Abdullah çatlı
12 Temmuz 2007
Abdullah Çatlı
1956 yılında NevÅŸehirÂ’de doÄŸdu. Ülkücü militan.1977′de Ülkü Ocakları Ankara İl BaÅŸkanı, 25 Mayıs 1978′te de Ülkücü Gençlik DerneÄŸi Genel BaÅŸkan Yardımcılığı’na seçildi. Çok sayıda siyasi cinayet, bombalama, kahve taranması ve hapsten adam kaçırma olayının düzenleyicisi olmakla suçlandı. 11 Temmuz 1978′de Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in öldürülmesi olayının faili olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nce hakkında gıyabi tevkif kararı verildi.23 AÄŸustos 1978′de Sakarya ilinde 06 PD 137 plakalı otonun içinde Ülkücü Nevzat Bor ile birlikte yakalandı ve gözaltına alındı. ÜGD Genel BaÅŸkanı Muhsin YazıcıoÄŸluÂ’nun “Ankara’nın her tarafında bomba patlatırız” tehdidi yüzünden serbest bırakıldığı da iddia edildi.
Abdullah Çatlı’nın, 9 Ekim 1978′de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP’linin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baÅŸ sorumlusu olduÄŸuna iliÅŸkin tutuklama kararı olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra 4 Mart 1982′de çıkartılabildi.1979 yılında İstanbul’a yerleÅŸen ve Hasan KurtoÄŸlu sahte kmlÄŸn kullanan Çatlı, burada silah ve uyuÅŸturucu kaçakçıları ile yakın iliÅŸkiler kurdu. Emniyet tarafından hazırlanan bir belgede, 16 Mart katliamında kullanılan TNT kalıplarının Çatlı tarafından satın alındığı ettiÄŸi ifade edliyor.Çatlı, İstanbul’da kaldığı dönemde AÄŸca’nın hapisten kaçma eylemini Oral Çelik ile birlikte organize etti, Milliyet Gazetesi BaÅŸyazarı Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden sonra Abdullah Çatlı’nın, Mehmet Ali AÄŸca ve arkadaÅŸlarına sahte pasaport temin ettiÄŸi, hatta Mehmet Ali AÄŸca, hapisten kaçtıktan sonra Çatlı’nın evinde kaldı.
Çatlı, NevÅŸehir Emniyetinden saÄŸladığı pasaport ile 12 Eylül’ü izleyen aylarda yurt dışına çıktı. Bulgaristan ve Viyana’da bir süre kaldı. 13 Mayıs 1981′de AÄŸca tarafından gerçekleÅŸtirilen Papa Suikastı tertipçilerinden olduÄŸu ileri sürüldü. 22 Åžubat 1982′de İsviçre’de Mehmet Saral adına düzenlenmiÅŸ sahte pasaport ile yakalandı, ancak serbest bırakıldı. 9 Eylül 1982′de İtalyan kökenli kontra lideri Stafane Deele Chiaie ile birlikte Amerika’da yapılan Dünya Anti Komünistler BirliÄŸi toplantısına katıldı iddia edildi. 22 Ekim 1983′de Paris’te MİT ile iliÅŸkiye geçtiÄŸi ve ASALA’ya karşı 5 eylemde kullanıldığı MİT resmi belgelerine yer aldı. 22 Ekim 1984′de Paris’te 450 gr. eroin ile yakalandığında üzerinde Hasan KurtoÄŸlu adına düzenlenmiÅŸ bir pasaport vardı. Çatlı, Fransa’da 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 16 Eylül 1985′de Papa Suikasti davasında tanık olarak konuÅŸtu. Oral Çelik’in suikast ile ilgisi olmadığını, AÄŸca’nın Bulgar ajanı olabileceÄŸini iddia etti. Çatlı, kısa bir süre sonra Fransa tarafından uyuÅŸturucu kaçakçılığından 7 yıl ceza aldığı İsviçre’ye iade edildi. 21 Mart 1990′da Zug cezaevinden kaçtı.
1993′de Türkiye’ye gelen ve taşıdığı Åžahin Ekli adına düzenlenmiÅŸ sahte pasaport ile gözaltına alınan Çatlı, aynı tarihte serbest bırakıldı. YeÅŸilköy havaalanında alınan parmak izleri yıllar sonra Ömer Lütfü Topal’ı öldüren otomatik silahlardan birinin ÅŸarjöründe de bulunacaktı. Çatlı’nın 26 Nisan 1996′da Ömer Lütfü Topal ile aynı uçakta Kıbrıs’a gittiÄŸi ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996′da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı.
Türkiye’de Mehmet Özbay sahte kimliÄŸini kullanan Çatlı’nın İstanbul’da 6 ÅŸirkete ortak olmuÅŸ ve ticaret hayatına da atılmıştı. Tansu Çiller’in baÅŸbakanlığı döneminde PKK’nın finansmanı olarak görülen Kürt kökenli iÅŸadamlarına yönelik operasyonlarda yer aldığı; 15 Mart 1995′de Azarbeycan’da düzenlenen darbenin organizasyonunda yer aldığı; Tarık Ümit’in kaçırılıp öldürülmesi olayını düzenlediÄŸi; iliÅŸki içinde olduÄŸu Özel Harekatçı Polisler ile birlikte Ömer Lütfü Topal cinayetini gerçekleÅŸtirdikleri; Mehmet Ali Yaprak’ı fidye almak için kaçırdığı; devletin çeÅŸitli resmi belgelerinde ifade edilmektedir.
Çatlı, 3 Kasım 1996′da Balıkesir’in Susurluk ilçesi yakınlarında geçirdiÄŸi trafik kazasında öldü.
Üzerinde Mehmet Özbay adına düzenlenmiÅŸ sahte kimlikler, yeÅŸil pasaport, ruhsatsız silah ve ceket cebinde bir miktar kokain bulunuyordu. Yapılan otopside kanında kokain maddesine rastlandı. 5 Kasım 1996′da NevÅŸehir’de yapılan cenaze törenine, BBP Genel BaÅŸkanı Muhsin YazıcıoÄŸlu, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak ve bazı Ülkücü Gruplar ile yaklaşık olarak 4500 kiÅŸilik bir topluluk katıldı. Türk bayrağına sarılı tabutu Necdet Ersan Mezarlığına defnedildi.
Babam Çatlı Kitabı Üzerine Gökçen Çatlı ile söyleÅŸi…
Soru: Kitap çıktıktan sonra ki duygularınızı alabilir miyiz?
Kitabı inanarak yazdım. Yayınevi müdürü Osman Bey, kitabın kapaklanmış halinin bittiğin müjdesini verdiğinde, kendimden hiç ummadığım bir tepki geldi. Bu benim özelim ama göz yaşlarıma hakim olamadım. Uzun ve zorlu sayılabilecek dört yılın maratonu, yani inanarak kaleme aldığım babam Abdullah Çatlı’nın hayatını belirleyen kıstaslar, bilmeyenlerin de bilgisine sunulacaktı. Bu çok şey demekti. Sabır ve sukunet içerisinde bekledeğim zaferin ilk anahtarıydı. Bu nedenle o süreçten bugüne yaşamış olduğum son derece faziletli. Bunları da yoğun olarak yaşadığımdan olsa gerek, kendimim ifade etme zorluğu hissediyorum. Ama özetle kendime yakın gördüğüm büyüklerimin, tarihi bir misyonu başarıyla bitirdiğiimi söylemelerinden onur duyuyorum.
Genç Yaşta Şöhret Olmak Nasıl Bir Duygu?
Şöhret kelimesi benim konumumdaki birine antipatik hatta çok düzeysiz geliyor. Bizler mütevazi insanlarız. Samimiyetle yapılan hiçbir icraatın karşılığı beklenemez, bekleyenlerinde samimiyetinden şüphelenmeli. Vefat etmiş biri tarafından gelecek olan şöhreti kapımdan içeri sokmam. Ama derseniz ki, özellikle kitabın başarısıyla birlikte daha göz önüne çıktınız, bu da sizi tanımamıza sebeb oldu bu daha uygun olur. Kitapla birlikte mücadeleme inananlar adeta kitle hareketi oluşturdu. Şu an ciddi ve özellikle objektif olarak bir anket yapılsa Abdullah Çatlı gönüldaşlarının ne denli çoğaldığı dikkat çekecektir. Bunun altını önemle çizerim.
Keşke yazsaydım veya yazmasaydım dedikleriniz oldu mu?
Kitapla ilgili pişman olduğum bir şey yok. Kaleme aldığım her satırın arkasındayım. Yazamadıklarım değil yazmadıklarım benim seçimim olduğundan bunda gönlüm rahat. Kitabın içeriği sıcak bir rüzgar estirdi. Tabii estirirken kimilerini savrulmakla rahatsız etti, kimilerinin yüreğini ferahlattı. Bakın gerçek tektir. Yorumun ise yüz anlatım şekli vardır. Ben burada demagoji yapıp yorumlarımda sakız gibi sündürme işlemi yapmadım. Bildiğim gerçeklere yer yer hacim katarak, madalyonun ötekini yüzünü değilde, esas yüzünü çevirdiğimden samimiyetimde olası bir pişmanlığa meydan tanımadım. Her şey planladığım gibi üzere seyir aldı.
Kitapla Birlikte Harekete Geçen Taşlar Oldu mu?
Oldu. Dediğim gibi sivil harekette ciddi dalgalanma mevcut. Öteki taraf adına ketum davranmak isabetli karar ama şu bir gerçek ki, Abdullah Çatlı olgusunun tüm çıplaklığıyla açıklanmasındna rahatsız olanlar, 24 yasşındaki bir kızın ciddiyetle gerçeklere ışık tuttacağını ve bunun bu denli benimseneceğini tahmin edememiş olmalarından sanırım onları hayalkırıklığına uğrattım. Neticede rahatsız olanın da olmayanın da birleştiği bir nokta var: Abdullah Çatlı’ya saygı duyuyorlar. Zaten babamın benimsemiş olduğu yaşam biçimi bunu otomatikman beraberinde getiriyor.
Olumlu ve olumsuz aldığınız eleştiriler hangi yöndeydi?
Bir kere burada çok net bir tablo çıktı ortaya: kitap bekleniyordu. Bundan ibaret, açıkcası olumlu destek ve eleştiriden ziyade köstek grubunun atağının olacağını düşünüyordum. Ama öyle olmadı. Dört yıldır babamı Susurluk çetesine dizisine dahil eden bazı medya kuruluşları bile bana sonsuz cevap ve ifade etme olanağı tanıdılar. Hatta kitabın içeriğinden etkilendiklerini söyleyen gazeteciler bile oldu. Bu da ülkemizin haber isthbaratını sağlayan medyaya karşı azalmış güvenimi bir nebze azalttı. En fazla altı okurdan olumsuz eleştiri aldım. Bunları da doğal karşıladım. Neydi bunlar: yazım yanlışlıkları, bazı konularıbıçak sırtı gibi kesip atmam, objektifliğimden şüpheye düşenler. Yazım yanlışlıklarının olma sebebi kitabın matbaaya en hızlı şekilde verilmek zorunda olmasından kaynaklandı. Anlıyacağınız bizim de o dönemde tereddütlerimiz vardı. Kitap öyle ya da böyle derhal piyasaya sürülmeliydi. Dolayısıyla son okumayı yapamadım. Ama yazım yanlışlıklarını son baskılarda düzelttik. Taraf tuttuğumu söyleyenlere yanıt olarak şunu verebilirim: benim kadar en aza indirgenmiş şekilde taraf tutmuş kim var? Tabii burada diğer yazarlardan farklı olan konumumu unutmamak ve şunun da altını çizmek gerekir. Benim kitabımı kimse yönlendirmediği ve bilgiler direk benden çıktığı için yazdıklarım ondan bundan alma potpori bilgiler değil. Dolayısıyla benim gerçeğimi yazarken taraf tutmam hayal ürünü bir hayatı yazmam anlamına gelirdi. Bu da her satırda kendini belli ederdi.
Bir diğer olumsuz eleştiri ya da aeksik olarak bulunan, konuları bıçak sırtı gibi kesip atmam aslında kitabın ilerleyen safhalarının satır aralarında inceden inceye eksik kalanlara dokunma yöntemini izledim. Şayet daha dikkatli okuncak olunursa çizdiğim tablonun rötuşlarını göreceklerdir.
Olumlu eleÅŸtirileri kısaca özetleyecek olursak olursam: bu çalışmayı bekleyenler yüreklerine su serpildiÄŸini, gizlenen önemli olaylara vafik olduklarını, Çatlı’ya hayranlıklarının arttığını, yeni doÄŸan bebeklere babamın adını verdiklerini, kitabı çok akıcı bulduklarını ve ciddi bir yazı örgümün olduÄŸunu… ve bunlar gibi daha neler neler. İnandığım deÄŸerlere sıkı sıkıya asılmama yeni vesile olan bu düşüncelerin sahiplerine ne desem az gelecek. Aslında burada eklencek bir ÅŸey daha var. Kapalı kapılar ardında, bu kitabı benim yazmadığım söylenmiÅŸ! Lütfen ciddi olsunlar. En azından medyaya canlı olarak verdiÄŸim roportajlardan hareket ederek bu söylemlerindeki haksızlığı düzeltsinler. Olur mu böyle ÅŸey.
Kitabın best seller olmasını bekliyormuydunuz?
Benim için daha önemlisi her türlü kitleye yayılması ve elatı kitabı edilmesiydi. Okurlar bana bu açıdan sahip çıktılar. Bunun değeri benim için hiç bir şeyle ölçülmez. Bütün bu kargaşa arasında bu manaviyatı bana yaşatanlara ve mucadeleye ortak olanlara boynumun borcunu nasıl öderim hiç bilmem. İnşaallah Allah (c.c.) nasip eder ve atılımlarım devam ederse, belki bir nebze de olsa bu desteğin karşılığını verebilirim.
Gelecekle ilgili projelerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Şu an 24 yaşındayım ve son sınıf öğrencisi olarak bir devlet ünv. Yabancı dil üzrine eğitim alıyorum. Eğer bir aksilik çıkmaz ise gelecek yıla uluslararası ya da siyasal okumak istiyorum. Üçüncü bir yabancı dili kafaya takmış bulunuyorum. Boş durmayı sevmediğimden hep arayış içerisindeyimdir. Aslında bu beni yoruyor. Bunun haricinde iş açacak kadar özel bir konu üzerine deneyimim yok.
Kitabın devamı bekleniyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Gerçekler ne yazmakla ne de söylenmekle tükenir. Şayet söyliyeceklerim bitmediyse, bu vaziyet bir netice gösteriyor. Ancak bunu şimdilik askıya almış durumdayım.
Sizin Ekleyecekleriniz var mı?
Gökçen Çatlı:Su an ülkemiz ağır bakımda. Yorum, avuntu, teselli, sorun sunmalardan ziyade neticeye ihtiyacımız var. Ülkemiz şifa bekleyen hasta miasli ağır bakımda. Sözüm Ankara’ya; bize aspirin tedavisi vermekten vazgeçsinler. Başımız ağrımıyor, ağır bakımdayız.
Kategori: Genel kültür