Yaratıcılık Ve Mizah

12 Temmuz 2007



YARATICILIK VE MİZAH

Sema Süvarioğlu

Ancak mizahın kullanıldığı yerlere bakarak henüz yalnızca eğlence ve dinlence amaçlarının dışına akmadığını görüyoruz. “İşte Mizah” düşüncesi bile birçoğumuzu korkutuyor. Sağlık Sektöründe Mizah? Eğitimde Mizah ? Yönetimde Mizah ? Bunlar ciddi işler… Mizah. Tamam. Ama dinlenmek için, eğlenmek için. Birçoğumuz püriten bir iş anlayışına sahibiz. “Ne kadar asık suratla, ne kadar kan ter içinde ve “disiplinli” çalışırsak o kadar başarılı oluruz” anlayışı hakim. İş yerinde gülmek, oyun oynamak, espri yapmak hala ciddiyetsizlikle eşdeğer tutuluyor. Biraz fazla gülecek olsak “dalga geçme, önüne bak” uyarısını ne çok almışızdır.

 Tarihsel ve felsefi sürece bakacak olursak mizaha ve hatta gülmeye karşı bir önyargı hakim olduğunu görüyoruz. Plato, ideal bir toplum için komedi ve gülmekten tamamen arınmamız gerektiğini söylemiştir. Aristo, Plato kadar katı değil. Onun görüşüne göre ise mizah ve oyun faydalı çünkü daha yoğun çalışabilmemiz için bizi fitilliyor.

 Daha sonraki tarihlerde felsefi açıdan daha katı tutumlarla karşılaşıyoruz. 1800′lerin başında Shelley adlı bir flozof gülmeyi tamamen bırakmazsa insan ırkının gelişemeyeceğini öne sürmüştür. “Gülmenin ve Gülümsemenin Felsefesi” adlı kitabında ise George Vasey gülmenin yüzümüzü buruşturup bizi çirkinleştirdiğini, kalp atışlarımızı ve nefes alma ritmimizi bozduğunu iddia etmiştir.

 Vasey’e göre eğer bebekler doğru düzgün davranırlarsa yetişkin olduklarında hiç gülmeyebilirler. Yeni doğduklarında gıdıkladığımız, agucuk yaptığımız için sinir sistemlerinde spazm yaratıp gülmelerine neden oluyoruz. Onlar da bu kötü alışkanlıklarını kendi çocuklarına geçiriyorlar.

 Neyse ki mizaha karşı bu olumsuz tutum zaman içinde değişti. Tanınmış filozoflardan biri olan John Dewey oyun oynamanın ve aynı zamanda da ciddi olmanın mümkün, hatta zihin için ideal bir durum olduğunu belirtmiştir.

Buna en klasik örnek Thomas Edison’dur. Yaşamı boyunca 1093 adet patentli ürün yaratan Edison, uzun ve üretken yaşamının sonlarına doğru “hayatta bir gün bile çalışmadım. Hepsi keyiften ibaretti.” demiştir.

Gülmenin, eğlenmenin, mizahın strese karşı etkilerini kanıtlayan bir çok sağlık araştırmasının yanı sıra bakış açımızı değiştirdiği ve genişlettiği ve resmin bütününü görüp duygularımızı daha kolay kontrol edebileceğimizi de yardım ettiği bir gerçek.

 Mizahın kişilere sağladığı en önemli becerilerden biri de zihinsel esneklik bize¨

¨        ¨        Uyaranlara farklı perspektiflerden bakabilme

¨        ¨        Belirsizliklere tahammül edebilme

¨        ¨        Daha kolay risk alabilme

¨        ¨        Hatalarımızdan öğrenebilme

¨        ¨        Problem çözerken yeni yollar deneyebilme imkanı vermektedir.

 Ha ha ! ile Aha! birbirlerinden ayrılmaz iki kardeş. Son zamanlarda yaratıcılık ve mizah arasındaki yakın ilişkiyi kanıtlayan birçok araştırma mevcut.

Yapılan bir araştırmada bir grup öğrenciye “komik” bir film, diğer bir gruba da “ciddi” bir film seyrettiriliyor. Gösterinin hemen ardından yapılan testte komedi filmi seyrettirilenlerin yaratıcılık seviyelerinin diğerlerine oranla daha fazla olduğu sonucu çıkıyor. Hatta bir başka gruba da komedinin içinde de yer alma (karikatür çizme, rol yapma) fırsatı veriliyor ve bu grubun daha da başarılı olduğu görülüyor.

 Yaratıcı insanlara bakıldığında, oyuncu, deneyerek öğrenmeye açık, risk almaya istekli oldukları görülüyor. Psikolojik açıdan bakıldığında bu özelliklerin altında kendine güven yatıyor. Kendiyle barışık, kendini iyi hisseden kişiler ancak geniş bakış açısına, zihinsel esnekliğe sahip olabiliyorlar.

Kendilerine güvenleri yüksek olan kişilerin önemli bir özelliği de kendi hatalarına gülebilmeleri ve kendileri ile dalga geçebilmeleri. Bunun için de olumlu bakış açısına ihtiyaç var. Mizah bize bunu sağlıyor. Ya da olumlu bakış açısına sahip kişiler etraflarında meydana gelen olayları daha hafife alıp, ağır problemlerine daha farklı açılardan yaklaşarak daha kolay çözüm üretebiliyorlar.

Edison ampulü bulana kadar tam 10.000 kez hata yapıyor. Eğer hatalarını başarısızlık olarak algılasaydık, tekrar tekrar deneme gücünü kendinde bulamayacaktı. Kendine ve hatalarına gülebilmenin bir olumlu yanı da, yaratıcı olmanın yanı sıra diğer hatalara da daha hoşgörülü yaklaşabilme. Böylece çalışma ortamları da daha esnek ve yeni şeyler denemeye müsait yerler haline gelebilir.

 Özellikle batıda bazı büyük şirketler bünyelerinde mizah ve oyun yoluyla keyifli iş ortamları yaratarak çalışanlarının verimliliklerini ve yaratıcılıklarını artırma yoluna gidiyorlar. Kodak, Price Waterhouse, Hewlett-Packard ve Digital gibi şirketler iş yerlerinde çalışanların gün içinde zaman geçirebilecekleri hem oyunların yer aldığı hem de kamera, bilgisayar, konuyla ilgili çeşitli yazılım programları ve mizah içeren basılı malzemelerle dolu oyun odaları yapıyorlar.

Sonuç olarak değişimle bahşedebilen, yeniliklere açık ve hatta yenilikler yaratmada öncü şirketler kavramını kaçırmamak için olumlu mizahın gücünden maksimum oranda yararlanmak gerek.

 YENİ ÇÖZÜMLER ÜRETMEK İÇİN “

KAVRAMLARLA OYNAMAK”

Dr. Ramazan Yıldırım

Proses Danışmanlık Ltd.

 Yaratıcılığımızı bir soruna çözüm bulmak, yeni bir davranış seçeneği yaratmak, yeni ürünler tasarlamak veya yöntemler geliştirmek gibi çeşitli alanlarda kullanabiliriz. Yarattığımız çözüm çok köklü değişikliklere yol açabileceği gibi, küçük bir iyileşme ile de sınırlı kalabilir. Ancak kapsam ve düzeyi ne olursa olsun yaratıcı düşüncenin temel niteliği aynıdır: Nesneler, kavramlar ve olaylar arasında “yeni ilişkiler” kurabilmek ve böylece yeni fıkir ve çözümler üretmek.

Doğadaki Düzen

Doğal olgular çeşitli parçaların “hiyerarşik” yapıda ve “belirli bir ilişkiler düzeni” içersinde bir araya gelmesiyle oluşurlar. Temel parçalar aynı olsa bile hiyerarşinin üst basamaklarına gidildikçe “parçalar arasındaki ilişkiler düzeni” önem kazanır ve farklılaşmalar başlar. Örneğin atomlar ve moleküller hücreleri, hücreler organları, organlar ise insanı meydana getirir. Atomları aynı olmasına karşın benzerlikler her adımda kaybolur ve nihayetinde iki insan birbirine benzemez.

Doğadaki bu düzen “insan yapımı” olgularda da mevcuttur. Örneğin hammaddeler parçaları, parçalar üniteleri üniteler ürünleri oluşturur. Aynı durum sosyal yaşamda, hatta bilimsel teoriler, yöntemler, inançlar gibi soyut olgular için de geçerlidir

Düşünsel Kapasitemiz

Doğal ve insan yapımı olgular arasındaki bu benzerliğin temel nedeni “düşünsel sistemimizin” de aynı yapıda olmasıdır. Nesneleri veya olayları düşünürken amacımıza ve onların yapısına uygun bir “kavramlar hiyerarşisi” kullanırız. Bu durum dilimize ve düşünürken kullandığımız diğer sembollere de olduğu gibi yansır. Örneğin Türk toplumu olarak bir hayvan türü için “tavuk”, “civciv”, “piliç” ve “horoz” gibi dört farklı alt kavram kullandığımız halde başka bir hayvan türünü sadece “fil” kavramı ile tanımlamaya çalışınız. Tavuk için kullandığımız her kavram bizde farklı çağrışımlara ve dolayısıyla farklı eylemlere yöneltir. Halbuki fil toplumsal yaşamımız için önemli bir hayvan değildir ve bu yüzden de onu tavuk kadar “iyi tanımlama” ihtiyacı duymayız. Bu örnekten yola çıkarak düşünsel kapasitemizin kullandığımız kavramlar ve bunlar arasındaki ilişkilerin zenginliği ile sınırlı olduğunu söyleyebiliriz.

Yaratıcılığımız

Kullandığımız kavramlar ve aralarında kurduğumuz ilişkilerin düşünsel kapasitemizi belirlediği gibi, bu kavram ve ilişkilerle oynayabilme ve onları değiştirebilme becerimiz de yaratıcılığımızın ölçüsüdür. Nitekim günümüzde kullandığımız bir çok ürün, yöntem veya yaklaşım doğadan veya insan yapısı benzerlerinden yararlanılarak elde edilmektedirler. Bunun için mevcudu oluşturan alt kavramlardan veya aralarındaki ilişkilerden bazılarını değiştirmek ve böylece yeni seçenekler elde etmek en etkili yoldur.

Kavramlarla Oynamak

Mevcut ürün, yöntem veya yaklaşımlardan yenilerini elde edebilmek için yapmamız gerekenleri üç adımda inceleyebiliriz:

¨      ¨      Bütünü alt kavramlara veya parçalara ayrıştırmak

¨      ¨      Alt kavram veya parçalan çeşitli şekillerde değiştirmek

¨      ¨      Bunları farklı biçimlerde tekrar bir araya getirerek yeni bütünler yaratmak 

Alt Kavramlara Ayırmak

 Ele aldığımız konuyu çeşitli biçimlerde alt kavram ve parçalara ayırarak bir kavramlar listesi oluşturabiliriz. Bunun için konuya uygun olarak aşağıdaki yollara başvurabiliriz:

 ¨      ¨      Malzemeler, parçalar, üniteler

¨      ¨      Amaçlar, fonksiyonlar veya özellikler

¨      ¨      Sebepler, sonuçlar veya koşullar

¨      ¨      İlkeler, teoriler veya kabuller

¨      ¨      Birbirini izleyen adımlar, aşamalar veya evreler

Bu şekilde yapılmış bir “ayrıştırmaya” aşağıdaki örnekleri verebiliriz.

¨      ¨      Sorunlar : Sebepleri, sonuçlan, etkileri, yeri, zamanı, mekanı, büyüklüğü, ilgili olduğu kişiler, nesneler, olaylar, uzmanlık alanları vs.

¨      ¨      Ürünler: Amacı, fonksiyonları, faydaları, zararları, kullanım şekli, biçimi, büyüklüğü, bileşimi, görünümü, rengi, kokusu, malzemeleri, parçaları, üniteleri vs.

¨      ¨      Yöntemler: Dayanakları, teorileri, ilkeleri, sınırları, zayıf yönleri, güçlü yönleri, uygulama biçimleri, uygulama adımları, gerektirdiği bilgiler, uzmanlıklar vs.

Alt Kavramları Değiştirmek

Bu kavramları çeşitli biçimlerde değiştirerek yeni alternatifler yaratırız. Bunun için ele aldığımız kavrama bağlı olarak dilimizdeki “değişiklik yaratan fiilleri”kullanabiliriz.

¨      ¨      Küçültmek, büyütmek, uzatmak, kısaltmak, genişletmek, daraltmak,

¨      ¨      Eklemek, çıkartmak, birleştirmek, ayırmak

¨      ¨      Rengini, kokusunu veya diğer fiziksel özelliklerini değiştirmek

¨      ¨      Kimyasal özelliklerini değiştirmek

¨      ¨      Zamanını, mekanını değiştirmek

¨      ¨      Döndürmek, çevirmek, tersyüz etmek

¨      ¨      Benzetmek, farklılaştırmak

Kavramları Birleştirmek

Elde ettiğimiz alt kavramları yeniden birleştirirken aşağıdaki yolu izleyip yeni seçenekler elde edebiliriz.

¨      ¨      Değiştirdiğimiz parçalan aynı biçimde bir araya getirerek farklı seçenekler yaratmak

¨      ¨      Değiştirdiğimiz veya değiştirmediğimiz parçalan farklı bir düzende yeniden bir araya getirerek yeni seçenekler yaratmak

YARATICI DÜŞÜNMEDE PRİZMA TEKNİKLERİ

 Melik DUYAR*

Geçimlerini yetiştirdikleri katırlarla taşımacılık yaparak sağlayan köylülerden biri vefat etmiş. Miras olarak da üç oğluna on yedi adet katır bırakmış. Köylünün vasiyetnamesinden katırların yarısını büyük oğluna, üçte birini ortanca oğluna ve dokuzda birini de küçük oğluna bıraktığı anlaşılmış.

Mirası paylaştırmak için gelen muhtar katırları yan yana dizmiş. Ancak on yedinin yarısını, üçte birini ve dokuzda birini katırları kesmeden dağıtamayacağını anlamış. Ölü katırların hiçbirinin işine yaramayacağından oğullar buna itiraz etmiş. Köylüler bu işin imkânsız olduğunu ve muhtarın bu işi çözemeyeceğini düşünürken, muhtar gidip kendi katırlarından birini de on yedi katıra ilave ederek dağıtılacak katır sayısını on sekiz yaparak mirası şu şekilde bölmüş:

Katırların yarısını veya dokuz tanesini en büyük oğula, üçte birini veya altı tanesini ortanca oğula, dokuzda birini veya iki tanesini de en küçük oğula vermiş.

Dokuz, altı ve ikiyi topladığında on yedi olduğunu gören muhtar, herkesin şaşkın bakışları arasında, kendi katırını alarak evine gitmiş.

Yukarıdaki hikâyenin kahramanı olan muhtarın yaratıcı problem çözme ve yaratıcı düşünme yeteneğinden hiç kimsenin şüphe edecek hali yok. Peki siz yaratıcı düşünme konusunda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Hikâyedeki köylüler gibi hemen çözüm olmadığına kendinizi inandıranlar arasında mısınız, yoksa muhtar gibi kimsenin fark etmediği çözümleri görebiliyor musunuz? Gelin bu sorunun cevabına ve yaratıcı düşünmeyle olan ilişkisine birlikte bir göz atalım.

Aşağıda görülen şeklin ne olduğunu tanımlayabilir misiniz? Daha önce böyle bir soruyla karşılaştıysanız, cevap vermeniz oldukça kolay olacaktır. Ancak buna benzer bir soru ile daha önce karşılaşmadıysanız, okumaya devam etmeden önce şeklin ne olduğunu bulmaya çalışın. Sanırım bu soruya cevap vermeniz hiç de kolay olmayacak.

 1. Boden, M., The Creative Mind, Abacus,1990.

2. Brockman, J., Creativity, Simon & Schuster,1993.

3. Kosko, B., Fuzzy Thinking, Harper Collins,1994.

4. May, R., The Courage to Create, Bantam Books,1975.

5. Wenger, W, The Einstein Factor, Prima Publishing,1996.

Kategori: Genel kültür


Rasgele...