Anadolu Yakası’nın Yükselen Değerı:
12 Temmuz 2007
ANADOLU YAKASı’NıN YÜKSELEN DEĞERI:
ACıBADEM
KÜLTÜR VE SANAT DEĞERLERİMİZ
FİNAL ÖDEVİ
Emre Koz
98051037
Yıldız Teknik Üniversitesi
Kimya-Metalurji Fakültesi
Kimya Mühendisliği Bölümü
İstanbul
2002
Anadolu Yakası’nın yükselen değeri: Acıbadem
Kadıköyün temiz havasıyla ünlü bir mesiresiyken muteber bir semte dönüşen Acıbadem gelecek vaat ediyor. Osmanlı padişahlarının av sahası olan uçsuz bucaksız araziler mutena caddelere dönüşürken, şık apartmanlar, modern konaklar da av köşklerinin yerini aldı çoktan…
Hayır burada oturamayız, diye homurdandım, marul tarlalarının kıyısında ağır çekimde otlayan alaca renkli ineği göstererek. Bak dağ başındayız görmüyor musun? Saat başı geçen minibüse yan gözle bakarak söylenmeye devam ettim Ne otobüs, ne de dolmuş var buraya gelebilmek için. Tarladaki kuyu suyunu çeken su motorunun sesi yerini 65 model Volkswagenımızın vantilatör kayışına bırakırken arkama bile bakmadım… Oysaki baktığımız ev şehir merkezindekilere kıyasla oldukça iyiydi. Hani şu emlakçıların lüks diye allayıp pulladıkları, ancak olması gereken standarda sahip olanlardan… 1980lerin sonları Acıbademe büyük sitelerin kurulmaya başladığı yıllardı. Basiretsizlik mazeret sayılmayabilir ama çok genç olmak affedilebilir belki. Pek çok kişi gibi ben de tahmin edemezdim tabi, gün gelip dağ başı dediğim yerin en merkezi semtler arasına gireceğini ve Acıbademde doğru düzgün bir evde oturabilmek için avuç dolusu kira ödeyeceğimi. Dahası bir gün yine burada bir ev sahibi olabilmek uğruna deliye pösteki saydırır gibi emlakçıların bana para saydıracağını…
Peki siz en son hangi semte dağ başı dediniz? Kozyatağı? İçerenköy? Halkalı? Zekeriyaköy? Kavacık?… Bu soru geleceği o günden görüp yatırımlarını akıllıca değerlendirenlere komik gelecektir zaten. Ben de artık Buralarda vaktiyle in cin top oynardı, o zaman bir yer edinseydi bizimkiler şimdi şu kadar para edecekti, şöyle bir yerde yaşıyor olacaktık, repliğini tekrarlayanlardan değilim.
Yeni semtin yakın tarihçesi
Şimdiki Acıbadem semtinin bulunduğu alan 17. yüzyıl başlarında Kızlarağası Mısırlı Osman Ağa’nın mülküyken IV. Murad tarafından 1630′da kamulaştırılmış, daha sonra 1800lerde ise III. Selimin mülkiyetine geçmiş. Padişahlar ödüllendirmek istedikleri kişilere buradan yer bağışlamış, kendileri de av ve eğlence için sık sık gelmişler. Geniş çayırların, bağların, bahçelerin ve Küçük Çamlıcaya doğru koruların arasında saray mensuplarının, sultanların, şehzadelerin, paşaların, köşklerinin bulunduğu, temiz havası yüzünden özellikle ciğer hastalarına tavsiye edilen [Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Göğüs Hastalıkları Hastanesi de buradadır] bir sayfiye, mesire ve dinlenme yeriydi. Kentsel iskan bölgesinin sınırı, 1960lara gelene kadar şair Özdemir Asafın da oturduğu Sarayardı Sokağı idi. Gerek Koşuyolu gerekse Hasanpaşaya doğru tatlı meyillerle inen yamaçlarda, ağaçlıklı bahçeler arasında ahşap köşkler ve 1930-1940ların mimari özelliklerini taşıyan (tek tük de olsa hala var) kagir villalar vardı. 1965lerden sonra Sokollu Arazisinin parselizasyonu (şimdiki İş Bankası Bloklarının bulunduğu alan) bölgedeki yapılaşmaya hız kazandırdı. Büyük siteler kurulmaya başlandı ve Acıbadem Caddesi genişletildi. Caddenin iki yanındaki yapılaşma 1980den sonra hızlandı ve semtin çehresini tümüyle değiştirdi.
Ve şimdi…
25 yıl önce başlayan ve son dönemlerde hız kazanan yapılaşma semtin çehresini tümüyle değiştirdi. Köşklerin çoğu restore edilerek çoğunlukla işyeri olarak kullanılmaya başlandı. Ama bahçelerine güller ve hanımelleri yerine apartmanlar dikildi… Palmiyeleri ise neşeli değil mahzun. Özellikle deprem spekülasyonlarından sonra Anadolu Yakasının gözde semtleri arasına girdi. Özellikle şehrin sahil bölgelerinde oturanların zeminin sağlamlığı nedeniyle buraya taşındıklarını söylüyor emlakçılar. Bu durum ev fiyatlarının artmasına neden olurken bir yandan da yeni ve lüks yapıların başlamasına yol açtı. Boş alan kalmamakla birlikte Çamlıcaya dek uzandı semtin sınırları. Çamlıca Konakları bunun bir örneği… Evlerin metrekaresi bin Dolardan başlıyor. Bununla beraber Acıbadem sosyal ve ekonomik açıdan görünmez bir çizgiyle ikiye ayrılıyor. İlk yerleşim bölgesi olan E5in altında olan bölüm hala mütevazı. Otoyolun üstündeki bölge ise daha yüksek gelir gurubu insanların yaşadığı yer olarak niteleniyor. Müstakil apartmanlarda oturanlar özel güvenlikli, korumalı şık siteler için yarı açık cezaevi ifadesini kullanıyorlar. Havadar konumu nedeniyle bir çok senatoryum ve prevantoryumları bünyesinde barındırıyor. Adı markalaşan Acıbadem Hastanesinin yanı sıra halen Çamlıca Askeri Senatoryumu, MSB Göğüs Hastalıkları Hastanesi, Validebağı Sağlık Tesisleri, Sabancı Spastik Çocuklar Eğitim Merkezi yer alıyor. Özel okulların sayılarının hayli fazla olduğu semtte iki üniversite bulunuyor: Doğuş Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi (MÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi. Semtin genel profilini bankacılar, gazeteciler, öğretmenler, öğretim üyeleri, mimarlar oluşturuyor. Sabah ve akşam saatlerinde caddeler ve sokaklar öğrenciler, işlerine yetişmeye çalışanlar (% 70i kadın), yürüyüşe çıkan orta yaş üstü insanlarla canlanıyor. Gün boyunca sessizlik ve sakinlik hakim olan semtte (gece ya da gündüz fark etmiyor) en çok hissettiğiniz duygu güven. Herkes biraz size benziyor, siz biraz herkese benziyorsunuz burada. Sıra dışı insanlarla karşılaşmadığınız gibi semtin sükunetini bozan olaylar da yaşanmıyor. Hayır tekdüze değil, Acıbadem kibar bir semt…
Hababam Sınıfının yeni mekanı: Çamlıca Kız Lisesi
Acıbademin önemli ve renkli yapılarından biri Çamlıca Kız Lisesi. 1908 yılında Hicaz Valisi ve Kumandanı Ahmed Ratib Paşanın yaptırdığı köşk uzun yıllar lise binası olarak kullanıldı. Şimdi öğretim yine aynı arazide bulunan yeni binada devam ediyor. Eski köşk ise uzun süren bir restorasyon çalışmasından sonra yönetim binası olarak hayata geçirildi. Köşk önümüzdeki günlerde Hababam Sınıfı filminin çekimlerine sahne olacak.
Eski köşklerin değişebilir kaderi: Sokollu Köşkü
Bir dönem Anadolu Lisesi olarak kullanılan Sokollu Köşkü halen boş ve harap durumda. Sokollu Mehmed Paşanın genç eşi İsmihan Sultan için yaptırdığı rivayet edilen binanın aslında V. Mehmet Reşadın oğlu Şehzade Ziyaeddin Efendinin köşkü olduğunu yazıyor kaynak kitaplar. Hanedan üyeleri yurtdışına gönderilirken Ziyaeddin Efendi damadının kardeşi Hikmet Sokolluyu vekil tayin ederek köşkü onun babasına sattığı için Sokollu Köşkü olarak anılıyor.
En gözde muhit Nişantaşı
Adını II. Mahmudun anısına dikilen taştan adını alan Nişantaşı semtin en zengin muhiti. Padişahın artık yerinde bulunmayan Küçük Çamlıca Kasrından tüfeğiyle nişan alıp bin adım ötedeki yumurtayı vurduğu yerde bulunan nişan taşının üzerinde Şair Arife ait Osmanlıca bir kitabe yer alıyor.
Göz var nizam var: Ayrılık Çeşmesi
Anadoluya gidecek ordu birliklerinin ve hacı kafilelerinin uğurlandığı yer olan Ayrılık Çeşmesi Sokağındaki çeşme adını bu ayrılık seremonilerinden alıyor. Ayrılık Çeşmesinin toprak altında kalan diğer yarısı plansız yenileme çalışmalarının insana pes dedirtecek düzeyde olduğunun göstergesi.
İddiasız ve yalın: Faik Paşa Camii
II. Abdülhamit döneminde Faik Paşa Döneminde yaptırılan cami semtin en eski yapılarından. Tek minareli, kare planlı, taş duvarlı cami Osmanlı mimarisinin en yalın örneği. Gösterişsiz ama vakur…
Türkiye’de bir başka benzeri yok: Artess Çamlıca Art Gallery & Studio
Profesör Süleyman Saim Tekcan 30 yıldır Acıbademde oturuyor. Sanatla iç içe yaşadığı mekan aynı zamanda bir sanat evi. Osmanlılar yerleşmek için hep doğru yerleri seçmişlerdir diye düşünürüm. Acıbadem de temiz havası sakinliği ve manzarasıyla benim yaşamak için severek tercih ettiğim bir semt. Zaman içerisinde burayı seçmekle yanılmadığım, daha doğrusu atalarımızın haklılığı bir kez daha ortaya çıktı, sözleriyle anlatıyor semte dair görüşlerini.
Artess ise Profesör Süleyman Saim Tekcanın sanatçı kişiliği ve eğitimci kimliğinin bir uzantısı. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde uzun yıllar dekanlık görevinde de bulunan Süleyman Bey olanaklarını ve teknik bilgilerini diğer sanatçı dostlarıyla paylaşmak, özgün baskının olanaklarını geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla kurmuş atölyesini. Zamanla atölye olmaktan çıkarak sıcak atmosferiyle sanatçıların uğrak yeri ve sanat sohbetleriyle dolu ortak bir buluşma noktası haline gelmiş. Acıbademin en güzel manzaralı tepelerinden birinde yer alan müstakil bina, gravür ve ipek baskı atölyeleri bünyesinde üretilen özgün baskıların sürekli sergilendiği sanat galerisi, yabancı sanatçıların atölyede çalıştıkları süre boyunca konaklayabilecekleri misafirhanesi, sanat kütüphanesi, çalışma mekanları ve çerçeve atölyesi ile Türkiyede ilk ve tek olma özelliğine sahip. Artesse yolu düşen, üreten ve paylaşan isimler arasında Nurullah Berk, Elif Naci, Avni Arbaş, Neşet Günal, Mehmet Güleryüz gibi ünlü sanatçılar da bulunuyor.
Röportaj: Günseli Kato
Işıklarım sönmeden bakkal kapanmaz
Resim sanatında farklı ve özgün çalışmalarıyla dikkat çeken Günseli Kato 35 yıldır Acıbademde oturuyor. Gerçi bir ara bir Japonla evlenerek Japonyaya yerleşmiş ve Tokyo Güzel Sanatlar Fakültesinde çalışmalarda bulunmuş. Günseli Kato ülkesine dönünce oturacağı yeri hiç düşünmemiş. Çünkü Acıbadem Onun baba evi. Evinin giriş katını atölyesi üst katını ise yaşama mekanı olarak düzenleyen Günseli Katonun renkli kişiliğinin izlerini her yerde görmek mümkün.
Türkiyeye döndüğümde hiç tereddüt etmedim. Burası alıştığım bir muhitti. Benim için önemli olan kavramların başında aile gelir, ailem de burada yaşıyor. Belki pek çokları için bir sanatçı mekanı olarak görülmez Acıbadem ama ben sanatımı teşhir etmiyorum ki sanatımı yapıyorum. Galerilerle çalışmıyorum. Bu apartman yapıldığında burası yemyeşil bir alandı. Doğrusu çok boş ve hoştu. Ama size en çok mahallemi anlatabilirim. Herkesin birbiriyle ilişkisinin olduğu bir mahalle burası… Herkes birbirini takip eder. Bu bazı insanlara baskı gibi gelebilir ama bir anlamda da kendinizi güvende hissetmenize neden olur. Mesela bakkalımız benim ışıklarım sönene kadar kapanmaz. Bilir ki atölyeye gelen giden çok olur ve her an ona ihtiyacım olabilir. Ben burada üç nesli bir arada görebiliyorum. Tüm bunların yanı sıra merkezi bir yerde oturmanın ayrıcalıkları var Acıbademde. Her yere yakın, yürüyerek veya taksiyle bir çok yere kısa sürede ulaşabiliyorum.
Portre: Genç semtin genç muhtarı
Ersoy Uğur (Acıbadem-Kadıköy Muhtarı)
Acıbadem semti bağlı olduğu muhtarlıklar ve ilçeler bakımından hayli ilginç durumlar arzediyor. Öyle ki semtin bir bölümü Kadıköye diğer bir bölümü de Üsküdar ilçesine bağlı. Altı muhtarlığın bulunduğu semtin Kadıköy muhtarı Ersoy Uğur genç, başarılı ve pek de alışılmadık bir portreye sahip. İki dönem % 90 çoğunlukla seçilen Ersoy Uğur Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu. Doğma büyüme Acıbademli, yani semtin çocuğu’. Acıbadem her zaman değerliydi. Sadece değerinin anlaşılması biraz uzun sürdü, diyen Ersoy Uğur bir muhtardan çok amatör ruhlu bir gönüllü gibi çalışıyor.
Yeme içme mekanları
Çalışan kesimin yoğunlukta olduğu semtin ana caddesinde hizmet veren dükkanların % 90ını gıda ağırlıklı mekanlar oluşturuyor. Öyle ki adım başı fast-food markaların şubelerine rastlıyorsunuz. Hatta aynı markanın birden fazla şubesi bulunuyor. İş dönüşü saatlerde iğne atsan yere düşmez bir kalabalık göze çarpıyor. Hemen hemen tüm restaurant ve caféler evlere servis veriyor. 24 saat açık şarküteri, dükkan, café ve restaurantlar çok ama eğlence amaçlı bir mekana rastlayamazsınız. Bar, gece kulübü, meyhane göremezsiniz, semtin gece hayatı yok demek daha doğru olur. Acıbademin lezzetli kebapları ve kaliteli hizmetiyle tartışmasız mekanı ise Sahan. Sahanda özel otlu semsek pidesi, zeytinyağlı Antep dolması kuru cacık gibi geleneksel Anadolu yemeklerinin farklı örnekleri de sunuluyor.
Kaynak: http://www.moradam.com/subat2002/life_subat_2002/acibadem/acibadem.htm
Kategori: Genel kültür