Ögretmen Egıtımıne Alternatıf Bır Model:

Egitim kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 25 defa okundu

ÖGRETMEN EGITIMINE ALTERNATIF BIR MODEL:

ÖGRETME ROL YAPMAKTIR

ÖZET

Bu yazi ögretimi bir eser sahnelemek olarak yeniden tanimlamayi ve buna göre ögretmen egitiminin yeniden modelize edilmesini savunmaktadir. Bu görüs yazarin, stajyer ögretmen egitimi sirasinda yaptigi arastirmalar sonucu olusturdugu teori üzerine kurulmustur. Bu teori; iyi bir ögretmen egitim programinin, ögretmenlerin dogaçlama ve oyunculuk yetenegi ile iletisim becerilerine göre yapilmasinin sart oldugunu önermektedir.

SUNUS

Agustos 1996’da Egitim Tetkik Ofisi’ne (ERO), Yeni Zelenda’da ögretmen egitimi standartlarinin çeliskili ve basarisiz oldugu, Yeni Zelenda okullarinda stajyer ögretmenlerin yetersiz göründügü ve egitim kolejlerinin ERO standartlarina uygun hale getirilmesi gerektigi rapor edildi. Medya tarafindan Yeni Zelenda Yardimci Ögretmenler Birligi Baskani Martin COONEY’e, egitim kolejlerinde ögretmen açiginin giderilmesinin degil de, stajyerlere dans ve drama ön egitimi verilmesinin nedeni soruluyordu. Sonunda 1996 Aralik ayinda yapilan ve beni katilmaktan hastaligin kurtardigi NZARE (Yeni Zelenda Egitim Arastirmalari Birligi) konferansi toplandi. Bende konferansa bir bildiri yazdim. O bildirinin burada, Uluslararasi alanda tartisilmasini öneririm.

Arastirmam 1995 yili boyunca yapilan çalismalara katilan stajyerlerin oyuncu, ögretmen ve antrenör olarak üstlendikleri üç rolü incelemek olmustur. Ayrica stajyerlerin pedagoji egitimlerinde; deneyim edinmeleri ve sahnelemenin yansimasindaki rekabet rolü tartisilmistir.

Temmuz ayinda Victori’da yapilacak Egitim Arastirma Enstitüsü’nün Drama Kongresi’ne sunmak için bu düsüncelerimin bir kismini 1997 yili basinda tekrar çalistim. Amacim yalnizca Egitimde Dramanin yetenek ve deneyim yönünden ögretmen egitim programina saglayacagi genel yararlari arastirmak ve böylece bu pratigi 1997’de Wellington Egitim Koleji’ndeki yardimci ögretmen egitim programimizda nasil benimsedigimizi açiklamaktir. Arastirmanin baslarinda ortaya çikan ana temalardan biri ögretme ile sahneleme (rol yapma) arasindaki iliskidir. Çalismamdan çikan temel teori, oyunculuk deneyimine sahip bir kisinin, ögretmenlerden istenen rollere daha uygun olacagidir. Çünkü oyunculuk deneyimi onlara rol yapma yöntemlerini ögretmistir.

Bu önermenin bir uzantisi da kisitli zamanda yapilan, bir yillik ögretmen egitim programinda; planlama ve yönetme gibi çok özel konulara odaklanmak yerine, oyunculuk becerisinin gelistirmek, stajyerlerin kendilerini ve digerlerini daha derinlemesine anlamalarini saglamak için harcamak daha yararli degil midir?

Burada, ögretimin bir sanat (özellikle de dogaçlama sanati) olarak ve ögretmen adaylarinin rol yapan sanatçilar olarak tekrar incelenmesini önerim. Arastirmami, bir yillik yardimci ögretmen egitim programinda drama, dogaçlama çalismak üzere seçilmis yüksek okul mezunlariyla yapmamla birlikte, bu modelin bütün ögretmen egitim programlari için uygun oldugunu iddia ederim.

Konuyu asagidaki sekilde organize ettim. Birincisi, çalismamim hedefi olan kurs ve kursiyerler hakkinda temel malzeme (bilgi) sagladim. Ikinci olarak literatürün bir tekrarini içeren, oynama ve ögretme arasindaki iliskiyi ve rolü irdeleyen bir tartisma sundum. Sonra, ögretmen egitiminde rekabetin rolünü, ögretim hakkinda ögrenmeyi ve yansimanin oyunculuktaki yerini tartistim. Bu önermelere ilaveten etkili ögretim üzerine bazi düsünceler açikladim. Son olarak, ögretmen egitiminde bireysel ve profesyonel gelisme hakkinda iliskiyi tartistim.

TEMEL

Wellington Egitim Kolejindeki sahne sanatlari kursu Yeni Zelenda Aoteoroa’da bu türün ilkidir. Nya Toi’nin, “Temel Kurslarda Yeni Zelenda’nin Önemi” adli 1993 basimi eserinin, sanatin tamamlayicisi olacagi umuldu. 1940’larin Yeni Zelenda’sindaki geleneksel sanat egitiminin vazgeçilmez bileseni, müzik ve görsel sanatlar egitimi idi. Simdi ise bunlarla beraber, dans ve dramanin da, ögretmenleri hazirlamakta kullanilmasi öneriliyordu. Yeni kurs etkinlikleri sanatsal kurslar alaninda dans, drama, edebiyat, müzik, görsel sanat ve mesleklerin vazgeçilmez ögeler oldugunu ortaya koymaktadir. Sanat; dil, matematik, fen, teknoloji, sosyal bilim ve saglikli psikoloji egitimiyle birlikte yedi hayati ögrenim sahasindan biridir.

Ögretmenlerin dans ve drama egitimi almadan, egitimlerini tamamladiklarini söylemek mümkün olamayacakti.

Wellington Egitim Koleji Yeni Zelenda’nin en ünlü sanatçilarina egitim vermekle ünlüdür. Oyun yazari Roger HALL söyle demistir; “Altmisli yillarda, Wellington ülkedeki en iyi ögretmen koleji idi. Bunu herkes bilirdi. Bunu yeterinden fazla anlatirdik. En önemlisi birey olarak bizim gelismemizden sonra egitimin saglayacagi felsefesiydi. Ülkenin minnettari oldugu borç, hesaplanamaz ölçüdedir”.

Kursa baslayan 14’ü kadin 9’u erkek 23 ögrenci mevcut programa kabul edilmislerdir. Fakat haftanin bazi günleri ayri bir programla çalismislardir. Diger ögrenciler okullarda staj yaparken, onlar sahne sanatlari çalismalarina alinmislardir. Arastirmam aslinda kursun bir degerlendirmesi olacakti. Fakat Mart’ta bütün kursiyerlerle yapilan röportajlarla, metodoloji teorisine (Glaser ve Straus, 1967) dayanan durdurulmus aktif arastirmanin (Hitchcock ve Hughes, 1989) kullanilmasiyla teorik bir çalismaya dönüstü. Baslangiçta hedef, kursun oyuncu stajyerler (arastirmacilar) üzerindeki etkilerini incelemekti. Temmuz’da kesfetmeye basladigim temel teori yoluyla çok daha özel bir hedef dogdu.

Teori, stajyerlerin yil boyunca oyuncu, stajyer ve ögretmen olarak uyguladiklari üç ana rol üzerine merkezlenmisti. Stajyerler bu rolleri nasil tanimlayacaklar, kullanacaklar ve tamamlayacaklardi. Yil boyu edindikleri deneyimler nasil yansiyacak ve rekabeti nasil kabul edip, paylasacaklardi (Harre – Hindwarsh, 1989).

1995 Temmuz’unda Griffith Üniversitesi’nde yapilan egitim arastirma enstitüsü kongresindeki bir drama seansina katildim. Bu seansin bana sagladigi en önemli yarar, rol yapmayi kullanarak, ögretim ve drama arasindaki arastirma zincirini kurmaya baslamam oldu. Rolleri ve stajyerlerin bu rolleri algilama yetenegi hakkinda bir çok bilgi edindim. Haziran’da yapilan yilin kursu için bir metafor olarak, sinifin ortak üretim sürecine girmeye basladigini gördüm.

ROL YAPARAK ÖGRETME

Rolün Tanimi

Arastirmama baslamadan önce; ne rol yapma fikrini ögretmek için bir metafor oldugunu, ne de kurs veren ögretmenler olarak, ögrenim arastirmasinin bir yolunun da baslangiçta rol yapma tecrübesine hazirlanmaya çalismak oldugunu bilmiyordum. Çünkü aktörlük ve idarecilikte deneyimli bir çok kursiyer, onlari rol üzerinde yogunlastirdigim zaman, ögretme ile benzerlikleri kabul ederler. Onlar rol yaparak ögretmenin, ögretimin dogasinda oldugunu kesfettiler.

Beni sinirlayan seylerin, rol yaptigimda ögretmeye yardimci olabilecegini düsünürüm. Bu, sahsen beni etkileyecek seylere nasil izin verecegim gibi bir siniri olmaktir. Diger stajyerlerle, sinifta kendisi olmak hakkinda yaptigim bir tartismayi hatirlarim. Bunun yasamsal önemi oldugunu düsündügümü söylüyordum. Onlar ögretimde, birinin rol yaptigini farz etmesinde veya bir oyunu sahnelemesinde, ögretmenin kendisi olmadigina isaret ettiler. Sonuçta, ögretmenlerin oynadiklari rollerle bütünlesmeyi saglamalari gerektigine hem fikir oldugumuzu düsünürüm (Anna, Gazete, Temmuz 1995).

Arthur için ögretim oyunculukla esanlamlidir. Dogrusu onun ögretmenlik egitimi, tiyatro egitimi yerine geçebilir.

Bir film için yaptigim konusmamda onlara, profesyonel tiyatro egitimim olmadigini fakat, ögretmenlik çalismalarimda ben ve birer ögretmen olarak siz “oyuncuyuz” dedim. Sayet sinifta basarili olmazsaniz, her gün uyanmali ve belli bir dereceye kadar oynamalisiniz (rol yapmalisiniz). Kendimi uyanmis ve bu yil düsündügüm metodlari kullanarak sinifin önünde dersimi verirken görürüm. Bunu farkli ve gerçek olmayan bir rol almisim gibi görmem. Benim için ögretim oyunculuk demektir (Arthur, röportaj, Kasim 1995).

Esther bu iliski hakkinda daha az emindir. Bir ögretmen olarak sizin de rol aldiginiz ögretimin bir unsurunun da oyunculuk oldugunu ögrendim. Bir ögretmen rolünde olmaktan daha çok kendim olmayi kesfetmeyi istedim ve çabaladim (Esther, röportaj, Kasim 1995).

Diger stajyerler oyunculugun ögretime uygulanmasini analiz ettikleri zaman, ikisini de tanimlamak için çok çaba harcadilar. Her stajyerin, rolün nasil tanimlanacagi ve ögretmenligin rol yapmak veya bizzat rolün kendisi olup olmadigi hakkinda bir tanimi vardi. Yeni ögretmenler için rol yapmak bilinçli ve kontrollü bir istir. Ancak, deneyimle birlikte roldeki degismeleri her zaman kontrol edemememiz, hayal gücü özelligini ortaya çikarir. Bu amaç dahilindedir. Stajyer ögretmenlerin rollerini basarili olarak yapmalari isteniyorsa, iyi bir egitim almalari gereklidir (Dogaçlama, rol ve drama egitimi). Bir rol uygulandigi zaman dramada ne olacagini belirlemek için, Avusturalya’li drama egitmeni Bruce BURTON (1991), “Gerçek ve uydurma arasindaki iç oyun” diye tanimladigi Augusto BOAL’in ‘metaxis’ terimini kullanir.

Katilimci önce uydurma (hayali) bir durumu veya rolü tasarlamali ve sonra bu gerçekmis gibi davranmalidir. Bu deneyim birinci elden bir ögrenmedir. Çünkü burada, katilimci dogrudan ve aktif olarak etkinlige katiliyor. Diger durumda ise katilimci, oyuna kendini kontrol altinda tutarak katiliyor ve bu sekilde birey bilinçle gözleyen ve kontrol eden bir seyirci olmaktadir (Burton, 1991, s. 7).

Canli rolün bu analizi, oyuncu – seyirci – oyuncu iliskisi nedeniyle ögretmen egitimine faydali bir model saglar (Boal, 1995). Oyuncu bir yansitici pratisyendir. Böylece rol yapan kisi, rolünü oynuyorken ayni zamanda oyunun etkisini analiz ediyor ve sonucu degerlendiriyor.

Ögretmenin oyunculuk gibi bir nosyonunun olmasi, bazi stajyerleri tam anlamiyla hosnut etmemekle birlikte, literatürün bir kismi (Heck ve Williams, 1984; O’Hanlon, 1993; Knowles ve Cole, 1994 gibi) bu nosyonu desteklemektedir. O’Hanlon’un rol tanimi; kendini anlama ve ögretim için sanata (tiyatroya) ihtiyaç oldugunu içerir.

Ögretmenlerin ve profesyonellerin bütün hareketleri bir rol davranisi olarak görülebilir. Ancak rol almak kendini kanitlamaktir. Ögretim, rolün profesyonel tanimini görevlilere verir. Bu bir çok tekil rolden yalnizca biri olabilir. Kisi, her biri belli özellige uygun hazirlanmis roller listesini anlamistir. Ögretme rolü, rol yaptigimizdaki davranisimizi sonradan etkileyen ögretmenler gibi bizi kendimizi anlatir (O’Hanlon, 1993, s.244).

Ögretimin bir rol sanati oldugunun kabulü için tartisan literatürün (ana olarak Kuzey Amerika) küçük ama ikna edici bir kismi vardir. Örnegin, Dawe (1984), Parks (1992) ve Jagla (1994), ögretimi yalnizca bir sanat olarak kabul edersek, uygulanmakta olan ögretmen egitim modeli teknigini çürütebilir miyiz diye tartistilar. Parks ve Dawe daha ileri giderek, ögretim bir oyunculuk olduguna göre, ögretmenlerinde artistler gibi yetistirilmesi geregini savunurlar. Jagla (1994) ve Clandinin (1993) ögretim ve ögretmen egitimini, ögretmenlerin daima karsilastiklari beklenmeyen ve prova edilmemis görevlerini içeren bir dogaçlama sanati olarak yeniden tanimliyorlar.

Wellington Egitim Koleji’nde ders veren Pauline BOYLES, bu dogaçlama sanatini tanimlamak için dans metaforunu kullanmistir.

Temelde, ögretimi, ögrenmeyi bir dans gibi görürüm. Adimlarinizi devamli degistirirsiniz, baskasinin adimlariyla hareket edersiniz, zamanlamayi devamli degistirirsiniz, onlarin yolunda hareket edersiniz (Boyles, 1996).

Egitimcilerin diger bir grubu, ögretmenlerin ögrencileri motivize etmek ve onlara ilham vermek kapasitelerini artirmak için, rol yeteneklerini tesvik edeceklerdi. Heck ve Williams (1984) stajyerlere, sinifi bir tiyatro sahnesi olarak görmelerini ve ögrenim sartlarini maksimize edecek bir tiyatro pratisyenin mekan ve plan fikrini kullanmalarini önerir. Parks (1992), ögretmenin oyunculuk kalitesini saptamak için belli artistik özelliklerinin kullanilmasini önerir.

Tauber ve Mester (1994) ve Haigh (1995) Ögretme yeteneklerini arttirmak için bütün ögretmenlere oyunculuk dersleri verilmesini israrla anlatirlar. Bu; ses, hareket, mekan ve benzeri teknikleri kullanmayi içermelidir. Bir temsilden önce oyuncularin yaptigi hazirlik, ögretim için yapilacak hazirlikta da kullanilabilir. Tiyatro çalismalariyla stajyer ögretmenler kendi oyunculuklarini analiz edebilirler ve böylece basarisizliktan bogulmalari azalir. Herhangi bir andaki zayif oyunculugu kabul edebilirler ve bunu tamir edilemez kisisel bir hata olarak görmeyebilirler.

Oyuncu ve dinleyiciler arasindaki iliski, Beckerman (1990) ve Warrington’un (1994) tanimi dahilindedir. Ögretmen ve ögrenci arasinda oldugu gibi, bu iliski arasinda da paralellikler saptadim.

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.