Bilişsel Gelişim

12 Temmuz 2007



BİLİŞSEL GELİŞİM

Değişik yaş guruplarındaki çocuklara sorulan sorularda her yaş grubunun verdiği cevap farklı olacaktır. Bu farklılığın nedeni çocukların içinde bulundukları bilişsel gelişim düzeyinin farklı olmasıdır. Gözlemlenemeyen süreçleri içerdiğinden, bilişsel gelişimi araştırmak oldukça zordur. Bebeklerin bilişsel gelişimini araştırmak daha da zor olmaktadır, çünkü onlardan düşüncelerini söylemelerini istemek mümkün değildir(Gander ve Gardiner, 1995).

Biliş bireylerin dünyayı öğrenmeleri ve anlamalarını içeren zihinsel faaliyetler anlamına gelir. Çocukluktan yetişkinliğe kadar düşünmenin gelişimini açıklayan Piaget’e göre, bir yetişkin için oldukça basit olan bir şey çocuk için oldukça zor olmaktadır.

Piaget, ayrıca uygulamasını yaptığı Binet zekâ testleri’nde aynı yaşlardaki çocukların sorulara aynı türden cevaplar verdiklerini gözlemlemiştir. Bu gözlemi, Piaget’e bilişsel gelişimin yaş düzeyine bağlı olarak farklı özellikler taşıdıkları düşündürmüştür.

BİLİŞSEL GELİŞİMLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

Şema(schema) Bu kuramdaki en temel kavramlardan birisidir. Şemalar bilişsel yapılardır. Şema örgütlenmiş davranış yada düşünce örüntüsü olarak ifade edilmektedir. Çocukların çevreleriyle etkileşimleri sonucunda geliştirdikleri davranış ve düşünce kalıplarıdır.

Problemleri anlama, çözme, dünya ile baş etme yolları olarak düşünülebilir. Şemalar aracılığıyla birey çevresine uyum sağlar ve çevreyi organize eder.

Şemalar bebeğin bir objeyi yakalaması gibi basit yada lise öğrencilerinin matematik problemi çözmesi gibi kompleks olabilir. Ayrıca şemalar yakalama, araba kullanma, top oynama gibi davranışsal, problem çözme, kavramları kategorilere ayırma, topları sınıflandırma gibi bilişsel olabilir. Şemalar gül gibi çok küçük ve özel olabileceği gibi içme yada bitkilerin kategorilerinde daha büyük yada genel olabilir.

Küçük bir çocuğun şemaları ile beş yaşındaki çocuğun şemaları arasında büyük farklılıklar vardır.

Bir gezi sırasında ilk kez bir inek gören çocuk “büyük köpeğe bak” diyebilir. Kendisinde köpek şeması vardır ve yeni gördüğü hayvanı kendisinde var olan şemaya yerleştirir.

Bilişsel gelişim olgunlaşma ve yaşantı kazanma arasındaki sürekli etkileşimin bir ürünüdür. Olgunlaşma, daha çok fiziksel gelişimi ifade etmektedir. Olgunlaşmaya paralel olarak bilişsel gelişimde bir ilerleme olur. Yaşantı zenginliği bireyin bilişsel gelişimini de artırır.

Örgütleme(organizasyon) bilişsel gelişimde önemli olan bir kavramdır. Piaget’e göre, insanlar kendi düşünme süreçlerini organize etme eğilimi ile doğarlar. Bireyin karşı karşıya olduğu kavram ve olayları birbiriyle tutarlı bütünler haline getirmeye çalışmasıdır.

Bilişsel gelişim kuramında yer alan kavramlardan biri de uyumdur(adaptation). Piaget’e göre insanların doğumdan itibaren çevrelerine uyum sağlama sürecindedirler. Uyum, iki temel süreci içermektedir. Bunlar özümleme(assimilation) ve uymadır(accomodation). Özümleme ve uyma, şemaların oluşumunu ve gelişimini açıklar. Özümleme, insanın kendi dünyalarındaki olayları anlamak için kendilerinde varolan şemaları kullanmalarıdır.

Uyma Piaget’in kuramında geçen önemli bir kavramdır. Özümleme tek başına bilişsel gelişim için yeterli değildir. Karşılaşılan yeni durumları bireyin sürekli olarak kendisinde varolan şemalarla açıklaması ve tepkide bulunması gelişimi sınırlandırır ve her zaman da yeterli olmaz. Birey yeni bir duruma tepki vermek için kendisinde varolan şemaları değiştirmesi gerektiğinde uyum ortaya çıkar. Eğer bireyde varolan şemalar yeni durumları açıklamaya yetmezse bu şemaların yeniden düzenlenmesi, biçimlendirilmesi gerekir.

İnsanlar giderek karmaşıklaşan çevrelerine kendilerinde varolan şemaları kullanarak ya da ihtiyaç duyduklarında kendilerindeki şemalara eklemeler ya da farklılaştırmalar yaparak uyum sağlarlar. Yetişkinlerin bilişsel şemaları çocuğun duyu-motor şemalarından başlayarak gelişir. Bu gelişim sürecinde özümleme ve uyma etkilidir. Örneğin hayatında ilk kez kaplan gören bir çocuk kaplanı kendisinde varolan kedi şeması ile açıklamaya çalışabilir ve “büyük bir kedi” diyebilir. Belki bir süre sonra bu tanımlama onun için yeterli olacaktır. Ancak bir süre sonra kendi şemasının yeterli olmayacağını fark ederse zihnende yeni bir şema kendi şemasının yeterli olmayacağını fark ederse zihnende yeni bir şema(kaplan) oluşturarak onu anlamaya çalışır. Kedi kavramını kullanmaya çalışma zihnin özümleme, kaplan şemasını oluşturması ise uyma işlevini gösterir.

Piaget’in önemle üzerende durduğu bir diğer kavram dengelemedir(equilibration). Bireyin dinamik bir dengeye ulaşma süreci dengeleme olarak ifade edilir. Piaget’e göre insanlar sürekli olarak dengeye ulaşmak için çabalarlar.gelen yeni bilgiler varolan şemalarla açıklayabiliyorsa(özümleme) bir denge durumu söz konusudur. Ancak varolan şemalarla başarılı bir sonuç sağlanamıyorsa dengesizlik olur ve birey dengesizlik durumundan rahatsız olarak uyma sürecine girer, dengesizlikten çıkıp yeniden bir denge oluşturur.

BİLİŞSEL GELİŞİM DÖNEMLERİ

Bilişsel gelişim kuramında dört temel kural vardır. Bunlar;

Dönemler değişmez bir şekilde belli bir sıra ile ortaya çıkarlar.

Dönemler arasında hiyerarşik bir sıralama vardır. Her bir dönem kendisinden önceki evrelerin kazanımlarını da içermektedir.

Bireysel farklılıklar söz konusudur. Her birey kendisine göre bir gelişim gösterir.

Her dönem için tipik olan gelişim özellikleri vardır.

Piaget’e göre bütün insanlar aynı dönemlerden, aynı sıra ile geçerler. Bu dönemler belirli yaşlarla ilişkilidir. Ancak tüm çocuklar için kesin bir yaştan bahsetmek mümkün değildir.

Piaget bilişsel gelişimi dört dönemde incelemiştir.

Duyu-motor(sensory-motor) dönem (0-15 yaş / 0-2 yaş)

İşlem öncesi (preparational) dönem (1,5-6 yaş / 2-7 yaş)

Somut işlemler (concrete operational) dönemi (6-12 yaş / 7-11 yaş)

Soyut işlemler ( formal operational) dönemi (12-18 yaş / 11-18 yaş)

Duyu – Motor Dönem (0-15 yaş / 0-2 yaş)

Duyu-motor dönem, bilişsel gelişimde son derece önemli olan bir dönemdir. Çünkü yaşamın ilk iki yanında en temel ve en hızlı değişiklikler oluşmaktadır.

Duyu-motor dönem, doğumla birlikte başlayan bir süreçtir. Çocuk dünyayı hareketleri ile anlar. Çocuk duyular ve motor etkinlikleriyle iletişime girer.

Bütün bebekler doğuştan refleks davranışlara sahiptirler. Yenidoğan dudağına dokunulduğunda emmeye başlar, avucuna parmakla dokunulduğunda yakalar. Bu refleksler çocuğun ilk bilişsel şemalarıdır.

Bebek doğduğunda kendisi ve kendisi olmayanı ayırt edemez. Bu nedenle nesnelerin varlığını devam ettiğini anlayamaz. Bununla birlikte duyu-motor dönemin alt aşamaları ilerledikçe yirmi dört aya kadar kendisi ve kendisini çevreleyenler arasındaki farkı anlar.

Zihinsel açıdan bu dönemin önemli bir özelliği ertelenmiş taklittir. Taklit bu dönemin sonuna doğru model yok olduktan sonra görülür. Örneğin eve gelen misafirin çocuğunun davranışı birkaç gün sonra çocuk tarafından taklit edilir. Buna ertelenmiş taklit denilir. Bu durum olayı aklında tuttuğunu gösterir. Bu durum da bilişsel gelişim açısından önemli bir ilerleme olarak değerlendirilir.

Duyu-motor dönemde çocuk nesnenin yer değişimini gördüğü halde bu değişimi dikkate almaz.

Bebek için önceleri, nesneler ancak kendi görüş alanı içindeyken vardır. Nesne ortadan kaldırıldığında nensin yok olduğunu, artık var olmadığını düşünür. Bebek eline aldığı çıngırağın aynısı olduğunu düşünmez.

Nesnenin sürekliliği nesnenin uzayda yer tutan varlıklar olduklarına, algı alanı duşunda olduklarında bile varolmayı sürdürdüklerine ilişkin bilgidir.

Bu gelişim iki yıl içerisinde özel bir sıra izleyerek olmaktadır.

Dört aydan küçük: Bu dönemde bebekler önlerinde yavaşça hareket ettirilen halkayı izlerler, ancak halka perdenin arkasına giderse ilgilerini kaybeder ve başka tarafa dönerler.

Dört-sekiz aylar arası: Nesneleri bağımsız olarak var olan varlıklar olarak algılamaya başlarlar. Yüksek mama sandalyesinden düşen kaşığı kısa bir an arama girişiminde bulunurlar.

Sekiz-on iki aylar: Bebekler bu dönemde, örtüyü etkin bir biçimde kaldırarak altındaki oyuncağı güvenli bir biçimde ararlar. Eğer oyuncak bir örtünün altına tekrar tekrar saklanıp sonda başka bir örtünün altına saklanırsa bebekler oyuncağı ilk örtünün altında ararlar. Nesne kavramı konusunda hala bebeklerde ciddi sınırlıklar vardır.

On iki-on sekiz: Bebekler oyuncağı en son gördükleri yerde aramaları gerektiğini derece derece anlarlar. Oyuncağı hangi örtünün altında olduğunu bakmadan bulurlar. Ancak hala sınırlılıklar vardır. Oyuncak bir kabın altına konup, kap bir kutunun altına kaydırılır ve oyuncak bırakılıp boş kap dışarı çıkarılırsa bebekler oyuncağı kutunun değil kabın altında ararlar.

On sekiz-yirmi dört aylar: Bu dönemde bebekler nenelerin temel fiziksel özelliklerini doğru olarak anlamış görünürler. Bütün olası saklama yerlerini araştırırlar, hatta oyuncağı kendileri saklayarak oyun oynarlar.

Çocuklar bu dönmede deneme yanılma yoluyla problem çözmeye doğru ilerlerler.

İşlem öncesi dönem (18 ay-6 yaş / 2-7 yaş)

Bu dönemde çocuklar sözcük kullanmaya, sembol ile bu sembolün temsil ettiği nesne arasında ilişki kurmaya başlar. Sözcüklerle nesneler arasındaki ilişkiyi anlayan çocuk önüne açılan yeni dünyayı keşfetmeye başlar.

Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri sembolik fonksiyonun ortaya çıkmasıdır. Sembolik fonksiyon dil, oyun, çizim gibi bir çok biçimde görülür. Bir sözcük, bir oyun, bir oyuncak, zihinsel bir sembol olabilir. Burada önemli olan çocuğun nesne ortada yokken onu kendine tarif edebilmesidir.

Bu dönemde dil ve kavram gelişimi hızlıdır.

Bu dönmede çocuk sembolik etkinlikler aracılığıyla problem çözebilir ve sembolik oyun oynar. Örneğin bir sopayı at olarak kullanır ya da kendisi anne olup bebeğini besler. Piaget, sembolik oyunun bilişsel gelişimde olduğu kadar sosyal ve duygusal gelişimde de etkili olduğunu vurgulamaktadır.

İşlem öncesi dönemde olan çocuklar nesneleri yalnızca bir özelliği açısından sınıflandırabilirler. Örneğin, renklerine ya da biçimlerine göre sınıflandırma yapabilirler.

Bu dönemde henüz bütün ve parça arasındaki ilişkiyi kuramazlar.

Piaget’e göre, işlem öncesi dönemde olan çocuklar benmerkezcidirler. Henüz kendilerinden farklı bir bakış açısının olacağını anlayamazlar. Henüz kendilerinden farklı bir bakış açısının olacağını anlayamazlar. Böylece kendi bildiğini herkesin bildiğini, gördüğünü herkesin gördüğünü herkesin gördüğünü düşünür. Örneğin bu dönemdeki bir çocuk telefonla konuşurken “bak elimde ne var?” diyebilir. Bu çocuk bakış açısı almadaki yetersizliğinden dolayı telefonda konuştuğu bireyin kendi elindeki portakalı gördüğünü düşünür.

Bu dönem çocukları bazen başka çocuklarla örneğin görme engeli olan bir çocukla dalga geçerler ya da hayvanların canını yakarlar. Bunun nedeni çocuğun karşısındaki bireyin bakış açısını fark edememesidir, kendisini onun yerine koyamamasıdır.

Bu dönem çocukları henüz korunum ilkesi kazanmamıştır. Çocuklar görüntü değişse bile gerçeğin aynı kalacağını anlayamazlar.

İşlem öncesi dönemde olan çocukların gözleri önünde ikisi aynı uzunlukta ve genişlikte olan iki bardağa su doldurulmuş ve çocuklar iki bardaktaki su miktarının eşit olduğunu kabul etmişlerdir. Sonra bir çocuktan bardaklardan birindeki suyu daha ince ve uzun bir bardağa boşaltması istenmiş ve su miktarının aynı olup olmadığı sorulmuştur. Uzun bardaktaki su miktarı değişmemekle birlikte su düzeyi daha yüksekte olduğu için çocuk uzun bardaktaki suyun daha fazla olduğunu söylemiştir. Çocuklar henüz görünümünün etkisi altındadırlar. Çocuk için burada önemli olan su düzeyinin yüksekliğidir. İşlem öncesi dönemdeki çocuklar tersine çevrilebilme yeteneğinden de yoksundurlar. İnce, uzun bardaktaki su tekrar kısa, geniş bardağa döküldüğünde su düzeyinin yine eski yerine gelebileceğini bu dönmedeki çocuklar düşünemezler.

Tersine çevrilmezlik, işlem öncesi dönemde görülen bir özelliktir. Bu dönemde olan bir çocuk dönüştürmenin tersi bir işlemle, suyun ilk bardağa tekrar konulduğunda aynı miktarda olduğunu düşünemez. Bu sonuç büyük olasılıkla çocuğun belirli bir zamanda birden fazla etken üzerinde düşünememesiyle ilgilidir.

Bu dönemde görülen özelliklerden birisi de odaklaşmadır. İşlem öncesi dönemdeki bir çocuk dikkatini genellikle bir görevin yalnızca bir yönü ya da sınırlı bir bilgi üzerinde odaklaşır ve belirli bir zamanda birden fazla yönle uğraşamaz.

İşlem öncesi dönemdeki çocuk, geçmiş durumları dikkate almaksızın şimdiki durum üzerinde odaklaşma eğilimindedir. Bu dönem çocuğunun akıl yürütmesi “burada ve şimdi” ile sınırlı görünmektedir.

Bu dönemde çocuklar yüzeysel görünümlerin fazlasıyla etkisi altındadırlar.çocuk uzun bardaktaki su daha fazla görünmektedir.

Özelden özele akıl yürütme, işlem öncesi dönemdeki çocuklarda görülen başka bir özelliktir. Bu dönem çocukları tümdengelim ve tümevarım kullanmazlar. Genele dokunmadan bir özelden diğerine, özelden özele akıl yürütme kullanırlar. Örneğin, her gün kahvaltıda yumurta yiyen bir çocuk, yumurta olmadığı zaman kahvaltı yapmadığını ileri sürebilir.

İşlem öncesi dönem çocuklarında animizm ve yapaycılık özellikleri de dikkati çekmektedir. Animizm, cansız nesnelere canlılık özelliği yükleme olarak tanımlanmaktadır. Yapaycılık ise doğal olguları birisinin yaptığı ya da bunlara birisinin neden olduğu inancı olarak ifade edilmektedir. Beş yaşındaki bir çocuğun, güneşi birisinin kibritle yakarak tutuşturduğu bir ateş olarak açıklaması yapaycılığa örnek olarak verilebilir.

Çocuklar sınırlı deneyimleri nedeniyle kalıp yargılar geliştirirler ve karmaşık bilgileri dar kavramlarda örgütlemeye ve sıkıştırmaya çalışırlar. Örneğin, bir kız çocuğu bir gün eve “ben büyüyünce hemşire olacağım” diyerek gelir. Annesi neden doktor olmayı istemeyip de hemşire olmayı istediğini sorunca kızgınlıkla “kızlar doktor olamaz ki” der. O gün okula mesleklerini tanıtmak için bir doktorla bir hemşire gelmiştir ve gelen doktor erkek, hemşire ise kadındır. Bu çocuk bir süre sonda hastalanınca annesi onu özellikle bir kadın doktora götürür. Sonrasında da hala kadınların doktor olamayacağını düşünüp düşünmediğini sorar. Kız “ama anne o bir hemşireydi” cevabını verir. Kalıp yargılar her yaşta görülebilir, ancak çocuklar bilişsel gelişimlerinden dolayı kalıp yargılara daha eğilimlidirler.

Somut işlemler dönemi (6-12 yaş / 7-11 yaş)

Somut işlemler dönemi soyut düşünme ve işlem öncesi düşünme arasında bir geçiş dönemi olarak yer alır. Piaget’e göre bu dönemde çocuk yeni ve son derece etkin zihinsel beceriler geliştirir. Mantıksal düşünmenin başladığı bu dönemde problemlerin çözülmesi somut nesnelerle, şimdi ve burada gibi anlık durumların olmasına bağlıdır. Soyut olan, elle tutulup, gözle görülmeyen işlemler yapılamaz.

Somut işlemler dönemi en hızlı dönemdir.

Bu dönemde çocuklar benmerkezcilikten uzaklaşırlar.

Korunum ilkesi somut işlemler döneminde gerçekleşir. Farklı korunum türleri farklı yaşlarda gelişmekle birlikte aynı gelişim sırasını izlerler. Gerçek konumuna ancak altı yaşında ulaşır.

Bu dönemde görülen diğer bir özellikte tersine çevrilebilirliktir. Çocuk değişikliğin ilk durumunu imgeleyebilme yeteneğine sahiptir. İnce, uzun bardaktaki suyun ilk bardağa geri boşaltıldığını göz önünde canlandırabilir. Bu özellik sayesinde çocuk işlemlere tersinden de dikkat edebilir hale gelir. Özdeşlik, herhangi bir ekleme ve çıkarma yoksa nesne aynı kalır anlamına gelir. Ödünleme ise bir yöndeki büyümenin diğer yöndeki azalmayı karşıladığının anlaşılmasın ifade eder.

Odaklaşma somut işlemler döneminde kazanılan özelliklerden biridir. Çocuk ince, uzun bardaktaki suyun yüksekliğinin ve geniş, kısa bardağın genişliğinin birlikte dikkate alınması gerektiğini bilir.

Bu dönemdeki çocuklar dönüşümsel düşünme yeteneğine sahiptir. Dönüşümsel düşünme geçmiş olayları ve durumları zihinsel olarak yerinde kurma yeteneğidir.

Somut işlemler dönemindeki bir çocuk farklı görünümlerin farkındadır, bir cevaba ulaşmadan önce daha fazla etkeni göz önünde bulundurur. Gerçek gibi görünenin ötesine gidebilir ve eldeki bu tanıtları kullanarak gerçekten doğru olanı çıkarsayabilir.

Bu dönemde çocuklar sınıflama ve sıralama konularında başarılı olurlar. Sınıflama, nesneleri belirli bir ortak özelliğine göre gruplara ayırma yeteneğidir. Bu dönemdeki çocuklar nesnele somut oldukları ve düşsel olamadıkları sürece kavramsal bir hiyerarşinin bir çok düzeyine göre sınıflama yapabilirler. Somut işlemler dönemindeki çocuklar bir grup nesneyi birden fazla özelliğine göre sınıflayabilirler.

Nesneleri sistematik olarak büyükten küçüğe doğru düzenleme anlayışı bu dönemde gelişir. Bir dizi parçayı, belirli bir ilişkiye göre düzene koyma yeteneği olan sıralama, somut işlemler döneminde başarıyla yapılır.

Geçişlik hem sıralama hem de korunum ile ilişkili bir yetenektir. Önceki parçalar arasındaki ilişkiyi bilerek yeni bir ilişkinin çıkarılması gerektirir. On santimetrelik kırmızı bir çubuk, yirmi santimetrelik turuncu bir çubuk, elli santimetrelik sarı bir bu dönem çocuğuna gösterilir. Çubuklar kaldırılıp “kırmızı mı yoksa sarı çubuğun mu daha kısa” olduğu sorulduğunda çocuk doğru cevabı verebilir.

Soyut işlemler dönemi(12-18 yaş / 11-18 yaş)

Piaget, bilişsel gelişimin son döneminin on iki yaşında başlayıp ergenlik boyunca devam ettiğini belirtmiştir. Bu dönemde yeni ve daha güçlü bilişsel yetenekler gelişir. Bu dönemin özelliği, çocuğun artık yetişkin gibi soyut düşünebilir hale gelmesidir. Soyut kavramlar anlaşılır, soyut düşünce analiz edilir, sentezlenir ve değerlendirilir.

Bu dönemin temel düşünce özellikleri, analitik düşünme ile ergen benmerkezciliğidir.

Problemler mantıksal olarak çözülür, düşünce daha bilimsel olur.

Soyut işlemler düzeyine gelen bir birey artık yetişkin dünyasıyla tam bir iletişime girmeye hazırdır.

Soyut işlemlerin anahtar özelliği olan olasılık anlayışı bu dönemde oluşur. Soyut düşünen birey yalnızca şimdi ve buradayı düşünmez, aynı zamanda şimdi ve buradanın olası çeşitlenmesini de düşünebilir. Soyut düşünür, bir çok olası çözümü göz önüne alabilir ve bunu da sistematik bir plana göre yapar.

Zihinsel işlemlerin gelişmesiyle problemler değişik şekillerde ele alınır. Bilimsel problem çözme görülür. Bu dönemde, zihinsel işlemler yapılabilir. Mantıklı düşüncenin kendini gösterdiği düşünce tarzlarında olan tümevarım ve tümdengelim akıl yürütme biçimleri yetişkinler tarafından kullanıldığı gibi bu dönem çocukları tarafından da kullanılır.

Soyut işlemler dönemindeki bireyde ergen bermerkezciliği görülür. Bu düşünceden dolayı ergen herkesin ona baktığını, onu gözlemlediğini düşünür ve sürekli olarak kendini sahnede hisseder. Ergenlik döneminde, ergenlerin yaşadıkları bedensel ve cinsel değişimlere duyarlılıkları onları kendileri hakkında bilinçli kılar. Ergenler çevrelerindeki insanların, onun davranış ve görünümüyle yakından ilgilendiklerini düşünmeye başlarlar ve bir anlamda kendi ürettikleri bir seyirci kitlesiyle çevrilidirler. On beş – on altı yaşından sonra gerçekte herkesin farklı olmadığını, insanların onu seyretmek için varolmadıklarını fark etmeye başlar. Ergenlikteki benmerkezcilik okul öncesi dönem çocuklarda görülen benmerkezcilikten farklıdır. Ergen küçük çocukların aksine kendisini başkasının yerine koyabilir, onun bakış açısının farkındadır.

Çocuklar bu dönemde soyut kavramları etkili bir şekilde kullanırlar. Çeşitli ideal düşünceleri, değerleri, inançları gelişmeye başlar. Toplumun yapısıyla, felsefesiyle, politikasıyla ilgilenir. Bir değerler sistemi örgütlemeye yönelirler. Çocuklar bu dönemde tartışmaları katılmaktan, mantık oyunları oynamaktan hoşlanırlar. Müzik, dans, şiir, resim gibi duygu ve düşüncelerin sembollere aktarıldığı etkinliklere ilgileri artar.

Soyut işlemler dönemindeki çocukları somut işlemler dönemindeki çocuklardan ayıran temel fark, ergenlerin bir olayın farklı yönlerini görebilmesi ve bilgiyi soyut olarak üretebilmeleridir.

Çocuğun soyut işlemleri başarabilmesi için beynin olgunlaşmasının yanı sıra soyut işlem yapmasını gerektirecek uyarıcı bir çevrenin olması da gereklidir. Çocuğun soyut işlemleri başarabilmesi için uyarıcı bir çevrenin olması da gereklidir. Piaget”e göre, içinde yaşanılan toplum ve kültürel çevre çocuğun bilişsel gelişimini etkilemektedir. Piaget’e göre, herkes soyut işlemler dönemine ulaşamamaktadır. Yetişkinlerin bazıları ihtiyaç duymadıkları için soyut işlemleri geliştiremezler. İlkel toplumlarda yaşayan bir bireyin soyut işlemler yapmasına, bir problemi çizmek için hipotezler oluşturup bunları denemesine ve sonuca ulaşmasına gereksinimi olmayabilir.

BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMININ EĞİTİME YANSITILMASI

Piaget’in bilişsel gelişim kuramı bizlere en azından çocuklardan hangi dönemlerde neler beklenebileceği hakkında bilgi vermektedir. Bu bilgiler ise çocuklara verilecek eğitim öğretimin planlanmasında en önemli yeri teşkil eder.

Bir konuşmacı yapacağı konferansa hazırlanırken ilk önce yapması gereken karşısında hitap edecek olduğu grubun yaşını öğrenmek. Bazen bu yapılması gerekenleri konuşmacı kürsüye çıktığında yapmak zorunda kalır. Eskiden beri dikkatimi bu hep çekmiştir. Önce hitap edeceği grubun yaşını öğrenir. Bu yaşa tekamül eden bilişsel gelişim dönemini tespit eder ve bilişsel gelişim döneminin özelliklerini dikkate alarak konuşmasını yapar. Konuşmacı karşısındaki grubun bilişsel gelişim dönemini bilmelidir ki kullandığı materyallere daha dikkat etsin. Grubun bulunduğu bilişsel gelişim döneminin özelliklerine göre konuşmasını yapsın ve yaptığı konferans daha etkili olsun. Örneğin somut işlemler döneminde bulunan bir topluluğa yapılan konuşmada soyut kavramlardan bahsedilse hitap edilen bireyler bu kavramları anlamakta güçlük çekecek, çoğunlukta olarak da anlayamayacaklardır.

Bizler de ileride birer öğretmen olacağız. Yani karşımızda bir grup, bir sınıf olacak. Bilişsel gelişimin öğretmenlik mesleği açısından önemi büyüktür. Bilişsel gelişimi eğitime yansıtacak olursak ilk olarak öğrencilerin gelişim dönemlerini tespit etmemiz gerekir. Daha sonra bu dönemin özelliklerine göre eğitim öğretim programımızı hazırlamalıyız. Yine bu gelişim döneminin özelliklerini dikkate alarak uyarıcı çevreyi düzenlemeliyiz.

Bilişsel gelişim dönemlerini tespit ederken en önemli sorun dönemlerin kesin yaş sınırlarının olmayışı ve kişisel farklılıkların olmasıdır. Her ne kadar bilişsel gelişimi yaş grupları dahilinde anlatsak da kişiler arasında bireysel farklılıklar vardır. Her birey aynı sırayı takip eder fakat kendilerine göre de bir gelişim gösterir.

Ders verdiğimiz sınıftaki bireylerden her ne kadar yaş olarak belli gelişim dönemlerine gelmesi beklense de bireyler bu yeterliliğe ulaşmamış olabilir. Yani soyut işlemler dönemindeki bir birey somut işlemler döneminin özelliklerini gösterebilir. Somut işlemler dönemindeki bir birey de işlem öncesi dönemin özelliklerini gösterebileceği gibi soyut işlemler döneminin özelliklerini de gösterebilir. Bu durumda alınabilecek tek önlem sınıfların gelişim dönemleri açısından bütünlük arz etmesini sağlamaktır. İçinde bulunduğumuz dönemde genel olarak eğitim kurumları sınav yaparak sınıfların homojenliğini sağlamaya çalışmaktadır. Fakat sınav yapılarak sınıfların belirlenmesinin doğruluğu başlı başına bir tartışma konusudur. Başka bir alternatif olarak önceki yıllarda alınan ortalamaların ölçü olarak kullanılması sınıfların tespitinde yararlıdır.

Bizler bireylerin gelişim dönemlerini tespit ettikten sonra bu dönemlerin özelliklerini çocuklarla iletişimimizin her aşamasında göz önünde bulundurmalıyız. Bilhassa eğitim öğretim planlarını hazırlarken bu özellikler daha da öne çıkacaktır. Bence bilişsel gelişim dönemlerinin özellikleri bir öğretmenin dikkate alması gereken en önemli kriterlerden bir tanesidir. Bu gelişim özellikleri göze alınarak hazırlanan eğitim öğretim programları çocukların daha etkin olarak eğitime katılmasını sağlar.

Öğretmenler öğrencilerin olgunluk seviyelerini dikkate alarak uyarıcı bir çevre düzenlemeli ve yaşantı zenginliği oluşturmalıdır. Bu yaşantı zenginliği de sosyal faaliyetler ve geziler şeklinde olabilir.

Kategori: Eğitim


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy