Atatürk Haftası
12 Temmuz 2007
ATATÜRK HAFTASI
( 10 - 16 Kasım )
AÇIKLAMA -1-
Ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk, 10 Kasım 1938 günü saat dokuzu beş geçe öldü.
O tarihten bu yana 10 Kasım’la baÅŸlayan hafta, yurdumuzda Atatürk Haftası olarak deÄŸerlendirilir. Bu hafta içinde; Atatürk’ün yaÅŸamı, yurtseverliÄŸi, inkılap ve ilkeleri anlatılır. Ata’nın daha iyi tanıtılması amacıyla açık oturumlar düzenlenir. Radyo ve televizyonda, Atatürk’ün konuÅŸmaları kendi sesinden dinletilir. Atatürk’le ilgili filmler gösterilir.
10 Kasım günü Atatürk, tüm yurtta törenlerle anılır. Ölüm anı olan saat dokuzu beÅŸ geçe “ti” sesi ile saygı duruÅŸuna geçilir. Kara ve deniz taşıtları oldukları yerde durarak düdüklerini çalarlar. Düzenlenen anma törenlerinde Ata’nın yaÅŸam öyküsü, Atatürk inkılap ve ilkeleri anlatılır, seçilmiÅŸ Atatürk ÅŸiirleri okunur.
ATATÜRK’ÜN YAÅžAMI
Selanik’te Ahmet Subaşı Mahallesinin Islahane Caddesinde iki katlı pembe boyalı bir ev vardı. Bu evde Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım otururdu. 1881 yılında bir oÄŸulları oldu. Adını Mustafa koydular. Mustafa sarı saçlı, mavi gözlü bir çocuktu. Bütün çocuklar gibi Mustafa’nın çocukluÄŸu da mahallede komÅŸu çocukları ile güle oynaya geçti. Mustafa, Åžemsi Efendi Okuluna baÅŸladı. Kısa bir süre sonra babası Ali Rıza Efendi öldü. Güç koÅŸullar altında öğrenimini sürdüren Mustafa, bugünkü askeri ortaokul dengi olan Askeri Rüştiye’ye baÅŸladı. Orta kısmı baÅŸarı ile bitirdikten sonra lise dengi olan Manastır Askeri İdadi’sine yazıldı. Derslerine düzenli olarak çalışan Mustafa Kemal liseyi bitirdi. İstanbul’a gelerek Harp Okulunun piyade sınıfına girdi. Üç yıllık öğrenimini baÅŸarı ile sona erdi. Kurmay subay yetiÅŸtirilmek üzere Kurmay Okulu’na seçildi.
Mustafa Kemal, bu okulda geleceÄŸe yönelik tasarı ve ileri düşünceleriyle kendini tanıttı. BaÅŸarılı bir öğrenimden sonra Kurmay Yüzbaşı oldu. Zamanın padiÅŸahı II. Abdulhamit’in gizli polisleri Mustafa Kemal’in ileri düşüncelerini, arkadaÅŸları ile yaptığı tartışmaları, O’nun özgürlük ve siyasal konulardaki düşüncelerini padiÅŸaha bildirmiÅŸlerdi. Mustafa Kemal ve arkadaÅŸları bu nedenlerle Yıldız Sarayı’nda sorguya çekildiler. Mustafa Kemal bir süre tutuklu kaldı. Fakat suçlu görülmedi. Ancak düşünceleri tehlikeli sayıldığı için, baÅŸkentten uzaÄŸa Åžam’da bulunan BeÅŸinci Orduya gönderildi.
Mustafa Kemal, Åžam’da arkadaÅŸları ile birlikte Vatan ve Hürriyet adlı gizli bir dernek kurdu. Sonra gizlice Makedonya’ya geçti. Selanik’te Vatan ve Hürriyet DerneÄŸi’nin bir ÅŸubesini açtı. Dernek, padiÅŸahın baskı yönetimine karşı kurulmuÅŸtu. Bu nedenle yapılacak çalışmaların gizli olması gerekiyordu. Åžam kenti dışındaki yerlerde bulunan subayların da derneÄŸe katılmaları için Mustafa Kemal görevlendirildi. Bu amaçla aynı yıl subayların yoÄŸun olarak bulunduÄŸu Makedonya’daki 3.Orduya atandı.
1908 yılında meÅŸrutiyet ilan edilince İttihat ve Terakki Fırkası iktidarı aldı. Ancak padiÅŸahın kışkırttığı gericiler meÅŸrutiyete, yeni düşüncelere ve atılımlara karşı çıktılar. Kışkırtmalar sonucu İstanbul’da 31 Mart ayaklanması oldu. Bunun üzerine Selanik yöresindeki birliklerden bir ordu toplandı. Mustafa Kemal, Harekat Ordusu adını verdiÄŸi bu orduda görev aldı. Ayaklanma bastırıldı. Harekat Ordusuyla birlikte Mustafa Kemal Selanik’e döndü. İki yıl sonra Genel Kurmay BaÅŸkanlığında bir göreve atandı.
Bu sırada İtalyanlar Trablusgarb’a saldırdılar. Mustafa Kemal ve arkadaÅŸları Tobruk’a giderek buradaki Türk birliklerine katıldılar. Yapılan savaÅŸlarda önemli baÅŸarılar saÄŸlandı. Ancak bu sırada Balkan Savaşı baÅŸlamıştı. Mustafa Kemal geri dönmek üzere Mısır’a geldiÄŸinde Selanik’in düşman eline geçtiÄŸini; Bulgar ordularının Çatalca’ya kadar ilerlediklerini öğrendi.
İstanbul’a gelen Mustafa Kemal’e Bolayır’da bulunan bir kolordunun kurmay baÅŸkanlığı görevi verildi. SavaÅŸ süresince bu görevde kaldı. Balkan Savaşı sona erince Sofya’ya ataÅŸemiliter olarak atandı. Bir süre sonra Birinci Dünya Savaşı baÅŸladı. Almanların yanı sıra Osmanlı İmparatorluÄŸu da savaÅŸa katıldı.
Mustafa Kemal, bulunduÄŸu görevden alınarak bir kıta komutanlığına getirilmesini istedi. Bunun üzerine TekirdaÄŸ’da yeni kurulan 19. Tümenin komutanlığına atandı. Mustafa Kemal’in kısa sürede hazırladığı tümen Çanakkale SavaÅŸları’na katıldı. Mustafa Kemal burada düşmanın karadan ve denizden yaptığı saldırıları durdurdu. Anafartalar’da bir avuç güçle düşmanların bütün planlarını bozdu. Onlara kayıplar verdirdi. Çanakkale BoÄŸazı’nı geçmelerini önledi. Bu baÅŸarılar sonucu rütbesi albaylığa yükseltildi ve Anafartalar Kahramanı olarak anılmaya baÅŸladı.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşı’ndan sonra Diyarbakır’daki kolordu komutanlığına atandı. Bu görevde iken rütbesi generalliÄŸe yükseltildi. MuÅŸ ve Bitlis’i Ruslardan kurtardı. (1916)
Daha sonra 7. Ordu Komutanlığına atandı. Bu ordu Halep’te toplanıyordu. Atatürk grup komutanı oldu. Alman generalinin ordunun yönetimi konusundaki düşüncelerine karşı çıktı. Ordu komutanlığını bırakarak İstanbul’a geldi. Veliaht Vahdettin’in Almanya’ya yaptığı resmi geziye katıldı. Dönüşte hastalanarak Viyana ve Karlsbad’a gitti.
Bu sırada padiÅŸah 5. Mehmet öldü. Vahdettin VI. Mehmet adı ile tahta çıktı. Yurda dönen Mustafa Kemal yeniden 7. Ordun komutanlığına getirildi. Åžam’da baÅŸkaldıran Arap kabileleriyle savaÅŸtı. Onların ilerlemesini önledi. Bundan sonra Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atandı. Bu sırada savaÅŸ sona ermiÅŸ, Mondros Silah Bırakışması imzalanmıştı. Mustafa Kemal bu bırakışmanın kötü koÅŸullarını kabul etmedi. Emrindeki silah ve kuvvetleri düşmana vermeyeceÄŸini hükümete bildirdi. Bunun üzerine komuta ettiÄŸi Yıldırım Orduları Grubu kaldırıldı. Mustafa Kemal de İstanbul’a döndü.
ULUSAL KURTULUÅž SAVAÅžIMIZIN BAÅžLAMASI
Mustafa Kemal PaÅŸa, İstanbul’da padiÅŸah ve devlet ileri gelenleri ile yaptığı görüşmeler sonucu İstanbul’da yapılacak çalışmaların bir yarar saÄŸlamayacağını anladı. Yurdu kurtarmak için Anadolu’ya gitmeye karar verdi. Yakın arkadaÅŸlarının yardım ve iÅŸbirliÄŸi ile görev bölgesi Samsun ve dolayları olan 9. Ordu MüfettiÅŸliÄŸine atandı. 16 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile yola çıktı. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal yurdu düşmanlardan kurtarmayı ve yeni bir Türk Devleti kurmayı amaçlayan büyük ve tarihi çalışmalarına bulunuyordu.
Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun’dan Anadolu’ya çıktı. Burada bir hafta kaldıktan sonra Havza’ya geldi. Buradan Amasya’ya geçerek valilere, komutanlara, ulusal örgütlere bir genelge gönderdi. Bu genelgede yurdun bağımsızlığını saÄŸlamak için bütün yurttaÅŸlara çaÄŸrıda bulundu. Daha sonra yol boyunca uÄŸradığı il ve ilçelerdeki yetkililerle görüşerek, onlara yurdu kurtarma ve bağımsızlığına kavuÅŸturma tasarısını anlattı. Havza’dan Amasya’ya ve Sıvas’a oradan da Erzurum’a gitti.
Bu sırada padiÅŸah kendisini İstanbul’a çağırıyordu. Artık ülkemizin kurtulması ve egemenliÄŸin saÄŸlanması için gerekli ortam hazırlanmış olduÄŸundan Mustafa Kemal ordu müfettiÅŸliÄŸi görevinden ve askerlikten ayrıldığını İstanbul’a bildirdi. 23 Temmuz 1919 günü bir ilkokulun salonunda toplanan Erzurum Kongresi’ne baÅŸkanlık etti. Bu toplantıda, yurdun düşmanlardan kurtarılması için çalışma kararı alındı.
Mustafa Kemal bu kongreden sonra 4 Eylül 1919 günü Sıvas Kongresi’ni topladı. Bu toplantıda da Erzurum’da alınan kararlar üzerinde durdu. Bundan sonraki çalışmaların Ankara’da yapılmasına karar verildi. Mustafa Kemal PaÅŸa 27 Aralık günü Ulusal KurtuluÅŸ Savaşı’nı yöneteceÄŸi kent olan Ankara’ya geldi. Çalışmalarını Ankara’da sürdürdü. İllere bir genelge göndererek Millet Meclisi’nin hemen toplanabilmesi için temsilcilerin seçilmesini istedi.
23 Nisan 1920 günü ulusun temsilcilerinden oluÅŸan ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Meclis Mustafa Kemal’i baÅŸkanlığa seçti.
Böylece Ankara’da ulus temsilcilerinden oluÅŸan bir meclis iÅŸe baÅŸlamış oldu. Bu meclisin kuruluÅŸ esası egemenliÄŸin kayıtsız ÅŸartsız ulusta olması ilkesiydi.
Meclis, Osmanlı hükümeti ile düşman ülkeleri arasında imzalanan Sevr AntlaÅŸması’nı tanımayacağını bütün dünyaya duyurdu.
Ankara’da Millet Meclisi’nin açılması, Mustafa Kemal’in baÅŸkan seçilmesi padiÅŸah ve onun hükümetini çok korkuttu. Özellikle Sevr AntlaÅŸması’nın tanınmayacağı yolundaki karar onları büsbütün kuÅŸkulandırdı. Düşmanlarla iÅŸbirliÄŸi yapan bir takım gericileri Anadolu’nun çeÅŸitli yerlerinde örgütlediler. Büyük Millet Meclisi’ne karşı ayaklanmalar baÅŸladı.
Mustafa Kemal ve arkadaşları İstanbul Hükümeti tarafından vatan haini olarak ilan edildi. Haklarında ölüm cezası kararı verildi.
Bütün bunlar olurken Ankara’da ve bütün Anadolu’da yürekleri yurt sevgisi ile dolu insanlardan oluÅŸan bir ordu kuruluyordu. İstanbul’dan kaçarak gelen subay ve aydınlar bu orduda görev alıyorlar, yurdun dört bir yanından koÅŸup gelen erlerimiz de silahlandırılarak cephelere gönderiliyordu.
EskiÅŸehir yöresinde İnönü’de, Yunan ordusu ile karşı karşıya gelen bu genç ordu, Yunanlıları I. ve II. İnönü Savaşı adı verilen iki büyük savaÅŸta yenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin varlığını, sesini bütün yurda ve dünyaya bir kez daha duyurdu.
Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’i olaÄŸanüstü yetkilerle baÅŸkomutanlığa getirdi. Ordularımız Sakarya kıyılarında 22 gün 22 gece süren savaÅŸ sonucunda Yunan ordularına karşı yeni bir zafer kazandı. Bu baÅŸarısı üzerine Mustafa Kemal’e orduda en büyük rütbe olan mareÅŸallikle birlikte Gazi unvanı verildi. Sakarya Meydan Savaşı adı ile tarihe geçen bu savaÅŸta ordumuzun gücü dünyaya bir kez daha tanıtıldı.
Artık düşmanı yurdumuzdan atacak son ve kesin savaşın hazırlıkları başlamıştı. Bu amaçla bütün yurttaşlar savaşa hazırlandı. Kadınlar, dedeler, nineler, kağnılarla cepheye silah ve yiyecek taşıdılar. Birliklerimiz düşmanı can evinden vurmak için yerlerini aldılar.
Bu sırada Yunan ordusu Afyonkarahisar bölgesine çekilmiÅŸti. Yetkili kiÅŸiler Yunanlıların hazırladığı siperlerden geçme olanağının bulunmadığını, bu nedenle Türklerin Yunanlıları yenmesinin söz konusu olamayacağını ileri sürüyorlardı. Ancak bu uzmanlar ulusal bir davaya inanmış insanların ne denli güçlü olabileceÄŸini hesaba katmıyorlardı. Hazırlıklarını bitiren ordumuz, 26 AÄŸustos 1922 sabahı çok erken saatlerde yeri göğü titreten topçu ateÅŸiyle saldırıya geçti. Çok kanlı çarpışmalar oldu. Atatürk’ün yönettiÄŸi bu savaÅŸa tarihimizde BaÅŸkomutanlık Meydan Savaşı denir. Düşmanlar erlerimizin kahramanca saldırısına dayanamadılar. Ellerindeki silah ve cephaneyi bırakarak canlarını kurtarmak için kaçtılar. BaÅŸkomutan Mustafa Kemal PaÅŸa, 1 Eylül günü ordumuza ; “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!..” emrini verdi. Ulusal KurtuluÅŸ Savaşımızın baÅŸarıya ulaÅŸması özlemiyle yanıp tutuÅŸan kahraman erlerimiz kaçan düşmanın ardından gece gündüz demeden hızla ilerledi. 9 Eylül sabahı birliklerimiz İzmir’e girdi. Yabancı bayrakların dalgalandığı yerlere bayrağımız çekildi. Düşmanların çoÄŸu limanda bulunan savaÅŸ gemilerine binerek kaçtılar. Kalanlar tutsak edildi. Böylece KurtuluÅŸ Savaşımız bitti.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULMASI
Bundan sonra Mustafa Kemal PaÅŸa Ankara’ya gelerek yüzyılların ihmali sonucu geri kalmış yurdumuzun, bayındır bir ülke olması için gerekli çalışmalara baÅŸladı.
Öncelikle ulusa ve yurda artık zarardan başka bir şey vermeyen padişahlığı kaldırdı. Son padişah Vahdettin, ordumuzun zaferini öğrenince düşmanla birlik olup yurttan kaçmıştı. 1 Kasım 1922 günü altı yüzyıldan beri yurda ve ulusa egemen olan Osmanlı saltanatı tarihe karıştı.
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış AntlaÅŸması ile tüm uluslar Türk’ün zaferini kabul etti. Artık Türk ulusunun yönetim ÅŸeklinin kesin olarak belirlenmesi zamanı gelmiÅŸti. Mustafa Kemal ve arkadaÅŸlarının isteÄŸi ile Büyük Millet Meclisi 29 Ekim 1923 günü alkışlar arasında Türkiye’nin devlet ÅŸeklini Cumhuriyet olarak kabul etti. İlk CumhurbaÅŸkanlığına da Mustafa Kemal seçildi. O tarihte 42 yaşındaydı. Ulusu, O’nu yüce yere getirmiÅŸ böylelikle O’na olan borcunu ödemek istemiÅŸti.
Padişahlığın kaldırılmasından sonra 3 Mart 1922 günü Halifelik kaldırıldı.
Bundan sonra Mustafa Kemal, yurdun bayındırlığı ve ulusumuzun yücelmesi için hukukta, ekonomide, sosyal alanda inkılaplar yaptı.
Genç yaÅŸtan beri cephelerde güç koÅŸullar içinde yaÅŸayan Atatürk’ün saÄŸlığı gün geçtikçe bozulmaya baÅŸladı. Hasta olduÄŸu günlerde bile hiç dinlenmeden devlet ve yurt iÅŸlerinde çalışması onu büsbütün yıprattı. Hastalığı artınca İstanbul’a gitti. Orada Savarona yatında kaldı. Devlet iÅŸlerini buradan yürütüyordu. Zaman zaman da gemi ile geziler yapıyordu. Ancak hastalığı günden güne artıyordu. Çok istediÄŸi halde Cumhuriyet’in 15. Yıldönümü törenlerinde hazır bulunmak için Ankara’ya gidemedi.
8 Kasım gecesi komaya girdi. 9 Kasımda da aynı durum sürdü. Yabancı ülkelerden gelen doktorlar da Türk meslektaÅŸları gibi O’ndan ümitlerini kestiler. 10 Kasım sabahı “Saat Kaç ?” diye sordu. Bu Atatürk’ün son sözleri oldu. Saat dokuzu beÅŸ geçiyordu. Atatürk ölmüş, onunla birlikte tarihin en büyük askeri, devlet adamı, devrimcisi göçüp gitmiÅŸti. Atatürk’ün ölüm haberi tüm yurtta ve dünyada büyük bir acı yarattı. Bayraklar yarıya indi. Yurtta yas ilan edildi.
İstanbul halkı Dolmabahçe Sarayı’ndaki tabutu önünden günlerce hıçkıra hıçkıra geçti. 19 Kasım günü Saray’dan alınan tabut törenle Yavuz zırhlısına getirildi. 20 Kasım günü Ankara’ya getirilen cenaze Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankaralılar sevgili Ata’nın önünden gözyaşı dökerek geçtiler. 21 Kasım günü Atatürk’ün cenazesi geçici olarak kalacağı EtnoÄŸrafya Müzesi’ne kondu.
10 Kasım 1953 günü Atatürk ‘ün naaşı, yapımı biten Anıtkabir’e uÄŸruna yaÅŸamını adadığı sevgili yurt topraklarına verildi.
Yurdumuzun kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk eserleri, kişiliği ve ilkeleri ile gönüllerimizde yaşıyor.
ATATÜRK’ÜN İNKILAP VE İLKELERİ
Atatürk döneminde gerçekleÅŸtirilen köklü deÄŸiÅŸikliklere Atatürk İnkılapları (Devrimi) denir. Atatürk devrimleri ileriye, güzele, iyiye doÄŸru yapılan köklü deÄŸiÅŸikliklerdir. Atatürk’ün dünya görüşünü oluÅŸturan temel inançlar da Atatürk ilkeleridir. Atatürk devrim ve ilkeleri bir bütündür. Bu bütün, çaÄŸdaÅŸ uygarlığa ulaÅŸmayı amaçlar.
ATATÜRK İNKILAPLARI
Atatürk inkılapları ile çağdaş bir devlet niteliğine kavuştuk. Dünyada saygınlığımız arttı. Yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Tarımın modernleşmesinde devlet öncü oldu. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Sonunda ülkemiz bayındır oldu. Ulusumuz zenginleşti.
Siyasal Alanda Yapılan Değişiklikler :
Mustafa Kemal PaÅŸa’nın önderliÄŸinde 1919 yılında baÅŸlayan Ulusal KurtuluÅŸ Savaşımız 1922′de tamamlandı. Osmanlı Devleti yöneticileri bu savaşın önderleri hakkında ölüm fermanları imzalamaktan çekinmediler. KurtuluÅŸ Savaşı bittiÄŸi zaman bir yanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yanda Osmanlı Saltanatı vardı. Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1922 günü kabul ettiÄŸi bir yasa ile tarihimizde saltanat dönemi kapandı. Yeni bir dönem baÅŸladı. Osmanlı Saltanatının kaldırılmasından sonra 1921 Anayasası’nda deÄŸiÅŸiklikler yapıldı. 29 Ekim 1923 günü Türkiye Devleti’nin hükümet ÅŸeklinin Cumhuriyet olduÄŸu kabul edildi.
Cumhuriyetin ilanı ile tarihimizde Cumhuriyet Dönemi başladı.
Hukuk Alanında Yapılan Değişiklikler :
Cumhuriyet öncesinde yargı işleri din adamları tarafından görülürdü. Kadı adı verilen yargıçlar din kurallarına göre karar verirdi. Hukuk alanında yapılan değişiklikle eski mahkemeler kapatıldı. Eski yasalar yürürlükten kaldırıldı. Uygar ulusların yasaları örnek alınarak boşanma, miras, ceza hukuku yeniden düzenlendi. Hukuk devrimi ile kadın - erkek arasında eşitlik sağlandı. Miras konusunda kadın ve erkek eşit pay almaya başladı. Kadınlar da erkekler gibi seçme ve seçilme hakkına kavuştu.
Eğitim Alanında Yapılan Değişiklik :
Osmanlı Devletinde eğitim sistemi dinseldi. Mahalle okulunu bitirenler isterlerse öğrenimlerini Medreselerde sürdürürlerdi. Medreselerde genel olarak dini bilgiler öğretilirdi. Bu öğrenim kurumlarında tekniğe, bilime önem verilmezdi. Medreselerin yanı sıra İmparatorluğun devlet işleri için kurulmuş Enderun adlı Saray Okulu vardı. Çok sonraları Tanzimat Döneminde Ortaokul dengi Rüştiye, Lise dengi İdadi ve Sultani okulları açıldı. Daha sonra Tıp, Harp Okulu, Mülkiye Okulları kuruldu.
Cumhuriyet döneminde dine bağlı eğitim sistemine son verildi. Eğitim kurumlarında bilimsel yöntem ve ilkelere dayalı eğitim çalışmaları başladı. Tüm okullar bu ilkelere göre yeniden örgütlendi.
Atatürk eÄŸitime, öğretime çok önem verdi. BilgisizliÄŸi kısa yoldan çözmek, okuma yazmayı kolaylaÅŸtırmak amacı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1928 tarihinde Türk Alfabe Yasası’nı kabul etti. Bu alfabe ile okuma yazma öğrenilmesi için Ulus Okulları açıldı. Bütün yurtta okuma yazma öğrenme çalışmaları baÅŸladı. Atatürk, Ulus Okullarında Başöğretmen olarak dersler verdi.
Harf deÄŸiÅŸikliÄŸini, dilde özleÅŸme izledi. Arapça ve Farsça sözcüklerden oluÅŸan Osmanlıca yerine Türkçe konuÅŸulup yazılmaya baÅŸlandı. Atatürk Türk Dili’nin benliÄŸine kavuÅŸma çalışmalarını yürütmek amacı ile 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdu. Dilimiz yabancı sözcüklerden arındı.
Ekonomik Alanda Yapılan Değişiklikler :
Lozan Barış Antlaşması ile yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Ülkemiz kendi zenginlik kaynaklarına sahip çıktı. Her alanda devlet öncülük etmeye başladı. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Modern tarım çalışmalarına başlandı. Yollar, özellikle demiryolları yapımında büyük çaba gösterildi. Böylece yurdun en uzak yerlerine ulaşma olanağı hazırlandı. Ekonomik bağımsızlığımız kazanıldı. Ekonomik alanda sağlanan bu başarılar sonucu yurdumuz bayındırlaştı. Ulusumuz zenginleşti. Halk için ağır bir yük olan aşar vergisi kaldırıldı. Çağdaş vergilendirme yöntemleri uygulanmaya başlandı.
Sosyal Alanda Yapılan Değişiklikler :
Atatürk, ulusumuzun uygar uluslar düzeyine ulaşması için, sosyal alanda da köklü değişiklikler yaptı. Yeni okullar açtı. Hastaneler, dispanserler kurulmasını sağladı. Güzel sanatların gelişmesi için gerekli girişimlerde bulundu. Konservatuar kuruldu. Stadyumlar, spor alanları, kapalı spor salonları yapıldı. Uygar bir toplum için gerek duyulan tüm sosyal kurumlar Atatürk döneminde açıldı.
Ölçü Birimlerinde Yapılan Değişiklikler :
Atatürk dünya ile ilişkilerimizi düzenli yürütmek için ölçü birimlerinde değişiklikler yaptı.
Uzunluk ölçüsü birimi olarak arşın, endaze; ağırlık ölçüsü birimi olarak okka, dirhem gibi ölçüleri kaldırarak bugün kullanmakta olduğumuz ölçü birimlerini kabul etti.
Yurdumuzda daha önce takvim Hicri takvime göre düzenlenmişti. Buna göre dünyanın kullandığı takvimle aramızda 580 yıl kadar bir farklılık vardı. 1 Ocak 1926 tarihinden sonra bizde de Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Eskiden ülkemizde ezani saat kullanılıyordu. Bu saat uygar ülkelerin kullandığı saate uymuyordu. Takvimde olduğu gibi saatler arasındaki bu uymazlık büyük karışıklıklara neden oluyordu. Bunları ünlemek için takvimle birlikte bugünkü kullandığımız saat kabul edildi.
Hafta tatili Cuma’dan Pazar gününe alındı.
ATATÜRK İLKELERİ
Atatürk’ün dünya görüşünü oluÅŸturan temel inançlarına Atatürk ilkeleri denir. Atatürk ilkeleri bir bütündür. BaÅŸlıcaları ÅŸunlardır :
Cumhuriyetçilik :
Cumhuriyet, halkın halk tarafından yönetilmesidir. Cumhuriyet yönetiminde egemenlik ulusundur. Ulus egemenlik hakkını ve yetkisini temsilcileri aracılığıyla kullanır. Halkın temsilcileri Büyük Millet Meclisi’ni oluÅŸturur. Ülkeyi bu meclis yönetir. Yönetimi bu meclis denetler. Atatürk, belirli kiÅŸi, topluluk ve ailenin ülke yönetiminde söz sahibi olmasını doÄŸru bulmazdı. Bu amaçla saltanat yönetimini kaldırarak 29 Ekim 1923′te Cumhuriyeti ilan etti.
Halkçılık :
Cumhuriyet yönetimi halkçılık ilkesinin benimsenmesi ile yerleşir. Halkçılık, halkın genel mutluluğunu düşünmektir. Halkçılık ilkesi halkımızın sosyal, kültürel, ekonomik yönden gelişip güçlenmesini amaçlar.
Laiklik :
Cumhuriyetten önce ülkemiz din kurallarına göre yönetilirdi. Devleti ilgilendiren önemli konularda din adamlarının onayı gerekirdi. Din adamları Müslüman olmayan bilim adamlarının buluşlarını, yeniliklerini benimsemezlerdi. Bunlara karşı çıkarlardı. Bu nedenle Osmanlı imparatorluğu önceleri durakladı. Sonra geri kaldı. Dinin devlet işlerine karıştırılması yurdumuza yeniliklerin girmesini geciktirdi. Atatürk din ve devlet işlerini birbirinden ayırdı. İnsanların dini inançlarında, ibadetlerinde serbest olduğunu belirtti. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına Laiklik denir.
Devletçilik :
Bu ilke ekonomik kalkınmada devlete büyük görevler yükler. Atatürk sosyal, kültürel, ekonomik alanda kalkınmanın gerçekleÅŸtirilebilmesi için devletin büyük masraflar isteyen konularda öncülük etmesini isterdi. Bu amaçla yurdun birçok yerinde hava alanları kuruldu. Devlet eliyle Bursa’da Merinos, Nazilli’de Bez fabrikası, UÅŸak’ta Åžeker fabrikası açıldı. Demir - Çelik sanayiinin geliÅŸtirilmesi amacı ile Karabük Demir - Çelik fabrikası, madenlerimizin iÅŸletilmesi için Etibank kuruldu. Devlet eliyle limanlar yapıldı. Türk Hava Yolları kuruldu. Yurdumuzdaki demiryolları devlete mal edilerek geniÅŸletilmeye, iÅŸletilmeye baÅŸlandı.
Milliyetçilik :
Ulusal KurtuluÅŸ Savaşımızın çıkış noktasını oluÅŸturur. Atatürk’ün bu ilkesi dünyada ezilen ulusların kurtuluÅŸuna ışık tutmuÅŸtur. Atatürk’ün milliyetçiliÄŸi kültür ve düşünce birliÄŸi temeline dayanır. Ulus bireylerinin tasada ve kıvançta bir ve beraber olmalarını ön görür. Atatürk yurt ve dünyada barış ülküsüne baÄŸlı bir önderdi.
İnkılapçılık :
İnkılap ; ileriye, güzele, iyiye doğru yapılan köklü değişikliklerdir. Bu amaçla Atatürk bir dizi değişiklikler yapmıştır. Değişen, ilerleyen dünyamızın gerisinde kalmamak için ilerlemek zorundayız. Sonsuza doğru durmadan ilerleyeceğiz. Atatürk inkılaplarının bekçisi, ilkelerinin savunucusu bizleriz. Atatürk ilkelerini korumak ve kollamak ulusal bir görevdir.
ATATÜRK VE HALK
Atatürk, tam bir halk adamıydı ve asıl kuvvet kaynağının halk olduğu inancında idi.
Cumhuriyetimizin 3. Yıldönümünde Ankara ÅŸehri, köylerden ve kasabalardan gelen halk ile dolmuÅŸtu. Tribünlerde geçit resmini selamlayan Atatürk’ü kadın, erkek bütün halk çılgınca alkışlıyordu. Atatürk, tribünden ayrılacağı sırada halk ile arasındaki asker kordonunun kaldırılmasını emretti, yaverini yanından uzaklaÅŸtırdı, halkın içine girdi. Ellerini halktan iki vatandaşın omuzlarına dayamış, adeta kendinden geçmiÅŸ ilerliyordu. Halk onu incitmemek için arada bir boÅŸluk bırakmıştı. Hayli gittikten sonra :
— Artık otomobile binseniz dediler :
uyanır gibi oldu. Yanındakine :
— Sen belki ömründe sevmemiÅŸsindir; fakat hiç sevildin mi ? dedi. Bundaki zevk hiç bir ÅŸeyde yok. Hele aÅŸkın Türk Milleti olursa. Beni bu zevkten biraz daha ayırmayın.
TaÅŸhan’ın önüne kadar böyle, halkın kucağında geldi.
Cumhuriyetin 12. Yıldönümü için birçok döviz hazırlanmıştı. “Atatürk bizim en büyüğümüzdür.”, “Atatürk bu milletin en yükseÄŸidir.”,” Türk milleti asırlardan beri baÄŸrından bir Mustafa Kemal çıkardı.” Gibi Döviz listesini gözden geçiren Atatürk hepsini çizdi, yalnız ÅŸunu yazdı :”Atatürk bizden biridir.”
Atatürk der ki :”Millet sevgisi kadar büyük bir sevgi yoktur.” İstiklal Savaşında benim de milletime yaptığım bazı hizmetler olmuÅŸtur sanırım. Fakat bunlardan hiç birini kendime mal etmedim. Yapılanların hepsi milletin eseridir, dedim. Aranacak olursa doÄŸrusu da budur.
Geçmişte medeniyetler kurmuş bir soyun çocukları olduğumuzu ispat etmek için, yapmamız gereken şeylerin hepsini yaptığımızı ileri süremeyiz. Yarıda bırakılmış daha bir çok büyük işlerimiz vardır. Ben arkadaşlara şunu tavsiye ederim. Şahsınız için değil, kendisinden olduğunuz millet için çalışınız.
Falih Rıfkı ATAY
(Babamız Atatürk, 1955)
ŞİİRLER
ATATÜRK’ÜN RESMİ
Kürsünün üstünde bir resim;
Gözleri denizlerden mavi,
Bakışları güneşlerden sıcak.
Bu resimle başlar bizim günümüz,
Kıvançla dolar, taşar gönlümüz.
Öğretmenimiz kürsüde
VerdiÄŸi dersi
Dinler bizimle birlikte,
Atatürk’ün resmi.
Çalışkanız çünkü
Çalışınca,
Bakarız. Atatürk güldü.
Bir yanlışlık yaparsak,
Bulutlanır gözleri,
Anlarız Atatürk üzüldü.
Behçet NECATİGİL
MUSTAFA KEMAL
Mustafa Kemal’i gördüm düşümde,
Daha, diyordu.
Uğruna şehit olasım geldi hemen
Sabaha, diyordu.
Al bir kalpak giymiÅŸti al,
Al bir ata binmiÅŸti, al,
Zafer ırak mı ? dedim,
Aha, diyordu.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
ATATÜRK
Yapraklar dökülür kasımlarda,
Yeller uğuldar vadilerde, ne çıkar,
Bir özgürlüksün çağlara en güzelinden,
Sen bayrak bayrak fikirsin,
Ölüşün diriliştir yeniden.
BaÅŸak saçlarında Anadolu’m,
Gözlerinde yurdumun denizleri,
Sen yarınlara uzanmış ışık,
Savaşta kartal, barışta defne çelengi,
Sen sonu yenmiş zamansın.
Sende çarpar, sende düşünür Türkiye’m,
Sende büyür kucaklar,
Ulusun beyni, toprağın yüreği,
Kemal PaÅŸam, Atatürk’üm !
Sen mayıslarda doğan güneş,
Evrenimin sabahı, damarımın kanı,
Sen mavilerde yeşeren yapraksın,
Bir yolsun sevgi, sevgi
Sen her mevsimde açan baharsın !
M.Güner DEMİRAY
ATATÜRK GÜLÜMSEDİ
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Biz sınıfa girince
Dağıldı kara bulutlar
Açıldı gonca.
Baktı ki okul yenidir
Siz yenisiniz, düşünceler yeni
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Saklıyamadı sevincini.
Baktı ki gençsiniz, bilgili
Eğitiyorsunuz yolunca, yöntemince
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Sevindi onca.
Baktı ki karışmış aramıza,
Çiziyorsunuz yolu,
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Gözleri dolu dolu.
Anlaşılan bütün yaz.
Atatürk gözünü kırpmamış,
Çünkü boşmuş sıralar,
Çünkü harf okunmamış.
Kapkara bulutlar inmiÅŸ
Işıklı gözlerine.
Bora gibi, fırtına gibi Atatürk’üm
Sanırım yönelmiş bilgisizliğe.
Ama baktı ki gün doğmuş,
Bir koşu varmışız okula
Özlemle açılmış kitaplar,
Bir iştah, kızda oğlanda.
Baktı ki zil çalmış,
Sınıfa girmişsiniz
Bütün bakışlar sizde
Günaydın demiş.
Derse başlıyorsunuz
Sımsıcak bir sevgi gözlerinizde.
Baktı ki Türkiye’si Türkiye’miz
Aydın ufuklarda yürüyor hızla.
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Övünüyor bizle.
Dağıldı kara bulutlar
Biz sınıfa girince.
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Kürsüde kendini görünce.
Talat TEKİN
ATATÜRK’TEN SON MEKTUP
Siz beni halâ anlamadınız
Ve anlamayacaksınız çağlarca da…
Hep tutturmuÅŸ “Yıl 1919, Mayıs’ın 19′u diyorsunuz
Ve eskimiş sözlerle beni övüyor, övüyorsunuz.
Mustafa Kemal’i anlamak bu deÄŸil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil.
Bırakın o altın yaprağı artık,
Bırakın rahat etsin anılarda şehitler.
Siz bana, neler yaptınız ondan haber verin.
Hakkından gelebildiniz mi yokluğun, sefaletin ?
Mustafa Kemal’i anlamak yerinde saymak deÄŸil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil.
Bana, muÅŸtular getirin bir daha,
Uygar uluslara eÅŸit yeni buluÅŸlardanÂ…
Kuru söz değil, iş istiyorum sizden anladınız mı ?
Uzaya Türk adını Atatürk kapsülüyle yazdınız mı ?
Mustafa Kemal’i anlamak avunmak deÄŸil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil.
Halâ, o, acıklı ağıtlar dudaklarınızda,
Halâ oturmuş, 10 Kasımlarda bana ağlıyorsunuz.
Uyanın artık diyorum, uyanın, uyanın !
Uluslar, fethine çıkıyor, uzak dünyaların…
Mustafa Kemal’i anlamak göz boyamak deÄŸil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil.
Beni seviyorsanız eğer ve anlıyorsanız ;
Laboratuarlarda sabahlayın, kahvelerde değil.
Bilim ağartsın saçlarınızı… Kitaplar…
Ancak, böyle aydınlanır o sonsuz karanlıklar…
Mustafa Kemal’i anlamak aÄŸlamak deÄŸil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil.
Demokrasiyi getirmiştim size, özgürlüğü…
Görüyorum ki, halâ aynı yerdesiniz, hiç ilerlememiş,
Birbirinize düşmüşsünüz, halka eğilmek dururken.
Hani köylerde ışık, hani bolluk, hani kaygısız gülen ?
Mustafa Kemal’i anlamak itiÅŸmek deÄŸil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil.
Arayı kapatmanızı istiyorum uygar uluslarla
Bilime, sanata varılmaz rezil dalkavuklarla.
Bu vatan, bu canım vatan, sizden çalışmak ister,
Paydos övünmeye, paydos avunmaya, yeter, yeter !
Mustafa Kemal’i anlamak aldatmak deÄŸil,
Mustafa Kemal ülküsü, sadece söz değil.
ATATÜRK
Adını adımdan önce,
Heceledim, öğrendim,
Duvarları, kitapları,
Senin resminle beÄŸendim.
Binbir biçim içinden,
Bir anda seçerim yüzünü,
Kimse alamaz içimden,
Gözlerinin gündüzünü.
Bütün bildiklerimden, daha yakınsın yüreğime,
Alfabeyi hecelerken,
“Atatürk” yakıştı elime.
Seni yazdım, okudum,
Seni belledim yürekten,
Her törende birlikteyiz,
Bayrağın içinde sen, ben.
Daha iyi anladım her yıl,
Açıldıkça düşüncelerim,
İlk sevgim büyür, büyür de,
Seni daha da severim.
Her yön sen olursun sen,
Kitap, tren, ÅŸapka, kravat,
Sen Türkiye’mi uçuran,
En büyük tanrısal kanat.
Her On Kasım’da gözlerimiz,
Bir daha aÄŸlarken sana,
Bir kez daha inanırız,
Her yerde yaşadığına.
İbrahim Zeki BURDURLU
ATATÜRK
Düşmanların elinden
Bizi kurtaran sensin.
Bu toprağı yeniden
Özenle kuran sensin.
Ünümüzü dünyaya
Mertçe duyuran sensin.
Gündüz gün, gece aya
Benzer kahraman sensin.
Adını büyük, küçük
Anıyoruz her zaman,
Adı büyük Atatürk
Anlı şanlı kahraman.
Nabzımızda atansın
Ey ! ölmeyen atamız.
Gönlümüzde yatansın
Seni unutamayız.
Mehmet Necati ÖNGAY
O BİR IŞIKTIR
O bir ışıktır,
Sönmedi,
Sönmeyecek.
Türk gençliği
İzinden,
Dönmeyecek.
Kimse kesemez,
İçimizdeki
Büyük hızı…
Bizler yaşadıkça
Yaşatacağız,
Ata’mızı.
Öğrenci Behlü ZEREN
ATATÜRK DİYOR Kİ :
Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir.
Cumhuriyeti biz kurduk, fakat sizler yaşatacaksınız.
Her gelişmenin ve kurtuluşun anası hürriyettir.
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim düşüncelerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeter.
Öğrenciye her ne yaşta olursa olsun geleceğin büyüğü gözü ile bakmalı ve öyle davranılmalıdır.
Okul genç kafalara, insanlığı, saygıyı, ulusu ve ülkeyi sevmeyi, bağımsız yaşamayı öğretir.
Kategori: Genel kültür