-üniversite-
12 Temmuz 2007
-ÜNİVERSİTE-
Üniversite sözcüğü Ortaçağda batıda ortaya çıkmıştır. O zamanlar bu sözcük sadece yüksek düzeyde öğretim yapan öğretmen ve öğrenciler topluluğunu tanımlıyordu.Bugünkü anlamına daha sonra kavuştu.Bugünkü anlamıyla üniversite; Fakülte, yüksekokul ve benzeri birimlerden oluşan, yüksek düzeyde eğitim-öğretim, bilimsel araştırmalar yayın yapan, bilimsel özerkliğe ve tüzel kişiliğe sahip kamu kuruluşudur.
Çağdaş yükseköğretimin kökenlerini Eflatunun Academiasına (M.Ö. 400), Aristonun Lyceumuna (M.Ö. 387), Çindeki İmparatorluk Akademisine (M.Ö.124) ve hatta bir araştırma kurumu niteliğini de taşıması nedeniyle İskenderiye Müzesine (M.Ö. 330-200) kadar götürmek mümkündür. Ancak, günümüzdeki yükseköğretim sisteminin en önemli kurumunu oluşturan üniversitenin prototipleri olan Bologna Üniversitesinin 1088, Paris Üniversitesinin 1160, Oxford Üniversitesinin ise, 1167 yılında kurulduğu göz önüne alındığında, çağdaş yükseköğretimin yaklaşık 900 yıllık bir geçmişe sahip olduğu genellikle kabul edilen bir husustur.
Dokuz yüz yıl içinde çeşitli aşamalardan geçerek gelinen bugünkü noktada, bir ülkenin yükseköğretim sisteminin;
(1) Araştırma üniversiteleri,
(2) Kitlesel eğitim yapan üniversiteler,
(3) Kısa süreli mesleki eğitim yapan kurumlar,
(4) Uzaktan öğretim kurumları,
(5) Ticari amaçla uzaktan öğretim yapan kuruluşlar,
(6) Şirketlerin bünyelerindeki eğitim birimleri.
olmak üzere altı ana türdeki kurum ve kuruluştan oluştuğu görülmektedir. Bunlardan son ikisinin sistem içindeki oranları henüz çok az olmakla birlikte, özellikle ileri ülkelerde son yıllarda gelişme eğilimindedirler.
Türkiyede ilk üniversite İstanbulda 1863 yılında Darulfünun adıyla kuruldu, ancak uzun ömürlü olmadı. Yalnız fizik, zooloji, botanik ve tarih okutulan bu yüksek okulda profesörlerden birinin, canlıların oksijensiz yaşayamayacağını göstermek için bir güvercini kapalı bir fanus içinde bırakarak ölümüne neden olması ve bir başka profesörün derste Peygamberlik bir sanattır demiş olması yüzünden kısa sürede kapatıldı.1900 de yeniden açılan Darulfünuna daha önce kurulmuş bulunan tıp ve hukuk fakülteleri de bağlandı.Bu sefer üniversitenin 5 fakültesi ve 2 yüksek okulu vardı.Ne var ki bu darulfünun da önemli bir varlık gösteremedi.
1933 de Atatürkün emriyle Darulfünun kapatıldı.Ve onun yerine bugünkü İstanbul Üniversitesi kuruldu.Yeni kurulan üniversitede eski öğretim üyelerinden bir bölümü görevlendirildi.Ayrıca Avrupa üniversitelerinden çağrılan yabancı bilim adamlarına da görev verildi.Ve Avrupa öğrenim görmüş gençlerden doçent ve asistanlar atandı.böylece Türkiyede ilk çağdaş üniversitenin temeli atılmış oldu.
Kasım 1981de yürürlüğe giren 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununun uygulamaya konmasından sonra 1982 de yapılan düzenlemeyle bütün üniversiteler akademiler ve yüksek okullar 27 üniversite halinde yeniden düzenlenip örgütlendi.Üniversitelerin yönetim ve denetimi Yüksek Öğretim Kurulu(YÖK) adıyla kurulan 25 kişilik bir üst kuruluşa bağlandı.
Üniversiteleri devlet başkanının atadığı rektörler yönetir.Üniversiteler fakülte ve yüksek okullara, bunlar da ayrıca bölümlere ve enstitülere ayrılmıştır.Her üniversitenin başında bir rektör, her fakültenin başında bir dekan, her bölümün başında bir bölüm başkanı, her enstitü ve yüksek okulun başında bir müdür bulunur.
Üniversitelerin asıl görevi öğretim ve araştırmadır, bu nedenle uygun bir yönetim sistemi bu çalışmaları olabildiği kadar verimli kılmalıdır. Bu ekonomist için yüksek verim, her bir birim girdiden en yüksek çıktıyı elde etmektir. Bu ise kıt olan unsurların özenle harcanmasını gerektirir; öğretim üyelerinin zamanının olabilecek en verimli biçimde kullanılması sağlanmalıdır. Üniversitenin asıl görevi öğretim ve araştırma olduğuna göre; kuruluşun tümü, öğretim üyelerine görevlerini yapabilmeleri için yüksek düzeyde fırsat verecek ve olabildiği kadar onların bu amaçtan sapmalarını azaltacak ve özellikle gereğinden çok idari göreve ayrılmalarını resmi olarak özendirmeyecek biçimde örgütlenmelidir. Bu öncelikler, öğrenciler içinde aynı derecede söz konusudur: Yönetimin yapısı, öğrencilerin asıl hak ve sorumluluklarının ders çalışmak olduğunu, diğer etkinliklerin, yaşam deneyimi kazanmakta önemi ne olursa olsun, ikinci planda kalacağını (bu okul sporları için bile geçerli) yansıtmaktadır demektedir
Kategori: Eğitim