Hazırlayan: Erdem Nançın

12 Temmuz 2007



Hazırlayan: Erdem NANÇIN

Makale: 1

TÜRKİYE’NİN EĞİTİM ÇIKMAZI

(Plansızlık)

Hiç kimse başarısız olmak için plan yapmaz; başarısız olmasının nedenini plan yapmakta olamaz; ama plan olmayınca da başarısızlık kaçınılmaz. Planlamaya harcanmayan on dakikanın uygulamada on saatlik gecikmelere neden olacağı bilinmelidir. “Kafam muhasebe, cebim kasa”, “göç yolda düzelir” anlayışıyla hareket etmek bir toplumun planı ne kadar önemsediğinin göstergesidir. Sekman’a (2000, 300) göre, çok akıllı insanlar önce işlerini en ince detayına kadar planlar sonra yaparlar. Çok ahmak insanlar ise, önce işi yaparlar sonra o iş üzerine düşünmeye başlarlar. Biz Türkler ise genellikle işi yaparken o iş üzerine düşünürüz.

Türk insanın plan yapmama, dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığının gerçekçi plan hazırlayıp, yakın geleceği kestirememesi sonucu; 1980’li yıllardan sonra kentlere doğru yaşanan yoğun göç sonucu, kentlerde eğitim için duyulan ihtiyaç ve istek artmıştır. Eskiden kırsal kesimdeki okullar eğitim ihtiyacını paylaşırken, bugün kentsel yerleşim birimlerine olan hızlı göç nedeniyle kırsal kesimdeki çocukların yükünü de kent okulları taşımak zorunda kalmıştır. Bu gelişmeler öğrencileri dersliklere sığamaz ve eğitim standartlarını sağlanamaz hale getirmiştir. Bu sorunun en yoğun yaşandığı ortaokullarda bir dersliğe ortamla 56, liselerde de 52 öğrenci düşmektedir (MEB 1994 yılı bütçe konuşması).

Bir taraftan eğitim imkanına sahip olmayan yerleşim bölgeleri varken diğer taraftan az sayıda öğrencinin gittiği çok sayıda okul bulunmaktadır. Çizelgede de görüldüğü gibi çok sayıda okul binası az sayıda öğrenci ile atıl tutulmakta, bu nedenle ekonomik kayıplar yaşanmaktadır. Bu sorun kalabalık sınıflar olgusunu yaşayan Türk eğitim sisteminin önemli bir çelişkisidir (Erdoğan, 1995, 191).

Çizelge-1

Öğrenci Sayısı 1-25 Arasında Olan Okul Sayısı

Okul türü

1-10 öğrencili 11-20 öğrencili 21-25 öğrencili Toplam

İlkokul

Ortaokul

Toplam

2.046 6.034 2.869 10.949

21 73 79 173

2.067 6.107 2.948 11.122

MEB 1994 Yılı Bütçe Konuşması

Katı ve merkeziyetçi plan anlayışı uygulamada bir çok sıkıntıyı da beraberinde getirmekte, adeta planlı plansızlık ve planlı israfa dönüşmektedir. Hesapçıoğlu’na (1994, 284) göre, planın başarı ile uygulanabilme niteliği ve koşulu, bu planın etkilerine maruz kalanların, planın düzenlemelerini baştan kabul etmeleri ile mümkündür. Yani, “birleşme-işlemler sözleşme gibi bir irade uyumundan doğarlar ve prensip olarak ancak yapılmasına katılmış ve kapsamını iradi olarak kabul etmiş olan için sonuç doğururlar”. O halde “katılma”, planın başarı ile uygulayıp sonuçlanması için özellikle önem taşımaktadır.

Planların hazırlanmasında halkın yardımının sağlanabilmesi için eğitim sisteminin durumunu, ihtiyaçlarını ve amaçlarını gösteren bültenlerin yayınlanması ve bunların dağıtımının sağlanması gereklidir. Zira insanlar bilgi sahibi olmadıkları meselelerde ya geri dururlar ya da inançsızlık gösterirler (Hesapçıoğlu, 1994,285).

Eğitim sisteminin aşırı merkeziyetçi yapısı ile ekonomik, siyasal ve teknolojik alanlarda ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap vermesi mümkün değildir. Merkeziyetçi bir sistemde büyük ölçüde aynı türden programların sunulması ile çok sesliliğe dayalı bir demokrasi kültürünün oluşması zordur. Demokrasinin belki de en önemli temellerinden biri olan, arzu ettiğini seçebilme pratiğinin, merkeziyetçi bir eğitim sistemi içinde yaşanabilmesi oldukça zordur. Ayrıca çok kültürlülüğün ve sesliliğin korunması ve yaşatılması da merkeziyetçi yapının baskın olduğu bir sistemde oldukça zor olsa gerek. Merkeziyetçi eğitim sisteminin doğası ülke ölçeğindeki ihtiyaçları karşılamak üzere kuruludur. Böyle bir yapı içinde eğitim kurumlarının yerel düzeyde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılaması mümkün değildir. Diğer taraftan hızla değişen teknolojik gelişmelere de eğitim sistemi, sahip olduğu sıkı hiyerarşi içinde etkili bir şekilde ayak uyduramaz. Nitekim okulların araç gereç donanımın çok kısa zaman içinde demode hale gelmesinde bu yapının büyük etkisi vardır (Erdoğan, 1995, 196).

1923’ten 1946’ya kadar 22 Milli Eğitim Bakanın görev alması ve ortalama her yıla bir bakanın düşmesi; bakanlığın bir ülkenin en büyük sermayesi olan insan kaynaklarını, yani eğitimi uzun vadeli politik ve teknik planlaması zamansal olarak mümkün gözükmemektedir. O halde MEB şu günlerde tartıştığı yerelleşme adı altında yerinden yönetime geçme anlayışıyla birlikte eğitimin politik planları dışında, teknik planları yerel yönetimlere hatta il düzeyinde milli eğitim müdürlüklerine bırakma tartışmasını da başlatmalıdır. Yoksa Erdoğan’ında (1995, 195-196) değindiği gibi,dinamik bir yapı içerisinde ortaya çıkan ihtiyaçları, durağan ve planlı gelişmelere cevap vermek üzere yapılan bir eğitim sistemi karşılamaya çalışmaktadır. Bu çelişki içerisinde doğal olarak okullar, ihtiyaç duyulan yeni değer ve becerileri kazandırmada zorlanmakta, çok çeşitlenen bireysel ihtiyaçları karşılamada yetersiz kalmakta ve uzun vadeli hesaplar ve hedeflere göre programlanmaları hızlı değişmeler karşısında uyum sağlayamamaktadır.

Eğitim sisteminin daha etkili bir şekilde yönetilebilmesi adına yerelleşmiş bir düzeni hayata geçirmek için sistemi kökten değiştirmek şart değildir. Mevcut eğitim sistemi yerelleşmiş bir modelin işleyebilmesi için gerekli altyapıya sahiptir. Yani eğitim sistemini bu günkü haliyle yerinden yönetime dayalı bir sisteme kavuşturmak mümkündür. Yerinden yönetime dayalı bir sistemin hiç sakıncası yok mudur? Elbette olabilir. Ancak herhangi bir sakıncası varsa izlenmesi gereken yol, bunun giderilmesi için çözümler geliştirmektir. Giderilebilecek eksiklikler yeni sistem önerilerini gözardı edip eskiye devam etmeyi haklı kılmaz (Erdoğan, 1995, 197).

Eğitim sisteminin finanse edilmesi için ulusal düzeyde yeni bir vergi sistemi geliştirilmelidir. Geliştirilecek yeni sistem sadece eğitimden faydalananları etkilemelidir. Buna göre her türlü kurum ve kuruluşlar istihdam ettiği insan gücünün eğitim durumuna göre belirli oranlarda devlete vergi ödemelidir. Her elemanın eğitim düzeyi yükseldikçe ihdas edilen vergi oranı yükselmelidir. Aynı şekilde herhangi bir yerde çalışan kişi sahip olduğu eğitim düzeyi oranında devlete ek vergi ödemelidir. Bu uygulama ile eğitim için gerekli kaynak, eğitimden faydalanan kişi ve kurumlardan sağlanmış olur (Erdoğan, 1995, 198).

Sonuç olarak;

1. Eğitim sistemi yerinden yönetim ilkelerine dayalı bir şekilde yerelleşmelidir.

2. Eğitim sisteminde yerelleşmeyle sağlanacak olan düzenleme paralelinde planlamada da yerelleşmeye ağırlık verilmelidir.

3. Paralı okulların sistem içindeki oranı yükseltilmelidir. Eğitim için yeni kaynak üretmenin yolueldeki kaynakların daha iyi kullanılmasıdır (Erdoğan, 1995, 228).

4. Eğitimin hedef kitlesi sadece belirli yaş sınırları içinde olan çocuklar ve gençler değil, aynı zamanda yetişkinlerde olmalıdır.

5. Üniversite önündeki yığılmaların önlenmesi ve ülkenin duyduğu ihtiyaçlarının karşılanması için etkili bir yöneltme sistemi geliştirilmelidir.

6. Ders geçme ve kredili sistem uygulamasına yeniden geçilmelidir.

7. Eğitim küreselleşme sürecinin yaşanması karşısında ulusal değerlerin yanında evrensel değerleri de kazandıracak bir işleve sahip olmalıdır (Erdoğan, 1995, 229).

KAYNAKÇA

Adem, M. (1981). Eğitim planlaması. Ankara: Pegem Yayıncılık.

Başgöz, İ. (1995). Türkiye’nin eğitim çıkmazı ve Atatürk. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

Erdoğan, İ. (1997). Çağdaş eğitim sistemleri. İstanbul: Sistem Yayıncılık.

Hesapçıoğlu, M. (1994). İnsan kaynakları yönetimi ve ekonomisi. İstanbul: Beta Yayıncılık.

Sekman, M. (2000). Türk usulü başarı. İstanbul: Arıtan Yayıncılık.

MEB 1994 Yılı Bütçe Konuşması

Kategori: Eğitim


Rasgele...