Türkiye’nin Dış Ticareti
12 Temmuz 2007
Türkiye’nin Dış Ticareti
a-)ihracat
İhracatın 1980-1995 dönemindeki gelişimi incelendiğinde, 1980’de 2,9 milyar dolar olan ihracat, ekonominin dışa açılabilmesi ve dünya ekonomileri ile entegre olabilmesi için başlatılan teşvik uygulamalarının sonucunda iyi bir performans göstererek yaklaşık 4,5 kat artmış ve 1990 yılında 13 milyar dolar seviyelerine gelmiş; ancak, çeşitli iç ve dış faktörlerin olumsuz etkisiyle 1990-1993 döneminde artış hızı yavaşlamış, anılan dönem boyunca ancak 15 milyar dolar düzeyine gelebilmiştir.
Bu dönemde her ne kadar GSMH’nın yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 6 civarında gerçekleşmiş olsa da, söz konusu büyümenin kaynağını yüksek kamu açıkları, kontrolsüz bir şekilde artan kısa vadeli sermaye girişi ile desteklenen iç talep genişlemesi gibi faktörlerin oluşturması ve ayrıca 1990-94 yılları arasında gelişmiş ülkelerde ve özellikle Avrupa ekonomisinde durgunluk yaşanması, makro ekonomik göstergelerde bozulmayı beraberinde getirmiştir. Söz konusu bozulma neticesinde döviz kurlarında yaşanan dalgalanmalar ve sonrasında uygulanan kur politikaları, ihracatın seyrinde önemli bir rol oynamıştır.
Nitekim, yaÅŸanan geliÅŸmeler neticesinde 1994 yılına girildiÄŸinde cari iÅŸlemler açığı 6,4 milyar dolar ile GSMH’nın yüzde 3,5′ine, kamu kesimi borçlanma gereÄŸinin GSMH’ye oranı ise yüzde 10,6′ya ulaÅŸmış, ekonomideki yüksek enflasyon oranı, kamu açıkları ve artan iç ve dış borç stoku gibi kronikleÅŸen sorunların sonucunda, 1994 yılında ekonomi krize girmiÅŸ ve 5 Nisan Kararları uygulamaya konulmuÅŸtur.
1994 yılında TL’nin yüksek oranda değer kaybetmesi, Türkiye’nin uluslar arası piyasalardaki rekabet gücünü olumlu yönde etkilemiş ve 1994 ve 1995 yıllarında ihracat iyi bir performans göstererek sırasıyla yüzde 18 ve yüzde 19,5 oranında artış kaydetmiştir. 1995 yılında ihracatın yüksek oranda artışı, TL reel olarak önemli oranda değerlenmesine rağmen, büyük ölçüde dünya ticaretindeki artıştan kaynaklanmıştır.
Ancak, ihracatta yaşanan artış oranları süreklilik gösterememiş, 1995 yılında iç talebin canlanması ve ihracat içinde önemli bir paya sahip olan OECD ülkelerinin büyüme hızlarındaki yavaşlama gibi olumsuzluklardan ötürü, 1995 yılı Temmuz ayından itibaren ihracat artış hızında gerileme başlamıştır.
1996 yılında yüzde 7,3 oranında gerçekleÅŸen ihracat artış hızının yavaÅŸlamasının en önemli sebebi, dünya ticaretinin büyüme hızındaki gerilemedir. Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, dünya ticaret hacmindeki artış 1995 yılında yüzde 9,1 iken 1996 yılında yüzde 5,4′e düşmüştür.
İhracatın 1997 yılında bir önceki yıla kıyasla daha hızlı gelişme göstererek yüzde 13,1 oranında artması ve 26,2 milyar ABD doları düzeyine çıkmasının esas nedeni, yılın ikinci yarısında Asya’da ortaya çıkan mali krizin etkilerine rağmen, dünya hasılasında kaydedilen önemli ölçüde büyüme sonucunda artan dış talep olmuştur. Nitekim, dünya hasılasının büyümesine paralel olarak, Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 1997 yılında mal ticareti hacmi yüzde 10,7 oranında artış göstererek, 1976 yılından sonra kaydedilen en yüksek artış hızına ulaşmıştır.
Ancak, 1997 yılı ortalarından itibaren, önce Uzakdoğu ülkelerinde mali piyasalarda başlayan kriz, zamanla reel sektörü de kapsamış ve bunun sonucu olarak, 1998 yılında dünya ekonomisinin büyümesi sadece yüzde 2,2 oranında kalırken, dünya ihracatı ise yüzde 1,6 oranında gerilemiştir. Söz konusu gelişme doğal olarak Türkiye’nin ihracatını da olumsuz etkilemiştir. Özellikle küresel krizin 1998 yılı Ağustos ayında, Türkiye’nin en önemli pazarlarından birisi durumundaki Rusya’ya sıçraması, ihracatın artışını engellemiştir. Dünya talebindeki daralma ve dünya mal fiyatlarında gözlenen düşmeden Türkiye’nin dış ticareti önemli ölçüde etkilenmiş ve 1998 yılında ihracat ancak yüzde 2,7 oranında artarak 27 milyar dolar olmuştur.
1998 yılının ikinci yarısından itibaren ülke ekonomisinde yoğunlaşan sorunlar, üretim ve tüketimde daralmaya yol açmış, GSMH artışı, imalat sanayii üretim artışı ve kapasite kullanımında olumsuz gelişmeler gözlenmiştir. Ayrıca, 1997 yılının yaz aylarında Uzakdoğu’da başlayan ve 1998 yılı Ağustos ayında Rusya’da meydana gelen ekonomik çöküntü ile daha da derinleşen global ekonomik kriz, etkilerini 1999 yılında da hissettirmiştir. Bunun yanı sıra, 17 Ağustos ve daha sonra yaşanan depremlerin sonucunda yüzde 6,1 oranında daralan ülke ekonomisi ihracatı da olumsuz yönde etkilemiş olup, 1989 yılından itibaren sürekli artış gösteren ihracat 1999 yılında yüzde 1,4 oranında azalarak 26,6 milyar dolara gerilemiştir.
2000 yılı, ihracat açısından zor bir yıl olmuştur. Ekonomik Programın ilk yılında, enflasyon hedefine paralel olarak yürütülmekte olan “Yönlendirilmiş Sabit Kur” politikasında, gerçekleşen enflasyonun, önceden belirlenen kur artış oranından yüksek olması nedeniyle, ihracatın yarısının yöneldiği Avrupa Birliği ülkelerinin ortak para birimi olan Euro’ya karşı Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanmasına yol açması ve iç talebin çok canlı olması ihracat artışını yavaşlatmıştır. Bu gelişmelerin sonucunda 2000 yılında ihracat ancak yüzde 4,5 oranında artarak, 27,8 milyar dolara ulaşmıştır.
1980 yılından itibaren uygulanan dışa açık büyüme politikalarının sonucunda, ihracat 1980 yılındaki 2,9 milyar dolar seviyesinden, yaklaşık on kat artarak, 2000 yılında 27,8 milyar dolara ulaşmıştır. İhracatın GSMH içindeki payı yüzde 5’lerden yüzde 14’lere, dünya ticaretindeki payı yüzde 0,15’lerden yüzde 0,50’lere ulaşmış, ürün ve ülke yelpazesi de genişlemiştir.
- ihracatın sektörel dağılımı
Tablo : 4
1980, 1990, 1999 ve 2000 Yılı Dünya ve Türkiye İhracatının Sektörel Dağılımı
(Yüzde Paylar)
1980
1990
1999
2000
Dünya
Türkiye
Dünya
Türkiye
Dünya
Türkiye
Dünya
Türkiye
TARIM ÜRÜNLERİ
15,0
64,6
12,2
25,5
9,9
16,7
9,0
13,9
Gıda Ürünleri
11,2
51,1
9,3
22,4
8,0
15,4
7,2
12,8
Hammaddeler
3,8
13,6
2,9
3,0
2,0
1,3
1,9
1,1
MADENCİLİK ÜRÜNLERİ
28,5
9,5
14,2
6,8
10,2
4,1
13,1
4,2
Maden Cevher.
2,1
6,9
1,6
2,7
1,0
1,6
1,0
1,6
Yakıtl ar
23,7
2,0
10,5
2,3
7,3
1,3
10,2
1,2
Demir dışı metaller
2,6
0,5
2,1
1,8
1,8
1,2
1,9
1,3
SANAYİ ÜRÜNLERİ
55,1
25,8
70,5
67,7
76,5
79,0
74,9
81,7
Demir-Çelik
3,9
1,0
3,1
11,5
2,3
6,5
2,3
6,7
Kimyasal Ürünler
7,7
1,6
8,7
5,8
9,6
4,2
9,3
4,5
Diğer Yarı Mamul Sanayi Ürünleri
4,1
3,6
7,8
5,2
7,6
7,7
7,3
8,2
Makine ve Ulaşım Araçları
29,8
2,9
35,8
6,6
41,9
18,9
41,5
20,7
Otomotiv Ürünleri
6,4
1,7
9,4
1,2
10,0
5,4
9,2
5,5
Büro ve Haberleşme Cihazları
2,9
0,1
8,8
2,0
14,1
3,1
15,2
3,7
Diğer Mak. ve Ulaşım Araç.
20,5
1,0
17,6
3,4
17,8
10,4
17,1
11,5
Tekstil
2,8
11,8
3,1
11,1
2,7
13,1
2,5
13,3
Hazır Giyim (Deri dahil)
2,0
4,5
3,2
25,7
3,4
24,5
3,2
23,7
Diğer Tüketim Malları
4,2
0,5
8,9
1,9
9,0
4,1
8,8
4,6
DİĞER ÜRÜNLER
1,4
0,0
3,1
0,0
3,4
0,2
3,0
0,2
TOPLAM
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
Kaynak: DTÖ, DTM
1980 yılındaki Türkiye ve dünya sektörel ihracat yapısı incelendiğinde, dünya ihracatı ile Türkiye ihracatının sektörel dağılımının önemli ölçüde farklı olduğu görülmektedir. Türkiye’nin ihracatında en büyük payı yüzde 65’lik oranla alan tarım ürünlerinin (gıda dahil) dünya ihracatındaki payı (yüzde 15) ile karşılaştırıldığında çok yüksek görünmektedir.
Türkiye’nin ihracatının ikinci büyük ürün grubunu ise, 1980 yılı itibariyle yüzde 12 oranındaki payı ile “tekstil” ürünleri oluşturmaktadır. Diğer ürün grupları ihracatında ise Türkiye’nin 1980 yılında “yok” sayılabilecek bir konumda olması, 1980 yılı başında ihracatın kompozisyonunun iki ürün grubuna aşırı ölçüde bağlı olduğunu (tarım ve tekstil) ortaya koymaktadır.
2000 yılı dünya ve Türkiye ihracatının sektörel dağılımının yer aldığı Tablo 4’ün incelenmesinden de görüleceği üzere, 1980-2000 döneminde, Türkiye’nin ihracatının sektörel yapısında önemli değişiklikler meydana gelmiş ve tarım ürünlerinin (gıda dahil) 1980 yılında yüzde 65 olan payı, 2000 yılında yüzde 14’e gerilerken, sanayi ürünlerinin payı yüzde 26’dan yüzde 82’ye yükselmiştir.
Yine aynı tabloda görüleceği üzere, Türkiye’nin 2000 yılı ihracatı içinde önemli yere sahip ürün grupları sırasıyla; hazır giyim (yüzde 23,7), tarım (gıda dahil) (yüzde 13,9), dokumacılık ürünleri (yüzde 13,3), makina ve ulaşım araçları (yüzde 20,7) ve demir-çelik (yüzde 6,7) olmuştur.
1990-2000 yılları arasında yüzde 10’luk bir büyüme performansı ile sanayi ürünleri ihracat içerisindeki payını da artırmıştır. Sanayi ürünleri ihracatı içinde en hızlı gelişen ürün grubu ise, anılan dönem zarfında yüzde 23,6 oranında büyüyen işlenmiş deri ve deri mamulleri ile yüzde 21 oranında büyüyen makine ve ulaşım araçları (özellikle otomotiv ürünleri, elektrikli ve elektronik makine ve cihazlar) ve diğer tüketim malları olmuştur.
1980 sonrası dönemde, uygulanan teşvik politikaları sonucunda ihracatın ürün kompozisyonu sanayi ürünleri lehine zenginleşerek değişirken, zaman içinde başka tür bir olumsuz yapı oluşmuş; sanayi ürünleri ihracatı tekstil-hazır giyim ve demir-çelik ürünleri ihracatına büyük ölçüde bağımlı hale gelmiştir. Bu gelişmeler dikkate alındığında, Türkiye’nin ihracatının genel olarak, dünya ticaretinde yaşanan gelişmelere paralel bir gelişme göstermekle birlikte demir-çelik ürünlerinde dünya trendinin tersine, hazır giyimde ise dünya trendinin çok üzerinde bir artış gösterdiği görülmektedir.
1980 sonrası dönemde, hammadde ve emek yoğun mal ihracatının artması şeklinde yaşanan gelişmeler, makul bir gelişme olarak kabul edilebilirse de 15 yılı aşan bir süreçte, bir kaç sektöre bağımlı hale gelen bir yapının, yeterince olumlu bir gelişme olmadığını kabul etmek gerekmektedir. Bu nedenledir ki, ihracatın bağımlı olduğu tekstil ve hazır giyim ile demir-çelik gibi sektörlerde yaşanan sıkıntılar, etkisini tüm ihracat üzerinde hissettirmektedir. 1980’den itibaren uygulanan politikalar neticesinde önemli oranda artış gösteren ihracatın, sanayileşmenin ilk aşamaları olarak kabul edilen tekstil-hazır giyim sektöründe gerçekleştirdiği atılımın bir benzerini 2000’li yıllarda başka sektörlerde de gösterebilmesi, Türkiye’nin yatırım-üretim-ihracat politikalarının dünya ticaretinde yaşanan sektörel gelişmelere paralel bir şekilde belirlenmesiyle mümkün olabilecektir.
.2)ithalatı
Türkiye, 1984 yılına kadar ithal ikamesine dayanan ve sadece yerli üretimin bulunmadığı veya yetersiz kaldığı hallerde ithalata izin veren bir dış ticaret politikası izlemiştir. Bunun doğal sonucu olarak Türkiye’nin geleneksel ithalatı, ağırlıklı olarak, enerji hammaddesi, makine ve ulaşım araçları ve kimyasal ürünlerden oluşan bir mal kompozisyonu çizmiş; diğer alanlarda ise ilke olarak piyasa yabancı rekabete kapalı tutularak, yerli sanayi korunmaya çalışılmıştır.
Ancak, 1984 yılından itibaren uygulamaya konulan dışa açık ekonomi politikasının en önemli unsurlarından biri olarak dış ticarette ithal ikameci politikalar yerini rekabete açık ve ihracata dayalı sanayileşme stratejisine terk etmiştir. 80’lerin ikinci yarısı ve 90’ların başında hızlanan ve halen de devam eden gümrük indirimleri, bürokratik işlemlerin azaltılması, şeffaflık, sadelik gibi bir dizi yapısal ve kurumsal yenilikle ithalat gerek mal bileşimi ve menşe çeşitliliği, gerekse değer ve hacim olarak giderek büyümüştür.
Tablo : 7
Türkiye’nin İthalatının Dünya Ticareti İçindeki Payı
(Milyar Dolar)
Dünya İthalatı
Türkiye’nin İthalatı
Yüzde Pay
1980
1.968
7,9
0,40
1981
1.952
8,9
0,46
1982
1.825
8,8
0,48
1983
1.769
9,2
0,52
1984
1.885
10,8
0,57
1985
1.995
11,3
0,57
1986
2.185
11,1
0,51
1987
2.547
14,2
0,56
1988
2.908
14,3
0,49
1989
3.145
15,8
0,50
1990
3.489
22,3
0,64
1991
3.557
21,0
0,59
1992
3.791
22,9
0,60
1993
3.751
29,4
0,78
1994
4.245
23,3
0,55
1995
5.072
35,7
0,70
1996
5.368
43,6
0,81
1997
5.558
48,6
0,87
1998
5.507
45,9
0,83
1999
5.729
40,7
0,71
2000
6.490
54,5
0,84
Kaynak: DTM, DTÖ.
Bazı küresel ve bölgesel geliÅŸmeler, bu baÄŸlamda Dünya Ticaret Örgütünün (DTÖ) kurulması ve TürkiyeÂ’nin AB ile gümrük birliÄŸine gitmesi, ithalat politikasının ÅŸekillenmesinde uluslar arası faktörlerin payının göreceli olarak artmasına yol açmıştır. Ulusal mevzuat ve yerli ihtiyaçların yanında, DTÖ ve gümrük birliÄŸi kurallarının ithalat politikasının belirlenmesindeki rolü artmıştır. DTÖ ve gümrük birliÄŸi dışındaki uluslar arası kuruluÅŸlar (OECD, ECO, BDT, KEIB,…) ve uluslar arası geliÅŸmeler (baÅŸta çevre, rekabet, yatırım, fikri mülkiyet, çalışma hukuku gibi alanlarda uluslar arası normlar geliÅŸtirme çaba ve istekleri) de ithalatımızın dış kaynaklı bileÅŸenlerinin önemini artırmış bulunmaktadır.
İthalatın 1990 yılına kadar gelişimi incelendiğinde, ithal ikameci politika terk edilmesine ve dışa açık bir dış ticaret politikası uygulanmasına rağmen, ithalat 1986 yılına kadar oldukça düşük düzeyde artmıştır. 1987 yılında ise yüzde 27,5 gibi yüksek bir oranda artarak 14 milyar doları aşmıştır.
1990 sonrası dönemde ithalatta görülen artış eğiliminin temelinde, 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü Anlaşmasının, 1996 yılında da Türkiye-AB Gümrük Birliğinin yürürlüğe girmesinin yanı sıra, ekonomik gelişmeler de etkili olmuş ve yüksek oranlı milli gelir büyümesine paralel olarak ithalatta da artış görülmüştür.
Nitekim, yabancı mallara yönelik ithal talepleri sonuç itibariyle gelire
1998 yılından itibaren dünyada giderek derinleşen ekonomik krizler ve yurt içinde izlenen makro ekonomik politikalar sonucunda milli gelir artışında bir gerileme, ithalatta ise düşüş olmuştur. Söz konusu yılda, milli gelirin büyüme hızı önemli ölçüde yavaşlayarak yüzde 3,9 olmuş, ithalat ise yüzde 5,4 oranında azalarak 45,9 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
1999 yılında ise, milli gelir yüzde 6,4 oranında küçülmüştür. Aynı eğilim ithalatta da gözlenmiş ve yüzde 11,4 oranında gerileyerek 40,7 milyar dolar olmuştur.
2000 yılında milli gelirin büyüme hızı yüzde 6,1 olarak gerçekleşmiş, reel faizlerde önemli düşüşler yaşanmış, tüketim talebindeki artışa bağlı olarak da imalat sanayii üretimi artmıştır. Kriz sonrası canlanmayla birlikte, 2000 yılında ithalatta da önemli bir artış görülmüş ve ithalat yüzde 34,0 oranında artarak 54,5 milyar dolar olmuştur.
İthalat, son yıllarda yaşanan ekonomik krizlerden dolayı GSMH büyüme hızı ve döviz kuru hareketlerinden etkilenmesi, nedeniyle büyük dalgalanmalar göstermiştir. 1994 yılında yaşanan kriz sonrası 3 yıllık dönemde büyümenin önemli oranlarda olması ve TL’nin reel olarak değer kazanması sebebiyle 1995-97 yılları arasındaki 3 yıllık dönemde ithalat yıllık ortalama yüzde 27,7 oranında artmıştır. Son yıllarda ekonominin genel performansına bağlı olarak ithalat yıllık ortalama yüzde 4,1 azalmıştır.
İthalatın sektörel degerlendirilmesi
1980 yılı Türkiye ve dünya ithalatının sektörel yapısı incelendiÄŸinde sektörel dağılımda bir paralellik görülmemektedir. TürkiyeÂ’nin ithalatında en büyük payı yüzde 53Â’lük bir oranla madencilik ürünleri (petrol) alırken, dünya ithalatında aynı ürün grubunun payı yüzde 29 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. Aynı ürün grubu içinde yer alan enerji hammaddelerinde ise durum daha çarpıcıdır. Söz konusu ürünler 1980 yılı ithalatının yarısını oluÅŸtururken, dünya ithalatında aynı ürünlerin payı sadece yüzde 24′tür. Bu ürünlerin ithalat içindeki payının bu kadar yüksek olmasının yerli ürünle ikame edilemeyen enerji hammaddesinin zorunlu olarak ithal edilmesidir. 1980 yılında TürkiyeÂ’nin ithalatında ikinci büyük ürün grubunu, yüzde 42 oranındaki payı ile sanayi ürünleri oluÅŸturmaktadır. Sanayi ürünlerinin dünya ithalatındaki payı ise yüzde 55 olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. Sanayi ürünlerinin alt sektörleri itibariyle Türkiye ile dünya ithalatı arasında, demir-çelik ürünlerinde bir paralellik görülmektedir. Ancak 1980 yılında TürkiyeÂ’nin kimyasal ürün ithalatının toplam içindeki payı bu ürünlerin dünya ithalatındaki payının iki katı iken makine ve ulaşım araçları ithalatında tam tersi bir durum söz konusudur.
2000 yılı dünya ve Türkiye ithalatının sektörel dağılımının yer aldığı Tablo 8Â’in incelenmesinden de görüleceÄŸi üzere, 1980-2000 döneminde, TürkiyeÂ’nin ithalatının sektörel yapısında önemli deÄŸiÅŸiklikler meydana gelmiÅŸ ve madencilik ürünlerinin 1980 yılında yüzde 53 olan payı 2000 yılında yüzde 21,4Â’e gerilerken, sanayi ürünlerinin payı yüzde 42Â’den yüzde 70,6′ya, tarım ürünlerinin payı ise yüzde 5′ten yüzde 8′e yükselmiÅŸtir. Bu geliÅŸmede TürkiyeÂ’nin 1980 sonrası ithalat politikasını kademeli olarak liberalleÅŸtirmesi etkili olmuÅŸtur. TürkiyeÂ’nin sanayi üretimindeki artışa paralel olarak da özellikle makine-ekipman, ara girdi ve hammadde ithalatında önemli artışlar görülmüştür. İthalatın mal kompozisyonu geniÅŸledikçe, enerji hammaddelerinin ithalat içindeki payında bir azalma görülmüştür. Bunun dışında petrol fiyatlarındaki azalma da enerji hammaddeleri ithalatının genel ithalat içindeki payının gerilemesine neden olmuÅŸtur.
Öte yandan, demir-çelik ürünlerinin ithalat içindeki payının değişmediği görülmektedir. Türkiye-AKÇT (Avrupa Kömür Çelik Topluluğu) Anlaşması kapsamında olan bu ürünlerde, özellikle üçüncü ülkelerden yapılan ithalatta gümrük vergileri koruyucu etkisini devam ettirmektedir. Otomotiv ürünlerinin payındaki artışın temelinde ise, toplam talepteki genel büyümeye paralel olarak ithal ürünlere yönelik talepteki artışın yanı sıra, sektörün ölçek ekonomisine ulaşamama, yeni teknolojilere uyum sağlayamama gibi yapısal sorunları etkili olmuştur. Diğer taraftan, 1980 sonrası telekomünikasyon alt yapısına yapılan yatırımlar ile iletişim alanındaki küresel gelişmelere uyum sağlanması, iletişim araçlarının ithalat içindeki payında önemli bir artışa neden olmuştur. Tekstil ürünlerinin ithalat içindeki payındaki artışı ise, büyük ölçüde ihracata yönelik üretim yapan hazır giyim sektörünün iplik ve mensucat gibi girdilerini Dahilde İşleme Rejimi kapsamında ithal etmesine bağlamak mümkündür.
Tablo : 8
1980, 1990, 1999 ve 2000 Yılı Dünya ve Türkiye İthalatının Sektörel Dağılımı
1980
1990
1999
2000
Dünya
Türkiye
Dünya
Türkiye
Dünya
Türkiye
Dünya
Türkiye
TARIM ÜRÜNLERİ
15,0
5,0
14,7
25,5
15,2
16,7
9,0
7,7
Gıda Ürünleri
11,2
3,4
11,4
22,4
11,6
15,4
7,2
4,0
Hammaddeler
3,8
1,6
3,4
3,0
3,6
1,3
1,9
3,7
MADENCİLİK ÜRÜNLERİ
28,5
52,6
26,6
6,8
21,6
4,1
13,1
21,4
Metalik Olmayan Madenler
2,1
2,3
1,8
2,7
1,8
1,6
1,0
1,9
Enerji Hammaddeleri
23,7
49,4
23,0
2,3
17,7
1,3
10,2
17,5
Demir dışı Metaller
2,6
0,8
1,9
1,8
2,1
1,2
1,9
2,0
SANAYİ ÜRÜNLERİ
55,1
42,3
57,0
67,7
59,8
79,1
74,9
70,6
Demir-Çelik
3,9
4,3
3,8
11,5
3,6
6,5
2,3
4,4
Kimyasal Ürünler
7,7
15,4
7,7
5,8
8,3
4,2
9,3
13,6
Diğer Yarı Mamul Sanayi Ürünleri
4,1
2,6
4,2
5,2
4,4
7,7
7,3
5,1
Makine ve Ulaşım Araçları
29,8
18,0
32,0
6,6
33,8
18,9
41,5
37,6
Otomotiv Ürünleri
6,4
2,8
6,8
1,2
7,5
5,4
9,2
10,7
Büro ve Haberleşme Cihazları
2,9
0,8
3,6
2,0
5,1
3,1
15,2
10,2
Diğer Mak. ve Ulaşım Araç.
20,5
14,4
21,6
3,4
21,2
10,4
17,1
16,7
Tekstil
2,8
1,0
2,8
11,1
2,8
13,1
2,5
3,9
Hazır-Giyim
2,0
0,0
2,2
25,7
2,5
24,5
3,2
0,5
Diğer Tüketim Malları
4,2
1,0
4,3
1,9
4,5
4,1
9,0
5,4
DİĞER ÜRÜNLER
1,4
0,0
1,6
0,0
3,4
0,2
8,8
0,3
TOPLAM
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
100,0
Kaynak : DTÖ, DTM.
Türkiye’nin ithalatı ile dünya ithalatı arasında paralellik, 2000 yılında, 1980 yılına göre önemli oranda artmıştır. Bu durum, 1980 öncesinde dışarıya büyük ölçüde kapalı olan ülke ekonomisinin giderek dışa açıldığı ve dünya ekonomisine entegre olduğunu göstermektedir.
Sanayi ürünlerinde, gümrük birliği ile birlikte Topluluk menşeli sanayi ürünlerinde tahsil edilen gümrük vergileri kaldırılmış, ayrıca, üçüncü ülke menşeli sanayi malları ithalatında uygulanan gümrük vergisi oranlarının Topluluk Ortak Gümrük Tarifesine uyumu sağlanarak, Topluluğun gümrük vergisi oranları (OGT) aynen uygulamaya konulmuş ve bu çerçevede, sanayi ürünleri ithalatında tahsil edilen Toplu Konut Fonu (TKF) tamamen kaldırılmıştır. OGT uygulamasına ilişkin geçici istisnalara dair, 22 Aralık 1995 tarih ve 2/95 sayılı Türkiye-AT Ortaklık Konseyi Kararı” ekinde yer alan ürünlerin üçüncü ülkelerden ithalinde uygulanacak gümrük vergisi oranlarının 5 yıl içinde kademeli olarak OGT seviyesine çekilmesi kararlaştırılmıştır. OGT’ye uyum amacıyla gümrük vergilerinde yapılan indirimler ve Toplu Konut Fonunun kaldırılması sonucu, üçüncü ülkeler menşeli sanayi ürünleri ithalatındaki ağırlıklı koruma oranı 1995 yılındaki yüzde 10,8 seviyesinden 1 Ocak 1996 tarihi itibariyle yüzde 5,8’e düşmüştür.
Bu gelişmeler sonucunda, 1995 yılında 35,7 milyar dolarlık ithalatın 24,4 milyar dolarlık bölümü DTÖ tanımlamasına göre sanayi grubu ve 6,7 milyar dolarlık bölümü de madencilik grubu olmak üzere, toplamda yüzde 87,1’i sanayi ürünlerinden oluşmakta iken, 1996 yılında yüzde 22 oranında artışla 43,6 milyar dolara ulaşan ithalat içinde bu oran; 30,5 milyar dolarlık bölümü sanayi ve 8 milyar dolarlık bölümü de madencilik grubu olmak üzere, toplamda yüzde 88,3 olmuştur.
2000 yılında ithalat 54,5 milyar dolara ulaşırken, sanayi ve madencilik ürünlerinin toplam payı yüzde 92,3′e yükselmiÅŸtir.
Tarım ürünleri ithalat artışında, her yıl artan nüfusa ve talebe rağmen tarım ürünleri üretim miktarlarının istenilen seviyede artırılamaması, zaman zaman yaşanan olumsuz iklim koşulları, bitki ve hayvan hastalıkları nedeniyle üretimde meydana gelen düşüşler, tüketici tercihlerinin değişimi ve bazı temel tarım ürünlerinin iç piyasa fiyatlarının kontrol altında tutulabilmesi için ithalatın terbiyevi amaçlarla kullanılması önemli rol oynamışsa da, artışın asıl nedeni, tarımsal ham madde ithalatında imalat sanayiinin girdi talebinin artması ve bu artan talebin yurt içi üretimle karşılanma imkanının olmamasıdır.
Fiyatlardaki sınırlı düşüşe karşın 1994-2001 arasında ithalat miktar olarak yüzde 164,6 gibi büyük bir oranda artmıştır. Sektörel bazda miktar olarak, tarım ürünleri ihracatı yüzde 220,1 artarken, imalat sanayii ürünleri ihracatı altı yılda yüzde 183,8 artmıştır. Ham petrol ve doğal gaz ithalatı ise miktar olarak sadece yüzde 22,3 oranında artmıştır.
Yorum
1980 yılı,ekonomi ve dış ticaret politikaları açısından çok önemli bir dönüm noktası olmuştur.1 ve 2 petrol krizleri sonrasında dünya ekonomisindeki oluşan dalgalanmalara paralel olarak türk ekonomisinde yaşanmaya başlayan dış ödeme ve enflasyon sorununun açılması için,”24 Ocak Kararları” olarak bilinen ekonomik istikrar programı uygulanmaya başlanmıştır.bu program daha önceki programlardan farklı olarak dış ticarete farklı bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Bu kararlar ile birlikte Türkiye, ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisini terk ederek,”ihracata dayalı sanayileşme” stratejisini benimsemiştir.alınan yeni programla:sanayileşme stratejisi olarak emek-yoğun, yerli hammaddelere dayanan ve dünya pazarında Türkiye açısından rekabet gücü olduğu varsayılan sektörlerin desteklenmesi hedeflenmiştir. Dış ticaret politikasının ana hedeflerinden birisini de dünya ekonomisi ile bütünleşme oluşturmuştur. Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi 1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş,ithalat rejimi uygulanmasında pozitif listeden, negatif listeye geçilmiş, miktar kısıtlamaları yerine tarife uygulaması ön plana çıkarılmış, koruma oranları giderek düşürülerek, dış ticaretimize liberal bir yapı kazandırılmaya çalışılmıştır.
Bu dönemde, ihracat ile ilgili bürokratik engeller büyük ölçüde azaltılmıştır.Türk Parası Kıymetini Koruma hakkında 30 Sayılı Karar, 1989 tarihine kadar kambiyo rejiminin esasını oluşturulmuş, bu tarihte yapılan değişiklikle her türlü dövizin ithali serbest bırakılmıştır.1990 yılında Kamniyo Rejimi daha da liberalleştirilerek Türk lirasının konvertibilite özellikleri güçlendirilmiş ve 32 sayılı Karar’da yapılan değişiklikle,TL ile ihracat ve ithalat serbest bırakılmıştır.ihracata dayalı kalkınma stratejisi ile birlikte, ülke ekonomisindeki mevcut bulunan atıl kapasiteler ihracata yönlendirilmiş, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiştir.Bu çerçevede, 1980 yılında 2,9 milyar seviyesinde olan ihracat 1997 yılına gelindiğinde 26,2 milyar dolara yükselmiştir.Türkiye ihracatının 1980 yılında dünya ihracatı içerisinde yüzde 0,15 olan payı, 1997 yılında yüzde 0,50 düzeyine çıkmıştır. 1980 yılından bu yana sürdürülen ihracat ve ithalatımızde dış denge en çok 2000 yılında -22.377 milyon$ la oluşmuştur.bir başka dikkat çeken nokta ise ihracatın artmasına karşılık ithalatında artmasıdır.en fazla ihracatımızı 2000 yılında 27774 milyon$ la ve en fazla ithalatımızı da aynı yıl 54502 milyon$ la gerçekleştirmişiz.
Kategori: EÄŸitim