilmekte, buda verimliliği azaltmaktadır.

Kişisel bilgisayarlardaki “MS-DOS” işletim sisteminde “Batch Processing” yığın işleyen programları çalıştıran komutların bir dosya içine arka arkaya (ardışık) yazılması ile oluşan tek bir dosyanın çalıştırılması ile sağlanır. Bu dosya *.BAT uzantılı bir dosyadır. Örneğin, “Autoexec.bat” dosyası DOS yüklenirken otomatik olarak çalışan ve bu dosyanın içinde ardışık olarak yazılı durumda olan her deyimi sıra ile işleten bir nevi “Batch Processing” işidir.

İnteractive Processing (Etkileşimli İşlem)

Etkileşimli işlem kullanıcılara, işlerini dinamik biçimde yönetme, çalıştırılan programların sonuçlarını doğrudan elde edip, her an müdahale edebilme olanağı sağlayan çalışma türüne ilişkin bir özelliktir. Bu çalışma türünde kullanıcılar, bir işin çalışma süreci boyunca işe, monitör ve klavye vasıtası ile her an müdahale edebilmektedirler. Yani bir başka söylemle, ekran başında oturan bir kullanıcının bilgisayara bir komut vermesi ve o komuta bilgisayardan yanıt alması türünde, bir nevi karşılıklı konuşma yapar gibi çalışma biçimine “Etkileşimli İşlem” denir.

Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, kullanıcılar program geliştirme, metin dosyaları oluşturma, program derleme ve test etme, veri tabanı sorguları işletme, bilgisayar ağı komutları girme, internet servislerini kullanma gibi kısa süreli işlerini Etkileşimli İşlem olarak yürütürler.

Bu yöntemin kullanıldığı işletim sistemleri tek kullanıcılı bir PC olabildiği gibi birlikte çalışan kullanıcı sayısı oldukça fazla olan bir ana bilgisayardaki işletim sistemi de olabilir. Terminal başındaki veya kişisel bilgisayar başında oturan kullanıcının çalışma şekli buna örnek olarak verilebilir. Etkileşimli işlemde, hizmet süreci:

İşlenecek bilginin bilgisayara yöneltilmesi

İşletim için beklemesi

İşletim

Sonuçların dökümü

Kullanıcının inceleme süreci

Biçiminde 5 evreye ayrılır. Bilginin girilmesinden başlayarak, sonuçların dökümüne kadar geçen süre, Yanıt Süresi (response time) olarak adlandırılır. Yanıt süresi, işletim için gereksenen süreler kadar, işletim evresine geçmek için beklenen süreyede işletim dilimleri arasında ana işlem biriminin (CPU) başla kullanıcılara servis verdiği zamanlarda bu kullanıcının CPU’ yu beklediği sürelere de bağlıdır. Etkileşimli işlemde işletim sisteminin önemli fonksiyonlarından biri bu dilimlerin, kullanıcıların hiç birini fazla bekletmeyecek biçimde adil dağılmasını sağlamaktır. Yanıt süresi için, kesin bir üst sınırın çizildiği etkileşimli uygulamalar, yani uygulamaların yürütülebilmesi için tahammül edilebilir en uzun sürenin ne kadar olabileceğinin belirlenmesi, Gerçek Zamanlı (Real Time) sistemlerde yapılır.

Şekil 3. Etkileşimli İşlemlerde İşletim Süreci

On Line Processing (Çevrim İçi İşlem)

“On Line” işlem, otomasyon (bankacılık işlemi gibi) uygulamalarında verilen sisteme sunuluş biçimini tanımlayan bir terimdir. Eğer veriler bilgisayar sistemine doğrudan bir biçimde ve işin sahibi tarafından bizatihi aktarılıyorsa yapılan uygulamaya On Line Processing denir.

Bu tür çalışma biçiminde bilgisayar sistemine bağlı uç birimlerde (başka illerdeki banka şubesindeki çalışanlar gibi), menüler aracılığı ile belirli bir otomasyon projesine yapılması istenilen bir işin gerçekleştirilmesi amacı ile veriler girilir. İşlemde bilgisayar sistemi tarafından anında uygulanır.

Örneğin bankacılık uygulamalarında müşteriler tarafından bankamatik cihazlarından geçekleştirilen para çekme, para gönderme, borsa işlemleri yapma gibi değişik bankacılık işlemlerine ilişkin veriler telefon hatları aracılığı ile doğrudan uygulamanın yürütüldüğü bilgisayar sistemine ulaşıyorsa yürütülen uygulama “On Line” işlemdir.

Off Line Processing (Çevrim Dışı İşlem)

Off Line Processing, On Line İşlemlerin bir noktaya kadar uygulanıp daha sonrasında Batch Processing olarak yürütüldüğü uygulamalardır denilebilir. Belli bir mekan içinde bulunan bilgisayar sitemine veriler doğrudan girilmek suretiyle belli bir süre On Line olarak yürütülen otomasyon projesinde, biriktirilen veriler bir süre sonra asıl bilgisayar sistemine topluca aktarılarak işlenirse bu tür uygulamalara Off Line Processing adı verilir.

Örneğin, bir şehirdeki fabrikanın departmanlarındaki terminallerinden bir takım satış, envanter, sipariş gibi veriler fabrikanın merkezindeki bilgisayar sisteminde anında işlenirler. Akşama kadar girilen bu veriler daha sonra, fabrikanın bilgisayar sisteminden bir başka şehirdeki genel müdürlük binasında bulunan asıl bilgisayar sistemine aktarılırsa, yürütülen bu uygulama biçimine Off Line İşlem adı verilmektedir.

Serial Processing (Seri İşleme)

Kişisel bilgisayar için kullanılan çoğu tek kullanıcılı (Single User) işletim sistemi, temel olarak Serial Processing yapmaktadır. Bu özellik, kullanıcının, komutları yada çalıştırmak istediği programların isimlerini klavye aracılığı ile arka arkaya girmesi yoluyla gerçekleşir. Kullanıcının yapmak istediği işleri bilgisayar ortamına birbiri ardı sıra aktarması işlemi Seri İşleme olarak anılır.

Örneğin, kişisel bilgisayarlardaki Ms-Dos işletim sisteminin bir kullanıcı kullanırken doğal olarak bir Seri İşlem uygulamaktadır. Çünkü, kullanıcı bir program çalıştırıyorsa bir sonraki yapmak istediği işi ancak bu programın çalışması tamamlanıp bittikten sonra uygulayabilecek, ondan sonrakini de ikincinin tamamlanıp bitmesinden sonra ancak yine yöneltebilecektir. Böylelikle yapılmak istenen işler kullanıcı açısından birbiri ardı sıra seri olarak bilgisayara yöneltilebildiği için bu tür bir kullanım biçimi seri işleme olarak adlandırılır.

Monoprogramming (Tek İş Düzeni)

Monoprogramming yani tek iş düzeni, bir anda, bir işletim sisteminin yalnızca bir programı çalıştırabilmesidir. Bu yöntemde kullanıcı, CPU’ yu tümü ile tek başına kullanmaktadır. İşletimde oluşan hatalar, başka bir kullanıcıya yansımayacağı için, korunma önlemleri yalnızca İşletim Sistemi ile kullanıcı arasında ön görülür. Ancak, verimlilik düzeyi düşük bir özelliktir.

Bugüne kadar endüstride yerleşmiş olan PC’ ler de örneğin MS-DOS işletim sistemi ortamında bir muhasebe paket programının çalıştırılması gibi uygulamalar bu türdendir. PC’ ler de kullanılan MS-DOS işletim sistemi bilgisayarın CPU’ yu Monoprogramming özelliği ile kullandırmaktadır. Çünkü zaten tek kullanıcılı olduğundan, başka kullanıcıların da aynı bilgisayarı kullalanabilmelerine olanak tanımadığı gibi aynı kullanıcının aynı anda başka programların da işletilmesine mümkün kılmadığından, bir anda yalnızca bir kullanıcının bir programı işlete bilmekte, dolayısı ile tek iş düzeni (monoprogramming) ortamı olmaktadır.

Time-Sharing Systems (Zaman Paylaşımı)

İşletim Sisteminde zaman paylaşımı, genel program geliştirme ortamına ek olarak, bilgisayar destekli tasarım ve metin işleme (text processing) sistemlerinde yaygın olan, Multiprogramming ve Multiuser özelliklerini kapsayan bir yaklaşımdır. Multiuser sistemlerin başlıca özelliklerinden bir tanesi, özellikle Time-Sharing desteği sayesinde de iyi bir yanıt süresi (response-time) göstergesi sağlamasıdır. İşletim sisteminin bu özelliği sayesinde, her kullanıcı, Mainframe sisteme tümü ile yalnız kendisi sahipmiş gibi çalışsa da, aslında time-sharing özelliği sistem kaynaklarını eşit bir şekilde kullanıcılara paylaştırma amacını taşır.

Bu yaklaşımda programlara belli zaman aralıklarında CPU’ yu kullanma hakkı verilir. Bu sürenin sonunda da program, (ya da kullanıcı) tekrar CPU kullanma sırasının kendisine gelmesini beklemesi için, bir bekleme kuyruğuna koyulur. Zaman paylaşımlı sistemlerde bellek yönetimi, birlikte çalışan programların birbirlerinden izolasyonunu ve bellek korunmasını iyi bir şekilde sağlar.

Multiprogramming (Çok İş Düzeni)

Çok kullanıcılı bilgisayar sisteminde, bir çok farklı kullanıcılara ait işler aynı anda işletime alınabiliyorsa, bu işletim sistemi ortamına “Multiprogramming” yada çok iş düzeni denir. Multiprogramming başlangıçta, CPU’ nun boş olarak beklediği süreleri değerlendirmek için tasarlanmıştır. Sistemde çalışan bir kullanıcıya ait herhangi bir iş, bir Giriş/Çıkış (I/O) veya başka bir nedenle beklemeye geçtiğinde, CPU’ nun başka bir kullanıcının programını işletmeye tahsis edilmesini (atanması) ve böylece bu pahalı birimden daha fazla yararlanılması amaçlanmıştır. CPU ile I/O birimlerinin çalışma hızları arasındaki fark büyüktür. Örneğin dakikada 300 kayıt (record) okuyabilen bir teyp ünitesinden veri okuyan bir program, bir kayıt için 200 milisaniye beklemek zorundadır.

Not : 1sn = 1000 milisaniye, 1dk = 60000 milisaniye

1sn = 1000000 mikrosaniye ,

1sn = 1000000000 nanosaniye,

60000/300 =200 milisaniye =200000 mikrosaniye (1 kayıt okuma için geçen süre)

200000 / 2 = 100000 komut

Bir bilgisayar sisteminde işlem hızının 2 mikrosaniye olduğunu varsayalım. Bu durumda, bu örnekte teyp ünitesinden bir kayıt okumak için CPU’ nun bekleyeceği 200 milisaniyelik süre içinde CPU 100000 komut işleyebilirdi.

Görüldüğü gibi Multiprogramming genellikle ana bilgisayarlarda kullanılan işletim sistemlerinde olabilecek bir özelliktir. Bu özellik Multiuser özelliğininde olmasını gerektirir. Burada örneğin tek bir CPU bulunan sistem üzerinde çalışan işletin sistemi, bu sisteme aptal (Dumb) terminaller vasıtası ile erişen kullanıcıların programlarını aynı anda işletime alır ve her kullanıcının programına çok kısa sürelerle CPU’ yu kullandırarak bütün kullanıcıların programları aynı anda çalışıyormuş gibi olur.

Bir bilgisayarda belli bir anda CPU ancak bir kullanıcının programını çalıştırır. Yani, sistemde örneğin 25 kullanıcı varsa ve bunların hepsi kendi programlarını çalıştırıyorsa, multiprogramming ortamında bunların hepsi işletime alınır, fakat çalıştırma ile kast edilen CPU’ nun o sırada, yani çok kısa bir zaman süresi için (4’ er milisaniye gibi) bunlardan yalnızca sırası gelen bir programı işletmesi anlatılmaktadır.

Multitasking (Çok Görevlilik)

Multitasking, bir işletim sisteminde bir kullanıcının, birden fazla sayıda prosesini aynı anda işletime alınabilmesi özelliğidir. Yani multitasking, bellekteki birkaç prosesi veriyi aynı anda işlemesi ve işlemci ile I/O ünitelerinin de bunlar arasında aynı anda kullandırılması ortamının yaratılmasıdır. Ancak bir bilgisayar sisteminde, işletim sisteminin kendisine ait birden fazla proses’ in aynı anda çalıştırılması, bu sistemde “multitasking” özelliği olduğunu göstermez. Bu nedenle bir işletim sisteminde multitasking özelliği, ancak bir kullanıcının birden fazla sayıdaki kendi prosesi aynı anda işletebiliyorsa vardır.

Bir çok uygulamanın (programın) aynı anda çalıştırılmasıdır. Bunun sağlanması için , görevler (uygulamalar) kısa zaman dilimleri içinde işlemcide çalıştırılır. Bu zaman dilimlerinin oldukça küçük zaman dilimleri olması nedeniyle yapay da olsa bir eş zamanlılık söz konusu olur (İşlemci aynı anda iki işi yapamaz). Bir örnek verelim;

Toplam çalışma süreleri aşağıdaki gibi olan 6 adet görev(task) olsun.

A işi 100 ms(milisaniye), B işi 1 ms, C işi 50 ms, D 3 ms, E 25 ms, F 90 ms

Bu prosesleri işletecek, iki sistem olduğunu farz edelim, bu sistemlerden birisi görevleri, bir görev bitmeden diğerine geçmeyecek biçimde işletsin. İkinci sistem de, görevleri çok görevliliğe göre çalıştırsın ve görevlerin çalışması için gereken kısa zaman dilimini 1 ms olarak alsın. Birinci sistemde A görevi bitmeden B görevi başlayamayacaktır. Yani 1 ms’ lik görev çalışabilmek için 100 ms’ lik görevin bitimini bekleyecektir. B görevinin, bitimi için toplam geçecek süre, 101 ms olacaktır. İkinci sistemde ise bu A görevi 1 ms çalışır. Ardından B görevine 1 ms verilir. Zaten B görevi 1 ms’ lik bir görev olduğundan hemen bitecektir. Yani B görevinin bitimi için gerekli süre 2ms’ dir.

Bütün görevlerin toplam bitim süresi bakımından iki sistem arasında fark yoktur. Tek farklılık yukarıda anlatılan örnekte belirtilen avantajdan kaynaklanır. Kısa görevler daha çabuk biter ve kendisinden önce gelen uzun görevleri beklemez. Windows işletim sisteminde birden çok pencere açmak gibi.

Multiuser systems (Çok Kullanıcılı Sistemler)

Multiprogramming’ i destekleyen işletim sistemleri, genellikle çok sayıda kullanıcının sistemi çeşitli amaçlarla kullanmalarını sağlar ki, bu sistemlere çok kullanıcılı sistemler (Multiuser System) denir. Bu özellik sayesinde her kullanıcı sisteme ayrı bir terminalden ya da bir bilgisayar ağına bağlı kendi bilgisayarından kendisine ait hesabını (userid) şifresi ile birlikte girerek sisteme erişmiş olur. Bu nedenle multiuser sistemler kullanıcı seviyesinde daha yüksek bir güvenlik (security) ve koruma (protection) mekanizmaları sağlamaya ek olarak kullanıcının sistem jaynaklarını kullanma düzeylerini (accounting) saptamaya ve izlemeye yarayan mekanizmalar içerir.

Buradan anlaşılmaktadır ki, bir işletim sisteminin multiuser özelliği varsa, o sistem genellikle multiprogramming de desteklenmektedir.

ÇEŞİTLİ İŞLETİM SİSTEMLERİ

MS-DOS

Eğer bilgisayar kullanmaya ilk defa Windows 95 veya 98 ile başladıysanız büyük bir ihtimalle DOS kelimesi size yabancı gelecektir. Her PC kullanıcısının yakından tanıdığı bu işletim sistemi, Dünya’ da en yaygın olarak kullanılan PC işletim sistemidir. 1980’ lerin başında IBM’ in ilk PC’ leri üretmesi ve bu PC’ lerde kullanılan yeni bir işletim sistemi arayışı ile ortaya çıkan DOS, günümüzde bir çok PC kullanıcısı tarafından hala kullanılmaktadır.

MS-DOS, Microsoft Disk Operating System (Microsoft Disk İşletim Sistemi) kelimelerinin kısaltılmış halidir. MS-DOS bir disk işletim sistemi olarak bilinir, çünkü yaptığı işlerin büyük bölümü disk işlemleri, bellek işlemleri gibi programların çalışabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapan bir işletim sistemidir. MS-DOS bir programdır, ama yalnızca bir program değildir. O olmadan diğer programların çalışma şansları yoktur. Çünkü bilgisayar sisteminin, tüm parçalarını MS-DOS kontrol eder. MS-DOS yalnızca, diğer programların çalışmasına olanak vermekle kalmaz, aynı zamanda bilgisayarınızın neyi nasıl yaptığı üzerinde size tam denetim sağlar. MS-DOS sizinle bilgisayarınız arasındaki bağdır.

DOS’un tarihi PC’ lerin (kişisel bilgisayarlar) tarihiyle başlar ve çoğunlukla da pek hayırla yad edilmez. Çünkü DOS’ta grafiksel bir kullanıcı arabirimi (pencereler) yoktur, her şey komutlarla ve bir sürü parametre ile yapılır. DOS, tüm x86 tabanlı PC’ lerde çalışır. Çok görevli bir işletim sistemi olmayan DOS, grafik kullanıcı arabirimini kullanmaz. Üstünde kolay yazılması, bellek ve sabit diskte az yer kaplaması, kolay ve çabuk öğrenilmesi, düşük konfigürasyonlu PC’ lerde çalışması gibi avantajları olmakla birlikte, etkin bir bellek yönetiminin olmaması, eski teknoloji kullanması ve grafik kullanıcı arabirimi olmaması önemli kısıtlamalarıdır.

Bilgisayarınız kapalı iken MS-DOS diskte durur. Her ne kadar özel bir program da olsa, MS-DOS eninde sonunda bir programdır, yani o da bilgisayarların kullandığı diğer bilgi toplulukları gibi bir dizi dosya içinde yer alır.

Eğer bir sabit diskiniz varsa, MS-DOS büyük olasılıkla onun içindedir (bilgisayar dağıtıcısı ya da sistemi kuran kimse tarafından yerleştirilmiş olabilir). Eğer bilgisayarınızda sabit disk (HDD) yoksa, MS-DOS’ un disketlerden kullanılması gerekir.

MS-DOS’ un Tarihçesi

MS-DOS 1981’ deki piyasaya sürülüşünden beri birkaç kez değişikliğe uğramıştır. İlk sürümün numarası 1.00’ dı. MS-DOS’ un zaman zaman değiştirilmesinin amacı, daha gelişmiş donanımlardan yararlanmak ve önceki hataları düzeltmektir. Sisteminizi başlattığınızda, MS-DOS, kullandığınız sürümün numarasını (versiyon) ekranda gösteriyor olabilir.

MS-DOS’ un yeni bir sürümü çıktığında, eğer numarasının ondalık noktasından sonra değişiklik varsa, (ÖRNEĞİN 6.0’ dan 6.2’ ye), bu küçük bir değişiklik gösterir.Bu durumda MS-DOS öz olarak önceki sürüme göre pek değişiklik içermez. Ondalık noktasının önündeki sayının değişmesi ise büyük bir değişiklik gösterir. Örneğin sürüm 6, sürüm 5’ te olmayan bir çok yeni özellik getirmiştir.

MS-DOS’ un yeni sürümleri eskilerine göre daha güçlü ve gelişmiş olsalar da öncekilerle uyumlu kalırlar. Bu yüzden, diyelim ki sürüm 2.1’ i kullanıyorken başka bir sürümle çalışmaya başladığınızda, tüm bilgilerinizi, deneyiminizi, dosya ve disklerinizi eskisi gibi kullanabilirsiniz. Örneğin, MS-DOS 3.0’ da kullandığınız bir dosyayı 5.0 sürümünde kullanabilirsiniz ama 5.0’ da kullandığınız bir dosyayı 3.0’ da kullanamayabilirsiniz.

MS-DOS’ un 3.30’ dan sonraki sürümlerini aşağıda görmektesiniz.

MS-DOS 3.30

MS-DOS 4.01

MS-DOS 5.0

MS-DOS 6.0

MS-DOS 6.20

MS-DOS 6.22

MS-DOS 7.0

MS-DOS 8.0 …

MS-DOS İle Neler Yapabiliriz?

MS-DOS, uygulama programlarınız için bilgisayarın işleyişini koordine eder. Bu gerçekten de çok önemlidir, ama MS-DOS’ un avantajları yalnızca bundan ibaret değildir.

Her ne kadar insanlara basit ve kullanması garip olarak düşünülen MS-DOS işletim sistemi bilgisayarın zarar görmesi durumunda bir numaralı ilaçtır. MS-DOS donanım kurucularının bir numaralı kullandıkları sistemdir. Örneğin Windows açılmıyor, devamlı sorun veriyor ? Bu sorunları genellikle HDD’ ye format atarak ve işletim sistemini tekrar yüklemekle becerirler ama hatadır. Çünkü devamlı HDD’ ye format atılırsa HDD zarar görürür “bad sector” (kullanılamayan veya bozuk alan) oluşmasına “boot sector”un (HDD’ nin bilgilerinin tutulduğu yer) zarar görmesine neden olur. Ama format atmadan MS-DOS’ tan yine yararlanarak bilgisayarın sistemi dahil geri getirilebilir. Bunların yapılması çok güzeldir ama bunları yapmak için grafik ekrandan (Windows Ekranı) biraz vazgeçip MS-DOS’ ta çalışmak gerekir. Bu yüzden, Microsoft Windows 95/98/ME sürümleriyle kullanıcının DOS ile olan iletişimini minimuma indirmeye çalışmış olsa bile DOS’ tan tam olarak vazgeçememiştir.

Ayrıca, Windows 95/98/ME kullanıyor olsanız da bazen DOS’ a işiniz düşebilir. Örneğin bir çok oyun programı Windows ile çalışmaz veya oynanamayacak kadar yavaş çalışır. Ayrıca Windows’ a giremediğiniz durumlarda da sorunu DOS’ tan halletmeniz gerekebilir. Bazen de tek bir dosyayı kopyalamak için bilgisayarınızı açtığınızda, Windows’ un çalışmasını beklemeniz gerekmez.

MS-DOS’ un kendisini de belirli işler için kullanabilirsiniz.; komut adı verilen yönergeleri (talimatları ) kullanarak MS-DOS’ u dosya yönetiminde, iş akışının denetlenmesinde ve ek yazılımlar gerektirmeden günlük işler gerçekleştirmede yönlendirebilirsiniz.

Örneğin MS-DOS metinlerden (text) oluşan dosyalar yaratmakta ve değiştirmekte kullanabileceğiniz bir program içerir.MS-DOS editör bir sözcük işlemci olmasa da, kısa yazışmalar listeler için çok kullanışlıdır. Onu kullanarak, küçük belgeleri bir sözcük işlemciye göre çok daha kısa sürede yazabilirsiniz. Veya bilgisayarı açtığınızda yüklenmesini veya çalışmasını istediğiniz dosyaları da bilgisayarın açılırken okuduğu Autoexec.Bat dosyasına koyarak otomatik olarak çalışmasını sağlamış oluruz.

MS-DOS’ ta özel gereksinimlerinizi karşılamak için olan komutları birleştirerek güçlü komutlar, hatta kendi küçük uygulamalarınızı yaratabilirsiniz. Örneğin bu kitapta, yalnızca MS-DOS komutları kullanarak, basit bir dosya yöneticisi ( belirli bilgiler için dosyalarda arama yapan bir program ) oluşturabilirsiniz.

MS-DOS’ un 4.0 ve sonraki sürümleri, komut ve dosyaları menü adı verilen listelerden seçmenize olanak sağlayan ayrı bir program içerirler. Shell adı verilen bu program ile tüm rutin işlerinizi gerçekleştirebilir, ondan zaman zaman yararlanabilir ya da isterseniz hiç kullanmayabilirsiniz.

Artık tüm bu uygulamalar, MS-DOS için oluşturulan Windows ara yüzünden (interface) sonra Dos’ un uygulamaları daha kolay ve anlaşılır olmuştur. Aynı zamanda MS-DOS’ u soğuk gösteren siyah beyaz ekran da ortadan kalkmıştır.

MS-DOS Dosya Yapısı

Dosya(File)

Tüm bilgiler ve programlar dosya (file) adı verilen bilgi topluluğu olarak disk/diskete kaydedilir. DOS işletim sisteminde bir dosya iki kısımda oluşur, dosya adı ve dosya uzantısı. Genel olarak bir dosyanın yapısı DOSYA_ADI ve DOSYA_UZANTISI şeklindedir. Burada DOSYA_ADI en fazla 8, DOSYA_UZANTISI en fazla 3 karakterden oluşur. Dosya isminin büyük veya küçük yazılması hiçbir şey değiştirmemektedir, büyük yada küçük yazmak aynı dosyaya karşılık gelmektedir.

MS-DOS’ ta dosyaların ifadesi;

LATS.TXT (Lats isimli yazı dosyası)

LATS.* (İsmi Lats olan bütün dosyalar)

*.COM (Uzantısı Com olan bütün dosyalar)

*.* (Bütün dosyalar)

????????.??? ( “ )

. ( “ )

MS-DOS dosya ismi ve dosya uzantısı kuralları;

Dosya ismi en fazla 8 karakterden oluşur.

Dosya uzantısı en fazla 3 karakterden oluşur.

Dosya ismi ile uzantısı arasında nokta (.) işareti bulunur.

Dosya ismi ve uzantısı içerisinde boşluk karakteri bulunmaz.

Dosya isimleri büyük küçük harfe duyarlı değildir.

Dosya ismi ve uzantı ismi yazılırken 0-9 arası rakamları, A’ dan Z’ ye harfleri ve bazı özel karakterleri ($, %, &, #…) kullanabiliriz. Fakat bazı özel karakterlerde (*, ., ? gibi) kullanılmaz.

XXXXXXXX . XXX

Dosya adı Uzantısı

Örneğin : COMMAND.COM, CONFIG.SYS, AUTOEXEC.BAT ve LATS.DOC gibi

Dosya İsmi Uzantıları ve Anlamları

COM : Makine dilinde yazılmış program dosyalarını ifade eder. Büyüklüğü en fazla 64K olabilir.

EXE : Executive’ den gelmektedir ve hemen çalıştırılabilir program dosyalarını ifade eder.

BAT : Toplu işlem dosyasını ifade eder.

Yukarıda belirtilen 3 dosya MS-DOS’ ta dosya isminin yazılması ile çalıştırılabilir, geriye kalan dosyalar ise başka programlar yardımı ile çalıştırılır. Bu 3 dosya ismi uzantısı aynı isimli dosyalara verilse (yani, LATS.EXE, LATS.BAT ve LATS.COM gibi) çalıştırılma sırası dosyanın büyüklüğüne ve küçüklüğüne bakılmaksızın bu dosyaları çalıştırma önceliği COM, EXE ve BAT sırasındadır.

TXT : Text (metin) dosyasını ifade eder.

SYS : Sistem Dosyalarını (System File) ifade eder.

HLP : Yardım dosyasını ifade eder.

DOC : Word’ de oluşturulmuş dosyaları ifade eder.

XLS : Excel’ de oluşturulmuş dosyaları ifade eder.

PPT : Powerpoint’ de hazırlanmış dosyaları ifade eder.

WIN : Windows’ la oluşturulmuş dosyaları ifade eder.

INI : Windows’ un sistem dosyalarını ifade eder.

MS-DOS’ un açılması için gerekli 3 dosya vardır. Bunlar Config.sys, Autoexec.bat, Commmand.com’ dur. Ayrıca, sistem dosyası olarak Msdos.sys (Dos ile ilgili sistem bilgilerini tutar. Örnek, versiyon bilgisi gibi) ve Io.sys (Dos’ un giriş/çıkış sistem bilgilerini tutar) vardır.

CONFIG.SYS

Bu dosya, bilgisayarın donanım özelliklerini değiştirmemizi sağlayan bir metin dosyasıdır. Yani bu dosyaya eklenecek komutlar aracılığı ile memory, fare, klavye, ekran ve bunun gibi araçların nasıl çalışacağı belirlenir. CONFIG.SYS dosyasının MS-DOS tarafından okunup işlenebilmesi için açılış diskinin ana dizininde bulunması gerekir.

AUTOEXEC.BAT

Bu dosya, DOS çalıştığında bazı programları otomatik olarak çalıştırma olanağı verir, ekran ve dil düzenlemesini sağlar. Bu sayede bilgisayarın her açılışı sırasında yüklemek zorunda kalacağımız klavye, fare, monitör dil … programları yüklenmiş olur.

COMMAND.COM

Bu dosya, bilgisayar komutlarını yazdığımız komut derleyicisini görüntüler. COMMAND.COM bilgisayarın açılış diskinin ana dizininde bulunması gerekir. Bu olmadan bilgisayarın açılması mümkün değildir. Direk makine dilinde yazılmış olduğu için çok hızlıdır.

Dizin (Directory) Yapısı

Bilgisayarda dosyalar içeriklerine veya özelliklerine göre dosya gruplarına ayrılabilir. Bu gruplara dizin adı verilir. Windows ortamında dizin ismi yerine klasör ismi kullanılır. 3 değişik dizin tipi vardır. Bunlar,

Root Directory (ana veya kök dizin)

Bilgisayarın ana dizinidir. Kullanılan sürücüyü tanımlar (a: , b: , c:). Kullanıcı root directory yaratamaz ve silemez.

Directory (dizin)

Root directory altında oluşturulan dizinlerdir.

Subdirectory (alt dizin)

Directory’ lerin altında oluşturulan dizinlerdir. Alt dizinler root directory’ de iken sadece DIR komutunun yazılması ile ekranda görülmezler.

MS-DOS Komutları

Komutlar İkiye Ayrılır ve komut isminin büyük veya küçük yazılması hiçbir şey değiştirmemektedir, büyük yada küçük yazmak aynı komuta karşılık gelmektedir.

İç Komutlar : COMMAND.COM dosyası içinde bulunan temel komutlardır ve çalıştırılması ile belleğe yüklenerek çalıştırılan komutlardır. Örnek : Ver, Dir, vs.

Dış Komutlar : Çalıştırılabilmesi için disk veya disket içinde dosya halinde bulunması zorunlu olan komutlardır. Örnek : Xcopy, format, vs.

İç Komutlar

DOS’ ta çalıştırılan komutun, çalışması için herhangi bir dosyaya ihtiyaç duymadan çalışan komutlara iç komutlar denir (Bilgisayarın açılışında kullanılan Command.com dosyasının içinde bulunan komutlardır). Çalışması için program dosyasının varlığına ihtiyaç duyulan komutlara Dış Komutlar denir. Dış komutları çalıştırabilmek için, o komutun programlama dosyasına ihtiyaç vardır. Örneğin format komutunu kullanabilmek için DOS’ da Format.com programının bulunması gerekir. Önemli İç Komutları, aşağıda inceledik. Bunlar ;

CLS komutu: Ekranı temizler.

Örnek: C:> CLS

DIR komutu: Disk veya disket üzerindeki dosyaları görüntüler.

Örnek: C:> DIR

DIR Parametreleri :

/P : (Dosyaları sayfa sayfa listeler) C:> DIR/P

/W : (Dosyaları yan yana listeler) C:> DIR/W

/A: (Gizli dosyaları listeler) C:> DIR/A

JOKER KARAKTELER (? , *)

* : Bilinmeyen bir isim veya uzantının yerine kullanılan joker karakterlerdir.

Örnek: C:> DIR *.EXE (Dosya Adı ne olursa olsun, uzantısı EXE olan dosyaları listeler)

C:> DIR LATS.* (Dosya Adı LATS olan, tüm dosyaları listeler)

? : Bilinmeyen bir karakter yerine kullanılan jokerdir.

Örnek: C:> DIR A??S.EXE (İlk harfi A , 4.harfi S olan , EXE uzantılı dosyaları listeler)

VOL komutu: Disk veya disketin etiketini ve seri numarasını görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> VOL

VER komutu: MS-DOS’ un versiyonunu görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> VER

DATE komutu: Bilgisayarın sistem tarihini görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> DATE

TIME komutu: Bilgisayarın sistem saatini görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> TIME

PROMT komutu: Komut satırı uyarısını değiştirmeyi sağlar. Bulunduğumuz yeri gösterir.

Örnek: C:> PROMPT (sürücüyü ilkel PROMT’ a dönüştürür.)

C> (ilkel PROMT)

PROMPT Parametreleri

$P: Aktif sürücüyü ve dizini görüntüler.

$G: “>” işaretini görüntüler.

$T: Enter’ e basıldığı andaki saati gösterir.

$D: O gün ki tarihi gösterir.

Görüntüsü değiştirilen PROMT’ u eski haline getirmek için;

C:> PROMPT $P$G tanımlaması yazılır.

COPY CON komutu: Dosya oluşturmayı sağlar. Ama artık bunun yerine Word gibi programlar vardır.

Örnek: C:> COPY CON LATS.TXT (TXT uzantılı, LATS adlı dosya oluşturur)

Oluşturduğumuz bu dosyayı kaydedip bitirmek için ^Z (Ctrl+Z) tuşlarına basılır. Kayıt yapmadan çıkmak için ^C (Ctrl+C) tuşlarına basılır.

TYPE komutu: Dosya içeriğini görüntülemeyi sağlar.

Örnek: C:> TYPE LATS.TXT

C:> TYPE LATS.TXT

MORE (LATS.TXT dosyasını sayfa sayfa görüntüler)

REN komutu: Dosya adının veya uzantısının değiştirilmesini sağlar.

Örnek: C:> REN LATS.TXT TUFAN.DOC (LATS.TXT dosyasının ismini TUFAN.DOC yapar)

MD komutu: Dizin oluşturmayı sağlar.

Örnek: C:> MD LATS (LATS adlı dizin açar)

CD komutu: Dizin değiştirmeyi sağlar.

Örnek: C:> CD LATS (LATS adlı dizine girer)

C:LATS> CD.. (LATS adlı dizinden çıkar) (Aktif olan dizinden bir önceki dizine çıkışı sağlar)

C:LATSDENEME> CD (LATS ve DENEME dizinlerinden çıkar) (İç içe girilmiş dizinlerden bir seferde köke (ROOT) çıkmayı sağlar)

RD komutu: Dizinleri silmeyi sağlar, yalnız dizin içinde hiçbir dosya veya altdizin olmamalıdır. Eğer varsa öncelikle altdizinler ve dosyalar silinmelidir. Silinecek dizin içinde hiçbir şey bulunulmaması gerekir. Eğer silinecek dizin içinde dosya veya dizin bulunuluyorsa önce o dizinin bir önündeki dizine çıkılmalı ve sıra ile temizlemelidir. Bu işlemi DELTREE komutu ile dizin içerisine bakmaksızın silebiliriz.

Örnek: C:> RD LATS

COPY komutu: Dosya veya dosyaları belirtilen ortama kopyalamayı sağlar. Kullanım şekli ise nereden nereye şeklindedir. İlk belirtilen yer nerden olduğu ikinci belirtilen yer ise nereye kopyalanacağıdır. Copy komutu, birden çok dosyayı bir seferde kopyalamaz her dosyayı tek tek kopyalar.

Örnek: C:> COPY C:LATS.TXT C:DOS (C Root’ unda bulunan LATS.TXT dosyasını C’ nin altındaki DOS dizinine kopyalar)

DEL komutu: Dosya veya dosyaları silmeyi sağlar

Örnek: C:> DEL LATS.TXT (LATS dosyasını siler)

C:> DEL *.* (Tüm dosyaları siler)

C:> DEL *.EXE (EXE uzantılı dosyaları siler)

Dış Komutlar

Bilgisayarda dosyalar halinde bulunması gereken komutlardır. Kullanılacak komuta ait dosyanın çalışılan sürücüdeki disk veya diskette bulunması gerLATSektedir. Aksi taktirde komut ile ilgili çalışma gerçekleştirilemez.

FORMAT komutu: Yeni alınan disk veya disketi biçimlendirir ve kullanılır hale getirir yanı sıra dolu olan bir disk veya diskete uygulandığında içindeki tüm bilgileri siler, disk veya disketteki bozuk olan sektörleri düzeltir (düzelebilecek durumda olanları), virüslü olan disk veya disketteki virüsleri temizlemeyi sağlar (temizlenebilecek durumda olanları).

Örnek: C:> FORMAT A: a disketini biçimler, kullanılır hale getirir.

FORMAT Parametreleri

/s : Disk veya diskete bilgisayarı açmayı sağlayan sistem dosyalarının yüklenmesini sağlar.

Örnek: C:> FORMAT a:/s

/q : Disk veya disketin hızlı bir şekilde Formatlanmasını sağlar. Q parametresi ile Formatlanan disk veya disketin bozuk olan sektörleri düzeltilmez.

Örnek: C:> FORMAT a:/q

/v: : Disk veya diskete Formatlama sırasında isim vermeyi sağlar. Verilecek isim

11 karakteri aşmamalıdır.

Örnek: C:> FORMAT a:/v:ÇALIŞMA

/F: : Formatlanacak DD bir disketin kapasitesini tanımlamayı sağlar.

Örnek: C:> FORMAT A:/F:720

/u : Disketi kurtarılmayacak şekilde Formatlamayı sağlar.

Örnek: C:> FORMAT A:/U

Gerektiğinde birden fazla parametre aynı komut satırında tanımlanabilir.

Örnek: C:> FORMAT A:/S/V:DERS/F:720/u

UNFORMAT komutu: Yanlışlıkla Formatlanmış bir disk veya disketi eski haline getirmeyi sağlar. U parametresi ile Formatlanmış kayıt ortamı UNFORMAT ile kurtarılamaz.

Örnek: C:> UNFORMAT A:

LABEL komutu: Disk veya disketin ismini değiştirmeyi sağlar. Verilecek isim 11 karakteri aşmamalıdır.

Örnek: C:> LABEL EĞİTİM

DISCOPY komutu: Diskcopy işlemi aynı kapasitedeki 2 disket veya disk arasında gerçekleşir. Kaynak (A) disketteki tüm dosyalar, hedef (B) diskete kopyalanmadan önce hedef disket formatlanır. İşlem bittikten sonra her iki disket içindeki dosyaların aynı olduğu görülür. İşlem sırasında disket isterken karşılaşılan mesajlar;

Source : Kaynak disketi tanımlar. Mesaj görüldüğünde sürücüye kaynak (kopyası alınan) disket takılır.

Target : Hedef disketi tanımlar. Mesaj görüldüğünde sürücüye hedef (alınan kopyayı konacağımız) disket takılır.

Örnek: C:> DISKCOPY A: B:

MEM komutu: Bilgisayarın hafızası (MEMORY) ile ilgili bilgilerin ve bellek bilgilerinin görüntülenmesini sağlar.

Örnek: C:> MEM

ATTRIB komutu: Dosyalara özellik vermeyi veya iptal etmeyi sağlar. Özellikler, (+) işaretinin ardından özelliğin baş harfinin yazılması ile verilir, (-) işaretinin ardından yine özelliğin baş harfinin yazılması ile iptal edilir. Özellikler şunlardır;

Özelliğin Adı Verilmesi İptali

READ ONLY (Okunabilir) +R -R

HIDDEN (Gizli) +H -H

SYSTEM (Sistem) +S -S

ARCHIVE (Arşiv) +A -A

Örnek: C:> ATTRIB (Tüm dosyalardaki özellikleri görüntüler)

C:> ATTRIB +H LATS.TXT

C:> ATTRIB -H LATS.TXT

C:> ATTRIB +H,+R LATS.TXT

C:> ATTRIB -H,-R LATS.TXT

TREE komutu: Dizinleri, altdizinleri ve dosyaları ağaç yapısında görüntülemeyi sağlar.

/f : Dizin ve altdizin içindeki dosyaları ağaç yapısında görüntüler.

Örnek: C:> TREE (Sadece dizinleri ve altdizinleri ağaç yapısında görüntüler)

C:> TREE/F (Dizin ve altdizinleri içlerindeki dosyalarla beraber görüntüler)

MOVE komutu: Dosya veya dosyaları belirtilen ortamlara taşımayı sağlar. İşlem bittikten sonra tanımlanan dosyaların kaynak ortamdan silindiği ve hedef ortama aktarıldığı görülür. Copy komutunda olduğu gibi Move komutunda da “NERDEN” ve “NEREYE” sorularına yanıt aranır. (Bunu bir evden başka bir eve taşınmayı örnek alabiliriz. Artık eski adreste kalmıyoruz ve yeni adresteyiz gibi düşünebiliriz.)

Move NERDEN NEREYE

Örnek: C:> MOVE A:LATS.TXT C:SINIF

Diğer bir özelliği de dizinlerin isimlerini değiştirmeyi sağlar.

Örnek: C:> MOVE SINIF DERS

MORE komutu : /P parametresi olmayan komutlar için sayfa sayfa döküm almayı sağlar.

MORE Parametreleri

: Sayfa sayfa döküm almayı sağlar.

Örnek: C:> TREE

MORE

C:> ATTRIB

MORE

< : Dosya içersine yazılmış uzun metinlerin sayfa sayfa alınmasını sağlar.

Örnek: C:> MORE < LATS.TXT

SYS komutu: Disk ve veya disket içersine sadece bilgisayarı açmaya yarayan sistem dosyalarını yüklemeyi sağlar. Yapılan işlemden kayıt ortamındaki diğer dosyalar etkilenmez.

Örnek: C:> SYS A:

DELTREE komutu: Dizinleri içlerindeki altdizinler ve dosyalarla beraber silmeyi sağlar. Komut satırına ROOT’ a bağlı olan dizin adı yazılır.

/Y : Onay almadan silme işleminin doğrudan gerçekleştirilmesini sağlar.

Örnek: C:> DELTREE DENEME

C:> DELTREE/Y DENEME

XCOPY komutu: Dizinleri içlerindeki altdizin ve dosyalarla beraber belirtilen ortamlara kopyalamayı sağlar. Kullanım şekli copy komutu ile aynıdır, fakat birkaç tane ek parametresi vardır. Xcopy komutu dosyaları copy komutu gibi tek tek değil bellek kapasitesine göre, topluca kopyalamayı da sağlar.

XCOPY Parametreleri

/S : Dizinleri içlerindeki altdizin ve dosyalarla beraber kopyalamayı sağlar.

/E : İçi boş olan dizinleri kopyalamayı sağlar.

Örnek: C:> XCOPY DOS*.* A:DOS/S/E

UNDELETE komutu: Del komutu ile silinen dosyaları, kurtarmayı sağlar. Silinen dosyaların ilk karakterlerinin yerine (?) görülür. Buraya dosyanın ilk karakteri yazılarak kurtarılması sağlanır)

UNDELETE Parametreleri

/LIST : Kurtarılacak veya kurtarılamayacak dosyaların listesini görüntüler. Kurtarılamayacak olan dosyalarının yanında (**) görülür.

/ALL : Silinmiş dosyaların bilgisayar tarafından kurtarılmasını sağlar. Kurtarılan dosyaların ilk karakterinin yerinde (#) görülür.

Örnek: C:> UNDELETE/LIST

C:> UNDELETE/ALL

C:> UNDELETE LATS.TXT

DOSKEY Komutu: Komut satırına yazılan tanımlamaları, belleğe yükleyerek tekrar kullanma olanağı sağlar. Bilgiler bellekte bilgisayar açık kaldığı süre içinde saklanır. Bilgisayar kapandığı andan itibaren tüm bilgiler silinir. Doskey komutunu bilgisayara yüklemek için komut satırına DOSKEY yazılarak enter tuşuna basılır.

Örnek: C:> DOSKEY

BACKUP komutu: Hard Disk’ teki dosyaları diskete yedeklemeyi sağlar. Yedekleme sırasında bilgisayar her diskete bir numara verir. Fakat bu işlem dosyaları sıkıştırmadan gerçek boyutu ile yaptığı için pek kullanışlı değildir, bunun yerine sıkıştırma programları ile yedek almak daha karlıdır.

/S : dizinleri içlerindeki altdizin ve dosyalarla beraber yedekler.

Örnek: C:> BACKUP C:WINDOWS*.* A:

C:> BACKUP C:WINDOWS A:/S

RESTORE komutu: Backup ile diskete yedeklenmiş dosyaları hard disk’ e geri yüklemeyi sağlar.

Örnek: C:> RESTORE A: C:

C:> RESTORE A: C:/S

ARJ komutu: Dosyaları sıkıştırmak veya sıkıştırılan dosyaları açmayı sağlar. Sıkıştırılan dosyalar tek bir dosya haline gelir. Ayrıca dosyalar döküm alındığında görülürler. Bunun yerine günümüzde çoğunlukla Winzip kullanılmaktadır.

ARJ Parametreleri

X : Dosya açmayı sağlar.

A : Dosya sıkıştırmayı sağlar.

-V1440 (720) : 3.5 HD veya 3.5 DD standardına göre dosyayı sıkıştırır yada açmayı sağlar. Bu parametre kullanıldığında dosya uzantıları ARJ, A01, A02 ve bunun gibidir.

-R : Bulunulan ortamdaki directory’ lerin sıkıştırılıp açılmasını sağlar.

Hard Disk İçinde Sıkıştırma

Örnek: C:> CD YEDEK

C:YEDEK> ARJ A -R ÇALIŞMA.ARJ

Hard Disk İçinde Açma

Örnek: C:> CD YEDEK

C:YEDEK> ARJ X -R ÇALIŞMA.ARJ

Not : Bir Hard Diski formatlamak ihtiyacı, çoğu zaman mevcut işletim sisteminin yersizliği veya “çökmesi” durumunda olur. Bu işlemi çok dikkatli yapmalısınız. Çünkü diskteki tüm veriler kaybolacaktır. Eğer diskinizi formatlamaya karar vermişseniz ve Winsows 9x/Me kullanıcısı iseniz bilgisayarınızı MS-DOS kipinde başlatmalısınız. Aksi takdirde Windows buna izin vermeyecektir.

Bilmiyorum haberi olmayan var mı? Windows 3.1 - 95 – 98 - ME işletim sistemi MS-DOS işletim sistemi üzerinde çalıştırılırlar. Bilgisayar, önce MS-DOS veya DOS işletim sistemini açar ve bu işletim sisteminden sonra Windows’ lardan hangisi yüklü ise çalıştırılır. Bilgisayarınızda bir sorun oluştuğunda daha önceden çıkartmışsanız, Windows açılış disketi ile, yada açılışta F8 tuşuna basıp “Sadece Komut İstemi” seçeneği

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Türkiye’de Bilişim Sektörünün Gelişimine Yönelik Bir Not

Türkiye’de Bilişim Sektörünün Gelişimine Yönelik Bir Not

Bilişim teknolojilerinin günümüzde iş dünyasını ve iş dünyamızın yanında bir o kadar da sosyal hayatımızı ne denli büyük ölçüde etkilediği kaçınılmaz bir gerçek. Türkiye’nin bu teknolojileri kullanma alanında belirli bir performans gösterdiğini kabul etmek mümkünse de, yeni teknolojilerin özellikle de bilişim teknolojilerinin ülkemizin kurumları tarafından üretilmesi ve daha yagın kullanılması konusunda yeni ve hızlı adımların atılması gerektiği izlenmektedir. Bu yazımda yenilikler ve özellikle bilişim teknolojisinin ekonomik kalkınma üzerine etkilerini irdeleyen çalışmalar ışığında Türkiye’nin bu alandaki perspektifine ilişkin görüşlerimi aktaracağım.

Bu yazıyı hazırlarken bilişim teknolojilerinin kalkınma ve verimlilik üzerinde etkisini analiz eden beklediğimden çok daha fazla sayıda akademik çalışma olduğu hemen dikkatimi çekti. Bu alanda çalışmaların yoğunlaşmasının önemli etmenlerinden birinin ABD’nin ekonomik performansı olduğu düşüncesindeyim. ABD’nin 1990’larda dünyanın diğer bölümlerinde yaşanan durgunluğa rağmen büyümeyi başarması, enflasyonu düşürebilmesi ve işsizliği azaltması dikkat çekmiştir. ABD Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan’in bu ivmenin gerekçesi olarak bilişim teknolojilerinin verimlilik üzerinde yarattığı etkiyi özellikle vurgulaması bu alana duyulan ilginin yoğunlaşmasına katkıda bulundu.

Bilişim teknolojilerinin ekonomik kalkınma ve verimlilik üzerine etkisine değinmeden önce ekonomik kalkınma hakkında kısa bir tarihi gezinti yapmak faydalı olabilir. Ekonomik kalkınmayla ilgili girdiler 18. Yüzyıl Adam Smith ekolünden beri bir devinim yaşamaktadır. Çıktının-output elde edilmesinde uzunca bir süre teknolojinin “dışsal” bir faktör olduğu kabul edilmiştir. Ancak Nelson ve Winter adlı iki araştırmacının yaklaşımı, işgücü ve sermayenin yanında teknolojinin üretim fonksiyonları içinde “içsel” bir faktör olduğunu ifade etmeleri ile beraber teknolojiye ve teknolojinin ekonomik kalkınmayla olan ilişkisine dair bakış önemli ölçüde değişime uğramıştır.

Nelson ve Winter’in geliştirdiği evrimsel yaklaşımda ekonomik kalkınma için teknik değişimin-technical change rolü olduğu, bunun yanında talep tarafındaki faktörlerin de önemli olduğu savunulmuştur. Bu çerçevede, farklı uzmanlaşma yapılarına giderek ülkelerin yaratabildiği teknik imkanlar ve talebin gelir esnekliği ile farklı bir performans sergilenebileceği ortaya konuldu. Bu okulun ekonomist Joseph Scumpeter’den etkilendiği ve esinlediği görülmektedir. Ekonomik Kalkınmanın Teorisi adlı yapıtında Schumpeter, ekonomik kalkınmayı buluş/yenilik/inovasyon, girişimci ve finansal kaynağa bağlamıştır.

Alman filozof Karl Marx, Das Kapital adlı eserinde mekanik teknolojileri ve makina mühendisliğine bağlı sanayiyi kalkınma için dikkate değer bulmuş ve incelemiştir. Tarihçi Arnold Toynbee, 18. Yüzyıl sanayi devrimi hakkında yansıttığı görüşlerinde dört anahtar endüstriden bahsetmiştir. Bunları; tekstil, mühendislik sanayi, kömür üretimi ve gemi yapımı olarak belirlemiş, Toynbee’nin bu yaklaşımı yeni sanayi dallarına ilgiyi daha da yoğunlaştırmıştır. Bu gelişmeye modern büyüme teorisinin babalarından Kuznet önemli ölçüde ışık tutmuştur.

Kuznet’e göre; hızlı büyümenin kaynağı yenilikler ve/veya yeni buluşlardır. Kuznet, sürdürülebilir ve sürekli büyüme için mutlaka eskilerin üzerine yeni buluşların yaratılmasının gerektiğini, buluşlar ve yeniliklerle beraber bir ülkenin ekonomik çıktısının üzerinde yeni endüstrilerin eskilere göre göreli öneminin artması gerektiğini savunmuştur.

Aslında bu yaklaşım Joseph Schumpeter tarafından bir sistem haline getirilmiştir. Schumpeter ekonomik dinamiklerin şekillenmesinde Kuznet gibi buluşlara büyük önem vermiştir. Ayrıca, girişimcinin nitelikleri, yatırım tutarı ve finansman gibi konuları da ekonomik dinamiklerin şekillenmesinde ön planda tutmuştur.

Ekonomik kalkınmada teknik değişimin önemini vurguladıktan sonra bilişim teknolojilerinin etkilerini irdeleyelim. Bu teknolojilerin ekonomik büyüme üzerine etkilerini inceleyen çok sayıda akademik çalışma yapılmıştır. Bunlardan en etkili olanlardan biri Freeman ve Perez’in çalışmalarıdır. Bu çalışmalarda büyümenin temel sürükleyicisinin bilişim teknolojileri olduğu savunulmuştur. Büyüme büyük bir tekno-ekonomik paradigma değişimi ile köklü teknolojik gelişimlere bağlanmıştır. Bu değişim için duyulan gereksinimin boyutları da geniş tutulmuştur. Yeni bir organizasyonel yapılanmaya, işgücü içinde yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde eğitim almış ve tecrübe sahibi olmuş insan kaynağına, yeni bir altyapıya, yeni tüketim alışkanlıklarına ve yeni tip şirketlere ihtiyaç duyulduğu savunulmuştur.

