Bölüm
12 Temmuz 2007
BÖLÜM
BİR YAŞAM GEREKSİNMESİ OLARAK EĞİTİM
Yaşamın Kuşaktan Kuşağa Yenilenmesi
Cansız varlıklar yenilenme ve gelişme gibi özelliklerden yoksundur. Herhangi bir cansız varlığa örneğin; taşa dışardan bir güç etki ettiğinde, güç fazla ise taşı kırar, ufalar. Eğer güç az ise taşa bir etkide bulunmaz. Ancak insanda durum farklıdır. İnsanın karşılaştığı olaylara göre fizik, yetenek ve davranışına etki eden güçleri kendisi için yararlı hale getirme eğilimi vardır. Bu yönüyle insanda, gelişen medeniyet ve toplum yapısına ayak uydurma söz konusudur.
Medeniyetlerin gelişmesi, yeni doğan insan yavrusu ile yetişkin insan arasındaki öğrenilecek materyal miktarını arttırmıştır. Korunmadığı ve öğretilmediği taktirde fiziki varlığını bile sürdürmekte zorluk çeken insan yavrusu , gelişmiş medeniyetlere doğduğunda eğitimin önemi medeniyetin gelişme oranı ile doğru orantılı olarak artmaktadır.
Eğitim ve İletişim
Sosyal bir toplum olabilmek için bütün bireylerin birbirine yakın anlamlarla paylaştıkları bir ortak amaç mevcut olmalıdır. Birbirine yakın anlamlarla çünkü bütün bireylerin bir pasta paylaşır gibi eş parçalarla bir amaç, bir düşünce paylaşılamayacağından yakın anlamlarla bir ortak amaç paylaşılmalı. Bu amacın aktarılması, paylaşılması ise ancak eğitimle mümkündür. Bundan dolayıdır ki bir topluluğun sürekliliği için eğitim – öğretim zorunludur denmektedir. Bir deneyimimizi başkasına anlatmaya karar verdiğimizde anlatacağımız kişinin yaşamına uygun ve onun bakış açısı ile uyumlu bir hale getirmeliyiz ki anlattığımız kişi ile anladığımız şeyler yakın anlamlar ifade etsin.
3 - Formal EÄŸitimin Yeri
Formal eğitim gelişmiş kültürlerin zorunlu kıldığı eğitim anlayışıdır. İlkel toplumlarda formal eğitim akıl dışı diye nitelenebilir. Çünkü birey öğrenmesi gerekenleri taklit ve deneyimler sonucu öğrenebilir. Ancak gelişmiş toplumlarda durum farklılaşmakta bireyin kazanması gereken bilgi miktarı hem artmakta hem de bilgi daha karmaşık hale gelmektedir. Bundan dolayıdır ki gelişmiş toplumlarda yöntemleri belirlenmiş, simgeleştirilmiş soyut bilgilerin yaşamdan ve deneyimden uzak aktarıldığı bir eğitim ortamı oluşturulmuştur. Formal eğitim, eğitimin uygulama ve yaşamın içinde oluşma yönünü eksik bırakan bir eğitim yoludur.
YORUM :
İnsanoğlu hayatını devam ettirebilmek için dönemin gereklerine ayak uydurmalıdır. Örneğin; ilkel toplum insanı yeni nesilleri eğitmek için özel bir çaba harcamadan usta - çırak ilişkisi içersinde gerekli bilgileri yeni nesillere aktarmaktaydı. Gelişmiş kültürlerde durum farklılaşarak eğitim ; eğitim için özel kişilerin yetiştirildiği, mekanların tahsis edildiği ve eğitmek için yazılı çizili yöntem ve bilgilerin oluşturulduğu, formal eğitim adını almış bir kurum haline gelmektedir. İletişim yöntemlerinin farklılaştığı ve teknolojinin hızlı bir ilerleme gösterdiği dönemimizde elbetteki yeni nesiller gelişigüzel yaşantıları sonucu elde edecekleri bilgilere terk edilmemelidir. Bu kararı vermek oldukça kolay ancak sorun bundan sonra başlamakta. Gelişigüzel olmaması gereken eğitimi “kim, nasıl, ne aracılığı ile, ne zaman, nerede, kimlerle planlayacak, eğitimin yöntemini belirleyecek ve uygulama sonucunun değerlendirmesini nasıl yapacak” diye bir sorular silsilesini karşımızda buluyoruz. Bütün bu soruların bazıları cevaplanmış, bazıları değişik ideolojilerin oyuncağı olmuş, bazıları da devre ve döneme göre değişiklik yapılmasını gerektirmiştir. Günümüz eğitiminde yaşantı yoluyla kazanma, oynayarak kazanma, taklit yoluyla kazanma gibi yöntemlerin arayışı ilkel eğitimden geçişteki yargısız infazların bir sonucudur diye düşünüyorum. Eğer ilkel eğitimden formal eğitime geçişteki eğitimin o ana kadar yapılış şekilleri reddedilip yenilerinin oluşturulması yerine toplumdaki değişikliğe göre revizyona tabi tutularak eksik yönlerinin giderilmesi yoluna gidilmiş olsaydı günümüzde eğitim sistemine yaşantı yoluyla öğrenme, uygulama yoluyla öğrenme, taklit ile öğrenme gibi yöntemleri kazandırmak gibi bir sorunumuz olmazdı. Çünkü bunlar ilkel eğitimden beri devam ede gelen birer yöntem olacaklardı.
2 . BÖLÜM
SOSYAL BİR GÖREV OLARAK EĞİTİM
1 – Doğa ve Çevrenin Anlamı
İnsan hiçbir yönü ile muallakta bir varlık değildir. Çünkü insan etkileşimde bulunan yani bazen etkileyen bazen de etkilenen bir konumda bir bütünün parçası durumundadır. İşte insanın bu etkilediği ve bazen de etkilendiği tüm canlı ve cansız varlıklar onun çevresini oluşturmaktadır. Çevresini oluşturması için aynı fiziki ortamı paylaşmaları hatta illede fiziki bir şeyler paylaşmaları bile gerekmez. İnsanlar kilometrelerce uzakta olmasına rağmen aynı değerleri paylaştıkları insanların yaşantılarından, olay ve olgularından etkilenmektedir. Bazen bu aynı değerleri paylaşmayı bile gerektirmektedir.
2 – Sosyal Çevre
Toplum içersinde diğer insanlarla etkileşimde bulunan kişi çevreden gelen etkilere göre tepkilerde bulunmak zorundadır. Çünkü insanlardan birinin davranışı bir diğerinin davranışının nedenini oluştururken ikincisinin davranışı da birincisinin davranışının sonucunu oluşturur.
Bireyler ve toplum arasında açık bir şekilde dayanışma yada sürtüşme eylemi vardır. Örneğin; her bireyde toplumdan görerek yapmayı benimsediği davranışlar mevcuttur.
Savaşçı bir toplum içinde yetişen birey iyi bir savaşçı olma eğilimi taşıyacaktır. İyi bir savaşçı olmayı başarırsa toplum onu kabullenecek, övecek ve yükseltecektir. O da toplumun ona sağlayacağı ayrıcalıkları kullanacaktır.
3 – Eğitici Sosyal Ortam
Bazen şu anda bildiğimiz bizim çok alt düzey bilgi olarak nitelediğimiz bilgileri bizden önceki nesillerin bilmemiş olmaları tuhafımıza gidebilir. Böyle düşündüğümüzde şunu unutmamalıyız ki insanlar bulundukları ortam içersinde hissettiği eksikliklerin giderilmesi yönünde mücadelede bulunur. Bu eksiklikleri ise dönemin toplumundaki ilgi ve ihtiyaçlar belirleyecektir. Eğitici sosyal ortamın öğelerini sıralayacak olursak dil, tavır (davranış), güzel zevk ve güzeli takdir edebilme şeklinde sıralayabiliriz.
4 – Özel Bir Çevre Olarak Okul
Çevre aracılığı ile yapılan eÄŸitim, dolaylı eÄŸitim olarak nitelenmektedir. Çünkü insanlar eÄŸitim için özel bir faaliyette bulunmuyorlar. Gündelik yaÅŸantıları sırasında gerçekleÅŸen etkileÅŸimler eÄŸitimi oluÅŸturuyor. Ancak eÄŸitim yapılması amacıyla özel olarak oluÅŸturulmuÅŸ bir kuruluÅŸ olan okulda durum farklıdır. Okulda daha önceden önem sırasına konulmuÅŸ edinimler ortamdan istenmedik durumların kaldırılmasından sonra belli kazanma davranışları öğretilerek aktarılır. Hayatta çok karmaşık bir görünüm sergileyen ticaret, politika, sanat, bilim, din…vb faaliyetler okulda sadeleÅŸtirilerek ilk öğrenilenler, sonraki öğrenilenlere bir basamak oluÅŸturacak ÅŸekilde aktarılır. Okulun öğrenciye güven verme görevi de vardır.
YORUM :
Her birey sosyal yapının bir elemanı olarak ortak amaçlar doğrultusunda hareket etmekle zaten bir hedefe ulaşma davranışını gösterme yeteneğini kazanmaktadır. Ancak toplumların karmaşıklaştığı dönemimizde bilginin basitleştirilerek ve bir düzene koyularak düzenli aktarımı ihtiyacı doğmuştur. Bütün ihtiyaçlar gibi bu ihtiyacında hasıl olması ile toplum çözüm yolları arama girişiminde bulunmuş ve çözüm olarak formal eğitim yani okullar oluşturulmuştur. Aslında okullar toplumdan uzak olmamalıdırlar. Çünkü girdilerini toplumdan aldıkları gibi ürünlerini de yine topluma bir eleman olarak vermektedirler.
Okullarda toplum ihtiyaçlarını şekillendirici ve toplum ihtiyaçlarını karşılayıcı programların uygulanması zorunluluğu toplumun geleceği için hayati önem taşımaktadır. Yoksa ki ihtiyaçları ve toplum yapıları toplumumuzdan farklı toplumlardan alınmış hiç revizyon yapılmamış programlar uygulandıkları ülkelerde ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar bizim toplumumuzda gerçek başarıya ulaşamayacakları su getirmez bir gerçektir.
3 . BÖLÜM
YÖNLENDİRİCİ OLARAK EĞİTİM
1 – Yönlendirici Olma Yönünden Çevre
İnsanların belli yetenek ve kabiliyetleri toplumdan veya otoritelerden aldıkları etkiler yönünde tepkilerini oluştururlar. Eğer bir insanda korku duygusu gelişmemişse o insana korkutucu olayın yapacağı etki köre ışığın yapacağı etkiden farksızdır. Bu yönüyle kişiliklerin keşfinden sonra yapılacak yönlendirme çalışmaları hem amacına ulaşacak hem de daha kolay hale gelecektir. Yönlendirme ya davranışı şekillendirme yada kurallar koyma şekli olabilir.
2 – Sosyal Yönlendirme Biçimleri
Kişilerin davranışlarını değiştirmede statünün oldukça belirgin bir yeri vardır. Ancak statü bilinçli kullanılmalıdır ki davranışlarda uygun tepkilerle istenilen yönde bir değişme meydana gelebilsin. Yoksa bir kişiyi hırsızlık yaptığın için hapsetmek, o kişinin hırsızlık yapma duygusunu değiştirmede çok da etkili olmaz. Oysaki bu duygunun hasıl olmasına neden olan durumlarda kişi ihtiyacını karşılayacak davranışı öğrenirse hırsızlıktan vazgeçmesi daha olasıdır.
Fiziksel olaylar içsel edinimlerimizin dışa yansıyan ürünleridir. Durum böyle olunca da kişi içsel tutumunu fiziki ortama (dışa) yansıtmalı ki karşısındaki diğer bireyleri etkilesin. Fiziksel ortamda içsel tepkilerimiz bilinçli yada bilinçsiz olabilmektedir. Dış uyarana verdiğimiz tepki zihinsel faaliyet sonucu ise bilinçli, yok zihinsel faaliyet sonucu değilse bu davranış düşünülmeden, gözü kapalı yapılmış bir harekete benzer.
Alışkanlık haline getirmiş olma da eğitilmiş olmayı ifade etmez. Bir insanın selam verme hareketi olarak kafa sallaması, onun selamın içsel durumunu kavramış olduğu anlamına gelmez. Toplumda bireyler durum ve nesnelerin anlamlarında bir ortaklık oluşturur. Eğer anlamlarda bir ortaklık yoksa orada toplumdan söz edilemez.
İnsanlar toplum içersinde çok çeşitli hareket türleri ile karşılaşırlar. Zihinsel fonksiyonları zaman geçtikçe toplum içersindeki bu yapıyı kavrar ve bireye mal eder.
3 – Taklit ve Sosyal Psikoloji
Her toplumun farklı geleneklerinin oluşu, her toplumun genel yapısında taklit edilen olayların farklı oluşundan kaynaklanmaktadır. Aynı etkiye değişik kültür üyesi bireyler farklı tepkilerde bulunur. Taklit, toplumdaki birçok davranışın kabullenilmesinin nedenidir.
4 – Eğitimde Bazı Uygulamalar
İlkel toplumlar ile uygar toplumlar arasındaki farkın, yapılan araştırmalar sonucu, doğuştan gelmediği kesinleşmiştir. Bunun nedeni; bulunulan çevrenin normlarının benimsenmesidir.
Çevrede bulunan eşyalar, canlı ve cansız tüm varlıkların eyleme katılması, gündelik yaşamın eğitim ortamlarını oluşturur.
Okulda durum biraz farklıdır. Çünkü oradaki araç ve gereçler istendik durumları oluşturmak için kasıtlı yerleştirilmiş ve şekillendirilmiştir. Ancak okulda bolca kitabi ve teorik bilgi üzerine yoğunlaşmanın sonucu olarak pratiğe gerekli yer ayrılmamıştır. Yapılan bu yanlış, bütün öğrenmelerin sadece sözde temsilden öteye geçilememesi gibi bir durumla amaçlara ulaşmanın yollarını tıkamaktadır.
YORUM :
İnsanoğlu, doğduğunda belli yeteneklerle donanıktır. Fakat bu yetenekler yaşadığı toplumun yapısına göre şekillenecek ve olgunlaşacaktır ki toplum bireyi benimsesin ve onu içinde yadsınmayan sözü dinlenen bir birey olarak kabul etsin. Bu durumu fark eden genç, davranışlarını diğer toplum bireylerinin davranışlarına benzetme eğiliminde bulunur. Davranış şekillerinde farklılaşmalar görülse bile toplumun bireylerinin hedefleri birbirinin aynı denebilecek kadar birbirine yakındır. Eğitimde kullanılan davranış kazandırma yöntemleri haddinden fazla teoriye, yazılı-çizili kaynaklara ve sade söze dayandığından eğitimin pratikte, yaşantı sahasında verimli ürünlerini görebilmek oldukça güçtür. İlkel eğitim, bu yönüyle uygar eğitimin ilerisindedir. Her ne kadar amaçları belirlenip belli bir düzene koyulmadan hayatın akışı içersinde rast gele oluşuyorsa da ilkel eğitimin uygar eğitime oranla daha çok yaşamla kaynaşık olduğunu söylemek mümkündür.
4 . BÖLÜM
EĞİTİM VE GELİŞME
1 – Gelişmenin Koşulları
Hiçbir canlı varlık gelişiminin zirvesinde yaratılmamıştır. Yaşamın olduğu her bir gelişme mevcut olacaktır. Bu gelişmenin miktarını da gelişmeye başlandığı andan itibaren alınan yol göstermektedir. Öyleyse gelişmemiş bir toplumun gelişme alanında kendisinden ileri toplumlara göre gelişme alanında kat edebileceği yol miktarı daha fazladır. İnsan dünyaya geldiğinde gelişme çizgisinin en alt göstergesindeki yerinden gelişme yarışına başlar. Hatta gelişmeye öyle bir yerden başlar ki dıştan bir olmazsa yaşamını dahi sürdüremeyecek haldedir.
Çocukların gelişmeye başladıkları çocukluk dönemlerinde toplumsal uyum güçleri daha sonraki dönemlere göre çok daha fazladır. Bir çok insan çocukluğundaki kadar yetişkinliğinde toplumsal uyum yapamamaktadır. Çocukluk döneminde toplumsal uyumu etkileyecek en önemli faktör, çocuğun bencillik duygusudur. Bu döneminde toplumun gelecekteki bir çok sorunu küçük gayretlerle çözülebilir. Ancak “doğru teşhis ve doğru tedavi sonucu” bu mümkündür.
Gençlik döneminde artarak devam eden gelişme süreci, insanın öğrenmeyi öğrenme gibi , yaşamı boyunca hayati bir değer taşıyacak bir ürünü elde etmesini sağlayacaktır. Bu üründe toplumun ve çevrenin etkisi büyüktür. En basitinden bir civciv, yumurtadan çıktıktan 2-3 sonrasına kadar gagasıyla yerden yem alma hareketini öğrenirken, insan 6 ay içersinde ancak eliyle uzandığında, alabileceği şeyin yakınlığını, alıp alamayacağını kavrama yetisini kazanabilmektedir.
2 – Gelişme Göstergesi Olarak Alışkanlıklar
Yaşamı gelişme, gelişme ve büyümeyi de yaşam olarak tanımlayabiliriz. Eğitimin gelişme aracı olduğunu da kabul edersek her şey eğitimin gelişmesi etrafında oluşmuş bir gelişme ve büyümenin ürünü olur.
Okul öğreniminde amaç, gelişmeyi garanti eden güçleri düzenleme yoluyla eğitimin sürdürülmesini sağlamaktır.
YORUM :
Gelişme, insanların yapısındaki iki unsurun uyumlu işleyişi temelleri üzerinde, ilerleme kaydedebilecektir. Bu iki unsurdan ilki, insanın başka insanlara (toplum hayatına) ihtiyaç duyması, ikincisi ise esneklik unsurunu yaşantısında gerekli şekilde işletmesidir. Gelişimde eğitim toplum yapısına göre ister formal ister in formal olarak alınsın her iki durumda da olmazsa olmazı temsil etmektedir. Toplumun gelişime etkisi de bu zaviyeden ele alınmaktadır. Çünkü gerçek bir toplumun bulunduğu yerde eğitimden söz edilmemesi mümkün olmadığı gibi eğitimin söz konusu olduğu bir durumda da gelişimden söz etmemek mümkün değildir. İkinci unsur olarak esnekliği ise, şu yönüyle ele alabiliriz: gelişimin ön şartı değişimdir. Değişimin olabilmesi için ise bireylerde ki alışkanlık ve yapı kalıplarında beli oranda bir esneklik şart olmaktadır. Bu eğitime düşen görevlerden biri de bireydeki esnekliğin oluşumu ve arttırılmasıdır.
5 . BÖLÜM
HAZIRLAMA, AÇIKLAMA VE FORMAL DİSİPLİN
1 – Hazırlık Olarak Eğitim
Eğitim gelişimi sağlama görevini yerine getirirken bu sırada gelişimin geleceğe dönük yaşantılar içinde bir temel oluşturur nitelikte olmasına dikkat edilmelidir.
2 – Açıklayıcı Olarak Eğitim
Eğitim, insanlardan bazılarının belli amaçlara yönelerek diğerlerinden ayrılıp belli yetenekler doğrultusunda işini icra etmesini sağlamaktadır. Fakat bireyler yöneldikleri kurumlar yönüyle farklılıklar gösterseler de eğitimin aslı farklılaşmayı değil , kurum içi benzeşme ve uyumu sağlamaya yöneliktir. Eğitimin bu durumdaki görevi kurumsal amacı gerçekleştirmektir.
3 – Yetenekleri Geliştirme Olarak Eğitim
Yetenekleri geliştirme eğitim alanındaki gelişme bakımından daha eski bir kuramdır. Yetenekleri geliştirmenin temelinde, insanda bulunan fakat kullanabilmesi için geliştirilmeye ihtiyacı olan yetenekleri görme ve alıştırmalarla yapılabilir hale getirilmesi vardır. Bu konuda dikkat edilmesi gerekli olan önemli hususlardan biri genellik ilkesidir. Örneğin; bir maliyeci kendi mesleği ile ilgili konuları çok iyi bilmesine rağmen insanlarla olan ilişkilerinde başarılı olamıyorsa hayatta başarılı olduğu söylenemez. Her ne kadar bireye kazandırılacak davranışların somutlaşmasında etkili bir yöntem olsa da bireylerin sosyal hayata uyumu sağlamada şu örneğe bir benzerlik vardır;
Bireysel kas geliştirme faaliyeti ile takım sporlarında yapılan müsabakaların karşılaştırılmasındaki farka benzer bir farkta, gözle görülen hecelerin egzersizler sonucu seslendirilmesi ile seslendirilen hecelerin anlam ilişkilerinin kurulmasında mevcuttur.
YORUM :
Eğitimin amacı, değişik düşünce kalıplarına sahip insanlarca farklı farklı şekillerde belirlenmiş ve yorumlanmıştır. Eğitim sürecinde önce kazandırılan davranışların sonra kazandırılanlara ön hazırlık olduğu düşüncesini savunanlar olduğu gibi bu düşünceye karşı çıkanlarda olmuştur. Bu çelişme sonucu, kimileri davranışları aslında var olan fakat egzersizlerle geliştirilmesi gereken yetenekler olarak alırken kimileri de geliştirilen davranışlarda esneklik ve genellik ilkesi çerçevesinde anlam ilişkilerinin oluşturulması gereğini savunmuşlardır. Eğer bireyi sadece yeteneklerini geliştirme yönüyle eğitecek olursak birey, sosyal uyum yapmada sıkıntılarla karşılaşacaktır. Bireyin yeteneklerinden bazıları gelişmiş olsa da birey, bunlar arasında anlam ilişkisi kuramayacağından sosyal uyum yapması güçleşecektir.
6 . BÖLÜM
TUTUCU VE İLERİCİ EĞİTİM
1 – Biçim Verme Olarak Eğitim
Eğitimin gelişim ve değişim gibi görevleri neticede bir biçimlendirme olarak nitelendirebilir. Eğitimin biçimlendirmeyi nasıl yaptığı incelenecek olursa, bir önceki konuda söylendiği gibi bu konuda karşıt görüşler vardır; yeteneklerin doğuştan geldiği veya sonradan çevre tarafından oluşturulduğu gibi. Harbert bu konuda kesinlikle yeteneklerin doğuştan gelmediğini araştırmalar sonucu tespit etmekle beraber bireylerin doğuştan çevrenin etkisi ile yetenek geliştirebilme yetisi getirdiklerine değinmiştir. Bu yönüyle eğitimin ortam hazırlama ve deneyim sağlamadaki önemini vurgulamış ancak bu görüşü savunanlarca öğrenim sürecinde kasıtlı ortamın kazandırdıkları sosyal çevrenin kazandırdıklarını örtermişçesine vurgulanmıştır.
2 – Geçmişten Günümüze Eğitim
Durum bazılarının savunduğu gibiyse, çocuk insanların ve hayvanların fiziksel ve tarihsel gelişimini aşamalar olarak yaşayıp günün şartlarına daha sonra uyum yapmaktadır. Bu görüşü uygulayan okullar da olmuştur. Çocuğun önce ilkel sonra kırsal ve daha sonrada günümüz yaşamına uyum sağlayacak davranışlar göstereceğini varsayarak ortamları bu doğrultuda düzenlemişlerdir. İnsanların geçmişten etkilenmeleri ve ondan yararlanmalarının gereği her ne kadar bir olgu ise de bunun yukarıdaki şekilde olması gerektiği tartışılabilir. Geçmişle bağları koparmak kadar geçmişe dönüş arzuları ile geçmişe körü körüne bir bağlılıkta savunulacak bir görüş olarak değer taşımaktadır. Geçmiş ancak günümüze temel oluşturduğu ve ondan alınan hızla geleceğe dönük eylemleri desteklediği oranda günümüze yarar sağlayacaktır. Bu da geçmişin aktif yaşam süreci içerisinde yorumlanarak günümüz ve geleceği etkilemesi demektir.
3 – Yeniden Yapılanma Olarak Eğitim
İnsan belli bir davranış kalıbını kazandıktan sonra hayatını bu kalıp tarafında düzeltme, ekleme ve eksiltmeler yolu ile şekillendirir. Bu sırada eğitimin yöntemlerinden biri olan deneme yanılma yolu insanın davranış değişikliğini yaşam boyu en çok etkileyen yol olma özelliğini korur. Aslında toplum insanların kendileri için yararlı olacak davranış kalıplarını bularak eğitimin amaçları arasında bunlara yer vermiştir. Fakat bireyin bunları benimseyip benimsemeyeceği meçhuldür.
YORUM :
İnsanların yaşantılarında hakim olan üç zaman dilimi mevcuttur. Bu üç zaman dilimi ; geçmiş, yaşanan an (bugün) ve gelecek olarak sınıflandırırsak doğaldır ki eğitimde bir süreç olarak bu üç zamandan etkilenmek ve bu üç zamanı etkilemek gibi bir görev üstlenmektedir. Geçmişten eğitimin yararlanması konusunda değişik düşünceler mevcuttur. Fakat kanaatimce geçmişteki temelleri sağlam köklere dayanmayan yapıların (kuram-kuruluş) bugünü ve yarını etkilemeleri ütopik ve sağlıklı temellere sahip olmaktan mahrum bir şekilde vuku bulacaktır. Kimi düşünürlerce savunulan insan kendine gereken yetenekleri doğuştan getirir düşüncesi de yaşantılardan (denemelerden) elde edilen tecrübeyi göz ardı ettiğinden tutarsız bir savunucunun taraftarlığından öteye geçmeyecektir. Çünkü toplum içerisindeki bireyin etkileşimler sonucu değişim ve gelişimi, inkar edilemez bir toplumsal olaydır.
7 . BÖLÜM
EĞİTİMDE DEMOKRATİK GÖRÜŞ
Eğitim çok genel bir kavram olması yönü ile eğitimden bahsedileceği durumlarda hangi toplum yapısı içindeki eğitimin söz konusu edildiği, belirlenmesi konunun daha sağlıklı irdelenmesini sağlayacaktır.
1 – İnsani İlişkilerin Etkileri
İnsanlar arasında gerek kültürel – geleneksel gerekse çevre şartlarının yapısına bağlı olarak çok değişik ilişki çeşitleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları ilişkiler açısından oldukça ileri bireyler birbirine açık ve etkileşim üst düzeydedir. Bazıları da toplumsal tabakalaşmanın ve statükonun katı kalıpları arasında birlikte çalıştıkları insanlar bile etkileşimde bulunmaktan uzak bir yapıya sahiptirler. Yaptığımız bu tanımların mensubu bireyler için eğitimin ifade ettiği onları da oldukça farklı olacaktır.
2 - Demokratik Ülkü
Eğitimin insanların etkileşimine dayandığına daha önce değinmiştik. Bu doğrultuda toplumsal yapımın bütün ilişkileri için gerekli olan sınıfsal yapının yıkılıp hak ve hürriyetlere saygılı bir yapının oluşturulması eğitimin kalitesi içinde toplumun belası içinde olumlu sonuçlar doğuracaktır.
3 – EFLATUN’ un Eğitim Felsefesi
Eflatun eğitimi kurmayı düşlediği adil devletin benimsetici aracı olarak görmüş ancak bu eğitiminde yine bu devletin mevcudiyeti ile mümkün olacaktı. Kurmayı düşlediği devlet ise doğruları kesinleşmiş, bütün yapıları doğrular üzerine kurulmuş, çok ufak ve önemsiz bile olsa değişimden söz edilemeyen, aksi taktirde halkın değişime alışacağı düşünülen bir devlettir. Bizim anlayışımızdaki temellerinde değişim ve gelişimin bulunduğu eğitimi böyle bir devlette uygulamak mümkün olmasa gerek.
4 - 18. yy’ın Bireycilik Ülküsü
18. yy da hakim olan görüş bireyselcilik idi. Bu görüşün gereği ise bireylerin daha özgür bir ortam da yeteneklerini geliştirmesi ve daha sosyal bir toplum oluşturmak için ilk adım, doğa ile uyumlu bir eğitimdi. Doğayı tercih etmelerinin nedeni de bozuk, adaletsiz bir sosyal düzen yerine doğaya değer vermek ve insancıl, daha iyi bir krallık oluşturmaktır.
5 – Ulusal ve Toplumsal Eğitim
Ulusal arası değişik etkileşimlerinin 19.yy daki yansıması devletçi ve milletçi politikalar ve bunlar doğrultusunda devletçi ve milletçi eğitim anlayışları olmuştur. Devletin en başta görevlerinden biride iyi vatandaş yetiştirmek olarak kabul edilmiştir.
YORUM
Demokratik anlayış tam olarak eğitime hakim kılınamamıştır. Bunun en başta nedeni ise eğitimin toplumların yaşadıkları toplumsal sistemlerin şekillerine göre farklı farklı tanımlanması ve yorumlanmasıdır. Demokratik anlayışın devletler bazında bile tartışıldığı bir dönemde eğitimde tam anlamı ile sağlıklı bir demokratik eğitim sistemi oluşturmak oldukça güç olacaktır. Toplumlar dönenin ihtiyaçları doğrultusunda belirledikleri hedefleri gerçekleştirmek için eğitimi bir araç olarak kullanmaktadırlar.
8 . BÖLÜM
EĞİTİMDE AMAÇLAR
1 – Bir Amacın Yapısı
Amacı , bir işi yapmadan önce o iş üzerinde düşünme akıl yorma ve o işi yapmada bir bilinçlilik olarak niteleyebiliriz. Öyleyse ancak kendisine kilitlenilecek otomatik makinenin komutu görevini görmeyecektir. Sadece etkinlik öncesi bir değerlendirme, akıl yürütme, kafa yorma sonucu elde edilecek genel çerçeveyi oluşturmaktadır.
2 – İyi Amaçların Ölçütü
Öncelikle amaç var olan koşullar arasından zihinsel bir işlem sonucu olarak geleceğe dönük bir eyleme geçiricidir.
Bir başka yönüyle amaç, deneme yolu ile gelişim sürecinde farlılaşma yetisine sahip eylem tasarımıdır.
Amaç, içinde bulunduğumuz fiiliyatın geleceğe dönük yönünü belirlemedir. Fiiliyatın o anki yönünü belirleyen unsur ise araç olarak nitelenir. Örneğin; avcının tüfeği, atış tahtası birer araçtır. Ancak avcının orada belirlenmiş noktayı vurması avcının hedefini (amacını) oluşturmaktadır.
3 – Eğitimde Uygulamalar
Eğitimdeki amacın en önemli özelliklerinin başında gelen bir özellik otorite zoru ile kabul ettirilen amaçlar, eğitim amacı özelliği taşımazlar. Eğitim amaçlarının niteliklerini kısaca değinirsek;
1 – Eğitim amacı, eğitilecek kişinin yaşantısında yer alan, iş alanında uygulayabileceği pratik sonuçlar önermeli,
2 – Amaç, öğrenecek kişilerin araştırmaya, eyleme katılabilecekleri türden olmalı,
3 – Eğitim amaçları genel ve kalıplaşmış yapılardan kurtarılmalı, nitelik ve nicelik olarak geliştirilmelidir.
YORUM :
Amaçlar, bizim yapacağımız eylemlerin önceden sonuçlarını kestirme yönündeki faaliyetler olarak nitelenebilirse, sonucu etkileyici birer yönlendirici niteliği taşırlar. Bu da eylemimize kısa yol, ekonomiklik ve pratik olma özelliklerini kazandırmamıza yardımcı olacaktır. Fakat amaçlar çok ilerisini şekillendirme niyeti ile otoriteler tarafından diretme yoluyla belirlendiği durumlarda, bu amaçların zihinsel etkinliği yönlendirmeleri beklenemez. Bunun belirgin örneklerini bugün bizim uyguladığımız eğitimde görmemiz mümkündür. Çünkü amaçlar hatta amaçların davranışları bile öğretmene hazır bir şekilde otorite tarafından sunulmakta ve bir makine işleyişi ile bunların gerçekleştirilmesi görevi ile sorumlu tutulmaktadır.
9 . BÖLÜM
DOĞAL GELİŞME VE SOSYAL YETERLİLİK YÖNÜNDEN AMAÇLAR
1 – Amaç Sağlamada Doğa
Rousseau genel olarak “doğal kavramı ile sosyal kavram, birbirine karşıttır. “ der. Doğal yapı da savunulan, insanın doğuştan getirmiş olduğu bedensel yeteneklerin gelişimidir. Fakat çevresiz bir ortam düşünemeyeceğimizden doğal gelişimin oluşumunu daha kolaylaştıracak çevre oluşturma eğilimi çevrenin etkisini yok etme eğiliminden daha mantıklıdır. Rousseau doğal gelişimle bireylerin sağlıklı ve dinç olmaları için gerekli eylemlerin yapılmasını vurgulamaktadır.
2 – Amaç Olma Yönünden Sosyal Yeterlilik
“Gerçek bir eğitimin amacını doğa, kötü bir eğitimin amacını da sosyal yapı oluşturur.” Diye düşünenlerce eğitimin işlevi; doğanın vermediğini vermek olarak nitelenmiştir.
Amaçlar özele indirgendiğinde o amacın sanayide beceri sahibi olma gereğine kadar inmesi ve bu eğilime göre yönlendirmenin yapılması özgün yeteneklerin endüstriye feda edilmesi olacaktır.
Sosyal yeterliliği şöyle tanımlayabiliriz; deneyimlerin karşılıklı paylaşılması. Bu paylaşılma sonucu insanlar kendi yetenekleri yönünde cesaretlendirilmelidir.
3 – Amaç Olma Yönünden Kültür
İnsanlar toplum hayatından etkilenmekte ve kabiliyetleri oranında da toplum hayatını etkiliyorlar. Ancak bu etkileşim sürecinde unutulmamalıdır ki toplum için değerli ürünler elde etmek isteyen her kim olursa olsun, bunu dikkatli ve titiz bir deney sürecinden geçirmedikçe başarısız olacaktır. Bu süreci oluşturmak ancak geleceğe dönük akıl yorma ile mümkün olup olayın amaçla ilgisini ortaya koymaktadır.
YORUM :
Amaçların bir olayı gerçekleştirmeden o olay hakkında geleceğe dönük akıl yorma, akıl süzgecinden geçirme olduğundan bahsetmiştik. Bu yönüyle amaçlar birbirini etkileyen ve birbirinden etkilenen bir yapıya sahiptirler.
Oluşturulan amaçları üç kategoride ele alacak olursak;
1 – Doğaya göre gelişme,
2 – Sosyal yeterlilik,
3 – Kültürel yada kişisel, zihinsel zenginlik, gibi kategorilere ayırabiliriz.
Bunlardan herhangi biri diğerleri ile iç içeliği bozar ve uyuma tabi olmazsa bozulmanın nedeni olacaktır. Çünkü sağlıklı, mutlu ve başarılı yaşam bu olanların orantılı ve sağlıklı gelişimi ile mümkün olacaktır. Öyleyse birey toplumun dinamik değişme değerlerini bu üç alanı da ihmal etmeden orantılarını koruyarak hem etkilemeli hem de onlardan etkilenmelidir.
10 . BÖLÜM
İLGİ VE DİSİPLİN
1 – Terimlerin Anlamı
insanlar dışarıdan sadece izleyici olarak gözledikleri olayları seyredilecek bir şey diye genellerler. Nedenleri yada sonuçları onlar için çokta önemli değildir. Ancak olayın içinde bir fiil bulunur ve olayı gerçekleşmesinde bir görevi üstlenirse işte o zaman olayın sebebini sonucunu ve etkilerini inceleme ihtiyacı duyarlar. Olaya katılma ilgi, tutum ve ilişki doğrudan ilintilidir. Bu kavramlar farklı ortamlardan değişik etkileşimlerin nedeni olabilirler.
2 – İlgi Kavramının Eğitimde Önemi
İnsanlar bir şey öğrenmek üzere bir eylemler dizisine giriştiklerinde bireyin belli bir uyarıcılar grubu ile karşı karşıya geleceği bir gerçektir. Bu durumda bireyin sadece zihinsel fonksiyonlarını kullanarak öğrenmeyi gerçekleştiremeyeceğini zihinsel fonksiyonlarının yanında diğer etkenlerinde öğrenme üzerinde etkileyici birer unsur olarak var olacaklarını unutmamalıyız. Böyle olunca kişinin öğrenmedeki gerçek amaca yönelmesine yardımcı bir unsur olarak ilgiyi devreye sokmamız gerekmektedir. Amerikan gülmece yazarının “çocuk hoşlanmadıkça, ne öğretirseniz öğretin, fark etmeyecektir.” Derken anlatmak istediği gibi üzerinde ilginin yoğunlaştırılamadığı uyarıcı ne olursa ve nasıl sunulursa sunulsun sonucu çok değiştirmeyecektir. Buradaki temel unsuru zihinsel faaliyetin yanında ilgi olarak kabul edebiliriz.
3 – Problemin Bazı Sosyal Yönleri
Eğitim içerisindeki yerleşmiş bazı yapısal düzenlemelerde disipline edilmiş eğitim yaşantıları öyle kolay bir şekilde değişime tabi tutulamamaktadır. Velev ki bunların yanlış olduğu anlaşılsa bile bunların değiştirilmesi fikri öyle ol orta söylenememektedir. Belki değişim kaçınılmaz fakat bu toplumsal olaylar hep böyle olagelmiştir. Şimdi çok iyi benimsenen bir olgu ilk ortaya koyulduğunda tepkilerle karşılanır ve sonraları benimsendiğinde ise onun yerine başka bir olgunun getirilmesine tepki gösterilir.
YORUM :
İnsanoğlu bilinçli olarak girişeceği yaşantılarda hep bir hazırlık safhası yaşamaktadır. Bu safhayı “ karar verme safhası “ olarak nitelendirecek olursa insanlar bu safhada olaya–yaşantıya karşı ilgi–ihtiyaçlarını değerlendirirler. Eğer bu zorunlu bir ortam değilse ilgileri doğrultusunda hareket edeceklerdir. Zorunlu ortamlarda ise ilgiler amaca doğru yönlendirilebildiği oranda başarı elde edilecek, ilginin toplanamadığı zorunlu yaşantılar ise düşük verimlerle yada verimsizlikle sonuçlanacaktır.
11 . BÖLÜM
DENEYİM VE DÜŞÜNME
Deneyimin Yapısı
Birey yaÅŸantılar-denemeler sonucu öğreneceÄŸi bütün bilgilerin bir parçası (bir etkileyeni ve etkileneni) konumundadır. Bu yönüyle bu tür öğrenmelerde duyu organlarının birçoÄŸunun ise koÅŸulması algılamayı, anlamlandırmayı ve kalıcılığı büyük oranda etkilediÄŸi gibi zihinsel iÅŸlemlerle genelleme, özele indirme…vb sonuçlara varma gücünü de arttırır. Bunun aksi olan kuram öğretimi ise insanların bedensel eÄŸilim ve ihtiyaçlarını bastırarak zihni bütün bunlardan ayrı bir bilgi deposu haline getirmek demektir ki bu durumu açıklayan ÅŸu sözü burada hatırlamak olayın netleÅŸmesini yardımcı olacaktır; “bir gram deneyimin bir ton kuramdan daha iyi sayılmasının nedeni, kuramın, yaÅŸamsal gerçek kanıtlanabilen bir anlama ancak deneme sonucu kavuÅŸulabilir olmasıdır.
2 – Deneme İçinde Eğitim
Birey denemeye karar verme süreci sırasında belli bir düşünme süreci geçiriyorsa, bu deneme bilinçli ve planlı bir deneme olarak nitelenmektedir. Fakat birey istem dışı, farkında olmadan da bir deneme ortamında kendisini bulduğu durumlarda olabilir. Her iki durumda da bireyin deneyimi deneme süreci ile sonucun algılanabildiği durumlarda değer taşır. Aksi taktirde sonuç olarak bir yargıya varılamamışsa denemenin sonucu bir öğrenme ile bitmemiştir. Bu deneme ya bir kez daha yapılmalı yada bu denemenin öğrenme ilişkisi yönü ile olumsuz sonuçlandığı söylenmelidir. Yapılan denemeler sonuçları dünyaca kabullenmiş denemeler bile olsa kişiye göre orjinaldir.
YORUM :
Öğrenmede deneyimin vazgeçilmezliği geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemini korumaktadır. Bilim dünyası için ortaya atılan düşüncelerin geçerliliği ve güvenirliliği denemeler sonucu ortaya çıkacak sonuçlarla sabit hale gelecektir. Bunlar bireyler tarafından alınırken de durum pek farklı değildir. Bireyde kendisinden önce yapılanları değerlendirip kendisine bir düşünme zemini hazırladıktan sonra başkalarınca biliniyor olsa bile kendisince orjinallik taşıyan denemelere baş vurarak sonuçlar elde edecek ve öğrenmeyi gerçekleştirecektir. Denemelerin sonuçlarının olumlu – olumsuz olmaları öğrenmenin gerçekleşmesini engellemeyecektir.
12 . BÖLÜM
EĞİTİMDE DÜŞÜNME
1 – Metodun Temelleri
Öğrenme – öğretme etkinliği için çok değişik öneriler bulunmaktadır. Ancak bugün çoğunlukla uygulamada gördüğümüz metodun zihinsel işlemlere ( soyut ) daha fazla yüklenen ve bu süreç sonunda bir çok bilginin taşıyıcısı bir beynin ürün olarak alınmasını hedefleyen bir yapıya sahip olduğunu görmekteyiz. Metodun öğrenciye doğru düşünme yollarını kazandırması gerektiği konusunda bir çelişki yoktur. Fakat bunun nasıl yapılması gerektiği henüz herkesçe kabul edilir bir şekil olarak mevcut değildir. En çok kabul edilen görüş ise, çocuğun okul öncesi döneminde de olduğu gibi yaşantılar (deneme- yanılma) yolu ile öğrenme metodudur. Böyle bir etkinlikte çocuk hem bir fiil olayın içinde bir etkileyici olacağından hem de daha önceki öğrenmelerinden de yararlanacağından daha verimli bir öğrenmenin gerçekleşeceği savunulmaktadır.
YORUM :
Deneme yanılma yolunu kullanarak öğrencilerin düşünme şekillerini düzenleme çalışmalarında öğrencinin bütün etkinliklerin merkezinde bulunuşu ve onun dışındaki bütün unsurların ancak yardımcı ve yönlendirici olarak olaya katılacak olması hem de kendisine ait bir ürün olduğunu düşünmesini sağlayacağından tercih edilebilecek bir yoldur. Bütün bunların yanı sıra sadece zihinsel olmayıp öğrencinin diğer duyu organlarının da işe katılacak olması yöntemin tercih edilmesini sağlayıcı bir yönüdür.
13. BÖLÜM
YÖNTEMİN DOĞASI
1 - Konu ve Yöntem Birliği
Yöntemle konu arasında bir gerekirlilik birliği vardır. Konunun aktarımı için kullanılacak araçların (amaca ulaşmak için kullanılan her şey) bir düzene koyulması işine yöntem diyecek olursak, “yöntem, konunun verimli bir halde kazandırılması için gereklidir” diyebiliriz
2 – Genel ve Bireysel Bakımdan Yöntem
Öğrenmeler için klasik kabul edilen ve geçmişte kullanıldıkları için günümüze de taşınmaya çalışılan yollar, metotlar vardır. Ancak yapılması gereken bireylerin ilk önce karşılaştığı olaylar karşısında kendi durumunu değerlendirmesidir. Her ne kadar klasik yöntemler genel bir çerçeve olarak alınmakta ise de bireyin özgür bir şekildeki yaklaşımı daha etkin bir işlev üstlenmelidir.
3 – Bireysel Yöntemin Ayırdedici Nitelikleri
Bütün insanların farklı yapılarından dolayı, değişik ilgi, istidat, kabiliyet ve yetenekleri mevcuttur. Bu yönüyle bütün insanların öğrenme faaliyetlerinin değişik yollarla olması kadar doğal bir durum yoktur. Bizim kültürümüzde bu “ her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” şeklindeki bir atasözü ile özleştirilmiştir.
4 – Tek Yönlü Düşünme
Her türlü etkinliğin etrafında çevre diye adlandırdığımız başka etkinliklerin yada etkilerin mevcudiyeti kaçınılmazdır. Bu durumda eğitim ortamındaki amaca ulaştırıcı uyaranın yanında başka uyaranlarında varlığı anlamına geleceğinden öğrenme işini yapacak bireyin birden fazla düşünme ile baş etme durumuna girmesi demektir ki bu zihnin kapasite hacmini aşacağından zihin bunlar arasında ilgisine dönük bir tercih yapma durumunda kalacaktır.
5 – Sorumluluk
Sorumluluk, düşünülerek yapılan işlerin olası sonuçlarını önceden hesaplamak ve bu sonuçların farkında olarak sonucu kabullenmektir. Buradan da çıkarılacağı üzere sorumluluğun atfedilebilmesi için bireyin yapacağı etkinlik hakkında önceden düşünme eyleminde bulunması şartı vardır. Öyle ise birey öğrenme konusunun tayini ve yöntemin belirlenmesi aşamalarında aktif katılıma sevk edilmelidir. Bunun sonucu olarak bireyin sorumluluğu paylaşması söz konusu olacaktır.
YORUM :
Denemeler sonucu bir amaca varılabilmesi için denenen yollar arasından amaca en kısa yoldan ulaştıran ekonomik ve verime olumlu etki yapan yolun, yöntem olarak genellenmesinin yanı sıra yöntemin bireye özgü değişimlere uğrayacağı gerçeği de kaçınılmazdır. Böyle olunca bireyin karar verme sürecine katılımı sonucunda sonuçtaki sorumluluğu paylaşması da söz konusu olmaktadır.
BÖLÜM
DERS KONUSUNUN YAPISI
1 – Öğretmenin ve Öğrencinin Ders Konusu
Öğretmen ve öğrencinin konuya karşı konumları çok farklıdır. Çünkü öğretmen kapsamını, ilişkilerini ve sonucunu bildiği bir durumla karşı karşıya olmasına karşın öğrenci yolunu yordamını bilmediği, kendisi için bütünlük arz etmekten uzak, parça parça bir konu ile karşı karşıyadır. Bu durumda öğretmenin ders konusu hakkındaki bilgileri ile öğrencinin bu psikolojisini birleştirici bir tavırla öğretim metotlarını seçmesi gerekmektedir.
2 – Ders Konularının Öğrencide Geliştirilmesi
Öğrenci öğreneceği bilginin kendisi için problem sayılan bir duruma çözüm getirip getiremeyeceğini bakarak o konu hakkında bir değer belirlemesi yapar. Aracısız ( yaşantıyla – deneyerek ) elde ettiği bilginin geliştirebilirlik özelliği öğrenciye konunun cazip gelmesini sağlayan unsurlar arasında yer alır.
3 – Bilim veya Rasyonel Bilgi
Bilginin belli karakteristik bir yapı arz eden durumuna, bilim denile bilir. İnsanlar bütün bilgileri değil sadece ihtiyaç duyduklarını, ihtiyaç duydukları bilgilerin bütün içeriklerini değil sadece problemlerini çözmeye yetecek kadar olan kısmını öğrenmeye eğilimlidirler. Tabi ki bu küçük kısmını dahi elde etmek için bile insan bir öğrenim sürecinden geçer ve belli etkileşimler sonucu arzuladığı bilgiyi elde etme imkanına sahip olur.
4 – Toplumsal Yönden Ders konuları
Eğitim sadece bireyin ihtiyaçları doğrultusunda değil bireylerin bir arada bulunarak oluşturdukları sosyal yapının ihtiyaçlarına da cevap verecek doğrultuda gerçekleştirilmelidir. Bireyin bir toplumdan bağımsız yaşaması mümkün olmadığına göre o toplumun bir yapıtaşı olarak toplumun ihtiyaçlarının giderilmesi içinde üzerine düşen görevi zorunlu olarak yerine getirmelidir. Aksi takdirde bu durumun ihmali toplumun bozulma sürecine itilmesi demek olur ki bu da bireyinde zararına olacağından memnuniyet verici bir durum olmaz.
YORUM :
Ders konusunun yapısı belirlenirken muhakkaktır ki öncelikle bu konunun muhatabı olacak öğrencinin ilgisi göz önüne alınmalıdır. Gencin ilk önce deneyimli olma kavramını kavraması için deneyimde bulunacağı ortamlar hazırlanır. Daha sonra bir toplum içinde yaşandığı ve toplumun bütün fertleri gibi bu bireyinde toplum için yapmakla yükümlü olduğu görevler göz önünde bulunarak, bireyi bir papağan gibi eğiticinin tekrarını yapmaktan uzak, gelişimi göz önüne alan bir konu ile karşılaştırmalıdır.
15 . BÖLÜM
PROGRAMDA OYUN VE İŞ
1 – Eğitimde Etkin Uğraşların Yeri
Bütün insanların çocukluk dönemlerinde oyun oynamaya bir şekilde eğilimli olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Mademki çocukların böyle bir eğilimleri söz konusudur, bunu neden eğitim için değerlendirmeyelim? Bunun ( oyunun ) eğitimde verimli kullanışı söz konusu olduğunda en önemli etkisi ilgiyi çekmede ve olay üzerinde yoğunlaşmada olacağını söyleyebiliriz. Öğrencilerin okul dışı zamanlarının büyük bir kısmını oyuna ayırmaları ona verdikleri değeri ve önemi göstermek için yeterlidir. Onlar için değerliliği kesin olan bu kavramdan eğitimde yararlanmamak eğitimcinin işini zora koşmaktan başka bir tabirle açıklanamaz.
2 – Uygun Etkinlik
Yapılacak etkinliklerin uygunlukları eğitim ortamına neden alındıkları sorusunun cevabıyla ilk basamağı geçecektir. Bu sorunun cevabı ekonomik kaygı olmamalıdır. Öğrencilerin yaşamının her alanı ile ilgilenmesi doğru olabilir. Ancak bu ilgilenme doğru amaçlarca yönlendirildiğinde öğrencilerin deneyim yapmalarına müsait halde ortama sunulduklarında doğru amaçlara hizmet edecekleri umulmaktadır.
3 – İş ve Dünya
Oyun çocuğun içten gelen ve bastırılması durumunda başka yönlerde tatmini aranan bir eğitimi, bir ihtiyacıdır. Onun içindir ki çocukların oyun oynamamalarını yasaklamak yerine onların oyunlarını yönlendirmeyi şiar edinmeliyiz. Oyunun doğal akışı içersinde oyun için üretme (iş) kavramı kendiliğinden doğacaktır. Bu durum iyi değerlendirildiğinde çocuğa gerçek hayattan ve gelecekle ilgili bir çok şey aktarılabilir.
YORUM :
Öğrencilerin eğlenmek amacı ile oynadıkları oyunların onlar için eğitimin amaçlarını gerçekleştirici hale getirilmesi ve oyunun doğası bozulmadan eğlendiriciliği muhafaza edilerek çocukların ortamına sunulması başarılabilirse bu onlar için eğlenirken öğrenmek olacaktır. Eğlenirken öğrenme etkinliğinin içerisine başarılı tasarımlarla yerleştirilmiş oynamak için üretmek (iş) öğrencilerin oyun sırasında farkında olmadan eğlenirken hayatın bir çok yönü ile oyunun ciddiyeti içerisinde karşı karşıya gelmelerini sağlayacaktır. Bu belki de insanın doğasındaki tembellik eğilimini aşmada kullanılabilecek bir yöntem olabilir.
16 . BÖLÜM
TARİH VE COĞRAFYANIN ÖNEMİ
1 – Birincil Etkinliklerin Anlamının Yaygınlaştırılması
Öğrenciler doğa hakkında gözlem yaparak doğada olup bitenleri gözleme konusunda ancak bazı etkinlikleri yapabileceklerdir. Örneğin ; teleskopla yıldızlara bakan bir çocuk bilim adamının keşfettiği yeni bir yıldızın varlığını keşfedemez. Doğaldır ki Coğrafya ve Tarih dersleri önceden programa bağlı işlenmelidir. Ancak coğrafya derslerinde tabiat olaylarının ilişkisi incelenmeli, tarih dersi de insancıl ilişkiler için bir örnekler manzumesi oluşturmalıdır.
2 – Tarih, Coğrafyanın Birbirini Bütünleyen İçeriği
Tarih ve coğrafya: toplum ve mekan arasındaki ilişki olarak incelenirken olaylar soyut, çocuk için anlam taşımayacak ayrıntılara taşınmadan somut inceleme konuları ile işlenmelidir. Aksi taktirde her iki derste kavram ve sayıların dizeler haline getirilerek ezberlendiği ve sorulunca ilişki kurmaktan mahrum, ezbere aldığı gibi aktarma şekline işlenmiş dersler olacaklarından verimden söz etmek olanaksız hale gelecektir.
3 – Tarih ve Bugünkü Sosyal Yaşam
Tarihin her safhası günümüzle ilişkilendirilemediği bir durumda tarih dersleri soyut manzumeler dizisi olmaktan öteye geçemeyecektir. Tarihi olaylar dönemlerinin sosyal etkinlikleri yönünden incelenerek günümüz sosyal yapısı ile kıyaslanarak insancıllık kıstasları bakımından karşılaştırma yapılmalıdır.
YORUM :
İnsanoğlu ne yaşadığı gün itibarıyla nede daha öncesinde, boşlukta bulunmamaktadır. Yaşadığı gün itibarı ile içinde bulunduğu bir toplum söz konusu olduğu gibi geçmiş yönüyle de bu toplumun kökleriyle olan bir sosyal bağlantı söz konusudur. Bu bağlantılar bireylere sosyal etkileşimler içerisinde geçmiş ve günün kıyaslamasını yapabileceği bir nitelikte sunulmalıdır. Hazırlanan bu ortam içerisinde geçmişin günümüz aracılığı ile geleceğe güç kaynağı olacağı günümüzdeki aktivitelerin gelecekte bir geçmiş olarak değer taşıyacağı gibi geçmişteki aktivitelerin de günümüz için değer taşıdığı irdelenmeli ve tarih dersleri sosyal olayların kıyaslanıp genellemelere varıldığı dersler haline getirilmelidir.
17 . BÖLÜM
DERS PROGRAMINDA FEN BİLİMİ
1 - Mantıksal ve Psikolojik Boyut
Fen bilgisi derslerinde öğrenciler bilimsel yöntemin temelleri üzerinde kurulmuş ortamlarda araştırma yapmaya sevk edilmelidirler. Bu çalışmalar çocuk için bir bilimsel çalışma değildir. Keşfetme sürecinin bilimsel yöntemler yardımı ile gerçekleştirilmesidir. Öğrencilerin bilimsel düşünme sistemini kavrayarak hayatta karşılaştıkları problemleri bu yöntemle çözmeleri için erekli tecrübe ve güveni kazanmaları sağlanır.
2 – Bilim ve Toplumsal İlerleme
Bilim toplum içerisinde denemeye dayalı yığılan bir özellik göstererek bireylerin birikimlerinin toplumun birikiminden yararlanarak soyutlama, genelleme ve olaylara uygulama şeklinde dönüşümlü bir süreci izleyen olaylar sıralamasıdır. Kurallar ve soyutlamalar zihin simgeleme işlemi olarak ortaya çıkarlar. Fakat olaylara uygulanmaları ancak genellemeler yardımı ile mümkün olacaktır.
3 – Eğitimde Natüralizm ve Hümanizm
Bilimin birikimi bugünkü sınıflanmış hali ile başlamamıştı. Bilimlerin birçoğunun, edebiyattan ayrılma bilim dalları olduğunu hepimiz biliriz. Edebiyattan ayrılma doğal bir ihtiyacın gereğiydi. Çünkü bilimde ayrıntıya doğru ilerleme eğilimi ve doğası itibarıyla bilimlerin alanlar oluşturma eğilimleri, ayrılmaları kaçınılmaz hale getirmiştir. Ancak öyle dönemler yaşanmıştır ki bilim insanlara hizmet edememiştir. Bu dönemlerde bilim birikmiş bilgilerin sadece öğrenilmiş bilgiler anlamında alınmıştır. Oysa ki insancıl (hümanist ) görüş bu bilgileri bütün insanların yararı yönünde kullanılması gerektiğini söylüyor ve birçok kişide bunu biliyordu. Ancak toplumun yapısı gereği bunu pek dikkate alan bulunmuyordu.
YORUM :
Bilim birikmiş bir bilgi yığını olarak pratikteki uygulamaları yönüyle toplumların sürekli ilkel devreleri yaşamayı aşmalarına ve toplumun en son ulaşmış olduğu bilgiyi, teknik ve medeniyet birikiminin üzerinde yükselmesini sağlayan bir soyut dizgeler bütünüdür. Bu soyutlamalar genellemelerle olaylara uygulanarak insanlık adına bir anlam taşımaya başlarlar. Öyleyse bilim adamının bu soyut genellemeleri oluşumuna yaptığı etki kadar önem taşıyan bir başka etki de bu kitaplardaki soyut bilgilerin genellemeler aracılığı ile uygulamada faal hale gelmesi için gerekmektedir.
18 . BÖLÜM
EĞİTİMSEL DEĞERLER
1 – Kavramanın veya Değer Bilmenin Doğası
İnsanlarda yeni şeyleri oluşturmanın yolu bildikleri eski şeylerden hareket etmekten geçer. Bireyler bütün karşılaştıkları ortamlar hakkında şu yada bu şekilde direkt yada dolaylı olarak bir ön yaşantı birikimine sahiptirler. Bunlardır ki her bireyin kavramı , yorumlaması algılaması ve değerlendirmesi diğer bireylerinkinden farklı olacaktır. Değerlendirme bu unsurlar göz önüne alınarak yapıldığında anlam taşıyacaktır.
2 – Derslerin Değerlendirilmesi
Derslerden herhangi biri bir diğerine göre objektif unsurlarla kanıtlanarak üstün kılamaz. Bunun nedeni de bu derslerin her birinin kendi içinde bir bütünlükle belli bir amaca hizmet etmek amacı ile oluşturulmuş olmalarıdır. Ancak derslerin kapsamında bir değişmenin olması her zaman mümkündür. Zaten gelişme kavramı varlıkların değişmeye açık olmaları ile mümkündür.
3 – Değerlerin Ayırımı ve Düzenlenmesi
Bu konuda ele alınacak ilk sorun bütün değerlerin ince ayrıntılarla parça parça ayrı alanlar oluşturması durumunda bunların yeni nesillere aktarılması sorununun irdelenmesidir. Bu sorunla karşılaşıldığı günden beri eğitim programları değiştirilmiş, fakat bu programların düzenlenmesi yolu pek tutulmamıştır. Eksik yönleri olan bütün programlar terk edilecek olursa, sonucu bir çıkmazdan öteye geçmeyecektir. Bunun için yıkmak yerine onarmayı yeğlemeliyiz.
YORUM :
Eğitimde bütün değerler sorununu irdelemenin en başlıca nedeni, amacımıza ulaştırıcı yolun belirlenmesinde bu yol boyunca kullanılacak araçların tespitinde önemli bir yer arz ettiğini kabul etmek gerekir. Ancak değerlerden bahsederken objektif olmanın mümkün olmadığını, değerlerin toplumlara, topluluklara, gruplara ve hatta bireylere özgü değişik algılanışları mevcuttur. Bundan dolayıdır ki genel üzerinde değerler mevzuunu tartışmanın çokta somut veriler elde etmemize yaramayacağı kanısındayım. Bu konu tartışılacaksa sınırlandırmaların yapılması ile verim alınacağına inanıyorum. Çünkü değer kavramı hem soyut hem subjektif hem de genel bir kavram olması yönü ile üzerinde çok değişik yorumlar yapmak mümkündür.
19 . BÖLÜM
İŞ VE BOŞ ZAMAN
1 – Karşıtlığın Kökeni
Karşıtlığın kökeni, insanoğlunun toplum hayatını yaşamaya başlaması sonucu, değişik sebeplerden dolayı kimileri beden gücünü kullanarak geçimini sağlama durumunda kalırken, kimileri geçimlerini sağlamak için çalışmaya ihtiyaç duymayacak durumda olmalarından kaynaklanmıştır. Bazı sınıfların üst tabakayı oluşturması ve bedensel çalışma zorunluluğu taşımamasına karşın kimileri köle olmak zorunda kaldıklarından sosyal yapıdaki uç noktaların karşıtlığa sebebiyet verdiği bir gerçektir.
2 – Günümüzdeki Durum
Bireylerin bir kısmının bedensel güçle geçimlerini sağlama zorunluluğu onları birer makine gibi üretimleri ile değerlendirilmeye getirmiştir. Günümüzde makineleşmenin de artması sonucu insanlar sadece bir üretim aracı olarak görülmektedir. Buralarda çalışmak için yetiştirilecek bireylerin eğitiminde “3R” (okuma – yazma – aritmetik ) modelinin uygulanması ise özgürlük anlayışına engel, bireylerin köleleştirilmesine, makineleştirilmesine kolaylaştırıcı bir eğitim uygulamasıdır. Bu uygulama ile birey makineyi kullanarak boş bir zaman bulsa da bu zaman içerisinde zihinsel bir faaliyet gösteremeyecek şekilde yetiştirilmekte ve toplumsal sınıf kavramı kökleştirilmektedir.
YORUM :
Eğitim programında sınıfçı bir ayırımın gözetilmesi kesinlikle tasvip edilecek bir olay değildir. Elbette ki eğitim programı yetiştireceği bütün bireylerin zihinsel işlem yapma gücü yönünden birbirine eşit olmasını yeğleyecektir. Toplumun bu tür sınıf anlayışlarına dayalı olarak şekillendirilmesi kölelik sisteminin çağdaş bir kisveye bürünmüş bir halde devam etmesi demek olacaktır.
20 . BÖLÜM
ZİHİNSEL VE PRATİK DERSLER
1 – Deneyle Gerçek Bilgi Arasında Karşıtlık
Aslında bilgi deneyle edinilmesi yönüyle deneyden elde edilen sonuç olarak nitelenmesine rağmen taşıdığı doğruluk kavramı onu deneye göre üstün kılmıştır. Doğruluğu mutlak olmamasına karşın deneye göre daha kesin yargılar taşıması bilimin deneyden daha çok benimsenmesine neden olmuş ve aristokrat sınıfın bir aracı olarak görülmüştür.
2 – Deneyim ve Bilgi Üzerine Çağdaş Kuram
Deneyim benim üzerimde gerçekleşmekten ne kadar uzaklaşırsa gerçeklik taşıma özelliğini o kadar yitirecektir, düşüncesini benimseyen çağdaş kuramcılar eğitimin yıkıcı değil yapıcı olması gerektiğini vurgulayarak sözel simgeleştirmeye verilen önemi azaltmışlardır.
3 – Deneyim Olma Yönünden Deneme
Öğrenciler belli öğrenme yöntemleri ile bir seviyeye getirildikten sonra deneme imkanı bulmalarına rağmen ondan yararlanamayacak durumda bulunurlar. Çünkü daha önceki öğrenmeleri onlar için zihinsel faaliyetle öğrenmenin en kolay öğrenme yolu olduğu izlenimini oluşturmuştur. Bu da göstermektedir ki öğrencilerin kimi yönlerini geliştirici faaliyetler oldukça fazla olmasına karşı kimi yönleri ise tamamen ihmal edilmiştir.
YORUM :
Geçmişte yapılan bir hata ile akıla, aşırı değer verilerek deneyin, deneyimin göz ardı edilişi eğitim adına bir kayıptır. Fakat günümüzde aklın anlamlı etkinlikleri için deneyin ve deneyimin bütün imkanlarını kullanması eğilimi eğitimin daha somut adımlarla ilerlemesini sağlayacağı söylenebilir.
21 . BÖLÜM
FEN VE SOSYAL BİLGİLER
NATURALİZM VE HUMANİZM
Bu alandaki tartışmaların temelini, “eğitimin konusunu kitaba bağlı dersler mi oluşturmalı yoksa doğal bilimler ve edebiyatta, eğitimin konuları arasına dahil edilmeli midir?” sorusu oluşturur.
1 – Humanistik Çalışmaların Tarihsel Geçmişi
İnsanlar orta çağdan sonraki dönemlerde de ortaçağa bağlılıklarını sürdürmüşler, doğayı ve insanı anlamaya yönelik bir eğitim yerine orta çağ eserlerinin incelenmesi ile oluşturulan bir eğitim çerçevesi oluşturulmuş ve ortaçağdaki skolastik düşüncenin hakimiyeti devam etmektedir.
Doğaya Dönük Çağdaş Bilimsel İlgi
İnsanlar tarafından bilimin yardımı ile doğayı betimleme, doğa olaylarında hakimiyet kurma gibi durumlar reddedilmiş ve mütevazi bir tavırla doğanın çözümlenmesine çalışılmıştır. Madde tek düze, işe yaramaz yerinden alınıp indirgenerek insanların amaçları için kullanacağı bir araç haline getirilmiştir.
3 – Günümüzdeki Eğitim Problemi
Günümüzdeki eğitim probleminin temelinde teknik bilim anlayışı ile zihinsel faaliyetleri geliştiren anlayış arasındaki tercih yatmaktadır. Toplumun teknik eğitim görmüş bireyleri 3R becerilerinden ileri geçmeyi başaramadıkları müddetçe anlayış geliştirme yönleri ile güdük kalacaklarından, toplumdaki sınıf kavramının devamına neden olacaklardır.
YORUM :
Günümüz eğitim anlayışı ortaçağın skolastik düşüncesini terk etmiş doğa ile insan arasındaki dengeyi kurmuş, doğayı insanın hizmetine sunacak hümanist yaklaşıma ters düşmeyen tarzı ile geleceğe yönelik yeniliklere ve gelişmelere beşiklik etmeye, benimsediği demokratik görüş doğrultusunda hizmet etmeyi şiar edinmelidir.
22 . BÖLÜM
BİREY VE EVREN
1 – Tümüyle Bireysel Olan Zihin
Tarih boyunca çok değişik değerlendirmeler sonucu çok değişik ilişkilerinden bahsedilen insan zihni olaylar karşısında her zaman kendisine has bir düşünme yöntemini gerçekleştirmiştir.
2 – Yeniden Düzenleme Aracı Olarak Bireysel Zihin
İnsanların zekalarını etkileyecek birçok etki ile çevrili oldukları bir gerçektir. Bunları çevredeki insanlar, doÄŸa, önceki bilgileri, yazılı kaynaklar, dinsel etkiler…vb gibi sıralaya biliriz. Ancak beyin bütün bu etkilenmeler sonuca varma yolu izleyerek bireysel bir düzen oluÅŸturacaktır. Yapılan bu zihinsel etkinlik ve etkileyicileri deÄŸiÅŸik kültürlerin etkisini taşıyan filozoflarca çok deÄŸiÅŸik ÅŸekillerde yorumlanmıştır. Varılan genel sonuç bireyin zihni, algıladığı uyarıcıları kendi hamur teknesinde yoÄŸurması sonucu oluÅŸacak hamurun kıvamı her zaman bireye özgü olacaktır.
3 – Eğitici Eşdeğerler
Bireylerin toplum içerisinde ortak olarak savunacakları ve birbirlerinde bulunması için mücadele verecekleri bazı özgürlükler ve haklar vardır. İnsanlar bunları elde etmek için mücadele edeceklerdir. Bu mücadelenin amacının ve bu mücadele sürecinin birlikteliği içerisinde bireylere kazandıracağı bazı yaşantılar söz konusudur. Bunlar toplumca aynı şekilde algılanmalı ve savunulmalıdır. Demokratik toplumun gerçekleşebilmesi için de bu bir ön şarttır.
YORUM :
Demokratikleşme toplumca bir ülkü edinilmişse bunun gereği olan değişmeler yerine getirilmelidir. Çünkü, eğer bir yenilik yapılacaksa bunun gereği olan değişimi gerçekleştirme safhası bu yeniliğin en önemli basamağını oluşturacaktır. Burada bireysel zihnin yorumuna hitap edebilmenin büyük önemi ortaya çıkmaktadır. Bireysel zihnin bütün önyargılardan sıyrılmasına yardımcı olmalıyız.
23 . BÖLÜM
EĞİTİMDE MESLEKİ ÖĞRETİMİN BOYUTU
1 – Mesleki Eğitimin Anlamı
Eğitimde, mesleki eğitim felsefi bir çok incelemelerin ve görüşlerin oluşmasına neden olmuştur. Mesleki eğitim genelde pratik eğitimle karıştırılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesleki yönüne ağırlık verilen bireyin diğer öğrenme yetilerini aksatması bu eğitimin olumsuz yönüdür. Çünkü birey sadece işi ile yaşamayacak toplumla etkileşimde bulunacak birçok etkinliğe katılacaktır. Bu yönüyle eksik ve güdük bir toplum bireyi oluşturulmaktadır. Kişi alanında başarılı bile olsa bu tutum kişiye de alana da olumsuz etki yapacaktır.
2 – Eğitimde Meslek Amaçlarının Yeri
Muhakkak ki birey ilgi, istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda bir meslek sahibi 9olma yönünde mücadele etmelidir. Çünkü bu onun hayatta mutluluk ve istikrarının ilk şartıdır. Kişinin soyut bilgilerle yoğrulması yerine etkinliklerle olgunlaşması ilke edinilir. Bu süreç onların araçsız, direkt bilgi ile yüzleşmelerini sağlayacaktır. Burada öğreticilere düşen görev, öğrencilere hiçbir zaman ellerindeki ile yetinmemeleri gereğidir.
3 – Günümüzdeki Olanaklar ve Tehlikeler
Her ne kadar çağın iş olanakları yönü ile bireylere sunduğu imkanlar oldukça fazlaysa da gözden kaçırılmaması gereken en önemli husus 3R (okuma-yazma-aritmetik) eğitimi ile toplumda sadece ürünüyle değerlendirilecek bir makine olmaktan sakınmaktır. Bu sürecin bir elemanı olunduğunda toplumdaki sınıf kavramının devamına sebebiyet verileceği unutulmamalıdır. Bireylerin zihinsel işlemler yapabilen, hak ve özgürlükleri için mücadeleden kaçmayacak bir şekilde yetiştirilmesi demokratik toplum için hayati önem taşımaktadır.
YORUM :
Toplumda bir sınıf oluşumu bulunan bulundukları sınıftan ayrılamayan bireyler yetiştirmek, demokratik toplum yapısını savunan hiçbir eğitim sistemi için mümkün değildir. Buraya kadar bahsettiğimiz meslek seçimi, meslekte görev yapma ve gerektiğinde hak ve özgürlüklerini savunma demokratik yapının temel unsurlarını oluşturmaktadır.
24 . BÖLÜM
EĞİTİM FELSEFESİ
1 – Eleştirel Tekrar
Bireylerin eğitimleri için doğrudan etkinlikle karşılaşmaları ve zihinsel faaliyetleri ile aktivitenin gidişini bizzat kendilerinin tayin etmesi sınıf oluşumuyla sonuçlanacak 3R modelinden kaçınılması kişilerin demokratik hakları söz konusu olduğunda gerekli yollara baş vurarak haklarını aramaları demokratik bir eğitimin ürününde bulunacak belli başlı özellikleri oluşturur. Kesinlikle felsefi ikilemlere düşmez.
2 – Felsefenin Yapısı
Bir toplumun yapısında bir değişiklik tasarlanmakta ise bunun ilk atılımları sosyal alanda olacağından eğitiminde sosyal alandaki değişikliklerden ilk etkilenen kurum olduğundan ilk önce ele alınacak yapılardan biri eğitim felsefesidir. Çünkü toplum ve bireylerin şekillenmesini etkileyen eğitim kurumlarında da etkileme yön yöntem ve türünü eğitim felsefesi belirlemektedir. Kişilerin toplumla ve doğayla ilişkilerinin şekli felsefi süreçler sonucu değişeceğinden demokratik toplum için felsefe önemli bir alan olmaktadır.
YORUM :
Toplum içindeki karşıtlıkların giderilebilmesi için duygusal ve bilişsel düzenin toplumda belli bir dengeye getirilmesi gereklidir. Bunun içinde işe koşulacak en etkin alan felsefe alanıdır. Bu yönüyle felsefe to
Kategori: EÄŸitim