Ahmet Array Talat Array Onay
12 Temmuz 2007
AHMET TALAT ONAY
1. HAYATI
A. Ailesi ve Öğrenimi
Ahmet Talat Onay, 1885de Çankırıda dünyaya geldi. Babası, Hafız Numan Efendi, annesi Afife Hanımdır.
Ahmet Talat, öğrenime ilişkin ilk bilgileri babasından almış, bu bilgiler daha çok dini yönde olmuştur. Hayatım adlı şiirinden üç yılda Kuran-ı Kerimi ezberlemiş olduğu anlaşılıyor.
Üç yılda Kuranı eyledim ezber,
Hıfzımı dinletmek oldu müyesser.
İdadinin orta kısmını Çankırıda okumuş, daha sonra Kastamonu ve Ankara İdadisine devam ederek buradan mezun olmuştur. Onun üzerinde tesiri olan hocalardan birisi Kastamonu İdadisi Edebiyat hocası Sıddık Efendidir. Sıddık Efendi Türklük aleyhtarı faaliyetler ve düşünceler karşısında millî hisleri dile getiren eserleri tavsiye etmiştir. Bunlar arasında, Namık Kemal, Muallim Naci, Mehmet Emin Yurdakul ve eserleri yer almaktadır.
Daha sonra Darülfünuna devam eden Ahmet Talat çok değerli hocalardan ders alma fırsatı bulmuştur. Özellikle II. Meşrutiyetten sonraki dönemde ders aldığı hocaları onda Türklük ve Türkçülük şuurunun gelişmesinde etkili oldular.
b. Öğretmenlik Yılları ve İdari Görevleri
Ahmet Talat Darülfünunu bitirdikten sonra, Ankara Darülmuâllimin Rüştiyesi Edebiyat Öğretmenliğine tayin oldu. Ancak girdiği bir imtihanda başarılı olunca, Ankarada göreve başlamadan Kastamonu Sultanisi Edebiyat Öğretmenliğine atandı. Ayrıca okulun Tarih Öğretmenliği görevini de vekaleten üstlendi (1912).
1914 yılında, Türkçü faaliyetlerinden rahatsız olan çevrelerin şikayeti sonucunda görevinden azledildi. Dokuz ay açıkta kaldıktan sonra görevine iade edilmiştir. 1914 yılı içinde İzmire tayini çıktı. İzmirde Yüce Hilâl Kız Lisesi, Darülmuallimat ve İzmir Sultanisinde Edebiyat ve Tarih Öğretmenliği yaptı. Ahmet Talat İzmirde çok faal bir hayat sürmüştür. İzmir Milli Kütüphanesinin ilim heyetine seçilir. Duygu ve Anadolu gazetelerinin başyazarlığını yapar.
İzmirin işgali üzerine tutuklanmış ve işgalin acılarını yaşamıştır. O günlere ait bilgileri İzmir Nasıl İşgal Edildi başlığı altında Kastamonuda yayınlanan Açıksöz gazetesinde dokuz bölüm olarak yayınlamıştır. Bu yazılarında İzmirin işgali sırasında, İzmirde mukim Rumların, Yunanlılarla nasıl işbirliğine gittiğine, yerel Rum basınında Yunanlıları destekleyen yazılara, Rum, Ermeni, Yahudi işbirliğine değinir.
Bu gelişmeler karşısında İzmir Türk Ocağı ve Milli Kütüphanesi etrafında toplanan Türkçü gençlerin işgale karşı olan faaliyetlerini anlatır.
Damat Ferit Paşa Hükümetinin, olaya ilişkin kayıtsızlığı ve yanlış uygulamaları hakkında bilgi verilir. İttihatçılar ve Hürriyet ve İtilâf Fırkası taraftarlarının işgal karşısındaki tepkileri dile getirilir. İttihatçıların işgale karşı çıkarken İtilâf Fırkası taraftarlarının olayı kabullendiği görülmektedir.
20 Eylül 1919 tarihinde Kastamonu Sultanisi Edebiyat Öğretmenliğine tayin edildi. Bu görevde iken, Kastamonu Valisi Cemal Beyin yardımıyla Zonguldak Milli Eğitim Müdürlüğüne atandı. Daha sonra Zonguldak Milli Eğitim Müdürlüğü, Bolu Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlanınca Ahmet Talat bu görevi üstlenmiştir (1 Temmuz 1921). Bir ara Ankara Milli Eğitim Müdürlüğüne de atandı ise de 1923 yılında tekrar Boluya döndü. II. Dönemde Milletvekili seçilinceye kadar bu görevini sürdürdü.
c. Siyasi Hayati
Bolu Milli Eğitim Müdürlüğünü sürdürürken 1923te II. Dönem Çankırı Milletvekili seçildi. Mustafa Kemale bir telgraf çekerek Milletvekilliği için aday gösterilmesini istemiştir.
Ankara Müdafâa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,
Türküm,
Darülfünun Edebiyat şubesinden mezunum. On üç seneden beri İzmir, Kastamonu, Zonguldak, Ankara, Boluda Muallimlik, Muharrirlik, Maârif Müdürlüğü ile milletimin teâl-i irfanına hizmet ettim.
Benliğimi idrak ettiğim günden beri tahakkukuna çalıştığım mübeccel umdelerinizin tatbikine naçiz mevcudiyetimden istifade memul ise, Halk Fırkası namına memleketim Kangırıdan yahut diğer mahalden namzetliğimin ilânına müsaade-i Samileri mâruzdur, ferman…
Bolu Maarif Müdürü Talat.
Daha sonra aday gösterildiğine, arkasından da seçildiğine dair Mustafa Kemalden telgraflar alır. Her iki telgrafa karşılık teşekkür telgrafları gönderir.
Ahmet Talat sırasıyla 4. ve 7. Dönemde Çankırı, 5. ve 6. Dönemde Giresun Milletvekili seçilmiştir. Milletvekilliği sırasında çeşitli komisyonlarda görev almıştır.
d. Basın Hayatı
Ahmet Talatın basın hayatı öğretmenlik yaptığı yıllarda Kastamonuda başladı. O sırada Kastamonu Valisi olan Süleyman Nazifin teşviki ile Tiraje adında bir edebiyat dergisi çıkardı. Dergi 1910-1911de 18 sayı çıktı. Dergide Süleyman Nazif, Cenab Şehabettin, Hamdullah Suphi ve Mithat Cemal gibi tanınmış simaların yazdığını görüyoruz.
Süleyman Nazifin Trabzona tayini dolayısıyla dergi himayesiz kalır. Milliyetçi yayınından rahatsız olan çevrelerin başlattığı çalışmalar üzerine kapanır ve Ahmet Talat görevinden azledilir.
Basın hayatının ikinci dönemi İzmirde başlar. İzmire geldikten kısa bir süre sonra Anadolu gazetesinin yazı işleri müdürü, Duygu gazetesinin de başyazarı olur.
Anadolu İttihat ve Terakkinin gazetesidir. Duygu ise akşamları çıkmaktadır. Her ikisi de milliyetçi çizgide yayın yaparlar. Özellikle Rumluk ve Yunanlılık aleyhine yazdıkları yazılar oldukça önemlidir. Gazetelerin haber alma vasıtaları oldukça güçlüdür. Yunanistanda olup bitenler günü gününe aktarılır.
Midillide on beş bin Yunan asker yığıldığı kısa bir süre sonra İzmir işgal edileceği, İzmirin işgali önceden haber verilmiştir.
İzmirin işgalinden sonra tekrar Kastamonuya dönen Ahmet Talay çıkan Açıksöz gazetesinde yazılar ve başyazılar yazarak Milli Mücadeleyi destekledi.
Boluda bulunduğu yıllarda Dertli gazetesinde şiir ve yazılar yazdı. Çıkarttığı en uzun ömürlü gazete Çankırıda Duygu adlı gazetedir. 1930-1938 yılları arasında yayınlanan gazete 1937den itibaren sadece Duygu adıyla çıkarıldı. Gazetede siyasi yazıların yanında, dil, edebiyat ve folklor ile ilgili yazılar çıkmıştır.
Ahmet Talat bunların dışında; Kastamonuda Köroğlu; Çankırıda Halk Yolu; Boluda Abant; İstanbulda Eşref, Muallim; Ankarada Say; Konyada hüküm; Bursada Yeni Fikir gibi çeşitli gazete ve dergide şiir ve yazı yayınlamıştır.
2. TÜRKÇÜLÜĞÜ
Darülfünundaki hocaları, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Velet Çelebi, Necib Asım ve Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi tanınmış simaların etkisiyle II. Meşrutiyet döneminde ön planda yer alan Türkçülük fikrini benimsemiştir. Milli Mücadele döneminden başlayarak hayatının sonuna kadar bu düşünceyle milletine hizmet etmeye çalışmıştır.
Türkçü düşünceye sahip olmasındaki amilleri, Nasıl Türkçü Oldum başlığı altında, Çankırıda kendi çıkarttığı Duygu adlı gazetedeki seri yazılarıyla açıklamıştır.
Konuya ışık tutması açısından bu yazılardan bir tanesine yer vermek uygun olacaktır:
NASIL TÜRKÇÜ OLDUM
1323 yılında Darülfünun edebiyat şubesi talebesi idim. Edebiyat hocamız Halil Edip Beydi. Kendisinden Türklüğe dair bir şeyler duymadım. Tarih muallimimiz merhum Abdurrahman Şeref Beyin muavin vekili Efdalettin Beydi. İslâm tarihi ve dolayısıyla süslü bir ifadeyle Arabistan tarihi okutuyordu. Arap ve Farisî edebiyatı tarihi muallimimiz Edebiyat-ı Cedîde ediplerinden Haristan ve Gülistan sahibi Ahmet Hikmet Bey merhumdu.
Bir Ramazan günü memleketimi, ailemi ve merhum babamı hatırladım. Babam bir Ramazan günü ölmüştü. Teessürüm tazelendi. Vefatını tasvir eden bir nesirle bir de hece vezniyle şiir yazdım. Kendim çok beğendiğim için Hikmet Beye göstermek arzusuna kapıldım. Ertesi ders sınıftan çıkarken beni çağırdı. Tebrik ve teşvik ifade eden birkaç söz söyledi, yazılarımı geri verdi. Kağıtların her tarafına serpiştirdiği yazıları okuyunca tüylerim ürperdi, benzim attı. Çünkü ben katibâne bir üslûpla yazmıştım, o ise;
- Bu satırları anan anlar mı? Bu sözleri hemşirelerin kavrar mı? Sen Türk gencisin, Türkçe niçin yazmıyorsun? Arabın badiyesi, Acemin deşti kendilerinin olsun. Sen neden ova, yazı demedin? Akan temiz su idi desen olmaz mı? Ab-ı pâk-i revan sanki ifadene necâbet mi veriyor?… gibi birçok sözlerle münasebetsizliğimi başıma kakıyordu. Bereket versin ki şiirimin altına;
- Aferin, var ol! Tanrı yardımcın olsun. İşte nazım, nesir her yazını böyle açık dille, ana diliyle, Türkçe yaz. Sen Türksün, onunla övün. Türk olan Türkçe söyler, Türkçe yazar. Soyu sopu karışık olanlar da çokça Arapça, Farisî karıştırır… sözlerini yazmıştı. Bu sözlerden göğsüm kabardı. Fakat, Türklük damarım da bütün kuvvetiyle atmaya başladı.
Birkaç gün sonra kendisini yolda gördüm. Zeynep Hanım Konağından Beyazıta giden yolun sağ tarafındaki dükkanlardan musiki aletleri satan bir Şamlının dükkanına girdik. Asabiyetle fesini çıkardı su istedi. Sonra bana nereli olduğumu, soyumu sopumu sordu.
Demek Türk oğlu Türksün diyerek gözlerini gözlerime dikti. Benden tasdik cevabı veya işareti bekliyordu. Tereddüt etmeksizin:
- Evet! Diyebildim.
Hiddet ve asabiyetle, sonraları yumuşak bir dille Türkelrin faziletlerini saymaya başladı. Ve artık sorgularıma cevap veriyordu. Bütün müşkillerimi izah ediyordu. İşte şuurlu Türklük, şuurlu Türkçülük bende bu dakikada başladı. Tanrı yarlıgasın ve rahmet etsin.
Temmuz inkılabı oldu. Darülfünuna Ahmed Midhat Efendi Umumi Tarih, Hamdullah Suphi Bey Hikmet-i Bedâyi, Veled Çelebi Farisî Edebiyatı, Necip Asım Bey İlm-i Lisan, Abdurrahman Şeref Bey Osmanlı Tarihi hocalığı ile geldiler. Hamiyetli Midhat Efendi Afrikadaki Tevarıkların Türk olduklarını, Köfe adının Türkçe Kufadan geldiğini, Bağdatın Türkçe Allah, Kahraman, büyük manasına gelen Bu, İslâvcaya da geçen buğ sözüyle dad sözünden ayrılıp Tanrı vergisi gibi bir manaya geldiğini söyler ve her derste bir kelimeyi diline dolayarak o yerin, oradakilerin Türk olduklarını, Türklerin cihangir bir millet olmalarıyla bütün dünyaya yayıldıklarını, bu yüzden her yerde başka başka ad aldıklarını ve dünyada Türk ayağı değmeyen yer, Türk kanı aşılanmayan kavim olmadığını anlatır ve Türklük telkin ederdi.
Abdurrahman Şeref merhumun derslerinde vakaları ballandıra ballandıra anlatırken bozgunluğa sebep olanların Türkün gayrileri olduğunu bir cümle ile söylemesi ve çokça Türklerin faziletlerinden, mertliklerinden bahsetmesi başlıca âdetti. Hele Yeniçeri isyanlarını anlatırken bunların Hıristiyanlardan devşirme olduklarını, başlarındaki kodamanların bunlardan yetiştiklerini anlatması dersin hedefini teşkil ederdi.
Hamdullah Suphi Bey hitabet meraklısı bir gençti. Fakat ders Felsefe-i Bedâyi olduğu halde bahsi İslâm sanat eserlerine intikal ettirivermişti. Mimar Sinanın eserlerinden, Hintteki Türk eserlerinden hayranlıkla bahseder, bizi de hitabetine ve bu eserlere hayran ederdi.
Veled Çelebi sırasını düşürerek Türkçenin Farisîye müteveffik bir lisan olduğunu söylerdi. Bu hususta Ali Şir Nevâiden tercüme ettiği Muhâkemetül- Lûgateyn adlı eserini okumamızı tavsiye ederdi. Hilkaten çelebi yaratılmış olan bu üstadım, benim kendisine bir çok Arapça, Farsça kelimelerin Türkçe karşılığını sorduğumuz, her ders bir liste tutuşturduğumu umarım ki hatırlarlar. Kongre ve Meclis sözlerinin Türkçesi Kenkus, dünya sözünün Acun, mektup ve kitabın Bitik olduğunu kendilerinden öğrenmiştim.
Necip Asım bey iştirakler ile, sıralı olsun olmasın, Türk tarihinden misallerle Türklük aşılıyordu. Bu sıralarda üstadın Türk Tarihini harf kaçırmaksızın defalarca okumuştum.
Kategori: Genel kültür