Milas Halıları

12 Temmuz 2007



MİLAS HALILARI

Halı, Türk Kültürünün en önemli öğelerinden biridir. Bunun için konumuz olan Milas Halılarını incelemeden önce Halının genel tarihini, halıcılığın tarihi gelişimini ve eski Türklerden bugünkü Türkiye’deki konumuna kadar kısa bir özetini vermek istedim.

Halının Tarihsel Gelişimi:

İnsanoğlu doğanın dış etkilerinden korunmak, örtünmek, yaşadığı ortamın koşullarına kolaylık getirmek gibi basit ev eşyası gereksinimlerini, tarihin kuşkusuz en eski sanatlarından olan el sanatları ile sağlamıştır.

Doğanın kaynaklarını el becerisi, kişisel yetenek, sanatçı his ve düşünceleriyle amacına uygun ürünlerde yararlı duruma çeviren insanoğlu, bu ürünlerinin güzel ve dekoratif görünmesini, ruhsal durumunu, ailesini, sevgilisini, yaşam biçimini kısaca yöresel geleneğini kendine özgü ince zevk, desen ve biçim ahengi, motif ve renkleriyle işleyerek el sanatında geleneğini belirlenmiş ve toplumunu yönlendirebilecek bir ekol oluşturmuştur. Vazgeçilmeyen bu el sanatı ile kendine, çevresine veya toplumuna yararlı olacak ürünü hazırlarken de kültürünü de yaratmıştır. Bu kültür insanların gerek bireysel yaşamında gerek göçebe ve boylar halinde yaşadıkları devirlerde, gerekse devlet ve imparatorluklarla egemen oldukları topraklarda insanlarla beraber yaşamış ve bu sanat onun vazgeçilmeyen bir parçası olmuştur.

İlk dönemin taşınabilir mekanları çadırlarında, post benzeri at örtüsü olarak yaklaşık 3000 yıldır temel yapısı değişmeyen günümüze kadar önemini koruyan ve saklayan bu halı sanatı yüzey bölümlerindeki genel plan, ilme atkı ve çözgülerinde kullanılan (Yurdakul 2000) ve genellikle yün kıl, ipek ve yapay elyaftan dokunmuş çoğu zaman zengin desenli ve zengin renkli bir yere yaygı olarak bilinir. Ama, bugünkü modern mobilyanın yer almadığı eski ev kültürümüzde divan ve sedir gibi geleneksel eşya üzerine de sarılmış, duvara da asılmıştır. Anadolu ve Kafkasya’nın çeşitli yerlerinde, soydaşlarımızın yaşadıkları, Orta Asya ülkelerinde hala da öyle yapılır. Eskisinin değerlisi, hatta batıdaki varlıklı evlerden kimisinin de iç mekanının, bir gün bile duvarını süsler. Fakat her gün gördüğümüz için ola ki kanıksadığımız halı, sözü geçen üç niteliği, kullanım eşyası, süsleyici eşya ve sanat ürünü olmak niteliklerini yapısında başarıyla birleştirmiş ender buluşlardan biridir.

Halıcılığın Tarihi Gelişimi:

Halıcılığın günümüze gelinceye kadar hangi tarihlerde, nerelerde, kimler tarafından, ne şekilde dokunduğunu, arkeologların kazılarından elde ettikleri halı kalıntılarından ve bu alanda araştırma yapan bilim adamlarının çalışmalarından öğrenmekteyiz. Kazılardan elde edilen halı parçalarından, halının hangi zaman diliminde kimler tarafından dokunduğunu ve nasıl bir kalite özelliğine sahip olduğunu araştırmacılar ortaya koymuşlardır. Bu araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre halıcılık eski tarihlerden bu yana boyamada, desende, düğüm tekniğinde ve ebatlarda gelişme göstererek günümüze kadar gelmiştir. Bu değişimlerin bir kısmı teknolojideki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkmıştır.

Dünya tekstil tarihinde yaklaşık 3000 yıldır temel yapısı değişmeden bu güne kadar önemini saklamış tek ürün el halısıdır.

İlk zamanlar insanların yaygı ve örtü ihtiyaçlarını karşılamak için meydana getirdikleri halı, sonraları değerli bir sanat eseri olarak sarayları, mabetleri ve şatoları süslemiş, ressamların tablolarına konu olmuştur. El dokusu halıcılığın çok eski bir geçmişi vardır. Arkeolojik araştırmalara göre tarihsel devirlerde yaşamış insanlar; ağaç kabuğu ve liflerini örerek ilk dokumayı meydana getirmişlerdir. Diğer dokumaları tarihin akışı içerisinde, insanlar hayat şartlarına göre oluşturmuşlardır.

Ancak bunun yanında kalite açısından bir ilerleme olduğunu söylemek zordur. Çünkü en eski tarihlerde dokunmuş halıların kalitesine (düğüm sayısına) bugün dahi erişilmediğini görmekteyiz.

Halıcılık insanlığın en eski el dokuma sanatlarından birisidir. Halıcılığın kökeni Milâttan önceki yüzyıllara kadara uzanmaktadır. Bulunan eski halının M.Ö. V. Yüzyılda dokunduğu ve en eski halı örneği olduğu konusunda, halı bilginleri arasında kuvvetli bir fikir birliği varadır. Gördes düğümü tekniğiyle dokunmuş çok ince bir işçilik gösteren koyu ve açık kahverengi zeminli, sarı desenli, 1 cm2 deki düğüm sayısı 36 olan 1.83 X2 metre büyüklüğündeki bir halıya rastlanmıştır. Güney Sibirya’daki Pazırık bölgesindeki kurganların birinde bulunan bu halının, eyer örtüsü olarak kullanıldığı belgelenmiştir. Halı bir mezarda at iskeletlerinin yanında bulunmuştur.

Diğer yandan İran’da 16. Yüzyılda halı sanatı ile minyatür sanatının birleştirilmesi araştırmacılarca ilginç karşılanmıştır.

Halıcılığı tarih içinde araştıran yabancı bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu ön yargılı olarak konuya yaklaşmışlardır. Halıcılığın ilk yurdunun neresi olduğu konusunda, yabancı araştırmacıların değişik yorumları vardır. Bunlardan bir kısmı, Erzurum dolaylarında bir ermeni şehri olan Kalıklay’ı, diğer bir kısım araştırmacılar ise İran’ı halının ilk yurdu olarak göstermişlerdir. Ancak kazılar sonucu ortaya çıkarılan halılar bu fikirleri çürütmüştür. Şemsi takvimini 1327’nci yılında Abadan şehrinde çıkmış olan Ahbar-ı Hefte adındaki derginin 98. Sayısının ikinci sayfasında İslâmiyet’ten önce İran’da halı dokunmadığı açıklanmaktadır. Diğer yandan İslâm Ansiklopedisi’nde iddia edildiği gibi, halı adının kalı kelimesinden meydana geldiği doğru değildir. Çünkü: Kalıklay’ın ikinci yarısını düşerek niçin kalı kaldığı ve kalı kelimesinin de nasıl halı olarak değiştiği ilmi bir şekilde açıklanamamaktadır. Bunun yanında halının ilk vatanının, İngiliz bilginlerinden C. Etatterssalla, Himalayalar’ın ve Hindistan’ın kuzeyindeki geniş topraklarda yaşayan göçebe halkın yurtları olarak kabul etmektedir.

Türkistan ile Sibirya arasındaki Pazırık yaylasında bulunan kurganlardan ilkel halı ve renkli keçe parçaları bulunmuş ve bu parçaların hiç bozulmadan buzlar içinde günümüze kadar geldiği görülmüştür. 1937 yılında Leningrad’da Rus İlimler Akademisi tarafından bastırılmış olan eserlerde halının ilk vatanının Orta Asya olduğu açıklanmıştır. Bundan başka Noyan Ula’da bulunan mezarlardan bir çok büyük küçük halı parçaları çıkarılmıştır. Yazılan bu eserler ve bulunan kalıntılardan anlaşıldığına göre, halının ilk vatanının, Türklerin çoban göçebe olarak yaşadığı bölgeler olduğu ortaya çıkmaktadır.

Eski devirlerden bugüne kadar halının en önemli hammaddesi yündür. Yünün elde edildiği koyuna Türkler öylesine önem vermişlerdir ki tarihte Karakoyunlular, Akkoyunlular adıyla devletler kurmuşlardır. Sene isimlerinden birisini de Koyun Yılı olarak kabul etmişlerdir. Profesör Rifiştal bir konferansında, “Koyun yetiştiren bir millet için halı imalatı pek tabii bir keyfiyettir” demiş ve halıcılığın tarihinin Türkler’le birilikte başladığını vurgulamıştır.

Halı Anadolu’ya ve İran’a Selçuklularla birlikte girmiştir. Ancak Anadolu’da ilk dokunan halılardan elimizde çok az sayıda parça kalmıştır. Yangınlar, savaşlar, yurt değiştirmeler, el değiştirmeler bizi bu hazineden mahrum bırakmıştır. Fakat halıcılık sanat dalı olarak Anadolu’da kalmış ve günümüze kadar da bütün ihtişamıyla devam ederek gelmiştir. Düğümlü halı ilk defa 11. Yüzyılda Selçuklulardın hakimiyeti ile görülmüştür. 1271-1272 yıllarında Anadolu’dan geçen Marka polo, seyahatnamesinde Dünyanın en güzel halılarının, en kaliteli halılarının Anadolu’da dokunduğunu yazmıştır. Konya, Kayseri, Sivas gibi şehirlere bu halıların imal edildiği merkezlerin başında geliyordu.

Selçuklu halılarında geometrik motiflerle zenginleştirilmiş bir desen dünyası vardır. İri kufi yazılı bordürler bu halıların en karakteristik özelliğidir. Bugün bu halıların karakteristik özellikleri, Anadolu’nun bazı yörelerinde halen yaşatılmaktadır. Bunlardan birisi de Kayseri’nin Yahyalı yöresidir. Selçuklular döneminde Anadolu’da dokunan bu zengin desenli halılardan, yalnızca o dönemin başşehri olan Konya’da bulunmaktadır. 16.yüzyılda İran halılarının ayrı bir özellik kazanmasına kadar burada da halı Selçuklulara has şeklini korumuştur. İran’da 16.yüzyıldan önce dokunan halılar geometrik desenli halılardır.

11. yüzyılda Anadolu’da başlayan halıcılık 13. Ve 14. Yüzyıllarda zirveye ulaşmıştır. 14. Yüzyılda daha çok küçük kareli, geometrik desenli halılar dokunmuştur. 12. Yüzyıl boyunca halı imalatı ev tezgahlarında dokunurken, 13. Yüzyılda atölye halıcılığına geçilmiş ve bu dönemde büyük ebatlı halılar dokunmuştur. Bu dönemden elimizde pek az örnekleri kalan kıymetli halılar, Avrupa saraylarını süslemiştir ve bu gün Avrupa müzelerinde yüzlercesi bulunmaktadır.

15. yüzyıl halıcılık tarihimizin karınlık bir dönemidir. Anadolu Selçuklularıyla birlikte 200 yılık saltanat süren halıcılık, 15.yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu döneminde yok olmuş gibidir. Bu döneme ait bir tek halı örneği bile günümüze gelmemiştir. Bu olay elbette o dönemde halı dokunmadığı anlamına gelmez. Çünkü geleneklerine bağlı Türk köylüsü en azından kendi ihtiyacını dokumaya devam etmiş olsa gerektir.

16. ve 17.yüzyılda Türk halıcılığı, ikinci parlak dönemini yaşamıştır. Bu devirde saray ve camilerin ihtiyacını karşılamak için çok miktarda halı dokunmuş ve desenlerde Osmanlı mimari sanatının izleri görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde halıcılık yine ev ekonomisi biçimine dönüşmüş ve küçük tipte halılar dokunmuştur. Bu dönemdeki halılar, motif bakımından daha zengin ve teknik açıdan daha ince olmasına rağmen, Selçuklu dönemi halılarının kaile ve ihtişamına erişilememiştir.

18. ve 19. yüzyıllarda ihracata yönelik III. Dönem Türk halıcılığı diyebileceğimiz dönem başlamıştır. Bu dönemde halı ekonomik olarak değer kazanmış ve siparişe göre halı dokunduğundan sanat değeri ikinci planda kalmıştır. Günümüze kadar da bu özellik süregelmiştir. Bugün ülkemizin bir çok bölgesinde ev halıcılığı, atölye halıcılığı ve makine halıcılığı, kısmen geçmişin sanat geleneğine bağlı, ticari yönü ağırlıklı olarak sürdürülmektedir.

Kalite Tekniği ve Tezgah Yapısı:

Halıda kalite dendiği zaman ilk akla gelen, halının belli bir ölçü birimi içindeki düğüm sayısıdır. Halının enine ve boyuna 1 cm2 içindeki düğüm sayısı, o halının kalitesini ortaya koymaktadır. Bu ölçü içindeki düğüm sayısı arttıkça buna bağlı olarak halının kalitesi de yükselmektedir. Ancak halının mükemmel bir kaliteye sahip olmasını etkileyen düğüm sayısı dışında diğer faktörler de vardır. Bunlar: Halıda kullanılan hammaddenin kalitesi, Boya kalitesi, motiflerin hatasız dokunması, desen yerleştirmedeki özen, renk uyumu gibi faktörlerdir. Bunların dışında, düğüm çeşitli ve halının istenen hav yüksekliğinde tıraş edilmesi de halının kalitesini etkileyen özelliklerdir.

Halı günümüzde genellikle dik tezgahlarda dokunmaktadır. Daha önceki yüzyıllarda olduğu gibi, halen Anadolu’nun bazı yörelerinde yatık yer tezgahlarında da halı dokunmaktadır. Bazı bölgelerimizde ise duvara dayalı seyyar tezgahlarla da halı dokunmaktadır. Istar diye de bilinen dik tezgahların yapısı şu şekildedir: İki yan ağacı, alt ve üst bazılar, gücüleme çubuğu ve yatağı ile tezgahın iskeletinden oluşur. İskeletin yapısını boydan boya argaç denen çözgü ipi oluşturur. Dokunacak halının eni, boyu ve 10 cm deki düğüm sayısına göre yerde argaçlar hazırlanır. Bunlar çaprazlandıktan sonra üst bazıya sarılarak tezgaha alınır. Çözgüler alt bazıya çitileme çubuğu ile bağlanarak gerilir. Gücüleme tezgah üzerinde yapılır. Gücüleri açmak ve dolaşıklığı önlemek için, vargel ağacı ve dolaşık ağacı takılır.

Halıda üç önemli iplik sistemi vardır. Bunlar; Çözgü, Atkı ve Düğüm ipidir. Anadolu halılarında 17.yüzyıla gelinceye kadar çözgülerde yün iplikler kullanılmıştır. Bu yüzyıldan sonra pamuk ipliği kullanılmıştır. Atkılarda ise devamlı olarak yün iplikler kullanılmıştır. Bugün de aynı sistemde halı dokunmaya devam edilmektedir. Yani çözgülerde pamuk ipliği, atkı ve düğümlerde yün ipliği kullanılmaktadır. İpek halılar ise, atkılar ve çözgülerde ipek iplik kullanılmaktadır.

Bugün desinatörler çok çeşitli motiflerden faydalanarak halı desenlerini çizmekte ve bunları halı dokuyanlara hazır olarak vermektedirler. Böyle olunca nakışlardaki asalet, düşüncelerdeki yaratma yeteneği kaybolmuş, taklide yönelik modeller çizilerek halılar bu modellerin ışığında dokunmaya başlanmıştır. Ülkemizde dokunan halılarda Türk motifleri hakim desen olarak yerini almıştır. Halıda çiğ renklerden kaçınılmış, koyu mavi, koyu kırmızı, yeşil, krem, kahverengi, sarı ve az olarak da siyah-beyaz renkler hakim renk olmuştur. Genellikle Anadolu’da dokunan halılarda sümbül, karanfil, lâle, nar çiçeği, çilek, asma filizi, çalı, çengel, mezar taşı, kilit, leğen, ibrik, sakal tarafı, güvercin, gonca, gül, çiçek demeti, kandil ve sarmaşık motifleri desen olarak kullanılmıştır. Yine İslâmiyet’ten önce Türk halılarında bulunan gamalı haç şeklindeki çapraz hatlar, halıda desen olarak işlenmiştir. Motiflerdeki renk uyumuna özen gösterilmesi, halının güzel bir görünüme sahip olması için ön şart olarak düşünülmüştür.

Halıda Boyama İşlemi:

Boyama ve nakış halının değerini artıran önemli bir faktördür. Son yüzyıldan önce halıda hiç kimyasal boya kullanılmamıştır. Bundan altmış yıl öncesine kadar çeşitli bölgelerimizde yetişen bitkilerden tabii boyalar elde edilir ve halı ipleri bu boyalarla boyanırdı. Bu iş için Kayseri, Niğde ve Ankara civarında cihri çalıları yetiştirilirdi. Bunlardan altın sarısı renkler elde edilirdi. Bunun yanında taze ceviz kabuğu, soğan kabuğu, mazı, palamut, sarı ot kökü, ekliz otu kökü, somak, nar kabuğu gibi bitkilerden boya elde edilirdi. Bu boyalarla boyanan iplerle dokunan halıların yüzlerce yıl solmadan kaldığına şahit oluyoruz. Hatta bu boyalar yüzyıllar geçtikçe halıya daha güzel görünüm ve parlaklık vermektedir. Ancak bugün ne bu bitkiler yetiştirilmekte, ne de bu tür boyama yapılmaktadır.

Zamanla halı işi kârlı bir iş durumuna gelmiş, daha kısa sürede daha fazla ipin boyanması söz konusu olmuştur. Bu iş için kimyasal boyalar kullanılmaya başlanmıştır. Kimyasal boyaların kullanımıyla birlikte bitki boyacılığı da bir daha dirilmemek üzere tarihe gömülmüştür. Önceleri halıcılıkta alizarin boyaları kullanılmıştır. Bu boyalar nispeten dayanıklı boyalardı. Fakat bunun yerini şimdi anilin boyaları almıştır. Bu boyalar sayesinde halıcılık sanatı da çöküntüye uğramıştır. Bazı ülkeler halıcılıkta anilin boyalarının kullanılmasını yasaklamışlardır. Bunu uygulayan ülkelerin başında İran gelmektedir. Kalite kontrol esnasında bu tür boyaların halıda kullanıldığı görülürse, halının satışı yasaklanıp, uygunluk belgesi verilmemektedir.

Düğüm iplerinin bitkisel boya ile boyanmış olması antika halıların en belirgin özelliğidir. Bitkilerden elde edilen boyacılığın Anadolu’da bir sır gibi saklı olduğu araştırmalarımız sırasında görülmüştür. Babadan oğula geçen bu tecrübe bugün yok denecek kadar azalmıştır. Çeşitli bitkilerden belli terkiplerle öyle oyalar yapılmaktadır ki, bu boyalar Türkmenlerin, Yörüklerin, köylülerin kafalarında, düşüncelerinde gizli bir sır gibi yaşamaktadır.

MİLAS HALILARI

Milas Halılarının Motif Ve Renk Özellikleri :

Milas halılarının motifleri XVIII. yy. ortalarından başlayarak çeşitli yöre halılarının etkisinde kalmıştır. İlk etki Gördes seccadelerinden gelmiş XIX yy.’a değin sürmüştür. Bu özellikle su ve eğme motiflerinde belirgindir. Bunu XIX yy.’da Bergama ve Mucur halılarının etkisi izler. Bu dönemde, halının motif bölümü daralır, bordur genişler. Hemen hemen aynı süreçten geçen Gereme ve Karacahisar halıları, daha çok dokumalarıyla ayrılır. Gereme halıları seyrek, Karacahisar halılarıysa sık düğümlüdür. Gereme halıları seccade olarak da anılmaktadır.

Çeşitli etkilerin görülmesine karşın Milas halıları, geniş bordürleri, atkı ve çözgü ipliklerinin yün oluşu, kilim motiflerini andıran stilize hayvan ve bitki motifleri, göbeği çevreleyen iki dikdörtgen ve sık rastlanan mat al, sarı, sarı-yeşil, turuncu ve canlı mavi renkleri vb. özellikleriyle tanınmıştır. Karacahisar halılarında bu özellikler daha önce görülmüşse de XIX yy.’da belirginleşmiştir. Zeminde koyu şeftali kırmızısı, bordürlerde sarı ve yeşil hakimdir. En belirgin özelliği bordur zemininde görülen parlak sarı renklerdir. 1896′da köyde atölye kurulması ve pazara yönelik üretimin başlamasıyla halıların niteliğinde önemli değişiklikler olmuştur. Milas’ta başlayan bu gelişme, öbür ilçelerde de etkisini göstermiştir. Kök boyaların yerini yapay boyalar, fonda kullanılan çeşitli renklerin yerini ise al (kırmızı) almıştır. Sadece al’ın kullanıldığı fon, giderek Karacahisar halılarının başlıca özelliği olmuştur.

1954′te 120 tezgahın çalıştığı köyde, yalnız birkaç ev kök boya ve doğal renkler kullanmaktaydı. Gereme’de geleneksel gereçlere bağlı kalınmış, daha çok kök boyalar kullanılmıştır. Ayrıca, mihrap, geometrik motifler, sarının çok kullanılması ve seccade tipinde olmaları, Gereme ve köylerinde dokunan halıların başlıca özellikleridir. Gereme köylerinden Bozaları başta olmak üzere, İkizköy, Yeniköy, Pınar ve Türkevleri’nde “ehram”, “alaca” gibi adlar alan battaniyeler de dokunmaktadır.

Milas Halılarının Teknik Özellikleri :

KALİTESİ : 26*40

l dm ‘DEKİ ÇÖZGÜ : 26

l dm ‘DEKİ ATKT : 40

dm² ‘DEKİ İLME SAYISI : 1,040

DÜĞÜM TARZI : TÜRK (ÇİFT)

İLME İPLİĞİ : (YÜN) NUMARASI 2,5/2

ÇÖZGÜ İPLİĞİ YÜN NUMARASI PAMK.NE. : 4/3 YÜN

ATKI İPLİĞİ YÜN NM. ALT ATKI (Kalın) : 4/2 YÜN

ATKI İPLİĞİ PAMUK NE. ÜST ATKI (İnce) : 4/2 YÜN

HAV YÜKSEKLİĞİ : 7-8

MALZEME SARPİYATI :

İLME : 3.800

ÇÖZGÜ : 0.800

ATKI : 0.800

Doğal ve Bitkisel Boyalarla Yün Boyama ve Yıkama (Boyanla Türleri ve Tekniği)

Boyama Şekli :

Doğal boyalar Anadolu’nun bir çok bölgesinde halen kullanılmaktadır. Son yıllarda Türkiye’de üretilen el sanatı ürünlerinde kullanılan boyaların,doğal boya olmasına önem verilmektedir.

Türkiye’de kullanılan doğal boyaların liflere uygulanmasında çeşitli şekiller vardır. Boyama türü olarak ele aldığımızda, boyar maddenin liflere doğrudan tatbiki veya mordanlı boyama olarak tanımlanabilir. Boyama işleminde bir teknik olarak da tap boyayı örnek gösterebiliriz. Doğrudan bu boyama tekniğinde kullanılan boyar maddeler liflere doğrudan etki ederler.

Sözgelimi, Ceviz kabuğunun ve yaprağının içerdiği juglon, yünü doğrudan,hiçbir kimyasal etki olmaksızın boyar. Bu olay, yün ve boyar maddenin sulu çözeltide zaman ve sıcaklık etkisiyle birleşmesidir. Bu boyama tekniğinde kullanılacak olan boyalar madde eğer bazik gruplar içeriyorsa, bunlar protein liflerinin bazik grubu ile reaksiyona girerler. Sonuçta boyar madde elyafla kimyasal bağlar oluşturarak bağlanır.

Bu tür boyamada kullanılan doğal boyar maddelerin başında ceviz çelmektedir. Aspir, haraciva, kekik, kızılağaç (kabukları), kökboya, mazı, palamut meşesi (yaprak ve kabuk), sakız ağacı gibi bitkilerde doğrudan boyamada kullanılır.

Doğal boyaların büyük bir çoğunluğu, yalnız başlarına lifleri boyayamazlar. Boyar maddelerin liflerle kimyasal bağlar oluşturabilmesi için yardımcı maddeler ihtiyaç vardır. Bu tür maddelere “mordan” adı verilmektedir. Mordan yün lifleri ile boyar madde arasındaki kimyasal bağların oluşmasını sağlar. Asit özellikli boyar maddeler için bazik esaslı mordanlama bazik özellikli boyar maddeler için asit esaslı mordanlama gerekmektedir.

Mordanlamanın uygulamasına göre, boyama teknikleri üç grupta toplanır.

Bunlardan birincisinde boyama gerçekleştirilmeden önce boyanacak olan yün lifleri mordanlanır, daha sonrada boyama işlemi gerçekleşir.

Mordanalnacak olan yün öncelikle iyice ıslatılır. Diğer bir yerde mordan olarak kullanılacak olan madde su içerisinde çözündürülür. Kazan içerisine konan “Bordan ısıtılır. Üzerine yünler eklenerek mordanlama gerçekleştirilir. Kazana kaynama işlemi en az bir saat sonra gerçekleşecek şekilde ısı verilmelidir. Ayrıca karıştırılarak homojen bir mordanlama gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

Mordanlanmamış olan yünler soğutulmaya alınır. Bir gün önceden ıslatılmış boyarmadde bitkileri ile aynı kazana konularak kaynatılır. Isı hafif şiddetli olmalı ve kaynama yavaş şekilde gerçekleşmelidir. Boyarmadde ile kaynatılan yünler en az bir gece boyalı su içerisinde bırakılmalı daha sonra kazandan çıkarılmalıdır. Kazandan çıkarılan yün şileleri iyice yıkandıktan sonra kurutulmalıdır.

Mordanlı boyamanın bir başka yolu, mordan ve boyarmaddeyi aynı anda yüne uygulamaktır. Öncelikle mordan maddesi kazan içerisinde çözelti haline getirilir. Boyarmadde daha sonra yün çileleri karışım içerisine konulur. Mordan, boyarmadde ve yün aynı anda kaynatılır. Yavaş ateşte kaynatılan yünler soğutulur ve yıkanır.

Mordanlı boyamada üçüncü yol ise, mordanlama boyama işleminden sonra gerçekleştirilir. Islatılan yün çileleri boyarmadde ile birlikte kazana yerleştirilir. Yavaş ateşte kaynatılan yünler, boyama işleminden sonra mordanlamaya tabi tutulur. Boyanmış olan yünler daha sonra mordan maddesi ile birlikte bir daha kaynatılır, soğutulur ve yıkanır.

Küp boyama gerektiren boyar maddeler oldukları gibi kullanıldıklarında lifleri boyama yeteneğine sahip olmayan, ancak indirgenmiş durumda kullanıldıklarında lifler üzerinde saptanabilen boyarmaddelerdir.

Küp boyarmaddeler suda çözünmezler. Bu boyarmaddelerin lifler üzerinde sabitleşebilmeleri için suda çözülebilir duruma getirilmeleri gerekir. Bu işlem, boyarmaddelerin bir çözelti içerisinde indirgenmesi yoluyla olur. Sözgelimi, İndigobir küp boyarmaddedir. Fermantasyon yoluyla hazırlanan indigo için geleneksel olarak “çömlek boyası” terimi kullanılmaktadır. Fermantasyona uğratılan indigo indirgenerek çözünür duruma gelir ve sarı bir renk verir. Daha sonra bu sarı renk içerisine yün lifleri batırılır. Bu sırada çözütnmeyen indigo, elyafa tutunarak maviye boyar.

Yıkama :

Halk arasında “Halı yıkanmaz” diye yaygın ve yanlış bir kanaat varsa da, aksine halının yıkanması lazımdır. Çünkü; halının dokunması esnasında meydana gelen abraj hatalarının, yırtıkların açığa çıkması, renklerin canlılık kazanması ve halı üzerinde bulunan her türlü kirden arındırılarak temiz hale gelmesi için yıkanması gerekir

Yıkamadaki İşlemler :

Halının arka yüzeyi yukarı gelecek şekilde yıkama yapılacak yere serilir. Halının arka yüzeyindeki kıllar, atkı fışkırıkları, pürüzler alev püskürten pürmüz aletiyle yakılarak temiz bir hale getirilir. Yakma işleminden sonra, halı süpürgesi ile Pislikler temizlenir. Halının arka yüzeyine temiz su salınarak, halıdan ne derecede boya çıkıp çıkmadığına bakılır.

Renklerin boya salış durumuna göre havuzlarda hazırlanmış deterjanlı su verilir. Verilen bu deterjanlı su temizleme fırçası ile ileri geri fırçalanarak temizleme işi yapılır.

Deterjan ağartıcı bir madde olduğundan dolayı, yünün ip hale getirilme işlemleri sırasında verilen bor yağı, böylelikle deterjan sayesinde çıkarılmış olur.

Yıkama esansında yukarıda yapılan işlemlerden sonra, halı havlı yüzeyi yukarı gelecek şekilde serilir. Yalnız, halının başlangıç kısmının su hortumu yönünde olacak şekilde serilmesine dikkat edilmelidir. Bundan sonra halının bütün yüzeyi aynı ölçüde ıslatılır. Boya salış durumuna göre, halının havlı (ön) yüzüne deterjan sulandırılmadan serpilir. Halının arka yüzeyinde kullanacağımız fırça yardımıyla, deterjan eriyecek şekilde havlı yüzeyine yedirilir. Az bir deterjan verip, el fırçasıyla fırçalamak suretiyle saçakların kiri çözdürülür.

Bu işlemden sonra 15 dakika beklenir. Kir kabardıktan sonra, halının alt kısmına su verilir. Verilen bu su halının üstüne çıkar. Gelberi yardımıyla halının havlı yüzeyindeki deterjan temizlenir.

Halının havlı yüzeyindeki suyu giderdikten sonra, saçak kısmına “Klor ve kireç kaymağı” sulandırılmış olarak verilir. Klor ve kireç kaymağı bomesine (sertlik derecesine) göre sulandırılır. Sulandırma üç litre su, bir litre klor şeklinde olmalıdır.

Yıkama, 200 litrelik su bidonuna üç litre sülfürik asit verilerek iyice karıştırılır ve karışım halının bütün yüzeyine tamamen ıslatacak şekilde uygulanır. Bu uygulamadan sonra 15 dakika beklenir.

Bütün bu işlemler bittikten sonra, halı üzerine gelberi aletiyle ileri geri hareket ettirilerek temiz su ile halı üzerinde kimyasal madde kalmayıncaya kadar temizlemeye devam edilir.

Halı su ile temizlendikten sonra, ya silindir sıkma aletinden geçirilerek suyu sıkılır, ya da rulo yapılıp dik olarak suyunun akması için en az 4 saat beklenir. Son işlem olarak serilir ve kurutulur. Hava şartlan kurutmaya elverişli değilse, özellikle halı kurutmak için tesis edilen kurutma odalarında kurutulur. Halının yıkama ve kurutma işlemleri tamamlandıktan sonra, halı kırkım işlemine tabi tutulur.

Halının Kırkım İşlemleri :

Kırkım Niçin Yapılır?: Halı dokunurken meydana gelen makas hatalarını gidermek, yün ipinin büküntüsünü bulup deseni daha düzgün bir şekilde göstermek için kırkım yapılır. Kırkımdan sonra havlı kısımlarda elyaf dökülmesi olmaz.

Kırkım haneye, kırkım için getirilen halılardan ilk önce kılavuz bir halı seçilir ve yere serilir. Diğer halılarda bu halının üzerine yayılır ve birbirine saçaklarında seyrek olarak bağlanırlar.

Kırkım makinesinde ki silindirik helezon bıçağı dönüş istikametine göre, halının yatımı ayarlanır. Kırkıma ilk önce kılavuz halı verilir. Kılavuz halıda, herhangi bir istenmeyen durum yoksa, diğer halılarda kırkım için makineye vermeye devam edilir. Makineden geçen halıların cinsine göre kırkımların yapılabilmesi için makinede ayarlama yapılır. Kırpılan halılar, diğer taraftan rulo halinde sarılarak istif edilir.

Halı kırkımı esnasında, halının son ve baş tarafından 15 cm. kadarı kırkılmadan bırakılır. Bunun sebebi ise, bıçağın saçaklara kapılma ihtimalidir. Makinede kırkılmayan kısımlar ve kenarlardaki havların düzeltilmesi, daha sonra ayarsız düz kırkım makası ile kırkılarak kırpılır. Bu işlem düz kırkım makası ile yapılabildiği gibi, motorlu seyyar kırkım makinesi ile de yapılabilir.

Makinede ki kırkımdan sonra, halı üzerinde kalan kısımların kırkılması, halı kenarı boyunca taşan havların düzeltilmesi, temizlik makası ile çözgü ve atkı uçlarının temizlenmesi gibi işlemler yapılır.

Kırkım işleminden sonra, halı bünyesinde tamir olacak bir hal varsa o halının tamir ve bakımı yapılması gerekir.

Milas Halılarının Renk, Desen Ve Kompozisyon Özellikleri :

Milas, Anadolu’nun güney batısında yer alan Sodra Dağı eteklerine yerleşmiş, Muğla vilayetine bağlı önemli ilçelerden biridir.

Menteşeoğullarının ilk zamanlarında beyliğe başkentlik yaptığı için şehir bu devreye ait Türk mimarî tarihinin değerli yapılarıyla bezenmiştir. 14. yüzyılda ünlü gezgin İbni Batuta Milas’tan geçerken bu eski kültür merkezinden övgüyle bahseder. Zengin akarsuları, verimli arazisi, bağ ve bahçeleri ile mamur bir şehir ve Anadolu’nun en güzel köşelerinden biri olduğu üzerinde durur.

Milas ve köyleri Türkmen boylarının eski yerleşim bölgelerinden biri olarak bilinir. Burası örf ve adetleri, giyim tarzları ile Türkmen kimliğini korumuştur. Şüphesiz bu bölgede kendine has karakteristik vasıfları ve üslûbu ile ilgimizi çeken halılar dokunmuştur.

Milas halı üslûbunun 18. yüzyıl ortalarında mı yoksa 19. yüzyıl başlarında mı ortaya çıktığı veya daha erken devirlerde mi dokunduğu kesin olarak bilinmemektedir. Elimizdeki Milas Halıları, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nin deposu ile Vakıflar Müzesi’nde teşhirde bulunan 18. yüzyıl sonu 19. yüzyıl başına ait hah örneklerinden ibarettir. Maalesef müzecilik fikri ve özellikle halılarımızı müzelerimizde sergileme düşüncesi yetmiş yıl öncesine dayandığı için en müstesna halı şaheserlerimiz dışarıya akıp gitmiştir. Bugün de Anadolu’nun çeşitli köşelerinde bazı camilerimizde kalmış tek tuk halı şaheserlerimiz de göz göre göre dışarıya akıp gitmektedir.

Milas bölgesinin karakteristik özelliğini en iyi şekilde aksettiren, halı türleri içinde dört değişik halı grubu dikkatimizi çeker. İlk ve en önemli grubun temsilcisi olarak Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nin deposunda bulunan sanat şaheseri üzerinde durarak konuya girmek istiyorum.

XVIII. yüzyılda dokunduğu tahmin edilen bu halının zemin kompozisyonu beş tane kolonun yan yana sıralamasından oluşmaktadır. Kolonların zemin rengi farklıdır. Zeminde kırmızı, beyaz, yeşil ve lacivert renkler kullanılmıştır. Her bir kolonun içindeki nakışlar aynıdır. Bugün yörede halen bu nakısa “Gemli Su” veya “Gemici Suyu” denir.

Bu desenler yan yana sıralanmış, aralarına da stilize edilmiş küçük motifler yerleştirilmiştir. Kolonları, kontur çizgisi gibi ayıran ve etrafını saran şeritlerin içindeki motife Milas’ın Karacahisar. Bozalan, Türkevleri köylerinde “Alaca Boncuk” denir. Halı zemininin dışını çevreleyen üçgen şeklindeki motiflere de yörede “Çentik” adı verilir.

Halının başlangıç kısmında kahverengi zemin içine yerleştirilmiş bitkisel motiflerin sıralandığı ince bir bordur yer alır. Bordürün dışı ise bu yörede yine “Ala Boncuk” denilen ince ve dar şeritlerle çevrelenmiştir.

30×40 kalitesindeki halının eni 110 cm, boyu da 158 Çin’dir. Halının renkleri tamamen doğal boyalardan yapılmış olup, zeminde lacivert, kırınızı, beyaz, yeşil ve sarı kullanılmıştır. Bordur zemini ise kahverengidir.

XVIII. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, II. grupta anlatılacak olan halı, Milas’ın daha çok Bozalan ve Karaçalı işar Köylerinde dokunan Ada Milas halılarının güzel” bir örneğidir. Bu halı bugün Vakıflar Müzesi’nde koruma altındadır. Üç küçük kenar bordur ile bir tane büyük bordürün olduğu halıda, zemini oluşturan kısım bordürlerin tamamından daha küçüktür. Geniş kenar bordürü üzerindeki gemici motifi yöresel bir özellik taşır. Bu motif kırınızı ve sarı rengin hakim olduğu zemin üzerine yerleştirilmiştir. Halının başlangıcındaki ince kenar suyunda görülen yaprak motiflerine, yörenin tabiri ile “Heybe Yanışı” denir.

Ana zemini kırmızı olan halının ortasında iki tam bir tane de yarım bırakılmış rozetler vardır. Zemin üzerinde olan stilize edilmiş bitkisel ve geometrik desenler de, simetri olmayan bir üslûpta zemine yerleştirilmiştir.

Lacivert zeminli ince bordur içinde yer alan yöresel özellik taşıyan “Kara Dizme” olarak bilinen bitkisel motifler ile, hemen yanında ana zemini, çevreleyen kırmızı renkli bordur üzerinde stilize edilmiş çiçekli dalların sıralandığı görülür.

24×40 kalitesinde dokunan halının ebatları 110×170 cm’dir. Sıcak ve soğuk renkler ahenkli bir biçimde kullanıldığı için çok güzel bir denge unsuru sağlanmıştır. Hâkim renk kırmızıdır.

III. grupta yer alan halı, Ada Milasların nadir rastlanan örneklerindendir. 18. yüzyılın son devrelerinde yapıldığı sanılan hah Vakıflar Müzesi’nde bulunmaktadır. Başlangıcında dar bir kenar bordur ile halının ana zemininden daha büyük bir alanı kaplayan iki tane de geniş bordürü vardır. Geniş bordürler her iki tarafını saran ince ve dar şeritler ile çevrelenmiştir. Büyük bordürlerin ikisinde de aynı motifler tekrar edilmiştir.

II. büyük bordür’ün dışındaki iki dar şerit arasında yer alan sarı zemindeki motife özellikle Bodrum’un Etrim ve Karanlık Köylerinde “Sekiz Dalga” denilmektedir.

Kırmızı renkteki ana zeminin içinde yer alan üst üste dizilmiş beş tane koç boynuzu motifi vardır. En üstte “Hayat Ağacı” nakısı ortada ise “Küpeli” adı verilen bereketi temsil eden nakış kullanılmıştır.

Ana zeminin içindeki kenarlara yapılmış küçük nakışlara ise yörede “Bakla Çiçeği” denir.

Bu halıda ağırlıklı renk kırmızıdır. San, lacivert, mor ve beyaz renklerin yanında konturlarında siyah kullanılmıştır.

IV. grupta incelenecek olan halı klasik desendeki tipik bir Milas Halısıdır. Bu halı, geleneksel motif, renk ve kompozisyon özelliklerini bozmadan günümüze kadar taşımıştır.

19. yüzyılın başlarında yapıldığı sanılan halı Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndedir. 30×40 kalitesindeki halının ölçüleri 123×150 cm’dir. Bu halı klâsik tipteki diğer halılardan daha farklıdır.

Halının başlangıç kısmında iki tane ince su, hemen yanında etrafı ince şeritler ile çevrilmiş büyük bir bordu” vardır. Üçgen şeklinde olan ince şeritlerin içinde yer alan motife yörede ve özellikle Milas’ın Türkevleri Köyü’nde “Çentik” ya da “Testere” denir. Şeritlerin her iki yanında bulunan nakısa “Ala Boncuk” adı verilir.

Büyük bordur farklı üslûptaki geometrik motiflerin bir araya gelerek gruplaşmasıyla oluşmuştur. Bu gruba “Anahtarlı Su” veya “El Turunç” denir.

Halının zemin kısmı boğumlu mihraplıdır. Bu bölgede sık rastlanan tipik bir Milas seccade örneğidir. Boğumlu kısmın üstü baklava şeklindedir.

Boğum yerlerinde üçgen şeklinde karşılıklı geometrik motifler vardır. Bunlara hamaylı denir. Mihrabın üst kısmı geometrik motiflerle dolgulanmıştır. Mihrap zemini içinde karşılıklı yerleştirilmiş beyaz renkli baklava şeklindeki nakışlara “Sakarcık” denir. Mihrap içinin kenarlarındaki motiflere “Bakla Çiçeği” ortadaki motife ise “Kandilli Göl” adı verilir.

Bu halıda kahverengi, lacivert, kırmızı, san ve beyaz renkler kullanılmıştır. Konturları siyahla belirtilmiştir. Halıda hakim renk kahverengidir. Bu halılar, Türk ve İslâm sanatının en güzel örneklerindendir. Milas ve çevresinde bu örneklerle karşılaşmak mümkündür. Bunların halen dokunuyor olması, yörenin çeyiz geleneğinin sürdürüldüğünün en güzel kanıtıdır.

18. yüzyılda dokunduğu tahmin edilen klâsik Milas halılarının renk skalası şöyledir; açık san, deve tüyü, şeftali kırmızısı, mercan kırmızısı, mor, açık ve koyu kahverengi, açık yeşil, beyaz, çivit mavisi, lacivert ve siyah.

Bu renklerin bir çoğu çeşitli bitkilerden elde edilebilir.

Milas’ın Bozalan, Karacahisar, Bodrum’un da Çömlekçi Köyü’nde doğal boyacılık geleneği halen devam etmektedir. Fakat bu geleneği sürdüren birkaç kişi dışında pek fazla yapabilen de kalmamıştır. Bodrum’un Çömlekçi Köyü’nde çeşitli bitkilerden elde edilen renklerin bazıları şunlardır: Badem dalı ve hayat yaprağından fıstık yeşili, palamut yaprağı ile pürenden sarı, palamut yaprağı ve ceviz kabuğundan kahverengi, enginar yaprağından yeşil, sarı ot denilen bitkiden sarı, kök boyanın değişik malzemelerle yapılmasından da farklı renklerde kırmızı elde edilir.

Günümüz Milas Halılarının çözgü, atkı ve ilmelik tipi yündür. Bugün daha çok fabrika ipi kullanılmaktadır. Elde eğrilmiş doğal boya ile boyanmış iplerden yapılmış halılara da rastlamak mümkündür.

Milas ve çevre köylerinde halk arasında dokuma tezgahına “Istar”, çözgüye “Kastel”, atkıya “Melike”, kirkite “Tokmak” ya da “Isran”, gücüye “Kücü”, çile halindeki iplerin bir kaçına “Galep” ya da “Tiyet”, iplerin sarıldığı alete “Dönen” denir.

Dokunacak halının kalitesini ve boyutlarını çözgü sayısı belirler. Halının ortaya çıkması da çözgünün hazırlanması ile başlar. Çözgünün hazırlanması üç kişinin yardımı ile olur. İki kişi, çözgü iplerini başlarına zincir atarak bağlarken diğeri çözgü aparatının etrafında dolaşarak telleri açar. Başları bağlandıktan ve çözme işi bittikten sonra iki tane demir çubuk çözgülerin arasından geçirilir. İki kişi çözgüyü karşılıklı olarak gerginleştirir. Üçüncü kişi de çözgü iplerine vurarak karışmış olan kısımları düzeltir. Çözgü yavaş yavaş satılarak leventlere geçirilir. Çubuk demirin bir tanesi üst leventte bulunan yuvasına takılarak sabitleştirilir. Çözgü, üst levente sarılarak leventlere geçirilir. Daha sonra alt levente sarılan çözgü iplerinin gerginlikleri ayarlanarak düzeltilir. Çözgü ipleri iki taraftan da gerdirilir. Gerdirme işleminden sonra gücü ağacı yerine takılarak gücüleme işlemine geçilir. Çözgünün arka tellen (çözgü) çapraz çözüldü ise ön telleri sağ taraftan olmak üzere gücülenmeye başlanır. Tezgah üzerindeki işlemler bittikten sonra dokumaya geçilir.

Milas’ın bir çok köyünde halı dokuma sanatı hâlâ devam etmektedir. Ne var ki antik değerdeki eski halılar artık görülmemekte eski üslûptaki halı kompozisyonları ile bezenmiş halı örneklerine maalesef artık rastlanılmamaktadır. Milas Halıcılığım ve hatta onun komşusu Megri Halıcılığını kurtarmak ve yeniden eski değerini kazandırmak için Muğla Üniversitesi’ne bağlı Milas Meslek Yüksekokulu’nda Halıcılık Bölümü açılmıştır.

KAYNAKLAR

ŞELALE, Yetkin.Türk Halı Sanatı.

Yurt Ansiklopedisi.

ÇETİN, Aytaç. El Dokumacılığı.

BERNA, Cengiz. Kongre Sempozyum.

BERNA, Cengiz. Milas halılarının Renk, Desen ve Kompozisyon Özellikleri.

Bildiriler Dizisi 11, Türk Soylu Halkların halı Kilim ve Cicim Sanatı, Uluslar arası Bilgi Şöleni Bildirileri.

GÜNCEMAL, Abdullah, Halı ve Desen Teknolojisi, Isparta, 1997.

GÖRGÜNAY, Neriman. Doğu Yöresi Halıları. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1992.

ERDMANN, Kurt. 15. Asır Türk Halısı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, No: 715, 1966.

Türk Tarih Kurumu, 2. Kurultay Tutanakları.

Tappeti Turchi, Di Villaggio.

MİLAS

Milas, Ege Bölgesi’nin Dış Menteşe yöresinde Muğla iline bağlı bir ilçe merkezidir. Sadra Dağı eteklerinde kurulan şehir İzmir-Bodrum karayolu üzerinde, Bodrum’a 66, Güllük körfezine 26, Muğla’ya 78 km. uzaklıktadır. Batıda Bodrum, doğuda Yatağan ve Muğla, güneyde de Ege Denizi ile çevrilidir. Yaklaşık 25.000 nüfuslu şehrin üç bucak ile beraber 108 köyü vardır. Halkın geçim kaynağı tarım,hayvancılık, arıcılık ve halıcılığa dayanmaktadır.

Bizanslılar döneminde büyük bir merkezde olan Milas 1261’den sonra Türk toraklarına katılmıştır. 1271 senesinde Menteşeoğulları’nın eline geçmiş, 1330 tarihlerinden itibaren Beyliğin merkezi haline gelmiştir. 1415 senesinde tekrar Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

XIX. yy. sonlarında 12.000 nüfusu mevcuttu. Bir miktar aynı yüzyılda Kırım, Kafkasya , Rumeli ve Adalar’dan gelen azınlıklar da dahil olmak üzere XVIII. yy’dan XX.yy’ın ilk çeyreğine kadar devam eden göçlerle karma bir kültür ortaya çıkmıştır.

GÜNÜMÜZ MİLAS HALILARI

Günümüz halıları diye isimlendirdiğimiz,1950 yılından buyana dokunan Milas halıları bugün daha çok Karacahisar, Ören, Mezgit, Gürceğiz, Akçakaya, Bayırköy, Kırcağız, Dereköy, Kısırlar, Bahçeburun, Dörttepe köyleriyle, halk arasında Gereme köyleri diye alınan Bozaları, İkizköy, Pınarköy ve Türkevleri köyleri ile, bugün Bodrum sınırlarında kalan Karaova çevresi köyleri ve Pınarbelen dağ köylerinde dokunmaktadır.

Bugünkü Milas halılarında genellikle yün kullanılmaktadır.Yün her ailenin kendi beslediği koyunlardan elde edilmektedir.

Milas’ta yaklaşık 1950 yıllarına kadar kök ve doğal boyalar kullanılmış bu tarihten sonra bunların içine sentetik boyalar katılmıştır. Bugün kök ve doğal boyalar ile sentetik boya karışımı renklerin yanında sadece sentetik boya kullananlar ve hatta boyanmış hazır fabrika ipliği tüketenler mevcuttur. Günümüz Milas halılarında halk arasında, “şeftali veya çilek kırmızısı, siyah, mor, kahverengi, sarı ve beyaz” isimleriyle alınan renkler hakimdir. Ancak son yıllarda ada geçen renklerin yanı sıra “bordo, yeşil, sarı, kiremit kırmızısı gri ceviz yeşili, palamut rengi ve kiraz rengi” dahil olmak üzere 26 renk kullanılmaktadır Çözgü ipleri genellikle bordo ve kırmızı renklidir.

Milas’ta halı dokuma tezgahına ıstar denir.

1950 yıllarına kadar ağaçtan yapılmış yarı yatık tezgahlar kullanılmıştır. günümüzde ahşap ve demirden yapılmış modern tezgahlar yaygındır. dokumada Türk düğüm tekniği kullanılmaktadır.

Milas halılarında 1950-60 yıllarında 10×10 cm’de 30×35, 26×33 ve 32×39 kalite hakimdi. 1967 yılı Türk Standartları Enstitüsü raporlarında da Milas halılarına yer verilmemiştir. Günümüz Milas halılarında ise 1950-60 yıllarında görülen halı kalitesi hakimdir. Hav yüksekliği ise 0,5-1 cm. arasındadır. Halk arasında ise kalite çözgü sayısına göre ölçülmekte, halıların büyüklük ve küçüklüğü çözgü sayısına göre değişmektedir. Bir Milas halısında, dıştan içe doğru halk arasında “çentik, doğru, küçük su, büyük su, mihrap, göbek ve eğme” isimleriyle anılan bölümler bulunur.

Milas halılarında en dıştaki, bir ters bir düz yerleştirilmiş üçgenlerle süslü, ince dar şeritlere “çentik”, bunun iki yanını kuşatan ve desenler arasında geçişi sağlayan beyaz renkli ince sulara “doğru”, ilk geniş suya “küçük su”, ikincisine “büyük su” adı verilir. Küçük su daha çok top çiçekler ve şaşırtmalı dizilmiş çiçeklerle süslüdür. Büyük su üzerinde “top çiçekler, kafa kafaya vermiş dört kelebeği andıran bitkisel desenler, lâle, karanfil desenleri, eli koynunda ve tarak motifleriyle” bezenir.

Günümüz Milas halıları tek veya çift yönlü mihraplıdır. Tek mihraplılarda mihrap ya merdiven halinde daralarak yükselir ve tepe noktasında eli belinde motifiyle son bulur ya da eşkenar dörtgen şekilli bir düzenleme gösterir. Mihrap tepeliği de yine eli belinde motifiyle biter.çift yönlü mihraplı örneklerde mihrap genellikle merdiven halinde daralarak yükselir. Mihrap içinde küçük bitkisel desenler, büyük bir göbek ya da, yan yana iki veya üç göbek yer alır. “Sandıklı Milas” denilen bazı örneklerde de göbek çeyiz sandığına benzetilir.

Milas halılarında göbeksiz örneklerde vardır. Bu halılarda küçük ve büyük su motifleri çok büyük tutulur. Mihrap yerinde kenar suları genişliğinde bir zemin yer alır. Bu bölümün içi de “eli koynunda” motifi küçük bitkisel desenler yan yana işlenmiş, küçük göbekler veya “kabuk” motifiyle bezenir.

Günümüz Milas halılarında genellikle seccade tipi yaygındır. Ancak desenleri ve dokundukları yerlere göre çeşitlilik gösterirler.

En ünlüleri ” Karaova tipi - ada Milas, ada Milas piçi, Bozalan tipi Milas, Karacahisar tipi, gemici suyu, elikoynunda, taraklı, kabuksuz, cıngıllı Cafer, sandıklı ada kızı, yılanlı Milas, kösele, çentik, paracık, ince boncuk, köpek izi, Ladik Milas ve yörük Milas” halılarıdır.

Yöredeki yaşlılar ve dokuyucuların ifadesine göre 1877-78 Osmanlı-Rus harbi sonrasında adalar yoluyla Kırımdan gelen ve Karaova’ya yerleşen göçmenler burada halı dokumaya başlamışlardır. Yine halkın ifadesine göre, “Rodos Adası’ndan sürgün gelen bir Türk,Karaova’da bir halı dokuyucusundan”, İçinde keklik izi, çiçekler, deniz, deniz hayvanları ve ada motifi bulunan bir halı dokumasını istemiş “bundan sonra Karaova’da dokunan veya içine yukarıda sayılan desenler bulunan her halıya “Ada Milas Halısı” adı verilmiştir. Daha geç dönemde, bu halılar şekil olarak bozulmuş, zemin tek göbekte süslü bir hale getirilmiş, bu halılara da günümüzde “Ada Milas Piçi” denilmektedir.

“Bozalan tipi Milas Halıları “ şema açısından Karaova halılarına benzer halı zemininde kenar suları büyüklüğünde bir zemin yer alır. Dikdörtgen şekilli zemin merdiven halinde daralarak yükselen veya tepede eşkenar dörtgen şekilli bir mihrap halini alan mihrap motifi ile doldurulur. Zeminde ise, çiçeklerden oluşan küçük bir göbek bulunur.

“Karacahisar tipi Milas halıları” denilen örnekler Karaova ve Bozalan halılarına benzer,” Karacahisar göbeklisi”diye bilinen örnekleri ise lacivert zemin üzerine büyük bir göbekle süslüdür.

“Elikoynunda motifi “Milas halıları bölge için değişik bir desene sahiptir. Bazen sadece kenar suyunda, bazen de halı zemininde bir veya iki kuşak halinde süsleme yer alır. Sırt sırta vermiş iki kuş veya insanı andıran motif şaşırtmalı çiçek desenleri arasına işlenir. Halkın ifadesine göre bu desen “Türklerin Rodos-Girit adasında esir gibi getirilişlerini “simgelemektedir.

“Taraklı Milas Halıları” genellikle seccade tipindedir. Kenar motifleri, ugün dokuyucular arasında “tarak” diye anılan, elibelinde motifleriyle süslüdür. Diğer desenleri Bozalan ve Karacahisar halılarına benzer.

Halk arasında, ilk kez Cafer isimli birisi tarafından geliştirildiği için “cıngıllı cafer” diye anılan halılar şekil bakımından Bozalan halılarına benzer zeminde, tepeliğine hayat ağcı motifi bulunan bir mihrap yer alır. Mihrap içi küçük göbekler ve çiçeklerle süslenir.

Milas halı zemininde yılan motifi bulunan örneklere “Yılanlı Milas” adı verilmektedir.

Milas halıları XVII. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış ve gelişimini günümüze kadar devam ettirmiştir. XVI. Yüzyılda ortaya çıkan Osmanlı Saray Halıları’nın geleneğini Batı Anadolu Bölgesi’nde sürdüren önemli merkezlerden birisidir.

XIX. yüzyıl Milas halıları, bir yandan bölgeye gelen göçmenlerin, bir taraftan da Batı Anadolu’da faaliyet gösteren İngilizlere ait “şark Halıları İmalatçılar Şirketi”nin tesiriyle geleneksel modellerinin yanı sıra yeni desenler kazanmıştır.

XX. yüzyıl Milas halıları kendinden önceki dönemlerin gelenekselliğini sürdürmüştür. XIX. yüzyılın getirdiği model değişikliği sayesinde oldukça fazla desen kazanmıştır. Günümüzde tanınan modellerin çoğunluğu o dönemlerden kalmadır.

Yakın zamanlara kadar genç kızların çeyiz eşyası olarak dokudukları ve her genç kızın en az dört tane dokumak zorunda olduğu Milas halıları günümüzde daha çok ticari amaçlı dokunmaktadır.

Milas’ta halıcılığın gelişmesi açısından 1970 yıllarında birkaç köyde açılan kurs dışında herhangi bir faaliyet mevcut değildir. Yakın zamanların bu ünlü halı merkezi kalite açısından günümüzde de gerek Batı Anadolu’nun gerekse tüm Anadolu’nun önemli merkezlerinden biridir. Bugünkü Anadolu halıları arasında iyi bir yere sahiptir. Ayrıca, yurt ekonomisine katkısı büyüktür. Dileğimiz bu ünlü yörenin gelenekselliğini yitirmeden devam ettirmesidir.

EKLER

(Milas Halıları ile ilgili Resimler)

Kategori: Genel kültür


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy