Nazik Olmayan Şeyleri Söylemekten Kaçının. Özellikle Sinirli, Kışkırtılmış

12 Temmuz 2007



Nazik olmayan şeyleri söylemekten kaçının. Özellikle sinirli, kışkırtılmış veya yorgunsunuz. Bu koşullarda kaba ve eleştirici sözler kullanmamak kişisel olgunluğun en yüce biçimidir. Kendi savaşlarımızı kendi içimizde çözmeyi güdülerimizi doğru seçmeyi, doğru bakış açısı ve kontrolü elde etmeyi, düşüncesizce yanlış şeyler söylememeyi ve ters davranışlarda bulunmamayı öğrenmeliyiz.

Başkalarıyla sabırlı geçinmeye çalışın stresli dönemlerde sabırsızlığımız su yüzüne çıkar. İstemediğimiz şeyler ağzımızdan kaçabilir veya tam tersi suskunlaşabiliriz. Sözler yerine duygu ve yargılayıcı tavırlarımız ile iletişim kurarsak, incinmiş duygular ve gerilmiş ilişkilere yol açabiliriz. Hayat sabır gösterilmesi gereken durumlar açısından bize bol fırsatlar sunar.

Kişinin kendisiyle, davranış veya performansını ayırt etmeyi bilin. Kötü davranış ve düşük performansları eleştirmeden önce kişilerle iletişim kurmalı, kıyaslamalardan ve yargılardan uzak durmak onlarda öncelikle özdeğer ve özsaygı duygusunu geliştirmeliyiz. Bunu yapmak için de önce kendi özdeğer duygumuzu geliştirmemiz gerekir.

Kendinizi ön plana koymadan adil hizmet verin. Ayırım gözetmeden insanlara iyilik yaptığımız zaman kendimize duyduğumuz öz saygımız artar. Fedakarca hizmet etkilemenin en güçlü yollarından biridir.

Pratik cevapları tercih edin. Yaptıklarımız, bildiklerimiz kadar etkili değildir. Önce bakış açımızı seçip daha sonra hareket ve tepkilerimize karar vermeliyiz. Seçmek, tavır ve hareketlerimiz için sorumluluk üstlenmek ve başkalarını suçlamaktan vazgeçmek demektir. Seçme gücümüzü kullanmazsak hareketlerimiz şartlarla belirlenir. Gerçek özgürlük, bizim dışımızdaki şeylerin ve kişilerin bizi nasıl etkileyeceğini seçme hakkıdır.

Başkalarına verdiğiniz sözleri tutun. Başkalarını etkilemenin bir yolu da verdiğiniz söz ve aldığımız kararlara sadık kalmamızdır. Söz verip tutma yetisi kendimize ve bütünlüğümüze duyduğumuz inancın bir göstergesidir.

Etki alanına odaklanın. Kontrol edebildiğimiz şeylerle ilgili olumlu işler yapmaya yoğunlaşırsak etki alanımızı genişletebiliriz. Dolaylı kontrol problemleri is e etkileme yöntemlerimizi değiştirmeyi gerektirir.

Saygı yasalarıyla yaşayın. Sevgi yasalarıyla yaşadığımız zaman hayatın yasalarına da uymayı başarabiliriz. İnsanlar, özellikle de katı ve kendine yeter birisi görüntüsü veren insanlar, gerçekte içten içe muazzam derecede hassastırlar. Bu insanları kalbimizle dinlediğimiz vakit, bize bu gerçeği itiraf edeceklerdir. Onlara koşulsuz sevgi göstererek onları etkileyebiliriz.

Başkalarının iyi olduğunu varsayın. İnsanların en iyiyi yaptıklarına inanarak onları etkileyebilir ve içlerindeki iyiliği çıkartabilirsiniz. Kişilerin çoğu onlara nasıl davranılırsa o şekilde karşılık verir.

Önce anlamaya çalışın, sonra anlaşılmaya. Kişilerle iletişim kurarken tüm dikkatimizi vermemiz, tüm benliğimizle olay yerinde hazır bulunmamız gerekir. Daha sonra empati kurabilir yani olayları başkalarının gözünden görüp onların gözlüklerini takabiliriz. Bunu yapmak için cesaret, sabır ve iç güvenliğe sahip olmamız gerekir. İnsanlar, sizin onları anladığınızı hissetmezlerse sizin etkilemenize de açık olmazlar.

Açık ve dürüst ifade ile soruları ödüllendirin. Bunları çoğu zaman cezalandırırız, hüküm verir, küçümser, utandırırız. Kişilerde içlerine kapanır, kendilerini korumaya ve soru sormamaya başlarlar. Verimli ve dürüst bir iletişimin önündeki en büyük engel eleştirme ve yargılama eğilimidir.

Anlayışlı bir karşılık verin. Anlayışlı karşılık size şu üç faydayı sağlar.

Problem ve duyguları anlama seviyeniz yükselir.

Sorumlu bağımsızlık konusunda yeni bir cesaret ve büyüme elde edersiniz.

İlişkide gerçek güven ortamı oluşturursunuz.

Suçlanırsanız cevabını verin. Bir kişi sizi bilir bilmez suçlamaya yeltenirse ve bunu sürdürürse durumu aydınlatır. Bunu yapmazsanız suçlama üzerinde iş çığırından çıkana kadar kara kara düşünür durur sonra da daha fazla incinmemek için kendinizi savunmaya geçersiniz. İlk aşamada konuyu açıklarken düşünce ve duygularınızı belirtin. Bunu yaparken öfkeyle hareket etmeyin, başınızdaki kişinin onurunu ve haysiyetini incitmemeye gayret edin.

Hatalarınızı kabul edin, özür dileyin. Ağır biçimde incindiğimizde geri çekilir, içimize kapanır, kendimizi kafamızın içindeki demir parmaklıkların ardına hapsederiz. Bundan kurtulmanın tek yolu, hatalarımızı itiraf etmek, özür dilemek ve bahaneler yaratmamaktır.

Tartışmaları bırakın, uçup gitsinler. Süregelen tartışmalara veya yersiz suçlamalara yanıt vermeyin. Cevap vermeye kalkarsanız sizlere düşmanlık ve öfkeyi büyütürsünüz. Sakin sakin işinize bakarsanız karşınızdaki kişi sorumsuz ifadelerinin doğal sonuçlarında boğulur gider. Sakın kısırdöngüye gitmek gibi bir hata yapmayın. Aksi takdirde karşımızdaki kişinin zayıflıkları sizin zayıflığınız olur ve bunu yapmak gelecekteki yanlış anlamaların tohumlarını atar. İç huzura ulaşmak için sorumlu bir hayat sürmeli ve vicdana uygun hareket etmeliyiz.

Dengeli olun. Kişi kendini işine, toplumsal projelere veya başka insanların hayatlarına adamış olabilir. Ancak bunların yanında eşiyle derin ve anlamlı bir ilişki kuramamış da olabilir. Bu tür bir ilişki geliştirmek daha fazla alçakgönüllülük ve daha çok sabır ister. Çoğu zaman çoğunluğun ilgisini çekelim derken önemli olan kişileri ihmal ederiz. Yine de zaman ayırıp kendimizi bütünüyle bir tek özel insana vermemiz gerektiğini biliriz. Çocuklarımıza zaman ayırıp tüm dikkatimizle ve ders vermeden veya kıyaslamadan onları dinlemeliyiz.

Sizi dostlarınıza, ailenize, iş arkadaşlarınıza ve müşterilerinize bağlayan şeylere ayırdığınız dikkat ve ilgiyi sürekli yenileyin. Bireysel görüş farklılıklarını ikinci plana atarak ilişkilere odaklanın.

Önce karşınızdakileri anlamaya çalışın. Bu başkalarını, onların bizi ne kadar etkilediklerini düşündükleriyle orantılı olarak etkileriz. Bir özdeyiş der ki; “Senin benimle ne kadar ilgilendiğini bilmeden ne kadar bildiğinizle ilgilenmem.” Birisi sizin kendisiyle gerçekten anladığınızı anlarsa, o kişi aynı zamanda sizi etkilediğini de düşünür. İşte o zaman kendinizi tamamen size açar.

Kişiyi ve olayı kabullenin. Bir insanı değiştirmekte veya geliştirmekteki ilk adım onu olduğu gibi kabul etmektir. Yargılama, kıyaslama ve reddetme, savunmacı davranışlara yol açar. Kabul edilmek ve değer verilmek kişiyi savunma ihtiyacından kurtarır. Ayrıca gelişmeye yönelik doğal eğilimi güçlendirir.

Konuşmanızı hazırlamaları önce aklınızı ve kalbinizi hazırlayın. Bazen bir şeyi nasıl söylediğimiz, ne söylediğimizi daha iyi açıklayabilir. Örneğin; çocuklarınız okuldan dönüp sizden fazla şey istemeden önce durun ve kontrolünüzü kaybetmemeye çalışın. Onları canlılığı ile dinlemeyi ve onlara tüm dikkatinizi vermeyi seçin.

Bu stratejilere devam edeceğiz. Şimdi NLP Tekniğini kişisel yaşamda gerçek örneklerle karşılaştırmalı olarak dinleyelim.

Kavgadan ve kaçmaktan kaçının. Pek çok insan farklı görüşte olduklarında ya kavgaya tutuşur yada kaçarlar ancak bu şekilde bir yere ulaşamayız.

Öğretmeye zaman ayırır. Farklılıklar büyük öğrenme anları yaratır. Fakat öğretilecek zaman vardır ve öğretilmeyecek zaman vardır. Kişiler tehdit altındaysa uygun öğretme zamanı değildir. Onlara daha güvenli ve alıcı bir ruh hat içinde oldukları zaman yaklaşmak gerekir. Eğer kızgın ve hüsran içinde değilseniz, içinizdeki sevgi, saygı ve içgüvenlik duygusu mevcut ise karşınızdaki kişi yardım ve desteğe ihtiyaç duyuyorsa uygun öğretme zamanıdır. Unutmayın, yansıttıklarınızla aslında her zaman bir şeyler öğretiyorsunuz.

Sınırlar, kurallar, beklentiler ve sonuçlar üzerinde hemfikir olun. Bunlar dikkatlice oluşturulmalı ve bunların üzerinde anlaşma sağlanmalıdır. Kişisel güvenlik temelde adalet duygusundan doğar; bizden neyin beklendiği, sınır, kural ve sonuçların ne olduklarını bilmekten geçer.

Vazgeçmeyin ve teslim olmayın. Kişileri davranışlarının sonuçlarından korumaya kalkmak pek doğru bir iş değildir. Böyle yaparak onlara yetersiz ve aciz hissetmelerini öğretiriz. Sorumsuz davranışlarını mazur görmemeli ve bunlara göz yummamalıyız.

Yol ayrımlarında orada olun. Hiçbirimiz en çok sevdiğimiz insanların kısa vadeli, duygusal bakış açıları ve kişisel güvensizlikler ile, uzun vadeli sonuçları olan önemli kararları almalarını istemeyin. Bu insanları nasıl etkileyebiliriz? Öncelikle, harekete geçmeden önce düşünün. Sonra, şunu anlayın; insanlar ne bildikleriyle değil, ne hissettikleriyle davranma eğilimindedirler.motivasyon akıldan çok kalbin işlevidir. Mantığımızın başkalarının duygu ve düşünceleriyle iletişim kuramadığını hissettiğimiz zaman onların dilini bir yabancı lisanmışcasına, kınamadan ve reddetmeden anlamaya çalışmalıyız. Bu çaba saygıyı gösterir ve savunmayı azaltır. Kavga etme ihtiyacını düşünür ve doğruyu yapma arzusunu korur.

Mantık ve duygu dilini konuşun. Mantık ile duygu dili, birbirine yabancı ik idil kadar birbirinden farklıdır. Ortak bir dilimiz olmadığını kavradığımız zaman şu dört yoldan biriyle anlaşırız:

Zaman tanıyın, isteyerek zaman tanırsak bunun kıymetini bir başkasına aktarırız.

Sabırlı olun. Sabırda verdiğimiz değeri gösterir ve şu mesajı verir: “Seninle aynı hızda gideceğim, seni beklemekten dolayı mutluyum, sen buna değersin.”

Anlamaya çalışın. Çünkü anlamaya yönelik samimi bir çaba, kavga ve savunma gereğini ortadan kaldırır.

Yetkelendirin. Bunu yapmak cesaret ister. Çünkü başkalarının bizim zamanımız, paramız ve önümüz üzerinde hata yapma riskleri vardır. Bu cesaretin içinde sabır, özdenetim, başkalarındaki potansiyele olan inanç ve bireysel farklılıklara duyulan saygı vardır. Yetkelendirme iki yönlüdür: Verilen sorumluluk ve alınan sorumluluk. Üç aşamalıdır.

Anlaşma

Destekleme

Sorumluluk Süreci.

Kişileri, anlamlı projelerin içine dahil edin. Anlamlı projelerin insanlar üzerinde olumlu etkisi vardır. Ancak bir yönetici için anlamlı olan şeyler bir çalışana anlamsız gelebilir. Kişiler, projelerin planlamasında ve düşünme sürecinde yer almışlarsa, bunları anlamlı bulurlar. Böyle projeler olmaksızın hayat anlamını yitirir. Hayat nerede olduğumuzla nerede olmak istediğimiz arasındaki gerilim ve uğruna çatışmaya değecek bir amaçla beslenir.

Onları hasat kanunuyla eğitin. Toprağı hazırlama, tohumlama, sürme, sulama, yabancı otlarla mücadele ve ekini toplama yöntemini öğretin. Doğal süreçler üzerinde yoğunlaşarak ne dersek onu biçeceğimizi onlara gösterin.

Doğal sonuçların sorumlu davranışı öğretmesini sağlayın. Yapabileceğimiz en nazik işlerden biri doğal veya mantıksal sonuçların, onlara sorumlu davranmayı öğretmesini sağlamaktır.

Evet Arkadaşlar; Açıkladığım bu stratejiler az öncede söylediğim gibi tüm insanların gerçek ve özel yaşamlarını kendilerini bilerek ve tanıyarak uygulamaları gerekir. Böylelikle de hiçbir sorumluluk olmayacak ve hareket noktamız hiçbir zaman negatif bir liman olmayacak sadece pozitiflere yönelecektir.

Şimdi daha yanlışsız bir kişiliğe sahip olabilmek için yapma tehlikesi içinde olduğumuz 3 hafta vardır. Bunlar;

Hata 1: Anlamadan öğüt vermek. Kişilere ne yapmalarını söylemeden önce anlayışa dayanan bir ilişki kurmalıyız. Birisini etkilemenin yolu onu anlamaktan geçer. Beni anlamadıkça, özel durumum ve hislerini kavramadıkça bana nasıl yol göstereceğinizi bilemezsiniz. Benden etkilenmediğiniz sürece ben de sizin öğüdünüzden etkilenmem. Çözüm: Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya.

Hata 2: Tavrınızı değiştirmeden önce ilişkiyi kurmaya veya yeniden kurmaya çalışmak eğer tutarsız isek ve içten değilsek “arkadaş kazanmak” teknikleri bir işe yaramaz. Emerson’un dediği gibi “Benliğin kulaklarıma o kadar çok bağırıyor ki, ne söylediğini duyamıyorum.” Çözüm: tutarlılık ve içtenlik gösterin.

Hata 3: İyi örneklerin ve ilişkinin yeterli olduğunu düşünmek. İyi örnek olmanın ve iyi bir ilişkinin yeteceğini düşünür ve kişileri eğitmeyiz. Nasıl ki bir vizyon sevgisiz olunca motive etmez ise, sevgi de vizyonsuz olunca amaçsız, kuralsız ve güçsüzdür. Çözüm: Vizyon, misyon, roller, hedefler, kurallar ve standartları açıklayın ve öğretin.

1.2.NLP İLE BAŞARIYI YAKALAYAN İNSANLAR

1.2.1. NLP ile TANIŞMA

NLP ile okuyucuların tanışması Kişisel Gelişim Konuları hakkında kitap yazan Oğuz SAYGIN tarafından gerçekleştirilmiştir. Oğuz SAYGIN’ın NLP ile tanışması Anthony ROBBİNS’in “Sınırsız Güç” adlı kitabıyla gerçekleşmiştir. Bir amaca adanmanın ne anlama geldiğini ve adanmış bir kişinin neler yapabileceğini, bir çırpıda anlatmıştır.

Bir gün sakin limanların hepsinin insanı hareketsizliğe, uyuşukluğa ve adalete sevk ettiği anlaşıldı ve bu limanlara negatif limanlar demeye başlandı. Evet ama pozitif bir liman yok muydu? diye düşünülürken NLP öğrenildi. Artık bu üç harf hiç akıldan çıkmamaya başladı ve NLP yukarıdan aşağıya doğru yazılarak bir akrostiş kullanıldı (Saygın, 1999, s. 11).

Negatif

Limanlardan

Pozitif Sulara

1.2.2. BAŞARISIZLIK DİYE BİRŞEY YOKTUR SADECE SONUÇLAR VARDIR

Tüm hayatımız boyunca her olayın sonunda kendimizi bazen başarılı, çoğu zaman da başarısız olarak algılamışızdır. Ancak NLP’nin bu kuralı öğrenildikten sonra yıllarca başarısızlık olarak algılanan her şeyin aslında bir durumdan, bir sonuçtan ibaret olduğu gerçeği anlaşılmıştır.

Başarı ve mutluluk göreceli kavramlardır ve herkes bunu NLP’nin bu maddesi sonucu öğrenmektedir. Bu madde ile insanların hayatında birçok şey değişmiştir. Artık hiçbir şeyi bağımsız olarak algılamıyorlardı. NLP kuralları öğrenildikten sonra herkese göre hayatta hiçbir başarısızlık yaşanmamıştır. Buna göre denilmelidir birçok kişi bazı durumlarda bizi başarısız görebilirler. Ama bunların bir durum olduğunu bilmek ve “bunlardan ne öğrenebilirim?” diye kendimize sormak gerekmektedir.

Bir müddet sonra bu durumun çok iyi bir hale geleceğine emin olunmalıdır. Ve sonunda da her şey tahmin edeceğimiz gibi olacaktır. Oğuz SAYGIN hiçbir şeyi başarısızlık olarak kabul etmediğini, asla ümidini kaybetmediği için, başkalarının başarı dediği şeylerin hayatın da bir bir kendini göstermeye başladığını görmüştür (Saygın, 1999, s. 51).

1.2.3. İNSANLAR AMAÇLARINA ULAŞMAK İÇİN

“GEREKLİ KAYNAKLARA SAHİPTİRLER”

İşte NLP’nin insanı yönlendiren ve amaçladığı her şeyi yapacağına inandıran bir ilkesi daha. Birçok konuda belki şöyle düşünülebilir; “Benim maddi imkanlarım yeterli değil, çevrem bana engel oluyor veya ben bu işin altından kalkamam.” Bunların hepsi mazerettir, belki hepsi gerçektir; ama bu gerçeklerin sizin amaçlarınızı gerçekleştirmenize hiçbir yararı olmaz.”

ÖRNEĞİN; İstanbul’da her apartmanın altında bir kapıcı ailesi yaşıyor. Bu ailelerin bir çoğunun hayal ve hedefleri incelendiğinde çok şaşırtıcı bir sonuçla karşılaşılmaktadır.

Bu vatandaşların ya bir evleri vardır ya ev yapmak için aldıkları bir arsaları yada en azından ev yapmak üzere kesinleşmiş bir hedefi vardır. Aynı apartmanda oturan ve bir kapıcının kazancının 8-10 mislini kazanan insanların evlerinin olmamasının yanında, birçok kapıcı vatandaşın ev sahibi olmalarının bir tek izahı vardır. Onların bir hedefi var ve o hedefe ulaşmak için sürekli çalışıyorlar ve o hedefi sürekli düşünüyorlar.

Hedefleri olmayan ve gününü gün etmeye çalışan apartman sakinleri yıllarca kirada otururken, onlar ev sahibi oluyorlar. Evet “insanlar amaçlarına ulaşmak için gerekli kaynaklara sahiptirler” kuralına tüm kalbimizle inanmalıyız. Çoğumuz topluluk önünde hiç konuşma yapmamışızdır. Önce duvarlara konuşmalı, sonra yakın çevreye, sonra küçük gruplara ve daha sonra da binlerce kişiye hitap edilebilir.

Bunun sonucunda da istenilen düzeyde seminerlerden sonra insanların hayatında bir fark meydana gelmektedir (Saygın, 1999, s. 52).

1.2.4. İNSANLAR, ALGILAYABİLDİKLERİ ARASINDAN

EN İYİ SEÇENEĞİ SEÇERLER

Çeşitli olayları her insan farklı farklı algılama yeteneğine sahiptir. Algılama yeteneğimiz ne kadar güzelse seçimimizi o kadar kaliteli yapma şansımız vardır.

ÖRNEĞİN; Bir insan saatlerce TV izler ve bu onu hiç rahatsız etmez. Çünkü o onda onun algılayabileceği en güzel şey o TV’yi seyretmektir. Onun o halini gören hedeflerini belirlemiş ve 24 saatlik bir zamanda 25 saati arayan bir arkadaşı o kadar zamanı TV’nin karşısında nasıl geçirdiğini hayret ve endişeyle izler.

Bir gün bir adam balık tutmaya karar verir ve oltasını denize fırlatır, oltaya büyük bir balık takılır. Ancak o kişi bu büyük balığı denize atar. Biraz sonra aynı hareketi tekrar yapar, sonunda küçük bir balık yakalar ve onu oltasına koyar. Yanındaki ona niçin büyük balıkları değil de küçük balığı tercih ettiğini sorduğunda şu ilginç cevabı verir:

“Tavam küçük olduğu için ancak küçük balıkları tercih ediyorum.”

Yine başka bir örneğe göre bir dinleyicinin babasının moralinin iyi olup, olmaması hafta sonu tuttuğu takımın alacağı sonuçla orantılıdır. Eğer tuttuğu takım kazanmışsa bütün hafta onlar için ve baba için iyi geçer. Ama takımı kaybetmiş ise o zaman evdeki herkes için felaket olmaktaymış.

Bunlar inanılacak gibi gözükmüyor. Bu ve buna benzer gerçekleri duydukça insanın tüyleri diken diken oluyor ve şöyle düşünüyor insan. İnsanlar algılayabildikleri şeylerin kalitesini mutlaka yükseltmeli. Ancak bilinç düzeyi yüksek insanların çoğalmasıyla toplumun ve insanlığın yükselmesi mümkündür. Bunu sağlamak için elimizden gelen en ufak bir çabayı dahi esirgememeliyiz.

ÖRNEĞİN; Mümin SEKMAN çok genç yaşlarda başarının öğrenilebileceğini öğrenen bir hukukçu. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde SEKMAN’ın, hızlı okuma kursları verdiğini duyan Oğuz SAYGIN onunla tanışmak istedi. İlk tanışmalarından itibaren birçok ortak düşünceleri olduğunu anladılar ve birbirlerinin bilgisinden istifade etmeye karar verdiler. Çünkü o da SAYGIN da bilginin paylaşıldıkça büyüyeceğine inananlardandı. Mümin SEKMAN, Ankara’da kişisel gelişimle uğraşan DKD (Düşün, Konuş, Dinle) adlı kurumda uzun süre çalışmış ve burada çok güzel şeyler öğrenmiş, bu sektörün ülkenin gelişiminde büyük yarar sağlayacağını düşünerek kişisel gelişim sektörüne adanmıştır.

SEKMAN’ın girişimciliği ve kendine yararlı, bilgileri sünger gibi çekerek almasını SAYGIN büyük bir zevkle izliyordu. Bir gün SEKMAN; Oğuz beye geldi ve şöyle dedi: “Oğuz Bey, ben Milliyet Gazetesi’nin, insan kaynakları sayfasında başarı ve motivasyonla ilgili yazılar yazmaya başlıyorum.”

“Demek ki”, insan bir işi çok isterse onu başarabiliyor. Bir insanda arzu ettiğimiz bir başarıyı görmek, muhteşem derecede çekiciliği olan bir şey. Ne zaman mükemmel bir örnek görsek, onda kendimizden bir şeyler bulur, “aynı şeyi ben de başarabilir miyim” diye düşünürüz. Hele bu kişi, çok yakında tanıdığımız biri ise (Saygın, 1999, s. 66).

1.2.5. HEDEFE ODAKLANIN

Bir hedefi gerçekleştirmek istediğimizde önce onu beynimizde oluşturmalı ve büyük bir ekranda açık ve seçik olarak görmeliyiz. Neredeyse o hedef bizim için beş duyumuzla hissedebileceğimiz bir hale gelmelidir.

Hedefe ulaşmada ilk adım programlamadır. Hedef tespit etmenin ilk adımı olmasından dolayı çok önemlidir. Bu safhada yapılan bir strateji hatası bizim olmadık hedefler peşinde yıllarca uğraşmamıza sebep olabilir. Bu yüzden çok dikkat etmemiz gerekir.

İkinci bölümde ise inancın hedeflerin gerçekleştirilmesindeki önemi vurgulanmaktadır. Bir hedefin gerçekleşmesini istiyorsak önce ona inanmalıyız.

Üçüncü bölümde duyguların öneminden bahsedilmektedir. Duygularımız, rotasındaki bir yelkenliyi hedefine ulaştıracak rüzgarlardır.

Dördüncü bölümde yine hedefimize ulaşmak için kendimizi geliştirmekten söz edilmelidir. Bizleri hedefimize ulaştıracak bilgi ve becerilere sahip olmadıkça asla hedeflere ulaşamayız.

1.2.6. HAYATINIZI PROGRAMLAYIN

a. Hedef Belirlenmeden Atış Yapılmamalıdır

Dünyada değerlendirilmeye potansiyel kadar ziyan olan bir şey yoktur. Ülkemizde akarsular yıllarca boşu boşuna akmış, verimli tarım toprakları üzerine bilinçsizce konutlar yapılmış ve en kötüsü insanımızın beyin potansiyeli asla gerektiği gibi kullanılmamıştır.

Artık ülkemizde akarsular üzerine barajlar yapılıyor. TEMA vakfı, verimli tarım arazilerine sahip çıkıyor. Ama henüz ülkemizde kaybolan beyin potansiyeli ile ilgili ciddi bir çalışma yok. Şimdiye kadar çeşitli okullarda ve büyük kurumlarda bulunan kişilerin somut bir hedeflerinin olmadığı gözlenilmiştir. (Saygın, 1999, s. 73)

1953 yılında Amerika’da Jale Üniversitesi’nde bir araştırma yapılmış, tüm üniversite öğrencilerinden amaçlarını yazmaları istenmiştir. Öğrencilerin ancak %3’ü amaçlarını net olarak yazabilmiş, %97’nin ise net bir hedeflerinin olmadığı ortaya çıkmıştır.1973 yılında bu öğrenciler üzerinde yapılan araştırmalar hedeflerini yazabilen %3’lük kesimin finansal başarılarının %97’lik kesimin finansal başarılarından çok daha yüksek olduğunu göstermiştir. Başarı ve mutluluk her ne kadar göreceli kavramlar olsa da %3’lük kesimin bu konuda da diğerlerinden çok önde olduğu anlaşılmıştır.

Hayatınızı bir gözden geçirelim, şimdiye kadar hedeflediğimiz, uğruna çabalar harcadığımız ve kendimizi adadığımız neyi gerçekleştiremedik ki? Hemen hemen hiçbir şeyi değil mi? Bir de korku ve endişelerimizi düşünelim, şimdiye kadar nelerden korkuyorduk v eneler bizi endişelendiriyordu. Bunların çoğu başımıza gelmiştir. O halde hayatımızı niçin endişe ve korkularla geçiriyoruz. Neden yalnızca hedeflerimize odaklanmıyoruz?

Hedeflerimize ulaşmak için önce onu çok açık bir şekilde belirlemeli ve bu hedeflerimizi yazmalıyız. Ancak hedefimizi yazarken olumlu cümleler kullanmalıyız. Amacımıza düşünsel olarak odaklanmalı ve gerçekleştiğini aklımızda canlandıralım. Bilinçaltımızın çözümler konusunda bize yardıma hazır olacağını göreceğiz (Saygın, 1999, s. 74).

Abraham Lincoln’un hayat hikayesi, Anthony Robbins’in “Sınırsız Güç” adlı ünlü eserini Türkçe’ye çeviren Sayın Dr. Mehmet Değirmenci tarafından verilen güzel bir örnektir.

ABRAHAM LINCOLN;

21 yaşında işinde başarısız oldu.

22 yaşında bir yasama seçimini kaybetti.

24 yaşında karısı vefat etti.

27 yaşında ruhsal bunalıma girdi.

34 yaşında Kongre seçimlerini kaybetti.

36 yaşında Kongre seçimlerini yine kaybetti.

45 yaşında Başkan Yardımcısı seçimlerini kaybetti.

48 yaşında tekrar Senato seçimlerini kaybetti.

52 yaşında Amerika Birleşik Devletleri’ne BAŞKAN SEÇİLDİ:

b. Başımıza Gelenler İnançlarımızla Birleşmedikçe Felaket Adını Almaz

başımıza her türlü olay gelebilir, bunun için olabilecek her şeye hazırlıklı olmayı öğrenmeliyiz. Yaşam her zaman bizim istediğimiz gibi olmayabilir. Bizler sakin birer liman aramak yerine, gemilerimizi fırtınalara karşı donatmalıyız. Birçok kimse yaşamını çeşitli hastalıklara yakalanacağı veya başına kötü şeyler geleceği endişesi ile harap eder. Böyle korkular bize hiçbir yarar sağlamadığı gibi, genellikle korkulan şeylerin başımıza gelmesiyle sonuçlanır. Yaşam düzeyimizi belirleyen şey başımıza gelen olaylar değil, bizim bu olaylara karşı gösterdiğimiz tepkilerdir.

ÖRNEĞİN; Fransa’da 9 yaşında bir kız çocuğu, tek kişilik uçağı ile o yaşta birinin yaptığı en uzun uçuşu gerçekleştirmeye çalışıyordu. Süper bir kız olan ve tek başına uçağı kullanabilen biriydi o. Kendisini rekora taşıyacak uçuşa başladı. Bir müddet güzel bir şekilde uçtu. Ancak bir süre sonra uçağı büyük bir gürültüyle yere çakıldı. Ertesi gün cenaze töreninde herkes annesini izliyordu küçük kızın. Son derece yıkılmış olacağını zannediyorlardı annenin ama anne gayet metin bir tavır sergiliyordu. Gazeteciler neler hissettiğini sorduğunda acılı anneye, annenin cevabı çok ilginç idi:

“Ben Allah’a şükrediyorum, böyle bir insanla 9 yılımı geçirdim.

Eğer bu acılı anne başlarına gelen bu olayın bir felaket olduğuna inansaydı bu inanç bu anneye daha kötü sonuçlar getirebilirdi.

Kategori: Genel kültür


Rasgele...