Buket Küçükşener

12 Temmuz 2007



Buket Küçükşener

6209 TLL 001-C

buketksener@su.sabanciuniv.edu

İNGİLİZCE EĞİTİM

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaöğretim kurumlarında yabanci dil ile egitime karşı almış olduğu karardan sonra gelen tepkiler sonucu kararın kapsamı daraltıldı ve sadece Anadolu liselerinde yabancı dil ile eğitime son verilmesi uygun görüldü. Buna rağmen ülkemizde yıllardan beri süren, fakat hiçbir zaman kesin bir sonuca ulaşamayan tartışmalar bitmedi. Sorulan soru hep aynı: “Eğitim dili İngilizce olmalı mı, olmamalı mı?” Yıllardır meydana gelen eğitim sistemindeki değişiklikler de gösteriyor ki, bu sorunun cevabı iki sistemin de öğrenciler üzerinde denenmesiyle bulunmaya çalışılacak ve tartışmalar uzayıp gidecek. Halbuki, dünya hızla değişiyor, gelişiyor ve evrenselleşiyor ve biz dünyaya ayak uydurmak, bu dünyada güçlü bir ülke olarak varolmak ve tanınmak istiyoruz. Bu esnada tartışmalara son vermeli ve bir şeyin farkına varmalıyız. Eğitim dilimizin İngilizce olması bize zarar değil fayda getirecektir.

Eğitim dilinin İngilizce olmasına karşı çıkan insanlar, başta bazı bilim adamlarımız, eğitimcilerimiz, dilcilerimiz bunun getireceği faydaları yadsıyıp, fazlasıyla milliyetçi duygularla hareket ederek türlü zararları olduğunu öne sürüyorlar. Onlara göre, 1983 tarihinde kabul edilen 2923 sayılı ‘’Yabancı Dil Öğretimi Kanunu'’, Türk milli eğitimine bir saldırı niteliğindedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Ülkesinin yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de ‘yabancı dillerin boyunduruğundan’ kurtarmalıdır'’ ve ‘’Milli eğitim esas olduktan sonra onun dilini, yöntemini ve araçlarını da milli yapmak zorunluluğu tartışılamaz'’ sözlerinden yola çıkarak, eğitimin Türkçe yapılmasını savunuyor ve İngilizce eğitimin, öğrencilerin, anadilleri Türkçeyi unutmasına sebep olacağını söylüyorlar. Bunu da şöyle açıklıyorlar: Türkçe dersi dışında tüm dersleri, mesela matematik ve coğrafyayı İngilizce olarak okuyan öğrenciler zamanla anadilleri üzerindeki hakimiyetlerini kaybedecek, daha da ilerde kendilerini anadilleriyle ifade edemeyecek duruma gelecekler. Böylece ülkede, çok iyi düzeyde İngilizce konuşan ama Türkçeyi doğru düzgün kullanamayan Türk vatandaşları yaşamaya başlayacak. Çok daha ilerisini de düşünenler, bu şekilde bir gün Türkçenin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını dahi iddia ediyorlar. Diğer bir zarar öngörüsü ise daha çok eğitimci kesimden ve öğrencilerden geliyor ki bu öngörü diğerine göre daha realist. Bu kişiler, eğitim dilinin İngilizce olmasıyla, eğitimin verimsiz bir hale geleceğini düşünüyorlar. Öğrencilerin, başka bir dille ders işlemesinin zor olacağını, konuları tam olarak kavrayamayacaklarını öne sürüyorlar. Bu konuda bir de araştırma yapılmış. ‘Anadolu Liselerinde Uygulanan Yabancı Dille Öğretim Programlarının Değerlendirilmesi'’ başlıklı bu araştırmaya göre,

Anadolu Lisesi öğrencilerinin yüzde 82.4′ü fen grubu derslerini İngilizce yerine Türkçe okumayı tercih etmektedir. Ayrıca, öğrencilerin yüzde 83.9′u İngilizce öğretimde konuların iyi öğrenilmediğini, yüzde 81.91′i de yabancı dille öğretimin öğrencileri ezberciliğe yönelttiğini söylemektedir. Bunlardan yola çıkarak, İngilizce eğitimin büyük bir sorun olduğunu savunanların başında için İstanbul Eğitimciler Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği geliyor. Bu iki dernek, yabancı dille eğitimi önlemek için birlikte kapsamlı bir çalışma yürütüyor, konferanslar veriyorlar

Tüm bu görüşleri bir kenara bırakıp, gerçek hayata ve yaşanan olaylara bakarsak durumun hiç de bu şekilde olmadığını görürüz. İlk olarak, eğitimini İngilizce olarak yapmış insanlara bakarsak, hiçbirinin az önce bahsedilen “anadili üzerindeki kabiliyetini ve hakimiyetini kaybetmiş” insan kalıbına uymadığını rahatlıkla görebiliriz. Hiç resim ve beden eğitimi derslerini dahi yedi sene boyunca İngilizce olarak yapmış bir Robert Kolej mezunuyla konuştunuz mu? Eğer böyle bir fırsatınız olmuşsa, Türkçeyi ne denli güzel ve doğru kullandığını ve bunu yaparken de hiç zorluk çekmediğini farketmişsinizdir. Bu örnekle de desteklenebileceği gibi, yabancı bir dili iyi konuşan bir insanın anadili muhakkak ki çok iyidir. Çünkü, kendi diline hakim olamayan biri, başka bir dili öğrenemez. Ayrıca, öğrencilerin Türkçe derslerini Türkçe olarak görmeye devam ettikleri ve Türkiye’de yaşadıkları sürece Türkçeyi unutacaklarını iddia etmek çok saçmadır. İnsan, yaşadığı dili unutmaz. Diğer taraftan, derslerini İngilizce olarak gören öğrencilerin bilgi eksikliği olacağı fikri kabul edilemez. Eğer bu fikir doğru olsaydı, ÖSS sınavında kolej öğrencilerinin diğer öğrencilerden açık arayla geride kalması gerekirdi ki, durum tam tersidir. Bu da gösteriyor ki, istenildiği takdirde hem mükemmel İngilizceye sahip hem de gayet başarılı öğrenciler yetiştirilebiliyor. Bu yüzden diyebiliriz ki, küçük yaşta İngilizce öğrenmeye başlamış, seneler boyunca da buna devam etmiş öğrencilerin, İngilizce işlenen dersleri kendi dilleri gibi gayet iyi anlayacağı ortada olan bir gerçektir. Zaten içinde yaşadığımız zamanda artık bu bir gereklilik olmuştur.

Küreselleşme sürecinde olan dünya küçülüyor ve bu da iletişim sayesinde oluyor. Ve bizler kabul etsek de etmesek de dünyada iletişim dili İngilizce. Dünyanın en büyük güçleri bu dili konuşmaya devam ettikçe kimse bunu değiştiremez. Dünyayla iletişim kurmak ve varolmak için İngilizceyi her alanda kullanabilmeliyiz. Bu durumda, biz de gelişmekte olan ve artık “gelişmiş” kategorisine girmek isteyen bir ülke olarak, daha fazla tartışarak vakit kaybetmek yerine, artık bu gerçekleri görmeli ve dünyaya seslerini başarılı birer Türk olarak duyurmak isteyen gençlere gerekli olanakları sağlamak, onları yalnızca bu ülke vatandaşı değil, aynı zamanda birer dünya vatandaşı olarak yetiştirmek için harekete geçmeliyiz.

AYRINTILI BETİMLEYİCİ TASLAK

(ONUR UÇA, TÜRK FUTBOLUNDA ŞİKE)

PARAGRAF 1:

Yapılan: Genelden özele inilerek önermenin hazırlanması ve sunulması. Birinci, ikinci ve üçüncü cümlelerde konu tanımlanıp, konu hakkında bilgi veriliyor. Dördüncü cümlede konu hakkında bilgi veriliyor. Beşinçi cümlede ise bu yargı destekleniyor. Altıncı ve yedinci cümlelerde bu destekleme daha özele indirgenerek devam ediyor ve önermeye hazırlanılıyor. Sekizinci cümlede de önerme sunuluyor.

Söylenen: Futboldaki rüşvet sayesinde sonuçlar bazı insanların istediği gibi şekillenmektedir, yani türk futbolunda şike vardır.

PARAGRAF 2:

Yapılan: Önermenin karşıtı düşünceler, somut kanıtlarla desteklenip ortaya konuluyor. Birinci cümle paragrafın düşüncesini anlatan geçiş cümlesi rolünü oynuyor. İkinci cümlede birinci cümle ve paragraf arasında bir geçiş cümlesi oluyor. Üçüncü ve dördüncü cümlelerde bu karşıt düşüncenin ilk somut kanıtı gösteriliyor. Beşinci cümlede ise ikinci kanıt belirtiliyor. Altıncı, yedinci ve sekizinci cümlelerde ise bu iki kanıtın ortak düşünceleri tekrar vurgulanıyor ve genelleniyor. Son cümlede ise bu karşıt düşüncenin son kanıtı gösteriliyor.

Söylenen: Türk futbolun şike yoktur, olması da mümkün değildir.

PARAGRAF 3:

Yapılan: Önermeye karşıt düşüncelerin kanıtlarla çürütülüp, önermenin yine aynı kanıtlarla savunulması. Birinci cümle, önermenin kanıtlarla savunulacağını haber veren bir geçiş cümlesi olarak kullanılıyor. İkinci cümleden başlanarak, sekizinci cümleye kadar önermeyi destekleyen bir kanıt sunuluyor. Sekiz, dokuz, on ve onbirinci cümleler ise diğer bir kanıtı açıklamak için yazılıyor. Son cümle ise paragrafı özetliyor.

Söylenen: Tüm aksi iddialara rağmen gerçek kanıtlar gösteriyor ki, Türk futbolunda şike vardır.

ARKADAŞ ELEŞTİRİSİ

Sevgili Onur

Güncel ve oldukça önemli bir konu seçmişsin. Bu konuyu da “kurşun asker” tarzıyla güzel işlemişsin. Başlığın ilgi çekici olmamakla birlikte konuya hakim. Önermen güzel, geliştirilmeye açık. Nitekim verdiğin örnekler ve tanık gösterme yoluyla önermeni desteklemişsin ve konuyu geliştirmiş. Ayrıca, somut ve güncel örneklerin okuyucunun yazıya inanmasını sağlıyor. Ancak bazı sorunlar var.

İlk olarak, birinci paragraftaki ilk ve ikinci cümlelerinde “şike”sözcüğü kullanılış tarzı bakımından gereksiz yere tekrar edilmiş izlenimi uyandırıyor, laf kalabalığı gibi görünüyor. Sanki yazıya iki kere girmişsin. Bu da giriş paragrafını karışık bir hâle getiriyor, yani giriş paragrafının ilk kısmında paragraf içi geçiş cümlelerin sorunlu. Ayrıca “şike işleriyle uğraşan insanlar” tanımı bana biraz garip geldi. Özellikle bu işle uğraşan insanlar mı var, bunlar futbol camiasının içinden değil mi? Burası biraz tutarsız olmuş, çünkü biraz sonra vereceğin örneklerle çelişiyor.

İkinci paragrafa geçince görüyoruz ki, paragraf başı geçiş cümlen güzel, paragrafta anlatacaklarına okuyucuyu hazırlıyor. Ancak, yeni bir paragrafa başladığın için, geçiş cümlesinde, bir önceki paragrafa ait bilgiler hakkında “bu, bunun gibi” yazmamanı tavsiye ederim. Bu, okuyucuyu geri dönmeye zorluyor. Paragrafta güzel örnekler vermişsin, önermene karşı görüşleri belirtmiş ve kalıbı anladığını göstermişsin. Son iki cümlede “bile” kelimesinin iki kez kullanımına dikkatini çekmek istiyorum çünkü bunlar akıcılığı bozulmasına yol açıyor.

Üçüncü paragrafında yine iyi ve iddialı bir paragraf başı geçiş cümlesiyle karşılaşıyoruz. Yine de düşünceni fazla çatallaştırmamak için “olmuş olan olaylar” yerine daha basit olarak “yaşanmış olaylar” diyebilirsin. Açıkçası ilk örneğini gayet iyi buldum. Gerek içerik olarak, gerekse anlatış tarzı olarak son derece uygun. Fakat ikinci örneğin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Örneğinde hiçbir açıklama yapmamışsın, herşeyi okuyucuya bırakmışsın. “Bilindiği gibi” demişsin ama herkes gündemi çok iyi takip etmiş olmayabilir. Şahsen ben bu olayı bildiğim halde, ilk örneğinden sonra bu örneği okuyunca birşeylerin eksik kaldığını düşündüm. Anlayacağın örneğini hiç desteklememişsin ve o da havada kalmış. Buna rağmen son cümleyi bağlayışın mantık açısından gayet iyi olmuş.

Yazına genel olarak bakarsak, imla ve noktalama hatalarına rastlamadım. Bunun yanında birkaç istisna dışında, cümlelerin söylemek istediğini kısa ve öz olarak söylüyor. Gereksiz yere uzayan cümleler kullanmamışsın, bu da genelde akıcılığı sağlamış. Eğer girişi biraz toparlar, son örneğini de geliştirirsen ortaya çok güzel bir yazı çıkacak.

Kategori: Eğitim


Rasgele...