Dünya Ticaret Örgütü (dtö)

12 Temmuz 2007



DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ (DTÖ)

1 Ocak 1995 tarihinde faaliyete geçen DTÖ,Uruguay Görüşmeleri’nde oluşturuldu ve dünya ticaretini serbestleştirme çabalarına sürdürmek üzere GATT anlaşmasını değiştirip geliştirerek kendi bünyesine aldı. Başka bir değişle, aşağıda belirteceğimiz gibi, DT֒nün yasala dayanağı geliştirilmiş biçimiyle yeni GATT sözleşmesidir.

GATT, geçici bir anlaşma olarak ortaya çıkmıştı; ana ilke olarak da sanayi malları üzerindeki dünya ticaretini serbestleştirmeye yönelik çalışmalar yapmıştır. Oysa DTÖ, yasal zemine oturtulan, yaptırım gücü arttırılmış, sanayi mallarıyla tarım, tekstil ve hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi yanında fikri mülkiyet haklarını da bünyesine alan bir kuruluş niteliğindedir.

Uruguay toplantılarında GATT sözleşmesinde değişiklik yapılmış ve yeni ortaya çıkan anlaşma metnine GATT99 adı verilmiştir. Bu yeni anlaşma metni ilk sözleşme olan GATT47’den çok daha geniş kapsamlıdır. Anlaşmada yapılan bu değişikliklerden sonra GATT94 yukarıda değinildiği gibi DT֒ ye bağlandı. Böylece dünya ticaretini serbestleştirme amacıyla GATT’ ın yerine kurulan DTÖ, Bretton woods ‘un 2 temel kuruluşları olan Dünya Bankası ile İMF’ nin yanında 3. bir örgüt biçiminde ortaya çıktı ve bir anlamda üçlü sayacağı tamamlanmış oldu.

DT֒ nün üye sayısı halen 130 dolaylarındadır. Bütün batılı sanayileşmiş ülkeler DTÖ üyesidirler. Doğu bloğunun yıkılmasından sonra Polonya, Macaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti ve Solvakya gibi ülkelerde GATT’a üye olmuşlardı. Bugünde DTÖ üyesidirler. Sovyetler birliğinin yıkılmasından sonra bağımsızlığına kavuşan ülkelerin hemen hemen tamamı ile Çin de başvuru da bulunmuştur. 2001 yılında başvurusu kabul edilmiştir.

DT֒ nün geniş anlamda dünya ticaretine serbestleştirme amacına ulaşılabilmesi için üye ülkelerin ortak çıkar ve karşılıklı olma ilkeleri doğrultusunda hareket ederek, dış ticarette “her türlü engelin” ve “farklı işlemlerin” kaldırmaları öngörülür. Ticareti daraltan her türlü engelin kaldırılmasından, ithalat ve ihracata uygulanan tüm vergi dışı engeli önce tarifeye dönüştürmek sonra da bu tarifeleri kaldırmak anlaşılır.

Yukarıda genel olarak değindiğimiz DT֒nün faaliyetlerini daha somut biçimde şöylece sıralayabiliriz:

Örgütün kapsamına giren (GATT’tan devralınan)anlaşmaların uygulanması, yönetimin ve işleyişinin sağlanması.

Yapılacak çok yanlı ticaret yeni görüşmeleri için bir forum oluşturma, ticareti serbestleştirme çabalarına yeni alanlar katma: örgütün sanayi ürünlerinin yanında tarım, tekstil ve hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi, ticarete ilişkin sınai ve mülkiyet haklarının korunması gibi alanlarda çalışmalar yapması öngörülür.

Üyeler arasında çıkan anlaşmazlıkları çabuk ev etkili biçimde çözmek üzere bir arabuluculuk mekanizması kurma: anlaşmazlıkların GATT47 kapsamında da yer almakla birlikte, oldukça etkisiz kalmaktaydı. DT֒de çözüm konusunda etkili karar alınmasını sağlamak için örneğin bir “anlaşmazlıkların çözümü organı” kurulmuştur.

Üyelerin dış ticaret politikalarını gözden geçirme ve değerlendirme: söz konusu örgüt, üyelerin dış ticaret politikalarının denetlendiği(monitoring) bir forum rolü oynar. Bu amaçla anlaşmada “Ticaret politikalarını gözden geçirme mekanizması”(Trade policy review mechanism-TPRM) ve bu mekanizma çerçevesinde çalışacak olan “Ticaret politikalarını gözden geçirme organı”na yer verilmiştir. Sözü geçen organ üye ülkelerin dış ticaret politikalarını, iki veya dört yıl gibi belli aralıklarla incelemeye tabi tutar.

Sürekli bir kurumsal yapı olarak IMF, Dünya Bankası ve bunlara bağlı kuruluşlarla yakın işbirliği yapma: Örgütün böylece global ekonomik politikaların oluşturulmasında daha etkin bir rol oynaması amaçlanmıştır.

Uluslar arası ticaret sisteminin faydalarından yararlanmaları için gelişmekte olan ülkelere ve dönüşüm ekonomilere yardımcı olma.

Uluslar arası ticarette ayrımcılığın kaldırılması için GATT’an devralınan iki önemli kural vardır:En çok kayrılan ülke kuralı.

En çok kayrılan ülke kuralına göre, bir üye ülkenin diğerinin mallarının ithalatıyla ilgili olarak ona verilen bir ödün(tarife indirimi gibi) veya sağlanan bir kolaylık, ayırım yapmadan diğer bütün ülkelere de aynen geçerli kılınmalıdır.Serbest ticaret bölgeleri ve gümrük birlikleri bu kuralın dışındadır.

İkincisi ise, ulusal işlem kuralıdır ve yurt içinde uygulanan vergi ve öteki müdahalelerde yerli mallarla yabancı mallar arasındabir fark gözetilmeden hepsine aynı işlem yapılmasını ifade eder.

Sonuç olarak, ticaretteki bütün bu engellerin ve ayrımcılığın kaldırılması ile uluslararası ticarette serbestleşme sağlanacak ve bütün ülkelerin yararına olarak uluslar arası ticaret hacmi genişlemiş olacaktır.

DT֒nün dayandığı yönetim yapısı şöyledir:Üye ülkelerin ilgili bakanlarından oluşan bir Bakanlar Konferansı(Ministerial Conference) vardır, en az 2 yılda bir toplanır.Ayrıca daha sık toplanan ve tüm üye ülke temsilcilerinden oluşan bir Genel Konsey’e (General Council) sahiptir.Nihayet örgütü temsil eden ve ilgili Bakanların atadığı bir Genel Direktör’ü bulunur, merkezi Cenevre’dedir.

Böylece, bugün dünya ticaretini evrensel boyutlarda serbestleştirmekle görevli olan DTÖ, genel düzeyde tanıtıldıktan sonra şimdi, bu örgütün kurulmasına varan gelişmeleri gözden geçirelim.

GATT’tan DT֒ye Varan Gelişmeler

Dünya ticaretini serbestleştirme çabalarını ilk önce sanayileşmiş ülkeler başlatmış, giderek az gelişmiş ülkeler de bu akımın içine çekilmişlerdir.Bu gelişmeler, temelde 1930’larda dünya ekonomisinde görülen yoğun koruyuculuk ve iktisadi milliyetçilik hareketlerine bir tepki olarak düşünülebilir.

Gerçekten de Büyük Depresyon’u izleyen yıllarda dünya ticaretinde uluslar arası işbirliğinden tümüyle uzak bir dönem yaşanmıştı. Ülkeler, içinde bulundukları dış ödemeler açığı ve işsizlik sorunlarını çözümlemek için bireysel hareket etmekte, bu da rekabetçi devalüasyonlara ve karşılıklı tarife yükseltmelerine yol açmaktaydı.Böylece dış ticaret, ikili anlaşmalar kanalıyla yürütülmekte ve uluslar arası ticaret de en düşük düzeylere inmiş bulunmaktaydı.

İki dünya savaşı arasındaki bu dönemde ülkelerin gümrük tarifelerini aşırı ölçüde yükseltmelerinin yanı sıra, tarife uygulamalarında da önemli farklılıklar görünüyordu.Bazı ülkeler gümrük tarifelerini “ayırım gözetici” (discriminative) şekilde uyguluyorlardı; yani belli bir mala uygulanan tarife oranları ithal edilen ülkeye göre değişik oluyordu.Bu ise dünya kaynak dağılımında etkinliğin bozulması ve uluslar arası ticarette haksız rekabet koşullarının ortaya çıkmasına yol açıyordu.

İki savaş arasındaki dönem boyunca uluslar arası ticarette görülen bu kısıtlayıcı uygulamalardan özellikle Batılı sanayileşmiş ülkeler şikayetçiydiler. Çünkü sanayi üretiminin hızla geliştiği bu ülkelerde, ekonomik hayatın canlılığı, büyük ölçüde geniş dış piyasaların varlığına bağlı bulunuyordu. O nedenle, Batılı ülkeler daha İkinci Dünya Savaşı sona ermeden veya savaşın hemen sonrasında çok yanlı bir uluslararası ticaret ve ödeme sistemi gerçekleştirmek için harekete geçtiler.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki uluslar arası ekonomik ve mali sistemin temeli 1944’te toplanan Bretton Woods Konferansları’nda atılmıştır. Konferansların sonucunda kurulmasına karar verilen iki örgütten birisi olan Dünya Bankası, Avrupa ekonomilerinin onarımına katkıda bulunmak (daha sonraları az gelişmiş ülkelere kalkınma yardımı sağlamak), ikincisi olan Uluslararası Para Fonu da uluslararası parasal ve mali sistemin düzenli biçimde sağlamakla görevliydi.

Uruguay Görüşmeleri ve DTÖ Sonrası

GATT toplantıları içinde gerek konu, gerek katılan ülke sayısı açısından en geniş kapsamlı Uruguay Görüşmeleri’dir (Uruguay Round). Görüşmeler 1986 Eylül’ünde Uruguay’ın başkenti Punta del Este’de başlamış ve 15 Nisan 1994’de Fas’ın Marakeş kentinde 125 ülkenin nihai anlaşmayı imzalaması ile sonuçlanmıştır. Başlangıçta görüşmelerin 4 yıl sürmesi planlanmıştı. Ancak, tarımsal sübvansiyonların kaldırılması konusunda ABD ile AB (özellikle Fransa) arasında çıkan görüş ayrılıkları nedeniyle görüşmeler 4 yıl daha uzadı.

Tarımsal sübvansiyonlardan başka bu görüşmelerde hizmet ticaretinin serbestleştirilmesi konusu ilk kez tartışılmıştır. Ayrıca tarife ve tarife dışı engellerin kaldırılarak yeni korumacılığın yayılışının önlenmesi, fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması ve resmi ihalelerde yerli firmalar lehine konulan ayrıcalıkların giderilmesi, diğer önemli konular arasında yer alır.

Uruguay Görüşmeleri’nin bir diğer sonucu da DT֒nün kurulmasıdır. Görüşmelerde GATT 47 sözleşmesinde değişiklikler yapılmış ve bu şekilde oluşan GATT 94 DT֒nün kapsamına alınmıştır. Başka bir deyişle adı geçen kuruluş bir anlamda GATT’ın geliştirilmiş ve örgütsel yapıya kavuşturulmuş bir şeklidir. Uruguay Toplantıları’nda birçok yeni konuda anlaşmaya varıldığı ve bunlar da DT֒nün görev alanına alındığından, söz konusu anlaşmalar, içinde bulunduğumuz DTÖ sonrası dönemin de özelliklerini oluşturacaktır. O nedenle bu konulara biraz daha yakından bakmakta yarar vardır.

Görüşmelerde elde edilen sonuçları aşağıdaki biçimde özetleyebiliriz:

a.Sanayi Malları Üzerindeki Gümrük Tarifeleri: Gelişmiş ülkeler sanayi malları üzerindeki tarifeleri ortalama %34 dolayında indireceklerdir. Bu indirimler 1995 yılı başından başlayacak ve ilke olarak 4 yıl içinde ve 5 eşit taksitte yapılacaktır. Böylece gelişmiş ülkelerde sanayi ürünleri üzerindeki ağırlıklı tarife oranı Uruguay öncesi %4.7’den Uruguay sonrasında %3’e düşürülmüş olacaktır.

b.Gönüllü İhracat Kısıtlamaları: Genellikle “gri alan önlemleri” (gray area measures) de denen gönüllü ihracat kısıtlamaları veya iç piyasa düzenlemesi anlaşmaları gibi önlemler 4 yıllık bir süre içerisinde kaldırılacaktır.

c.Az Gelişmiş Ülkeler: Uruguay Görüşmeleri’nin bir özelliği de az gelişmiş ülkelere bağlayıcı tarife indirimleri öngörmüş olmasıdır. Böylece, az gelişmiş ülkeler de tarifelerini arttıramayacak ve mevcut tarifelerini zaman içinde azaltacaklardır.

d.Tarım: Uruguay Görüşmeleri’nde üzerinde uzlaşmaya varılan en önemli konulardan birisi de tarımın DT֒nün kapsamına alınması olmuştur.Tarımsal ürünler konusu, bu görüşmeler sırasında özellikle ABD ile AB arasındaki en önemlisigörüş ayrılığını oluşturmuştur.Sonunda, varılan anlaşmaya göre tarımla ilgili taahhütler 3 grupta toplanmıştır. Bunlar, pazara giriş, iç destekler ve ihracattaki sübvansiyonlardır.

e.Tekstil ve Giyim Sektörü: Tekstil ve giyim üzerindeki, Çok Elyaflılar Anlaşması’na dayanılarak konulan ihracat kotaları 10 yıllık bir sürede daha az kısıtlayıcı olan tarifelere dönüştürülecek ve bu süre içerisinde tarifeler de %25 oranında indirilecektir.

f.Hizmetler Ticareti: Dünya ticaretinin 1/5’ine yakın bölümü hizmet işlemlerinden oluşuyor. Hizmetler ticaretinin serbestleştirilmesi konusu ilk kez Uruguay Toplantıları’nda ele alınmıştır. Toplantıda hizmetler alanında liberalleşmeyi gerçekleştirmek üzere Hizmetler Ticareti Genel Anlaşması(GATS) kabul edilmiş ve hizmetler ticareti serbestleştirmeye yönelik çalışmaların Uruguay’dan sonra sürdürülmesi benimsenmiştir.

g.Sınai ve Fikri Mülkiyet Hakları: Sınai ve fikri mülkiyet haklarının kapsamı çok geniş olup örneğin, patentler, telif hakları, ses bandı yapımcılarının hakları, ticaret markaları, sınai tasarımlar, coğrafi alametler, ticaret sırları vs. bu kapsamda ele alınmaktadır.

h.Miktar Kısıtlamaları: Kural dışı olarak belirli durumlarda uygulanabilecek miktar kısıtlamalarının sanayileşmiş ülkelerde 2 yıl, gelişmekte olan ülkelerde 5 yıl içinde kaldırılması öngörülmüştür.

i.Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması: Önceki anlaşmalardan farklı olarak bu anlaşmada ilk kez Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizmasına ve bu çerçevede çalışacak bir organa (Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Organı) yer verilmiştir. j.Ticaretle İlişkili Yatırım Önlemleri: Anlaşma ile, imalat sanayindeki yabancı sermaye işletmelerinin (örneğin otomotiv alanında) uymak zorunda oldukları yerel malzeme kullanma veya ihracat yapma gibi zorunlulukları da aşamalı biçimde kaldırılmaktadır.

Uruguay anlaşmalarında yukarıda değindiğimizden ayrı olarak, ithalattan zarar gören yerli üreticiyi korumak üzere uygulanacak geçici ithalat kısıtlamaları daha sıkı bir disiplin altına alınmış, anti-damping ve telafi edici vergi anlaşmazlıklarını daha keskin ve hızlı biçimde çözümleyecek hükümlere yer verilmiştir.

Uruguay Görüşmeleri sonucunda tarifelerin ve tarife dışı engellerin önemli ölçüde azaltılması, dünya ticareti üzerinde çok yanlı disiplinin güçlendirilmesi ve iş çevrelerinde artan bir güven yaratılması ile uluslar arası ekonomik ve ticari ilişkilerde hızlı bir gelişme sağlanması amaçlanmıştır.

Yapılan uygulamalı çalışmalar, Uruguay kararlarını uygulamanın dünya ticaret hacmini yılda 270 milyar dolar artıracağını göstermiştir. Bunun emek, sermaye ve doğal kaynak etkinliğini yükselterek tüm ülkeleri yararlandırması bekleniyor.

Dünya ticaretinde sözü geçen serbestleşmeden gelişmiş ülkeler kadar az gelişmiş ülkelerin de yararlanacakları belirtilebilir. Bununla birlikte özellikle, gelişmenin başlangıç düzeyindeki bazı az gelişmiş ülkelerin dünya ticaretindeki serbestleşmeden olumsuz yönde etkilenmeleri de göz ardı edilmemelidir.

ÇİN HALK CUMHURİYETİ’NİN DT֒NE KATILMANIN TEKSTİL VE KONFEKSİYON İHRACATIMIZA MUHTEMEL ETKİLERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME

Malumları olduğu üzere, Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) 11 Aralık 2001 tarihi itibariyle DTÖ’ne üye olmuştur. ÇHC’nin DTÖ üyesi olmasıyla birlikte, dünya ticaretinde ürkütücü bir ihracat potansiyeline sahip olan Çin’e karşı, tek taraflı kısıtlamalar ve yasaklar gibi ayırımcı önlemler alınamayacak ve ÇHC’nin ihracatında önemli artışlar gerçekleşebilecektir.

İhracatın artacağı tahmin edilen sektörlerin başında da tekstil ve konfeksiyon sektörü gelmektedir. Çin’in DT֒ye üye olması, DT֒nün “Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşması”na tabi olması, bunun sonucunda da Anlaşma uyarınca 2005 yılında kotaların kaldırılmasından ve DTÖ üyelerine uygulanan tarifelerden yararlanması, dünya tekstil ve konfeksiyon pazarlarında daha çetin bir rekabet yaşanacağı anlamına gelmektedir.

Öte yandan, Çin’in DTÖ’ye Katılım Protokolü uyarınca, 2008 yılı sonuna kadar olan dönemde, Çin’den tekstil ve konfeksiyon ithalatındaki artışın pazar bozucu bir etkisi olması durumunda, korunma önlemlerine başvurulabilecektir. Bu, Çin’e kota uygulamakta olan tüm ülkeler tarafından başvurulabilecek bir önlemdir. Bu korunma önlemi 2008 yılı sonuna kadar Çin’i A.B.D. ve AB pazarlarında bir ölçüde kontrol altına alabilecek bir mekanizma olarak görülmektedir.

Çin, tekstil ve hazır giyim konusunda dünyanın en büyük ihracatçısı konumundadır. Hazır giyimin emek yoğun bir üretimi gerektirmesi ve Çin’in bol ve düşük maliyetli iş gücü açısından sahip olduğu avantaj, bu sektörde büyüme potansiyelinin yüksek olmasını sağlamaktadır. Çin kaynaklı konfeksiyon ürünlerinin büyük çoğunluğu düşük ve orta kaliteli ürünler olmasına rağmen Çin hazır giyim sanayii, özellikle Hong Kong’daki üreticilerin girişim ve faaliyetleri ile yüksek katma değerli ve kaliteli üretime doğru yönelmektedir. Diğer taraftan elyaf, iplik ve kumaş gibi sermaye yoğun nitelikteki tekstil ürünlerinde de Çin, eski ve fazla kapasitenin elden çıkarılması ve üretimin modernleştirilmesi suretiyle tekstil sanayiini yeniden yapılandırma sürecine girmiştir.

Yapılan araştırmalar sektörün son yıllarda kaliteye ve yüksek değerli üretime yöneldiğini göstermektedir. Bazı kaynaklarda bu değişimde, çeşitli ülkeler tarafından Çin’e uygulanan miktar kısıtlamalarının payı olduğu ifade edilmektedir. Söz konusu değişimin bir diğer sebebi de, dünyanın yüksek değerli hazır giyim tedarikçisi konumundaki Hong Kong’un bu ülkedeki konfeksiyon üretimini yönlendirmeye başlamasıdır.

Saat başına işçilik ücreti 1996’daki 0,58 $ seviyesinden, 1998 yılında, 0,62 $’a çıkmasına rağmen Çin, bugün de dünyadaki en düşük işçilik maliyetinin söz konusu olduğu ülkelerden biridir. Fakat özellikle sektördeki firmaların çoğunun devlet mülkiyetinde olmasının bir sonucu olarak işgücü verimliliğinin düşük olması maliyet avantajını kısıtlamaktadır.

2.1 Çin Kapitalizminin Acelesi Var …

Çin, 21. yüzyıla ağır ekonomik, iç ve dış sorunlarla birlikte girdi. Hızlı ekonomik büyüme, dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelme, dış ticaret fazlasının 50 milyar dolara ulaşması; ilk bakışta yanılsamaya yol açabiliyor. Özellikle, son 20 yıldaki devasa kapitalist gelişmenin, işçi sınıfının kanı ve canı üzerinden, yoğun sömürü sonucu sağlandığı ve işçilerin ürettikleri zenginlikten yararlanamadığı gerçeğini gizleyebiliyor.

Yanılsamaya bir diğer etken de, Çin’in, tekelci basınımızda -yer aldığı kadarıyla- sömürgeciliğin dolgu maddesi olarak ele alınmasıdır. Çoğunlukla, Çin’e yabancı sermaye girişi ve özelleştirme uygulamaları övülmekte, “komünistlerin bile akıllandığı” söylenmektedir.

Tersten okuyanlar

Prof. S. Neftçi gibi Friedmancı iktisat hocaları, “Çin’in tekstilde ucuz işgücü avantajını kullanarak dünya piyasasını ele geçirdiğini ve bir iki yıl içinde Türkiye piyasasını zorlayacağını, önlem alınması gerektiğini” yazıyor.

Aydınlık çevresi ise, katıksız sömürgeci bir içeriğe sahip ve Çin sahillerinin 14 noktasında kurulmuş olan “serbest ekonomik bölgeler”i; “yabancı sermayenin kontrol altına alındığı, piyasa sosyalizminin bir biçimi” olarak övmektedir. (bkz. Teori, s. 141)

Serdar Turgut gibi, geçimini her vesileyle sosyalizme ve onun önderlerine küfür etmek üzerinden kazananlar ise, Çin gibi sahte hedefler üzerinden aklınca sosyalizme vurmaktadır. “Çin’deki mide kanseri yoğunluğunun çevre kirliğinden ileri geldiğini, halkı kurtarmak üzere gelen komünist yöneticilerin halkını yavaş yavaş öldürdüğü” cevherini (!) yumurtluyor. Çünkü o böylece; dünya halklarının baş belası ABD’nin, en gelişmiş kapitalist ülke olarak çevreyi en çok kirlettiğini, atmosfere en çok sera gazları yollayan ülke olduğunu ve bu yüzden Kyoto Çevre Koruma Anlaşması’nı imzalamaktan bile kaçındığını gizlemektedir.

Hakkını yemeyelim!

Dünyanın tüm kapitalist ülkelerinde, gıdasızlıktan, ilaçsızlıktan, soğuktan, çevredeki zehirli atıklardan ölenler olduğu gibi, Çin de bundan bağışık değildir. Hiçbir zaman “köylü sosyalizmi”nden öteye geçmemiş ve devlet eliyle kapitalizmi besleyerek, bugün büyük tekelci-kapitalist bir güce dönüşen Çin’deki bu ölümler, kapitalizmin doğal sonucudur. Ama hakkını yemeyelim; henüz Çin’in sicilinde, emperyalist kervana geriden katılması nedeniyle, ABD’nin Hiroşima, Vietnam, Irak, Afganistan’da vb. yaptığı türden, bir insan kasaplığı ve çevre katliamı bulunmuyor.

Sermaye basınındaki Çin aldatmacalarının son örneğini, geçtiğimiz Pazar günü HaberTürk TV’de gördük. ODTܒdeki panelde, Kemal Derviş’e “Masal anlatıyorsun!” diyerek karşı çıkan öğrencilerin tutumu; “abileri, ablaları” tarafından sorgulanıyordu. ODTܒlüler, kendilerine yöneltilen, “Sosyalist Çin’e bir yılda 45 milyar dolar yabancı sermaye girdiği, oysa Türkiye Cumhuriyeti’ne tarihi boyunca girenin 8 milyar dolar olduğu ve neden yabancı sermayeye karşı oldukları?” sorusuna, kestirmeden “Hitler’in partisinin adının da nasyonal sosyalist olduğu” yanıtını vermekte haklıydılar. Ama bu yeterli görülmemelidir.

Deng’in açık kapı politikası

Sermaye basınındaki sömürgeci misyonerlerin ve Perinçek gibilerin örnek aldıkları, Çin kapitalizminin şatafatının ardındaki gerçek; sınıf ilişki ve çelişkileri bağlamında, emek cephesi açısından bakılarak görülebilir.

Çin, 1978’de Deng Siao Ping’in “açık kapı” politikası uyarınca yabancı sermayeye açıldı. Artık , Deng’in dediği gibi; “Kedinin siyah ya da beyaz olması değil, fare tutması önemli” idi. Bu dönemin başından günümüze, Çin’e giren yabancı sermaye miktarı arttıkça (toplamı, 220 milyar doları aşmıştır) kapitalizmin gelişmesi de hız kazandı. Ülkenin emekçilerin geleceği ipotek altına alındı, Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesinden sonra ise, Çin’in, dünya mali sermayesinin oynak hareketlerinden daha çok etkileneceği tartışılmaz bir gerçektir.

Son yirmi yıllık süreçte, 300 bin devlet mülkiyetli işletmenin yanı sıra, özel sektör kapitalistleri de oldukça palazlandı ve sermaye biriktirip, tekelci holdingler haline geldiler. Geçen yılın Kasım ayında, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne asil üye olan Çin’e; DTÖ ve dünya emperyalist tekelleri tarafından, “DTÖ kuralları altındaki bir ticari rekabetin üstesinden gelebilmek için, devlet işletmelerini onarma, özelleştirme ve verimsiz olanları kapatma” önerilmekte, dahası dayatılmaktadır. Bu şekilde yabancı sermaye, ucuz işgücü cennetinde kendini yeniden üretecek, emperyalist ülkelerdeki ekonomik durgunluğu kısmen giderecek, yeni azami kârlar elde edecektir.

2.2 DTÖ Üyeliğinin Sonuçları

Çinli yöneticileri halihazırda meşgul eden önemli bir sorun da, artan işsizlik. Özellikle kırsal kesimin beşte birinin işsiz olması ve Çin’deki işşizliğin ilk kez, devrimden önceki (1949 öncesi) düzeye ulaşması; şehirlere doğru akmakta olan göçmen işçi trafiğini, DT֒ye giriş sonrası süreçte daha da yoğunlaştıracaktır.

Polisin, şehirlerde yerleşmek için iş zorunluluğu ve vize istemesi gibi önlemler de sorunu çözememektedir. Bu durum, kırsal alandan gelen göçmenlere göre, ücretleri görece yüksek ve bazı haklara sahip olan şehir emekçilerinde, kırdan gelenlere yönelik düşmanlığın oluşmasına, iş kapma rekabetinin işçi saflarını dağıtmasına yol açıyor. Çin devriminin itici ve kitlesel gücünü oluşturan yoksul köylülük, bugün neredeyse köleci dönemin en alt kastına, parya düzeyine düşürülmüştür.

2000 yılı içerisinde sadece Pekin bölgesinden 150 bin göçebe işçinin, 10 bin polis gücüyle geldikleri kırlara sürülmesi, durumun vahametini gösteriyor. DTÖ üyeliğiyle birlikte, Çin iç piyasasının dış rekabete açılmasının; birçok işletmeyi kapatması ve işsizliği, yüzmilyonlar ile telaffuz edilen rakamlara tırmandırması bekleniyor. Çin’in 700 milyonu aşkın yetişkin işgücünün (ki bunların yüzde 50’si tarımda, yüzde 24’ü sanayide, yüzde 26’sı ise hizmet kesiminde bulunuyor) birkaç yüz milyonunun işsiz kalması, ciddi çalkantıların başgöstermesi anlamına gelecektir.

Yeni bir devrime ihtiyaç var

ABD Başkanı Bush’un son Pekin ziyareti sonrasında yapılan ortak basın toplantısını, Jiang Zemin, eski bir Çin atasözüyle kapatmıştı: “Acele, ama düşük hızla”. Aslında Çin’in her konuda, emperyalist rekabette geri kalmamada, silahlanmada, uzaya çıkmakta, kısaca süper güç olmakta acelesi var.

Buraya kadar aktardıklarımızdan da anlaşılmalıdır ki, Çin hiç de “düşük hızla” gitmiyor. Zaten dümenini çoktan, ilerici olarak nitelediği “kapitalist üretici güçlere” teslim etmiş. Zemin ve partisinin iradesi, istese de dünya kapitalizminin yasalarını ne ölçüde engelleyebilir ki?

Bunu engelleyecek, sömürü ağının dışına çıkarak, kendisini ve diğer emekçileri kurtaracak olan işçilerin mücadelesi ve onların iktidarı olabilir. Burjuva reformlar, kapitalizmin geneldeki ve Çin’deki hızını artıracaktır. Çin işçisinin ise, reforma değil, yenibirdevrimeihtiyacıvar.

2.3 ÇİN’İN DIŞ TİCARET VE YATIRIM REJİMİNİN LİBERALLEŞTİRİLMESİNİNBİRBİRİNİN KARŞITI İKİ GÖRÜŞ TARAFINDAN YORUMLANMASI

 1989’dan beri Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan sosyal ve ekonomik değişimin daha da dramatiği Çin’de yaşanmaktadır. 20 yıl içinde, bu bir zamanların “uyuyan devi”, merkezi planlamalı, otarşık sosyalist ekonomiden, hızla büyüyen, serbest, açık piyasa odaklı ekonomiye geçmiştir. Söz konusu değişimin bu kadar dikkat çekici olmasının nedeni, Çin Komünist Partisi tarafından başlatılmış, yönlendirilmiş ve desteklenmiş olmasındandır.

Uyanmaya başlayan Çin’in, Asya ve dünyadaki stratejik konumu nedeniyle, 1978’de başlayan evrimi, global ekonomi için büyük etkiler yaratmaktadır. Çin ekonomisinin, dünya kaynaklarının dağılımı üzerindeki etkisi çok büyük olacağından, bundan, batılı kapitalist ülkelerin refah düzeyi de etkilenecektir.Bu Batılı ülkelerin ve özellikle ABD’nin, Çin’in DT֒ne (WTA) üyeliğini destekleyerek, dünya ticaret sistemine katma isteğinin nedenini açıklamaktadır.Burada umut edilen, bağımsız ve belki de olumsuz etkileri olabilecek Çin’in, Dünya Ticaret Örgütüne üyeliğinin, bu etkilerini azaltması ve hatta nötralize etmesi, ayrıca kapılarının global iş dünyasına açılmasıdır. Diğer taraftan Çinliler de kendi ekonomik büyümeleri ve gelişmeleri için ve aynı zamanda ticaret liberalizasyonunu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilmek için bu üyeliği bir fırsat olarak görmektedirler ve tabi ki bu üyeliğin, yurt içi ekonomilerinin maruz kalabileceği aşırı yabancı müdahaleleri engelleyebileceğini ummaktadırlar.

  2.3.1 ÇİN’İN DIŞ DIŞ TİCARET VE YATIRIM REJİMİNDEKİ DÖNÜŞÜM

 1978’den önceki Çin’in dış ticaret rejimi, sosyalist sanayileşmenin ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde tasarlanmıştı. İhracat gelirleri; modern teknolojilerin ve endüstriler için ihtiyaç duyulan hammaddelerin ithalini karşılamak için kullanılmaktaydı.Yıllık yatırım planlarını, ithalatın büyüklüğünü içeren, ticaret planları belirliyordu. Bu nedenle ithalatı, ihracat hacmi finanse etmekteydi. Planların uygulanmasını garanti altına almak için, Çin hükümeti, ithalatı, ihracatı, fiyatları ve döviz kuru oranlarını doğrudan kontrol altında tutan kurumları devreye soktu. Böylece, aynı zamanda, Çin’in uluslararası ödeme pozisyonları da kontrol altında tutulabiliyordu. Dış ticaret Kurumları (FTC), ticaret planını uygulamak, ithalat ve ihracatı tekel altına almaktan sorumluydular.Dış ticaret kurumları ihraç malarını yurt içi üreticilerden alır ve ithal edilmiş malları yurt içi kullanıcılara dağıtırlardı. Devlet, zararı sübvanse ederken, artakalan gelir Çin bankalarına teslim edilmekteydi.Bu Dış Ticaret Rejimi, 1978 rejimi başlayana kadar devam etti ve Çin Hükümeti’nin, ticaretteki üretim fazlasını ve uluslararası ödeme pozisyonlarının korunmasına imkan verdi.

Deng Hsiaoping’in önlenemez yükselişi ve onun koruması altındaki Çin Komünist Partisi, Çin’deki kapitalist yapılanmaya izin verdi. Bu politika, Ding’in varisi olan, partinin genel sekreteri Jiang Zemin ile de devam etti.Çin hükümetinin 1978’den beri resmi görüşü; Çin’in sosyalist demokrasi ile birleştirilmiş, Çin karakteristiğine sahip sosyalizmi inşa etmekte olduğu ve böylece sosyalizmin gelişme aşamasınageçildiğişeklindedir. Çin’in ticaret ve yatırım rejimi, aşağıdaki unsurlardan oluşur:

1. Karar Vermenin Merkezileştirilmeden Çıkarılması: 1980’lerin başında, kalkınma planı mevzuatının ve doğrudan merkezden kontrolün, ithalat ve ihracat üzerindeki etkileri oldukça azaldı.Bu şu anlama geliyordu:

Yol Gösterici planlamanın kullanımındaki artış,

Dış ticaret kurumları ve girişimcilere, karar vermede geniş serbestlik tanınması,

Merkezi planlama otoriteleri ve Dış Ticaret Kurumları arasında görüşmelere dayanılarak, bir kontrat sistemi başlatılması,

Dış Ticaret Kurumlarının sayısında dramatik artış,

Devletin Dış Ticaret Kurumlarına yaptığı yardımda (sübvansiyonda) büyük bir indirim.

Böylece, ticaret planı daha çok ihracat odaklı olmaya başlamakta ve ticaretin daha büyük bir kısmı ticaret planının faaliyet alanı dışında gerçekleştirilmektedir. 1990’ların ortalarında, Dış Ticaret Kurumlarından bir çoğu bağımsız olmuştu ve kar ve zararlarından sorumlu hale gelmişlerdi. Devlet girişimlerine, yabancı sermayeli firmalara, kollektif işletmeler ve özel girişimlere kendi ticaret hakları verilmişti.

2.Ticareti Düzenlemek Amacıyla, Gümrük Tarifeli Ticaret ve GümrükTarifesiz ticaret Sınırlamalarının Kullanılışı:

Kontrol mekanizmaları; daha çok ruhsat izinleri,kotalar,ihracat teşvik politikaları, gümrük muafiyetleri ve vergi matrahları, devlet kontrolündeki döviz kuru oranları, nakit para girişli pazarların giriş kontrolleri, ithalatın yolunu açma çalışmaları, bir kısım girişimcilere ithalat hakkı tanınması, yani özel hakka bağlı ticaret, çeşitli idari kontroller ve uluslar arası pazar bilişimlerinden ibaret olmasına rağmen, ticareti düzenlemek için halen yıllık plan kullanılmaktadır. Emredici ihracat planları yürürlükten kaldırılmıştır ve ithalat planları büyük oranda azaltılmıştır. Ticaret sınırlamalarının varlığının devam etmesi, Dünya TicaretÖrgütü’nün standartları ile çelişmektedir ve Çin’in bu organizasyona kabulü, bu sınırlamaların kaldırılmasına bağlanmıştır.

3. Renminbi’nin Kısmi Konvertibilitesi:

Yabancı döviz kuru sistemi, ilk olarak 1979 yılında, girişimcilere, parasal kazançlarını Çin Bankalarından geri alma hakkının tanınması ve ardından, yurt içi kurumların, planlanan ihracat kazançlarının %25’ine kadarını elde tutmalarına izin verilmesi ile serbest bırakılmıştır.

1981 yılında, çifte döviz kuru sistemi, ticaret muamelelerinde kullanılmak üzere, 2.8 Renminbi’ye 1 doları eşleyen, daha yüksek bir yurt içi döviz oranının belirlenmesi ile başlatılmıştır. 1986’da, bu belirlenen döviz oranı kaldırılmıştır ve yerine, piyasaca belirlenen değişim oranlarının, planlananın dışındaki ticari muamelelerde kullanılmasını sağlayan Döviz Kuru Düzenleme Merkezleri kurulmuştur. Piyasada belirlenen değişim oranlarının ve resmi döviz kurunun bir arada bulunduğu bu iki aşamalı sistem, 1994’e kadar kullanılmıştır. 1994’te bu iki oran birleştirilmiş ve Düzenleme Merkezleri’nin yerini, birtakım bankalara verilen yetkilerle, oluşturulan Ulusal Döviz Kuru Piyasası almıştır. Bütün girişimler, bütün döviz alım satımını bu ulusal piyasadan yapmak zorunda bırakılmışlardır. Bu piyasaya girişte hala katı kurallar uygulanılmaktadır ve Çin para birimi alıcılarına öncelikler sağlanmaktadır.2 Resmi oran, piyasa da belirlenmekte ve bu piyasa oranı da Çin Halk Bankası’nın müdahalelerinden etkilenmektedir. Döviz almak ve satmak isteyen herkesin bu piyasaya girmeleri zorunlu tutularak, Merkez Bankası’nın döviz kuru üzerindeki etkileri artırılmış ve bir anlamda ödemeler dengesi ve global piyasa durumlarına cevap vermede esneklik sağlanmıştır.

4. Yabancı Sermaye Yatırımının Teşvik Edilmesi:Çin’in global ekonomiye açılmasında ciddi bir öneme sahip olan etken; yabancı sermaye yatırımlarının teşvik edilmiş olunması ve bu yatırımın kıyı bölgelerine yönlendirilmiş olunmasıdır.

Yabancı sermaye yatırımını başlatan politikalar arasında 1979’da yapılan ve1986 ve 1990’da yeniden düzenlenen Ortak Girişim Yasası da vardır.

1979’da, özel ekonomik bölgeler kurulmuştur. Bunu, 1984’te 14 şehri kapsayan, ekonomik ve teknolojik geliştirme bölgeleri izlemiştir. Çin’in güneydoğu kıyılarına direkt sermaye akışı sonucunda Fujian ve Guangdong bölgelerini, Taiwan ve Hong Kong’u içine alan, daha büyük bir Çin’in yaratılması sağlanmıştır.

1990’lı yıllar boyunca, yabancı sermaye yatırımındaki artışa, artan ulusal sermaye akımı ve büyük döviz fonları eşlik etmiştir.

Özetle şu söylenebilir ki; Çin’in cari hesapları dövize çevrilebilir. Çin Renbinmi’si, ticareti finanse etmek ve karları yurt dışına yönlendirmek üzere, özgürce, yabancı paralarla takas edilebilir. Ancak, sermaye hesapları dövize çevrilemez.

Sınırlamalar hafifletilmiş olsa da, direkt yatırım hala kontrol altında tutulmaktadır. Portföy yatırımları, daha sıkı denetim altındadır. Çin’li bireylerin ve girişimcilerin, yabancı para değer birimindeki finansal aktifleri almaları ve yabancıların da Renminbi değer birimindeki Çin finansal aktiflerini almaları önlenmiştir. Shenzen ve Shanghai’deki iki hisse senedi piyasası, hisse senetlerini ikiye ayırmıştır: Renminbi değer birimindeki A tipi hisse senetleri ve yabancı para (döviz) değer birimindeki B tipi hisse senetleri. A ve B piyasalarını birbirinden ayrılmışlardır ve yabancılar A tipi hisse senetlerinden alamazlar. Bu yolla, B tipi hisse senedi piyasasındaki spekülatif, ani para düşüşleri, yurt içi A tipi hisse senedi piyasasına etki etmez ve böylece Renminbi korunmuş olur.3

2.3.2 ÇİN REFORMUNUN YORUMLANMASI

Çin reformunun toplu etkisi, nispeten açık, pazar odaklı, merkezden yönetilmeyen, devletin öncelik ettiği, kapitalist sistem yapısıdır ve Singapur Modeline benzemektedir. Yine de sermaye hesaplarının değiştirilemezliği, ticaret dengelerindeki ve döviz kurlarındaki dolaylı yönetim, Çin hükümetine, yabancı ekonomik ilişkiler üzerinde hatırı sayılır bir stratejik kontrol verir. Bu karışık yatırım ve ticaret rejimini tarif edebilmek için ‘dirijizm’ (dirigisme) terimini kullanmak uygun olur.” Bu, ‘Devletin İktisat Üzerindeki Yönetimi’ anlamına gelir.4 Dirijizm; piyasa sosyalizmi ile benzerlik taşımaktadır ama daha gerçekçidir ve tam olarak herhangi, belirli bir ideoloji ile ilgili değildir. Aksi iddialar olmasına rağmen artık Çin, sosyalizmi daha fazla istemektedir. Tabi ki bunun da zıttını savunan iddialar da vardır.

2.3.3 ÇİN DEVRİMLERİ İLE İLGİLİ SONUÇLAR

 Ortodoks Doktirini ve Washington Konsensusu’na göre; Çin’in liberalizasyondaki politikası, parasal ve sermaye akımlarını tamamen liberalize etmek şeklinde olmalıdır.Hemen olmasa bile zamanla bu yapılabilir.Ortodoks Ekonomik Prensiplerine göre, tam liberalizasyon gerçekleştirilmeden önce, yurt içi finansal kurumlarda büyük değişiklikler yapılmalıdır. Bunun için; bankalar sisteminde büyük değişiklikler yapılmalıdır ve ayrıca,Çin’in devlet hakimiyetindeki girişimlerini de özelleştirilmesi gerekir.

Önerilen Banka Reformları:

    Bankalar daha iyi yönetilmeli ve daha iyi denetlenmelidir,

   Saydam politikalara sahip olunmalıdır.

   Ödenmeyen krediler likitleştirilmelidir.

   Karlı olmak bir sorumluluk olmalıdır ve

  Dış bankalarla sınırsız rekabet ortamı olmalıdır.

Özelleştirme Reformları ile İlgili Öneriler:

Devlet girişimleri, sosyal hizmetler sağlamaktan kurtarılmalı ve devlet desteği ihtiyacı ortadan kaldırılmalıdır.Bu amaçla da sosyal refah sistemi kurulmalıdır

Çin Devlet Bankası’nın, devlet girişimlerine kredi verme fonksiyonu zorunlu olduğundan, devlet girişimlerinin özelleştirilmesi, bankalar reformuna da katkıda bulunacaktır.

Sağlıklı yurt içi finansal piyasaların varlığı, sermaye hesaplarının takas edilebilirliğini de sağlayacaktır

Post Keynesyen Görüşe Göre de; Çin’de gereken reformlar konusunda, çok farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

Post Keynesyen görüşün Ortodoks Doktirini’ne getirdiği eleştiriler; özellikle, yabancı kurumların, yerli finansal düzenlemelere katılması ve sermaye hesaplarının tamamen değiştirilebilirliği ile ilgilidir.

Mao döneminde, merkezi planlama yapılmış ve bu da Çin ticaret ve yatırım rejimini daha düzenli işler (ergodic) hale getirmiştir. Serbest piyasaların bir özelliği olan belirsizlikler, ticaretin hacmi, yön ve yapısının devlet planlamacıları tarafından belirlenmesi ile engellenmiştir.Merkezi planlanan ekonomilerde, geçmiş için geçerli olan kurallar, gelecek için de geçerlidir. Ekonomik şoklar ve dengesizlikler politik faktörlere dayanır. Ancak, Çin’in merkezi planlamadan, serbest piyasa ekonomisine geçişi, ekonominin düzenli işleyişini azaltmış ve böylece dengesizliklere, finansal krizlere ve yabancı müdehalelerine daha hassas kılmıştır. Çin’in finansal piyasalarının düzenlemelerini bankalar sistemi sağlar. Bu, devlete ve Çin Halk Bankası’na verilen tasarruf-yatırım oranı üzerindeki endirekt kontrol sayesinde olur. Bu sistemin verimliliği, banka bilançolarının düzenlenmesi, etkin risk analizi ve kredi yönetimi, Merkez Bankası düzenlemelerinin geliştirilmesi, devlet bankalarına yapılan borçlanmaların azaltılması ile olur. Bu düzenlemelerle, devletin, tasarruf oranlarına olan etkisi artacak, yurt içi yatırım ve ekonomik büyüme daha fazla verimlilik kazanacaktır. Hatta, mevcut olan yurt içi döviz piyasasına girişteki sınırlamalar, ve sermaye hesapları üzerindeki kontrol düşünüldüğünde, Keynes’in öngördüğü gibi, Çin hükümeti yatırımlarını toplumsallaştırabilecektir. Bu nedenle, Post Keynesyen görüşü göre; dirijizm etkin olduğu gibi, gelecek için de çok uygundur.

2.4 SONUÇLAR

Son yirmi yılda Çin global ekonomik sistemin giderek daha çok içinde ve bu sisteme daha çok bağımlı hale gelmiştir. Dış ticaret ve yabancı yatırımlar Çin ekonomisi için oldukça önemli hale gelmiştir. Bu arada Çin’in orta ve uzun vadede portföy yatırımlarına bağlılığı artmış, kişisel borçlanmanın önemi artmış, resmi borçlanmanın önemi azalmıştır. Genel olarak, Çin’in ticaret ve ödemeler dengesi, özellikle geçiş ekonomileri(post sosyalist) ve gelişen ekonomilerle karşılaştırıldığında, sağlıklıdır.

Batılı bir yaklaşım açısından Çin, ya (1) yatırım rejimine doğru ilerlemeli ve ticaretini tamamen liberalize etmeye yönelmeli ya da (2) hükümetin ekonomi üzerindeki makro ekonomik kontrolünü geliştirecek verimli bir sistem geliştirilmelidir.

İlk seçeneği öneren görüş, serbest ticareti destekleyen, Liberal Ortodoks görüşüdür. Bu Anglo Amerikan Modeli şu politikaları önermektedir:

Liberalizasyon

Stabilizasyon

Özelleştirme

Burada tartışılacak tek konu, bu eylemlerin, hangi sırada ve hangi zamanlarda gerçekleştirilmesi gereğidir.

İkinci öneriyi ise Post Keynesyen görüş destekler; bu teorik görüşe göre, liberalizasyon risklidir ve devlet müdahalesi yani dirijizm yalnızca geçici bir politika değil, uzun vadeli politikaların bir parçası olarak yerindedir. Bu yaklaşım, Anglo Amerikan modelinin yararlarını red etmekte ve dirijizme dayanan bir Çin modelinin geçerliliğini savunmaktadır. Bu nedenle, batının gözünde, Çin ekonomisinin imajını değiştirecek kurumsal değişiklikler için geçerli sebep yoktur.Ortodoks görüşünün önerdiği politikalar, yalnızca Çin ekonomisinde yabancı kontrolünü artıracak ve Çin’i global spekülasyonlara ve dengesizliklere sürükleyecektir.

Dirijizm Sistemi’nin yararlılığı, Çin Devleti’nin yapısı ve sosyal halkla ilişkileri gibi daha geniş konularla da ilişkilidir.Dirijizm, politik otariteler ve bürokratçılarla düşünüldüğünde, pek çekici bir senaryo değildir. Serbest kapitalizm de bu faktörlerle düşünüldüğünde, aynı derecede iticidir. Ekonomik ve politik demokrasiyle beraber yürütülen bir dirijizm çok daha çekicidir. Bu ikilemde kalan Çin politikacılarını başka bir sorun beklemektedir.Geçmişin deneyimleri politik olarak bağımsız bir Çin’in önemini ortaya çıkarmakta ve Çin’in ulusal ve kültürel gücünün korunmasını ön plana çıkarmaktadır. Çin’in kendisini yabancı müdahalelerden koruma isteği, dirijizm modelinin çekiciliğini anlaşılır kılmaktadır.Post Keynesyen görüş tarafından önerilen dirijizm, Ortodoks ekonomistler tarafından, korumacı ve yanlış yönlendirilmiş bir model olarak adlandırılmaktadır.Diğer taraftan Çin, global bir süper güç olma isteğindedir. Ancak; global ekonomiye katılımı ve ekonomik süper güçler kulübüne kabulü, Çin’in, batıda yaygın kültürel,ekonomik kurallara uyum sağlaması, nakit ve yatırım hesaplarını liberalize etmesi ve böylece üzerindeki batı etkisini artırması anlamına gelir. Dirijizm, Anglo Amerikan modeliyle uyumsuzdur ve dolayısıyla yürürlükten kaldırılmıştır Çin’deki dirijizm modeli, tüm söylenenlere rağmen, geçerlidir ve Çin için başarılıdır. Çin’in bugünkü değerleri dirijistik yani devlet kontrollü ekonomi etkisi ile oluşmuştur. Yine bu sistem, Çin’i Asya’nın finansal krizlerinden korumuştur.Çin global kapitalist dünyada önemli bir yer sağlamak için, gelecekle ilgili planlarını ne derece feda etmelidir? Buna ancak Çinliler karar verecektir.Fakat, gelecekle ilgili niyetlerini gözler önüne seren bir politika da Çin için en iyisi olacaktır.

3. TÜRKİYE ÇİN İLİŞKİLERİNİN BOYUTLARI VE ENGELLERİ

Türkiye, 1971 yılına kadar Tayvan’da bulunan Milliyetçi Çin hükümetini tanıyordu. 1949′da kurulan Çin Halk hükümetini tanımıyordu. 1949′da kurulan Çin Cumhuriyeti ile bu tarihe kadar resmi bir ilişki yoktur. Bu dönemde, Mao’nun Atatürk hak kındaki eleştirileri (1) ile Çin’in Türkiye’deki ABD karşıtı faaliyete destek vermesi dikkat çekiyordu.(2)

Türkiye diğer bir çok ülke ile birlikte Çin Halk Cumhuriyeti ile 4 Ağustos 1971 tarihinde diplomatik ilişki tesis etti. o yıllarda, Çin’in dış politikası hem SSCB hem de “ABD emperyalizmine” karşı çıkmak ve Üçüncü Dünya ülkeleri ile işbirliği yapmak çizgisini izliyordu. Aynı zamanda Çin, güneyinde ABD, kuzey ve kuzeybatısında ise SSCB’nin tehdidi altındaydı. SSCB’nin artan tehditlerine karşı ABD, güvenlik strateji dengesini kurmak için, Sovyet Rusya’ya karşı Çin kartını oynama kararını almıştı.Çin ise iki süper güçten birini tercih etmek zorundaydı. 1971′de Başkan Nıxon’m ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger’in Çin’e yaptığı tarihi ziyaret, iki ülke ilişkilerinin normalleşmesinin ilk adımını oluşturdu. Başkan Nixon’un 21-28 Şubat 1972′de yaptığı ziyaret ise iki ülkenin diplomatik ilişkileri olmadığı bir ortamda gerçekleşti. Türkiye ise, H.Kissinger’in Çin’e gidişinden hemen sonra Çin ile diplomatik ilişki tesis ederek Çin’in uluslar arası sahneye çıkışına destek olmuştur. Ancak, iki ülke arasındaki ilişkiler80-90′lıyıllardanitibarengelişmegöstermiştir.

Son dört yıldır iki ülke askeri ma-kamları arasında üst düzeyindeki ziyaretlerin gittikçe yoğunlaştığı görülmektedir. Bakanlar düzeyindeki ziyaretler de son iki yıldan beri artmıştır. îki ülke arasında başlıca sorun Doğu Türkistan’dır.Çin yetkilerinin Doğu Türkistan’ın bağımsızlık hareketinin arkasında Türkiye’nin olduğuna inandıkları gözlemlenmektedir.

Dolayısıyla, karşılıklı ziyaretlerde Çin yetkilileri Doğu Türkistan meselesi müteaddit defalar dile getirmişlerdir.Çin kaynaklarına göre, Kongre Başkanı Li Peng’in Türkiye ziyaretinde Cumhurbaşkanı Demirel ile Başbakan Ecevit, kendisine bu konuda güvence vermiştir.(3)

Ayrıca Çin isteği doğrultusunda, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın Çin ziyareti sırasında, Suçlarla Mücadelede îşbirliği anlaşması imzalanmıştır. Türkiye’nin Çin ile olan ilişkisinin geliştirme isteğini yansıtan bu gelişmelere rağmen Doğu Türkistan konusunun hassasiyetini koruduğu görülmektedir.Türk basınında çıkan haberlere göre, Jiang Zernin’e “Devlet Liyakat Madalyası” verilmesi Bakanlar Kurulunda görüşülürkenbazıitirazlarlakararonaylanmıştır(4)

Çin ile 1971′de diplomatik ilişki tesis edilmesine rağmen kültürel ilişkiler daha sonra başlayabilmiştir. Mart 1988′de Çin kültür bakanı Wang Meng Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Haziran 1988′de Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Tınaz Titiz ve Eylül 1992′de Kültür Bakanı Fikri Sağlar Çin’e ziyarette bulunmuşlardır. Kasım 1993′de ise iki ülke kültür, spor, eğitim ve basın-yayın gibi konuları içeren bir kültürel işbirliği anlaşması imzalamıştır. (5)

3.1 Ekonomik ve Ticari İlişkiler:

Türk-Çin ekonomik ilişkilerinde başlıca sorun, iki ülke ticaretinin son yıllarda Türkiye aleyhine açık vermesidir. T. C. Devlet îstatistik Enstitüsü rakamlarına göre(6) bu açık 1995 yılında 472. 1996′da 491, 1997′de ise 743 milyon dolardır.

1998 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 701.8 milyon dolar, Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat 659.1 milyon dolar, Çin’e olan ihracat ise 42.3 milyon dolardır. 1999 yılında ilk yedi ayında iki ülke arasındaki ticaret hacmi, 358.9 milyon dolar, Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat 336.6 milyon dolar, Çin’e olan ihracatı ise 22.3 milyon dolardır.(7)Türk yetkilileri iki ülke ticaretinin daha dengeli olmasını savunmaktadır.Çin Kongre Başkanı, Nisan 1999′daki Türkiye ziyaretinde Türk-Çin İş Konseyi üyelerine iki ülke arasındaki ticari dengesizliğin düzeltileceğini ifade etmiş(8), Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin ise Türkiye ziyaretinden önce ticaret dengesizliğinin düzenleyeceğini teyitetmiştir.(9)

Henüz dünya ekonomisi ile bütünleşme sürecini tamamlamamış olan Çin ekonomisi, yabancı tüccar ve yatırımcılar için halen girilmesi çok kolay olmayan bir Pazar yapısına sahiptir.Çin tarafınca uygulanan dış ticaret mevzuatının yeterince açık olmayışı ve standardizasyonun henüz tüm alanlarda gerçekleştirilmemesi önemli bir engel olmayı sürdürmektedir.Çin’in başta gelen dış ticaret ortaklarının incelenmesi, coğrafi uzaklık dezavantajına sahip olan Türk firmalarının daha yoğun çaba harcamaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Bunun gibi yapısal ekonomik sorunlar yanında idari sistemi farklılığı da iki ülkenin ticari ilişkilerine engel teşkil edebilir. (10)

3.2 Çin’in Stratejik Konumu

Türkıye’de Çin’e, 1990′lı yıllarda ekonoınisi gelişmeye, dünya ve böl-gesel meselelerde önemli rol üstlen-meye başladıktan sonra daha fazla önem verilmeye başlanmıştır.Çin ile ilgili yapılan araştırmalarda Çin’in dışa açılış politikası, ekonomik, siyasi ve askeri durum hakkında bilgiler verilmiş, aynı zamanda Çin’in gelecekteki uluslararası siyasette ve özellikle Asya-Pasifik bölgesinde önemli yeri olacağını ve etkili bir rol oynayabileceğini ortaya koymuştur.(11) Türkiye’nin, Batı veya AB’ inden dışlanması, durumunda, stratejik olarak Çin’e yönelebileceğini, siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri alanda ilişkilerini geliştirebileceğini ve bu şekilde iki ülke arasındaki stratejik ortaklık tesis edebileceğini ileri sürmüştür.(12) 1989-1993 yıllarında Türkiye’nin Pe- kin’de bulunan büyük elçiliğinde görevli Mehmet Öğütçü “Yeni Ekonomik Süper Güç Çin ve Türkiye” adlı raporunda, Türkiye’nin birçok alanda Çin ile işbirliği yapabileceğini belirtmiş ve bu tür ilişkileri geliştirerek stratejik ortaklık ilişkisine girmesini önermiştir.(13) Aynı yıl, Avrasya Dosyası Dergisi Çin özel sayısını çıkarmış ve bir çok uzmanın Çin’in siyasi, ekonomik, kültürel, askeri durumunu ve Doğu Türkistan sorununu inceleyen araştırmalara yer vermiştir. Batı kaynaklarına dayanarak yazılan bir diğer yazıda 1992-1995 yıllan arasındaki Çin’in 21. yüzyılın süper gücü olarak ortaya çıkacağı, uluslararası siyaset ve askeri alanda dünya sahnesinde önemli bir yer alacağını, özellikle Uzakdoğu ve Asya-Pasifık bölgelerinde göz ardı edilemeyecek bir rol üstleneceği vurgulanmış. Türkiye’nin askeri sanayi ve füze teknolojisi gibi değişik alanlarında Çin ile ilişkilerini geliştirmesi gerektiği ileri sürülmüştür.(14) Türkiye’de bazı araştırmacılar Çin’in 21. yüzyılın süper gücü olacağına inanırken,(5)bazı araştırmacılar ise aynı görüşte değildirler.(16) Diğer yandan, Çin’in askeri lobicilik faaliyeti(17) sonucunda iki ülke gizli fuze anlaşmasını ımzaladıkları dahi iddia edilmiştir.(18) Mehmet Öğütçü, 1999 ocağında yayınlanan “Geleceğimiz Asya’da mı? Yaralı Asya, Çin ve Türkiye” kitabında Çin’in önemini savunmaya devam etmiş ve son olarak Turkish Daily News’le 21. yüzyıla doğru Türkiye-Çin stratejik ortaklık ilişkisine geliştirilmesi gerektiğini önermiştir(19).Çin 1996′da ABD ve Rusya ile 21. yüzyılda yönelik yapıcı stratejik işbirliği ortaklık ilişkisi,Japonyailebarışvedostlukişbirliğiortaklık ilişkisi, İngiltere ve Fransa ile uzun vadeli ve çok yönlü dostluk işbirliği ortaklık ilişkisı, 1998′de AB ile 21. yüzyıla yönelik uzun vadeli ve çok dostluk işbirliği ortaklık ilişkisi 1998′de AB ile 21. yüzyıla yönelik uzun vadeli yapıcı ve sağlam ortaklık ilişkisini kurmak niyetindedir(20). Türkiye -Çin stratejik işbirliği  ortaklık ilişkisi hakkında hiçbir işaret görülmemektedir (21) Türkiye ile ilgili konuların çoğu PKK, deprem ya da ticaret gibi konulan incelemektedir.

Pekin hükümetinin üç aşamalı büyük strateji planında ilk aşamada, kısa vadede ekonomisini güçlendirmek, ikinci aşamada orta vadede özellikle enerji ve strateji bakımından önemli olan Güneydoğu Asya bölgesindeki çıkarları elde tutmak ve bu bölgede önemli bir stratejik konumu olan Tayvan’ı her ne pahasına olursa olsun ana kıtaya katmaktır. Üçüncü aşama ise, uzun vadede askeri ve ekonomik güce dayalı olarak 21. yüzyılın süper gücü olmaktır. Çin’in bu büyük strateji planına göre, ana hedef Çin’in doğusu ve güneyi, yanı Asya Pasifik bölgesi olacaktır. Ancak bu ana hedefe ulaşabilmek için Çin’in, batıya açılan tek doğal kapısı olan Doğu Türkistan’daki hakimiyetini sağlamlaştırarak, arka bahçesi olarak telakki ettiği Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve kuzeyden gelebilecek tehlike olarak gördüğü Rusya ile olan ilişkilerini emniyete almak zorunluluğu vardır. Çin’in Orta Asya ile ilgili stratejisi Çin’in 1989 yılında uygulamaya koyduğu Orta Asya politikası, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini bağımsızlıklarına kavuşmasıyla daha da belirginleşmiştir.Çin, 21. yüzyılın yukarıda değinilen üç aşamalı büyük strateji planını (22) gerçekleştirmek için Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar uzanan bölgede kendi çıkarlarını güvenceye almayı hedeflemiştir.Çin, süper güç olma stratejisinde, Batıya doğru gelişmesinde tampon bölge konumunda olan ve idaresi altında bulunan Doğu Türkistan’da milliyetçi hareketlere izin vermemek, bu bölgeye komşu Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde nüfuz sahibi olmaya çalışmak, oradan da Kafkasya ve Türkiye yolu ile Avrupa ülkeleri ile karadan temas kurmak amacındadır.Çin’in Türkiye’ye uzanma ve buradan Avrupa’ya bağlanma stratejisi, daha 1973 yılında Mao tarafından ABD ulusal güvenlik danışmanı Henry Kissinger’e ifade edilmiştir.(23)

______________________________________

*ASAMUzakdoğuAraştırmalarıMasasıBaşkanı

(1)Jian nıign shih xian daı hu fen (Yakın Zamanı Dünya Tarihi). Renmin Chu ban she; Pekin1975:s.93-97

(2)Ahmct İnsel, “27 Mayıs Öncesi Türkiye’nin Çin’den görünüşü” Tarih ve Toplum, cılt31,sayı185.1999-20-21

(3)’ Peoples Daily-Liu Hua Xin. 6 Nisan 1999. Ankara. Zaman Gazetesi. 17 Nisan

(4)ZamanGazetesi,17Nisan

(5)ÇinDışişleriBakanlığı Web Sitesi, Türkiye Maddesi www.fmprıc.gov.cn./index.htm

(6) TC Devlet İstatistik Enstitüsü , Türkiye İstatistik Yıllığı, 1996, TC Dış Ticaret Müsteşarlığı, Başlıca Ekonomik Göstergeler, Ağustos-Eylül 1998. DTM. Anlaşmalar GenelMüdürlüğüAsya-PasifikDairesi.

(7)ÇinDışİşleriBakanlıgıwww.fmprıc.gov.cn./index.htm

(8)Çin’den yapılan ithalatın hesabı sorulmalı.Çin - Türkİş Konseyi Başkanı Yavuz Onay’layapılanröportaj.FinansalForum12Nisan1999.

(9) Hürriyet gazetesi, İlter Türkmen’in jiang zemin ile yaptığı röportaj, 10 Nisan 2000

(10)Çin’den yapılan ithalatın hesabı sorulmalı.Türk-Çinİş Konseyi Başkanı Yavuz Onay’la yapılan röportaj. Finansal Forum 12 Nisan 1999

(11) Erhan Yarar “Uyanan Ejderha:Çin”, Avrasya Dosyası, Cilt 1, Sayı 1, 1994-123-137.

(12) Duygu B. Sezer, “Çin’den Dost Olurmu”, Yeni Yüzyıl Gezetesi, 14 Ocak 1995

(13) Mehmet Öğütçü , Yeni Ekonomik Süper Güç Çin ve Türkiye, İstanbul; TÜSİAD, 1995.

(14) Hasret Çakmak “2000′li Yıllara Doğru Süper Güç Olması Beklenen Çin ile Türkiye İlişkileri” Silahlı Kuvvetler Dergisi , sayı 348, Nisan 1996, 95-98

(15) Necip F.Polat, “21.yy ‘ın Gündemini Çin Belirleyecek” uluslararası ilişkilerde olaylar ve yorumlar, AÜSFB , yıl 6 sayı 6, sayı 26 kış 1997, s.3-8

(16) Erol Mütercimler Tercüman, 21. yy ve Türkiye Yüksek Strateji , İstanbul ; Erciyesyayınları,1997,480-488

(17)ABD li istihbarat araştıormacısı Nicholas Eftimiades, Chinesee Intelegence Operation (Çince).Çin Askeri İsitihbarat Teşkilatının hem istihbarat hem de casusluk aynı zamanda da silah lobiciliğini yaptığını ileri sürmüş ve aralarında en önemli ve en aktif çalışan grubun ise Türkiye’nin üst yaptığı kaydedilmiştir. ( China Times, sayı 10, 198;374)  

(18)Milliyet Gazetesi, Evren Değer imzalı ” Çinle gizli füze anlaşması” başlıklı yazı. Milliyet20Aralık1996

(19)Mehmet Öğütçü , geleceğimiz Asya’da mı ? Yaralı Asya, Çin ve Türkiye, İstanbul ;Milliyetyayınları19992.baskı

(20)Xinhua Ajansı Yorumu :Çin’in ortaklık ilişkilerine göre Çin’in çok yönlü dış politikası , 28 Şubat 1999 Pekin; 5 Nisan 1999 Tarihte Çin kongre başkanı Lee Peng’in TBMM başkanı Hikmet Çetin ile görüşmesinde Çin Türkiye ” uzun vadeli dostluk işbirliği ilişkisini” dile getirmiştir. Xinhua Ajansı 5 Nisan 1999 Ankara

(21) Türkiye’de ki araştırmacıların Çin ile stratejik ortaklık ilişkilerini teklif etmelerine karşı , Çin’in çok taraflı dış politikasında Türkiye’nin yeri üçüncü derecede kalmaktadır.

(22)Çin felsefe-sosyal bilimler planlama ofisi , 96,bss 007 kodlu plan.

(23)Pen hanazang, Mao Zedong, Waijiao Siztang Yanjiu (Mao Zedong’un Dış Politikası Düşüncesi Hakkında Araştırmaları) Pekin: Zhtsı Chubanse ( Dünya Bilimler Neşriyatı 1994. 172-180)

ÇİN HALK CUMHURİYETİ

TABLO A - Genel Bilgiler (2000) ÇİN HALK CUMHURİYETİ ÜLKE PROFİLİ

Resmi Adı

: Çin Halk Cumhuriyeti

Yönetim Biçimi

: Tek Parti Sistemi

Resmi Dili

: Pekin lehçesi olan Mandarin ve diğer yerel diller

Başkenti

: Pekin

Yüzölçümü

: 9.561.000 km²

Nüfusu

: 1.255 Milyon

Para Birimi

: Yuan (Renminbi=Rmb)

Para Birimi Paritesi (Şubat 2000)

: 1 USD= 8,28 Yuan

İş Gücü (1998)

: 700 Milyon

İşsizlik Oranı (%, 1999)

: 10

Cari İşlemler Dengesi (Milyar USD, 1999)

: 18,3

Üyesi Olduğu Uluslararası Kuruluşlar

: AfDB, APEC, AsDB, BIS, CCC, CDB, ESCAP, FAO,G-77, IAEA, IBRD, ICAO, ICC, ICFTU, ICRM, IDA,IFAD, IFC, IFRCS, IHO, ILO, IMF, IMO, Inmarsat, Intelsat,Interpol, IOC, ISO, ITU, LAIA (gözlemci), MINURSO,NAM (gözlemci), OPCW, PCA, UN, UN Security Council,UNCTAD, UNESCO, UNHCR, UNIDO, UNIKOM,UNITAR, UNOMSIL, UNTSO, UNU, UPU, WHO, WIPO,WMO, WToO, WTrO (başvuru sürecinde)

TABLO B – ÇHC’nin Temel Ekonomik Göstergeleri

Yıl

GSYİH (Milyar USD)

Kişi Başına Gelir (USD)

Büyüme Oranı (%)

Enflasyon Oranı (%)

İhracat (Milyar USD)

İthalat (Milyar USD)

1995

700.3

581.4

10.5

17.1

128,1

110,1

1996

816.5

670.9

9.6

8.3

151,1

131,5

1997

902.0

733.3

8.8

2.8

182,7

136,4

1998

945.1

760.9

7.8

-0.8

183,5

136,9

1999

971.5

774.7

7.1

-1.3

194,7

159,0

GRAFİK 1 – ÇHC’de GSYİH, Kişi Başına GSYİH, Büyeme oranları, Dış Ticaret, 2000 Yılı GSYİH’nın Sektörel Dağılımı, Enflasyon

GRAFİK 2 - Dış Ticaretindeki Başlıca Ülkeler (1999)

GRAFİK 3 - Dış Ticaretindeki Başlıca Maddeler (1999)

II. TÜRKİYE-ÇİN HALK CUMHURİYETİ TİCARİ VE EKONOMİK İLİŞKİLERİ

TABLO C – ÇHC Yasal Altyapısı

İmza Tarihi

İmza Yeri

RG Tarih ve No’su

Ticaret Anlaşması Ekonomi

16.07.1974

Pekin

08.01.1975-15112

Ekonomik,Sınai ve Teknik İşbirliği Anlaşması

19.12.1981

Pekin

16.02.1982-17607

Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması

13.11.1990

Pekin

01.05.1994-21921

Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması

23.05.1995

Pekin

30.12.1995-22863

Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti 13. Dönem KEK Toplantısı Mutabakat Zaptı

19.04.2000

Ankara

TABLO D - İkili Ticaret Verileri (1.000 USD)

İhracat

Genel İhracatımız İçindeki Pay (%)

ÇHC’nin İthalatı İçindeki Pay (%)

İthalat

Genel İthalatımız İçindeki Pay (%)

ÇHC’nin İhracatı İçindeki Pay (%)

Hacim

Denge

1995

66.961

0,30

0,06

539.019

1,50

0,42

605.980

-472.058

1996

65.115

0,28

0,04

556.492

1,27

0,36

621.607

-491.377

1997

44.375

0,16

0,03

787.457

1,62

0,43

831.832

-743.082

1998

38.043

0,14

0,02

846.191

1,84

0,46

884.234

-808.148

1999

36.649

0,13

0,02

894.846

2,19

0,56

931.495

-858.197

2000

91.335

0,33

0,024

1.321.621

2,45

0,47

1.412.956

-1.230.286

2000/2

4.761

0,11

157.188

2,19

161.949

-152.427

2001/2

17.136

0,37

179.186

2,41

196.322

-162.050

GRAFİK – 4 İkili Dış Ticaret, Dış Ticaretimiz İçinde Çhc’nin Yeri, ÇHC’nin Dış Ticaretinde Ülkemizin Yeri

C) İkili Ticarette Başlıca Maddeler (1.000 USD)

TABLO E - İhracat (GTİP 6’lı kod)

GTİP No.

Madde Adı

1998

1999

2000

7207 11

Demir/alaşımsız çelik (karbon%85)

27.460

7207 20

Demir-alaşımsız çelikler

1.781

10.746

2603 00

Bakır cevherleri-konsantreleri

1.128

6.999

5.890

2515 11

Ham mermer

40

962

4.008

0207 41

Tavuk, horoz eti, parça halinde

2.035

2.605

2.770

3917 22

Tüpler, borular, hortumlar

112

626

2.163

2401 10

Tütün

838

1.992

2.096

1404 20

Linter pamuğu

337

2.020

3901 10

Polietilen

1.676

4407 92

6 mm’den kalın uzunlamasına biçilmiş kayın

230

2.049

1.472

8901 90

Yük gemileri

776

1.460

5505 10

Sentetik lif döküntüleri

157

1.399

3917 40

Plastikten tüp, boru ve hortum bağlantı elemanları

70

647

1.283

2917 35

Ftalatik anhidrit

396

42

1.238

3202 90

Debagette kullanılan inorganik maddeler

98

379

1.067

6802 91

Mermer, traverten, su mermerleri

421

886

1.040

8517 90

Telefon ve telgrafların aksam ve parçaları

8.344

3.315

DİĞERLERİ

23.555

13.872

23.547

TOPLAM

38.043

36.649

91.335

TABLO F - İthalat (GTİP 6’lı kod)

GTİP No.

Madde Adı

1998

1999

2000

8540 11

Televizyon alıcısının katod ışınlı renkli resim tüpleri

53.926

53.131

60.891

8471 60

Giriş ve çıkış birimleri, yazıcılar ve klavyeler

12.303

22.577

51.698

7208 36

Demir/çelikten yassı hadde ürünleri

18.801

16.525

41.189

8415 81

Klima cihazları

9.406

35.998

9503

Oyuncaklar

21.322

31.446

31.023

2704 00

Kok-sömikok:taşkömürü,linyit

41.820

14.613

28.685

9031 80

Diğer alet, cihaz ve makinalar

313

559

28.023

5516 11

Devamsız suni liflerden dokunmuş mensucat

24.381

29.619

25.067

8527 31

Radyo yayınlarının alıcı diğer kombine cihazlar

31.743

19.429

24.553

8521 90

Diğer kaydedici, okuyucu videolar

45

758

22.136

8473 30

Bilgi işlem makinalarının aksam ve parçaları

8.036

19.947

21.214

8518

Mikrofonlar, hoparlörler, kulaklıklar ve aksam-parçaları

12.157

11.463

20.930

5208 12

Bez ayağı (m²/100 gr. Pamuk)

12.532

14.024

19.815

5407 61

Diğer polyesterden flament-dokunmuş mensucat

11.303

8.716

19.564

8517

Telli telefon ve telgrafa mahsus elektrikli cihazlar ve aksamı

12.768

23.415

18.000

8470 50

Yazar kasalar

7.914

17.501

4202

Sandık, valiz, seyahat çantası vb.

10.887

12.459

15.792

5513 11

Devamsız polyester, pamuk karışımı düz dokuma

17.083

13.208

14.465

9033 00

90ncı fasıldaki cihazların diğer parçaları

13.520

6702

Yapma çiçekler vb.

6.584

9.529

13.207

8513 10

Kendi enerji kaynağı ile çalışan elektrik lambası

5.995

6.477

12.747

DİĞERLERİ

534.786

579.037

785.603

TOPLAM

846.191

894.846

1.321.621

GRAFİK 5 - Ticaretimizin Sektörel Dağılımı

  D) Ticari ve Ekonomik İlişkiler

Karşılıklı Ziyaretler

24-26 Mayıs 1995 tarihleri arasında dönemin Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel, beraberinde kamu ve özel sektör temsilcileri ile birlikte ÇHC’yi ziyaret etmiştir.

Dönemin Dış Ticaret Müsteşarı Sn. Nejat Eren Başkanlığında demir-çelik sektörü temsilcilerinden oluşan bir heyet 25-30 Haziran 1996 tarihleri arasında ÇHC’yi ziyaret etmiş, Çin’de yerleşik ithalatçı firmalar ile yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin kısa vadede söz konusu ülkeye yönelik demir-çelik ihracatının artırılamayacağı izlenimi edinilmiştir.

Dönemin Devlet Bakanı Sn. Ayfer Yılmaz başkanlığında ve çok sayıda işadamının katılımı ile oluşan bir Ticaret Heyeti, 23-28 Eylül 1996 tarihlerinde Çin’i ziyaret etmiştir.

Dışişleri Bakanı Sn. İsmail Cem, 1998 yılı Şubat ayında, dönemin Başbakan Yardımcısı Sn. Bülent Ecevit de 29 Mayıs-6 Haziran 1998 tarihlerinde ÇHC’yi ziyaret etmiştir.

ÇHC Dış Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Bakan Yardımcısı Chen Xinhua ve beraberindeki bir heyet, 9-14 Mart 1999 tarihleri arasında ülkemizi ziyaret ederek, İstanbul ve Ankara’da çeşitli temaslarda bulunmuştur.

Enerji Bakanı Sn. Cumhur Ersümer ile Ulaştırma Bakanı Sn. Enis Öksüz, ÇHC Devlet Konseyi üyesi Wu Yi’nin davetlisi olarak 5-10 Nisan 2000 tarihlerinde ÇHC’yi ziyaret etmişlerdir.

ÇHC Devlet Başkanı Jiang Zemin, 18-21 Nisan 2000 tarihlerinde ülkemize resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Söz konusu ziyaret sırasında “Ortak Bildiri” ile “Enerji Alanında İşbirliği Protokolü” imzalanmıştır.

ÇHC Demiryolları Bakan Yardımcısı Cai Qinghua, beraberinde bir heyetle, Ulaştırma Bakanı Sn. Enis Öksüz’ün davetlisi olarak 12-18 Haziran 2000 tarihlerinde ülkemize resmi bir ziyarette bulunmuştur.

Sincan-Uygur Özerk Bölgesi Halk Hükümeti Dışişleri Bürosu’nun daveti üzerine Müsteşarlığımızdan bir heyet, 31 Ağustos-3 Eylül 2000 tarihlerinde “2000 Urumçi Dış Ekonomik İlişkiler ve Ticaret Fuarı”na katılmak amacıyla Urumçi’yi ve 4-6 Eylül 2000 tarihlerinde ise “Türk-Çin Halk Cumhuriyeti Karma Ekonomik ve Ticaret Komitesi 13. Dönem Toplantısı Mutabakat Zaptı İzleme Görüşmeleri”nde bulunmak amacıyla Pekin’i ziyaret etmiştir.

ÇHC Dışişleri Bakanı Tang Jiaxuan, 6-9 Ocak 2001 tarihlerinde ülkemizi ziyaret etmiş ve söz konusu ziyaret sırasında, 2000 yılı Nisan ayında iki ülke Cumhurbaşkanları tarafından imzalanan Ortak Bildiri’nin uygulanmasına dair Eylem Planı imzalanmıştır.

Anti-Damping Önlemleri

İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi hakkında mevzuat çerçevesinde ÇHC menşeli bazı mallar için damping soruşturması açılmış olup, kesin önlem olarak vergi uygulanmaya başlanmıştır.

TABLO G - Dampinge Karşı Vergi Şeklinde Önlem Uygulanan ÇHC Menşeli Mallar

GTİP No

Madde Adı

Kesin Önlem

Tarihi ve RG No

Dampinge Karşı<

Kategori: Genel kültür


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy