İpek

12 Temmuz 2007



iPEK

İpek güzel görünüşlü, yumuşak, parlak ve dayanıklı olup, kolaylıkla ve iyi boya tuttuğu için daha da güzelleştirilebilen hayvansal kaynaklı bir liftir. İpek liflerin kraliçesi olarak bilinir. (Kaya, yazıcıoğlu 1992.,Hyde, 1984) 4000 yılı aşkın bir süreden beri, insanların ekonomik hayatında önemli bir rol oynamakta olan ipek, yıllarboyu Çin, Hindistan, Taşkent, Bağdat, Şam ve İstanbul’dan geçen ipek yolunu takiben Avrupa’ya taşınmıştır. Bu zaman zarfında ipek altından daha değerli bir ürün olarak alıcı bulmuştur.

Tahminlere göre, ipekçilik ilk önce Çinin kuzeydoğusunda (Şantuk çevresinde) başlamıştır. Ipekçiliğin Çin’ e komşu olan Türkler arasında başladığına dair rivayetler ve hikayelerde vardır. Çok eski bir şehir olan Hotan bu işin merkezi olarak gösterilir. (Dalsar, 1960 s.3) Nina Hyde, Hotanlı Uygur kadınlarının, kış aylarında erkeklerin renklendirilmiş ipek ipliklerle dokuduğu göz alıcı renkteki kıyafetleri ile, koza hasat festivaline katıldıklarını belirtmiştir. (Hyde, 1984 s. 30) Ayrıca Uygur kadınlarının çeyizlerinde rengarenk dokunmuş ipek kumaşlardan oluşan kıyafetlerin mutlaka yer aldığından bahseder. Fakat ilk ipekçilik nerede başlamış olursa olsun, bu işin doğudan batıya yayılması ve dünya ölçüsünde bir değer kazanması çok daha mühim olduğundan, bu harekette en büyük hizmetin Çin’e komşu olan memleketlere ve bu arada Türklere düştüğüne şüphe yoktur. Bilindiği gibi, siyasi bakımdan Çin’le en çok ilgisi olan Türklerdi. Türkler bir taraftan Çin’le meşgul olurken, diğer taraftan batıya ulaşmakta idiler.(Dalsar, 1960 s.3)

Ülkemiz coğrafi yeri ve iklimi bakımından ipekböceği ve dut ağacı yetiştirilmesine uygun ülkelerden biridir. Trakya, Marmara, Ege, Akdeniz, bölgelerinde bulunan bazı iller ile Amasya, Diyarbakır, Hatay yöreleri ipekböcekçiliğinin yayılmış olduğu alanlardır.

Serüven Dut’la başlıyor

İpekböcekçiliğinde dut yetiştiriciliği birinci aşamayı oluşturur. Dut ağaçları çok yıllık olduğundan dikimden önce dikkatli ve iyi bir seçim yapılmalıdır. Arzu edilen kalitede yaprak üretimi iyi bir seçimle mümkündür. Dut seçiminde; yaprak verimi, yaprak kalitesi, toprağa ve iklim şartlarına uyumluluk, ipekböceği beslenme yöntemine uygunluk ve son olarak da hastalık ve haşerelere dayanıklılık hususları dikkate alınmalıdır. Dutluklar ana yollara yakın olmalı zirai mücadele gerektiren yerlerden en az 100 metre uzakta bulunmalı, eğimi 15 dereceden fazla arazilere kurulmamalı, fabrika, maden ocakları gibi duman ve is çıkaran sanayi merkezlerinden uzakta kurulmalı, araziden taban suyunun çok yüksek olduğu yerlere kurulmamalıdır. Dut hastalıklarına dikkat edilmeli, yerinde ve zamanında uygun yöntemlerle hastalık mücadelesi yapılmalıdır. Yaprak pası, kırmızı yaprak lekesi, dut dili mantarı gibi hastalıklarda ilaç kullanmak yerine, dalları ve yaprakları kesip toplayarak yakmak faydalıdır.

Dünya’da ticari amaçla üretilen dört çeşit ipek vardır. Bunlar; Dut ipeği, eri ipeği, taşar ipeği ve muga ipeği’dir. Dut yaprağı ile beslenen ipekböceklerinden elde edilen dut ipeği Dünya ipek üretiminin yüzde 95’ini meydana getirir.(Kara, 1988 s.4) Dut ile beslenen ipekböceği (Bombyx Mori) kozalarından devamlı ipek ipliği çekilebildiği için endüstride kullanılan ham ipek ipliği elde edilir. İpek 4000 yıldan fazla bir süredir evcilleştirilmiş olan Bombyx Mori’den elde edilmektedir.

Hayat Sirkülasyonu

a)     Tohumlar: İpekböceği tohumları çok küçüktür. 2000’e yakın tohum ancak 1 gr. Gelir. Tohumlar 1-1,3 mm uzunlukta ve 0,9-1,2 mm genişliktedir.

b)     Tırtıllar: İpekböceği tırtılları larva yumurtadan çıktıkları zaman koyu kahverengi ve siyah renktedir. Tırtılların baş kısmı büyük, vücut tüylerle kaplı görünümdedir. Yaş ilerledikçe deri rengi açılır ve deri düzgün bir görünüm alır.

c) Baş: Baş, 6 segmentten (halka) dan oluşur. 2.segmentte anten, 4. segmentte alt çene, 5. segmentte üst çene, 6. segmentte dudak organları bulunur. Antenlerin üst taraflarında 6 çift basit göz vardır. Antenler 1 çift olup 6 parçadan oluşur, alt çene kesme işlemini yapar, üst çene uzantıları gıdanın tadını tespit eder. Alt çenenin arasında alt ve üst dudaklar ile ipeğin salgılandığı filier deliği bulunur.

d)     Göğüs: Göğüs, 3 halkadan oluşur ve alt tarafında 3 çift ayak bulunur. Bu ayaklar tutunma ve tırmanma işlerinde kullanılmaz, tutucu özellikte olup yaprakları yeme esnasında tutmaya yararlar.

e)     Karın: Karın, 11 vücut halkasından meydana gelir. 9 karın halkası ve diğer iki halka kuyruk kısmında birleşik bir görünümde olup, alt tarafından kuyruk ayağı veya 5 çift yalancı karın ayakları bulunur. 3-4-5 ve 6’ıncı karın ayaklarının alt tarafında ve son karın halkasında birer çift karın ayağı vardır. 8. karın halkası üzerinde kuyruk boynuzu (mahmuz) bulunur. 8. ve 9.halkaların alt kısmında cinsiyet ayrımına yarayan işaretler bulunur. Yalnız bunların gelişimi böceğin dördüncü ve beşinci yaşları arasında görülebilir. Dişi cinsiyet işaretleri süt beyazı noktalar şeklinde sekiz ve dokuzuncu halkaların alt kısmında görülebilir. “Ishwata” guddeleri ismi verilir. Erkek cinsiyet işareti ise süt beyazı renginde 8 ve 9. Karın halkaları arasında ve tam ortada bir çıkıntı görünümümde olup “Herold” guddesi ismi verilir.

İpekböceği Yetiştiriciliği

a)     Temizlik ve Dezenfeksiyon: Beslenmeden 7-10 gün önce besleme yerinin temizliği, kireçle badanası yapılmalıdır. Ayrıca beslenme odası ve evlerin girişine dezenfektanlı paspaslar koyarak ayakkabılarla mikrop taşınması önlenir. Böcekhaneler kolay temizlenebilen, havalandırılabilen, sıcaklık ve nemi kontrol edilebilen özelliklere sahip olmalıdır.

b)     İnficar: İnficar ya da fışkırma için özel yumurta kutuları kullanılır. İnficar etmiş tırtılların boyu ancak 3 mm, ağırlığı da 0,5 gr. kadardır. Üzerleri kıllarla kaplıdır. Fışkıran tırtıllar, özel kerevetlere alınır. Kerevetler seyyar ya da tavandan askılı olabilir. Temizliğin kolay yapılabilmesi için ilk kerevetin yerden yüksekliği en az 25 cm. olmalıdır. İki kerevet arasındaki yükseklik ise 70-90 cm. olarak ayarlanır. (Kaya, Yazıcıoğlu, 1992).

c)     İpek Böceklerinin Beslenmesi ve Bakımı: İpekböceği 35-40 gün gibi kısa sürede fazla masraf ve iş işlemeden koza ürünü verir. Ancak dikkat ve titizlikle bakılıp beslenmelidir. Yurdumuzda iki mevsimde beslenme imkanı vardır. Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında yapılan beslenmeye ilkbahar beslenmesi, Ağustos ve Eylül aylarında yapılan beslenmeye ise sonbahar beslenmesi denir. Besleme evi temizlenebilen sıcaklık ve nemi kontrol edilebilen bir yer olmalıdır. (Topmeşe, 1986 s.16) İpekböceği tırtıl döneminde beyaz dut yaprağı yer ve 4 defa uykuya yatar. Böcek uyku döneminden sonra gömlek değiştirir. Dut yaprağı yemeksizin 24 saat hareketsiz kalır. İki uyku arasındaki süre bir yaş diye adlandırılır. 1. 2. ve 3. yaşlar genç ipekböceği, 4 ve 5. Yaşlar gelişmiş ipekböceği devresidir. İlk yaşlarda dut yaprakları kıyılarak verilir, gelişmiş yaşlarda yaprakların kıyılmasına gerek yoktur. Yaklaşık 3 gün süren 5. yaş sonunda böcekler yem yemeyi keser. Mide tamamen boşalır ve askı dönemi başlar.

d) Askı ve Koza Hasadı: Ülkemizde olgunlaşan böceklerin kozalarını örmeleri için; buğday, çavdar, çeltik, hardal, katır tırnağı, funda su selesi, süpürge otu, meşe, çam gibi bitkisel askılar ile , plastik ve ondülin askılar kullanılmaktadır. İpekböcekleri tek tek elle toplanarak askıya alınabilir ya da kendi kendine askıya çıkmaları da sağlanabilir. Askıya çıkan ipek böcekleri dışkısını ve idrarını boşaltır ve koza örmeye hazır hale gelir. Önce kozanın tutunmasını sağlayan koza pamuğu adı verilen bir miktar ipek salgılar ve kendisini askıya tutturur. İpekböceği kozayı örmeye dıştan başlar ve içeriye doğru örmeye devam eder. Serisin denilen yapışkan maddeyi çenesinin altında bulunan salgı bezlerinden iplik halinde çıkararak ve kafasını sekiz rakamına benzer şekilde oynatarak kozasını örer. Kendisini kozanın içine hapseder. Bu ortalama üç gün sürer. Kozasını ören tırtıl kozasının içerisinde büzülmüş ve küçülmüş olarak kalır ve krizalit haline dönüşür. Koza hasadı, krizalit olgunlaşmadan yapılırsa lekeli ve düşük kaliteli kozalar elde edilir. Koza hasadı için en uygun zaman koza ürününün başlamasından itibaren 10-11 gün sonrasıdır. (Kaya, Yazıcıoğlu, 1992). Hasada geç kalmak maddi kayıplara neden olur. Krizalit kelebek haline gelip çiftleşmek üzere kozayı deler. Delinmiş kozalardan ipek çekilemez. (Topmeşe, 1989 s.23) Kozalar örülüp bittikten bir hafta sonra toplanır. Kozanın içinde bulunan krizalit, kozaya zarar vermeden öldürülür. Bu işleme boğma denir ve iki şekilde uygulanır. 1) Su Buharıyla Boğma 2) Sıcak Hava İle Boğma. Elektrikle çalışan özel fırınlarda sıcak hava ile krizalitler öldürülür. Fırından kozalar kuru olarak çıkar (Sevgi, 1981).

İpek Lifinin Elde Edilmesi

İpekböceğinin ağzından salgılanan serisin maddesi tipik bir zamk özelliğindedir. Bu nedenle ipek telleri birbirine yapışır. İpeğin çekilebilmesi için serisin maddesinin yumuşatılması gerekmektedir. 50-60 derecelik sıcak suda serisin yumuşamaktadır. Serisinin yumuşatılmış kozalara fırça ya da süpürge gibi bir araçla dokunulduğunda ipek tellerinin uçları tutulabilir. (Akıncı, 1982). Bu ustalık isteyen bir işlemdir. Sürekli sarılabilecek uçların bulunması sırasında ziyan olan ve kamçı başı adı verilen ipek tellerinden sonra, ipek lifleri bir çıkrığa sarılır. İpekler çileler haline getirilir. Bu ipeğe ham ipek denir ve serisin maddesi nedeniyle oldukça serttir. İpek sabunlu suda kaynatılarak pişirme işlemi yapılır. Pişirme işleminden sonra serisin maddesi eridiğinden ham ipek ağırlığının yüzde 20-30’ unu yitirir. İpeğe ağırlığını kazandırmak ve döküm vermek amacıyla çeşitli işlemler uygulanır ve kullanıma sunulur. Böylece elde edilen ipeğe ham ipek denilmektedir. Dokumacılıkta ham ipek kullanılır. Eğer ham ipeğin bir kaç tel bir araya getirilerek büküm makinelerinde bükülecek olursa, bükümlü “İşlenmiş ipek” üretilmiş olur. 1m.ham ipek üzerindeki büküm sayısı ipeğin kullanılabileceği yere, yani çözgü ve atkı ipliği olarak nerede kullanılacaksa ona göre ayarlanır. İpeğin kalitesi, ipek tellerinin aynı kalınlıkta sürüp gitmesi, pürüzlerin ve kıl biçimindeki dağınıklıkların bulunmamasıyla ölçülür. Özel fırınlarda ağırlığını, dökümünü ve güzelliğini kazanan ipek ipleri çileler halinde kurutulur. Bu işlemden sonra fabrikalara yollanan ipek çileleri makaralara sarılmak için hazırlanırlar. (Akıncı, 1986)

KAYNAKÇA

Kaya, Firdevs., Yahşi Yazıcıoğlu. Lif teknolojisi. Ankara,1992

Kesici, Tahsin. Türkiye’de ipekböcekçiliğini geliştirme imkanları. Türkiye 4. İpekböcekçiliği ve halıcılık kongresi. 1985. S. 27-34

Kara, Mümin. İpekböcekçiliği ve dutçuluk. Bursa, 1988

Akıncı, Ersoy. Doğal ipekte sermaye birikimi. H.Ü. İİBF Yayınları No: 15. Ankara, 1986

Dalsar, Fahri. Türk Sanayi ve Ticaret Tarihinde Bursa’ da İPEKÇİLİK. İstanbul, 1960

Akbay, Rüveyde. Arı ve İpekböceği Yetiştirme. Ankara, 1986 - İpekböcekçiliği Araştırma Enstitüsü Yayınları. No: 60, 80, 83. Bursa

Özcan, Fatma. Nallıhan Yöresinde İğne Oyacılığı. T.C. Kültür Bakanlığı. Ankara, 1997 Sevgi, Türkan. Giyim Teknolojisi. Ankara, 1981

Hyde, Nina. The Queen of Textiles. National Geographic. Vol.165, No.1 January, 1984 S.2-48

Ayhan, Ayşe. Bursa İli İpekböceği Yetiştiriciliği. Basılmamış Mezuniyet Tezi. G.Ü.M.E.F. Ankara, 1997 Not: Fotoğraflar tez için ipekböcekçiliği araştırma enstitüsü tarafından çekilmiştir.

1. GELENEKSEL TÜRK İŞLEMELERİ

Türk işlemelerinin el sanatlarımız içinde önemli bir yeri vardır. Ülkemiz ve batı ülkelerinin müzelerinde, yerli ve yabancı özel koleksiyonlarda bulunan ürünler bunun en güzel kanıtıdır. Böylesine önemli bir konumda bulunan Türk İşleme Sanatının, Ortasya’ya dayanan köklü bir geçmişi vardır.

Uygurlardan günümüze kadar anlam değiştirmeden gelen “bezemek” sözcüğü, giyim, kuşam, çadır ve eyer takımları ile ev eşyalarının süslenmesinde kullanılmıştır.

Türklerin Anadolu’ya gelmesiyle nakış teknikleri Yunanistan ve İtalya yoluyla Avrupa’ya geçmiştir. Güçlü ve zevkli niteliklere sahip olan Türk Nakışları diğer türleri etkilemiş kendi özelliklerini korumuştur.

Nakışın evlerde yapılması, fabrika ve atelye kayıtlarının olmaması Türk İşlemeleri hakkında yeterli fikir edinilmesini zorlaştırmıştır. Müzelerden edinilen bilgilere göre Türk İşleme Sanatının en yüksek devresi 16. 18 yüzyıla rastlar.

İşlemelerin yaşayabilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi araştırmaların yoğun olarak yapılmasına; renk, desen ve kompozisyon özellikleri korunarak yeni ürünlerin oluşturulmasına bağlıdır. Ancak bu çalışmalar sınırlı olanaklarla çalışan dernek ve bireysel uğraş ötesine geçmemektedir. Hızlı teknolojik gelişmelerin yaşandığı çağımızda, bu ve benzeri nedenlerden dolayı bu kültürel zenginliklerimiz giderek kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Süsleyici sanatlar ailesine giren bütün bu elişleri, fabrikacılıkta en ileri gitmiş memleketlerde bile sönüp kaybolmamış, tam tersine çağın ihtiyaçlarına uydurularak gelişmiştir.

Eskiden her evde kadınlarımız bu sanatla meşgul olur, ayrıca çarşıda özel teşkilâtlı bir esnaf bulunurdu. Bugün rastladığımız çeşitli işleme parçaları bu iki kolun çalışmalarından meydana gelmiştir (Özbel, –).

Bir kız çocuğunun dünyaya gelmesi ile “Kız Beşikte Çeyiz Eşikte” geleneği ile, işlemelerin yapılmasına başlanırdı. Kız yedi veya sekiz yaşına basması ile bu sanatla ilgisi başlardı. Fakir, zengin, köylü, şehirli her sınıf halkın evinde bu öğretim, anne, nine gibi evin büyükleri veya bu işte tanınmış usta kadınlar tarafından yapılırdı ( Özbel, –).Günümüzde de anneler bu çeyiz geleneğine yarış halinde katılmaktadır (Özcan, 1997).

Kızın ileride kuracağı yuvayı ve eşine hediye edeceği parçaların tamamlanması ile akranları arasında değeri belirmiş olur ve işlediği şeyler düğün gününde cihazı arasında herkesin önünde meydana konurdu. Bundan duyulan zevk her bölgenin bir geleneği halinde devam etmiş ve Türk kızının meziyetleri arasında sayılmıştır ( Özbel, –).

Günümüzde de günlük eşyalar dışında özel günlerde kullanılan eşyaların işlemelerle süslendiği dikkat çekmektedir. Bu eşyaların da hayatın üç ana dönemi doğum, evlenme ve ölüm çevresinde kümelendiği görülmektedir (Barışta, 1984).

Yaşamın her aşamasında kullanılan işlemeler, Türk kadınının üstün zevki, zekâsı, incelik ve yaratıcılığı ile en şaşırtıcı güzelliğe ulaşmıştır.

1.1. Tarihçe

Çok zengin kültürden oluşan Anadolu öncesi Türk İşleme Sanatının ilk örnekleri, M.Ö. 3. yüzyılda Mete’nin birçok Asya kavmini egemenliği altına alarak kurduğu Hun devletinden günümüze ulaşan, parçalardır (Barışta, 1984).

1.1.1. Hun İşlemeleri

Altay dağlarında yaşayan Hunlara ait buluntular, Pazırık ve Noin-Ula kazılarında açılan kurganlarda halılar, keçeler, kumaş ve işlemeler, Leningrad Hermitaj Müzesinde sergilenmektedir (Berker, 1987). Bu işlemeler Avrupalıların “aplikasyon” dedikleri ve Türklerde çok eskiden beri bilinen, bir süsleme (Ögel, 1985) idi. İsa’dan Önceki çağlarda Altay dağlarında bulunmuş olan bu mezarlarda, böyle “oturtma”lı keçelere rastlıyoruz (Ögel, 1985).

Bu kazılarda bulunan örneklerde kordon tutturma ve zincir işinin de kullanıldığı görülmektedir (Barışta, 1984).

İşlemede ince deri ve keçe kullanılmıştır. Bunların üzerine daha çok hayvan figürleri yapılmış (Berker, 1987) üçgen, kare gibi geometrik bezemelerin yanısıra stilize edilmiş gül, yaprak, nilüfer gibi bitkisel bezemelerin, konu olarak seçildiği işlemelerde; geyik, aslan, yılan balığı, kaplumbağa gibi hayvanlarla birlikte düş ürünü, sembolik nitelikli yaratıklar ve kadın, erkek figürlü bezemeler (Barışta, 1984) renkli yünlerle dikilmiştir (Berker, 1987).

M.Ö. 5. yüzyılda Çin sanatına tesir eden Ordos sanatı da Noin-Ula keçe aplikasyonlarında, İskit süslemelerinde görülen savaşan hayvan motifleriyle bezenmiştir. Daha çok Türkmen çadırlarının dış yüzleri, yastık yüzleri, halıların bezenmesinde kullanılmıştır. M.S. 518′de Çinli Yün Song Akhunların Hakan çadırını anlatan belgesinde çadırın içinin döneşinişini ve Hakan’ın elbisesindeki işlemeleri anlatmaktadır(Berker, 1987).

Genellikle doğaya karşı bir tavır alınarak renklendirilen bu biçimler arasında, mavi geyikler, sarı, beyaz grifonlar, tonlamasız sert kontrastlarla sergilenmiştir (Barışta, 1985).

1.1.2. Uygur İşlemeleri

Ortaasya’da yaşayan göçebe halklardan biri olan Uygurlar (8. ve 9. yüzyıl) günümüze kadar gelen pek çok etnografik eser bırakmışlardır. Uygur sanat ve kültüründeki köklü gelişmeye örnek duvar resimleridir. Bu resimlerde Uygur soylularının elbiselerinde zengin işlemeler görülmektedir (Berker, 1987). Uygur işlemelerinde Budizm’in etkisi çok fazladır. İnsan, hayvan motiflerinin yanısıra Budanın üç gözünü simgeleyen Çintemani motifi Uygurlarda saltanat simgesi olarak kullanılmış, Osmanlılara kadar gelmiştir (Berker, 1987).

İnsan ve hayvan motiflerinin süslemede kullanılmasından vazgeçilmesi İslamiyetle başlamaktadır (Berker, 1987).

1.1.3. Selçuklu Dönemi İşlemeleri

Selçuklular ve Osmanlılar döneminde tamamen yerleşik düzene geçilmesi sanata ve sanatçıya yansımıştır. Selçuklular, Ortaasya’nın göçebe ve çadır sanatı işlemeciliğini geliştirerek sürdürmüş, hayvan ve kıvrım dalları simetrik bir düzende kullanmışlardır. “Diba-i Selçuk” adıyla anılan ipekçilik sanayiini yabancıların ilgisini çekecek düzeye, Selçuklular getirmişlerdir (Özcan, 1994).

Bugüne kadar yapılan araştırma ve incelemelerde Selçuklular Döneminde işleme parçasının gün ışığına çıkmamasına rağmen 1072 yılında yayınlanan, bütün Türk boylarının kullandığı kelimelerden oluşan “Divan-ı Lügat it Türk” bu konuda kapsamlı bilgiler içermektedir (Barışta, 1984).

1.1.4. Osmanlı Dönemi İşlemeleri

Osmanlılar döneminde ipekçilik Konya yerine, Bursa’da sürdürülmüştür. Bursa Sarayının zenginliği, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde “Kebir Saray” olarak geçmektedir. Bursa’da dokunan kumaş ve kadifeler 15. ve 16. yüzyılda Lyon kumaş ve kadifeleri ile boy ölçüşür düzeye ulaşmıştır (Özcan, 1994).

Osmanlı padişahlarının Fatih’e kadar “İşlemeli Tennure” giydikleri bilinmektedir. 1359-1389 yılları arasında Bursa’da devleti yöneten Birinci Murat Beyin elbiseleri, o dönemde süslemeye ne kadar önem verildiğini göstermesi bakımından ilgi çekicidir (Sürür, 1976).

Fatih Sultan Mehmed’in emriyle İstanbul’da saray giyim kuşam ve ev eşyalarının yapılıp işlendiği atelyeler kuruldu. Bu atelyelerde iki bin sanatkâr çalışıyordu. Saray nakkaşlarınca örnekleri yapılan ipek ve altın işlemeler, bu atelyelerde görevli sanatkarlar tarafından yapılıyordu. İşlemelerin, cariyeler tarafından da yapıldığı bilinmektedir. Bu ustalar arasında, Mısır’lı, İran’lı ve Rum sanatkarların olduğu çeşitli kaynaklardan anlaşılmaktadır (Özcan, 1994).

Türkler işlemecilikte boncuk ve sırmayı çok iyi kullanmışlardır. Bu iş için Beyazıd’da “sim-keşhane” vardı. Sonraları Türk işlemeciliği dünya’ya yayılmış ve etkilemiştir (Züber, 1971).

İşlemeler ayrıca; mendil, çevre, kaşbastı, uçkur, bohça, makrama (peçete), kaşıklık, kese, havlu, seccade, sedir örtüsü, ayna örtüsü, nihali, berber futası, yorgan yüzü, yastık yüzü, taht örtüsü, taht saçağı, hilat, elbiselik kumaş, kahve örtüsü, kavuk örtüsü gibi eşyaların süslenmesinde de kullanılmıştır (Berker, 1987).

1.2. Renk, Desen ve Kompozisyon

Türk işlemelerinden elde bulunan en eski kaynaklar 16. yüzyıl örnekleridir. Bu motifler, doğadaki görünümünden oldukça farklı, çok sade ve iddiasız biçimde stilize edilmiştir. Gül, lale, nar, armut, sümbül, çadır, şadırvan, yaprak en çok kullanılan motiflerdir.

16. yüzyılda renklerde, domates kırmızısı, (lal), yeşil, mavi, sarı, beyaz, hardal rengi hakimdir. Kenar gözemelerinin siyah ve gri ipekle yapıldığı görülür. İğne olarak hesap işi ve Türk işi pesentler kullanılmıştır. Altın ve gümüş sim yoğun olarak kullanılmıştır. Kompozisyonda, motifler köşelere ve ortalara dağılmış, daha küçük motiflerle aralar bezenmiştir. Simetri ağırlıktadır.

17. yüzyılda aynı renk ve teknikler yanısıra, Maraş-Dival işi, Balık sırtı, Civankaşı iğneleri yaygınlaşmıştır. Motifler küçülmüş ve daha karışık biçimde kompozisyonlar oluşturulmuştur. Motifler doğadaki görünümündedir. “Buda’nın üç gözünü simgeleyen çintemani” bu yüzyılda tamamen kaybolmuştur. 16. yüzyıl motiflerine ilâve olarak ibrik, vazo, kandil görülmektedir.

18. yüzyılda, geçmiş yüzyılda uygulanan teknikler aynen kullanılmıştır. Batı ile olan ilişkilerin etkisiyle, fiyonk, çiçek buketleri, tabakta meyveler,vazolar, motifler içinde yer almıştır. Kimyasal boyaların elde edilmesi ile, ipliklerde “renk ve ton” zenginliği sağlanmış, işlemeler daha canlı bir görünüm kazanmıştır. Bu yüzyılın en önemli özelliği renk tonlarının kullanılmış olmasıdır.

19. yüzyıl, işlemeleri renk, desen, teknik ve daha da önemlisi malzeme yönünden bir önceki yüzyıla göre çok gerilemiş, motifli olarak herşey kullanılmıştır. Maraş-Dival işi, Antep işi, Suzeni uygulamaları yoğunlaşmış, pul, boncuk, mercan, tırtıl gibi gereçler işlemelere ilâve edilmiştir.

20. yüzyılda, geçen yüzyıl renklerine ilâve olarak mor, turuncu, çingene pembesi, yaprak yeşili ve sarı renkler tüm tonlarıyla kullanılmış, sarı ve beyaz sim ile kırma tel uygulamadaki yerini korumuştur, renklerin tonları ile kullanıldıkları bu dönemde tek renk uygulamaları da sürdürülegelmiştir (Özcan, 1994).

1.3. İğne Çeşitleri

Geleneksel işlemelerimizde iğne çeşitleri oldukça fazladır. Yörede yaygın olarak bulunan Hesap işi ve Türk işine yer verilmiştir.

1.3.1. Hesap İşi ve Türk İşi İğneleri

Antika; düz, gözenmiş, karşılaşmış, düz hesap iğnesi; gözenmiş, verev hesap iğnesi; karşılaşmış, gözenmiş, ciğerdeldi; susma; sarma, balık sırtı, civankaşı, hasır iğne, üçgen susma, dörtgen susma, şekilli susmalar, muşabak, mürver, pesent; düz, verev, tahrilli (gölgeli), dönerek (Sain, 1994) yapılan pesent iğneleri vardır. Bu iğnelerin büyük bir kısmı, kumaşın iplikleri sayılarak yapılır. Bu tür sayılarak uygulanan iğneler; en ve boy iplik kalınlıkları eşit olan düz dokuma kumaşlar gerektirir. Bazı iğneler ise; çizilerek yapıldığı için ipliği sayılamayan saten ve benzeri kumaşlar da kullanılabilir, iplikler kumaş ve iğne özelliklerine göre kullanılır. Kumaşın gergin olması için kasnak ya da gergef gereklidir.

2. YÖRESEL İŞLEMELERDEN ÖRNEKLER

Isparta ve yöresinde yapılan işlemeler, Anadolu’da yaygın olarak uygulanan Türk işi ve Hesap işi iğnelerinden oluşmuştur. İşlemeler desen ve renk özelliklerine tamamen bağlı kalınarak, genelde el dokuması olan Ödemiş ipeği üzerine, moline; pamuk ipliği, nadiren çamaşır ipeği kullanılarak yapılmıştır. Türk işi ve hesap işi ile yapılan ürünler, yörelere göre çok az farklılıklar göstermektedir, bazen şekillerin isimleri bile aynen kullanılmıştır.

Örneğin; Şarkikaraağaç çevrelerinde bulunan “leblebi, pelit yaprağı, cennet süpürgesi, sümbül, gazan gulpu, kahve şakı, fıstıklı yarım ay, takke, çölmekli, arpa, ağ (tırtıl), sarhoş yolu şaşırdı. (Özcan, 1994: 56-58) gibi şekillerin bazılarına, “Mengen Çevreleri” araştırmasında da rastlanmıştır.

Örneklerden hesap işi ürünlerin desenlerinde herhangi bir azaltma yapılmamıştır. Bazı Türk işi ürünlerin desenlerinde, özellikle kavuk örtüsü ve benzeri, eski ürünlerden yararlanılarak uygulanan desenlerde, zamana paralel olarak azaltma yapılmıştır, ancak, desen birimlerinin ve renk özelliklerinin ahengini bozmamaya özen gösterilmiştir.

3. SONUÇ

Geleneksel işlemelerimizin yaşatılabilmesi, yoğun araştırmalara, ilgili kurum ve kuruluşların desteğine, araştırma, geliştirme sonucunda seri üretime geçebilecek birimlerin kurulmasına bağlıdır.

Teknolojik gelişmeler nedeniyle, işlemelerimiz gibi bazı halk sanatlarının da yok olmasını önlemenin gelecek kuşaklara öğretmenin verimli yolu meslek analizleri tekniği ile işlemleri basamaklarına ayırmaktır. Meslek analizleri hiç bilmeyene göre hazırlanan bir tekniktir. Ve sadece öğretimle sınırlı olmayıp endüstride de çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır (Tuğtaş, 1971).

Bu ve benzeri araştırma çalışmalarının yapılarak el sanatlarımız kapsamına giren bütün konuların yazılı belgelere dönüştürülmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

BARIŞTA, Örcün. Cumhuriyet Dönemi Türk Halk İşlemeciliği Desen ve Terminolojisinden Örnekler, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayınları: 55, Maddi Kültür Dizisi: 2, Ankara 1984

BARIŞTA, Örcün. Türk İşleme Sanatı Tarihi, Gazi Üniversitesi Yayınları No: 45-5, Ankara 1984.

BERKER, Nurhayat. İşlemeler, Topkapı Sarıyı Müzesi 6. Yapı ve Kredi Bankası Kültür ve Sanat Hizmetlerinden, İstanbul 1987

ÖGEL, Bahaaddin. Türk Kültür Tarihine Giriş V, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 639, Kültür Eserleri Dizisi: 46, Aralık 1985

ÖZBEL, Kenan. Eski El İşlemeleri, CHP Halkevleri Bürosu Kılavuz Kitaplar, XII, El Sanatları IV, s.5

ÖZCAN, Fatma.Türk Nakışları Öğretim Yaprakları, Ankara 1994

ÖZCAN (TU/TAŞ), Fatma. “Şarkikaraağaç ve Yöresinde Geleneksel El İşlemeleri”, Türkiye İş Bankası Yayınları “ISPARTA” Özel Sayısı, Kültür ve Sanat 22 Haziran 1994

ÖZCAN, Fatma. Nallıhan Yöresinde İğne Oyacılığı, Kültür Bakanlığı Yayınları 1961, Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları 256, Maddi Kültür Dizisi: 18, Ankara 1997

SAİN, Bilge. Türk İşi, G.Ü. Mesleki Eğitim Fakültesi Yayın No: 20, Ankara 1994

SÜRÜR, Ayten. Türk İşleme Sanatı, Ak Yayınları, Türk Süsleme Sanatları Serisi: 4, Apa Ofset Basımevi, İstanbul 1976

TU/TAŞ, Fatma. Türk Nakışları, “Antep, Maraş, Bartın İşleri, İğne Oyaları” Meslek Analizi, M.E.B. Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı, Etüd ve Programlama Dairesi Yayınları No: 75, Ankara 1971

ZÜBER, Hüsnü. Türk Süsleme Sanatı. Türkiye İş Bankası Yayınları, Sanat Eserleri Dizisi: 6, 1971.

Kategori: Genel kültür


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy