Htr 311 Dönem Ödevi

Egitim kategorisine 12 Temmuz, 2007 tarihinde eklendi, 29 defa okundu

HTR 311 DÖNEM ÖDEVİ

“Yabancı Okullar Meselesi”

Hazırlayan: Cenk Demiroğlu (section no: 31)

İÇİNDEKİLER

I. Giriş

II. Osmanlı Toplum Yapısında Önemli Kavramlar

A. Müslim ve Gayr-i Müslim

B. Azınlık

C. Yabancı Kavramı

D. Misyonerlik

III. Cumhuriyet Öncesi Yabancı Okullar

A. Yabancı Okulların Açılması ve Gelişmesindeki Etkenler

1. Azınlık Hakları

2. Kapitülasyonlar

3. Misyonerlerin Faaliyetleri

B. Yabancı Okullar ve Azınlıklar İlişkisi

C. Hukuki Düzenlemeler

1. 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi

2. 1915 Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi

D. Milli Mücadele Döneminde Yabancı Okullar

IV. Lozan Antlaşması’nda Yabancı Okullar Sorununun Ele Alınması ve Çözümlenmesi

V. Cumhuriyet Döneminde Yabancı Okullar

A. Milli Eğitim Politikası

B. Hukuki Düzenlemeler

1. Kanunsal Düzenlemeler

2. Talimatnameler

C. Düzenlemelerin Uygulanması ve Karşılaşılan Sorunlar

VI. Başlıca Yabancı Okullar

A. Amerikan Okulları

B. Fransız Okulları

C. İngiliz Okulları

D. İtalyan Okulları

E. Alman Okulları

F. Avusturya Okulları

G. Bulgar Okulları

H. Rus Okulları

I. İran Okulları

J. Yugoslav Okulu

VII. Yabancı Okulların Türk Toplumuna Etkileri

A. Benimsetmeci Davranış Açısından

B. Eğitim Sistemi Açısından

VIII. Sonuç

IX. Kaynakça

Konuyla İlgili İstatistikler

A. 1923-1938 Arası Yabancı Okulların Gelişimi

B. 1939-1940 Arası Türkiye’deki Yabancı Okullar ve Öğrenci Sayıları

I. GİRİŞ

Bir ülkenin eğitim sistemi ne kadar etkiliyse, ülkeyi oluşturan bireyler de onu devam ettirmekte o kadar etkili olacaklardır. Eğitimde bütünlüğün sağlanamaması ve denetimden uzak kalmak, devlete muhalif ya da ondan üstün birtakım grupların ortaya çıkmasına sebep olur (Ertuğrul, 1998: 17). Nitekim, Osmanlı Devleti son dönemlerinde eğitim politikasını iyi yürütememiş ve de misyoner faaliyetler doğrultusunda eğitim veren yabancı okulların etkisini arttırmasına göz yumarak kendi sonunun başlangıç noktalarından birini hazırlamıştır. Osmanlı’nın yıkılmasıyla devri alan yeni Türk Devleti, eğitimde birliği sağlamayı bir amaç olarak bilmiş ve bu doğrultuda yabancı okulları denetim altına alarak ulusal, çağdaş ve laik esasları benimsemelerini sağlamıştır (Sezer, 1999: 1).

II. OSMANLI TOPLUM YAPISINDA ÖNEMLİ KAVRAMLAR

A. Müslim ve Gayr-i Müslim

Osmanlı’da halk, etnik kökenlerine göre değil devletin temelinde “Şeriat Hukuku” yattığı için Müslüman halk (Müslim) ve Müslüman olmayan halk (gayr-i müslim) olarak kategorize edilmiştir. Bir kişi, milleti ne olursa olsun, İslam dinine bağlı ise Müslim sınıfından sayılmıştır. Gayr-i müslimler ise, kelime anlamından anlaşılacağı gibi, Müslüman olmayanların oluşturduğu gruptur ancak bazı şartları kabul ederek halkın bir parçası olmuşlardır. İki grup arasındaki bu hukuk farklılığı Tanzimat Fermanı ile eşit düzeye kavuşulana dek sürmüştür (Ertuğrul, 1998: 23-25).

B. Azınlık

Azınlık, sosyolojik anlamıyla toplumdan ırk, dil, kültür gibi özellikleriyle ayrılan ve nüfusu genel nüfusa oranla daha küçük olan topluluklara denir. Osmanlı’da ise, azınlıklar kimliklerini korumuş ancak, özellikle Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler; yaşayışlarını Müslümanlarınkine benzer bir tarzda sürdürmüşlerdir (Ertuğrul, 1998: 25).

C. Yabancı Kavramı

Yabancı, bir toplumun esas yapısı dışında bulunan, o toplumun devletine vatandaş olarak bağlı olmayan dolayısıyla da özel sözleşmeler çerçevesinde oluşmuş yabancılar hukukuna göre hareket eden gerçek veya tüzel kişilerdir. Osmanlı’da yabancılar, Kapitülasyonlar sayesinde birçok alanda geniş imtiyazlara sahip olmuşlardır (Vahapoğlu, 1997: 30-31).

D. Misyonerlik

Misyon, kiliselerin Hıristiyanlığı yayma amacıyla Hıristiyan olmayan ülkelerde kurdukları teşkilatlara, misyoner ise bu teşkilatları yöneten ve de onlar adına faaliyet gösteren din adamlarına denir (Vahapoğlu, 1997: 32). Katolik ve Protestan misyonerlerin Osmanlı’daki yabancı okullar üzerinden yürüttüğü faaliyetler, ileriki bölümlerde daha detaylı bir biçimde anlatılacaktır.

III. CUMHURİYET ÖNCESİ YABANCI OKULLAR

A. YABANCI OKULLARIN AÇILMASI VE GELİŞMESİNDEKİ ETKENLER

1. Azınlık Hakları

Azınlıklar, Osmanlı’nın İslam Hukuku sayesinde birçok konuda geniş haklara sahiptiler ve gerçekte, sahip oldukları haklar temel alındığında pek de azınlık sayılmazlardı (Vahapoğlu, 1997: 18). Geniş haklara sahip oldukları konulardan biri de eğitim ve öğretimdi. Özellikle, 19. yy.daki Tanzimat ve Islahat Fermanları ile genişletilen azınlık hakları sonucunda, yabancılar da arkalarındaki emperyalist devletlerin her yönden nüfuz arttırıcı amaçlarına hizmet edebilmek için, jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemli bir bölgede bulunan Osmanlı Devleti sınırları içerisinde okullarını hızla açıp genişlemeye başladılar (Sezer, 1999: 6).

2. Kapitülasyonlar

Kapitülasyon, bir ülkede oturan yabancılara devletlerarası antlaşmalarla sağlanmış imtiyazlardır. Osmanlı’da kapitülasyonlar tek taraflı verilmiştir. Bir başka deyişle; Fatih Sultan Mehmet Han ile birlikte güçlü dönemlere giren Osmanlı Devleti, yabancılara bir lütuf olarak hoşgörü çerçevesinde birtakım karşılıksız imtiyazlar tanımıştır (Vahapoğlu, 1997: 70-71). Ancak, bu kapitülasyonlar devlet zayıfladıkça yabancıların Osmanlı içişlerine karışmalarını kolaylaştırmış ve de azınlıkların haklarını arama bahanesiyle okul gibi kurumları açmalarına yardımcı olmuştur (Sezer, 1999: 6-7).

3. Misyonerlerin Faaliyetleri

Hıristiyan olmayan ülkelerde dinlerini yaymak için örgütlenen misyonerler, Osmanlı egemenliğindeki bölgelere ayrı bir ilgi duyuyorlardı. Bunun sebepleri ise; Haçlı Seferlerinin başarısızlığa uğrayıp kutsal yerleri işgal edememesi ve, gizli bir sebep olarak, Osmanlı’nın hakimiyetindeki yerlerin ekonomik olarak jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemidir (Ertuğrul, 1998: 64-65). İlk olarak; Katolik Misyonerler, 17. yy.dan itibaren, Protestanlık ile mücadele gereğinden de dolayı, Osmanlı Devleti içerisinde faaliyetlerine başlamışlardır. Bu hareketin başını ise Fransızlar çekmiştir ve 19. yy. sonlarına kadar son derece başarılı olmuşlardır. Bu başarının altında, geniş kapitülasyonlar sayesinde artık Osmanlı’ya hami olabilen Fransız devlet adamları, Fransız yönetiminin her türlü desteği sağlaması ve Osmanlı’nın bu durumlar karşısındaki acizliği yatmaktadır. Katolik misyonerler, bu etkili dönemlerinde, birçok okul ve hastane kurarak emellerine kavuşmaya çalışmışlardır. Protestan misyonerler ise, Osmanlı’daki faaliyetlerine 19. yy. itibariyle başlamışlardır. Protestanlar, Islahat Fermanı’ndaki mezhep değiştirme fırsatından cesaret almış ve böylece Katoliklere karşı bir cephe oluşturmuşlardır. Protestan faaliyetler ilk başta İngiliz himayesinde gerçekleşmiş ve ,Katoliklerde olduğu gibi, Osmanlı’nın jeopolitik ve jeostratejik önemi yüzünden Amerika’nın dikkatini çekmiştir. Amerikan misyonerlerin 19. yy. itibariyle 100 milyon doları ve 1000’den fazla görevlisi olduğu tahmin edilmektedir. İlk kurumunu 1820’de İzmir’de açan Amerikan misyonerleri kısa sürede Osmanlı’nın dört bir yanına yayılmışlardır. Bunlardan 1863 yılında açılan Robert Kolej Bulgar komitacılarına lider yetiştirmiş, Beyrut Amerikan Protestan Koleji ise Arap milliyetçiliği fikrine öncülük etmiştir. Bu iki kurumdaki ana amaç bölücülüğe destektir (Vahapoğlu, 1997: 35-43). Vahapoğlu, “Osmanlı’dan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar (1997)” adlı kitabının 44. sayfasında, Üsküdar Amerikan Lisesi, İzmir Amerikan Lisesi ve Tarsus Amerikan Lisesi’nin bağlı olduğu SEV Vakfını yöneten American Board’un bir yayınına dayanarak, adı geçen liselerde, misyoner faaliyetlerin devam edebileceğinden bahsetmiş ve kitabının muhtelif yerlerinde de yabancı okul karşıtı bir hava yaratmıştır. Bir Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu olarak, kendisine cevabım şudur: BİZLER; LAİK, ÇAĞDAŞ ve ULUSÇU bir EĞİTİM ÇERÇEVESİNDE YETİŞTİK ve EMİNİM ki; BİZDEN SONRAKİ MEZUNLAR da AYNI ÇERÇEVEDE YETİŞTİRELEREK, BU MİLLETİ YÜCELTMEKTE ve İLERLETMEKTE ÖNCEKİ KUŞAKLARDAN ÇOK DAHA BAŞARILI OLACAKLARDIR.

B. YABANCI OKULLAR ve AZINLIKLAR İLİŞKİSİ

Yabancı okullar, genelde azınlıkların yoğun yaşadığı yerlerde kurulmuşlardır. Buradaki amaç, azınlıklar arasında milliyetçilik bilincini geliştirmek ve Osmanlı’yı bölmektir. Özellikle Ermeniler üzerinde etkili olmaya çalışan Amerikan okulları, Bulgar, Rum, Arap ve Yahudiler ile Kürtleri de etkilemeye çalışmıştır. Kürtler üzerindeki misyonerlik faaliyetleri, günümüzdeki Musul meselesinin temelini teşkil etmektedir. Bu tarz faaliyetler, 18. yy. başlarında Yunan, 19. yy. başlarında ise Bulgar ve Arap Devletlerinin kurulmasına öncülük etmiştir (Sezer, 1999: 9-10).

C. HUKUKİ DÜZENLEMELER

Osmanlı Devleti, eğitim sistemindeki karmaşıklık, azınlık ve yabancı okulların etkilerini arttırmaları sebeplerinden dolayı 19. yy.da eğitimle ilgili birtakım düzenlemeler yapmıştır. Başlıca düzenlemeler; 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile 1915 Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi’dir.

1. 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi

Eğitimin genel durumuyla ilgili bu nizamnamedeki bazı kararlar, doğrudan yabancı okullara yönelik olmuştur. Özel okul açabilme yetkisi, yatırım ve işletme maliyetini üstlenmek koşuluyla, Müslim ve gayr-i müslim halk dışında yabancılara da verilmiş ve bu tarz okullarda kullanılacak eserler ile eğitim verecek öğretmenlerin diplomalarının tasdik edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Böylece; Devlet, özel okul açmayı yabancı inisiyatifine bırakmış, ancak denetimi elinde tutmayı amaçlamıştır (Vahapoğlu, 1997: 117-125).

2. 1915 Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi

Bu talimatname, 1914’te kapitülasyonların kaldırılması kararının oluşturduğu fırsattan da yararlanılarak, yabancı okulları tam bir disiplin altına alabilme amacı ile düzenlenmiştir. Daha önceleri yabancı okul statüsünde gözükmeyen okullar bu statüye alınmış, yabancıların okul açmaları yasaklanmış, Türkçe ve Türkiye ile ilgili derslerin ağırlığı arttırılmış ve ruhsatname alınabilmesi için birçok zorunluluk getirilmiştir (Vahapoğlu, 1997: 137-140). Ancak, I. Dünya Savaşı’ndan dolayı pek çok yabancı okulun kapanmış olması bu talimatnamenin uygulanmasını zorlaştırmıştır. Osmanlı Devleti’nin savaştan yenik çıkarak imzaladığı mütareke sonucu, yabancı okullar tekrar açılmış ve Milli Mücadele döneminde sorun teşkil etmeye devam etmişlerdir (Sezer 1999: 11-12).

D. MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE YABANCI OKULLAR

I. Dünya Savaşı sonrası İtilaf Devletlerince haksızlığa uğratılan Türk Milletinin ulusal bilinci su üstüne çıkmış ve 23 Nisan 1920’de TBMM Hükümetinin kurulması ile organize hale gelmiştir. Her konuda “milli” bir politika izleyen TBMM Hükümeti, bazı yabancı okulların azınlıklara ve işgal kuvvetlerine destek verdiğini saptamıştır. Özellikle; 19. yy. sonlarında Ermeni lehi çalışmalarda bulunan Merzifon’daki Anadolu Koleji’nin (Anatolia College) I. Dünya Savaşı sonrasında da Pontus Rumlarına, Antep’teki Merkezi Türkiye Koleji’nin (Central Turkey College) ise Fransız işgal kuvvetlerine destek verdikleri tespit edilmiş ve dolayısıyla derhal kapatılmışlardır. TBMM Hükümeti, olumsuz faaliyetler gösteren yabancı okullara karşı takındığı bu karalı tutumuyla, Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi’ni yürürlükte tutmuş, hatta; yeni bir okul açmak isteyen Amerika’nın isteğini talimatnameye dayanarak reddetmiştir. Ancak; hükümet, yabancı okullarla ilgili peşin hükümlü olmamış ve Fransızlarla, 20 Ekim 1921’de, yabancı okullar meselesini çözüme bağlayacak olan Lozan Anlaşmasına örnek teşkil edecek Ankara İtilafnamesini imzalayarak, ülke çıkarlarına ters düşmemesi koşuluyla, yabancı okulların varlığını kabul etmiştir (Sezer, 1999: 12-15).

IV. LOZAN ANTLAŞMASI’NDA YABANCI OKULLAR SORUNUNUN ELE ALINMASI VE ÇÖZÜMLENMESİ

21 Kasım 1922 tarihinde başlayan Lozan Konferansı, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile sona ermiş ve Türkiye’nin geleceği ile ilgili birçok konuya çözüm getirmiştir. Bu antlaşmadaki ana başlıklardan bir tanesi de yabancı okullar meselesi olmuştur.

Lozan Antlaşması çerçevesinde yabancı okulların hukuken tanınması, Türk Delegasyonu başkanı İsmet İnönü ile İngiliz, İtalyan ve Fransız temsilcilerinin karşılıklı mektupları temel alınarak prensibe bağlanmıştır. Buna göre; Fransa, İngiltere ve İtalya’ya ait, 30 Ekim 1914’ten önce varlıkları kabul edilen öğretim kurumları tanınmış; diğer kurumların ise Türk kurumlarına uygulanacak hukuki düzenlemelerle aynı olacak şekilde uygun biçime getirileceği belirtilmiştir (Vahapoğlu, 1997: 199-200). Bu mektuplarla oluşan prensipler, diğer ilgili ülkelerin öğretim kurumlarına da yansıtılmış ve İkamet ve Adli Salahiyet Mukavelenamesinin 20. maddesi gereğince yedi yıllık geçerlilik süresine tabi olmuştur. Lozan’da taraf olmadığı için, ABD ile 6 Ağustos 1923’te ayrıca bir anlaşma yapılmış ve Amerikan öğretim kurumları da tanınmıştır (Sezer, 1999: 16).

V. CUMHURİYET DÖNEMİNDE YABANCI OKULLAR

A. MİLLİ EĞİTİM POLİTİKASI

29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitimde amaçladığı esaslar; milliyetçi, halkçı, inkılapçı, laik cumhuriyet vatandaşları yetiştirmek, ilköğretimin genelleşmesini sağlamak ve gelecek nesilleri her türlü eğitim seviyesinde çağdaş ve akılcı bilgilerle donatmaktır. Eğitimdeki bu esasların temelinde Batılılaşma ve Milliyetçilik politikaları yatmaktadır. Dolayısıyla da; yabancı okullara bu politikalar ışığında yeni düzenlemeler getirilmiştir (Sezer, 1999: 17-19).

B. HUKUKİ DÜZENLEMELER

Osmanlı dönemindeki yabancı okullara yönelik düzenleme çalışmaları, gerek kapitülasyonların getirdiği ağır şartlar, gerekse Osmanlı toplum yapısının kozmopolitliğinden dolayı uygulama safhasında başarısızlığa uğramıştır. Ancak; bu düzenlemeler, kapitülasyonlardan arınmış ve homojen bir toplum yapısına kavuşmuş Türkiye Cumhuriyeti döneminde tekrar rahatça ele alınmış ve de; kanunlar, tamimler ve talimatnameler şeklinde uyarlanarak geliştirilmiştir.

1.Kanunsal Düzenlemeler

Kanunsal düzenlemelerde en önemli adım, 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-

i Tedrisat Kanunu (Öğretimin Birleştirilmesi) ile atılmıştır. Bu kanunla, tüm eğitim ve öğretim kurumları birlik altına alınarak, milli ve laik eğitim politikası benimsetilmek istenmiştir. Öncelikle kendi okullarını hizaya alan devlet, çok geçmeden misyonerlik amaçlı yabancı okullara yönelmiş ve bu okulları, her türlü dini kavram ve hareketten arındırmaya çalışmıştır. Devlet, ilk anayasa olan 20 Nisan 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 80. maddesinde yer alan hükümle; tüm eğitim ve öğretim kurumları üzerindeki denetim hakkını somutlaştırmıştır. Devletin bu denetim hakkı, ilerleyen tarihlerde MEB’da toplanmış ve her türlü okulun açılışı MEB’in ruhsat ve iznine tabi tutulurken, derecelerinin tayini de gene MEB’na verilmiştir.

23 Mart 1931’de kabul edilen 1778 sayılı kanuna göre; öğrencilerin küçük yaşta laik ve milli bir eğitimden uzak kalmaları endişelerinden dolayı, Türk çocuklarının yabancı okullara gitmesi yasaklanmış, bunun sonucunda da; birçok yabancı ilkokul öğrencisizlikten kapanmak zorunda kalmıştır (Sezer, 1999: 20-25).

1961 tarihli TC Anayasasının 21. maddesindeki “Herkes bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir/ Eğitim ve öğretim devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir/ Özel okulların bağlı oldukları esaslar devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak kanunla düzenlenir. Çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” hükümleri, eğitim ve öğretimdeki özgürlüğün, devletin denetimine bağlılığını ve özel okulların, devlet okullarıyla aynı amaçlara hizmet etmesi gerekliliğini belirtilmiştir. Bu kanunla ortaya çıkan, yabancı okulların hukuki durumlarının düzenlenmesine yönelik kanun fikri 1965 yılında gerçekleştirilmiştir (Vahapoğlu, 1997: 227-229).

2. Talimatnameler

Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi, araştırmanın “Cumhuriyet Öncesi Yabancı Okullar” başlığı altındaki “Hukuki Düzenlemeler” kısmında da belirtildiği gibi, yabancı okulların her türlü denetimine yönelik son derece kapsayıcı bir düzenleme olup, Osmanlı’nın talimatnameyi yayınladığı zamanlardaki aciz durumu yüzünden layıkıyla uygulanamamıştır. Ancak; TC Devleti, bu talimatnameyi yürürlükte tutmayı başarmış ve başka yabancı okulun açılmasını engelleyerek, mevcutlarının da eğitimde millileşmesini ve ruhsat almasını sağlamıştır. Ayrıca, 1935 yılında yayınlanan Yabancı Okullar Yönergesi ile, Türkçe ile Türkçe kültür derslerinin yabancı okullarda okutulması hususu sıkılaştırılmış ve bu okulların ilave şubeler açamayacağı vurgulanmıştır. Bu vurgulama, Özel Okullar Direktörlüğü’nün 1938 tarihli bir genelgesi ile biraz daha yumuşatılmıştır (Sezer, 1999: 25-31).

C. DÜZENLEMELERİN UYGULANMASI VE KARŞILAŞILAN SORUNLAR

Tam Bağımsızlık ilkesini özgürce uygulayabilecek hale gelmiş TC Devleti, Katolik ve Protestan kimlikli yabancı okulları laik bir eğitime geçirmiş, Türk kültürüne ağırlık veren ve çoğunluğunu Türk öğrencilerin oluşturduğu yabancı okullar yaratmış, öğretimde birliği sağlayarak yabancı okulları denetim altına almış ve kurallara uymayanları kapatmıştır.

Elbette ki, bu uygulamalar sırasında bazı sorunlarla karşılaşılmıştır. Yabancı okulları kendi emperyalist emellerini gerçekleştirmek için araç olarak kullanan devletler, Türkiye’nin uygulamalarına karşı çıkmış ve uluslar arası ilişkilerde gerginlik yaratmışlardır fakat Türk hükümeti her türlü krizi çözümlemeyi bilmiştir. Yabancı okullara yönelik düzenlemelerin uygulanmasında bağımsızlığında ödün vermeyen devlet, uyum göstermedikleri gerekçesi ile birçok Fransız ve İtalyan okulu ile Beyoğlu’ndaki İngiliz Kız Okulu’nu (High School for Girls) kapatmıştır. Ayrıca, üç Müslüman Türk kızına din değiştirtecek kadar yoğun Hıristiyanlık propagandası yapan Bursa Amerikan Koleji derhal kapatılmıştır. Tarihte “Bursa Olayı” olarak anılan bu durum, Türklerin Amerikan okullarına bakış açısında son derece negatif etkiler yaratmış, ancak akabindeki diplomatik çalışmalar sonucu Amerikalıların Talas’ta Türkleştirilmiş bir okul açmalarıyla tatlıya bağlanmıştır. Türk devletinin yabancı okullara yönelik bu etkin tutumları, Hıristiyanlık misyonundan saptıklarını düşünen misyonerlerin, yerlerini asıl misyonun “insanlığa hizmet” olduğuna inanan misyonerlere bırakmasına neden olmuştur (Sezer, 1999: 36-54).

VI. BAŞLICA YABANCI OKULLAR

A. AMERİKAN OKULLARI

En yaygın yabancı okul ağına sahip Amerikan misyonerleri, ilk okullarını 19. yy. başlarında ilköğretim seviyesinde, Protestan cemaatinin çocuklarına yönelik açmışlardır. Ancak, Amerika ile ticaretin gelişmesi ve kapitülasyonlar tanınması sonucu; Amerikalılar zaten Protestanlığa çekmekle uğraştıkları Ermenilerle bir de maddi bağ kurmuş ve günümüzdeki Ermeni Lobisinin ilk temelleri atılmıştır. İlkokullardan sonra açılan Amerikan okulları, Ermeni cemaatini himaye altına alan ve misyonerlerden çok özel vasıflı kişilerden oluşan ortaöğretim kurumları ve kolejler olmuşlardır. Bu okullar, hem Protestanlığı yaymayı, hem de Amerikan kültürünü ve ticari çıkarlarını yaymayı amaçlamışlardır (Ertuğrul, 1998: 161-163).

Başlıca Amerikan okulları; Harput Amerikan Koleji, Merzifon Amerikan Koleji, Milletlerarası İzmir Koleji, Tarsus Saint Paul Enstitüsü (Tarsus Amerikan Koleji), Antep Amerikan Koleji, Maraş Amerikan Okulu, Beyrut Amerikan Üniversitesi, Apostolik Enstitüsü, Robert Kolej ve Üsküdar Amerikan Lisesi’dir. Bunlardan İzmir ve Üsküdar Amerikan Liseleri ile Robert Kolej ve Beyrut Amerikan Üniversitesi halen faaliyettedir.

B. FRANSIZ OKULLARI

Mazileri Fatih dönemine dayanan Fransız okulları, Amerika’nın beslediği ve hızla gelişen Protestan misyoner okullarına karşı, Fransa’dan siyasal ve maddi destek alarak, gayesi Roma ve Bizans Kiliselerini birleştirmek olan Katolik misyonunun aracı olmuşlardır. Osmanlı eğitim ve kültür hayatını oldukça etkilemiş olan bu okullar, toplumun Batılılaşma sürecinde de önemli rol oynamışlardır (Ertuğrul, 1998: 181).

Başlıca Fransız okulları, halen faaliyette bulunan Saint Benoit, Notre Dame De Sion, Saint Joseph ve Galatasaray Lisesi (Sultanisi)’dir.

C. İNGİLİZ OKULLARI

Osmanlı’da Protestan misyonerliği faaliyetlerinin Amerikalılarca yüklenilmiş olması, İngilizlerin Yahudiler dışında misyonerlik yapmasını engellemiştir. Ancak, İngilizler misyonerlikten çok siyasi ve ekonomik amaçlarla, İstanbul’da 83 (1917’deki sayı), Orta Doğu’da ise 36 (1899-1903) okul açmışlardır. Buradaki siyasi amaç, Arap milliyetçiliğini uyandırarak Osmanlı’yı içerden çökertmektir. Böylece Osmanlı’nın bölgedeki nüfuzunu kıracak İngilizler, asıl ekonomik amaçları olan petrole ulaşacak ve günümüzdeki Musul Sorununun temelini oluşturacaklardır (Ertuğrul, 1998: 190-191).

D. İTALYAN OKULLARI

İtalyanlar, özellikle Galata semtinde yoğun olarak yaşayan Cenevizliler başta olmak üzere, Osmanlının eski ahalilerindendir. Katolik misyoner okullarının kurulduğu günlerde İtalya’da bir birliğin olmaması, İtalyanları bu tarz faaliyetlerden uzak tutmuş ve İtalyan çocukları, Fransız okullarında eğitim görmüşlerdir. Ancak İtalyanlar, güçlenen Fransız kültürü karşısında dillerini ve kültürlerini koruyabilmek ve geliştirmek için okullar kurmuşlardır. Özellikle sanayi ve ticaret alanlarında etkili bir eğitim veren bu okullardan günümüze kadar süregelenleri; İtalyan Lisesi, İtalyan Ticaret Lisesi ve Giustiniani Okuludur (Ertuğrul, 1998: 192-196).

E. ALMAN OKULLARI

1870’de siyasal birliklerini kuran Almanlar, Orta Doğu’daki nüfuzlarını arttırabilmek için çeşitli teşkilatlar kurmuşlardır. Bu teşkilatların Katolik misyonerliği, misyoner gazeteciliği, Protestan misyonerliği ve Kudüs ile ilgilenme gibi faaliyetleri olmuştur. Lutheran Rahipler Birliği ise, Alman eğitim kurumlarını en iyi şekilde örgütlemiş olan teşkilattır. Günümüzde bilinen en önemli Alman eğitim kurumu, halen faaliyet gösteren İstanbul Alman Lisesi’dir (Ertuğrul, 1998: 197-198).

F. AVUSTURYA OKULLARI

Diğer yabancı okullara nispeten siyasi amaçlardan uzak duran Avusturya okulları, 19. yy. sonlarında Lazarist misyonerler tarafından açılmıştır. O zamanlarda kurulan Sankt George Avusturya Lisesi (Kız ve Erkek kısmı olarak ikiye ayrılır), I. Dünya Savaşı sonlarından Cumhuriyetin ilanına kadar İtilaf Devletlerince kapalı tutulmuş, ancak TC Devletince tekrar açılarak, günümüzün saygın eğitim kurumlarından biri haline gelmiştir (Ertuğrul, 1998: 198-199).

G. BULGAR OKULLARI

Rumlar gibi Ortodoks Kilisesine bağlı olan Bulgarlar, Rumlarla aralarının bozulması sonucu; Eksarhlık denilen ruhani bir daireye bağlanmış ve Slav ve Sırp kültürüne yaklaşarak ırkçı ve bölücü faaliyetlere yönelmişlerdir. Resmi olarak tespit edilebilen 212 adet Bulgar okulu, eğitimden çok milliyetçilik ve bağımsızlık fikirlerini yaymakla ilgilenmiştir (Ertuğrul, 1998: 201).

H. RUS OKULLARI

Ortodoks misyonerliği kanalıyla siyasi etkinliklerini arttırmak isteyen Ruslar, İstanbul ve Suriye’de çeşitli Rusça eğitim veren çeşitli derecelerde okullar açmışlardır. Günümüzde Ruslara ait hiçbir yabancı okul bulunmamaktadır (Ertuğrul, 1998: 200).

I. İRAN OKULLARI

İranlılar, kendi tebaalarının eğitimini sağlamak için, Osmanlının çeşitli dönemlerinde ve çeşitli coğrafyalarında okullar açmışlardır. Bunlardan 1884 yılında İstanbul’da açılan ilkokul, günümüzde İran İslam Cumhuriyeti İlkokulu adıyla faaliyetini sürdürmektedir. (Ertuğrul, 1998: 200-201).

J. YUGOSLAV OKULU

Yugoslav okullarının ne zaman ve ne amaçla kurulmuş oldukları bilinmemesine rağmen, devlet istatistiklerinde Yugoslavya’ya ait 70 kişilik bir ilkokuldan bahsedilmektedir. Bu okul, 1933’te mali sıkıntılarından dolayı kapanmıştır (Sezer, 1999: 158-159).

VII. YABANCI OKULLARIN TÜRK TOPLUMUNA ETKİLERİ

A. BENİMSETMECİ DAVRANIŞ AÇISINDAN

Yabancı okulların asıl amaçları, dini propaganda yoluyla Hıristiyanlığı bağlı oldukları mezhep çerçevesinde aşılamak ve kendi kültürlerini benimseterek yandaş kazanmaktı. Cumhuriyet ile birlikte misyonerliğin yasaklanmasına rağmen, yabancı okullar amaçlarına ulaşmak için tabiat ve kültür derslerinde dini olmayan sözcüklerle, Hıristiyanlık telkini yaparak, Türk sosyal-kültürel hayatında temelli değişiklikler yapmaya çalışmışlardır. Ayrıca, her yabancı okul, yetiştirdiği Türk çocuklarının kozmopolit birer yapıya kavuşması gerektiğini savunarak, kendi ülkesinin kültürünü ön planda tutmuştur. Ancak, meydana gelen olaylar (Robertli bir öğretmenin, gelen turist kafilesine Türkleri “eşek” olarak telaffuz etmesi gibi), bu okullardaki görevlilerin aslında Türk kültürünü aşağılama seviyesinde olduklarını göstermektedir (Sezer, 1999: 119-125).

B. EĞİTİM SİSTEMİ AÇISINDAN

Yabancı okulların yarattığı tüm bu olumsuz etkiler yanında, Türk toplumuna katkı niteliğinde etkileri de olmuştur. Bunların başında, Türk eğitim sistemine örnek teşkil etmeleri gelir. Çağdaşlaşmayı isteyen Türk toplumu Batı’nın ilim ve tekniğini benimsemeye gerek duymuştur. Bir öğretmene düşen öğrenci sayısı, Türk okullarına nazaran çok daha uygun olan yabancı okullar, pozitif bilimlerdeki yeterli donanımları, yabancı dil öğretme kabiliyetleri, ve ilim ve tekniği teorik ve pratik olarak öğreten kaliteli programlarıyla, Türk Milli Eğitimine örnek olmuşlardır (Sezer, 1999: 125-127).

VIII. SONUÇ

İlk zamanlarında misyonerlik faaliyetlerine ve emperyalist emellere araç olmaları için kurulan yabancı okullar, Osmanlı Devleti’nin çöküşünde önemli etkenlerden biri olmuş, fakat yeni Türkiye Devleti’nin kurulması ile birlikte getirilen çeşitli düzenlemeler ve akabindeki uygulamaları sayesinde, denetim altına alınarak bu zararlı faaliyetlerinden ve arkalarındaki kötü niyetli destekçilerinden arındırılmıştır.

Günümüzde; yabancı okullar, kaliteli eğitimin verildiği birer saygın eğitim kurumu haline gelerek, Türk toplumuna ve küreselleşen dünyaya katkı sağlamaktadır. Ancak; yabancı okulların seçilerek eğitilmiş öğrencileri, okullarının uluslar arası eğitim arenasındaki güçlü referanslarının yarattığı fırsattan yararlanarak, eğitimlerini ve iş hayatlarını yurtdışında devam ettirmeyi seçmektedirler ve bu da, yarınlarını iyi eğitilmiş gençlere emanet etme ihtiyacı duyan ve zor günler geçiren Türkiye’de, bir beyin göçü oluşturmaktadır. Bu hususun arkasındaki suçlunun, yabancı okullar mı yoksa bu gençlere miras kalmış, çürük sosyo-ekonomik yapı mı olduğu ise; ayrı bir araştırma ve tartışma konusudur.

KAYNAKÇA

ERTUĞRUL, Halit, “Azınlık ve Yabancı Okulları Türk Toplumuna Etkisi”,

Nesil Basım Yayın, İstanbul, 1998

SEZER, Ayten, “Atatürk Döneminde Yabancı Okullar (1923-1938)”, T.T.K. Yay.,

Ankara, 1999

VAHAPOĞLU, M. Hidayet, “Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar”,

M.E.B. Yay., Ankara, 1997

X. KONUYLA İLGİLİ İSTATİSTİKLER

A. 1923-1938 Arası Yabancı Okulların Gelişimi

YABANCI İLKOKULLAR

Ders Yılı

Okul Sayısı

Öğretmen Sayısı*

Öğrenci Sayısı

1924-1925

87

575

249

3838

3459

1928-1929

81

5043

540

5085

5647

1932-1933

44

113

178

3050

3978

1937-1938

22

44

89

809

964

YABANCI ORTAOKULLAR

1924-1925

1230

670

1928-1929

1462

985

1932-1933

15

92

165

1512

924

1937-1938

10

128

104

1649

1630

YABANCI LİSELER

1924-1925

563

370

1928-1929

614

348

1932-1933

13

268

143

457

251

1937-1938

13

133

59

672

498

Kaynak: İstatistik Yıllığı, 1939-1940, Yayın No: 159, C. 11, s. 480-482.

* Ortaokul ve Liselerin 1923-32 yılları arasındaki öğretmen sayıları ilkokullarda gösterilmiştir.

B. 1939-1940 Arası Türkiye’deki Yabancı Okullar ve Öğrenci Sayıları

OKUL SAYILARI

ÖĞRENCİ SAYILARI

İlk

Orta

Lise

Toplam

Ana Sınıfı

İlk Kısım

Orta Kısım

Lise Kısmı

Alman

163

361

229

Amerikan

566

548

Bulgar

100

20

Fransız

12

26

335

1216

770

İngiliz

27

234

İran

114

İtalyan

61

602

376

223

Toplam

10

10

12

32

93

1341

2773

1770

Kaynak: TC Maarifi, 1940-41, İst. 1941, s.133 (Bu tabloda, o tarihlerde faaliyette bulunan iki

Avusturya Okulu gösterilmemiştir.)

Yorum Yaz

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.