Bazı akademisyenler ise sözedilen çalışmada ve son 15 yılı aşkın süredir bu çalışmadan etkilenen diğer çalışmalarda gerek bilişim gerek diğer yeni teknolojilerde değişimin sosyal ve ekonomik boyutlarının ne denli net yapıldığına dair bir açıklık olmadığına ilişkin değerlendirmeler yapmıştır. Bu görüşlere karşı çıkan ekolun iddiaları çeşitli gerekçelere mesnetlendirilmiştir. Bunlardan ilki; radikal buluşların ve bu buluşların ekonomik sistem içine entegre olabilmesinin hızla gerçekleşmediğidir. Özellikle bu tip teknolojilerin yaygınlaşmasının çok da hızlı ve kolay olamadığı belirtilmektedir. Yeniliklerin mutlaka belirsizlik içerdiği açıklanmaktadır. İkinci tez ise teknolojinin arzu edilen düzeyde yaygınlaşmasının gerçekleşmesi halinde bile ekonomik çıktı-output üzerinde iddia edilen kadar büyük bir etkisinin olmadığı yönündeki kanıdır. Üçüncü olarak ise; yeni teknolojilerin üretilmediği ülkeler üzerinde etkisinin ölçümünün pek de mümkün olamamasının, bir genelleme yapmak için engel teşkil ettiğidir.

Buna rağmen, ekonomistler bilişim teknolojilerinin büyüme üzerindeki etkisini analiz etmeye devam edilmştir. 1950’li yıllarda Solow’un geliştirdiği büyüme modeli öenmli kavramsal ve teknik bir aydınlanma imkanı sağlamıştır. Solow, ABD ekonomisinin büyümesinin ardındaki itici gücü sadece işgücü ve sermaye girdilerine bağlamamış, yerine kendi ifadesiyle “teknik değişim” adını verdiği teknolojik gelişime bağlamıştır. Bu sonuç ekonomik büyümenin ölçümlendiği faktörler üzerine bir tartışma yaratmıştır. Ayrıca, örneğin işgücünün niteliklerinde ilerleme gibi ölçülemeyen ve kalitatif büyüklüklerin de araştırılmasına yolaçmıştır. Bu durum “büyüme muhasebesi-growth accounting” adı verilen ve işgücünün yeteneklerini, teknik değişimin uzun dönemli ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin analiz edildiği yeni bir araştırma alanı da doğurmuştur.

Solow’un 1957 yılında ABD ekonomisi üzerinde yaptığı araştırma teknik değişimin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini önemli ölçüde ortaya çıkarmıştır. Yeni büyüme teorileri de firmaların yenilik yapma yeteneklerinin teknik değişimde ve kalkınmada rolü olduğuna dair önemli sayılacak bulguları sunmuştur. Bu çerçevede, bazı ampirik çalışmalar yeni fikir üretiminin ekonomik sistemlerin performansları üzerindeki etkisini araştırmıştır. Bu çalışmalardan çıkarılan önemli bir bulgunun ülke düzeyinde uzmanlaşmanın ülke kalkınmaları üzerinde etkisi olduğunu göstermiştir.

Günümüzde teknik değişimin ekonomik büyümenin en önemli motoru olduğu savunulmaktadır. İlgili diğer çalışmalar özellikle bilişim sektörünün önemli yapısal değişimleri de beraberinde getirdiğini ifade etmektedir. Freeman ve Perez’in çalışmaları bilişim teknolojilerinin yanında biyoteknoloji ve ileri düzeyde gelişmiş materyaller-advanced materials gibi daha çok bilim ve araştırma-geliştirmeye dayalı sektörlerin gelişiminin de kalkınma üzerine etkileri olduğunu belirlemiştir.

Özellikle bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin son 25 yıl içindeki gelişimi bu alanlarda geri kalmış ülkelerin stratejik yaklaşımlarını farklılaştırmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Öncelikle, 1960’lardan itibaren bazı büyük Avrupa ülkelerinin ABD ile kendilerini konumlandırdıklarında sahip oldukları statünün önemli ölçüdeki farkı, ulusal şampiyonlar yaratma stratejisini geliştirmelerini teşvik etmiştir. İngiliz ICL, Fransız Bull gibi büyük firmalara yoğun miktarda devlet desteği sağlanmıştır. Özellikle kamunun bilgisayar ve telekomünikasyon sektörü ihtiyaçlarının bu firmalardan tedariki sektörün bu ülkelerde gelişiminde gözle görülür bir ilerleme etkisi yaratmıştır.

Hemen hemen aynı dönemde Japonya elektronik sektöründe ihracat amaçlı bir atak gerçekleştirmiştir. Japonyanın bu stratejisi Güney Kore, Hong Kong, Tayvan, Singapur gibi Asya ülkelerinin bu alana odaklanmalarında dayanak teşkil etmiştir. Başlangıçta bu ülkeler bilişim teknolojilerinin dışındaki sektörlerde faaliyet göstermiş olsalar da 1970’li yıllarda ürün gamlarının içinde önemli bir yer teşkil etmeye başlamıştır.

Aynı döneme rastgelen üçüncü bir atılım özellikle Brezilya ve Meksikadan kaynaklanmaktadır. Bu ülkelerde bilişim sektörüne ithal ikamesi politikaları güderek iç üretim potansiyellerini artırma yönünde atılım yapmaya çalışmışlardır.

Son olarak, bilişim sektöründe aktif olmaya çalışan ülkeler için bazı politika önerileri sunmakta fayda görüyorum:

İhracat politikalarını doğru platforma oturtmaksızın ithal ikamesi politikaları üretmek başarısızlıkla sonuçlanabilir. Diğer taraftan, teknoloji transferini destekleyen ve bilişim sektöründe iç üretim kaynaklarını teşvik etmenin faydaları görülebilir.

Bilişim endüstrisinde değişim çok hızlı gerçekleşmektedir. Belirgin bir alanda sahip olunan göreli rekabet avantajının sürekli bir kalkınmayı sağlama fırsatı az olabilir. Bu nedenle yenilik yaratabilmenin sürekliliğin sağlayacak politikaların belirlenmesi ve izlenmesi gereklidir.

Bilişim endüstrisinin gelişiminde ihracat odaklı üretimle beraber iç pazarın gelişimi, toplu üretim-mass prodcution imkanlarının yaratılıp yaratılamayacağının iyi analiz edilmesi gerekir. İç pazarın ihtiyacı ile beraber, dünya ve iç pazar talepleri arasındaki farklılığın net bir biçimde ayrımlanmamasından kaynaklanan nedenlerle uyumsuz stratejik yaklaşımlar ve zararlar doğabilir. Bu alanda başarılı olmuş ülkelere dikkat edildiğinde bilişim sektöründe olduğu gibi diğer sektörler için de genel ihracat stratejilerinde bir uyum ve sağlıklı yapılanma olduğu gözlenmektedir. Hindistan, Brezilya, Çin gibi büyük ülkelerin kendi iç pazarlarının büyüklüğü ve teknoloji üretim kapasitelerinin yeterli olması nedeniyle kendi bilişim endüstrilerini destekleme imkanları mevcuttur.

Şu ana kadar yapılan çalışmaların bazılarının gelişmekte olan ülkelerin uluslararası rekabet arenasına çıkacak özellik ve niteliklerde ürün geliştirme yetenekleri olabildiğine dair güçlü bir kanıt henüz elimizde mevcut değildir. Diğer taraftan, bilişim endüstrisinde farklılaştırılmış ürünlerin genellikle gelişmiş ülkelerde üretilebildiği izlenmektedir. İhracat odaklı stratejinin önündeki en büyük engel de budur. Bu nedenle gelişmekte olan ülkelerin bu sektörde işleri daha da güç olmakta ve yoğun çaba sarfetme gereği ortaya çıkmaktadır.

Bilişim sektörünün iç dinamiklerle geliştirilmesine yönelik yorumların yanında, politika belirliyicilerin dikkat etmeleri gereken belirli alanlar mevcuttur: Bu da sektörün dinamiklerini sağlamlaştırıcı tamamlayıcı bilginin yaratılması ve kullanımı şeklinde özetlenebilir. Bilişim endüstrisine verimli kullanım alanları açılması farklı disiplinlerden bilgi birikimine ve bu teknik bilgi birikimi ile yönetim tecrübesinin sentezlenmesine ihtiyaç gösterir. Bir organizasyon içerisinde yeni bir model yaratabilmek bu teknolojilerin kullanımındaki başarı imkanını artırabilecektir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bilişim sektörünün elektronik, bilgisayar ve telekomünikasyon komponentlerini kendi kaynaklarıyla ve ülke sınırları içinde üretebilecek insan kaynağı olduğu inancındayım. Sahip olunan bu potansiyeli kinetik enerjiye çevirecek eylemler harekete geçirilmiştir. Ancak çok hızlı ve planlı hareket etmek gerekmektedir. Burada devletin düzenleyici ve destekleyici rolünün önemli ve yönlendirici olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Ayrıca üniversitede yapılan araştırmaların sadece akademik çevrede kalmaması, işletme dünyasıyla karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımının yaratabileceği hiçbir zaman kopmayacak kadar sağlam bir ağ sistemi yaratılmalıdır. Bilişim teknolojilerinin kullanımı kadar üretimine yönelik çabaların ülkemizin özellikle bugünlerde ihtiyacı olan işgücü kazanımını ve kalkınmayı destekleyeceği kanaatindeyim.

Kaynaklar:

Bartzokas, A., 2000, Policy Relevance and Theory Development in Innovation Studies, Institute for New Technologies Discussion Paper Series, #2000,6

Edquist, C., 2001, The Systems of Innovation Approach and Innovation Policy: an account of the state of the art, paper presented at DRUID conference Aalborg, June 12-15, 2001

Metcalfe, J., and James, A., 2000, a New view of the Firm, Resources, Technology and Strategy, Edited by Foss, N., and Robetson, P., Routledge, London – New York

Smith, K., 2002, What is the Knowledge Economy, Knowledge Intensity and Distributed Knowledge Bases, Institute for New Technologies Discussion Paper Series, #2002,6

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Batırılmış Tüneller (ımmersed Tunnel)

BATIRILMIŞ TÜNELLER (Immersed Tunnel)

Tüneller yer altı yapılarıdır öyle ki bunun anlamı uygun ulaştırma yapıları vasıtası ile, arasında doğal zorluklar ve tehlikeler olan iki yerleşim birimini kesintisiz bir şekilde bağlantısını sağlamaktır.Dağlık arazi, nehirler ve denizler gibi doğal engelleri, izin verilen güven ve elverişli ulaştırma sistemiyle, iklim şartlarından da etkilenmeyecek şekilde aşmaya yarar. Yolcu ve yüklerin her ikisinin de devamlı kesintisiz taşınıyor olması bir toplumun gelişmesi ve sosyal olarak refaha ermesi için gerekli bir durumdur. Sonuç olarak tünellerin faaliyet alanları devamlı operasyon ve güvenlilik, verimlilik içinde kesintisiz uygun koşullu bir ulaştırma sağlamaktır. ( 5 )

Tünellerin çok gelişmiş toplumlarda ulusun günlük yaşamının önemli parçasını oluşturduğu ilkçağlardan beridir açıkça görülmektedir.Yaşamlarını sürdürebilmek, günlük uygulamalarını devam ettirebilmek, gelişebilmek ve değişik toplumlarla yakınlaşabilmek için tünellere ihtiyaç duyulmuştur ve bu nedenle de M.Ö. 200 yılından günümüze kadar tünelcilik çok büyük gelişmelere sahne olmuştur. Tüneller tarih boyunca her zaman kültürel açıdan gelişmiş toplumlarda inşa edilmişlerdir ve bu toplumlar teknik ve ekonomik güce de sahip olmuşlardır. ( 5 )

Doğa, insan elinin değmediği pek çok dehliz ve mağara örnekleri vermektedir. Bunların arasında deniz sularının etkisi ile meydana gelenler olduğu gibi, arazinin yüksekte kalan kısımlarını delerek bunların altından geçmek sureti ile yataklarını değiştirmiş akarsuların etkisi ile meydana gelenlere rastlanmaktadır. Bunların birincisine karakteristik bir örnek olarak İskoçya’daki HEBRİDES takım adalarında bulunan FİNGAL mağarası gösterilebilir. Bu mağara 20 m. Yükseklik ve 70 m. Uzunluktadır. Akarsuların açtığı dehliz ve mağaraların en güzel örnekleri ise Anadolu’dadır. Bu yer altı dehliz ve mağaralarından faydalanan ilk insanların, daha kullanışlı ve güvenli bir duruma getirtmek için bunları genişlettikleri, sağlamlaştırdıkları ve doğal dehliz bulunmayan yerlerde doğal yapılara benzetmek sureti ile küçük çapta bir takım dehlizler açtıkları söylenebilir.(2)

Kagir kaplamalı ilk tünel örneği ise M.Ö. 200 yıllarında verilmiş olduğuna dair kalıntılar vardır. Fırat nehri altında açılmış olan bu tünel tuğla kaplamalı ve kemerlidir.Nehrin 200 m. Genişliğindeki bir yerinde yaklaşık 3,80 m. Genişlik ve 4,80 m. Yüksekliğinde olup uzunluğu 960 m. yi bulmaktadır.Daha sonraları galeri açmanın bir savaş tekniği olarak da kullanıldığı görülmektedir. Mısırlılar ve Romalılar ise daha çok su getirmek amacı ile tüneller açmışlardır. Yunanlılar zamanında ilk tünelin M.Ö. 687 de Sakız açılmış olduğu tespit edilmiştir.(2)

Şüphe yok ki bütün bu tünellerin açılmasında, elde bulunan olanaklara göre, uygulanan metotlar çok ilkel olmuştur, fakat şunu da unutmamak gerekir ki, yüzyıllık, bin yıllık tüneller hala günümüzde ayakta durmaktadır ve bu gün bize o zamanın becerisi hakkında düşündürücü fikirler vermektedir ve bu fikirler şu an bile tünel inşaatının gelişmesinde zaman zaman rol oynamaktadır. Bununla beraber 1556 tarihinde Georg Bauer tarafından yazılan De Re Metallicas Georg adlı eserde izah edilen Agricola alias yapısındaki metot uzun zaman kullanılmış olan tünel açma usulünü göstermekte olup yaklaşık olarak 350 yıl içinde yer altı inşaatında münakaşa edilemez çalışma şekli olarak kalmıştır.(2)

XVII. yüzyılda gelişmeğe başlayan kanal taşını tünelcilikte önemli bir aşama meydana getirmiştir. Endüstri devriminin başlaması da tünellerin gelişmesinde hızlı bir ivme sağlamıştır, özellikle ulaştırma uygulamalarındaki gelişmeler.18. yy ve 19. yy süresince İngiltere’de endüstriyel gelişim, tünellerin gelişimi tarafından etkilenen ve daha hızlı bir şekilde gelişen kanallar tarafından oldukça önemli bir şekilde etkilenmiştir. Demiryolları ve kayda değer bir çok mühendislik uygulamalarında ki gelişmelere, tünellerdeki önemli gelişmeleri etkide bulunmuştur. Avrupa ‘da ki tünel inşasına ait bu gelişmeler Amerika’ya da geçerek 1818 yılında Pansylvania da Schuylkill kanalı üzerinde ilk tünele başlanmıştır. 1820 de biten bu tünel 5,49 m. genişliğinde 6,10 m. yüksekliğinde ve 250 m. uzunluğundaydı.(2)

Bu gelişmeler ışığında mühendisler daha zor koşullar altında açılması gereken tüneller hakkında çalışmalar başlamış ve bu noktada su altı tünellerinin ilk örnekleri yapılmaya başlamıştır. Bu çalışmalardan ilki 1823-1843 yılları arasında Taymis nehri altında açılan tünel oldu. Bu tünel, tünel açma yöntemlerinde önemli bir gelişmeye neden olmuştur. Fransız mühendis Brunel’in patentini aldığı Bukliye metodu ilk defa burada uygulanmıştır. Bu 4,20 ve 4,80 m. çaplarında bir ikiz tünel olup halen hizmettedir (İngiltere/Londra/Greenwich).(2)

Brunel’in Taymis nehri altında ilk bukliyesini attığı devirde Lord Cohrane’da sulu zeminlerde kuyu ve galeri açmak için basınçlı havadan faydalanma yöntemine ait patentini 1830 tarihinde almış oldu. Fakat bu şekilde tünel açma ilk defa ancak 1839 da Hersent tarafından Chalonnes-sur-Loire’da sonra da 1879 da Anverste uygulanmıştır.(2)

Daha sonra, 1880 de, bir deniz altı tüneli açma hazırlığı olarak Manş denizi altında iki keşif galerisi açılmıştır. F.Beamont tarafından icat edilen basınçlı havalı makine 2,05 m. çaplı bir burgusu ile az sert ve homojen kalker zemini günde 21 m.’lik hızla delmeği başarmıştır.(2)

Fakat büyük tünellerin çoğalışının görülmesi ancak demiryollarının gelişmesi ile beraber olmuştur (2). Demiryollarında uygulanan eğimlerin küçük, yarıçapların ise büyük olması nedeni ile daha teknolojik örneğin Batırılmış Tünel diye adlandırılan (Immersed Tunnel) veya Daldırılmış Yüzen Tüneller (SFT) gibi tünellerin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. İlk demiryolu tünelinin 1826 da Fransa’da St.Entienne-Terre Noire hattı üzerinde açılmış olduğu iddia edilmektedir.

Batırılmış tüp tüneller (Immersed Tunnel) ve daldırılmış yüzen tünellerin (Submerged Floating Tunnel) her ikisi de Avrupa’da oldukça alışılmış gelişmelerdir. Birinci tip tüneller, zemin koşulları izin verilen sınırların altında çok kötü ise, özellikle nehir altından geçişlerde çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu günlerde İngiltere’de ve Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde batırılmış tünel (Immersed Tunnel) sitemi yaygın olarak uygulanmaktadır. İkinci tip tüneller ise, su yatağına bağlanmak sureti ile genellikle derin boğaz,nehir göl gibi doğal yapıları geçmekte kullanılıyor.(6)

Karakteristik olarak Batırılmış tünel (IMT) planı kanalların ve kanal tarzındaki doğal engelleri alttan geçmede en kısa yoldur. İnşaat şekli hakkında örnek vermek gerekirse, geleneksel bir metot olarak, 30 m. den az derinliklerde taraklama ve sonrada gömme şeklinde uygulanırken, 30 m. ile 50 m. arasındaki derinliklerde ise deniz tabanına açılan hendeğin içine plak elemanının yarısını gömmek ve üste kalan kısmının da toprak dolgu ile örtülmek sureti ile uygulanır.Derinliğin 50 m. den fazla olduğu kesimlerde plak elemanı direkt olarak deniz tabanına konur ve üstü toprak dolgu ile örtülür.(7)

Son zamanlar da, Parsons Brinckerhoff beton tüplerin yüzen dubalar üzerinde yapımı şeklinde yeni bir sistem geliştirdi . Bu şekilde daha öncelerin nehir veya kanal havzasında döküm yapmak sureti ile yapılan imalat uygulama şekli kaldırıldı ve buda maliyetlerde %20-30 oranında bir azaltma yaparken, yapılan iş daha çevreyle barışık bir hal aldı. İlk olarak temel katman dubalar üzerinde yapılıyor. Daha sonra kenar duvarları inşa ediliyor ve son olarak ta tüp çelik başlıklarla kapatılıyor. Dubalar yavaşça yüzdürülerek tüpün yerleştirileceği kota gelince ilk etapta duvarlar batırılıyor ve daha sonrada taşınabilir bir yapıya sahip tüp dubasız bir şekilde yüzdürülüyor. Ardından çeperlerin kaygan ve su geçirmez hale getirilmesi tamamlanır ve daha sonra da tüpümüz suya batırılır ve bir önceki tüple birleştirilir.Şimdi öncelikle size Batırılmış Tünel (IMT) tekniğinden biraz bahsetmek istiyorum.(6)

Bu düşünce yeni bir düşüncemi? Hayır, Batırılmış tünellerin (Immersed Tunnel) yaygın olarak kullanımı yaklaşık 100 yıldır devam etmektedir. Dünya çapında 150‘nin üstünde batırılmış tünel(Immersed Tunnel) yapısı mevcuttur, bunların yaklaşık 100 tanesi karayolu ve demiryolu geçişi için projelendirilmiştir. Geri kalanlar ise su temini ve elektrik hattı tünelleridir. Alttaki örneklerde Batırılmış tünellerin (Immersed Tunnel) farklı uygulama şekilleri gösterilmektedir.(3)

Tamamlandığı zaman Batırılmış tünellerin (Immersed Tunnel) operasyonel olarak diğer hiçbir tünelden farkı yoktur. Bunun yanında yapım şekli bakımından diğerlerinden tamamen farklıdır. Bu tekniği burada anlatmaya çalışacağız.(3)

Taraklama

İlk olarak su kanalının yatağı hendek şeklinde taraklanır. Bu sırada tünel elemanları kuru ortamda inşa edilir. Örneğin nakil dubaları üzerinde fabrikasyon şeklinde yapılan dökme kalıp havzalar gibi. (3)

Kuru Ortamda İmalat

Elemanın yapımı tamamlandıktan sonra geçici olarak bulkheadler ile contalanır. Her tünel elemanı genellikle yüzdürülerek tünel yapılacak sahaya getirilir ve bazen ani şekilde batırılır,genelde vinçler yardımıyla su tabanına indirilir.(3)

Yüzdürme İşlemi Batırma İşlemi

Tünel elemanı taranmış hendeğin dibine indirilir. Yeni elemente aynı bölgeye getirilip hendek dibine indirilir ve bir önce gelen elemenle su altında bağlanır. Arada kalan su Bulkhead yardımı ile dışarıya pompalanır.(3)

Batırma Vinci

Batırma İşlemi Bulkhead

Yeni elemanın sonunda özgür kalan su basıncı iki eleman arasına yerleştirilen lastik contalar ile sıkıştırılarak eklemleri kapatılır.(3)

Dolgu İle Örtme İşlemi

Dolgu materyali tünelin yanına ve üstüne yerleştirilir ve tünel hendeğe kalıcı olarak yerleştirilir tıpkı yer altı örneklerinde olduğu gibi.Uygun yerel koşullar batırılmış tünel (Immersed Tunnel) için sağlandıktan sonra, yapısal yaklaşım tünel üstüne malzeme yığmak şeklinde inşa olabilir.(3)

Batırılmış tünellerin (Immersed Tunnel) algılanmasında bazen değişik problemlerle karşılaşılabilir.Yeni gelen bu teknoloji hali hazırda kullanılan deniz operasyonlarından teknolojik olarak daha zor algılanılabilir. Gerçekte ise, bu yeni teknik delme tünel tekniğinden daha az riskli ve yapım aşaması daha iyi kontrol altında tutulabilir. Bunun yanında deniz operasyonlarında bilinmeyen birçok özel zorluklarla karşılaşılabilir.Algılama problemlerinin içeriği;(3)

TARAKLAMA:

Taraklama teknikleri son yıllarda son derece gözle görülebilir gelişmeler göstermiştir.ve şuan sualtı ortamından ters etkilenmeden çok geniş çeşitlilikteki sualtı materyalini yerinden kaldırmak ve taraklamak mümkündür. (3)

Taraklama

DENİZ TRAFİĞİNİN ETKİLENMESİ

Deniz trafiğinin etkilenmesi: Çok yoğun trafik altındaki su yollarında batırılmış tünel (Immersed Tunnel) yapımı bazen deniz taşımacılığını engellemesi bakımından pek de uygun sayılmayabilir, gerçekte ise, bu gibi bir çok tünel başarılı bir şekilde ,böyle yoğun trafik altındaki su yollarında ve hiçbir problemle karşılaşılmaksızın, yapımı başarıyla tamamlanmıştır. (3)

Yüzdürme

SIZDIRMAZLIK

Deniz seviyesi altında yapılan tünel inşaatlarında akıntının batırılmış tünellerde (Immersed Tunnel) delme tünellere göre daha fazla olacağı olasılığı sık sık belirtilir, fakat gerçekte, batırılmış tüneller (Immersed Tunnel) delme tünellerden nerdeyse tüm uygulamalarda daha kuru bir ortam sağlar. Tabi ki bu zemin koşullarıyla, kullanılan inşaat elemanlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Su altında yapılan eklemlerdeki sızdırmazlık doğrudan günümüzde düzinelerce yerde kullanılan sağlam contaların sağladığı etkiyle bağlantılıdır.(3)

Batırılmış Tünel En Kesit Şekilleri

Batırılmış tüneller (Immersed Tunnel) her durumda uygulanması uygundur denemez. Bunun yanında, eğer geçilecek bölge su içeriyorsa, batırılmış tünel (Immersed Tunnel) sistemi genellikle delme tünel sistemi ile karşılaştırılabilir bir çok fizibıl alternatif sunabilir örneğin ücret gibi.Ayrıca bu sistemin sağladığı daha bir çok avantaj vardır. Batırılmış tünellerin (Immersed Tunnel) en kesitleri dairesel olmak zorunda değildir. Nerdeyse hiçbir en kesit tipi otoyol, demiryolu gibi geniş yollara uygulama alanı vermez oysa batırılmış tünellerdeki (Immersed Tunnel) çeşitli en kesit tipleri bu uygulamalara izin vermektedir.(3)

Batırılmış tüneller(Immersed Tunnel) deniz seviyesinin altına iner inmez su yoluna yerleştirilebilir. Bunun zıttı olarak, delme tüneller genellikle stabıl zeminin içinde en üst seviyesi en az çapının uzunluğu kadar deniz seviyesinin altında olmak üzere yapılabilir. Bu bakımdan batırılmış tünellerin (Immersed Tunnel) giriş uzunluğu kısa ve/veya giriş eğimi daha düz olur ki buda bütün tüneller, özelliklede demiryolu tünelleri için büyük bir avantajdır.(3)

Tünel Şekillerinin Karşılaştırılması

Delme ve IMT Tünel En Kesit Farkları

Zemin koşullarının izin vermediği veya izin verilemez maliyetlerin bulunduğu durumlarda batırılmış tüneller (Immersed Tunnel) delme tüneller yerine tercih edilir. Örneğin yumuşak alüvyonlu zemin koşullarında veya geniş nehir yataklarında (Haliç, fiyort, koy, körfez gibi). Batırılmış tüneller (Immersed Tunnel) aynı zamanda deprem bölgelerinde de dizayn edilebilirler. Alttaki resimlerde kötü zemin koşullarına sahip, deprem bölgesinde yapılan bir batırılmış tünel (Immersed Tunnel) örneği görmekteyiz. (3)

Bununla beraber bu sistem deniz altı formasyonundan benzersiz şekilde etkilenmeyen bir sistemdir. Bu metottun hazırlık aşamasında kullanılacak 100 milyon metre küp gibi büyük hacimlere sahip toprak dolgunun taşınmasında ve 100 m den derin sularda daldırma ve bağlamada çeşitli problemler yaşanmaktadır, fakat daha öncede belirttiğimiz gibi bu sorunlarda aşılabilmektedir.(7)

Ne zaman Batırılmış Tünel (IMT) seçilmelidir? Ne zamanki bir su yolunu geçme ihtiyacı duyduğumuzda, batırılmış tünel (IMT) yapmayı düşünmeliyiz. Geçme tipinin en son seçimi elbette ki bir çok faktöre bağlıdır. Batırılmış tünel (IMT) yapılmasının en iyi olduğu durumların belirtileri aşağıda verilmiştir.(3)

Batırılmış Tünel (IMT) Örneği

EKSEN

Batırılmış tüneller (IMT) sığ sularda delme tünellerden daha kısa ve daha memnun edici bir eksende yapılabilir. (3)

EN KESİT

Batırılmış tünellerin (IMT) en kesitlerinin birden fazla kullanım alanları vardır. Örneğin geniş otoyollar ve kombine karayolları ve demiryolları için özellikle çok uygundur. (3)

SU DERİNLİĞİ

Gerçekte 100 m. ye kadar dizayn edilmesine rağmen Batırılmış tüneller tipik olarak 5m. İle 30 m. arasında derinliklerde uygulanır. Daldırılmış Yüzen Tüneller (SFT) de ise su derinliği önemsizdir. (3)

ZEMİN KOŞULLARI

En çok uygulanılan zemin koşulları yumuşak alüvyonlu malzeme olmaktadır. Bu gibi koşullar delme tüneller için genellikle pek uygun değildir. Aynı zamanda Batırılmış Tüneller (IMT) deprem bölgelerinde mükemmel bir şekilde dizayn edilebilir. (3)

ARAZİ KULLANIMI

Batırılmış Tüneller (IMT) batırma sahasında uzakta genellikle prefabrik olarak üretilir. Bunu izleyen tesisat işlerinin özellikle karaya yakın ve tamamen tıkalı arazilerde uygulanması kullanışlı değildir. (3)

ARAZİ ISLAHI

Taraklama işlemi tünel inşaat planı yapılırken nehir yatağına ve sahil şeridine yapılması geçerli bir fırsattır. Batırılmış tünel inşaatı (IMT) yapanlar genellikle kara ıslahı planlarında ortak hareket ederler. (3)

Delme tünellerden farklı olarak Batırılmış tünellerde (IMT) operasyon sırasında daha az zorlukla karşılaşılmakta ve işin ilerleyişinin kesilmesi riski daha az olmaktadır. Bu nedenle de batırılmış tüneller (IMT) alışıla gelmiş delme tünellerden daha hızlı inşa edilmektedir. (3)

Dünya’nın En Büyük Batırılmış Ulaştırma Tünelleri (Immersed Tunnels) (4)

İsim 

Ülke

Tamamlanma Yılı

Batırılmış Kısım Uzunluğu

Genişlik/m

Alan/m²

Hat Sayısı

Şerit Sayısı

Yaya Yolu Sayısı

Maksi. Derinlik /m

Drogden

Danimarka/İsviçre

1999

3510

42,0

147 420

22,0

Bay Area Rapid Transit

ABD

1970

5825

14,6

85 045

40,5

Fort McHenry

ABD

1987

1646

50,4

82 958

31,7

Hong Kong Eastern Harbor

Hong Kong

1989

1859

35,0

65 065

27,0

Tama River

Japonya

1994

1550

39,9

61 825

30,0

Kawasaki Fairway

Japonya

2000

1181

39,7

46 882

26,0

Western Harbour Crossing

Hong Kong

1997

1364

33,4

45 541

25,3

Elbe

Tyskland

1975

1056

41,7

44 035

29,0

Tokyo Port Road

Japonya

1999

1329

32,2

42 787

29,2

Baltimore Harbor

ABD

1957

1920

21,3

40 896

30,0

Piet Hein

Hollanda

1997

1265

32,0

40 480

17,0

Tokyo port

Japonya

1976

1035

37,4

38 709

23,0

Osaka South Port

Japonya

2000

1025

35,2

36 080

27,0

Liefkenshoek

Belçika

1991

1136

31,3

35 500

0,0

Hemspor

Hollanda

1980

1475

21,4

31 609

26,0

WillemspoorTunnel

Hollanda

1994

1014

28,8

29 223

17,5

Ted Williams Tunnel

ABD

1994

1173

24,4

28 654

30,0

Rotterdam Metro

Hollanda

1966

2855

10,0

28 550

0,0

Lafontaine

Kanada

1967

768

36,8

28 224

27,5

Sydney Harbour

Avusturalya

1992

960

29,4

28 224

25,0

Kawasaki Tunnel

Japonya

1981

840

31,0

26 040

22,0

Parana

Arjantin

1969

2367

10,8

25 564

32,0

J F Kennedy

Belçika

1969

510

47,9

24 404

25,0

Niigata Port Road

Japonya

2000

850

28,6

24 310

23,0

Hampton Road

ABD

1957

2091

11,3

23 524

37,0

Kobe Port

Japonya

2000

520

34,4

17 888

22,6

Drecht

Hollanda

1977

347

49,0

17 017

15,0

Maas

Hollanda

1943

584

24,8

14 466

22,5

Limfjord

Danimarka

1969

510

27,4

13 974

20,8

Tingstad

İsviçre

1968

454

29,9

13 575

16,0

Detroit River

ABD/Kanada

1910

782

17,0

13 294

24,4

Aktion-Preveza

Yunan Adaları

2000

900

12,6

11 340

26,5

Guldborgsund

Danimarka

1988

460

20,6

9 476

13,8

Oakland-Alameda

ABD

1928

742

11,3

8 385

25,5

Harlem River

ABD

1914

329

23,4

7 699

15,2

Detroit Windsor

ABD/Kanada

1930

669

10,6

7 091

18,5

Liljeholmsviken

İsviçre

1964

124

8,8

1 094

13,0

Friedrichshagen

Tyskland

1927

106

7,7

809

10,8

Ağırlığı deniz tabanına oturabilecek yeterlilikteki Batırılmış tüneller (Immersed Tunnel) değişik görevler için dizayn edilirler örneğin, deniz aşırı yakıt platformları için yapılırlar Batırılmış tüneller (Immersed Tunnel) yerine çok sağlam bir yapısı olan köprülerde kullanılmaktadır. Kuzey denizindeki Petrol platformları ile kara bağlantısını sağlamakla ilgili bir öneri de Aker Norveç Müteahhitlik Şirketinden geldi Petrol platformlarının alışılmış pozisyonlarına, çelik borular ile fakat batırılmış tüneller (Immersed Tunnel) gibi bağlantıyı sağlamayı önermiştir. Fakat batırılmış tüplerden (Immersed Tunnel) farklı olarak Aker tüpleri deniz tabanındaki çelik kutulara çelik halatlar ile bağlanmış olarak denizden yüzeye çıkması engellenmiş şekilde yüzdürmeyi önermiş ve buna gergin bacaklar adını vermiştir. (1)

Bu proje hakkında, Norveç Devlet Karayolları Topluluğu Proje Yöneticisi Havard Ostlid şöyle demiştir “ Biz bu yeni teknoloji hakkında çok fazla bir tecrübeye sahip değiliz.” Bilgisayarla modellemeler ve testler halen Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde yapılmakta ve çeşitli şartlar altında davranışlar tespit edilmektedir.Ostlid ayrıca demiştir ki” Bununla beraber salınım yapıya zarar vermeyecek ve sürücülerde bu salınımı hissetmemeliler.” (1)

Bu projenin yaklaşık maliyeti 130 milyon $ olacaktır karşılaştırıldığı zaman delme tünellerle aynı maliyete sahiptir. Fakat SFT ye kim ki önümüzde ki bir iki yıl içinde inşaata başlarsa kesinlikle köprüden daha ucuza mal edecektir. Bununla beraber uygun bir tünelden de farklı olarak SFT de uygulanan düşük eğimler kullanan araçların daha az enerji harcamalarını sağlamaktadır. (1)

Yeni bir gelişme olarak ve Batırılmış Tünel (IMT) sisteminde karşılaşılan engelleri aşmak için Daldırılmış Yüzen Tüneller (Submerged Floating Tunnel) sistemi geliştirilmiştir.Bilindiği gibi Batırılmış Tüneller daha sığ sularda uygulanırken SFT yani daldırılmış yüzen tünel sistemi derin suları da rahatlıkla geçmeyi sağlamaktadır. Geleneksel batırılmış tünelciliğin (Immersed Tunnel) sonucunda su yollarını geçmek için tünel deniz seviyesini altına gömülüyordu. Yeni bir gelişme olan daldırılmış yüzen tüneller (SFT) su yolu boyunca asılmasını içermektedir, başka bir deyişle tünel kesiti zincirler yardımı ile deniz tabanına asılarak dubalar yardımı ile yüzdürülürler. (3)

Bu proje bu güne kadar uygulanmamıştı fakat Norveç’te bugünlerde bir SFT projesi dizayn edilmektedir. Daldırılmış yüzen tüneller (SFT) daha sığ bir geçki sağlamakla beraber çok çok fazla derin sularda kullanılabilmektedir. Bilindiği gibi çok derin sularda Batırılmış tünel (Immersed Tunnel) yapmak teknik açıdan ve aşırı maliyetleri nedeni ile yapılamamaktaydı. Bu nedenle daldırılmış tüneller SFT fiyort, derin, dar deniz kanallarında ve derin göllerde uygulanabilir. Daldırılmış yüzen tüneller (SFT) fiyortları, geçmek için uzun açıklıklar gerektiren gölleri, geçmek için gayet gerçekçi bir düşüncedir. Tünellerin deniz tabanının üstünde olması belki ekonomik değildir ama derin sularda yapılan geleneksel köprüler de bazen aşırı maliyetlere ulaşmakta ve fizıbıl çözümler sunamamaktadır. Araştırmacılar NTNU ve SINTEF Norveç Devlet Yolları Bakanlığı ile beraber Daldırılmış yüzen Tünelleri (SFT) modellemekte ve nümerik simülasyonlar ile fiziksel tecrübeler edinmektedirler ve bu sayede de SFT’nin teknik fizıbıl çözümlerini elde etmektedirler. (8)

Daldırılmış yüzen tünellerin (SFT) yapım, iş, izolasyon standartları daha önceden çok iyi bilinen batırılmış tüneller ile (IMT) çok benzerdir. Bu sistem aynı zamanda elde edilen tecrübeler ışığında marina inşaatlarında,kuzey denizindeki ve benzer yerlerdeki petrol platformlarında,inşaat ve izolasyon bakımından büyük kazançlar ve menfaatler sağlayacaktır.(8)

Prensip olarak tüpler inşaatın ilk elemanı olup kuru ortamda veya kızak yolunda monte edilmiş olacaktır. Tüpler sonundaki bulkheadler ile yüzebilir şekilde yapılmış olmalıdır. Burada şantiye koşullarına bağlı olarak bütün elemanlar güvenlik göz önüne alınarak bağlanmış olabilir, öyle ki en son işlem yapılmadan önce elemanlar çok büyük uzunluklarda inşa edilerek kullanılabilir. Burada esas işlem uzun yapıların, örneğin kablolar ve bağlantı noktaları gibi, izolasyonunun iyi yapılmış olmasıdır. Bu gibi bir proje olan Heidrun TLP 300m su derinliği içeren deniz aşırı bir bağlantıyı 1995 de Kuzey denizinde gelişmiş teknolojileri kullanarak dizaynı gerçekleştirilmiştir. (8)

Havalandırma ve Aydınlatma

Tabana Bağlanma Tekniği

SFT Daldırılmış yüzen tüneller benzer önem taşıyan köprü, tünel gibi yapıların dizaynında ve inşasında kullanılan uluslar arası standartlara göre dizayn ve inşa edilirler. Denetleme ve müşavirlik aşamalarında çevreye etkisi ve kaza riskleri devamlı kontrol altında tutulur. (8)

SFT Daldırılmış tünellerde aydınlatma ve havalandırma diğer tünellerle hemen hemen aynıdır ve sürücülerin konforu aynı düzeyde hissetmeleri düşünülmüştür. Bunun yanında SFT Daldırılmış yüzen tünellerde uzunluğun, eğimin daha az olması ve daha sığ bir geçişte dizayn edilmesi nedeni ile güvenlik daha risksiz sağlanabilmektedir ve diğer tünellere göre büyük avantaj sağlamaktadır. (8)

Daldırılmış yüzen tüneller SFT çok kompleks yükleme koşulları altında çalışmaktadır. Çevresel yükler, hareketli, zati yükler gibi. (8)

Bu yüklemeler dalgalardan,yayılı yüklerden, deprem yüklemelerinden ve değişken su yoğunluklarından gelmektedir. Normalde deniz inşaatlarında çok büyük öneme sahip olmayan bu yüklemeler Daldırılmış yüzen tünellerde (SFT ) dinamik etkilere sebep verebilmektedir.

Geçtiğimiz yıllar içinde, bu konunun araştırmasında kıymete değer ilerlemeler görülmüştür. Sistem modellenip farklı yükleme şekilleri altındaki davranışı incelenmiş olup moment ve kesme kuvvet diyagramları çıkarılmış ve sistemin her zaman güvenli kabul edilebilir bölgede kaldığı görülmüştür. Prefabrik yolun içine sokulmuş plakları kazık bağlar ile temele bağlayarak deniz altındaki çalışmaları daha iyileştirme ve kolaylaştırma amacı güdülmüş ve bu sayede de, plak elemanı üzerindeki basınç azaltılmıştır ayrıca bütün bunlar sayesinde 100 m den daha fazla derin yerlerde tüp tünel uygulamaları kolaylaştırılmıştır. (8)

FE Analizi Sonucunda Gerilme Dağılımının Görünümü

Problemler genelde Batırılmış tüneller (IMT) ile hemen hemen aynıdır.Devamlı üretim ve plak elemanının deniz aşırı taşınması işi, daldırma ve birleştirme işlerinin güvenliği ve güvenilirliği ve kazıkların temele bağlanma işi çok derin sular için bile tamamen güvenlidir. Bununla beraber gemilerin ve deniz altıların tünelin yakınlarında kaza yapma ve batma riskleri hala tartışma konusudur. Bu nedenle sistemin yakınlarında manevra yapan gemilerin tamamen güvenli hareket etmelerine gereksinim duyulmaktadır. (8)

Daldırılmış Yüzen Tünel Örnekleri SFT

Bu güne kadar henüz bir Daldırılmış yüzen tünel inşa edilmemiştir. Norveç’te 50 yıl dan buyana yapılması planlanmakta olup, İtalya da Messina geçişinde 30 yıl önce inşası başlanan SFT sisteminin yapımı sürmektedir. Japonya dada yaygın bir şekilde kullanımı planlanmaktadır. (8)

İleriki yıllarda yapılması planlanan bazı projeler şöyledir.

Storfjorden, Norway

Hogsfjord, Norway

Lake Lugano, Switzerland

Strait of Messina, Italy

Funka Bay, Hokkaido, Japonya

STORFJORDEN, NORWAY (8)

Storfjorden Norveç in batısında ve çok derin fiyortlarla kaplı bir bölge olup SFT daldırılmış yüzen tünel uygulamaları için çok iyi bir örnek yeridir. Burada SFT daldırılmış yüzen tünel sistemi karayolu için sığ bir bağlantı sağlayabilmektedir.

Ortalama derinlik

2500 m

Maksi. Derinlik

400 m

Dizayn Akım Hızı

0,4 m/s

Tünelle kadar su derinliği

35 m

Dalga boyu

2,0 m

Deniz taşımacılık trafiği azdır

(9)

HOGSFJORD, NORWAY(8)

Norveçliler genellikle fiyortları feribotla geçmeyi tercih ederler ve genelde kalıcı geçişler köprü ile yada deniz altı tünelleri ile yapılmaktadır. Fiyortlar ise genelde köprü geçişine izin vermeyecek kadar geniş ve deniz altı tünel veya batırılmış tünel (IMT) geçişine izin vermeyecek kadar derin olmaktadır.

Bu durumlar Hogsfjord dada mevcut olup burada daldırılmış yüzen tünel (SFT) sistemi yapılması planlanmıştır. Bu projenin fizibilite çalışmaları yapılmıştır ve başlama emri verildiği zaman ana inşaat standartlarına ve daha fazla yatırıma ihtiyaç olacaktır.

Ortalama derinlik

1400 m

Maksi. Derinlik

150 m

Dizayn Akım Hızı

0,4 m/s

Tünelle kadar su derinliği

20 m

Dalga boyu

2,0 m

Az ama önemli deniz taşıma Trafiği

LAKE LUGANO, SWİTZERLAND(8)

Bu plan demiryolu geçişi için Lugano gölünde dizayn edilmiştir. Geçişin bir kısmı ALPTRANSİT demiryolu hattını kapsamakta olup güneyde Basel den İtalya sınırına kadar yapılacaktır. Kullanışlı bir köprü dizaynı göl çevresinde görüntü kirliliğine sebep olacağı düşünülmüştür.

Ortalama derinlik

1260 m

Maksi. Derinlik

74 m

Tünelle kadar su derinliği

6 m

Açıklık Sayısı

Temel

Kazıklı

STRAİT OF MESSİNA, ITALY(8)

Ulaştırma komitesi bugünlerdeki yoğun feribot trafiğinden dolayı Mesina Boğazı geçişi için birkaç öneri sunmuşlardır bunlar asma köprü ve Daldırılmış yüzen tüneldir (SFT).

Ortalama derinlik

3000 m

Maksi. derinlik

350 m

Dizayn Akım Hızı

1,2 m/s

Tünelle kadar su derinliği

55 m

Dalga boyu

9-16 m

Önemli sismik aktiviteler

Yoğun Deniz Taşımacılığı Trafiği

FUNKA BAY, HOKKAİDO, JAPONYA(8)

Bu proje Kuzey denizi aksında Hokkaido adaları arasında daha verimli bir ulaştırma koridoru elde etmek için planlanmış olup, projenin önemli bir kısmı Funka Bay dağı geçişidir. Bu proje köprüler ve bir o kadar da Batırılmış tüneller (IMT) ve daldırılmış yüzen tüneller (SFT) içermektedir.

Ortalama derinlik

1400 m

Maksi. derinlik

150 m

Ortalama Akım Hızı

0,6 m/s

Tünelle kadar su derinliği

20 m

Dalga boyu

1,5 m

Önemli sismik aktiviteler

Yoğun Deniz Taşımacılığı Trafiği

Batırılmış Tünel IMT yıllardır kullanılmakta olup, gelecekte de oluşacak tecrübeler ile elde edilecek düşük maliyeti, uygulama kolaylığı ve daha bir çok artısı nedeni ile önümüzdeki yıllarda da sığ suları alttan geçmede kullanılacaktır. Yeni bir sistem olan SFT Daldırılmış Yüzen Tüneller ise şu an deneme aşamasında olduğundan maliyeti yüksek olsa da Norveç Hükümetinin de belirttiği gibi gelecekte doğal su engellerini özellikle de aşırı derin ve dar yerlerde gerekli eğimler elde edilemediğinden IMT’nin uygulanamadığı bölgelerde, kullanımı yaygınlaşacaktır. Gerçekte başka bir çözümde yoktur.

KAYNAKLAR

www.sciam.com/0797issue/0797techbus5.html

BOZKURT M. , 1998, İTÜ Matbaası, Tüneller ders notları, 2. baskı

http://www.ita-aites.org/tritu/tritu.html

www.nccse/verksamh/produkte/pdf-filer/drogden2.pdf

SUNU M. ,2002, Tünel Yapım Sistemleri Ders Notları, YTÜ.

www.fujitaresearch.com/reports/Tunneling.html

www.iijnet.org/IHCC/

www.nSFT.no

www.olavolsen.no/Mrin_NSFT.htm

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Geçki Ve Plan

GEÇKİ VE PLAN

Bir yolun yeryüzünde izlediği doğrultuya yol geçkisi, denir. Bu doğrultu, iki noktayı birbirine bağlamak için pek çok çeşit var gibi görünse de esasında çeşitli engel ve zorluklar nedeniyle azdır. Bir yolun geçmesi zorunlu noktaları birbirine bağlayan seçeneklerden en uygun olanını seçmek “geçki araştırması” olarak adlandırılır. Bu araştırmanın asıl amacı noktaları birbirine bağlarken varolan seçeneklerden en ekonomik olanını seçmektir.

Geçki araştırması sırasında karşılaştırmalar yapılırken seçeneklerin bazı koşulları sağlaması gerekir. Bunlar;

Geçki ana kontrol noktalarını birbirine bağlamalıdır. Ana kontrol noktaları: Bir yolun başlangıç ve bitiş noktaları ile geçmesi zorunlu yerlerdir. (Örneğin: büyük yerleşim merkezleri)

Bir yolun standartları yolun sınıfına bağlıdır. Geçki bu sınıfa ait proje standartlarının uygulanmasını sağlayabilecek durumda olmalıdır.

Geçki yoldan geçmesi beklenen trafiği yolun hizmet ömrü boyunca, öngörülen hizmet düzeyinde ve işletme yönünden güvenli ve ekonomik bir şekilde geçirebilmelidir.

Geçki yolun ana kullanım amacına uygun olmalıdır.

Geçki sağlam zeminlerden geçmelidir.

Geçkide toprak işi mümkün olduğunca az, ortalama taşın mesafesi küçük olmalıdır.

Geçki, yer altı ve yerüstü suyuna karşı doğal drenaj imkanı en iyi olan yerlerden geçirilmeye çalışılmalıdır.

Akarsu geçişlerini ucuza mal etmek için mümkün olduğunca dik açı altında yapılmalı, büyük köprülere ait kenar ayaklar sağlam zemine oturmalıdır.

Yolun alt ve üst yapısı kum,çakıl, taş ve su’yun temini en kolay geçkiler tercih edilmelidir.

Kent içinde arazi maliyetli olduğundan boş ve ucuz yerlerden geçilmelidir.

Yol hizmete açıldıktan sonra masrafları az olmalıdır.

Elbette ki bunların hepsinin birarada tek bir geçkiyi sağlaması zordur. Burada önemli olan bu koşulların çoğunu içeren mevcut seçenekler arasından en uygununun seçilmesidir.

Ana kontrol noktaları, standartları ve trafik karakteristikleri belirlenmiş bir yol için en uygun geçkinin araştırılması işi üç aşamalı bir çalışmadır (Ön inceleme, Etüd ve Ekonomik karşılaştırma)

Ön İnceleme

İstikşaf adı da verilen bu incelemede ana kontrol noktaları arasındaki arazide geçkinin oluşturulmasına çalışılır. Çok fazla ayrıntıya girilmez. Bunun için 1/25000 ölçekli eşyükselti haritaları ile 1/100000 ölçekli jeolojik haritalar ön inceleme için yeterlidir. Haritalar yardımıyla topografik, jeolojik ve geoteknik yönden araziler incelenir. Ve çeşitli elemeler yapılır. Eleme dışında kalan her geçki için bir rapor hazırlanıdır. Bu rapor da şu bilgiler yer almalıdır.

Geçkinin topografik durumu

Heyelan bölgeleri ve taşıma gücü zayıf yerler.

Yer altı ve yüzey suları drenaj sularının drenaj durumu

Yol yapım gereçlerine ait ocakların yer ve kapasiteleri

Her türlü sanat yapısının yeri, cinsi ve yaklaşık boyutları

Geçki toplan uzunluğu

Kamulaştırma durumu

Bu bilgiler ışığında kabaca metraj ve maliyet hesabı çıkarılır.

Eşyükselti Eğrili Harita Üzerinde Geçki Araştırması

Tesviye eğrili harita üzerinde alınan iki nokta arasındaki kot farkı “H(m)”, bu iki noktayı birbirine bağlayacak maksimum eğim “Sm(%)” ise hiçbir eğimn kaybı olmaması halinde bu iki notayı birbine bağlayan yolun uzunluğu metre cinsinden,

L= (H/Sm)*100 olur.

Verilen A ve B noktaları arasındaki ve haritadan ölçülerek bulunan düz uzunluk hesaplanan bu L uzunluğundan küçük ise Sm, eğimli ve eşyükselti eğrilerini keserek giden bir poligon yardımı ile A noktasından B noktasına ulaşmak mümkündür. İşte bu kırık çizgi şeklindeki poligona “Sıfır Poligonu” veya “Sıfır Çizgisi” denir. Geçki’nin bu sıfır çizgisi doğrultusundan gittiği varsayıldığında bu noktalar arasında hiçbir kazı ve dolgu işlemi yapılmaz. Buna göre sıfır poligonu, arazinin durumuna göre seçtiğimiz eğimle nerelerden gidebileceğimizi gösterir.

Geçki ekseninin sıfır poligonunu takiben gitmesi halinde yol çok uzar. Sıfır poligonu kırık çizgi biçiminde olduğundan ve bazı yerlerde keskin dönüşler bulunabileceğinden her zaman için bu poligonu takip etmek mümkün olmaz. Bunun için bu sıfır poligonundan ayrılmalar olur. Dolayısı ile geçki uzunluğu sıfır poligonundan daha daha kısa olur. Bu da iki nokta arasında alınan boyuna eğimin araştırma sırasında alınan eğimlerden daha yüksek çıkmasına neden olur. Bu nedenle sıfır poligonu araştırması yapılırken dikkate alınacak eğimlerin (So), projede öngörülen maksimum boyuna eğimden arazinin durumuna göre değişen ölçüde tutulması gerekir. Bu oran düz arazide az, engebeli arazide fazla olur.

So eğimi, iki eşyükselti eğrisi arasındaki kot farkının, iki nokta arasındaki mesafeye bölünmesi ile elde edilir. Eğer eşyükselti eğrileri sık ise eğim %2-3 gibi bir miktar altında kalan,eğimle çalışılmaya başlanmalıdır.

Sıfır Poligonunun Çizimi

Haritada eşyükselti eğrileri arasındaki kot farkı h(m) ve arazinin topografik durumuna göre sıfır poligonu araştırması için seçilen eğim So ise;

l= (h/So)*100

bağıntısında bulunan l uzunluğunu ölçeğine uygun olarak bir pergel yardımıyla iki eşyükselti eğrisi arasına yerleştirilirse sıfır poligonunun arazideki bir parçası elde edilir.

Sıfır poligonun bir kenarının elde edilişi Ekte (Şekil 1) verilmiştir.

İki kontrol noktası arası birbirine bağlanırken tek eğim kullanılma zorunluluğu yoktur.

Hesaplanan açıklık (l) ile iki iki eşyükselti eğrisini geçmek mümkün değilse seçilen eğimin, arazi eğiminden fazla olduğunu gösterir.

Sıfır poligonu araştırması sırasında eşyükselti eğrileri açık bir biçimde kestirilmelidir.

Vadi tabanlarında veya tepe aralarındaki boyun noktalarında aynı kotlu eşyükselti eğrisine atlama yapılmak sureti ile poligonda kesiklik yapılabilir.

Hızlı yapılması gereken durumlarda (eğer hassaslık fazla istenmiyorsa) sıfır poligonu eşyükselti eğrilerinin birkaçı atlanarak çizilebilir.

Geçki Eksen Hattının Belirlenmesi

Sıfır poligonunun geçirilmesinden sonra, geçkiye ait eksen hattı, bu poligon yardımıyla önce kırık çizgiler halinde belirlenir. Sonra aliymanlar arasına uygun kurbalar yerleştirilir. Bu esnada sıfır poligonundan ayrılmalar olabilir. Düşük standartlı ve toprak işinin maliyetini azaltmak için minimum kurba yarıçapı ve minimum görüş mesafelerini sağlamak için sıfır polgonuna yakın gidilebilir. Burada önemli olan sıfır poligonundan ayrıldıkça toprak işinin artacağıdır.

Bu ön inceleme araştırmasından sonra Etüd ve Ekonomik karşılaştırma yapılır.

Aplikasyon

Ekonomik karşılaştırmadan sonra bizim için en uygun olan geçkiye ait eksen hattının arazide belirtilmesi işlemine “Aplikasyon” denir.

Aplikasyon yapılırken sırasıyla şu işler gerçekleştirilir.

Kurbalara ait somelerin tespiti,

Piketaj

Nivelman

Enkesitlerin alınması.

Geçkiye ait somelerin tespiti, etüd aşamasında hazırlanan (1/2000) ölçekli haritadan yaralanarak yapılırsa “etüd aplikasyonu”, arazide bire bir yapılırsa “direkt aplikasonu” adını alır.

Geçki eksenine ait somelerin arazi üzerinde belirlenen noktalara yerleştirilmesi ile aplikasyona başlanır. Sonra piketaj işlemine geçilir. Piketaj ise aliyman ve kurbaların arazide belirtilmesi işlemine denir. Bu arada arazi üzerinde bazı noktaların kazıklarla işaretlenmesi gerekir. Bunlar; kırık noktalar, kuru ve yaş dereler, kurba başlangıç ve bitiş noktaları, km. ve hm. noktaları, diğer noktaların geçki eksenini kestiği noktalar belirlenmelidir.

Nivelman ise piketaj sırasında araziye çakılan kazıklara mira tutularak yapılır.

Son aşama ise arazinin geçki eksenine dik doğrultudaki durumunu belirtmek için enkesitlerin alınmasıdır.

Bunların dışında geçkiye ait diğer işler sırasıyla

Yerel plankotelerin alınması,

Kamulaştırma planının çıkarılması,

Şev kazıklarının çakılması,

Geçki planının hazırlanması

yer alır.

Biz bunlardan araştırma konumuz olan “Şev Kazıklarının Çakılması” işlemini inceleyeceğiz.

Şev Kazıklarının Çakılması

Şev kazıklarının çakılmasına başlanmadan önce çalışma sahasının sınırlarını belirlemek, toprak temizliği yapılacak alanı göstermek üzere enkesitlere ait dolgu ve yarma şevlerinin doğal zemini kestiği şev eteği noktaları belirlenir. “Şev kazıklarının çakılması” ise eksenin her iki yanındaki şev eteği noktalarına, hazırlanmış kazıkların çakılması olayına denir. Şev kazıklarının çakıldığı yerler arazinin durumuna göre değişebilir ve 25 metreyi geçmesi istenmez.Düşey ve yatay kurbalar ile yatay kurbalara ait birleşme eğrilerinin bulunduğu yerlerde bu kazıklar daha sık aralıklarla çakılır. Yatay kurbanın enine yükseltmenin başlangıç ve bitiş noktaları ile maksimum noktalarda şev kazığı mutlaka çakılmalıdır. Şev kazıklarının yeri nivo, mira, çelik şerit metre kullanılarak bulunur. Şev kazığı dolguda ve yarmada farklı formüllerle bulunur.

L: Şev kazığının yol eksenine olan uzaklığı

ld: toprak işi sonundaki platform yarı genişliği

lş: Platform dış kenarı ile şev kazığı arasındaki mesafe

Mş: Şev eteğindeki mira okuması

Mo: Eksen noktasındaki mira okuması

d1: Platform dış kenarı ile şev eteği arasındaki kot farkı

d0: Eksen noktasındaki dolgu yüksekliği

so: Platform enine eğimi

m/n: Şev eğimi

b: Yolun eksen kotu ile platform dış kenar kotu arasındaki fark

ly: Şev yüksekliği

Dolguda Şev Kazığı

L=ld+lş

lş= d1/(m/n)

d1= Mş-(Mo-d0)-b

L= (Mş-Mo)*n/m + [(do-b)*n/m + ld]

Yarmada Şev Kazığı

lş= y1/(m/n) = [(Mo-do)-Mş+b]*(n/m)

L= ly + lş

L= (Mo-Mş)*(n/m) + [(b-do)*n/m +ly]

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Kim Kimdir?

KİM KİMDİR?

Abdülhamid İbn Türk

Hayatı hakkında bilinenler çok azdır. Tarihte Türk lakabını taşıyan nadir Türk bilim adamlarındandır. Hârezmi’nin çağdaşıdır. Cebir konusunda yazmış olduğu kitabın ancak küçük bir bölümü bugün elimizde bulunmaktadır. Burada, özel tipler halinde gruplandırılmış ikinci derece denklemlerinin çözümleri, Hârizmî’ninkilerden daha ayrıntılı olarak verilmiştir. Mesela x² + c = bx denkleminin, diğer denklem tiplerinden farklı olarak iki çözümü olduğunu Abdülhamid ibn Türk ayrı ayrı şekillerle göstermiş olduğu halde, Hârizmî bir tek şekil kullanmıştır; ayrıca Abdülhamid ibn Türk, c * (b/2)² durumunda çözümün imkansız olacağını da şekil vererek kanıtlamıştır. Bu nedenle İbn Türk’ün açıklamasının Hârizmî’ninkinden daha mükemmel olduğu söylenebilir.

İbn Türk’ün söz konusu cebir kitabı, Hârizmî’nin ilk cebir kitabı yazarı olma özelliğini şüpheli bir hale getirmektedir, buna rağmen Hârizmî’nin cebir tarihindeki etkisi tartışılamaz önemdedir.

Matematikçi,Astronom,Filozof,Şair

Ömer Hayyam

1048-1131

Asıl adı Giyaseddin Ebu’l Feth Bin İbrahim El Hayyam’ dır.18 Mayis 1048′de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden almistir.Fakat o soyisminin çok ötesinde işlere imza atmıştır.İlgilendiği ilimler:matematik ,fizik,astronomi,şiir,tıp,müzik. Horasan’ın yıldızı; İran’ın; Irak’ı Acemi ve Irak’ı Arabi olmak üzere her iki Irak’ın dahisi, feylesofların prensi Ömer!

Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina’dan sonra Doğu’nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için “zamanın bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların cogunu kaleme almadi, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyam’ın çalışmaları şöyle sıralanabilir:

Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesi’dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, “ sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim” olarak tanımlardı.Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştir. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş  konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur.Binom teoerimini ve bu açılımdaki katsayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir )

Bir kitabında da Öklit’in aksiyomlarıyla ilgili çalışmaları toplayan Hayyam, Öklit’in paralellik aksiyomunu başka bir önerme kümesiyle değiştirdi. Bunun sonucunda bugün öklit-dışı geometride kullanılan “geniş, dar ve dik açı hipotezleri” ile ilgili biçimlere ulaştı. Yani öklitdışı geometrinin temellerini atan Hayyam olmuştur. Öklit’in yapıtı üzerine yorumlarında, irrasyonel sayıların da tıpkı rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini kanıtlaması matematik tarihinde bir dönüm noktası oluşturdu. İsfahan’da üç yıl çalışarak kurduğu rasathanede gökyüzünü inceler, bilimsel çalışmalar yapar, hükümdarın özel müneccimi olur, yıldız falına bakardı. Ömer Hayyam kendi doğum tarihini bu kadar net şekilde bir gökbilimci hassasiyetiyle kendisi bulmuştur. 21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız Gregoryen Takvimi 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Eserleri arasında İbn-i Sina’nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır.

Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi’ni ve Rubaiyat’ı Semerkant’ta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamülmülk’e çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant’ta tanışan Nizam onu İsfahan’a davet eder. Orada buluştuklarında O’na devlet hülyasından bahseder ve bu büyük hayalinin gerçekleşmesi için Hayyam’dan yardım ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir. Saray entrikalarından hayatının sonuna kadar uzak kalmayı yeğler.

İlmini genişletmek için zamanın ilim merkezleri olan Semerkand, Buhara, İsfahan’a yolculuklar yapmıştır. 4 Aralık 1131′de doğduğu yer olan Nişabur’da fani dünyaya veda eder.

HAREZMİ (Algorizm)

(MS 770-840)

       Tam adı Muhammed Bin Musa el-Harezmi olan bu büyük bilim adamı, Horasan’da (Özbekistan’ın Karizmi kentinde) doğmuştur.Hayatının büyük bir bölümü Bağdat’da (Beytü’l Hikme’de) matematik, astronomi ve coğrafya konularında çalışarak geçmiştir.

         Cebirin kurucusu olan Harezmi’nin iki önemli matematik kitabı vardır; “Cebir” ve “Hint Hesabı”.Harezm’de    temel    eğitimimini   alan Harezmi gençlinin ilk   yıllarında  Bağdat’taki ileri bilim atmosferinin varlığını   öğrenir. 

       İlmi   konulara doyumsuz denilebilecek seviyedeki bir aşkla bağlı olan Harezmi  ilmi konularda  çalışma  idealini  gerçekleştirmek  için Bağdat’a   gelir ve yerleşir. Devrinde bilginleri  himayesi  ile  meşhur  olan  abbasi  halifesi Mem’un  Harezmideki ilm kabliyetten haberdar olunca  onu  kendisi  tarafından   Eski  Mısır,  Mezopotamya,  Grek ve Eski hint  medeniyetlerine ait eserlerle  zenginleştirilmiş  Bağdat Saray  Kütüphanesinin  idaresinde  görevlendirilir. Daha sonra da Bağdat Saray Kütüphanesindeki  yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir tercüme akademisi olan  Beyt’ül  Hikme ‘de  görevlendirilir. Böylece Harezmi Bağdat’ta inceleme ve araştırma yapabilmek  için  gerekli  bütün  maddi  ve  manevi   imkanlara  kavuşur.  Burada  hayata  ait  bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgili araştırmalarına başlar. 

        Bağdat     bilim   atmosferi   içerisinde kısa zamanda üne  kavuşan  Harezmi Şam’da bulunan Kasiyun  Rasathanesin’de  çalışan   bilim  heyetinde  ve  yerkürenin  bir  derecelik  meridyen   yayı uzunluğunu  ölçmek için Sincar Ovasına giden bilim  heyetinde  bulunduğu  gibi   Hint  matematiğini incelemek için Afganistan üzerinden  Hindistana giden bilim heyetine başkanlık da etmiştir.

         Harezmi ‘nin  latinceye  çevrilen   eserlerinden  olan El-Kitab ‘ul  Muhtasar  fi ‘l Hesab ‘il cebri ve ‘l Mukabele adlı eserinde ikinci  dereceden   bir bilinmeyenli ve iki  bilinmeyenli  denklem  sistemlerinin  çözümlerini  inceler.

        El Harizmi matematiğin yanısıra astronomi ve coğrafya ilimlerinde de eserler vermiştir. Astronomik cetvellerle ilgili kitaplar yazmış ve bu eserler 12. y.y. da Latince’ ye çevrilmiştir. Bunu yanısıra Ptolemy’nin coğrafya kitabını düzeltmelerle yeniden yazmış, 70 tane bilim adamıyla birlikte çalışarak 830 yılında bir dünya haritası çizmiştir. Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında yer almıştır. Güneş saatleri, usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır.

Cebire Yaptığı Katkılar

Lütfi Göker’in ‘Matematik Tarihi ve Türk İslam Matematikçilerinin Yeri’ adlı eserinde

de denildiği gibi Harezmi cebiri müstakil bir bilim dalı haline getiren bilgindir.

Yalnız cebiri müstakil bir bilim dalı haline getirmekle kalmamış, zamanın en kapsamlı

ve en sistemli cebir kitabını yazarak da kendinden sonraki nesillere cebiri öğreten

referans kaynağı olma vasfı kazanmıştır. Harezmi’nin cebirle ilgili konuları kapsayan

kitabı onun aynı zamanda latinceye çevrilen 3 önemli eserinden biri,belkide en

önemlisi olan ‘El-Kitabü’l Muhtasar fi Hesabi’l Cebr ve’l Mukabele’ dir. Bu eserde

Harezmi yeni teoremler ve problemlere sunduğu yeni çözüm yöntemleri ile Avrupa

matematiğine de ışık tutmuştur.(Her ne kadar eser 300 yıl sonra Latinceye çevrilmiş

ve Avrupa; cebiri ,doğudan 300 yıl geride takip edebilmişse de..)

harezmi Cebr ve’l Mukabele’nin İçeriği

Eser bir önsöz beş asıl ve bir ek bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölüm altı ayrı tiptekibirinci ve ikinci derece denklemin geometrik çözümünü

ve ikinci derece tam olmayan üç farklı tipteki denklemin özgün çözümünü içermektedir.

İkinci bölümde Harezmi ikinci derece 3 denklem tipinin çözümünü sunmuştur. Harezmi

burada bilinmeyen için şey (bugünkü x), a ve b katsayıları için dirhem ve x ile

katsayı çarpımları için kaab sözcüğünü kullanmıştır.Harezmi günümüz matematiğinde

‘bir bilinmeyenli ikinci dereceden denklem’i bulan matematikçidir.Denklemin çözümünü

çizim yöntemi ile yani geometrik yolla ilk kez o açıklamıştır.Dolayısı ile bugün

kullandığımız ve Avrupa menşeili zannettiğimiz formül; batıdan 700 yıl önce Harezmi

‘nin cebirindeki müstesna yerini çoktan almıştı.

Üçüncü bölümde özdeşlikler ve çarpanlara ayırma konusu ile ilgili örneklere yer

vermiş yani iki terimli bir çarpım sonucunun nasıl bulunacağını ifade etmiştir.

Dördüncü bölümde bugünkü ifade ediliş biçimi ile köklü ifadelerle ilgili örnekler

vermiş, beşinci bölümü ise cebirle ilgili aşağıdakine benzer problemlere ayırmıştır.

:: I- 10 sayısını öyle iki kısma ayırınız ki bunların kareleri toplamı 5 sayısına

eşit olsun.

:: II- 10 sayısını öyle iki kısma ayırınız ki bunların kareleri farkı 40 a eşit

olsun.

Binom Açılımını Bulan Ünlü Matematikçi

Ömer Hayyam

1047-1124

İranlı matematikçi, asronom, filozof, şair Ömer Hayyam Nişabur kentinde doğdu. Nişapurda eğitim gördüğünden ve hayatının çoğunu Semerkand’da geçirdiğnden başka hayatyla ilgili bilgi yoktur. Sarayda her türlü imkana sahip bir şekilde Şah’ın emrinde çalışmayı redderek hayatını ilim araştırmaya adamıştır. İlmini genişletmek için zamanın ilim merkezleri olan Semerkand, Buhara, İsfahan’a yolculuklar yapmıştır. 1123 - 1124 yılında Nişapur’da ölmüştür.

Onun katkıda bulunduğu ilimlerin başında cebir gelir. 3. dereceden denklemler de dahil olmak üzere bir çok cebir denklemini sınıflandırmak için uğraşmıştır ve bunların bir kısmına çözüm de bulmuştur.” Makalat fi el cebir ve el Mukabele” cebir üzrine bir başyapıttır ve cebirin gelişmesinde büyük öneme sahiptir. Denklemleri karmaşıklıklarına göre sınıflandırır. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş  konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullananarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.

Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur. Aslında binom teoerimini ve bu açılımdaki katsayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir ). Geometri alanında Öklid’in çalışmaları üzerinde durmuş ve paralel doğrular teoremine katkıda bulunmuştur. Hayyam Öklid’in 5. aksiyomunu yani bir doğruya dışındaki bir noktadan sadece bir tek parallel doğru çizilebileciğini ifade eden axiomu kanıtlamak için uğraşırken bu axiomla üçgenin iç açıları toplamı arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmıştır.

Selçuklu Sulatanı Melikşah, Hayyam’ı Rey’deki gözlemevine çağırmış ve güneş takvimi yapma görevini vermiştir. Hayyam, oldukça doğru bir güneş takvimi yapmıştır. Takvimdeki hata oranı 3770 yılda 1 gündür ve Georgian takvimine göre çok daha kesin bir takvimdir(3330 yılda 1 günlük  hata oranı)

Bir bilim adamı kimliğini ötesinde Hayyam ayrıca çok ünlü bir şairdir. 1839 yılında Edward Fitzgerald Rubailer kirtabını İngilizce’ye çevirmiştir ve bu sayede Batı’da tanınmış ve klasikler arasına girmiştir. Bilindiği gibi, şiiri tamamiyle başka bir dile çevirmek neredeyse imkansızdır, özellikle şiir mistik ve felsefi derin anlamlar içeriyorsa.  Buna rağmen, Rubailer kitabının çevirilerinin   bu kadar çok tutulmuş olması Hayyam’ın çok geniş ve zengin bir iç dünyası olduğuna işaret etmektedir.

Hayyam çok sayıda kitap ve monografi yazmıştır. 10 kitabı ve 30 monografisi elimize ulaşmıştır. Bunların 4 tanesi matematik, 3 tanesi fizik, 3 tanesi metafizik, bir tanesi cebir ve geometriyle ilgilidir.

Cebir Biliminin Kurucusu

El Harezmi

(770-840)

Ebu Abdullah Muhammed bin Musa   El-Harezmi, Özbekistan’da doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hayatı hakında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. Batı bilim dünyasında en sürekli, en derin etkiler bırakmış matematikçi olarak tanınmıştır.

El Harizmi’nin en çok  ilgi gören eserleri Kitabü’l muhtasar fi’l Cebr ve’l Mukabele ve Kitabü’l muhtasar fi Hisabü’l Hindi dir.

Harizmi, doğu bilim dünyasında cebir ilmine ilişkin ilk eser yazan kişidir. Bu bilim dalı daha önce az çok işlenmiş ve kısmen geometriden ayrı bir ilim dalı olmaya başlamıştı. Birinci dereceden denklemler çözülebiliyordu, hatta hesaplama metodlarıyla ikinci dereceden denklemlere çözüm bulunuyordu. Fakat henüz ikinci derece denklemlerin köklerini bulma yöntemi geliştirilmemişti.

İşte El Harizmi’nin El Cebr ve’l Mukabele kitabı ikinci dereceden denklemlerin çözüm yolunu sistemli olarak işleyen ilk eser niteliğindedir ve 600 yıldan uzun bir süre (15. yüzyıla kadar) el üstünde tutulmasının nedeni de budur.

Harezmi’nin Denklem Grupları

El Harizmi, adı geçen eserinde denklemleri iki grupta toplamaktadır:

Birinci grupta, çözümleri derhal bulunabilen bizim bugünkü sembollerle ifade edersek

x^2 = ax

x^2 = n

ax = n

şeklindeki denklemlerdir.

Bunların çözüm kurallarını gösterdiktren sonra El- Harizmi ikinci denklem grubuna geçer

x^2 + ax = n

x^2 +n  = ax

ax + n = x^2

Ve bunların çözümünü bugün bildiğimiz metodla yapar

Bu kitapta ayrıca, ikinci dereceden denklemlerin hangi durumlarda iki kökünün , hangi durumlarda çift kökünün olacağını ve hangi durumlarda denklemin reel kökü olamayacağını çok açık bir şekilde belirtmiştir. Bu kuralları bir öğretmen yeteneğiyle ortaya koyduktan sonra El Harizmi , bu kuralları geometrik olarak ispatlamıştır.

Harizmi’nin bu eseri matematik tarihi bakımından çok önemli gelişmelere dayanak ve başlangıç olmuş 600 yıldan biraz daha fazla (15. y.y. sonuna kadar) matematik öğretimi için temel sayılmıştır. Eser, Endülüs medreseleri aracılığıyla Batı’ya geçmiştir. İlk Latince çevirisi 1183′te yapılmıştır.  Roger Bacon, Fibonacci gibi bilim adamaları eseri hayranlıkla incelemişler, ve kendi öğretilerinde bu eserden faydalanmışlardır. 1486 yılında Leipzig Üniversitesi’nde okutulmaya başlanmıştır.

1598 -1599 yıllarında hala cebir biliminde tek kaynak Harizmi’nin bu eseridir.

El Harizmi matematiğin yanısıra astronomi ve coğrafya ilimlerinde de eserler vermiştir. Astronomik cetvellerle ilgili kitaplar yazmış ve bu eserler 12. y.y. da Latince’ ye çevrilmiştir. Bunu yanısıra Ptolemy’nin coğrafya kitabını düzeltmelerle yeniden yazmış, 70 tane bilim adamıyla birlikte çalışarak 830 yılında bir dünya haritası çizmiştir. Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmalarında yer almıştır. Güneş saatleri, usturlaplar ve saatler üzerine yazılmış eserleri de vardır.

Kereci

Doğum: 953 Bağdat

Ölüm: 1029

Kereci, cebir ve matematik konularında eserler yazmıştır. Belirli ve belirsiz denklemleri, cebirsel üsleri incelemiş, aritmetik işlemlerini cebirsel terimlere ve ifadelere uygulamış ve cebirsel polinomlara ulaşmıştır. İncelediği ve çözümünü verdiği bir belirsiz denklem örneği şöyledir:

  ve m ve n pozitif rasyonel sayılar olmak kaydıyla,

y = mx ve z = nx olsun. Bu durumda;

olur.

Kereci, bu denklemim özel bir çözümü olarak x = 1, y = 2, z = 3 değerlerini bulmuştur. Kereci, ikinci dereceden denklemlerin çözümlerinde, diğer müslüman matematikçilerin yöntemlerini izlemiştir. Aynı zamanda, üçüncü dereceden denklemleri ilk defa sistemli biçimde inceleyen matematikçidir. Kereci çalışmalarını, “Fahri” adlı cebir eserinde sunmuştur.

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Önsöz

ÖNSÖZ

Tanrılar Savaşı ‘nm ve Buyucu Belgarath ‘in işlerinin Hikâyesidir.

-Alorn Kitabı’ndan alınmıştır

ÜNYA YENİYKEN, yedi Tanrı uyum içinde yaşıyorlardı ve tüm insan kavimleri tek bir halktılar. Tanrıların en genci olan Belar, Alornlar tarafından pek seviliyordu. Onlann arasında yaşıyor, onları el üstünde tutuyordu; Alornlar da onun gözetimi altında serpilip çoğalıyorlardı. Diğer Tanrıların da etraflarına halklar toplanmıştı, her Tanrı kendi halkını gözetiyordu.

Ama Belar’ın en büyük kardeşi Aldur, hiçbir halkın tanrısı değildi, insanlardan ve Tanrılardan ayrı yaşıyordu; ama bir gün başıboş bir çocuk gelip buldu onu. Aldur bu çocuğu müridi olarak kabul etti ve adını Belgarath koydu. Belgarath İrade ve Söz’ün gücünü öğrendi ve büyücü oldu. Sonraki yıllarda başkaları da yalnız tanrıyı arayıp buldular. Onun dizleri dibinde toplaşıp bir kardeşlik oluşturdular ve zaman onlara dokunmadı.

Bir gün, Aldur bir çocuk kalbi büyüklüğünde, küre şeklinde bir taş aldı ve yaşayan bir ruh haline getirene kadar elinde evirip çevirdi. İnsanların Aldur Taşı dedikleri bu canlı mücevherin gücü çok büyüktü ve Aldur onunla mucizeler yarattı.

Tanrılar arasında en güzeli Torak’tı; onun halkına Angaraklar deniyordu. Ona Efendilerin Efendisi diyerek kurbanlar adıyorlardı ve Torak sunaklarda yanan kurbanların kokusunu ve övgü sözlerini hoş karşılıyordu. Ancak Aldur Taşı’nın varlığını öğrendiği günden sonra Torak huzur nedir bilmedi.

En sonunda, iki yüzlü bir tavırla Aldur’un yanına gitti, “Biraderim,” dedi, “refakatimizden ve muhabbetimizden kendini hariç tutman münasip değil. Aklını başından alıp seni baştan çıkaran bu mücevheri terk et, aramıza dön.”

Aldur kardeşinin ruhuna baktı ve onu azarladı: “Niçin efendilik ve

13

ÖNSÖZ

12

KEHANETİN OYUNCAĞI

hâkimiyet peşinde koşuyorsun Torak? Angarak sana kâfi gelmiyor mu? Sakın kibirle Taşa sahip çıkmak istemeyesin, yoksa ölümün onun elinden olur.”

Torak Aldur’un sözleri karşısında o kadar utandı ki doğrulup kardeşine vurdu. Sonra mücevheri alarak kaçtı.

Diğer Tanrılar Torak’ın mücevheri geri vermesini istediler, ama o kabul etmedi. O zaman insan kavimleri ayaklanıp Angarak ordularının karşısına dikildi ve onlarla savaşa tutuştu. Tanrıların ve insanların savaşları tüm ülkeleri sardı, ta ki Torak Korim Yükseltilerinin yakınında Taşı kaldırıp onun iradesini kendisininkine katarak yeryüzünü ikiye ayırmasını isteyene kadar. Dağlar yerle bir oldu ve denizler taştı. Ama Belar ve Aldur iradelerini birleştirip taşan denize sınır koydular. Ancak insan kavimleri birbirinden ayrıldı; Tanrılar da öyle.

Torak yaşayan Taşı yeryüzüne karşı kaldırdığında, Taş uyanıp kutsal bir alevle parlamaya başlamıştı. Torak’ın yüzü bu mavi ateşle yandı. Acıyla dağlan devirdi, ıstırapla yeryüzünü ortadan çatlattı, azabıyla denizleri kabarttı. Sol eli alev aldı ve kül oldu, yüzünün sol yanı mum gibi eridi, sol gözü yuvasının içinde kaynayıp yok oldu. Dehşetli bir çığlık atarak ateşini söndürmek için kendini denize attı, ama ıstırabının sonu yoktu.

Torak sudan çıktığında sağ yanı hâlâ güzeldi, ama sol yanı Taşın ateşiyle yanıp korkunç yaralar içinde kalmıştı. Sonsuz bir acıyla halkını doğuya götürdü; Mallorya yaylalarında dev bir şehir kurup adına Cthol Mishrak, Gece Şehri dediler; çünkü Torak yanık yüzünü karanlıkta saklamak istiyordu. Angaraklar tanrıları için demir bir kule inşa edip, Taşı demir bir kutu içinde kulenin en tepesine yerleştirdiler. Bazen Torak kutunun başında durur, sonra Taşa duyduğu arzu onu tamamen yok etmesin diye, ağlayarak kaçardı.

Angarak ülkelerinde asırlar geçip gitti ve Angaraklar yaralı tanrılarına Kal Torak, yani hem Kral hem Tanrı dediler.

Belar Alornlan kuzeye götürmüştü. Tüm insan kavimleri içinde en dayanıklı ve savaşkan olan onlardı; Belar yüreklerine Angaraklara karşı ebedi bir kin yerleştirdi. Korkunç kılıçlan ve baltalarıyla tüm kuzeyi, hatta hiç çözülmeyen buz topraklannı bile araştırdılar, kadim düşmanlanna ulaşacak bir yol aradılar.

Bir gün geldi, Alornların en büyük kralı Ayıcüsseli Çerek, Aldur Vadisine vanp Büyücü Belgarath’ı buldu. “Kuzeye giden yol açıldı,” dedi. “Alametler ve kehanetler uygun. Gece Şehri’ne giden yolu bulup

Taşı Tekgöz’den geri almamızın vakti geldi.”

Belgarath’ın kansı Poledra hamileydi ve Belgarath onu terk etmek istemiyordu. Ama Çerek ısrar etti. Bir gece kaçıp Çerek’in oğullan Boğaense Dras, Hızlıayak Algar ve Demirpençe Riva ile buluştular.

Kuzey topraklanna acımasız kış gelmişti ve kırlar yıldızlann altında don ve çelik grisi buzlarla parlıyordu. Yollannı bulmak için Belgarath bir büyü yaptı ve büyük bir kurt şeklini aldı. Sessiz adımlarla, ağaçların keskin soğuktan çatırdayıp parçalandığı kar kaplı ormanlara daldı. Don, kurdun boynunu ve omuzlannı gümüşe kesti ve o günden sonra Belgarath’ın saçı ve sakalı gümüş rengi kaldı.

Kar ve sislerin arasından Mallorya’ya geçtiler ve nihayet Cthol Mishrak’a. vardılar. Şehre giren gizli bir yol bulan Belgarath, onlan demir kulenin dibine götürdü. Sessizce yirmi asırdır insan ayağı değmemiş paslı demir merdivenleri tırmandılar. Yaralı yüzü çelik bir maskeyle gizlenmiş Torak’ın acılar içinde uyuduğu odaya korkuyla girdiler. Boğucu karanlıkta, uyuyan tannnın yanından gizlice geçtiler ve sonunda yaşayan Taşın saklandığı demir kutunun bulunduğu odaya vardılar.

Çerek Belgarath’a Taşı almasını söyledi, ama Belgarath reddetti. “Ona elimi süremem, yoksa beni mahveder,” dedi. “Bir zamanlar in-sanlann veya Tannlann dokunuşunu kabul ederdi, ama Torak onu anasına zarar vermek üzere kaldıralı beri iradesi katılaştı. Şimdi ona ancak hiçbir kötü niyeti olmayan, gönlünde hiçbir iktidar ya da mülkiyet hırsı bulunmayacak, hayatını tehlikeye atabilecek kadar temiz biri dokunabilir.”

“Hangi insanın ruhunun derinliklerinde hiçbir kötü niyet yoktur ki?” diye sordu Çerek. Ama Demirpençe Riva kutuyu açtı ve Taşı eline aldı. Taşın ateşi elinde parladı ama onu yakmadı.

“işte böyle Çerek,” dedi Belgarath. “En küçük oğlun temizmiş. Bu onun ve onun ardından Taşı taşıyacak olanlann kaderi.” Ve Belgarath, Riva’nın sırtına yüklediği ağırlığı bilerek içini çekti.

“Öyleyse bu kader onun sırtında olduğu sürece,” dedi Çerek, “kardeşleri ve ben de ona destek olacağız.”

Riva Taşın ışığını peleriniyle örttü ve tuniğinin içine soktu. Yeniden yaralı tannnın odasından geçtiler, paslı merdiveni inip gizli geçitten geçerek şehrin kapısına vardılar, oradan da çorak bozkırlara çıktılar.

Bir süre sonra Torak uyandı ve âdeti olduğu üzre, Taşın odasına

H KEHANETİN OYUNCAĞI

gitti. Ama kutu açık duruyordu ve Taş yoktu. Kal Torak’ın gazabı korkunç oldu. Koca kılıcını alarak demir kuleden çıktı; kuleye kılıcıyla bir kere vurdu ve kule çöktü. Angaraklara gökgürültüsü gibi bir sesle dedi ki: “Tembel ve aylak oldunuz ve hırsızın birinin, uğruna en müthiş bedeli ödediğim şeyi çalmasına izin verdiniz; bu yüzden şehrinizi yıkacağım ve yanan taş, Cthrag Yaska bana geri verilene kadar yeryüzünde avare gezeceksiniz.” Sonra Gece Şehri’ni harabeye çevirdi ve Angaraklan vahşi topraklara sürdü; Cthol Mishrak artık yoktu.

Üç fersah ötede Belgarath şehirden gelen çığlıkları duydu ve Torak’ın uyandığını anladı. “Şimdi peşimize takılacak,” dedi; “bizi ancak Taşın gücü kurtarabilir. Demirpençe, ordular bizi yakaladığında taşı kaldır ki onu görsünler.”

Torak başlannda, Angarak orduları onlara yetişti, ama Riva yaralı Tann ve orduları onu görsün diye Taşı kaldırdı. Taş düşmanını tanıdı. Nefreti yeniden alevlendi ve gazabıyla gökler aydınlandı. Torak çığlıklar atarak geri döndü; Angarak ordusunun ön safları ateşte eridi, sağ kalanlarsa kaçtılar.

Böylece Belgarath ve yolarkadaşlan Mallorya’dan kaçtılar ve kuzey bataklıklanndan geçerek Taşı yeniden Batı Krallıklarına getirdiler.

Bütün olup bitenleri bilen Tanrılar toplandılar ve Aldur dedi ki: “Eğer kardeşimiz Torak’la yeniden savaşa tutuşursak, kavgamız dünyayı yok edecek. O yüzden dünyadan elimizi eteğimizi çekmeliyiz ki kardeşimiz bizi bulamasın. Artık halkımıza yol göstermek ve korumak için vücudumuzla değil ruhumuzla burada olmalıyız. Dünyanın selameti için böyle olması gerekiyor. Çünkü savaşı başlattığımız gün dünya yok olur.”

Tanrılar dünyayı terk etmek zorunda kaldıkları için yas tuttular. Ama Arendlerin Boğa Tannsı Chaldan, “Peki, bizim yokluğumuzda Torak dünyaya hâkim olmayacak mı?” diye sordu.

“Hayır,” dedi Aldur. “Taş Demirpençe Riva’nın soyunun elinde kaldıkça, Torak hâkim olamaz.”

Böylece Tanrılar dünyayı terk ettiler ve geride sadece Torak kaldı. Ancak Taşın Riva’nın elinde olmasının kendi hâkimiyetine engel olduğunu bilmek ruhunu muazzep ediyordu.

Derken Belgarath, Çerek ve oğullarına dedi ki: “Şimdi Taşı korumak ve Torak’a karşı hazırlanmak için ayrılmalıyız. Her birimiz hazırlanmak için anlattığım şekilde ayrı bir yola gitmeliyiz.”

15

ÖNSÖZ

“Dediğin olacak Belgarath,” dedi Ayıcüsseli Çerek. “Bugünden itibaren artık Alorya yok, ama tek bir Alorn bile sağ kaldıkça, Torak’ın hâkimiyetini tanımayacağız.”

Belgarath başını kaldırdı. “Dinle Tekgöz Torak,” diye haykırdı. “Yaşayan Taş emin bir yerde ve o varken sen hâkim olamayacaksın. Ola ki bir gün karşımıza çıkarsan, seninle harbe tutuşacağım. Her gün gözüm üzerinde olacak ve ta kıyamete kadar hâkimiyetine mani olacağım.”

Mallorya’nın çorak bozkırlarında Kal Torak Belgarath’ın sesini duydu ve öfkeyle tepindi, çünkü yaşayan Taşın artık erişemeyeceği bir yerde olduğunu anlamıştı.

Sonra Çerek oğullarını kucakladı ve bir daha görüşmemek üzere onlardan ayrıldı. Dras kuzeye gitti ve Mrin nehrinin kıyılarına yerleşti. Boktor’da bir şehir kurdu ve ülkesinin adına Drasniya dedi. O ve çocukları kuzey bataklıklarını kolladılar ve düşmanın geçmesine izin vermediler. Algar halkıyla birlikte güneye indi ve Aldur nehrinin suladığı ovalarda atlar buldu. Atlan ehlileştirip sürmesini öğrendiler ve insanın tarihinde ilk kez atlı savaşçılar ortaya çıktı. Ülkelerine Algar-ya dediler ve sürülerini güderek göçebe hayatı yaşamaya başladılar. Çerek yalnız başına ve oğullarından ayrılmanın üzüntüsüyle Val Alorn’a döndü. Uzun savaş gemileri yaparak denizlerde kol gezdi ve düşmanları denizlerine sokmadı.

Taşın koruyucusu ise en uzun yolculuğa çıktı. Riva halkını alarak Sendarya’nın batı kıyısına gitti. Orada gemiler inşa etti ve halkıyla birlikte Rüzgârlar Adası’na geçtiler. Buraya varınca gemilerini yaktılar, bir kale ve kalenin etrafında duvarlarla çevrili bir şehir yaptılar. Şehre Riva, kaleye de Riva Kralının Şatosu dediler. Sonra Alornlann Tanrısı Belar, gökten iki demir yıldız düşürdü ve Riva bu yıldızlan alıp birinden bir kılıç ağzı, diğerinden ise bir kabza yaptı, Taşı da kabzanın başına yerleştirdi. Kılıç o kadar büyüktü ki Riva’dan başka kimse kaldıramıyordu. Mallorya’nın çorak bozkırlarında Kal Torak, kılıcın dövülüşünü ruhunda hissetti ve ilk kez korkuyu tattı.

Kılıç, Riva’nın tahtının arkasındaki kara taş duvara, Taş üste gelecek şekilde asıldı; kılıç taş duvarla öylesine kaynaşmıştı ki, Riva’dan başka kimse onu yerinden alamazdı. Riva tahtında oturduğunda Taş soğuk bir ateşle yanıyordu. Kılıcı duvardan alıp kaldırdığında ise soğuk ateşten bir dile dönüşüyordu.

En büyük mucize ise Riva’nın varisinin belirlenmesindeydi. Her

16

KEHANETİN OYUNCAĞI

Birinci Kısım

SENDARYA

kuşakta, Riva soyundan bir çocuk avucunda Taşın izini taşıyordu. Bu izle doğan çocuk taht odasına götürülüyor ve eli, Taş onu tanısın diye üzerine konuluyordu. Her çocuğun dokunuşunda Taşın parlaklığı artıyor, yaşayan Taşla Riva soyu arasındaki bağ her kaynaşmada biraz daha güçleniyordu.

Belgarath yoldaşlarından ayrılınca Aldur Vadisine döndü. Ancak oraya vardığında kansı Poledra’nın ikiz kız çocukları doğurduktan sonra öldüğünü öğrendi. Acı içinde, daha büyük olan kıza Polgara adını verdi. Polgara’nın saçları kuzgun kanadı kadar karaydı. Belgarath büyücü usulünce elini kızının başına koydu ve elinin değdiği yerdeki bir bukle saç buz beyazına döndü. O zaman Belgarath’ı bir düşüncedir aldı, çünkü beyaz bukle büyücülerin işaretiydi ve Polgara bu işareti taşıyan ilk kız çocuğuydu.

tkinci kızı beyaz tenli ve altın rengi saçlıydı ve büyücü işaretini taşımıyordu. Ona Beldaran adını verdi ve kara saçlı kızı Polgara’yla Belgarath Beldaran’ı her şeyden çok sevdiler ve onun sevgisi için birbirleriyle yarıştılar.

Polgara ve Beldaran on altı yaşlarına geldiklerinde Aldur’un Ruhu Belgarath’a rüyasında göründü ve “Sevgili müridim,” dedi; “senin soyunla Taşın koruyucusunun soyunu birleştireceğim. O yüzden hangi kızının Riva Kralının kansı ve soyunun anası olacağını seç, çünkü dünyanın Torak’ın kara gücünü hükümsüz kılacak olan umudu o soydadır.”

Ruhunun derin sessizliğinde Belgarath Polgara’yı seçmek istedi. Ama Riva Kralının omuzlanndaki büyük yükü düşündü ve onun yerine Beldaran’ı yolladı ve ardından ağladı. Polgara da uzun uzun ve acıyla ağladı kardeşinin ardından, çünkü onun bu yüzden yaşlanıp öleceğini biliyordu. Ama zamanla baba kız birbirlerini teselli ettiler ve yavaş yavaş birbirlerini tanır oldular.

Torak’ı gözlemek için güçlerini birleştirdiler. Bazılan der ki, hâlâ yaşarlarmış ve sayısız asır boyunca nöbetlerini sürdürürlermiş.

BİRİNCİ BÖLÜM

ARION’UN ilk hatırladığı şey, Faldor’un çiftliğinin mutfağıydı. Hayatının geri kalan kısmında mutfaklara hep özel, sıcak bir ilgi duymuştur; mutfaklara ve bir araya geldiklerinde sevgi, yiyecek, huzur, güvenlik ve hepsinden önemlisi, ev denen şey hakkında curcunah bir ciddiyet hissi yaratan ses ve kokulara. Hayatta ne kadar yükselirse yükselsin, bütün anılarının o mutfakta başladığını hiç unutmadı.

Faldor’un çiftliğindeki mutfak, fırınlar, kazanlar ve kemerli, mağara gibi ocakların üzerinde dönüp duran dev şişlerle dolu, büyük, alçak kirişli bir odaydı. Uzun, ağır masaların üzerinde ekmekler yoğu-rulur, tavuklar yolunur, havuçlar ve kerevizler uzun, kıvnk bıçakların seri, salınan darbeleriyle doğranırdı. Garion çok küçükken o masaların altında oynardı; çok kısa zamanda parmaklarını masaların etrafında çalışan mutfak görevlilerinin ayaklan altına sokmaması gerektiğini öğrenmişti. Bazı akşamüstleri yorulduğunda bir köşeye uzanır, yüzlerce tencereden ve beyaz badanalı duvarlardaki çivilere asılı bıçaklardan, uzun saplı kaşıklardan yansıyan parlak ateşlerden birini seyre dalar, huşu içinde, eksiksiz bir huzur ve çevresindeki dünyayla uyum hissiyle uyuyakalırdı.

Mutfağın ve mutfakta olup biten her şeyin merkezi Pol Teyzeydi. Nasıl beceriyorsa, aynı anda her yerde birden olmayı başarırdı. Fırın tepsisindeki kazı yağlayan, kabaran bir somuna şeklini veren ya da fırından yeni çıkmış bir jambonu süsleyen son dokunuş hep onun elinden çıkardı. Mutfakta çalışan bir sürü insan olmasına rağmen, ekmek olsun, haşlama olsun, çorba olsun, fırınlanmış et olsun, sebze olsun, hiçbir şey Pol Teyzenin eli en az bir kere değmeden mutfağı terk etmezdi. Her yemeğin tam nasıl olması gerektiğini kokusundan, tadından ya da daha yüksek bir içgörüyle anlar ve bir tutam, bir nebze kata-

20

21

KEHANETİN OYUNCAĞI

SENDARYA

rak, toprak baharat kaplarını şöyle bir silkeleyerek kıvamını tuttururdu. Sanki bir tür büyü vardı onda; sıradan insanların ötesinde bir bilgi ve güç. Ama en meşgul olduğu zamanlarda bile, Garion’un nerede olduğunu tamı tamına bilirdi. Tam bir kek kabartırken, özel bir pastayı süslerken ya da doldurulmuş tavuğu kapatırken, hiç o tarafa bakmadan ayağını uzatıp Garion’u ayak altından güvenli bir yere çekiverirdi.

Garion biraz büyüdüğünde bunu bir oyun haline getirdi. Pol Teyzenin kendisini fark edemeyecek kadar meşgul olduğu bir anı kollar, sonra gülerek, küçük, güçlü bacaklarıyla kapıya doğru koşmaya başlardı. Ama Pol Teyze onu her seferinde yakalardı. Garion da gülerek boynuna sarılıp onu öper, sonra da bir köşeye çekilip yeniden kaçmak için fırsat kollardı.

O yıllarda Pol Teyzesinin dünyadaki en önemli ve en güzel kadın olduğuna inanmıştı. Bir kere çevresindeki bütün kadınlardan daha uzun boyluydu, neredeyse bir erkek kadar, ayrıca yüzü de hep ciddiydi, neredeyse asık yüzlü denecek kadar; Garion’la birlikte olduğu zamanlar hariç tabii. Saçları uzun ve çok koyu renkliydi, neredeyse siyah; alnının sol tarafındaki kar beyazı bir perçem hariç. Gece, onu mutfağın üzerindeki odalarında, kendisininkinin hemen yanındaki yatağına yatırıp sıkıca örttüğünde, uzanıp o perçeme dokunurdu, Pol Teyze de gülümseyip yumuşacık eliyle yüzünü okşardı. O zaman Pol Teyzenin orada, ona mukayyet olduğunu bilmenin huzuruyla uykuya dalardı.

Faldor’un çiftliği, batısında Rüzgârlar Denizi, doğusunda ise Çe-rek Körfezi bulunan sisli bir krallık olan Sendarya’nın neredeyse tam ortasındaydı. O mekânın ve zamanın tüm çiftlik evleri gibi, Faldor’un çiftliği de bir-iki evden değil, sağlam bir kapısı olan merkezi bir alanın çevresine toplanmış kulübeler, ahırlar, kümesler ve güvercinliklerden oluşan sağlam bir binalar kümesiydi. Binaların ikinci katlan boyunca, duvarların ötesindeki topraklan eken ve süren işçilerin yaşadığı irili ufaklı odalar diziliydi. Faldor’un kendi dairesi, işçilerinin günde üç kez, hasat zamanlan ise bazen dört kez toplanıp Pol Teyzenin mutfağının ihsanlanyla şölen yaptıklan merkezi yemek salonunun üzerindeki kare şeklindeki kuledeydi.

Kısacası, çok mutlu ve uyumlu bir yerdi burası. Çiftçi Faldor iyi bir efendiydi. Uzun burunlu, daha da uzun çeneli, uzun boylu ciddi bir adamdı. Pek az gülmesine, hatta pek az gülümsemesine rağmen, yanında çalışanlara iyi davranır, onlan terlerinin son damlasına kadar

çalıştırmaktan ziyade, sağlık ve refah içinde yaşatmakla daha fazla ilgilenir gibi görünürdü, îşletmesindeki altmış küsur insan için bir efendiden çok bir baba gibiydi. Yemeğini onlarla birlikte yerdi; seyrek görülen bir durumdu bu, çünkü bölgedeki çoğu çiftçi kendilerini işçilerinden ayn tutmayı tercih ederdi. Yemek salonunun ortasındaki masanın başındaki varlığı, bazen gürültücülük yapmaya eğilimli gençler üzerinde sakinleştirici bir etki yapardı. Çiftçi Faldor dindar bir adamdı ve her yemekten önce mutlaka Tannlara kendilerini kutsamalan için sade bir dua ederdi. Çiftliğinin halkı onun bu huyunu bildiği için yemeklerden önce yemek salonuna kibarca girer, Pol Teyzenin ve yardımcılannın önlerine koyduğu tabaklara saldırmadan önce dindarca bir saygıyla duanın bitmesini beklerlerdi.

Faldor’un iyi kalbi ve Pol Teyzenin becerikli parmaklan sayesinde çiftlik, yirmi fersahlık bir bölge içinde çalışması ve yaşaması en iyi yer olarak nam salmıştı. Yakındaki Yukarı Gralt köyünün meyhanesinde akşamlar, Faldor’un çiftliğinde sunulan neredeyse mucizevi yemeklerin tasviriyle geçerdi. Başka çiftliklerde çalışan kısmetsizler, birkaç kupa bira içtikten sonra, Pol Teyzenin fınnlanmış kazının tarifini duyduklannda açık açık ağlarlardı; Faldor’un çiftliğinin ünü tüm bölgeyi sarmıştı kısacası.

Çiftlikte Faldor’dan sonra en önemli kişi, demirci Durnik’ti. Garion büyüyüp de Pol Teyzenin göz menzilinden dışan çıkmasına izin verilince, hemen demirci işliğinin yolunu keşfetti. Durnik’in ocağından çıkan kıpkızıl parlayan demir, onu büyülüyordu. Durnik kahverengi saçlı, sıradan görünüşlü bir adamdı; fazla bir özelliği olmayan yüzü, ocağının sıcaklığından pespembeydi. Ne uzun ne kısa, ne zayıf ne de şişmandı, îzan sahibi ve sessizdi; birçok meslektaşı gibi de son derece kuvvetliydi. Kaba deriden bir yelek ve deri bir önlük giyerdi. Bunlann ikisi de ocağından uçuşan kıvılcımlar yüzünden yanık izleriyle doluydu. Sendarya’nın o bölgesinde âdet olduğu üzre dar bir pantolonu ve yumuşak deri çizmeleri vardı. Başlangıçta Durnik’in Garion’a söylediği tek şey, ellerini ocaktan ve kızgın demirden uzak tutması gerektiğiydi. Ancak zamanla arkadaş oldular ve Durnik daha sık konuşmaya başladı.

“Başladığın işi mutlaka bitir,” derdi. “Kızgınken bir yana bırakıp sonra gereğinden fazla yeniden ısıtmak, demire iyi gelmez.”

“Neden?” diye sorardı Garion.

“Öyledir işte,” diye omuzlarını silkerdi Durnik.

22

23

SENDARYA

KEHANETİN OYUNCAĞI

Bir araba dingilinin metal kısmını onarmayı bitirip son birkaç eğe darbesiyle düzeltirken, “Daima elinden gelenin en iyisini yap,” demişti.

“Ama o parça altta kalıyor,” demişti Garion. “Kimse görmeyecek ki.”

Durnik metali düzeltmeye devam ederek, “Ama ben onun orada olduğunu biliyorum ya,” demişti. “Eğer elimden gelenin en iyisini yapmamışsam, o arabayı her gördüğümde utanırım; bu arabayı da her gün göreceğim.”

Böyle devam etti dostlukları. Durnik hiçbir özel gayret göstermeden, küçük çocuğu çalışkanlık, tutumluluk, izan, kibarlık ve işbilirlik gibi, Sendar toplumunun belkemiğini oluşturan erdemlerle eğitiyordu.

Önceleri, Pol Teyze demirci dükkanındaki bariz tehlikeleri düşünerek, Garion’un buranın cazibesine kapılmasından kaygılanmıştı; ancak bir süre mutfak kapısından onları seyrettikten sonra, Durnik’in Garion’un güvenliği konusunda kendisi kadar hassas olduğunu gördü ve endişesi azaldı.

“Eğer oğlan seni rahatsız ederse Durnik Efendi,” dedi büyük bir bakır kazanı demirciye tamire getirdiği bir gün, “kovalamakta tereddüt etme. Ya da bana söyle, ben onu mutfak civarında tutarım.”

“Bir zararı yok Pol Hanım,” dedi Durnik gülümseyerek. “Akıllı çocuk Garion, ayak altında dolaşmamayı biliyor.”

“Ne kadar iyi huylusun dostum Durnik,” dedi Pol Teyze. “Oğlanın sorulan bitmek bilmez. Birine cevap ver, bir düzine yeni soru bulur.”

“Oğlanlar öyledir,” dedi Durnik, kazanın dibindeki deliğin çevresine yerleştirdiği kil halkanın içine dikkatle kaynar metal dökerken. “Çocukken ben de çok soru sorardım. Babam ve beni eğiten demirci ihtiyar Bari, bana cevap verecek kadar sabırlıydılar. Aynı sabrı ben de Garion’a göstermezsem, onlara borcumu ödememiş olurum.”

Garion yakında oturmuş, nefesini tutarak konuşmayı izliyordu. Taraflardan birinin edeceği tek bir yanlış sözün demirciye bir daha girmesinin anında yasaklanmasına yol açacağını biliyordu. Pol Teyze tamir olmuş kazanıyla bahçenin sıkıştırılmış toprak zemini üzerinden yürüyerek mutfağa dönerken, Garion Durnik’in ona bakışını gördü ve zihninde bir fikir belirdi. Basit bir fikirdi, ama harika yanı, herkes için faydalı bir yanı olmasıydı.

O gece, Pol Teyze kulaklarını sert bir bezle silerken acıyla “Pol

Teyze, “dedi.

“Evet?” Pol Teyzenin dikkati bu kez boynuna çevrilmişti.

“Neden Durnik’le evlenmiyorsun?”

Pol silmeyi bıraktı aniden: “Ne?”

“Bence çok iyi bir fikir.”

“Yaa, öyle mi?” Sesinde öfke belirtileri vardı ve Garion tehlikeli bir zeminde olduğunu anladı.

“O da senden hoşlanıyor,” dedi kendini savunarak.

“Eh, artık herhalde bu konuyu onunla da konuşmuşsundur?”

“Hayır,” dedi Garion, “önce seninle konuşmanın daha iyi olacağını düşünmüştüm.”

“Bak, bu iyi fikirmiş işte.”

“Ama istersen yarın sabah onunla konuşabilirim.”

Bir kulağı sertçe yakalanarak kafası çevrildi. Garion kulaklarının Pol Teyze için fazla elverişli olduğunu düşünmeden edemedi.

“Sakın bu saçmalıktan Durnik’e ya da bir başkasına tek kelime bile edeyim deme,” dedi Pol, kara gözlerinde Garion’un daha önce hiç görmediği bir ateşle.

“Öylesine bir düşünceydi işte.”

“Kötü bir düşünce. Bundan sonra düşünmeyi büyüklere bırak.” Kulağını hâlâ tutuyordu.

Aceleyle, “Nasıl istersen,” dedi Garion.

O gece sakin karanlıkta yataklarına uzanmışken soruna başka bir açıdan yaklaşmayı denedi.

“Pol Teyze?”

“Evet?”

“Durnik’le evlenmek istemediğine göre, kiminle evlenmek istiyorsun?”

“Garion,” dedi Pol.

“Evet?”

“Çeneni kapa ve uyu.”

incinmiş bir sesle “Bilmek hakkımdır diye düşünmüştüm,” dedi Garion.

“Garion!”

“Tamam, uyuyorum, ama haksızlık ediyorsun bence.”

Pol derin bir nefes aldı. “Pekâlâ,” dedi. “Evlenmeyi düşünmüyorum. Evlenmeyi hiç düşünmedim, ileride de düşüneceğimi hiç sanmıyorum; bunlarla uğraşamayacak kadar önemli işlerim var.”

24

KEHANETİN OYUNCAĞI

SENDARYA

25

“Üzülme Pol Teyze,” dedi Garion, onu rahatlatmaya çalışarak. “Büyüyünce ben evlenirim seninle.”

Bunun üzerine Pol güldü, derin, dolu dolu bir kahkahayla, sonra karanlıkta uzanarak onun yüzünü okşadı. “Hayır, Garion’cuğum,” dedi. “Senin evleneceğin başka bir kadın var.”

“Kim?” diye sordu çocuk.

“Zamanı gelince görürsün,” dedi kadın esrarengiz bir tavırla. “Şimdi uyu bakalım.”

“Pol Teyze?”

“Evet?”

“Annem nerede?” Ne zamandır sormaya niyetlendiği bir soruydu bu.

Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Pol Teyze içini çekti. “Öldü,” dedi sessizce.

Garion ansızın bir üzüntü dalgasının içini kapladığını hissetti, dayanılmaz bir acıydı bu. Ağlamaya başladı.

Bunun üzerinde Pol Teyze yatağının başucunda beliriverdi. Yere diz çöküp onu kucakladı. Sonunda, çok uzun bir süre sonra, Pol Teyze onu kendi yatağına götürdükten ve üzüntüsü vaktini doldurup geçene kadar kollarında tuttuktan sonra, Garion kırık bir sesle sordu: “Nasıl biriydi? Annem yani?”

“Şansındı,” dedi Pol Teyze. “Çok genç ve çok güzeldi. Sesi çok tatlıydı ve çok mutlu bir kadındı.”

“Beni seviyor muydu?”

“Hayal edebileceğinden de çok.”

Sonra Garion yeniden ağladı, ama bu kez ağlaması daha sakindi, acıdan değil de kederden ağlıyor gibiydi.

Pol Teyze uyuyakalana kadar sıkı sıkı tuttu onu kollarında.

Altmış kişilik bir topluluk olduğu için, haliyle Faldor’un çiftliğinde başka çocuklar da vardı. Çiftlikteki daha büyük çocukların hepsi çalışıyordu, ama aşağı yukarı Garion’un yaşlarında üç çocuk daha vardı. Bu üçü onun oyun arkadaşı ve dostu oldular.

En büyük çocuğun adı Rundorig’di. Garion’dan bir-iki yaş daha büyük, biraz daha uzun boyluydu. En büyükleri olduğu için önderlerinin de o olması beklenirdi, ama Rundorig bir Arend olduğu için anlayışı azıcık kıttı, bu yüzden de daha küçük çocukların önderliğini neşeyle kabul ediyordu. Sendarya krallığı, diğer krallıkların aksine çe-

şitli ırklardan insanların bir arada bulunduğu bir yerdi. Çerekler, Al-garlar, Drasniyalılar, Arendler, hatta önemli miktarda Tolnedralı kaynaşarak Sendar ülkesinin çekirdeğini oluşturmuşlardı. Arendler çok cesurdular tabii ki, ama aynı zamanda da kalın kafalılıkları meşhurdu.

Garion’un ikinci arkadaşının adı Doroon’du; küçük, eline çabuk bir çocuk olan Doroon’un soyu o kadar karışıktı ki ona ancak Sendar denilebilirdi. Doroon’un en önemli özelliği sürekli koşuşturma halinde olmasıydı; eğer koşabilecek durumdaysa asla yürümezdi. Ayaklan gibi kafası ve dili de aceleden sürekli tökezlenirdi. Durmadan ve çok hızla konuşurdu ve hep heyecanlıydı.

Bu dörtlünün tartışmasız önderi, Zubrette adlı kızdı. Altın rengi saçlan olan bu baştan çıkarma uzmanı, oynayacakları oyunlan icat eder, onlara hikâyeler anlatır ve Faldor’un mey va bahçelerinden kendisine elma ve erik çalmalan için oğlanlan kışkırtırdı. Küçük bir kraliçe gibi yönetirdi hepsini, oğlanlan birbirlerine karşı kışkırtır, kavgalar çıkanrdı. Kalpsiz bir kızdı ve oğlanlann üçü de zaman zaman ondan nefret etmelerine rağmen, en küçük kaprisine bile kölece boyun eğerlerdi.

Kışlan, çiftliğin yakınındaki karlı tepeden aşağı geniş tahtalann üzerinde kayarlar ve akşamın mor gölgeleri kar üzerinde uzanmaya başlarken, ıslak ve karla kaplı bir halde, çatlak eller ve parlayan yanaklarla eve dönerlerdi. Ya da, demirci Durnik buz kalınlığının güvenli olduğunu ilan ettikten sonra, çiftlik binalannın hemen doğusunda, Yukan Gralt yolu üzerindeki bir vadide buz gibi panldayan donmuş gölcükte dur durak bilmeden kayarlardı. Hava çok soğuk olduğunda ya da bahara doğru, yağmurlar ve ılık rüzgârlar karı cıvıklaştı-np gölcükte kaymayı güvensiz hale getirdiği zaman, samanlıkta toplanır ve balkondan zemindeki yumuşak samanlann üstüne atlarlar, saçlannı saman çöpleriyle, burunlannı da yazın kokusunu taşıyan tozlarla doldururlardı.

Baharda gölcüğün sazlık kıyılannda kurbağa yavruları yakalar, ağaçlara tırmanıp kuşlann yüksek dallarda çerçöpten kurduğu yuvalardaki mavi yumurtalan hayranlıkla seyrederlerdi.

Güzel bir bahar sabahı, Zubrette onlan ağacın daha yüksek dallarına tırmanmalan için kışkırttığında, düşüp kolunu kıran Doroon oldu tabiatiyle. Rundorig ağzı açık, çaresiz bir halde yaralı arkadaşına ba-kakaldığı için ve Zubrette de daha Doroon yere değmeden toz olduğu için, bazı gerekli kararlan verme işi de Garion’a kaldı. Kum rengi saç-

27

26

SENDARYA

KEHANETİN OYUNCAĞI

lannın çerçevelediği genç yüzünde ciddi bir ifadeyle durumu bir-iki saniye boyunca temkinli bir biçimde değerlendirdi. Kolun kırılmış olduğu belliydi; rengi uçmuş ve dehşete kapılmış olan Doroon ise, ağlamamak için dudağını ısmyordu.

O sırada Garion’un gözüne bir kıpırtı ilişti ve hızla başını kaldırarak baktı. Kocaman siyah bir ata binmiş kara pelerinli bir adam, pek uzak olmayan bir mesafeden olup biteni dikkatle izliyordu. Göz göze geldiklerinde, Garion bir an için vücudunda bir ürpertinin dolaştığını hissetti ve bu adamı daha önce de görmüş olduğunu fark etti; kendisini bildi bileli bu karanlık adam hep göz ucuyla görebileceği yerlerde olmuştu, hiç konuşmadan, hep izleyerek. O sessiz bakışta soğuk bir düşmanlık vardı, bir de düşmanlıkla kansan ve korkuya çok benzeyen ama tam da korku olmayan bir his. Tam o sırada Doroon inledi ve Garion dönüp ona baktı.

Dikkatle kırık kolu ip kemeriyle Doroon’un göğsüne bağladı, sonra Rundorig’le birlikte ayağa kalkmasına yardım ettiler.

“Bari bize yardım etseydi,” dedi Garion kızgınlıkla.

“Kim?” diye sordu Rundorig etrafına bakınarak.

Garion kara pelerinli adamı göstermek için döndü, ama atlı yok olmuştu.

“Ben kimseyi görmedim,” dedi Rundorig.

“Canım acıyor,” dedi Doroon.

“Üzme kendini,” dedi Garion. “Pol Teyze halleder.”

Halletti de. Üç çocuk mutfağının kapısında belirdiklerinde, durumu bir bakışta anladı. “Buraya getirin,” dedi Rundorig’le Garion’a, sesinde en ufak bir heyecan belirtisi bile yoktu. Sararmış ve şiddetle titreyen çocuğu fırınlardan birinin yanında bir tabureye oturttu ve kilerlerden birinin arkasındaki yüksek bir raftan aldığı toprak çanakların içindeki şifalı otlan kaynatmaya başladı.

“Bunu iç,” dedi Doroon’a dumanı tüten bir bardak uzatarak.

“Kolumu iyileştirecek mi?” diye sordu Doroon kötü kokulu sıvıya kuşkuyla bakarak.

“Sen iç hele,” diye emretti Pol Teyze; bir yandan da kırığa destek olacak tahta parçaları ve sargı bezlerini hazırlıyordu.

“Iğğğ!” dedi Doroon yüzünü buruşturarak, “iğrenç.”

“Öyle olması lazım,” dedi Pol. “Hepsini iç.”

“içmesem daha iyi olacak.”

“Pekâlâ.” Tahtalan ve sargı bezlerini bir yana itip, duvardaki bir

çengelden uzun ve çok keskin bir bıçak aldı.

Doroon titrek bir sesle, “Onunla ne yapacaksın?” diye sordu.

“ilacı içmediğine göre,” dedi Pol yumuşak bir sesle, “kesmem gerekecek.”

“Kesmek mi?” diye bir çığlık attı Doroon gözleri yuvalanndan uğrayarak.

“Şuradan olabilir,” dedi Pol, bıçağın sivri ucunu dirseğe düşünceli bir tavırla dokundurarak.

Gözleri yaşaran Doroon sıvının kalanını bir dikişte bitirdi; birkaç dakika sonra başı önüne düşüyor, taburenin üstünde uyukluyordu neredeyse. Pol Teyze kmk kemiği yerine oturturken bir çığlık attı, ama tahtalar yerleştirilip kol sanldıktan sonra yeniden uyuklamaya başladı. Pol Teyze Doroon’un dehşet içindeki annesiyle kısaca konuştu, sonra Durnik’e çocuğu yatağına götürmesini söyledi.

“Kolunu sahiden kesmeyecektin, değil mi?” diye sordu Garion.

Pol Teyze yüzündeki ifade hiç değişmeden ona baktı ve “Sen öyle san,” dedi; Garion şüpheye kapılmadan edemedi. Bunun üzerine Pol Teyze, “Zubrette Hanım’la iki çift laf etmenin vakti geldi galiba,” dedi.

“Doroon ağaçtan düştüğünde kaçıp gitti,” dedi Garion.

“Git bul onu.”

“Saklanıyordur,” diye itiraz etti Garion. “işler ters gittiğinde hep saklanır zaten. Nerde bulacağımı bilmiyorum.”

“Garion,” dedi Pol Teyze, “Sana nerede bulacağını bilip bilmediğini sormadım. Bulup bana getirmeni söyledim.”

“Ya gelmezse,” diye kendini emniyete almaya çalıştı Garion.

“Garion!” Pol Teyzenin sesinde öyle bir kesinlik vardı ki, Garion hızla uzaklaştı.

“Ben bir şey yapmadım,” diye yalana başladı Zubrette, Garion onu Pol Teyzenin mutfağına getirir getirmez.

“Sen,” dedi Pol Teyze Zubrette’e tabureyi göstererek. “Otur!”

Zubrette ağzı açık, irileşmiş gözlerle tabureye çöktü.

“Sen,” dedi Pol Teyze Garion’a kapıyı göstererek. “Dışan!”

Garion çabucak dışan fırladı.

On dakika sonra, hüngür hüngür ağlayan küçük kız tökezleyerek mutfaktan çıktı. Pol Teyze kapıda durmuş buz gibi sert gözlerle onu izliyordu.

28

KEHANETİN OYUNCAĞI

“Dövdün mü onu?” diye sordu Garion umutla. Pol Teyze onu bakışlarıyla ezerek “Tabii ki hayır,” dedi. “Kızlar dövülmez.”

“Ben olsam döverdim,” dedi Garion hayal kınklığıyla. “Ne yaptın peki?”

“Senin işin gücün yok mu?” diye sordu Pol Teyze.

“Hayır,” dedi Garion, “pek yok.” Bu bir hataydı tabii ki.

“Güzel,” dedi Pol Teyze kulaklarından birini yakalayarak. “Hayatını kazanmaya başlama vaktin geldi. Bulaşıkhanede bir sürü kirli kap kaçak var. Onların temizlenmesini istiyorum.”

“Bana niye kızdığını anlamıyorum,” diye itiraz etti Garion kıvranarak. “Doroon’un ağaca tırmanmasında benim bir kabahatim yok ki.”

“Bulaşıkhaneye Garion,” dedi Pol. “Hemen.”

Baharın geri kalan kısmı ve ilk yaz sakin geçti. Doroon kolu iyileşene kadar oynayacak halde değildi tabii; Zubrette ise Pol Teyze ona her ne söylediyse bundan o kadar sarsılmıştı ki diğer çocuklardan kaçıyordu. Garion’un oynayabileceği bir tek Rundorig kalmıştı ama o da pek parlak bir zekâya sahip olmadığı için oyunları o kadar eğlenceli olmuyordu. Yapacak başka işleri olmadığından çocuklar sık sık tarlaya gidip işçilerin çalışmalarını seyrediyor, konuşmalarını dinliyorlardı.

îşe bakın ki, o yaz Faldor’un çiftliğindeki adamlar batı ülkelerinin tarihindeki en müthiş olay olan Vo Mimbre Savaşından bahsediyorlardı, işçiler, Kal Torak’ın sürülerinin beş yüz yıl kadar önce ansızın batıya saldırmalarının hikâyesini anlatırken, Garion ve Rundorig büyülenmiş gibi dinliyorlardı.

Her şey, dünyanın o kısmındaki insanların tarih verme düzenine göre 4865′te başlamıştı; Murgo, Nadrak ve Thull sürüleri doğu sıradağlarım geçip Drasniya’ya girmiş, onlan da sonsuz dalgalar halinde sayısız Malloryalı izlemişti.

Drasniya yerle bir edildikten sonra, Angaraklar güneye dönüp Al-garya’nın uçsuz bucaksız çayırlarına girmişler ve Algarya Kalesi denilen o muazzam kaleyi kuşatmışlardı. Kuşatma sekiz yıl sürmüş, en nihayet Kal Torak öfkeyle kuşatmadan vazgeçmek zorunda kalmıştı. Diğer krallıklar, Torak’ın ordusu batıya, Ulgo ülkesine yönelene kadar, Angarak istilasının yalnızca Alomlara değil tüm batıya yönelmiş olduğunu fark edememişlerdi. 4875 yılının yazında Kal Torak Arend ovasına inmiş ve burada, Vo Mimbre şehrinin önünde tüm batının or-

29

SENDARYA

dulannı birleşmiş halde karşısında bulmuştu.

Savaşa katılan Sendarlar, Riva Vekilharcı Brand’m komutasındaki güçlerin bir parçasıydılar. Rivalılar, Sendarlar ve Asturialı Arend okçularından oluşan bu kol, Angaraklara arkadan saldırmıştı, sol cenahtan Algarlar, Drasniyalılar ve Ulgolar, sağ cenahtan ise Tolnedralılar ve Çerekler saldırıyordu; tam cepheden ise Mimbre Arendlerinin efsanevi atlı saldırısı başlamıştı. Savaş saatlerce sürdü, ta ki savaş alanının ortasında Brand Kal Torak’la teke tek karşılaşana kadar. Bütün savaşın sonucu bu karşılaşmaya bağlıydı.

Bu muazzam dövüşten bu yana tam yirmi nesil geçmiş olmasına rağmen, Faldor’un çiftliğindeki Sendarlı çiftçilerin hafızasında sanki dün olmuş gibi tazeydi. Her darbe, her savuşturma, her atak tek tek tasvir ediliyordu. En son anda, tam yenilgisinin kaçınılmaz gibi göründüğü sırada, Brand kalkanının örtüsünü sıyırmış, Kal Torak gördüğü şeyden bir an için şaşkınlığa düşerek gardım indirmiş ve o anda vurularak devrilmişti.

Savaşın tasviri Rundorig’in Arend kanını kaynatmaya yetmişti. Garion ise bu hikâyelerin bazı sorulan cevapsız bıraktığım düşünüyordu.

Yaşlı işçilerden Cralto’ya, “Brand’m kalkanı neden örtülüymüş?” diye sordu.

Cralto omuzlarını silkerek, “Öyleymiş işte,” dedi. “Konuştuğum herkes öyle olduğunu söyler.”

“Kalkan büyülü muymuş?” diye ısrar etti Garion.

“Olabilir,” dedi Cralto, “ama kimsenin bundan bahsettiğini duymadım. Tek bildiğim, Brand kalkanının örtüsünü sıyırınca Kal Torak’ın kendi kalkanını indirdiği ve Brand’m kılıcını onun kafasına indirdiği; bana dediklerine göre gözüne sokmuş kılıcı.”

Garion inatla başını salladı: “Anlamıyorum,” dedi. “Böyle bir şey Kal Torak’ı nasıl korkutmuş olabilir?”

“Bilemem,” dedi Cralto. “Kimsenin de bunu açıkladığını duymadım.”

Hikâyenin gidişatından tatmin olmamasına rağmen, Garion Rundorig’in Brand’la Kal Torak’ın düellosunu canlandırma planına hemen razı oldu. Bir-iki gün boyunca ellerinde kılıç yerine geçen çubuklarla pozlar takınıp birbirlerine vurduktan sonra, Garion oyunu daha eğlenceli kılmak için bazı gereçlere ihtiyaçları olduğuna karar verdi. Pol Teyzenin mutfağından iki tencere ve iki kazan kapağı esrarengiz bir

SENDARYA

31

30

KEHANETİN OYUNCAĞI

biçimde kayboldu ve birer miğfer ve birer kalkanla donanmış olan Garion ve Rundorig, savaşmak için sakin bir köşeye çekildiler.

Her şey yolunda gidiyordu, ta ki Garion’dan daha büyük, daha uzun boylu ve daha güçlü olan Rundorig kafasına tahta kılıcıyla oturaklı bir darbe indirene kadar. Tencerenin kenan Garion’un kaşını yardı ve kaş kanamaya başladı. Garion’un kulakları ansızın çınlamaya başladı ve damarlarında kaynayan bir vecd hissi geldi üzerine ayağa kalkarken.

Daha sonra neler olduğunu hiç anlayamadı. Bölük pörçük anılar halinde, ağzından kendiliğinden dökülen ve anlayamadığı kelimelerle Kal Torak’a meydan okuduğunu hatırlıyordu. Rundorig’in tanıdık ve biraz aptal suratı gitmiş, yerine korkunç bir şekilde parçalanmış ve çirkin bir surat gelmişti. Garion çıldırmış gibi, beyni ateşler içinde yanarak o surata tekrar tekrar vuruyordu.

Derken her şey sona erdi. Zavallı Rundorig ayaklarının dibinde yatıyordu, korkunç saldırısının şiddetinden bayılmıştı. Garion yaptığı şeyden ötürü dehşete düşmüştü, ama aynı zamanda ağzında zaferin ateşli tadı vardı.

Daha sonra, çiftlikteki tüm yara berelerin tedavi edildiği mutfakta, Pol Teyze fazla soru sormadan yaralarını sardı. Rundorig’in ciddi bir yarası yoktu, sadece yüzünün çeşitli yerleri şişmeye ve morarmaya başlamıştı, bir de en başta gözleri uyum sağlamakta güçlük çekiyordu. Alnına konulan ıslak bezler ve Pol Teyzenin iksirlerinden biri onu hemen iyileştirdi.

Garion’un kaşındaki yara biraz daha fazla ilgi gerektiriyordu. Pol Teyze Garion’u Durnik’e tutturarak eline bir iğne ve iplik aldı ve hastasından yükselen ulumalara hiç aldırmadan, bir gömleğin kolunu di-kiyormuş gibi yarayı dikti. Aslında ezilmiş tencerelerle yamn yumru olmuş kazan kapaklan, onu iki çocuğun savaş yaralarından daha fazla ilgilendiriyordu sanki.

Her şey bittiğinde Garion müthiş bir baş ağrısıyla yatağına yatırıldı.

“Kal Torak’ı yendim ya!” dedi Pol Teyzeye uykulu uykulu.

Pol Teyze sertçe ona döndü. “Torak’ın adını nereden duydun sen?” diye sordu.

Garion sabırla, “Torak değil, Kal Torak, Pol Teyze,” diyerek onu bilgilendirdi.

“Cevap ver bana.”

“Çiftçiler hikâyeler anlatıyorlardı, ihtiyar Cralto filan. Brand, Vo Mimbre ve Kal Torak hakkında. Rundorig’le ben de o hikâyeleri oynuyorduk. Ben Brand olmuştum, o da Kal Torak. Ama kalkanımın örtüsünü açma fırsatı bulamadım. Oraya gelmeden Rundorig kafama vurdu.”

“Şimdi beni iyi dinle Garion,” dedi Pol Teyze, “dikkatle dinle. Bir daha Torak’ın adını ağzına almayacaksın.”

“Onun adı Kal Torak, Pol Teyze,” diye açıklamasını sürdürdü Garion, “sırf Torak değil.”

Bunun üzerine Pol Teyze bir tokat attı; daha önce hiç yapmadığı bir şeydi bu. Garion’un suratına yediği tokat canını yakmaktan çok şaşırtmıştı onu, çünkü sert bir tokat değildi. “Bir daha asla Torak adını ağzına almayacaksın. Asla!” dedi Pol Teyze. “Bu çok önemli Garion, hayat memat meselesi. Söz ver bana.”

“Bu kadar kızacak ne var ki,” dedi Garion kırgın bir sesle.

“Söz ver.”

“Peki söz veriyorum. Ama sadece bir oyundu.”

“Çok aptalca bir oyun,” dedi Pol Teyze. “Rundorig’i öldürebilirdin.”

“Bana ne olduğuna aldıran yok tabii!” diye isyan etti Garion.

“Sen zaten tehlikede değildin,” dedi Pol. “Uyu şimdi.”

Yarasından ve Pol Teyzenin içirdiği tuhaf, acı ilaçtan ötürü başı dönen Garion huzursuz bir şekilde uyuklarken, onun derin, güçlü sesinin, “Garion, Garion’um, çok küçüksün daha,” dediğini duydu. Daha sonra bir balığın suyun gümüşsü yüzeyine yükselmesi gibi derin uykudan sıyrıldığında, teyzesinin “Baba, sana ihtiyacım var,” dediğini duydu. Sonra yine huzursuz bir uykuya daldı ve rüyasında kara bir ata binmiş karanlık bir suretin her hareketini soğuk bir düşmanlıkla ve korkunun kıyılarında bir duyguyla izlediğini gördü; her zaman için orada olduğunu bildiği ama kimselere, Pol Teyzeye bile söylemediği o karanlık suretin de arkasında, Rundorig’le kavgasında bir an için gördüğü ya da görür gibi olduğu yaralı ve çirkin yüz duruyordu, ağza alınamayacak kadar kötü bir ağacın dehşet verici mey vasi gibi.

33

SENDARYA

İKİNCİ BÖLÜM

ARION’UN çocukluğunun sonu gelmez öğle vakti içinde, bu olaylardan kısa bir süre sonra, masalcı, Faldor’un çiftliğinin kapısında yeniden belirdi. Diğer insanlar gibi doğru dürüst bir adı yoktu sanki bu masalcının; ayrıca pek de hırlı birine benzemiyordu. Pantolonunun dizleri yamalıydı ve tekleri birbirinden farklı olan ayakkabılarından başparmakları fırlamıştı. Uzun kollu yün tuniğinin belinde ip bir kuşak vardı; Sendarya’nın o bölgelerinde pek rastlanmayan ve Garion’un pek hoşuna giden tuhaf kapüşonu, omuzlarını, sırtını ve göğsünü örtüyordu ve yiyecek içecek lekeleriyle kaplıydı. Bir tek koca cübbesi yenice gibi görünüyordu, ihtiyar masalcının saçı ve sakalı kısacık kesilmişti. Güçlü bir yüzü vardı, köşeli bir yüz; hatları ise soyuna dair hiçbir ipucu vermiyordu. Ne Arend’e ne Çerek’e, ne Algar’a ne Drasniyalı’ya, ne Rivalı’ya ne de Tolnedralı’ya benziyordu; çoktan unutulmuş bir ırktan geliyormuş gibiydi. Gözleri derin ve canlı bir maviydi, her dem genç kalan, hınzırlıkla dolu gözler.

Masalcı zaman zaman Faldor’un çiftliğine uğrar, her zaman da hoş karşılanırdı. Aslında yersiz yurtsuz bir serseriydi, hayatını dünyanın dört bir yanını dolaşıp hikâyeler anlatarak kazanıyordu. Anlattığı hikâyeler her zaman yeni değildi, ama anlatışında özel bir tür büyü vardı sanki. Sesi bazen gökgürültüsü gibi gümbürder, bazen meltem gibi fısıldardı. Aynı anda on-on iki ayn kişinin sesini taklit edebilirdi; o kadar sahici bir kuş sesi çıkarırdı ki, kuşlar onu dinlemek için topla-şırdı; kurt gibi uluduğunda ise dinleyenlerin saçları diken diken olur, yüreklerine Drasniya kışının derinlikleri gibi bir ürperti çöreklenirdi. Yağmurun ve rüzgârın sesini, hatta mucizevi bir şekilde, yağan karın sesini taklit edebilirdi. Hikâyelerinde kullandığı bu sesler onlara hayat verirdi; bu seslerle ve hikâyelerini ördüğü kelimelerle, tuhaf yer

ve zamanların görüntüleri, kokulan ve hissi, büyülenmiş dinleyicilerinin zihninde hayat bulurdu.

Tüm bu mucizelerin karşılığında birkaç öğün yemek, bir-iki bardak bira ve samanlıkta yatacak sıcak bir köşe dışında bir şey istemezdi. Dünyayı kuşlar gibi, mal ve mülkten azade, dolaşır dururdu.

Masalcı ve Pol Teyze arasında gizli bir tanışıklık vardı sanki. Pol, masalcının gelişini hep yüzünü ekşiterek sineye çekerdi; çünkü o etrafta dolanırken mutfağının değerli hazinelerinin emniyette olmadığını bilirdi. Masalcı yalanlardayken ekmekler ve pastalar ortadan kay-boluverirdi; bıçağı o kadar hızlıydı ki, Pol’un arkası dönükken özenle hazırlanmış bir kazın iki bacağı ya da göğüs etinin önemli bir kısmı üç darbede yokolurdu. Pol ona “ihtiyar Kurt” derdi ve Faldor’un çiftliğinin kapısında görünmesi, yıllardır sürdüğü anlaşılan bir müsabakanın yeniden başladığının habercisi olurdu. Bir yandan mutfağında hırsızlık yaparken, bir yandan da Pol’a dehşetli iltifatlarda bulunurdu. Kendisine kurabiye ya da kahverengi ekmek ikram edildiğinde kibarca reddeder, ama hemen sonra, elinin menzilinden çıkmadan tepsinin yansını yürütürdü. Bira fıçılannı ve şarap mahzenini daha kapıda belirdiği an ona teslim etseler de olurdu. Hırsızlıktan müthiş bir keyif alıyordu ve eğer Pol onu keskin gözleriyle aralıksız izlerse, bu defa da bir tek hikâye karşılığında mutfağı yağmalamaya hazır bir düzine suç ortağı buluyordu.

Maalesef, en yetenekli çıraklanndan biri de Garion’du. Biri tecrübeli diğeri de umut vadeden iki hırsız arasında bunaldığında, Pol Teyze eline bir süpürge alıyor ve ikisini birden ağır sözler ve darbelerle mutfağından kovalıyordu. Bunun üzerine ihtiyar masalcı çocukla birlikte gülerek mutfaktan tüyüyor, emniyetli bir köşe bulduklannda yürüttükleri meyvalan yiyorlar ve ihtiyar çalıntı şarabını ya da birasını yudumlayarak, öğrencisini çok uzak bir geçmişin hikâyelerine boğuyordu.

Tabii en iyi öyküler akşam yemeğinden sonraya saklanıyordu; yemek salonunda yemekler bitirildikten ve tabaklar kaldırıldıktan sonra, ihtiyar yerinden kalkıyor ve dinleyicilerini büyülü bir dünyaya götürüyordu.

Her zaman dindar bir kişi olan Faldor, bir akşam “Bize başlangıcı ve Tannlan anlat eski dostum,” dedi.

“Başlangıç ve Tannlar ha,” dedi ihtiyar. “Değerli bir konu Faldor, ama kuru ve tozlu da.”

34

KEHANETİN OYUNCAĞI

Pol Teyze fıçıya gidip köpüklü bir bardak bira doldurarak ihtiyarın önüne koyarken, “Bütün konular sana kuru ve tozlu geliyor ihtiyar Kurt, “dedi.

Masalcı birayı gösterişli bir reveransla kabul etti. “Bu bir meslek hastalığı, Pol Hanım,” diye açıkladı. Birasından koca bir yudum aldıktan sonra bardağı bir yana bıraktı. Bir an başını öne eğerek düşündü, sonra başını kaldırarak dosdoğru Garion’un yüzüne baktı, ya da ona öyle geldi. Sonra Faldor’un yemek salonunda hikâye anlatırken daha önce hiç yapmadığı garip bir şey yaptı: Cübbesine iyice sarınarak ayağa dikildi.

“Dinleyin,” dedi dolu dolu ve çınlayan bir sesle, “başlangıçta Tanrılar dünyayı ve denizleri ve toprağı yarattı. Gece göğüne yıldızlan serptiler ve dünyaya ışık versin diye güneşi ve onun karısı olan ayı yarattılar.

“Ve Tanrılar topraktan hayvanlar üresin, denizde balıklar olsun ve gökyüzü kuşlarla dolsun istediler ve öyle oldu.

“Ve Tanrılar insanları da yarattılar ve onları Halklara böldüler.

“Tanrıların sayısı yediydi ve hepsi eşitti ve isimleri Belar ve Chal-dan ve Nedra ve tssa ve Mara ve Aldur ve Torak’tı.”

Garion bu hikâyeyi biliyordu tabii; Sendarya’nın o bölgesinde yaşayan herkes bunu bilirdi, çünkü hikâye Alorn kaynaklıydı ve Sendarya’nın üç yanı Alorn krallıklarıyla çevriliydi. Hikâye tanıdık olmasına rağmen, daha önce hiç böyle anlatıldığını duymamıştı. Hayalinde Tanrılar dünyanın ilk yaratıldığı o günlerde yeryüzünde dolaşmaya başladılar ve Torak’ın yasaklanmış adı her geçtiğinde içini bir ürperti aldı.

Masalcı her tanrının kendisine nasıl bir halk seçtiğini anlatırken dikkatle dinledi: Belar Alornlan, îssa Nyissalılan, Chaldan Arendleri, Nedra Tolnedralılan, Mara Maragları (ki bu halk artık yoktu), Torak Angaraklan seçmişti. Tanrı Aldur’un nasıl diğerlerinden ayrı yaşadığını ve yalnızlık içinde yıldızlan izlediğini ve birkaç kişiyi öğrencileri ve müritleri olarak kabul ettiğini öğrendi.

Garion dinleyen diğer insanlara baktı. Onların da yüzleri huşu içindeydi. Dumik’in gözleri irileşmişti ve ihtiyar Cralto’nun elleri masanın kenarına kilitlenmişti. Faldor’un yüzü sararmıştı ve gözlerinde yaşlar vardı. Pol Teyze salonun gerisinde duruyordu. Hava soğuk olmamasına rağmen pelerinine sarınmıştı ve dikkat kesilmiş bir halde, dimdik duruyordu.

35

SENDARYA

“Derken bir gün,” diye devam etti ihtiyar masalcı, “Tann Aldur küre şeklinde bir mücevher yaptı ve o da ne! Mücevher kuzey göğünde parlayan yıldızların ışığını yakalayıp içine aldı. însanlann Aldur Taşı dedikleri bu mücevherin büyüsü o kadar güçlüydü ki, Aldur onun yardımıyla olmuş olanlan, olanları ve olacakları görebiliyordu.”

Garion nefesini tuttuğunu fark etti, çünkü kendini tamamen hikâyeye kaptırmıştı. Torak’ın Taşı çalmasının ve diğer tanrıların ona savaş açmasının hikâyesini dili tutulmuş bir halde dinledi. Torak Taşı yeryüzünü parçalamak ve denizleri taşırmak için kullandı ve Taş bu kötülüğe Torak’ın yüzünün sol yanım eritip sol eli ve sol gözünü yakarak karşılık verdi.

ihtiyar durakladı ve birasını bitirdi. Hâlâ pelerinine sannmış olan Pol Teyze ona bir bardak bira daha getirdi; ama hareketleri heybetliydi ve gözleri pınl pml yanıyordu.

Durnik alçak bir sesle, “Daha önce bu hikâyenin böyle anlatıldığını hiç duymamıştım,” dedi.

“Bu Alorn Kitabı’ndan*” dedi Cralto. “Bir tek kralların huzurunda anlatılır. Sendar’da kralın sarayında bu hikâyeyi dinleyen birini tanımıştım; bir kısmını hatırlıyordu. Ama tamamını hiç dinlememiştim.”

Hikâye iki bin yıl sonra Büyücü Belgarath’ın Çerek ve üç oğlu ile Taşı geri almaya gitmeleriyle ve bati ülkelerinin Torak’ın ordularına karşı yeniden düzenlenip muhafaza edilmeleriyle sürdü. Tannlar dünyadan aynldılar, Riva’yı Rüzgârlar Adası’ndaki kalesinde Taşı korumakla görevlendirdiler. Riva orada kendine dev bir kılıç yaptı ve Taşı kabzasına yerleştirdi. Taş orada kaldıkça ve Riva soyu sürdükçe, Torak dünyaya hâkim olamayacaktı.

Derken Belgarath en sevgili kızını Riva ile evlensin ve krallar doğursun diye ona yolladı; diğer kızı ise yanında kaldı ve zanaatını öğrendi çünkü onda büyücülerin işareti vardı.

Bu kadim hikâye sonuna ererken, ihtiyar masalcının sesi de çok alçalmıştı. “Ve Belgarath ile kızı Büyücü Polgara, Torak’a karşı büyüler yaparak nöbet beklediler,” dedi. “Bazılan der ki, Torak’ın hâkimiyetine karşı durmak için günlerin sonuna kadar bile bekleyecekler-miş; çünkü kehanete göre, bir gün sakat Torak bati krallıklarına karşı

* Bu öykünün Önsöz’de kullanılan uyarlamaya benzeyen çeşitli kısaltılmış, daha az resmi versiyonları mevcuttur. Alorn Kıtabı’mn kendisinin bile daha eski bir belgenin kısaltılmış hali olduğu söylenir.

36

37

KEHANETİN OYUNCAĞI

SENDARYA

yürüyüp, uğruna çok ağır bir bedel ödediği Taşı geri almak isteyecekmiş, ve o zaman Riva soyunun meyvasıyla Torak savaşa tutuşacaklar-mış ve dünyanın kaderi bu savaşın sonucuna bağlı olacakmış.”

ihtiyar bunu söyledikten sonra sustu ve hikâyenin bittiğini göstermek için cübbesini omuzlarından aşağı düşürdü.

Salonda uzun bir sessizlik oldu, çıkan tek ses, sönmeye yüz tutan ateşten gelen bir iki çıtırtı ve dışarıdaki yaz gecesinin içinden gelen kurbağaların ve cırcır böceklerinin şarkılarıydı.

Sonunda Faldor boğazını temizleyerek ayağa kalktı; sandalyesinin tahta zemin üzerinde kayarken çıkardığı yüksek ses duyuldu. “Eski dostum,” dedi sesi duyguya boğulmuş halde, “bu gece bizi ziyadesiyle şereflendirdin. Hayatımız boyunca unutamayacağımız bir şey bu. Bize krallara layık bir hikâye anlattın; genellikle sıradan insanlar bu bahta pek eremez.”

ihtiyar mavi gözlerinde muzip bir ifadeyle sırıttı: “Son zamanlarda krallarla pek karşılaşmıyorum Faldor.” Güldü. “Eski hikâyeleri dinleyemeyecek kadar meşgul hepsi, ama bir hikâyenin kaybolup gitmemesi için zaman zaman anlatılması gerekir. Ayrıca bugünlerde bir kralın nerelerde saklandığını kim bilebilir?”

Bunun üzerine hep birlikte güldüler ve sandalyelerinden kalkmaya başladılar, çünkü güneşin ilk ışıklarıyla birlikte uyanmak zorunda olanlar için geç olmaya başlamıştı.

“Uyuyacağım yere kadar fenerimi taşır mısın?” diye sordu masalcı Garion’a.

“Tabii,” dedi Garion yerinden fırlayıp mutfağa koşarken. Kare şeklinde cam bir fener aldı ve içindeki mumu mutfaktaki ocakların birinden yaktı; sonra yemek salonuna geri döndü.

Faldor masalcıyla konuşuyordu. Masalcı döndüğünde Garion ihtiyarla hâlâ salonun gerisinde durmakta olan Pol Teyze arasında tuhaf bir bakışma geçtiğini fark etti.

“Hazır mıyız evlat?” dedi ihtiyar Garion ona yaklaşırken.

“Sen hazırsan,” diye cevap verdi Garion; sonra beraberce salondan çıktılar.

“Hikâyenin niye sonu yok?” diye sordu Garion meraktan çatlayarak. “Neden Torak’la Riva Kralının karşılaşmasını anlatmadan bıraktın?”

“O başka bir hikâye,” dedi ihtiyar.

“Bir gün bana anlatır mısın?” diye üsteledi Garion.

ihtiyar güldü. “Torak’la Riva Kralı henüz karşılaşmadılar,” dedi, “o yüzden anlatmam pek mümkün değil, değil mi? En azından karşılaştıkları güne kadar.”

“Ama bu bir hikâye sadece,” diye itiraz etti Garion. “Değil mi?”

“Öyle mi?” ihtiyar tuniğinin altından bir şarap sürahisi çıkarıp kafasına dikti. “Neyin hikâye, neyinse hikâye kılığına girmiş hakikat olduğunu kim bilebilir?”

“Hikâye sadece,” dedi Garion inatla; tipik bir Sendar gibi, pek makul ve pratik olmuştu ansızın. “Gerçek olamaz. Olsaydı, Büyücü Bel-garath da… bilmemkaç yaşında olurdu, insanlar o kadar uzun yaşayamaz.”

“Yedi bin yaşında,” dedi ihtiyar.

“Ne?”

“Büyücü Belgarath yedi bin yaşında, hatta biraz daha yaşlı.”

“imkânsız,” dedi Garion.

“Yaa? Sen kaç yaşındasın?”

“Gelecek Eras yortusunda dokuz olacağım.”

“Demek dokuz yılda mümkün ve imkânsız olan her şeyi öğrendin ha. Akıllı bir çocukmuşsun sen Garion.”

Garion kızardı. Kendine güvenini biraz kaybederek “Ama,” dedi, “benim duyduğum en yaşlı insan Mildrin’in çiftliğindeki ihtiyar Weldrik. Durnik onun doksanını geçtiğini söylüyor; bu bölgedeki en yaşlı adammış.”

ihtiyar ciddiyetle, “Burası da çok geniş bir bölge tabii,” dedi.

Garion teslim olmayarak, “Peki sen kaç yaşındasın?” diye sordu.

“Yeterince yaşlıyım evlat,” dedi ihtiyar.

“Hikâye işte, başka bir şey değil,” diye ısrar etti Garion.

“Bir sürü sağlam ve aklı başında adam da öyle diyecektir,” dedi ihtiyar yıldızlara bakarak, “ancak görüp dokunabilecekleri şeylere inanarak ömürlerini tüketen iyi insanlar. Ama görüp dokunabildiğimiz şeylerin ötesinde bir dünya var ve bu dünya kendi kanunlanna göre yaşıyor. Bu çok sıradan dünyamızda imkânsız olan, orada gayet mümkün olabilir ve bazen bu iki dünyanın arasındaki sınır kaybolur; o zaman neyin mümkün neyin imkânsız olduğunu kim bilebilir ki?”

“Ben bu dünyada yaşamak isterim,” dedi Garion. “Öteki çok karmaşık gibi görünüyor.”

“Tercih her zaman bize kalmıyor Garion,” dedi masalcı. “Eğer bir gün o öteki dünya seni bir şey, çok soylu ve önemli bir şey yapmak

38

KEHANETİN OYUNCAĞI

üzere seçerse, hiç şaşırma.”

“Beni mi?” dedi Garion inanamayarak.

“Bundan daha tuhaf şeyler de oldu hayatta. Git yat evlat. Ben biraz yıldızlan seyredeceğim. Yıldızlarla ben çok eski dostuz.”

“Yıldızlar mı?” diye sordu Garion, elinde olmadan gökyüzüne bakarak. “Kusura bakma, ama sen çok garip bir ihtiyarsın.”

“Öyleyimdir,” diye kabullendi masalcı. “Herhalde rastlayıp rastlayacağın en garip kişi benimdir.”

Onu kırmamak isteyen Garion, “Ama ben seni gene de seviyorum, “diye ekledi.

“Bak bu iyi işte evlat,” dedi ihtiyar. “Şimdi git yat. Yoksa Pol Teyzen seni merak edecek.”

Daha sonra, uyuduğunda, Garion sıkıntılı rüyalar gördü. Sakat To-rak’ın yüzü gölgeler içinden üstüne üstüne geliyordu ve o öteki dünya kendisine sahip çıkmak için uzanırken, canavarlar onu mümkünle imkânsızın kaynaşıp birbirine girdiği eğri büğrü bir arazide kovalıyorlardı.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

iRKAÇ GÜN sonra ihtiyar masalcı, Pol Teyzenin mutfakta dolanıp durmasına surat asmaya başladığı bir sırada, yakındaki Yukarı Gralt köyüne gitmek için bir bahane buldu. “Güzel,” dedi Pol Teyze, “böylece kilerimde emniyette olur.” ihtiyar gözlerinde muzip bir pırıltıyla reverans yaptı: “Bir şeye ihtiyacınız var mı Pol Hanım? Köyden ufak tefek bir şeylere? Hani ne de olsa gidiyorum…”

Pol Teyze biraz düşündü. “Bazı baharatlarım azaldı aslında,” dedi. “Fennel Sokağında, Meyhanenin hemen güneyinde Tolnedrah bir baharat tüccarı var. Meyhanenin yolunu bulmakta güçlük çekmezsin herhalde.”

“Yolculukta boğazım kurur mutlaka,” diye keyifli bir havayla onayladı ihtiyar. “Üstelik on fersahlık yolda konuşacak biri olmazsa insan yalnızlık da çeker.”

“Kuşlarla konuş,” dedi Pol Teyze dik dik bakarak.

“Kuşlar iyi dinleyicidir,” dedi ihtiyar, “ama hep aynı şeyleri söylerler ve muhabbetlerinden çabuk sıkılır insan. Yanıma oğlanı da alsam bana can yoldaşı olurdu.”

Garion nefesini tuttu.

“Zaten kendi başına yeterince kötü huy ediniyor,” dedi Pol Teyze ekşi bir suratla, “bir de uzmanından öğrenmesini istemiyorum.”

“Ama Pol Hanım,” diye itiraza başladı ihtiyar, farkında bile olmadan bir tatlı aşırarak, “haksızlık ediyorsunuz. Aynca bir değişiklik çocuğa iyi gelir; ufku genişler hani.”

“Çok teşekkürler, ama ufku yeterince geniş,” dedi Pol.

Garion çöktü.

“Ama,” diye devam etti Pol, “en azından onun baharatlarımı unutmayacağına, ya da biradan beyni sulanıp karabiberle karanfili veya

40

41

SENDARYA

KEHANETİN OYUNCAĞI

tarçınla hindistancevizi tohumunu karıştırmayacağına güvenebilirim. Peki, al bakalım yanına; ama dikkat et, onu bayağı yerlere, batakhanelere götürmeni istemiyorum.”

“Pol Hanım,” dedi ihtiyar yapmacık bir alınganlıkla, “ben hiç öyle yerlere gider miyim?”

“Ben seni iyi tanırım,” dedi Pol. “Ördek havuza dalar gibi dalarsın sen sefahate. Eğer oğlanı öyle aşağılık bir yere götürdüğünü duyarsam, külahları değişiriz.”

“Öyleyse böyle bir şey duymamanızı sağlamam gerek, değil mi?”

Pol Teyze dik dik baktı ihtiyara. “Gidip bakayım hangi baharatlar gerekiyor.”

“Ben de gidip Faldor’dan bir atla bir araba ödünç alayım,” dedi ihtiyar bir tatlı daha yürüterek.

Hayret verici ölçüde kısa bir süre içinde, ihtiyarla Garion hızlı bir atın çektiği arabaya binmiş, Yukarı Gralt’a giden tekerlek izleriyle dolu yolda sarsıla sarsıla ilerliyorlardı. Parlak bir yaz sabahıydı; gökyüzünde pamuk şekeri gibi birkaç bulut vardı ve çalıların dibinde koyu mavi gölgeler uzanıyordu. Birkaç saat sonra güneş ısıtmaya başladı ve sallantılı yolculuk giderek yorucu bir hale geldi. “Geliyor muyuz?” diye sordu Garion üçüncü defa.

“Dur bakalım,” dedi ihtiyar. “On fersah uzun bir mesafedir.”

Garion onun için gündelik bir şeymiş gibi, “Bir kere Yukarı Gralt’a gitmiştim,” dedi. “Tabii o zaman çocuktum, o yüzden pek bir şey hatırlamıyorum, iyi bir yere benziyordu.”

“Köy işte,” dedi ihtiyar omuz silkerek, “hepsi birbirine benzer.” Dalgın görünüyordu.

Garion yolu biraz çekilir hale getirmek için, ihtiyarı hikâye anlatmaya teşvik edebileceğini umarak sorular sormaya başladı.

“Kabalık kabul etmezsen bir şey soracağım: Neden bir adın yok senin?”

ihtiyar beyaz sakalını kaşıyarak, “Bir sürü adım var,” dedi. “Neredeyse yaşım kadar.”

“Benim bir tek adım var,” dedi Garion.

“Şimdilik.”

“Ne?”

“Şimdilik bir tek adın var,” diye izah etti ihtiyar. “Zamanla bir ad daha edinebilirsin, hatta birkaç tane. Bazı insanlar hayatları boyunca isim biriktirirler. Bazı isimler ise tıpkı elbise gibi eskir.”

“Pol Teyze sana İhtiyar Kurt diyor,” dedi Garion. “Biliyorum,” dedi ihtiyar. “Pol Teyzenle ben birbirimizi çok uzun süredir tanıyoruz.”

“Niye öyle diyor peki?”

“Pol Teyzen gibi bir kadının neyi neden yaptığını kim bilebilir

ki?”

“Ben de sana Bay Kurt diyebilir miyim?” diye sordu Garion. Isim-ler Garion için önemliydi ve ihtiyar masalcının bir adının olmaması onu hep rahatsız etmişti. Bu isimsizlik ihtiyarı eksik, bitmemiş kılıyordu sanki.

ihtiyar bir an Garion’un yüzüne ciddi bir ifadeyle baktı, sonra kahkahalarla gülmeye başladı. “Bay Kurt ha! Ne kadar da uygun. Yıllardır bana takılan isimlerin hepsinden daha fazla sevdim bunu.”

“izin veriyor musun?” diye sordu Garion. “Yani sana Bay Kurt diyebilir miyim?”

“Bu hoşuma gider Garion, hem de çok hoşuma gider.”

“Peki şimdi lütfen bana bir hikâye anlatır mısın Bay Kurt?” diye sordu Garion.

Bay Kurt yüzyıllar süren kasvetli, bitmek bilmez Arend iç savaşlarından şanlı maceralar ve karanlık ihanetler anlatmaya başlayınca, zaman da yol da daha çabuk geçer oldu.

Oldukça korkunç bir hikâyeden sonra Garion,” Arendler niye böyle?” diye sordu.

Kurt, bir eliyle dizginleri gevşekçe tutup arabanın sürücü koltuğunda geriye yaslanarak, “Arendler çok soyludur,” dedi. “Soyluluk da çok güvenilir bir özellik değildir, çünkü soylu insanlar bazen anlaşılmaz nedenlerle anlaşılmaz işler yaparlar.”

“Rundorig Arend,” dedi Garion. “Bazen, nasıl diyeyim, kafası pek hızlı çalışmıyormuş gibi geliyor bana, anlatabiliyor muyum?”

“O kadar soylu olmanın sonucu bu,” dedi Kurt. “Arendler soylu olmaya o kadar vakit harcıyorlar ki, başka şeyleri düşünmeye fırsat kalmıyor.”

Geniş bir tepenin zirvesini aştıklarında, önlerindeki vadide Yukarı Gralt köyünü gördüler. Kurşun rengi çatılı, gri taş duvarlı evlerden oluşan küçük küme, Garion için bir hayal kırıklığıydı. Tozlu beyaz iki yol tam burada kesişiyordu; dar ve eğri büğrü birkaç sokak daha vardı. Evler köşeli ve sağlam yapılıydı, ama yukarıdan, vadiye atılmış oyuncaklar gibi görünüyordu, ilerideki ufuk, doğu Sendarya dağlan

42

KEHANETİN OYUNCAĞI

43

SENDARYA

tarafından kesiliyordu ve yaz olmasına rağmen, dağların dorukları karla kaplıydı.

Yorgun atlan tepeden aşağı, köye doğru tırısa kalktı; nallan her adımda küçük toz bulutlan kaldmyordu. Az sonra köy merkezinin kaldınm taşlı sokaklarına varmışlardı. Köylüler, bir çiftlik arabasındaki bir ihtiyarla küçük bir çocuğa aldırmayacak kadar önemsiyorlardı kendilerini. Kadınlar entariler ve sivri şapkalar, erkeklerse uzun yelekler ve yumuşak kadife kasketler giyiyordu. Yüzlerinde kibirli bir ifade vardı ve kenara çekilip kendilerine yol veren birkaç çiftçiye hor görerek bakıyorlardı.

“Çok hoş insanlar, değil mi?” dedi Garion.

“Öyle sandıkları muhakkak,” dedi Kurt yüzünde hafif bir alayla. “Yiyecek bir şeyler bulma vaktidir, sen ne dersin?”

îhtiyar yemek lafını edene kadar farkında bile olmamasına rağmen, Garion midesinin kazındığını keşfetti. “Nereye gidebiliriz?” diye sordu. “Pek havalı görünüyor hepsi de. Sofralanna yabancı kabul ederler mi acaba?”

Kurt gülerek kemerinden şıngırdayan bir kese çıkardı. “Kendimize tanışlar edinmekte pek güçlük çekmeyiz herhalde,” dedi. “Burada insanın parasıyla yemek yiyebileceği yerler var.”

Parayla yemek yemek mi? Garion daha önce hiç böyle bir şey duymamıştı. Yemek vakti Faldor’un kapısına gelen herkes, mutlaka sofraya davet edilirdi. Bu köylülerin dünyası Faldor’un çiftliğinin dünyasından çok farklıydı demek ki. “Ama benim param yok ki,” diye itiraz etti.

“Bendeki para ikimize de yeter,” diye teminat verdi Kurt, arabayı kapısının önündeki tabelada bir salkım üzüm olan büyük, alçak bir yapının önünde durdururken. Tabelada yazılar da vardı, ama Garion okuyamıyordu.

“Orada ne yazıyor Bay Kurt?” diye sordu, “içeride yiyecek ve içecek satıldığını yazıyor,” dedi Kurt arabadan atlayarak.

Garion özlemle, “Okumayı bilmek harika bir şey olmalı,” dedi.

îhtiyar hayretle ona baktı: “Sen okuyamıyor musun evlat?”

“Bana öğretecek kimseyi bulamadım,” dedi Garion. “Faldor biliyor galiba, ama çiftlikte başka hiç kimse bilmiyor.”

“Saçma,” diye homurdandı Kurt. “Teyzenle konuşacağım bunu. Sorumluluklannı ihmal etmiş. Okumayı sana yıllarca önce öğretmiş

olması gerekirdi.”

“Pol Teyze okumayı biliyor mu?” diye sordu Garion hayretle.

“Tabii ki biliyor,” dedi Kurt, onu meyhaneye götürürken. “Pek bir faydasını görmediğini söylüyor gerçi; ama onunla bu tartışmayı yıllar önce yapmıştık.” Garion’un eğitim eksikliği ihtiyan epeyce kızdırmışa benziyordu.

Ama artık Garion onu dinlemiyordu, meyhanenin dumanlı havası daha çok ilgisini çekmişti. Girdikleri salon büyük ve karanlıktı; tavanı alçak ve kirişliydi, yerdeki taşlann aralanndan sazlar bitmişti. Hava soğuk olmamasına rağmen, ortadaki taş bir çukurda ateş yanıyordu ve duman kıvnlarak dört taş sütun üzerine yerleştirilmiş bacaya doğru yükseliyordu. Çeşitli masalarda toprak çanaklar içinde isli kandiller yanıyordu ve havada şarap ve ekşimiş bira kokusu vardı.<

Yorum ekle 12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy