Küreselleşme Kavramının Tanımı Ve Kapsamı

12 Temmuz 2007



KÜRESELLEŞME KAVRAMININ TANIMI VE KAPSAMI

KÜRESELLEŞME KAVRAMININ TANIMI

Yeni bir çağa girmek üzereyiz.Önümüzde uygarlık tarihinin en önemli on yılı uzanıyor.Akıllara durgunluk veren teknolojik yenilikler, benzeri daha önce yaşanmamış ekonomik olanaklar, şaşırtıcı siyasal reformlalar ve kültürel yeniden doğuş dönemi.Bu görkemli simgesel dönemin artık içindeyiz.Bu dönemi adlandıran kavram “küreselleşme” (globalization) kavramıdır.

Küreselleşme kavramının popülerliğine ve bu konudaki literatürün genişliğine rağmen, kavramın kesin bir tanımı yoktur.Küreselleşme kavramı çoğu zaman, belli fikirler, görüşler, pratikler, olaylar, teknolojiler, kurumlar vb. Gibi durumların, global ölçekte bulunur hale gelmesini veya dünya ölçeğimde ulusal kimliklerin, ekonomilerin ve sınırların çözüldüğü, sosyal hayatın büyük bir bölümünün küresel süreçler tarafından belirlendiği; dünyanın ekonomik bir bütün oluşturma, dünya toplumlarının birbirlerine benzeme, buna bağlı olarak tek bir küresel kültürün ortaya çıkmasını veya toplumların kendi kimliklerini ve farklılıklarını ifade etme ve tanımlama, nihayet dünyanın sıkışması, küçülmesi, ulusal olan her şeyin anlamını yitirmesi ve dünyanın tek bir mekan olarak algılama bilincinin artış sürecini tanımlamak için kullanılmaktadır.

Küreselleşme kavramının tanımlanmasındaki çeşitliliğe rağmen, küreselleşme anlayışının merkezinde, yeni bir ekonomik küreselleşme fikri yatıyor.Ayrı ulusal ekonomiklerin ve dolayısıyla ulusal ekonomik yönetiminin yerli stratejilerin hızla geçerliliğini kaybettiği gerçeğini anlatmak için bu kavram kullanılmaktadır.Küreselleşme kavramı, bu anlamda, toplumsal yaşam içinde “yeni bir durum” simgeler:Goballeşme – yerelleşme süreçlerinin birbirleriyle etkileşiminin toplumsal yaşama ait oluşu ve toplumsal yaşamın kurucu öğesini anlatmak için, R. Robertson, “globalin yerelleşmesi” ve “yerel alanın groballeşmesi” sonucunda ortaya çıkan yeni durumu “glocal” kavramıyla açıklanmaktadır.

Küreselleşme temel anlamıyla, kökten reforlarla ulusal stratejileri anlamsazlaştırmak, bunlara, uluslararası piyasaların yargı ve yaptırmaları karşısında tutunamayacaklarını ima etmek vardır.Dünya ölçeğinde yaşanan bu yeni fenomeni anlatmada kullanabilecek en uygun ifade “dünya gittikçe küçülüyor” ifadesidir.Buradaki tanımlama biçiminde özellikle iletişim alanında yaşanan gelişmelerin, mesafelerin önemini azaltması, bu sayede dünya ölçeğinde, kurumsal ve bireysel anlamda karşılıklı bağımlılığının artması vurgulanmaktadır.Kısaca , küreselleşme; dünyanın tek bir mekan olarak algılanabilecek ölçüde sıkışıp küçülmesi anlamına gelen bir süreci ifade etmektedir.

KÜRESELLEŞME KAVRAMININ KAPSAMI

İçinde bulunduğumuz sürecin en önemli özelliklerinden biri küreselleşme olgusunun gittikçe güçlenmesidir. Bu süreç yerel olan her türlü faaliyetin binlerce mil uzaklardaki olaylarla bir biçimde ilişkili ve onlardan etkilendiği bir gelişmeyi ifade etmektedir. Bu gün artık gelişen teknolojiyle birlikte zamana ve mekan anlamsızlaşmış ve yeniden tanımlanmıştır. Mekanın fiziki sınırlarının algılanış biçimi gelişmiş teknoloji sayesinde değişmiştir. Bilgi üretmek ve ona dayalı bir ekonomi , sembol ekonomisi veya entelektüel sermaye gibi tümüyle bu süreci tanımlayan kavramlar ortaya çıkmıştır.

Küreselleşme ,insanlık tarihinde daha önce hiç görülmeyen bir anlayış olarak olaylara yaklaşmaktadır. Bu anlamda küreselleşmeye , üç ana bakış açısıyla yaklaşılabilir. Bunlar ilk olarak siyasal alanın sınırları açıkça belirlenmiş topraklarda egemen birimlerin yönettiği ve uluslar üstü düzeyde hareket yeteneğine sahip olduğu ölçüde , büyük devletlerin küresel özelliği vardır. İkincisi; kapitalizmin ekonomik düzene ilişkin kökten küreselleştirici rolüdür. Bu günkü anlamıyla “ dünya sistemi kavramı” diye adlandırılan sistemde , modern dünya “merkez” , “yarı çevre” ve çevre diye sunulmaktadır. Üçüncüsü ; bilgi akışını süreklileştirmek , düşüncelerin hızla yayılmasını sağlayan küresel bir toplumun ortaya çıkarılmasıdır. Küreselleşme kavramı tüm bu farklı toplumsal , ekonomik ve politik süreçleri anlatmak için kullanılmaktadır. Zira her toplumsal olay ve süreç zorunlu olarak ekonomik politik ve kültüreldir. Ve bu süreçler, hiç bir zaman birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmaz ve gelişmez.

Küreselleşme kavramının tarihsel derinliğinin eksikliği , bu gün yaşadığımız değişiklikleri , hem öncesiz ve benzersiz , hem de gelecekte uzun süre varolacakmış gibi gösterme eğilimlerinin bilimsel bir değer taşıyıp taşımadığını değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Bu değerlendirme biçimi , küreselleşmenin boyutlarını ve anlamını tartışmanın dışında küreselleşme kavramına farklı bir bakış açısı getirerek , küreselleşme diye bir sürecin var olup olmadığını sorgulamaktır. Zira Hırt ve Thomson’a göre;

1. bu gün büyük ölçüde uluslararasılaşmış ekonomi, yeni bir durum değildir. ekonominin , modern endüstriyel teknoloji üzerine kurulmasının yaygınlaştığı ve 1860’lardan bu yana var olan bir takım uluslar arası ekonomi konjöktürlerinden veya durumlarından biridir. Mevcut küresel ekonomi , bazı yönleriyle , 1870-1914 yılları arasında hüküm süren rejimden daha az açıktır ve daha az bütünleşmiştir.

2. tanıma uygun küresel işletmelere görece az rastlanır. Çoğu şirket ulusal temellidir ve asıl ulusal üretim ve satış bölgelerinin gücüne göre , küresel ticaret yapmaktır.

3. Sermaye hareketliliği , gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru yoğun bir yatırım ve istihdam akışına sebep olmuyor. Hatta doğrudan yabancı yatırım , büyük ölçüde gelişmiş endüstriyel ekonomiler arasında yoğunlaşmış durumda. Üçüncü Dünya , yeni endüstrileşen birkaç ülke dışında , yatırım ve ticarette marjinal kalıyor.

4. bazı iddialı küreselleşme taraftarlarının kabul ettiği gibi dünya ekonomisi gerçekten “küresel” olmaktan çok uzaktır. Ticaret , yatırım ve finansal hareketler , daha çok Avrupa , Japonya ve Kuzey Amerika üçgenin de yoğunlaşmaktadır.

5. Dolayısıyla , büyük ekonomik güçler (G3) , politikalarını da koordine ederlerse finansal piyasaları ve diğer ekonomik yönelimler üzerinde , güçlü bir baskı kurma kapasiteleri vardır. Öyleyse , mevcut çalışma alanları ve ekonomik müdahale araçları , büyük güçlerin farklı çıkarları ve elitleri arasında hüküm süren ekonomik doktrinler tarafından kısıtlanmış olmakla birlikte , küresel piyasalar hiç de kontrol edilemez ve düzenlenemez değildir. bunlar küreselleşme tezini sarsan argümanlardır. Ancak küreselleşme kavramı konusunda ihtiyatlı olmakla bu kavramın içeriğinin 1970’lerden beri gördüğü kabulü ve anlamı açıklamak ayrı şeylerdir.

KÜRESELLEŞME KAVRAMININ KISA BİR TARİHİ

Küreselleşmeyi , ülkeler arasında büyük ve artan bir ticaret akışı ile sermaye yatırımının , gerçekleştiği açık bir uluslararası ekonomi diye tanımlarsak , bu tarz bir işleyiş , uluslararası ticari faaliyetlerin tarihi bakımından yeni değildir. gerçek anlamda bütünleşmiş bir dünya ticaret sitemi ,19 yüzyılın ikinci yarısından itibaren vardır. Küreselleşmenin son on yılda , veya biraz daha uzun bir zamanda ortaya çıkan bir kavram olduğu iddiası gerçeği yansıtmaktadır. 19. yüzyıl boyunca çok sayıda şirket globalleşti , hatta daha önceki dönemlerde de globalleşen firmaları (18. yüzyılda faaliyet gösteren Doğu Hindistan Şirketi) , bulmak mümkündür.

Ekonomik olayların globalleşmesinin (küreselleşmesinin) ve bunun oluşturduğu yeni durumun , genellikle 1960’larda ortaya çıktığı düşünülür. 1960 bir taraftan küresel şirketlerin ortaya çıktığı ve küresel düzeyde faaliyetlerini sürdürdüğü, diğer taraftan da , ticari faaliyetlerin hızla geliştiği bir dönemdir. Ancak küresel faaliyetler , göreli olarak eski olsa da , bu işleyiş biçimini ifade eden küreselleşme kavramı oldukça yenidir.

Küreselleşme kavramı çok boyutlu bir kavramdır ve insanların ilgi alnına ekonomik , siyasal ve kültürel yönleriyle girer. “Küresel” ilk defa , Marshall Meluhan’ın “Komikasyonda Patlamalar (1960)” adlı kitabında, bu yeni süreç için “Global Köy” terimini kullanmasıyla literatüre girdi. Kavram 1980’lere doğru Harward, Stanford, Columbia gibi prestijli Amerika işletme okullarında kullanılmaya başlandı ve yine bu çevrelerden çıkmış bazı ekonomistler tarafından güncelleştirildi. Aynı yıllarda uluslar arası ekonomik kuruluşların yayınlarında ve raporlarında kullanılmaya başlandı. Kavramın kendisi eski olmakla birlikte , ancak 1990’lı yıllarda uluslar arası ekonomik , politik , sosyal ve siyasal süreçleri tanımlama k maksadıyla , akademik dile girdi. Özellikle Ronald Robertson’un Globalleşme kitabı , terime kavramsal bir içerik kazandırdı. 1990’lı yıllarda kavram , gittikçe yaygın bir biçimde toplumsal değişim kavramlarını açıklamada anahtar bir kavram olarak kullanılmaya başlandı.

Globalleşmenin ekonomik boyutunun yanında, politik ve siyasal boyutu, uluslar arası ilişkilerde daha önce kullanılmaya başlandı. Kavramın uluslar arası literatüre girdiği tarih 1970’li yılların başlarıdır. Bu yıllardan sonra “ dünya sisteminin “ sadece devletlerden ve devletlerin kendi aralarındaki ilişkiler düzenleme k amacıyla oluşturdukları kurumlardan ibaret olmaması düşüncesi içlerinde devletleri uluslar arası kuruluşları ve şirketleri de içeren global bir yapıyı ortaya çıkardı. Ayrıca devletler arası ilişkilere müdahale eden ve adına “global aktör” diyebileceğimiz güçler , ulusal ve uluslar arası arenada sosyal ve politik kararlar alabilen , aldığı kararları uygulatabilen “güç ilişkileri” sistemini daha da karmaşık hale getirmiştir. Özellikle , ikinci dünya Savaşından sonra sayıları ve etkinlikleri önemli ölçüde artan uluslararası kuruluşların varlığı , siyasal ve politik etkinliklerin artık sadece , ulus devletlerle sınırlandırılamayacağını , dolayısıyla bu gün ulusal ve uluslar arası düzeyde politika belirlemede , küresel aktörleri de göz önünde bulundurmayı gerekli kılan , çok yönlü ve karşılıklı ilişkiler düzeni yaşanıyor.

KÜRESELLEŞMENİN FELSEFİ TEMELLERİ

1990’LI Yıllar , yeni bir dünya görüşünü gözler önüne seriyor. Gelişen ve popüler olan , yönetim düşünce ve yaklaşımlarını , üç genel bakış açısı içinde ele almak mümkündür. Bunlar; postmodernist bakış açısının gelişmesi , yönetim ve organizasyon konularına sosyolojik ve ekonomik açıdan bakan görüşlerin ortaya çıkması , nihayet günümüzde, globalleşme ve bilgi çağı çerçevesinde gelişen ve son derece popüler olan yaklaşımlar. Küreselleşme sürecinin felsefi temellerini sorgularken , “ küreselleşme kavramı” ile post –modern kavramı arasında bir ilişkinin varlığı göze çarpmakta ve küreselleşme sürecinin teorik çerçevesini belirlemede, post –modern düşünce önemli bir yer tutmaktadır.

“Post modern” kavramının henüz üzerinde anlaşma sağlanmış bir tanımı yok. Sosyal bilimlerde bir düşünce kalıbı olarak post modernizm; yerleşmiş düşünce kalıplarından kurtulmayı hedefleyen , her türlü bilimsel araştırma ve bilgi birikimini eleştiren ve yerleşik düzene baş kaldırmayı anlatan ve tüm değerleri izole gören , bir bakış açısını ifade etmektedir.

Modernizmin sanayi toplumunun , post-modernizmin ise , bu günkü “sanayi sonrası toplumun” felsefi temelini oluşturduğu söylenebilir. Post-modernizmin , yönetim ve organizasyon düşüncesi açısından şunu ifade eder; farklılıklar yaratıcılığın dinamiğidir. İnsanlara doğruları (dolayısıyla kuralları ve ilkeleri) empoze etmek yerine , onları tamamen serbest bırakmalı ve kendi istediklerini yapmaları konusunda , fırsat verilmelidir. Bürokratik ve formel yapılar yerine onların inisiyatiflerini kullanmalarına , etkinliği ve motivasyonu arttıracağı beklentisiyle imkan verilmelidir.

Kapitalist sitemin dönüşümü Yeni bir kriz ve Küreselleşme:

Ekonomik olayların gelişiminde , hemen her zaman ideolojileri ve yerleşik çıkarları etkileyen bir yön bulunur. Ekonomik olayları hayatın ve tarihin tek belirleyicisi olarak kabul etmemek kaydıyla yaşanan her ekonomik gelişme , aynı zamanda , ait olduğu konjonktüre uygun ideolojik bir söylem geliştirir. Bu yeni yapılanma , ekonomik içeriğin yanında , siyasi ve politik , kültürel ve ideolojik karakterlere de sahip. Bu özelikleri bir tek kavramla ifade etmeye çalıştığımızda , küreselleşme kavramına baş vurmak kaçınılmaz oluyor. Bu gün kapitalist sistem 1929 ekonomi buhranından ve 1975 petrol şokuyla girdiği krizden sonra kendini yeni bir dönüşümün içinde buldu.

Kapitalist sistem 1990’lara garip bir giriş yaptı. Düşmanları ortadan kalktıkça , kendisi de krize girdi. 1960’larda dünya ekonomisi yılda ortalama %5 büyüdü 1970’lerde büyüme haddi ortalama %3.6 ‘ya düştü. Düşüş 1980’li yıllarda da devam etti. Ve on yıllık dönem içinde kapitalist sitem momentumunun %60’ını kaybetti. Bütün batı Avrupa’da 1973’ten 1994’e kadar yeni iş alanları açılmadı. Aynı dönemde issizlik oranı , Amerika dakinin iki katına çıktı. Şayet normal çalışma yaşında olduğu halde , iş gücünün dışına çıkarılan Avrupalıları da hesaba katarsak bu oran %20’ye çıkar. Küreselleşme sürecinde Japonya’nın durumu da, iç açıcı değil. Borsa indeksi 1989 Aralık ayındaki 38,916 rakamından 1992 Ağustos ortasında 14,309 ‘a geriledi. Bu Amerika borsasının 1929 ile 19332 arasında maruz kaldığı düşüşten daha büyük bir gerilemeyi ifade ediyor. Bugün Japon ekonomisi , dibi görünmeyen bir kuyuya düşmüş gibi görünüyor. 1994 yılında Japon sanayi üretimi 1992 yılının %3 gerisindeydi. 1992-1995 yıları arasında Japon GSMH yılda ortalama olarak ancak %0,6 düzeyinde arttı. İşsizlik oranı sadece 16-24 yaş grupları arasında %6,5 düzeyindedir. 1997 yılında Japon ekonomisi ancak %1,1 düzeyinde büyümüştür.

Küreselleşmenin üç önemli aktörü olan ABD , Japonya ve Batı Avrupa ‘ya ait bu rakamlar, kapitalizmin global çöküşünü göstermektedir. Bu durumu , global bir süreç olarak karşılamak gerekir. Bütün tarihsel sistemler kendi yapısı içinde çelişkilerini de taşır. Çelişkiler kaçınılmaz olduğundan , her tarihsel sitem eninde sonunda kendi yaşama kabiliyetini zayıflatır. Bu yüzden tarihsel sistemlerin ölümleri kaçınılmazdır. Yalnız tek tek hayat çevrimleri bakımından bu yavaş işleyen bir süreçtir ve sistemlerin bu kaçınılmaz seyrini , herhangi bir çeşit gönüllü “ ileri doğru atılım” ile hızlandırmaları sınırlı bir ölçüde mümkündür. Çelişkiler belli bir yoğunluk düzeyine ulaştığı zaman ;tarihsel sistemin krize girdiği söylenebilir. Küreselleşme , dünya kapitalizmin, 1970’li yıllarda petrol şokuyla içine girdiği derin krizden çıkmak için ileri doğru yapmış olduğu umutsuz atılımı ifade etmektir.

GENEL BİR BAKIŞ AÇISIYLA KÜRESELLEŞMENİN TEMEL DİNAMİKLERİ

Bu gün yaşamakta olduğumuz global değişim , çeşitli açılardan etki eden bir çok faktör vardır. Bunların en başta geleni dünya ekonomisinin , üretim faktörleri boyutunda yaşana yapısal değişimlerdir. Faktör boyutunda yaşana değişimlerin en önemlisi “bilgi sektörü” diye yeni bir sektörün ortaya çıkması ve bu sektörün oluşturduğu “sembol ekonomisi” nin global ekonomide yeni dönüşümlere sebep olmasıdır. Sembol ekonomisini ortaya çıkaran ise , işlenmiş bilginin bu gün farklı bir içeriğe sahip olmasıyla , üretimin dördüncü bir faktörü olarak “entelektüel sermaye” diye adlandırılan yeni bir sermaye biçiminin gelişmesidir.

Küresel işletmeler:

Yapılan araştırmalara göre küreselleşme sürecinin en önemli dinamiği global işletmelerdir. Bu gün bu işletmelerin sayıları 27 binin üzerindedir. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Gelişme Komisyonu raporlarına göre, kendi ülkeleri dışında faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin satışları 1992 yılında 5,5 trilyon dolara varmıştır. Bu rakam 4 trilyon dolarlık toplam dünya ticaretini geçmektedir. Bu aynı zamanda , küresel işletmelerin , dünya özel sektör değerlerinin 1/3’ünü kontrol ettiği anlamına gelir. Bu şirketlerin dünya çapında dış yatırımları 2 trilyon dolara varmaktadır. Küresel şirketlerin en büyük grubunu 474 milyar dolarla ABD , 259 milyar dolarla İngiltere, 251 milyar dolarla Japonya oluşturmaktadır.

Teknolojik gelişmeler ve Bilgi Teknolojileri:

Teknoloji en genel anlamıyla bilginin ve bilye dayalı yöntemlerin herhangi bir işin yapılmasına uygulanması olarak tanımlanabilir. Bir işe uygulanan bilgi ve bilgiye dayalı yöntem o işin daha kısa zamanda yapılmasına olanak sağlıyorsa, bir teknolojik gelişmeden söz edilebilir.

Küreselleşmenin ikinci en önemli dinamiği , genel olarak teknoloji alanındaki gelişmeler, özel olarak da iletişim ve ulaşım teknolojisinin getirdiği yeni olanaklardır. Teknoloji alanındaki gelişmelerin en önemlisi bilgi teknolojisindeki gelişmelerdir.

Teknoloji tüm endüstriyel faaliyetlere uygulanan bilgiyi anlatmada kullanılan bir kavramdır. Ekonominin Küreselleşmesine hız kazandıran teknoloji , bu gün özellikle telekomünikasyon yardımıyla , küreselleşmenin en temel dinamiği haline gelmiştir. Küresel ekonominin en önemli sektörü olan finansal hizmetler, finans yada hizmetten çok , elektronikle iş birliği içinde doğal olarak , bugün sürece dahil olan teknoloji, iş gücü ağırlıklı bir teknolojiden , yüksek teknolojiye dönüşmüştür. Bu dönüşüm , doğal karşılanmalıdır. Yeni ürünler üretmek için yeni teknoloji gerekir. Günümüzde yeniliğin oranı ve hızı artmıştır. Ürünlerdeki yenilik oranı teknolojideki yenilik oranına bağlıdır. Teknolojilerin gelişecek ve giderek artan küresel niteliğinden ve kitle iletişiminin artan öneminden ötürü, yeni kültürel , yeni bildirimler yaşanmaya başlanmıştır. Bunlar bir ülkedeki enformasyon politikalarını , diğer ülkeler için önemli kılmıştır. Böylece enfo-gündem giderek küreselleşmiştir.

Bilgi ve iletişim teknolojisinin birbirlerini tamamlayıcı ve bağımlı bir şekilde gelişmesi , bilginin üretilmesi, bilgi akışının daha etkili bir biçimde olması, devrim niteliğinde yenilikler ortaya çıkarmıştır. Bütün bu yenilikler, küreselleşmeye temel dinamik sağlamış ve sürecin hızlanmasına katalizör etkisi yapmıştır.

Teknoloji Transferi:

Teknoloji iki yönden küresel ticaretin konusu olabilir. Bunlardan birincisi mal ticaretini geliştirmesidir. Teknoloji burada yeni malların bulunmasına ya da , mevcut olanların geliştirilmesine , daha düşük maliyetle ve kaliteli üretilmesine olanak sağlayarak dış ticareti geliştirici etkide bulunur: diğeri de doğrudan teknolojinin kendisi , uluslar arası ticaretin konusu olabilir. Teknoloji daha önceden tanımlandığı gibi , sadece somut alet değildir. bir işin nasıl yapılacağını gösteren teknik bilgi , beceri ve “know-how” lardan oluşan bir değerdir. Teknolojinin bu anlamda uluslar arası ticaretin konusu olması , onun yabancı bir firmayla lisans anlaşması yapmak , patent satın almak yoluyla transfer edilmesiyle olur. o halde , bir firmanın yenilik getirici bir teknolojiye ulaşmasını iki yolu vardır. Onlardan biri; yenilikleri doğrudan o firmanın kendisinin icat etmesi , diğeri de başkaları tarafından üretilen teknolojinin transfer edilmesi yada taklit edilmesidir.

Teknoloji Transfer Şekilleri:

Teknoloji bu gün üretimde rekabet üstünlüğü sağlayan temel girdi durumuna gelmiştir. Teknoloji üretmek için AR&GE (araştırma –Geliştirme) harcamalarına , önemli ölçüde kaynak ayırmak gerekmektedir. Ne yazık ki, bu oran ülkemizde beklenen düzeye ulaşmamış tır. Bu gün araştırma ve geliştirme giderlerine ayrılan kaynakların GSMH içindeki payı yüzde olarak Japonya’da 3, ABD’de 2,8 , AB ülkelerinde 2 dolaylarındadır. Bu pay Türkiye’de sadece %0,5 ‘tir. Teknoloji kullanımında dışa bağımlılıktan kurtulmak için AR&GE’ye ayrılan payın arttırılması öncelikli bir tedbir olarak görülmelidir.

Ülkelerin ve firmaların teknoloji transfer şekilleri, ya sermaye mallarına dönüşmüş olarak yada yalın biçimde ithal edilerek yapılmaktadır. Bunlar şu şekilde belirlenebilir;

Sermaye malları ithaliyle sağlayan teknoloji: Makine ve donatım ithalı yaygın bir teknoloji transferi yoludur. Bu gibi malların üreten bir ülke , aynı zamanda bunlara kendi tekniklerini de katmıştır.

Dolaysız sermaye yatırımları: küresel şirketler, sınır ötesi bir ülkeye yatırım yaparken , genellikle üretim teknolojisini de birlikte götürür. Dolayısıyla bu tür yatırımların, ülkede ihtiyaç duyulan alanlara yapılması, tercihen yerli , özel ve kamu işletmesi şeklindeki ortak girişimler (Jant Venture) şeklinde olması, ülkede teknoloji düzeyinin yükselmesi bakımından da uygun bir teknoloji transferi olacaktır.

Yalın biçimde teknoloji İthali:Henüz bir sermaye malına dönüşmüş olmayan teknoloji transfer edilmesi, bu gruba girer. Örneğin yabancı teknolojinin patentini satın almak , lisans anlaşmasıyla teknoloji kiralamak veya ücretli danışmanlık hizmetlerinden yararlanmak gibi yollar.

Bilimsel teknik bültenler ve yabancı bilim adamı değişimi programları: Üniversite ve çeşitli araştırma gruplarının yayınlarıyla , uluslar arası sempozyumlar ve ülkeler arası bilim adamı alış-verişi gibi yollar.

Teknik yardım programları: Az gelişmiş ülkelere verilen yardımların bir bölümü teknik yardımlar oluşturur. Bu tür yardımlar hibe şeklinde olabileceği gibi düşük bir ücret karşılığında da sağlana bilir. Teknik yardım , az gelişmiş ülke teknik personelinin eğitimi, belirli projelerin hazırlanmasında , uygulanmasında ve koordinasyonunda da danışmanlık hizmetleri sağlamak şeklinde olabilir.

Teknoloji Transferi ve Gelişmekte olan Ülkeler:

Teknoloji transferinde gelişmekte olan ülkelerin en fazla dikkat edecekleri hususların başında , bu ülkelerin yada , bu ülke firmalarının uygun teknolojiyi seçmeleri özellikle kendi yerel imkanlarına uygulayabilecekleri bir teknolojiyi transfer etmeleridir.

Gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duydukları teknolojiyi küresel işletmelerden karşılamaları, gelişmekte olan ülkeler açısından teknoloji ithalinden esnekliği arttırmış ve daha uygun koşullarda teknoloji seçimi olanakları doğurmuştur. Bununla birlikte , teknoloji transferi bu ülkelere , önemli oranda mali külfet getirmiştir.

Gelişmekte olan ülkeler açısından transfer edilen teknolojiyi kullanabilecekleri alanları ve transfer edilecek teknolojiyi tespit etme yöntemlerini şu şekilde belirleyebiliriz.

- yeni ürün ve süreçlere yönelik araştırma yapmak:Araştırma faaliyetleri , teknoloji alanındaki yayınları takip etme , ticari ve teknolojik fuarlara katılma gibi pasif faaliyetlerin yanında , alternatif ürün ve süreçleri , deneme gibi aktif faaliyetlerde bulunma.

-Ürün süreçleri yerel koşullara uyarlamak :Transfer edilen teknolojinin ülke ve firma koşullarını uygun bir duruma getirilmesi için yapılan çalışmaları içerir. Bu faaliyetler genellikle ülkenin girdi niteliğinden , çalışanların niteliğinden ve yerel piyasa durumlarından etkilenir.

-Yeni ürün ve süreç geliştirmek: bu aşamada yeni ürün ve süreç geliştirmenin , firmaya özgü bir nitelik taşıdığını belirtebiliriz. Firma için yeni olan bir süreç yada ürün ülke ve sanayi için yeni olmayabilir.

-Temel Araştırma yapmak: gelişmekte olan ülkelerinin temel araştırma faaliyetleri oldukça düşüktür ve yapılanların da basit nitelikte araştırma faaliyetleri olduğu söylenebilir.

SERMAYENİN ULUSLARARASILAŞMASI VE VATANSIZ PARA

Son yirmi yılda ortaya çıkan , bu arada belli bir mekan olmadığı gibi, hiçbir denetime bağlı olmayan para olarak tanımladığımız küresel para piyasası , döviz işlemleri küresel bonolar, master cardlar, eurojen ve paranın yeniden paketlenip satılmasına olanak veren ve gittikçe artan miktarda yaratıcı ve spekülatif araçlardan oluşmaktadır.

Günümüzde hiçbir merkez bankası , para akımlarını kontrol edememektedir. Sadece belli bir ölçüde etkileyebilmek için faiz oranlarını yükseltip alçaltmaktadırlar. Ama paranın akımında siyasal etkenler de faiz oranları kadar önemlidir.

Finans alanında , dünya çapında özgürlüğün sağladığı olanaklarla , dünya finans sanayiinin iş hacmi , geçen on yıl içinde patlama gösterdi. 1985’ten bu yana , döviz ve uluslar arası menkul değerler alım satımından elde edilen kar, on kattan daha fazlaydı. Dünyada küreselleşme hareketlerini başlatan ve global aktör olarak adlandıracağımız “merkez”in büyük gücünün kaynağı “finans” kaynaklarını elde tutması ve “finans piyasaları” na egemen olmasıdır.

Özetle dünya ekonomisinde banka sermayesi giderek büyüyor. Bunun nedeni , merkez ülkelerde üretken yatırımların karlılığı , düşük olduğu için ,mali sermaye spekülasyona sıkışarak genişledi. Ve sermaye hareketleri küreselleşmeye başladı. Küreselleşme sürecinde ekonomik büyümeye paralel olarak , krediye olan talep arttıkça mali sermayenin gücü de arttı. Bu güç kendisini sadece ekonomik alanda değil politik-siyasal alanda da hissetmeye ve global aktör olarak rol oynamaya başladı.

TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE TOPLUMSAL DEĞİŞİMİN TARİHSEL AKIŞI

İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar kendine özgü değişkenleri ve parametreleri olan farklı toplumsal örgütleniş ve yaşam biçimine dayalı , uzun yürüyüşünü geride bırakarak günümüze gelmiştir. Bunlar sırasıyla daha çok doğa ve avlanmaya dayalı bir yaşam biçiminin egemen olduğu ilkel toplum , arkasından tarım toplumu, sonra buhar gücünün sanayide , insan kas gücünün yerine ikame edilmesiyle ortaya çıkan ve mekanizasyona dayalı sanayi toplumu ve nihayet bilginin başlangıçta aletlere ve süreçlere , sonra da kendisine uygulanmasıyla ve bilginin üretimin önemli bir kaynağı olarak ortaya çıkmasıyla oluşan bilgi toplumu.

Tarım Toplumu ve Tarım Toplumunda Sanayi Toplumuna Geçiş:

AlvinToffler’in “birinci dalga uygarlığı” olarak betimlediği tarım toplumunun verilerinin yaygın olduğu dünyada , insanlar “ilkel” ve “ uygar” olarak ayrılmaktadır. İlkel olarak adlandırılanlar tarım devrimiyle karşılaşmamış, küçük kabileler halinde yaşayan ve avlanarak ,toplayarak hayatlarını sürdüren kimselerdi. “Uygar-dünya” ise bunun tam tersine , toprağı işleyerek ve yerleşik bir hayat yaşayan çoğunluğu temsil ediyordu. Tarım nerede başlarsa , uygarlık orada ortaya çıkıyordu.

Sanayi döneminde ortaya çıkan uygarlıkların tümünde , otoriter bir yönetim anlayışı vardır. İnsanların toplum içindeki yerini soylular belirliyordu. Tüm ilkel örgütlenme biçimlerinde merkeziyetçi olmayan bir ekonomik yaşamdan söz edilebilir. Denizleri aşan ticari topluluklar, büyük bir sulama sistemi çerçevesinde örgütlenmiş, oldukça merkeziyetçi krallıklar bulunuyordu. Tüm bu farklılıklara karşın , değişik uygarlıkların hepsini tek bir olgunun , birinci dalgayla yayılan tarım uygarlığının özel uygulanış biçimleri olarak görmek yanlış olmaz.

Sanayi devriminin arkasında yatan sebebin 15.ve 16. Yüzyıllarda deniz aşırı keşifler, 17. Yüzyıldaki bilimsel devrim ,dinde reform hareketleri veya doğrudan Protestanlık tarafından uyarılan “kapitalist ruh” olmadığını belirten Habsbawn sanayi devriminin temelinde deniz aşırı sömürgeler ve az gelişmiş pazarlar üzerindeki yoğunlaşma ve bunları kimseye kaptırmamak için verilen başarılı bir mücadelenin yattığı ileri sürülmektedir.

Sanayi Toplumunda Değişim ve Başlangıç Toplumuna Geçiş:

Sanayi devrimi, James Watt’ın 1765 buhar makinesini bularak, bunun enerji kaynağı olarak yeni teknolojilerin üretiminle ilgili olarak ekonomik alanda artan ölçüde kullanmasıyla başlamıştır.

Sanayi toplumuna geçişle birlikte , evlerde el sanatlarına dayalı üretim anlayışı yerini fabrikalarda “kitle üretimine “ bıraktı. Bu bireyin ilk kez , eviyle iş yeri arasındaki mesafenin ortaya çıkması anlamına geliyordu. Hızla gelişen ve büyüyen kent yaşamı aile yapılarının da giderek küçülmesine “ çekirdek aile” dediğimiz aile biçimlerinin doğmasına neden oldu. Özellikle sanayide çalışan kesime dayalı yeni “sınıf biçimi ve bilinci” ortaya çıktı. Sınıf bilinci sendikal hareketlerin ve yeni ideolojik akımların gelişmesine uygun zemin hazırladı.

İnsanlık bu gün köklü bir değişimin eşiğindedir. Uygarlık tarihindeki bu köklü değişim , sanayi toplumundan farklılaşarak , temel bir üretim girdisi haline gelen bilginin , giderek üretimin diğer faktörlerinin yerini almasıyla geçişin , şimdiki sanayi toplumundan farklı bir topluma bilgi toplumuna doğru olacağını gösteriyor.

KÜRESELLEŞMEYE KARŞIT GÖRÜŞLER:

Küreselleşme bu gün bir belirleyici unsur olarak varlığını her alanda hissettirmektedir. Küreselleşme sürecinde ekonomik alanda yaşanan ulusal düzeydeki göreli iyileşmeler, merkez ülkeleriyle karşılaştırıldığında dünya kaynaklarının eşit olmayan bir biçimde paylaşıldığını gösteriyor. Marisima’nın dediği gibi küreselleşme sürecinde Dünya ölçeğinde yaşanan ekonomik büyüme , kesinlikle serbest piyasa mekanizması işletilerek sağlanamıyor. Bu süreçte , özellikle zenginler lehine gelişen büyümede rekabet rekabeti öldürür kuralı , gereği küresel firmalar , rakiplerini ortadan kaldırmanın her türlü yolunu deniyorlar. Dünyanın ekonomik olarak bütünleşme sürecinde ortaya çıkan çatışmaların, kapitalist sistemin kendisi kadar eski olan piyasa da , tekel oluşturma kavgasından başka bir şey olmadığı anlaşılıyor.

Yeni bir sömürgecilik anlayışı olarak küreselleşme:

Dünya piyasasında global güçlerin ortaya çıkması ve devletin ekonomiden elini çekmesinin gerekli olduğu görüntüsü verilen bir süreç olarak algıladığımız globalleşme bir çok ulusun çekindiği ve bir dönemdir. ABD bu süreci ekonomik ve siyasal bir elit sınıfın istediği üzerine başlatmış ve devam ettirmektedir. Ekonomik , ticaret, finans ve para ile ilgili tüm sosyal politikaları her alanda küreselleşmenin kurallarını belirleyen , bu imtiyazlı sınıfın kontrolünde olan , Washington’daki politikacılar ve onların danışmanlarıdır. Bu gün Amerika’yı “düzen sağlayan” konuma getiren ekonomisinin büyüklüğüdür.

Toffler’e göre yüce emperyalizm! İkinci dalga çok şeyler verdi.Ekonomi tarihçisi William Woodruff şöyle diyor:” Bu ülkelerin sömürülmesi, bunlarla yapılan alışveriş sayesindedir ki, Avrupa görülmemiş ölçüde servete ve zenginliğe kavuştu.”ikinci dalga “ ekonomisinin yapısı içinde yer alan ve doymak bilmeyen emperyalizm yeryüzünü kapladı. İkinci Dünya savaşından sonra dünyaya kredi açabilecek ülkelerin başında Amerika geliyordu. En ileri teknolojiye , en istikrarlı siyasal yapıya o sahipti. Artık çökmüş olan rakiplerin sömürgelerden çekilmek zorunda kalmasıyla , ortaya çıkan boşluğu doldurmak , dayanılması güç bir fırsattı”.

ABD’nin mali stratejisini yapanlar , daha 1941 yılında , dünya ekonomisinin Amerika’nın daha çok yararlanabileceği şekilde , yeniden düzenlenmesi için planlar hazırlamaya başlamışlardır. 1944 yılında Amerika’nın liderliğinde toplanan Bretton Woods konferansında 44 ülke , dünya ekonomisinin bütünleşmesini sağlayacak iki yeni temel örgüt kurulmasını kabul etti. Uluslar arası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Bu sistem IMF’ ye üye olan ülkelerin , paralarını ABD dolarına yada çoğu ABD’nin elinde bulunan altına göre ayarlamaya mecbur etti. Bu arada başlangıçta Avrupa uluslarına savaş sonrasında ,yeniden derlenip toparlanmaları için gerekli olan fonu sağlamak için kurulmuş olan Dünya Bankası, sömürünün en rafine şekli olan , henüz sanayileşmemiş ülkeleri yavaş yavaş borçlandırmaya başladı.

Sonra sisteme bir üçüncü eleman eklendi: GATT yani Gümrük ve Ticaretle ilgili Genel anlaşma. Başlangıçta Amerika’nın teşvik ettiği bu anlaşmanın amacıda , ticareti serbestleştirmekti. Ticaretin serbestleşmesi, teknolojisi pek gelişmemiş olan yoksul ülkelerin , yeni yeni ortaya çıkan sanayilerini korumalarını güçleştiriyordu. Dünya bankasının IMF’ ye katılmayan ve GATT’ın kuralına uymayan kuralı, bu üç kuruluşu , sıkı sıkıya birbirine bağlıyordu. Birbirine bağlı olan bu üç örgüt , dünya ticaretini bir bütün haline getiren tek bir araç oluşturuyordu. 1944 yılından 1970’lere kadar sistemin kontrolü , aslında Amerika’nın elindeydi. Bütünleştirici ulusları şimdi de küreselleşme süreci ile birlikte yine o bütünleştiriyor. Yeni dünya düzeni adına!

IMF gibi uluslar arası kuruluşların sömürü odağı olarak kullanılmasına , üye devletlerin mali güçlerine göre oy hakkına sahip olmaları sebep olmaktadır. Bu bağlamda , sadece ABD oyların %20’sini (1989 itibariyle) elinde bulundurmaktadır. Ve yedi sanayileşmiş ülkenin sahip oldukları oy oranı %44,4 ‘tür.

Özelleştirme ve Sanayisizleştirme Süreci olarak küreselleşme:

Serbest ticaret ideolojisine göre, mal ve hizmet alışverişi ne kadar serbest olursa , dünya ekonomisi de o kadar hızlı büyüyecek ve herkes için daha büyük olanaklar doğacaktır. Ancak yakın geçmişte yaşayanlar bu açıdan pek umut verisi değildir. IMF ile yabancı alacaklıların hükümete zorla kabul ettirdikleri sert önlemler , yoksul çoğunluk tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Bu çerçevede , sağlık hizmetleri , okullar, içme suyu, iş olanakları gibi alanlar, gözle görülür oranda bozulmuş ya da azalmıştır.

Özelleştirme ,deregülasyon (mevzuat gevşetme), liberalleşme gibi politikalar sonucu, Meksika 1980’lerin ortalarından sonra ticaret ve yatırım yasalarını liberalleştirdi. Ekonomik stratejisini, küresel ekonomilerinin öngörüleri doğrultusunda , küresel ekonomiyle bütünleştirmeye çalıştı. Bekleneceği gibi 1980’lerde satın alma güçleri %60 oranına azalan çok sayıda Meksikalı artık bir zamanlar alabildikleri kadar yiyecek almamaya başladılar.

Küreselleşme sürecinde, özelleştirmenin dünya ölçeğinde yaşanan ekonomik ve sosyal krize çare olarak , bunalımın yükün sosyal refah devletinin bu güne kadar ki kazanımlarını da tahrip ederek , işçi kesimine ve dolayısıyla istikrar içinde , yeniden yapılanma ve yapısal uyum politikalarıyla , az gelişmiş ülkelerin üzerine yıkmaya çalışmıştır. Özelleştirme bir bakıma emperyalist müdahalelere karşı, demokratik tepkide bulunma imkanı olan işçi kitlelerini örgütsüzlüğe mahkum eden bir uygulama olması bakımından da anti demokratik bir özellik içeriyor.

BİR PARADOKS SÜRECİ OLARAK KÜRESELLEŞME.

Demokrasi dünyayı sarıyor ve dünya küresel telekomünikasyon sistemleri sayesinde demokrasiyi öğreniyor. Yeni dönem , dünyanın dört bir yanında PC ağlarıyla birbirine bağlı “çok kültürlülük” ayrışan , kendi kendine yöneten halklar dönemi olacak. Kabilecilik anlayışıyla pek çok halk kendilerini yönetmek istiyor. Küresel ekonomi büyüdükçe, milletlerden oluşan oyuncuları küçülüyor. Modern ulus –devletler , üst kimliğe dayalı ve etnik öğeleri göz ardı eden bir paradigma temelinde örgütlenirken , neo –kabilecilikte etnik temele dayalı örgütleniş modelleri esas alınıyor.

Ekonomik Entegrasyonlar ve Siyasi Bölümler Süreci Olarak Küreselleşme:

Ekonomik entegrasyon; en zayıfından en ileri aşamasına kadar , ticareti engelleyen unsurların ortadan kaldırılması, ülkeler arasında faktör hareketlerine serbestlik tanıması ulusal ekonomik politikaların uluslar arası ilişkiler lehine yumuşatılması ve nihayet bunların birleştirilmesi sonucu oluşan yapıdır. Küresel bütünleşme sonucunda , ulusal düzeyde üretilen politikaların etki alanı daralmış , ülkelerin birbirilerine karşı bağımlıkları artmış, uluslar arası rekabet ve iş birliği alanında yeni yöntemler ve birleşme biçimleri oluşturulmaya başlanmıştır.

Bölgeselleşme-Küreselleşme İkilemi ve Bölgesel Ekonomik Kuruluşlar:

“Bölgeselleşme diğer adıyla “kutuplaşma” , bloklaşma veya “ bölgesel birleşme” ekonomik , politik ve hatta askeri , sosyal bir nitelik taşıyabilir. Bölgeselleşme birbirine yakın ulusal ekonomiler arasında , giderek daha fazla iş birliğinin gelişmesidir. Bölgeselleşme bir anlamda küreselleşmenin karşısında gözükse de , aslında bölgeler arasında ekonomik ilişkiler arttıkça , küreselleşme için doğal bir ortam yaratılmış olacaktır. Bu nedenle bölgeselleşmenin sınırlı kaldığı bir ortamda , küreselleşme sağlanamaz ve bölgeselleşmeyi hızlandırıcı etkisi zayıflar.

Bölgesel nitelikli ve ekonomik ağırlıklı entegrasyon hareketleri , türlerine göre dört temel başlık altında toplanabilir. Serbest ticaret bölgeleri, Gümrük birlikleri, Ekonomik birlikler ve Ortak Pazar.

Serbest Ticaret Bölgeleri:

Üye ülkeler , kendi aralarındaki mal ve hizmet hareketlerindeki ticari ve diğer ulusal engelleri kaldırmayı amaçlar. Böylece , üyeler karşılıklı olarak birbirlerinin piyasalarına giriş önceliği tanırken , üye olmayan üçüncü ülkelere karşı kendi diledikleri ticaret politikalarını tariflerini, kotalarını uygularlar. Entegrasyonun bu safhasında uyulması zorunlu tek bir dış tarife sistemi de yoktur. Yani ülkeler, üçüncü ülkelerle ticaretlerine, tarife koymak veya kaldırmak , yada değiştirmek hususunda bağımsız hareket edebilmektedir.

Gümrük Birlikleri:

Gümrük birliklerinde, dışa karşı ortak bir gümrük tarifesi ve üye olmayan ülkelere uygulanacak ortak ticaret kurallarının kabulü söz konusudur. Gümrük birliğinde üye ülkeler arasındaki tarife ve kota sınırlamaları kaldırılarak ,yalnızca mal ve hizmetler için ortak bir piyasa oluşturulması öngörülmüştür.

Ortak Pazar:

Ortak Pazar aşamasında analaşmaya taraf olanlar arasında üretim faktörlerinin sermaye emek ve teknolojinin serbest dolaşımına izin verilir. Gümrük birlikleri için gerekli şartların sağlanması ve sürdürülmesi ortak Pazar oluşumu sağlayan bir gelişmedir.

Ekonomik Birlikler:

Ekonomik birlikler ise , tüm üye ülkelerin , ekonomik alanda oluşturdukları politikalarının entegrasyonuna dayalı bir birleşme biçimidir. Bu tür birleşmelerin sonucunda , mal ve hizmetlerin serbest dolaşımının yanı sıra para, maliyet ve sosyal politikaların tam bir uyum göstermesi şarttır. Serbest ticaret sahası , ortak Pazar ve gümrük birliğinden daha ileri bir aşamayı ifade eden bu entegrasyon safhasında esas olarak , ulusal politikaların uyumlaştırılması hedeflenir.

SİYASİ BÖLÜNMELER SÜRECİ OLARAK KÜRESELLEŞME

Modern Ulus –Devletler ve Küreselleşme:

18.yy. Fransa’sında devrimci politikalar sayesinde egemenlik, yurttaşlar topluluğunu temsilen devlette toplanmıştır. Devlet, yurttaşlardan kendi egemenlikleri adına , tüm sadakatlerin üstünde , bir sadakat talep etmeye başlamıştır. Böylece, iktidar yapısında bir merkezileşme, kültürde standartlaşma , hukukta, eşitleşme ve ekonomide bütünleşmeye gidilmiştir. Bu dönüşüm , tek olmamakla birlikte , en güçlü nedeni , mekanın kent-devletinden ulus devlete kaymasıdır. Şimdi de , toplumsal dönüşümü devam ettiren ulus -devletin de ötesinde, daha geniş , daha kapsayıcı , küresel kuruluşlar bulunmaktadır.

Küreselleşmenin kaçınılmaz sonucu , uluslararası politik sistemdeki çok kutupluğun artmasıdır. Küresel işletmeler, uluslar arası gönüllü kuruluşlara kadar bir çok yapı , ulusal hükümetlere karşı göreli olarak güçlenmiş ve piyasa ile medyayı da kullanarak , ulusal sınırlar ötesindeki tüketici vatandaşlardan meşrutiyet istemeye başlamışlardır. Küresel politik sistem , vatandaşlara neo-liberalizmin bu gün kaçınılamazlığını ve bir veri olarak alınması gereğini vurgulamaktadır. Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, vatandaşların çoğu ulusal aidiyet duygularını korusa da , ulusal devletlerin kendilerine has düzenleyici güçleri azalıyor. Ulus devlet olgusunu kendi çıkarları doğrultusunda kullanılan küresel firmalar, az gelişmiş ülkelerde kendilerine uygun koşulları yaratmak için büyük çaba göstermektedirler.

Modern Ulus-Devletlerde Çoğulculuk ve Neo –Kabilecilik Hareketleri:

Mevcut dünya düzeninde istikrarsızlığa katkıda bulunana etkenlerin başında , dünya yeni bir milliyetçilik dalgasının şafağının sökmekte olması gerekmektedir.

Ulus devletler neden krizde? Yapılan tartışmalarda “ulus-devletin” in iki sebepten dolayı krizde olduğunu söylemek mümkündür:1. Ulusun mahiyetinin değişmiş olması, 2.Devletin mahiyetinin değişmiş olması.

Küreselleşme, esasen ulusun mahiyetini değiştirecek, devleti, biraz daha somut algılanır bir durumdan , sanal bir yapıya doğru itiyor. Yeniden yapılanmanın, devletin varlık nedenini meşrulaştıran ulusu, Küreselleşmenin dayattığı konjoktürel gerekliliklere göre etnik/alt kültürü zıtlaşmasıyla genel kültür karşıtlığına itmektir.

Ulus devlet modelinde , son on yılda önemli paradigmatik dönüşümler yaşanmıştır. Klasik ulus-devlet tanımındaki anahtar nokta, bir devleti tanımlayan alt unsurları yok sayılacak, bunların belli bir üst kimlik içinde kaynaşıp karıştıklarının varsayılmasıdır.

Günümüzde neredeyse, hemen her toplumda, dinsel ve etnik alt-kimlik çatışmalara neden oluyorsa ve bir çok yerde dağılımlar yaşanıyorsa, yada ayrılma talepleri gündemde ise , bunun bir nedeni olmalı. Olayı , sadece kültür düzleminde görmek mevcut sorunları açıklamaya yetmiyor. Çünkü o hep vardır, bunu günümüzde iyice belirginleşme nedeni, ulus-devletin eski işlevlerini yerine getiremez olması. Ulus-devlet aşınıp işlevlerini tam olarak yerine getiremez olunca, doğan boşlukları alt-kimlikli gruplarının doldurma isteği , dışarı yansıyor. Ayrılma isteği çoğu zaman çoğulculuk hareketiyle başlayan ve iç kargaşayla gelişen düzensizliklere olarak ortaya çıkıyor.

KÜLTÜREL AÇIDAN KÜRESELLEŞME.

Kültür, toplumların tarihsel süreç içerisinde oluşturduğu bir lüks , haz veya estetik anlayışlarının toplamı değil, aynı zamanda , insanların gündelik hayatlarında doğal yaşamlarında karşılaştıkları sorunlara buldukları çözümler manzumesi olarak görülmelidir.

Küreselleşme süreci , eş zamanlı olarak, iki kültür görüntüsü sunmaktadır. Bunlardan ilki “tikel kültürün” üst sınırlarına ulaşmaktır. Bu üst sınır ise küredir. Tüm heterojen kültürler, dünyayı kapsayan hakim kültürün içinde erimektedir. Bu kültür görüntüsü , küresel mekanın fethedilmesini içermektedir. İkinci görüntü ise “kültürlerin sıkışması” ile ilgilidir. Farklı kültürler, hiçbir örgütleyici prensip olmaksızın yan yana akmaktadır. Giderek artan kültürel hareketlilik ve karmaşa içeren küresel alan, kültürün küreselleşmesinin ikinci ayağını oluşturmaktır. Kültürün küreselleşmesinin temel dinamiğini esasen , teknolojik gelişmeler ve ekonomi kaynaklı olayların dünya toplumlarında türdeş bir biçimde algılanmasıdır.

Kültür alanında , çevrenin giderek merkezin sermayesi ve teknolojisinin etkenlik alanına girmesi, çok yüksek bir olasılık. Bunun yeni bir nedeni Amerika’da geliştirilen haberleşme teknolojisinin, gelecekte getirebileceği artan kültürsüzleştirme yeteneğidir.

Küreselleşme Bir İdeolojisizleştirme Süreci mi Yoksa , Egemenliğin İdeolojisi mi?

Büyük değişim dönemlerinde “eski” ve “yeni” , “ideoloji” ve “ teknoloji” ler birbirleriyle uyumsuzdurlar. Ekonomik hareketliliğin başlaması için , bunlar yeniden uyumu ve tutarlı kılınmalıdır. Bu karmaşık bir süreçtir. Zira , mümkün olan başarılar, büyük ölçüde bizim inançlarımıza bağlıdır. İnançlar tecrübeyi süzer, gerçeklik vizyonunu şartlandırır, kullanılacak teknolojiyi değiştirir. Fakat yeni teknolojiler, yeni teklifler sunmanın yanı sıra inançları da değiştirir. İnanç ve teknolojiler uyumlu oldukları zaman , toplumlar serpilip büyürler. İnanç ve teknolojilerde kaçınılmaz değişimler, birbirleriyle uyumsuz olduklarında da çökerler.

Bugün artık global aktörlerin arasından ortak bir yön var: Ayakta kalmak ve gelişmek için , ülkelerinin büyüyen küresel ekonomiye katılmasını engelleyen tüm doğal , yapay ideolojik ve politik sınırları küresel değerler için yıkmak zorunda olduklarını biliyorlar. Devlet yöneticilerini politik ideolojik değil, ekonomi yönlendiriyor. Bu gün egemen olan “serbest ticaret ideolojisidir” ve ideolojiye göre , mal ve hizmet alışverişi ne kadar serbest olursa dünya ekonomisi de o kadar hızlı büyüyecek ve herkes için daha büyük olanaklar doğacaktır.

Küreselleşme Sürecinde Demokratikleşme Çabaları:

Küreselleşme, demokrasi anlayışında da köklü değişimler getirdi. Bu değişim , hem işletme yönetimi , hem de toplum yönetiminde radikal merkeziyetçilikten uzaklaşma yönündedir. Özgürleştirici teknolojiden önce işletmeler, hiyerarşik organizasyonlar şeklinde örgütlenmişlerdi ve demokratik toplumlar, temsil sistemiyle organize edilmişlerdi. Ama artık temsili demokrasilerde yaşayan vatandaşların , merkeziyetçilikten uzaklaşma ve dolaysız demokrasiye geçilmesinin vakti gelmiştir.

Otoriter rejimlerden demokrasiye doğru atılan evrensel adım, ekonomik gelişime politik zemin hazırlamalı , dünya düzenini demokratikleştirme ideali , etkili bir sosyo-politik güce dönüşmelidir. Bunu ancak sistemi, kitle demokrasisi ilkelerinden uzaklaştırarak başarabiliriz. Kitle demokrasisi döneminde insanlar, partiler ve politikalar, genellikle solcu ve sağcı olarak sınıflandırılırdı. Servet yaramanın yeni sistemi ise, bu siyasal etkileri ve onların destekçilerini demode kılmaktadır. Ekolojik felaketler ne sağcıdır nede solcudur. Hatta işlerinden bazıları hem ulusal hem de küresel niteliklidir. Dolayısıyla bu günkü katılım ve demokratik taleplerin şekli ive içeriği değişmiştir. Gelecekte demokrasiye inanmış politikacıların yapacağı en önemli iş devletin yenilenmesi ve politikanın ekonomi karşısındaki üstünlüğünü veya en azından dengesini sağlamak olmalıdır.

KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN İŞLETME YAPILARI

ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İŞLETMELERİN GELİŞİM SÜRECİ VE KÜRESELLEŞME:

Çok Uluslu İşletmeler ve çok Uluslu İşletmelerin Tanımı:

Ulusal düzeydeki faaliyetlere göre örgütlenmiş bir organizasyon yapısı ile , çok uluslu faaliyetleri organize etmek mümkün değildir. bu nedenle , çok uluslu işletme yöneticilerinin, çok uluslu koşulları karşılaştıracak analiz etmesi ve bu koşullara en uygun organisazyon modeli oluşturmak için işe, açık ve anlaşılır “çok uluslu işletme” tanımı yaparak başlamak gerekir.

Çok uluslu organizasyon yapısı merkez işletmeler ve yan kuruluşlar arasında ilişkilerin olduğu bir yapı olarak düşünülebilir. Üretim vasıtaları birden çok ülkede kontrol edebilen kuruluşlara , çok uluslu işletmeler denilmektedir. Çok uluslu işletmeler, yapıları bakımından , uluslar arası işletmelerden daha büyük ve kendine özgü özelliklere sahip işletmelerdir.

Çok Uluslu işletmelerin Faaliyet Yöntemleri:

Bu şirketler, dışarıda üretimde çok ham maddelerin bulunduğu ülkelerdeki tabii kaynakları, kendi ihtiyaçları için bu bölgelerde elde ederek , batı Avrupa’ya aktarılması yönünden faaliyet göstermiştir.

Uluslararası yatırımcılar, II.Dünya Savaşından sonraki yıllarda, yabancı ülkelerde iş üniteleri kurma yollarını ararken , o zamana kadar görülmedik bir biçimde “modern çok uluslu işletme” veya bu günkü tanımıyla “küresel işletme” kavramını şekillendirmeye başlamıştır. Küreselleşen uluslararası ekonomi düşüncesinin ikinci önemli sonucu , çok uluslu şirketlerin , ulus ötesi “küresel “ şirketlere dönüşmesidir. Bu gün küresel işletmeler, gerçekten küreselleşmiş bir ekonominin temel göstergesidir.başlangıçta ulusları arkalarına alarak faaliyetlerini yürüten ve firmalar, günümüzde ulusları önlerine katarak onlardan bağımsız olarak faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Küresel İşletme Tanımı ve Tanım Farklılıkları:

Küresel işletmeleri , onların farklı özelliklerine ağırlık vererek, tanımlama yoluna gidilmektedir. Bu özellikler; küresel işletmelerin Pazar yapıları, yapısal özelliklerine göre yapılan tanımlamalarda işletmelerin faaliyette bulunduğu ülke sayısı veya mülkiyetin dağıldığı ülke sayısı , iş görenlerin ait oldukları ulusa göre yapılan ayrım performans yaklaşımına göre yapılan ayrımlarda karlılık oranı, birleşmiş milletlerin küresel işletme tanımında , bu işletmelerin hukuki statüleri ve tabi olacakları hukuk kuralları esas alınır. Küresel işletmeler , dünya ölçeğindeki fırsat ve tehditleri yakından inceleyebilen, bu fırsat ve tehditlere göre politikaları oluşturabilen işletmelerdir. Bu işletmeler , bulundukları her yerde , hükümet politikaları etkilemek de dahil , pek çok operasyonu yapabilme veya destekleyebilme gücüne sahiptirler.

Küresel işletmelerin özellikleri:

*.Küresel işletmeler, farklı ülkelerde faaliyetlerini sürdürürken, oluşturulan küresel ağlar içinde, mamuller birer uluslararası birleşim biçimindedir.

*.Bu gün küresel işletmeler, çeşitli ülkelerde imalatta bulunmak yerine , bu işletmelerin çoğu esas itibarıyla ihracatçı kuruluşlardır.

*.Küresel işletmeler , yapıları itibarıyla küçülmeyi kendilerine hedef olarak seçmişlerdir.

*.Küresel işletmeler , üretim aşamaları bakımından daha çok olgunlaşma dönemindeki ürünler üzerinde yoğunlaşırlar.

*.Küresel işletmeler, büyüklükleri bakımından da geleneksel çok uluslu işletmelerden ayrılırlar.

Küreselleşme , uluslarasılaşma sürecinin tamamlanıp “delokalize” üretim anlayışının geliştiği, üretimin ve tüketimin dünya ölçeğinde planladığı, serbest rekabet ve piyasa düzenin küresel kuruluşlara göre denetlendiği , kuralların uluslar üstü anlayışa göre düzenlendiği bir sistemdir. Bu sistemin temel özellikleri genel olarak aşağıdaki gibi özetlenebilir.

-Üretim faktörlerinin dünya ölçeğinde değerlendirilecek bu faktörlerin üretimi, dağıtımı ve tüketiminin küreselleşmesi.

-Dünya ölçeğindeki norm ve standartlarla , ticari değişimlerin gerçekleşmesi.

-İşletme organizasyonundan başlayarak, tüm ekonomik aktörlerin uluslar üstü bir boyutta, dünya ekonomik stratejisi temeline dayalı bir planlamaya girmesi.

-Üretim aşamasında üretime katılan aktörlerin birbiriyle sıkı bir biçimde bütünleşmeye girmeleri, nedeniyle , hukuki , ekonomik ve teknolojik bakımından tek bir olan bütünlüğünün kaybolması.

Küresel işletmelerin ihracat-ithalat Faaliyetleri:

Küresel işletmelerin uluslar arası alanda yatırım ve ihracat faaliyetlerinde de önemli farklılıklar yaşanmaktadır. Yatırımcılar kendi ülkelerinde üretip ihraç etmek yerine , üretim tesislerini küresel boyuta ulaşan pazarın herhangi bir yerine kuruyorlar. Dışarıda ürettikten sonra şimdi kolaylıkla yurda ithal edebiliyorlar.

Hisse Senedi Yatırımları:

Lisan anlaşmaları , bir işletmenin sahibi olduğu patent , ticari sırlar , ticari marka teknolojisi, teknik bilgi (know-how) , firma ismi veya pazarlama teknikleri gibi maddi olmayan varlıklarını, bir anlaşma dahilinde ve bir ücret karşılığında başka bir ülkede faaliyette bulunan bir işletmeye , kullanma izin vermesidir.

Lisans anlaşmaları , küresel işletmeler için önemli bir dış kaynak sağlarken , anlaşmayı yapan firmalar için duyarlı bölgeler oluşturmaktadır.

Ortak Girişim (Joint Venture)

Küresel stratejilerde, Joint Venture’ler , önemli bir işleve sahiptir küreselleşen sanayiler, coğrafi açıdan dağınıklılık gösteren pazarlarda daha fazla ürün standardizasyonu sağlama ihtiyacı doğurmuştur. Bu eğilim ,yakın gelecekte veri işleme otomatik fabrika , bilgilendirme araçları gibi sanayicilerde işbirliği , dünya ölçeğinde bir uyumluluğu sürekli kılma gibi yeni yönelimlere zemin hazırlayacaktır. Uluslar arası ekonomik işbirliklerinin , sürekli değişen koşullar içermesi JV’lerin bu koşullara uyabilmesi için , esnek yapıda olmalarını gerekli kılmaktadır. Yeni çevresel koşullara dinamik ve değişimci bir bakış açısıyla cevap verebilme yeteneği sağlayacak , esnek bir örgütsel yapılanma , bu açıdan büyük bir öneme sahiptir.

“Joint venture” anlaşması ile ; üretim faktörlerinin maliyeti, taşıma maliyeti, vergiler, genel masraflar gibi faktörlerin azaltılması gibi bazı ekonomik faydalar sağlarlar. Diğer bazı faydalar da şunlardır.

-Ortakların sağlayacağı beceri ve uzmanlıklar sayesinde sinejik faydalar.

-Değişik politik riskler karşı mahalli ,ortak ve hükümet tarafından sermayenin teminat altına alınması.

-Araştırma –geliştirme de ve yeni ürün geliştirme programlarında , yüksek risk ve maliyet paylaşımı.

-Yatırım yapılan ülkenin iç finansal kaynaklarından yararlanarak devalüasyon ve yükse orandaki enflasyondan kurtulmak mümkün olabilir. Yerel kaynakları sınırsız kullanma imkanı elde etmek “Joint Venture” lerin yararları arasındadır.

Franching:

Belirli bir faaliyette kullanmak için hakların franchise edilerek bir işi yapmaktır. Ortak veya franchisor , diğer müteşebbis ile sözleşme yapar, sonra sözleşme hayatta kaldığı sürece , belli bir işle , sözleşmeden kaynaklanan haklar kullanılmaya devam edilir. Yalnız bu anlaşma da imtiyazı alan firma (franchisec):

1-Elde ettiği imtiyaz için bir bedel ödemeli.

2-Sözleşme geçerli olduğu süre franchisee’nin hakları korunmalı

Stratejik İttifaklar:

Stratejik ittifaklar, küresel işletmelerin bazen sermaye piyasalarındaki hisseleri toplamak , bazen ülke içinde , bazen sınır ötesindeki firmalarla stratejik ortaklıklar kurarak , bazen de rakip gördükleri , firmayı blok olarak satın alarak , rakiplerini piyasadan silme yoluna gitmeleridir.

Stratejik ortaklıklar, öncelikle şirketler arasında entegrasyonlar, iş birlikleri ve stratejik bağların gittikçe artması , ortak girişim , personel mübadelesi, ortak proje mülkiyet ortaklığı veya ortak üretim gibi yollarla , yakın bağlar kurulması yoluyla , faaliyetlerini yürütmektedirler. Stratejik ittifaklarda (şirket evliliği) ABD başı çekmektedir.

Stratejik ittifaklar, bir ürünün yada şirketin milliyetini anlamanın giderek güçleştiği, tek pazarlı bir dünyaya geçme sürecinin parçası olarak kuruluyor. Stratejik ittifakların nedenleri şöyle sıralanabilir;

-müşteri ihtiyaçlarının ve tercihlerinin benzeşmesi.

-Global üretimde ölçek ekonomisinde yararlanmak.

-Uluslararası ticaret engellerinin azaltılması , üretim yeri seçimi ve ürün dolaşımının kolaylaştırılması.

-Ortakların birbirlerine bilgi /teknoloji aktarmaları ve destek vermeleri,

-Gelişmekte olan pazarın ve bölgesel blokların engellerini aşmak.

-Rekabetçi tehlikelerin önüne geçebilmek.

İşletmeleri Küreselleşmeye İten Temel Dinamikler:

Küresel işletmelerin ortaya çıkmasından , genel olarak üç önemli faktörünün varlığını görmekteyiz. Bunlardan birincisi , haberleşme ve bilgi işlem teknolojisindeki gelişmişlerdir. İkinci faktör; uluslar arası rekabet , ulusal sınırların anlamını yitirmesi ve coğrafi anlamda globalleşme gibi gelişmeler olmuştur. Üçüncü gelişme ise; insan hakları, insani değerler (yükselen değerler) , kişilik kavramı, bütün değişimlerin insan bağlı ve bağımlı olduğunun düşünülmesi, eğitim ve yaşam düzeyinin yükselmesi gibi yaklaşımlar, yönetim süreçleri ve organizasyonların yapılandırılmalarını köklü bir biçimde etkilemiştir.

Bunların dışında , işletmeleri globalleşmeye iten temel dinamikler; yüksek araştırma ve geliştirme maliyetlerini paylaşma düşüncesi, konuyla ilgili sınırlı sayıdaki nitelikli bilim adamından ortaklaşa yararlanma eğilimi ve global ölçekte iletişim ağı oluşturma, örgütü araştırma , eşgüdümlü üretim ve mali alt yapı ihtiyacı duyan şirketlerin kendileri.

KÜRESELLEŞMENİN ULUSAL İŞLETMELER AÇISINDAN

YARARLARI VE ZARARLARI:

Zararları:

Çok uluslu (küresel) işletmelerin sakıncalı yanları kısaca şöyledir:

-Bu işletmeler çıkarcıdırlar, kısa dönemde fırsatçılık yaparlar ve ulusal kaynakları sömürürler.

-Ev sahibi ülkede siyasal , toplumsal ve ekonomik yönden gerilim yaratırlar.

-Aşırı ulusçuluk ve sermaye düşmanlığı eğilimlerini provoke ederler.

-Ev sahibi ülkedeki eylemleri ile çevresel etmenler üzerinde keyfi denetim yürütürler.

-Yerel işletmelere karşı haksız rekabet oluştururlar.

-Ekonomik güçleri nedeniyle yerel unsurlar üzerinde haksız baskılar yaparak, farklı alanlarda haksız üstünlükler elde ederler.

-Çoğu kez gelenek dışı işletme yöntemlerine baş vurarak spekülatif , fiyatlama fazla royaltı ücretleri , muhasebe oyunları gibi yöntemler kullanırlar.

-Bunların toplumsal boyutta en önemli sakıncaları ise çevrenin toplumsal ve kültürel değerlerine karşı duyarsızdırlar.

Yararları:

Charles , Keyley ve E.Wittkopf bu şirketlerin olumlu yanlarını şu şekilde belirlemişlerdir;

-Küresel işletmeler , dünya ticaret hacmini artırırlar, gelişmeye finansman sağlayarak yatırım sermayesinin toplanmasına yardımcı olurlar; borçların finanse edilmesine katkıda bulunurlar;

-Serbest ticaretin gelişmesi için tarifelerin kaldırılmasına katkıda bulunurlar. AR-GE faaliyetlerine katkıda bulunarak, teknolojik yenilenmeye yardımcı olurlar.

-Gelişmekte olan ülkelere, gelişmiş teknolojiyi transfer ederek gelişmeye yardımcı olurlar.

-Karşılaştırılmalı üstünlük prensibine uygun olarak , ürün maliyetini azaltıcı yönde bir rol oynarlar,

-Pazarlama becerileri sayesinde kitlesel reklam yöntemlerini dünya ölçeğinde yaygınlaştırırlar, ulusal gelir ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunurlar.

-Az gelişmiş ülkelerin modernizasyonuna katkıda bulunurlar, ulusal sınırlamaları kaldırarak uluslar arası ekonomik kültürel ve ticari faaliyetlerin küreselleşmesine katkıda bulunurlar.

Bu işletmelerin şu yararlarından söz edilebilir.

-Küresel işletmeler hem kendi ülkelerindeki işletmelerinden hem de gittikleri ülkelerin işletmelerinden kaynakların en verimli bir biçimde kullanılmasını gerçekleştirir.

-Yatırım çoğaltanı etkisiyle gelişen ülkelerin ve uzak bölgelerin gelişmesine yardımcı olurlar,

-Yenilikte, işletme yönetiminde ve finansal uygulamalarda öncüdürler,

-İş görenlerin ileri düzeyde eğitilmelerine , istihdamın artmasına ve kariyer gelişimine olanak sağlarlar.

YÖNETSEL VE ÖRGÜTSEL FAALİYETLER AÇISINDAN KÜRESELLEŞME

Yönetsel ve örgütsel faaliyetlerde Yeni Kavram ve Uygulamalar:

Yönetsel ve örgütsel faaliyetlerde ve uygulamalarında değişik adlar altında ele alınan bu yeni yaklaşım biçimlerinin belli başlıları; İnsan Kaynakları Yönetimi, Yalın İşletme Yönetimi, Reorganizasyon ,Değişim Mühendisliği, Toplam Kalite Yönetimi, Benchmarking Örgütsel Küçülme, Sana Organizasyon , Personel Güçlendirme , Öğrenen Organizasyon, Yassılaşma Veya Sıfır Hiyerarşi, Şebeke Türü Organizasyon Yapıları

Reorganizasyon:

Reorganizasyon , işletmelerin belirlediği amaç ve hedeflere ulaşabilmesi için değişen koşullara göre örgüte yeni bir yapı ve anlayış kazandırmaktır.

Reorganizasyon esasında, daha hızlı etkili ve daha verimli bir yönetim sisteminin kurulmasını amaçlamaktadır. Reorganizasyon un mantığında; yönetim yapısının işleyişinde, hem ortaya çıkan problemlerin belirlenmesi, hem de , her türlü gelişmeleri takip ederek , sistemi öngörülen hedeflere daha yakın etkin ve rasyonel yöntemler kullanarak kavuşturmak vardır. Tanımlardan ve bu kısa açıklamadan sonra , reorganizasyon un amaçlarını şu şekilde belirleyebiliriz:

-İşletmenin amaçlarına ulaşabilmesi için en iyi yapının oluşturulması ve iyileştirme faliyetlerini kesintisiz (koizen) bir şekilde sürdürülmesi.

-Günün koşullarına uygun ortak sorumluluk bilincinin geliştirilmesi.

-İşletmelerin bu günkü teknolojiyle donatılması ve bu teknolojinin bir sistem ( bilişim) anlayışıyla örgütlenmesi, buna uygun personelin sağlanması,

-İşletmelerde etkili bir haberleşme sisteminin sağlanması, küresel haberleşme imkanlarından yararlanma ve yabancı dil bilgisinin kavranması.

-Küresel ölçekte , işletmeler için yeni bir örgüt kültürünün oluşturulması, stratejik araştırmalar yapacak ve kararlar alacak liderlerin yetiştirilmesi, kısaca işletmenin tüm unsurları (fiziki , mali, insani) açısından verimlilik ve tekinlik sağlayacak bir yapının kurulması için reorganizasyon faaliyetleri yürütür.

Değişim mühendisliği:

İşletmelerin rekabet koşullarına uyabilmesi ve müşterilerine daha iyi, daha kaliteli daha çabuk ve ucuz hizmet sunabilmesi için , işletme bünyesindeki tüm iş yapma usul ve süreçlerinin köklü bir şekilde gözden geçirilmesi ve yeniden yapılandırılmalarını ifade etmektedir. Tanımlardan da anlaşılacağı üzere , süreç yenileme , sürekli ve küçük gelişmeler sağlamak değil , tüm örgütsel süreç ve faaliyetlerde köklü ve büyük değişiklikler yapmaktır.

Organizasyonlarda bir değişimin gerçekleştirilmesi için her şeyden önce , organizasyonlar analiz edilerek “niçin değişim”” e gerek duyulduğu tespit edilir. Organizasyonda tüm çalışanlar arasında, kabul edilecek bir vizyon ve atak hedef belirlenir.

Değişim gerçekleştirilmesi sırasında üç ayrı problemle karşılaşırız:

1.Değişime karşı istek yetersizliği, iş görenler gelişim konusunda kendilerinde yeterli motivasyonu bulamayabilir.

2.Çalışanların bilgi ve becerileri , örgütsel değişikliği kaldıracak düzeyde olmayabilir.

3.Olanaklarda eksiklik çalışanlar gerekli yetenek ve isteğe sahip olsalar bile çoğu, gelişme , çevresel faktörler tarafından desteklenmedikçe başarılamaz. Burada üst yönetimin desteği esastır.

Süreç yenileme çalışmalarının başlıca özelliklerini , şu şekilde sıralayabiliriz:

-Pek çok iş bir tek iş halinde birleştirilir.

-Karar vermede demokratik süreçler kullanılır.

-Sürecin içindeki adımlar, doğal bir sıra içinde gerçekleştirilir.

-İşler en rasyonel zamanda ve mekanda gerçekleştirilir.

-Ortak sorumluluk bilinci gerçekleştirilerek , kontrol ve denetimler azaltılır.

-Örgütlerde , merkeziyetçi veya ademi merkeziyetçi uygulamalara karar verilir.

Toplam Kalite Yönetimi: (TKY)

TKY , şirketlerin varlıklarını sürdürmelerini olanaklı kılan, karlılık ve rekabet gücü unsurlarının belli bir kalite düzeyinde gerçekleşmesini sağlayan ve bunu sürekli geliştiren çağdaş bir yönetim felsefesidir.

TKY’nin temel hedefleri; müşteri odaklılık , süreç iyileştirme, yetki devir, liderlik, organizasyonel etkinlik, bilgi teknolojilerine dayalı bir yönetim anlayışıdır. TKY , değişik olanlarla ilgili kavram ve tekniklerin bir birleşimidir ve burada kullanılan teknikler üç kategoriye ayrılır:

-Kalite iyileştirme teknikleri; takıma dayalı çabalarla ilgili moteller, süreç tanımlama araçları ve veri analizi araçları;

-Kalite planlama tekniği; en az bilinen fakat eşit derecede güçlü olan bir tekniktir. Hem süreç tasarımı, hem de stratejik planlamaya rehberlik eden modeller, müşteri ihtiyaçlarını tanımlamak için kullanılan metotlar ve bu amaçları destekleyecek araçları kullanır.

-Son olarak , endüstriyel kalite yönetimi bilimi . ölçümleme üzerinde durmakta ve “benchmarking” tekniği sunmaktadır.

İşletmelerin bütün kademelerinde , verimlilik artışına neden olan ve Küreselleşme süreciyle birlikte , tüm dünya ölçeğinde gittikçe yaygınlaşan rekabet şartlarına uymada , TKY’nin işletmeye sağlayacağı bazı yararları vardır, onları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

-Mal ve hizmetlerin kalitesinin yükseltilmesiyle , hatalı ürün sayısı azalır.

-Kaliteyle ilgili şikayet sayısı azalır.

-Müşterilerin güveni ve tatmin düzeyleri yükselir.

-Kaynak israfı ve maliyet azalır.

-Kalite güvence sistemi kurulur ve yeni müşteriler edinilir.

-Şikayetlerle çok hızlı bir

Kategori: Genel kültür


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy