‘doğa’ Arama Sonuçları

Dna

DNA

DNA “Deoksi Ribo Nükleik Asit” isimli bir tür molekül grubunun kısaltılmış isimidir.DNA’nın çift zincirli ip merdivene benzer.Çift zincirli yapıdaki DNA zinciri oldukça uzun bir zincirdir.

Nasılki uzun bir ipi makaraya düzenli bir şekilde sarıyorsanız, hücrede buna benzer bir mekanizma ile DNA yı paketleyerek çekirdeğinin (Nukleus) içine yerleştirir.DNA her hücrede bulunur.Örneğin şu an ekrana bakan gözlerinizdeki her hücrenin içinde DNA zinciri paketlenmiş bir vaziyette yerleşik olarak bulunur.Veyahut klavyeyi kullanan ellerinizdeki herbir hücrenin içerisinde ayrı ayrı DNA molekülü bulunur.Böbreklerinizin hücrelerinde, karaciğerinizin hücrelerinde, kemik hücrelerinizde kısacası vücudunuzdaki her hücrede DNA molekülü mevcuttur.

DNA uzun bir zincir olmasına karşılık üzerindeki baz sıraları bir düzen içerisinde taksim edilmiştir. Taksim edilen bu baz gruplarına ise” Gen “denir.Mesela bir canlının DNA zincirinde 15.000.000 adet baz(Nukleotid) dizisi olsun ve bu baz dizileri 1000 ‘ er adet olmak üzere 15 gruba ayrılmış olsun.İşte bu 15 tane grubun her biri birer “gen” dir.İnsan hücresinde ise yaklaşık olarak 3 milyar adet gen bulunur.Tabii her genin içinde binlerce nükleotid dizisi vardır.

Bir canlının bütün karakterleri ise DNA daki genlerde saklıdır.

“a=adenin”,”t=timin”,”g=guanin” ve “c=sitozin” bazları arasında adenin bazı yanlızca timin ile guanin bazı ise yanlızca sitozin(c) ile bağ yapar.

Adenin ve Guanin bazları yapısal olarak büyük boylu moleküllerdir.Timin ve Sitozin ise küçük boylu moleküllerdir.Adenin ve timin bazlarını bir futbol topu, guanin ve sitozin bazlarını ise tenis topu olarak düşünebilirsiniz.

Eger adenin bazının karşısına timin değilde guanin gelseydi heliks yapısının düzgün ilerlemesi mümkün olmayacaktı.Fakat DNA da küçük bazlara karşı büyük bazların gelmesiyle aradaki mesafenin her noktada sabit olması sağlanmıştır. DNA nın yapısı bazların bu şekilde ardı ardına sıralanmasıyla uzayıp gider.

DNA daki şifrelerin deşifre olup organizmayı meydana getirmesi aşama aşama meydana gelmektedir.Bu aşamalar ise sırasıyla ;

1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon)

2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon)

3-) Proteini üretilen hücrenin farklılaşması (Morfogenez)

1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon) :

Erkek bir canlıdan gelen spermin taşıdığı bir miktar DNA ile dişi bir canlıdan gelen yumurtanın taşıdığı DNA birleşerek tam bir DNA yı verir.Bu DNA meydana gelecek yavrunun tüm özelliklerini içinde barındırır.Mesela bu canlının DNA sında 1 milyar gen var ise bu genlerin 500 milyontanesi anneden 500 milyon taneside babadan gelir.Yumurta ile spermin birleşmesinin ardından DNA daki o eşsiz şifreler çözülerek, küçücük bir yumurta (zigot) dan kocaman bir canlıyı meydana getirmeye başlar.

İlk aşama RNA sentezidir.Bu işlem DNA nın açılmasıyla başlar.Biliyoruzki DNA daki bazlar karşı karşıya gelip el ele tutuşarak her iki omurgayı birleştirmişlerdi.Fakat bu bazlar ellerini bırakarak yani aralarındaki bağları kopararak DNA nın çift zincirli yapısını tıpkı bir “fermuar” gibi açmaya başlar. DNA çözülmeye başladıkça “RNA polimeraz” adı verilen özel bir protein DNA nın üzerinde gezerek onu okumaya ve RNA yı sentezlemeye başlar.Bu işlemi daha iyi anlamak icin aşagıdaki şekle bakalım.

Sekilde DNA çözülmüş bir vaziyette görülmektedir.Büyük mavi bölge RNA polimerazı temsil etmektedir.Yeşil şerit ise sentezlenen RNA dır. Anlaşılacağı gibi DNA zinciri açılmış ve RNA polimeraz enzimi vasıtasıyla DNA daki bazlara karşılık gelen diğer bazlar birbirlerine eklenerek RNA üretilmektedir.

Uretilen RNA nın DNA dan tek farkı Adenin bazının karşısına Timin yerin ” U ” harfiyle gösterilen ” Urasil ” bazının gelmiş olmasıdır.Üretimi tamamlanan RNA daha sonra DNA üzerinden ayrılarak bir dizi işleme tabii tutulur.

Bu işlemler sırasında RNA kaba olarak DNA dan üretildikten sonra üzerinde düzeltmeler yapılır.Nasılki bir marangoz kestiği tahtaları düzeltmek için yontuyorsa, hücrede aynı şekilde üretilen kaba RNA yı düzeltmek için bir dizi enzimi görevlendirir.

Not: Üretilen bu RNA, mRNA (mesajcı RNA) dır.

2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon):

Düzeltme işlemleri tamamlanmış olan mRNA daha sonra çekirdek (nukleus) den çıkarak “Ribozom” adı verilen bir organele doğru yol almaya başlar.Ribozoma ulaşan mRNA ribozoma bağlanır. mRNA nın bir özelliği ise DNA daki gibi sıralanan bazların 3 lü gruplar halinde ayrılmış olmasıdır.Bir örnek verelim ;

DNA üzerindeki kodonlar ” AATGCCGATGTA ” şeklinde ise, sentezlenen mRNA nın görünümü ” UUA-CGG-CUA-CAU ” şeklinde olacaktır.Dikkat ederseniz baz sıralamasında bir değişme yoktur, yanlızca bazlar 3 lü gruplar halinde taksim edilmişlerdir.Taksim edilen bu 3 lü gruplara ise “Kodon” adı verilir.Tabii RNA da adenin bazına karşılık urasil bazının, guanin bazına karşilik ise sitozin bazının geldiğini unutmamak gerekir.

Bu şekilde üretilen mRNA ribozoma bağlandıktan sonra 3 lü grupların okunmasına başlanır.tRNA adı verilen bir başka RNA çeşidi ise bildiğimiz mRNA veya DNA kadar uzun değildir.tRNA (Taşıyıcı RNA) üzerinde yanlızca 15-20 baz sırası bulundurur.tRNA nın diğer bir özelliği ise birbiri ardına sıralanan bazların bir daire oluşturacak şekilde bağlanmasıdır.Bunu halay çeken bir grup insana benzetebilirsiniz.

tRNA halkasının üzerinde iki önemli bölge vardır.Bu bölgelerden ilki, taşıyacağı aminoasidin tanınmasını sağlayan bölgedir.Diğer bölge ise tRNA nın mRNA ya bağlanacağı, 3 adet baz sırasından oluşan bölgedir.Bu bölgeye ise ” Anti-kodon ” adı verilir. mRNA üzerinde bazların 3 lü gruplar halinde dizildiğinden bahsetmiştik.İşte tRNA üzerinde bulunan, ” anti-kodon ” adı verilen ve yanlızca 3 adet baz sırasından oluşan bu bölge, ribozoma tutunmuş mRNA üzerindeki ” kodon ” adı verilen 3 lü gruplara bağlanır.Tabii tRNA ların anti – kodonları, mRNA üzerindeki kodonlara sırasıyla bağlanırken beraberlerinde taşıdıkları aminoasitleride getirmişlerdir.Bu yüzden tRNA ya bu isim verilmiştir.” Aminoasiti taşıyan RNA “

tRNA lar aminoasitleri taşıyıp sırasıyla kodonlara bağlandıkça, tRNA ların sırtlarındaki aminoasitlerde birbirleriyle bağlanmaya başlarlar.

Usteki şekilde mRNA (messenger RNA) daki kodonlardan birisine bağlanmakta olan bir tRNA görülüyor.Görüldüğü gibi mRNA daki kodonun baz dizilimi GCC, bu kodona bağlanan tRNA nın ise anti – kodonu CGG şeklindedir.tRNA üzerinde bulunan pembe halka ise ” aminoasit ” i temsil etmektedir.

Yüzlerce binlerce tRNA yanyana dizildiklerinde, üzerlerindeki aminoasitlerde yanyana gelmiş olur.İşte yanyana gelmiş olan bu aminoasitler birbirleriyle bağ yaparak proteini sentez etmeye başlar.Hatırlarsanız protein molekülünün aminoasit zincirlerinden meydana geldiğini soylemiştik.

tRNA lar sırasıyla mRNA üzerine yerleştikten sonra, sırtlarındaki amino asitler bağ yapar.Tam bu sırada işi biten tRNA yükünü boşaltmış olarak mRNA dan bağını kopararır ve ribozomdan ayrılır.Fakat taşıdığı amino asit, kendinden önceki tRNA nın getirdiği aminoasitle bağ yapmış olarak protein zinciri oluşumuna katılır.

Bu gerçektende insanı hayranlık içerisinde bırakan bir sistemdir.Bugün dünya üzerinde yapay olarak üretilen proteinler bile canlı bir hücre tarafından üretilen proteinin adi bir taklidi olmaktadır.

3-) Proteini üretilen hücrenin farklılaşması

Buraya kadar olan aşamalar hücrede protein sentezi için gerekli işlemleri kapsıyordu.Bundan sonra ise üretilen proteinin çeşidine göre hücrenin kazandığı fonksiyondur.

Bir yumurta ile bir spermin birleşmesiyle meydana gelen yapı zigot adını alır ve tek bir hücreden ibarettir.Zigot içerisinde DNA kendisinin bir kopyasını çıkarır.Dolayısıyla hücrede DNA miktarı iki katına çıkmış olur.Fakat hücre derhal bölünmeye başlar bu DNA lardan birisi bir hücreye giderken diğer DNA ise ikinci yavru hücreye aktarılır.Böylelikle hücre ikiye bölünmüş olur.Bölünmeler ta ki anne karnında bir bebeğin meydana gelmesine dek sürer.

Yani tek bir hücre, o kadar çok bölünme geçirirki sayıları trilyonları bulur ve bir canlı embriyoyu (anne karnındaki bebek) meydana getirir.DNA şifrelemesi ise bu noktada devreye girer.

Bir önceki basamağımız protein sentezi ile ilgiliydi.Fakat proteinler çesitli hücreler için farklı tiplerde üretilir.Bir yavru anne karnında gelişirken, yavrunun gözlerini oluşturacak hücrelerdeki DNA lar yanlızca göz organı ile ilgili proteinleri üretirler.Aynı şekilde yavrunun beynini oluşturacak hücrelerin DNA ları ise yanlızca beyin organı ile ilgili proteinleri üretirler.

Burada önemli olan nokta şudur.İnsanın kemik hücresi olsun, karaciğer hücresi olsun, böbrek hucresi olsun kısacası vücudunun her bolgesindeki hücrelerin içindeki DNA larda insanın bütün organlarını oluşturacak bilgiler saklıdır.Fakat saklanan bu bilgilerden yanlızca ilgili organ için üretilecek protinlerin meydana getirilmesi sağlanır.Yani her hücrede insan vücudunun her organının protein bilgileri saklanır fakat bu proteinlerin hepsi üretilmez.Yanlızca meydana getirilecek organla ilgili proteinler üretilir.Bir organda, organla ilgili proteinler dışında DNA da saklanan diğer proteinlerin üretilmemesi için DNA nın üzeri ” Histon ” adı verilen özel bir proteinle örtülür.

Hücrelerin programlanmış bir şekilde farklı farklı proteinler üretip farklı organlara dönüşmesi olayına Tıp dilinde farklılaşma (morfogenez) denir.Bugün bilim adamlarının kafasını kurcalayan en büyük problem ise hücrelerdeki ” Histon ” ların hangi genlerin üzerini örtüp hangilerinin üzerini açık bırakacağını nereden bildiğidir.Çünkü proteinlerde birer moleküldür ve moleküllerde atomlardan oluşur.Şuursuz ve aklı olmayan atomlar, bu derece muazzam bir tasarım harikasını meydana getiremeyeceğine göre, bu sistem bize açık bir şekilde yaratıldığını göstermektedir.

RİBONÜKLEİK ASİT (RNA)

RNA’lar ribonukleotitlerinbirbirlerine bağlanması ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kıyaslandığı zaman boyları daha kısadır. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadırlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sınıf RNA’ya rastlanmaktadır. Bunlar mesencır RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dır. Bütün RNA’lar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül ağırlığına sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.

MESENCIR RNA (mRNA)

DNA’da saklı bulunan genetik bilginin, protein yapısına aktarılmasında kalıplık görevi yapan aracı bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNA’dan aldığı genetik şifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sırasını tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adı verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10.000 farklı mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunların her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.

TRANSFER RNA (tRNA)

tRNA’lar da ribonukleotidlerin polimerize olması ile meydana gelmiş, çok kıvrımlar gösteren ve tek zincirli yapıya sahip bir RNA çeşididir. tRNA’lar yonca yaprağına benzeyen üç boyutlu yapılarında yer yer çift sarmallı bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayısı 70 ile 99 arasında, molekül ağırlığı ise 23.000 ile30.000 dalton arasında değişmektedir. Doğada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadır. tRNA’lar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarına bağladıkları amino asiti, ribozoma tutunmuş mRNA’nın taşıdığı kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA’lar üç bazdan meydana gelen antikodon adı verilen uçları ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adı verilen bölgeye geçici bağlanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki şifreye göre doğru bir şekilde dizilmelerini temin etmektedir.

RİBOZOMAL RNA (rRNA)

rRNA’lar ribozomların ana yapısal elementi olup yaklaşık olarak ribozom ağırlığının % 65′ini teşkil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çeşit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çeşit rRNA bulunmaktadır. Ribozomal RNA’lar ribozomların yapı ve fonksiyonlarında önemli rpller oynamaktadır.

Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çeşit RNA daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)’lardır. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleridir. İkincisi ise küçük nuklear (snRNA)’dır ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese uğraması esnasında ortaya çıkmaktadırlar.

12 Temmuz 2007

Hücrenin Yapı Ve Görevleri :

HÜCRENİN YAPI VE GÖREVLERİ :

İlk defa 1665 yılında Robert Hook kendi yaptığı mikroskopla şişe mantarından aldığı kesiti incelemiştir. Gördüğü odacıklara Hücre adını vermiştir.

HÜCRE : Canlıların en küçük yapı birimine denir.

Hücre zar,sitoplazma ve çekirdek olmak üzere 3 kısımda incelenir.

HÜCRE ZARININ ÖZELLİKLERİ :

Tüm hücrelerde bulunur. Bitkilerde çeper de bulunur.

Mozaikli yapıdadır. Protein ve yağ moleküllerinden oluşmuştur.

Seçici geçirgen özelliğe sahiptir.

Esnektir. Hücre içindeki sıvı miktarına göre genişler veya daralır.

Kısaca canlı,esnek,seçici geçirgen,saydam iki sıra yağ ve arsındaki protein moleküllerinden ibarettir.

SİTOPLAZMANIN ÖZELLİKLERİ :

Çekirdek ile zar arasını dolduran canlı ve akışkan sıvıdır.

%90 nı su geri kalanı protein,yağ,karbonhidrat,madensel tuzlar ve vitaminlerden ibarettir.

İçinde organelleri barındırır.

Su da çözünmez. Zardan geçemez. Kolloid sıvıdır.

ORGANEL : Sitoplazma içinde bulunan yapı ve görev birimleridir.

Mitokondri, Endoplazmik retikulum, Ribozom, Lizozom, koful, sentrozom, Plastitler, Golgi cisimciği önemli organellerdir.

MİTOKONDRİ : Yumurta veya çubuk şekline benzer. Çift zarı vardır. İç zar girintili çıkıntılıdır. Hücrenin enerji kaynağıdır. Hücreye gelen besin maddeleri hücresel enerjiye dönüşür. ATP ( Adenozintrifosfat) adı verilen enerji hücrelere dağılır. Gerekli yerlerde serbestçe kullanılır.

ENDOPLAZMİK RETİKULUM :Çekirdek ve zar arasında ince kanal sistemidir. Taşıma görevi vardır. Üzerinde ribozomlar bulunur.

RİBOZOM : Hem End.Ret. üzerinde hem de sitoplazma içinde bulunurlar.

Küre şeklindedirler. Protein sentezler.

GOLGİ CİSİMCİĞİ : Üst üste yığılmış torbacık şeklindedir. Bakteri dışında tüm hücrelerde vardır. Ribozomda üretilen protenin yapısını değiştirerek salgı maddesine çevirir. Bitkideki selülozu golgi cisimciği salgılar. Salgılarını depo eder.

KOFUL : Artık maddelerin depolandığı,dışarı atıldığı yerdir. Sindirime de yardımcı olur. Bitkide büyük hayvanlarda küçüktür. Hücre yaşlandıkça kofullar çoğalır ve büyür.

LİZOZOM : Tek zarlı torbacıklardır. En çok akyuvarda bulunur. Golgi cisimciğindeki depolanmış salgıları ilgili yerlere taşır. Bunlar sindirici özellik taşır. Böylece hücre kendi kendini sindirmesini önler.

Bazen Lizozomun zarı açılır ve hücre kendini sindirmeye başlar. Bu olaya OTOLİZ denir. Yaşlanmış hücreler böyle yok edilir. Yani lizozom enzimleri hücreyi sindirip yok eder. Hücre sindiriminde görevlidir.

SENTROZOM : Hayvanlarda bulunur. İlkel bitkilerde de bulunabilir.

Demet şeklinde 9 iplikçikten oluşmuştur. Bölünme esnasında her sentriol eşlenerek yavru hücrelere giderler.

Ayrıca kamçı ve sil (kirpiksi cisim) oluşturur. Bölünme esnasında iğ iplikleri oluşturur.

PLASTİTLER : Bitkilerde bulunur. Mitokondriye benzer. Fakat büyüktür. Hücre bölünmesinden bağımsız olarak bölünüp çoğalırlar.

Kloroplast,kromoplast ve lökoplast olmak üzere 3 çeşittir.

KLORPLAST : Yeşil bitkilerde bulunur. Fotosentezin gerçekleştiği organeldir. Yeşil rengi Klorofil a ve b moleküllerinden gelir.

Başka renk molekülleri de vardır ama sayıca azdır.

KROMOPLAST : Bitkinin yeşil dışındaki organlarının hücrelerinde bulunur. Erik ve elmada başlangıçta yeşil daha sonra kırmızı veya başka renge dönüşür. Meyve olgunlaşırken yeşil rengi veren kloroplast daha sonra kromoplasta dönüşür.

LÖKOPLAST : Bitkilerin kök,gövde gibi kısımlarında daha çok bulunur. Nişasta,protein ve yağ depo ederler. Renk maddesi bulunmaz. Ancak ışıkta bırakılırsa lökoplastlar kloroplasta dönüşür. Örneğin patates ışıkta bırakılırsa kabuğun altından yeşermeye başlar.

Lügol damlatılırsa içindeki nişastanın varlığı anlaşılır.

ÇEKİRDEK :

Hücrenin büyüme,bölünme ve onarım işlerini denetleyen merkezidir. Bazı hücrelerde birden fazla çekirdek bulunurken bazılarında hiç bulunmaz.

Kırmız kas ve karaciğer hücrelerinde birden fazla çekirdek vardır.

Kandaki alyuvar hücrelerinde ise hiç çekirdek yoktur. Bakteri ve mavi-yeşil su yosunlarında da çekirdek yoktur. Bunlarda çekirdek maddesi sitoplazma içinde dağınık şekilde bulunur.

Çekirdeği yok edilen amip birkaç gün içinde ölür. Eledeo Bitkisinin hücrelerin lügol damlatlırsa çekirdek kahve renk alır.

Çekirdek 4 kısımdan ibarettir. Zar,Özsu,çekirdekçik ve Kromotin iplik

ÇEKİRDEK ZARI : Hücre zarına benzer. Por adı verilen delikçikler vardır. Porlar madde alışverişini kontrol eder.

ÇEKİRDEK ÖZSUYU : Sitoplazmaya benzeyen kolloid sıvıdır.

Kimyasal yapısında organik bileşikler ve nükleik asitler bulunur.

ÇEKİRDEKÇİK : Çekirdek öz suyunun yoğunlaşmasıyla zarsız yapıdır.

Bir veya birkaç tane olabilir. Protein ve RNA (Ribonükleik asit) yönünden zengindir. Protein sentezinde önemli görev alır.

Hücre bölünürken yok olur. Mikroskopta parlak tanecik olarak görülür.

KROMOTİN : Ağ şeklindedirler. Hücrenin kalıtsal karakterlerinin ve yaşamsal özelliklerinin şifrelendiği yerdir.

DNA ( Deoksiribonükleikasit) moleküllerinden yapılmıştır.

Hücre bölünmeye başlamadan kromotin ipliklerini oluşturur. Bölünme sırasında iplikler spiral kıvrılır, kısalır,kalınlaşır ve KROMOZOMları oluşturur.

DEĞERLENDİRME : 1. Hücreyi bulan kimdir ? 2.Hücrenin kısımları nelerdir ? 3. Hücre zarının özellikleri nelerdir ? 4. Sitoplazmadaki organeller nelerdir ? 4. Çekirdeğin görevi nedir ?

D. SONUÇ : 1. 2. 3. Y. SONUÇ: 1. 2. 3.

HALUK ÇOLAK

FEN BİL. ÖĞR.

KROMOZOM :

Kromatin ipliklerin hücre bölünmesi sırasında yay gibi kıvrılıp, kısalıp,kalınlaşmasına kromozom denir.

Yapısında DNA ( Deoksiribonükleik asit) ve protein bulunur.

Kromozomdaki DNA molekülü üzerinde herhangi bir hayatsal olaya ait bilginin şifrelendiği bölgeye GEN denir.

Genler Hücrenin hangi proteini yapacağını belirler. Ana babaya ait karakterleri yavruya taşır.

Kromozomlar bir türün tüm bireylerinde aynı şekil ve sayıda bulunur.

Kromozom sayıları (n) ile gösterilir.

Üreme hücrelerinde (n), vücut hücrelerinde (2n)tane kromozom bulunur.

İnsan 23 (n) 46 (2n) (23 çift)

Soğanda 8 (n) 16 (2n) ( 8 çift)

Sivrisinekte 3 (n) 6 (2n) ( 3 çift)

Buğdayda 21 (n) 42 (2n) (21 çift)

Eğrelti otunda 510 (n) 1020 (2n) (510 çift) kromozom vardır.

Kromozom sayıları sabittir. Ancak canlı türünü kromozom sayısı değil kromozom üzerindeki genlerin diziliş ve yapı özellikleri belirler.

Kromozom üzerinde Sentromer adı verilen boğum bölgesi vardır. Bölünme sırasında kromozomlar sentomerlerle iğ ipliklerine bağlanarak hücrenin kutuplarına giderler.

Kromatin iplikler çekirdek dışarı çıkamaz.

Bir kromozomda iki kromotid iplik vardır. Bir anadan diğeri babadan gelmiştir. Bu kromatid çiftine HOMOLOG KROMOZOM denir. Homolog kromozomlar şekil ve büyüklük açısından birbirine benzer.

NÜKLEİK ASİTLER :

RNA ( RİBO NÜKLEİK ASİT ) :

Yapısında riboz şekeri bulunan nükleotidlerin birleşmesiyle oluşur.

Kromatin iplikler çekirdek dışına çıkamadığından Üzerindeki bilgileri RNA ya okur. RNA sitoplazmaya geçerek ribozomla birleşir. DNA dan aldığı emirleri ribozomlarda proteinle sentezler. Bu görevi yapan RNA ya elçi veya mesajcı RNA denir.

RNA her zaman DNA üzerinden sentezlenir. RNA tek iplik halindedir.

Yapısında Adenin, Urasil ,Sitozin ve Guanin organik bazları vardır.

RNA’NIN GÖREVİ : Proteinle birleşerek ribozomun yapısını oluşturur.

Amino asitleri protein sentez yeri olan ribozoma taşır.DNA dan aldığı bilgileri ribozoma taşır.

DNA ( DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT ) :

Yapısında deoksiriboz şekeri bulunduran nükleik asittir. Çift iplik şeklindedir. (Merdiven ve fermuar gibi) Bölünme sırasında İki kromatin iplik oluşabilmesi için DNA açılıp iki tane çift iplik meydana getirir. DNA bölünmeden 170 cm. bölünürken 340 cm olur.

Bu olaya EŞLEME denir. Böylece kendi benzerini yapar. İpliklerden biri kalıp görevi yaparken diğeri aynen sentezlenir. Böylece doğada kendine benzeyen canlılar oluşur.

Yapısında Adenin, Timin, Sitozin ve Guanin organik bazları vardır.

DNA’NIN GÖREVİ : Hücre bölünmesini ve hayatsal olayları yönetir.

NÜKLEİK ASİTLER :

Bir Fosfat, bir şeker ve organik bir bazdan oluşan nükleotitlerdir.

Fosfat-Şeker-Adenin Fosfat-Şeker-Timin

Fosfat-Şeker-Sitozin Fosfat-Şeker-Guanin gibi

Nükleik asitlerde Bazı bazlar birbirine eşit olmak zorundadır.

DNA’da Adenin ve Timin bazları ile Sitozin ve Guanin bazlarının sayıları birbirine eşittir. ( A=T ) ( S= G )

DANIN KENDİNİ EŞLEME MODELİ

A-T A-T A-T A-T

S-G S-G S-G S-G

G-S –ATP-> G-S —à G-S G-S

T-A T-A T-A T-A

T-A T-A T-A T-A

Ana DNA Kopya DNA YAVRU DNA lar

RNA’da Adenin ve Urasil bazları ile Sitozin ve Guanin bazlarının sayıları birbirine eşittir. ( A=U ) ( S= G )

DNA RNA’YI SENTEZLERKEN BAZLARIN BİRLEŞME YÖNTEMİ :

DNA RNA

A U Adenin – Urasil

T A Timin – Adenin

S G Sitozin – Guanin

G S Guanin – Sitozin

DNA VE RNA ARASINDAKİ FARKLAR :

RNA da Riboz, DNA da deoksiriboz şekeri vardır.

RNA tek zincirli, DNA çift zincirlidir.

RNA hem çekirdek hem de sitoplazmada ,DNA çekirdekte,bulunur.

RNA da A,U,S,G bazları, DNA da A,T,S,G bazları vardır.

RNA protein sentezler. DNA Hangi proteinin sentezleneceğini çekirdekte depolar. Kalıtsal,yönetici görevi de vardır.

RNA kendini eşleyemez, DNA kendini eşleyebilir.

DEĞERLENDİRME : 1. Kromozom nedir ? 2. Kromozomun yapısında neler vardır ? 3. DNA nın görevi nedir ? 4. RNA nın görevi nedir ?

RNA ve DNA arasındaki farklar nelerdir ?

6. RNA ve DNA nın yapısındaki bazlar nelerdir ?

D. SONUÇ : 1. 2. 3. Y. SONUÇ: 1. 2. 3.

HALUK ÇOLAK

FEN BİL. ÖĞR.

HÜCRE BÖLÜNMESİ :

Belirli bir büyüklüğe ve olgunluğa erişen hücreler bölünmeye başlar.

İki tür bölünme vardır. Mitoz ve Mayoz bölünme.

Mitoz bölünme tek hücrelilerde üremeyi, çok hücrelilerde büyüme,onarım ve gelişmeyi sağlar.

Hücre bölünmesinin hızı hücrenin özelliklerine göre değişir. Embriyonun ilk evrelerinde 20 dakika da bir bölünür. Sinir hücreleri hayatın sonuna kadar bölünmez. Derimiz oluşturan epitel hücrelerde sık sık bölünür.

Çok hücreli canlılarda bölünme canlının kontrolündedir. Kontrol dışına çıkarsa kanser gibi hastalıklara neden olur.

Tek hücreli canlılarda sitoplazma ve çekirdek yeterince büyüyünce çekirdek bölünme emri verir. Çekirdek ve sitoplazma böylece ikiye bölünür.

MİTOZ BÖLÜNME :

Vücut hücrelerinin belirli bir büyüklüğe gelince bir hücreden birbirine benzeyen iki yavru oluşmasına MİTOZ BÖLÜNME denir.

Mitoz bölünme sonunda hücrenin hacmi küçülür,hücre sayısı artar.

Mitoz iki aşamada meydana gelir.

1. İnterfaz

2. Çekirdek eşlenmesi 3. Sitoplazma bölünmesi

İNTERFAZ : Mitoz hücre bölünmesinde bölünmeye hazırlık evresidir.

ÇEKİRDEK EŞLENMESİ : Profoz,Metafaz,Anafaz,Telofaz evreleri vardır.

PROFAZ : Çekirdek zarı ve çekirdekçik eriyerek kaybolur. Kromotin iplikler kromozom halini alır. Boyları kısalır. Enleri kalınlaşır.

METAFAZ : İğ iplikler oluşur. Eşleşen kromozomlar hücrenin merkezine dizilirler. Kromozom sayısı bu evrede sayılabilir.

ANAFAZ : İğ iplikler kısalır. Eşleşen kromozomlar iğ iplikleri üzerinde kutuplara gider. Son aşamada iğ iplikleri merkezden başlayarak kaybolmaya başlar.

TELOFAZ : Kromozomlar tamamen kutuplara çekilir. Kromotin iplik haline dönerler. Çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur. Böylece çekirdek eşlenmesi tamamlanır.

SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Çekirdek eşlenmesi tamamlanınca sitoplazma ikiye bölünür. Bazı hücrelerde sitoplazma bölünmez. BU durumda çok çekirdekli hücreler oluşur. Bitki ve hayvanda farklı gerçekleşir.

BİTKİ HÜCRESİNDE SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Zar hücre çeperine yapışık olduğundan ANAFAZ evresinden sonra,çeper yapıcı madde,sitoplazmanın merkezinde toplanarak ara bölmeyi oluşturur. Bu çeper maddesi, sitoplazmayı içerden dışarıya doğru ikiye ayırır.

HAYVAN HÜCRESİNDE SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Hücre zarı çevresinden merkeze doğru boğumlanarak olur.

MİTOZ BÖLÜNME ÖZELLİKLERİ :

Yavru hücreler ana hücrenin yarısı kadardır.

Görevlerine göre dokulara eklenerek büyümeyi sağlar, yıpranan yerleri onarır.

Bitkiler meristem dokuya sahip olduklarından büyüme sınırsızdır. Meristem dokudaki hücreler sürekli bölündüklerinden bitki enine, boyuna büyümenin yanı sıra dal,yaprak,çiçek oluşmasını da sağlar.

Hayvanlarda büyüme sınırlıdır. Örneğin insanlar 20 yaşına kadar büyür. Büyüme sonucu özelleşen hücreler bölünme yeteneğini kaybeder. Bölünen hücreler dokunun büyümesini yada yıpranan yerleri onarmayı sağlar.

Çekirdek bölünmesine KARYOKİNEZ, sitoplazma bölünmesine SİTOKİNEZ denir.

Bir hücrelilerde çoğalmayı, çok hücrelilerde vücut hücre sayısının artmasını,büyümesini ve yıpranan yeri onarmaya yarar.

Mitoz bölünme hücre sayısını artırır. Kromozom sayısını sabit tutar. İnsan da 46 kromozom olduğu gibi.

MAYOZ BÖLÜNME : Eşeyli üreyen canlılardaki eşey ana hücrelerinin kromozom sayısını yarıya indiren bölünmedir. İnsandaki 46 kromozomun

Yarısı anadan yarısı babadan gelir. Bu hücreler birleşince MİTOZ bölünme ile çoğalıp,yavruyu oluştururlar. Sadece mitoz bölünme olsaydı

Kromozom sayısı yavru hücrede iki katına çıkardı. Bu da ana-babaya benzemeyen canlı oluşması demektir.

Mayoz bölünmede 1. Ve 2. Mayoz bölünme diye iki bölüm vardır.

Her evrede Profaz,Metafaz,Anafaz ve Telofaz evreleri vardır.

1.MAYOZ EVRESİ :

PROFAZ 1 : Kromotin iplikler kısalıp,kalınlaşır. Anne ve babadan gelen benzer kromozomlar yan yana gelir. Her kromozomun yanında kardeş KROMOTİDLER belirir. İğ iplikleri oluşur. Çekirdek zarı erir.

METAFAZ 1 : Kromotidler dörtlü demetler halinde hücrenin merkezinde dizilirler.

ANAFAZ 1: İğ iplikleri kısalıp kalınlaşırken kardeş kromotidler birlikte kutuplara giderler. Sitoplazma boğumlanmaya başlar.

TELOFAZ 1: Kromozomlar tamamen kutuplara çekilir. Çevrelerinde çekirdek zarı oluşur. Böylece iki HAPLOİD hücre meydana gelir.

2.MAYOZ EVRESİ :

Mitoz bölünmeye benzer. 2.MAYOZ bittiğinde Haploid kromozomlu 4 hücre oluşur.

Erkek ve dişi canlıya ait haploid kromozomlu iki üreme hücresi birbiriyle birleşince DİPLOİT kromozomlu bir hücre oluşur.

Bu hücreye de ZİGOT denir.

MAYOZ BÖLÜNME ÖZELLİKLERİ :

üreme hücreleri başlangıçta diğer hücreler gibi 2n (46) kromozomludur. Mayoz bölünme tamamlanınca n (23) kromozomludur. Böylece kromozom sayısı birleşme sonucu yine 46 olur.

1.Mayozdaki profaz 1 evresi çok karmaşıktır. Dörtlü kromotidlere TETRAT denir.

Ana ve babadan gelip birleşen homolog kromozomlar SARMAL birleşerek SİNAPSİS yaparlar. Sinapsis aşamasında kromozomlar arasında gen alışverişi olur. Bu olaya KROSİNG-OVER adı verilir.

MİTOZ VE MAYOZ HÜCRE BÖLÜNMESİ FARKLILIKLARI :

Mitoz Normal vücut hücrelerinin (SOMATİK) pek çoğunda görülür. Mayoz üreme hücrelerinde (GAMET) meydana gelir.

Mitozda terat oluşmaz. Mayozda tetrat oluşur.

Mitozda kromozom sayısı sabit kalır. (2n). Mayozda Kromozom sayısı yarı yarıya azalır. ( Diploid 2n’den, haploid n’ye iner)

Mitozda bir tek bölünme gerçekleşir.(Çekirdek ve sitoplazma bölünmesi). Mayozda arka arkaya iki bölünme gerçekleşir. ( iki çekirdek bölünmesi)

Mitozda 2 yavru hücre oluşur. Mayozda 4 yavru hücre oluşur.

Mitozda meydana gelen yavru hücreler birbiriyle ve ana hücreyle aynıdır. Mayozda meydana gelen yavru hücreler değişik kromozom kombinasyonları taşıdıklarından ana hücreye benzemeyebilirler.

DİPLOİD HÜCRE : 2n kromozomlu vücut hücrelerine denir.

HAPLOİD HÜCRE : n kromozomlu üreme hücrelerine denir.

SOMA HÜCRELER : Vücut hücrelerine denir.

GERMA HÜCRELER : Üreme hücrelerine denir. Gamet de denir.

ERBEZİ – TESTİS : Erkek canlının üreme organına denir.

YUMURTALIK – OVARYUM : Dişi canlının üreme organına denir.

ZİGOT : Döllenmiş yumurta hücresidir.

12 Temmuz 2007

Hücrenin Yapı Ve Görevleri :

HÜCRENİN YAPI VE GÖREVLERİ :

İlk defa 1665 yılında Robert Hook kendi yaptığı mikroskopla şişe mantarından aldığı kesiti incelemiştir. Gördüğü odacıklara Hücre adını vermiştir.

HÜCRE : Canlıların en küçük yapı birimine denir.

Hücre zar,sitoplazma ve çekirdek olmak üzere 3 kısımda incelenir.

HÜCRE ZARININ ÖZELLİKLERİ :

Tüm hücrelerde bulunur. Bitkilerde çeper de bulunur.

Mozaikli yapıdadır. Protein ve yağ moleküllerinden oluşmuştur.

Seçici geçirgen özelliğe sahiptir.

Esnektir. Hücre içindeki sıvı miktarına göre genişler veya daralır.

Kısaca canlı,esnek,seçici geçirgen,saydam iki sıra yağ ve arsındaki protein moleküllerinden ibarettir.

SİTOPLAZMANIN ÖZELLİKLERİ :

Çekirdek ile zar arasını dolduran canlı ve akışkan sıvıdır.

%90 nı su geri kalanı protein,yağ,karbonhidrat,madensel tuzlar ve vitaminlerden ibarettir.

İçinde organelleri barındırır.

Su da çözünmez. Zardan geçemez. Kolloid sıvıdır.

ORGANEL : Sitoplazma içinde bulunan yapı ve görev birimleridir.

Mitokondri, Endoplazmik retikulum, Ribozom, Lizozom, koful, sentrozom, Plastitler, Golgi cisimciği önemli organellerdir.

MİTOKONDRİ : Yumurta veya çubuk şekline benzer. Çift zarı vardır. İç zar girintili çıkıntılıdır. Hücrenin enerji kaynağıdır. Hücreye gelen besin maddeleri hücresel enerjiye dönüşür. ATP ( Adenozintrifosfat) adı verilen enerji hücrelere dağılır. Gerekli yerlerde serbestçe kullanılır.

ENDOPLAZMİK RETİKULUM :Çekirdek ve zar arasında ince kanal sistemidir. Taşıma görevi vardır. Üzerinde ribozomlar bulunur.

RİBOZOM : Hem End.Ret. üzerinde hem de sitoplazma içinde bulunurlar.

Küre şeklindedirler. Protein sentezler.

GOLGİ CİSİMCİĞİ : Üst üste yığılmış torbacık şeklindedir. Bakteri dışında tüm hücrelerde vardır. Ribozomda üretilen protenin yapısını değiştirerek salgı maddesine çevirir. Bitkideki selülozu golgi cisimciği salgılar. Salgılarını depo eder.

KOFUL : Artık maddelerin depolandığı,dışarı atıldığı yerdir. Sindirime de yardımcı olur. Bitkide büyük hayvanlarda küçüktür. Hücre yaşlandıkça kofullar çoğalır ve büyür.

LİZOZOM : Tek zarlı torbacıklardır. En çok akyuvarda bulunur. Golgi cisimciğindeki depolanmış salgıları ilgili yerlere taşır. Bunlar sindirici özellik taşır. Böylece hücre kendi kendini sindirmesini önler.

Bazen Lizozomun zarı açılır ve hücre kendini sindirmeye başlar. Bu olaya OTOLİZ denir. Yaşlanmış hücreler böyle yok edilir. Yani lizozom enzimleri hücreyi sindirip yok eder. Hücre sindiriminde görevlidir.

SENTROZOM : Hayvanlarda bulunur. İlkel bitkilerde de bulunabilir.

Demet şeklinde 9 iplikçikten oluşmuştur. Bölünme esnasında her sentriol eşlenerek yavru hücrelere giderler.

Ayrıca kamçı ve sil (kirpiksi cisim) oluşturur. Bölünme esnasında iğ iplikleri oluşturur.

PLASTİTLER : Bitkilerde bulunur. Mitokondriye benzer. Fakat büyüktür. Hücre bölünmesinden bağımsız olarak bölünüp çoğalırlar.

Kloroplast,kromoplast ve lökoplast olmak üzere 3 çeşittir.

KLORPLAST : Yeşil bitkilerde bulunur. Fotosentezin gerçekleştiği organeldir. Yeşil rengi Klorofil a ve b moleküllerinden gelir.

Başka renk molekülleri de vardır ama sayıca azdır.

KROMOPLAST : Bitkinin yeşil dışındaki organlarının hücrelerinde bulunur. Erik ve elmada başlangıçta yeşil daha sonra kırmızı veya başka renge dönüşür. Meyve olgunlaşırken yeşil rengi veren kloroplast daha sonra kromoplasta dönüşür.

LÖKOPLAST : Bitkilerin kök,gövde gibi kısımlarında daha çok bulunur. Nişasta,protein ve yağ depo ederler. Renk maddesi bulunmaz. Ancak ışıkta bırakılırsa lökoplastlar kloroplasta dönüşür. Örneğin patates ışıkta bırakılırsa kabuğun altından yeşermeye başlar.

Lügol damlatılırsa içindeki nişastanın varlığı anlaşılır.

ÇEKİRDEK :

Hücrenin büyüme,bölünme ve onarım işlerini denetleyen merkezidir. Bazı hücrelerde birden fazla çekirdek bulunurken bazılarında hiç bulunmaz.

Kırmız kas ve karaciğer hücrelerinde birden fazla çekirdek vardır.

Kandaki alyuvar hücrelerinde ise hiç çekirdek yoktur. Bakteri ve mavi-yeşil su yosunlarında da çekirdek yoktur. Bunlarda çekirdek maddesi sitoplazma içinde dağınık şekilde bulunur.

Çekirdeği yok edilen amip birkaç gün içinde ölür. Eledeo Bitkisinin hücrelerin lügol damlatlırsa çekirdek kahve renk alır.

Çekirdek 4 kısımdan ibarettir. Zar,Özsu,çekirdekçik ve Kromotin iplik

ÇEKİRDEK ZARI : Hücre zarına benzer. Por adı verilen delikçikler vardır. Porlar madde alışverişini kontrol eder.

ÇEKİRDEK ÖZSUYU : Sitoplazmaya benzeyen kolloid sıvıdır.

Kimyasal yapısında organik bileşikler ve nükleik asitler bulunur.

ÇEKİRDEKÇİK : Çekirdek öz suyunun yoğunlaşmasıyla zarsız yapıdır.

Bir veya birkaç tane olabilir. Protein ve RNA (Ribonükleik asit) yönünden zengindir. Protein sentezinde önemli görev alır.

Hücre bölünürken yok olur. Mikroskopta parlak tanecik olarak görülür.

KROMOTİN : Ağ şeklindedirler. Hücrenin kalıtsal karakterlerinin ve yaşamsal özelliklerinin şifrelendiği yerdir.

DNA ( Deoksiribonükleikasit) moleküllerinden yapılmıştır.

Hücre bölünmeye başlamadan kromotin ipliklerini oluşturur. Bölünme sırasında iplikler spiral kıvrılır, kısalır,kalınlaşır ve KROMOZOMları oluşturur.

DEĞERLENDİRME : 1. Hücreyi bulan kimdir ? 2.Hücrenin kısımları nelerdir ? 3. Hücre zarının özellikleri nelerdir ? 4. Sitoplazmadaki organeller nelerdir ? 4. Çekirdeğin görevi nedir ?

D. SONUÇ : 1. 2. 3. Y. SONUÇ: 1. 2. 3.

HALUK ÇOLAK

FEN BİL. ÖĞR.

KROMOZOM :

Kromatin ipliklerin hücre bölünmesi sırasında yay gibi kıvrılıp, kısalıp,kalınlaşmasına kromozom denir.

Yapısında DNA ( Deoksiribonükleik asit) ve protein bulunur.

Kromozomdaki DNA molekülü üzerinde herhangi bir hayatsal olaya ait bilginin şifrelendiği bölgeye GEN denir.

Genler Hücrenin hangi proteini yapacağını belirler. Ana babaya ait karakterleri yavruya taşır.

Kromozomlar bir türün tüm bireylerinde aynı şekil ve sayıda bulunur.

Kromozom sayıları (n) ile gösterilir.

Üreme hücrelerinde (n), vücut hücrelerinde (2n)tane kromozom bulunur.

İnsan 23 (n) 46 (2n) (23 çift)

Soğanda 8 (n) 16 (2n) ( 8 çift)

Sivrisinekte 3 (n) 6 (2n) ( 3 çift)

Buğdayda 21 (n) 42 (2n) (21 çift)

Eğrelti otunda 510 (n) 1020 (2n) (510 çift) kromozom vardır.

Kromozom sayıları sabittir. Ancak canlı türünü kromozom sayısı değil kromozom üzerindeki genlerin diziliş ve yapı özellikleri belirler.

Kromozom üzerinde Sentromer adı verilen boğum bölgesi vardır. Bölünme sırasında kromozomlar sentomerlerle iğ ipliklerine bağlanarak hücrenin kutuplarına giderler.

Kromatin iplikler çekirdek dışarı çıkamaz.

Bir kromozomda iki kromotid iplik vardır. Bir anadan diğeri babadan gelmiştir. Bu kromatid çiftine HOMOLOG KROMOZOM denir. Homolog kromozomlar şekil ve büyüklük açısından birbirine benzer.

NÜKLEİK ASİTLER :

RNA ( RİBO NÜKLEİK ASİT ) :

Yapısında riboz şekeri bulunan nükleotidlerin birleşmesiyle oluşur.

Kromatin iplikler çekirdek dışına çıkamadığından Üzerindeki bilgileri RNA ya okur. RNA sitoplazmaya geçerek ribozomla birleşir. DNA dan aldığı emirleri ribozomlarda proteinle sentezler. Bu görevi yapan RNA ya elçi veya mesajcı RNA denir.

RNA her zaman DNA üzerinden sentezlenir. RNA tek iplik halindedir.

Yapısında Adenin, Urasil ,Sitozin ve Guanin organik bazları vardır.

RNA’NIN GÖREVİ : Proteinle birleşerek ribozomun yapısını oluşturur.

Amino asitleri protein sentez yeri olan ribozoma taşır.DNA dan aldığı bilgileri ribozoma taşır.

DNA ( DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT ) :

Yapısında deoksiriboz şekeri bulunduran nükleik asittir. Çift iplik şeklindedir. (Merdiven ve fermuar gibi) Bölünme sırasında İki kromatin iplik oluşabilmesi için DNA açılıp iki tane çift iplik meydana getirir. DNA bölünmeden 170 cm. bölünürken 340 cm olur.

Bu olaya EŞLEME denir. Böylece kendi benzerini yapar. İpliklerden biri kalıp görevi yaparken diğeri aynen sentezlenir. Böylece doğada kendine benzeyen canlılar oluşur.

Yapısında Adenin, Timin, Sitozin ve Guanin organik bazları vardır.

DNA’NIN GÖREVİ : Hücre bölünmesini ve hayatsal olayları yönetir.

NÜKLEİK ASİTLER :

Bir Fosfat, bir şeker ve organik bir bazdan oluşan nükleotitlerdir.

Fosfat-Şeker-Adenin Fosfat-Şeker-Timin

Fosfat-Şeker-Sitozin Fosfat-Şeker-Guanin gibi

Nükleik asitlerde Bazı bazlar birbirine eşit olmak zorundadır.

DNA’da Adenin ve Timin bazları ile Sitozin ve Guanin bazlarının sayıları birbirine eşittir. ( A=T ) ( S= G )

DANIN KENDİNİ EŞLEME MODELİ

A-T A-T A-T A-T

S-G S-G S-G S-G

G-S –ATP-> G-S —à G-S G-S

T-A T-A T-A T-A

T-A T-A T-A T-A

Ana DNA Kopya DNA YAVRU DNA lar

RNA’da Adenin ve Urasil bazları ile Sitozin ve Guanin bazlarının sayıları birbirine eşittir. ( A=U ) ( S= G )

DNA RNA’YI SENTEZLERKEN BAZLARIN BİRLEŞME YÖNTEMİ :

DNA RNA

A U Adenin – Urasil

T A Timin – Adenin

S G Sitozin – Guanin

G S Guanin – Sitozin

DNA VE RNA ARASINDAKİ FARKLAR :

RNA da Riboz, DNA da deoksiriboz şekeri vardır.

RNA tek zincirli, DNA çift zincirlidir.

RNA hem çekirdek hem de sitoplazmada ,DNA çekirdekte,bulunur.

RNA da A,U,S,G bazları, DNA da A,T,S,G bazları vardır.

RNA protein sentezler. DNA Hangi proteinin sentezleneceğini çekirdekte depolar. Kalıtsal,yönetici görevi de vardır.

RNA kendini eşleyemez, DNA kendini eşleyebilir.

DEĞERLENDİRME : 1. Kromozom nedir ? 2. Kromozomun yapısında neler vardır ? 3. DNA nın görevi nedir ? 4. RNA nın görevi nedir ?

RNA ve DNA arasındaki farklar nelerdir ?

6. RNA ve DNA nın yapısındaki bazlar nelerdir ?

D. SONUÇ : 1. 2. 3. Y. SONUÇ: 1. 2. 3.

HALUK ÇOLAK

FEN BİL. ÖĞR.

HÜCRE BÖLÜNMESİ :

Belirli bir büyüklüğe ve olgunluğa erişen hücreler bölünmeye başlar.

İki tür bölünme vardır. Mitoz ve Mayoz bölünme.

Mitoz bölünme tek hücrelilerde üremeyi, çok hücrelilerde büyüme,onarım ve gelişmeyi sağlar.

Hücre bölünmesinin hızı hücrenin özelliklerine göre değişir. Embriyonun ilk evrelerinde 20 dakika da bir bölünür. Sinir hücreleri hayatın sonuna kadar bölünmez. Derimiz oluşturan epitel hücrelerde sık sık bölünür.

Çok hücreli canlılarda bölünme canlının kontrolündedir. Kontrol dışına çıkarsa kanser gibi hastalıklara neden olur.

Tek hücreli canlılarda sitoplazma ve çekirdek yeterince büyüyünce çekirdek bölünme emri verir. Çekirdek ve sitoplazma böylece ikiye bölünür.

MİTOZ BÖLÜNME :

Vücut hücrelerinin belirli bir büyüklüğe gelince bir hücreden birbirine benzeyen iki yavru oluşmasına MİTOZ BÖLÜNME denir.

Mitoz bölünme sonunda hücrenin hacmi küçülür,hücre sayısı artar.

Mitoz iki aşamada meydana gelir.

1. İnterfaz

2. Çekirdek eşlenmesi 3. Sitoplazma bölünmesi

İNTERFAZ : Mitoz hücre bölünmesinde bölünmeye hazırlık evresidir.

ÇEKİRDEK EŞLENMESİ : Profoz,Metafaz,Anafaz,Telofaz evreleri vardır.

PROFAZ : Çekirdek zarı ve çekirdekçik eriyerek kaybolur. Kromotin iplikler kromozom halini alır. Boyları kısalır. Enleri kalınlaşır.

METAFAZ : İğ iplikler oluşur. Eşleşen kromozomlar hücrenin merkezine dizilirler. Kromozom sayısı bu evrede sayılabilir.

ANAFAZ : İğ iplikler kısalır. Eşleşen kromozomlar iğ iplikleri üzerinde kutuplara gider. Son aşamada iğ iplikleri merkezden başlayarak kaybolmaya başlar.

TELOFAZ : Kromozomlar tamamen kutuplara çekilir. Kromotin iplik haline dönerler. Çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur. Böylece çekirdek eşlenmesi tamamlanır.

SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Çekirdek eşlenmesi tamamlanınca sitoplazma ikiye bölünür. Bazı hücrelerde sitoplazma bölünmez. BU durumda çok çekirdekli hücreler oluşur. Bitki ve hayvanda farklı gerçekleşir.

BİTKİ HÜCRESİNDE SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Zar hücre çeperine yapışık olduğundan ANAFAZ evresinden sonra,çeper yapıcı madde,sitoplazmanın merkezinde toplanarak ara bölmeyi oluşturur. Bu çeper maddesi, sitoplazmayı içerden dışarıya doğru ikiye ayırır.

HAYVAN HÜCRESİNDE SİTOPLAZMA BÖLÜNMESİ : Hücre zarı çevresinden merkeze doğru boğumlanarak olur.

MİTOZ BÖLÜNME ÖZELLİKLERİ :

Yavru hücreler ana hücrenin yarısı kadardır.

Görevlerine göre dokulara eklenerek büyümeyi sağlar, yıpranan yerleri onarır.

Bitkiler meristem dokuya sahip olduklarından büyüme sınırsızdır. Meristem dokudaki hücreler sürekli bölündüklerinden bitki enine, boyuna büyümenin yanı sıra dal,yaprak,çiçek oluşmasını da sağlar.

Hayvanlarda büyüme sınırlıdır. Örneğin insanlar 20 yaşına kadar büyür. Büyüme sonucu özelleşen hücreler bölünme yeteneğini kaybeder. Bölünen hücreler dokunun büyümesini yada yıpranan yerleri onarmayı sağlar.

Çekirdek bölünmesine KARYOKİNEZ, sitoplazma bölünmesine SİTOKİNEZ denir.

Bir hücrelilerde çoğalmayı, çok hücrelilerde vücut hücre sayısının artmasını,büyümesini ve yıpranan yeri onarmaya yarar.

Mitoz bölünme hücre sayısını artırır. Kromozom sayısını sabit tutar. İnsan da 46 kromozom olduğu gibi.

MAYOZ BÖLÜNME : Eşeyli üreyen canlılardaki eşey ana hücrelerinin kromozom sayısını yarıya indiren bölünmedir. İnsandaki 46 kromozomun

Yarısı anadan yarısı babadan gelir. Bu hücreler birleşince MİTOZ bölünme ile çoğalıp,yavruyu oluştururlar. Sadece mitoz bölünme olsaydı

Kromozom sayısı yavru hücrede iki katına çıkardı. Bu da ana-babaya benzemeyen canlı oluşması demektir.

Mayoz bölünmede 1. Ve 2. Mayoz bölünme diye iki bölüm vardır.

Her evrede Profaz,Metafaz,Anafaz ve Telofaz evreleri vardır.

1.MAYOZ EVRESİ :

PROFAZ 1 : Kromotin iplikler kısalıp,kalınlaşır. Anne ve babadan gelen benzer kromozomlar yan yana gelir. Her kromozomun yanında kardeş KROMOTİDLER belirir. İğ iplikleri oluşur. Çekirdek zarı erir.

METAFAZ 1 : Kromotidler dörtlü demetler halinde hücrenin merkezinde dizilirler.

ANAFAZ 1: İğ iplikleri kısalıp kalınlaşırken kardeş kromotidler birlikte kutuplara giderler. Sitoplazma boğumlanmaya başlar.

TELOFAZ 1: Kromozomlar tamamen kutuplara çekilir. Çevrelerinde çekirdek zarı oluşur. Böylece iki HAPLOİD hücre meydana gelir.

2.MAYOZ EVRESİ :

Mitoz bölünmeye benzer. 2.MAYOZ bittiğinde Haploid kromozomlu 4 hücre oluşur.

Erkek ve dişi canlıya ait haploid kromozomlu iki üreme hücresi birbiriyle birleşince DİPLOİT kromozomlu bir hücre oluşur.

Bu hücreye de ZİGOT denir.

MAYOZ BÖLÜNME ÖZELLİKLERİ :

üreme hücreleri başlangıçta diğer hücreler gibi 2n (46) kromozomludur. Mayoz bölünme tamamlanınca n (23) kromozomludur. Böylece kromozom sayısı birleşme sonucu yine 46 olur.

1.Mayozdaki profaz 1 evresi çok karmaşıktır. Dörtlü kromotidlere TETRAT denir.

Ana ve babadan gelip birleşen homolog kromozomlar SARMAL birleşerek SİNAPSİS yaparlar. Sinapsis aşamasında kromozomlar arasında gen alışverişi olur. Bu olaya KROSİNG-OVER adı verilir.

MİTOZ VE MAYOZ HÜCRE BÖLÜNMESİ FARKLILIKLARI :

Mitoz Normal vücut hücrelerinin (SOMATİK) pek çoğunda görülür. Mayoz üreme hücrelerinde (GAMET) meydana gelir.

Mitozda terat oluşmaz. Mayozda tetrat oluşur.

Mitozda kromozom sayısı sabit kalır. (2n). Mayozda Kromozom sayısı yarı yarıya azalır. ( Diploid 2n’den, haploid n’ye iner)

Mitozda bir tek bölünme gerçekleşir.(Çekirdek ve sitoplazma bölünmesi). Mayozda arka arkaya iki bölünme gerçekleşir. ( iki çekirdek bölünmesi)

Mitozda 2 yavru hücre oluşur. Mayozda 4 yavru hücre oluşur.

Mitozda meydana gelen yavru hücreler birbiriyle ve ana hücreyle aynıdır. Mayozda meydana gelen yavru hücreler değişik kromozom kombinasyonları taşıdıklarından ana hücreye benzemeyebilirler.

DİPLOİD HÜCRE : 2n kromozomlu vücut hücrelerine denir.

HAPLOİD HÜCRE : n kromozomlu üreme hücrelerine denir.

SOMA HÜCRELER : Vücut hücrelerine denir.

GERMA HÜCRELER : Üreme hücrelerine denir. Gamet de denir.

ERBEZİ – TESTİS : Erkek canlının üreme organına denir.

YUMURTALIK – OVARYUM : Dişi canlının üreme organına denir.

ZİGOT : Döllenmiş yumurta hücresidir.

12 Temmuz 2007

Tabiattaki Tüm Varlıklar Canlı Form Ve Cansız Form Olarak İki Gruba Ayrılmı

Tabiattaki tüm varlıklar canlı form ve cansız form olarak iki gruba ayrılmışlardır.Cansız forma dahil olan varlıklar, üreyemeyen, solunum yapmayan beslenmeye ihtiyacı olamayan tüm varlıklardır. Örneğin denizler, göller, kayalar, bulutlar, dağlar vs. ekosistem içerisinde sürekli bir dönüşüm içerisinde olmasına rağmen canlı sayılmazlar.

 Bir varlığın canlı sayılabilmesi için, az öncede belirttiğimiz gibi üreyebilmesi, beslenebilmesi, solunum yapabilmesi ve diğer canlılarla sürekli bir ilişki içerisinde olması gerekir ki ancak böyle bir varlığa canlı denebilir.  Bugün bilim adamları, canlıları sistematik olarak sınıflandırırken virüsün hangi kategoriye konacağı konusunda hala bir ittifak kuramamıştır.

 Çünkü virüsler bazı hallerde canlı gibi davranırken diğer bazı hallerde tam bir ” inorganik ” madde gibi davranır.Dolayısıyla ortaya büyük bir tezat çıkmaktadır.Virüslerin nasıl olup da hem canlı gibi davrandıklarını hem de cansız gibi göründüklerini, düşündürücü yaşam döngülerini inceleyerek anlamaya çalışalım.

Virüsün anatomisi:

 Virüs, doğadaki en basit canlı türlerinden bile daha basit bir yapıya sahiptir.Bildiğiniz gibi bakterilerin vücudu yanlızca tek bir hücreden oluşan yalın bir anatomiye sahiptir.Fakat virüslerin vücudu bir hücreden bile oluşmaz.Yanlızca hücreyi oluşturan temel yapıtaşlarının çok az bir miktarının yine kompleks bir yapı oluşturmalarından meydana gelmiştir.

 Bir hücre proteinlerden, nükleik asitlerden, hücre zarından, kompleks organellerden (mitekondri, endoplazmik retikulum, golgi aygıtı, ribozomlar vs.), nukleus (çekirdek) den ve daha birçok enzim ve sayamadığımız kimyasal moleküllerden oluşan oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir.

 Virüsler ise yukarıda saydığımız hücre yapıtaşlarından yanlızca üç tanesinin kompleks oluşturmasıyla meydana gelir.Bu yapıtaşları protein, enzim ve nükleik asitlerdir.Bazı virüslerde ise yağ moleküllerine de rastlanılır.Virüs, yanlızca bu üç yapıtaşından oluşan basit bir yapıya sahip olmasına karşın ne amaç uğuruna kendini çoğaltmaya çalıştığını ve canlı – cansız formları arasında nasıl gidip geldiği çözülememiş mühim bir problemdir.

 Virüsler ancak ” Elektron mikroskobu ” ile görülebilirler.Işık mikroskopları ile görülmeleri imkansızdır.Öyle ki bir virüs bakteriyle kıyaslandığında, bakterinin yanında çok küçük kalan bir boyuta sahiptir ve boyu ancak

” nm ” (nanometre, yani metrenin milyarda biri) uzunluk birimi ile ölçülebilir.

 Şimdi bir virüsün anatomisin şekil üzerinde inceleyelim.

 Yukarıdaki şekilde bir virüsün yalın bir şekilde şematize edilmiş resmi gerçeğiyle karşılaştırmalı olarak görülmektedir.

 Head yani baş bölgesi, karmaşık yapılı proteinlerden oluşmaktadır.Bu protein kılıfın içerisinde ise virüse ait RNA (bazen DNA olabilir) molekül zinciri bulunmakadır. İngilizce ” Neck ” adı verilen bölge ise boyun kısımıdır.Sırasıyla Collar=bilezik, Sheath=gövde, Tail Fiber=Kuyruk iplikçikleri ve son olarak Base Plate yani taban plakası görülmektedir.

 Görüldüğü gibi virüslerin anatomisi yanlızca bu moleküler yapılardan ibarettir.Fakat buradaki en büyük soru işareti ise bu moleküllerin neden kendilerini çoğaltmak istedikleridir.

 Moleküller atomlardan oluşan maddelerdir.Maddenin ise şuuru ve aklı yoktur.Fakat gördüğünüz gibi yanlızca bir molekül yığını olan virüsler doğada kendilerini çoğaltmak için sürekli bir canlı hücre arayışı içerisine girmişlerdir.Bu esrarengiz yapılar üreseler bile ne beslenebilirler nede soluk alıp verebilirler.  Bir bakteri bile dışarıdan aldığı molekülleri işleyerek hayatını sürdürür, solunum yapar ve vücudunda oluşan artık maddeleri dışarı atabilir, fakat virüslerin buna benzer fonksiyonlarıda yoktur.

 Bakteriler besin ve diğer hayati moleküllerin yokluğunda hayatlarını kaybederken virüslerin ölmesi diye birşey söz konusu değildir.

 Virüslerin hem cansız hemde canlı özellik gösterdiklerinden bahsetmiştik.Virüsü canlı yapan özellik üreyebilmesidir.Fakat cansız olarak görünmesinin sebebi ise, içine yerleşip onu üreme amacıyla kullanacağı bir hücre bulamadığı zaman ” Kristal ” bir yapıya dönüşmeleridir.Bu şekilde virüs tıpkı havada süzülen bir toz zerreciği gibi bir partikül halinde doğada serbest olarak dolanır.Ta ki canlı bir hücreye rastgelip onu üreme amacıyla kullanıncaya kadar.

 Şimdi bu esrarengiz yaratıkların doğada kristal halinde cansız olarak dolanırken bir hücreye rastgelip, nasıl bir canlı gibi üremeye başladığını şekillerle inceleyelim.

 Şekilde görüldüğü gibi virüs kristal halinde doğada serbest olarak dolaşırken bir bakteri yada başa bir canlı hücresine rast geldiğinde (Burada bakteri hücresi örnek gösterilmiştir) kuyruk kısımı bakterinin duvarına temas edecek şekilde konumlanır.

 Şekilde virüsün sahip olduğu genetik şifresi yani RNA sı kırmızı olarak gösterilmiştir.Virüs RNA sını bakterinin sitoplazmasına zerk edebilmek için kuyruk kısımından bakteri duvarına bir tür enzim enjekte eder.Bu enzim bakterinin duvarını tıpkı bir asit gibi delmeye başlar.Bakterinin duvarı delindikten sonra virüs RNA sını bakterinin vücudunun içerisine gönderir.

 Bakterinin içerisinde dolanan RNA molekülü bakteriye ait DNA molekülünün belli bir bölgesine yerleşir.Bu yerleşme belirli genler arasında konumlanarak gerçekleşir.Örneğin bakteride A geni ile B geni yanyana ise virüs RNA sı bu iki genin arasına yerleşir.Yani A geninin içerisinde yada B geninin içerisinde herhangi bir yere yerşleşmez.Bakterinin virüs RNA sını içeren şekline ise ” Lizogen bakteri ” adı verilir.

 Bakteri, üremek için DNA sını replike ederken farkında olmadan virüsün RNA sınıda replike eder.Bakteri çoğalmaya devam ederken bir yandan da virüsün RNA sının bir kopyasını üretir.Bu kopyalanan RNA nın içerisinde ise virüsün tüm genetik bilgileri saklıdır.Mesela virüsün üzerini örten kılıf proteinin aminoasit şifreleri bu RNA da bulunur.Bakteri replikasyonla ürettiği virüs RNA sından aynı zamanda virüsün örtüsü için gerekli proteinleride translasyon yoluyla yani protien üretim mekanizmaları yoluyla üretir.

 Virüs bakteriyi tıpkı bir köle gibi çalıştırarak kendisini çoğaltmaya başlar.Bakteri öyle bir duruma gelirki ürettiği virüsleri taşıyamaz olur ve parçalanır.Bu olaya ise ” Liziz ” denir.Aşağıdaki şekilde bu olayın meydana gelişi şematize edilmiştir.

 Şekildede görüldüğü gibi bakteri içerisinde üretilen onlarca virüs, bakteri duvarını patlatarak serbest hale geçer.Serbest kalan bu virüslerde kendilerine yeni av bulmak için kendi başlarına dolanmaya başlarlar.

 İnsanın karşılaştığı mühim problem ise, yanlızca bir RNA ve proteinden oluşan virüslerin ne amaçla üredikleri ve bu zekice tasarlanmış üreme planını nasıl uygulamaya koyduklarıdır.Bir molekül grubundan oluşan virüslerin bu planı düşünüp uygulamaya koyması mümkün değildir, ancak üstün gücün emri doğrultusunda hareket edebilirler.

 Virüslerin yanlızca yukarıdaki gibi sabit bir şekli yoktur.Bunun yanında yuvarlak ve çokgen küre şeklinde olanlarıda vardır.Aşağıda değişik şekillerde virüs örnekleri görülmektedir.

 Virüslerin ortak yönü, bir canlı grubuna rastlamasıyla kendini çoğaltmaya başlamasıdır.Bir virüsün canlı bir hücre olmaksızın kendini çoğaltması ise mümkün değildir.Yani virüs ancak ve ancak canlı bir hücre vasıtasıyla kendini çoğaltabilir.Çünkü virüsün sahip olduğu RNA sını kopyalayıp deşifre edecek bir mekanizması yoktur.

 Sitemizin ” Genlerin dünyası ” bölümünde hücrenin kendini üretmek için kullandığı mekanizmalar üzerinde durmuştuk.Bu mekanizmaların parçaları ise DNA kopyalayıcı enzimler, tamir edici enzimler, protein üretiminden sorumlu olan ribozomlar, transfer RNA (tRNA) lar, aminoasitler vs. dir.Fakat bir virüste RNA ve bazı eritici enzimler dışında bu mekanizmaların parçalarından hiçbirisi yoktur.

 Dolayısıyla virüs kendini çoğaltamaz fakat bu mekanizmalara sahip bir hücreyi kullanma gibi bir kurnazlık gösterir.

 Virüsün kullandığı hücreler yanlızca bakteri hücreleri değildir.Bunun yanında insan ve diğer birçok canlının hücrelerine girerek bu hücreleri kendi doğrultusunda çalıştırmaya başlar.Bazı virüsler vardır ki yanlızca belirli hücreler içerisinde çoğalabilir.

 Buna en iyi örnek ” Kuduz ” virüsüdür.Kuduz virüsü bir köpek veya bir kedinin vücudunun içerisine girdiği zaman hemen ilk rastladığı hücreye girmez.Kuduz virüsünün çoğalabileceği hücre ” Beyin ” hücresidir.Bu yüzden bu virüsün beyine kadar ulaşması gerekmektedir.Dolayısıyla virüs bulaştığı hayvanı derhal öldürmez.Beyine ulaşan virüs beynin belirli bir bölgesindeki hücrelerin içine yerleşerek derhal kendini üretmeye başlar.

 Bu üreme zamanına kuluçka zamanı denir.Ve zamanı geldiğinde köpek veya kedinin beyninde ağır bir tahribat meydana gelir ki buda hayvanın ölümüne sebep olur.

 Bunun yanında doğada binlerce tip virüs vardır ve her biri kendine has özelliklerde olup değişik tiplerde hastalıklara neden olurlar.Yazımızın ilerleyen bölümlerinde AIDS virüsüne de deyineceğiz.

 Bazı virüs türleri ise insan ve hayvanlara zarar verebildiği gibi bitkilere de zarar verebilmektedir.Aşağıdaki şekilde virüslerin üzerinde hastalık yaptığı bir bitki yaprağı görülmektedir.

 Virüsler bunun yanında insanlar için yararlı birçok bitki türlerine de zarar verirler.

 Örneğin salatalık ve marul gibi bir çok ihtiyaci sebze ve meyve türleri virüsler tarafından belirli bölgelerinden tahribatlara uğratılırlar.Tabii bu virüslerin hastalık yapıcı etkilerini ortadan kaldıran kimyasalların üretimi de yapılmaktadır.

 Bir virüsün bulaştığı insan ve hayvanlarda hastalık meydana gelmemesi için kullanılan biyokimyasal ilaçlar temelde virüslerin çoğalmasını engelleyecek şekilde tasarlanırlar.

 Örneğin Kuduz virüsü bir insan veya hayvanın vücuduna girdiği zaman derhal beyine ulaşır.Fakat alınan ilaçlar vasıtasıyla beyine ulaşan kimyasallar, ya virüsün protein kılıfını parçalayarak virüsü yok eder, yada virüsün çoğalmasını engelleyecek mekanizmaları durdurur.

AIDS :

 Buna karşılık doğada henüz çaresi bulunamamış hastalıklara yol açan virüslerde bulunmaktadır.Bunların başını ise AIDS (Kazanılmış bağışıklık sendromu) virüsü almaktadır.

 AIDS virüsünün üreyebildiği hücreler ise vücutta bulunan T – lenfosit hücreleridir.T-lenfosit hücreleri, vücut için mutlaka gerekli olan savunma hücreleridir.Bu hücreler, herhangi bir bakteri veya mikroorganizmanın vücuda girmesi halinde derhal bakterilere müdahale ederek onları içine alır ve sindirip yok eder.Fakat AIDS virüsü T-lenfosit ve diğer savunma hücrelerinin içerisine girdikten sonra bu hücreleri kullanarak kendini üretmeye başlarlar.

 Yukarıdaki resimde, insanlarda AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün şekli görülmektedir.

 Bu virüsün önemli bir özelliği ise ters transkripsiyon yani ” Reverse transkriptaz ” adı verilen bir enzim taşıyor olmasıdır.Virüs bu enzimi kullanarak akıllara durgunluk veren bir şekilde kendisinin çoğaltmaya başlar.

 Virüs, bulaştığı insanın kan hücrelerine ulaştıktan sonra ters transkriptaz enzimini virüsün RNA sıyla birlikte hücre içerisine bırakır.Bu enzim ilk önce virüsün RNA sını kalıp olarak kullanarak bir DNA sentezler.Daha sonra virüsün orijinal RNA sını yıkarak ortaya çıplak bir DNA molekülü çıkmasını sağlar.Enzim yeni ürettiği bu DNA yı kalıp olarak kullanarak virüsün orijinal RNA larını tekrar üretmeye başlar.

 Son derece mükemmel düşünülmüş bu sistem ile virüs, saldırdığı hücre içerisinde süratle çoğalarak benzerlerini üretir.Önemli olan nokta ise virüsün önce RNA dan DNA daha sonra bu DNA dan gene virüsün kendi orijinal RNA sını üretmesidir.Bunu yapmasının sebebi, RNA dan direk olarak sentezlenecek RNA nın Orijinal RNA nın aynısı olmayacağından dolayıdır.Örneğin A bazına arşılık T bazı gelecektir.Fakat üretilen DNA ayna gibi görev görerek tekrar aynı RNA yı üretmesi sağlanmıştır.

 Yani üretilen DNA nın A bazına, önce T bazı gelecek daha sonra bu DNA dan RNA sentezlenirken T bazına A bazı karşılık gelecektir.Bu şekilde ilk RNA nın aynısı sentez edilecektir.

 Virüsün saldırdığı T – lenfosit hücreleri kısa sürede yeni üretilen virüsler tarafında işgal edilecek ve en sonunda yıkıma uğrayacaktır.

 Şekilde bir T – lenfosit üzerinde bulunan çanak şeklindeki reseptörleri görmektesiniz.Yukarıki şekildeki virüs şemasında virüsün etrafında reseptörler görülmektedir.İşte bu reseptörler T – lenfosit üzerindeki çanak şeklindeki bu reseptörleri tanırlar ve bu reseptörlere bağlanırlar.

 Bağlandıktan hemen sonra ise HIV virüsü sahip olduğu genomunu yani RNA sını, ” ters transkriptaz ” enzimi ile birlikte hücrenin içerisine bırakır.

 Bundan sonrası ise T – lenfosit hücrelerinin üretim için kullanılıp en sonunda da yıkılmasıdır.

 Savunma hücreleri yıkılan bir insanın ise dışarıdan vücuduna girebilecek bakteri ve diğer mikroorganizmalara karşı yapabileceği pek bir şey kalmaz.

 AIDS e yakalanmış bir insanın savunma sistemi çökertildiğine, dışarıdan vücuda girebilecek bir

bakteri bile rahatlıkla üreyerek sonuçları ağır hastalıklara neden olabilecektir.

 Şekilde virüsler tarafından işgal edilmiş bir T – lenfosit hücresi görülmektedir.

 Bu hücre daha sonra tamamen yıkılarak içerisinde bulunan tüm virüsler, kanda serbest hale geçecektir.

 Bu virüslerde önüne gelen her savunma hücresine saldırarak kendi istekleri doğrultusunda onları kullanacak ve çoğalacaktır.Tabii her virüsün saldırdığı hücreden yüzlerce binlerce virüs kana geçtikçe virüs sayısı korkunç bir şekilde artacaktır.

 Bu virüsün çoğalmasını engelleyecek bir kimyasal henüz bulunamamış olup son yıllardaki çalışmalar HIV virüsünü yok etmek üzere olduğumuzu işaret etmektedir.  Dünyada şu an her 20 saniye içerisinde bir kişi ya AIDS’e yakalanmakta yada hayatını kaybetmektedir.

 Şu an bilgisayarı kullanırken soluduğunuz hava içerisinde bile binlerce mikroorganizma vardır.Eğer sizde bir AIDS hastası olsaydınız, vücudunuza giren bu mikroorganizmalarla başa çıkamayacak ve en zayıf sayılabilecek bir grip mikrobu bile sizin ölümünüze sebep olabilecekti.

 Sağlığımızı, vücudumuz için düşünülmüş mükemmel savunma sistemleri sayesinde devam ettirebilmekteyiz.Bu mükemmel hücreler her an her saniye vücudumuza giren binlerce mikroorganizmayı bünyelerine alarak yok etmekte ve yaşamımızın devamını sağlamaktadırlar.

12 Temmuz 2007

Vitaminler

VİTAMİNLER

Vitaminler büyümemiz, hücrelerimizin yenilenmesi ve enerji üretimimiz için zorunlu maddelerdir. insan vücudu vitaminleri kendiliğinden üretemez. Bu yüzden sağlığımız için gerekli olan vitaminleri ya yediğimiz yiyeceklerden veya çeşitli ilave vitamin preparatlarından sağlamamız gerekmektedir.

Mikrobesinler olarak da adlandırılan vitaminler yağlar proteinler ve karbonhidrat gibi makrobesinlerin  aksine çok düşük miktarlarda alınabilirler ve kalori içermezler.

Vitaminler Yağda Eriyen Vitaminler ve Suda Eriyen Vitaminler olmak üzere iki alt gruba ayrılırlar.

A, D, E ve K vitamininden oluşan yağda eriyen vitaminler sentezleri için kolesterol gerektiren, yağ dokusunda depolanabilen ve ihtiyaç anında salınabilen vitaminlerdir.

B vitamin kompleksleri ailesinden ve C vitaminin den oluşan Suda eriyen vitaminler ise vücutta depolanamazlar ve her gün belirli miktarlarda dışarıdan alınmaları gerekmektedir.

YAĞDA ERİYEN VİTAMİNLER

A Vitamini

A Vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Balıkyağında, karaciğerde, tereyağı ve kremada, peynirde, yumurta sarısında bulunur. Sonradan A vitamini (retinol) ne dönüşecek olan Beta Karoten ve diğer karotenoidler ise yeşil yapraklı ve sarı sebzelerde ve tahıllarda bulunur. A vitamini karaciğerde depolanır. Isıya karşı sabit ve pişirilmeye dayanıklıdır. Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir. Vitamin A miktarı Retinol Equivalant ile ölçülür.

Vücuttaki Fonksiyonları

Sağlıklı deri ve saçlar için gereklidir.

Diş, dişeti, ve kemik gelişiminde önemli rol oynar

Normal iyi görme de ve gece görme de etkilidir.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

Akciğer, mide, üriner sistem ve diğer organların koruyucu epitelinin düzeninde rol oynar.

Eksiklik Belirtileri

Gece körlüğü

Xerophthalmia ( korneanın anormal kuruması ve kalınlaşması = göz kuruluğu)

Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara elverişli hale gelme

Akne (sivilce) oluşumunda artış

Yorgunluk

Diş, dişeti ve kemiklerde deformiteler

Aşırılık ve Zehirlenme Belirtileri

Karaciğer bozuklukları

Mide bulantısı ve kusma

Saç dökülmesi (saçlar çabuk kopar)

Baş ağrısı

Eklem ağrıları

Dudak çatlamaları

Saç kuruluğu

İştah kaybı

Yetişkin Erkeklerde Vitamin A gereksinimi 1000 Retinol Equivalant.

Yetişkin Kadınlarda Vitamin A gereksinimi 800 Retinol Equivalant.

Vitamin A için

Yiyecek

Miktar

Retinol Equivalant

Karaciğer (Dana)

6 gr

9124

Balıkyağı

1 servis kaşığı

4080

Yumurta sarısı

1 büyük

97

Chedar Peynir

2 gr

86

Süt

1 fincan

76

Kaymak-krema

1 servis kaşığı

63

Patates

1 orta boy

2487

Havuç

1 orta boy

2025

Brokoli

1 fincan

136

Kayısı

1 tane

92

Beta Karoten Aşırılığı ve Zehirlenme Belirtileri

Avuçlarda ve ayak tabanlarında ciltte sarı-kavuniçi renk değişikliği.

Çocuklarda zehirlenme 300000 Retinol Equivalant A vitamini alımıyla oluşur. Yetişkinler de ise genellikle günde 100000 Retinol Equivalant A vitamininin aylar boyu alınması ile oluşur.

D Vitamini

D Vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Daha çok iki şekilde bulunur. Bunlardan aktif ergosterol, kalsiferol ve D2 vitamini gibi adlarla da bilinen ergokalsiferol ışınlanmış mayalarda bulunur. Aktif 7-dehidrokolesterol ve D3 vitamini gibi adlarla da anılan kolesalsiferol ise insan derisinde güneş ışığı ile temas sonucu meydana gelir ve daha çok balık yağında ve yumurta sarısında bulunur. Isıya karşı sabit ve pişirilmeye dayanıklıdır.Yüksek miktarlarda alınması toksik reaksiyonlara (zehirlenme) neden olabilir.

Vücuttaki Fonksiyonları

İnce bağırsaklardan kalsiyum ve fosforun emilimini düzenleyerek kemik büyümesi, sertleşmesi ve tamiri üzerinde etkili olur.

Raşitizmi önler

Böbrek hastalıklarında düşük kan kalsiyumu seviyesini düzenler.

Postoperatif kas kasılmalarını önler.

Kalsiyumla birlikte kemik gelişimini kontrol eder.

Bebekler ve çocuklarda kemik ve dişlerin normal gelişme ve büyümesini sağlar.

Henüz kanıtlanmamış olası etkileri:

Artrit, yaşlanma belirtileri ,sivilce,alkolizm, kistik fibrozis uçuk ve herpes zoster tedavisi, kolon kanserinin önlenmesi.

Vitamin D alınımına dikkat edilmesi gereken durumlar:

Güneş ışığı bakımından yetersiz bölgelerde yaşayan çocuklar.

Yetersiz gıda alan ve fazla kalori yakan kişiler

55 yaşın üzerindekiler, özellikle menapoz sonrası kadınlar.

Emziren ve hamile kadınlar.

Alkol veya  uyuşturucu kullananlar.

Kronik hastalığı olanlar, uzun süredir stres altında olanlar, yakın geçmişte ameliyat geçirmiş olanlar.

Mide-barsak kanalının bir kısmı ameliyat ile alınmış olanlar.

Ağır yaralanma ve yanığı olan kişiler.

Eksiklik Belirtileri

Raşitizm: (Çocuklarda D vitamini eksikliği ile oluşan hastalık) Çarpık bacaklar, kemik veya eklem yerlerinde deformasyonlar, diş gelişiminde gerilik, kaslarda zayıflık,  yorgunluk, bitkinlik.

Osteomalazi (yetişkinlerde D vitamini eksikliği ile oluşan hastalık) kaburga kemiklerinde,omurganın alt kısmında, leğen kemiğinde, bacaklarda ağrı, kas zayıflığı ve spazmları, çabuk kırılan kemikler.

Aşırılık ve Zehirlenme Belirtileri

Yüksek kan basıncı

Mide bulantısı ve kusma

Düzensiz kalp atışı

Karın ağrısı

İştah kaybı

Zihinsel ve fiziksel gelişme geriliği

Damar sertliğine eğilim

Böbrek hasarları

Günlük Vitamin D ihtiyacı:

Çocuklar

Erkek

Kadın

0-6 ay: 7,5 mcg

11-18 yaş: 10 mcg

11-18 yaş: 10 mcg

6-12 ay: 10 mcg

19-24 yaş: 10 mcg

19-24 yaş: 10 mcg

1-10 yaş: 10 mcg

25 yaş üstü:5 mcg

25 yaş üstü:5 mcg

Hamileler: 10 mcg

Emzirenler: 10 mcg

Bazı yiyeceklerdeki Vitamin D miktarları:

Yiyecek

Miktar

Mikrogram(mcg)

Ringa balığı

6 gr

35

Balıkyağı

1 servis kaşığı

34

Uskumru fileto

6 gr

Som balığı

6 gr

Tuna balığı

6 gr

Süt

1 fincan

E Vitamini

E Vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Alfa, beta, gama ve delta tokoferolleri içerir. Bitkisel yağlar ve buğday tanesi en iyi kaynağıdır. Isıya karşı sabit ve pişirilmeye dayanıklıdır.

Vücuttaki Fonksiyonları

En iyi Antioksidandır. Hücre zarı ve taşıyıcı moleküllerin lipid kısmını stabilize ederek hücreyi serbest radikaller, ağır metaller, zehirli bileşikler, ilaç ve radyasyonun zararlı etkilerinden korur.

İmmun sistemin aktivitesi için gereklidir. Timus bezini ve alyuvarları korur. Virutik hastalıklara karşı bağışıklık sistemini geliştirir.

Göz sağlığı için hayati önem taşır. Retina gelişimi için gereklidir. Serbest radikallerin katarakt yapıcı etkilerini önler.

Yaşlanmaya karşı koruyucudur. Serbest radikallerin dokular, deri ve kan damarlarında oluşturduğu dejenaratif etkiyi önler. Yaşlanmayla ortaya çıkan hafıza kayıplarını da önleyici etkisi  vardır.

Eksiklik Belirtileri

Çocuklarda hemolitik anemi ve göz bozuklukları

Yetişkinlerde Dengesiz yürüme, konsantrasyon bozukluğu, düşük tiroid hormonu seviyesi, sinir harabiyeti, uyuşukluk, anemi, bağışıklık sisteminde zayıflama.

E vitamini eksikliğinde kalp hastalıkları ve kanser riski artmıştır.

Günlük Vitamin E ihtiyacı:

Çocuklar

Erkek

Kadın

0-12 ay: 3-4 mg

18 yaş üstü:10 mg

18 yaş üstü: 8 mg

1-7 yaş: 6-7 mg

Hamileler: 2 mg

11-18 yaş: 8 mg

Emzirenler: 3 mg

Bazı yiyeceklerdeki Vitamin E miktarları:

Yiyecek

Miktar

Miligram

Ayçekirdeği

1/4 fincan

26,8

Badem

1/4 fincan

12,7

Buğday

1/4 fincan

12,8

Çiçek Yağı

1 sevis kaşığı

7,9

Yer Fıstığı

1/4 fincan

4,9

Mısırözü yağı

1 sevis kaşığı

4,8

Soya yağı

1 sevis kaşığı

3,5

Balık Yağı

1 sevis kaşığı

Istakoz

6 gr

2,3

Salmon fileto

6 gr

0,6

K Vitamini

K Vitamini yağda eriyen vitaminlerdendir. Kan pıhtılaşmasında önemli rol oynar. Lahana, karnıbahar, ıspanak ve diğer yeşil sebzelerde, soya fasülyesi ve tahıllarda bulunur. Genellikle vücutta barsak bakterileri tarafından sentez edilir.

Vücuttaki Fonksiyonları

Kan pıhtılaşmasını sağlar.

Bazı çalışmalar özellikle yaşlılarda kemkleri güçlendirdiğini göstermektedir.

Pıhtılaşmada ve kemik yapımında kalsiyum’a yardımcıdır.

Eksiklik Belirtileri

Kontrolsüz kanamalara neden olan K vitamini eksikliği malabsorbsiyon hastaları hariç ender görülür. Doğumdan sonraki ilk 3-5 gün içerisinde barsak florası henüz tam gelişmemiş olduğundan K vitamini eksikliği vardır.

Günlük Vitamin K ihtiyacı:

Genellikle sebzelerle alınan günlük 60-85 mg. herhangi bir eklemeye gerek kalmadan yeterli olmaktadır.

SUDA ERİYEN VİTAMİNLER

B1 Vitamini

Thiamin olarak da adlandırılan B1 vitamini merkezi sinir sistemi sağlığını korumakta önemli bir rol oynar. Yeterli B1 düzeyleri zihinsel fonksiyonun korunmasında bize yardımcı olur. B1 düzeylerinde ki yetersizlik ise gözlerde güçsüzlük, zihin bulanıklığı ve fiziksel koordinasyonda bozukluğa sebep olur.

B1 vitamini kan hücrelerinin oluşumu ve sağlıklı bir dolaşım sistemi için gerekli olan hidroklorik asit in üretiminde rol oynar. Ayrıca karbonhidratlardan enerji üretiminde, kalp ve sindirim sistemi kaslarının tonusunun korunmasında anahtar rolü vardır.

Diğer B vitaminleri gibi B1 vitamini de suda eriyen vitaminler sınıfındandır ve vücutta depolanmaz. Bu sebeple her gün yeterli miktarda B1 vitamini alınması gerekmektedir. Diğer B vitamini kompleksleri ile birlikte alındığında tek başına yapacağı etkiden daha fazla etki oluşturur.

B1 Vitamini Eksikliğinde Görülen Belirtiler:

İştah azalması

Sindirim bozukluğu

Kabızlık

Yorgunluk

Başağrısı

Sinir ve dolaşım sistemi hastalıkları

Kas krampları

Ödem

B1 vitaminin uzun süre eksikliklerinde Beriberi adı verilen ve merkezi sinir sistemini yıkıcı ve bazen ölümcül olabilecek bir hastalık oluşabilir. Beriberi’ye beslenme düzeyleri yeterli olan ülkelerde pek rastlanmaz. Ancak alkol B1 i yıkıma uğrattığından uzun süreli alkolizm vakalarında bu hastalığa rastlanabilmektedir. B1 düzeylerini ağızdan alınan antibiyotikler, sulfa grubu ilaçlar, antiasitler ve doğum kontrol hapları da etkileyebilir. Ayrıca karbonhidratı yüksek diyetle beslenen kişiler de B1 ihtiyacı artabilmektedir.

B1 vitamini açısından zengin besinler:

Kuru fasulye, yumurta, bira mayası, bütün hububatlar, kahverengi pirinç ve deniz ürünleridir. Süt ve süt ürünleri, sebze ve meyveler B1 açısından çok zengin kaynaklar olmasalar da yüksek miktarlarda tüketildiklerinde yeterli B1 vitamini girişini sağlayabilirler.

Besinler haricinde alınan ek vitamin preperatlarında B1 genellikle  B2, B3, B6, pantetonik asid ve folik asit ile birlikte bulunur.

Günlük B1 Vitamini Gereksinimi: 1,5 mg dır.

B2 Vitamini

Riboflavin olarak da adlandırılan B2 vitamini enerji üretimi, enzim fonksiyonu, normal yağ asidi ve aminoasit  sentezi için önem taşımaktadır. Serbest radikallerin toplayıcısı olan glutathion un üretimi için gereklidir.

 Riboflavin suda eriyen bir vitamindir ve vücutta depolanmaz. Karaciğer, böbrek ve kalpte sadece birkaç dakika kalır. Bu sebeple dışarıdan alınması gerekmektedir.

Ağır Riboflavin eksikliğine nadir olarak rastlanır. Alkoliklerde görülebilir. Ancak çok ağır olmasa da tehlikeli düzeyde Riboflavin eksikliği yaşlıların yaklaşık yüzde 33 ünde görülebilmektedir.

Riboflavin hücre enerji üretimini arttırdığı için migren tipi baş ağrılarının önlenmesinde etkili olabilmektedir. (Migrenin kan damarlarında üretilen enerjinin azalmasıyla oluştuğuna inanılmaktadır. 1994 de yapılan bir çalışmada yüksek dozlardaki riboflavinin baş ağrılarının tedavisinde etkili olduğu

gösterilmiştir.)

Riboflavin ışığa karşı oldukça hassastır. Açık yeşil sebze ve meyvelerde bulunan bu vitamin özelliğini çok çabuk kaybeder. Boş mideye alındığında sadece % 15 i emilebilir. Fazla miktarda alınan Riboflavin idrar ile atılır ve idrarı hafif bir sarı yeşil renge boyar.

Vitamin B2 kaynakları:

Badem

Bira Mayası

Peynir

Tavuk

Sığır eti, böbrek

Buğday

FAYDALARI:

Kanıtlanmış Faydaları: Besinlerden enerjinin serbest bırakılmasında rol oynar. A vitamini ile birlikte kullanıldığında solunum, sindirim, dolaşım ve boşaltım sisteminin mukozasının sağlıklı olmasını sağlar. Sinir sistemi, deri ve gözleri korur. Normal büyüme ve gelişmeye yardımcı olur. Enfeksiyon, alkolizm, yanık, mide ve karaciğer hastalıkları tedavisine yardımcı olur. Antioksidan aktivitesinde gerekli olan Glutation un rejenerasyonunda gereklidir. Migren, katarakt, orak hücreli anemi tedavisinde kullanılır.

Vücut dokularının nefes alması için gerekli flavin mononucleotide ve flavin adenine dinucleotide adlı iki koenzimin bir parçası gibi davranır. Vitamin ve

minerallerdeki piridoxin i harekete geçirir.

Kanıtlanmamış faydaları: Çeşitli göz hastalıklarını, deri hastalıklarını tedavi ederler. Kansere karşı önleyici olduğu iddia edilmektedir. Vücudun normal gelişimini arttırırlar. Kısırlıkta faydalı olduğu sanılmaktadır. Stresi engellerler. Görme duyusunu güçlendirir.

Kimler kullanmalıdır: Yetersiz kalorili diyet alanlar, beslenme bozukluğu olanlar veya kalori ihtiyacı artmış kişiler. Gebe veya emziren kadınlar. Alkol veya diğer madde bağımlıları. Kronik hastalığı olanlar, uzun süreli stres altında olanlar, yakın geçmişte operasyon geçirmiş kişiler. Sporcular ve beden işçileri. Sindirim sisteminin bir bölümü operasyonla alınmış olanlar. Ağır yanık veya yaralanması olan hastalar. Doğum kontrol hapı veya östrojen kullananlar.

Yararlı bilgiler: B2 vitamini idrarı koyu sarı renge boyayabilir. İşlenmiş yiyeceklerde B2 vitamini miktarları azalır. Soda ile birlikte pişirme yiyeceklerdeki B2 vitaminini ortadan kaldırır.

EKSİKLİK BELİRTİLERİ: Ağız kenarlarında çatlaklar, dil ve dudaklarda iltihaplanmalar. Işığa duyarlı gözler. Ciltte kaşıntı. Sersemlik, uykusuzluk. Öğrenme güçlüğü. Gözlerde yanma ve kaşıntı.Kornea hasarı.

Kanıtlanmamış Belirtiler: Hafif Anemi. Hafif uyuşukluk hali. Akne. Migren tipi başağrıları. Kas spazmları. Riboflavin eksikliği ile özofagus kanserleri arasında bir ilişki olduğu öne sürülmektedir.

Günlük Tavsiye Edilen Dozlar:

ÇOCUKLAR

0-6 Ay:

0.4mg

6-12 Ay:

0.5mg

1-3 Yaş:

0.8mg

4-6 Yaş:

1.1mg

7-10 Yaş:

1.2mg

ERKEKLER

11-14 Yaş:

1.5mg

15-18 Yaş:

1.8mg

19-50 Yaş:

1.7mg

51+ Yaş:

1.4mg

KADINLAR

11-50 Yaş:

1.3mg

51+ Yaş:

1.2mg

Hamileler:

1.6mg

Emzirenlerde (ilk 6 Ay):

1.8mg

(ikinci 6 Ay)

1.7 mg

Herhangi bir B vitaminine karşı allerjik kişilerde, kronik böbrek hastalıklarında kullanılmamalıdır.

Gebeler ve emzirenler doktorlarının tavsiye ettiği şekilde kullanmalıdır.

B-2 Fazlalığı: İdrar renginde koyulaşma. Bulantı, kusma.

Etkileşim: Trisiklik antidepressanlar, fenotiazinler, probenesid B-2 nin etkisini azaltırlar.

B3 Vitamini

Niasin, Niasinamid veya Nikotin Amid olarak ta adlandırılan B3 vitamini sindirim için gerekli olan hidroklorik asit üretimi için olduğu gibi, protein, yağlar ve karbonhidrat metabolizması için de tüm insanlar tarafından gereksinim duyulan zorunlu bir besindir.

B3 vitamini kan dolaşımını düzenler, sağlıklı bir deri sağlar ve santral sinir sisteminin çalışmasına yardımcı olur. Beyin ve hafızanın ileri fonksiyonlarını denetlemesinden dolayı şizofreni ve diğer zihinsel hastalıklarda tedavi edici rol oynar. Son olarak yeterli B3 düzeyleri insülin ile estrojen, progesteron ve testesteron gibi cinsiyet hormonlarının sentezi için hayati rol oynamaktadır.

B3 vitamini eksikliğinde Pellegra adı verilen ve sinir sisteminde fonksiyon bozukluğu, mide barsak sistemi bozukluğu, ishal, zihin bulanıklığı, depresyon, ve ağır dermatit ve çeşitli cilt  lezyonları ile karakterize bir hastalık oluşur. Son zamanlarda kan kolesterolunu ve trigliseritini yan etki olmadan emniyetle düşürebildiği için doktorlar tarafından bu amaçla sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak B3 vitamininin kullanımında doz ayarlaması mutlaka doktor tarafından yapılmalıdır.

Yüksek miktarlarda alınan B3 vitamini doğal bir alerjik reaksiyon olan ciltte kızarmalara neden olabilir. Bu kızarmalar yanma, kaşıntı ve ağrı ile beraber olabilir. Genellikle yüz, kollar ve göğüse yayılır. Genellikle zararsızdır ve 20 dakika ile bir saat arasında kendiliğinden geçer. Bir bardak su içilmeside yardımcı olacaktır.

Gebelikte B3 vitamini dikkatle kullanılmalıdır. Yüksek dozlarda saf nikotinik asit mide ülserleri, gut, glokom diabet ve karaciğer hastalıklarında sağlık problemlerini arttırabilirler. Günde 1.000 mg’ın üzerindeki dozlar için doktora tekrar danışmak gereklidir.

B3 vitamini içeren doğal yiyecekler sığır eti, brokoli, karnabahar, havuç, peynir, mısır unu, yumurta, balık, süt, patates ve domatestir.

B5 Vitamini

Pantotenik Asit olarak ta adlandırılan B5 vitamini hem hayvansal hem de bitkisel kaynaklarda bulunabildiğinden dolayı yunanca “heryer” anlamına gelen “pantos” sözcüğünden kökenini almıştır. Vücutta depolanmayan ve suda eriyen bir vitamindir.

Pantotenik asit  karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerin enerjiye çevrilmesinde bir katalizör olarak hayati rol oynayan  Koenzim A nın  üretiminde zorunlu bir parçadır. Asetilkolin gibi sinir iletimini sağlayan maddelerin üretimine katılır. Çeşitli böbrek üstü bezi hormonları, steroidler ve kortizonun oluşumunda hayati rol oynadığı için antistres vitamini olarak da tanımlanır. Depresyonla savaşmakta olan faydasının yanı sıra mide barsak sisteminin normal çalışmasına yardımcı olur; kolesterol, D vitamini, kırmızı kan hücreleri ve antikorların üretimi için gereklidir.

Kanıtlanmış Yararları:

Normal büyüme ve gelişmeyi destekler.

Yiyeceklerin enerjiye dönüştürülmesine yardım eder.

Birçok vücut materyalinin sentezine yardımcı olur.

Böbrek üstü bezinin fonksiyonunu destekler,

Enerji metabolizmasında gereklidir.

Kanıtlanmamış Yararları:

Yara iyileşmesini uyarır.

Stresi yatıştırır.Depresyon tedavisinde yararlıdır.

Alerjilerin tedavisinde yararlıdır.

Alkolizm, karaciğer sirozu tedavisinde yararlıdır.

Kabızlık tedavisinde yararlıdır.

Yorgunluğun giderilmesinde yararlıdır.

Mide ülserlerinde yararlıdır.

Osteoartrit, Romatoid artrit tedavisinde yararlıdır.

B5 vitamini açısından zengin besinler:

Dana eti, karaciğer, balık, tavuk, yumurta, peynir, fasülye, tüm tahıllar, hububatlar, karnabahar, bezelye, avakado, patates, mısır, kuru yemişler de bolca bulunur.

B5 Vitamini eksikliği:

Direkt olarak B5 vitamini eksikliğine bağlı insanlarda oluşan hiçbir hastalık belirtilmemiştir. Bunun sebebi her türlü besinde bolca bulunmasıdır.

Ancak B5 vitamini eksikliğine bağlı bazı belirtilerin oluşabileceği kanıtlanmasa da varsayılmaktadır. Bunlar:

Sinir harabiyetleri

Solunum problemleri

Cilt problemleri

Artrit

Alerji

Doğumsal bozukluklar

Zihinsel yorgunluk

Baş ağrısı

Uyku bozukluğu

Kas spazmları, kramplar

Alınması gereken miktar:

Günlük alınması gereken sabit miktar:10-1000 mg dır.

Alınması gereken en az günlük miktarlar:

0-6 aylık 2mg/gün

6 ay-3 yaş 3mg/gün

4-6 yaş 3-4mg/gün

7-9 yaş 4-5mg/gün

10yaş ve üstü  4-7mg/gün dür.

Hamilelik ve emzirmede gereksinim 1/3 oranında artabilir.

Genellikle bu miktarlar günlük besinlerle fazlası ile karşılanır.

Günlük 10-20 gr gibi çok yüksek dozlarda alınması ile ishal ve su kaybı oluşabilir.

B6 Vitamini

Pyridoxine olarak ta adlandırılan B6 vücutta depolanmayan ve suda eriyen bir vitamindir. Diyetle veya ek vitamin olarak mutlaka alınmalıdır.

Vücutta diğer birçok vitaminden daha fazla hayati fonksiyonları destekleyici rol oynar. Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında yer alır. Hormonlar, kırmızı kan hücreleri, sinir hücreleri, enzimler ve prostoglandinlerin oluşumunda rol oynarlar. Ayrıca B6 vitamini iştahımızı, ağrıya karşı duyarlılığımızı, uyku düzenimizi, ruh durumumuzu etkileyen serotonin adlı maddenin yapımında da etkili olmaktadır.B6 vitamini eksikliğinde ani uykusuzluk ve santral sinir sisteminin çalışmasında bozukluklar oluşmaktadır.

B6 vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir, kolesterol birikimine engel olarak kalbi korur, böbrek taşı oluşumunu engeller. karpal tunel sendromu, adet öncesi gerginlik sendromu, artritler, allerjiler, geceleri oluşan bacak kramplarının tedavisinde de kullanılır.

Vitamin B6 eksikliği belirtileri:

Depresyon, kusma, anemi (kansızlık), böbrek taşları, dermatitler, uyuşukluk, bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak sık hastalanma gibi beleirtileri olabilir. Yeni doğanlarda  B6 vitamini eksikliğine bağlı olarak aşırı sinirlilik, huysuzluk; bazende kasılma nöbetleri görülebilir.

Ek vitamin B6 bulantı, sabah kusmaları ve depresyon tedavisinde kullanılabilir.

Başlıca Vitamin B6 kaynakları arasında muz, avakado, tavuk eti, patates, ıspanak, bezelye, bira mayası, havuç, yumurta, balık ve bütün hububatlar gelmektedir.

Önerilen günlük doz 2 mg’dır.

Vitamin B6 zehirlenme yapabilen ender vitaminlerdendir. Günlük 500 mg’a kadar güvenli olabilir ancak günlük 2 gr’lık dozla sinir sisteminde geriye dönüşü olmayan bozukluklar ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca beyinde L-Dopa’nın etkisini azaltabildiğinden L-Dopa tedavisi gören parkinson hastalarında kullanılmamalıdır.

B12 Vitamini

Kobalamin olarak ta adlandırılan B12  suda eriyen bir vitamindir. Diğer suda eriyen vitaminlerden farklı olarak vücut dokularında depolanabilir. Bu yüzden eksiklik belirtilerinin ortaya çıkması yıllar alabilir.

Vitamin B12 hayvansal gıdalarda bulunur.Karbonhidratlar, protein ve yağların işleme tabi tutulması için gereklidir. Özellikle sinir hücrelerinin büyümesi ve tüm hücrelerin tamirinde önemli rol oynamaktadır.Protein oluşumunda aminoasitlerin işlevinde rol oynamaktadır. Folic asit ile bileşimi sinir hücrelerinin kılıflarının korunabilmesi ve DNA sentezi için gereklidir; sinir iletilerini kolaylaştırır.

B12 vitamini ince bağırsaklarda emilir. Diyetle yetersiz alınım, bazı hastalıklar sebebi ile ince bağırsaklardan yetersiz emilim B12 vitamin eksikliğini oluşturur.

Hafif derecede B12 eksikliği çok sık görülür. Uyuşukluk, unutkanlık, sabahları yataktan yorgun kalkma gibi belirtiler verir.

Ağır vitamin B12 eksikliğinde ise sinir fonksiyonlarının bozulduğu kronik hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Kalıcı sinir harabiyetine yol açabilir.

Yaş ilerledikçe vitamin B12 eksikliğinin görülme sıklığı artmaktadır. Araştırmalar 65 yaşın üstündeki kişilerin yaklaşık % 40’ında vitamin B12 eksikliği olduğunu göstermektedir. Bu yaşlarda görülen bazı zihinsel bozukluklar ve depresyonun bu nedenle oluşabileceği düşünülmektedir. Alzheimer hastalığına benzer belirtiler verebilir ve eksiklik uzun yıllar sürerse zihinsel bozulma geriye dönüşümsüz hale gelebilir.

Asetilkolin üretimini arttırdığı ve beyinde sinir iletimini düzenlediği için Alzheimer hastalığında koruyucu rolü olabileceği düşünülmektedir.

Folik asit ile birlikte doğum defektlerini önlemekte önemli rol oynar. Yine folik asit ve B6 vitamini ile birlikte kalp hastalıklarını ve damar tıkanıklığını önleyici rol oynamaktadır.

Çocuklarda görülen astımların, depresyonun, şeker hastalığına bağlı nöropatilerin, düşük sperm sayısı ve spermlerdeki hareket yetersizliğinin tedavisinde de B12 vitamini kullanılmaktadır.

HIV pozitif kişilerin % 35 inde vitamin B12 eksikliği olduğu bulunmuştur. Yararı tam olarak kanıtlanamasa da AİDS tedavisinde vitamin B12 eklenmektedir.

Vitamin B12 Kaynakları:

Dana eti, dana karaciğeri,böbrek,süt ve süt ürünleri, peynir, yumurta, midye, dil balığı, ringa balığı, uskumru, sardalya B12 vitamini içeren yiyeceklerdir. Sebzelerde ise B12 vitamini bulunmaz.

Vitamin B12’nin kanıtlanmış yararları:

Normal büyüme gelişmede olumlu rol oynar.

Sinir hasarlarında tedavi edici rol oynar.

Pernisiyöz anemi tedavisinde kullanılır.

Mide barsak sisteminin bir kısmı cerrahi olarak çıkartılmış hastalarda oluşabilecek B12 vitamin eksikliğine bağlı belirtileri önler.

Vejeteryanlarda ve birtakım emilim bozukluğu olan hastalarda oluşabilecek B12 vitamin eksikliğine bağlı belirtileri önler.

Bağışıklık sistemini ve sinir sistemini güçlendirir.

Vitamin B12’nin kanıtlanmamış ancak olası yararları:

Akıl ve sinir hastalıklarında faydalı olabilir.

Mikrobik hastalıklara karşı direnci arttırır.

İştahı arttırır.

Ortalamanın altındaki boy uzunluklarında yararlıdır.

Öğrenme ve bellek kapasitesini geliştirir.

Enerjiyi arttırır.

12 Temmuz 2007

Biyoloji Bölümü Lisans Derleri İçerikleri

BİYOLOJİ BÖLÜMÜ LİSANS DERLERİ İÇERİKLERİ

BİY – 101 Genel Biyoloji – I (4+0+0) 4

Bilimsel metod, canlıların oluşumu, evrim, Biyolojik moleküler Hücre yapısı, Hücre teorisi, Hücre Bölünmesi, Gametogenez, Yumurta tipleri, Fertilizasyon ve segmentasyon, Protein sentezi, Canlıda üreme tipleri. Fotosentez, Kemosentez ve hücrede solunum olayı.

BİY -151 Genel Biyoloji Laboratuvarı-I(0+0+3)1:

-Işık mikroskobunun özellikleri ve kullanımı

-Diseksiyon mikroskobunun özellikleri ve kullanımı

-Elektron mikroskobunun özellikleri

-Robert Hooke’un hücresi

-Bitki ve hayvanlarda hücre yapısı

-Bitkilerde plastidler (kloroplast, kromoplast ve lökoplastlar)

-Bitkilerde plazmoliz ve deplazmoliz

-Hücre bölünmesi (mitoz)

-Bir bakterinin yapısı

-Hayvan dokusu (kan hücreleri)

-Mayada tomurcuklanmayla çoğalma

-Bitki hücrelerinde sitoplazmik inklüzyonlar

-Hayvan hücresinde pigment granülü(balık pulunun pigment hücrelerinde)

-Hücrelerde rotasyon ve sirkülasyon hareketleri

-Bitkilerde kristaller (druz, sistolit ve rafid)

BİY-103 Biyoloji ve Çevre-I (2+0+0)2:

1-    1-    Biyolojinin  çevre açısından önemi

2- Çevreyi kirleten unsurlar

A-   Hava kirliliği

a)     Ozon tabakasındaki değişiklikler

b)     Ozonun Havaya Etkisi

B-   Su Kirliliği

C-   Toprak Kirliliği

a-     Erozyon

b-     Gübreleme ve Etkileri

c-     Anız Yakma

3-     İnsanın Dünya Ekosistemlerine Etkisi

4-     Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamları

5-    Türkiyede Yaşama Alanlarının Tahribatı

A-  Ormanlarda Tahribat

B-    Tarım Alanlarında Tahribat

C-    Bakir Alanlarda Tahribat

D-    Sulak Alanlarda Tahribat

E-     Diğer Alanlarda Tahribat

6-     Yurdumuzda Çevre Faktörleri Etkisindeki Yaşama Ortamları, Özelikleri

A-  Ormanlar

B-    Çayır-Meralar

C-    Sulak Alanlar

a-     Akarsular

b-      Göller

c-      Denizler

7-     Canlı Genetik Kaynakların Koruma Yötemleri

BİY – 105 Mikroteknik ( 1+0+0) 1

Biyolojik Amaçlar İçin Kullanılan Mikroskoplar ve Özel Mikroskopi Yöntemleri; Çalışma Laboratuvarının Hazırlanması, Preparat Yapma Yöntemleri, Total Preparasyon Yöntemi, Kuru Kapatma; Sürtme Preparat (Froti) Yöntemi, Ezme Preparat Yöntemi; Fiksasyon ; Çok Kullanılan Karışım Fiksatifler ve Tespit Yöntemleri; Dokunun Yıkanması, Dokudaki Suyun Alınması, Saydamlaştırma ve Parafine Gömme Yöntemi; Parafin Kesitlerinin Hazırlanması; Kesitlerin Boyanması; Sitokimyasal ve Histokimyasal Boyama Yöntemleri; Boyanmış Preparatların Kapatılması; Dondurma Yöntemi; Canlı Hücrelerin İncelenmesi; Metafaz Kromozomlarını İnceleme Yöntemleri; Elektron Mikroskobu Yöntemi; Dondurma-Kırma Yöntemi; Otoradyografi (Radyootografi) Yöntemi; Hücre Fraksiyonu (Hücreyi Parçalayarak Kısımlarına Ayırma) Yöntemi; Sitofotometri Yöntemi; İmmünositokimyasal Yöntem; Kromatografi Yöntemi; Elektroforez Yöntemi; Fluoresansla Aktive Edilmiş Hücrelerin ayrılması.

BİY- 157 Mikroteknik Lab. (0+0+3) 1:

Laboratuvarda kullanılan alet ve malzemelerin tanıtılması ve kullanımı Çözelti hazırlanmasının gösterilmesi; Kuru preparat hazırlanması, Mitoz bölünme preparatının hazırlanması, Mayoz bölünme preparatının hazırlanması, Kan preparatının hazırlanması, Kemik preparatının hazırlanması, Kıkırdak preparatının hazırlanması, Kas preparatının hazırlanması, Parafin blok yapılması, Dokuların tespiti, Dokuların suyunun alınması, Dokuların parafine gömülmesi, Parafin bloklardan kesit alınması, Kesitlerin boyanması, Kesitlerin incelenmesi.

KİM-101 Genel Kimya I(3+0+0)3:

Giriş: (madde, metrik sistem, anlamlı rakamlar); atom yapısı; periyodik sistem; kimyasal bağlar; molekül geometrisi; kimyasal eşitlikler ve nicel bağıntılar, yükseltgenmeindirgenme reaksiyonlan; gazlar sıvılar, çözeltiler.

BİY- 102 Genel Biyoloji -II- (4+0+0)4:

Hayvanların sınıflandırılması

Hayvan sınıflandırmasının temelleri

Hayvansal dokular (Epitel doku, Bağ ve destek doku, Kas doku, Sinir doku, Kan doku)

Hayvansal sistemler (Sindirim sistemi, Solunum sistemi, Dolaşım sistemi, Boşaltım sistemi, Üreme sistemi, Hareket sistemi, Salgı sistemi, Sinir sistemi)

Hayvan ekolojisinin temelleri

BİY-102 Genel Biyoloji –II (Botanik) (4+0+0)4:

Bitki dokuları ve özellikleri

Meristematik dokular

-Primer meristem

-Sekonder meristem

Sürekli dokular

-Parankima dokusu

-Koruyucu doku

-Destek doku

-İletim doku

-Salgı doku

Organografi (Vejetatif organlar)

Kökün yapısı, özellikleri ve sınıflandırılması

Gövdenin yapısı, özellikleri ve sınıflandırılması

Yaprağın yapısı, özellikleri ve sınıflandırılması

Çiçeğin yapısı, özellikleri ve sınıflandırılması

Meyvanın yapısı, özellikleri ve sınıflandırılması

Tohumsuz ve Tohumlu Bitki gruplarının genel özellikleri

Bitki fizyolojisi ile ilgili temel kavramlar

BİY- 104 Biyoloji ve Çevre-II (2+0+0)2:

1-    1-    Biyolojinin  çevre açısından önemi

2- Çevreyi kirleten unsurlar

A-   Hava kirliliği

a)     Ozon tabasındaki değişiklikler

b)     Ozonun Havaya Etkisi

B-    Su Kirliliği

C-    Toprak Kirliliği

a-     Erozyon

b-     Gübreleme ve Etkileri

c-     Anız Yakma

3-     İnsanın Dünya Ekosistemlerine Etkisi

4-     Yaban Hayatı ve Dogal Yaşama Ortamları

5-     Türkiyede Yaşama Alanlarının Tahribatı

A-  Ormanlarda Tahribat

B-    Tarım Alanlarında Tatribat

C-    Bakir Alanlarda Tatribat

D-    Sulak Alanlarda Tatribat

E-     Diğer Alanlarda Tatribat

6-     Yurdumuzda Çevre Faktörleri Etkisindeki Yaşama Ortamları, Özelikleri

A-  Ormanlar

B-    Çayır-Meralar

C-    Sulak Alanlar

a-     Akarsular

b-     Göller

c-      Denizler

- Canlı Genetik Kaynakların Koruma Yötemleri

BİY- 152 Genel Biyoloji Laboratuvarı -II- (0+0+3)1:

Protozoa kültürü hazırlanması ve incelenmesi

Epitel dokunun incelenmesi

Kan dokunun incelenmesi

Kan gruplarının belirlenmesi

Kas dokunun incelenmesi

Destek dokunun incelenmesi (Kemik ve kıkırdak dokular)

Çeşitli taksonlara ait hayvanların incelenmesi

BİY-152 Genel Biyoloji Lab.-II (Botanik) (0+0+3)1:

Bitki dokularının değişik bitki gruplarında incelenmesi

Kök, gövde, yaprak ve meyvanın anatomik ve morfolojik yapılarının incelenmesi

Tohumsuz ve tohumlu bitki gruplarına ait bitki örneklerinin incelenmesi

BİY- 108 Sistematiğin Esasları(1+0+0)1:

Sistematik ve taksonomik çalışmaların tarihçesi, önemi tartışılmakta, diğer biyolojik bilimlerle yakınlığı ve ilişkisi hakkında bilgi verilmektedir. Temel kavram ve tanımlar açıklanmakta, tür, alttür tanımlanarak örnek verilmektedir. Çeşitli taksonlarda görülen karakter çeşitleri, varyasyonlar ve bunların taksonomik önemi üzerinde durulmaktadır. Binominal nomenklatür ve zoolojik kod hakkında bilgi verilmekte ve uygulamalar yapılmaktadır.

Botanikte Sistematiğin Esasları

Sistematiğin anlam ve amacı, tarihçesi, bilimsel bitki örneklerinin hazırlanması ve korunması yöntemleri, taksonomik karakterler, nomenklatür kuralları ve uygulamaları.

KİM-102 Genel Kimya II (3+0+0)3:

Elektrokimya, kimyasal kinetik ve kimyasal denge, kimyasal termodinamik, asitler ve bazlar, iyonik denge, organik kimyaya giriş.

KİM-152 Genel Kimya Laboratuvarı (0+0+2)1:

Laboratuvar cam malzemelerinin tanıtımı; “maddenin kimyasal özellikleri, Kimyasal reaksiyon tipleri, kimyasal denge, stokiyometri, difiizyon, donma noktası alçalmasıyla mol kütlesi tayini, magnezyumun eşdeğer gram kütlesinin tayini, tampon çözeltiler, indikatörler ve pKa tayini, asit baz titrasyonu, ideal gaz sabitinin hesaplanması, sıcaklığın reaksiyon hızına etkisi” deneyleri.

BİY-201 Sitoloji(3+0+0)3:

- Hücre Biyolojisinin Tarihçesi

- Hücrenin Genel Yapısı, Prokaryotik ve Ökaryotik Hücreler

- Hücrenin Kimyasal Yapısı

- Biyolojik Yapıları İnceleme Araçları

- Biyolojik Sistemlerde Temel Yapı Birimleri

- Hücre Zarı

- Hücre Zarındaki Farklılaşmalar

- Hücre İçi Zar Sistemi ve Sitoplazma

- Golgi Kompleksi

- Mitokondriler

- Peroksizom, Glioksizom, Hidrojenozom ve Glikozomlar

- Plastitler ve Kloroplast

- Ribozomlar

- Lizozomlar

- Sentriyoller

- Çekirdek ve Çekirdekçik

- Kromozomlar ve Hücre Bölünmesi

BİY- 251 Sitoloji Laboratuvarı (0+0+2)1:

Biyolojik Yapıları İnceleme Araçları, Hücrelerin İncelenmesi, Işık Mikroskobu, Polarizasyon Mikroskobu, İnterferans :Mikroskobu, Faz Kontrast Mikroskobu, X Işınları Saptırması, Ökaryot hücrelerin genel yapısı, Hayvan hücresinin genel yapısı, Bitki hücresinin genel yapısı, Prokaryot hücrelerin genel yapısı, Hücre zarının yapısı, Hücre zarında meydana gelen farklılaşmalar, Hücrede endositoz ve ekzositoz olayları, Mikrotüpçüklerin yapısı, Mikroflamentlerin yapısı, Endoplazmik retikulumun yapısı, Mitokondrinin yapısı, Golgi kompleksinin yapısı, Lizozomlarin yapısı, Sentriolün yapısı, Ribozomlarin yapısı, Çekirdeğin yapısı, Çekirdekçiğinin yapısı, Kromatinlerin yapısı, Kromozomların yapısı.

BİY- 215 Bitki Anatomisi(2+0+0)2:

-Bitki hücrelerindeki kısımlar

-Protoplazmik oluşumlar

-Hücre çeperi

-Geçitler

-Plasmodesmler

-Hücre çeper oluşumu

-Meristemler ve bitki büyümesi

a)Apical meristemler

b)Vaskular kambiyum

-Bitki dokuları

a)Epiderma

b)Parankima

c)Kollenkima

d)Sklerankima (lifler -sklereid)

e)Ksilem elementleri

f)Floem

-Salgı yapıları

-Periderm

-Gövde

-Yaprak

-Kök

-Çiçek

İST- 121 Biyoistatistik (1+3+0)2

Tanımlayıcı istatistikler, olasilik, frekans dağılımları, tahmin etme, t ve x2 testleri, örnekleme. Korelasyon, Rekrasyon, Varyans Analizi, Parametrik Olmayan Yöntemler, Demografi, İndeks Sayilar, Nümerik Taksonomi.

BİY- 265 Bitki Anatomisi Laboratuvarı (0+0+2)1:

-Bitki hücrelerinin kısımları

-Sekonder hücre çeperleri

-Basit geçitler

-Kenarlı geçitler

-Epidermal hücreler

-Vasküler kriptogamlar, Gramineae ve bazı dikotiledonların değişik yapraklarndan stoma tipleri

-Parankima hücreleri a)Klorenkkima b)Aerankima

-Kollenkima hücreleri

-Sklerankima hücreleri  a)Lifler b)Sklereid

-Salgı hücreleri a)Latisifer b)Salgı tüyü ve salgı bezleri

-Periderm a)Fellojen b)Fellem c)Lentisel

-Gövde a)Primer vaskuler sistem b)Vaskular sistemin sekonder büyümesi

-Kök

-Odun a)Gymnosperm odunu b)Dikotiledon odunu

BİY- 205 Omurgasız Hayvanlar Sistematiği-I-(3+0+0)3:

Regnum: Protista

Subregnum: Protozoa

Phyla: Sarcomastigiphora, Sporozoa, Ciliophora, Placozoa

Subregnum: Parazoa

Phylum: Porifera

Subregnum: Eumetazoa

Phyla: Cnidaria, Ctenophora, Platyhelminthes, Mesozoa, Gnathostomulida, Nemertini,

Gastrotricha, Nematoda, Nematomorpha, Rotifera, Acanthocephala,Kinorhyncha, Loricifera, Priapulida, Kamptozoa, Annelida ‘nın genel karakterleri ve sistematikleri

BİY- 255 Omurgasız Hayvanlar Sistematiği Laboratuvarı -I-(0+0+3)1:

Regnum: Protista

Subregnum: Protozoa

Phyla: Sarcomastigiphora, Sporozoa, Ciliophora, Placozoa

Subregnum: Parazoa

Phylum: Porifera

Subregnum: Eumetazoa

Phyla: Cnidaria, Ctenophora, Platyhelminthes, Mesozoa, Gnathostomulida, Nemertini,

Gastrotricha, Nematoda, Nematomorpha, Rotifera, Acanthocephala,Kinorhyncha, Loricifera, Priapulida, Kamptozoa, Annelida’ya ait çeşitli örneklerin incelenmesi.

BİY-207 Alg ve Mantarlar (2+0+0)2:

Bitkilerin sınıflandırılması ve isimlendirilmesi

Bitkilerde üreme ve üreme tipleri

Bakteri ve virüsler

Alglerin genel özellikleri ve önemi

Cyanophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Chlorophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Charophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Euglenophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Dinophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Bacillariophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Xanthophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Chrysophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Cryptophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Phaeophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Rhodophyta divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Mantarlar alemi ve genel özellikleri

Myxomycota divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Chytridiomycota divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Oomycota divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Zygomycota divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Ascomycota divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Basidiomycota divizyosunun özellikleri ve sistematiği

Deutromycota divizyosunun özellikleri ve sistematiği

BİY-219 Alg ve Mantarlar Lab. I (0+0+2)1:

Cyanophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Chlorophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Charophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Euglenophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Dinophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Bacillariophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Xanthophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Chrysophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Cryptophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Phaeophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Rhodophyta divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Myxomycota divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Chytridiomycota divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Oomycota divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Zygomycota divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Ascomycota divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Basidiomycota divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

Deutromycota divizyosuna ait örneklerin incelenmesi

KİM- 213 Organik Kimya I. (2+0+0)2:

Karbon bileşikleri ve kimyasal bağlar, sigma ve pi bağlan ve bağ dönmesi. Alkanlar ve sikloalkanlar, adlandınlmaları, yapılan ve serbest radikal tepkimeler. Alkenlerin yapılan, sentezleri ve katılma tepkimeleri. Stereo kimya. Alkilo halojenürler, nükleofilik yer değiştirme ve elvminasyon tepkimeleri. Alkinler, yapılan, sentezleri ve tepkimeleri. Konjuge doymamış sistemler ve katılma tepkimeleri.

BİY- 202 Hayvan Ekolojisi (2+0+0)2:

Ekoloji ve çevre bilimlerinin tanımı, yer kürenin tarihsel değişimi ve türlerin oluşumuna etkisi, ekolojide temel bazı kavramlar ve kuramlar, abiotik faktörler ve organizmalara etkileri, biotik faktörler, populasyon ve yapısal özellikleri, populasyon dinamiği, kommunite ve özellikleri, ekosistem ve özellikleri, dünyanın büyük ekosistemleri, insanlığın ekolojik sorunlan, doğanın korunması, çevresel koruma ve düzenlemede yeni yaklaşımlar

BİY- 204 Hayvan Histolojisi (2 + 0+ 0)2:

- Doku Tipleri

- Epitel Dokusu

Epitel Dokusunun Genel Özellikleri

Epitelin Sınıflandırılması ve Epitel Hücre Tipleri

- Bağ Dokusu

Zemin Maddesi, Hücreler ve Teller

Bağ Dokusu Tipleri

- Yağ Dokusu

Uniloküler ve Mültiloküler Yağ Dokusu

- Kan

Kan Hücreleri, Kan Pulcukları ve Hematopoiez

- Kıkırdak Dokusu

Hiyalin, Elastik ve Telli (Fibröz) Kıkırdak

- Kemik Dokusu

Kemik Hücreleri, Matriks, Periosteum ve Endosteum Kemik Dokusu Tipleri

- Sinir Dokusu

Nöronlar, Sinapslar, Nöroglia

BİY-254 Hayvan Histolojisi Lab. (0+0+2) 1:

Epitel Dokusu; Örtü epiteli, Bez epiteli; Bağ Dokusu, Bağ dokusu hücreleri, Bağ dokusu iplikleri; Kıkırdak Dokusu, Hiyalin kıkırdak, Elastik kıkırdak, Fibröz kıkırdak; Kemik Dokusu, Kompakt kemiklerin mikroskobik yapısı, Kemik hücreleri; Kan Dokusu, Alyuvarlar, Akyuvarlar, Agranülositler, Granülositler, Trombositler; Kas Dokusu, Düz kasın yapısı, İskelet kasının yapısı, Kalp kasının yapısı; Sinir Dokusu, Sinir hücreleri, Nöroglia hücreleri.

BİY- 214 Bitki Morfolojisi (2+0+0) 2

Çiçek, Kökeni, Yapısı, Döllenme, Görevi; Meyva, Kökeni, Yapısı. Meyva Tipleri, Kuru Meyvalar, Etli meyvalar, Etli Yalanci Meyvalar, Meyva Büyümesi. Görevi; Tohum, Kökeni, Yapısı, Tohum Çimlenmesi.

BİY- 264 Bitki Morfolojisi Lab. (0+0+2) 1:

Yaprak yapısı, Parçalı Yaprak, Bileşik Yaprak, Yaprağin Gövdeye Bağlanışları, yaprak Dizilişleri, Çiçek Yapısı, Kaliks, Korolla, Androkeum, Gynekeum, Çiçek Simetrisi, Çiçek Diyagrami, Çiçek Formülü, Çiçeklenme Durumları, Meyve Yapısı, Agregat Meyveler, Bileşik meyveler.

BİY- 206 Omurgasız Hayvanlar Sistematiği -II-(2+0+0)2:

Phylum: Mollusca

Phylum: Arthropoda

Subphyla: Trilobitomorpha, Chelicerata, Mandibulata, Antennata

Phyla: Phoronida, Bryozoa, Brachiopoda, Pentastomida, Tardigrada, Onycophora, Sipunculida, Echiurida.

Phylum: Echinodermata

Subphyla: Eleutherozoa, Pelmatozoa’nın genel karekterleri ve sistematikleri.

BİY- 256 Omurgasız Hayvanlar Sistematiği Laboratuvarı -II- (0+0+3)1:

Phylum: Mollusca

Phylum: Arthropoda

Subphyla: Trilobitomorpha, Chelicerata, Mandibulata, Antennata

Phyla: Phoronida, Bryozoa, Brachiopoda, Pentastomida, Tardigrada, Onycophora, Sipunculida, Echiurida.

Phylum: Echinodermata

Subphyla: Eleutherozoa, Pelmatozoa’ya ait çeşitli örneklerin incelenmesi.

BİY-218 Yosunlar Ve Eğreltiler (2+0+0)2:

1-Sistematik ve taksonomi terimlerinin anlamı

2-Sistematikteki kategoriler, tür tanımı, tür altı ve üstü kategoriler ve bunların oluşumları.

3-Tür ve drog yazımları

4-Taksonomik kuralların işleyiş şekilleri

5- Divisio: Lichenes

a) Tarifi                                                                       .

b) Özellikleri

c) Yetişme yerleri

d) Sınıflandırılması

e) Ülkemiz ve dünyada yaygın bazı liken türleri

f) Kullanımları

g) Sistematikteki yerleri, önemleri ve bitkiler alemindeki değerleri

6-Divisio: Broyphyta

a) Tarifi

b) Özellikleri

c) Yetişme yerleri

d) Sınıflandırılması

e) Ülkemiz ve dünyada yaygın bazı yosun türleri

f) Kullanımları

g) Sistematikteki yerleri, önemleri ve bitkiler alemindeki değerleri

- Divisio: Pteridophyta

a) Tarifi

b) Özellikleri

c) Yetişme yerleri

d) Sınıflandırılması

e) Ülkemiz ve dünyada yaygın bazı liken türleri

f) Kullanımları

g) Sistematikteki yerleri, önemleri ve bitkiler alemindeki değerleri

BİY-268 Yosunlar Ve Eğreltiler Lab. (0+0+2)1:

1-Likenlerin morfolojik ve anatomik yapılarının incelenmesi

2-Yosunların morfolojik ve anatomik yapılarının incelenmesi

3-Eğreltilerin morfolojik ve anatomik yapılarının incelenmesi

KİM-214 Organik Kimya II. (2+0+0)2:

Aromatik bileşikler ve aromatiklik kavramı. Elektrofilik aromatik yer değiştirme tepkimeleri. Alkoller, fenoller ve eterler, yapılan adlandınlmaları, sentezleri ve tepkimeleri. Aldehit ve ketonlar, karbonil grubuna nükleofilik katılma tepkimeleri ve a-karbonu üzerindeki tepkimeler. Karboksilli asitler ve türevleri, sentezleri ve açil karbonunda nükleofilik yer değiştirme tepkimeleri. Aminler, adlandırılmalan, elde edilmeleri ve tepkimeleri.

BİY- 303 Genetik-I (2+2+0)3:

-Virüsler, hücreler ve hücre bölünmesi

-Monohibrid, dihibrid ve trihibrid kalıtım

-Mendel kurallarından sapmalar

-Letal genler

-Genetik materyalin özellikleri

-Genetik kod

-Eşey kromozomları ve eşeye bağlılık

-Eşey belirlenmesi

-İnsanda eşey anomalileri

-İnsanda Mendel genetiği ve kalıtım yolları

-Sitoplazmik kalıtım

-Çoklu alleller ve kan gruplarının kalıtımı

BİY- 303 Genetik-1 (2+2+0)3:

Nukleusların Kimyasal Bileşimi.

Nükleik Asitler (DNA ve RNA).

Genler ve Boyutları.

Watson ve Crick DNA Modeli.

Restriksiyon, Modifikasyon sistemleri.

Histonlar, Nükleozomlar ve İntronlar.

Hücre Bölünmesi (Meios, Mitos ve Krossingover).

Viral DNA

Genotip ve Fenotip.

Mendel Yasaları, monohibrit, Dihibrit ve Trihibrit çaprazlama.

Kantitatif Kalıtım ve Polimeri.

Insanda Kromozom Değişmeler.

BİY- Genetik-1 Uygulama (2+2+0)3:

Monohibrid, Dihibrid ve  Trihibrid  Çaprazlama;  Hücre  Bölünmesi  (mayoz  ve  mitoz);  

Kromozom  Haritası;  Populasyon  Genetiği,  Khi-kare (x2).

Multipl  Allelizm;  Euploidi  ve  Aneuploidi

Proteinlerin  karakterizasyonu

Proteinlerde  amino  asit  kompozisyonunun  belirlenmesi

Proteinlerde  amino  asit  dizi  sırasının  belirlenmesi

Proteinlerin  saflaştırılması

Protein,  DNA,  RNA,  ve  plazmid  DNA  izolasyonları

Agaroz  ve  SDS-PAGE    elektroforez

Kromotografi  teknikleri

Transfer  teknikleri  (DNA,  RNA  ve  Protein  transferi)

Restriksiyon  enzimleri  ,  fonksiyonları  ve  kullanımları

Klonlama  teknikleri

DNA dizi  sırasının  belirlenmesi

PCR  (Polymerase  Chain  Reaction)’ın  uygulanması  

BİY- 313 Bitki Fizyolojisi (2+0+0)2:

Bitki fizyolojisine giriş, difüzyon ve osmoz olayları, bitkilerde su kaybı, bitki toprak ve su ilişkileri, madensel tuzların alınması, fotosentez, kemosentez, azot metabolizması, solunum.

BİY- 363 Bitki Fizyolojisi Laboratuvarı (0+0+2)1:

Bitki organlarındaki temel elementler, difüzyon osmoz plazmoliz ve turgor, kök basıncı, bitkilerde suyun hareketi, normal bitki gelişmesinde temel elementlerin önemi, karbon özümlemesi, terleme, fotosentez ve solunumla ilgili deneyler.

BİY- 317 Mikrobiyoloji (4+0+0) 4:

Bakterilerin anatomik yapıları, Bakterilerin kimyasal yapıları ve enzimleri, Bakterilerde metabolizma ve metabolizmayi etkileyen faktörler, Bakterilerin üremesi ve üremeyi etkileyen fiziksel ve kimyasal faktörler, Kemoterapotiklerin ve dezentektanlarin etkisi, Bakterilerde ekstrakromozomal genetik elementler, Plazmidler ve Bakteriyofajlar, İriteksiyon mekanizmasi, Mikroorganizmalara ve konakçıya ait faktörler, Virulans değişimi, Bağışıuklık ve bağışıklığı etkileleyen faktörler, Antijen türleri ve bakteriyel antijenler, İmmunoglobülünler ve özellikleri, biyolojik aktiviteleri, Hücresel ve Humoral immun cevap mekanizmasi, İnfeksiyonlara karşı bağışıklık.

BİY- 367 Mikrobiyoloji Lab. (0+0+2)1:

Sterilizasyon ve dezenfeksiyon, Mikroorganizmaların beslenme ve üreme özellikleri, Bakteri, Virus, Fungus, farklılıkları ve in vitro koşullarında üreme özellikleri, Mikrobiyoloji Laboratuvarında kullanılan temel besiyerleri ve kullanım amaçları, Mikroorganizmaların izolasyonu ve identifikasyonu, Mikroorganizmaların biyokimyasal aktivitelerinin ölçülmesi, Mikroorganizmaların boyanması için kullanılan boyalar ve boyama metodları, Mikroorganizmaların mikroskobik preparatlarının hazırlanması, Mikroorganizmaların tanınmasında kullanılan serolojik yöntemler.

BİY- 327 Hayvan Morfolojisi (2+0+0)2

Canlı ve Özellikleri, Morfoloji, Anatomi, Histoloji, Sitoloji ve Embriyolojinin Tarif ve Alanları, Anatomik Terimler, Eksen ve Düzlem, Sindirim Sistemi; Solunum Sistemi; Dolaşım Sistemi; Boşaltım Sistemi; Hareket Sistemi; Sinir Sistemi; Santral ve Çevresel Sinir Sistemi, Genital Sistem; Gamet ve Gonat.

BİY- 377 Hayvan Morfolojosi Lab. (0+0+2)1

Laboratuvar Hayvanları, Deney Hayvanları, Deneylerde Kullanılacak Hayvanlarda Dikkat Edilecek Hususlar, Enjeksiyon Teknikleri, Anestezi ve şekilleri; Kurbağa: İç Organlarının İncelenmesi; Fare: İç Organlarının İncelenmesi,

BİY- 329 Omurgalı Hayvanlar Sistematiği I(2+0+0)2:

Hayvanlann sınıflandırılması ve isimlendirilmesi. Hayvanlar aleminin sınıflandırılmasında yararlanılan bazı temel karakterler. Kordalılann genel özellikleri, kökeni ve alt sistematik grupları. Protochordata’nın genel özellikleri ve sınıflandınlması. Hemichordata ve Urochordata’nın genel özellikleri, gelişimi ve sınıflandırılması. Cephalochordata nın genel özellikleri ve sınıflandırılması, Amphioxus’un morfolojik özellikleri, hareket, iskelet yapısı, dolaşım, boşaltım, sinir sistemleri, eşey organlan ve gelişimi. Amphioxus’un ilkel ve gelişmiş özellikleri. Petromyzontes Takımının genel karakterleri, morfoloji, iskelet, sindirim, dolaşım, solunum, boşaltım, sinir sistemler ve duyu organlan, üreme ve sınıflandırılması. Chondrichthyes, Osteichthyes, Amphibia’nın genel karakterleri, morfolojik özellikleri, deri ve renk, iskelet, sindirim, dolaşım, solunum, boşaltım, sinir, üreme sistemi, yaşama ortamlan ve beslenmeleri, insanlarla ilişkileri ve sınıflandırılması.

BİY- 371 Omurgalı Hayvanlar Sistematiği Lab. I (0+0+2)1:

Hemichordata, Urochordata ve Cephalochordata ya ait örneklerin tanınması ve bazı özelliklerinin incelenmesi. Cyclostomata, Chondrichthyes, Osteichthyes, Amphibia’nİn morfolojik özellikleri, deri ve renk, iskelet, sindirim, dolaşım, solunum, boşaltım, sinir, üreme sistemlerinin incelenmesi ve bu gruplara ait bazı türlerin tanınması.

KİM-373 Biyokimya Laboratuvarı (0+0+3)1:

Karbonhidratlarİn reaksiyonlan, nişastanm hidrolizi, Proteinlerin reaksiyonlan, nükleik asitlerin reaksiyonlan, İdrarın fiziksel ve mikroskopik incelenmesi, idrarda, glukoz, protein, keton cisimleri, kreatin ve safra boyar maddelerinin tayini, Lipidlerin reaksiyonlan, Sütte kazein ve laktoz tayini, Kanda glukoz, toplam Lipit, toplam protein, kalsiyum, ürik asit, üre tayini, karaciğer fonksiyon testleri, biyokimyasal reaksiyonlarm hızı üzerine substrat derişiminin etkisi.

KİM-403 Biyokimya I(3+0+0)3:

Su, karbonhidratlar: yapİlan ve biyolojik fonksiyonlan; Lipitler: Yapıları ve biyolojik fonksiyonlan; Amino asitler, peptidler ve Proteinler: Yapılan ve biyolojik fonksiyonlan; Enzimler ve enzim kinetiği; vitaminler ve Koenzimler; Nükleik asitler: Yapılan ve biyolojik fonksiyonları.

BİY- 304 Genetik-II(2+2+0)3:

-Bağlantı, krossing-over ve kromozom haritaları

-Olasılık ve genetik uygulaması

-Binomial ve genetik uygulaması

-Ki-kare ve genetik uygulaması

-Gen mutasyonları

-DNA tamir mekanizmaları

-Kromozom anomalileri

                    kromozom sayısı değişmeleri

                    kromozom yapısı değişmeleri

-Mutagenezler

-Poligenik kalıtım

-Kantitatif kalıtım

-Populasyon genetiği

BİY- 312 Tohumlu Bitkiler Sistematiği ( 3+0+0) 3:

Bitkilerin isimlendirilmesi, Sınıflandırma sistemleri; Sistematik, kategoriler; Gynospermae’nin özellikleri ve sınıflandırılması; Gynospermae familyalarının özellikleri ve örnek cinslerin tanıtılması; Angiospermae’ özellikleri; Çiçek örtü  yaprakları- andrakeumnın ginekeum ve ovaryum durumları; Angiospermae nın sınıflandırılması; Özellikle Türkiye florasında yer alan familyaların özellikleri ve örnek cinslerin tanıtılması.

BİY-362 Tohumlu Bitkiler Sistematiği Lab. (0+0+3)1 :

Spermatophyta; Gymnospermae; Coniferales, Angiospermae; Dicotyledones; Monocotyledones; Familyalara ait ülkemizde yaygın olarak yetişen türlerin tayin anahtarları verilmekte olup örnekler steromikroskoplar vasıtasıyla incelenmektedir

BİY-314 Hayvan Fizyolojisi (2+0+0) 2:

Fizyolojinin Tarif ve Alanı, Hayvanlarda Boşaltım; Sindirim Sistemi; Solunun Sistemi;, Dolaşım Sistemi; Kan Damarları; Genital Sistem; Gamet Hücreleri Gonatlar, Omurgalılarda Dişi Üreme Sisteminin Organları; Hareket Sistemi; Sinir Sistemi.

BİY- 364 Hayvan Fizyolojisi Lab. (0+0+3) 1:

Osmotik Basınç, Permeabilite ve Hücre Zarı, Fizyolojik Eriyikler, Reflex Faaliyetlerinin Gözlenmesi, Fizyolojik Çözeltiler ve Hemoliz, Kan Hücreleri Sayılması, Kan Grubları Tayini, Hemoglobin Miktarının Tayini, Renk İndeksinin Tespiti, İnsanda Nabız ve Kan Basıncı Ölçülmesi, Enjeksiyon Teknikleri, Eritrositlerin Çökme Hızı.

BİY- 322 Bitki Ekolojisi (2+0+0) 2:

Bitki ekolojisinin konusu, tarifi, tarihi gelişimi, Ekolojinin bölümleri Ekolojinin diğer bilim dalları ile ilişkisi ve bilimler sistematiğindeki yeri; Ekolojinin inceleme ve araştırma yöntemleri, Türlerin fiziksel ortam ile ilişkileri; Toprak faktörü, Özel konulu (Termik santrallerin çevresi olumsuz etkileyen faktörler; Turizm ve çevre ilişkileri.

BİY- 320 Genetik Mühendisliği(3+0+0)3:

Gen klonlamasının temel prensipleri, Gen klonlaması neden önemlidir, Gen klonlaması özel teknikleri gerektirir, Gen klonlamasının endüstrideki önemi, Plasmidler ve Bakteriofajlar, DNA isolasyonu, Plasmid DNA isolasyonu, DNAnın manipulasyonları, Restriksiyon endonükleazlar, Ligasyon, Transformasyon, Seleksiyon, Diğer klonlama vektörleri, Bakteriden başka organizmalar için klonlama vektörleri, Maya ve fungiler için vektörler, Bitkilere ve memeli hücreleri için klonlama vektörleri, Gen saflaştırılması, Seleksiyon, Gen kütüphaneleri, DNA nükleotid dizisi tayini, Mitokondriyal gen ekspresyonları, PCR, RFLP

Genetik Mühendisliği Lab.

Bakterilerin büyütülmesi, Maya ve bakterilerden DNA isolasyonu, Plasmid DNA isolationu, Bitki DNA isolationu, Memeli DNA isolationu, DNA konsantrasyon ölçümü, Agarose jel elektrophoresi, DNAnın kesilmesi, PCR, RFLP.

KİM- 404 Biyokimya II. (3+0+0)3:

Hücre yapısı, hücre zarmdan aktif ve pasif madde geçişleri, Nükleik asitlerin biyosentezi, nükleotitlerin biyosentezi, Protein biyosentezi, amino asit ve diğer azotlu maddelerin metabolizması, fotosentez, karbonhidrat metabolizması, Lipid metabolizması, Karbonhidrat ve lipidlerin biyosentezi. Karbon hidrat ve lipid metabolizmasi, Karbonhidrat ve lipid metabolizmalanmn düzenlenmesi.

BİY- 310 Entomoloji (3+0+0)3:

Insecta sınıfının hayvanlar alemi içerisindeki yeri, sınıflandırması, biyolojik ve ekonomik önemi, yapısal, biyolojik ve ekolojik özellikleri verilmekte ve tartışılmaktadır. Bütün böcek takım ve alttakımlarının ayırd edici morfolojik özelliklerinden başka, familya, cins ve türlerine çok sayıda örnekle birlikte bunların biyolojik ve ekolojik özellikleriyle çeşitli taksonlar için teşhis anahtarları sunulmaktadır. Ayrıca her takımı ilgilendiren çeşitli slayt ve video filmleri gösterilmektedir.

BİY- 360 Entomoloji Laboratuvarı(0+0+3)1:

Böceklerin genel morfolojik özellikleri ile takımlarının ayırd edici karakterleri çeşitli taksonlara ait çok sayıda örnek ve ilgili preparatlar kullanılarak incelenmektedir. Her takım içerisinden en önemli görülen cins ve türlere ait kurutulmuş veya mümkünse canlı bireyler öğrencilere inceleme amacıyla verilmekte veya gösterilmektedir. Böceklerin gelişim safhalarının daha iyi öğrenilmesi maksadıyla, her öğrenciye daha yakından incelenmesi için, tarafımızdan temin edilen bir böcek türüne ait yumurta veya tırtıllar verilmektedir. Ayrıca her takımı ilgilendiren çeşitli slaytlar ve video filmleri gösterilmektedir.

BİY- 437 Biyoteknoloji(2+0+0)2:

Biyoteknolojiye giriş, Biyoteknoloji nedir, Dünya ve biyoteknoloji, Substratlar ve biyoteknoloji, Genetik ve biyoteknoloji, Rekombinant DNA teknolojisi, Molekular bioteknoloji, Prokaryotik and eukaryotik organismalar, E. coli, Saccharomyces cerevisiae, DNA, RNA ve protein sentezi, Bioproses and bioteknoloji, Enzim teknolojisi, Gen ekspresyonlarının manipulasyonu, Rekombinat protein üretimi, Direkted mutagenes, Protein mühendisliği, Moleküler diagnos, Aşılar, antibiyotikler, transjenik bitki ve hayvan. gen terapisi.

BİY- 407 Bitki Coğrafyasi (2+0+0) 2:

Bitki coğrafyasi ilgi alanları Areallerin tanımı ve bitkilerin yayılışına etki eden faktörler, Tarihsel Bitki Coğrafyasi-Paleobotanik, Jeolojik devirlerde karaların dağılımı ve bitki gruplarının yayılışına olan etkileri, Floristik alem, altalem ve bölgelerin tanıtılması ve bunları karakterize eden familya ve cins düzeyindeki taksonlar, Yurdumuzun bitki coğrafyası açısından sahip olduğu özellikler, Bitkilerin yayılışıyla, ilgili prensipler, Kesinti alanları, Endemizm çeşitleri ve sebepleri Yurdumuzda endemizm.

BİY- 425 Vejetasyon Bilimi (2+0+0) 2:

Vejetasyon biliminin tanımı, Vejetasyon bilimi ile ilgli yerli ve yabancı tanınmış kaynaklar, Vejetasyon ve floranın tanımı ve farkları, Floristik sınıflandırmalar, Bitki sosyolojisine ait kavramların ilk açıklamaları (Braun- Blanquet tarafından ve son açıklamaları (Gehu ve Bivus- Martinez tarafından, Bitki sosyolojisinin tanımı, Bitki birliğinin (asosyasyon) tanımı ve karakterleri, Bitki sosyolojisi metodolojisindeki kademeler (analitik ve sentetik kademeler), Bitki sosyolojisindeki hiyerarjik düzen, Bitki sosyolojisi sistemi (bitki birimi) alt sıradaki ve üst sıradaki sıntaksonlar, Dünyadaki divisio ve ekosistem ve bunlardan Türkiye ile KKTC’ de bulunanlar.

BİY- 475Biyoteknoloji Lab. (0+0+2)1:

Besi yeri hazırlama, Hücre sayımı, Büyüme eğrisi, Flasklarda etanol üretimi, DNA isolasyonu, Kimyasallar ve UV ile mutagenez, Fermenter ile Fermentasyon, Protein isolasyonu, SDS-PAGE, HepatitC diagnosu, Servix kanseri tiplendirmesi.

BİY- 452 Hayvan Coğrafyası(2+0+0)2:

Coğrafya araştırmalarının biyoloji içerisindeki yeri, önemi, çeşitleri ve ilgili olduğu diğer biyolojik dallar hakkında bilgi verilmekte ve tartışılmaktadır. Yayılış alanı yapısı, dinamiği, sınıflandırması ile çeşitli Hayvan Coğrafyası bölgeleri, yayılış alanları, özellikleri, endemik türleri ile birlikte açıklanmaktadır. Türkiye ve komşu ülkelerinin Paleocoğrafyası hakkında bilgi verilmektedir. Dünyanın oluşumu, biyosferin gelişimi, zoocoğrafik bölgeler ile karakteristik fauna elementlerini tanıtan çeşitli video filmleri gösterilmektedir. 

BİY- 404 Hayvan Embriyolojisi (2+0+0) 2:

Hayvan Embriyolojisinin tarihçesi, Embriyoloji tipleri, Oogenez, Spermatogenez, Sperm ve yumurta morfolojisi, Yumurta tipleri, Yumurta zarı tipleri, Segmentasyon ve tipleri, Gastrulasyon ve tipleri, Morfogenez, Determinasyon, İndüksiyon ve organizatör bölgeler, Fertilizasyon, Mezoderm ve Sölom oluşumu çeşitli hayvan guruplarında embriyonik ve ontogenik gelişme.

BİY- 454 Hayvan Embriyolojisi Lab. (0+0+2)1:

Mayoz bölünme, gametogenez, spermiyogenez, ovogenez, sperm ve yumurta morfolojisi, yumurta zarları, erkek ve dişi üreme sistemi, ovaryumun yapısı, sperm durumları, döllenme ve döllenme zarı oluşumu, döllenmeyi engelleyen faktörler, döllenmede cinsiyetin belirlenmesi, tek ve çift yumurta ikizleri, hermafroditizm, implantasyon; Denizkestanesi, Ampioxus, Amphibia, Aves ve Mammalia’ da segmentasyon; blastulasyon ve blastula tipleri; gastrulasyon; embriyonun korunma ve beslenmesi; Piliç ve Amphibia’ da böbrek, kalp, sinir sistemi gelişimi, nöral tüp oluşumu gibi konuların şematik ve teorik olarak anlatımı.

BİY- 434 Moleküler Biyoloji  (2+0+0)2:

Prokaryot ve Ökaryot DNA Kromozomların ve Genlerin Yapıları.

Plazmid-DNA, Transpozonlar, Yapı ve Fonksiyon.

Rekombinant DNA Teknolojisi ve DNA Manipulasyonları.

Protoplast Füzyon ve Gen Rekombinasyonları

Prokaryot ve ökaryot  organizmalarda Gen klonlaması

Klonlamada Kullanılan Vektörler.

Moleküler Biyoloji Çalışmalarında Kullanılan Enzimler ( Restriksiyon      endonükleaz, ligaz, DNA polimeraz v.s.)

DNA’daki Baz Sıralarının Tespiti.

Protein Sentezi ve Kontrolu

Genetik Harita

BİY- 476 Moleküler Biyoloji Lab. (0+0+2)1:

Bakteri ve Diğer Mikroorganizmaların Kromosomal ve Plazmid-DNA’larının Tesbiti.

Spektrofotometrik ve Jel Elktroforesis Yöntemlerin Uygulanması.

Bakterilerde genetik Madde Aktarımı Sistemlerinin uygulanması

(Konjugasyon, Transformasyon vd.)

Bakteri ve diğer Mikroorganizmalar Üzerinde Kimyasal bazı Mutagenlerin          Uygulanması.

Bakteri ve diğer Mikroorganizmalar Üzerinde Fiziksel Bazı Mutagenlerin             Uygulanması.

Bakteri Genom DNA İzolasyonu.

DNA’nın Saflık Derecesinin ve Miktarının Saptanması.

DNA’nın Enzimatik Kesimi ve Restriksiyon Endonükleaz Enzimlerinin       Uygulaması.

BİY-422 Omurgalı Hayvanlar Sistematiği II(2+0+0)2:

Reptilia, Aves ve Mammalia’ nın karakteristik özellikleri, morfolojik özellikleri, deri ve renk iskelet, sindirim, dolaşım, solunum, boşaltım, sinir, üreme sistemi yaşama ortamları ve beslenmeleri, insanlarla ilişkileri ve sınıflandırılması

BİY-472 Omurgalı Hayvanlar Sistematiği Lab. II (0+0+3)1:

Reptili        Aves ve Mammalia’nın morfolojik özellikleri, deri ve renk, iskelet, sindirim dolaşım, solunum, boşaltım, sinir, üreme sistemlerinin incelenmesi ve bu gruplara ait bazı türlerin tanınması.

SEÇMELİ DERSLER:

BİY-325 Helmint ve Arthropod Parazitler(2+0+0)2:

Parazitlik ve parazitler, hastalıkların oluşu ve yapı bozuklukları, hastalardaki belirtiler, parazitozlann tanınması. Helmintler, insanda parazitlikleri.

Arthropodlar ve parazitlikleri; artropodlann vektörlüğü, vektör artropodlarla savaş. Böceklerin parazitlikleri; sinekler ve parazitlikleri, Sivrisinekler, Tatarcıklar, Seratopogondiler, Simulüdler, Tabanidler, Ahır sinekleri ve parazitlikleri. Pireler, Tahtakuruları, Bitler, Akarlar, Dermanissidler ve parazitlikleri.

BİY-375 Helmint ve Arthropod Parazitler Lab. (0+0+2)1:

Erişkin solucanlann bulunup tanınması, Helmint yumurtalarının bulunup tanınması, Parazit artropodlann bulununması, tanınması ve incelenmesi.

BİY- 377 Kimyacılar İçin Hücre Biyolojisi(2 0+ 0)2:

- Hücre Biyolojisinin Tarihçesi

- Hücrenin Genel Yapısı, Prokaryotik ve Ökaryotik Hücreler

- Hücrenin Kimyasal Yapısı

- Biyolojik Yapıları İnceleme Araçları

- Biyolojik Sistemlerde Temel Yapı Birimleri

- Hücre Zarı

- Hücre Zarındaki Farklılaşmalar

- Hücre İçi Zar Sistemi ve Sitoplazma

- Golgi Kompleksi

- Mitokondriler

- Peroksizom, Glioksizom, Hidrojenozom ve Glikozomlar

- Plastitler ve Kloroplast

- Ribozomlar

- Lizozomlar

- Sentriyoller

- Çekirdek ve Çekirdekçik

- Kromozomlar ve Hücre Bölünmesi

BİY- 447 Milli Parklar ve Tabiat Reservleri (2+0+0)2:

Milli Parklar ve Tabiat reservleri hakkında genel bilgi, kavramlar ve terminoloji, dünyadaki belli başlı Milli Parkların bulundukları ülkeleri, kuruluş amaçları, özellikleri, hayvan reservleri ve faunistik yapıları hakkında genel bilgi verilmektedir. Ayrıca, aşağıda belirtilen milli parkların fauna yapıları ile ilgili  yazılı ve görsel  bilgiler,  slaytlar, video filmleri ve  CD-ROM’lar kullanılarak sunulmaktadır: Acadia National Park, Amboseli National Park, Awash National Park, Beydaglari National Park, Dinder National Park, Forlandet National Park, Gelibolu National Park, Glacier National Park, Göreme National Park, Hawaii Volcanoes National Park,  Kalahari Gemsbok National Park, Kanlaon National Park, Kızılcahamam National Park, Kings Canyon National Park, Kruger National Park, Munzur National Park, Nairobi National Park, Negara National Park,  Rocky Mountain National Park, Ruwenzori National Park, Sequoia National Park, Serengeti National Park, Tablas de Damiel National Park,  Tsavo National Park,  Ujung-Kulon National Park.

BİY-441 Herbaryum Teknikleri (2+0+0)2:

Herbaryum tarifi ve amaçları

Herbaryum, botanik bahçesi ve arboretumların fonksiyonları ve önemleri

Çiçekli bitkilerin herbaryumları Bitki toplama teknikleri

Toplamada kullanılan malzemeler Pres yapma ve kurutma

Herbaryum yapma teknikleri

zehirleme,yapıştırma, kartoteks

Bitkilerin dolaplara yerleştirilmesi

Ödünç gönderme, hediye veya bitki değiş tokuşu

Özel bitki grublarının herbaryumları

a)Çiçeksiz bitkilerin herbaryumu

b)Suçul bitkilerin herbaryumu, kara bitkilerinin herbaryumu

Ülkemizdeki herbaryumlar

a)Üniversite herbaryumlaru, araştırma kuruluşlarının herbaryumları, özel şahıs herbaryumları

b)Uluslar arası herbaryumlar

BİY- 401 Biyoiklim (1+0+0)1:

İklim ve biyoiklim kavramları, iklim elemanları olarak sıcaklık, yağış, nem, rüzgar, dünya iklimlerinin sınıflandırılması, Türkiye iklimleri.

BİY- 413 Ekonomik Bitkiler (2+0+0)2:

Bitkisel ürenlerin özellik ve önemleri, Ekonomik bitkilerle kültür bitkileri arasındaki ilişki, Besin Bitkileri; Tahil bitkileri, Baklagiller ve kuru meyvalar, Şeker elde edilen bitkiler, Sebzeler, Meyvalar, Yağ bitkileri, Endüstri Bitkileri; Lif bitkileri, Odunundan yararlanılan bitkiler, Boya elde edilen bitkiler, Tanen elde edilen bitkiler, Zamklar ve zamk elde edilen bitkiler, Reçineler ve reçine elde edilen bitkiler, Lateksler ve kauçuk elde edilen bitkiler, Uçucu yağlar ve uçucu yağ elde edilen bitkiler, Baharat Bitkileri; Uyarıcı bitkiler, Tibbi Bitkiler; Alkaoit taşıyanlar, Müsilaj taşıyanlar, Kalp glikozitleri taşıyanlar, Saponin taşıyanlar, Süs Bitkileri.

BİY- 415 Viroloji (1+0+0)1:

Virus partikülünün genel morfolojisi, Virusların kapsid yapılarına göre dağılımları, Viral zarflar ve Vıral nükleik asitler, Virusların sınıflandırılmaları DNA virusları, RNA virusları, Virus konak hücre ilişkileri, Viruslarin üreme ve replikasyonlari, Viruslar arasindaki genetik ilişkiler, Mutasyon ve rekombinasyon, Viruslar arasında meydana gelen genetik olmayan ilişkiler, Virus hastalıklarında immunite, Virus hastalıklarındaki humoral ve hücresel bağışıklık, Viral aşılar ve İnterferon, Virus hastalıklarında Laboratuvar tanı yöntemleri, Virus hastalıkları, Pieorna virus grubu, Enteroviruslar ve Rhino viruslar, Hepatit virusları ve viral hepatitler, Myxovirus grubu, Orthomyxovirus grubu ve Paramyxovirus grubu, Herpes virus grubu, Pox virus grubu, Adeno virus grubu. Rhabdo virus grubu, Aido.

BİY- 417 Radyobiyoloji (2+0+0)2:

-Radyobiyolojinin tanımı ve önemi

-İyonlaştırıcı radyasyonlar ve önemi

-Radyasyonun molekül ve hücre organelleri düzeyindeki etkileri

-Doz-inaktivasyon eğrileri ve hücre ölümü

-Hücre siklusunda değişik fazların radyasyona duyarlılıkları

-Subletal tahribatların tamiri ve doz hızı

-Radyasyonun doku ve organ düzeyindeki etkileri

-Radyasyonun biyolojik etkilerini değiştiren faktörlar

-Bütün vücut ışınlandırmalarında radyasyonun akut etkileri

-Radyasyonun genetik etkileri

-Radyasyonun kanserojen etkisi

-Radyasyonun ömür kısaltıcı etkisi

-Radyasyonun embriyoya etkileri

-Çevre radyasyonu, radyasyon tahribatları ve radyasyondan korunma standartları

            BİY- 429 Karşılaştırmalı Omurgasız Morfolojisi (2+0+0) 2:

Omurgasız Hayvanların Protozoa` dan itibaren Classis ve Ordo düzeyinde: Vücut Örtüsü, Sindirim, Solunum, Boşaltım, Dolaşım ve Üreme Sistemlerinin Morfolojik ve şematik Olarak Karşılaştırılmaları.

BİY- 463 Ekonomik Bitkiler Lab. (0+0+3)1:

Besin Bitkileri; Nişaştalar, Salep yumrusunun makroskobik, tozunun mikroskobik incelenmesi; Besin Bitkileri; Yağ veren bitkiler Lif veren bitkiler, Boya ve Zamk Bitkileri, Tanen ve Reçine Bitkileri; Uçucu Yağ Bitkileri; Baharat Bitkileri; Uyarıcı Bitkiler; Tibbi Bitkiler; Bu bitki gruplarına ait herbaryum örneklerinin incelenmesi.

BİY- 479 Karşılaştırmalı Omurgasız Morf. Lab. (0+0+3)1:

Omurgasız hayvanların yüksek gruplarının vücut örtüsü, sindirim, solunum, boşaltım, dolaşım, üreme sistemlerinin morfolojik yapıları ile ilgili Şematik ve Laboratuvar materyaline dayali karşılaştırılmaları.

BİY- 453 Sitoplazmik kalıtım(1+0+0)1:

-Sitoplazmik DNA’lar

-Clamydomonas’ta sitoplazmik genler

-Mayada mitokondrial genetik

-Neurospora ve diğer fungilerde sitoplazmik genler

-Yüksek bitkilerde sitoplazmik genler

-Sitoplazmik genlerin kalıtımı

BİY-431 Populasyon Dinamiği(2+0+0)2:

Populasyonun gelişmesi; biyolojik artış potansiyeli, çevresel tepki, ortamın taşıma gücü, geometrik artış modeli ve lojistik eğri, populasyon artış modellerinin incelenmesi, populasyon dengesi; yoğunluğa bağlı faktörler, yoğunluğa bağlı olmayan faktörler, canlı kaynaklann kullanımında populasyon dinamiğinin önemi; populasyonları etkileyen faktörlerin modellenmesi, lojistik eğri ve avlanabilir hayvan sayısının dengeli kullanımı, maksimum biyolojik verim.

BİY-316 Biyoloji’de Bilgisayar Kullanımı(3+2+0)4:

Çeşitli Dos komutları, sıkıştırma programları hakkında genel bilgi ve uygulaması; biyolojik araştırmalarda en fazla kullanılan kelime-işlem paket programları (Word Star, dBase, Fox Pro, Word, Excel, Bit Paint, Paint Brush, v.d.) hakkında bilgi verilmektedir. DBase ve Foxpro kullanılarak öğrenciler tarafından biyolojik bilgi birikimi üzerine bir proje tasarlanmakta ve uygulanmaktadır. Çeşitli bilgisayar donanımı ve bunların araştırmalardaki gerekliliği ve kullanımı hakkında bilgi verilmektedir. Çeşitli biyolojik programlar içeren CD-ROM’lar gösterilmekte, bunların biyolojik araştırmalarda kullanımının önemi vurgulanmaktadır. Internet hakkında bilgi verilerek internet’in biyolojik araştırmalardaki önemi açıklanmaktadır.

BİY- 338 Uygulamalı ekoloji(2+0+0)2:

İnsanlığın ekolojik sorunlanndan doğal kaynaklar, nüfus artışı ve kentleşme, enerji sorunu, tarımsal sorunlar, besin sorunu ve çevre kirlenmesi; Hava, Su, Toprak, Radyoaktif ve gürültü kirliliğinin tanımı, kaynakları ve çevreye etkiler

BİY- 344 Protozoon Parazitler (1+0+0)1:

Parazit ve Parazitlik, Protozoonlar; Evrim ve gelişimleri, Helmintler; Evrim ve gelişimleri, Nematodlar; Evrim ve gelişimleri.

BİY-390 Protozoon Parazitler Lab. (0+0+3)1:

Protozoon parazitleri preperat hazırlama ve boyama yöntemleri, Paraziter hastalıklarda tanı yöntemleri, Dışkı ve kan materyallerinin incelenmesi ve yöntemleri, Paraziter hastalıklarda serolojik yöntemler; Örnek parazit preparatlarinin incelenmesi.

BİY-442 Bitki Embriyolojisi (1+0+0)1:

1- Embriyolojinin tarihçesi ve gelişimi2- Bitkilerde hayat devri3- Üreme organlarının yapıları ve eşey dağılımı (açık ve kapalı tohumlularda).4- Plesantalanma ve tipleri5- Embriyo kesesi tipleri ve yedek besin depoları 6- Döllenme7- Endosperm oluşumu, gelişimi ve tipleri8- Embriyoa)Dikotil embriyosıb)Monokotil “c)Embriyoda meydana gelen değişiklikler10- Embriyonun taksonomi ile ilgisi11- Apomiksis

BİY-492 Bitki Embriyolojisi Lab.(0+0+2)1:

1-Plesanta ve plesanta tipleri

a) Primulaceae’de

b) Bromeliaceae’de

c) Salixaceae’de

2- Çiçek yapısı

a)Çamlarda erkek ve dişi çiçekler

  b) Kapalı tohumlularda

3- Polena)Açık tohumlulardab)Kapalı tohumlularda

4- Tohum yapısı ve tipleri

BİY- 424 Palinoloji (2+0+0)2:

-Mikrofosiller

-Polen ve spor morfolojisi

-Şekil, ölçü,sporoderm tabakaları,sculptur tiplerinin tanımı

-Polen ve spor morfolojisinin uygulamaları

-Polen ve spor preparatlarını hazırlama yöntemi a)Asetoliz yöntemi b)Wodehouse yöntemi

-Polen ve sporların anahtarı

BİY- 474  Palinoloji Laboratuvarı(0+0+2)1:

-Polen ve sporların teşhisleri a)Egrelti ve yosun b)Gymnosperm c)Dikotiledon d)Monokotiledon

BİY- 456 Kromozomlar(1+0+0)1:

-Kromatin yapısı

-Kromozomun yapı ve fonksiyonu

-Kromozomların özellikleri

-Çekirdek bölünmesi

-Pozisyon ve orijin yönünden genlerin kontrolu

-Mutagenezler

-Kromozom haritaları

-Eşey kromozom sistemleri

-Genomda suni değişmeler

BİY-428  Türkiye Vejetasyonu(2+0+0)2:

Orman vejetasyonu, maki vejetasyonu, frigana vejetasyonu, yüksek dağ stebi vejetasyonu, halofit vejetasyonu, higrofil vejetasyonu, kumul vejetasyonu, uçurum, kaya ve hareketli yamaç vejetasyonu.

BİY-448 Zoolojik Müze Metodlari (2+0+0)2:

Koruma ve muhafaza etme metodları, Omurgasız hayvanlar: Süngerler ve Sölenteratlar, derisi dikenliler, kurt ve kurt benzeri hayvanlar, yumaşakçalar; Eklembacaklılar; Krustase’ ler (kabuklular} ve kordalılar; Eklembacaklılar; Örümcekler, Diplopod’ lar, Kilopod’ lar, Onikoforlar, Böcekler, toplama; öldürme, öldürme ve muhafaza solusyonları, toplama ekipmanları, Sucul böceklerin toplanması; Böcekleri tuzak ile yakalamak, Arazide muhafaza ve depolama; bilgi kaydı, germe işlemleri; Böceklerin yumurta, pupa ve larvalarının preparasyonu, etiketleme, genital preparasyon hazırlama, Mikroskobik preparasyon, Kurumuş örneklerin depolanması, kuru örneklerden oluşan koleksiyonun muhafazası ve düzenlenmesı, Omurgalılar (Balıklar, ikiyaşamlılar, sürüngenler, kuşlar, memeliler)’ in toplanma, preparasyon ve muhafazası.

BİY- 450 Davranış (2+0+0)2:

Davranış bilimin tarihi perspektifi, Davranışın biyolojik temelleri, Davranış nedir ?, Davranışın sınıflandırılması; İçgüdüsel davranışlar, Öğrenilmiş davranışlar, Davranışın incelenmesi; Kriter seçimi, Davranış çalışmalarında önemli noktalar, Davranışın doğası, Refleksler, İstemsiz hareketler, Uyartılar ve işaretler, Davranış araştırma yöntemleri, Davranış belirleyiciler, Davranış şekilleri; Beslenme davranışı, Predatör davranışı (Avcı-Av İlişkisi), Göç, Yönelme, Saldırganlık, Baskınlık sıralanımı, Haberleşme (Kimyasal, görsel ve mekanik haberleşme), Kur yapma ve çiftleşme, Yavru bakımı, Periyodik davranış ve biyolojik zaman ayarı, Toplumsal davranış, Toplumsal böcekler ve Öğrenme.

BİY- 438 Arazi (Zooloji)(0+0+2)1:

Arazi çalışmalarının amaçları, çeşitleri açıklanmaktadır. Arazi biyolojisi, kaydetme, toplama, gözleme ve canlı objelerin fotoğraf çekimi teknikleri verilmektedir. Arazi çalışmaları için gerekli cihaz ve teçhizat temin edilmekte veya imal edilmektedir. Öğrenilen bilgilerin tatbikatı için Mayıs ayında iki inceleme gezisi gerçekleştirilmektedir.

BİY- 446  Çevre Biyoteknolojisi (2+0+0)2:

Mikrobiyal ekoloji, Atık sular ve kanalizasyon muamelesi, Biomediasyon, Mikroplar ve jeolojik çevre, Mikroorganizmalarca yapılan korozyon.

BİY- 496Çevre Biyoteknolojisi Lab. (0+0+2)1:

Su kalitesi, Örnekleme, Toprakdan mikroorganizma isolasyonu ve tanımlanması, sütten, etten, peynirden mikroorganizma isolasyonu ve tanımlanması, Petrolden mikroorganizma isolasyonu ve tanımlanması.

 BİY- 490 Biyoloji Lab. Teknikleri ve Lab. 0+0+2)1:

Lab araçarı nasıl kullanılır, Güvenlik, Sterilizasyon, Dekontaminasyon, Mikroskobik inceleme, Mikrobiyolojik inceleme, Moleküler inceleme.

 BİY- 440 Biyolojide Laboratuvar Teknikleri (1+0+0)1:

Laboratuvarda uyulmasi gerekeli konular, Çözelti hazırlama, Besi yerleri ve sterilizasyon, Havadan, sudan, yiyecek maddelerinden, mikroorganizma izolasyonlari, Mikroorganizmalarda plasmid ve kromozomol DNA izolasyonları, Agaroz jel elektroforez, DNA konsantrasyon tayini, Mayalar aracılığı ile melastan etanol elde edilmesi

12 Temmuz 2007

Fotosentez

Fotosentez

Bitkiler, güneş enerjisinin yardımıyla birtakım inorganik bileşikler ve mineralleri ham madde olarak kullanıp ihtiyaç duyduklarında kendileri için enerji kaynağı görevini yapacak glikoz, üzüm şekeri gibi organik bileşikleri sentezlerler. Böylece güneş enerjisini bu organik bileşikler içinde depolamış olurlar. Bu arada karbondioksitteki karbonu (C) kullanıp suya oksijen verirler. Bitkilerin güneş enerjisini kullanarak gerçekleştirdikleri bu biyolojik dönüşüme fotosentez (asimilasyon) denir.

Bitkiler fotosentezle solunumda kullandıklarından daha çok oksijen üretirler

Gündüzleri (ya da ışık açık olduğu sürece) fotosentez yapan bitkiler, besin maddelerinde depolanmış enerjiyi açığa çıkarabilmek için balıklar ve aerobik bakteriler gibi hem gece hem gündüz oksijenli solunum yaparlar. Solunumda fotosentezin tersine oksijen kullanılır ve karbondioksit açığa verilir. Normal şartlar altında akvaryum bitkilerinin fotosentezle suya verdikleri oksijen, kullandıklarından çok daha fazladır. Bu yüzden bitkiler akvaryumda önemli bir oksijen kaynağıdırlar.

Geceleri balıkların çoğu (nokturnal -gece aktif- türler hariç) uyur veya haraketsiz kalırlar ve daha az oksijen tüketirler. Bu yüzden bitkilerin geceleri oksijen üretmemeleri bir sakınca yaratmaz.

Bitkilerin besinlerini sentezleyebilmeleri için sudaki karbondioksite (CO2) ihtiyaçları vardır

Bitkilerin yeterince hızlı fotosentez yapabilmesi için gerekli besin maddeleri ve minerallerin yanında suda yeterince karbondioksit de olmalıdır. Sudaki karbondioksit konsantrasyonu düşükse fotosentez, dolayısıyla oksijen üretimi de yavaş olacaktır. Bir akvaryumdaki en önemli doğal karbondioksit kaynakları aerobik bakterilerin ve balıkların solunumları sonucu açığa çıkan karbondioksittir. Özellikle bitkilerinin iyi gelişmesini isteyenler için geliştirilmiş, suya karbondioksit veren sistemler geliştirilmiştir.

Akvaryumdaki canlılar dışında ışık ve su dolaşımı, karbondioksit-oksijen dengesini etkileyen iki önemli fiziksel unsurdur:

Işığın etkisi:

Bitkilerin özellikle hızlı büyüyen bazı bazı türlerini yaşatmak bir bakıma balıklardan daha zordur. Çoğu yetişkin balık, bir, hatta iki hafta açlığa dayanabilir. Bitkiler ise ihtiyaç duydukları çeşitli besin maddeleri ve minerallerden herhangi birinin dahi eksikliğinde hemen bozulup çürümeye başlarlar. Işık ne kadar güçlüyse fotosentez o kadar hızlı olur; dolayısıyla sudaki besin maddeleri de o derece hızla tükenir. Işıklandırması çok güçlü akvaryumlara bu yüzden daha sık bitki gübresi ve hatta karbondioksit eklemek gerekir. Çünkü güçlü ışıklandırmalı ve bol bitkili bir akvaryumda balık ve bakterilerin açığa çıkarttıkları karbondioksit çoğu zaman bitkiler için yeterli olmayacaktır. Daha doğal bir çözüm ise ışığı biraz daha zayıf ayarlayıp, balık ve bakterilerin karbondioksit üretimiyle bitkilerin tüketimi arasındaki dengeyi kurmaktır.

Akvaryumdaki su dolaşım (sirkülasyon) hızının etkisi

Oksijen akvaryuma iki yolla kazandırılır:

· Havadan suya difüzyon. (Bu difüzyon su yüzeyinin hareketiyle hızlanır.)

· Bitkilerin fotosentezi.

Balıklara oksijen, bitkilere karbondioksit

Balıkların sağlıklı yaşamaları için suda yeterince oksijen olmalıdır. Buna karşılık bitkiler de karbondioksite gereksinim duyarlar. Unutmayalım ki sudaki karbondioksit miktarı fotosentez hızını, dolayısıyla oksijen üretim hızını etkiler.

Akvaryumda fazla hızlı su dolaşımı

Su çok hızlı havalandırılır ya da filtre edilirse bitkiler için gerekli olan karbondioksit havaya uçar. Zamanla bozulup çürüyecek bitkilerin fotosentezi, bunun sonucu olarak da ve oksijen üretimi durur.

Akvaryumda uygun hızda su dolaşımı

Su uygun bir hızda filtre edilirse suda yeterli karbondioksit ve oksijen bulunacağından hem bitkiler, hem de balıklar sağlıkla yaşayabilecektir. Burada akvaryumdaki balık ve bitki miktarlarının dengesi de önemlidir.

Akvaryumda çok yavaş su dolaşımı

Su dolaşımı çok yavaşsa sıcaklık, oksijen ve çeşitli besin maddeleri akvaryumun her köşesine eşit dağılamayacaktır. Bu da hem balık hem de bitki sağlığını olumsuz etkileyecektir.

Dozaj sorunu gözünüzü korkutmasın!

Verilen bilgilerden anlaşılacağı gibi, ışık şiddeti kadar su dolaşımının da dozunu ayarlayabilmek akvaryumun biyolojik dengesi için önem taşır. Yanlız bu ayrıntılar gözünüzü korkutmasın. Uygun ışıklandırma ve filtrasyon çok hassas ayarları gerektirmez. Biraz tecrübe, okuma ve gözlemle bu zorlukların üstesinden gelebilirsiniz.

Azot zinciri

Biyolojik arınma: Başrolde bakteriler, yanrolde bitkiler

Kum, filtre malzemesi, bitki yaprakları gibi yüzeylere yerleşen aerobik (oksijenle soluyan) ve anaerobik (oksijensiz soluyan) bakteriler akvaryumdaki çeşitli biyolojik dönüşümleri gerçekleştirirler. Bu dönüşümler sırasında sudaki balık dişkısı ve üresi, artık yemler, çürüyen bitki yaprakları gibi organik artıklar en küçük yapı taşlarına kadar ayrıştırılırlar. Bu ayrışım ürünlerinin bir kısmı bitkiler tarafından besin maddesi olarak değerlendirilir (örneğin nitrat NO3 ), bir kısmı gaz

halinde havaya karışır (örneğin azot gazı N2 ), bir kısmı da suda birikir. Düzenli su değişimlerinin en önemli yararı bu biriken maddelerin konsantrasyonlarının belli sınırların altında tutulmasıdır.

Aerobik (oksijenli soluyan) ve anaerobik (oksijensiz soluyan) bakteriler

· Yeni kurulan bir akvaryumda ancak aerobik ve anaerobik bakteri gruplarının uyumlu çalışmaları sonucu zamanla biyolojik denge kurulur. Bu uyumu sağlayabilmek için filtre malzemelerinin çoğu hem aerobik hem de anaerobik bakteri kolonilerine uygun ortamlar sağlayacak şekilde üretilir. Kumda ya da filtre malzemesi içinde su dolaşımının hızlı olduğu bölgelerde yeterince oksijen bulunur ve buralarda anaerobik bakteriler yerleşir. Su dolaşımının yavaş olduğu bölgelerde ise oksijen azlığı nedeniyle daha çok anaerobik bakteriler kolonileşir.

· Bir akvaryumdaki en temel biyolojik dönüşümlerden biri azot zinciri adı verilen azotlu bileşiklerin bakterilerce ayrıştırılması sürecidir.

Etkin bir biyolojik filtrasyon için gerekenler:

· İyi havalandırma; suda yeterince oksijen bulunması. Oksijen sadece havalandırmadan değil bitkilerden de gelebilir.

· Akvaryumda ve filtre malzemelerinde aerobik arıtım bakterilerinin yerleşebileceği yeterince yüzey bulunması (geniş filtre hacmi, kum). Birim hacim başına geniş yüzeylere sahip seramik köpüğü, cam köpüğü gibi biyolojik filtre malzemeleri.

· Düzenli filtre temizliği

Amonyum ve amonyak

Akvaryumda yaşayan balık, bitki ve diğer canlıların organik artıklarının parçalanması sonucu amonyum (NH4) ve amonyak (NH3) oluşur. Amonyak amonyuma göre çok daha zehirlidir. Sudaki amonyak konsantrasyonu

0.1 mg/litre ‘nin üzerine çıkarsa akvaryum canlıları için tehlike çanları çalmaya başlar. Suyun pH değeri yükseldikçe, yani su alkalileştikçe, ve sıcaklık yükseldikçe amonyumun amonyağa göre oranı yükselir. Yani, akvaryumda pH ve sıcaklık yükseldikçe etkin bir biyolojik filtrasyon daha da önem kazanır.

Örneğin pH derecesinin yüksek olduğu (yaklaşık 8.3) deniz akvaryumlarında, bir de deniz canlılarının tatlı su balıklarına kıyasla amonyağa karşı daha hassas oldukları göz önüne alınırsa, amonyum/amonyak bileşiklerinin düşük konsantrasyonda tutulmasına daha da büyük özen göstermek gerekir.

Aşağıdaki tabelada pH ve sıcaklık faktörlerine bağlı olarak sudaki zehirli amonyağın, amonyum/amonyak toplamına göre yüzde (%) olarak payını görebilirsiniz.

% Amonyak / (Amonyum + Amonyak)

Nitrit ve nitrat

İkinci aşamada aerobik nitrosomonas bakterileri amonyum ve amonyağı nitrite (NO2) dönüştürürler. Üçüncü aşamada da yine oksijenli solunum yapan nitrobacter bakterileri nitriti nitrata (NO2) çevirirler. Fazla miktarları balık sağlığını ve gelişimini olumuz etkilemekle birlikte, nitrat, nitrite göre çok daha az zehirli bir bileşiktir. Ayrıca nitrat birçok akvaryum bitkisi tarafından besin maddesi olarak kullanılabilir.

Yüksek nitrat konsantrasyonu balıklarda bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve büyümenin durmasına neden olabilir. Bu yüzden, özellikle genç balıkların yetiştirildiği akvaryumlarda nitrat konsantrasyonunu düşük tutmak için bitki, etkin anaerobik biyolojik filtrasyon ve düzenli su değişimleri çok önemlidir.

Anaerobik filtrasyon derken: Bazı biyolojik filtre malzemelerinin hem aerobik (oksijenle soluyan) hem de anaerobik (oksijensiz soluyan) bakteri kolonilerini barındırabilme özellikleri vardır. Genelde filtre malzemeleri arasında su dolaşımının hızlı olduğu oksijence zengin bölgelerde aerobik, su dolaşımının yavaş olduğu oksijence fakir olduğu bölgelerde ise anaerobik bakteriler kolonileşirler. Bu anaerobik bakteri gurupları nitratı da parçalayarak çoğu uçup havaya karışan azot gazına dönüştürürler. Son yıllarda su çıkışının özellikle çok yavaş ayarlandığı bazı nitrat filtreleri piyasaya çıkmıştır.

Sudaki amonyak konsantrasyonu 0,1 mg/litre’yi aşarsa balıklarda olumsuz etkileri görülmeye başlanır. Nitrit konsantrasyonu 0,5 mg/litre’nin üzerine çıkarsa balıklar için zehirlidir. Nitrat ise 25 mg/litre’yi aşmamalıdır.

Akvaryum: Ekosistem

Biyolojik dengesi oturmuş bir akvaryum, balığı, bitkisi, bakterileri ve diğer mikrobik canlılarıyla birlikte, unsurları biribirleriyle uyum içinde çalışan tek bir organizma ya da ekosistem gibi düşünülebilir. Bu uyum bozulursa kötü sonuçları şaşılacak kadar çabuk görülür. Örneğin akvaryuma bilinçsizce atılan bir ilacın nitrobacter grubu bakterileri öldürdüğünü, böylece nitriti nitrata dönüştüren dönüşüm zincirinin kırıldığını varsayalım. Böyle bir durumda nitrit konsantrasyonu 6-12 saat içinde sıfırdan balıklar için zehirli olacak düzeylere (0.5 mg/litre üzeri) çıkabilir.

Biyolojik dengenin tam anlamıyla oturması zaman alır

Akvaryumda azot zincirinin dışında bir kısmı hala bilimsel olarak açıklanmamış birçok biyolojik dönüşüm süreci yer alır. Bitki köklerinin de karıştığı bu karmaşık dönüşümlerin yer aldığı akvaryum kumunda dengelerin tam anlamıyla kurulması 6 ay ile 1 yıl arası bir zaman alabilir.

Nitrit konsantrasyonu; biyolojik dengenin bir göstergesi

Yeni kurulmuş bir akvaryumda çok az sayıda bakteri olduğu için biyolojik dönüşümler başlangıçta çok yavaş olur. Özellikle dengenin henüz kurulmamış olduğu bu kritik devrede akvaryum testleriyle suyun amonyak, nitrit ve nitrat değerlerini ölçmek yerinde olacaktır. Biyolojik dönüşüm zincirinin kurulup kurulmadığını anlamak için ölçülebilecek pratik bir indikatör (gösterge) sudaki nitrit konsantrasyonudur. Yeni kurulmuş bir akvaryumda ilk önce nitrit bir noktaya kadar artar, sonra nitriti nitrata dönüştüren nitrobacter bakterilerinin sayısı yeterli bir düzeye ulaştığı zaman düşmeye başlar; bir süre sonra da hemen hemen sıfıra iner.

Fotosentez :

 Canlıların enerji elde etmek için izledikleri diğer bir yol ise fotosentezdir.Fotosentezin kimyası oldukça karışıktır.Fotosentezin ATP üretme sisteminin temeli, ışık enerjisinin klorofil molekülleri tarafından absorbe edilerek enerji isteyen kimyasal reaksiyonlarda kullanılması şeklindedir.Yani ışık enerjisi kimyasal enerjiye dönüşmektedir.

 Fotosentez denklemlerini ” Işık tepkimesi ” ve ” Karanlık tepkimesi ” olmak üzere en sade haliyle aşağıdaki şekildeki gibi özetleyebiliriz.

 Aydınlık devrede, klorofil tarafında absorbe edilen ışık enerjisi, ATP üretiminde kullanılır.ATP üretimi için gerekli H (+) iyonları ise su moleküllerinden karşılanır.Suyun özel enzimlerle parçalanmasıyla açığa çıkan oksijen gazı serbest kalırken H (+) iyonları ise NADPH ve ATP üretimi için reaksiyonlara katılır.

 Karanlık devre, aydınlık devrede üretilen NADPH ve ATP moleküllerinin enerji gereksinimi için kullanıldığı devredir.Bu devrede ışık enerjisi rol oynamadığı için bu devreye karanlık devre denir.Yani karanlık devrede yanlızca kimyasal enerji iş görmektedir.ATP ve NADPH ların kullanımıyla elde edilen enerji, karbonhidrat ve glikoz sentezi için kullanılır (Glikozun kapalı formülü C6H12O6 dır).

 Fotosentez reaksiyonları ” Kloroplast ” adı verilen yeşil renkli pigmentler içerisinde gerçekleşir.Bu pigmentin içerisinde en önemli yeri ” Klorofil ” molekülü tutmaktadır.Klorofil, ortasında Mg (magnezyum) atomu bulunan karmaşık yapılı bir organik bileşiktir.Kloroplastın içerisinde lamelli yapılar, bu yapıların membranlarının içerisinde ise klorofil molekülü gruplar halinde bulunurlar.Bu kloforfil grupları, ışık enerjisini absorbe ettiği zaman elektron fırlatır ve asıl sentezleme işlemi bu noktadan sonra başlar.Bu karmaşık işlemlerin nasıl meydana geldiğini şekilerle görelim.

 Kloroplast şekildeki gibi kanallı bir yapıya sahiptir.

 Bu kanallar aslında kloroplastın çift katlı zarının iç tarafındakinin katlanmalarıyla meydana gelmiştir.Bu yassı keseciklere ” Lamel “, lamellerin üst üste gelerek grup oluşturmuş haline ise ” Grana ” adı verilir.Fotosentezin reaksiyonları, ince lamel (tilakoid) zarının içerisinde meydana gelir.

 Klorofil molekülleri lamel zarları içerisinde birbirinden bağımsız olarak konumlanmazlar.Klorofil molekülleri 200 – 300 er gruplar halinde kümelenirler ki bu kümelere ” Kuantozom ” adı verilir.

 Kuantozom yani klorofil molekül grupları, ışık enerjini absorbe ederek molekül grubunun ortasında bulunan ve

” P680 ” olarak adlandırılan bir çeşit moleküle kadar iletir.Bu molekül klorofil molekülleri tarafından kendisine iletilen ışık enerjisinin etkisiyle elektron fırlatır.

 Bundan sonraki basamakları şekil üzerinde görelim.

 Şekildeki reaksiyonlar tilakoid zarının içerisinde cereyan etmektedir.

 Stroma bölgesi kloroplastın iç bölgesidir.Tilakod zar, lamelin etrafını saran zar olup lamelin iç tarafına ise

” Lümen ” denir.Işık fotonları sol tarafta görülen 1.kuantozoma çarpınca (Bu kuantozom fotosistem 2 dir.), klorofil molekülleri (yeşil noktalar) molekülleri ışık enerjisini absorbe ederek merkezdeki P680 molekülüne (kırmızı renkli) kadar iletirler.P680, suyun parçalanması ile serbest kalan 2 elektronu, henüz keşfedilememiş bir aracı moleküle iletir.

 Elektronlar bu molekül üzerinden ” Plastokinon (PQH) ” ‘ a gelir.Plastokinon kendini redükte etmek için stromadan yani tilakoid membranının dış tarafından yada diğer bir deyimiyle kloroplastın iç tarafından H (+) iyonunu alır.Elektronlar plastokinondan çıktıktan sonra Sitokrom – f ‘ ye giderken ATP senezine katılır.Sitokfom – f ye gelen elektron ardından merkezinde P700 molekülü bulunan diğer kuantozoma gelir (Bu kuantozomda fotosistem 1 dir).Fotosistem 1 e ulaşan elektronlar buradan, yapısında demir ve sülfür bulunduran protein kompleksine gelir.Elektronların buradan sonra izleyebileceği iki yol vardır.

 Ya Sitokrom – b6 üzerinden plastokinona geri döner, yada ferredoksin molekülüne giderek NADPH sentezini gerçekleştirir.

 P680 molekülü P700 molekülüne göre daha kısa dalga boyuna sahip ışınları absorbe eder.Eğer P680 sistemi çalışmaz ise su parçalanamayacağı için H (+) iyonu serbest kalamayacak ve NADP redüklenemeyecektir. Dolayısıyla P700 sistemi elektronunu demir sülfürlü protein üzerinden sitokrom – b6 ya fırlatarak bir döngü oluşmasını sağlar.İşte bu şekilde bir elektron döngüsüyle ATP sentezlenmesi olayına ” Devresel

fotofosforilasyon ” denir.

 Eğer P680 sistemi aktif ise, suyun parçalanmasıyla serbest kalan 2 elektronu kazandığı gibi plastokinona ve oradanda P700 sistemine gönderir.P700 den fırlatılan elektronlar, demir sülfürlü protein üzerinden ” Ferredoksin ” ‘ e ulaşır ve ortamdaki serbest H (+) iyonlarını kullanılarak NADPH sentezini gerçekleştirilir.P680 tarafından verilen elektronlar molekülün bulunduğu kuantozoma bir daha dönmediği için bu şekilde NADPH sentezlenmesi olayına

ise ” Devresel olmayan fotofosforilasyon ” adı verilir.

 Stromadan plastokinon (PQH) ‘ a gelen hidrojen, yine plastokinon üzerinden lümene geçer.Plastokinon burada H (+) iyonunu ileten bir mekik görevi üstlenmiştir.H (+) iyonları lümene geçtikten sonra aşağıdaki şekilde gösterildiği gibi ATP sentezlenir.

 Bu mükemmel sistem sayesinde bitki kendi bünyesi için ATP üretip enerji sağlarken, aynı zamanda yaşamımız için gerekli olan oksijenide atmosfere serbest bırakmış olur.

 Doğada atmosfere serbest bırakılan oksijenin % 80 ‘ i deniz bitkileri ve fotosentez yapan mikroorganizmalar tarafından üretilir.Geriye kalan % 20 lik kısım ise kara bitkileri tarafından üretilir.Bitkiler ürettikleri ATP enerjisini kullanarak glikoz ve karbonhidrat moleküllerini sentezlemektedir.Üretilen bu maddelerin yanlızca % 10 luk kısmı besin kaynağı olarak doğaya sunulurken, % 90 lık kısmını ise bitki, kendi yapısal organizasyonunu kurmak için kullanır.Mesela gövdenin odunlaşması gibi.

 Fotosentezin hızı ise çeşitli faktörlere bağlıdır.Bu faktörler arasında ortamın CO2 konsantrasyonu, sıcaklık, bitkinin topraktan çektiği su miktarı, nemlilik ve yaprak yapısı bu faktörlerin başında gelir.

 Fotosentezde yukarıda anlattığımız sisteme alternatif olarak değişik yollarda vardır.Bitkiler normalde gündüzleri yaprak stomalarını açarak CO2 yi absorbe eder ve aynı anda güneş ışığıyla birlikte fotosentez reaksiyonlarını gerçekleştirir.Fakat çöl bitkilerinde durum böyle değildir.

 Çöllerde sıcaklık yüksek olduğu için bitki, stomalarını gündüz vakitlerinde kapalı tutar.Çünki açık tutması halinde bitki aşırı miktarda su kaybedecek ve ölecektir.Fakat stomalar açılmadan atmosferden CO2 absorbe etmekte mümkün değildir.

 Bitki bu problemin üstesinden nasıl gelmiştir ?.

 İnsanoğlu olarak kolay kolay çözüm bulamayacağımız bu büyük problemi, bitki kendisine verilen mükemmel enzimler sayesinde rahatlıkla çözmekte ve tıpkı diğer bitkiler gibi fotosentez yapıp ATP gereksinimini karşılamaktadır.

 Sistem şu şekilde çalışır ;

 Yandaki şekilde bitkilerde CAM metabolizmasını anlatan çizim görülmektedir.

 Bitkinin yaprakları gündüzleri kapalı olmasına karşın geceleri açıktır.Geceleri atmosferden absorbe ettiği CO2 gazını PEP (Fosfoenol pirüvik asit) ile reaksiyona sokarak ” Malik asit ” üretmektedir.Ürettiği malik asidi hücrelerindeki vakuollerde biriktirip depo eder.

 Gündüzleri ise stomaları kapar ve bu nedenle artık hücrelere CO2 girişi durur.Fakat bitki CO2 gazını malik asiti parçalayarak elde eder.NADP, malik asiti dekarboksile eder ve NADPH ‘ a dönüşür.

 Malik asit dekarboksile olurken hem yapısındaki CO2 yi serbest bırakır hemde pirüvik asite dönüşür.Pirüvik asit (3 karbonlu) daha sonra kalvin çemberi adı verilen reaksiyon basamakları ile 6 karbonlu şekerlere dönüştürülerek, geceleri tekrar PEP i vermek için reaksiyonlara katılır.

 Özet olarak ;  Bitki geceleri absorbe ettiği karbondioksiti PEP yardımıyla malik asite çevirmekte, gündüzleri ise stomalarını kapayarak malik asiti parçalayıp karbondioksit gazını tekrar elde etmektedir.Bitkinin bu şekilde asit sentezleyip bu asiti gerektiği zaman yıkması olayına ” Crassulacean asit metabolizması (CAM) ” adı verilir.

 Buraya kadar anlatılan kimyasal reaksiyonlar bitki ve hayvan organizmalarındaki karmaşayı gözler önüne sermektedir.Hücrenin kendi içerisinde bile olağan üstü karmaşa içerisinde metabolik olaylar cereyan etmektdir.Milyarlarca trilyonlarca hücrenin birbirleriyle anlaşarak eşi benzeri olmayan kimyasal fabrikalar gibi çalışması, canlıların yapısal organizasyonlarının kusursuz bir şekilde tasarlandığını ortaya koymaktadır.

 Bugün teknolojisi, canlıların içerisinde yürüyen metabolik faaliyetlerin bir benzerini değil yapmak yanından bile geçememektedir.Buraya kadar anlatmaya çalıştığımız onlarca metabolik faaliyetler, hücre içinde yürüyen kimyasal reaksiyonların yanında çöldeki kum tanesi kadar kalmaktadır.

12 Temmuz 2007

Kalıtsal Özelliklerin Aktarılması:

Kalıtsal Özelliklerin Aktarılması:

1.Canlılarda Çeşitlilik: Canlı türleri arasında farklılıklar olduğu gibi bir türün bireyleri arasında da farklılıklar dikkati çeker. Örneğin kedilerin tüylerinin renklerinin farklı olduğu gibi uzunlukları da farklı olabilir. Canlılardaki bir çok özellik yavrularına aktarılmaktadır. Bu tür özelliklere kalıtsal özellikler denir. Çinli bir anne babanın çocuğu kendileri gibi çekik gözlü, düz saçlı ve beyaz tenlidir. Oysa, zenci anne babanın çocukları kıvırcık saçlı ve siyaha yakın ten renklidir.

Aynı türden canlılar dikkatle incelenirse aralarında bazı farklılıkların olduğu görülür. Örneğin tüm insanlar aynı türden oldukları halde derilerinin rengi, saçlarının düz ve ya kıvırcık oluşu, gözlerinin rengi vb. özellikler bakımından farklıdır.

Elma, buğday, fasulye gibi bitkiler ile; at, inek, köpek ve kedi gibi hayvanların ne kadar çeşitli olduğunu düşününüz. Bu çeşitliliğin nedeni eşeyli öreme ile ilgilidir.

Çeşitliliğin Kalıtsal Nedenleri: Canlılar üredikleri zaman kendilerine benzer yavrular meydana getirirler. Hiç bir zaman kedinin köpek doğurduğu görülmemiştir.

Canlılardaki çeşitli kalıtsal özellikler kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bu özellikler, hücrelerde yer alan kromozomlar üzerindeki “genler” tarafından belirlenir.

Üremede genler yavruya aktarılır. Yeni doğan bir bebek saç rengi, göz rengi, uzun boylu veya kısa boylu oluşu , ten rengi anne babasına veya diğer yakın akrabalarına benzer. Bu benzerlik yakın kardeşler arasında da farklılık gösterir.

Kulak memesinin yapışık veya ayrık oluşu, dil yuvarlama, yarık dudak ve altı parmaklı oluş kalıtsal özelliklerdir. Kalıtsal özelliklerde insandan insana farklılıklar gösterir. Örneğin göz renginin; siyah, kahverengi, elâ, mavi, yeşil oluşu, saçın düz, dalgalı ve kıvırcık olması gibi.

Canlılardaki bu çeşitlilik DNA üzerindeki genetik bilgiler o canlının genotipini belirler. Eşeyli çoğalma ne kadar yaygınsa çeşitlilikte o kadar geniş boyutlardadır.

Mendel’ in Çalışmaları: Mendel çalışmalarında bezelye bitkisini seçmiştir. Çünkü bezelye kolay yetişir ve bir mevsimde bir kaç döl alınabilir.

Bezelye çiçeklerinin, dışarıdaki çiçek tozlarına kapalı olması Mendel’ in dikkatini çekmiştir. Bezelye bitkisinin kendi kendine tozlaşmasının bazen de isteğe bağlı olarak karşılıklı tozlaşmasının sağlanması yani tozlaşma ve döllenmenin kontrol altında tutulması Mendel’ in başarılı olmasında büyük rol oynamıştır. Mendel, bezelye bitkisinde farklılık gösteren yedi karakter görmüştür.

1.Gövde Uzunluğu

2.Çiçek Durumu

3.Tohum Şekli

4.Tohum Rengi

5.Çiçek

Rengi

6.Meyve

Şekli

7.Meyve Rengi

Uzun

Yanda

Yuvarlak

Sarı

Kırmızı

Dolgun

Yeşil

Kısa

Uçta

Buruşuk

Yeşil

Beyaz

Boğumlu

Sarı

Mendel bir özellik için iki farklı karakter kullanmıştır.

Mendel çalışmalarında birbirinden kolayca ayırt edilebilen zıt karakterler arasında melezlemeler yapmaya dikkat etmiştir. Önce bu zıt karakterlerin arı döllerini (saf döl) elde ederek, bunlar arasında çaprazlama deneyleri yapmıştır. Arı döllerde bir döldeki bütün yavrular aynı özelliği taşırlar. Yani bütün yavruların genotipi birbirine benzer. Örneğin, yuvarlak tohumlu bezelyelerin arı döllerinde bütün tohumlar yuvarlak, buruşuk tohumlu bezelyelerin arı döllerinde ise bütün tohumlar buruşuktur.

Mendel, önce yuvarlak ve buruşuk tohumlu bezelyelerin arı döllerini elde etmiştir. Yapılan çaprazlama sonucunda oluşan tüm bezelye tohumlarının yuvarlak olduğunu görmüştür. Böylece elde ettiği I. dölün (F1 dölü) tamamı görünüş bakımından (fenotip) yuvarlak tohumlu olduğu görülmektedir.

Yuvarlak tohumlu bu bireyler ise kendi aralarında çaprazlandıklarında elde edilen II. dölde (F2 dölü) 3 yuvarlak tohumluya karşı 1 buruşuk tohumlu bezelye verdiği görülür.

Yapılan deneyde F1 dölünde görülen yuvarlak tohum karakterleri, buruşuk tohum karakterleri üzerine baskın (dominant) dır. Buruşuk tohum karakterleri ise F1 dölünde kendini göremediğinden çekinik (resesif) karakterdir.

Mendel, deneylerini değerlendirirken her karakter için bir sembol kullanmıştır. Baskın karakterler için dominant karakterler için büyük harf, çekinik resesif karakteler için de aynı harfin küçüğü kullanılmıştır.

Örneğin: Bezelyelerde yuvarlak tohum baskın bir karakterdir ve (Y) harfi ile gösterilir. Yuvarlak tohum karakterinin çekiniği buruşuk tohum olup, bu da (y) harfi ile gösterilir.

Her karakter, bir “gen çifti”tarafından kontrol edilir. Bu genlere “alel gen” denir. Örneğin yuvarlak tohumlu bir arı dölün alel genleri (YY), buruşuk tohumlu bir arı dölün alel genleri (yy) şeklinde gösterilir. Alel genlerden bir zigotun oluşumunda (döllenmede) yumurta hücresi tarafından, diğeri ise sperm tarafından taşınır. Böylece zigotun yani yavrunun karakterini belirlemiş olurlar.

(Anne-Baba) P: YY x yy

(Gametler) G: ½ Y ½ Y x ½ y ½ y

(F1 Döl) F1: ¼ Yy ¼ Yy ¼ Yy ¼ Yy

Fenotipi yuvarlak tohum fakat genotipi Yy olan melez tohumlar görülür. Buruşuk karakterler, çekinik olduğundan F1 dölünde görülmez, gizli kalır. Genotipinde, bir karakter üzerine farklı yönde etki eden alel genleri taşıyan canlıya melez adı verilir. Melezler çaprazlanırsa ;

(Anne-Baba) P2: Yy x Yy

(Gametler) G: ½ Y ½ y x ½ Y ½ y

(F2 Döl) F2: ¼ YY 2/4 Yy 2/4 Yy ¼ yy

¾ Yuvarlak tohumlu bezelye ¼ Buruşuk tohumlu bezelye

Mendele göre karakterlerden bazıları baskın (dominant) olup ilk kuşakta ( F1 dölü ) ortaya çıkarken, bazı karakterler ise çekinik (resesif) olduğundan, ikinci kuşakta (F2 dölü) ortaya çıkarlar.

BASKIN

ÇEKİNİK

Uzun boylu bitki

Kırmızı çiçek

Çiçek eksen üzerinde

Sarı tohum

Yuvarlak tohum

Sarı meyve

Şişkin meyve

Kısa boylu bitki

Beyaz çiçek

Çiçek dal ucunda

Yeşil tohum

Buruşuk tohum

Yeşil meyve

Buruşuk meyve

İnsanda ise siyah saç rengi sarı saç rengine baskındır. Yine siyah göz rengi mavi göz rengine, siyah ten rengi açık ten rengine, kıvırcık saçlılık düz saç üzerine baskın (dominant) karakterlerdir.

İnsanda Cinsiyetin Belirlenmesi

İnsanın hücrelerinde 46 tane (=23 çift) kromozomu olduğunu biliyorsunuz. Bu kromozomlardan 44 tanesi (=22 çift) vücut özelliklerini belirler. Bu kromozomlara şekillerinden dolayı X ve Y kromozomları denir. Kadınlarda XX kromozomları bulunurken erkeklerde XY kromozomları bulunur. Kadınların yumurta hücrelerinde sadece X kromozomu bulunur. Erkeklerde ise spermler X veya Y kromozomu taşırlar. Bu demektir ki çocuğun cinsiyetini belirleyen babadan gelen kromozomdur.

X kromozomu Y kromozomuna göre daha büyüktür ve çok sayıda gen taşır. Bu sebepledir ki Renk Körlüğü (Daltonizm), Hemofili (kanın pıhtılaşmaması) gibi rahatsızlıklara neden olan alel, Xkromozo-

mu üzerinde taşınmaktadır. Bu hastalıkların genini taşıyan kadınlarda hastalık görülmediği halde, bu genleri aktardığı erkek çocuklarında hastalık ortaya çıkar.

Kalıtsal hastalıklardan korunmanın en iyi yolu akraba evliliği yapmamaktır. Çünkü akraba evliliklerinde, kalıtsal hastalıkların ve sakat doğumların ortaya çıkma ihtimali çok yüksektir. Soylarında kalıtsal hastalık olan aileler belirlenmeli ve bu durumda olan eşlere çocuk sahibi olmamaları gerektiği anlatılmaktadır.

Erkek

Kadın XX

Kadın Sperm

Yumurta X X X

Şemayı dikkatle incelersek, dünya-

ya gelecek olan çocukların, kız veya

erkek olma şansının birbirine eşit Erkek

Yumurta Sperm

XNX Taşıyıcı kadın X + Y

XN X XY

Yumurta Hücresi Renk körü erkek

Renk körlüğü alelini taşıyan bir annenin bu rahatsızlığı çocuklara nasıl aktardığını gösteren şekil :

Kalıtım ve Çevre: Canlıların içinde bulunduğu çevre, canlılardaki kalıtsal özelliklerin ortaya çıkışında önemli rol oynar. Şayet çevre şartları uygun değilse, o zaman belli kalıtsal özelliklerin ortaya çıkması mümkün değildir. Örneğin Kuzey ülkelerinde domates bitkisi çok iyi yetiştiği halde ürün vermemektedir. Bunun nedeni ortalama sıcaklığın düşük olmasıdır.

Yine sirke sineklerinin belli ortalama sıcaklığın altında yetiştirilmesi durumunda bazılarının kanatlarının deforme olduğu görülür.

Hamileliğin erken dönemlerinde annenin alkol, sigara veya uyuşturucu kullanması çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Aynı genotipik yapıda olan tek yumurta ikizi iki çocuk, iki farklı çevre şartlarında yetiştirildiğinde, dış görünüş bakımından farklılık gösterdikleri görülmüştür. Dış görünüşteki bu farklılık çevre şartlarından ileri gelmektedir. Bu örnekte gösteriyor ki canlının ortaya koyduğu özellikler, kalıtsal özelliklerle çevrenin etkileşmesinin ürünleridir.

Modifikasyon: Canlıların değişen çevre şartlarının etkisiyle genlerinin işlevinin değişimi sonucunda meydana gelen kalıtsal olmayan değişimlere denir. Çevresel faktör ortadan kalkınca veya değişince canlıdaki etkinin kaybolduğu görülür. Müslümanların çocukları sünnet olur. Sünnetli olan çocukların çocuklarının sünnetsiz doğması modifikasyona güzel bir örnektir.

Modifikasyonlar, sıcaklık, ışık, nem ve besin gibi faktörlerle ortaya çıkar. Örneğin, ışık olmayan bir ortamda yetiştirilen bir bitkinin rengi sarımsı bir renk alırken, gövde boyu uzar ve yaprakları küçülür. Aynı bitki, ışıklı bir ortama alındığında, görünüşteki bu değişikliğin düzeldiği görülür.

Mutasyon: Mutasyon, gen veya kromozomların yapısında meydana gelen değişmedir. Mutasyonlar DNA ‘nın kendini eşlemesi esnasında meydana gelir. Mutasyona neden olan etkenlere mutajen adı verilir. Örneğin, X- ışınları, hardal gazı, radyoaktif maddeler, ultraviyole ışınları, sigara katranı ve bazı kimyasal maddeler mutajendir. Mutasyonlar genellikle ölümcül olmakla beraber, doğadaki bir çok yararlı ırkın oluşmasında da rol oynarlar.

İnsanlarda görülen albinoluk (pigmentin canlıda bulunmaması) da bir tür mutasyon sonucunda o

luşmuştur. Albinoluk fareler ve bazı hayvanlar arasında da görülür. Albino bir farenin yaşama şansı doğal bir ortamda yok denecek kadar azdır. Aynı durum diğer canlılar içinde geçerlidir.

Mutasyon zararlı veya yararlı olabilir. Değişen dış koşullara adepte olmanın (uyum sağlama) bir şekille mutasyonla oluşturulan çeşitliliktir. Mutasyonlar, temelde canlının hayatının devamında sigorta rolü oynarlar.

Mutasyonlar sadece genlerde olmayıp, bir kromozomun bir kısmının diğeri ile değiştirilmesi ile de gerçekleştirilmektedir.

Doğal Seleksiyon: Doğadaki canlıların sayısı geometrik olarak artar. Fakat gerçekte, doğal koşullarda canlıların sayısı belli oranda sabit kalır. Canlılar çok sayıda canlı üretirken , mayoz olayına bağlı olarak çeşitleri de artırırlar. İşte bu çok sayıda değişik çeşitlerde ki canlının hangisinin ortamda bulunacağını ise çevre belirler. İçinde yaşanılan ortama en iyi uyabilen canlılar o ortamda yaşayabilirler, uyamayanlar ise yok olurlar. Bu olaya doğal seleksiyon denir.

H.B.D. Kettlewell (Ketvel) çevreye bağlı seleksiyonun güve kelebeklerinde nasıl geliştiğini , 1950’li yıllarda açıklamıştır. 1850 yılından önce İngiltere’deki güve kelebekleri açık renkli iken, endüstri devrimi ile çevredeki ağaçların kabuklarının renginin kararması neticesinde güve kelebeklerinin renginin de karardığı gözlenmiştir. Bu olay güve kelebeklerinin bulundukları yüzeylerde kuşlar tarafında görülüp görülmemelerine bağlı olarak değişmiştir. Rengi açık olan kelebekler ortama uyamadığından kuşlar tarafından yenilirken ortama uyabilen koyu renkli kelebeklerin yaşama şansı artmıştır. Doğal seleksiyon, değişen çevre koşullarında yaşamın garantisidir.

EVRİM YAZILMAMIŞTIR………. YAZILMAYACAKTIR…………………

DERS: FEN BLGİSİ SINIF:6/A

Düz ve Pürüzlü Yüzeylerde Yansıma:

Paralel ışın demeti, pürüzsüz ve parlak yüzeyler üzerine düşürülürse, yine paralel demet olarak yansır. Mesela, düzgün ve üzeri parlatılmış metal yüzeyler, durgun ve temiz su yüzeyleri böyle yüzeylerdir. Bu yüzden, ışığın böyle yüzeylerden yansımasına “düzgün yansıma” denir.

Paralel ışın demeti, pürüzlü yüzeylere çarparsa, paralel olarak yansımaz. Bu tür yansımaya da “dağınık yansıma” denir. Örnek : Pürüzlü tahta ve duvar yüzeyleri ışığı dağınık olarak yansıtırlar.

N N N N

Düzgün Yansıma Dağınık Yansıma

Şekilde de görüldüğü gibi; yansıtıcı yüzey düz olduğu zaman yüzeyin her noktası için çizilen normaller birbirine paraleldir. Gelen ışın demetindeki ışınlar da paralel olduğundan yansıyan ışınlar da birbirine paralel olur. Yüzey pürüzlü olduğu zaman her noktada çizilen normaller birbirine paralel olmaz. Bu yüzden gelen ışınlar birbirine paralel olduğu halde, yansıyan ışınlar paralel olmaz.

Düz Aynada Görüntü ve Özellikleri: Düz ayna, ışığı en iyi şekilde yansıtan ve yansıtıcı yüzeyi bir düzlem parçası olan cisimdir.

Gerçek görüntü

Cisimden gelen ışınlar Aynadan yansıyan ışınlar

Cisim

Görüntü Özellikleri: 1. Görüntünün aynaya olan uzaklığı, cismin aynaya olan uzaklığına eşittir. 2. Görüntünün bütün özellikleri cisim ile aynıdır. 3. Görüntü, yansıyan ışınlardan değil de onların uzantılarından meydana geldiği için gerçek değildir. Böyle görüntülere zahiri görüntü denir.

Cisimlerin düz aynalardaki görüntülerini, cisimlerden çıkan ve aynaya çarpıp yansıyan ışınların uzantıları meydana getirir .

ELEKTRİK AKIMININ ETKİLERİ:

İçinden Akım Geçen Bir İletkenin Oluşturduğu Manyetik Alan: 1819 yılında, Danimarkalı bilim adamı Hans Oersted (Hans Örsted).

Bakır bir telden elektrik akımı geçirildiği zaman bu telin- mıknatıslandığı ve yakınındaki bir pusulanın iğnesinin hareket ettiği gözlenmiştir.

SEKİLLER DENEY RAPORUNDA GÖSTERİLMİŞTİR.

ELEKTROMIKNATISLAR: İçine demir çubuk yerleştirilmiş bir bobinden elektrik akımı geçirilirse, demir çubuğun mıknatıs özelliği kazandığı tespit edilir.

ELEKTROMIKNATIS YAPIMI DENEY RAPORUNDA GÖSTERİLMİŞTİR.

12 Temmuz 2007

Göz

GÖZ

Görme duyusu organımızdır. Nesnelerden gelen ışınlar gözün arka bölümündeki duyarlı katmanda bir görüntü oluşturur; ama bu görüntüyü yorumlayarak gördüğümüzün ne olduğunu algılayan beynimizdir. Göz ile beyin arasındaki bu bağlantıyı görme siniri sağlar. Duyarlı katmandaki görüntüden kaynaklanan sinirsel uyarılar görme siniri yoluyla beyne taşınır ve ancak beyin bu uyarıları değerlendirdikten sonra bir insan, bir köpek, bir ağaç ya da neye bakmışsak onu görürüz.

Işığın girdiği öndeki çıkıntılı bölüm göz tam bir küre biçimindedir. Bu kürenin en dışında gözakı, sert tabaka ya da sklera denen sert, çok dayanıklı ve süt gibi donuk beyaz renkli bir katman bulunur. Gözün ortasındaki renkli bölümü çevreleyen beyazlık da bu katmanın görünen bölümüdür. Ama gözün önündeki çıkıntılı bölümde bu sert ve mat örtü incelerek, ışığı geçiren saydam bir ortama dönüşür. Kornea denen bu saydam bölüm ışık ışınlarının kırılarak göze girmesine yardımcı olur. Nesneleri net görebilmek için korneanın her zaman saydam ve çok duyarlı olması gerekir. Çünkü saydamlığın yitirdiği anda göze yeterince ışık giremediği için görüntü bulanıklaşır. Gözün dışarıya açık olan bölümündeki bu katmanın çok duyarlı olması da göze kaçan en küçük bir toz parçasının bile hemen fark edilerek temizlenmesini sağlar. Gözakının hemen altında, gözün yan ve arka bölümlerini çepeçevre saran damar tabaka (koroit) bulunur.

Göz hücrelerine kan taşıyan damarlar, adından da anlaşıldığı gibi, bu katmandadır. Damar tabakanın altında da gözün duyarlı katmanı olan ağtabaka (retina) uzanır. Bir fotoğraf makinesinde film ne işe yararsa gözün ağtabakası da aynı işe yarar. Bu katmandaki hücreler üst üste yerleşerek son derece ince 10 kat halinde dizilmiştir ve görüntünün oluştuğu asıl bölüm dokuzuncu kattır.

Ağtabakanın bu görüntü katında, biçimleri nedeniyle çubuk ve koni hücreler olarak adlandırılan iki tip hücre bulunur. Her gözde ortalama 130 milyon çubuk ve 7 milyon koni hücre vardır. Bu hücreler ışık ışınlarını elektrik sinyallerine dönüştürür; bu sinyaller de görme siniri aracılığıyla beyne ulaşır.

Çubuk hücreler yalnızca ışığa duyarlıdır; yani nesneleri aydınlık ve karanlık bölümlerinden gelen ışığa göre ancak siyah-beyaz olarak ağtabakaya yansıtabilir. Buna karşılık çok az ışıkta bile görev yapabilecek kadar duyarlı alıcılardır. Koni hücreler ise nesneleri renkli görmemizi Sağlar; ama bu alıcılar çubuk hücreler kadar duyarlı olmadığından yalnız parlak ışıkta görev yapabilir. Bu yüz den akşamları hava karardığında kırmızıdan başlayarak bütün renkler yavaş yavaş kaybolur ve çevremizi açıklı koyulu gri tonlarında görürüz.

Gözümüz, gelen ışığın rengindeki ve par laklığındaki bütün ayrıntıları saptayarak, sinirler aracılığıyla beynimize her saniye milyonlarca uyan gönderir. Beyin de iki gözden gelen görüntüleri tek bir görüntü halinde birleştirir, nesnenin biçimini ve rengini ayırt eder, ne kadar uzakta bulunduğunu saptar. Kısacası, nesneleri “gören” göz değil beyindir.

Gözün arka duvarının ortalarında, görme sinirinin ağtabakadan ayrıldığı yerde bir kör nokta vardır. Bu noktada duyu hücreleri olmadığı için ne ışık algılanır, ne de görüntü oluşur. Oysa kör noktanın hemen yanındaki san lekede görüş keskinliği en yüksek düzeye ulaşır. Göz küresinin içi, sulu pelte kıvamın da, saydam ve tuzlu bir sıvıyla doludur. Camsı cisim denen bu sıvı gözün küre biçiminde ve gergin durmasını sağlar.

Gözün ön bölümünde iris ile göz bebeği bulunur. İris, gözün halka biçimindeki renkli bölümü, gözbebeği de bunun ortasında siyah bir nokta gibi görünen yuvarlak bir deliktir. Işık ışınları gözbebeğinden geçerek içeri girer; iris de gözbebeğinin açıklığını denetleyerek giren ışığın miktarını ayarlar. Kısacası bu iki yapının görevi fotoğraf makinelerindeki diyafram ve öbtüratör düzeneğiyle aynıdır. İristeki incecik kaslar çok parlak ışıkta gözbebeğini bir topluiğne başı kadar küçültebilir, karanlıkta ise gerektiği kadar genişletebilir. İrisi renkli olan kişilerde bile gözbebeği mutlaka siyahtır, çünkü gözün karanlık olan iç bölümüne açılır.

İris ile gözbebeğinin hemen arkasında göz merceği yer alır. İki kenarı da dışbükey olan bu saydam yapı gerçekten de bildiğimiz büyüteç merceklerine benzer. Ama hem esnek olduğu, hem de nesnelerin yakınlığına ya da uzaklığına uygun olarak biçimi kaslarla ayarlanabildiği için, yapay merceklerden kuşkusuz çok daha üstündür.Göz merceği gelen ışınları kırarak hepsini ağtabakaya odaklar ve bakılan nesnenin net bir görüntüsünün oluşmasını sağlar.Hem göz merceği ile iris,hem de iris ile kornea arasındaki boşluklarda, yani arka ve ön oda denen bölümlerde gene saydam bir sıvı vardır. Bu sıvı da camsı cisim gibi bir tuz çözeltisidir.

Göz son derece kolay örselenen bir organ olduğu için bütün dış etkenlerden olabildiğince korunması gerekir. Bu nedenle, göz çukuru yada göz yuvası denen kemikten bir yapının içine yerleşmiş, ayrıca gözkapakları ve kirpiklerle korunmuştur. Eğer toz parçacıkları bu engelleri de aşarak içeri girerse o zaman bu yabancı cisimleri dışarı atmak gözyaşına düşer.Bu tuzlu sıvıyı salgılayan gözyaşı bezleri göz çukurunun üstünde, gözün dış kenarına doğru yerleşmiştir. Her iki gözde, biri üst, öbürü alt gözkapağına açılan ikişer tane gözyaşı kanalı vardır.Böylece gözün bütün dış yüzeyini yıkayarak temizleyen gözyaşlarının bir bölümü gözpınarlarından dışarı akar, bir bölümü de ayrı bir kanalla burna boşaltılır.

Görme Bozuklukları

Gözlerimizle ışığı ve renkleri algılar, nesnelerin boyutlarını, biçimlerini, bize ve öbür nesnelere göre konumlarını belirler yaptığımız her hareketi bu bilgilerin ışığında yönlendiririz. Bütün bunlar bizim için öylesine doğal ve alışılmış şeylerdir ki, gözlerimizde önemli bir bozukluk olmadıkça bu organımızın ne kadar değerli olduğunu düşünmeyiz bile.

Oysa çevreyi net olarak görmeyi engelleyen miyopluk, hipermetropluk ve astigmatlık gibi görme bozuklukları oldukça yaygındır. Miyoplar uzaktaki her şeyi bulanık ve belirsiz olarak görürler. Çünkü ya göz küresinin ön-arka çapı normalden uzundur ya da göz merceği ışınları yeterince kıramaz. Dolayısıyla ışınlar ağtabakadaki net görme alanının biraz önünde odaklanır. Hipermetroplar ise tam tersine yakındaki nesneleri net göremezler. Çünkü göz küresi normalden kısa olduğu ya da göz merceği ışınları gereğinden çok kırdığı için görüntü ağtabakanın ardına düşer.Astigmatlıkta korneanın bütün yüzeyi düzgün bir eğrilik göstermediği için ışık ışınları düzensiz olarak kırılır. Bu yüzden astigmatlar yuvarlak cisimleri yumurta biçiminde görürler.

Bunların hiçbirisi gerçek bir göz hastalığı değil, göz küresinin biçimindeki bozukluklardan kaynaklanan birer görme kusurudur ve gözlük yada kontak lens kullanarak düzeltilebilir.

Bazı kişiler, özellikle bebekler ve çocuklar bir nesneye bakarken iki gözlerini aynı doğrultuda tutamazlar. Şaşılık, “göz kayması” ya da “göz tembel1iği’ denen bu durum bebeklerin çoğunda zamanla kendiliğinden düzelir. Eğer düzelmiyorsa, doğrultudan sapmayan normal gözü bir süre göz bandıyla kapatmak gerekir. Çünkü beyin iki gözden gelen görüntüleri birleştirmeyi öğrenmek zorundadır. Ama göz kaslarının denetlenememesinden ileri gelen kaymaların ötesinde ciddi bir şaşılık söz konusuysa beyin şaşı gözden gelen görüntüyü hiç bir zaman kabul etmeyeceği için görme kusuru sürüp gider. Hatta hep aynı göz kullanıldığı için öbür göz: giderek “tembelleşir” ve görme yeteneğini tümüyle yitirebilir. Bu tehlikeyi önlemek için, göz bandıyla düzelmeyen şaşı gözü hareket ettiren kasların bir bölümünü basit bir ameliyatla kısaltarak iki gözü aynı doğrultuya getirmek gerekir.

Birkaç yılda bir göz hekimine başvurarak görme testi yaptırmak en sağlıklı yoldur.Çünkü görme bozuklukları genellikle böyle bir test yaptırmadan fark edilemeyecek kadar yavaş gelişir. Glokom ya da göz tansiyonu denen hastalık da bu inceleme sırasında anlaşılacağı için, fazla ilerlemeden tedaviye başlamak iyileşme şansını artırır.

Tünel görüntüsü denen görme bozukluğunda, kişi çok uzağa bakarken bile sanki gözlerinin yanlarında birer duvar varmış gibi yalnızca önündeki nesneleri görür. Bu yüzden dünyaya bir tünelden ya da bir borunun içinden bakıyormuş gibidir.

Albinoların da gözleri çok iyi görmez; çünkü deriye, saçlara ve kıllara renk veren boya maddesi eksik olduğu için ağtabakaya çok fazla ışık girer . Karanlık bir odadan birdenbire çok aydınlık bir yere çıktığımızda ışık gözlerimizi nasıl rahatsız ederse, albinolar da her an bu rahatsızlığı duyarlar ve sürekli gözlerini kısarak bakmak zorunda kalırlar.

Renkkörlüğü denen görme bozukluğuna erkeklerde daha sık rastlanır; her 12 erkekten biri renkkörü olduğu halde kadınlarda bu oran 200’de l’e düşer. Bu bozukluğun en yaygın tipi olan ve koni hücrelerdeki bir bozukluktan kaynaklanan kırmızı-yeşil renk – körlüğünde, yeşil bir tabağın içine konulmuş kıpkırmızı çilekler ile tabağın rengi hemen hemen aynı gözükür. Renkkörü olan kişiler günlük yaşamlarında pek fazla sorunla karşılaşmazlar; yalnız sakıncalı olabilecek bazı işleri yapmalarına, örneğin jet pilotu olmalarına izin verilmez.

Göz Hastalıkları

Sağlık ve temizlik koşullarının iyi olmadığı bölgelerde, bazıları körlükle sonuçlanan çeşitli göz hastalıklarına oldukça sık rastlanır. Bunlardan en önemlisi, bütün dünyada en yaygın körlük nedeni olarak gösterilen trahomdur. Bu hastalığın etkeni olan Chlamydia trachomatis adlı riketsiya tek hücreli bir asalaktır ve gözdeki dokulara yerleştiğinde konjunktivanın (gözün ön yüzünü kaplayan ince zarın), gözkapaklarının ve korneanın örselenerek şişmesine yol açar Antibiyotiklerle tedavi edilebilen bu hastalık önlem alınmadığında hızla ilerler ve ilaç tedavisi uygulanmazsa körlükle sonuçlanır.

Irmak körlüğü de tropik ülkelerde oldukça sık rastlanan bir göz hastalığıdır. Özellikle hızlı akışlı akarsuların kenarında yaşayan karasineklerin taşıdığı küçük kurtçuklardan (solucanlar) ileri geldiği için bu adla anılır. Deriye yerleşen bu kurtçukların salgıladığı kimyasal maddeler göz dokularına büyük zarar vererek körlüğe kadar varan ağır doku bozukluklarına yol açar.

Katarakt, saydam olması gereken göz merceğinin donuklaşarak saydamlığını yitirmesiyle ortaya çıkan ve daha çok yaşlılarda görülen oldukça yaygın göz hastalıklarından biridir. Körlükle sonuçlanabilen bu hastalık günümüzde basit bir ameliyatla tedavi edilebilmektedir.

Glokom, göz tansiyonu ya da karasu denen göz hastalığı da bir zamanlar önemli bir körlük nedeniydi, ama bugün ilaç tedavisiyle ve ameliyatla önlenebilmektedir. Hastalığın nedeni, gözdeki sıvıların dolaşımındaki aksaklık nedeniyle göz içinde basıncın artmasıdır. Göz tansiyonu denen bu basınç gözdeki incecik kan damarlarının ve sinirlerin örselenmesi sonucunda körlüğe yol açabilir.

12 Temmuz 2007

Atın Evrımı

ATIN EVRIMI

Fosiller, bize atın evriminin çok karışık bir yol izlediğini ve kökeninin milyonlarca yıl öncesine, EOSEN’e kadar uzandığını göstermektedir.Özellikle Kuzey Amerika’da bol miktarda bulunan fosiller, atların buradıgını türediğini, daha sonra Asya’ya geçtiğini Amerika’da kalanların PLEISTOSEN’ DE salgın bir hastalık nedeni ile ortadan kalktığını kanıtlamaktadır.Bugün Amerika’da yaşayan atlar daha sonra Avrupa’dan getirtilen atlardan üretilmiştir.

Fosillerin incelenmesinden anlaşıldığı kadarıyla, atın evriminde belirli bir yol izlenmiş, fakat bu yolda birçok dallanmalar ortaya çıkmıştır.bu yan dalların bir çoğu doğal seleksi yon ile ortadan kaldırılmıştır.Atın evriminde birinci derecede, üyelerin ve dişlerin, aynı zamanda vücut büyüklüğünün değiştiğini görüyoruz.

Atın filogenisinde ilk hayvanın köpek büyüklüğünde Eohippus (=Hyracotherium) olduğunu biliyoruz.Bu hayvanın ön ayağında iş görür durumda dört, arka ayağında üç parmak vardır.Ön ayakta bir, arka ayakta iki körelmiş parmak bulunur.Bu, bu hayvanın beş parmaklı bir atadan köken aldığını göstermektedir.Körelen parmaklar birinci ve beşinci parmaklardır.Kırk dört dişi vardır.Dişlerinin taç kısmı kısa, kök kısmı uzundur.Bugünkü atlardan farklı olarak ormanın içerisinde ve çevresinde yaşamaktaydı.Bu nedenle dişleri, genç dalları öğütecek şekli kazanmıştı.Devrin diğer memeli hayvanlarından, ormanın tenha yerlerine kaçarak kurtulmuştur.Orta EOSEN’le Orohippus’un molar dişleri biraz daha gelişmiştir.Üst EOSEN’le Epihippus yaşamıştır.Vücut büyüklüğünde gittikçe artma görülür.

Evrimsel hat üzerinde ikinci bir gelişim oligosende MESOHIPPUS’ UN ortaya çıkmasıdır.Vücut, büyük bir koyun kadar olmuştur.Her iki ayakta üçer parmak bulunmakla beraber, orta parmaklar diğerlerine göre daha fazla büyüyerek vücudun yükünü çekmeye başlamıştır.Üst oligosende ayakları biraz daha değişmiş MIOHIPPUS görülür.Miyosencin başında MORYHIPPUS, orta miyosende PARAHIPPUS ve HYPOHIPPUS görülür.Bu hayvanlarda orta parmak vücudun tüm ağırlığını çekmekle beraber, diğer iki parmak ta dıştan görülebilir.Molar dişler daha düzleşmiştir.Dolayısı ile artık ormanlık yerlerde değil, açık arazi ve çayırlarda yaşamaktasın.Kafatası ileriye doğru uzanmış, göz çukurları geriye doğru çekilmiştir.Üst miyosende hayvanın büyüklüğü 90-120cm ye ulaşır.Bu devirde MIOHIPPUS’ TAN ayrılan bir dal daha sonra ortadan kalkan ANCHITHERIUM’ evrimleşmiştir.

Pliyosende Pliohippus ortaya çıkmıştır.Bu hayvan, at özelliklerinin bir çoğunu kazanmıştır.Her ayakta tekbir parmak vadır, diğerlerini kalıntı halindeki kemiklerden anlıyoruz.Bu ayak tipi değişmeden günümüze kadar gelmiştir.Dişler ise çiğnemeye daha iyi uyum yapacak hale gelmiştir.Bu hayvanda iki ayrı evrimsel çizgi göstermiştir;Daha sonra ortadan kalkan Hipparion, diğeri ise Pleistosen’de bugünkü adların cinsini meydana getiren Eguus’tur.

Evcilleştirilmiş ata, yani Eguus Cabellus’a köken olan Tür kesin olarak bilinmemektedir. Zamanımızda yaşayan tek yabani at türü Moğolistan’daki Eguusprezewalskii’dir.Bu hayvanın yüksekliği 120 cm olup boz renkli, büyük başlı, küçük gözlü ve kısa kulaklıdır.Evcilleştirilmiş atla yavru meydana getirebilir.Evcil atın atası olma olasılığı zayıftır.

Gerçek yabani atlar Amerika’daki atlardır.Amerikanın bulunuşundan kısa bir süre sonra bilinmeyen bir nedenle (belki bir hastalıktan dolayı) ortadan kalkmıştır.Amerika’da bugün yaşayan yabani atların atası, İspanyollar tarafından getirilen Avrupa kökenli atlardır. İnsanlar mağara devrinde atları besin için avlamışlardır.Daha sonra Mısırlılar araba çekmede kullanmışlardır.Arap atlarının iskeleti diğerlerinden farklı olduğu için (kafa tasında fazladan bir şaft bulunur, kuyruğu daha az omurlu, ön üyelerinde küçük bir kemik vardır) farklı bir kökenden geldiğine inanılmaktadır.Altmış milyonluk bir süre içerisinde gelişen atın, daha sonra yapay çaprazlamalar ve ıslahı sonucu daha iri, daha uzun üyeli ve daha güçlü ırkları elde edilmiştir.Bu arada uyum yapamayan bir çok yan dal ise tamamen ortadan kalkmıştır.

Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Prof. Dr. Ali DEMIRSOY Yaşamın Temel Kuralları Cilt:I / Kısım:I / Sayfa:676

12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy