:vehbi Koç

12 Temmuz 2007



:Vehbi Koç

1901 yılında Ankara’da doÄŸdu. Ankara İdadisi’nde okudu. 1917 yılında iÅŸ hayatına atıldı.

1926 yılında babasının ticarethanesini devir alarak “Koçzade Ahmet Vehbi” ismi ile Ankara Ticaret Odası’na kaydettirdi.

Bir yandan Ticaret ile uğraşırken diğer yandan Ford ve Standart Oil gibi yabancı şirketlerin Türkiye temsilciklerini alarak işlerini büyüttü. Daha sonra taahhüt işlerine girdi.

1938 yılında müesseseleÅŸme yolunda ilk adımı atıp İstanbul’da Koç Ticaret A.Åž.’ni kurdu.

1948′de, General Electric’i Türkiye’de ampül fabrikası kurmaya ikna ederek ortak yatırıma girdi, fabrika 1952′de üretime baÅŸladı.

Hayır işleri yapmayı da toplumsal bir görev kabul eden Koç sosyal alandaki girişimlerini;

Vehbi Koç Öğreci Yurdu (1946)

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Bankası (1963)

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Enstitüsü (1964)

Türk Eğitim Vakfı (1967)

ODTÜ Vehbi Koç Öğrenci Yurdu (1968)

gibi kurumlarla başlattı.

1950′li yıllarda Koç sanayide ciddi adımlar atarak ithal mallarını ikame edecek yerli sanayi yatırımlara girdi. Otomotiv, beyaz eÅŸya, radyatör, elektronik cihazlar, mensucat, kibrit ve benzeri birçok malın yerli üretimini gerçekleÅŸtirdi.

Bugün ülkemizin en büyük özel sanayi ÅŸirketi olan Arçelik 1955′de, Türk Demir Döküm Fabrikası 1954′de kuruldu. 1959′da Türk otomotiv sanayinin ilk kuruluÅŸu olan Otosan üretime baÅŸladı, 1962′de Aygaz kuruldu. Bunları daha bir çok sanayi kuruluÅŸu takip etti.

Sanayi Åžirketlerinin sayısı giderek artınca; özel kuruluÅŸların ancak kurumsallaÅŸma ile yaÅŸayabileceÄŸine inanan Vehbi Koç bunları bir merkezden yönlendirmek ve en iyi kaynak tahsisi yapmak için 1963 yılında Türkiye’nin ilk Holding’i olan Koç Holding’i kurdu.

Holding kurulduktan sonra da yeni yeni şirketlerin kuruluşu birbirini takip etti. 1966 yılında ilk yerli Türk otomobili olan Anadol piyasaya çıkarıldı.

Tarım sektöründe de yatırım yapmayı hedef alan Vehbi Koç bu sektördeki imkanları uzun süre araÅŸtırdı. Türkiye’nin tarım potansiyelini anlaÅŸmalı çiftlik modeli ile ihracata yönlendiren sektöründe öncüsü olan TAT domates salçası fabrikasını 1967′de kurdu.

1968′de Türk Otomotiv Sanaiyinde en büyük adım atıldı, FİAT ile ortak TofaÅŸ kuruldu. TofaÅŸ 1971 yılında, ismini Sultan Murat’tan alan Murat marka otomobillerin üretimine baÅŸladı.

İhracatın ülke ekonomisi için önemini çok erken gören Vehbi Koç 1970 yılında Türkiye’nin ilk ihracatçı sermaye ÅŸirketi olan Ram’ı kurdu.

Vehbi Koç yapmak istediği işleri Holding vasıtası ile profesyonel yöneticilere devrederken kendisi sosyal hizmetlere ve vakıf hizmetlerine ağırlık verdi.

1967 yılında bir yurtdışı seyahatten aldığı ilham ile, çelenk bağışlarını eÄŸitime yönlendirmek üzere Türk EÄŸitim Vakfı’nın kuruluÅŸuna öncülük yaptı.

1969 yılında, eÄŸitim, saÄŸlık ve kültür alanlarında faaliyet göstermek üzere Vehbi Koç Vakfı’nı kurdu. Bu vakıf birçok kültür, saÄŸlık ve eÄŸitim projesi gerçekleÅŸtirmiÅŸtir.

1976 ‘da Taksim’deki Atatürk Kitaplığı İstanbul Belediyesi’ne armaÄŸan edildi.

1980 ‘de Vehbi Koç’un Merhum eÅŸi Sadberk Hanım’ın anısına Türkiye’nin ilk ciddi özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi açıldı.

1987 yılında yabancı dilde eğitim yapan Vehbi Koç Vakfı Koç Özel Lisesi, 1993 yılında Vehbi Koç Vakfı Koç Üniversitesi eğitime başladı.

1984 yılında kendini emekliye ayırıp, sosyal faaliyete daha fazla ağırlık verdi.

Türkiye’nin nüfus ve aile saÄŸlığı sorununun önemini gören Vehbi Koç 1985 yılında Türkiye Aile SaÄŸlığı ve Planlaması Vakfı’nı kurdu ve vefatına kadar baÅŸkanlığını yürüttü.

1987 yılında Milletlerarası Ticaret Odası Vehbi Koç’u Dünyada Yılın İş Adamı ilan etti. Koç’a Plaketi bizzat Yeni Delhi’de yapılan törende Hindistan BaÅŸbakanı Rajiv Ghandi verdi.

1994′de BirleÅŸmiÅŸ Milletler TeÅŸkilatı, Türkiye Aile SaÄŸlığı ve Planlaması Vakfı’nı ve BaÅŸkanını baÅŸarılı çalışmalarından dolayı ödüllendirdi. Dünya Nüfus Planlaması Ödülü 14 Haziran 1994′de B.M Genel Sekreteri Boutros Gali tarafından Vehbi Koç’a verildi.

Bu kadar uÄŸraşı sırasında, Vehbi Koç tecrübelerini gelecek nesillere aktarmak amacı ile kitap yazmayı da ihmal etmedi. 1973 yılında “Hayat Hikayem” ve 1987 yılında “Hatıralarım, Görüşlerim, Öğütlerim” isimli iki kitabı yayınlandı. Her ikisi de İngilizce’ye çevrildi.

Åžirketlerine yayınladığı bir “Hedefler ve İlkeler Belgesinde”, kendi anayasasını şöyle tarif ediyor:

“Benim Anayasam ÅŸudur : Devletim ve ülkem var oldukça ben de varım. Demokrasi varsa hepimiz varız. Memleketimizin ekonomisini kuvvetlendirmek için elimizden gelen bütün gayreti göstermeliyiz. Ekonomimiz güçlendikçe demokrasi daha iyi yerleÅŸir, dünyadaki itibarımız artar. “

Sanayi, ticaret ve uluslararası ortaklıklarla, vakıflarla, sosyal hizmetlerle ve eğitim ile dolu dolu geçen bir 95 yıl yaşadı Vehbi Koç.

75 yılda 100′e yakın ÅŸirket, 2000 yılı kombine satışlarında 7.3 katrilyon TL’lık ciro, 46.000 civarında doÄŸrudan çalışan insan, 1 milyar dolara yakın ihracat yapan bir kuruluÅŸ yarattı.

Özel sektör eli ile sanayileşmede, müesseseleşmede, profesyonel yönetimde, vakıflar kanalı ile eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerde örnek alınacak bir iş adamıdır.

Bir Cumhuriyet Çınarı

Vehbi Koç, 1901 yılında Ankara’da Çoraklık semtindeki yazlık evde, “üzüme alaca düştüğü” günlerde doğdu. Doğduğu günü hiç bilmedi. Annesi “üzüme alaca düştüğü günlerde” deyince, sonradan çocuklarıyla birlikte 20 Temmuz’u doğum günü kabul etti.

Soyu, Kütükçüzadeler olarak anılan ana tarafından 600, Koçzadeler olarak anılan baba tarafından da 250 yıllık Ankaralı ailelere dayanıyordu. Babası Koçzade Hacı Mustafa Efendi, annesi Kütükçüzade Fatma Hanım’ın ilk çocuğuydu. Sonra iki kardeşi daha doğdu. Zehra ve Hüsniye…

Koçzade Ahmet Vehbi, 5 yaşında mahalle mektebine baÅŸladı. Hacı Bayram CamiiÂ’nin yanındaki “Topal HocaÂ’nın Mektebi”nde ilk tedrisini aldı. Mahalle MektebiÂ’nden sonra yine Hacı Bayram CamiiÂ’nin yanında kiralık bir evde ders görülen ilkokula baÅŸladı. Bu okulu birincilikle bitirdi. Daha sonra, bugün Tıp Fakültesi İhtisas HastanesiÂ’nin bulunduÄŸu yerde olan “TaÅŸ Mektep” denilen Ankara İdadiÂ’sine (lise) gitti. Ancak idadi hayatı uzun sürmedi.

Dedesi Koçzade Hacı Mehmet Efendi ile, Vilayet Meclisi Umumi Azalığı yapmış, Ankara’da iyi tanınmış, zaman zaman taahhüt işlerine girmiş, buğday ticaretiyle uğraşmış hareketli bir insandı. Babası medreseye devam etmiş, hoca olmuş ancak bu konuda çalışmamıştı. Babası, o günlerde Ankara’nın en güzel caddelerinden biri olan Karaoğlan Caddesi (bugünkü Anafartalar Caddesi) üzerinde olan evlerinin altındaki dört dükkanı ticaret yapan gayrimüslimlere kiralık vermişti.

O zamanlarda, tüm Osmanlı’da olduğu gibi, Ankara’da da ticaret gayrimüslimlerin elindeydi. Müslüman Türkler, ülkenin sahibi olmakla birlikte, çoğunlukla ticaret erbabının emrinde çalışan, basit hayat süren kimselerdi. En güzel binalar, en güzel mağazalar, en güzel yazlıklar ticaret yapan gayrimüslimlerindi.

Bu, Koçzade Ahmet Vehbi’nin dikkatini daha çok küçükken çekmişti. Fakir sayılmazlardı. Geçim sıkıntısı çekmiyorlardı. Kışlık evlerinin yanında, Çoraklık semtinde doğduğu yazlık evleri de vardı. Ama bir gariplik hissediyordu.

Sünnet olduğunda babası ona bir eşek hediye etti. Çok sevindi. Ama eşeğiyle yazlık evlerine giderken ilk hüznünü yaşadı. Zira, onun gibi yazlık evlerine giden gayrimüslim çocukları, daha güzel eşekleriyle yolda onu sürekli geçmişlerdi. Üstelik, güzel arabalarıyla imrendirmişlerdi. Eşeğine, daha hızlı gitsin diye, babasının atının arpasından yedirdi. Ama fayda etmedi, hayvan ne kulaklarını dikti, ne de bir canlılık emaresi gösterdi. Bu içine işledi. Ticarete atılmaya karar verdi:

“Eğer Allah bana 50.000 liralık bir servet verirse, beş katlı güzel bir mağaza açacağım” diye kendi kendine söz verdi. Okuldan ayrılmaya karar verdi. Ancak anne ve babası “katiyyen olmaz” dediler.

Israr etti. Ailesi dayanamadı ve Kütükçüzade Hacı Rıfat EfendiÂ’nin yazdığı dilekçeyle, hayatında yeni bir sayfa açıldı: “Diyki maiÅŸet (geçim darlığı) dolayısıyla mektebimi terk etmek mecburiyetinde kaldım. Lazım gelen tasdiknamenin verilmesini rica ederim. Ahmet Vehbi”

Okuldan ayrıldı. 15 yaşındaydı. Dedesi ve babasıyla görüşerek esnaflığa baÅŸladı. KaraoÄŸlan Caddesi’nde oturdukları evin altındaki dükkan, bir sandık ayakkabı lastiÄŸi, bir sandık ÅŸeker, bir kaç teker kaÅŸar peyniri, zeytin, makarna gibi mallarla bakkal dükkanı haline getirildi ve üzerine “Koçzade Hacı Mustafa Rahmi” tabelası kondu. Sermayeleri 120 liraydı.

Onun görevi, dükkanı açmak, süpürmek, tozlanan malları temizlemek, müşterilerin aldığı malları tartmak ya da saymak, mangalı yakmak, camekanları temizlemekti. Kısacası, hademe, satıcı ve muhasebeci görevlerini bir arada yürütüyordu. Babası, tezgah başında oturup, satılan malların parasını alırdı.

Zaman geçip, piyasada iş yapanları gördükçe ustalaştı. Güzel mallar getirip satmaya başladı. Artık İstanbul’a mal almaya da o gidiyordu. Ayakkabı lastiği işine girdi. Müşteri gelir, çamurlu ayağını uzatır, o da temizler ve ayağına lastiği geçirirdi. Bir çift lastiğin maliyeti 200 kuruştu ve 225 kuruşa satıp, 25 kuruş kazanıyordu. İki yıl daha böyle gitti. Sonra bakkallık işleri az gelmeye başladı.

Yine ticaret yapan gayrimüslimleri izledi. Kösele işi cazip geldi. Ankara’daki en büyük kösele satıcısı gayrimüslim bir tüccarın yanındaki Kosti adlı satıcıyla anlaştı ve kösele işine girdi. İyi iş yaptı. Bir süre sonra kösele işi de az geldi. Ayakkabı yapımında kullanılan malzemeler için ikinci bir dükkan daha açmaya karar verdi. Kösele dükkanına bitişik kendilerine ait dükkanı ayakkabı, hırdavat mağazası olarak açtı. Bir süre sonra yine gayrimüslim bir tezgahtar olan Hiya Elmalaki ile anlaştı ve aktariye işine girdi. Artık, kösele, hırdavat ve aktariye işlerini yapıyordu. Her çeşit iplik, makara, baharat, bardak, fincan, tabak, ayna, boncuk satıyordu.

O günlerde, İstanbul işgal edildi. Tarih 16 Mart 1919’du. Kurtuluş Savaşı başladı. Atatürk’ü ilk o günlerde gördü. İstanbul’un işgalinden sonra vatanseverlerin yavaş yavaş Ankara’ya geldiği günlerde, Atatürk Adnan ve Halide Edip Adıvar’ı karşılamak için istasyona gitmişti. Koçzade Ahmet Vehbi de o gün, biriken halkın arasında Atatürk’ü görebilmişti.

O dönemde askerlik çağına gelenlerden önce subay olacaklar askere alınırdı. Koçzade Ahmet Vehbi’yi lise mezunu olmadığı için askere almadılar. Ancak KurtuluÅŸ Savaşı sırasında, o da birÅŸeyler yapmak istiyordu. Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra, Genel Sekreter Recep PekerÂ’e bir dilekçe vererek, MeclisÂ’te bir memuriyet istedi. Ve 1920 yazında Meclis Matbaası’nda Cevat Fehmi BaÅŸkut’un yanında musahhih yardımcısı olarak iÅŸe baÅŸladı.

Bir süre sonra da Muhafız Kıt’a Kumandanlığı’nda askere gitti. Askerden döndükten sonra yine işlerin başına geçti. Hem vatandaşın ihtiyacını, hem de ordunun ihtiyacı olan malzemeleri getiriyordu. Ordu mal bedelinin yüzde 60’ını öder, geri kalanı için “Tekalif-i Harbiye” denilen bir borç makbuzu verirdi. O da bu makbuzlarla mal verdi. Ve zaferden sonra hükümet, bütün borçları ödedi.

Artık Cumhuriyet ilan edilmişti. Her şey değişiyordu. En azından umut doluydu.

1925’in sonlarında 24 yaşına gelmişti. Anne ve babası onu evlendirmeye karar verdi. Gelin adayı da, teyzesinin kızıydı. Aile içinden evlilik geleneğine “pek de iyi bakmıyordu” ama, karşı gelmedi. Sadberk Hanım ile nişanlandılar. 1926’nın ilk haftasında düğün yapıldı. Cuma günü başlayan düğüne Ankara’nın tanınmış kişileri, İstiklal Mahkemesi Başkanı ve üyeleri de geldi. Münir Nurettin Bey (Selçuk) ve Riyaseticumhur Musiki Heyeti şarkılar söyledi. Düğünde o kadar yorulmuştu ki, gelinin yüzünü açmayı unuttu. Uyarılar üzerine yüzünü açtı ve Sadberk Hanım’ın yüzünü ilk defa o zaman gördü. 47 yıl sürecek mutlu bir beraberliğin, minnettarlığın ilk adımı o gün atıldı.

Evlenmişti. Artık daha çok çalışıyordu. Rakipleri arasında ün yapmaya başlamış, babasının tam güvenini almıştı. Koçzade Hacı Mustafa Rahmi Efendi, 1917’de kurdukları Koçzade Hacı Mustafa Rahmi firmasını 1926 yılında ona devretti. Böylece Koçzade Ahmet Vehbi firması kurulmuş oldu. Bir yıl sonra da babası öldü.

Dükkanları yol genişletmesi nedeniyle yıkılmıştı. Yerine şimdiki Koç Han’ı yaptırdı. Artık esnaflıktan çıkmış, tüccar sınıfına girmişti. İşleri iyi gidiyor, ilerlemek, yükselmek istiyordu. Ankara Ticaret Odası’nda ikinci başkan olmuş, ilk çocuğu Semahat Koç (Arsel) doğmuştu. Bu arada Ford ve Standart Oil’in (Mobil) Ankara Temsilciliklerini almış, taahhüt işlerine girmeye başlamıştı. Otomobil ve petrol işine girmişti. Ankara dar geliyordu. Bütün isteği, İstanbul’da bir mağaza açmaktı.

  Artık, koÅŸmanın zamanı gelmiÅŸti…

1931 yılında ilk Avrupa yolculuğuna çıktı. Trenle yaptığı bu seyahatte dış dünyayı tanımaya başladı. Budapeşte, Viyana, Berlin ve Paris’i gördü. Ama o günlerde içini bir evham kapladı. Babasının ve kayınpederinin genç denilecek yaşlarda ölmesi onu korkutmuştu. Paris’te devrin tanınmış kalp doktoru Dr. Vacquez’e muayene oldu. Kalbinin sağlam olduğunu öğrenince çok sevindi.

1934 yılında İstanbul’da ilk teşebbüsüne başladı. Bu aynı zamanda onun ilk sanayi teşebbüsüydü. Haliç Sütlüce’de Hovagimyan Biraderler’in kurduğu boru fabrikasına ortak oldu. Ancak daha işin başında hesaplar iyi yapılmadığı için iş battı. Böyle bir iki tecrübe geçirdikten sonra, “Başkalarının kurduğu işe ortak olmam, kendi kurduğum işe ortak ararım” kararını verdi.

1937’de İstanbul’da ilk şubesini açtı. Fermenciler’de 100 bin lira sermayeli Vehbi Koç ve Ortakları Kolektif Şirketi faaliyete geçti. 1938’de de Koç Ticaret Anonim Şirketi’ni kurdu.

Artık, ülkenin sayılı ticaret adamlarından biri haline gelmişti. 1930 yılında oğlu Rahmi Koç, 1938’de kızı Sevgi Koç (Gönül) ve 1941’de de kızı Suna Koç (Kıraç) doğmuştu. Artık dört çocuk babası bir ticaret adamıydı.

1944 yılı, yıllar boyunca başarılı bir şekilde sürecek bir işbirliğinin başlangıcı oldu. Otomobil işinde daha da gelişmek için iyi bir yönetici arıyordu. Sonunda Bernar Nahum’la tanıştı ve onu transfer etti. 1944 başlarında, Bernar Nahum, Koç Ticaret A.Ş. Otomobil Şubesi Müdürü oldu. Böylece uzun yıllar sürecek bir işbirliği ve dostluk başladı.

Bu arada İkinci Dünya Savaşı devam ediyordu. 1945Â’te savaÅŸ sonrası ticarette öncelik kazanmak için New York’ta Ram Commercial Corporation ÅŸirketini kurdu. Ama bu ÅŸirket istediÄŸi sonucu vermedi. Bu arada lastik firması U.S. Rubber (Uniroyal) firmasının temsilciliÄŸini aldı.

Savaş sonrası ilk Amerika seyahatine çıktı. 52 gün kaldığı bu ülkede, gördüğü herşey onu etkiledi. 102 katlı Empire State binası, yollar, binalar, fabrikalar, mağazalar, araçlar, herşey ama herşey bambaşka bir dünyanın görüntüsü gibiydi. Burada işadamlarının zamanı nasıl kullandıklarını, iş görüşmelerini nasıl yaptıklarını gördü. Bir anlamda “işadamlığı stajı” gibiydi Amerika seyahati.

Bu seyahatte FordÂ’la iliÅŸkilerini geliÅŸtirdi, ama Henry FordÂ’la görüşmeye muvaffak olamadı. General ElectricÂ’i Türkiye’de ampul fabrikası kurmaya ikna etti. Ama içindeki evham AmerikaÂ’da da peÅŸini bırakmadı. Önce Ford HospitalÂ’da daha sonra ChicagoÂ’da ünlü Mayo ClinicÂ’te muayene oldu. Yine saÄŸlam çıktı, biraz rahatladı.

Türkiye’ye döndükten sonra Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün ısrarıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin yeni kurulan Parti Divanı’na (Kırklar Meclisi) girdi.

1947’de kendi sermayesiyle ilk sanayi teşebbüsüne girişti. Ankara Oksijen Sanayi Şirketi’ni kurdu. Ardından bir yıl sonra da General Electric Ampul Fabrikası’nı kurdu.

Artık ticaretten sanayiye kayıyordu. Bunda, çocukluk yıllarının etkisi büyüktü. O çok iyi bir gözlemciydi. Ticarete, ticareti çok iyi yapan gayrimüslimleri izleyerek girmiş, hep en kazançlı işleri seçmişti. Sanayiye girerken de, ülkenin, insanların ihtiyaçlarını gözledi.

Artık o, ülkesinin en büyük sanayicilerinden biri idi …

1954’te demir mobilya işi yapmak üzere Arçelik’i kurdu. İsrail’li Amcor firmasıyla anlaşma yaparak onlardan kompresör alıp buzdolabı üretmeye başladı. Buzdolabı işi geliştikçe, Arçelik demir mobilya işinden çekildi ve yavaş yavaş elektrikli ev aletleri endüstrisine geçti. Üstüne üstlük, General Electric’le yaptığı anlaşma çerçevesinde, ürettiği Arçelik buzdolapları General Electric markasıyla yakın doğu ülkelerine ihraç edilmeye başlandı.

Artık, sanayi yatırımları birbirini izliyordu. Daha sonra, Bozkurt Mensucat, Demirdöküm, Türkay, Aygaz, Gazal, Türk Elektrik Endüstrisi, Siemens ile kablo fabrikaları kuruldu ve FIAT lisansıyla traktör üretimine geçildi.

1956 başlarında, Ford’un 34 yakın doğu ülkesi acentaları arasında açtığı yarışmayı, Ankara Acentası olarak Koç kazandı. Amerika’ya davet edildi. Bu yolculuğa Bernar Nahum ve Kenan İnal ile birlikte çıktı. Bernar Nahum’la birlikte geliştirdikleri plan, Türkiye’de otomobil endüstrisinin kurulması, bunun için de önce montaj endüstrisinin başlamasıydı. Bir otomobil montaj fabrikası kuracaklardı. Bunun için Başbakan Adnan Menderes’ten Ford Başkanı Henry Ford II’ye böyle bir yatırıma hükümetin destek vereceğini belirten bir mektup aldı. 9 Kasım 1956’da Ford’la biraraya geldiler. Ardından birlikte yemek yediler. Ama, Ford, daha önceki olumsuz tecrübelerinden dolayı, Türkiye’de bir ortak yatırıma girme yanlısı değildi. Ancak, böyle bir işi kredi vererek desteklemeye taraftardı.

Vehbi Koç Türkiye’ye döndü, sanayi yatırımları birbirini izlerken, otomobil işini kovalıyordu. Ama, Ford’un şartları güç geldiğinden onlardan kredi almadı. Krediyi hükümetten istedi. Kendi başına bu işi başaracağına söz verdi. Yeni fabrikanın adı Otosan olacaktı. Arsa alındı, makinalar sipariş edildi. Fabrikaya otomobil acentaları da ortak edildi. 2 Ağustos 1960 günü fabrika işletmeye açıldı.

Bir kaç yıl sonra, yerli bir otomobil üretmek için çalışmalar başladı. Bir akşam Ankara’da Otokoç Şirketi’nde olan Bernar Nahum ve Rahmi Koç’un dikkatini, yedek parça almak üzere gelen bir bayiinin pikabı çekti. Araba, saç olmayan bir maddeden, fiberglass-cam elyafından yapılmıştı. Kısa bir araştırmadan sonra, fiberglass için İngiliz Reliant, teknik aksam olarak da Ford ile yerli otomobil üretimi için anlaşma yapıldı. Çalışmalara başlandı.

İşleri artık çok büyümüştü. Türkiye’nin dünya ölçüsünde tanınmış, başarılı olmuş bir işadamıydı. Ancak, kurumsallaşmayı başaramamıştı. En büyük endişesi, müesseselerinin kendisinden sonra devam ettirilememesiydi. Topluluğun devamını sağlamak, daha randımanlı bir organizasyona ulaşmak, müşterek hizmet ve masraflardan tasarruf etmek, iş arkadaşlarını bünyesine katarak sosyal adalet ilkelerini hayata geçirmek ve Topluluğun serbest kalacak varlığını ülke yararına olacak yeni teşebbüslere daha kuvvetle yöneltmek istiyordu.

Şirketler daha fazla büyümeden temellerini sağlamlaştırmak, şirketlerin birbiriyle bağlantısını güçlendirmek, modern yönetim prensipleriyle yönetilmelerini ve en önemlisi sürekliliklerini sağlamak istiyordu.

Bazı ülkelerde çok büyük, çok köklü firmaların, kurucularının ölümünden sonra parçalanıp, silinip gitmeleri onu çok üzüyordu. Çocuklarına güveni vardı. Onların devralacakları müesseseleri zedelemeden yürüteceklerinden ve kendilerinden sonrakilere devredeceklerinden kuşkusu yoktu. Ama daha sonraki kuşaklar için şimdiden aynı ümit ve güveni besleyemiyordu.

Çözüm kurumsallaşmaydı. Amerikalı bir danışmanlık firmasıyla anlaştı. Uzmanlar geldi, topluluğu inceledi ve bir rapor hazırladı.

Şirketlerin Koç Ailesi elindeki hisselerinin kurulacak bir Holding’e devredilmesiyle, şirketleri bu Holding’e ortak etmek, bütün iş arkadaşlarına Holding’den pay ayırmak, bu suretle Holding’e gerçek ve halka açık bir anonim şirket vasfını kazandırmak en doğru çözüm olarak ortaya çıkmıştı. Ailenin Holding’deki çoğunluk hissesini yönetimde dengelemek için, kurulacak bir Vakfa da Holding’den hisse vermek ve bu hisseye yönetimde daha kuvvetli bir mevkii ayırmak da devamlılığı destekleyecekti.

Ancak Holding kurmanın önünde yasal engeller vardı. 1961 yılı başlarında Kurumlar Vergisi Yasası’nda yapılan değişiklikle bu sorun ortadan kalktı. Ve Holding projesini, yakın dostu Hulki Alisbah hazırladı ve danışman firmanın değerlendirmeleri doğrultusunda son şeklini verdi.

Holding esas mukavelesi 20 Kasım 1963 günü Divan Oteli’nde kurucular tarafından imzalandı. Kurucu ortaklar şunlardı:

Koç Ailesi’nden; Vehbi Koç, Sadberk Koç, Semahat Arsel, Rahmi M. Koç, Sevgi Gönül, Suna Koç, Çiğdem Koç, şirket müdürlerinden; Hulki Alisbah, Dr. Nusret Arsel, Ziya Bengü, Adnan Berkay, İsak de Eskinazis, Erdoğan Gönül, Kenan İnal, Can Kıraç, Muhterem Kolay, İsrael Menaşe, Bernar Nahum, Behçet Osmanağaoğlu, Fazıl Öziş ve Hüseyin Sermet.

Ancak, çok istediği Holding esas mukavelesini Vehbi Koç  imzalayamadı. O sırada çok önemli bir Avrupa seyahatindeydi ve onun adına Hulki Alisbah imzaladı.

Artık kurumsallaşmayı başarmıştı. İçi rahattı. Sanki daha hızlı koşuyordu.

1964 yılında Uniroyal Lastiklerini TürkiyeÂ’de üretmeye baÅŸladı. 1966 yılı Åžubat’ında, çalışmaları 1960Â’ların başında baÅŸlayan yerli otomobil üretimi konusunda hükümet, imalatın yıl sonuna kadar gerçekleÅŸmesi ve 26 bin 800 liradan satılması ÅŸartıyla izin verdi. Çalışmalar hızlandı. İlk Türk arabasının adı için 100 bin kiÅŸinin cevap verdiÄŸi geniÅŸ bir anket yapıldı. Ve yıl sonunda “Anadol” piyasaya çıktı.

1967′de uzun yıllar planladığı bir yatırımı gerçekleÅŸtirdi. Tat Konserve SanayiiÂ’ni kurdu. İlk düşüncesi 1946 yılında ortaya çıkan konserve ve meyve suyu projesi, 21 yıl sonra Heinz firmasının teknik desteÄŸi, İsviçreÂ’li Migros, Türkiye Åžeker Fabrikaları ve Åžeker Sigorta ortaklığıyla hayata geçti.

Ardından 1968 yılında İtalyan FIAT firmasıyla anlaşılarak, yeni bir otomobil fabrikası kurulmasına baÅŸlandı. Fabrika 12 Åžubat 1971 günü açıldı. Yine bir anketle yeni arabanın adı “Murat” olarak belirlendi.

1970’li yıllar ülkedeki çalkantılara rağmen, Koç Holding’in ve Vehbi Koç’un hızlı gelişme ve “kök salma” dönemi oldu. 1972’de yine bir ilke imza atarak Türkiye’nin ilk dış ticaret şirketi Ram Dış Ticaret’i kurdu. Koç Yatırım ve Pazarlama A.Ş. halka açıldı, Türkiye’nin ilk süpermarketlerinden Migros, Koç Topluluğu’na katıldı. Özel sektörün ilk araştırma geliştirme birimi Koç AR-GE’yi kurdu. 1980’lere gelindiğinde Koç Holding, her alanda büyük yatırımları olan büyük bir topluluktu artık. Ve 80’lerde Topluluk “olgunluk dönemi”ni yaşıyordu.

Vehbi Koç, 1984 yılında Koç Holding İdare Meclisi Başkanlığı’nı oğlu Rahmi Koç’a devrederek, aktif olarak yönetimden çekildi. Ama, çalışmayı bir an bile bırakmayan bir insan olarak, Koç Holding Şeref Başkanı sıfatıyla çalışmalarını sürdürdü. Ve zamanının büyük bölümünü vakıf ve hayır işlerine yönlendirdi.

FordÂ’la 60 yıla yaklaÅŸan birliktelik, Türkiye’de  ilk Ford otomobil üretimini getirdi. Hemen ardından American Express Company ortaklığında Koç Amerikan BankÂ’la, bankacılık sektörüne girildi.

1990’larda, küçük bir bakkal dükkanından yola çıkan Vehbi Koç, dünya çapında bir topluluk yaratmıştı.

Çocukluğunda, evlerde gaz lambaları yakılırdı. Yiyecekler evin en soğuk yerindeki tel dolaba konurdu. Yazın da kuyuya sarkıtılırdı. Bahçelerdeki fırınlarda ekmek, mangallarda yemek pişerdi. Bir yerden bir yere gitmek için ya yürünür, ya da eşeğe, ata binilirdi. Çamaşır yıkamak için çay kenarına gidilir, çaydan su alınır, kazanda kaynatılan çamaşırlar yıkanırdı. Mahalle çeşmesinden taşınan suyla bulaşıklar yıkanırdı. Ailece yıkanmak için ocakta su ısıtılır ya da ayda bir hamama gidilirdi. Kışın saç soba kurulur ya da mangal yakılırdı. Temiz hava ancak, açılan kapılardan girerdi. Kış şiddetli olduğu zaman, pencere kenarları hamurla sıvanırdı.

Bütün bu anılar, ona insanların ihtiyaçlarının neler olduğunu gösterdi. Ve bu ihtiyaçların giderilmesi yolunda adımlar atarak Türk insanını çağdaş ürünlerle tanıştıran o oldu.

Bu çabaları onu dünya çapında ödüllerle tanıştırdı. İşadamı olarak yıllarca Ankara Ticaret Odası Başkanlığı’nı yürütmüştü. Türkiye’nin müteşebbis insanlarına örnek olmuştu. Ve küçük bir bakkal dükkanından bir dünya devi yaratmıştı. 1987 yılında Milletlerarası Ticaret Odası onu “Dünyada Yılın İşadamı” seçti. Ödülünü Hindistan Başbakanı Rajiv Gandhi’den törenle aldı. 1994 yılında ise Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı’ndaki çalışmaları nedeniyle Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Planlaması Ödülü’nü Genel Sekreter Boutros Boutros Ghali’nin elinden aldı.

Vehbi Koç sadece iş dünyasındaki başarılarıyla öne çıkmadı. Sosyal faaliyetleriyle de örnek oldu. Özellikle Avrupa ve Amerika seyahatlerinde, büyük işadamlarının eğitim ve sağlık alanındaki faaliyetlerle isimlerini ölümsüzleştirmelerinden etkilendi. “İşe başlayıp biraz para kazandıktan sonra, mahallesinde, çarşısında, halk arasında muhtaç olanlara yardım etmekten mutlu olduğunu” söylerdi. Ve 1948 yılında bir adım atmak istedi. Pek çok kişi cami yaptırmasını önerirken o yine “toplumsal ihtiyacı” görerek, öğrenci yurdu yaptırdı. Ankara Üniversitesi Vehbi Koç Öğrenci Yurdu 1951 yılında hizmete girdi. 1960 yılında çocuk hastanesi olarak Ankara Valiliği’ne kiraya verdiği binayı, çocuk hastanesi olarak kullanılmak üzere Hazine’ye bağışladı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Bankası, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Vehbi Koç Kitaplık ve Araştırma Binası, ODTÜ Vehbi Koç Öğrenci Yurdu, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Enstitüsü, Amiral Bristol Hastanesi Vehbi Koç Kanser Pavyonu, Taksim Atatürk Kitaplığı, Vehbi Koç ve Ankara Araştırmalar Merkezi onun sosyal alandaki faaliyetlerinin birer örnekleriydi.

Daha sonra sosyal faaliyetlerini de kurumsallaÅŸtırma yoluna gitti. İlk olarak 1967 yılında  bir yurt dışı seyahatten aldığı ilham ile çelenk bağışlarını eÄŸitime yönlendirmek üzere Türk EÄŸitim Vakfı’nın kuruluÅŸuna öncülük yaptı. Ardından 1969 yılında eÄŸitim, saÄŸlık ve kültür alanında faaliyet göstermek üzere Vehbi Koç Vakfı’nı kurdu. Türkiye’nin nüfus ve aile saÄŸlığı sorununu gören Vehbi Koç 1985 yılında Türkiye Aile SaÄŸlığı ve Planlaması Vakfı’nı kurdu ve ölümüne kadar baÅŸkanlığını yürüttü. Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı TEMAÂ’nın bir numaralı kurucu üyesi oldu. Artık sosyal çalışmalarını bu vakıflar aracılığıyla yürütecekti. Bu çalışmalarla 100 bine yakın öğrenci öğrenim imkanı buldu. Tüm bunların ardından Koç Özel Lisesi, Koç Üniversitesi ve Sadberk Hanım Müzesi geldi.

95 yıllık başarılarla dolu bir ömre, çok şey sığdırmıştı Vehbi Koç.

Türk insanının “başarı” simgesi olmuştu. Türkiye’yi, insanını hep ilklerle, hep çağdaş ürünlerle tanıştırmıştı.

Ülkesinin yaşadığı her aşamanın tanığıydı. Bir “Cumhuriyet Çınarı”ydı…

Ülkesiyle var olan, ülkesiyle gelişen, ülkesini geliştiren bir çınar…

“Devletim ve ülkem varoldukça, ben de varım” diyen bir çınar…

Kategori: Genel kültür


Rasgele...