Kültür Array Üzerıne 1…

12 Temmuz 2007



KÜLTÜR ÜZERINE 1…

Üzerine farklı anlamlar yüklenen ve birçok bilim adamının ona dair tanımlamalar yaptığı bir kavram: KÜLTÜR. Tüm bu bilim adamlarının ve kültür üzerinde en çok söz sahibi olduklarına inandığım arkeologların yaptığı bu tanımlamaları sizlere zamanı geldiğinde sunacağım elbet, ama acizâne kendi yorumumu yaparak, bir çizgi çizmeliyim.

Kültür, bir kavmin yaşayış tarzıdır. Muhteviyâtında ise; bilgi,inanç,sanat,bakış açısı, değerler (maddî-manevî), gelenek ve görenekler bütünü ile karşılaşılır. Her ne kadar birkaç düşünür tarafından; “öğrenilenlerin, unutulduktan sonra zihinde kalanı” olarak ifade edilse de, genel kanaat biraz önce çizdiğimiz çizgidir.

Literatürlerde kök yapısı itibariyle (kült), maddî ve manevî değerler birliği olarak geçiyor iken, Avrupa’da “yüksek genel bilgi” anlamını taşıyan kültür; Türkçe’ye Avrupa dillerinde kazandığı bu anlam ile girer. İşte tam bu noktada yeni bir tartışma mevzu bahis olmaktadır; “ Kültürün Türkçe karşılığı ne olmalıdır?” Üstâd Cemil Meriç’e göre; ‘irfan’ olmalıyken, Ziya Gökalp’e göre; ‘hars’, İbn_i Haldun’a göre; ‘umran’ olmalıydı. Peki Cemil Meriç’e göre ‘kültür’ nedir.? Üstâd sorunun cevabını şöyle veriyor: “ Kültür; Avrupa’nın düşünce sefaletini belgeleyen bir kelimedir; Kaypak , karanlık, samimiyetsiz.. kelime değil, bukalemun…” Burada aslında ‘bukalemun’ diye tanımladığı kültürü, günümüz kültür anlayışına uygun bulmaktadır: “ASIRLAR GEÇTİ, BİRER BİRER SÖNDÜ MEŞALELER. İRFAN ASALETİNİ KAYBETTİ. HAFIZAYA ÇAKIL TAŞI GİBİ SAPLANAN BİLGİ KIRINTILARINA YENİ BİR AD BULDUK: KÜLTÜR…”

Meriç, ‘umran’ı “geniş manasıyla kültür” olarak tanımlarken, ‘irfan’ı; ilim,imân,edep dahilinde kendini tanımak ve önyargıların köleliğinden kurtulmak olarak açıklar. Ayrıca ‘irfan’ı; insanı insan vasıfların bütünü olarak görür. ‘Hars’ ise; halkın, ananelerinden, eğilimlerinden, örflerinden, sözlü ve yazılı edebiyatından, estetik ve iktisadî ürünlerinden ibarettir.

MEDENIYET…

Kültür ve medeniyet… Bu iki mefhumu birbirinden ayırmak, her ikisini de yok saymak demektir. Antropolog, Thurnwold’a göre; “ ‘kültür’ takınılmış tavır (yaşam tarzı,din,gelenek-görenek), ‘medeniyet’ ise; bilme ve yapabilmedir ( teknik durum, kanunlar, okullar vs.).

Medeniyet içeriğinde ‘medenî’ olma halini barındırır. Günümüzde medenîleşmemiş toplumlara “barbar” denir. Batı kendini medenî kategorisine oturtarak diğer toplumları barbar kabul eder.

ALİ ŞERİATİ; “ medenîlik; teknik, giyim, kuşam, bilim, caka ve özel tavırlar takınma değildir. Böyle olsaydı, bir insanı birkaç saat, bir toplumu da birkaç ay içinde medenîleştirmek mümkün olacaktı” diyor.

Medenîlik, toplumla beraber yaşayabilmek, terbiyeli ve görgülü olmak şeklinde açıklanırken, ortaya kafa bulandıran bir kavram atılıyor. Batının ‘ötekileştirdiği’ dünyaya ihraç ettiği bu kavram; modernlik (çağdaşlık) kavramıdır. Peki neye göre modernlik? Dünya üzerinde farklı dinler, farklı yaşam tarzları, farklı bakış açıları –ki zaten tüm bunlar dinle birlikte oluşur- mevcut iken, modern olma halini hangi kültürü baz alarak oluşturacağız. Bu soruya cevabı ilk olarak Batının çizdiği sınırlar dahilinde verelim; ‘modernlik’; şimdiki zaman, içinde bulunulan çağa veya nispeten yakın bir döneme ait ve uygun olma olarak açıklanabilir. Modernizm kavramı, Hrıstiyan tarihinde çok önemli bir yer tutar, özel bir anlam içerir: “ Modernizm, Papalık genelgesi ile takbih edilen ve Roma (Katolik) mezhebi içerisinde, Hrıstiyan geleneğini ve pratiğini zamanımızın entelektüel zihniyetlerine ve sosyal temayüllerine daha yakın hale getirme arzusuna yönelik hareketler kompleksine verilen isimdir.” ( A.L. Lilley. “Modernisan” Mad. Encylopedia of Religion an Ethics, Vol:8, s:763)

Aynı kavramı bir de Cemil MERİǒTEN dinleyelim: “çağdaşlaşmak (modernleşmek),Avrupa’nın yeni bir ihraç metaı, kokain ve LSD gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir. Çağ dışılık ithamı, iftiraların en alçakçası, en abesi. Aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlaşmak neden Hrıstiyan Batının putlarına prestij olsun. Bu kendi derisinden çıkmak, kendi mukaddeslerini inkar etmek ve peşin peşin köleliğe razı olmak değil mi? Biz apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız, düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha insanca bir medeniyetin…”

Günümüz Türkiye’si modernleşme sürecinde genç bir ülke. Bünyesinde barındırdığı problemlerinden biri de bu süreci reddeden halkın belli bir kesimini ‘gerici’ olarak adlandırması. Halk arasında dahi ikilem yaratan bu çıkmaz, gerici olarak vasıflandırılan bu kesimin asimilesi sonucu önlenmeye çalışılmıştır. Cahil vasfı da yüklenen bu tabaka, söylenilenlerin aksine ilim ehli insan olduklarını ve savundukları fikirlerini kimsenin bu tarz bir ithamla zedeleyemeyeceğini, hâlen aleyhlerine çizilen imaja karşı göstermektedirler. İnsanları tek tip yapma ideolojisini savunan küreselleşmenin, alternatif bir sistem bırakmaksızın sunduğu demokrasi, dış görünüşü itibariyle yapısında herhangi bir sınıflandırmayı barındırmıyor gibidir. Oysa Türkiye savunduğu sisteme rağmen, halkı arasında ‘azınlık’ kabul ettiği Kürtlerde dâhil adeta bir kast sistemi oluşturmuştur. “Gerici” mefhumu üzerine en ilginç ve belki de en haklı açıklamayı Meriç’ten dinleyelim:

“GERİCİ KİM?”

“ ne güzel tarif: ‘gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzenini getirmeye çalışan(kimse). [Meydan Louresse]. Tarifin tek kusuru bu ucûbenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi.

MURDAR BİR HAL’den MUHTEŞEM BİR MAZİYE KANATLANMAK GERİCİLİKSE, HER NAMUSLU İNSAN GERİCİDİR.”

Sonuç olarak; modern insan, bilimsel değişimi örneğin ilerlettiği teknolojisi ile kendini modern kabul eder. Oysa medenî insan; kimliği, dünya görüşü ve davranışları ile kendini tanımlar.

ORYANTALIZM…

Batı hangi alanda olursa olsun kendini merkeze koyarak, istemediği ve hor gördüğü her şeyi Doğuya mal edip, Doğuyu eksiklikler bütünü olarak lanse etmiştir. Aslında bu tam anlamıyla Amerika kıtasının keşfi ile değil bilakis İslam Dünyası ile yapılan savaşlar sırasında oluşturulmuştur. ‘öteki’ genel olarak Doğu gibi gözükse de gerçek itibariyle İslam Dünyasıdır.

Oryantalizm söylemi için üç farklı tanım yapılmaktadır. Birincisi; ‘doğu’yu araştırma eylemidir. Oryantalist kişi, Doğudan edindiği izlenimleri yazar,böylece akademik bir çalışma oluşturur. İkincisi; Doğu ile Batıyı birbirinden ayırma çabasıdır. İki bölgenin de birbirlerinden çok farklı olduğunu kanıtlamadır. Üçüncüsü –ki en tehlikelisidir-; hakim olma ve sömürge isteği ile ‘şark’ ile uğraşma. Bu yolda doğu adına kararlar verme ve onu istediği kalıba sokmak için çalışmalar yapılır.

Bu konuda en iyi eleştiriyi Arnold Toynbee yapar: “biz Batılılar,insanları “yerliler” olarak vasıflandırdık mı, onları zımmen beşeri değerlerden soyutlarız. Biz onları, kendileriyle karşılaştığımız diyarları talan edip kirleten vahşi hayvanlar yerine koyuyoruz. Onlara, bizdeki aynı duyguları taşıyan insanlar olarak değil, keşfettiğimiz yerlerde rastladığımız mahalli bitki ve hayvan türlerinin bir parçası olarak bakıyoruz. Biz onları yerliler olarak düşündükçe, onları tamamen imhâ etmeye veya günümüzde daha geçerli göründüğü üzere, onları ehlileştirme hakkına sahip olduğumuza hükmediyor ve masumane bir şekilde onları ıslah ettiğimizde inanıyoruz…”

Batı tasvip etmediği ne varsa, karşısına ‘modernizmi’ koyarak tanım yapar, modernitenin başlangıcı olarak da, keşif ve sömürgeyi gösterebiliriz. Avrupalılar keşfettikleri yerlerde karşılaştıkları yerli halkları katlettiler. Dünya tarihinde bununla ilgili bir çok örneğe rastlayabilirsiniz.Katletmelerinin en büyük sebebi; yine sömürge arayışı idi. Oysa şuanda bir çok devletin hayranlıkla takip ettiği Batılılar için Atilla İlhan, ‘Hangi Batı?’ adlı kitabında şunları yazar: “…çok kibar, çok varlıklı,çok ince bir komşunuz olsa sizin; konağın duvarları usta ressamların tablolarıyla süslü, kitaplığı en namlı yapıtlarla yüklü olsa; piyanoya çöktü mü Bach’ı, Monteverdi’yi derya gibi çalkalandırsa parmaklarıyla, şiir okumaya durdu mu duyarlığına vurulsanız; ama bir gün öğrenseniz ki, bu kibar, kültürlü komşu bu evi kurmak, bu inceliğe varmak için çevresindeki bütün komşularını harca bağlamış, kimisini vurmuş, kimisini kırmış, kimisini evinden yurdundan etmiştir; yine de ona aynı saygıyı duyar, elini aynı içtenlikle sıkar mısınız? Ve sıkarsanız, aynada kendi suratınıza nasıl bakarsınız?”

Ünlü yazar Michel Tournier yarattığı kahramanı Robinson Cruso ile öteki imgeyi bireyselleştirmeye çalışmıştır. Tournier yaşadığı çevredeki görsellik tehdidini fark etmiş ve ötekindeki değerleri anlatarak kitabında sanat temelli bir analiz yaparak, Batı ile Doğu arasında bir uzlaşma aramıştır.

Sömürge işi ; bir toplumu özellikle kültürel bakımdan etki altına almadır. Bunu gerçekleştirirken, o ülkeye kendi kültürünü alternatif olarak sunar. Fakat ortaya çok ciddi bir bunalım çıkar: ‘kimlik arayışı’. Atilla İlhan: “sömürgeci bu, sömürdüğü ülkeyi ‘uygarlaştırıyorum’ der, bunu o ülkeye kendi kültürünü ve teknolojisini aşılayarak yapar, öyle ki sen bağımsızlığını elde ettiğin anda aniden ekonomik ve kültürel olarak ona bağlanmış olduğunu fark edersin. Üstelik, bu arada ulusal 7kişiliğini yitirdiğinden haberin yoktur” diyerek kaybolan kimliğin ne kadar önemli olduğunun altını çizmektedir.

Oryantalizm söylemi üzerinde bir tartışma veya bu konu ile ilgili bir çözüm yolu arayışı yine Batının çizdiği sınırlar dahilinde oluyor. Osmanlı’nın son dönemlerinden bu yana modernleşme veya reform adına yapılan ‘kültür devrimi’ çok köklü ve maneviyatı ön planda tutan Türk kültürüne hangi yönde etki yaptı? Bu sorunun cevabını bir sonraki sayıda arayacağız. Selam ve dua ile…

EMEL BÜYÜK

Kaynaklar:

Birlik Araştırma Grubu,(1998) Batılılaşma Paradigması, Birliğe Çağrı Vakfı Yayınları

Cemil Meriç, ( 1992) Bu Ülke, İletişim Yayınları

Dr. Durmuş Hocaoğlu, (1995) Laisizm’den Millî Sekülerizme, Selçuk Yayınları

Hasan Ali Kasır, Kültür Bilinci, Denge Yayınları

Arnold Toynbee ,(1988) Medeniyet Yargılanıyor, İşaret Yayınevi

Atilla İlhan, (1982) Hangi Batı?, Bilgi Yayınları

Mümtaz Turhan, (1969) Kültür Değişimleri, Milli Eğitim Basımevi

Edward Said, (1982) Oryantalizm (Doğu Bilim) Sömürgeciliğin Keşif Yolu, Pınar Yayınları

A.Hamdi Yıldız, (2000) İm ve Figür , Est/Non Dergisi 6.sayı

Kategori: Genel kültür


Rasgele...