Eğitim Sorunlarıyla Türkiye
12 Temmuz 2007
EĞİTİM SORUNLARIYLA TÜRKİYE
ELİF USTA
GİRİŞ:Çağımız; eğitim sürecinde çocuklarını dengeli, araştırmacı, yeteneklerinin farkında olan ve bu yeteneklerini bilgiye çeviren kişiler olarak topluma hazırlamış ulusların hakim olduğu bir çağ. Ancak ulus olarak eğitim sistemimizde hala birçok eksikler, yanlışlar ve sorunlar bulunuyor. Peki, bu eksikler nasıl tamamlanmalı ve eğitim sistemimiz nasıl olmalı? Çocuklarımıza, ebeveynler ve eğitimciler olarak, harcadığımız zaman, emek ve maddi değerlere denk düşecek bir karşılığı nasıl alabiliriz? En önemlisi de onları kendine güvenen, kendini ve ülkesini sürekli ileri götüren bireyler olarak yetiştirebilmek için neler yapmalıyız?
GeleneÄŸin zenginliÄŸini kuÅŸaktan kuÅŸaÄŸa aktarmakta en önemli araç öteden beri okul olmuÅŸtur. Bu gerçek, çağımızda eskisinden daha da belirlidir. Çünkü ekonomi alanının geliÅŸmesiyle, gelenek ve eÄŸitimden sorumlu olan aile bir hayli zayıflamıştır. Bu yüzden de insan topluluÄŸunun devamı ve saÄŸlığı eskisinden daha çok okula baÄŸlı kalmaktadır.Â
 Kimilerine göre okul, yetişen kuşağa mümkün olduğu kadar fazla bilgi vermektir. Bunu doğru bulmuyorum. Bilgi cansız bir şeydir, oysa okul canlı varlıkların hizmetindedir. Gençlerde toplumun refahını sağlayacak değerleri ve yetkileri geliştirmelidir. . Çünkü kişisel benliği ve kişisel amacı olmayan toplum, gelişme gücü olmayan fakir bir toplum kalır. Tam tersine, bağımsız olarak işleyen ve düşünen bireyler yetiştirmeğe bakmalı, ama bu bireyler hayatlarının en yüce sorunu olarak topluma hizmeti görmelidirler. Peki bu ülküye ulaşmak için ne yapmalı? Kişilikleri yapan, duyular, söylenen şeyler değil, çalışma ve iş görmedir. Bunun için eğitim yollarının en önemlisi, her zaman öğrenciyi gerçek bir işe süreni olmuştur.  Bu iş eğitimi yazı öğrenen ilkokul çocuğuna olduğu kadar, doktora adayının tezine de uygulanabilir; hatta bir şiirin ezberlenmesine, bir yazı ödevine, bir metnin yorumlanıp çevrilmesine, bir matematik probleminin çözülmesine, ya da spor alıştırmalarına.
Ciddi öğrenme problemleri
Öğrenmek; bilgi, yetenek ve yaklaşımların değişimidir. Öğretmek ise; değişim sürecini motivasyonu sağlayarak ve farklı öğrenme olanakları sunarak koordine etmektir. Eğitim sistemimizdeki en büyük yanlış, öğrencilerin belli derslerde, belli konularda yoğunlaştırılıp, hepsinden aynı başarının beklenmesidir. Her öğrenci farklı yeteneklere sahiptir ve hepsinin aynı alanda başarılı olması beklenemez. Sonuçta o konuda yeteneği olanlar başarırken diğerleri başarısız olur, öğrenme işleminden tamamen soğur.
Öğrenme yetenekleri başlıca dört ana grupta toplanır. Sezgilerle öğrenme; özel deneyimlerle ve kişilerle özdeşleşerek, insanlara duyarlı olarak öğrenmedir. İzleyerek öğrenme; olayları dikkatle gözleyerek, onlardan anlamlar çıkararak öğrenmedir. Mantığa uygulayarak öğrenme; fikirlerin mantıksal analizlerini çıkarıp, fikirlere bilgisel yaklaşımlarda bulunarak öğrenmedir. Uygulayarak öğrenme ise, işi eyleme dökerek, yapılan analizlerden çıkan sonuçları uygulayarak öğrenmedir. Bu yetenekler toplumda yüzde yirmi beşerlik paylarla eşit dağılım oranlarına sahiptir. Eğer biz okullarda bu dört ana öğrenme yeteneğine uygun ders programları hazırlayabilirsek, aile içinde de bu ana yetenekleri geliştirebilirsek öğretmenlerin ve öğrencilerin başarısı çok artacak ve öğretim zevkli olacaktır.
Oyun çocuğu özgürleştirir ve ruh sağlığını dengeler
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü GeliÅŸim Psikoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Åžeyda Aksel, temel eÄŸitim çağında oyunun çocuÄŸa ne kadar çok ÅŸey öğretebileceÄŸini ve onu anlamak isteyen yetiÅŸkinlere bu yolla çocuk hakkında nasıl bilgi edinebileceklerini göstermeye baÅŸladı. “Oyunun, eÄŸitimcilerin kastettiÄŸi anlamda oyun sayılması için; çocuÄŸun kendiliÄŸinden baÅŸlatmış olması, kurallarını kendisinin belirlemiÅŸ olması ve o aktiviteyi yaparken mutlu olması gerekir. Oyun, çocuk için ruh saÄŸlığını dengeleyen, onu özgürleÅŸtiren ve duygusal boÅŸalımını kendiliÄŸinden saÄŸlayan bir ortamdır. ÇocuÄŸa oyun için zaman bırakır ve kendi oyununu oynaması için yüreklendirirsek, oyun için oyun oynamasını saÄŸlarsak; çocuÄŸu o ortamda gözlemleyerek onun hakkında pek çok bilgi edinebiliriz. Bu sayede yeteneklerini ve eÄŸer varsa problemlerini öğrenebiliriz. Bu ipuçlarını daha sonra onun eÄŸitiminde ve yönlendirilmesinde anne, baba ve eÄŸitimciler olarak kullanabiliriz
“Öğretim, kiÅŸiyi belli bir konuda bilgi sahibi yapmaktır. Oysa eÄŸitim; kiÅŸiyi aklı, duyguları ve davranışlarıyla bir bütün olarak ele alan bir oluÅŸturma ve yönlendirme sürecidir. Günümüzde eÄŸitimin saÄŸlıklı olabilmesi için, insan duyarlılığının eÄŸitimi, bedenin ve mantıksal zekanın eÄŸitimi kadar önemlidir. Okul öncesindeki ve temel eÄŸitim çağındaki çocuk, öğrenme potansiyeli en yüksek olan varlıktır. Çevresindeki tüm yetiÅŸkinleri model olarak alır. Çocuklarını düşünen tüm yetiÅŸkinler; kendilerini, davranışlarını, gündelik hayatlarını yeniden sorgulamak zorundadır. Yeniden yapılanmalar yetiÅŸkinlerin hergün kendilerini yeniden sorgulamalarından geçecektir.
Eğitimle Öğretimi Karıştırıyoruz:
Öğreten ve denetleyen
İlköğretimin yeniden yapılanmasında sistemin öğretmen merkezli otoriter sistemden çıkarılması, öğrenci merkezli yaratıcı sisteme geçirilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Öğretmen merkezli sistemler, öğretmen açısından nasıldır? Öğretmen öğretendir, aktaran, anlatandır, ders düzeni içinde emir verebilendir, zorlayabilendir, denetleyendir, bütün çalışmalarını sınava endeksli götürmek zorundadır, tek ölçüt nottur, kitaplara bağımlıdır, kendi iç motivasyonunu, yaratıcılığını giderek yitirmiş durumdadır, kendi işine hergün yeniden yabancılaşmaktadır.
Otoriter eğitimler öğrenci açısından ise; yineleme ve ezberlemeye dayanır, susma ve dinlemeye bağlıdır, baskı altındadır öğrenci, itaat etmek ve boyun eğmek zorundadır, soru soramadığı için okuldaki yetişkinlerle arasında iletişim kopukluğu vardır. sürekli denetlenme korkusu içindedir, yalnızca sınavlar ve not için çalışır, motivasyonu eksilir, gereksiz bilgilerle yüklenir, hazır bilgiyi tüketir, enerjisini boşaltamaz, bağımlı kimlikli yetiştirilir, başkalarının kontrolünde yaşaması öğretilir, kendisine ve çevresine yabancılaşır.
Yeniden Yapılanmalı
Peki, demokratik, yaratıcı sistemler öğretmen için nasıldır? Bu sistemin öğretmeni karşılaştırandır, ipucu verendir, öğrencinin rehberi durumundadır, öğrencilere öğrenmenin yöntemlerini öğretmektedir, yöntem seçimini öğrencilerin ayrı ayrı durumlarına göre belirlemektedir, o kendi özbenliğiyle, okuldaki diğer öğretmen ve velileriyle sürekli bir iletişim içindedir, çünkü öğrenmeye ortaktır, öğrencilerden birşeyler öğrendiğinin farkındadır, gözlemcidir, meraklıdır, coşkuludur, çocukların da bu özelliklerini kabul edebildiği için anlayışlıdır, hoşgörülüdür. Bu sistemde öğrenci; bilgileri öğrenmeyi öğrenir, öğrenmenin kendi işi olduğunu farkeder, etkin katılım ve tartışmayla başka açılardan bakabilme yetisini geliştirir, doğal gelişimini baskısız tamamlar, kendisini rahatlıkla ifade edebilir, sorumluluk alabilir, özdenetim duygusu gelişir, kendisi için çalışma alışkanlığı kazanır, etkin katılımla birşeyleri değiştirebileceğini yaşayarak farkeder, bağımsız düşünmeyi öğrenebilir, farkında olmadan akademik zekasını geliştirebilir.
Müfredat Çağın Gereklerine Göre Düzenlenmeli
Zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılmasından sonra mevcut okulların kaldıramayacağı sayıda öğrenci artışı olması, eğitime katılan öğrenci sayısının artmasına rağmen herhangi bir önlem alınmaması nedeniyle ilköğretim okullarında yaşanan sorunlar iki katına çıkmıştır.
1998-1999 öğretim yılında 2497 okul öğretmensizlik, güvenlik ve diÄŸer gerekçelerle kapalı bulunmaktadır. 16 bin okulda birleÅŸtirilmiÅŸ sınıflarda eÄŸitim yapılmaktadır. Åžehirlerde bir sınıfa ortalama 62 öğrenci düşmektedir. 4-18 yaÅŸ arası özel eÄŸitime muhtaç bir milyon özürlü çocuktan ancak 30 bini eÄŸitim hakkından yararlanabilmektedir. İlköğretim okullarında öğretmen açığı nedeniyle derslerin çoÄŸu boÅŸ geçmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 42. maddesinde “İlköğretim okulları kız ve erkek çocuklarına zorunludur ve parasızdır,” denilmesine raÄŸmen, Anayasa çiÄŸnenerek okullarda 34 deÄŸiÅŸik ad altında para toplanmaktadır. Ancak, bu bir zorunluluktur, çünkü devletin eÄŸitime ayırdığı kısıtlı bütçe ile okulların ihtiyaçları karşılanamamaktadır.
Bunlar ve daha pek çok sorunların çözümü için; öncelikle eğitime bütçeden ayrılan pay bugünkünün üç katına çıkarılmalıdır. İlköğretim ders programlarının ilke ve amaçları, yeniden tarifeyle çağın gereklerine göre oluşturulmalıdır. Okulların yapımında spor salonu, resim-müzik atölyeleri, dil labaratuarları, oyun bahçeleri birlikte düşünülüp yapılmalıdır. Sınıf mevcutları 30 kişinin altına düşürülmelidir. Ders kitapları yeniden düzenlenmelidir. Resim, müzik, beden derslerinin ders saatleri arttırılmalıdır. Fen bilgisi derslerinin ders saatleri arttırılmalıdır. Müfredat çağın gereklerine göre düzenlenmelidir Eğitimin her kademesinde eğitimciler, öğrenciler ve veliler söz sahibi olabilmelidir. İkili öğrenim kaldırılmalı, tüm okullar normal eğitime geçirilmelidir. Eğitimin her kademesi parasız hale getirilmelidir.
Örgütsüzlük Öğretmenlerin Söz Sahibi Olmalarını Engelliyor
Demir parmaklı pencereleri yarıya kadar boyanarak dışarıyla bağlantısı kesilmiş olan okullarımızda, öğretmenler de güvensiz. Öğretmenlerin örgütlenmelerine izin verilmiyor, eğitim çalışanları isteklerini, sıkıntılarını dile getiremiyorlar. Eğitim programlarının hazırlanmasında söz sahibi olamıyorlar. Sadece programın kendilerine yapmalarını söylediklerini yapıyorlar.
Bugün uygulanmakta olan müfredat programı, bilimin önemini kavramış, toplumsal ve ekonomik gelişmeye katkıda bulunabilecek, bilinçli vatandaşlar yetiştirmekten uzaktır. Senelerdir okutulmakta olan, kalıplaşmış kitaplar ne veriyorsa çocuklardan aynısı geri isteniyor. Öğretmenlerin öğrencilerine düşünmeyi öğretmeleri hoş karşılanmıyor.
Eğitimin çağın isteklerine cevap verebilecek bireyler yetiştirmek amacını gerçekleştirebilmesi için; müfredat programının belirlenmesi de eğitimcilere bırakılmalı, siyasiler eğitimden ellerini çekmelidir. Eğitimcilerin örgütlenmesine izin verilmelidir, bu sayede işlerine karşı duydukları sorumluluklar gelişir ve işlerine daha sıkı sarılırlar.
Potansiyel Suçlu Gibi Davranmayalım
Eğitimi iyileştirmek için yapılacak ilk iş, eğitimi öğretmen merkezli olmaktan çıkarmaktır. Öğretmenler hazır bilgileri verip, aynen geri istemekten ibaret eğitim yöntemlerini değiştirmelidir. Öğrencilerinin yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmalı, onları araştırmaya sevketmelidirler. Böylece çocuklar küçük yaşlarda edindikleri araştırmacılık alışkanlığı ile ileri yaşlarda da sadece olanla yetinmeyecek, kendilerinden de birşeyler katarak yeni şeyler üretebileceklerdir.
Eğitim sistemimizdeki en büyük hatalardan birisi öğrencilerimize, okul hayatları boyunca potansiyel birer suçlu gibi davranmamızdır. 7 yaşından başlayarak, okul yaşamlarının sonuna kadar sınavlarda tepelerinde dolaşıp onlara güvenilmez insan, sahtekar muamelesi yapıyoruz. Onlara başlarında biri oldukça kötülük yapmayacak ancak bir dakikalığına yalnız bırakılınca hemen olumsuzlaşacak insanlar gözüyle bakıyoruz ve onları da öyle olduklarına inandırıyoruz. Sonra da toplumda olumsuzlukların neden gittikçe çoğaldığını soruyoruz. En azından onur sistemi uygulayarak, onlara sınav kağıtlarını dağıtıp, masaya oturup, onlara güvenerek kendilerine güvenilecek insanlar olduklarını hissettirmeliyiz.
Okullarda eğitsel kollar çocukların en fazla zaman harcamaları gereken faaliyetler olmalıdır. Bizler ise sadece göstermelik olarak öğrenciler seçiyoruz ve bir daha da ilgilenmiyoruz. Artık eğitsel kollarda çocukların aktif olarak çalışmalarını sağlamalı, bu konulardaki yeteneklerini geliştirmelerinde yol gösterici olmalıyız.
Yanlış kullanıldığında Tehlike Yaratabilir
Eğitimin çağdaş hale getirilebilmesi için öncelikle eğitimci ve yönetici kadrolarının elden geçirilmesi, çağdaş kafalı insanların bu kadrolarda görevlendirilmeleri gerekir. Ders kitaplarından kalıplaşmış birtakım gereksiz konular çıkarılması, daha güncel ve yararlı konuların alınması da önemli bir konudur. Kitaplar kağıttan dizime yenilenmeli, daha sevilebilir hale getirilmeli ve tek tip kitap okutulmalıdır. Zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılması önemli bir gelişmedir. Ancak 8 yılın içeriği iyi düzenlenmezse boş bir 8 yıl boşa zaman kaybı olur. Bu nedenle acilen ders programları değiştirilip geliştirilmelidir.
Kişilik gelişimi çocuk yaşlarda başladığından çocuklar daha küçük yaştan itibaren düşünmeye ve yeteneklerini kullanmaya sevk edilmelidir. Küçük yaştan başlayarak onlara okuma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çocuklar sinema, tiyatro, müzik, bale gibi sanatsal etkinliklerle eğitimin başından itibaren tanıştırılmalıdır. Yeteneklerinin geliştirilebilmesi için onlara sorumluklar verilip arkası aranmalıdır. Son olarak da eğitim programlarının uygulanmasında eğitimciler söz sahibi olmalıdır ki öğrencilerinin yetenek ve kapasitelerine göre yeterli ve gerekli eğitimi verebilsinler.
Ezberci Sistem Yerine yenilikçi Sistem Gelmelidir
Çocuklarda anaokullarında görülen öğrenme coÅŸkusu daha ilköğretimin başında kaybolmasının nedeni eÄŸlenerek öğrenmenin son bulması, ezberciliÄŸin baÅŸlamasıdır. Öğrencilerin yaratıcılıkları ve araÅŸtırmacılık yetenekleri harcanarak onların öğrenme isteÄŸi en aza indirgenmektedir. Oysa bilgiyi kullanma çağı ilan edilen bu dönemde, eÄŸitimden istenilen verimi alabilmek için; ezberci sitem kaldırılmalı, rehberlikçi sisteme geçilmeli; öğrencinin eÄŸlenerek öğrenmesi saÄŸlanmalı ve öğrencilere “öğrenme” öğretilmelidir.
Rehberlik Hizmeti Gözardı Ediliyor
Eğitimin sosyal ve duygusal gelişim kısmı bir kenara bırakıldı, zihinsel gelişim kısmı, yani öğretim kısmı ön plana çıktı. Bu geride kalan duygusal, sosyal gelişimin sağlanması da rehber öğretmenlere olan ihtiyacı arttırdı.
Türkiye’de özellikle ilköğretimde rehberlik hizmetlerine gereken önem verilmiyor. Son yıllarda, meslek seçimleri ve dershaneler sayesinde liselerde rehberlik servisleri önem kazanmaya baÅŸladı ancak hala ilköğretim ve okul öncesi dönemlerde rehberlik hizmetleri yerleÅŸmiÅŸ deÄŸil.
Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri verilmesine ana sınıfından başlanmalıdır. Çünkü ilk defa anne babasından kopup, diğer yaşıtlarıyla karşılaştırılabileceği bir ortama giren çocuklarda bocalamalar, kapasite farklılıklarından doğan aksaklıklar, anneden ayrılmada güçlükler yaşanabiliyor. Standart bir eğitimin verildiği anaokullarında, zihinsel ve duygusal olarak birbirinden çok farklı çocukların eğitim yaşamlarının şekilenmesinde rehberlik servisleri büyük rol oynuyor. Örneğin rehber öğretmenler çocuğun gelişim düzeyine göre, ilköğretime başlamasına ya da bir yıl daha ana sınıfına devam etmesine karar verebiliyorlar. Çünkü gelişimini tamamlamadan okula başlayan çocuklar büyük problemler yaşayıp çok fazla örselenebiliyorlar.
Uyum sorunları olan çocuklar, kaygı ve korku düzeyleri çok yüksek olan çocuklar, cinsel kimlik karmaşası içinde olanlar; psikolojik danışmanlar sayesinde erken farkedilebilirse, sorunları kemikleşip kişiliklerinde yer etmeden çözülebiliyor. Üstün çocuklar veya hiperaktif çocuklar da sorun yaratabiliyorlar ve bu çocuklarla nasıl ilgilenmesi konusunda öğretmeni bilinçlendirecek olanlar da yine rehber öğretmenlerdir. Çocukta aniden ortaya çıkan ağır bir hastalık, bedensel özürler gibi ağır durumlarda ona yardımcı olmak; cinsel istismara uğrayan veya madde bağımlılığı olan çocuklara karşı uyanık olmak, erken müdahalede bulunmak onları kurtaracaktır. İşte bu gibi durumların erken teşhisi için onların çok iyi gözlemlenmesi, davranışlarındaki doğal olmayan yönlerin farkedilebilmesi ve müdahale edilmesi görevi de psikolojik danışmanların üzerine düşüyor.
Kalabalık sınıflarda, öğretmenlerin her çocuğun sorunlarını tek tek gözlemleyip farketmesi mümkün olamayabiliyor. İşte burada devreye rehber öğretmenler ve psikolojik danışmanlar giriyor. Onlar aldıkları eğitim gereği çocukların sergiledikleri davranışlardaki herhangi bir aksaklığı daha kolay farkedebiliyor, hangi soruna nasıl yaklaşılacağını daha iyi biliyorlar. Bu nedenle okullarda psikolojik danışma hizmetleri aksatılmamalı, çocuk gelişiminde ve eğitimindeki yararları gözardı edilmemelidir.
Ders Dışı Uğraşılarını Destekleyin
Okulda idareci ve öğretmenlerin sözel ya da fiziki şiddet uygulamaları, fazla ödev, sınıftaki olumsuz davranışların notla cezalandırılması, sınıfta çocuğun küçük düşürülmesi, öğrencilerin birbirleriyle kıyaslanması, sık sık öğretmen değişmesi, öğretmenin çocuğu aileye şikayet etmesi gibi hallerde çocuğun okula ve öğrenmeye karşı ilgisi azalabiliyor. Eğitim sistemindeki aksaklıklar, kalabalık sınıflar, her meslekten insanın sınıf öğretmeni olması, müfredat programının çocuğun gelişimine uygun olmaması, öğretmen alımında psikolojik değil fiziksel bozuklukların engel teşkil etmesi, rehberlik servislerinin yaramaz öğrencilerin gönderilmekle tehdit edildiği yerler olması, öğrenme yeteneklerindeki farklılıkların gözönünde tutulmaması da başarısızlıkların temel nedenlerini oluşturuyor.
Bu başarısızlıkların en aza indirilmesi için; anne, baba çocuğun yanlış yapmasına izin vermelidir. Çocuk üzerinde kontrol gücü kurulmamalı, onu etkileyici, yol gösterici olunmalıdır. Çocukla olan ilişkide kuralcı değil uzlaşmacı olunmalı, onlarla oynamaya zaman ayrılmalı, sevilmediği anlamına gelen söz ve davranışlardan kaçınılmalı, ders dışı uğraşıları desteklenmelidir. Çocuklar sevdikleri aktivitelerden dersler bahane edilerek uzaklaştırılmamalıdır. Aksi halde dersleri sadece zevk aldığı aktiviteleri engelleyici, kendisini kısıtlayıcı faaliyetler olarak görecektir. Halbuki dersleri ve ders dışı aktiviteleri dengeli bir şekilde yürütmesini sağlamak hem onun deşarj olup mutlu olmasını sağlayacak, hem de onun dersleri mutluluğuna bir engel olarak görmesini engelleyecektir.
SONUÇ: Sonuç olarak görülüyor ki; 75 yaşındaki Cumhuriyetimizin temel felsefesine uygun bir yeniden yapılanma ancak demokratik sistemin kabul edilmesi ile gerçekleşebilir. İlköğretimin yeniden yapılanmasında Milli Eğitim sistemimizin temel yapısına uyan demokrasi, özgürlük ve laiklik ilkeleri hiçbir zaman unutulmamalıdır. Yeniden yapılanmayı, cumhuriyetçi, demokrat, özgür düşünceli, laik, insanlığın evrensel değerlerine saygılı her öğretmene, her doktora, her işadamına, her sanatçıya, kısacası her insana görev düşmektedir.
Kategori: EÄŸitim