‘do a’ Arama Sonuçları

Hücrelerin Yapısı

HÜCRELERİN YAPISI

Hücre ; canlıların yapısını oluşturan en küçük canlı birim dir. Hücrelerin yapısı ilk kez 1605 yılında R.Hooke tarafından tespit edilmiştir. Bu bilim adamı kendi yaptığı mikroskopta şişe mantarından aldığı bir parçayı incelemiş ve mantarın hücrelerini içi boş, çevresi belirli bir yapıyla ayrılmış olarak görmüştür. Gördüğü bu yapılar için ilk defa cellula (=hücre) terimini kullanmıştır. Bundan sonra gelen bilim adamlarının katkılarıyla hücre konusunda daha ayrıntılı bilgiler ortaya çıkmıştır.

Bazı canlılar tek bir hücre yapısındadırlar (bakteriler ve tek hücreliler). Diğer bütün canlılar ise çok hücrelidir. Canlıların vücut büyüklüğü arttıkça hücre sayısıda artar. Canlılardaki hücreler çekirdek yapıları bakımından ikiye ayrılır.

Prokaryot hücrelerde; çekirdek zarı olmadığından belirgin bir çekirdek gözlenmez. Ayrıca bu hücrelerde mütokondri, kloroplast, endoplazmik retikulum gibi zarla çevrili organeller de bulunmaz. Bakteriler ve mavi-yeşil alg’ler bu şekildedir.

Ökaryot hücreler; gerçek hücreler olup, çekirdek ve diğer organelleri zarla çevrilidir. Hücre deyince çoğu zaman kastedilen de ökaryot bir hücredir. Hücreler genellikle gözle görülmeyecek kadar küçük (10-15 mikron) olup, mikroskoplarla büyüterek incelenir. Hayvanların döllenmemiş yumurtaları ve bazı su yosunları gözle görülebilen (makroskobik) büyük hücrelerdir. Her hücrenin, bulunduğu doku ve canlı türüne, ya da yaptığı işe göre farklı şekli vardır. Ancak; bitkisel hücreler genellikle köşeli, hayvansal hücreler ise genellikle yuvarlaktır.

Hücreler genelikle renksiz olup, bazıları taşımış oldukları renk maddelerine göre farklı renklerde olabilirler. Alyuvarlar kırmızı, yaprak hücreleri yeşil, yağ hücreleri sarı, vs. Ökaryot hücreler zar, sitoplazma ve çekirdek olmak üzere başlıca üç kısımda incelenir.

HÜCRE ZARI

Hücre zarı bireyi dış ortamdan ayıran, dağılmasını önleyen, ona şekil veren ve dış etkilerden korumaya çalışan, çanlı, esnek, çok ince ve yarı saydam bir zardır. Esas yapı maddesi “protein ve yağ”dır. En önemli özelliği seçici geçirgen olması, en önemli görevi ise, hücreye madde giriş-çıkışını düzenlmesidir. Zar çok ince (75-100 Ao) olduğundan ışık mikroskobuyla zor görülür. Ayrıntılı yapısı ancak elektron mikroskobuyla incelenebilir.

Zarın Yapısı

Hücre zarı, yaklaşık olarak %60 protein, %35 yağ ve %5 oranında da karbonhidrat içerir. Bu moleküllerin nsaıl bir düzende yerleştiğini en iyi açıklayan görüş “akıcı mozayik zar modeli cansız bir zar özelliği taşımakta olup, aktif taşımayı izah edememektedir.

Akıcı mozayik zar modellerine göre, zarın esas çatısını, çift katlı yağ tabakasına düzensiz olarak gömülmüştür.

Karbonhidratlar, proteinlerin bazılarına bağlanarak Glikoproteinleri, yağ moleküllerinin bazılarına bağlanarak da Glikolipidleri oluştururlar. Bu moleküller zarın seçici geçirgenliğinde çok önemli rol oynarlar. Yaş moleküllerinin suyu sevmeyen uçları birbirine dönerek kararlı bir durum oluşturmuştur.

Hücrelerin birbirini tanıması, hormonlar gibi özel maddelerin hücrelere alınması zardaki glikoprotein ve glikolipitlerle sağlanır.

Bir canlının farklı dokularındaki zar yapıları farklı olabilir. Bu farklılık zardaki glikoproteinler ve glikolipitlerden kaynaklanır. Akıcı mozayik zar modelinin önemli özelliklerinden birisi de yağ tabakasının devamlı hareket halinde ve akıcı olmasıdır.

Hücre zarının seçici geçirgenliğini sağlayan esas yapı por (delik) denilen açıklıklardır. Zardan girip çıkacak moleküllerin büyüklüğü porlar tarafından belirlenir. Bütün hücrelerde porların büyüklüğü genellikle aynıdır. Ancak her hücredeki por sayısı farklı olabilir.

2. Hücre Zarı Oluşumları

Hücre zarının farklılaşması sonucu mikrovilluslar, siller, kamçılar ve yalancı ayaklar gibi bazı yapılar oluşabilir.

Mikrovilluslar : Hücre zarının hücre dışına doğru yaptığı eldiven parmağı şeklinde çıkıntılardır. Bir çok hücre de bulunmakla beraber, özellikle emilim yapan hücrelerde (Örneğin ince bağırsağı oluşturan epitel hücreleri) fazla sayıda bulunurlar.

Siller : Tek hücrelerden silliler grubunda bol bulunurlar. Besinlerin ağız bölgesine alınmasını ve hareketi sağlarlar. İnsanda solunum yolundaki epitel hücrelerinde bulunana siller akciğerden dış ortama doğru olan hareketiyle, balgamla birlikte tozların dışarı atılmasını sağlarlar.

Kamçı : Tek hücrelerin kamçılılar grubunda, bakterilerde ve bazı alglerde bulunan kamçılar, sillerden daha uzun ve yine hareketli uzantılardır.

Yalancı ayaklar (Pseudopod): Amip, akyuvar ve cıvık mantar hücrelerinin besin bulmak, yer değiştirmek ve düşmanlarına karşı kullanmak üzere zar uzantılarıyla oluşturdukları geçici farklılaşmalardır.

B. SİTOPLAZMA

Hücre zarı ile çekirdek zarı arasına doldurulan, organeller ve plazmadan meydana gelmiş bir karışımdır. Çok fazla su ihtiva etmesine rağmen, su gibi akmayıp yumurta akına benzer kolloidal (yarı sıvı) bir özelliğe sahiptir. Organeller ve plazma olmak üzere iki kısımda incelenir.

1. Hücre Organelleri

Çok hücreli gelişmiş yapılı canlılarda organ ve sistemlerle gerçekleştirilen hayatsal olaylar (solunum, sindirim, dolaşım, üreme, vs.) tek hücreli canlılarda ve çok hücrelilerin her bir gücresinde “organel” denilen hücre içi yapılarıyla gerçekleşritilir. O halde her hücre organeli bir organ ya da sisteme karşılık gelmektedir. Her hücrenin tek başına canlılık özelliği gösterilmesi organellerle mümkün olmaktadır. Sentrozom bir zarla çevrilidir.

Hücreleri, yapı ve fonksiyon olmak mükemmel işleyen bir devlete benzetebiliriz. Çünkü yöneticisi ve diğer görevleri üstlenmiş ayrı birimleri vardır. Buna göre her organel bir görevden sorumlu bakanlar gibidir.

a. Endoplazmik Retikulum (ER) : Hücre zarından çekirdek zarına kadar uzanan, hücreyi ağ gibi örmüş, hücre içi kanallar sistemidir. Üzerinde ribozom bulunduranlara Granüllü E.R., bulundurmayanlara Granülsüz E.R. denir. Granülsüz E.R. Daha çok yağlı maddelerin sentezini yapan yağ bezleri hücrelerinde veya steroit hormon sentezleyen salgı bezi hücrelerinde bulunur.

Granüllü E.R. ise protein sentezinin çok yapıldığı (karaciğer hücreleri gibi) hücrelerde daha iyi gelişmiştir. E.R. ler hücre içine ve dışına madde taşınmasında, bazı maddelerin depolanmasında görev yaparlar. Ribozomlarda sentezlenen proteinleri de golgiye taşırlar.

b) Ribozom : Işık mikroskobuyla görülemeyen çok küçük, zarsız organellerdir. Çekirdek zarı, E.R., sitoplazma sıvısı, kroloplast sıvısı ve mitokondri sıvısında bulunurlar. Hücrede her türlü protein ve enzim sentezinin yapıldığı yerlerdir. Protein ve RNA’dan yapılmıştır. Büyük ve küçük alt birimlerden oluşlurlar. Protein, enzim ve hormon sentezi hızlı olan hücrelerde daha çok bulunur. Birçoğu sitoplazmada yan yana gelerek polizom (porilibozom) ları oluşturur. Virüsler hariç bütün canlı hücrelerde bulunan temel organel dir.

c) Mitokondri : Memeli alyuvarı, bakteri ve mavi yeşil alglerin dışındaki bütün ökaryot hücrelerde bulunur. Hücrede enerji üretimini sağlayan oksijenli solunumun merkezleridirler. Enerji gereksinimi fazla olan hücrelerde sayıları fazladır.

Etrafralarında hücre zarının yapısına benzeyen, ancak çift katlı olan bir zar sistemi bulunur. Dış zar düz ve esnek bir yapıya sahiptir. Gerktiğinde şişer ve büzülür. İç zar yüzeyi arttırmak için mitokondri sıvısına (=matriks) doğru kıvrımlar yaparak krista denilen zar kıvrımlarını meydana getirir.

Oksijenli solunumda görev yapan ETS elemanları kristalar üzerinde bulunurken, krebs çemberi enzimleri sıvı kısmında (matriks) bulunurlar.

Mitokondrinin kimyasal yapısında %60-65 protein, %35-40 lipit, ve çok az miktarda DNA, RNA ve ribozom bulunur.

Mitokondriler, gerektiği zaman bölünebilir, büyüyebilir ve kendileri için gerekli bazı proteinleri sentezleyebilirler.

Mitokondriler oksijenli solunumda ATP sentezlerken;

C6H12O6 (Glikoz) + 6O2 ®6CO2 + 6H2O + 38 ATP reaksiyonunu gerçekleştirirler.

O halde, mitokondriler;

Organik bileşiklerin parçalandığı

O2’nin kullanıldığı

CO2’nin üretildiği

H2O’nun oluştuğu

ATP nin üretilip depolandığı yerlerdir.

Bunlardan O2 nin kullanılması ökaryotik hücrelerde sadece mitokondrilerde gerçekleşir.

d. Golgi Cisimciği:

E.R. den oluşmuştur. Birbirine paralel uzanmış kanlacık ve kesecikler şeklindedir. Salgı maddelerinin oluşturulması, paketlenmesi ve salgılanmasından sorumludurlar.

Pankreas, süt bezi, hipofiz gibi salgı bezlerinde, bitkilerin nektar bezlerinde, salgı dokusunda bol bulunur. Değişerek lizozomları meydana getirirler. Golgide kompleks bileşiklerin, karbonhidrat ve yağların sentezi de yapılmaktadır.

e. Lizozom : Golgi cisimciğinden meydana gelirler. Hücre içi sindirim enzimlerini taşıyan keseciklerdir. Hücreye fagositoz ve pinositozla alınmış ya da hücre içinde oluşturulmuş her türlü büyük moleküller lizozomlar tarafından sindirilirler.

Hücre yaşlanınca lizozomlar patlar ve hücre kendini sindirir. Buna Otoliz denir.

Kurbağa larvalarında kuyruğun kaybolması, ölmüş cesetlerin daha çok çürümesi ve intihar kesecikleriyle mümkün olmaktadır. Hücre organellerinin yenilenmesinde de lizozomların önemli görevleri vardır. Esiken hücreler veya organeller lizozomlarla otoliz olayıla sindirilirler. Örneğin 1 gram karaciğer dokusunda bir saatte, bir milyar mitokondri sindirilip, yenileri yapılır.

f. Koful (Vakuol) : Hücrede oluşan artık maddelerin ve fazla sıvıların depolandığı keseciklerdir. Hücre zarının içeriye doğru kıvrılmasıyla, E.R. dam, golgi cisimciğinden veya çekirdek zarından meydana gelebilir. Daha çok tek hücrelilerde ve bitki hücrelerinde bulunurlar. Hayvan hücrelerindeki kofullar çok az ve küçüktür.

Tek hücrelilerde vakuoller önemli görevleri üstlenmişlerdir. Bunlardan besin vakuolleri hücre içine alınan maddelerin sindirilmesini, kontraktil kofullar ise fazla suyun dışarıya atılmasını sağlar.

Kofulların bazıları ortaya çıkıp, görevleri bittikten sonra kaybolurlar. Örneğin fagositoz ve pinositazla alınan besinlerin sindirilmesini sağlayan besin kofulları, sindirim kofulları ve boşaltım kofulları gibi.

Bitkilerde hücre yaşlandıkça koful büyür. Çünkü tuzlu artıklar kofullarda biriktirilir. Kofullar plazmoliz’de (su kaybetme) küçülür. Deplazmoliz ve turgor’da (su alma) büyür. Bitkilerden salgılanan bir çok koku maddesi koful öz suyundan dışarı atılır.

g. Sentrozom : Sadece hayvansal hücrelerde ve bazı basit yapılı alg ve mantar türlerinde bulunur. Silindir şeklindeki iki sentriolden oluşur. Hücre bölünmesi sırasında eşlenerek hücrelerin kutuplarına çekilir ve iğ ipliklerini tutarlar. Bu sayede kromozom takımlarının ayrılması sağlanır.

Her senrtiol 9 adet protein yapıdaki tüp demetinden meydana gelmiiştir. Bitki hücrelerinde sentrozom bulunmadığından iğ iplikleri sitoplazmadaki proteinlerden doğrudan oluşturulur.

h. Plastidler : Yalnız bitkisel hücrelerde bulunan renk maddeleridir. Hücre gençken renksizdirler. Zamanla gelişen hücreye göre kendi renklerini alırlar. Kloroplast, Kromoplast ve Lökoplast olarak üç çeşittirler.

Kloroplast : Bitkinin yapraklarında bol miktarda bulunan yeşil renkli organellerdir. Fotosentezde ışığı tutup kimyasal enerjiye dönüştüren yeşil renkli klorofil pigmentlerini ihtiva eder. Her kroloplast taneciği dış ve iç zar olmak üzere iki zarla çevrilmiştir. İç zarın içini dolduran renksiz sıvıya stroma denir.

Kloroplastlar yapı olarak mitokondrilere benzerler. Yapısında lipid, protein, pigment (renk) maddesi, DNA, RNA, ETS elemanları ve ribozomlar bulunur.

Kroloplastın stroması (sıvı kısım) içerisinde granum denilen temelli tanecikler bulunur. Granumlar tek bir zarla çevrilidir ve klorofil pigmentelerinin bulunduğu yerlerdir.

Fotosentezin ışıklı devre reaksiyonları granumlarda, karanlık devre reaksiyonları ise stromada gerçeklerşir.

Kroloplastlar fotosentezle organik besinlerin ve serbest oksijenin üretildiği yerlerdir. Bu sayede güneşin ışık enerjisi kimyasal enerjiye dönüştürülmüş olur. Bütün canlı organizmalar enerjilerini fotosentezle üretilen organik besinlerden saplarlar.

Kloroplastta fotosentez olayında;

6CO2 + 6 H2O ® C6H12O6 (Glikoz) + 6O2 reaksiyonu gerçekleşir.

Buna göre Kloroplastlar;

Işığın kullanıldığı (soğrulduğu)

CO2’nin tutulup kullanıldığı (indirgendiği)

H2O’nun kullanıldığı (parçalandığı)

O2 nin oluşturduğu

Glikoz ve nişastanın sentezlendiği yerlerdir.

Kromoplastlar : Yeşilin dışındaki renklerin oluturulan pigment maddelerini taşıyan taneciklerdir. Çiçek ve meyvalara renk verirler. Karoten (turuncu), ksantofil (sarı) ve likopin (kırmızı) başlıcalarıdır.

Bitkilerdeki diğer birçok renk, koful özsuyunun asitlik ya da bazlığına göre renk değiştirebilen, “antokyan” maddeleri tarafından oluşturulur.

Lökoplast : Renksiz plastidlerdir. Nişasta yağ ve protein depo ederler. Bu nedenle en depo organlarında bulunurlar.

Bütün plastidler ışık ve sıcaklık etkisiyle birbirlerine dönüşebilirler. Tohumların ve patates yumrusunun yeşermesi, domatesin kızarması, sonbaharda yeşil yaprakların ssararması gibi…

ı. Hücre Çeperi (Hücre Duvarı) : Bütün prokaryotlarda, mantarlarda, bazı bir hücrelilede ve bitki hücrelerinde bulunur. Bir stoplazmik organel olmayıp hücreyi dıştan saran koruyucu bir yapıdır. Bitkilerde bir karbonhidrat olan selülozdan meydana gelmiştir. Bitki türüne göre çeper üzerinde kütin, lignin, süberin, kalsiyum ve silisyum gibi farklı maddeler birikir. Hücre çeperi cansız ve serttir. Üzerindeki delik (geçit)’ler hücre zarında porlardan daha büyük olduğu için tam geçirgendir. Bitkilere dayanıklılık ve esneklik verir. Bakterilerin ve mantarların çeperi selülozdan değil başka organik maddelerden yapılmıştır.

2. Hücre Plazması

Organellerin arasına doldurulan kolloid bir sıvı karışımıdır. Büyük oranın su oluşturur (%60-90). Bu oran su bitkilerinde %98, spor ve tohumlarda %10, insan hücrelerinde ise %65 dir. Yaşlandıkça su oranı azalır. Su ile beraber enzimler, hormonlar, nükleofidler, tRNA lar, mRNA lar, ATP, asitler, iyonlar, mineraller, sindirilmiş (amino asit, glikoz, yağ asiti, gliserol) ve sidirilmemiş (protein, yağ, nişasta, glikojen) besin maddeleri plazmayı oluşturur.

C. ÇEKİRDEK (NÜKLEUS)

Bakteri, mavi-yeşil alg ve memelilerin alyuvarları hariç bütün canlı hücrelerde bulunur. Çekirdeği olmayan (prokaryot) canlılarda çekirdek maddesi (DNA) sitoplazmaya dağılmış olarak bulunur. Çekirdek hücrenin bütün hayatsal olaylarını kontrol eden merkez v genetik maddenin koruyucusudur.

1. Yapısı ve Özellikleri

Çekirdek; iki zar birimiyle sitoplazmadan ayrılmıştır. Her zaman birimi hücre zarında anlatıldığı gibidir. Üzerindeki porlar hücre zarındakilerden daha geniştir. Çünkü mRNA be tRNA’ların geçmesine olanak sağlamalıdır. Bazen çekirdek zarının dış kısmında ribozomlar bulunur. Ayrıca çekirdek zarı kromozomların sitoplazmaya dağılarak bozulmasını önler. Hücre bölünürken eriyerek kaybolur.

Çekirdekçik; kromatik ipliğin yoğunlaşmış şeklidir. Protein ve RNA yönünden de zengindir. Hücre bölünmesi esasında kaybolur, sonra yeniden oluşturulur.

Çekirdek plazması; (karyoplazma) ise su, nükleotidler, RNA, ATP ve enzimlerden meydana gelmiştir.

Kromatin iplikler, çekirdeğin en önemli kısımlarıdır. Bunlar hücre bölünmesi sırasında kendini eşler, kısalıp kalınlaşarak belirginleşir ve kromozom adını alırlar.

Kromozomlaarın görevleri, hücrenin yönetimini ve kalıtımı sağlamaktır. Her canlı türünde belli sayıda olup, zamanla değişmez. Bazı türlerin kromozom sayıları ayrı olabilir. Bu çok önemli değildir. Önemli olan koromozomlar üzerindeki kişilerin benzer olmasıdır. İnsanda 46, kurtbağrı bitkisinde 46 ve moli balığında 46 kromozom vardır. Ancak görüldüğü gibi üçü de birbirinden çok farklı canlıladır. Bir tür bağırsak kurdunda 2 adet, bir tür eğrelti otunda ise 1500 adet kromozom vardır. Ancak bağırsak kurdu hayvan olmakla daha mükemmel sayılır.

Bölünme sırasında ışık mikroskobuyla görülebilen ve incelenen kromozomlar eşlenmiş halde bulunurlar. DNA ve proteinden oluşurlar, DNA’ları sitoplazma sıvısı içinde mutasyondan koruyan bu protein yapıdır.

Eşlenmiş iki kardeş kromozomu bir arada tutan bağlantı noktasına sentromer denir. İğ iplikleri bu kısımlara bağlanır. Sentromerin bulunduğu bölgeye göre kromozomlar farklı görünüm kazanırlar. 2n kromozomlu (diploid) hücrelerde kromozomlar çift çift bulunur (cinsiyet kromozomları hariç ). Şekil ve görev bakımından birbirine benzeyen ve kromozom çiftlerine homolog kromozomlar denir. Homolog kromozomların karşılıklı bölge (lokus) lerinde bulunan genler aynı karakterler üzerin etkilidir.

2. Çekirdeğin Yöneticiliği

Çekirdeğin hücre hayatı için ne kadar önemli olduğunu ve hücrenin yönetim merkezi olduğu çeşitli deneylerle ıspatlanmıştır.

Bu konuda en meşhur deney, tek hücreli bir su yosunu olan Acetabularla türleriyle yapılan deneylerdir.

Bu su yosununun şemsiye kısmı yuvarlak ve yıldız biçimli olmak üzere iki türü vardır. Her iki türden kesilen çekirdekli ve çekirdeksiz parçaların aşılanıp genişlemesi incelenmiş ve şemsiye şeklini çekirdeğin belirlediği ortaya çıkarılmıştır.

Yine amiplerle yapılan deneylerde çekirdeğin hayati önemi belirlenmiştir. Bir amipin çekirdeği, sitoplazmasından alınıp uygun bir ortama bırakılırsa bir kaç gün sonra ölür.

Eğer çekirdek çok az sitoplazmayla birlikte amipte bırakılırsa yaşamsal faaliyetlerin devam ettiği ve kesilen sitoplazmanın kendisini tamamladığı gözlenir.

Bitki ve Hayvan Hücrelerinin Karşılaştırması

Bitki ve hayvan hücreleri arasında bazı organel ve yapılar farklıdır. Plastidler, hücrre çeperi ve büyük koful sadece bitki hücrelerinde bulunur. Sentrozom sadece hayvan hücrelerinde bulunur. Farklardan bir diğeri de sitolazmada bulunan besin maddeleridir. Nişasta, maltoz ve sükroz bitkisel hücrelerde bulunur. Glikojen ve laktoz ise genellikle hayvansal hücrelerde ve bakterilerde bulunur.

Ayrıca, hücre bölünmesi yapılırken, hayvan hücreleri “boğumlanmak” suretiyle, bitki hücreleri ise “ara lamel” oluşturarak sitoplazma bölünmesini gerçekleştirirler.

12 Temmuz 2007

İnterferon

İNTERFERON

İnterferon, virüslere karşı bir savunma tepkisi olarak vücut hücreleri tarafından üretilen, birbirine yakın birkaç proteinin adı. Virüslerin hücre içinde çoğalmasını önleyen interferonlar, vücudun en hızlı üretilen ve bu tür organizmalara karşı en önemli olan savunmadır. Virüs enfeksiyonlarının pek çoğunun insanlarda yaşamsal tehlike yaratmaması, aslında interferonların etkisinin sonucudur.

Bütün omurgalı hayvanlar ve olasılıkla da omurgasızlardan bazıları interferon üretir. İnteferon ancak hücrelerin bir virüs ya da başka bir yabancı madde tarafından uyarılması sonucu üretilir; buna karşılık interferon virüslerin doğrudan doğruya çoğalmasını engellemez. Bir hücrenin virüs saldırısına uğraması, interferon üretimine ilişkin depo edilmiş bilgiyi taşıyan DNA’sındaki bir geni etkin duruma getirir; hücre bir saat kadarlık bir süre içinde çok küçük miktarlarda interferon üreterek salgılamaya başlar. Bu interferonun uyardığı çevredeki öbür hücreler, protein sentezi süreçlerini, virüsün hücrelerin içinde artık bölünemeyeceği bir biçimde değişikliğe uğrataran proteinler üretir. Bunun sonucu, virüsün hücre içinde daha fazla üremesi engellenir. Hayvanlarda virüs hastalıklarının çoğunun doğal olarak iyileşmesi ile interferon arasında önemli bir nedensel ilişki saptanmıştır.

Üç ayrı interferon tipinden hangisinin üretileceğini, interferon üreten hücrenin tipi ile interferon üretimini uyaran virüs tipi belirler. Alfa ve gamma interferonlar esas olarak, bir akyuvar tipi olan lenfositler tarafından üretilirken, beta interferonlar vücut hücrelerinin çoğu tarafından üretiliyor olabilir.

Barbaros Üsekes

1-B 2074

12 Temmuz 2007

İskelet Sistemi Ve Kas Sistemi

İSKELET SİSTEMİ VE KAS SİSTEMİ

İskelet sistemimiz vücudumuzun çatısını oluşturur. Vücudumuzdaki hayati organlarımızı korur,

hareket etmemizi sağlar, bazı tuzları ve başka maddeleri depolar, kanımızdaki oksijenin taşınmasından sorumlu alyuvarların üretimini sağlar.

İskeletimiz toplam 206 kemik, eklemler ve bu kemikleri bağlayan bağlardan oluşmuştur.

KEMİKLERİMİZ

Kemikler şekilleri bakımından 5 gruba ayrılırlar:

Uzun Kemikler:Kol ve bacaklarımızdaki kemikler gibi uzunluğu genişliğinden fazla olan kemiklerdir.

Kısa Kemikler: El ve ayak bileklerimizde yer alan kemiklerde olduğu gibi uzunluğu ve genişliği arasında önemli bir fark bulunmayan kemikler.

Yassı Kemikler: Kafa, kaburga kemiklerimiz gibi ince ve yassı kemikler.

Düzensiz Kemikler:Çene kemiğimiz, omurlarımız da olduğu gibi düzensiz şekilli kemikler.

Havalı Kemikler: Elmacık kemikleri, alın kemiği gibi içinde hava dolu boşluklar içeren kemikler.

Hepimiz 300 den fazla kemik ile doğarız. Büyüdükçe bu kemiklerden bazıları birbirleri ile birleşir. Yetişkin bir insanda ise sadece 206 kemik kalmıştır.

Her bir elimizde 27 kemik vardır.

Her bir ayağımızda 26 kemik vardır.

Yüzümüz 14 kemikten oluşmaktadır.

En uzun kemiğimiz bacağımızda bulunan uyluk (femur) kemiğimizdir. Boyumuzun yaklaşık 1/4 uzunluğundadır.

En küçük kemiğimiz kulağımızda bulunur.

Vücudumuzda 230 adet oynak ve yarıoynak eklem mevcuttur.

Omurgamız kafamızdan başlayarak kuyruk sokumumuza kadar uzayan S şeklinde kırkayağı andıran bir kemik zinciridir. Omur adı verilen toplam 33-34 kemikten oluşur.Bunların 7 tanesi boyun bölgesinde, 12 tanesi göğüs bölgesinde, 5 tanesi bel bölgesinde, 5 tanesi sağrı bölgesinde, 4-5 tanesi de kuyruksokumu bölgesinde yer alır.

Göğüs kafesimiz 12 çift kaburga, bir adet göğüs kemiği (iman tahtası), ve göğüs omurlarımızla çevrili bir kutu gibidir. 12 çift kaburgamızdan ilk 5 çifti göğüs kemiğine tutunur. Sonraki üç çiftin uçları birleşir, son 2 çift kaburgamızın uçları ise boştadır

KAS SİSTEMİ

Vücudumuzla yapabildiğimiz tüm hareketleri kaslarımız sayesinde yaparız. Hareket etmemizi sağlayan yaklaşık 630 tane kasımız vardır. Kaslarımız vücudumuzun büyük bir bölümünü oluştururlar. ( yaklaşık olarak toplam vücut ağırlığımızın %40-%50 si)

Kaslarımız ince liflerin bileşimleri ile oluşmuştur. Kasılarak veya gevşeyerek hareket etmemizi sağlarlar.

Kaslarımız çalışabilmek için oksijene ve gıdalarla alacağımız enerjiye gereksinim duyarlar. Kaslarımız çok çalışıyorsa ve bunun için gerekli enerjiyi sağlayacak kadar beslenemiyorsak kramp tarzında ağrılar hissedebiliriz.

 KAS TİPLERİ

Vücudumuzda 3 ana grup kas mevcuttur.

Kalp Kası:Kalp kası vücudumuzdaki en özel kasımızdır. Ritmik olarak kasılma ve ileti yayma özelliğine sahiptir.

Düz Kaslar: Düz kaslar isteğimiz dışında çalışan kaslarımızdır. Otonom sinir sistemimizin kontrolunde, beynimizden gelen sinyallerle çalışırlar. Örneğin damarlarımızın etrafındaki kaslar biz istesek de istemesek de damarlarımızı büzerler; soluk alıp verdiğimizde bronşiollerimizi büzüp açarlar.

Çizgili Kaslar: Bilerek, isteyerek yaptığımız hareketleri oluşturan iskelet kaslarımızdır. el çırptığımızda, konuştuğumuzda, yürüdüğümüzde, koştuğumuzda, yüzdüğümüzde bu kaslar çalışırlar. Bir çok ince lifin birleşmesiyle oluşurlar ve tendon adı verilen yapılarla kemiklere tutunurlar. Kasılarak veya gevşeyerek hareket etmemizi sağlarlar.

 ———————————————————————————————————

EK BİLGİLER

Yüzümüzde 30 kadar kas bulunur. Bunlar gülmemizi, konuşmamızı, mimiklerimizi yaratırlar.

Göz kapaklarımızdaki kaslar günde yaklaşık 100.000 kez hareket ederler.

Vücudumuzdaki en büyük kas grubu, kaba etlerimiz olarak adlandırdığımız gluteus maximus kaslarımızdır

12 Temmuz 2007

İskelet Ve Kas Sistemi

İSKELET ve KAS SİSTEMİ

Bu iki sistem, Destek ve Hareket sistemi olarak tanımlanır. Ancak, bu iki sistem her zaman tüm canlılarda birlikte yer almayabilir. Örneğin bitkilerde yalnız desteklik yapan pek ve sert dokular bulunurken, hayvanlarda desteklik yapan iskelet sistemi yanında, hareketi sağlayan kas sistemi oluşmuştur.

BİR HÜCRELİLERDE DESTEK ve HAREKET:

Bir hücreli canlılar genellikle sularda yaşadıklarından hareketleri su ile birlikte sürüklenme şeklindedir. Gelişmiş destek ve hareket sistemleri olmamasına karşın taşıdığı yapılar ve sitoplazma bu çeşit canlıların hareketini sağlar.

Tek hücreliler, bulundukları ortamın hareketi ile yer değiştirebildikleri gibi (=Pasif hareket) bazıları da yaşadıkları yerlerde yalancı ayak, sil ve kamçı gibi özel yapılarla hareket eder.(=Aktif hareket)

Hücre dışında silis ve kalsiyum gibi minerallerden yapılmış pelikula canlıya destek sağlar ve hücre bütünlüğünü korur.

BAZI TEK HÜCRELİLERDE HAREKET

KÖKAYAKLILAR: Tatlı suda yaşarlar, yalancı ayakları ile hareket ederler, bölünerek çoğalırlar.

KÖKAYAKLILARDAN AMİP:

Amip gibi kök ayaklılar, sitoplazmada bulunan kasılma ve gevşeme yeteneğindeki protein iplikçikleri sayesinde yalancı ayaklar oluşturur.

1. Yalancı ayakları ile hareket ederler.

2. Besinleri yalancı ayakları ile yakalar ve besin kofulunun içine atarak sindirir.(=fagositoz)

3. Bazıları parazit olup insanda amipli dizanteri hastalığı yapar.

4. Heterotroftur.

5. Ökaryot bir canlıdır.

KAMÇILILARDAN ÖGLENA:

Öglena gibi kamçılı kamçılı bir hücrelilerde bir ya da birkaç tane kamçı ile hareket sağlar. Kamçılar protein yapıdadır. Kamçılar su içinde burgu hareketi yaparak canlıyı iter ve hareketini sağlar.

ÖGLENA:

Hem ototrof, hem de heterotroftur.

Kamçısıyla hareket eder.

Fotosentezle besin ürettiğinden ototroftur.

Kloroplast taşır.

Işık olmayınca suda erimiş besinleri emer.

Ökaryot bir canlıdır.

SİL HAREKETİ:

Paramecium gibi silli bir hücrelilerde görülür. Siller, hücreyi örten pelikuladan çıkan protein yapısındaki küçük iplikçiklerdir. Sillerin uyarılması ve titreşerek aynı yöne hareket etmesi, silleri birbirine bağlayan sinir telcikleriyle olur.

Amip, öglena gibi canlıların çevreden gelen uyarılara doğru yönelme veya kaçma şeklindeki tepkilerine taksi veya yer değiştirme hareketi denir.

BİTKİLERDE İRKİLME ve HAREKET

Canlıların en önemli özelliği, dış ortama uyma ve bunlara cevap verme özelliğine sahip olmalarıdır. Çevre faktörleri uyartı meydana getirir ve bitkide bu uyartıya cevap olarak değişmeler görülür. BÜTÜN BİTKİLERDE HAREKET GÖZLENİR. Tek hücreli alg, mantarlarda hareket bütün organizmada meydana gelirken, yüksek bitkilerde hareket organ ya da organ kısımlarında gözlenir.

Bitkilerde görülen hareketleri;

.hareketin yönü uyartıya bağlı olanlar;

.ırganım hareketler.

HAREKETİN YÖNÜ UYARTIYA BAĞLI OLANLAR

Bu tür hareketlerde bitki hareketleri dıştan gelen uyartının yönüne bağımlılık gösterir. Bu hareketler, taksis ve tropizm olmak üzere iki şekilde meydana gelir.

Taksis (Göçüm) hareketleri:

Taksis hareketler, bağımsız organizmalarda görülen yer değiştirme hareketleridir ( suda yaşayan tek hücreliler, cıvık mantar hücreleri, koloniler). Eğer hareket uyartıya doğru ise pozitif, uyartıya ters ise negatif taksis şeklinde ifade edilir. Örneğin pencere önünde saksıda yetiştirilen bitkilerin yaprak ayalarını hep aynı tarafa doğru çevirmeleri, kökün yerin merkezine, gövdenin gökyüzüne doğru büyümesi birer tropizma örneğidir.

Tropizma hareketleri uyarana göre isim alır. Uyaran ışık ise fototropizma, yerçekimi ise jeotropizma, kimyasal maddeler ise kemotropizma, ısı ise termotropizma, su ise hidrotropizma adı verilir.

TROPİZMA HAREKETLERİNİN HER BİRİ BELLİ BİYOLOJİK AMAÇLARA YÖNELİK YARARLAR SAĞLADIKLARI VE BİTKİ VEYA ORGANA ORTAMDAN EN İYİ YARARLANABİLECEĞİ DURUMU KAZANDIRMADA BÜYÜK ROL OYNADIKLARI BİLİNMEKTEDİR.

12 Temmuz 2007

İnsan Kalbi Günde 100 Bin Defadan Fazla Atar. Kalp, İşlevi Kan Pompalamak O

İnsan kalbi günde 100 bin defadan fazla atar. Kalp, işlevi kan pompalamak olan bir organdır.

Kan görmek bir çoğumuzu tedirgin eder. Kırmızı bir sıvıdan başka bir şey olmayan görünümü, inanılmaz yapısıyla bir tezat haldedir. Vücudun tüm dokularının yaşamlarını sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları bütün maddeler kanda vardır. Hastalıklara karşı en büyük silah olan kan, kendi kaybını önleyici önlemler de almıştır.

Bir damla kana bakmak bize fazla bir şey ifade etmez. Onun önemini anlamak için vücudumuza göz atmalıyız. Kan, dolaşımını bir damar sistemi ile yapar. Kanı kalpten arterler alır, sonra arteryoler denilen giderek küçülen damarların sonunda mikroskopla görülebilen ufak kılcal damarlara verir. Bu kılcal damarlar bir araya gelerek toplar damarcıkları, onlarda damarları oluştururlar. Damarlar, kanı yeniden kalbe taşır.

Vücuttaki kılcal damarları uç uca bağlamak mümkün olsa uzunlukları dünyanın etrafını tam iki kere dolaşırdı. Vücudun bütün hücrelerinin yanında bir kılcal damar bulunur. Çünkü kandaki yaşatma gücü ancak bu kılcal damarlarla hücreye girebilir.

Kanın damar içindeki akışını ancak mikroskop yardımı ile görebiliriz. Bu sırada kanın sadece kırmızı bir sıvı olmadığını, akan bir doku olduğunu gözlemleriz.

Plazma adını verdiğimiz bu sıvıda alyuvar, akyuvar ve trombositler vardır. Bir damla kanda bu elemanlardan inanılmayacak kadar fazla vardır. 100 bin adet akyuvar, 6 milyon trombosit, 100 milyon alyuvarın bir damla kanda bulunması şaşırtıcıdır.

Bir deney tüpündeki ayrıştırılmış kanda onu oluşturan elemanları görebiliriz. Üstteki tabaka plazma sıvısı, alttaki tabaka alyuvarlardır. Daha yakından ve dikkatli bakınca aralarında ince bir tabaka görürüz. Bunlar, akyuvar ve trombozomların bir arada görünümüdür. Kanın yarısından biraz fazlası plazmadır. Plazmanın 9/10 u sudur. Geri kalanı ise onu dinamik, kompleks ve hayati önem taşıyan bir hale getiren bir sıvıdır. Plazma kimyası, tuzun deniz suyu içerisindeki erimiş halindeki gibi erimiş haldedir. Aslında bu tuz, plazmanın çok önemli bir parçasıdır. Vücudun yeterli miktarda su tutmasını sağlar. Plazmadaki protein, vücudun çok hassas olan su dengesini sağlar. Vücudu hastalıklardan korur ve kanın pıhtılaşmasını temin eder.

Plazmada hormonlar da vardır. Vücuttaki bazı bezler kana hormon salgılar ve besinlerin yakılmasını sağlar. Yediğimiz yemekler, sindirildikten sonra plazmadaki dokulara geçer. Hücreler bu besinleri, yenilenmek ve yeni hücreler oluşturmak için kullanırlar. Dişler, deri, kas kemik kısacası vücudumuzun bütün parçaları plazmadan geçerek oluşur. Plazmada ayrıca hücrelerin atıkları da vardır. Atıklar dokulardan kılcal damarlara geçer. Bu yararsız hatta zararlı atıklar sonraları vücuttan başka organlar tarafından atılırlar.Böbrekler vücuttaki atıkları dışarı atan ve vücudun tuz-su dengesini sağlayan organlardır. Karaciğerse zararlı maddeleri parçalayıp, enerji kaynağı olan besinleri vücuda vererek plazmanın istenilen yetenekte olmasını sağlar. Oksijenin plazma içinde erimesi akciğerler sayesinde olur. Ancak plazma vücudun ihtiyacı olan oksijeni tutamaz. Burada alyuvarlar devreye girer.

Alyuvarların temel görevi oksijen taşımaktır. İçlerinde hemoglobin denilen kimyasal bir bileşen vardır. Kana kırmızı rengini veren ve gereğinde onu salabilen hemoglobindir. Kandaki bütün elemanlarda olduğu gibi alyuvarlarda da hayat kemiklerin ilik kısmında başlar. Alyuvarlar, bir çok değişim geçiren hücrenin son halidir.. Bu hücre gelişimi sırasında bazı parçalarını kaybederler ve hemoglobin üretirler. En sonunda çekirdeğini atıp son şeklini alır ve kana karışırlar.

İlik, inanılmaz derecede alyuvar üreten bir mekanizmaya sahiptir. 15 dakikalık süre içerisinde vücudumuzda tam 4 milyar alyuvar üretilir. Alyuvarların ömrü yaklaşık 4 ay kadardır. Etraflarındaki milyonlarca hücrenin baskısı altındadırlar. Sonunda yaşlanıp parçalanırlar veya başka bir hücre tarafından yutulurlar.Alyuvarları yutan bu hücre bir akyuvardır.

Akyuvarlar, vücutta gezinen canavarlara benzetilebilir. Ama aslında vücudun yabancı unsurlar tarafından istila edilmesini önleyen bekçilerdir. Büyük çoğunluğu iliklerde oluşur. Alyuvarlardan daha iri ve alyuvarlarda bulunmayan çekirdek ve hücre özelliklerine sahiptirler. Genellikle bir çoğu kan damarının içinde değil onun etrafındadır.

Vücudumuz devamlı şekilde yabancı unsurların saldırısına uğrarlar. Fakat kan bu unsurla mücadele etmek için başka bir silaha daha sahiptir. Bu, vücudun bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemini devreye sokan herhangi bir maddeye antijen deriz. Antijenin vücuda ilk saldırdığı anda hastalanırız. Bu antijen zamanla akyuvarlar tarafından yok edilir. Ama bu sırada vücut hastalığa neden olan bakteriye karşı önlemler alır ve bu mikrobun sebep olduğu hastalığa karşı bağışıklık kazanır.

Tehlikeli bir bakterinin vücuda girdiğini farz edelim. Bu bir hastalığa neden olacaktır. Ne var ki lenfosit adını verdiğimiz bu akyuvar durumu fark ederek bakteriyi tanır. Lenfosit, mikroplarla karşılaşınca bölünür. Yeni lenfosit, antikor adı verilen yeni proteinler üretir. Antikorların bir kısmı lenfositlerin bir parçası haline gelir. Diğerleri plazmanın içine girerek dolaşım sistemin, oluştururlar. Antikorlar sadece belirli tip mikroplara hücum ederler. Onları yok ederler yada hareketsiz hale getirirler. Bu durum vücudun bağışıklık kazanmasını sağlar.

Ölü yada canlı, vücuda mikropları vererek bağışıklık kazandıran aşı sistemi aynı mekanizmayı kullanır ve hastalığa tutulmadan vücudun bağışıklık kazanmasını sağlar. Aşılama her yıl sayısız insanın hayatını kurtarmaktadır. Kısacası akyuvarların iki görevi vardır. Birincisi vücuda giren yabancı unsurları tanımak ikincisi ise onları yok etmektir.

Kandaki üçüncü ve en büyük eleman trombositlerdir. Trombositler kan kaybını önler. Akyuvar ve alyuvarların büyük kısmında olduğu gibi trombositler de kemik iliklerinde oluşur. Plazmada proteinlerle çalışan trombositler, damarlardan geçen kan sızıntısını önler.

Deneme tüplerinde kan üzerinde inceleme yaparken kanın pıhtılaşmasını önlemek için ona bazı kimyasal maddeler katılır. Aksi taktirde tüpteki kan katı bir hal alır. Canlıların bir yerlerini kanatmamak için dikkat ettikleri mutlaktır. Yine de zaman zaman buna engel olamazlar. Kan. dokunun yırtıldığı yerden akmaya başlar, yaralanan doku bazı kimyasal maddeler salgılar. Damarlar şişerek kanama olan yeri büzmeye başlarlar ve oldukça karışık olan pıhtılaşma süreci başlar.

Normal hallerde trombositler kanda serbest halde dolaşırlar. Kan kaybı başladığı anda kanamanın olduğu yere doluşurlar ve kısa zamanda orayı tıkarlar. Bu sırada yaralanan dokunun salgıladığı kimyasal maddeler de bazı kimyasal değişimlere uğrayarak yara üzerinde sert bir kabul oluşturur. Bu arada bakteri ve atıklar yaranın etrafında doluşur. Bunlara karşı müdahaleyi akyuvarlar yapar. Damarın deri yırtılmadan, bir darbe sonucunda ezilmesi halinde deride çürük adını verdiğimiz morluklar oluşur.

Çok ağır yaralanmalarda ve yanıklarda kan ve su kaybı o kadar çok olabilir ki kişi daha ilk müdahale yapılmadan hayatını kaybedebilir. Ama zamanında yapılan müdahaleler ve kan verme sonucu bir çok hayat kurtarılmaktadır. Kana ihtiyacı olan kişinin bir üçüncü şahıstan kan verilmesi çalışmaları 17. yy ortalarında hayvanlarda insanlara kan vererek başlamıştır. Bu çabaların çok feci sonuçlar doğurduğu da muhakkaktır. İnsandan insana kan verilmesinin ancak bazı durumlarda mümkün olunduğu fark edilince 20. yy başlarında insanların farklı kan gruplarına sahip olduğu tespit edilmiştir.

Kan verilmesinin başarılı olması için kanı veren kişiyle kana ihtiyacı olan kişinin kanlarının uyuşması gerekir. Bu nedenle kan veren kişi ile hastanın kan grubunun önceden tespiti şarttır. Ayrı kan gruplarının birbirlerine kan vermesi durumunda kanda çökelme meydana gelir ve kişi ölür.

4 ana kan grubu vardır. Bunlar: A, B, AB ve 0 kan gruplarıdır. Bunlar kendi aralarında pozitif veya negatif olarak alt gruplara ayrılırlar. Hastaya ihtiyacı kadar kan verilmesi gerekir. Kan yapay olarak üretilinceye kadar kana ihtiyacı olan kişiler hayatlarını kendilerine kan veren kişilere borçlu olacaklardır. Kan vermek kolay ve sağlıklıdır. Vücut verilen kanı süratle karşılar ve bir insanın hayatını kurtarır.

Kan, dolaşım sisteminde aralıksız biçimde akar. İçindeki plazma vücudun ihtiyacı olan organ ve besinleri sağlar. Plazma vücudu hastalıklara karşı korurken öte yandan kan kaybını önler. Alyuvarlar, vücuda gerekli oksijeni sağlar. Akyuvarlar vücuda giren tehlikeli unsurları yok eder. Trombositler kan damarlarını korur ve kanın pıhtılaşmasını sağlar.

Engin DaloGlu

10 MFC

No: 79

Q33NY

12 Temmuz 2007

Karaciğer

KARACİĞER

Karaciğer, yiyeceklerin sindirilmesine ve kanın zararlı maddelerden temizlenmesine yardımcı olan son derece önemli ve çok iri bir organdır. Erişkin bir insanda uzunluğu 30 cm’yi , ağırlığı 1,5 –2 kilogramı bulur. Göğüs ve karın boşluklarını ayıran diaframın altında sağdan sola doğru uzanır ve midenin hemen altındaki onikiparmak bağırsağına açılır.

Kahverengiye yakın koyu kırmızı renkte, pürüzsüz ve kaygan yüzeyli bir kütle olan karaciğer, binlerce adacık oluşturacak biçimde biraraya toplanmış hücre kümelerinden oluşur. Çevrelerini saran kılcal damarlar aracılığıyla bol kanla beslenen bu hücreler safra ya da öd denilen sarı renkli, acımsı bir sıvı salgılar. Bütün kümelerden gelen safra kanalcıkları birleşerek karaciğer safra kanalları denilen daha kalın, iki kanal oluşturur. Daha sonra bu iki kanal da birleşir ve safra salgısının sonradan kullanılmak üzere depolandığı safra kesesine ulaşır. Safra kesesi, içinde birikmiş olan safrayı her öğün yemekten sonra ana safra kanalı aracılığı ile onikiparmak bağırsağına boşaltır. Burada, mideden ince bağırsağa geçen yiyeceklerle karışan safra özellikle yağların sindirimine yardımcı olur.

Karaciğerin safra yapımından başka çok önemli bir görevi de şekerin vucudda kullanılmasını sağlamaktır. Gerçekten de yiyeceklerle alınan şeker ve nişastalar glikojen denilen depo şekerine dönüştürülerek, gerektiğinde kullanılmak üzere karaciğerde depolanır. Ayrıca, kesilen bir damardan akan kanın pıhtalaşmasını sağlayan fibrinojen maddesi de gene karaciğer-de yapılır.

Bunlardan başka karaciğer, kandaki yararlı ve zararlı maddelerin değerlendirilmek yada vucuddan atılmak üzere seçilerek ayrıldığı organdır. Mide ve bağırsaklardaki metabolizma ürünlerini toplayan kan, kapı toplar damarı aracılığı ile doğrudan karaciğere gelir. Bir yandan kandaki alkol, zehirli maddeler ve işe yaramayacak atıklar ayrılarak vucuda zararsız duruma getirilirken, bir yandan da besin maddeleri seçilerek alınır ve maddelere dönüştürülerek ya depolanır ya da kullanılmak üzere yeniden kan dolaşımına verilir. Örneğin vitaminler ve demir gibi mineral tuzları hep karaciğerde depolanır.

Bunun dışında, yaşlanmış alyuvarları parçalamak da karaciğerin görevidir. Görüldüğü gibi karaciğer vücudun en çok çalışan organlarından biridir.

Karaciğer olmadan insanın yaşaması olanaksızdır; ama bu organın büyük bir bölümünün görev yapamayacak durumda olması mutlaka yaşamı tehli-keye atmaz. Aslında böylesine büyük ve önemli bir organ olmasına karşılık karaciğeri çalışamıyacak kadar etkileyen yanlızca birkaç hastalık vardır.

KARACİĞER HASTALIKLARI

Karaciğerin en önemli hastalıklarından biri sirozdur. Karaciğer dokusunun kalınlaşıp sertleşerek görev yapamayacak duruma geldiği bu hastalık genellikle fazla alkol alınmasından kaynaklanır. Çok çeşitli belirtileri olan siroz hastalığında alınacak ilk önlem hastaya alkolü tümüyle yasakla-maktır. Hasta alkol almaya devam ederse hastalık giderek ağırlaşir ve ölümle sonuçlanır.

Mikroplardan ileri gelen karaciğer iltihabına hepatit denir. Genellikle virüslerin yol açtığı birkaç hepatit türü vardır. Bu hastalıkların başlıca belirtileri sarılık, aşırı halsizlik ve sindirim bozukluklarıdır.

Karaciğerle ilgili en önemli sorunlardan biri de safra yapımındaki aksaklıklardır. Karaciğer safra yapamazsa ya da ürettiği safrayı bağırsağa boşaltamazsa kandaki sarılık maddesi iyice artarak deriyi ve gözaklarını sarıya boyar. Safra kesesi içinde oluşan küçük taşların yani safra taşları, safra kanalını tıkaması da aynı nedenle sarılığa yol açar.

12 Temmuz 2007

Biyoteknolojinin Önemi

Biyoteknolojinin Önemi

E. Damla BÜYÜKTUNCER

Belki de herşey eski devirlerde çavdar mahmuzu denilen bir mantarın su kuyularına karıştırılması ile başladı. Bahsettiğim olay öylesine bilinmez bir denklem ki önümüzde ki günlerde hepimiz bu denklemin çözümlerini ariyor bulacağiz kendimizi. Belki de milattan önce şehirleri ele geçirmek isteyen bir grup insanın şehir su kuyularına Çavdar mahmuzu karıştırarak surların arkasındaki insanları zehirleyip , güçsüz düşürmesi ve sonucunda şehri ele geçirmesi bugün bile çoğumuzu çok yakından etkileyen Bacillus antraxis yani ŞARBON adı ile bildiğiniz hastalığın bir benzeridir.

Biyolojik savaş ne yazık ki kullanan kişilerce bile çok ustaca hazırlanmış bile olsa zamanla kendi aleyhine dönebilecek potansiyelde bir tehlike arz eder. Bu nedenle bir çok konvansiyel silaha göre çok daha tehlikeli ve ne yazık ki çok daha ucuzdur. 100 km çaptaki bir alanda konvansiyel silah kullanımı biyolojik savaş objelerinin maliyetine oranlanırsa yaklaşık 2000 kez daha pahalı kalmaktadır. Biyolojik silah üretebilmenin tek şartı bir adet iyi donanımlı ilaç fabrikasına sahip olmaktır. Kötü haber ise bizim için, güney ve doğu komşularımızın bir çoğunda bu tip fabrikalar mevcuttur.

Biyoteknolojinin en kötü dezavantajı taraflı olarak kullanmaya müsait olması ve bazen önüne geçilemez sonuçlara neden olmasıdır. Bu yüzden gelebilecek her türlü tehlikeye karşı bilgili olmamızda yarar olduğunu düşünüyorum.

Dünya aynı zamanda biyolojik savaşın yanı sıra bugünler de ciddi bir GMO (Genetic Modified Organisms) tartışmasına girmiş durumda. Avrupa Birliği yiyecek maddelerinin üzerine GMO ve GMO olmayan gibi bir takım bilgilendirici etiketlemeyi zorunlu hale getirmek için çalışmalarını sürdürüyor. En az biyolojik savaş kadar geleceği belirsiz bir konu içinde Türkiye nin yeri ne yazik ki çok zayıf konumda. Çünkü GMO tarzında teknolojiyi bunca tarımsal zenginliğimize rağmen ithal etmekteyiz. Bunun nedenleri kısaca;

Yeterince bu konuda bilimsel danişma alinmamasi

Bilime bu konuda gelişmesi için özel sektör tarafından talep gelmemesi

Yenilikçi, ileriyi gören bir üretim politikasına sahip olmamız

İthalatın üretimden zaman zaman çok daha kolay ve ucuza mal olması

Bugün Sh…., B.y.r gibi tohum üretimi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan firmaların bu işe yatırım yapıyor olması aslında çok mantıklı ve karli olabildiklerinin göstergesidir. Aslında pestisid ve herbisid gibi bitki ıslahında çok önemli olan fakat çevre kirliliğine neden olan ilaçlar, bu firmaların tohum üretiminde yer almak istemeleri için önemli bir nedendir. Çünkü sattıkları ilaca uygun dirençte bitki sağlayacak tohumuda tüketiciye satarak çifte kazanç sağlamaktadırlar. İlke ilaca uygun tohum olunca ilaçların bu tohumların ekili olmadığı tarlalarda etkinlik göstermemesine dolasıyla çiftçiyi bu tohumları ithal etmeye gizli zorlaması mevcuttur.

Bugün soğuğa dirençli patates Amerikanın bir çok bölgesinde satılmakta, Sibirya da yetişemeyen kaliteli Kırım buğdayı artık yetişebilmekte hatta çok iyi ürün vermektedir. Hatta Türkiye de bu konuda bir çok çalışma gündemdedir. Ancak hala dışa bağımlı üretimi az bir tarım ülkesi olmaktan kurtulamamış olmamız bir düşünce eksikliğinin ve işbirliğine gidilmemesinin sonucudur ( Endüstri-Bilim). Her ne kadar kafamızda soru işaretleri bile yaratsa GMO tarzında ki yiyecekler önümüzde ki iki yıl içerisinde dünyada gündeme iyice yerleşecek. Çünkü tarım yapamayan ve eskiden bizim gibi tarım ülkelerinden gıda maddesini ithal eden ülkeler çok yakın bir gelecekte bize yiyeceğimizi satar duruma gelecek. Çünkü hap kadar suni tarlalarda bizim doğal alanlardan elde ettiğimiz ekinden çok daha fazlasını elde etmektedir. Malezya gibi ülkelerin dahi devlet politikalarını biyoteknolojiye dayanarak hazırlaması onları bugünün en iyi orkide yetiştiricisi ve ihracatçi ülkesi haline getirmiştir. Japonyanın ise bundan sonra sadece biyoteknolog yetiştirmeye ağırlık vermesi ise ayrı bir düşündürücü noktadır bizim için. Bunun anlamı bizimde elimizden geldiği kadar çabuk bu pazarda yerimizi almamızdır. Çünkü sadece Türkiye florasına has endemik 3000 türün üzerinde bitki yo olmakta veya dış ülkelere kaçırılarak üretilmesi bu sayede elde edebileceğimiz üstünlüğü zamanla yitirmemiz anlamına geliyor. Üretici olmadığımız için zor günler yaşadığımız şu günlerde her meslekten bireyin kendi konusuna ilişkin bir yön bulabileceği bu alanda bilim ve endüstrinin bir araya gelmesi ve yeni projelerinin üretilmesi hedef olmalıdır.

12 Temmuz 2007

Ders:fen Bilgisi

DERS:Fen Bilgisi

ÜNİTE:Canlının İç Yapısına Yolculuk

SINIF:6

KONULAR:

A)En küçük olanından en büyük olanına kadar tüm canlıların yapısını oluşturan birim:Hücre

B)Çok hücreli canlılarda görülen görevleri ile uyumlu yapıdaki farklı hücre grupları:Dokular

C)Bitkilerin hücre, doku ve organlardan oluşan düzenli yapısı

Ç)Çevre ve Bitki

D)Hayvanlarda bulunan dokuları tanıyalım

ÖĞRENCİ KAZANIMLARI

Hedef1)Hücrenin tanımını kavrayabilme.

Davranışlar1)Canlının temel yapı biriminin ve canlılık olaylarının gerçekleştiği yerin ne olduğunu kavrar.

2)Hücrenin tanımını yapar.

Hedef2)Bitki hücresinin yapısını ve bölümlerini bilir.

Davranışlar1)Mikroskopta soğan zarını gözlemleyerek gözlem sonuçlarını belirtir.

2)Hücre zarının işlevlerini açıklar.

3)Sitoplazmayı ve farklı canlılık olaylarının gerçekleştiği yerin, sitoplazmadaki organelleri işlevleriyle tanır.

4)Hücrenin canlılık olaylarını ve DNA molekülünün kromozomların yapısında bulunduğunu ve kromozomların genelde çekirdek içinde ne olduğunu fark eder.

Hedef3)Hayvan hücresinin yapısını bilir.

Davranışlar1)Mikroskopta ağız içi epitel hücresini gözlemleyerek hücrenin biçimini ve bölümlerini belirtir.

2)Kan hücresini mikroskopta inceleyerek mikroskopta biçimini görür ve bölümlerini belirtir.

3)Bitki hücresinde bulunmayıp hayvan hücresinde bulunan organelleri fark eder.

Hedef4)Bitki ve hayvan hücresi arasındaki farkı kavrar.

Davranışlar1)Bitki ve hayvan hücresinin şeklini çizer ve şema üzerinde bölümlerini gösterir.

2)Bitki ve hayvan hücresindeki benzer ve farklı yapıları söyler.

Hedef5)Dokuların tanımını bilme

Davranışlar1)Çok hücreli canlılarda görevleri ile uyumlu yapıdaki farklı hücre gruplarının dokular olduğunu bilir.

Hedef6)Doku çeşitlerini bilir.

Davranışlar1)Bitkisel ve hayvansal dokuları fark eder.

2)Bitkisel ve hayvansal dokuların görevleri ile uyumlu yapılarının farklı olduğunu tartışır.

Hedef7)Bitkisel dokuları tanıyabilme

Davranışlar1)Bitki örneklerinde bitkilerin hücre, doku ve organlardan oluşan düzenli yapılar olduğunu fark eder.

2)Bitkisel dokuların görevlerini bilir.

Hedef8)Bitkisel dokuların çeşitlerini bilir ve özelliklerini kavrar.

Davranışlar1)Koruyucu dokunun bitkideki yerini bilir.

2)Koruyucu dokunun görevlerini kavrar.

3)Parankima dokusunun bitkideki yerini bilir.

4)Parankima dokusunun görevlerini kavrar.

5)Destek dokunun bitkideki yerini bilir.

6)Destek dokunun görevlerini kavrar.

7)Salgı dokunun bitkideki yerini bilir.

8)Salgı dokunun görevlerini kavrar.

Hedef9)Bitki örneklerinin, bitkilerin hücre, doku ve organlardan oluşan düzenli yapılar olduğunu kavrayabilme.

Davranışlar1)Bitkinin bölümlerini bilir ve isimleriyle söyler.

2)Bitkideki kök ve gövdenin yapısını ve işlevlerini örnekler üzerinde göstererek açıklar.

3)Üretici canlı olan bitkilerin ve tüketici canlıların besinini sağlayan yaprağın görevini ve yapısını örnekler üzerinde göstererek açıklar.

4)Bitkide kök çeşitlerini bilir.

5)Kök çeşitlerine örnekler verir.

Hedef10)Çiçeğin önemini kavrayabilme

Davranışlar1)Gelişmiş bitkilerin üremelerini sağlayan organlar olan çiçeğin yapısını ve görevlerini örnekler üzerinde göstererek açıklar.

2)Tozlaşmada canlıların(böceklerin, rüzgarın önemini fark eder

3)Çiçeğin tohum ve meyve dönüşümünü şekil ve şema örnekleriyle açıklar.

4)Çeşitli tohum ve meyvelere örnekler göstererek bitkilerin çevreye yayılmasında tohum ve meyve ile beslenen canlıların rolünü açıklar.

Hedef11)Çiçekli ve çiçeksiz bitkilerin varlığını kavrayabilme

Davranışlar1)Doğada bulunan çiçeksiz bitkilere örnekler verir.

2)Çiçeksiz bitkilerin farklı özelliklerini tartışır.

3)Eğrelti otunun üremesini şema üzerinde kavrar.

Hedef12)Bitkilerin çevreye ve tüm canlılara kazandırdıklarını kavrar.

Davranışlar1)Bitkilerin doğal çevreye kazandırdıklarını örneklerle açıklar.

2)Toprağın oluşumu ve korunmasında kökün önemini kavrar.

3)Bitki gövdesinden insanların yararlanma yollarını bilir.

4)Bitkilerin su, toprak, hava ve tüm canlılara kazandırdıklarını fark eder.

5)Doğada madde döngüsünde bitkilerin önemini kavrar.

6)Evinde, bahçesinde, yaşadığı çevrede, ormanlarla bitkilerle yaşamanın olumlu etkilerini fark eder.

Hedef13)Bitkilerin korunması gerektiğini kavrar.

Davranışlar1)Değişen çevresel etmenlerin bitkilere nasıl zarar verebileceğini açıklar.

2)Zarar gören bitkilerin doğada neden olduğu sonuçları tartışır.

3)Bitkilere zarar vermeden yararlanmanın önemini ve bunun gerekliliğini kavrar.

Hedef14)Hayvansal dokuların görevlerini bilir.

Hedef15)Hayvansal dokunun çeşitlerini bilir ve dokuların özelliklerini kavrar

Davranışlar1)Epitel dokunun vücudumuzdaki yerini bilir.

2)Epitel doku çeşitlerini bilir.

3)Epitel dokunun görevlerini kavrar.

4)Bağ ve destek dokunun vücudumuzdaki yerini bilir.

5)Bağ ve destek dokunun görevlerini kavrar.

6)Bağ ve destek dokunun çeşitlerini bilir.

7)Kas dokunun vücudumuzdaki yerini bilir.

8)Kas dokunun çeşitlerini bilir.

9)Kas dokunun görevlerini kavrar.

10)Sinir dokunun vücudumuzdaki yerini bilir.

11)Sinir dokunun görevlerini kavrar.

12)Sinir hücrenin yapısını bilir.

Hedef16)Bitkisel dokularla hayvansal dokuların işlevsel ve yapısal farklılıklarını kavrar.

Davranışlar1)Bitkisel dokuların ve hayvansal dokuların çeşitlerini bilir.

2)Bitkisel dokuların yapı ve görev bakımından hayvansal dokulara benzeyen dokuları bilir.

ARAÇ VE GEREÇLER

Etkinlik1)Soğan ,mikroskop,bıçak ,lam ,lamel,damlalık,su

Etkinlik2)Bitki hücresi şeması

Etkinlik3)Hayvan hücresi şeması

Etkinlik4)Mikroskop,lam,lamel,damlalık,kürdan

Etkinlik5)Mikroskop ,lam,lamel,lanset,damlalık,alkol,pamuk,giemsa boyası

Etkinlik6)Bitki ve hayvan hücresi arasındaki farkı gösteren tablo (asetat üzerinde),tepegöz

Etkinlik7)Asetat üzerine çizilmiş,soğan zarı hücresi,epitel hücresi,kan hücresi şekilleri ,tepegöz

Etkinlik8)Doku çeşitlerini gösteren asetat, tepegöz

Etkinlik9)Bitkisel doku çeşitlerini gösteren asetat, tepegöz

Etkinlik10)Kök çeşitlerini gösteren asetat, tepegöz

Etkinlik11) Kök çeşitlerinin şekillerini gösteren şema

Etkinlik12)Patates, havuç, pırasa, ıspanak

Etkinlik13)Gövde yapılarını gösterir.

Etkinlik14)Gövde çeşitlerini gösteren asetat, tepegöz

Etkinlik15)Gövde çeşitlerine örnekler

Etkinlik16)Yaprak çeşitlerinin şeması

Etkinlik17)Eğrelti otunun dönüşüm şeması

Etkinlik18)Çiçek yapısının şeması

Etkinlik19)Doğadaki madde döngüsünün şeması

Etkinlik20)Hayvansal doku çeşitleri asetatı, tepegöz

Etkinlik21)Epitel doku çeşitleri asetatı, tepegöz

Etkinlik22)Bağ ve destek doku çeşitleri asetatı, tepegöz

Etkinlik23)Kas doku çeşitleri asetatı, tepegöz

Etkinlik24)Sinir hücresinin şeklinin asetatı, tepegöz

Etkinlik25)Mikroskop, lam, lamel, damlalık

Etkinlik26)Hazır kemik doku preparatı, mikroskop

Etkinlik27)Bitkisel dokularla hayvansal dokularda görev benzerliği olan dokuların asetatı, tepegöz

YÖNTEM VE TEKNİKLER

1)Deney, gözlem,inceleme

2)Soru-cevap

3)Örnek olay anlatılması ve tartışılması

4)Düz anlatım

5)Problem çözme

6)Araştırma, soruşturma

A)HÜCRE

HAZIRLIK AŞAMASI

-Öğrencilere bütün olarak aldığımız objenin çeşitli parçalarının bir araya gelmesi ile oluştuğunun örneklerle tartışılması.Örneğin bir kitabın çeşitli sayfalarının bir araya gelmesi ile oluştuğunun gösterilmesi .Kalemin hangi parçalardan oluştuğunun sorulması.Soğanı dıştan incelemelerinin söylenmesi,parçalarının göstermelerinin istenmesi.

GELİŞTİRME AŞAMASI

1)Soğanı parçalamalarını sağlanması ve soğan zarını fark etmeleri için bununda parçalarının olup olmadığının sorulması.

2)Öğrencilerin soğan zarını ayırmasını sağlamak ve deney düzeneğini hazırlayıp mikroskopta incelenmesi ve gözlemlediği görüntünün şeklini çizmesinin sağlanması.asetat üzerinde bulunan şeklinin yansıtılması.

3)Bu gözlemden yola çıkarak öğrencilerden hücre hakkında düşüncelerini açıklanmalarını istenmesi.Daha sonra hücrenin tanımı nedir?sorusunun sorulması.

4)Hücrenin tanımı ve özelliklerinin öğrencilere açıklanması.

5)Hücrenin bölümlerinin ve alt bölümlerinin neler olabileceğini öğrencilere sorulması ve tartışılması.

6)Bu tartışmalardan sonra hücre şemaları tahtaya asılması ,bölümlerinin söylenip açıklanması.

7)Bu bölümleri ve alt bölümlerini tahtaya şemalaştırılması ve öğrencilerin şemayı defterlerine tahtaya bakmadan yazmalarını istemesi.

HÜCRENİN BÖLÜMLERİ

Hücre zarı

Sitoplazma

Çekirdek

Protein

Mitekondri

Çekirdekçik

Lipit tabakası

Ribozom

Çekirdek özsuyu

Endoplazmik retikulum

Golgi aygıtı

Kofullar

Plastitler(bitki hücresi)

Sentrozom(hayvan hücresi)

Lizozom(hayvan hücresi)

8)Bitki ve hayvan hücresi farklımıdır ?sorusunun sorulması.İki şemanında tahtaya asılması ve farklarının gözlenmesinin sağlanması.

9)Hücre duvarının sadece bitkilerde var olduğu, yapısı ve özelliklerinin söylenmesi,

10)Hücre zarının özelliklerinin söylenmesi.Bitki ve hayvan hücresinde var olduğunu şema üzerinde gösterilmesi.

11)Sitoplazmanın ve içinde bulunan organellerin özelliklerinin ve tanımının yapılması. Şemalar üzerinde gösterilmesi.

12)Mitekondri hangi organlardaki hücrelerde daha çok bulunur?sorusu sorulur.Karaciğer ve kas hücrelerinde enerjiye fazla gereksinim duyulduğu için daha fazla bulunur.

13)Kofulun tanımına göre bitki hücresinde büyük olan kofulun neden hayvan hücresinde küçüktür ?sorusunun öğrencilere sorulması.Şema üzerinde büyük olduğunun gösterilmesi.

14)Plastidin sadece bitki hücresinde olduğunun şema üzerinde gösterilmesi ve öğrencilere neden sadece bitki hücresinde bulunur?sorusunun sorulması.Kaç çeşit plastit olduğunun söylenmesi ve özelliklerinin açıklanması.

15)Ağız içi epitelinin mikroskopta öğrencilerin incelemesinin sağlanması ve gözlem sonuçlarının yazılması ,şeklin çizilmesinin istenmesi.Asetat üzerinde olan şeklin yansıtılması

16)Öğrencilerin kan preparatı hazırlamasının sağlanması ve mikroskopta gözlemleyip şeklini çizmeleri.Diğer deney sonuçlarıyla karşılaştırmalarının istenmesi.

17)Bu deneyler sonucunda bitki ve hayvan hücresi arasındaki fark nedir?sorusunun öğrencilere sorulması .

18)Hayvan hücresinin bitki hücresinden farklı olan organelleri nelerdir?sorusunun sorulması.

19)Bitki ve hayvan hücresinin farklarını gösteren asetatın tepegözde yansıtılması ve açıklanması.

20)Bitki ve hayvan hücresinin şekline bakmadan çizmelerini istenmesi ve organellerini yazmalarının söylenmesi.

B)DOKU

HAZIRLIK AŞAMASI

1)”Tek hücrelilerde bir hücre bütün hayatsal ve yapısal faaliyetleri yürütebilmektedir.Çok hücrelilerde ise aynı yapısal faaliyetler nasıl sürdürülür?” sorusunu sorma.

2)Hücrelerin birleşmesinin neyi meydana getirdiğinin öğrenci tarafından sorulmasının sağlanması.

3)Öğrenciye hücrenin tanımının sorulması ve bunun dokularla bağlantısını kurmasının sağlanması.

GELİŞTİRME AŞAMASI

1)Sınıfa bir yaprağın getirilmesi ve yaprağın tek bir bütün mü yoksa parçalardan mı oluştuğunun sorulması.

2)Yaprağın zarının ayrılıp, yaprağın dokulardan oluştuğunun buldurulması.

3)Dokunun tanımının ve çeşitlerinin söylenmesi.

4)Doku çeşitlerini gösteren asetatın gösterilmesi.

5)Bitkisel ve hayvansal dokuların farklı olup olmadığının sorulması.

6)Bitkisel dokunun çeşitlerinin ve görevlerinin söylenmesi.

C)BİTKİSEL DOKULAR

HAZIRLIK AŞAMASI

1)”Çok hücreli bitkiler dokulardan oluşur mu?” sorusunun sorulması.

2)”Organları meydana getiren nedir?” sorusunun sorulması.

3)Bir bitki çeşidinin getirilip bunun organlardan oluşup oluşmadı-ğının sorulması.

4)Bitkilerin hangi organlardan meydana geldiğinin sorusunun öğrenciler tarafından sorulmasının sağlanması.

GELİŞTİRME AŞAMASI

1)Getirilen bitki örneğinin öğrenciler tarafından nasıl bölümlere ayrıldığı sorusunun sorulması ve parçalara ayrılmasının sağlanması.

2)Tahtaya bitki organlarının yazılması ve öğrencinin deftere yazmasının istenmesi.

3)Üretici canlı olan bitkilerin ve tüketici canlıların besinini sağlayan yaprağın görevinin ne olabileceği üzerinde tartışılması.

-“Yaprak üzerinde sizce ne önemlidir?” sorusuyla tartışmanın başlatılması.

-“Yaprak nasıl besin üretebilir?” sorusunun sorulması.

-“Yaprağın doğadaki canlıların yaşamı üzerindeki etkisi nedir?” sorusunun sorulması.

-Sonuç olarak yaprağın besin ve oksijen üreten yapısının öğrencilere kavratılabilmesi.

4)Tahtaya yaprağın yapısını gösteren şemanın çizilmesi.

5)Yaprak çeşitlerinin söylenmesi.

6)Yaprak çeşitlerinin şema üzerinde gösterilmesi.

7)Bitkinin kök ve gövdesinin yapısının sorulması ve örnekler vermelerinin istenmesi.

8)Kök çeşitlerinin asetat ve şema ile gösterilmesi.

9)Ispanak, patates, havuç, pırasa gibi materyallerin sınıfa getirilip hangi kök çeşidine girdiğinin öğrencilere sorulması.

10)Örneklerle gövde yapılarının açıklanması.

11)Gövde çeşitlerini gösteren asetatın sunulması.

12)Sınıfa getirilen gövde örneklerinin hangi gruba girdiğinin öğrencilere sunulması.

13)”Gelişmiş bitkiler nasıl ürer?” sorusunun ve bunun çiçek olduğu yanıtının alınması.

14)Çiçeğin yapısının ve görevlerinin örnekler üzerinde anlatılması.

15)Çiçeğin yapısını gösteren şemada bölümlerinin öğrencilere söyletilmesi

16)”Tozlaşmaya yardım eden faktörler nelerdir?”sorusunun sorulması.

17)Tahtaya çiçeğin tohum ve meyve dönüşümünün çizilmesi ve öğrencilere açıklanması.

18)Öğrencilerden çeşitli tohum ve meyvelere örnekler vermelerini istemek.

19)Bitkilerin çiçekli ve çiçeksiz bitkiler olarak ikiye ayrıldığının tahtaya yazılarak söylenmesi.

20)Doğada bulunan çiçeksiz bitkilere öğrencilerin örnekler verilmesinin istenmesi.

21)Çiçeksiz bitki olan eğrelti otunun dönüşüm şemasının asetat üzerinde gösterilip, açıklanması.

Ç)ÇEVRE VE BİTKİ

HAZIRLIK AŞAMASI

1)”Bitkiler olmasaydı çevre ve canlılara ne gibi etkileri olurdu?” sorusunun sorulması.

2)”Bitkinin üretici olmasından dolayı ne gibi kazanımları olur?“sorusunun sorulmasının sağlanması.

GELİŞTİRME AŞAMASI

1)Çölle ormanlar arasındaki farkların neler olabileceğinin ve buna sebep olan şeyin ne olduğunun sorulması.

2)Bitkilerin doğal çevreye kazandırdıklarının örneklerle öğrenciye açıklanması.

3)”Toprağın oluşum ve korunmasında kökün önemi nedir?” sorusunun sorulması.Cevap alındıktan sonra daha ayrıntılı bir şekilde öğrencilere anlatılması.

4)Bitkilerden insanların yararlanma yollarının kavratılması

-Bitkinin gövdesinden odun, kağıt, reçine vb. ürünlerin oluştuğunun bilinmesi.

-Günlük hayatta kullandığımız bir takım eşyaların bitkilerden elde edildiğinin söylenmesi.

5)Bitkilerin dünyada canlı ve cansız çevreye kazandırdığı faktörlerin neler olduğunun söylenmesi.

6)Doğadaki madde döngüsünün şema üzerinde gösterilerek açıklanması ve öneminin kavratılması.

7)Fabrika vb. yerlerin bitkilere nasıl zarar verdiğinin ve bunun sonucunda döngüde ne gibi değişiklikler olabileceğinin sorulması.

8)Bitkilerin zarar görmesi sonucunda doğada neler olabileceğinin tartışılmasının sağlanması.

-Fabrikadan çıkan atıkların bazı bitki türlerini yok ettiğinin söylenmesi ve böyle bir şey olursa ne olabileceğinin sorulması.

-Sonuç:!Öğrencilerde doğal denge bozulması sonucu bitkilerin önemini kavramalarını sağlamak.

9)Bitkilere zarar vermeden onlardan nasıl yararlanılabileceği sorusunun öğrencilere yöneltilmesi.

10)Bitkilerin çevre için öneminin kısa bir şekilde öğrencilere aktarılması.

D)HAYVANSAL DOKULAR

HAZIRLIK AŞAMASI

1)Hücre nedir?

2)Hayvanların, insanların organları vardır.Sizce organlar neyden oluşur?

3)Doku nedir?Kaça ayrılır?

4)Hayvansal hücreler nasıl doku haline gelirler?

GELİŞTİRME AŞAMASI

1)Dokunun tanımı hatırlatıldı.Hayvansal ve bitkisel dokular olmak üzere 2’ye ayrıldığı tahtaya yazılarak belirtildi.

2)Hayvansal dokular neler olabilir?sorusu soruldu.Öğrencilerin fikirleri alındı.

3)Doku çeşitlerini gösteren asetat tepegözle sunuldu.

4)Epitel doku çeşitleri hakkında bilgilerinin olup olmadığı soru sorarak yoklandı.

5)Epitel doku hücresi preparatı hazırlanarak mikroskopta incelendi.Öğrencilerin gözlem sonucunu defterlerine çizmeleri istendi.

6)Epitel doku çeşitlerini gösteren asetat tepegözle sunuldu.

7)Epitel doku ve çeşitleri olan örtü, salgı ve duyu epitelinin bulunduğu yerler ve görevleri belirtildi.

8)Vücudumuzda bağ ve destek dokunun nerelerde bulunduğu öğrencilere soruldu.

9)Bu sorudan alınan cevaplara göre vücudumuzdaki yerleri ve görevleri örneklerle açıklandı.

10)Bağ ve destek doku çeşitlerini gösteren asetat tepegözle sunuldu.

11)Bağ ve destek dokunun çeşitleri olan temel bağ doku, kıkırdak, kan, kemik ve yağ dokunun vücudumuzda ne gibi görevleri olabilir ve nerelerde bulunur sorusu soruldu.Alınan cevaplar toparlanarak sunuldu.

12)Hazır olan kan ve kemik doku preparatları mikroskopta incelendi ve gördükleri şekilleri defterlerine çizmeleri istendi.

13)Asetat üzerine çizilmiş olan (düz ve çizgili kaslar) tepegözle sunuldu.Vücutta bulundukları yerler ve görevleri söylendi.

14)Sinir hücresinin bulundukları yerler ve görevleri söylendi.

15)Sinir hücresi asetatı tepegözle sunuldu.

16)Bitkisel dokularla hayvansal dokular görev ve yapı bakımından karşılaştırıldı.

DEĞERLENDİRME

1)Hücrenin biçimini çizerek bölümlerini gösteriniz.

2)Sitoplazmada hangi organeller bulunur?

3)Fazla enerji tüketen hücrede hangi organel olağandan çok bulunur?

4)Bitki hücresi ile hayvan hücresi arasındaki ayrılıklar nelerdir?

5)Kökün görevleri nelerdir?

6)Gövdenin görevleri nelerdir?

7)Çiçeksiz bitkilerde üreme hangi yolla olur?

8)Çiçeğin bölümleri nelerdir?

9)Meyve hangi yollarla oluşur?

10)Bitkilerin çevreye olan yararlarını açıklayınız.

11)İnsanlar bitkilerden hangi alanlarda yararlanırlar?

12)Sünger dokunun özellikleri nelerdir?

13)Hayvanlarda büyüme sınırlı olmasına karşın çok yıllık bitkilerde sınırsızdır.Bunun nedenini açıklayınız.

14)Odun ve soymuk borularının görevi nedir?

15) Odun ve soymuk borularının yapısal ayrılıklarını açıklayınız.

16)Doku nedir?Tanımlayınız.

17)Stomanın görevini açıklayınız.

18)Epitel doku türlerinin adlarını söyleyiniz.

19)Havers kanalı hangi dokuda bulunur?

20)Düz kas ile çizgili kasın çalışmasını karşılaştırınız.

Aşağıdaki tümcelerde noktalı yerlere; “ribozom, düz kas, kan, hücre, çeper, doku, iç salgı bezi, özümleme parankiması, gerçek meyve, tozlaşma, odun borusu, soymuk borusu, nöron, salgı doku, koruyucu doku, çanak, emici tüyler” sözcük veya sözcük gruplarından uygun olanı yazınız.

1)Canlının en küçük yapı birimine ………….. denir.

2)Bitki hücrelerinde selülozdan yapılmış……. bulunur.

3)Hücrelerde protein sentezi……. ile yapılır.

4)Yapıları ve görevleri aynı olan hücre topluluğuna ………… denir.

5)Bitki yaprağında fotosentezin yapıldığı doku…….dır.

6)Topraktan su ve madensel tuzlar …………. ile yapraklara iletilir.

7)Yaprakta oluşan fotosentez ürünlerini köke ileten doku …….. dur.

8)Reçine, bal özü gibi maddeler ……… tarafından oluşturulur.

9)Genç gövde ve yaprakların üzerini örten koruyucu dokuya …….. denir.

10)Kökte su ve madensel tuzları ………. tarafından alınır.

11)Çiçeğin en dış bölümündeki yeşil yapraklara ………. yapraklar denir.

12)Erkek organların başçığındaki polenlerin dişi organın tepeciğine taşınmasına ……….. denir.

13)Yalnız yumurtalığın gelişmesiyle oluşan meyvelere …………… denir.

14)Salgılarını doğrudan kana veren bezlere ……….. denir.

15)Hücre arası madde sıvı olan hayvansal doku ……….. dokudur .

16)İç organların yapısında bulunan, yavaş ve ritmik kasılan doku ……….. dokudur.

17)Sinir hücrelerine ………. adı verilir.

TEST

1)Aşağıdaki bitkilerden hangisi çiçeksiz bitkidir?

A)çam B)mısır C)buğday D)eğrelti otu

2)Aşağıda verilen bitkilerden hangisinde saçak kök görülmez?

A)havuç B)soğan C)buğday D)mısır

3)Aşağıda verilenlerden hangisinde otsu gövde görülür?

A)kavak B)buğday C)ceviz D)çam

4)İletim demeti olmayan bitkiler aşağıdakilerden hangisidir?

A)elma ağacı B)çam C)kara yosunu D)eğrelti otu

5)Döl almaşı görülmeyen bitkiler aşağıdakilerden hangisidir?

A)çam B)eğrelti otu C)kara yosunu D)atkuyruğu

EK-I

Deney 1)Soğan zarı (Bitki hücresinin)Hücresinin İncelenmesi

Araç-Gereçler:Lam,Lamel,Mikroskop,Damlalık,Soğan,Bıçak ,Su

Deneyin yapılışı:Soğan bıçak yardımıyla parçalanır,parçalanan parçalardan soğan zarının ufak bir parçası çıkartılır ve lam üzerine konur. Üzerine damlalık yardımıyla bir damla su damlatılıp lamel üzerine hava kabarcığı olmayacak şekilde lamel kapatılır.daha sonra mikroskopta incelenir.

Deneyin sonucu:Soğan zarı hücreleri gözlemleyerek bitki hücresinin özelliklerini öğrenir.

Deney 2)Epitel hücrenin incelenmesi

Amaç:Epitel hücrenin biçimini ve bölümlerini öğrenmek.

Araç-gereçler: Mikroskop,lam,lamel,damlalık,kürdan,lügol.

Deneyin yapılışı:Temiz bir lam üzerine damlalık yardımıyla lügol damlatınız.bir kürdan yardımıyla ağzınızın iç yüzeyinden biraz tükürüklü sıvı alınız.Bu sıvıyı lügol üzerine damlatınız. Daha sonra lameli üzerine kapatınız ve mikroskopta gözlemleyiniz.Gözlem sonuçlarını deftere çiziniz.

Deney 3)Kan hücrelerinin incelenmesi.

Amaç:Kan hücrelerinin biçimini ve bölümlerini mikroskopta incelemek.

Araç-gereçler:Mikroskop,lam ,lamel,pamuk, lanset,damlalık,alkol,giemsa.

Deneyin yapılışı:Orta parmağınızı ovunuz ve bir miktar alkollü pamukla siliniz.Daha sonra lanseti parmağınıza batırınız.Buradan çıkan kanın bir damlasını lam üzerine damlatınız.damlalık ile giemsa boyasından lam üzerine bir damla damlatınız ve lameli üzerine kapatınız.Hazırlanmış olan preparat mikroskopta incelenir.

BİTKİ HÜCRESİ

HAYVAN HÜCRESİ

1-Hücre zarının dışında hücre çeperi vardır

1-hücre çeperi yoktur

2-Plastit vardır

2-Plastit yoktur

3-Sentrozom yoktur

3-Sentrozom vardır

4-Genellikle büyük koful vardır

4-Koful sayısı fazladır ve küçüktür

5-Biçimi köşelidir

5-Hücrenin şekli yuvarlak veya yuvarlağa yakındır

12 Temmuz 2007

Mayoz Ve Mitoz Bölünme Nedir?

MAYOZ ve MİTOZ BÖLÜNME NEDİR?

Tanım:Bir hücreden yeni hücrelerin oluşmasına hücre bölünmesi denir.

İki tip hücre bölünmesi vardır:

1-Mitoz Bölünme 2-Mayoz Bölünme

1-MİTOZ BÖLÜNME

Mitoz bölünme sonunda kromozom sayısı sabit kalmış 2 yeni hücre oluşur. O-

luşan hücreler kalıtsal yönden birbirinin aynısıdır. Bu bölünme vücut hücrele-

rinde görülür.

Mitoz bölünme tek hücrelilerde çoğalmayı,çok hücreli canlılarda büyümeyi ve yıpranan kısımların onarılmasını sağlar

Mitoz bölünme etkisiyle insanda büyüme 20-22 yaşına kadar devam ederken,

bitkilerde büyüme uygun şartlarda sınırsız gerçekleşir. İnsanda sinir hücreleri,

çizgili kas hücreleri ve olgunlaşmış kan hücrelerinde mitoz bölünme görülmez.

MİTOZ BÖLÜNMENİN EVRELERİ

Genetik maddenin ikiye ayrılması ve organellerin ayrılması şeklinde,iki kı-

sımda gerçekleşir.

A-Çekirdek Bölünmesi

İki çekirdekli bir hücrenin oluşmasını sağlar. Bir büyüme evresinin sonunda 4

kısımda gerçekleşir.

İnterfaz Canlı hücrenin normal yaşam evresidir. Bu evrede hücre büyüyüp ol-

gunlaşır. Bu evrenin sonuna doğru DNA ve sentrozomlar kendini eşler.

Profaz

Kromatin iplik kısalıp kalınlaşarak kromozomu oluşturur. Kromozomdan kar-

deş kromatidler oluşur. Çekirdekçik ve çekirdek zarı eriyerek kaybolur. İğ iplik-

leri oluşur.

Metafaz

Kromozomlar hücrenin ekvatoral düzleminde toplanırlar. İğ iplikleri kromozomların sentromerlerine bağlanır.

Eşleşmiş kardeş kromatidler birbirinden ayrılmaya başlar.

Anafaz

Hücrenin ortasında bulunan kardeş kromatidler iğ ipliklerinin kasılmasıyla bir-

birlerinden ayrılır ve iğ iplikleriyle zıt kutuplara çekilirler.

Telofaz

Profazın tersi şeklinde gerçekleşir. Kromatidler uzayarak kromatin iplik duru- muna geçerler. İğ iplikleri kaybolur. Çekirdekçik ve çekirdek zarı oluşur.

B-Sitoplazma Bölünmesi

Organellerin paylaşıldığı bölünme kısmıdır. Çekirdek bölünmesi tamamlanınca-

hayvan hücreleri boğumlanarak,bitki hücreleri ise aralamel oluşumu ile sitoplaz-

maları ikiye ayrılır. Sonuçta gen yapısı aynı iki yavru hücre oluşur.(Oluşan hüc-

relerin sitoplazma miktarı ve organel sayısı farklı olabilir.)

Bitki hücrelerindeki mitozda

Hayvan hücrelerin. mitozda

Setrozom

Sentrozom eşlenmesi olmaz

Sentrozom eşlenmesi olur

Sitoplazma bölünmesi

Ara lamel oluşumu ile ikiye ayrılır.

Boğumlanarak ikiye ayrılır.

2-MAYOZ BÖLÜNME

Eşeyli üremede,özel üreme hücrelerinin oluşmasında görülür.

Mayoz bölünme,yalnızca eşey organlarında meydana gelir. Ana üreme hücrele-

rinin mayoz bölünmesiyle kromozom sayısı yarıya inmiş dört yeni hücre oluşur.

Oluşan hücreler kalıtsal yönden birbirlerinden farklıdır.

Üreme yapıları olan sperm,yumurta ve polen mayoz bölünme ile oluşur.

Sperm ve yumurta birleşerek canlının temel hücresi olan zigotu oluşturur.

Mayoz hücre bölünmesi birbirinden farklı iki ayrı kısımdan oluşur.

A. Mayoz-1 B. Mayoz-2

Mayoz-1

Mayoz bölünmenin bu safhasında çekirdeğin kromozom sayısı arttırılır,kromo-

zomlar arasında bilgi(gen) alış verişi yapılır. Farklı bilgilere sahip kromozom çe

şitleri oluşur.(Kalıtsal varyasyon)Dört safhada gerçekleşir

İnterfaz:Hücrenin büyüdüğü safhadır.

a-Profaz – 1 :Ana ve baba canlıdan gelen farklı hormolog kromozomlar birbiri-

ne sarılarak 4 kromatidli bir yapı oluştururlar. Bu olaya sinapsis denir. Kromatin

iplikleri karşılıklı eşleşerek gen alış verişi yaparlar. Bu olaya krossing over de-

nir. Kromozomlardaki,üreme hücrelerindeki hatta canlılardaki çeşitliliğin te-

melinde bu olay bulunmaktadır.

Safhanın sonuna doğru kromatin iplikleri kısalıp kalınlaşarak kromozomları o

oluşturur. Çekirdek zarı eriyerek kaybolur.

b-Metafaz – 1 :Dörtlü yapıdaki eşleşmiş kromozomlar(4’lü kromatidler) hücre-

nin ekvatoral düzlemine dizilir ve iğ ipliklerine tutunurlar.

c-Anafaz – 1 :İğ iplilerinin kasılıp kısalmasıyla anne ve babadan gelen homo-

log kromozomlar birbirinden ayrılarak zıt kutuplara ulaşır.

d-Telofaz -1 :Profaz safhasının tersi şeklinde gerçekleşir. Kromozomlar kroma-

tine dönüştürülürken yeni çekirdek zarları oluşur.Olay sonucu iki çekirdekli tek

bir hücre oluşur.

Sitoplazma Bölünmesi – 1:Normal olarak bitkilerde aralamel oluşumu ve hay-

vansal hücrelerde boğumlanarak çekirdek ve sitoplazma ikiye ayrılır. Olay so-

nucu birer çekirdekli iki hücre oluşur. Oluşan hücrelerin kromozom sayısı da N

2. MAYOZ – 2

Normal mitoz bölünmeye benzer şekilde gerçekleşmektedir. Tek farklı kısmı in

terfazı olmayıp,kromozom (DNA) eşlenmesi görülmez. Profaz –2,Metafaz 2,A

nafaz –2,Telofaz –2 ve sitoplazma bölünmesi –2 safhalarından oluşur. Mayoz –

2 sonucunda da N kromozomlu dört yavru hücre oluşur.

MAYOZ VE MİTOZ BÖLÜNME ARASINDAKİ FARKLAR

12 Temmuz 2007

Dna

DNA

DNA “Deoksi Ribo Nükleik Asit” isimli bir tür molekül grubunun kısaltılmış isimidir.DNA’nın çift zincirli ip merdivene benzer.Çift zincirli yapıdaki DNA zinciri oldukça uzun bir zincirdir.

Nasılki uzun bir ipi makaraya düzenli bir şekilde sarıyorsanız, hücrede buna benzer bir mekanizma ile DNA yı paketleyerek çekirdeğinin (Nukleus) içine yerleştirir.DNA her hücrede bulunur.Örneğin şu an ekrana bakan gözlerinizdeki her hücrenin içinde DNA zinciri paketlenmiş bir vaziyette yerleşik olarak bulunur.Veyahut klavyeyi kullanan ellerinizdeki herbir hücrenin içerisinde ayrı ayrı DNA molekülü bulunur.Böbreklerinizin hücrelerinde, karaciğerinizin hücrelerinde, kemik hücrelerinizde kısacası vücudunuzdaki her hücrede DNA molekülü mevcuttur.

DNA uzun bir zincir olmasına karşılık üzerindeki baz sıraları bir düzen içerisinde taksim edilmiştir. Taksim edilen bu baz gruplarına ise” Gen “denir.Mesela bir canlının DNA zincirinde 15.000.000 adet baz(Nukleotid) dizisi olsun ve bu baz dizileri 1000 ‘ er adet olmak üzere 15 gruba ayrılmış olsun.İşte bu 15 tane grubun her biri birer “gen” dir.İnsan hücresinde ise yaklaşık olarak 3 milyar adet gen bulunur.Tabii her genin içinde binlerce nükleotid dizisi vardır.

Bir canlının bütün karakterleri ise DNA daki genlerde saklıdır.

“a=adenin”,”t=timin”,”g=guanin” ve “c=sitozin” bazları arasında adenin bazı yanlızca timin ile guanin bazı ise yanlızca sitozin(c) ile bağ yapar.

Adenin ve Guanin bazları yapısal olarak büyük boylu moleküllerdir.Timin ve Sitozin ise küçük boylu moleküllerdir.Adenin ve timin bazlarını bir futbol topu, guanin ve sitozin bazlarını ise tenis topu olarak düşünebilirsiniz.

Eger adenin bazının karşısına timin değilde guanin gelseydi heliks yapısının düzgün ilerlemesi mümkün olmayacaktı.Fakat DNA da küçük bazlara karşı büyük bazların gelmesiyle aradaki mesafenin her noktada sabit olması sağlanmıştır. DNA nın yapısı bazların bu şekilde ardı ardına sıralanmasıyla uzayıp gider.

DNA daki şifrelerin deşifre olup organizmayı meydana getirmesi aşama aşama meydana gelmektedir.Bu aşamalar ise sırasıyla ;

1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon)

2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon)

3-) Proteini üretilen hücrenin farklılaşması (Morfogenez)

1-) DNA dan RNA sentezi (Transkripsiyon) :

Erkek bir canlıdan gelen spermin taşıdığı bir miktar DNA ile dişi bir canlıdan gelen yumurtanın taşıdığı DNA birleşerek tam bir DNA yı verir.Bu DNA meydana gelecek yavrunun tüm özelliklerini içinde barındırır.Mesela bu canlının DNA sında 1 milyar gen var ise bu genlerin 500 milyontanesi anneden 500 milyon taneside babadan gelir.Yumurta ile spermin birleşmesinin ardından DNA daki o eşsiz şifreler çözülerek, küçücük bir yumurta (zigot) dan kocaman bir canlıyı meydana getirmeye başlar.

İlk aşama RNA sentezidir.Bu işlem DNA nın açılmasıyla başlar.Biliyoruzki DNA daki bazlar karşı karşıya gelip el ele tutuşarak her iki omurgayı birleştirmişlerdi.Fakat bu bazlar ellerini bırakarak yani aralarındaki bağları kopararak DNA nın çift zincirli yapısını tıpkı bir “fermuar” gibi açmaya başlar. DNA çözülmeye başladıkça “RNA polimeraz” adı verilen özel bir protein DNA nın üzerinde gezerek onu okumaya ve RNA yı sentezlemeye başlar.Bu işlemi daha iyi anlamak icin aşagıdaki şekle bakalım.

Sekilde DNA çözülmüş bir vaziyette görülmektedir.Büyük mavi bölge RNA polimerazı temsil etmektedir.Yeşil şerit ise sentezlenen RNA dır. Anlaşılacağı gibi DNA zinciri açılmış ve RNA polimeraz enzimi vasıtasıyla DNA daki bazlara karşılık gelen diğer bazlar birbirlerine eklenerek RNA üretilmektedir.

Uretilen RNA nın DNA dan tek farkı Adenin bazının karşısına Timin yerin ” U ” harfiyle gösterilen ” Urasil ” bazının gelmiş olmasıdır.Üretimi tamamlanan RNA daha sonra DNA üzerinden ayrılarak bir dizi işleme tabii tutulur.

Bu işlemler sırasında RNA kaba olarak DNA dan üretildikten sonra üzerinde düzeltmeler yapılır.Nasılki bir marangoz kestiği tahtaları düzeltmek için yontuyorsa, hücrede aynı şekilde üretilen kaba RNA yı düzeltmek için bir dizi enzimi görevlendirir.

Not: Üretilen bu RNA, mRNA (mesajcı RNA) dır.

2-) RNA dan protein sentezi (Translasyon):

Düzeltme işlemleri tamamlanmış olan mRNA daha sonra çekirdek (nukleus) den çıkarak “Ribozom” adı verilen bir organele doğru yol almaya başlar.Ribozoma ulaşan mRNA ribozoma bağlanır. mRNA nın bir özelliği ise DNA daki gibi sıralanan bazların 3 lü gruplar halinde ayrılmış olmasıdır.Bir örnek verelim ;

DNA üzerindeki kodonlar ” AATGCCGATGTA ” şeklinde ise, sentezlenen mRNA nın görünümü ” UUA-CGG-CUA-CAU ” şeklinde olacaktır.Dikkat ederseniz baz sıralamasında bir değişme yoktur, yanlızca bazlar 3 lü gruplar halinde taksim edilmişlerdir.Taksim edilen bu 3 lü gruplara ise “Kodon” adı verilir.Tabii RNA da adenin bazına karşılık urasil bazının, guanin bazına karşilik ise sitozin bazının geldiğini unutmamak gerekir.

Bu şekilde üretilen mRNA ribozoma bağlandıktan sonra 3 lü grupların okunmasına başlanır.tRNA adı verilen bir başka RNA çeşidi ise bildiğimiz mRNA veya DNA kadar uzun değildir.tRNA (Taşıyıcı RNA) üzerinde yanlızca 15-20 baz sırası bulundurur.tRNA nın diğer bir özelliği ise birbiri ardına sıralanan bazların bir daire oluşturacak şekilde bağlanmasıdır.Bunu halay çeken bir grup insana benzetebilirsiniz.

tRNA halkasının üzerinde iki önemli bölge vardır.Bu bölgelerden ilki, taşıyacağı aminoasidin tanınmasını sağlayan bölgedir.Diğer bölge ise tRNA nın mRNA ya bağlanacağı, 3 adet baz sırasından oluşan bölgedir.Bu bölgeye ise ” Anti-kodon ” adı verilir. mRNA üzerinde bazların 3 lü gruplar halinde dizildiğinden bahsetmiştik.İşte tRNA üzerinde bulunan, ” anti-kodon ” adı verilen ve yanlızca 3 adet baz sırasından oluşan bu bölge, ribozoma tutunmuş mRNA üzerindeki ” kodon ” adı verilen 3 lü gruplara bağlanır.Tabii tRNA ların anti – kodonları, mRNA üzerindeki kodonlara sırasıyla bağlanırken beraberlerinde taşıdıkları aminoasitleride getirmişlerdir.Bu yüzden tRNA ya bu isim verilmiştir.” Aminoasiti taşıyan RNA “

tRNA lar aminoasitleri taşıyıp sırasıyla kodonlara bağlandıkça, tRNA ların sırtlarındaki aminoasitlerde birbirleriyle bağlanmaya başlarlar.

Usteki şekilde mRNA (messenger RNA) daki kodonlardan birisine bağlanmakta olan bir tRNA görülüyor.Görüldüğü gibi mRNA daki kodonun baz dizilimi GCC, bu kodona bağlanan tRNA nın ise anti – kodonu CGG şeklindedir.tRNA üzerinde bulunan pembe halka ise ” aminoasit ” i temsil etmektedir.

Yüzlerce binlerce tRNA yanyana dizildiklerinde, üzerlerindeki aminoasitlerde yanyana gelmiş olur.İşte yanyana gelmiş olan bu aminoasitler birbirleriyle bağ yaparak proteini sentez etmeye başlar.Hatırlarsanız protein molekülünün aminoasit zincirlerinden meydana geldiğini soylemiştik.

tRNA lar sırasıyla mRNA üzerine yerleştikten sonra, sırtlarındaki amino asitler bağ yapar.Tam bu sırada işi biten tRNA yükünü boşaltmış olarak mRNA dan bağını kopararır ve ribozomdan ayrılır.Fakat taşıdığı amino asit, kendinden önceki tRNA nın getirdiği aminoasitle bağ yapmış olarak protein zinciri oluşumuna katılır.

Bu gerçektende insanı hayranlık içerisinde bırakan bir sistemdir.Bugün dünya üzerinde yapay olarak üretilen proteinler bile canlı bir hücre tarafından üretilen proteinin adi bir taklidi olmaktadır.

3-) Proteini üretilen hücrenin farklılaşması

Buraya kadar olan aşamalar hücrede protein sentezi için gerekli işlemleri kapsıyordu.Bundan sonra ise üretilen proteinin çeşidine göre hücrenin kazandığı fonksiyondur.

Bir yumurta ile bir spermin birleşmesiyle meydana gelen yapı zigot adını alır ve tek bir hücreden ibarettir.Zigot içerisinde DNA kendisinin bir kopyasını çıkarır.Dolayısıyla hücrede DNA miktarı iki katına çıkmış olur.Fakat hücre derhal bölünmeye başlar bu DNA lardan birisi bir hücreye giderken diğer DNA ise ikinci yavru hücreye aktarılır.Böylelikle hücre ikiye bölünmüş olur.Bölünmeler ta ki anne karnında bir bebeğin meydana gelmesine dek sürer.

Yani tek bir hücre, o kadar çok bölünme geçirirki sayıları trilyonları bulur ve bir canlı embriyoyu (anne karnındaki bebek) meydana getirir.DNA şifrelemesi ise bu noktada devreye girer.

Bir önceki basamağımız protein sentezi ile ilgiliydi.Fakat proteinler çesitli hücreler için farklı tiplerde üretilir.Bir yavru anne karnında gelişirken, yavrunun gözlerini oluşturacak hücrelerdeki DNA lar yanlızca göz organı ile ilgili proteinleri üretirler.Aynı şekilde yavrunun beynini oluşturacak hücrelerin DNA ları ise yanlızca beyin organı ile ilgili proteinleri üretirler.

Burada önemli olan nokta şudur.İnsanın kemik hücresi olsun, karaciğer hücresi olsun, böbrek hucresi olsun kısacası vücudunun her bolgesindeki hücrelerin içindeki DNA larda insanın bütün organlarını oluşturacak bilgiler saklıdır.Fakat saklanan bu bilgilerden yanlızca ilgili organ için üretilecek protinlerin meydana getirilmesi sağlanır.Yani her hücrede insan vücudunun her organının protein bilgileri saklanır fakat bu proteinlerin hepsi üretilmez.Yanlızca meydana getirilecek organla ilgili proteinler üretilir.Bir organda, organla ilgili proteinler dışında DNA da saklanan diğer proteinlerin üretilmemesi için DNA nın üzeri ” Histon ” adı verilen özel bir proteinle örtülür.

Hücrelerin programlanmış bir şekilde farklı farklı proteinler üretip farklı organlara dönüşmesi olayına Tıp dilinde farklılaşma (morfogenez) denir.Bugün bilim adamlarının kafasını kurcalayan en büyük problem ise hücrelerdeki ” Histon ” ların hangi genlerin üzerini örtüp hangilerinin üzerini açık bırakacağını nereden bildiğidir.Çünkü proteinlerde birer moleküldür ve moleküllerde atomlardan oluşur.Şuursuz ve aklı olmayan atomlar, bu derece muazzam bir tasarım harikasını meydana getiremeyeceğine göre, bu sistem bize açık bir şekilde yaratıldığını göstermektedir.

RİBONÜKLEİK ASİT (RNA)

RNA’lar ribonukleotitlerinbirbirlerine bağlanması ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kıyaslandığı zaman boyları daha kısadır. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadırlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sınıf RNA’ya rastlanmaktadır. Bunlar mesencır RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dır. Bütün RNA’lar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül ağırlığına sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.

MESENCIR RNA (mRNA)

DNA’da saklı bulunan genetik bilginin, protein yapısına aktarılmasında kalıplık görevi yapan aracı bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNA’dan aldığı genetik şifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sırasını tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adı verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10.000 farklı mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunların her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.

TRANSFER RNA (tRNA)

tRNA’lar da ribonukleotidlerin polimerize olması ile meydana gelmiş, çok kıvrımlar gösteren ve tek zincirli yapıya sahip bir RNA çeşididir. tRNA’lar yonca yaprağına benzeyen üç boyutlu yapılarında yer yer çift sarmallı bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayısı 70 ile 99 arasında, molekül ağırlığı ise 23.000 ile30.000 dalton arasında değişmektedir. Doğada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadır. tRNA’lar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarına bağladıkları amino asiti, ribozoma tutunmuş mRNA’nın taşıdığı kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA’lar üç bazdan meydana gelen antikodon adı verilen uçları ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adı verilen bölgeye geçici bağlanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki şifreye göre doğru bir şekilde dizilmelerini temin etmektedir.

RİBOZOMAL RNA (rRNA)

rRNA’lar ribozomların ana yapısal elementi olup yaklaşık olarak ribozom ağırlığının % 65′ini teşkil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çeşit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çeşit rRNA bulunmaktadır. Ribozomal RNA’lar ribozomların yapı ve fonksiyonlarında önemli rpller oynamaktadır.

Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çeşit RNA daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)’lardır. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleridir. İkincisi ise küçük nuklear (snRNA)’dır ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese uğraması esnasında ortaya çıkmaktadırlar.

12 Temmuz 2007

Sonraki Önceki


Kategorilere Göre

Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy