‘do a’ Arama Sonuçları

Nükleer Enerji Dünyada Nerede?

Nükleer Enerji Dünyada Nerede?

İşletmede olan santralların sayısı 442 adet

İşletmede olan santralların net gücü 356.746 MW(e)

Üretilen enerji 2544 TWsaat

Nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı %16

İnşa halindeki santralların sayısı 35 adet

İnşa halindeki santralların net gücü 27.743 MW(e),

İşletme deneyimi 10586 reaktör-yıl

(Kaynak: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Eylül 2002)

Bazı ülkelerin nükleer enerji payları:

Fransa: %77, Belçika: %58, Slovak Cumhuriyeti: %53, Ukrayna: %46, İsveç: %44, Macaristan: %39, G. Kore: %39, İsviçre: %36, Japonya: %34, Almanya: %31, Finlandiya: %31, İspanya: %27, İngiltere: %23, ABD: %20, Çek Cumhuriyeti: %20, Rusya Federasyonu: %15, Kanada: %13, Arjantin: %8, Güney Afrika Cumhuriyeti: %7, Hindistan: %4.

Dünya şartları böyle iken halen ülkemizde bir nükleer santral kurulabilmiş değildir. Bazı çabalar ise sonuçsuz kalmıştır.

Ülkeler, enerji politikalarını belirlerlerken enerji kaynakları, dışa bağımlılıkları, coğrafi durumları, nüfus artış hızı, finansman durumu, enerji kaynaklarında çeşitlilik gibi değişkenleri dikkate almaktadırlar. Bu nedenle her ülkenin kendine özgü bir enerji politikası olmalıdır. Konuya bu çerçeveden bakıldığında, dünyada nükleer enerjiden vazgeçildiğini söylemek son derece yanıltıcı olur.

Aralık 2000 tarihi ile Eylül 2002 tarihi arasında dünyada kurulu bulunan nükleer santral sayısı 438′den 442′ye çıkmıştır. Kurulu kapasite ise 351.000 MW’dan 357.000 MW’a çıkmıştır.

Bu dönemde işletmeye giren santrallar:

Çin’de 2 ünite

Japonya’da 1 ünite

G. Kore Cumhuriyeti 2 ünite

Rusya Federasyonu 1 ünite

Aynı dönemde İngiltere’de 2 ünite devre dışı bırakılmıştır.

Dünyadaki bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir:

Halen 28.000 MW kurulu kapasiteye karşılık gelen 35 santral inşa halindedir. Bu santrallar: Arjantin (1), Çin (6), Çek Cumhuriyeti (1), Hindistan (8), İran (2), Japonya (3), K. Kore (1), G. Kore (2), Romanya (1), Rusya Federasyonu (2), Slovak Cumhuriyeti (2), Ukrayna (4), Tayvan (2). Ayrıca, Finlandiya da yeni bir nükleer santralı kurma kararı almıştır. 

> Mayıs 2001′de yayınlanan ABD Ulusal Enerji Politikası, özellikle kaynak çeşitliliğine değinmekte ve bu ilkenin uygulanması amacıyla yerli kaynaklara (gaz, kömür ve petrol) yönelmenin yanında nükleer ve hidroelektrik potansiyelden de faydalanmanın gerekliliğine işaret etmektedir. Bu politikanın paralelinde, ABD 2010 yılında yeni nükleer santralleri devreye almayı planlamaktadır.

>v G. Afrika Cumhuriyeti’nde 10 adet her biri 120 MW gücünde çakıl yataklı modüler reaktörden oluşan proje devam etmektedir

>v Çin’de 2010 yılına kadar 10.000 MW’lik bir nükleer program planlanmaktadır.

Nükleer enerji santralleri ileri teknoloji ürünü tesislerdir. Nükleer enerji üretimine yönelik tesisler güvenlik ve kalite kültürünün ülkemizde yerleşmesinde ve gelişmesinde önemli rol oynayacaktır. Nükleer enerji üretimi için kurulacak tesisler, ülkemizde, nükleer teknoloji alt yapısının gelişmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca, nükleer santrallerden üretilecek enerji ülke enerji üretim portföyüne çeşitlilik getirebilecek bir seçenektir. Nükleer santraller günümüzde yüksek yük faktörü ile çalışabilen ve lisanslama kuruluşları tarafından sürekli denetime tabi tutulan tesisler olarak dünya enerji üretiminde önemli bir paya sahiptir.

Nükleer enerji üretimi diğer fosil kaynaklı enerji üretiminde olduğu gibi sera gazi emisyonuna neden olmamaktadır. Bu nedenle, global ısınma ve iklim değişikliğine neden olan CO2 emisyonunun azaltılmasında, diğer yenilenebilir kaynakların yanında, önemli bir seçenektir. Ayrıca, azot oksitleri ve sülfür oksitleri salmadığı için asit yağmurlarına neden olmamaktadır

Nükleer enerji çevre dostu bir teknolojidir. Çünkü;

Nükleer santralların güvenlik değerlendirmesi bağımsız lisanslama kuruluşları tarafından son derece tutucu varsayımlara göre yapılmaktadır. Ayrıca bu santrallar işletmede oldukları sürede sürekli denetim altındadır. Bu nedenle nükleer santralların çevre ve insana zarar verebilecek şekilde kaza yapma riski, günümüzde kullandığımız diğer teknolojik ürünlere göre, yok denecek kadar azdır. Bir nükleer santralın çevresinde yaşayan insanlara yüklediği yıllık doz doğal radyasyonun çok altındadır.

CO2 emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan 442 adet nükleer santral yılda 2300 milyon ton CO2 emisyonuna engel olmaktadır.

SO2 emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan 442 adet nükleer santral yılda 42 milyon ton SO2 emisyonuna engel olmaktadır.

NOx emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan 442 adet nükleer santral yılda 9 milyon ton NOx emisyonuna engel olmaktadır.

Atık kül üretimine neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan 442 adet nükleer santral yılda 210 milyon ton kül üretimine engel olmaktadır.

Yüksek radyoaktivite içeren ve uzun yarı ömürlü kullanılmış

Nükleer yakıtların depolanması:

Nükleer enerji üretiminde kullanılan yakıtların yüksek radyoaktiviteye sahip uzun yarı ömürlü izotopları içermesi, bu yakıtların atık olarak uzun seneler boyunca kontrollü olarak insana ve çevreye zarar vermeyecek şekilde depolanmasını gerektirmektedir. Bugün atıkların insana ve çevreye zarar vermeden depolanabilmesi için gerekli teknoloji vardır. Kullanılmış yakıtlar, ürettikleri ısının alınması için reaktör binası içinde bulunan havuzda 10-15 yıl bekletilir ve daha sonra bu yakıtlar iki şekilde işlem görebilirler: 1) Nihai depolama yapmak üzere geçici depolamaya gönderilir. 2) Kullanılmış yakıtın içinde bulunan ve tekrar yakıt olarak kullanılabilecek olan uranyum ve plütonyumun kazanılması amacıyla yeniden işleme tesislerine gönderilir. 1000 MWe gücünde hafif sulu reaktör tipi bir nükleer santraldan 1 yıl sonra çıkan ve yeniden işlem görmemiş olan kullanılmış yakıt (yaklaşık 30 ton); %95,6 oranında uranyum, %1 oranında plütonyum, %0,1 oranında transuranyum izotopları (plütonyum, neptünyum vb.) ve %3,3 oranında fisyon ürününden (sezyum, iyot vb.) oluşmaktadır. Yeniden işlem gören kullanılmış yakıttan arta kalan atığın (yaklaşık 1 ton) içinde ise %93,3 oranında fisyon ürünü bulunmaktadır ve fisyon ürünleri radyoaktivitesinin %98′ini 200 yıl içinde kaybetmektedir. Yeniden işlem gören kullanılmış yakıttan arta kalan atığın içinde %3,2 oranında uranyum, %0,3 oranında plütonyum ve %3,2 oranında transuranyum izotopları bulunmaktadır. Nihai depolama için sızdırmaz ve aşınmaya karşı dirençli özel çelik kaplar içine konulan kullanılmış yakıtlar geçici yer üstü ve yer altı depolarında muhafaza edilmektedir. Ancak son depolama için gelecekte jeolojik (yer altı) depolama teknolojisi kullanılacaktır. Yer altı depolama ile atığın, yerin yaklaşık 600-1000 m altında yer altı sularının bulunmadığı ve deprem riski olmayan kayalık bölgelere gömülmesi planlanmaktadır. Kullanılmış yakıtın yeniden işlenerek içindeki uranyum ve plütonyumun alınmasından sonra arta kalan yüksek seviyeli atıklar ise camlaştırılarak depolanmaktadır. Atıkların camlaştırılmasının nedeni camın suda çözünmesinin hemen hemen olanaksız olmasıdır. Böylece yer altı depolaması sırasında olabilecek bir suyla temas sonucunda atığın suya karışma ihtimali çok azaltılmış olmaktadır. Kaldı ki camlaştırılmış atık değişik katmanlardan oluşan özel bir kabın içinde bulunmaktadır.

Ayrıca, gelecekte kullanılmış yakıtta bulunan uzun yarı ömürlü izotopların kısa yarı ömürlü izotoplara dönüştürülmesi için “hızlandırıcı güdümlü reaktör” sistemlerinin kullanılması da düşünülmektedir.

Yer altı jeolojik (nihai) depolama konusunda ABD’de ve Finlandiya’da önemli gelişmeler bulunmaktadır:

ABD’de Enerji Bakanlığı, Yucca Dağı’nın, kullanılmış yakıtların nihai depolanması için uygun bir alan olduğunu rapor ederek lisans müracaatı için NRC’ye başvurulmasını, 2010 yılında ise atıkların tesise konmasını planlamaktadır.

New Mexico yakınlarında bulunan ilk yeraltı depolama tesisi olan WIPP, (Waste Isolation Pilot Plant) araştırma ve savunma programlarından ortaya çıkan transuranyum atıkların depolanması amacıyla 26 Mart 1999 tarihinde işletmeye alınmıştır.

Yüksek Seviyeli Atık Taşıma ve Depolama Kabı

Nükleer santrallarda güvenlik

Her enerji üretim teknolojisinde çevre ve insan sağlığı açısından risk vardır. Nükleer enerji üretimiyle ilgili tesisler, diğer enerji üretim teknolojilerinden farklı olarak, bağımsız bir nükleer lisanslama kuruluşundan lisans almak durumundadır. Türkiye’de nükleer tesisler tüm işletim ömrü boyunca TAEK’in denetiminde olmak zorundadır. Ancak bu sayede bir nükleer tesis kabul edilebilir risk sınırlarının altında bir riskle çalışabilir. Bir nükleer santralın lisanslanabilmesi için ²Güvenlik Analizi Raporu (GAR)² gereklidir. Bu raporun hazırlanması ve lisanslama otoritesine sunulması santral işleticisinin görevleri arasındadır. 2690 sayılı TAEK Kanunu’na göre, ülkemizde nükleer tesislere lisans verme görevi TAEK’indir. Lisans verebilmek için yapılacak güvenlik değerlendirmeleri GAR esas alınarak yapılmaktadır. Bu rapor lisanslama otoritesi tarafından onaylandıktan sonra santralın yapımına (inşaat lisansı) ve işletmesine (işletme lisansı) geçilebilir.

Bilindiği gibi lisanslama; bir nükleer tesisin mevzuata, kalite ve güvenlik gereklerine uygun olarak kurulması, işletilmesi ve işletmeden çıkarılıp sökülmesi için gerekli olan etkinliklerdir. Nükleer güvenlik ise; bir nükleer tesiste çalışan personelin ve çevrede yaşayan insanların, normal işletme ve kaza koşullarında, kabul edilebilir düzeyden daha yüksek radyasyon dozuna maruz kalmalarını önleyecek önlemlerin bütünüdür. Nükleer tesislerde kaza ihtimalinin azaltılmasına yönelik çalışmalar tesisin tasarımından başlamaktadır. Güvenlik marjları, servis içi denetim, kalite temin ve kontrol gibi uygulamalarla olası bir kazayı önlemek amaçlanmaktadır. Tasarıma temel oluşturan kazaların meydana gelmesi durumunda ise güvenlik sistemlerinin devreye girmesi sonucu kazanın çevre ve insan sağlığına zarar verecek şekilde sonuçlanması engellenmektedir. Güvenlik sistemlerinin tasarımı ise tutucu kabullerle yapılmaktadır. Böylelikle, güvenlik sistemlerinin devre dışı kalması durumunda yedek veya aynı işlevi gören farklı sistemlerin devreye girmesiyle kazanın tehlikeli bir sonuç doğurması engellenmektedir.

Her nükleer santralda, bütün diğer elektrik üretimi santrallarında olduğu gibi, bir takım işletme anomalileri veya arızalar olabilmektedir. Bir nükleer santralda normal işletmeden sapma niteliğindeki bir olayın kaza olarak sınıflandırılabilmesi için, reaktör kalbinde hasar meydana gelmesi ve/veya radyoaktif salımın olması gerekmektedir. Aşağıda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın sapma, olay ve kaza tanımları verilmektedir

Bugüne kadar çevreye zarar verebilecek özellikte 3 nükleer santral kazası olmuştur: 1) 1957 yılında İskoçya’da meydana gelen Windscale kazası; bu kazada reaktörün civarına bir miktar radyasyon yayılmakla beraber ölümle veya akut radyasyon hastalığıyla sonuçlanan bir olay meydana gelmemiştir. 2) 1979 yılında ABD’de meydana gelen Three Mile Island kazası; normal bir işletim arızası, ekipman kaybı ve operatör hatası ile kazaya dönüşmüş, ancak kısmi reaktör kalbi ergimesi meydana gelmesine rağmen reaktörü çevreleyen beton koruyucu kabuğun sayesinde çevreye ciddi bir radyasyon sızıntısı olmamıştır. 3) 1986 yılında Ukrayna’da meydana gelen Çernobil kazası; bu kaza insan ölümüne neden olmuş tek ticari nükleer santral kazasıdır. Kazanın nedenleri; operatörlerin güvenlik mevzuatına aykırı olarak santralda deney yapmaları sonucunda reaktördeki ani güç artışı ve santral tasarımında derinliğine güvenlik prensibine aykırı olarak, reaktörü çevrelemesi gereken bir beton koruyucu kabuğun bulunmaması olarak özetlenebilir.

Ülkemizdeki nükleer yakıt rezervi:

Nükleer yakıt olarak kullanılan uranyum yakıt teknolojisi pek çok ülkede mevcuttur. Yerli kaynaklarımızdan uranyumun (yaklaşık 9000 ton) günümüz koşullarında yakıt olarak kullanılması, dünya piyasalarıyla karşılaştırıldığında, ekonomik gözükmemektedir. Ayrıca, ülkemizde 380.000 ton toryum bulunmaktadır. Ancak mevcut rezervin tenör ortalaması düşüktür (yaklaşık %0,2). Günümüzde toryum tabanlı yakıt çevrimi ticari olarak kullanılmamaktadır. Bu nedenle ülkemizde bulunan toryum kaynağının ekonomikliğinin değerlendirilmesi çok kolay değildir. Ayrıca uranyum fiyatlarının günümüzde düşük seyretmesi (yaklaşık 25 $/kgU) halen uranyuma olan talebin devamını kaçınılmaz kılmaktadır. Unutulmaması gereken bir diğer husus da toryumun tek başına fisil madde, yani nükleer yakıt, olmamasıdır. Diğer bir deyişle, toryum doğrudan nükleer yakıt olarak kullanılamaz ve bir tetikleyiciye gereksinimi vardır. (U235 veya Pu239 ile birlikte kullanıldığında toryum kaynak maddesinden nötron-Th232 tepkimesini sonucunda U233 fisil maddesi üretilebilir) Ekonomikliği bugün için sorgulansa bile uranyum ve toryum yerli kaynaklarımızın varlığı gelecekte nükleer enerji kullanımında ülkemiz için bir güvencedir. Ancak, nükleer enerjide yakıt maliyetinin toplam üretim maliyeti içindeki yerinin çok az (yaklaşık %10-12) olduğu ve dünyadaki uranyum stoklarının ve rezervin fazlalığı nedeniyle görünür gelecekte yakıt maliyetinde fazla bir değişimin beklenmediği gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Ayrıca, nükleer santralların bir özelliği de taze yakıtın kolayca depolanabilmesidir. Böylelikle uzun süre yakıt üreticilerine bağlı kalmadan enerji üretimi mümkündür.

12 Temmuz 2007

Bilgisayar Çağında Kütüphane Hizmetleri Ve Enformasyon Mesleği

BİLGİSAYAR ÇAĞINDA KÜTÜPHANE HİZMETLERİ VE ENFORMASYON MESLEĞİ

SUNUM PLANI

Konuyla ilgili enformasyon bilimcileri ve enformasyon profesyonellerince ”karşılıklı dayanışmaya bağımsızlık”,”bilgi devrimi” nde bir sonraki evre olarak kabul edilmektedir.Şüphesiz bildiri başlığının kapsamı çok geniştir.

Bu başlık enformasyon teknolojisinin güçlü etkisinde bulunan enformasyon meslek alanının(kütüphaneler,arşivler,bilgi-belge merkezleri) içinde bulunduğumuz zaman dilimindeki rolü, sorumluluğu ve fırsatları açılarından ele alınarak irdelenecektir.

Bu çıkış noktasından hareketle enformasyon teknolojisinin,özellikle internetin güçlü etkisinde bulunan enformasyon meslek alanının rolü,sorumluluğu ve fırsatları:

* 21.yüzyıl okur yazarlığı,

* Entellektüel özgürlük,

* Eiğtim ve sürekli/yaşam boyu öğrenme,

* Çeşitlilik

* Erişimde adalet

alt başlıkları altında ”bilgisayar çağı” ve onun en etkili ürünü olan ”internet” ve ”karşılıklı dayanışmaya bağımsızlık” kavramı ve onun altında yatan fikirlerle ilişkilendirilerek sunulacaktır.

21.YÜZYIL OKUR YAZARLIĞI

-Okur yazar olmayı

-Enformasyon teknolojisi okur yazarı olmayı ve

-Enformasyon okur yazarı olmayı hedefler.

Basılı kaynaklardan,bilgisayardan ve diğer ortamlardan enformasyon sağlama,yorumlama(sentez ve analiz yapma)ve kullanma yetenek ve bilgisini

gerektirir.

-Bu geniş tanım bilgi otoyoluna rampa görevinden daha fazlasını yerine getirecek enformasyon mesleğini ve kurumlarını (kütüphaneleri,arşivleri,bilgi-belge merkezleri…) gerektirir.

-Enformasyon mesleği ve iyi enformasyon profesyonelleri 21.yüzyıl okur yazarı toplumunu yaratmaya katkıda bulunur.

-21.yüzyıl okur yazarı olan toplum ise iyi enformasyon kurumlarını ve iyi enformasyon profesyonellerini ister.

-21.yüzyıl oklur yazarlığı programlarına yatırım yapan enformasyon kurumları,kullanıcı sayı ve kalitesinde, mali kaynakları erttırmada kayda değer karlar elde etmişlerdir.

-Her türdeki enformasyon kurumları enformasyon okur yazarı kitleyi besleyen ve destekleyen hizmetleri oluşturmak ve daha da desteklemek için enformasyon teknolojisine yatırım yapmaktadırlar.

-Bu kaynakların öneminin farkında olan kişiler ise(halk,kitle) saptanan programları gerçekleştirme fırsatı sağlar ve enformasyon çağında büyüyen ve genişleyen enformasyon kurumlarına desteği savunur.

21.YÜZYOL OKUR YAZARLIĞI: NİÇİN ENFORNASYON MESLEĞİ

21.yüzyıl okur yazarlığının amacı olan enformasyon okur yazarlığını gerçekleştirmede

-Enformasyon mesleğinin,kurumlarının ve profesyonellerinin sorumluluğu vardır.

-Bu sorumluluğunu gerçekleştirmek için fırsatları da vardır.

ENTELLEKTÜEL ÖZGÜRLÜK

Fikirlerin özgür ifadesi temel insanlık hakkıdır.

Enformasyon toplumunda vatandaşlar okumak istediğini okumak,işitmek istediğini işitmek, seyretmek istediğini seyretmek,düşünmek istediğini düşünmek hakkına sahiptir.

Entellektüel özgürlük, başkalarına son derece tartışmalı gelen veya itici olabilen fikirleri bile kısıtlamaksızın tüm bakış açılarından enformasyon arama ve alma hakkıdır.

Demokrasinin temelini biçimlendirir ve oluşturur.

Enformasyon teknolojisinin gelişi ve yaygınlaşmasıyla enformasyona artan talep entelllektüel özgürlüğe hatta daha da fazlası olan eleştirelliğe hak kazandırır.

ENTELLEKTÜEL ÖZGÜRLÜK: NİÇİN ENFORMASYON MESLEĞİ

Ulusların enformasyon kurumlarının büyüklüğü ve gelişmişliği onların entellektüel özgürlüğe

-kısıtlamasız enformasyon arama ve sağlama her bireyin hakkıdır- taahhütlerinde yatar.

Enformayon mesleği, kurumları ve özgürlüğü korumada eşsiz bir konumdadır.

Çünkü,onlar:

Geleneksel olarak tüm zamanların tüm soruları ve meseleleri üzerine tüm bakış açılarını onları isteyenlere sunmayı yerleşmiş gelenekleri aracılığıyla yalnızca kitap dergi gibi geleneksel kaynaklarla değil,bütün enformasyon teknolojisiyle enformasyon sağlama sorumluluğunu kendi üzerine almışlardır..

Bu sorumluluk,enformasyon mesleğinin yorumu olarak hizmet gören”Kütüphane insan hakları beyannamesinin özünde yatar”..

Onlar bu sorumuluğu yerine getirmek için her zaman daha fazla enformasyon erişimini sağlamaya aday oldular.

Bu nedenle de sürekli tüm formlarda -basılı ve elektronik tüm enformasyon taşıyıcılarını sağlamaya uğraştılar.

Enformasyona erişimi sınırlandıracak olan yasalara karşı çıkma ve sansür meseleleri hakkında seminerler,eğitim programları vb. hazırlıklarla entellektüel özgürlüğü desteklediler ve savundular.

Her zaman entellektüel özgürlüğün bulunduğu ve en sadakatle savunulduğu yerler oldular.

EĞİTİM VE SÜREKLİ ÖĞRENME

Sürekli eğitim ya da yaşam boyu eğitim hiç bugünkü kadar önemli olmamıştır.

Enformasyon teknolojisinde süren devrim,yalnızca ne öğrendiğinizle değil,sınıfta ve dışında nasıl öğrenirizle de değişimleri gerektirir.

Bu yeni çevrede başarılı olmak için yalnızca enfomasyona nasıl erişileceğini bilmek yeterli değil, bundan başka birde verimli ve etkin olarak enformasyonun nasıl analiz edileceğini ve kullanılaca-

ğını bilmek gerekmektedir.

Enformasyon ve teknolojide patlama ile süregelen durum nedeniyle,çalışma gücünün becerilerini sürekli olarak yenileme ve bilgilerini genişletmek gerekmektedir.

Eğitim ve sürekli öğrenme aktif olarak istihdam edilen veya edilmeyen yaşlı kişiler için de eşdeğer öneme sahiptir.

Ve aslında,

Bütün yaştaki insanlar için yaşam boyu öğrenme,daha uzun,daha sağlıklı,daha doygun ve üretken yaşam yarzı için anahtardır.

EĞİTİM VE SÜREKLİ ÖĞRENME: NİÇİN ENFORMASYON MESLEĞİ ?

*Enformasyon mesleği,kurumları ve profesyonelleri için sürekli öğrenme,yeni bilgi çağında gereksinim duyulan bilgi ve becerileri yenilemede ve öğrenmede kritik öneme sahiptir.

*Enformasyon mesleği ve kurumları, daima insanların fikirlere,enformasyona ve birbirlerine bağlanabilir araçların bulunduğu yerler olmuştur.

*Bugün toplumlar kültür ve yaşam boyu öğrenme merkezleri olarak örneğin halk kütüphane-

lerine,yeniden yatırım yapıyorlar.

*Okul ve halk kütüphaneleri de yaşam boyu öğrenciler olmaları için gençleri hazırlamada anahtar bir rol oynamaya sahiptir.

*Enformasyon mesleği ve kurumları,yaşamları boyunca öğrenmeyi sağlamada insanlara olanak veren toplum merkezleri olarak hizmet etmede eşşiz bir yere sahiptir .

ÇEŞİTLİLİK

Ulusların gücü onun insanlarının çeşitliliğidir.

Ancak çeşitlilik,ırk ve etniklikten daha fazlasını içerir:

* Fizksel engellileri

* Seksüel yönlendirmeyi

* Yaş

* Dil

* Sosyal sınıfı

Demokrasi tüm insanlara karşı saygıda kökleşmiştir.

Saygı anlayış üzerine temellenmiştir.

Enformasyon mesleği ve profesyonelleri,anlayış ve saygı üzerine temellenmiş toplumları ve bir ulusu yaratmak için anahtarın eğitim olduğuna inanır.

ÇEŞİTLİLİK: NİÇİN ENFORMASYON MELEĞİ

Enformasyon mesleği ve kurumları,öğrenmek,büyümek ve gelişmek,düşlerini elde etmek isteyen insanlara enformasyon sunar.

Onların gücü daima derlemelerinin çeşitliliği ve tüm insanlara hizmet vermeye taahhütleri olmuştur.

Enformasyon mesleği ve her türden enformasyon kurumları,bizim kendimizi ve birbirimizi daha iyi anlama ve öğrenmemize yardım edebilecek çeşitli fikirlere ve bakış noktalarına bir forum sağlarlar.

Enformasyon mesleği,kurumları ve profesyonelleri,toplumların çeşitli ihtiyaçlarına hizmet vermede enformasyon ve kaynakları sağlamayı ve insan bilgi ve deneyimlerinin çeşitliliğine saygı duymayı taahhüt etmiştir.

Onların basılı,sözlü,görsel tarihleri ve tarih boyunca insan deneyimlerini elde eder,korur,örgütler ve erişebilir yapar.

ERİŞİMDE ADALET

Enformayona erişmek isteyen tüm insanların gereksinim duyduğu enformasyona erişimini sağlamak,özellikle neformasyon teknolojilerindeki ilerlemeyle olumlu olarak gelişti.Ancak olumsuz olarak etkilenen kesimler de vardı.

Örneğin yoksul kırsal ve güçsüz kesimlerin enformasyon teknolojilerini kullanarak enformas-

yona erişebilmesinde sorunlar ortaya çıktı.

ERİŞİMDE ADLET: NİÇİN ENFORMASYON MESLEĞİ ?

Güçsüz kesimlerin enformasyona erişebilmesindeki sorunların çözülmesinde kamuya açık enformasyon kurumlarının(kütüphane,bilgi-belge merkezleri,bilgi ağları..) belirli bir plan dahilinde ve adil,evrensel hizmet ilkeleri uyarınca yaygınlaştırılması daha da önem kazandı.

Enformasyon mesleği,kurumları ve profesyonelleri erişimde adaleti sağlama konusunda en önemli pozisyonda bulunmaktadır.

Erişimde adaleti sağlama sorumluluğu onun üstünde bulunmaktadır.

Çünkü onlar en mükemmel eşitleyicilerdir.

SONUÇ

Yeni kürede enformasyon mesleği

* 21.yüzyıl okur yazarlığı

* Entellektüel özgürlük

* Eğitim ve Sürekli öğrenme

* Çeşitlilik

* Erişimde adalet gibi

Başlıklar ile dile getirebileceğimiz konulardaki eskiden beri süregelen rollerini,tüm alanlardaki özellikle enfomasyon teknolojisindeki gelişmelerle yeniden gözden geçirmek ve bu rollerini daha da geliştirerek sahip çıkmak gerekmektedir.

Bu noktada”Karşılıklı Dayanışmaya Bağımsızlık” ilkesi daha da önem kazanıyor.

Yeni kürede enformasyon mesleğinin ve profesyonellerinin rollerini gerçekleştirmek ve geliştir-

mek,başka bir söyleyişle ”Enformasyon Mesleği ve Profesyonelleri Olarak Var Olmak” :

* Enformasyon mesleklerinin

* Enformasyon profesyonellerinin

* Enformasyon kurumlarının

BİRBİRLERİYLE

* Tüm alanlarla

ÖZELLİKLE

Enformasyon teknolojisi üreten,geliştiren ve kullanan tüm alanlarla

*Eformasyon kullanıcılarıyla

KARŞILIKLI DAYANIŞMASIYLA OLANAKLI OLACAKTIR, kanısındayım

NE MUTLU!

* 21. yüzyıl okur yazarlığı

* Entellektüel özgürlük

* Eğitim ve sürekli öğrenme

* Çeşitlilik

* Erişimde adalet ve diğer rolleri geliştiren ve geliştirmeye çalışan ve bunun için ”Karşılıklı Dayanışma İçinde Bulunan” enformasyon mesleğine, profesyonellerine ve kurumlarına. ENFORMASYON TOPLUMU ANCAK ONLAR İLE GERÇEKLEŞEBİLECEKTİR!

21. YÜZYILA GİRERKEN AMERİKAN KÜTÜPHANELERİ VE KÜTÜPHANECİLİĞİ ÜZERİNE

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ‘ NDE

122,000′in üzerinde kütüphane(halk,akademik,araştırma ve okul) var.

Kütüphaneler evde veya işte bilgisayarsız Amerikalılar için internet’e erişimin 1. noktasıdır/1 numarasıdır.

Halk kütüphanelerinin en az %90′ı internet’e bağlanmıştır.

Amerikalılar kütüphaneyi her yıl 3,5milyar kere ziyaret eder.

24 nisan 2000′de 200.doğum gününü kutlayan Kongre Kütüphanesi (Library of Kongress) 500 milden daha fazla raf uzunluğu , 4,000′den fazla personeli ile yıllık 2 milyondan daha fazla okura ve ziyaretçiye hizmet verir.

Amerikalılar her yıl halk kütüphanelerinden 1,6 milyar parçadan (kitaplar,dergiler,kayıtlar, bantlar vb.) daha fazlasını ödünç alır.

İyi para sağlayan okul kütüphaneleri öğrenci okuma rekorlarını destekler,güçlendirir.Daha yüksek ortalamalı öğrenci okuma skorları toplumun ekonomisine veya yetişkin eğitim düzeyine bakmaksızın okul kütüphaneleri için daha yüksek seviyede para sağlama ile karşılıklı ilişkilidir.

Halk ve akademik kütüphanelerde referans kütüphanecileri haftada 7,000,000 sorudan daha fazlasına yanıt verir.

ENFORMASYON DESTEĞE SAHİPTİR

Ancak;

* Erişilebilirse

* Okunmuş/ kullanılmış ve anlaşılmış olabilirse

* Kullanıcı ondan yeni bilgi elde ederse

GELECEK MEYDAN OKUMALARI KARŞILAMA

21.yüzyıla girerken,

Kütüphaneler yeni teknolojiler, nüfus ve nüfusun çeşitliliğinde artma ve yeni eğitimsel girişimlerin

neden olduğu hızlı değişimlere yanıt veriyor/tepki gösteriyor.

HALK KÜTÜPHANESİ HİZMETİ NEYE YANIT VERİR :

* Temel okuma yazma

* İş ve kariyer bilgisi

* Ortak çevreyi sağlama/beraber olma

* Toplumu yönlendirme

* Tüketici bilgisi

* Kültürel farkındalık

* Güncel konular ve başlıklar

* Formal öğrenmeyi destekleme

* Genel bilgiler

* Devlet yönetimi bilgisi

* Enformasyon okur yazarlığı

* Yaşam boyu öğrenme

* Yerel tarih ve soyağacı

DEĞİŞİM :

Kısaca , insanların ihtiyaçları ve beklentileri önceki yıllara göre değişiktir.

Bu değişim yatırım yapmayı gerektirir.

EĞİTİME YATIRIM:

Yeni anlayışları ve kritik düşünmeyi teşvik etmede öğrenme merkezleri olarak kütüphanelerin rolünü geliştirmek için:

* Enformasyon okur yazarlığı

* Her disiplinde eğitici programlar

* Okul sonrası programlar

* Ev ödevi merkezleri

* Öğretmeni destekleme ve yetiştirme

ERİŞİME YATIRIM:

Teknoloji öğrenme biçimimize,çalışma biçimimize ve iletişim biçimimize yeni bir şekil veriyor:

* Yeni sayısal(dijital)içerik,böylece herkes her yerde kütüphane hizmetlerine erişebilir.

* İnternet kaynaklarına erişim

* Eğitme/yetiştirme

* Uzaktan öğrenme

GELECEK İÇİN ARAÇLARA YATIRIM:

Yeni teknolojinin daha fazlasını yapması geleceğin kullanıcısı üzerinde gözü tutmayı gerektirir. sayısal(dijital) kaynak yönetimine bir şekil vermede projeler geliştirmek için :

* Sayısal(dijital) kaynakları yönetme ve koruma için standartlara ve en iyi uygulamalara

* Çok kaynaktan enformasyon bulmayı kolaylaştırmada/basitleştirmede yeni çözümlere

* Kurumsal yönetimi en iyi şekilde gerçekleştirmede teknolojiye ihtiyaç vardır.

AİLELERE VE ÇOCUKLARA YATIRIM:

Kütüphaneler ömür boyu süren ilişkileri inşa eder :

* Aile programları

* Ebeveyn kaynakları

* Yaşça büyükler için programlar

* Sosyal yardım ve hareket eden sergiler

* İş,sağlık ve okur yazarlık bilgisi

TOPLULUKLARA YATIRIM

Her yıl milyonlarca kişi için yurttaşlıkla ilgili merkezler ve gidilecek yerler olarak kütüphanelerin rolünü beslemek/büyütmek için :

* Ekonomiyi canlandırmaya

* Kültürel turizme

* Toplumu biraraya getirme yerlerine gereksinim vardır.

KÜLTÜREL MİRASA YATIRIM:

Gelecek için derlemelerini korumada kütüphanelerin temel gereksinimleri için :

* Derlemenin sayısallaştırılması ve bakımına

* Tehlikeye atılmış türler üzerine arştırmaya

* Koruma araştırmaları ve etkinliklerine ihtiyaç duyulur.

21.YÜZYILDA ENFORMASYON PROFESYONELLERİNİN EĞİTİM VE ÖĞRETİMİNDE

ENFORMASYON OKUR YAZARLIĞI STANDARTLARI SUNUM PLANI

* Giriş

* Enformasyon ve Enformasyon Okur Yazarlığı Kavramları

* Enformasyon

* Enformasyon Okur Yazarlığı

* Enformasyon Okur Yazarlığı ve Enformasyon Teknolojisi İlişkisi

* Yüksek Öğretim ve Enformasyon Profesyonellerinin Eğitim ve Öğretiminde Enformasyon Okur Yazarlığı

* Enformasyon Profesyonellerinin Eğitim ve Öğretiminde Enformasyon Okur Yazarlığı Standartları

* Sonuç

GİRİŞ

”21.yüzyılda enformasyon okur yazarı olmadan,enformasyon profesyoneli olunamayacağı” savından yola çıkılan bu çalışmanın amacı:

21.yüzyılda enformasyon profesyonellerinin eğitim ve öğretimindeki temel enformasyon okur yazarlığı standartlarının neler olabileceği ;

Bu standartların,kütüphane ve enformasyon bilimine,eğitimine ve dolayısıyla enformasyon profesyonellerinin eğitimine etkisini;

Konuyu enformasyon okur yazarlığı ve enformasyon profesyonellerinin eğitimi veöğretimi boyutundan ele alarak genel bir çerçevede açıklamak;

ENFORMASYON ?

* Bir sistemin, kendi durumunu başka bir sisteme bildirmesi;

* Bildirme edinimi(fiili)sonunda elde edilen veri’ye üzerinde uzlaşmaya varılan kurallardan yararlanılarak yöneltilen anlamı da içerir ;

* Yalnızca teknoloji alanının değil, bir yanıyla da bilim alanının konusudur;

* Kendi içindeki derinlik,kapsadığı ve ilintili bulunduğu alanların genişliği ,enformasyonu,hem mesleki hem de akademik disiplin konusu haline getirmiş :

Bu çalışma kapsamında :

Sayılar,görüntüler,biçimler,imgeler,formüller,kodlar,çizgiler,sesler ve diğer tüm formlardaki bilgi,düşünce ve insan yaratmalarının taşıyıcıları/ortamları ve bu taşıyıcıların/ortamların bilgilendirme amacıyla aktarılması/iletilmesi ve kullanılması

”Enformasyonun altı özelliği”:

Niceliği,İçeriği,Yapısal özelliği,Dili,Niceliği,süreci

ENFORMASYON SİSTEMİ ?

Herhangi bir amaçla (sosyal,kültürel,ekonomik,eğitim vd.) gerekli enformasyon teknolojilerinden de yararlanarak,enformasyonun iç ve dış kaynaklardan bulunması,elde edilmesi,işlenmesi,örgüt- lenmesi,depolanması ve yayımının gerçekleştirilmesini sağlayan ”İnsan Gücü, İşlem, Yöntem, Teknoloji ve İlgili Tüm Kaynaklardan ve bu sistemin varlık nedeni olan Potansiyel Aktif ve Pasif Tüm Kullanıcılardan meydana gelen sistem”.

ENFORMASYON TEKNOLOJİSİ ?

Kavramsal açıdan,enformasyonun bulunması,elde edilmesi,işlenmesi,örgütlenmesi,depolanması ve yayımında mühendislik ve diğer tüm tekniklerin kullanıldığı teknolojiler ve bunlarla ilişkili yapılanmalar :

”Uzay mekiğinin süper bilgisayarlarından,basit otomatlara belirtilen amaca uygun olarak kullanılan bilgisayarlar,iletişim cihazları,büro ve işyeri araçları, ölçü ve kontrol araçları , robotlar, bilgisayar kontrollü makineler , basın ve basılmış yayınlar,yazılım geliştirme, öğretim hizmetleri,kütüphanecilik,danışmanlık ve araştırma geliştirme faaliyetleri… Enformasyon ürünü olan mal ve hizmetler arasında sayılabilir”.

ENFORMASYON OKUR YAZARLIĞI

Literatürde,enformasyon okur-yazarlığı ile ilgili evrensel bir tanımın eksikliğine ve terimin kayganlığına hayıflanılmakla birlikte

ALA tarafından,

* Enformasyona ihtiyaç olduğunda farkında olma ve

* Onun bulunduğu yeri saptama ,

* Değerlendirme ve

* İhtiyaç duyulan enformasyonu etkili olarak kullanma yeteneği

ALA’nın bu tanımından yola çıkılarak Association of College and Research Libraries- ACRL tarafından:

* Enformasoyna ihtiyaç olduğunda farkında olma ve

* Onun bulunduğu yeri saptama,

* Değerlendirme ve

* İhtiyaç duyulan enformasyonu etkili olarak kullanma yeteneğine sahip olmada bireylerin gereksinim duyduğu yetenekler topluluğu

Enformasyon okur-yazarlığı,hızlı teknolojik değişimin ve çabuk çoğalan enformasyon kaynaklarının çağdaş çevresi içinde gittikçe önemli olmaktadır.

Bu çevrenin karmaşıklığının artmasından dolayı,bireyler,-akademik çalışmalarında, işyerinde,kişisel çalışmalarında vd.- çeşitli ve bol enformasyon seçenekleriyle karşılaşmıştır.

Enformasyon,kütüphanelerden,kamu kaynaklarından,özel kar kuruluşlarından, medya ve internet’den elde edilebilir.

Ancak, gittikçe çoğalan bir düzeyde enformasyon,bireylere gerçekliği, geçerliliği ve güvenirliği ile ilgili artan kuşkularla ve filitrelenmemiş formlarda ve alışık olunmayan ortamlarda gelmekte.

Enformasyonu anlama vedeğerlendirmede,bireyler için yeni meydan okumaları da ortaya çıkarmakta.

Sırf enformasyonun çokluğu,onu etkili olarak kullanmada gerekli yetenekler topluluğu olmadan, kendi kendine daha bilgili insanları yaratmayacaktır.

Enformasyonun hızla genişleyen ve büyüyen niceliği ve şüpheli niteliği,toplum içim büyük meydan okumaları yaratmaktadır.

Enformasyon okur yazarlığı,yaşam boyu öğrenme için temel oluşturur.

Tüm disiplinlere,tüm öğrenme çevrelerine ve eğitimin yüm seviyelerine açıktır.

Öğrencilere,

İçeriği iyice öğrenmeyi ve

Araştırmalarını büyütmeyi,

Kendini daha fazla yönlendirebilen kişi olmayı ve

Kendi öğrenmeleri üzerine daha geniş kontrolü üstlenmeyi sağlar. ENFORMASYON OKUR – YAZARLIĞI VE ENFORMASYON TEKNOLOJİSİ İLİŞKİSİ

National Research Council-NRC tarafından hazırlanan rapora göre:

Enformasyon teknolojisi okur – yazarlığı , bilgisayar okur – yazarlığı ve enformasyon okur – yazarlığı ilişkileri:

”Enformasyon teknolojisi okur-yazarlığı”,teknoloji kullanımında problem çözme ve kritik düşünme uygulaması ve teknoloji kavramı altında yatanları anlama üzerine odaklanıyorken,

‘Bilgisayar okur-yazarlığı’,belirli yazılım ve donanım uygulamalarını öğrenme alışkanlığı ile ilgilidir.’

”Enformasyon teknolojisi okur-yazarlığı”,’bilgisayar okur-yazarlığı’ ile ilgisi olan yazılım ve donanımın öğrenilmesinden daha fazla entellektüel yetenekleri gerektirebilir.Ancak,odaklanma, hala enformasyon teknolojisi üzerindedir.

”Enformasyon okur-yazarlığı” ise,içerik,iletişim,analiz,enformasyon arama ve değerlendirme üzerinde odaklanır.

Enformasyonu bulma,arama,değerlendirme ve kullanma için entellektüel bir çatıdır.

Bu çatıdaki etkinlikler,kısmen enformasyon teknolojisiyle,kısmen de sağlam ve mükemmel araştırmayla ilgili metodlarla,fakat en önemlisi değerlendirme amacıyla (eleştirel olarak) yapılan anlayış,ayırt etme ve usavurmayla başarılabilir etkinliklerdir.

Halbuki ”enformasyon teknolojisi okur-yazarlığı”,tenolojiyi derinden anlama,kavrama ve teknolojinin derecelere ayrılmış,giderek artan kalifiye kullanımı üzerinde odaklanır.

Kısaca,enformasyon okur yazarlığı,enformasyon teknolojisinin nasıl kullanılacağını ve onunla nasıl bilgiye erişileceğini bilmenin ötesine geçmektedir.

Çünkü,enformasyon teknolojisi,tek başına kaliteli öğrenme deneyimlerini garanti etmez.

Yine,enformasyon okur yazarlığı bir teknik değil,öğrenciler için bir amaçtır.

YÜKSEK ÖĞRETİM VE ENFORMASYON PROFESYONELLERİNİN

EĞİTİM VE ÖĞRETİMİNDE ENFORMASYON OKUR-YAZARLIĞI

Yaşam boyu öğrenicileri geliştirme,yüksek öğretim kurumlarının belli başlı misyonudur.

Yüksek öğretim kurumları,usavurma ve eleştirel düşünme ile ilgili entellektüel yeteneklere sahip bireyleri oluşturma ve ”nasıl öğrenileceğini” öğrenmeleri için bir çatı kurmada onlara yardım etme yanında,onların bilgili vatandaşlar ve toplum üyeleri rollerinde olduğu gibi kariyerleri boyunca da devam eden gelişmeleri için temel sağlarlar.

Enformasyon okur-yazarlığı ise,yaşam boyu öğrenmenin en önemli öğesidir ve ona katkıda bulunur.

Öğrenmeyi formal sınıf ortamları ötesine yayar ve stajyerlik,ilk mesleki konumlar ve yaşamın tüm alanlarında çoğalan sorumluluklar vd. içinde hareket eden bireylerin,kendi yönlendirdiği araştırmalar ile uygulama yapabilmesini sağlar.

Enformasyonu değerlendirme,yönetme ve kullanma ile öğrencilerin yeterliliğini arttırır.

Yüksek öğretim topluluğunu eğitmek ve öğrencilerin öğrenme biçimini değiştirmek üzerine odaklanan enformasyon okur yazarlığı,yüksek öğretimde öylesine önemli olmuştur ki bölgesel ve bilim dalı temelli akrediyasyon kurumları,yüksek öğretim kurumlarının ve yüksek okul öğrencilerinin değerlendirilmesinde onların ”enformasyon okur-yazarlığı” yetenek ve yeterlilikleri üzerinde odaklanmaktadırlar.

Yüksek öğretim düzeyinde bir eğitim-öğretim ile yetiştirilen enformasyon profesyonellerinin:

* Hem yüksek öğretimde bir öğrenci

* Hem yaşam boyu öğrenci

* Hem de yaşam boyu öğrencileri oluşturma,oluşturulmalarını destekleme veonlara hizmet verme durumunda bulunacağı mesleki konumu düşünüldüğünde,enformasyon profesyonelleri için enformasyon okur yazarlığı konusunun ne kadar önemli olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

ENFORMASYON PROFESYONELLERİNİN EĞİTİM VE

ÖĞRETİMİNDE ENFORMASYON OKUR-YAZARLIĞI STANDARTLARI

21.yüzyıl enformasyon profesyonellerinin eğitim ve öğretiminde anahtar konumunda bulunan enformasyon okur yazarlığının önemini ve anlamını kabul ediyor ve enformasyon okur yazarlığını gerçekleştirmek istiyorsak,enformasyon okur yazarlığı yeteneklerine ve yeteneklerin oluşturduğu yeterliliğe odaklanmak gerekli olmaktadır.

Bu durumda,enformasyon profesyonellerinin sahip olması gerekli temel enformasyon okur yazarlığı yeterliğinin saptansı,onlara bu yeterliliğin kazandırılması ve kazandıkları yeterliğin ölçülmesi,değerlendirilmesi gerekmektedir.Bütün bunlar için ise standartlara gereksinim bulunmaktadır.

Standart 1:

Enformasyon okur yazarı öğrenci,ihtiyaç duyulan enformasyonun yapısını ve boyutunu belirler.

Performans göstergeleri:

1.Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyon ihtiyacını tanımlar ve açık bir şekilde ifade eder.

2.Enformasyon okur yazarı öğrenci,potansiyel enformasyon kaynaklarının formatlarını ve türlerin farklılığını tanır.

3.Enformasyon okur yazarı öğrenci, ihtiyaç duyulan enformasyonu elde etmenin maliyetlerini ve yararlarını göz önünde tutar.

4.Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyon ihtiyacının yapısını ve boyutunu yeniden değerlendirir.

Standart 2:

Enformasyon okur yazarı öğrenci,ihtiyaç duyulan enformasyona etkili ve verimli olarak erişir.

performans göstergeleri:

1.Enformasyon okur yazarı öğrenci, ihtiyaç duyulan enformasyona erişmek için en uygun araştırma metodlarını veya enformasyon erişim sistemlerini seçer.

2.Enformasyon okur yazarı öğrenci,etkili olarak tasarlanmış araştırma stratejilerini kurar ve uygular.

3.Enformasyon okur yazarı öğrenci,çevrimci(online) veya şahsen çeşitli metodları kullanarak enformasyona erişir.

4.Enformasyon okur yazarı öğrenci, gerekliyse arama stratejisini tasfiye eder.

5.Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyonu ve onun kaynaklarını alır,kaydeder ve yönetir.

Standart 3:

Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyonu ve onun kaynaklarını eleştirel olarak değerlendi

rir ve seçilen enformasyonu kendi bilgi temeline ve değer dizgesine/sistemine katar.

Performans göstergeleri:

1.Enformasyon okur yazarı öğrenci,toplanan enformasyondan alınmış olan temel fikirleri özetler.

2.Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyonu ve onun kaynaklarının her ikisini değer lendirmede aşağıdaki kriteri açık bir şekilde ifade eder ve uygular:

a.Güvenirliği geçerliliği,doğruluğu,yetkiyi,zamana uygunluğu ve görüş açısını veya önyargıyı değerlendirmek için çeşitli kaynaklardan enformasyonu inceler ve karşılaştır.

3.Enformasyon okur yazarı öğrenci,yeni görüşler oluşturmada temel fikirleri sentez haline getirir.

4.Enformasyon okur yazarı öğrenci,katılan değeri, tutarsızlıkları/çelişkileri veya enformasyonun başka benzersiz özelliklerini belirlemek için önceki bilgi ile yeni bilgiyi karşılaştırır.

5.Enformasyon okur yazarı öğrenci,yeni bilginin bireyin değer sistemine ve etki yapıp yapmayacağını belirler ve farklılıkları uzlaştırmak için tedbir alır.

6.Enformasyon okur yazarı öğrenci,başka bireyler,konu alanındaki uzmanlar ve/veya pratisyenler ile ciddi ve ayrıntılı konuşma veya yazışma aracılığıyla enformasyonun yorumunu ve kavrayışını onaylar.

7.Enformasyon okur yazarı öğrenci ,gözden geçirilerek düzeltilmiş olması gerekli aşağıdaki kriterin düzeltilip düzeltilmediğini belirler.

a.Orjinal enformasyon ihtiyacı tatmin edilmişse veya ilave enformasyona ihtiyaç olmuşsa,bunu belirler.

b.Araştırma stratejisini yeniden gözden geçirir ve zorunlu olarak ilave edilen fikirleri birleştirir.

c.Kullanılan enformasyon erişim kaynaklarını yeniden gözden geçirir ve onlara,ihtiyaç duyulan değerlerini katarak kaynakları genişletir.

Standart 4:

Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyonu,bireysel olarak veya bir grubun üyesi olarak belirli bir amacı başarmada etkili olarak kullanılır.

Performans göstergeleri:

1.Enformasyon okur yazarı öğrenci, belirli bir ürünü veya performansı planlama ve yaratmada yeni ve önceki enformasyonu uygular.

2.Enformasyon okur yazarı öğrenci,ürün veya performans için süreç geliştirmeyi gözden geçirip düzeltir.

3.Enformasyon okur yazarı öğrenci,ürün veya performansı başkasına etkili olarak bildirir.

Standart 5:

Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyon kullanımı etrafındaki ekonomik, yasal ve sosyal meselelerin bir çoğunu anlar,enformasyona etik olarak ve yasal olarak erişir ve onu kullanır.

Performans göstergeleri:

1.Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyon ve enformasyon teknolokisi çevresindeki etik, yasal ve sosyoekonomik meselelerin çoğunu anlar.

2.Enformasyon okur yazarı öğrenci,enformasyon kaynaklarının erişimi ve kullanımı ile ilgili yasaları,yönetmelikleri,kurumsal politikaları ve görgü kurallarını izler ve kavrar.

3.Enformasyon okur yazarı öğrenci,ürün veya performansı bildirirken enformasyon kaynaklarının kullanımını da bildirir.

SONUÇ

Enformasyon meslek alanı ve enformasyon profesyoelleri,temel varlık nedenlerinden biri olan ”enformasyon kullanıcıları”nın enformasyon okur yazarı bireyler olarak gelişmelerinde önemli ve eşsiz bir sorumluluğa sahiptirler .Böyle önemli bir sorumluluğu bulunan enformasyon profes-

yonellerinin ise,öncelikle kendilerinin enformasyon okur yazarı olmaları gereklidir.

Enformasyon profesyonellerinin enformasyon okur yazarı olmalarında,kütüphaleve enforomasyon bilimi ve onun eğitimi-öğretimi de önemli bir rol üstlenmektedir.Bu kurumların layıkıyla görevlerini yerine getirebilmeleri ,öncelikle yetiştirdikleri bireylerin(geleceğin enformasyon profesyonellerinin) enformasyon okur yazarı olmalarını gerektirir.Enformasyon profesyonellerini yeteştiren eğitim ve öğretim kurumları,ancak bu koşul gerçekleştikten sonra işlevlerini yerine getirebilir.

Enformasyon profesyonellerinin sahip olması gerekli temel enformasyon okur yazarlığı yeterliliği-

nin saptanması ,onlara bu yeterliliğin kazandırılması ve kazandıkları yeterliliğin ölçülmesi,değerlendirilmesi gerekmektedir.Bütün bunlar için ise standartlara gereksinim bulunmaktadır.

Enformasyon profesyonellerinin eğitim ve öğretiminde enformasyon okur yazarlığı standartları ile ilgilenen,standartları oluşturan,uygulayan,geliştiren ve performans değerlendirmesi yapan kurumlar(bölümler vd.),verdikleri eğitim ve öğretimin bütünlüğü düşünüldüğünde,öncelikle bu konuda ve diğer tüm konularda kendilerini ve verdikleri eğitimi analiz etmeli;misyon ve vizyonlarını belirleyerek enformasyon okur yazarlığı ve diğer tüm konularda stratejiler oluşturmalı;plan ve program hazırlanmalıdır.Eğitim ve öğretim programları içnde,enformasyon okur yazarlığı ile diğer tüm konuların bütünlüğü ve karşılıklı olumlu etkileşimi mutlaka gözetilmeli-

dir.

Bu çalışmada sunulan enformasyon okur yazarlığı standartları ve perfomans ölçüleri,enformasyon profesyonellerinin eğitim ve öğretiminde geçerli ve kullanılabilir temel standartlar ve performans ölçüleri olarak kabul edilebilir.Bu standartların, içinde bulunulan sistemin özelliklerine bağlı olarak geliştirilebileceği vedeğiştirilebileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

BİR FARK YARATMAK İÇİN ÇOK KÜÇÜK

OLDUĞUNUZU DÜŞÜNÜYORSANIZ,BİR

SİVRİSİNEKLE YATAĞA HİÇ GİRMEMİŞSİNİZ

DEMEKTİR

” ANİTA RODDİCK ”

12 Temmuz 2007

İsa Eşme: İsterseniz Önce Türkiye’nin Eğitim Haritasının Genel Bir Sınırını

İsa Eşme: İsterseniz önce Türkiye’nin eğitim haritasının genel bir sınırını çizelim. Bugün Türkiye’de yeni eğitim-öğretim yılına girerken 19 milyon civarında öğrencimiz var. Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunun toplamı biliyorsunuz bu sayının altındadır. Bu kadar büyük bir genç nüfusa sahip olmak hem bir şanstır, hem de bazı zorluklar getirir. 19 milyon gencin takriben yüzde 60’ı ilköğretimde, yüzde 1’i okul öncesinde, yüzde 8-9’u yüksek öğretimde, yüzde 18’i yaygın öğretimde, yüzde 8’i klasik lise eğitiminde, yüzde 5’i de meslek eğitiminde. Cumhuriyetten bugüne kadar eğitimde yaşadığımız süreci şöyle genel olarak inceleyecek olursak; bizim okul öncesi dediğimiz öğrenci sayımız 49 kat artmış, ilköğretimdeki öğrenci sayımız 28 kat artmış, ortaöğretimdeki öğrenci sayımız ise 608 kat artmış. Ama mekanlarda aynı oranda artış yok. Örneğin ortaöğretimde 608 kat artan öğrenci sayısına karşılık okul ve derslik sayısı 40 kat artmış. Bakın hemen burada çarpıklığı görüyoruz.. Öğrenci sayısı ile derslik sayısı aynı oranda olmayınca, bu da tabii doğrudan doğruya eğitimde kaliteye yansıyor. Eğitimde bir başka konumuz ise, finansman sorunu. Cumhuriyetin ilk yıllarında tüm olumsuz koşullara rağmen Atatürk’ün isteğiyle eğitim ön planda yer almıştır. Atatürk eğitimi o kadar birinci tercih haline getirmiştir ki , Cumhuriyetin ilk yıllarındaki köy enstitüleri dediğimiz kurumlardaki eğitim koşulları bugünkü ile kıyaslanmayacak kadar pozitif yönleri olan uygulamalardı. O koşullarda köy enstitülerinde, köyden gelen çocuklarımıza piyano verilebilmişti. Hasan Ali Yücel bu çocuklara dünya klasikleri okutmuştu. Sonuç olarak bunlar arasından çok ünlü yazarlar çıkabilmiştir. Bunlar hep eğitimde 50-100 yıl sonrasını görebilen,vizyon gerektiren uygulamalardı. İşte özellikle 1946 yılından sonra cumhuriyetin eğitim atağında böylesine azalma görüyoruz ve sonuçta bugünkü noktaya geliyoruz. Bugünkü noktada bana göre en çok rahatsız eden durum; ortaöğretimdeki çocuklarımızın zamanında yönlendirilememesi nedeniyle herkesin üniversite önüne yığılması sorunudur. Ben şöyle bir benzetme yapıyorum, biz bugünkü uygulamamızla çocuklarımızı adeta otobüslere bindiriyoruz, otobüslerin pencerelerini kapatıyoruz, onların ellerine birer test kitabı veriyoruz ve bilinmeyen bir yere doğru onları götürüyoruz. Tam üniversite kapısına getiriyoruz diyoruz ki “Her 100 öğrencinin ancak 10-11’i içeri girsin, kalanı geri dönsün”. Tabii böyle sınava odaklı hale gelen bir eğitim, ezberci eğitime yöneliyor, ezberci eğitim de bu sefer eğitimin hedeflerine ulaşmamızı engelliyor. Bugün sokağa çıktığımızda 10 gençle söyleşi yapsak, birtakım çarpıklıkları görebiliriz. Ne yapıyor gençler? Biran önce köşe dönmek istiyor ve yurt dışına gitmek istiyor. Eğitimde bir finansman sorunu var. Bakınız Milli Eğitim’in bir bütçesi var, bu bütçeden söz etmekle eğitime ne kadar para aktardığımızı ortaya koymak istiyorum. 1990 yılında eğitime ayrılan pay 13.21’miş, 5 yıl sonra 10’a inmiş. Bugün ise 6,6’ya inmiş. Yani giderek düşen bir rakam zinciriyle karşı karşıya bulunuyoruz. Başka ülkelerle karşılaştırdığımızda daha ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Eğitimde öğrenci başına yapılan yıllık harcamayla ilgili istatistik rakamlarına göre, Avrupa Birliği ortalaması 3 bin 850 dolar, Yunanistan’da 2 bin 368 dolar, Tunus’ta 891 dolar, Zimbabwe’de 768 dolar. Biz şu anda Zimbabwe’den de az para ayırabiliyoruz eğitime. Bu tabii siyasi iktidarın tercihidir. Devlet, eğitime bazı sorunlar nedeniyle fazla pay ayıramıyor. Peki sokaktaki yurttaşımız ya da ortalama bir Türk ailesi eğitime ne kadar para ayırıyor? Orada da iyi rakamlar çıkmıyor karşımıza. Önümde Devlet İstatistik Enstitüsü’nün hane halkı araştırmaları diye verileri var: Ortalama bir Türk ailesi aylık gelirinde gıdaya yüzde 30 ayırıyor, konuta yüzde 23, eşyaya yüzde 9, giyime 8.9, ulaşıma 8.8, sağlığa 2.6, eğlenceye 2.3, eğitime 1.4. En son eğitim geliyor. Yani sonuç olarak eğitimin önemini belki yeteri kadar algılayamadığımız için devletimiz de, Türk ailesi de eğitime yeteri kadar kaynak ayıramıyor. Bu da tabii eğitime yansıyor. Nasıl yansıyor? Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde biliyorsunuz bir derslikteki öğrenci sayısı 20-25 civarında, Türkiye’de ise 50 civarında. Bunlar büyük rakamlar. Çünkü sınıf mevcutları eğitim kalitesine çok etki eder. Eğer biz bir sınıfa 70 kişiyi, 80 kişiyi, 50 kişiyi doldurursak öğrenci merkezli eğitim, yani öğrencinin eğitimde aktif olduğu uygulamayı başaramayız.

Ben iki noktaya değinmek istiyorum. Eğitim sisteminin en büyük sorunu bugün orta öğretimin yanlış yapılandırılması, yani mesleki eğitimin sağlıklı olarak yapılamamasından kaynaklanıyor. Sınava odaklı eğitime yol açıyor bu yapılanma. Bugün eğitim sistemi tamamen ezbere ve sınava odaklı. Düşünme ve araştırma diye bir şey yok. Yeterince sorun çözmeyi öğretmiyoruz ki, zaten eğitimin asıl hedeflerinden biri bu olmalıdır. Öğrencilerimiz kendilerini ifade etme becerisi kazanamıyor. Okuma alışkanlıklarıyla güzel sanatlarla ilişkileri yok. Eğitim sistemimizin en büyük handikapı budur. Bunu aşmanın tek yolu, ortaöğretimi yeniden Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi doğru bir şekilde yapılandırmaktır. Bunu kavrayamadığımız sürece ne yaparsak yapalım, öğretmen sayımızı ne kadar artırırsak artıralım, mekan sorununu ne kadar çözersek çözelim, sorunun içinden çıkamayacağız.

18 milyonun üzerinde çocuğumuz bugün okul çağında. Öğretmenlerimize ve velilerimize diyorum ki; gelin çocuklarımızın çocukluklarını erteletmeyelim. Onlara ezberleterek değil; yaşatarak öğretelim. Onların beyinlerini bilgi çöplüğü yapmayalım, onları ezberci eğitimin karanlıklarına yöneltmeyelim.

2004 bütçesi 2003 bütçesinden farklı değildir. Bütçeler halka hizmet bütçesi olması gerekirken hükümetler bir süreden beri bütçeleri formalite olarak hesaplıyorlar.Rakamlar bol olunca işin inceliğini bilmeyen büyük bir kısım neyin ne olduğunu fark edemiyor. 2003-2004 bütçesini kıyasladığımızda bunu açık ve net olarak görüyoruz.Dağıtmış olduğumuz tabloda 2004 yılı bütçesi enflasyondan arındırılarak reel rakamlarla 2003 yılı ile mukayese edilmektedir.Tablonun en son sütununda bütçelerin 2003 yılı bütçesi ile bundan evvelki üçlü koalisyonun yapmış olduğu bütçelerden farklı olmadığı görülmektedir. Ekonomi % 5 büyüyecek denilirken bütçenin hiçbir kaleminin gelir gider % 5 büyümediğini görüyoruz.

Eğitime ne kadar para ayrılmış? Eğitime bu seneden farklı olarak fazla para ayrılmadığı görülmüştür. Nüfusun % 20’sini teşkil eden 3 milyon 289 bin ailenin eğitime ayırdığı para 1,2 katrilyon iken geriye kalan 13 milyon 156 bin ailenin eğitim için ayırdığı para sadece 430trilyon liradır. Yani nüfusun % 20’sinin eğitime ayırdığı para nüfusun % 80’ nine ayırdığı paradan tam dört misli fazladır.

En yoksul 3.3 ailenin eğitime ayırdığı para sadece 4,9 trilyon liradır. Aradaki fark324 mislidir. Sağlık ve Adalet bütçelerinde ise hiçbir artış ve harcama yoktur.

Ülkenin kalkınması ile ilgili yatırımda 2003 yılının başlangıcında yatırımlara ayrılan para 8 katrilyondur. Bunu revize edip 6,5 katrilyona düşürüldü. Yani yatırım miktarı düşürüldü. 2004 yılında 7,5 katrilyon % 4,7’dir. Halbuki geçen senenin başlangıç ödeneği % 5,5’dir. Türkiye’de yatırım harcamasına para yoktur. Buna karşılık faiz artmış, yatırım azalmıştır. Vergilere bakıldığında dolaylı vergiler artmaktadır. Peynir, zeytin, tüpgaz…Ama gelirler ve kurumlar vergisinde önemli bir artış yoktur.

Taşıt vergisi % 100 artacak,buna rağmen bütçe açığı devam etmektedir. Yani devlet borçlanmaya devam etmektedir. Nitekim önümüzdeki yıl 36 katrilyon daha net olarak borçlanacağız.

Halkımız belli bir dönem inlemeyi göze aldı ve katlandı. Arjantin gibi olmadık. Ama bu belli olan dönemi bir türlü sona erdiremiyoruz. Yabancılar bize aman çok iyisiniz diyerek bizi gaza getiriyorlar. Ama halka indiğinizde halkın gidişinde bir düzelme görülmemektedir. Tersine daha çok vergi ödenmektedir.

Özet olarak ; 2004 bütçesinin 2003 bütçesinden farkı yoktur. Hükümet iradesini IMF’e ve Amerika’ya teslim etmiş durumdadır. Ekonominin tabii seyrinde gelişim görülmesi ise halka intikal etmediği için hiçbir fayda sağlamamaktadır.

12 Temmuz 2007

Temel Bilgisayar Eğitimi

TEMEL BİLGİSAYAR EĞİTİMİ

BİLGİ TEKNOLOJİSİ TEMEL KAVRAMLARI

Bilgisayar : bir tür elektronik alettir. Bilgisayar Donanım ve Yazılım olmak üzere iki bölümden oluşur;.

Donanım : Bilgisayarın dokunabileceğiniz maddesel kısmıdır (Ekran, klavye, kasa, mouse, yazıcı vs gibi), Kendi başına bir anlam taşımaz, ona ne yapmasını söyleyen yazılımdır.

Yazılım, bilgisayara ne yapması gerektiğini söyleyerek bilgisayar programlardır.

Yazılım bilgisayarın beynidir. Donanımı yönetir neyi nasıl yapacağını söyler. Bilgisayarı çalıştırabilmek için yazılıma ihtiyaç vardır. Yazılım gerçekte bilgisayarınızın kişiliğini şekillendirir.

Bilgisayarı kullanmak için program yapmayı bilmek gerekmez. Bu işi başkaları yapar, siz de onların hazırladığı programları ( yazılımı) satın alır ve kullanırsınız.

Bir kaç işimize yarayan yazılım türünden bahsedecek olursak;

İşletim Sistemi : Bilgisayarı kontrol eden yazılıma denir. Tüm yazılımları yöneten ve onlara egemen olan yazılımdır. Hem yazılım hemde donanım işletim sistemi tarafından kontrol edilir.

Kişisel bilgisayarlarda çok kullanılan işletim sistemi programına WINDOWS adı verilir. Windows bilgisayarınızı açmaya başladığınıza donanımları (ekran, klavye, fare,yazıcı gibi bilgisayara bağlı olan tüm cihazları) kontrol eder ve aksaklık varsa bildirir.

Windows’un üç ana görevi vardır ;

Bilgisayarı oluşturan donanımları kontrol ederek yazılımı çalıştırır.

İstediğiniz (yazı yazma yazılımı, hesap yapma yazılımı, internete bağlanma yazılımı gibi vs) yazılımları çalıştırmaktır.

Oluşturduğunuz dökümanları yönetmesini sağlamaktır.

Kişisel bilgisayarlarda kullanılan önemli yazılımlar şunlardır;

Microsoft Ofis ; Bir işletmenin ya da kurumun hemen hemen tüm bilgi işlem, öngörü, iletişim ve Web yayın etkinliklerini yürüten genel amaçlı bir programdır.

Ofis 2000 şu programlardan oluşur ; Word, Excel, Powerpoint, Access, Outlook, Publisher, Frontpage, PhotoDraw

Word ; Genel amaçlı sözcük işleme ve masaüstü yayıncılık aracıdır. İç yazışma, rapor, bülten, posta ve özelleştirilmiş web sayfaları yaratır.

Excel ; Grafik yaratma ve farklı çözümlemeli işlevleri olan bir elektronik tablo programıdır. Faturalar, sipariş izleme çalışma sayfaları, genel muhasebe defterleri, veri tabanı listeleri, özet tablolar ve üç boyutlu renkli grafikler oluşturur.

PowerPoint ; Slayt, tepegöz, çoklu ortam gösterileri için sunu grafik yazılımıdır. Satış sunusu, konuşmacı notu, çoklu ortam ve dev ekran gösterisi ve web de canlı konferans sunusu için slaytlar yaratır.

Access ; Sorgu, raporlama ve adres listesi yönetim özellikleri ile ilişkili veri tabanı yönetim sistemidir. Stok ve personel kaydı, müşteri bilgileri kaydı gibi veri tabanları yönetir.

Outlook ; e posta, belge yönetimi, takvim zamanlaması, toplantı planlaması ve kaynak yönetimi için bilgi yönetim yazılımıdır.

Publisher ; Bülten, broşür, web bölgesi, el ilanı, posta kartı, antet ve birçok öge için masa üstü yayıncılık yazılımıdır.

Frontpage ; Genel amaçlı web sayfası düzenleyicisidir. HTML biçimlendirme kodlarını öğrenmeyi ya da karmaşık biçimlendirme adımlarını uygulamayı gerektirmeden web sayfası tasarlar ve internete yerleştirir.

PhotoDraw ; elektronik fotoğraf, resim ve grafikler yaratmak, düzenlemek ve özelleştirmek için bir grafik programıdır. Fotoğraflara ve resimlere süsleme, renk ayarlaması ve özel efektlerle rötuş yapar.

Internet Explorer: Internete ulaşmak için oluşturulmuş programlardan biridir.

Bilgisayar Virüsleri : Bilgisayarladaki yazılımlara zarar vermek üzere yapılmış programlardır, Internet, modem, disket aracılığıyla bulaşırlar.

Anti Virüs Programları : Bilgisayar virüslerini tesbit edip temizlediği gibi bulaşmaması içinde önlemler alan yazılımlardır.

Bilgisayar yazılımları disketlerde satılmakla birlikte, disketler yazılımın kendisi değildir. Müziğin kaset ve CD’lerde depo edilmesi gibi yazılım da disketlerde depolanır.

Bilgisayar donanım olarak üç kısımdan oluşur : Ana işlem birimi, giriş üniteleri, çıkış üniteleri.

Ana işlem birimi(Mikro işlemci-CPU) : Bilgisayarın özünü oluşturur. Çok hızlı bir hesap makinesine benzetilebilir. Mikro işlemciye veriler giriş ünitelerinden (klavye, bellek, fare, disket gibi) gelir ve ilgili yazılımların kontrolünden ve işleminden geçip çıkış ünitelerine ( ekran,disk,bellek,modem gibi) gider.

Giriş ve çıkış üniteleri ; monitör, klavye, mouse(fare), yazıcı, disket, sabit disk, CD , disket sürücü, CD sSürücü, modem, hoparlör, mikrofon, kamera vs.

Monitör(ekran) : Bilgilerin görüntülendiği televizyon ekranına benzeyen ünite.

Klavye : Harf,rakam ve özel işaretlerden oluşan bilgi girmeye yarayan ünitedir.

Mouse(fare) : Monitör üzerinde gezinmeye ve bir takım komutları yerine getirmeye yarayan ünitedir.

Yazıcı(printer) : Bilgisayardaki bilgileri kağıda yazmaya yarayan ünitedir.

Disket ; Bilgisayardaki bilgileri saklamaya yarar.Disketlerin takıldığı yere “disket sürücü” denir.

Sabit Disk(Hard Disc) : Bilgisayarın içerisinde bilgi kaydetmek amacıyla tutulan ünitedir.

CD (Compact Driver) : Bilgisayarlarda kayıt tutmak ve bilgisayarlara kayıt yüklemek için olan müzik CD leri gibi ünitelerdir. Bunların okumak amacıyla kullanıldığı ünitelere CD Sürücü, okuma-yazma yapmak için kullanılan ünitelerede CD WRITER (kaydedici) adı verilir.

Modem : Telefon aracılığıyla bir başka bilgisayara bağlanamızı sağlayan ünitedir.

Bellek : Bilgisayarın hafızasını oluşturur. Erişilebilir (RAM) ve erişilemez(ROM) diye iki türlü bellek vardır. Erişilemez bellek bilgisayarın ilk açılışını sağlamak amacıyla bilgilerden oluşur ve içindeki bilgiler üretici firma tarafından oluşturulur. Erişilebilir bellek (RAM) bilgisayarın hızlı çalışmasını belirleyen özelliklerdir. Bellek ve kayıt ölçü birimi “byte” olarak adlandırılır.

Byte : Bir karaktere karşılık gelir. Kilo byte, bin byte’dır. Mega byte, milyon bytedır. (Bin karakter, milyon karakter gibi)

Erişilebilir bellekler 16 KB , 32 KB, 64 KB, 128 KB şeklinde artarak gider..

Sabit disk kapasiteleri de Giga byte ( bin milyon byte) olarak ölçülür. Şu an kişisel bilgisayarlarda minumum 20 GB kullanırlar.

Bilgisayarın özelliğini belirleyen unsurların başında ana işlem birimi (CPU) gelir. Şu an piyasada yeni olarak satılanlar genelde 1.4 GHz (Giga hertz) dir. ( Bilim adamlarına göre insan beyni hızı 35 MHz’dir)

Açma-Kapama düğmesi : Bilgisayarı ana açma-kapama düğmesidir.

Reset tuşu : Bilgisayarı kapatıp açmaya yarar. (Zorunlu haller dışında kullanılmamalıdır.)

Turbo tuşu : Eskiden kalma bir tuştur, bilgisayarın hızlı ve yavaş çalışmasını sağlar.

Sabit disk ışığı : Sabit disk çalışırken yanan ışıktır. Sabit disk kasanın içinde olduğundan çalıştığını bu gösterge ile anlaşılır.

Fare Kullanmak : Windows’u kullanırken farenizin olması şarttır. Fare, Windows ekranlarında dolaşmaya ve ilgili kısımları seçmeye yarar. Farenin standart modellerinin üzerlerinde iki tuş vardır. Bu tuşların üzerine basıldığında “tık” sesi çıkarır. Bunlardan soldaki tuş sık sık kullanıldığı için “fare’yi tıklayın” denildiği zaman “sol tuşu tıkla” anlamına gelir. Sağ tuş Windows’ta değişikik amaçlar ile kullanılır.

Sol tuşu bir kez tıklayın ilgili simgeyi seçer, iki kez arka arkaya seri bir şekilde tıklarsanız ilgili simyeyi açmaya (çalıştımaya) yarar.

Klavye Kullanımı:

Klavye, bilgisayarınızla sizin aranızda iletişim sağlayan araçtır.Klavyede beş grup tuş bulunur.

1.İşlev tuşları : Klavyenin en üst kısmında F1 den F12’ye kadar devam eden fonksiyon tuşlarıdır kullanılan yazılıma göre işlevleri değişir.

2.Yazı tuşları : Sayı, harf ve noktalama işaretlerinden oluşan tuşlardır.

3.İmleç kontrol tuşları : Dört ayrı yöne gitmeyi sağlayan sağlayan dört adet tuştur.

4.Özel amaçlı tuşlar : Değişik özellikler için kullanılan tuşlardır. Bu tuşlar şunlardır;

Shift ( ) : İki amaca yönelik kullanılır. Birincisi tuşların üsk kısımlarında bulunan karakterleri kullanılır, ikincisi ise küçük harf modunda iken büyük harf yazmak için kullanılır.

Caps Lock : Büyük veya küçük harf moduna geçmek için kullanılır.

Num Lock : Klavyenin sağındaki sayısal tuşları kullanmayı sağlar. Num Lock tuşu yanarken rakamlar kullanılır, sönükken ok tuşları kullanılır.

Alt : Shift tuşuna benzer bir kullanıma sahiptir, tuşların alt kısımlarındaki karakterlerin kullanılmasını sağlar.

Ctrl : Kontrol tuşudur, yazılımlara göre özellik taşır. Örneğin ; bir çok yazılımda Ctlr+S : dosyayı kaydeder, Ctrl+P; dökümanı yazıcıya gönderir .

Enter : Çoğu yazılımda bir işlevi yerine getirmek için kullanılır, bazı yazılımlarda ise yazı yazarken alt satıra geçmek için kullanılır.

Tab Tuşu : İmleci belirli sayı karakter atlayarak ilerlemesini sağlar. Bazı yazılımlarda atlanacak karakter sayısı ayarlanabilir.

Del Tuşu : Birçok yazılım programında imlecin üzerinde bulunan karakteri siler.

Backspace (Geriye sil ) : İmlecin solundaki karakteri silmeye yarar.

Boşluk Tuşu (Space bar) : Bir çok yazılımda iki karakter arasında boşluk bırakmaya yarar, bazı yazılımlarda araya satır ekleme modunda değilse üzerinde bulunulan karakteri siler.

Insert (ins,araya karakter ekleme) : Çoğu yazılım programlarında araya karakter ekleme modu için kullanılır.

Esc : Çoğu yazılım programında bulunulan pencereden çıkmaya yarar.

Break : Tek başına anlamı yoktur, DOS yazılımlarında Ctlr tuşu ile birlikte kullanılırsa çalışılan yazılımdan kurtunulmasını sağlar.

Pause (beklet): Bazı yazılımlarda ekranda hareket etmekte olan kısımları dondurmaya yarar.

Home : Bazı yazılımlarda satır başına gidilmesini sağlar.

End: Bazı yazılımlarda satır sonuna gidilmesini sağlar.

PgUp (Sayfa Yukarı) : Bazı yazılımlarda imleci bir sayfa yukarı taşır.

PgDn (Sayfa Aşağı) : Bazı yazılımlarda imleci bir sayfa aşağı taşır.

PrtSc : Bazı yazılımlarda ekrandaki görüntüyü yazıcıdan döker veya ekrandaki görüntüyü hafızaya saklar.

Masaüstü : Bilgisayarların üzerinde durduğu zemine denir. Fare imleci yardımıyla masaüstündeki nesneleri işaretleyebilir, onları tutabilir ve başka yerlere sürükleyebilirsiniz.

Görev çubuğu :Masaüstünün en alt bölümündeki gri renkli çubuğa görev çubuğu denir. Windows’un ana komite merkezidir.

Windows’ta programları görev çubuğunun sol ucunda bulunan başlat düğmesinden başlatılırsınız. Ancak başlat düğmesinde aynı zamanda bilgisayarı kapat düğmeside bulunmaktadır. Yani bilgisayarı kapatmak için Başlat çubuğundaki “kapat” düğmesini kullanmak gerekir.

Pencere boyutlarını değiştirme :

: Üzerinde bulunulan pencereyi tüm ekranı kaplamasını sağlar .

: Üzerinde çalışılan pencereyi görev çubuğu üzerinde bir tuş olarak görünmesi boyutuna taşır.

: Üzerinde çalışılan pencereyi ekranı yarısından büyük şekilde küçültür.

: Penceri kapatır ve ilgili yazılımdan çıkar.

Pencerenin boyutlarını değiştirme ( ): Pencerenin kenar çizgilerinin üzerine fare ile gelindiğinde iki yönlü ok işareti çıkar ve fare ile pencerenin o kenar boyutunu istediğiniz tarafa doğru hareket ettirebilirsiniz.

Pencerenin yerini değiştirme : Pencerenin üst çizgisinde farenin sol klikine basılı tutarak yön tuşları ile pencereyi istediğiniz yöne hareket ettirebilirsiniz.

Windows ‘ta program başlatmak

Programlar görev çubuğu üzerinde bulunan “başlat tuşu” yardımıyla çalıştırılır. Bunun için başlat menüsü açılır ve ilgili seçenekler veya ilgili seçeneklerin alt kısımlarına gidilerek istediğiniz yazılımı seçebilirsiniz.

Bilgisayarı araştırma: Bilgisayarın sabit diskinde(C veya D), A sürücüsünde, CD sürücüsüne (D veya E) hangi yazılımlar olduğuna bakmak için masa üstünde bulunan Bilgisayarım(My Computer) veya Başlat menüsünün alt menülerinde bulunan “Windows Gezgini (Windows Explorer) “ seçeneğinden bakılır. Açılan penecerlerde “sarı kutucuklar” klasörleri belirtir.

Klasör : Yazılımlarıa ait programların bütün halinde bulunduğu dosyalardır bunlara bazı kitaplarda dizin adı da verilir.

Adresi Dosya adı Kapasite Tipi Son değişiklik Trh

Klasörlerin içine bakmak : Fare ile ilgili klasörün üzerine gelinip “tık” layınca ilgili klasörün içindeki dosyalar görünecektir.

Windows’ta çok sayıda klasör olduğu için istenilen dosyayı bulmak bazan zor olabilir, bu nedenle çalışmalarımızı saklayacak klasörleri kendimiz oluşturmamız gerekmektedir.

Klasör oluşturma : 1. Bilgisayarım açılır, 2. C (ilgili sürücü) seçilir, 3. Dosya menüsünden “Yeni” seçeneği seçilir ve karşımıza gelen alt menüden “klasör seçilir”, 4.Karşımıza gelen “yeni klasör” yazısı yerine klasör ismi yazılır. Klasör adları verirken kısa tutulmalıdır.

Klasörün ismini değiştirme : Bilgisayarımdan ismi değiştirilecek klasör bulunarak fare ile üzerine gelinir ve farenin sağ klikine basılır ve gelen menüden “yeni ad” seçilir.

Klasörü silme : Bilgisayarımdan silinecek klasör bulunarak fare ile üzerine gelinir ve farenin sağ klikine basılır ve gelen menüden “sil” işlemi seçilir. Diğer bir şekilde klasörün üzerine gelinerek “Del” tuşuna basılır.

Geri dönüşüm kutusu(Çöp Kutusu): Windows’ta dosya ve klasör sildiğimizde öncelikle geri dönüşüm kutusu (çöp kutusu) klasörüne atar ve daha sonra istediğimizde bunu geri getirebiliriz ancak çöp kutusundan da silmemişsek. Windows silme işlemini bu şekilde gerçekleştirildiği için zaman zaman çöp kutusu klasörünü boşaltmak gerekir. Çöp kutusu klasörü masaüstünde bulunduğu gibi bilgisayarımdanda bulunabilir.

Geri dönüşüm kutusundan dosyayı geri alma : Masaüstünden veya bilgisayarımdan geri dönüşüm kutusunun üzerine fare ile gidilerek “tık” lanır ve içindekiler görüntülenir . İstenilen dosya ve klasör bulunarak farenin sağ klikine basılarak gelen menüden “geri al” seçeneği seçildiğinde klasör veya dosya eski yerini almış olur.

Kısayol oluşturmak : İstenilen klasöre, yazılıma, dosyaya kolay erişilebilmek için bir kopyasının masaüstüne koyarak kolayca ulaşılabilir. Bu işlem tamamen konulabildiği gibi bazande gideceği yol konulabilir.

Kısa yol oluşturma işlemi : 1. İlgili klasör veya dosya bulunur, 2. Farenin sağ klikine basılır ve gelen menüden “kısayol oluştur” seçilir ve kısa yol oluşturuduğu görülür, 3. Oluşturulan bu kısayolu masaüstüne almak için farenin sağ klikine basılır ve “kopya” seçilir, 4- Bilgisayarım ekranından “masaüstü” klasörü seçilir, 5- Farenin sağ klikine basılarak “yapıştır” işlemi ile kısayol masaüstüne taşınmış olur.

Diğer bir yöntemde kısayol oluşturulduktan sonra farenin sağ klikine basıldığında gelen menüden “gönder” seçeneği ile açılan pencereden masaüstüne gönderilir.

Kayıp bir dosyayı bulmak : Başlat menüsünden bul seçeneği seçilerek istenilen dosyanın adı ve aranacağı disk ve klasör seçilerek dosya araştırılarak bulunur.

WORD , DÖKÜMAN OLUŞTURMA YAZILIMI

Word nedir?

Word editörü,Microsoft Office yazılım paketinin en gelişmiş kelime işlemcisidir.

Kelime işlemcilerinin temel özelliklerini şunlardır:

Tablolar,imajlar, grafikler içeren belgelerin hazırlanabilmesi,

Hazırlanan belgelerin Internet ortamında yayınlanabilmesi,

Çoklu dil desteği ve her dile göre gramer ve yazılım kontrolünün sağlanması,

Otomatik düzeltme özelliklerinin kullanılması.

Yukarıdaki özellikler, gelişmiş Word editörünün sadece birkaç becerisini ortaya koymaktadır.Word editörünü başlatmak için birçok yöntem mevcuttur

Word’un Çalıştırılması : Görev çubuğu üzerinde bulunan “Başlat” tuşuna basılarak gelen menüden programlar seçildiğinde Word (Microsoft Word) karşımıza gelir. Farenin sağ klik ile word “tık” lanarak word yazılımı çalıştırılmış olur. Gelen boş ekrana istenilen yazı yazılır. Klaveye kısmında anlatılan “özel tuşların görevleri” burada geçerlidir.

Örnek yazı :

EĞİTİMİN ÖNEMİ

Günümüzde ülkelerin zenginlikleri, öncelikle bilgi ve eğitilmiş insan kaynaklarının zenginliği ile ölçülmektedir.

Bu eğitimin ilkeleri ise;

1-Toplumumuzun tüm kesitlerinde yaratıcı, esnek, yenilikçi ve dünyaya açık düşünce tarzını oluşturmak,

2-Bireylerimizin yaşam boyu eğitimini sağlamak ve sosyal sorumluluğunu geliştirmek,

3-Okullarımızı kendi aralarında ve çevrelerindeki dünya ile bağlantılandırmak,

4-Yeni eğitim yöntemleri kullanarak eğitimde etkinliği ve verimliliği artırmak,

Yazıcıya Göndermek:Hazırlamış olduğumuz belgelerin çıktılarını, yazıcıdan alabilmek için üç yöntem kullanılabilir.

1.Dosya menüsünden – 2.yazıcı (print) seçeneğini kullanabilirsiniz, Word araç çubuklarından yazıcı komutunu kullanabilirsiniz,3.Ctrl+P komutunu kullanarak yapabilirsiniz.

Yazılan Belgeyi isim vererek Saklama : Hazırlanmış olduğumuz belgeleri disk üzerinde kaydetmek ve daha sonra tekrar kullanımda açmak için Dosya menüsünden Save(Kaydet) seçeneğini kullanmak gerekmektedir. Dosyayı ilk kez kaydedeceğümiz zaman “farklı kaydet” seçeneğini kullanırız.

Yazılan belgeyi diskete saklama : Dosya menüsünden “farklı kaydet” seçeneği seçilir. Gelen pencerede sol koşede kayıt edilecek yerdeki pencereye gelinerek “disket sürücüsü” seçilir. Sonra dosyaya bir isim verilerek dosya diskete kayıt edilmiş olur .

Yazılan belgeyi geri çağırma : Dosya menüsünden “aç” seçeneği ile “aç” menüsü çağrılır..Açılan pencerede çağrılacak dosya ismi görüntüleniyorsa fare ile üzerine gelinerek seçilir.. Eğer dosya ismi görüntülenmiyorsa açılan pencerenin üst köşesinden dosyanın bulunduğu klasör tesbit edildikten sonra seçim gerçekleştirilir..

Belgelerin düzenlenmesi : Belgeleri biçimlendirmek için Word’un araç çubuğu kullanılır.

Yazı şekli, büyüklüğü, koyu, italik,altı çizili Satır aralığı, geri ve ileri çıkıntı

Sola dayalı, ortala, sağa dayalı, düzenli ,madde işaretleri

Paragrafın tipi (Normal, başlık, paragraf gibi) ayarlanır.

Yazının şekli ve büyüklüğü (Arial, Times New Romans gibi, 10,20,.. puntolar).

Yazının tipi (bold-koyu-,Italik-sağa yatık- ve Underline- altı çizili-) ayarlanır.

Yazının hızalanması(Sola,orta,sağa ve düzenli)

Satır aralığı, iki satır arasındaki aralığı belirtir.

Madde işaretleri, satırlara işaret veya artan sırada rakam ve harf vermede kullanılır.

Geri ve ileri çıkıntı, paragrafların daha ileriden başlaması için kullanılır.

Kelime arama-bulma-değiştirme : İstenilen bir kelimenin aranması, bulunması, değiştirilmesi işlemi “düzen” menüsünden “bul” seçeneği ile yapılır.

Kopyalama ve yapıştırma işlemleri : Yazı içinde tekrarlanacak kısımları kopyalayarak yapabiliriz.Bunun için 1. shift+ok tuşu veya farenin sol kliki+ok tuşu ile taranır, 2.Farenin sağ kliki ile gelen menüden”kopya”seçilir, 2. İlgili yere gelindikten sonra farenin sağ kliki ile “yapıştır” seçilir.

Diğer bir metodda seçilmesi istenilen karakterin başına gelinerek shift ve istenilen yöne gidilecek ok tuşuna basılar. Alan seçildikten sonra shift+ctrl tuşu ile seçilen alan belleğe kopyalanır ve daha sonra istenilen alanın başına gelinerek shift+ins tuşuna basılır.

Silme işlemi ise alan seçildikten sonra “del” tuşuna basılır veya farenin sağ klikinde “cut-kes” seçilir.

Geri alma işlemi, yapılan bir hatayı geri almak için standart çubuklarda bulunan geriye doğru kıvrılmış ok tuşuna fare ile tıklayarak veya ctrl+z tuşuna yapılarak alınır.

12 Temmuz 2007

Deney 1-a Birleşik Devrelerde Direnç, Akım Ve Voltaj

DENEY 1-A BİRLEŞİK DEVRELERDE DİRENÇ, AKIM VE VOLTAJ

Deneyin Amacı:

Birleşik devrede direnç, voltaj ve akımın hesaplanması ve ölçülmesi.

Teorik Bilgi:

Direnç kelimesi, genel anlamda, “bir güce karşı olan direnme” olarak tanımlana bilir. Elektrik ve elektronikte direnç, iki ucu arasına gerilim uygulanan bir maddenin akıma karşı gösterdiği direnme özelliğidir. Kısaca; elektrik akımına gösterilen zorluğa DİRENÇ denir. Direnç “R” veya “r” harfi ile gösterilir, birimi ohm ( ) dur.

Direnç Sembolleri:

Eski

Yeni

Sabit Dirençler

Ayarlı Dirençler

Şekil 1.1

Bir “E” gerilim kaynağına “R” direncinden, Şekil 1.1′de gösterilmiş olduğu gibi, bir ” I ” akımı akar. Bu üç değer arasında Ohm kanununa göre şu bağlantı vardır.

E=I.R

Birimleri; E: Volt    I: Amper    R: Ohm  ( )

Bir kısım dirençlerde yalnızca rakam ve harfler bulunur. Rakam direncin değerini, harf ise birimini gösterir. Aşağıda çok kullanılan söz konusu kodlama örnekleri gösterilmiştir.

  

350 ? veya 350R (1K = 1 000 )

3.5 ? veya 3R5 (1M = 1 000 000 )

3.5 K ? veya 3K5 veya 3.5K

3.5 M ? veya 3M5 veya 3.5M

Direnç Türleri:

Dirençler iki gruba ayrılır:

Büyük güçlü dirençler

Küçük güçlü dirençler

 Büyük Güçlü Dirençler;

2W üzerindeki dirençler büyük güçlü direnç grubuna girer.

 Küçük Güçlü Dirençler;

Küçük güçlü dirençlerin sınıflandırılması:

Sabit Dirençler

Ayarlı Dirençler

Termistör (Terminstans)

Foto Direnç (Fotorezistans)

Gerek büyük güçlü olsun, gerekse de küçük güçlü olsun, bütün dirençlerin belirli bir dayanma gücü vardır.

Bir Direncin Harcadığı Güç:

U: Dirençteki gerilim düşümü (Volt)

R: Direncin değeri (Ohm)

I: Geçen akım (Amper)

P: Direncin gücü (Watt)

Direnç Üzerinde Harcanan Güç Üç Şekilde İfade Edilir:

Akım ve gerilim cinsinden: P=U.I ‘dır

Akım ve direnç cinsinden; (ohm kanununa göre): U=I.R ‘dir.

Bu “U” değeri P=U.I ‘da yerine konulursa: P= I2R olur.

Gerilim ve direnç cinsinden; (ohm kanununa göre): I=U/R ‘dir.

Bu “I” değeri, P=U.I ‘da yerine konursa,  P= U2/R olur.

Karbon Dirençler

Karbon direncin yapısı:

Karbon direnç; kömür tozu ile, reçine tozunun eritilmesi ile elde edilir.

Karbon dirençler 1 Ohm ‘dan başlayarak bir kaç mega Ohm ‘a (M ) kadar üretilmektedir.

Başlıca kullanım alanları:

Bütün elektronik devrelerde en çok kullanılan direnç türüdür.

şekil (a)

Şekil (b)

————-

1/2

1/4

1/4

Şekil 1.2- Değişik karbon dirençler

a) Küçük güçlü direncin kesit görüntüsü

b) Değişik güçteki dirençlerin 1/1 görüntüsü

Telli Dirençler

Telli dirençler gerek sabit direnç, gerekse de ayarlanabilen direnç olmak üzere, değişik güçlerde ve omajlar da üretilebilmektedir.

Telli Direncin Yapısı:

Telli dirençlerde, sıcaklıkla direnç değerinin değişmemesi ve dayanıklı olması için, Nikel-Krom, Nikel-Gümüş ve konstantan kullanılır.

Telli dirençler genellikle seramik gövde üzerine iki katlı olarak sarılır. Üzeri neme ve darbeye karşı verniklidir. Yalnızca, Şekil 1.3(b)’de görüldüğü gibi ayarlı dirençte, bir hat boyunca tellerin üzeri kazınır.

10 Ohm ile 100 KOhm arasında 30 W ‘a kadar üretilmektedir.

Şekil 1.3 ‘te değişik telli direnç örnekleri verilmiştir.

Başlıca kullanım alanları:

Telekominikasyon ve kontrol doğrultucularda kullanılır.

Tellerin çift katlı sarılmasıyla endüksiyon etkisi kaldırılabildiğinden yüksek frekans devrelerinde tercih edilir.

Küçük güçlülerde ısınmayla direnci değişmediğinden ölçü aletlerinin ayarında etalon (örnek) direnç kullanılır.

Dezavantajları:

Direnç telinin kopması, çok yer kaplaması ve büyük güçlü olanlarının ısınması gibi dezavantajları vardır.

Film Dirençler

Film kelimesi dilimize İngilizce ‘den geçmiştir. Türkçe karşılığı zar ve şerit anlamına gelmektedir. Şekil 1.4 ‘ten anlaşıldığı gibi direnç şerit şeklinde yalıtkan bir gövde üzerine sarılmıştır. Bu durumu, bir fotoğraf filminin sarılışına benzetebiliriz.

Şekil 1.4 – Film direncin iç görünümü

İki tür film direnç vardır:

İnce film dirençler

Kalın film dirençler

1. İnce Film Dirençler:

İnce film dirençler şu şekilde üretilmektedir; Cam veya seramik silindirik bir çubuk üzerine “Saf Karbon”,”Nikel – Karbon”,”Metal – Cam tozu” karışımı “Metal oksit” gibi değişik direnç sprey şeklinde püskürtülür.

Püskürtülen bu direnç maddesi, çok ince bir elmas uçla veya Lazer ışınıyla Şekil 1.4 ‘te görüldüğü gibi, belirli bir genişlikte, spiral şeklinde kesilerek şerit sargılar haline dönüştürülür.

Şerit sargıdan biri çıkarılarak diğer sargının sarımları arası izole edilir. Şerit genişliği istenilen şekilde ayarlanarak istenilen direnç değeri elde edilir.

2- Kalın Film (Cermet) Dirençler:

Kalın film dirençler, seramik ve metal tozları karıştırılarak yapılır. Seramik ve metal tozu karışımı bir yapıştırıcı ile hamur haline getirildikten sonra, seramik bir gövdeye şerit halinde yapıştırılır fırında yüksek sıcaklıkta pişirilir. Yukarıda açıklanan yöntemle, hem sabit hem de ayarlı direnç yapılmaktadır.

Başlıca kullanım alanları:

Tablo 1.1 ‘de görüldüğü gibi, film dirençler toleransı en küçük olan dirençlerdir. Yani, istenilen değer tam tutturulabilmektedir. Bu nedenle hassas direnç gerektiren elektronik devreler için çok önemli bir dirençtir.

Ayrıca maksimum akımda bile değeri pek değişmemektedir.

Direnç tipi

Karbon direnç

İnce film dirençler

Karbon

Metal

Metal kalın film (cermet) direnç

Telli direnç

Büyüklüğü

10 M22 -

10 M2 -

10 M1 -

10 M86 -

0,25 K01 -

Toleransı

±01%

±5%

±2%

±2%

±5%

Maksimum

gücü

250mW

250mW

500mW

500mW

2,5W

Yükteki

değer

değişimi

%10

%2

%1

%0,5

%1

Maksimum

dayanma

gerilimi

150V

200V

350V

250V

200V

Yalıtkanlık

direnci

109

10¹º

10¹º

10¹º

10¹º

Gerilim sabiti

2000ppm/V

100ppm/V

10ppm/V

10ppm/V

1ppm/V

Çalışabildiği

sıcaklık

aralığı

-40ºC

+105ºC

-40ºC

+125ºC

-55ºC

+150ºC

-55ºC

+150ºC

-55ºC

+185ºC

Sıcaklık

sabiti

±1200 ppm/ºC

-1200 ppm/ºC

±250 ppm/ºC

±100 ppm/ºC

±200ppm/ºC

Gürültüsü

1 kW – 2µV/V,

10 MW – 6µV/V

1µV/V

0,1µV/V

0,1µV/V

0,01µV/V

Lehim

etkisi

%2

%0,5

%0,15

%0,15

%0,05

Tablo 1.1

NOT:

1ppm = 10-6 Ohm başına değişim miktarı.

Sıcaklık sabiti “+” ppm: Isındıkça artan direnç

Sıcaklık sabiti “-”  ppm: Isındıkça azalan direnç Örneğin; saf karbon direncin: Sıcaklık sabiti 1200ppm/ºC olup sıcaklığın her 1 artışında, direnci Ohm başına, 1200ppm=1200*10-6 =0,0012 Ohm azalmaktadır.

Sıcaklık sabiti “±” ppm: ısındıkça artan, 0 ºC ‘nin altında soğutulurken azalan direnç.

Örneğin; Bakırın direnci -234 ‘ta sıfır olmaktadır.

Gerilim sabiti: Dirence uygulanan gerilimin büyüklüğü oranında, direnci yukarıda verilen değer kadar düşmektedir. Örneğin; 150 Ohm ‘luk bir “karbon film dirence” 30V uygulandığında direnci 30*150*10-6=0,45 kadar düşecektir.

DİRENÇ BAĞLANTILARI

Seri Bağlama :

Dirençlerin ardı ardına bağlanmasıdır. Böyle bir bağlantıda toplam direnç artar.

RT = R1 + R2 V1 = I.R1

VT = V1 + V2 V2 = I.R2

Amaç :

Dirençler iki amaçla seri bağlanırlar.

Sistemdeki bir devrenin direncinin artırılmasına gerek duyulduğunda, yukarıdaki eşitlikler dikkate alınarak, mevcut dirence başka dirençler seri bağlanır.

Sisteme bağlanması gereken değerde tek bir direnç temin edilemezse, yukarıdaki formüller göz önünde bulundurularak birden çok direnç seri bağlanır.

Paralel Bağlama :

Dirençlerin birer uçlarının ayrı ayrı birbirlerine bağlanmasıdır. Böyle bağlantıda, toplam direnç azalır.

   1   =    1   +   1        VT = V1 = V2

RT      R1       R2

Amaç:

Paralel bağlamada amaçlar, seri bağlamadakinin benzeridir. Tek fark, dirençler paralel bağlandığında, toplam direncin azalmasıdır.

Seri – Paralel (Karışık) Bağlama :

Seri ve paralel bağlamadaki amaç ve özelliklerin bir araya getirilmiş halidir.

  

RT = (R1+R4)+( R3 x R4 )

( R3 + R4 )

VT = V1 + V2 + V3

IT = I1 + I2 + I3

Yukarda, birbirine seri bağlı iki dirence, birbirine paralel bağlı diğer iki direncin, tekrar seri bağlanmış durumu görülmektedir

DENEY1.B THEVENIN TEOREMİ

Deneyin Amacı:

Verilen bir kompleks devreyi basitleştirmek için Thevenin teoreminin kullanılması ve bu teoremin doğruluğunun ölçümle ispatlanması.

Teorik Bilgi:

Leon Thevenin (1857 – 1926) bir Fransız fizikçisidir. 1883′de adı ile  anılan teoremi ortaya atmıştır.

Buna göre:

“Doğrusal direnç ve kaynaklardan oluşan bir devre, herhangi iki  noktasına göre bir gerilim kaynağı ve ona seri bağlı bir direnç haline dönüştürülebilir”

Elde edilen devreye “Thevenin”in eşdeğer devresi denir. Bu teoremin bize ne faydası vardır? Faydası şudur:

Devrenin herhangi bir kolundan geçen akımı, diğer kollardan geçen akımı hesaplamadan bulabiliriz.

Örnek: Aşağıdaki gibi bir devremiz olsun.

Devre no 1

R2 ve R3 3 Ohm R1 ve R4 2 Ohm olsun.V1 gerilim kaynağı 120 Volt , V2 gerilim kaynağı zıt yönde 80 V olsun. Rx direnci 17.5 Ohm ise  bu dirençten ne kadar akım geçer?

Bu devreyi “Thevenin” kuralına göre bir gerilim kaynağı ve buna seri  bağlı bir Ro direnci haline getirebiliriz.Bunun için Rx direncinin uçlarındaki gerilimi ve bu gerilime seri direnci bulmamız gerekir.

Thevenin’in Eşdeğeri

Devre no 1 de Rx direnci yokken Rx direnci uçlarındaki gerilim Vo gerilimidir. V1 -  V2 =120 – 80 = 40 volt kaynak gerilimi  R1, R2, R3, R4 dirençleri  üzerinden akar.Ohm kanununa göre V = I x R  olduğu için,  40 V  = 10 Ohm  x  İ  amper olur buradan İ = 4 amper bulunur.

R3 ve R1 dirençlerinde aynı formülden:

V = 4 x (3+2) = 20 volt düşer ve 120 – 20 = 100 Volt gerilim Rx  uçlarında kalır. Bu Eşdeğer devrenin Vo voltajıdır. Rx uçlarından görülen  eşdeğer Ro direnci ise iki paralel bağlı (3+2) Ohmluk dirence eştir. Ro = 2.5 Ohm olur. Eşdeğer devrede Vo = 100 Volt  Ro = 2.5 Ohm  ve üzerinden geçen akımı bilmek istediğimiz Rx direnci ise 17.5 Ohm olduğu için;

V = İ x R den

100 = İ x ( 17.5 + 2.5)

İ = 100/20 =5 amper olur.

Özetle:

Thevenin eşdeğer devresini bulmak için;

1-) Gerilim kaynakları kısa devre sayılır,istenen noktayı gören direnç  eşdeğer dirençtir.

2-) Devre akımı hesaplanır ve bu akıma göre Rx uçlarındaki voltaj bulunur.  Bu eşdeğer kaynak gerilimidir.

Deney Ölçüm ve Sonuçları:

BİRLEŞİK DEVRELERDE DİRENÇ, AKIM VE VOLTAJ

R2 R3

R1 1K 1K R5

R4

2K2 2K2

100

Şekil 3

Şekil 3 için;

R2,3 = R2 + R3 = 1K + 1K = 2K R2 ve R3 seri bağlı

1/R2,3,4 = 1/ R2,3 + 1/R4 = 1/2 + 1/0,1= 0,095238 K R2,3 ve R4 paralel bağlı

Reş. = R2,3,4 + R1 + R5 = 0,095238 + 2,2 + 2,2 = 4,495238 K

Reş. Hesaplanan ( K )

Reş. Ölçülen ( K )

4,495238

4,472

R2 R3

R1 1K 1K R6

R4 R5

1K 1K

1K 1K

12 V

Şekil 4

Şekil 4 için;

R2,3 = R2 + R3 = 1 + 1 = 2 K R2 , R3 Seri Bağlı

R4,5 = R4 + R5 = 1 + 1 = 2 K R4 , R5 Seri Bağlı

1/R2,3,4,5 = 1/ R2,3 + 1/R4,5 = 1K R2,3 , R4,5 Paralel Bağlı

Reş = R2,3,4,5 + R1 + R6 = 3K R2,3,4,5 ,R1 ,R6 Seri Bağlı

V = I.Reş. I = V/ Reş. I = 12/3 = 4 mA

Direnç S.

IT (hesaplanan)

IT (ölçülen)

R1

3,8

R2

1,93

R3

1,93

R4

1,96

R5

1,96

R6

3,8

Devrede paralel iki koldaki dirençler eşit olduğu için akım eşit olarak paylaşılır.

R4

1K

R1 R2 R3 R5

1K 1K 1K 1K

R6

1K

12 V

Şekil 5

1/R4,5,6 = 1/ R4 + 1/R5 + 1/R6 = 0,333 K R2,3 , R4,5 Paralel Bağlı

Reş. = R4,5,6 + R1 + R2 + R3 = 3,333 K R3 ,R2 ,R1,R4,5,6 Seri Bağlı

V = I.Reş. I = V/ Reş. I = 12/3,333 = 3,6 mA

Direnç S.

IT (hesaplanan)

IT (ölçülen)

R1

3,6

3,53

R2

3,6

3,53

R3

3,6

3,53

R4

1,2

1,131

R5

1,2

1,139

R6

1,2

1,131

Devrede paralel üç koldaki dirençler eşit olduğu için akım eşit olarak paylaşılır.

R2

R1 1K R4

1K R3 1K

1K

12 V

Şekil 6

1/R2,3 = 1/ R2 + 1/R3 = 0,5K R2 , R3 Paralel Bağlı

Reş. = R2,3 + R1 + R4 = 2,5 K R2,3 ,R1,R4 Seri Bağlı

V = I.Reş. I = V/ Reş. I = 12/2,5 = 4,8 mA

Direnç S.

V (volt) (hesaplanan)

V (volt) (ölçülen)

R1

4,8

4,786

R2

2,4

2,401

R3

2,4

2,401

R4

4,8

4,795

Devrede paralel iki koldaki dirençler eşit olduğu için potansiyel farkı eşit olarak paylaşılır.

THEVENIN TEOREMİ

R1 R2

1K 1K

VT A R1 A R2

12V B

VTH = [R2 / (R1+R2)] X VT 1/ RTH = 1/R1 + 1/R2

VTH = 6 V RTH = 500 ohm

Ölçülen VTH = 5,95 V Ölçülen RTH = 507,1 ohm

R1 R2

1K 1K

12 V RL 500?

1/R2,L = 1/ R2 + 1/RL = 0,333K R2 , RL Paralel Bağlı

Reş. = R2,L + R1 = 1,333K R2,L ,R1 Seri Bağlı

V = I.Reş. I = V/ Reş. I = 12/1,33 = 9,0022 Ma

V1 = I.R1 = 9,0022 V.

VAB = V2 = 12 – 9,0022 = 2,9978V (Paralel iki koldaki potansiyel farkı eşittir.)

Ölçülen VAB = 2,976 V

Yorum:

Deneyimizde amacımız teorik olarak hesapladığımız birleşik devrelerdeki direnç, voltaj ve akım gibi devre parametrelerinin ölçülmesi ve THEVENIN TEOREMİNİN doğruluğunu ispatlanmasıydı.

İlk önce deney föyünde verilmiş birleşik devrelerdeki istenilen devre parametrelerini teorik olarak hesapladık. Hesapladığımız bu parametreleri dijital multimetre yardımıyla ölçtük. Deneyimizin ikinci kısmında ise deney föyünde verilmiş kompleks bir devreyi THEVENIN TEOREMİ’ne göre devre parametrelerini hesapladık. Hesapladığımız bu devre parametrelerini dijital multimetre yardımıyla ölçtük.

Teorik olarak bulduğumuz sonuçlarla ölçüm sonucu bulduğumuz sonuçlar birbirlerine çok yakın çıktı. Bu sonuç bizlere deneyimizi doğru yaptığımızı ve THEVENIN TEOREMİNİN doğruluğunu ispatladığımızı gösterdi. Sonuçlar arasındaki fark ise; dirençlerin toleransının olması, dirençlerin ısınması ,devreye verilen potansiyel farkın tam olarak 12V olmaması devre parametreleri arasındaki tellerinde bir özdirencinin varolması gibi sebeplerden ötürü bu farklar meydana gelmiştir.

12 Temmuz 2007

Radyoaktivite

RADYOAKTİVİTE

Radyoaktiflik, 1896’ da Fransız Kimyacısı Henri Becquerel tarafından bulunmuştur. Becquerel ile Curie’ler, Jotiot, Saddly, Rutherford gibi kimyacıların araştırmaları; bazı ağır kimyasal elementlerin kararlı olmadıklarını ve ışıma yaptıklarını ortaya koydu. Işınım yapan bu maddelerin atom çekirdeklerinin kararsız oldukları görüldü. Atom numarası küçük olan elementlerin proton sayıları ile nötron sayıları oranı yaklaşık birdir (n/p=1). Atom numarası (z) 20’ nin üstünde olan elementlerde nötron/proton oranı gittikçe artar ve çekirdek kararsız hale gelir. Z=83’ den yukarıdaki elementlerin hepsi kararsız yapıdadır. Kararlı hale gelebilmek için bu elementler bazı ışımalar yaparak başka elementlere dönüşürler. İlk kez rastlanan bu olaya “radyoaktiflik” , değişme sürecine de “radyoaktif bozunma” adı verilir. Radyoaktif maddeler üç çeşit ışın yayarlar. Bunlar alfa, beta ve gama ışınlarıdır.

Bozunma Çeşitleri

1) Alfa Bozunması: kararlı olması ağırlığı nedeniyle olanaksız duruma gelen bir çekirdekten iki proton ve iki nötrondan oluşan bir alfa taneciği atılır.Böylece çekirdek kütle numarasından dört, atom numarasından iki birim kaybeder. Başka bir değişle periyodik cetvelde iki basamak aşağı iner. Yapısal olarak bir alfa parçacığı helyum çekirdeğine benzer.

238 234 4 210 206 4

U® Th + He(a) Po® Pb + He(a)

92 90 2 84 82 2

Alfa bozunması, en ağır doğal elementlerde (Uranyum, Polanyum,Radyum) görülen ortak özelliktir. Ama doğrudan kararlı çekirdek oluşturmaz.

Beta Bozunması : Çok nötronlu bir çekirdekte, çekirdekten çıkan bir nötron, bir protonla bir elektrona dönüşür. Bu biçimde çıkan elektrona “beta parçacığı” denir. Bu durumda beta bozunmasına uğrayan atomun kütle numarası değişmezken , atom numarası bir birim artar.

n° ® p¯ + e ¯ 3 3 0

H ® He + e

1 2 -1

234 234 0

Th ® Pa + e

90 91 -1

Gama Bozunması : Genelde gama bozulması yalnız başına gelmez, diğer radyoaktif bozunmalara eşlik eder. Gama ışınları çok yüksek enerjili, kısa dalga boylu maddeden geçerken enerjisini yitirir. Radyoaktif bozunma sonucu oluşan yeni çekirdek üzerindeki fazla enerjiyi gama ışıması şeklinde dışarı vererek daha yüksek enerjili duruma geçer.

240 236 4

Pu ® U + He

94 92 2

236 236

U ® U + g

92 92

Pozitiron Bozunması: Pozitron bozunmasına uğrayan bir atomda, bir nötronun protona dönştüğü ve bu esnada özellikleri elektrona benzeyen fakat +1 yüklü olan pozitron oluştuğu kabul edilir. Pozitron bozunması sonucunda kütle numarası değişmez, atom numarası bir birim azalır.

122 122 0

I ® Te + e

53 52 +1

Nötron Bozunması: Nötron bozunması sonucu yeni bir element oluşmaz, ancak bozunmaya uğrayan atomun izotopu meydana gelir.

87 86 1

Kr ® Kr + n

36 36 0

6) Elektron Yakalama: Çok protonlu bir çekirdek, aynı atomun iç yörüngelerinin birinden bir elektron alarak, bir protonu nötrona çevirir ve X ışını salıp, periyodik çizelgede bir birim alta iner. Bu olaya “elektron yakalama” denir.

RADYOAKTİF BOZUNMA BAĞINTISI

Bozunma sonunda kararlı S atomuna dönüşen P radyoaktif elementi için meydana gelen bozunma olayı, aşağıdaki şekilde yazılır.

32 32

P ® S + b¯

16 16

Burada görüldüğü gibi kararsız atom bir b parçacığı yayınlayarak kararlı olan atoma dönüşmüştür.

Bir bozunma olayı genel olarak aşağıdaki şekilde ifade edilir.

A atomu ® B atomu + radyasyon

N sayıda radyoaktif atom olduğu kabul edilirse, dT zaman aralığında dN kadar atom bozulmaya uğrayacaktır. Bir radyoaktif elementin birim zamanda bozulan atom sayısına o atomun aktivitesi denir. Bozunan dN atom, başlangıçtaki N radyoaktif atom sayısı, geçen dT zaman ve bozulma sabiti, l ile orantılı olacaktır.

dN = – l . N dT (1.1)

Burada (-) işareti dT’ nin artışıyla N’in azalışını gösterir. (1.1) bapıntısı RADYOAKTİF BOZUNMA TEMEL BAĞINTISIDIR. Parçalanma sabiti, her Radyoaktif element için o elemente ait bir sabit olup zamana bağlı değildir. Bu, belirli bir kararsız atomlar grubunda bozulmamış bir atomun aynı bozunma şansına sahip olduğu anlamına gelir, yani radyoaktif atomların bozunma şansı daima sabittir. (1.1) bağıntısından,

l = dN/N dT (1.2)

elde edilir. dT =1 alınırsa (1.2) bağıntısından l = dN/N elde edilir ki bu da bozunma saatinin birim zamanda bozunan atomlarının sayısının, kararsız atomların sayısına bölümü olduğunu gösterir.

Bozunmamış radyoaktif atomların sayısını (1.1) bağıntısının integrali verir. T= 0 anında (başlangıç) No radyoaktif atom olduğu t zaman sonra N radyoaktif atom olduğu kabul edilirse, (1.1) bağıntısının integrali,

N=n T=t

ò dN/N = ò -l dT

N=no T=0

şeklinde yazılır ve buradan aşağıdaki ifade elde edilir:

-lt -lt

n/no = e n=no e

Bu ifade ise radyoaktif atomların sayısının eksponansiyel olarak azaldığını gösterir.

no® t=0 (başlangıç) anında bozunmamış madde miktarı,

n® t=t anında bozunmamış madde miktarı,

l® kaynakta her bir atomun birim zamanda bozunmaya uğrama olasılığı.

YARI ÖMÜR

Radyoaktif maddenin yarı ömür terimi; aktivite veya radyoaktif atomların sayısının yarıya düşmesi için gerekli olan zamanı anlatır.

T yerine T½ ve n yerine no/2 değeri konulursa;

-lT½

no/2 = no e

-lT½

½ = e ? l T½ = ln2

l = 0.693/T½ (1.3) elde edilir.

Bu bağıntı (1.1)bağıntısında yerine konulursa;

-0.693/T½ . t

N = no e

Radyoaktif seriler

Tüm doğal oluşumlu radyoaktif atomlar üç seride toplanır.

9 238

Uranyum serisi; yarı ömrü 4.51x 10 sene olan U ile yaratılırlar. Alfa ve beta parçacıklarının yayınımını içerir. Gama ışınlarıda bu dönüşümlerin sonucu olarak ayrıca oluşur.

235 10

Aktinyum serisi U den başlar.Yarı ömürleri 7.13×10 senedir.

232 10

Throrium serisi; Th ile başlar.Yarı ömürleri 1.39×10 senedir.

Tüm seriler kurşunun kararlı izotoplarında son bulur.

RADYASYON VE ENERJİ

Enerjinin boşlukta yayılabilen bir türü de radyasyondur. Parçacık (partikül) radyasyonu ve elektromanyetik dalga radyasyonu (x ışını, g ışını gibi fotonlar) olmak üzere iki grupta incelenebilir.

Parçacık radyasyonu (elektron, proton, nötron, alfa ışını) parçacığın kütlesi ve hızı (kinetik enerjisi) ile belirlenir.Nükleer parçacıkların elektrik alanda hızlandırılmaları sonucu kazandıkları enerji , genellikle “elektron volt=(eV)” birimi ile ifade edilir. 1 eV, bir elektron yükü taşıyan parçacığın bir voltluk potansiyelle hızlandırılması sureti ile kazandığı enerji miktarıdır.

-19

1 eV, erg cinsinden (1.6×10 J gibi) çok küçük bir değer taşıdığı için pratikte bunun 1000 katı olan kilo elektron volt (keV) veya daha büyük olarak 1keV’un 1000 katı olan milyon elektron volt (MeV) birimleri kullanılır.

Bir elektronun kütle enerjisi Einstein’in E=mc formülü (E:Enerji, m:kütle,c:ışık hızı) ile 8.1×10 erg veya 0.51 Mev olarak hesaplanır. Bir MeV ise 1mg kütleyi sadece bir milyonda biri kadar yüksekliğe kaldırabilen enerji miktarıdır.

RADYASYON KAYNAKLARI

Doğal radyasyon kaynakları:

Kozmik ışınlar ve dünya kabuğunda havada ve suda tabi olarak bulunan radyoaktif izotoplar

Vücudun tabi bileşenlerinden olan radyoizotoplar (K-40 ve C-14 gibi)

Yapay radyasyon kaynakları:

Elektron, nötron, proton gibi parçacıkların hızlandırılması ile elde edilen radyasyonlar (x ışını tüplari ve betatron, siklotron gibi yüksek enerjili parçacık hızlandırıcı cihazlar.)

Yapay izotoplar:

Kanser tedavisinde yaygın olarak kullanılan radyoizotoplar:

Co-60 (kobalt): Eksternal radyoterapide kullanılır.

Cs-137 (sezyum): Brakiterapide kullanılır.

Sr-90 (stronsiyum): Kontak ışınlama için kullanılır.

İr-192: İnterstisyel implantasyon ve intralüminal brakiterapide kullanılır.

Ra-226: Brakiterapide kullanımı terk edilmiştir.

İ-131: Up-take yapan tiroid kanserinde sistemik yoldan uygulanır.

ELEKTROMANYETİK RADYASYONLAR

X ve gama ışınları elektromanyetik ışınlardır. Bu ışınlar özellikleri bakımından aynıdır aralarındaki tek fark meydana gelişleridir. X ışınları, çekirdek dışında bulunan elektronlar tarafından meydana gelir Gama ışınları ise atom çekirdeğinin içinde oluşur. X ve gama ışınları iki önemli özelliğe sahiptirler. Bunlardan birincisi, bu radyasyonların uzayda dalga hareketi ile yayılmalarıdır. Bu dalgalar herzaman ışık hızında hareket ederler.

C=l.n

X ve gama ışınlarının ikinci bir özelliği de, herikisi de foton adı verilen enerji paketlerinden oluşmuş olmalarıdır. Herbir fotonun taşıdığı enerji E=hn’dür.

E fotonun enerjisi, h planck sabiti (=6.625×10 joule/s) ve n frekanstır.

A) Gama ışınları:

Gama ışınları kısa dalga boylu elektromanyetik radyasyonlardır. Gama radyasyonu, alfa ve beta yayınımı takibgen türev çekirdek tarafından olur. Radyoaktif çekirdekten Alfa ve Beta ışınları yayınlandıktan sonra türev çekirdek uyarılmış halde bulunur. Bu çekirdekte aşırı bir enerji vardır. Çekirdek normal haline geçerken bu aşırı enerjiyi kaybetmesi, çekirdekten bir parçacığın fırlaması şeklinde olmazsa buna İZOMERİK GEÇİŞ denir. Bu sırada bir gama ışını yayınlar.

Yüksek enerjili gama ışınları birkaç santimetre kalınlığındaki kurşundan geçerler. Yüksüz olduklarından elektrik ve manyetik alanlardan etkilenmezler. İyonlaştırıcı özelliğe sahiptirler.

B)Ultraviyole Işınlar :

Diğer bir elektromanyetik radyasyonda ultraviyole radyasyonudur. Bu radyasyon da, en kısa dalga boylu yani en yüksek enerjili bir radyasyondur. Bu radyasyon ancak bir tek atomda iyonlaşmaya yol açabilir. Yani ultraviyole fotonun ancak bir tek primer iyonlaşma yapabilir.

C)X-Işınları:

X-ışınları 1895 yılında Alman Fizikçi Wilhem Canrat Röntgen tarafından

bulunmuştur. X-ışını tüpü, yüksek vakumla havası boşaltılmış cam kılıftan oluşur. Bir ucunda katot diğer ucunda anot bulunur. Bunların herikisi de tüp içinde lehimle sımsıkı mühürlenmiştir.

Katot, ısıtıldığında elektron salan tungsten materyalinden yapılmış bir flamadan ve bu flamaya gerekli akımı sağlayacak negatif odaklayıcı bir kaptan oluşmuştur. Katot kabının görevi flamadan çıkacak elektronları, anoda doğru yönelterek hedefte belirtilen alan ve odak noktaya çarpmalarını sağlamaktır. Odak noktasının büyüklüğü flamanın büyüklüğüne bağlıdır. Flamanın tungstenden seçilmesinin nedeni, yüksek erime noktasına sahip olmasıdır.

Anot ise kalın bir çubuktur ve bu çubuğun sonunda küçük bir tungsten bir hedef bulunur. Hedefin tungsten seçilmesinde temel kriterler; yüksek atom numarasına ve yüksek erime noktasına sahip olmasıdır. Çünkü X- ışını oluşumu olasılığı atom numarasına bağlıdır. Bununla birlikte erime sıcaklığının yüksek bir değer (3370 derece) olması elektronlarla bombardıman edildiğinde oluşacak sıcaklıktan daha az etkilenmesi bakımından da iyi bir seçimdir. Elektronların hedefe çarpması sonucunda anot ısınır, ısının etkin bir şekilde tekrar normale döndürülmesi için çeşitli anot dizaynları vardır.

Anot ve katot arasına yüksek gerilim uygulandığında katottaki flamadan elektron yayınlanır. Bu elektronlar yüksek gerilim altında anota doğru hızlandırılır ve hedefe çarpmadan önce yüksek hızlara ulaşır. X- ışını bu hızlı elektronların hedefe çarptığında tungstenin çekirdeğinin itme kuvvetinden dolayı ani şekilde yön değiştirmesi ya da ivmelenmesinden dolayı oluşur.

Işınlarını özellikleri:

X- ışınları elektromanyetik dalgalardır.

Gözle görülmezler.

Işık hızında yayılırlar.

Yüksüz olduklarından elektrik ve manyetik alanlarda sapmazlar.

İyonlaşma yaparlar.

Fotoğraf filmlerini etkilerler

X – ışını oluşumunda iki ayrı olay arastlanır.

1)Bremstrahlung (frenleme) X- ışını

Bremstrahlung işlemi yüksek hızlı elektronlarla atom çekirdeği arasındaki çarpışmada ya da etkileşme sonucunda ortaya çıkar. Yüksek hızlı elektron hedef çekirdeğinin yanından geçerken, coulomb itme kuvvetinin etkisiyle yolundan sapabilir ve enerji kaybeder. Kaybedilen bu enerji boşluğa elektromanyetik alan tarafından yayılır. De Broglie dalga modeline göre elektron kendini eşlik eden elektromanyetik dalga ile çekirdeğin çevresinden geçer ve aniden saçılarak farklı bir yönde ivmelenir. Bu olaylar sonucunda enerjisinin bir kısmını ya da tamamını kaybeder ve bu enerji elektromanyetik radyasyon olarak boşluğa yayılır. Elektron tungsten hedef içinde bir veya birden fazla bremstrahlung etkileşmesine uğrayıp, enerjisini kısmen ya da tamamen yitirir. Dolayısıyla bremstrahlung fotonunun yayılma yönü hedefe düşen elektronların, yönüne bağlıdır. Bu etkileşme sonucu oluşan X- ışınları spektrumu süreklidir.

2) Karakteristik X ışınları

Elektronlar hedefe çarptıklarında ayrıca karakteristik X ışınlarıda oluştururlar.

Elektronlar hedefteki atomun yörünge elektronlarıyla etkileşip bu elektronları atomdan ayırarak atomun iyonlaşmasına neden olurlar. Çarpan elektron, atomu Eo – DE enerjisi ile terk eder DE enerjisini yörüngeden elektron koparmak için harcar. Bu arada kopan elektronun yerinde bir elektron boşluğu oluşur. Daha yukarıdaki yörüngelerden bir elektron, daha kararlı hale gelmek için alt yörüngedeki boşluğa geçer. Bu geçiş sırasında enerjisiyle orantılı olarak bir ışıma yapar.

Işını Spektrumu

ışını makinalarında üretilen X fotonlarının enerjisi homojen değildir.X- ışını

spektrumu bremstrahlung X-ışınlarının oluşturduğu sürekli enerji spektrumlarıyla bunun üstüne binmiş karakteristik X- ışınlarının oluşturduğu kesikli enerji spektrumunun toplamıdır.

Filitrasyon işlemi yapılarak spektrum düşük enerjili bileşenleri emilerek, tek dalgaboylu enerjili fotonlarda oluşan daha homojen bir X-ışını demeti elde edilir.

RADYOBİYOLOJİ

İyonlayıcı radyasyonlar, parçacıklardan veya fotonlardan oluşan bir elektromanyetik dalga yayılımıdır ve enerji seviyeli (frekansları) birbirinden farklıdır. İçinden geçtikleri maddelerde iyon çiftleri oluşturma özellikleri vardır ve bu iyon çiftleri (bilhassa su molekülünün hidroksil OH köklerine ayrışması) moleküler seviyede canlı dokular için tahrip edici özellikleri vardır. Hücre içi metabolizma bozuklukları ve hücre zarı bir takım tahribatlar yanında en önemli etki, hücrenin canlılığını ve bölünerek çoğalması kontrollü bir şekilde temin eden hücre çekirdeğinde, yani kromozomlarda meydana gelir.

İyonlayıcı radyasyonlar bu etkileri ile tıp ve biyolojide önemli uygulama alanları bulmuşlardır. Radyoterapi ve nükleer tıpta kanser tedavisi için kullanılan bu iyonlayıcı radyasyonlarda seçici olarak tümör hücreleri tahrip edilirken, sağlam dokuların zarar görmesi mümkün olduğu kadar azaltılmalıdır.

İyonize radyasyonun canlı üzerine etkisi(Biyolojik etkiler zinciri) 4 kademede gelişir:

1)Fiziksel Kademe(ışınlama): İyonlaşma ve uyarılmalar olur. (10-16 sn de)

2)Fiziko-Kimyasal Kademe: Kimyasal bozukluklar gelişir radikaller oluşur. (10-6 sn de)

3)Kimyasal Kademe: Biyo-moleküler bozuklıklar gelişir. Saniye ve saatler sonra belirginleşir.

4)Biyolojik Kademe: Hücre ve doku ölümleri oluşur. Saatler ve yıllar sonra belirginleşir.

Bu kademeler iyonize radyasyonun indirekt etki yolunu gösterir. Direkt etki yolu ise iyonize radyasyonun moleküllerden kopması ve kırılmalar göstermesidir. Örn: DNA kopması direkt etkidir.

İyonize radyasyon ile kanser hücre ölümünde biz en çok indirekt etkiden yararlanırız. Bu oran %80-90 dır. CA hücrelerin ölümü az bir kısmı radyasyonun direkt etkisi ile olur. İyonize radyasyonun etkisi özellikle mitozda, mitoza hazırlık safhasında çok fazladır.1 mm3 de 108–109 kanser hücresi vardır.

Tıpta kanser tedavisinde kullanılan iyonlayıcı radyasyonlar 50-400 keV ile 1.25-25 MeV seviyeleri arasındadır ve 2 yöntemle elde edilir.

Yapay ya da doğal radyoaktif maddelerin atom çekirdek bozunması sayesinde elde edilen elektronlar, alfa, beta ışınları ve en önemlisi Co-60 ve Cs-137 gibi radyoaktif elementlerden elde edilen g ışınları.

Nötron, proton, ağır iyonlar ve yaygın olarak kullanılan elektron hızlandırıcıları ile elde edilen yüksek enerjili parçacık ışınları ve en önemlisi hızlandırılan elektronların, tungsten gibi atom ağırlığı yüksek plakalara çarptırılması ile elde edilen yüksek enerjili X-ışınları.

FİZİKSEL ETKİLEŞİM

Yüklü parçacıklar (elektron, proton, ağır iyonlar) hızla ortam içinde geçerken, yakınından geçtikleri elektronlarla etkileşime girer ve iyonizasyon – eksitasyon (iyonlaşma-uyarma) meydana getirirler.Nötron yüksüz bir partiküldür, foton ise (g,X ışını) yüksüz olduğu gibi parçacık içermeyen bir elektromanyetik dalgalardır. Ancak bunlarda geçtikleri ortamda aynı fiziksel olaylara(iyonlaşmaya) neden olurlar.Ortamöda ilerlerken fotonlar elektronlarla, nötronlar protonlarla etkileşerek onları harekete geçirirler, bu yükü parçacıkların birbirini itmesi, zıt yüklü parçacıkların birbirini çekmesi sonucunda iyon çiftleri meydana gelir.

1)Elektron Madde Etkileşimi

Primer veya sekonder elektronlar hızla içinden geçtikleri kinetik enerjilerini şu şekilde aktarırlar.

Elektron çarpışması sonucu maddeye enerji transferi gerçekleşir.(Bu olay ikinci olaya nazaran hakim olan olaydır ve ortamda meydana gelen değişikliklerden büyük oranda sorumludur)

Elektron çekirdek yanından geçerken frenleme sonucu X-ışınları meydana gelmesi

2)Ağır Parçacık-Madde Etkileşimi

Proton, ağır iyon gibi kütlesi nispeten büyük olan parçacıklar elektron gibi elektrik yük taşırlar.Yüksüz olan nötronlar ise ortamda ilerlerken çekirdek ile çarpışarak proton ve elektron serbestleştirirler.(özellikle hidrojen içeren su atomlarında) Bu sekonder protonlar ve elektronlar biyolojik etkilerden sorumludur.

3) Foton- Madde Etkileşimi

Gelen foton ortamdaki elektronlarla etkileşime girer.Bu etkiler, elektromanyetik dalga ile elektron etrafındaki elektrik alan içinde, ancak çok kısa mesafelerde meydana gelen şu fizik kuvvetleridir.

Compton Olayı: Yüksek enerjili tedavide hakim olan olaydır.Gelen foton, enerjisinin bir kısmını ortamdan koparttığı bir elektrona (compton elektronu) verir ve enerjisi azalmış ve yönü değişmiş olarak yoluna devam eder. Gelen fotonun enerjisi ne kadar yüksekse, compton olayının kinetik enerjisi de o kadar yüksek olur.

Fotoelektrik Olay : Compton olayından sonra ikinci önemli ve hakim olan olaydır.Gelen foton tüm enerjisini iç yörüngelerden koparttığı bir elektrona aktarır.(Fotoelektron). Elektronu kopan atom içinde elektron yörüngelerinde enerji seviyelerinde meydana gelen yeni düzenleme ile düşük enerjili yeni bir foton ve/veya bir elektron yayımı oluşur.

Radyoterapide meydana gelen daha az önemli diğer 3 olay şunlardır;

Gelen fotonun yön değiştirmesi

Çift oluşumu: Düşük enerji seviyesindeki (1.02MeV) bir foton atom çekirdeği yanındaki yoğun elektrik alanında enerjisini tüketir ve bu enerjinin maddeye dönüşmesi zıt yüklü ve 0.51 MeV enerjili iki elektronun oluşması şeklinde olur. (Negatron, Pozitron) Ancak bu parçacıklar hemen karşı parçacıklar ile birleşerek yok olur ve enerjileri, birbirine zıt yönde ilerleyen iki foton doğmasına neden olur.Yok olma (anhilasyon) fotonları adını alan bu fotonların enerji seviyeleri de 0.51 MeV’ dir.

Çekirdek Radyasyonu: Çok yüksek enerjili X-ışınlarının çekirdeğe isabet etmesi durumunda tüm enerjisi çekirdeğe aktarılır ve çekirdekten bir nötron fırlatılmasına ve kalan çekirdeğin genellikle radyoaktif olan bir izotopa dönüşmesine neden olur.(Yapay izotoplar)

RADYASYON ÖLÇÜM BİRİMLERİ

İyonlaştırıcı radyasyonlarla yapılan çalışmalarda sonuca ulaşabilmek ve oluşacak zararlı biyolojik etkileri belirleyebilmek için radyasyon miktarının bilinmesi gereklidir. Bu amaçla radyasyon ölçecek bir takım birimlerin tanımlanması gereksinimi vardır.

Radyasyonun ölçülmesinde ilk zamanlarda tanımlanan birimler senslerle birlikte büyük değişikliklere uğramış hatta bunlardan bir kısmı (örneğin PASTİL birimi) tamamen terk edilerek yerlerine yeni birimler getirilmiştir. Daha sonra Uluslararası Radyasyon .Bilimleri Komitesi (ICRU) kullanılan birimleri yeniden inceleyerek aktivite, ışınlama, absorblanmış(soğrulmuş) doz ve doz eşdeğeri için özel birimler tanımlamıştır. Bunlar sırasıyla Curie(Ci), Röntgen(R), Rad ve Rem’dir. Halen kullanılmakta olan bu birimler bugün yavaş yavaş uygulamadan kalkmaktadır. Buna neden, Uluslararası Ölçüler ve Ağırlıklar Bürosu (BIPM) ile Uluslararası Ölçüler ve Ağırlıklar Komitesi (CIPM)’ nin bütün dünyada kullanılan birimlerin aynın olması gereğini vurgulayarak MKS sistemini esas alan “Uluslararası Birimler Sistemi’’ ni (İnternatıonal Sistem of Unıt-SI) 1970’li kabul ve ilan etmesidir. Bu kabule göre SI birimlerinin yanı sıra eşdeğeri özel radyasyon birimlerinin belirlenmesinden sonra ise tek başına yazılmaları kararı alınmıştır.

Sağlık Fiziği’nde kullanılan birimler aşağıda açıklanmıştır. Bunlar:

Aktivite Birimi(A) : Birim zamanda(t) kendiliğinden oluşan çekirdek çözünmesidir. A=N/t

Özel birim : Curie(Ci)

SI birimi : Becquerel(Bq)

Curie  : Bir saniyede 3,7*1010 parçalanma veren radyoaktif madde miktarının aktivitesidir.

Bequerel : Bir saniyade bir parçalanma veren radyoaktif madde miktarıdır.

1 Ci = 3,7*1010 Bq

1 Bq = 2,7*10-11 Ci

Işınlama (Exposure) Birimi (X) : Fotonlar tarafından havada oluşturulaniyonizasyon miktarıdır. Yani havanın birim kütlesi başına fotonlar tarafından açığa çıkarılan bütün elektronlar havada tamamen durdurulduğunda havada oluşan aynı işaretli iyonların toplam yükün mutlak değeridir. X=dQ/dm

Özel birim : Röntgen(R)

SI Birimi :Coulomb/kg Özel bir ad konmamış. (C/kg)

Röntgen : Normal hava şartlarında (00 derecede 760 mmHg basıncında) havanın 1 kg ‘ında 2,58*10-4 Coulomb’luk elektirik yükü değerinde +ve – iyonlar oluşturan foton radyasyonu miktarıdır.

C /Kg : Normal hava şartlarında havanın 1kg’ında 1 Coulomb’luk elektrik yükü değerinde + ve – iyonlar oluşturan foton radyasyonu miktarıdır.

1R = 2,58*10-4 C/Kg

1 C/Kg = 3876 R

Işınlama Doz Şiddeti(X/t) : Birim zamanda ortaya çıkan ışınlama dozudur.Birimi (R/s) dir. Radyasyon korunmasında bu birim saniye yerine saat (h) olarak gösterilmektedir.

Absorblanmış Doz(D) : Birim kütleye verilen enerji miktarıdır. D=dE/dm

Özel birim: rad(radiation absorbed dose)

SI birimi: Gray(Gy)

Röntgen fotonlar için tanımlandığından başka radyasyonlar için kullanılamaz. Halbuki fotonlardan başka alfa, beta, nötron, proton vs gibi parçacık radyasyonlarda geçtikleri ortama , ortamın özelliğine bağlı olarak enerji verirler.Bu nedenle radyasyon cinsinden , enerjisinden ve soğurucu ortamın özelliğinden bağımsız yeni bir birime gerek duyulmuştur. (1953 yılında)

rad : ışınlanan maddenin 1kg’ına ,001Joule’lük enerji veren radyasyon miktarıdır.

Gray: ışınlana maddenin 1kg’ına 1 Joule’lük enerji veren radyasyon miktarıdır.

1Gy= 1 J/kg=100 rad

Eşdeğer Doz(H): Absorblanmış doz ile boyutsuz olan radyasyon ağırlık faktörünün çarpımıdır.

H=D*WR WR=Radyasyon ağırlık faktörü

Özel birim: rem (röntgen equivalent man)

SI birimi : Sievert(Sv)

Farklı radyasyonların insan dokusundaki hasarları farklı olacağından , güvenlik standartlarının temel dozimetrik değeri olan soğrulan doz , radyasyon korunması amaçları için tam tatmin edici olmamaktadır. Bu nedenle; dokudaki soğrulan dozun , sağlık etkisine yol açan radyasyonun türüne bağlı olarak saptanmış olan radyasyon ağırlık faktörü ile çarpılması gerekmektedir.

1Sv= 1 J/kg= 100 rem

12 Temmuz 2007

Staj Yerimde (türk Telekom A.ş.) Santraller Ve Bu Santrallerin Network İle

Staj yerimde (Türk Telekom A.Ş.) santraller ve bu santrallerin network ile birbirine bağlanması üzerine çalışmalar yaptım. Network ve kullanım alanları, çeşitliliği ve bağlantı şekilleri hakkında bilgi vermeye çalışayım :

NETWORK

Network nedir?

Network birbirine kablolarla bağlanmış server, printer, pc, modem gibi birçok haberleşme ekipmanının en ekonomik ve verimli yoldan kullanılmasıdır. Network insanların bireyselce değil, ortak çalışmalarını sağlar. Network, veri, yazılım ve ekipman paylaşımıdır. Küçük bir ağ iki bilgisayardan oluşabileceği gibi, büyük bir ağ binlerce bilgisayar, fax-modem, cd-rom sürücü, printer ve bunun gibi ekipmanlardan oluşabilir.

Neden Network’e gereksinim duyulur?

Network zaman ve para kazancı sağlar. Başarı için işletmenin sadece ofis içinde değil, tüm dünya ile haberleşmesi gerekir. Paylaşım söz konusu olduğundan donanım tüm personel tarafından kullanılabilir, herbir birey için extra printer, modem, disk ünitesi gerekmez. Internet erişimi de bir ağ üzerinde paylaştırılabilir.

Network nasıl çalışır?

Ethernet en genel networking sistemidir. Ethernet standardları ile birlikte gelmiştir. Ethernet ağından gönderilen tüm mesajlar diğer bir ekipmanın alabileceği standart kodlardan oluşur. İlk olarak XEROX tarafından bulunmuş ve daha sonra DEC, Intel ve XEROX tarafından formulize edilip belirli metodları kullanıp saniyede 10 Mbit veri transfer edebilen bir sistem olarak ortaya çıkmıştır.

NETWORK TOPOLOJİLERİ

Üç çeşit network yapısı vardır. Bunlar “star”, “bus” ve “ring” topolojileridir. Star ve Bus mimari en çok kullanılanlarıdır.

a – Star Yapı

Adından anlaşılabileceği gibi yıldız mimarisindedir. Yani yıldızın merkezinde bir hub veya switch, bunlara bağlı olan tüm noktaları birbirine bağlar (UTP kablo ile). Kablonun bir ucu network adaptör kartına bağlı iken, diğeri hub veya switch’e takılır.

Star Networkün Avantajları

Ekonomik kablolama,

Hızlı kurulum,

Kolay genişletilebilirlik,

Switch veya bridge ile genişletilmesi network performansını arttırır.

Bağlantıda meydana gelebilecek kopukluk , tüm ağı etkilemez.

Huba yapılan bağlantılar hub üzerindeki bağlantıların durumunu gösteren ışıklar sayesinde durumları anlaşılır ve arıza tesbiti kolaylaşır.

Dezavantajları

Hub ile hub arasındaki bağlantıyı sağlayan kablonun uzunluğu 100 m yi geçemez.

b – Bus Yapı

Bus yapı, omurga yapı olarak da adlandırılır. Ağ üzerindeki tüm node’lar tek bir hat üzerindedir. Veri bu node’lardan geçerek istenilen node’a ulaşır.

Ağ bağlantısı tek bir koaksiyel kablo ile yapılır. Bu kablonun uçlarına BNC denilen konnektörler bağlanır.

Bus Yapının Avantajları

Güvenilir kablo kullanır (koaksiel kablo).

Basit network genişlemesi sağlar.

Hub veya benzeri merkezi ağ ekipmanı gerektirmez.

Dezavantajları

Standardları 30 node’tan fazlasına izin vermiyor.

Ağın toplam uzunluğu 185 m’yi geçemez.

Herhangi bir node’un bağlantısının kesilmesi tüm ağı etkiler.

Arıza tesbiti zordur.

NETWORK TERİMLERİ

Server : Server, dosya depolamak ve bu dosyalara ağ üzerinden erişmek için kullanılan basit bir sistem olabileceği gibi, birçok hard-disk içeren, yedekleme üniteleri ve cd-rom sürücüleri olan kompleks sistemler olabilir.

Printer, fax makinaları, modemler, internet erişimi vs. gibi kaynakların ağ üzerinde paylaşılmasına yardımcı olur.

Server’a bağlanan bilgisayarlara istemci (client) denir. Sunucular genelde veritabanı dosyalarını, birçok yazılım istemcisinin erişimine sunar.

Workstation : Server’a bağlı ufak iş istasyonu olarak da adlandırılan yardımcı bilgisayarlardır.

Hub : Hub’ın görevi kendisine ulaşan sinyalleri alıp yine kendisine bağlı olan ağ ekipmanlarına dağıtmaktır. Hub bu işlem sırasında bir tekrarlayıcı görevi görür ve sinyali güçlendirir.

Mbps : Saniyede 10 milyon bit (Millions of bits per second)

Switch : Switch’ler daha kompleks ve daha verimli hublardır. Portları arasında direk kanal oluşturma yeteneği vardır. Network performansını arttırır.

Node : Bir network ekipmanı (hub veya switch gibi) ile haberleşebilen, server, printer, fax makinası, vb.

Workgroup : Küçük haberleşebilen bir grup oluşturabilmek için tek bir switch veya hub’a bağlı nodelara denir.

Server Tabanlı ve Peer-to-Peer Networkler

a – Server Tabanlı Networkler

Server tabanlı ağlarda “server” ağın yöneticisidir. Tüm nodelar servera bağlıdır (Star yapıda hub aracılığıyla). Bu ağlarda sunucu ortak kullanıma açılan yazılım, printer, fax modem, internet erişimi gibi kaynakları, istemcilerin erişimine sunar.

Sunucu bir hakem gibi davranır ve node’lar bilgi istediğinde önce serverla konuşur ve server istenilen bilginin yerini tesbit ederek, kullanıcın erişim haklarına göre veriye ulaşımını sağlar.

b – Peer-to-Peer Networkler

Bu ağ yapısında server kullanılmaz, herbir istemci kendi hard diskine sahiptir. Her node birbiri ile konuşabilir ve istediği bilgi veya servisi alabilir. İstemciler diğer istemcilerin kullanımına açmak istedikleri veri veya servisi paylaştırırlar.

  

KABLOLAMA

Ağ kablolaması, node’lar arasındaki fiziksel hattır. Ethernet standardlarında üç tip kablolama bulunur : Korumasız dolanmış çift tel (UTP), thin (ince) ethernet (koaksiyel) ve kalın ethernet.

Network planlamasında kablolama en önemli unsurlardan biridir. Seçilen kablolama yöntemi uzun süre ihtiyaca cevap verebilmeli ve ileri teknolojileri de desteklemelidir.

a – 10 BASE T Kablo : Her iki ucunda RJ-45 konnektörü bulunan, Kategori 3 kablolamayı destekleyen 10 Mbps ethernet standardının kablosu.

b – Dolanmış Çift Tel : Network haberleşme sistemleri ve yüksek dereceli telefon hatlarında kullanılan kablodur. İki çeşidi vardır : korumalı (STP) ve korumasız (UTP). 10 Base T / 100 Base TX standardlarında kullanılır. RJ-45 konnektörlerle sonlandırılır.

c – Thin Ethernet Koaksiyel : Network koaksiyel, 10 Base 2 olarak da adlandırılır. BNC konnektörleri kullanırlar.

d – Thick (Kalın) Ethernet : Standart Ethernet olarak da adlandırılır. 10 Mbps band genişlikli ağlarda kullanılır. Ağır, sert ve kurulumu güç ve pahalı bir kablolama yöntemidir. BNC konnektör kullanırlar.

e – Fast Ethernet : 100 Mbps veri taşıyabilen sistemdir. 100 Base TX olarak da bilinir. 10 Base T Ethernet’le benzerlik gösterir fakat 10 kat daha hızlıdır.

f – Koaksiyel Kablolama

Koaksiyel kablo, kablo TV veya bildiğimiz anten kablosuna benzer fakat daha yüksek kalitede veri transferine izin verir. Ağlarda kullanılan iki çeşit koaksiyel kablo vardır. Bunlar 10 BASE 2 ve 10BASE 5’dir. Kalın koaksiyel günümüzde çok kullanılmaktadır.

g – 10 BASE 2

BNC konnektör kullanır. Küçük ve orta büyüklükteki ağlarda kullanılır. Güvenilir fakat oldukça pahalıdır. BUS yapı ağlarda kullanılır.

h – Korumasız sarılmış çift tel (UTP)

Kategori 3 (10 Base T, 10 Mbps ağlar için) ve Kategori 5 (100 Base TX, 100 Mbps Fast Ethernet ağlar için) kablolama ile kullanılabilir.

İnce, esnek ve RJ-45 konnektörleri ile kurulumu ve kullanımı basittir. En önemli iki avantajı ve ekonomik olması ve star yapı ağlarda kurulum kolaylığıdır. Diğer bir avantajı arıza tesbitinin kolaylığı ve hub ile bir node arasındaki bağlantının gitmesi durumunda sadece o nodeun ağ özelliklerinden yararlanaması ve bu durumun tüm ağı etkilememesidir.

Eğer bu bağlantı kopukluğu iki hub arasında olursa, hublar birbirinden bağımsız olarak çalışmaya devam edebilir. Fakat bu iki workgroup arasında iletişim kesilmiş olur.

Ağınızı genişletmek istediğinizde, “crossover” kablolama ile hub veya switchinizi diğer hub veya switchlere bağlamak mümkün olduğundan ağın büyümesi oldukça kolay olacaktır.

Kablo Kalite Standartları

Network standartları 10 Mbps ve 100 Mbps Ethernet ağları için kablo tiplerini belirler. Kategori derecesi kalite veya veri taşıma yeteneğini gösterir. Kategori derecesinin yükselmesi verinin güvenilirliğini arttırır.

Evlerimizde telefon kablosu olarak kullandığımız kablo, Kategori 1 kablodur ve RJ – 11 konnektör kullanır. Bazı ticari kurumlar telefon hatlarında Kategori 3 kablolama kullanır. Ağ bağlantılarında Kategori 1 kablo kullanılamaz. Sadece Kategori 3 ve 5 kullanılır.

a – Kategori 3 UTP

Kategori 3, 10 Mbps band genişliğindeki ağlarda kullanılır . 100 Mbps ağlarda kullanılamaz.

b – Kategori 5 UTP

Kategori 5, 100Mbps band genişliğinde veri transferi yapabilen ağlarda kullanılır. 10 Mbps ağlarda da sorunsuz çalışır fakat Kategori 3’ten biraz pahalıdır. İlerde 100 Mbps’e geçmek isteyen ağlar şimdiden Kategori 5 kablolama kullanabilir.

Konnektör ve Portlar

a – RJ-45 Konnektörler

10 BASE T ve 100 BASE TX kablolar RJ-45 konnektörleri ile sonlandırılır. Hub veya Switch üzerindeki porta takılarak güvenilir bir bağlantı sağlar.

b – BNC Koaksiyel Konnektörler

BNC kablo bağlantısı bilgisayarınız ile ağ arasındaki durumu LED’ler yardımıyla izleminize olanak vermez. Kablonun açık uçları 50 W luk direnç ile sonlandırılır. Bunlar Hub ve Switch’lerde bulunan standart portlardır. Hub (veya switch) ile node arasında bağlantı bu portlardan sağlanır.

c – RJ-45 Crossover Portları

Ağ bağlantılarında merkezi bağlantı noktasından buna bağlı olan ekipmanlar arasında düz kablo kullanılır. Fakat ağ genişlemesi durumunda iki hubı birbirine bağlayacağımız durumlarda crossover bağlantı kullanmamız gerekir. Bazı hub veya switchlerde “crossover” bağlantı gerektirmeyecek extra port bulunur.

RJ-45 Düz Portlar

BNC Portları

10 BASE 2, koaksiyel kablo bağlantıları için kullanılır.

Network İşletim Sistemi Nedir?

Network İşletim Sistemi (NOS) ağ üzerinde bilgisayarların ve diğer ekipmanların birbirleri arasında veri alıp göndermelerini sağlarlar. Windows95, Windows NT veya Macintosh gibi başka amaçlar için kullanılabilen işletim sistemleri ve sadece ağ işletim sistemi olarak kullanılabilen Novell veya LANtastic gibi yazılımlar örnek verilebilir.

NETWORK EKİPMANLARI

a – Network Adaptör Kartları

Network Adaptör Kartları (Network Arabirim Kartları) ağ yapısının temelini oluşturur. Günümüzde bazı bilgisayarlar üzerinde ağ adaptör kartıyla gelir. Eğer bilgisayarınızda böyle bir kart yoksa anakart üzerindeki boş bir slota, modem veya ses kartı takar gibi kısa sürede takılabilir. Network arabirim kartı bilgisayarınızla ağ arasındaki bağlantıyı sağlar. Veriyi, ethernet ağının okuyabileceği ve kabul edeceği formata çevirir. Bu kartlar üzerinde hub veya switche bağlayabilmeniz için konnektörler bulunur. Network arabirim kartları, driver (sürücü) dediğimiz üretici firma tarafından yazılan softwarelerle gelirler. 10 Mbps veya 10 / 100 Mbps çift hızlı çalışabilen ethernet kartları vardır.

b – Repeater

Repeater (tekrarlayıcı), ethernet ağ standartlarında merkezi bağlantı noktası ile node arasındaki mesafenin maximum sınırının aşması durumunda kullanılır. Sinyali alıp, güçlendirip, gönderme özelliğine sahiplerdir. Hub veya switchler de birer repeater görevi görür.

c – PC Adaptör Kartları

Laptop (dizüstü) bilgisayarlar ethernet ağına kredi kartına benzer kartlarla bağlanabilir. PC kartları bütünleşik fax / data ve modem özelliğine sahip olabilir .

d – Hub

Hublar star topoloji ağlarda merkezi bağlantı üniteleridir. Hub kendisine bağlanılan tüm nodeların birbirleri ile iletişim kurmasını sağlar. Huba bağlanılan her ekipmanın kendi güç kaynağı olduğu gibi hubında kendi güç kaynağı vardır. Hub üzerinde bulunan durum ışıkları, ağ durumunu izlememizi ve arıza tesbit işlemlerini kolaylaştırır. İkiden fazla hub birbirine bağlanabilir fakat ethernet standartlarında bazı sınırlar vardır. Hub-Hub bağlantıları yerine switchlerden hublara gidilebilir ve bu durum ağ performansını arttırır. 10 Mbps veya 100 Mbps ağlar için hublar bulunmaktadır.

e – Bridge

Bridgeler bağımsız workgroupları birbirine bağlamak için kullanılır. Veri yönlendirme işlemi yapar. 10 Mbps ve 100 Mbps ağları birbirine bağlayabilir.

f – Switch

Switchler daha öncede bahsedildiği gibi kompleks Hub’lardır. Büyük bir ağı parçalara bölerek ağ performansını arttırır. Herhangi bir nodedan gelen verinin tüm ağa dağıtılması yerine istenilen nodea dağıtılmasını sağlar. Ağ durmunu izler, veriyi gönderip, iletim işleminin yapılıp yapılmadığını test eder. Bu özelliğe “store and forward (depola ve ilet)” denir.

g – Router

Routerlar ağ trafiğini filtre eder ve dosyanın doğru yere gönderilmesini sağlamak için değişik protokolleri birbirine bağlar. Bu filtreleme işleminden dolayı router, switch veya bridgeden yavaş çalışır. Hub veya switchlerden farklı olarak routerlar ağ yönetim hizmetleri sunarlar.

Filtreleme işlemi : Verinin içeriği incelenir ve iletilmesi gerekmiyorsa iletilmez. Switch veya bridgede verinin içeriğine bakılmadan iletim işlemi yapılır.

Protokol : Ağ üzerinde veri iletimi için kullanılan kurallar veya işlemler.

Üç Önemli Husus

a – Kablolama : Yanlış kalite veya tipteki kablolama heberleşmeyi güçleştirir.

b – Bağlantı Sayısı : Switch ile parçalara ayrılmamış networkteki çok fazla sayıdaki hub veya çalışma grubundaki çok fazla sayıdaki bağlantı sık sık çakışmalara ve hatalara neden olacaktır.

c – Mesafe : Ethernet standartlarının göre daha uzun mesafelere çıkan bağlantılar networkün çökmesine neden olan zamanlama problemlerine neden olur.

Network İçin Yardımcı Öğeler

Ethernet standartları geçerli bir networkün oluşturulma şeklini belirler. Unutulmaması gereken eğer kurulumunuz standartlara uygunsa networkünüz çalışacaktır. Burada probleme neden olacak belli başlı birkaç şey, yanlış kablolama, kablo uzunluğunun sınırı geçmesi ve fazla kullanıcının bulunmasıdır.

Bu bölümden sonra “Networkün Geçerli Yapılması” başlığı altındaki diyagramlarda standartlara uyan geçerli bir network ve standartların dışındaki geçersiz bir networkü göreceğiz.

Networkünüzü planlarken bu standartları takip ederek networkünüzü daha verimli bir şekilde çalışmasını sağlayabilirsiniz.

Her bilgisayarın networke bağlanmsı için network adaptör kartına ihtiyacı vardır. En kolay ve en popüler ethernet topolojisi 10 BASE T kablolaması gerektiren yıldız topolojisidir.

Bir 10BASE T Ethernet networkü RJ-45 konnektorlerle sonlanan Katagori 3 veya 5 dolanmış, çift kablo kullanır.

10BASE-T networkünde LAN içindeki bilgisayarlar arasında en fazla 5 kablo segmenti (parçası) olabilir. Yerleşim planını kağıt üzerinde yaparken her kablo parçasının buna uymasına dikkat edilmelidir. Örnek için “Networkün Geçerli Yapılması” bölümünden yararlanabilirsiniz.

10 Mbps hublar birbirine Katagori 3 veya 5 dolanmış çift kablo ile bağlanabilirler. Bilgisayar – switch veya bilgisayar – hub arasındaki kablonun uzunluğu 100 m yi geçmemelidir.

100 Mbps bağlantılar Katagori 5 dolanmış çift kablo ile yapılabilir. Bilgisayar -switch veya bilgisayar – hub arasındaki kablonun uzunluğu 50 m yi geçmemelidir.

Switch ve hublar eğer sahiplerse BNC konnektörleri ile 10 BASE 2 ince koaksiyel kablo kullanarak da bağlanabilirler. Buradaki kablo uzunluğu 185 m yi geçmemelidir.

İki LAN segmenti (parçası) birbirlerine bridge kullanarak bağlanabilirler.

Fast Ethernet 100 BASE TX networkü, LAN içindeki bilgisayarlar arasında sadece iki kablo segmentine sahip olabilir. Örnek için “Networkün Geçerli Yapılması” bölümüne bakabilirsiniz.

Backbone (omurga) bir segment (parça) sayılır. Bağlantı segmentleri ayrı olarak sayılır.

Herhangi bir switchin yerleştiği yerden sayım tekrar başlar. Böylelikle ethernet özelliklerine uyarak networkün genişlemesine olanak sağlanmış olur.

Switch uyumluluğu koruyan ve networkün genişlemesine olanak sağlayan çok önemli bir parçadır.

Networkün Geçerli Yapılması

Aşağıda geçerli bir networkü görüyorsunuz. 5 adet hub olamasına rağmen geçerli çünkü uygun bir konuma konulan bir switch networkü geçerli kılıyor.

Bu örnekte A ile B bilgisayarları arasındaki kablo parçalarının sayısı sadece 3tür. Bunun sebebi başka bir hub daha kullanmak yerine switch kullanılmıştır. Switch parçaların tekrar sayılmasını başlatarak sayının standartlar içinde kalmasını sağlamıştır. Bir switch veya bridge birbirine bağlı iki hubı takip etmelidir. Bu örnekteki hubların hepsine bilgisayarları direk olarak bağlayarak doldurduğumuzda 40 bilgisayar içerir. Bununla birlikte hala hub sayısını sekize çıkararak genişleyebilme imkanımız da vardır.

Kendi Networkünüzün Tasarlanması

Network temelleri, bir networkün işlevleri, gerekli olan kabloların detayları öğrendik ve kendi networkümüzü tasarlamaya başlayabiliriz.

Networkler Nasıl Başlar?

Networklerin kurulumu çok kolay ve basittir. Genellikle başlangıçta dosyaları, programları ve yazıcıları paylaştırmak amacıyla ihtiyaç duyulur.

Bu basit network birçok avantajlara sahiptir.

Tek bir basit bağlantı noktası : Hub

Kolay ve pahalı olmayan kablolama : Dolanmış çift kablo ile kablolama

Birkaç dakika içinde yeni networkünüzde haberleşmenin sağlanacağı hızlı ve kolay kurulum : plug and play (tak ve çalıştır)

Networkümüzü kurmaya bir hubla başladık. İhtiyacınız olacak bir – iki portu daha karşılıyabilir ve bundan sonra da genişlemeniz gerektiğinde yeni bir hub almanız gerekir. Böyle yapmak istemeyebilirsiniz. Networkünüzü ilerideki her türlü genişlemeye yetecek kadar büyük kurabilirsiniz. Ama bu, şu an için pahalı ve yıllarca da böyle olacak. Öyleyse böyle küçük bir networkle başlayıp ihtiyaç duyduğunuzda yeni bir hub ile genişletmek daha ucuza gelecektir.

Networkünüzün Genişlemesi

Networkünüzü genişletmeye hazır olduğunuzda yapacağınız tek şey şudur :

Birinci hub dolana kadar nodeları birinci huba bağladıktan sonra diğer nodeları birinci huba bağladığınız ikinci huba bağlamaktır.

Eğer iki tane subnete ihtiyacınız varsa hubları birbirine bağlayabilir veya bridge veya switch ekleyebilirsiniz.

Seçmiş olduğunuz hubların ve kablonun maliyeti düşüren en büyük avantajı eskide kalmış bir ürün olamayacaklarıdır.

Çalışma gruplarının hublara bağlanmasıyla yapılan bu genişleme uzun bir süre sürecek ve birçok genişleme yaptıktan sonra bile hiçbir network cihazı eskide kalmış olmayacaktır.

Bir Sonraki Genişleme Adımı

Bir sonraki adım birçok paylaşılan servisleri tekbir kutuda toplayarak buradan sunan serverın eklenmesi olabilir.

Genişlemeyi devam ettirmek ve ethernet standartları içinde kalarak networke segmentler eklemek için networke switch eklenebilir.

Kendi Networkünüzü Kurmaya Başlarken

Kat planlarını ekipmanlar olmadan çizin

Mesafaleri not alın. İlerde bunlara kablolamayı planlarken ve kontrol ederken ihtiyacınız olacak.

Network adaptör kartlarını unutmayın. Özel tipte bir kart gerektirebileceğinden, karta ihtiyacı olan ekipmanın tipini de bilgisayarın tipi ve işletim sisteminin tipi gibi detayları içerecek şekilde yazmanız gerekir. Düzinelerce tipte ekipmanınız olabilir.

Ayrıca ihtiyacınız olan konnektör tipini kontrol ediniz.

Kablolamada neye karar verdiniz? Bir star networkü kurarken Katagori 3 10 BASE T (10 Mbps ethernet için) veya Katagori 5 100 BASE TX kabloya (10 Mbps veya 100 Mbps fast ethernet her iki için de) ihtiyacınız olacak.

Networkünüzün hızı kablonuzun tipi ve kalitasini belirler.

Ne kadar kablo segmentine ihtiyacınız olacağını kontrol edin ve her kablonun uzunluğunu ölçün. Bu size ne kadar hub, bridge ve switche ihtiyacınız olduğuna karar vermeniz için bir fikir verecektir.

Eğer Windows NT kullanıyorsanız zaten bir network işletim sisteminiz var demektir.

Networkünüzü kurarken network işletim sisteminin üreticisinin sunduğu el kitabındaki talimatları takip edin.

Network için yaptığınız plan networkünüzün büyüklüğü için en iyisi mi?

Gerekli olan tüm ekipman ve kabloları edinin.

Planınızı dikkatle takip edin.

Problemlerin Çözümü

Bu bölümde bir zorlukla karşılaştığınızda ilk bakacağınız şeylerin neler olduğu, en çok karşılaşılan problemlerin cevaplarını bulacaksınız.

Doğruluğunun Konrol Edilmesi Gerekenler

Herşeyden önce problemin neden kaynaklandığını anlamak için tüm kablo ve güç bağlantılarını kontrol edin.

RJ-45ler (10 BASE T bağlantıları) yerine iyice oturmuş olduğundan emin olun.

Kötü veya yanlış bir kablo hemen değiştirilmelidir.

Eğer BNC (koaksiyel) konnektör kullanıyorsanız, herbirinin bağlantısının takılı olup olmadığını kontrol edin.

Tüm BNC kablolarının her iki tarfının ucuna 50 Wl uk terminatör (sonlandırıcı) takılarak sonlandırılmalıdır.

Bağlantı durumunu gösteren ışığın yanması için bilgisayarın network cihazına bağlanmış olması ve her ikisinin de çalışıyor olması gerekir.

Kablo kalitesi ve uzunluğu standartlara uyması gerekir. Network performansını arttırabilmek için kablo uzunluklarını olabildiğince kısa tutunuz. Birçok 10 Mbps hubı birbirine bağlarken üretici firma tarafından sağlanan kablo diyagramlarını takip ediniz.

Intel InBusiness ürünlerindeki “Out to Hub / X” portunu kullanırken standart düz kablo kullanılır, başka özel bir kabloya gerek yoktur. Eğer kullanmıyorsanız cihazları (hub, bridge, switch, vb.) birbirine bağlarken çapraz kablo kullanılır. Bu bağlantıları yaparken üreticinin bağlantı diyagramlarını takip ediniz.

İletişim Ağları Yapısal Modeli

Bu bölümde bilgisayar ağlarının birbirleri ile olan iletişimi (internetworking) konusunda bazı temel kavramlar hakkında bilgi verilecektir.

OSI Referans Modeli

Bilgisayarlar arası iletişimin başladığı günden itibaren farklı bilgisayar sistemlerinin birbirleri arasındaki iletişim, daima en büyük problemlerden birisi olmuş ve bu sorunun üstesinden gelebilmek için uzun yıllar boyunca çeşitli çalışmalar yapılmıştır. 1980′li yılların başında Uluslararası Standartlar Organizasyonu (International Standarts Organization – ISO) bilgisayar sistemlerinin birbirleri ile olan iletişiminde ortak bir yapıya ulaşmak yönünde çabaları sonuca bağlamak için bir çalışma başlatmıştır. Bu çalışmalar sonucunda 1984 yılında Açık Sistem Bağlantıları (Open Systems Interconnection – OSI) referans modeli ortaya çıkarılmıştır. Bu model sayesinde değişik bilgisayar firmalarının ürettikleri bilgisayarlar arasındaki iletişimi bir standarda oturtmak ve farklı standartlar arası uyumsuzluk sebebi ile ortaya çıkan iletişim sorununu ortadan kaldırmak hedeflenmiştir. OSI referans modelinde, iki bilgisayar sistemi arasında yapılacak olan iletişim problemini çözmek için 7 katmanlı bir ağ sistemi önerilmiştir. Bir başka deyişle bu temel problem 7 adet küçük probleme parçalanmış ve her bir problem için ayrı bir çözum yaratılmaya çalışılmıştır. Bu 7 katmanın en altında yer alan iki katman yazılım ve donanım, üstteki beş katman ise genelde yazılım yolu ile çözülmüştür.

OSI modeli, bir bilgisayarda çalışan uygulama programının, iletişim ortamı üzerinden başka bir bilgisayarda çalışan diğer bir uygulama programı ile olan iletişiminin tüm adımlarını tanımlar. En üst katmanda görüntü ya da yazı şeklinde yola çıkan bilgi, alt katmanlara indikçe makine diline dönüşür ve sonuç olarak 1 ve 0 lardan ibaret elektrik sinyalleri halini alır.

OSI Katmanlarının Tanımlanan Temel Görevleri

Uygulama : Kullanıcıya en yakın olan katmandır. Spreadsheet, kelime işlemci, banka terminali programları vs. bu katmanın parçalarıdır.

Sunum : Bu katmanda gelen paketler bilgi haline dönüştürülür. Bilginin karakter set çevrimi veya değiştirilmesi, şifreleme vs. görevlerini bu katman üstlenir.

Oturum : Iki bilgisayar üzerindeki uygulamaların birbirini farkettiği katmandır.

Taşıma : Bu katman gelen bilginin doğruluğunu kontrol eder. Bilginin taşınması esnasında oluşan hatalari yakalar ve bunları düzeltmek için çalışır.

Ağ : Baglantıyı sağlayan ve ulaşılmak istenen bilgisayara giden yolu bulan katmandır. Yönlendirme protokolleri bu katmanda çalışır.

Veri iletim : Bu katman fiziksel katmana ulaşım stratejisini belirler. Fiziksel adresleme, ağ topolojisi, akış kontrolü vs. bu katmanın görevlerindendir. Köprü cihazları bu katmanda çalışır.

Fiziksel : Bu katman ağın elektriksel ve mekanik karakteristiklerini belirler. Modülasyon teknikleri, çalışma voltajı, frekansı vs. bu katmanın temel özelliklerindendir. OSI referans modeli bir ağ uygulaması değildir. OSI sadece her katmanın görevini tüm detayları ile tanımlar. Bu modeli bir gemi ya da ev projesine benzetebiliriz. Nasıl aynı gemi planını alıp farklı firmalar gemi yapabilirse OSI modeli de böyledir. Nasıl aynı gemi planından iki farklı firma gemi ürettiğinde en azından kullanılan çiviler farklı yerlere çakılırsa, OSI modeli de gerçekleştiren firmadan firmaya farklılık gösterebilir.

Bağlantı Aygıtları

Bilgisayar ağı erişiminde genel olarak dört tip bağlantı aygıtı kullanılır : tekrarlayıcı (repeater), köprü (bridge), yönlendirici (router) ve geçityolu (gateway). Tekrarlayıcılar tamamen protokol bağımsız olarak fiziksel katmanda çalışır ve fiziksel genişleme amaçlı kullanılırlar. Geleneksel köprüler aynı protokolü kullanan yerel ağlar arasında temel veri düzeyinde bağlantı sağlar. Buna karşılık, geleneksel yönlendiriciler değişik tipteki ağ protokollerini idare edebilecek şekilde programlanabilirler ve böylelikle aynı geniş ağ alanı üzerinde farklı tipteki yerel ağları ve bilgisayar sistemlerini destekleyebilirler. Geçityollari daha karmaşık olup, işlem yoğunluklu protokol çevrimi yaparak uygulamalar arasında işletilebilirliği (interoperability) sağlarlar.

Tekrarlayıcı (Repeater)

Tekrarlayıcılar fiziksel katmanda çalışan cihazlardır. Tekrarlayıcının temel görevi bir fiziksel ortamdaki (kablo, fiber-optik, radyo dalgası vs.) sinyali alıp kuvvetlendirip bir diğer fiziksel ortama vermektir. Ağların fiziksel büyüklük sınırlarını daha da genişletmek amacı ile kullanılan bu cihazlar ile kuramsal olarak bir bilgisayar ağı sonsuza kadar genişletilebilir. Ancak çeşitli bilgisayar ağlarındaki tasarım sınırlamaları nedeni ile gerçekte bu genişleme belli sınırlar içinde kalmaktadir.

Temelde bir ağın genişletilmesi amacı ile kullanılan tekrarlayıcılar çok kolay kurulmaları, çok az bakım gerektirmeleri ve fiyatlarının ucuz olması sebepleri ile çok popüler cihazlardır.

Köprü (Bridge)

Modern, protokol – şeffaf köprüler OSI referans modelinin veri iletim (data link) katmanında çalışırlar. Köprü cihazları temelde bağımsız iki ağın (farklı ağ teknolojilerini kullanabilirler – ethernet ve Token – Ring gibi) birbirine bağlantısı için kullanılırlar. Bir köprü bağladığı alt ağlar üstündeki tüm trafiği yürütür. Her paketi okur, paketin nereden geldiğini ve nereye gittiğini görmek için MAC (Media Access Control) katman kaynağını ve yerleşim (destination) adresini inceler. Bu süzme yeteneği mesajları yayınlamak ya da yerel veri trafiğinin diğer ağ üzerine geçmesini engellemek için etkili bir yol sağlar. Bazı köprüler adres süzmenin ve protokol tipine bağlı süzgecin de ötesine gider.

Bir köprü, DECnet, TCP / IP, XNS gibi farklı iletişim protokollerini kullanarak, protokol uyumluluğunu gözönüne almadan ağlar arasında fiziksel baglantı sağlayabilse de, bu uygulamalar arasında işletilebilirliğini garanti etmemektedir. Bu, OSI referans modelinin yüksek katmanlarında işleyen ve farklı işlem ortamları arasında çevrim yapabilen standalone protokol çeviricilerini gerektirmektedir. Köprülü ağlar, protokol çevrimlerinin olmadığı, güvenlik gereksinimlerinin en az olduğu ve gereken tek şeyin basit yönlendirme olduğu durumlarda başarılıdır.

Yönlendirici (Router)

Yönlendiriciler OSI referans modelinin ağ (network) katmanında çalışırlar. Bir köprü sadece paketlerin kaynağını ve gittiği yerin adresini kontrol ederken bir yönlendirici çok daha fazlasını yapar. Bir yönlendirici ağın tum haritasını tutar ve paketin gittiği yere en iyi yolu belirleyebilmek için tüm yolların durumunu inceler.

Yönlendirici farklı fiziksel yapıda olan ve farklı protokolleri çalıştıran yerel ya da geniş alan ağlarının birbirleri ile olan bağlantısında başarı ile kullanilabilir.

Bir yönlendirici, OSI referans modelinin ağ katmanında genel olarak tanımlanan protokollerle, yerel bölge ağlarını geniş bölge ağlarına bağlar. Bu özellikleri sayesinde örneğin yönlendirici TCP / IP kullanarak bir ethernet ağının X.25 paket ağına bağlamasını sağlar. Eski yönlendiriciler protokol bağımlı olduklarından, kuruluşların ağ işletim ihtiyaçlarını karşılamak için birden fazla yönlendirici gerekebilir. Yeni yönlendiriciler ise birden fazla ve değişik protokolü aynı anda idare edebilmektedirler.

Yönlendiriciler paketleri iki istasyon arasındaki en iyi yolu gösteren yönlendirme tablosuna göre ilerleterek ağ üzerindeki yolları en iyi şekilde kullanırlar. Yönlendiriciler kendi yönlendirme tablolarını oluşturduklarından, ağ trafiğindeki değişikliklere hemen ayak uydururlar ve böylelikle veri yükünü dengelerler. Aynı zamanda, yönlendiriciler ağdaki değişiklikleri tespit ederler ve aşırı yüklü ve işlemeyen bağlantıları önlerler.

Geçityolları (Gateway)

Geçityolları köprü ve yönlendiricilerin yeteneklerinin de ötesine geçerler. OSI referans modelinin üst katmanlarında görev yaparlar. Geçityolları sadece farklı noktalardakı ağları bağlamakla kalmaz aynı zamanda bir ağdan taşınan verinin diğer ağlarla uyumlu olmasını da garanti ederler. Bu bir serverda, minibilgisayarda ya da ana bilgisayarda bulunan protokol çevirim yazılımıyla yapılır. Internet protokolleri farklı ağlar arasındaki veri iletimini, geçityollarıyla bağlı altağlardan oluşmuş otonom sistem (Autonomous System, AS) gruplarını birbirine bağlayarak yapar. Yani internet, her biri merkezi olarak yönetilen ağ ya da altağlar serisi olan AS serisinden oluşmaktadır. Her AS diğer AS’lere bağlantı sağlayan geçityolu sunar. Geçityolları tüm farklı ağları birlikte tutan bir yapıştırıcıdır. Internet protokolleri altağlarin nasıl birbirine bağlı olduğunu ve bağlantı araçlarının nasıl çalıştığını tanımlar.

WAN SERVİSLERİ VE ÖZELLİKLERİ

a – Anahtarlanmamış Hat (Non-Switched Leased Line)

Anahtarlanmamış hat, telefon şirketi gibi bir telekomünikasyon sağlayıcısı tarafından bir kuruma kiralanmış, kalıcı bir haberleşme devresidir. Hattı kiralayan kurum hattın iki ucuna kendi donanımlarını yerleştirererek hat üzerindeki veri trafiğini sağlar ve kontrol edebilir.

Kiralık hatlar genellikle noktadan noktaya iletişim sağlar. Örneğin iki farklı bölgede yerel ağı olan kurumlarda, bu iki LAN arasındaki veri bağlantısı kiralık hat ile sağlanabilir.

Kiralık hatlar (anahtarlanmamış hatlar) aynı zamanda kurumların X.25 ve frame relay gibi hususi olmayan genel ağlara bağlantılarında kullanılabilir. Değişmeyen ve sabit iki noktanın bağlantısı söz konusu olduğundan telefon şebekesi gibi karşı tarafı arama aşaması gerçekleşmez. Her iki uçtaki cihazların açık olması durumunda veri transferi gerçekleşir.

Kiralık hatlar analog veya digital devrelerden oluşur ve değişik veri taşıma kapasitelerine sahiptir. Kurum kiralık hat sözleşmesinde ne kadar band genişliğine gereksinimini bildirir ve aylık ödeyeceği para miktarıda bu band genişliğine göre değişir.

b – Anahtarlanmış Hatlar (Switched-Line)

Anahtarlanmış hatlar, özel kiralık hatlardan farklı olarak sadece veri transferi durumunda aktif duruma geçen devrelerdir. Örneğin kullanmış olduğumuz analog veya digital telefon hatları gibi.

Anahtarlanmış devre telekomünikasyon sağlayıcı kurumun donanamı tarafından kurulur. Hat kapasitesi sınırlıdır ve herhangi iki nokta arasında bu devrenin kurulmadığı durumlarda farklı iki nokta arasında devre kurulup veri, ses, fax, video, vs. transferi yapılabilir. Bilinmeyen iki nokta birbirine bağlanacağı için bu devrenin kurulabilmesi ve aktif duruma geçmesi içim bir arama modu gerçekleşir. Anahtarlanmış WAN hattı arama özelliğine sahip modemler ve yazılımlarla kurulabilir.

c – Frame Relay

Frame relay tüm dünyada kullanılan paket anahtarlamalı bir WAN teknolojisidir. Bir LAN ile paket anahtarlamalı bir ağ bağlantısı arabirimini ele alır ve temeli ISDN veri – bağlantı tabakasına dayanır.

Servis sağlayıcı ile yapılan anlaşmalarda ödenecek ücret bağlantının kurulu olduğu süre ile doğru orantılıdır.

Anahtarlanmış paket teknolojisi iletilecek veriyi küçük paketlere böler. Bu paketler iletilecek olan adresi, gönderenin adresini ve orijinal mesajın bir parçasını içerir. Paket anahtarlamalı ağlar bağlantısız (connectionless) haberleşme yöntemleri kullanır yani veri gönderecek olan yerel ağ diğer ağ ile haberleşmeye başlayacağını bildirmeden paket transferine başlar. Herbir paket ulaşağı LAN’a giderken değişik yollar izleyebilir. Paketleri alan LAN, bir hata kontrol mekanizması uygular ve paketleri sıraya koyar. Bu hata kontrolü sırasında bozuk bir pakete rastlanırsa, paketleri alan LAN, gönderen LANdan paketleri yeniden göndermesini ister.

İki veya ikiden fazla LAN’ı frame relay üzerinden birbirine bağlayabilmek için her LANda frame relay şebekesine bağlantı için kalıcı hususi bir hatta gereksinim duyulur. Bağlantıyı sağlayacak olan kurumun frame relay şebekesine uygun routerlara ve CSU / DSU adı verilen üniteleri satın alması gerekir. Frame relay sayesinde tek bir ağdan birden fazla ağa ulaşmamız ve bağlantı kurmamız mümkündür.

Frame relay kalıcı sanal devreler (Permanent Virtual Circuits, PVCs) kullanır. PVC, o an mümkün olan ver transferi yapılabilecek mantıksal yoldur. PVCler bağlantı kurulum işlemlerine gerek duymaz ve veri transferi bittikten sonra bağlantının kapatılmasını gerektirmez.

Frame relay X.25 teknolojisi ile benzerlik gösterir, çünkü her ikisi de paket anahtarlamalı ağlara bağlantı sağlayan arabirimlerdir. Frame relay ağlar X.25 ağlara göre daha az hata kontrolü gerçekleştirdikleri için daha hızlıdır. Frame relay 56 Kbps’den 1.5444 Mbps’e kadar hızları destekler. Frame relay servisine ödenecek olan ücret talep edilen band genişliğine göre değişir.

Frame relay ağların bir dezavantajı değişik uzunluklarda frame kullanmaları ve bunların anahtar devrelerde gecikmelere neden olmasıdır.

d – X.25

X.25, şu anki adı International Telecommunication Union tarafından 1970’lerde geliştirilen bir WAN servisidir. X.25 ağlararası bağlantıları OSI tabakasının fiziksel, veri hattı ve ağ tabakalarında, yani 1, 2 ve 3. tabakalarında destekler. X.25 hatlarda frame relaye göre daha fazla hata kontrolü uygulandığı için daha yavaş çalışır ve bağlantı yöntemine bağlı olarak hız 9.6 Kbps ile 256 Kbps arasında değişir. X.25 servis sağlayacısına ödenecek olan ücret ise bağlantının kurulu olduğu süre ile doğru orantılıdır. X.25 servisi ile bir ağ dan aynı anda birçok ağ ile bağlantı kurmak mümkündür.

LANlardan X.25 ağlara erişim standart telefon hatları ile gerçekleşebileceği gibi ISDN veya kiralık hatlar gibi anahtarlanmamış hatlar üzerindende olabilir. X.25 düşük miktarlarda veri transferi yapmak isteyen kurumlar için ideal bir çözüm olabilir. Örneğin birçok banka uluslar arası ağlarında X.25 hatları kullanmaktadır. X.25, LANları X.25 ağ bulutu üzerinden birbirine bağlamak için anahtarlanmış sanal devreler (Switched Virtual Circuits, SVCs) veya kalıcı sanal devreler (Permanent Virtual Circuits, PVCs) kullanır. SVCler bağlantı için kurulan geçici devrelerdir, PVCler ise her zaman aktiftir.

e – ISDN

ISDN (Integrated Digital Services Digital Network) telefon kablolaması üzerinden ses, gorüntü ve verinin dijital formatta iletilmesi için kullanılır. ISDN diğer WAN servislerinden farklı olarak OSI’nin dört tabakasında çalışır. Bunlar fiziksel, veri hattı, ağ ve iletim tabakalarıdır. Orijinal ISDN standardı dar band (narrowband) ISDN olarak adlandırılır. Fiber optik kablolama kullanan daha yeni standart ise broadband veya B – ISDN olarak adlandırılıyor. ISDN hatlar mümkün olmadan önce ses, veri ve video iletimi için birbirinden farklı ağlara gereksinim duyuluyordu. Çünkü herbirinin iletimi değişik iletim ortamları kullanır. ISDN ses, veri ve video gibi değişik servisleri tek bir ağda bütünleştirebilir. ISDN ile telefon konuşmalarımızı yaparken aynı anda bilgisarımız ile internete bağlanıp dosya transferi yapabiliriz.

Basic Rate ISDN (BRI) : ISDN servislerinden biri iki adet B ve bir delta kanalı kullanan Basic Rate ISDNdir. 64 Kbps band genişliğine sahip B kanalları veri taşımak için kullanılırken 16 Kbps’lik D kanalı ise hat yönetimi ve kontrolü için kullanılır. Birçok telekomünikasyon servis sağlayıcısı müşterilerine B kanallarından bir veya aynı anda ikisini kullanma hakkı verir. Bu şekilde D kanalı ile de birlikte toplam band genişliği 144 Kbps’e çıkabilir.

Primary Rate ISDN (PRI) : ISDN servislerinden bir diğeri ise Primary Rate ISDN (PRI)dir. Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılan Pri ISDN şebekesinde 24 adet 64 Kbps band genişliğine sahip B kanalı kullanılır ve bu kanallardan biri D kanalı özelliğine sahiptir. Pri hattın toplam band genişliği 1.544 Mbps’dir ki bu değer T1 hattı band genişliğine eşittir. Avrupa’da kullanılan ISDN standardında ise toplam 30 adet B kanalı ve 1 adet D kanalı bulunur. Toplam band genişliği

30 x 64 Kbps + 1 x 16Kbps = 2.048 Mbps

dir. Bu değerde E1 hattı band genişlğine eşittir.

Bir yerel ağdan başka bir yerel ağa bağlantı için her bir LAN’da bir ISDN uyumlu routera gereksinim duyulur. Kuzey Amerika’da routerlar NT – 1 ve ISDN adaptöre ihtiyaç duyar.

Tek bir ISDN hat ile birden fazla bağlantı yapılabilir. Örneğin herbir 64 Kbps’lik B kanalı üzerinden iki farklı bağlantı yapılabilir. ISDN bağlantı standart telefon hattı bağlantılarına benzer. Bir arama modu gerçekleşir ve bağlantının gerçekleşme süresi standart telefon hatlarına göre oldukça hızlıdır.

f – ATM

ATM (Asynchronous Transfer Mode) hala gelişmekte olan ve geliştirilen ISDN standartları üzerine kurulu bir WAN teknolojisidir. ATM eş zamanlı ses, veri ve görüntü transferi için yüksek hızlı hücreler kullanır. ATM yüksek band genişliklerini destkler ve ölçeklenebilir (1.544 Mbps – 622 Mbps).

ATM paket anahtar teknolojisinin verimliliğini devre anahtarlama teknolojisinin güvenliği ile birleştirir. Her türlü veriyi 53 byte’lık paketlere böler. Bu küçük paketlere hücre adı verilir.

ATM omurgaları yüksek hızlı anahtarlama donanımlarından oluşur. Güçlü ATM donanımları paketleri eşzamanlı olarak anahtarlayabilir ve yönlendirebilir.

ATM ağlar her çeşit trafiği taşıyabilir. Bu yüzden ses, veri ve görüntü iletimi için ayrı ağlara gerek yoktur. ATM ağlar bakır, koaksiyel ve fiber optik kablolama destekler. Fakat en verimli olarak fiber optik kablolama ile çalışmaktadır. ATM yerel bir ağ kurmak için ATM switchlere ve her bir iş istasyonununda ATM adaptöre gereksinim duyarız. Telekomünikasyon sağlayıcısı ATM LAN’ları birbirine bağlayarak WAN ağlar oluşturmayı sağlar.

Bu bölümde farklı coğrafi noktalarda yer alan TCP / IP ağlarının birbirleri ile olan iletişiminin sağlanması için en önemli anahtar olan yol bulma yani yönlendirme konusu açıklanacaktır.

Daha önceki açıklamalarımızda IP (Internet Protokol) katmanının datagramların (TCP / IP’de iletişim için kullanılan bilgi birim miktarı) varış noktasına ulaşmasını sağlamakla yükümlü olduğundan bahsettik. Fakat bu işlemin nasıl yapilacağının detaylarını incelemedik. Bir datagramın varış noktasına ulaştırılmasına “yönlendirme (routing)” adı verilmektedir. Yönlendirmenin nasıl yapıldığını kavrayabilmek için IP’nin dayandığı modeli anlamak gereklidir. IP katmanı daima bir sistemin bir ağa bağlı olduğunu varsayar. Ethernet tabanlı bir ağ üzerinde sadece karşı istasyonun ethernet adresini bilmek yeterli olduğu için herşey çok kolaydır. Fakat datagramlar farklı ağlar üzerindeki noktalara gönderilmek istendiğinde sorunlar başlar.

Bir ağ üzerinden diğer ağ üzerine geçecek bilgi trafiğini kontrol etmek, onu yönlendirmek görevi genel olarak geçiş noktası aygıtlarına (gateway) aittir. Internet üzerinde IP protokolü kullanan ağlarda bu işleri yerine getiren aygıtlara yönlendirici (router) adı verilir. Böyle bir görev üstlenen makina üzerinde birden fazla bilgisayar ağı bağlantısı yer alıp, farklı ağların bilgi trafikleri bu yolla birbirlerine iletilir. IP ağlarındaki yönlendirme tamamen varış noktası adresi temeline oturmaktadır. Örneğin ODTÜ’nün uluslararası Internet bağlantısını yapan yönlendirici 144.122.1.2 adresinde bulunmaktadır. Dolayısıyla 144.122.1 ağı üzerinde yer alan diğer sistemler 144.122.1.2 adresini yurt dışı adreslere ulaşmak için geçiş noktası olarak tanımak zorundadırlar. Benzer bir şekilde Bilgisayar Mühendisliği bölümünün kampüs omurga ağına geçiş noktası olarak kullandığı bilgisayarın adresi de 144.122.71.1′dir. 144.122.7.1 ağı üzerinde bulunan bir bilgisayar, kampüs içindeki başka bir bilgisayara ulaşmak için bu geçiş noktasından geçmek zorundadır. Bu ağ üzerinde bulunan bir bilgisayar datagram yollamak istediğinde öncelikle ulaşmak istediği adresin ayni ağ üzerinde olup olmadığına bakar. Eğer varış noktası aynı ağ üzerinde ise bilgi doğrudan varış adresine yollanır. Eğer değilse sistem varış noktasına ulaşmak için gerekli bilgileri araştırmaya başlar.

Yönlendirme Protokolleri

Yukarıda da açıklandığı gibi yönlendirme, bir bilgisayar ağı üzerinde yeralan bir bilgisayarın aynı ya da farklı bir ağ üzerinde yeralan başka bir bilgisayara nasıl ulaşacağına karar verirken kullanılan yöntemdir. Bu sayede herhangi iki farklı noktada yeralan kullanıcılar birbirleri ile bilgisayar kullanarak haberleşebilmektedir. Dolayısıyla yönlendirmeyi bir nevi yapıştırıcı gibi düşünebiliriz.

İletişimin en önemli noktası olmasından dolayı yeni bilgisayar ağı kuruluşlarında en önemli sorunlardan birisi, yanlış yapılan yönlendirme olmaktadır. Bu noktada yönlendirme ve yönlendirme protokolü arasındaki farkı açıklamak ileride oluşabilecek yanlış anlamaları önlemek açısından yararlı olacaktır. Bir bilgisayar ağına bağlı her sistem bilgiyi bir noktadan bir diğerine yönlendirebilir ama her sistem üzerinde yönlendirme protokolü çalışmaz. Yönlendirme, bir yonlendirme tablosundaki bilgiye göre bilgi paketlerinin geçirilmesidir. Yönlendirme protokolü ise bu tabloların oluşturulmasında bilgi değişimini sağlayan programlardır. Basit bir bilgisayar ağında bir yönlendirme protokolü çalışmadan sabit tablolar kullanarak iletişim sağlanabilir.

Temel olarak üç yönlendirme yöntemi vardır :

a – Minimum Yönlendirme : Bir bilgisayar ağı başka bir bilgisayar ağına bağlı olmaksızın, tek başına çalışıyorsa minimum yönlendirme ile ağ üzerindeki iletişimi sağlayabiliriz (Bu yönlendirme genelde sadece “ifconfig” komutu ile yapilir).

b – Sabit Yönlendirme : Kurulu bir bilgisayar ağının dış dünyaya bir ya da birkaç çıkışı varsa sabit yönlendirmeyi kullanabilir (Bu yönlendirme genelde “route” komutu ile yapılır). Gerekli komut kullanılarak ağın dış dünyaya çıkan trafiği çıkış noktasına yönlendirilmiş olur.

c – Dinamik Yönlendirme : Ağın dış dünya ile olan iletişimi birden fazla noktadan yapılıyorsa, yönlendirme protokolü ile dinamik olarak bir yönlendirme tablosu tutulur ve yönlendirme protokolleri birbirleri ile gerekli bilgi alışverişini yaparak en uygun çıkışı kullanırlar. Böylece ağ yoneticisinin elle müdahelesi gerekmeksizin en uygun yolu bu protokoller bulurlar. Dolayısıyla bir çıkış noktasında meydana gelen bir sorunda tüm trafik otomatik olarak diğerine yönlendirilebilir.

Not : Yukarıda bahsedilen komutlar “UNIX” komutlarıdır. Diğer işletim sistemlerinde aynı görevi gören farklı komutlar kullanılmaktadır.

12 Temmuz 2007

Holografi

HOLOGRAFİ

Holografi laserden önce keşfedilmesine rağmen (ilk olarak Gabor tarafından 1948 yılında kayıt yapıldı), bir yüksek dereceli uzaysal ve zamansal ahenkli ışık için holografi gerekliliği, holografinin gerekliliği ve laserleri oldukça birbirlerine bağlamıştır. Holografi üç boyutlu bir nesneden bilgilerin, bir üç boyutlu resmin ardarda yapılabilmesi yoluyla kaydını içeren yöntemdir. Holografi üzerinde ve uygulamalarında oldukça fazla çalışmalar yapılmıştır.

Şekil-1 temel prensipleri göstermektedir. Bir fotoğraf plakası nesneden saçılmış ışık dalgalarıyla bir ‘referans’ kaynaktan gelen ışık dalgalarına aynı anda maruz bırakılmıştır. Referans demeti Şekil-1/a’ da bir düzlem paralel demet olarak gösterilmiştir ve herhangi bir yeniden üretilebilir şekilde olup nesneyi aydınlatan aynı laser kaynağından türetilmiştir. Yüksek derecedeki karşılıklı ahenkleri sebebiyle bu iki dalga seti plaka üzerinde girişim deseni oluşturur ki bu fotoğraf çözücüsü içinde kaydedilir ve hologram oluşur.

Şekil-1( a) Nesne ve referans dalga cephelerinden yansıyan ışığın girişimiyle oluşturulan girişim deseninin kaydıyla bir hologram yapılmayı gösteren temel geometrinin şematik diyagramı.

(b) Nesne dalga cephesinin yeniden oluşturulması. Gözlemciye göre yeniden oluşturulmuş dalga cephesi nesnenin kendisinden geliyor gözükür ve gerçek bir görüntü gözlenir.

Fotoğraf plakası bundan sonra işleme tabi tutulur ve Şekil-1/b’ deki gibi hazırda bulanan referans demeti ile aydınlatılır. Referans demetinden gelen ışığın çoğu hologramın doğrudan içinden geçer. Bununla beraber bunların bir kısmı çözeltideki girişim deseni tarafından kırınır. Normal kırınım ızgarası pl=(a+b)sinq=dsinq eşitliğiyle, l dalga boylu ışık, tam şekli ve dağılımı nesnenin şekli ve ondan yansıyan dalga cephesine bağlı, girişim saçaklarının yerel saçak mesafesi d ile gösterilmek üzere, l= dsinq açısında yapıcı girişim gerçekleşecektir. Böylece kırınmış dalgaların yapıcı girişimi nesneden gelen orijinal dalga cephelerini nesnenin kendisinden geliyor gibi gözükecektir. Bu dalga cepheleri ‘sanal görüntü’ olarak isimlendirilen görüntüyü oluşturur. Bununla beraber, bir kırının ızgarası ‘doğru boyunca’ konumun her iki yanında kırınım mertebelerini verdiğinden hologram ikinci bir görüntü oluşturur. Sanal görüntüye göre kalitece genelde daha kötü olan bu görüntü ‘gerçek görüntü’ olarak isimlendirilir.

Hologram, değişik açılardan nesnenin gözlenebildiği, laser tarafından aydınlatılan nesne görüntüsü üzerimde bir pencere olarak işlem görür. Yeniden kurulan nesnenin görüntü mesafesi hologramın sadece boyut ve konumuyla sınırlandırılır ve gerçekten bir üç boyutlu etki oluşturur.

Holografinin matematiksel analizi oldukça karmaşıktır; fakat izleyen birleştirilmiş ele alış şekli, içerilen prensipleri göstermede kullanılabilir. Fotoğraf plakasının (x,y) düzleminde olduğunu ve t zamanında (x,y) düzlemindeki nesneden yansıyan dalga cephesinin elektrik alanını

Eab = U0 (x,y) exp(-iwt)

ile temsil edebileceğimizi varsayıyoruz. Burada U0 (x,y) genelde komplex olan genliktir. Benzer şekilde, aynı anda (x,y) düzlemindeki referans demetinin komplex genliği Ur (x,y)’dir. Nesne ve referans demetlerinin ahenkli olması sebebiyle fotoğraf plakasında kaydedilen ışıma şiddeti , genliklerin eklenmesi ve komplax eşleniğiyle çarpılmasıyla verilir. Böylece ışıma şiddeti

I(x,y)=½U0+Ur½2=( U0+Ur)( U0*+Ur*)

olur.

Bu ifade

I(x,y)=( U0U0*+ Ur Ur*)( U0Ur*+ U0* Ur)…………………………………..(1)

şeklinde yazılabilir. (1). eşitlikteki birinci terim ferdi ışımaların toplamını ikinci terim ise oluşan ve böylece referans demetinin faz modülasyonları ve genliği şeklindeki bilgileri içeren girişimi temsil eder.

Plaka şimdi bir geçirme hologramı oluşturması için işlenir. Doğru işleme ile hologramın geçirmesi bir (T) sabiti ile I(x,y)=( U0U0*+ Ur Ur*)( U0Ur*+ U0* Ur) eşitliği ile verilen şiddet foksiyonunun (I(x,y)) çarpımına eşittir. Şimdi plaka sadece orijinal referans demeti ile aydınlatılırsa geçen ışık Ur ile hologramın TI(x,y) geçirmesi çarpımı ile orantılı olan UT komplex genliğine sahip olacaktır. Böylece

UT(x,y)=UrTI(x,y)=TëUr(U0U0*+UrUr*)+Ur2U0*+UrUr*U0û …………(2)

yazabiliriz. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, hologram bir kırınım ızgarası gibi davranır ve bir doğrudan gelen demetle bu demetin her iki yanında birinci mertebeden kırınmış bir demet üretir. (2) ifadesinin birinci terimi doğrudan gelen demeti temsil eder. Son terim en ilginç olan terimdir; UrUr* sabittir ve böylece son terim genelde U0 nesnenin dalga cephesi genliğidir. Böylece kırınmış demet orijinal nesneden gelen dalga cephesinin bir yeniden üretimini temsil eder ve gerçel görüntüyü oluşturur.

Bu tanımlama, siyah bir tabanlı görüntü üzerindeki bir tek beyaz çizgiyi içeren bir nesnenin ele alındığı basit durumla ispatlanabilir. Bu durumda hologram basit bir periyodik ızgara halini alır. Kırınan ışığın sıfırıncı mertebesi doğrudan gelen demettir; her iki yandaki birinci mertebeler ise sanal ve gerçel görüntüyü içerirler.

Holografinin Uygulamaları

Şüphesiz, holografik tekniğinin bütün potansiyeli belli sayıda uygulamaları günümüzde yürütülmekle beraber ele alınmayı beklemektedir. Biz burada bir yapılmış bir de potansiyel uygulama olan holografik girişim ve bilgisayar hafızalarını ele alacağız.

Holografik Girişim

Yüzey çizgilerinin klasik girişim ölçmeyle tayini basit şekilli yansıtıcı yüzeylerin incelenmesine kısıtlanmıştı. Bu kısıtlama, difüzyonlu yansıtıcı yüzeylere sahip karmaşık şekiller için kullanılabilen holografik girişim ölçme yöntemi ile ortadan kaldırılmıştır. Şimdi kısaca açıklayacağımız farklı sayıda holografik girişim ölçme yöntemi vardır.

Çift açılımlı holografik girişim ölçme tekniği bir nesnenin çok küçük yer değiştirme veya bozulmaların girişim saçaklarının sayılmasıyla ölçülebileceği önemli bir endüstriyel işlemdir. Araştırma konusu bir hologram olarak kaydedilir ve plaka işlenmeden önce stres veya başka sebeplerle bozulan nesne hareket ettirilir ve ikinci bir hologram kaydedilir. İşlemden sonra her bir görüntü bilinen yolla yeniden elde edilir.yeden elde edilen görüntü için dalga cephelerinin iki seti etkileşir ve hologram boyunca elde edilebilen nesnenin görüntüsünün tümü boyunca girişim saçakları üretilir. Bu tekniğin tipik bir örneği düzgün bir basınçla bozulan dairesel bir zarın gösterildiği Şekil-2’de verilmiştir. İki kayıt arasındaki zaman mikrosaniye veya daha büyük bir zaman olabilir, fakat plaka ve nesne, araştırılan hareket hariç aynı nispi konumlarını korumak zorundadır.

Şekil-2 Bir sabit basınçla oluşturulan dairesel bir zarın bozulmasını gösteren çift açılımlı holografik girişim ölçümü sonucu

Bu tekniğin bir varyasyonu, girişim saçaklarının gerçek zamanda gözlendiği gerçek zaman holografik girişim ölçme dir. Nesnenin bir hologramı yukarıdaki gibi kaydedilir. Fakat bu durumda plaka orijinal yerinde işlenir ve tekrar yerine konulur. Nesne şimdi bozulmuştur ve girişim saçakları nesnenin bozulması gerçekte oldukça değişen holografik plaka boyunca gözlenebilir. Bozulma oluştukça nesnenin gerilmelerini ölçmede duyarlı bir aygıt olan gerçek zaman holografik girişim ölçeri, çalışmakla beraber bazı problemlere sahiptir. Bunlar içine plakanın orijinal konumuma tam olarak yerleştirilmesi ve işlem sırasında fotoğraf işleme suyunun bozulması konulabilir. Şekil-3 , bir ucu sıkıca tutulu bir metal nesne gerildiğinde oluşan gerçek zaman holografik girişim ölçerindeki saçak desenini göstermektedir.

Üçüncü teknik. Zaman ortalamalı holografik girişim ölçme, bir nesnenin düşük genlikli titreşimlerinin uzaysal karakteristiğini araştırmada oldukça kullanılmıştır. Birçok holografik durumda, genel kural şudur; nesne resmi çekilme süresince sabit kalmalıdır. Şu anki durumda bu kural oldukça bozulmuştur; sebebi resim çekme sırasında cismin sürekli hareket etmesidir. Sonuç holgram, yüzeyin çok farklı konumları için çok sayıda resim çekilmesinin bir sınırlayıcı durumu olarak ele alınabilir. Üretilen saçaklar yüzeyin eşit genlikli titreşiminin dairesel çizgilerini temsil eder. En parlak saçaklar yüzeyin sabit kaldığı uçlarda oluşur. Diğer yerlerde resim çekme periyodunun yüzeyin titreşimlerinin çoğunu içine alması sağlandığında, bağlı olamayan noktalarda hemen hemen sıfıra eşit ışıma şiddeti ile yüzey hareketi sebebi ile ışımada bir değişme bulunur. Bir türbin bıçağının titreşimlerinin analizini içeren zaman ortalamalı holgrafik girişim ölçmenin bir uygulama örneği şeklinde gösterilmiştir.

Şekil-3 Gerçek zamanlı veya tek açılımlı holografik girişim ölçmenin gösterilmesi. Yeniden kurulu nesneye gerçek nesne dalgasının girişimi çubuğun bozulmasını gösterir. Saçakların yatay olmadıkları gerçeği bükülmeyle beraber çubuğun bir burulmaya da uğradığını göstermektedir.

Şekil-4 Bir türbin bıçağının oynar rezonans ( A ve B ) ve gerilme rezonanslarını ( C ve D ) gösteren zaman- ortalamalı hologramdan elde edilen holografik yeniden üretim.

Holografik Bilgisayar Hafızaları

Holografik bilgisayar hafızaları, potansiyel olarak hızlı erişimli, teorik olarak 1010 bit/mm3 e varan çok yüksek depolama kapasitelerine sahip olmaları sebebiyle aktif olarak geliştirilmektedir. Bir holografik hafıza Şekil-5’te de görebileceğimiz gibi aynı anda çok büyük sayıdaki ‘bit’leri okur veya kaydeder. Depolanacak bilgi bir sayfa düzenleyici olarak adlandırılan aygıt tarafından iki boyutlu bit dizisi olarak oluşturulur. Sayfa düzenleyici sırayla sıfır ve birlere karşılık gelen, açık ve kapalı olabilen ışık valflerinin bir dizisi olarak düşünülebilir. Belki 104 bite kadar olabilecek bu dizi daha sonra holografik hafızanın bir özel konumunda bir anda depolanır. Kayıt sırasında ışık modülatörleri sinyal ve referans demetlerinde maksimum ışıma şiddetine müsaade ederler. Depolama ortamında bir başka hologram olarak farklı bir diziyi depolamak için demet saptırıcısı demetleri uygun konuma hareket ettirir.

Şekil-5 Bir holografik hafıza sisteminin şematik diyagramı

Sayıların okunması hologramın sadece referans demeti tarafından adreslenmesi durumunda gerçekleşir. İlk modülatör, holografik depolama ortalama ulaşan ışığın ışıma şiddetini azaltmak için kısmen kapatılır, ikinci modülatör sinyal demetini kesmek için kapatılır. Demet saptırıcı, demeti izleme aynası yoluyla okumak üzere holograma yönlendirir ve sıfır ve birlerin dizisini temsil eden bir görüntü üretilir. Bu görüntü bir lensle odaklanır ve dedektör dizisi üzerine düşürülür. Orijinal olarak sayfa düzenleyicisinde depolana her bir bit dizisindeki bir fotodedektör üzerine düşer. Depolanmış bilgi böylece elektrik sinyaline çevrilir.

Bilginin bu yolla depolanması bit-şekillenimli hafızalarla karşılaştırıldığında bir çok avantaja sahiptir. Bir özel dizi civarındaki bilgi bütün hologram üzerinde bir holografik saçak deseni içine dağıtılır. Böylece hologram, bit şekillenimli hafızada binlerce sayının kaybolmasına sebep olabilen toz parçaları veya küçük çiziklere hassas olmaz.

İkinci olarak bilgi temelinde paralel olarak elde edilir. Çok sayıdaki bitler çok yüksek bir okuma oranına izin verecek şekilde aynı anda okunurlar.ışık demeti saptırma için gerekliliklerde azalır. Demetin saptırılacağı her bir konum 104 sayı bitini temsil eder. Böylece 108 bit hafıza sadece 104 ayrı konum gerektirir. Bu, şu anki ışık demeti saptırıcıların kapasitesi dahilinde görülmektedir. Adresleme mikrosaniye mertebesinde erişim zamanına sahip elektro-optik saptırıcılar kullanılarak yapılabilir.

Üçüncü avantaj holografik kayıt ve üretimin hologram üzerindeki referans veya okuma demetinin gerçek konumundan bağımsız olmasıdır. Hologram hareket ettirilebilir fakat odaklanmış noktalar sabit kalır. Bu, holografik hafıza sistemlerinin ayarlanmasının diğer optik hafızalara göre daha kolay ve titreşim problemlerinden daha az etkilendiği anlamına gelir.

Son olarak, farklı referans demet yönlerinin her bir hologram kayıtta kullanılmasının sağlanmasıyla bir çok hologramı bir kalın, duyarlı maddenin farklı düzlemlerinde kaydetmek mümkündür. Uygun hologram bundan sonra, kayıt işlemindeki orijinal referans demetle tam olarak aynı açıda ayarlanmış bir okuma demetiyle okunur.

Bu avantajların yanında uygun depolama ortamının bulunması günümüze kadar holografik hafızalarının gelişimini kısıtlamıştır. Fotoğraf çözeltisi oldukça iyi olmakla beraber kolaylıkla yenilenemeyecek sürekli bir hafıza sağlar. İdealde depolama ortamı kararlı ve değiştirilebilir olmalı, düşük yazma enerjili ve yüksek okuma verimi sağlamalıdır. Potansiyel olarak faydalı okuma/yazma/silme optiksel duyarlı maddelere termoplastik foto iletici tabakalar, manyeto optik MnBi ve elektrofotokromik KCL konulabilir.

12 Temmuz 2007

   periyodik Tablonun Tarihcesi

   Periyodik tablonun tarihcesi

19. yüzyıl başlarında kimyasal çözümleme yöntemlerinde hızlı gelişmeler elementlerin ve bileşiklerin fiziksel ve kimyasal özelliklerine ilişkin çok geniş bir bilgi birikimine neden oldu. Bunun sonucunda bilim adamları elementler için çeşitli sınıflandırma sistemleri bulmaya çalıştılar. Rus kimyacı Dimitriy İvanoviç Mendeleyev 1860′larda elementlerin özellikleri arasındaki ilişkileri ayrıntılı olarak araştırmaya başladı ; 1869′da, elementlerin artan atom ağırlıklarına göre dizildiklerinde özelliklerinin de periyodik olarak değiştiğini ifade eden periyodik yasayı geliştirdi ve gözlemlediği bağlantıları sergilemek için bir periyodik tablo hazırladı. Alman kimyacı Lothar Meyer de, Mendeleyev’den bağımsız olarak hemen hemen aynı zamanda benzer bir sınıflandırma yöntemi geliştirdi.

    Mendeleyev’in periyodik tablosu o güne değin tek başına incelenmiş kimyasal bağlantıların pek çoğunun birlikte gözlemlenmesini de olanaklı kıldı. Ama bu sistem önceleri pek kabul görmedi. Mendeleyev tablosunda bazı boşluklar bıraktı ve bu yerlerin henüz bulunmamış elementlerle doldurulacağını ön gördü. Gerçekten de bunu izleyen 20 yıl içinde skandiyum, galyum ve germanyum elementleri bulunarak boşluklar doldurulmaya başlandı.

    Mendeleyev’in hazırladığı ilk periyodik tablo 17 grup (sütun) ile 7 periyottan oluşuyordu ; periyotlardan, potasyumdan broma ve rubidyumdan iyoda kadar olan elementlerin sıralandığı ikisi tümüyle doluydu ; bunun üstünde, her birinde 7 element bulunan (lityumdan flüora ve sodyumdan klora) iki kısmen dolu periyot ile altında üç boş periyot bulunuyordu. Mendeleyev 1871 de tablosunu yeniden düzenledi ve 17 elementin yerini (doğru biçimde) değiştirdi. Daha sonra Lothar Meyer ile birlikte, uzun periyotların her birinin 7 elementlik iki periyoda ayrıldığı ve 8. gruba demir, kobalt, nikel gibi üç merkezi elementin yerleştirildiği 8 sütunluk yeni bir tablo hazırladı.

    Lord Rayleigh (Jonh William Strutt) ve Sir William Ramsay’in 1894 den başlayarak soygazlar olarak anılan helyum, neon, argon, kripton, radon ve ksenonu bulmalarından sonra, Mendeleyev ve öbür kimyacılar periyodik tabloya yeni bir “sıfır” grubunun eklenmesini önerdiler ve sıfırdan sekize kadar olan grupların yer aldığı kısa periyotlu tabloyu geliştirdiler. Bu tablo 1930′lara değin kullanıldı.

    Daha sonraları elementlerin atom ağırlıkları yeniden belirlenip periyodik tabloda düzeltmeler yapıldıysa da, Mendeleyev ile Meyer’in 1871 deki tablolarında özelliklerine bakılarak yerleştirilmiş olan bazı elementlerin bu yerleri, atom ağarlıklarına göre dizilme düzenine uymuyordu. Örneğin argon – potasyum, kobalt – nikel ve tellür – iyot çiftlerinde, birinci elementlerin atom ağırlıkları daha büyük olmakla birlikte periyodik sistemdeki konumları ikinci elementlerden önce geliyordu. Bu tutarsızlık atom yapısının iyice anlaşılmasından sonra çözümlendi.

    Yaklaşık 1910′da Sir Ernest Rutherford’un ağır atom çekirdeklerin- den alfa parçacıkları saçılımı üzerine yaptığı deneyler sonucunda çekirdek elektrik yükü kavramı geliştirildi. Çekirdek elektrik yükünü elektron yüküne oranı kabaca atom ağırlığının yarısı kadardı. A. van den Broek 1911′de, atom numarası olarak tanımlanan bu niceliğin elementin periyodik sistemindeki sıra numarası olarak kabul edilebileceği görüşünü ortaya attı. Bu öneri H.G.J. Moseley’in pek çok elementin özgün X ışını tayf çizgi- lerinin dalga boylarını ölçmesiyle doğrulandı. Bundan sonra elementler periyodik tabloda artan atom numaralarına göre sıralanmaya başladı. Periyodik sistem, Bohr’un 1913′te başlattığı atomların elektron yapıları ve tayfın kuvantum kuramı üzerindeki çalışmalarla açıklığa kavuştu.

    Periyotlar. Periyodik sistemin bugün kullanılan uzun Periyotlu biçiminde, doğal olarak bulunmuş ya da yapay yolla elde edilmiş olan 107 element artan atom numaralarına göre yedi yatay periyotta sıralanır ; lantandan (atom numarası 57) lütesyuma (71) kadar uzanan lantanitler dizisi ile aktinyumdan (89) lavrensiyuma (103) aktinitler dizisi bu periyotların altında ayrıca sıralanır. Periyotların uzunlukları farklıdır. İlk periyot hidrojen periyodudur. Ve burada hidrojen (1) ile helyum (21) yer alır. Bunun ardından her birinde 8 element bulunan iki kısa periyot uzanır. Birinci kısa periyotta lityumdan (3) neona (10) kadar olan elementler, ikinci kısa periyotta ise sodyumdan (11) argona (18) kadar olan elementler yer alır. Bunları, her birinde 18 elementin bulunduğu iki uzun periyot izler. Birinci uzun periyotta potasyumdan (19) kriptona (36), ikinci uzun periyotta rubidyumdan (37) ksenona (54) kadar olan elementler bulunur. Sezyumdan (55) radona (86) kadar uzanan 32 elementlik çok uzun altıncı periyot, lantanitlerin ayrı tutulmasıyla 18 sütunda toplanmıştır ve özellikleri birinci ve ikinci uzun periyottaki elementlerinkine çok benzeyen elementler bu elementlerin altında yer alır. 32 elementlik en son uzun periyot tamamlanmamıştır. Bu periyot ikinci en uzun periyottur ve atom numarası 118 olan elementlerle tamamlanacaktır.

    Gruplar. Helyum, neon, argon, kripton, ksenon ve radondan oluşan altı soy gaz, tümüyle dolu altı periyodun sonunda yer alır ve bunlar periyodik sistemin 0 grubunu oluştururlar. Lityumdan flüora ve sodyumdan klora kadar uzanan ikinci ve üçüncü periyottaki yedişer element ise sırasıyla I., II., III., IV., V., VI., VII. grupları oluştururlar. Dördüncü periyotta yer alan, potasyumdan broma kadar sıralanan 17 elementin özellikleri farklıdır. Bunların periyodik sistemde 17 alt grup oluşturdukları düşünülebilir, ama bu elementler geleneksel olarak 15 alt grupta toplanırlar ve demir, kobalt, nikel ve bundan sonraki periyotta benzer özellikte olan elementler tek bir grupta, VIII. Grupta yer alırlar. Potasyumdan (19) manganeze (25) kadar olan elementler sırasıyla Ia, IIa, IIIa, IVa, Va, VIa, VIIa alt gruplarında, bakırdan (29) broma (35) kadar olan elementler de Ib, IIb, IIIb, IVb, Vb, VIb, VIIb, alt gruplarında toplanırlar.

    I. grup alkali metaller grubudur ; lityum ve sodyumun yanı sıra potasyumdan fransiyuma kadar inen metalleri kapsayan bu grup, farklı özelliklere sahip Ib grubu metallerini içermez. Aynı biçimde, berilyumdan radyuma kadar inen elementleri kapsayan II. grup toprak alkali metallerdir ve IIb grubundaki elementleri kapsamaz. III. grubu oluşturan bor grubu elementlerinin özellikleri, IIIa grubunun mu yoksa IIIb grubunun mu, bu grupta yer alacağı sorusuna kesin bir yanıt getirmez, ama çoğunlukla IIIa grubu elementleri bor grubu olarak düşünülür. IV. grubu karbon grubu elementleri oluşturur ; bu grup silisyum, kalay, kurşun, gibi elementleri kapsar. Azot grubu elementleri V. grupta toplanmışlardır. VI. grup oksijen grubu elementlerinden, VII. grup ise halojenlerden oluşur.

    Hidrojen elementi bazı tablolarda Ia grubunda gösterilmekle birlikte kimyasal özellikleri alkali metallere ya da halojenlere çok benzemez ve elementler arasında benzersiz özelliklere sahip tek elementtir. Bu nedenle hiç bir grubun kapsamında değildir.

    Uzun periyotların (4., 5. Ve 6. periyotlar) orta bölümünde yer alan IIIb, IVb, Vb, VIIb, Ib gruplarındaki ve VIII. gruptaki 56 elemente geçiş elementleri denir.

    Bir Periyotta Soldan Sağa Doğru Gidildikçe ;

a)     Atom no, kütle no, proton sayısı, atom kütlesi, nötron sayısı, elektron sayısı, değerlik elektron sayısı artar.

b)    Atom çapı ve hacmi küçülür.

c)     İyonlaşma enerjisi artar.

d)    Elektron ilgisi ve elektronegatifliği artar. (8A hariç)

e)     Elementlerin metal özelliği azalır, ametal özelliği artar. (8A hariç)

f)      Elementlerin oksitlerinin ve hidroksitlerinin baz özelliği azalır, asitlik özellik artar. (8A hariç)

g)     Elementlerin indirgen özelliği azalır, yükseltgen özelliği artar. (8A hariç)

    Bir Grupta Yukarıdan Aşağıya Doğru İnildikçe ;

a)     Proton sayısı, nötron sayısı, elektron sayısı, çekirdek yükü, Atom no, Kütle no artar.

b)    Atom çapı ve hacmi büyür.

c)     Değerlik elektron sayısı değişmez.

d)    İyonlaşma enerjisi, elektron ilgisi ve elektronegatiflik azalır.

e)     Elementlerin metal özelliği artar, ametal özelliği azalır.

f)      Elementlerin, oksitlerin ve hidroksitlerin baz özelliği artar, asit özelliği azalır.

g)     Elementlerin indirgen özelliği artar, yükseltgen özelliği azalır.

12 Temmuz 2007

Deprem

DEPREM

Deprem; yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi yada yanar dağların püskürmesi sırasında olan sarsıntı, yersarsıntısına denir. Diğer bir adı da zelzeledir. Depremin olduğu yerde yer titreşim yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak oluşturulan sarsıntılara deprem denmez. Yapay olarak oluşturulan sarsıntılara “yerin salınışı” adı verilir. Deprem titreşimleri, yer salınımlarından genel olarak; doğal nedenlerinden oluşmaları; ani başlamaları ve bitmeleri, titreşim süresince bazı fayların bulunmasıyla ayırt edilirler. Depremler yer kabuğunun yeni kıvrılmış veya kırılmış yerinde, a)Çok engebeli bölgelerde, b)Genç kıvrımlarla, vadilerin birleştiği, c) Dağ yamaçlarının denizin derinliklerine kadar indiği alanlarda meydana gelir.

Depremlerin nedenlerinden birisi volkanik bölgelerde yerkabuğunun altındaki erimiş kayaçların hareket etmesidir. Ancak bu tür depremler yerkabuğundaki kırıklıkların oluşturduğu kırık kuşakları boyunca görülürler. Büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanlarının birbirinden farklı hareketleri kırık kuşağı boyunca büyük bir gerilim oluşturur: kırık kuşağının her iki yanındaki kayaçlar bir yay gibi gerilir. Sonra birdenbire kayaçların direnci kırılır ve büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanları harekete geçer; gergin kayalar serbest bırakılmış bir yay gibi titreşir. Aslında yerkabuğunun kırık kuşağı boyunca hareketi en şiddetli depremlerde bile yalnızca birkaç metredir. Ama bu hareket bir dakika kadar bir süreyle yerkabuğunu ileri-geri, aşağı-yukarı şiddetle sarsar. Yer altında iç merkez /ocak/odak/hiposantr denen depremin başlangıç noktasında meydana gelen sarsıntı dalgalar halinde yayılarak yer yüzünde üst merkez/episantr denen bir noktada deprem şoku olarak ortaya çıkar Burası depremin merkezidir ve buradan uzaklaştıkça şiddet azalır.

Deprem merkezinden çevreye doğru muntazaman dalgalar halinde yayılır. Bunlara deprem dalgaları denir. Başlıca üç dalga çeşidi vardır:

1)Boylamasına Dalgalar:P dalgaları da denir Sismografların ilk kaydettikleri dalgalardır. Bu dalgalar katı, sıvı ve gaz halindeki bütün maddeler içinde yayılır. Bu dalgaların hızı saniyede 8 km kadardır. İnsanın kulağına ulaştığında boğuk bir gürleme halindedir.

2)Enlemesine Dalgalar:S dalgaları da denir. Hızı 4,8 km kadardır. Katı maddeler içinde yayılan bu tip dalgalar daha yavaş hareket ederler. Yayılma yönüne dik titreşimler meydana getirirler.

3)Uzun Dalgalar:L dalgaları da denilen bu tip dalgalar sismografların en son kaydettikleri dalgalardır. Yıkıcı sarsıntıları meydana getirirler. Bu dalgaların yayılma şekli, suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgaların yayılma şekli gibidir.

Depremler çeşitli derecede olur;özel gözlemevlerindeki sismograflarla tespit edilebilecek zayıf depremler bulunduğu gibi, yerin yarılmasına ve kalabalık bölgelerde büyük felaketlere yol açabilecek derecede şiddetli depremler görülür. Aynı şiddetteki depremler her yerde aynı etkiyi göstermez. Depremlerin yaptıkları hasarların derecesi o yerin coğrafi özelliğine ve toprağın yapısına bağlıdır. Kırık bölgelerde, alüvyonlu ovalarda ve kum, çakıl gibi gevşek topraklı yerlerde meydana gelen depremler daha çok zarar verir. Kayalık alanlarda ve eski kütlelerin bulunduğu sahalarda meydana gelen sarsıntılar ise daha az hasar meydana getirir. Bu durumda, depremin meydana getirdiği zararları asgari seviyeye indirmek mümkündür. Sert kayalık alanlar üzerine depreme dayanıklı evler yapmak bu tedbirlerin başlıcasıdır. Depremin zararlarını en aza indirmek için alınacak diğer tedbirler:

İlk 2-3 saniye içinde depremin şiddetlenip şiddetlenmemesine göre tedbir almalıyız. Eğer şoklar hafif ise deprem uzaktadır ve asıl şok gelmeden tehlikeli yerden uzaklaşmalıyız.

Kaçarken yanan ocak gibi şeyleri bırakmamaya dikkat etmeliyiz. Deprem sonrası su ve elektrik sistemlerini kontrol edip, tedbir almalıyız.

İki, üç katlı evlerin üst katları daha emniyetlidir. Merdivenler en tehlikeli yerleri teşkil eder.

Duvar, kiriş ve devrilebilecek eşyalardan uzak durup masa, sıra gibi altı emin yerlere sığınmalıyız. Dışarıda binalardan uzak durmalıyız.

Kıyılarda sismik dalgaların tehlikesine karşı sahilden uzak durmalıyız.

Heyelanlı alanlarda kaya parçalarının yuvarlanabileceğini göz önüne almalıyız.

Depremin birinci dakikasından sonra tehlikenin çoğu geçmiştir. Bu taktirde –yanan bir yer veya bir şey varsa- yangın söndürülmelidir.

Asıl depremden sonra hafif sarsıntılar olabilir. Bu şokların sağlam yapıları da yıkabileceği unutulmamalıdır.

Bu tedbirlerle birlikte yapılacak en önemli iş, soğuk kanlılıkla Allah telaya sığınmak ve yersiz telaşlara kapılarak bazı zararlara sebep olmamalıyız.

Yer yüzünde meydana gelen depremlerin şiddeti Mercalli-Cancani ve Richter ölçeklerine göre tespit edilir. Mercalli ölçeği 12, Richter ölçeği ise 10 derecelidir. Depremler şiddetlerine göre Mercalli Cancani ölçeğinde şu şekilde derecelenir:

1.Derece: Ancak sismograflar kaydeder.

2.Derece: Çok hafif geçer. Binaların üst katlarında oturanlar ve çok hassas

kişiler tarafından hissedilir.

3.Derece:Hafif sarsıntılardır.

4.Derece: Orta şiddette sarsıntılardır. Evlerde kolayca hissedilebilir.

5.Derece: Oldukça şiddetlidir. Herkes duyar. Bütün binalar ve eşyalar sallanır.

6.Derece: Şiddetlidir. Herkes duyar. Bazı binaların sıvaları dökülür.

7.Derece: Çok şiddetlidir. Binalarda çatlaklar oluşur. Ev eşyaları devrilir.

8.Derece: Tahripkardır. Bacalar ve anıtlar yıkılır. Binalarda yarıklar oluşur.

9.Derece: Çok tahripkardır. Taş binalar çöker.

10.Derece:Yıkıcı sarsıntılardır. Binalar temellerinden yıkılır. Şehirlerdeki su

boruları,kanalizasyon ve hava gazı boruları gibi alt yapı hizmetleri

büyük hasarlara uğrar. Demir yolları bozulur. 11.Derece:Afettir,bütün yapılar yıkılır. Yerde büyük çatlaklar, çökmeler olur.

12.Derece: Çok büyük afettir. İnsan yapısı olan her şey yıkılır. Yer yüzünün

şekli değişir. Yatay yer değiştirmeler olur.

Bugüne kadar, Richter ölçeğine göre tespit edilen en şiddetli sarsıntı 1960’da Şili’de 8,5 şiddetinde olmuştur.

Denizin dibinde veya kıyıda meydana gelen depremler, şiddetine göre denizlerde büyük ve hızlı dalgalara sebep olur. Bunların hızları saatte 600-800 km’ye ulaşabilir. Bu tür dalgalara Japonca: Tsunami adı verilir.

Depremleri inceleyen bilim dalına sismoloji, depremle oluşan sismik dalgaların süre ve genlik gibi özelliklerini kaydeden aygıta sismograf denir.

Sismograf bir çerçeve, ona asılı bir ağırlık ve bunların birbiri karşısındaki konumlarında meydana gelen değişikliği kağıt üzerine aktaran bir düzenekten oluşur. Sismografın içinde bulunan ayna düzeni bir ışık demetini döner bir silindir üzerindeki fotoğraf kağıdına yansıtır. Sismik dalgalar sismografın bulunduğu yeri sarstığı zaman sismograf bu sarsıntıyla hareket eder; ama içinde asılı durumda bulunan ağırlık hareket etmez. Böylece ağırlık ile üzerinde asılı olduğu çerçevenin birbiri karşısındaki konumu değişir. Buna bağlı olarak aynadan yansıyan ışık demeti döner silindirin yüzeyindeki fotoğraf kağıdı üzerinde zikzaklar çizer. Böylece sismik dalgaların özelliklerini gösteren çizgiler fotoğraf kağıdı üzerine işlenmiş olur.

Yeryüzünde ve yeraltında meydana gelen depremlerin etkisi oldukça büyük olabilir. Çoğu zaman toprak kabarmaları, çöküntüler faylar meydana gelir.; 1906’da San Francisco depreminde böyle bir fay görülmüştür. Boyu 470km’yi bulan bu fay önüne çıkan her türlü araziyi hemen hemen doğru bir çizgi üstünde ikiye bölmüştür, yerüstü ve yeraltı sularında önemli değişiklikler olmuştur. Bu faylar boyunca birbirinden ayrılan arazilerin dikey veya yatay olarak kaydıkları, eski düzen ve biçiminin kilometrelerce genişliğinde bir alanda değişikliğe uğradığı görülür.

Bir depremde etkilenen bölgelerin genişliği depremin sebebiyle yakından ilgidir. Buna göre depremler şöyle sınıflandırılabilir:

1)Çöküntü Depremler: Yeraltındaki bazı boşlukların birdenbire çökmesinden ileri gelir. Bazen çok şiddetli olan bu çeşit depremler, etkisini özellikle dar alanlarda gösterir. 1879’da İsviçre’nin Glaris kantonunun küçük bir kısmında olan deprem buna örnektir.

2)Volkanik Depremler: Yanardağ püskürmelerinden önce veya püskürmeyle birlikte olur. Bu depremin sebebi kapalı olan yanardağ bacasından çıkmak isteyen gaz veya lavın vuruntusudur.1883’de İschia adasında meydana gelen deprem bu çeşit bir deprem sayılır. Yalnız birkaç kilometre öteden duyulabilen bu deprem Casamicciola şehrini yıkarak bu küçücük adada 3000 insanın ölümüne yol açmıştır. Oysa eski ağzı adanın ortasında bulunan aynı yanardağ 1302 yılından beri hiçbir faaliyet göstermemiştir.

3)Tektonik Depremler: Depremlerin en önemli olanıdır. Bunların kesin sebebi henüz tartışma konusudur ve sebebinin tek olmadığı da şüphesizdir. Tektonik depremler yerkabuğunun, jeolojik sebeplerle bozulmuş olan izostatik dengesini elde etmesinden doğabileceği gibi, bazı faylar boyunca gelişen ağır ve belirsiz kaymaların sebep olduğu gerilim yığınlarından da ileri gelebilir. Onun için deprem bakımından en tehlikeli bölgeler (deprem bölgeleri) sıradağların ve büyük deniz çökeklerinin yanı başında bulunur. (Japonya, Şili, Sonda adaları ve küçük ölçüde Akdeniz’in çevresi).

Önemli tektonik depremlerde hemen her zaman ilk sarsıntıdan sonra gittikçe daha az şiddette gelen ve günlerce, hatta aylarca sürebilen bir dizi hafif depremler görülür. Bu ikinci derecedeki sarsıntılar, deprem merkezinin bulunduğu bölgede denge ve gerilimin ayarlanmasıyla açıklanır. Bunun tersine olarak şiddetli bir depremden önce hafif öncü depremlerin görüldüğü daha sıktır. Bununla beraber bu konuda yapılan sayısız incelemelere rağmen bu gibi zayıf depremlerin ardından büyük bir sarsıntının gelip gelmeyeceğini kestirmek çok güçtür.

Tektonik depremlerin incelenmesi, yerkabuğunun az veya çok derin tabakalarının fizik ve mekanik yapısı bakımından önemli bir rol oynar. Bu çeşit bir incelemede göz önünde bulundurulacak önlemler şunlardır:

1)Deprem merkezinin derinliği, bilinen depremlerin çoğunda deprem

merkezi, yeryüzüyle 50 km’lik bir derinlik arasında bulunur. Fakat yerin 700 km kadar derinliğinde, derin merkezli depremlerin meydana geldiği yakın zamanlarda anlaşılmıştır. Bu gibi depremlerin etkileri coğrafi bakımdan çok yaygın ve geniş olabilir; fakat genellikle hiçbir yerde büyük zarara yol açmıştır.

2)Yayılma Dalgaları:Deprem dalgaları titreşimli dalgalardır; başlıcaları şunlardır:boylamasına iç dalgalar, enlemesine iç dalgalar, ve uzun dalgalar; boylamasına iç dalgalar, uzak bir yerde ilk defa beliren dalgalara denir;enlemesine iç dalgalar ikinci olarak gelen dalgalardır; derin depremler dışında yüzeysel olan çeşitli dalgalara da uzun dalgalar denir; çünkü bunların titreşim devresi ötekilerden daha uzundur.

Bu dalgaların çeşitli sismoloji istasyonlarınca “sismogram” adı verilen grafikler halinde kaydı ve bu kayıtların karşılaştırılmasıyla deprem merkezinin derinliği ve merkez üssü noktası kesinlikle bulunabilir. İç dalgalar geçtikleri çeşitli tabakaların esnekliğiyle belirlenen bir yayılma hızı gösterir; deprem merkezi derinse hız da fazladır. Sürekli kırılma yüzünden bu dalgaların yolağı yukarı doğru hafifçe içbükey biçimdedir, hızları da boylamasına iç dalgalar için 7,5-15 km/s, enlemesine iç dalgalar için 4-7,5 km/s kadardır, yüzeysel dalgalar, 4km/s’lik bir hızla yayılır. Ayrıca, iç dalgalar, “yerçekirdeği” adı verilen 3000 km derinliğe ulaştıkları zaman gerçek bir kırılma ve yansımaya uğrar; yeryüzüne geri dönen bütün bu dalgaların tespit edilerek inceden inceye gözden geçirilmesiyle Yer’in iç yapısı hakkında bir fikir edinmek mümkün olabilir.

Bazı özel deprem olaylarına da değinecek olursak:Deniz kıyısı yakınında veya denizde olan depremler, hava olaylarından ileri gelen kabarmalardan farklı olarak korkunç deniz kabarmalarına yol açabilir. Öte yandan da insanların hayal gücünü işleten çeşitli belirtiler de deprem olacağına birer işaret sayılmıştır. Fakat bunlar daha çok volkan faaliyetleriyle ilgilidir. Aynı şekilde, deprem sırasında topraktan gelen gürültünün kaynağını bulmak ve bunu belirli bir sebebe bağlamak da pek kolay değildir. Geçmişte, bazı şiddetli hava olayları (kasırga, fırtına, siklon) ile depremler arasındaki az veya çok tesadüfi ilintiler üzerinde durulmuştur. Bu olayların bazı hallerde, önceden var olan gizli gerilimlerin boşanması için bir “tetik” rolü oynama ihtimali tahminen inkar edilemese de günümüzde bilim adamları buna ancak bir istisna olarak bakabilirler. Fakat gene de insan açısından pratik önemi göz önünde tutularak bu konu üzerinde sürekli çalışmalar yapılmaktadır.

TÜRKİYE’DE DEPREMLER

Türkiye dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alır Ülkemizin yüz ölçümünün % 42’si birinci derece deprem kuşağı üzerindedir. 20. yy’ın başlarından beri yapılan istatistiği çalışmalar Türkiye’de yaklaşık olarak her iki yılda bir yıkıcı deprem, her üç yılda bir de pek çok yıkıcı deprem olduğunu göstermektedir. Bu durum Türkiye’de kaçınılmaz bir doğal afet olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılması gereken en önemli önlem depremin özelliklerini çok iyi tanıyıp gerekli tedbirleri zamanında almaktır.

Ülkemizde başlıca deprem kuşakları şunlardır:

a)Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı:Türkiye’nin kuzey kesiminde doğu-batı doğrultusunda uzanan kuzey Anadolu deprem kuşağı yaklaşık 1500 km uzunluğa sahiptir. Marmara Bölgesi’nde; Saros Körfezinden başlar, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki Aras Vadisi’ne kadar uzanır. Bu kuşak Gelibolu, Marmara Denizi’nin derin kısımları, İzmit Körfezi, Adapazarı,Düzce-Bolu, Gerede,Merzifon, Suluova, Erbaa-Niksar, Kelkit vadisi ile Erzincan, Erzurum, Varto ve Van üzerinden geçen bir hat şeklinde uzanır. Ayrıca Çanakkale, Edremit, Bursa ve İznik bu kuşak içerisinde kalır. Bu kuşak an çizgileriyle “Kuzey Anadolu Fay Hattı” adını alır. Kuzey Anadolu Fayının kuzeyinde ve güneyinde ortalama 50km genişliğindeki alanı kapsayan bu kuşak içerisindeki çok şiddetli depremlerin meydana gelme olasılığı yüksektir.

b)Güneydoğu Anadolu Deprem Kuşağı: İskenderun Körfezi’nden Van’ın doğusuna kadar bir yay çizerek uzanır. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bitlis ve Van bu kuşaktır. Bu kırık hattı, Kuzey Anadolu deprem kuşağı ile Bingöl-Karlıova çevresinde birleşir. Ayrıca Van Gölü çevresi ile, kuzeye doğru Malazgirt, Tutak(Ağrı), Aşkale-Erzurum-Pasinler-Horasan havzalarındaki faylar üzerinde de sıkça depremler oluşmaktadır.

c)Batı Anadolu Deprem Kuşağı: Ege Bölgesi’ndeki Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes çöküntü ovaları boyunca uzanan bazı diri fay hatları bulunmaktadır. Bu fay hatlarına uyum gösteren deprem kuşağı; Ayvalık, Dikili, İzmir, Aydın, Denizli, Isparta ve Akşehir’in içine alır. Ayrıca Burdur, Acıgöl havzalarının kenarlarında ve Sultan Dağları’nın kuzey eteklerinde de faylar uzamaktadır. Bu faylar boyunca zaman zaman depremler olmaktadır.

Yurdumuz deprem tehlikesi bakımından beş bölgeye ayrılmıştır:I. derece deprem bölgeleri; başta Kuzey Anadolu ve Güneydoğu Anadolu fay kuşakları boyunca uzanan sahalar ile Ege Bölgesi ve Göller Yöresi’ni kapsar.II. derece deprem bölgesi; I. derece deprem bölgelerinin çevresini kuşatır. Trakya’nın kuzeyi, Karadeniz kıyıları. İç Anadolu’nun çevresi ile Güneydoğu Anadolu’nun güneyi III. Ve IV. Derece deprem alanlarını oluşturur. Tuz Gölü ile Akdeniz kıyısı arasındaki saha deprem tehlikesinin en az olduğu V. Derece deprem bölgesidir.

Bazı büyük şehirlerimizin I. Derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir. Türkiye, deprem riski açısından dünyanın en önde gelen ülkelerindendir. Depremlerin oluşturacağı hasarları azaltmanın en etkin iki yolu depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve toplumu depreme karşı eğitmektir. Yaşadığımız mekanlarda depremin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek için bazı önlemler alınmalıdır. Bunun ötesinde sarsıntı sırasında ve sonrasında yapılması gereken işler ile uygulanması gereken kurallar özellikle can kaybını azaltmak açısından çok önemlidir. Depremin ne zaman olacağını belirlemek günümüzde teknik açıdan mümkün olmadığından deprem bölgelerinde yaşayan insanların bu konuda her sn hazırlıklı olmaları gerekmektedir.

TÜRKİYE’DE MEYDANA GELEN BÜYÜK DEPREMLER

TARİH SAAT YER ŞİDDET MG CAN AĞIR HASARLI

KAYBI BİNA

28.04.1903—23:46—Malazgirt—-IX——–6.7——600———–4500 09.08.1912—03:29—-Mürefte——X———7.3——216———–5540

04.10.1914—00:07—-Burdur——-IX——–6.9—–300————6000 13.09.1924—16:34—-Erzurum—–IX——–6.8—–60————-380

07.08.1925—08:46—-Dinar———VIII——5.9—–3————–2043

22.10.1926—21:59—-Kars———-VIII——5.7—–355———– -

31.03.1928—02:29—-Torbalı——-IX——–7.0—–50————-2100

18.05.1929—08:37—-Suşehri——-VIII——6.1—–64————-1357

07.05.1930—00:34—-Hakkari——X———7.2—–2514———- -

04.01.1935—16:41—-Erdek———IX——–6.7—–5————–600

19.04.1938—12:59—-Kırşehir——IX——–6.6—–149———–3860

22.09.1939—02:36—-Dikili———-IX——–7.1—–60————1235

21.11.1939—10:49—-Tercan——–VIII——5.9—-43————-500

26.12.1639—23:57—-Erzincan—–X-XI—–7.9—–32.962——-116.720

13.04.1940—08:29—-Yozgat——–VIII——5.6—— – ——–1.000

10.09.1941—23:53—-Erciş———-VIII——-5.9—–194———-600

12.11.1941—12:04—-Erzincan—–VIII——-5.9—–15———–500

15.11.1942—19:01—-Balıkesir—–VIII——-6.1—–7————-1262

21.11.1942—16:01—-Çorum——-VIII——-5.5—–7————-448

20.12.1942—16:03—-Tokat———IX———7.0—–3.000——-32.000

26.06.1943—17:32—-Hendek——-IX———6.6—–336———2240

27.11.1943—00:20—-Samsun——-IX-X—–7.2——2824——-25.000

01.02.1944—05:22—-Gerede——–X-XI—–7.2—–3959——–20.865

25.06.1944—06:16—-Gediz———-VIII——6.2—–21———–3476

06.10.1944—04:34—-Balıkesir——IX——–7.0—— – ——–1158

20.03.1945—09:58—-Adana——–VIII——-6.0——10———–650

31.05.1946—17:43—-Muş———–VIII——7.0——839———509

17.08.1949—-20:44—Bingöl———IX——–7.0—–450———3.000

13.08.1951—-20:33—Çankırı——-IX———6.9——52———-3354

03.01.1952—-08:03—Erzurum—–VIII——5.8—–133———701

18.03.1953—-21:06—Balıkesir——IX——–7.4—–265———9670

19.08.1966—-14:22—Muş————IX——–6.9—–2394——-20.007

28.03.1970—-23:02—Kütahya——VIII——7.2—–1086——-9452

22.05.1971—-18:43—Bingöl———VIII——6.7—–878——–5617

06.09.1975—-12:20—Diyarbakır—VIII——6.9—–2385——-8149

24.11.1976—-14:22—Van————IX——–7.2—–3840——-9552

30.10.1983—-0712—-Erzurum—–VIII——6.9—–1155——-3241

13.03.1992—-19:18—Erzincan—–VIII——6.8—–653———6702

17.08.1999—-03:02—İzmit———-X———7.8—–17.125—–50.000

12.11.1999—-18:57—Düzce———X———7.3—–798———20.503

12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy