Honore De Balzac (1799-1850)
12 Temmuz 2007
Honore de BALZAC (1799-1850)
Bir memurun oğlu olarak Tours’da doğdu. Altı yıl bir Vendone Okulu’nda yatılı okuduktan sonra Paris’e gitti ve bir avukatın yanında çalıştı. 1820-1824 yılları arasında takma adla birçok roman yazdı. Basım-yayım işlerinde de çalıştı fakat başarılı olamadı. Otuz yaşındayken borçlu, öfkeli ve kararlı bir biçimde kendi adıyla ilk romanını yazdı. “Balzac diğer yazarlar gibi sadece para kazanmak, oyalanmak. Bir kütüphane bolusu kitap çıkarmak, Paris’in bulvarlarındaki konuşmalarıdaha renkli, daha canlı bir hale getirmek için yazmıyordu. O’nun edebiyat alanında ulaşmak istediği şey maraşel asası değil, imparatorluk tacıydı.” (Zweig, Stefan 168)
Bundan sonraki yirmi yılda, doksan kadar roman ve öykü yazdı. İçinde birçok başyapıtın olduğu bu kitaplara “İNSANLIK KOMEDİSİ” gibi anlamlı bir isim veren Balzac 1850’de, onsekiz yıldır aşkını sürdürdüğü Polonyalı Kontes Evelina Hanska ile evlendikten bir-iki ay sonra öldü.
GORIOT BABA’NIN ÖZETİ
Goriot Baba, kaba saba fakat iyi yürekli bir un tüccarıdır. Delphine ve Anastasie adlarında iki kızı vardır. Hayatında düşündüğü tek şey kızlarının mutluluğudur. Zamanında sahip olduğu parasıyla birini bir kontla, diğerini de bir baronla evlendirmiştir. Ancak her iki damadı da bencil, kötü ahlaklı, paraya düşkün kimseler çıkmışlardır. Girdikleri kibar çevrede babalarından utanan kızlar, Goriot’un parası tükenince onu kendi yanlarında daha fazla tutmayarak, Madam Vaquer adlı Parisli yaşlı bir kadının pansiyonuna göndermişlerdir.
Bu arada, zavallı yaşlı adam ise; nankör, hoppa ve savurgan kızlarına türlü fedakarlıklarla para yetiştirmeye çalışarak gittikçe fakirleşmiş ve sonunda yine onların yüzünden ağır derecede hastalanmıştır. Goriot Baba ile aynı pansiyonda kalan hukuk öğrencisi Eugéne de Rastignac, kibar bir akrabası aracılığıyla geldiği Paris’in yüksek sosyetesinde başarı kazanma heveslerine kapılmış ve Goriot Baba’nın kızlarından Delphine’i sevmeye başlamıştır. İşta Goriot Baba’nın hastalığı sırasında ona yalnız Rastignac ile aynı pansiyondaki tıp öğrencisi Bionchon bakmıştır. Kızları davetli bulundukları bir baloya gitmeyi kaçırılmayacak bir fırsat olarak gördükleri için babalarının yanına gelmemişlerdir. Goriot Baba ise onların eğlenebilmiş olmalarından her zaman mutluluk duymuştur. Bir gün yalnız başına, kızlarını sayıklaya sayıklaya ölür. Kibar damatlarının arabaları, cenazeyi mezarlık kapısına kadar boş olarak takip eder.
GORIOT BABAÂ’DA KARAKTERLER
EUGENE de RASTIGNAC
Beyaz tenli, siyah saçlı, mavi gözlü, ana babasının az bir para; ancak pek çok umutla Paris’e gönderdiği yumuşak başlı, uysal, alçak gönüllü ve duygusal bir üniversite öğrencisidir. Görünüşü, günlük davranışları ilk eğitimini kusursuz bir beğeniye göre almış bir aile çocuğunu anımsatır. Giysilerini sakınsa ve normal günlerde eski giyinse de bazen şık bir delikanlı olmayı başaran Eugene’nin günlük giysisi eski bir redingot, kötü bir yelek öğrencilere özgü siyah, soluk iyi bağlanmamış bir kravat, bunlar gibi bir pantolon ve altlarına pençe vurulmuş ayakkabılardır. Vaquer pansiyonunda yaşamaya başlayan bu genç Goriot Baba’nın trajedisine, Saint-Germain banliyösünün o süslü püslü ama basit ve bayağı prenseslerine açgözlülükle babalarını nasıl soyduklarını toplumun bütün çirkinliklerini görmüştür.
VAUTRIN
Boyalı favorileriyle dikkat çeken ve kırk yaşlarında bir adamdır. Yüzündeki zamanından önce başlayan çizgilerin verdiği sertliğe yumuşak ve insancıl davranışlarıyla yenebilen güler yüzlü ve başkalarına yardım etmeyi çok seven gemilere, denize, Fransa’ya, Fransa dışına insanlara olaylara yasalara, oteller ve hapishanelere alışkın biridir. Öğleden sonra çıkıp akşam yemeyi için dönmeyi gece yarısına kadar çıkıp dönüşte Madam Vauquer’in kendisine verdiği bir anahtarla eve dönmeyi alışkanlık edinmişti. Ve bu ayrıcalığa sahip olan tek kişiydi. Çevresindeki herkesin her işini bilen ya da sezen bu adamın ne düşündüğünü ve ne yaptığını en başta hiç kimse öğrenemiyordu. Ancak; bir gün kürek mahkumu olduğu ortaya çıktı. Bu yüzden toplumsal düzene karşı bir kin besliyordu ve sürekli olarak yasaları küçümsüyordu.
GORIOT BABA
Yetmiş yaşlarında eski bir fabrikatördür. Madam Vaquer’in pansiyonuna iş yaşamından ayrıldıktan sonra gelmiştir. Bir zamanlar saygılı bir biçimde Mösyö Goriot diye seslenilen Goriot Baba kayıtsızlığı ve cömertliğiyle fakirleşmiştir. Tüm aklını duygu yolunda harcamaya yeteneği olan yaşlı bir adamın hayattaki tek ideali kızlarının mutluluğu ve refahıdır. Onlar uğruna herşeyini feda etmeye hazırdır. Karşılık olarak ise biraz sevgi, saygı ve ilgi beklemektedir.
Honoré de BALZAC’IN ÜSLUBU
Realist romanın kurucularından sayılan Balzac, insanları bir biyolog gibi sınıflara ayırıp ayrı ayrı inceler. Balzac’ın kahramanları daima bir takım tipler belli bir kategoriye giren insanları öteki insanlardan ayırt etmemize olanak veren semboller olarak görülmektedir. Görülmemiş bir sanat iradesi, bu belirli tiplerdeki gereksiz veya anlamsız unsurları bir bir ayıklamıştır. Bu belirli ve katıksız tipler onun aktörleridir; süsleme ve güzelleştirme amacı ile basitleştirilmiş olan evren ise onun kulisidir. Balzac , yönetim alanındaki merkezileşme sistemini edebiyata sokarak herşeyi yoğunlaştırmak istemiştir.
Balzac’ın kahramanları da kendisine benzer. Hepsinde dünyayı fethetme hırsı vardır. Merkeze doğru çeken bir kuvvet onları taşradaki şehirlerinden, yerlerinden yurtlarından çekip çıkararak Paris’in kucağına fırlatır. Ayrıca Balzac’ın bütün kahramanlarında tek bir arzu vardır;”Bu kadın, bu araba, bu uşaklar, bu zenginlik, Paris ve bütün dünya benim olacak!” Çünkü Balzac’ı ölçülü insanlar değil, kendilerini yalnızca bir tek şeye verenler, hayatta tek bir hayale bağlanabilenler ilgilendirir.
GORIOT BABAÂ’NIN KONUSU
Bir babanın,kızlarının nankörlüğüne rağmen onları karşılıksız olarak sevmesi ve onlar için son nefesine kadar her türlü fedakarlığı yapması.
GORIOT BABA’DA İLETİ
Kişi hiçbir zaman geçmişini ve ailesini şan, şöhret,para uğruna unutmamalı; her ne konuma gelirse gelsin onu oraya getiren anne ve babasının önünde her zaman saygı ve sevgiyle eğilmelidir.
ZAMAN: Yapıt, 1834 yılında yazılmıştır. Bu yüzden, 1799 Fransız İhtilali sonrası dönemde bu ihtilalin Fransa’nın toplumsal ve kültürel hayatına bıraktığı etkilerle yazılmış bir romandır,
YER: Goriot Baba Paris’te Kartiye-Latin ile Saint-Marsel arasındaki yeni Sainte-Genevieve sokağında orta sınıftan insanların kaldığı Vaquer Evi’nde geçmektedir.
YAZIN AKIMI VE ROMANIN TÜRÜ
Goriot Baba realist romanın ilk örneklerinden biridir. Bu yüzden gerçekçi romanın tüm özelliklerini taşır. Balzac bu eseri yazarken hayat tecrübelerinden geniş ölçüde yararlanmış ve olayları olduğu gibi göstermeye çalışmıştır. Dönemin Paris’ini ve Paris’te yaşayanları bir ayna gibi okuyucuya yansıtmıştır.
“GORIOT BABA” da DİL
Çeviri bir roman olduğu için dili hakkında net bir yorum yapmak her ne kadar zor olsa da , Balzac, Fransızca’nın verdiği zenginlikle uzun cümleler ve betimlemeler kullanmıştır. Dili süslü ve ağırdır. Uzun cümleler kullanması romanın akıcılığını zaman zaman kaybettirmiş ve okuyucunun sıkılmasına neden olmuştur.
ANLATICI ve ANLATIM ÖĞELERİ
“Goriot Baba” üçüncü kişi ağzından yazılmıştır. Balzac, karakterlerini hem dış görünüşleriyle hem de ruhsal dünyalarıyla ayrıntılı bir biçimde betimlemiştir. Zaman zaman ruhsal çözümlemelere başvurmuştur.. yazar, bütün kuvvetleriyle olayları yoğun ve özlü bir hale getirerek, onları elekten geçirerek mantıklı ve anlaşılması kolay bir olay örgüsü yaratmıştır.
Romanda karşılıklı konuşmalara yer verilmiştir. Ancak; bir kişinin konuşması sayfalarca sürebildiği için bu çoğu zaman sıkıcı bir hal almaktadır. “Goriot Baba” yazıldığı dil, zaman ve akım göz önüne alındığında anlatım açısından ağırdır ancak; bu onun bir klasik olmasını engellememiştir.
REŞAT NURİ GÜNTEKİN(1889-1956)
İstanbul’da doğdu. Edebiyat Fakültesini bitirdi. Liselerde öğretmenlik, müdürlük, Milli Eğitim Müfettişliği, Paris Kültür Ataşeliği yaptı. Unesco’da Türkiye’yi temsil etti. Romanları, hikayeleri, tiyatro eserleri yanında çeşitli çevirileri de vardır.
Reşat Nuri, romanlarını kapitalizm döneminin yaşanmadığı, mahalle ahlakının tamamıyla yok olmadığı bir dönemde yazmıştır. O dönemde bu ahlaka aykırı gördüğü durumları eleştirmiştir. Romanlarında yeni yaşama biçiminin insanları nasıl yozlaştırdığını ve kendine uydurduğunu, uymak isteyenleri nasıl ezip geçtiğini gözler önüne serer.
Reşat Nuri’nin, romanlarının temel özelliği sevdi, şefkat, acıma, dayanışma, iyilik etme gibi duyguları sıkça işlemesidir. Ayrıca Reşat Nuri’nin dili temiz ve yalındır; bu da onon yalnızca aydınlar tarafından değil, değişik halk kesimleri tarafından da okunmasında önemli etkin rol oynamıştır.
Türk romanının klasiklerinden biri olan Reşat Nuri. Türk halkının ahlaki değerlerine sahip çıkmakla, toplumsal gerçekliğe eleştirel bir tutumla yaklaşmakla, Türkiye topraklarında yaşayan herkese sevgiyle yaklaşarak yurttaşlar arasında dil, din ve soy ayrımına karşı çıkmakla önemli bir romancımızdır.
YAPRAK DÖKÜMÜNÜN ÖZETİ
Romanda, cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul’da yaşayan, eski bir mutasarrıf olan Ali Rıza Bey ve ailesinin gelir darlığı ve ahlak düşkünlüğü içerisinde parçalanıp çöküşü anlatılmaktadır.
Ali Rıza Bey, değişen sosyo-ekonomik koşulların belirlediği yeni hayatı yadırgarken, çocukları-özellikle iki küçük kızı Leyle ve Necla bu hayata hayrandırlar. Bu iki kız, ekonomik durumlarını düşünmeden sürekli olarak partilere katılma ve sosyetede iyi bir yer edinerek zengin kocalar bulma arzusundalardır. Ancak Ali Rıza Bey’in ahlak düşkünlüğü yüzünden çalıştığı “Altın Yaprak Anonim Şirket”inden istifa etmesi ve ailenin tüm yükünün oğlu Şevket’in omzuna binmesi kızlarının bu emellerini zorlaştırmıştır ve onları özellikle Leyla, Necla ve eşi Hayriye Hanım tarafından hiç önemsenmemeye hatta dışlanmaya başlamıştır.
Bu arada, Ali Rıza Bey’in oğlu Şevket ahlaksız bir olay yüzünden Ferhunde adında bir kızla evlenmiştir. Bu kız da, ailenin diğer fertlerini, özellikle Leyla, Necla ve Hayriye Hanımı, açık fikirliliği, cesareti ve eğlenceye düşkünlüğüyle avucunun içine almıştır. Bu evlilikten sonra eğlenceye harcanan para artmış ve bu yüzden ailenin ekonomisi git gide çökmeye başlamışlardır. En sonunda Şevket’in bankaya ait önemli miktarda parayı harcayıp yerine koyamamasıyla ve hapse girmesiyle aile hem maddi hem manevi açıdan tamamiyle çökmüştür.
Tüm bu olaylar yaşanırken,Ali Rıza Bey’in büyük kızı Fikret elli yaşlarında üç çocuklu bir adamla evlenerek Adapazarı’na yerleşmiştir. Necla ise yaşlı ve zengin görünen Suriyeli bir adamla evlenerek Beyrut’a gitmiş fakat düş kırıklığı ve mutsuzluk yaşamıştır. Leyle bir avukatın metresi olmuştur. Ailenim en küçük üyesi Ayşe ise güzel bir genç kız olmuş ve ailesiyle oradan oraya sürüklenmiştir.
Böylece kitabın sonunda aile fertlerinin her biri bir ağacın yaprakları gibi bir yana savrulur. Ali Rıza Bey romanın başlarında uğruna işinden istifa edebilecek kadar bağlı olduğu ahlakını romanın sonunda kaybeder ve Leyla’yı baştan çıkaran avukatın Leyla’ya tuttuğu daireye sığınarak arkadaş eğlencelerinde misafirleri eğlendirme görevi bile üstlenir.
YAPRAK DÖKÜMܒNDE KARAKTERLER
Ali Rıza Bey
Atmış yaşlarında eski bir mutassıftır. Çok iyi niyetli ve terbiyeli bir insandır. Boş zamanlarını kitap okuyarak geçiren Ali Rıza Bey, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca bilen kültürlü bir adamdır. İnsanların paradan başka şeylerle de mutlu olacaklarına inanarak yaşamıştır. Çocuklarına çok düşkün bir baba olarak, onların iyi eğitimli ve ahlaklı kişiler olmalarını istemiştir. İnsan olanın başına her şeyin gelebileceği olasılığına inanan; fakat doğruluk ve namusunun bir gün, çocukları tarafından büyük bir ayıp ve affedilmez bir suç gibi başına kakılacağını hiç aklına getirmemiş bir insandır.
Hayriye Hanım
Ağırbaşlı ve temiz bir kadındır. Ali Rıza Bey’den onbeş yaş kadar gençtir. Her sabah erkenden kalkarak ev işlerine koyulan çalışkan bir kadındır. Hayriye Hanım aynı zamanda ailenin menfaatine dokunan işlerde hiç şakası olmayan, maddi ve hesaplı bir annedir.
Åževket
Yirmi yaşını bitirmiş, iyi bir eğitim almış, yabancı dil bilen, kendi halinde, saygılı bir gençtir. Ali Rıza Bey, onu kafasındaki mükemmel insan modeline göre işlemiştir. Bu yüzden Şevket babasının gözünde son derece iyi ahlaklı bir insandır. Genç yaşında ailenin maddi yükünü omuzuna alan ve geceli gündüzlü çalışan Şevket hiçbir zaman bunu sorun etmemiş ve babasına olan saygısını kaybetmemiştir. Ancak; o da zaman içinde bir takım değişikliklere uğrayarak romanın başındaki ahlaklı halini terk etmiştir.
Fikret
On dokuz yaşında; ancak otuz yaşında bir insandan daha ağır ve olgun olan ufak tefek bir kızdır. Çok fazla güzel değildir. Sağ gözünde oldukça büyük bir leke vardır. Ancak ahlakı çok düzgündür. Babası gibi boş zamanlarını kitap okuyarak geçirir. Babasını sever ve sayar, hatta yaşanan ahlaksızlıkları görerek kendisini bir an önce o evden kurtarır. Böylece bu sevgi ve saygısını korumaya çalışır.
Leyla
On sekiz yaşlarında, Fikret kadar zeki olmayan; ancak güzel bir kızdır. Sosyeteye, partilere çok düşkündür. Hayatta tek amacı zengin bir koca bulmak ve rahat etmektir.
Necla
On altı yaşında güzel bir kız olan Necla da Leyla gibi sosyeteye, partilere ve zengin erkeklere düşkündür.
Ferhunde
Ali Rıza Bey’in bir türlü kabullenmek istemediği gelindir. Açık fikirli, cesur, zeki ve hilekar bir kadındır. Eve girdiği birkaç gün içinde idareyi eline alarak, evi tek başına hükmetmeye başlamıştır. Kocası Şevket hapse girince de aileyi terk edip gitmiştir.
YAPRAK DÖKÜMܒNÜN KONUSU
Cumhuriyet’in ilanıyla beraber toplumda başlayan yeni değer yargıları ve ahlak anlayışı içinde yaşanan karmaşa ve ikilem.
YAPRAK DÖKÜMܒNDE İLETİ
Batı kültürünü kendi kültürümüzle bağdaştırmadan özenti sayılacak şekilde sosyal yaşamımıza aktarırsak bir süre sonra kendi ahlakımızı, gelenek ve göreneklerimizi, kısaca yüzyıllardan beri süre gelen Türk kimliğini kaybedebiliriz.
ZAMAN: “Yaprak Dökümü” 1930 yılında yayımlanmıştır. Romanın ilk sayfalarında geçen “Büyük Muharebeden sonra…”, “Babıali koridorlarında…”, “Dahiliye Nazırı…” gibi deyimlerden olayın CumhuriyetÂ’in ilk yıllarında geçtiÄŸini anlayabiliriz.
YER: romanın tümü İstanbul’da geçiyor. Ancak, aile içi olayların büyük çoğunluğu daha belirgin olarak Ali Rıza Bey’in babasından kalma Bağlarbaşı’ndaki eski evinde geçiyor.
YAZIN AKIMI VE ROMANIN TÜRÜ
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk toplumunun genelinde yaşanan batılılaşma özentisini ve değer yargıları bunalımını işleyen bir roman olarak “Yaprak Dökümü” hem toplumcu hem de bu yaşananları olduğu gibi anlattığı için gerçekçi bir romandır.
YAPRAK DÖKÜMܒNDE DİL
Reşat Nuri Güntekin bu romanında orta halli bir memurun ailesinin yaşantısını anlattığı için sade ve akıcı bir dil kullanmıştır. Romanda anlatımı canlı tutmak için karşılıklı konuşmalara da oldukça fazla yer vermiştir. Ancak günümüzden yaklaşık elli sene önce yaşamış bir yazar olarak yer yer, “mamafi” , “kat’iyen” , “muvaffak” gibi azda olsa günümüzde hala bazı kesimlerce kullanılan eski sözcüklere yer vermiştir.
ANLATICI VE ANLATIM ÖĞELERİ
“ Yaprak Dökümü” üçüncü kişi ağzından yazılmıştır.
Reşat Nuri eserinde karşılıklı konuşmaya oldukça fazla yer vermiştir. Anlatımının akıcı olması da bundan kaynaklanmaktadır. Bu yolla ayrıca, kahramanlarının şaşkınlıklarını, korkularını, sinirliliklerini kısa ve etkili bir biçimde okuyucuya aktarabilmiştir.
Romanda kahramanlar hem dış görünüşleri ile hem de düşünceleri, dünyaya bakış açıları, olaylar olan tepkileri, diğer insanlarla olan ilişkileri ile tasvir edilmiştir.
Sade bir dille yazılmış ve kısa bir roman olan “Yaprak Dökümü” nde çok fazla benzetme, betimleme ve diğer söz sanatları yoktur. Romanın kurgusu karmaşık değildir.
REŞAT NURİ’nin ÜSLUBU
Reşat Nuri bütün romanlarında yazınsal dili yakalamak için genelde sadece işlevsel ayrıntılara yer vermiş, gereksiz betimlemeler ve gereğinden uzun cümleler kullanmamıştır.
Yazar, hiçbir zaman “İstanbul Dili” ile yetinmemiş ayrıca gezip dolaştığı Anadolu’dan getirdiği deyimlerle, sözcüklerle dilini zengimleştirmiştir.
“Yaprak Dökümü”nde ise eleştirel bir üslup da kullanmıştır. Bu eserde yüzeysel bir batılılaşma özentisini ve bunun yarattığı değer yargıları bunalımını kıyasıya eleştirmiştir.
YAPRAK DÖKÜMÜ-GORIOT BABA KARŞILAŞTIRILMASI
Reşat Nuri Güntekin Türk Edebiyatı’nın, Honore de Balzac ise fransız Edebiyatı’nın en ünlü ve en güçlü kalemlerindendir. Her ili yazar da dönemlerinin en başarılı örneklerini vermişlerdir.
“Goriot Baba” , Balzac’ın en bilinen ve en başarılı eserlerinden biridir. Balzac bu romanda kalemini büyük bir ustalıkla kullanmıştır. “Yaprak Dökümü” de Reşat Nuri’nin en bilinen ve en önemli eserlerinden biridir, ancak; Reşat Nuri’nin daha ustalıkla yazmış olduğu eserleri çoğunluktadır.
Her iki roman da toplumsal yaşamı temelinden etkileyen olayların yaşandığı dönemlerde yazılmıştır. “Yaprak Dökümü” Cumhuriyet’in ilanından sonraki yaşamı, “Goriot Baba” ise Fransız İhtilali’nden sonraki yaşamı anlatmaktadır. Her iki yazar da bu değişikliklere tanık oldukları için romanlarında bunların etkilerini büyük bir gerçeklikle anlatmışlardır.
Hem “Goriot Baba” da hem “Yaprak Dökümü” nde , babalar ve kızları, sosyete yaşam tarzı, sınıf atlama çabaları, köksüz idealler, genç erkekler, toplumsal ve kültürel değişim ve bunun sonuçları anlatılmaktadır. Ancak; Goriot Baba bu olaylara daha ılımlı bakmaktadır. Goriot Baba kızlarını kaybetmemeye uğraşırken, Ali Rıza Bey ahlakını kaybetmemeye uğraşmaktadır.
Kategori: Genel kültür