Simyacı Kitabının Özeti :

12 Temmuz 2007



Simyacı Kitabının Özeti :

Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. Santiago, okuldan arta kalan zamanlarında babasına ait koyun sürüsünü otlatmaya götürür, bu sayede dağ, taş, tepe demeden Endülüs’ü gezerdi. Onaltı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” (Coelho; 1988; sayfa 22) der ve oğlunu kutsar.

Kahramanımız Santiago’nun sırtında bir heybesi ve yastık olarak kitabı ve yamçası vardı. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur. Ancak dünya çok büyüktü, sonu gelmiyordu. Kısa bir süre de olsa koyunlarının kendisine yol göstermesine izin verse de sonunda bir yığın ilginç şeyler keşfederek tekrar onların peşinde sürüklenmekteydi. Her gün yeni bir yere gittiklerinin, otlakların değiştiğinin bazen mevsimlerin bile birbirine benzemediğinin dahi farkında olmuyorlardı. Koyunların yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yoktu. Dağ, taş, köy kasaba geçip akşam hava karardığında koyunları kurtlara karşı emniyete alacak müsait bir yer bulduklarında yatıyor ve sabah hava aydınlanıncada tekrar aynı şekilde gezmeye başlıyordu.

Ancak akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünüyor ve o şekilde hareket ediyordu. Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenmişti. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın, çobana onun bildiği şeyleri, mesela Mısır’da hazinesinin olduğunu söyler. Ancak söylediği bir iki cümleden sonra bulacağı hazinenin onda birini kendisine vermesini ister. Bunun üzerine bir daha çoban düşlere inanmamaya karar vererek oradan ayrılır ve yine koyunlarıyla dolaşmaya devam eder. Daha sonra kasabaya giden çoban, kitabını okumaya başlar. Ardından yanına yaşlı bir adam oturur ve çobanı rahatsız etmeye başlar. Ondan şarap ister, okuduğu kitap hakkında sorular sorar. Fakat yaşlı adam, çoban Santiago hakkında bildiklerini ona söyleyince çoban şaşırır ve merak eder yaşlı adamın kim olduğunu. Yaşlı adam da kendisinin Salem Kralı olduğunu söyler. Ve çobana hayatın gizemleri hakkındaki bilgiler verir. Rüyasını krala anlatan çoban, Kral’dan öğütler alır. Bunların sonunda Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Daha sonra kral çobana bir hikaye anlatır. Hikayesinda bir kral, bir genci sarayına davet eder ve genci bir teste tabi tutar. Bir yemek kaşığının içine sıvı yağ koyarak kaşığı ağzında tutarak sarayını gezmesini ister. Genç kaşığın içindeki yağın dökülmemesi için sürekli kaşığa bakarak yürür. Ve dökmeden 2 saat sarayda dolanır. Daha sonra kralın yanına gelen gene kral bahçesindeki ağaçları, duvardaki nadide eserleri, büyük odadaki büyülü vazoyu görüp görmediğini sorar. Genç de “hayır” der. Kral “ o zaman bir daha gez sarayımı” der. Bu sefer genç etraftaki güzelliklere dikkatle bakar, sarayı baştan aşağı inceler. Döndüğünde ise kaşıktaki yağ dökülmüştür. Bunu üzerine kral “mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan” der. Etkileyici öyküden çoban, mesajını almıştır. Yaşlı adam, çoban Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

  Santiago, falcı kadından ve yaşlı adamdan aldığı işaretlerden sonra Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Afrika’nın bir liman şehri olan Tanca’da kendisinin turizm danışmanı olduğunu söyleyen bir Arap çocuğu ile tanışır, Mısır’a gidebilmek için sahranın geçilmesinin gerektiği bunun içinde deve almak üzere Arap çocuk ile beraber pazara giderler. Fakat Santiago’nun bir anlık dalgınlığında Arap paralarla birlikte kaçarak genci bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için kendisine iş aramaya başlar. Sonunda bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. Billuriyeci ile ilişkileri geliştikçe ikisinin de hayallerinin benzer olduğunu farkeder. İkisi de kişisel menkibelerinin izindedir. Bu yüzden iyi anlaşırlar. Billuriyecinin yıllardır kutsal yolculuğa (hacca) gidişini gerçekleştiremediğini öğrenir ve hayallerine ulaşmak için daha değişik yöntemlerle para kazanmalarının gerektiğini anlatır ona. Müşterilere kristal bardakta çay sunma fikri bir anda dükkanın çehresini değiştirir. Ve dükkan eski bol karlı günlerine döner Santiago’nun sayesinde. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak yola koyulur. Hayatın kendisine cömert davrandığını düşünen genç ümitle hazinesini aramaya koyulur. Tekrar hayallerinin peşine düşen genç, Mısır’a gitmek için yollar aramaya başlar. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. İngiliz simyacıyı aramak için çölü geçmek istemektedir. Birlikte bir deve kervanıyla çölü geçmek üzere yola çıkarlar.

  Santiago, çölden de daha birçok şey öğrenebileceğini düşünerek dikkatli gözlemler yapmaktadır. Fakat İngiliz arkadaşı ise elindeki kitapları okumakla meşguldür. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylüyorlardı. Kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimse, “her şey bir ve tek şeydir” sonucuna varır ve neye ihtiyacı varsa onu elde edebileceğini bilirdi. Simyacı, evrendeki sonsuz yolculuğunda en büyük sorunun her şeyin bir ve tek olduğunu anlamak ve bu biricik şeyin kendi gerçek görevini yerine getirmesiyle her şeyin mümkün olacağını bilirdi.

Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam etti. Çölde Fatima adlı genç ve güzel bir kızla tanıştı. Santigo hayallerini bırakıp kızla evlenmek istiyorken, kız gence daima hayallerinin peşinde gitmesini ve buraya geliş amacını gerçekleştirmesini söyleyince genç tüm gücünü hazinesini aramaya verdi. Daha sonra simyacıyla tanışması ona doğru yolda olduğunu gösterdi. Simyacıyla konuşan Santiago Simyacı dan evrensel dili ve işaretleri kullanmayı öğrenendi genç. Simyacının da yardımıyla sonunda kumullar tepesine ulaştı. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordu. Dizüstü düşüp ağladı ve kişisel menkıbesine ulaşırken rastladığı insanlar için Tanrı’ya şükretti. Hazineye ulaşmak için kumulu bütün gece boyunca kazdı. Ama hiçbir şey bulamadı. Kazmaktan yorulan genç uyuya kalmıştı. Daha sonra ayak sesleriyle uyandı ve gelenlerin savaşcı mülteciler olduğunu gördü. Cebindeki altınları alan mülteciler geri kalan altınların gencin kazdığı terde olması gerektiğini düşünüp genci toprağı kazmaya zorladılar. Fakat bir şey çıkmayınca onu dövdüler. Mülteciler tam onu öldürecekken genç rüyasında piramitlerin yakınlarında gömülü hazinesinin olduğunu gördüğü söyler. Bunun üzerine gülen mültecilerden biri “ Rüyamda İspanya’ya gitmem, çobanların koyunlarıyla uyuduğu yıkık bir köy kilisesi aramam gerektiğini gördüm. Eğer firavun incirinin dibini kazarsam gizli bir hazine bulacakmışım. Ama aynı düşü 2 kez gördüğüm için çölü geçip İspanya’ya gidecek kadar aptal değilim” (Coelho; 1988; sayfa 161-162) der. Santiago gülümser, hazinesini bulmuştur.

Sonuç olarak; romanın kahramanı Santiago babasının verdiği parayla aldığı koyun sürüsü ile birlikte geceyi geçirdiği eski, yıkık bir kilise bahçesindeki firavun inciri ağacı altındadır. Geri döner ve gerçekten bulunduğu yeri kazarş ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuşur. Ve roman Santiago’nun “ geliyorum fatima, geliyorum “(Coelho; 1988; 162) sözleriyle biter.

Romanın Çevresel ve Kişisel İncelenmesi

Zamanın en etkileyici yazarları arasında gösterilen Paulo Coelho ailesinin baskıcı tutumu ve yetiştirildiği kötü ortam yüzünden zor bir gençlik dönemi geçirdi. 17 yaşında ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırıldı. 2 yıl sonra hastaneden çıktığında Paulo iyice içine kapanmıştı. Kimseyle konuşmuyor, bazıları için anlamsız garip yazılar yazıyordu. Gençlik döneminde yaşadıkları onun düşüncelerini dolayısıyla yazılarını etkilemişti. Yaşadıkları ilerde yazarın içindeki Tanrı’yı keşfetmesine, kendi deyimiyle “herşeyin tek ve bir olduğunu” anlamasına yol açtı. Eserlerinde sık sık bu düşüncelerini dile getirmesi ve ayrıca kitaplarını daha da ilginç kılmıştır. Simyacı romanında düşüncelerinin olgunlaştığını görebiliyoruz. Şarkı sözü de yazan Coelho’nun bu yeteneği onun romanlarına da yansımış; akıcı, insanı sürükleyen bir anlatım tarzına sahip olmuş.

Romanı incelersek, Tevrat, İncil ve Kuran’dan sıkça bahsedildiğini, birçok yerde bu kutsal kitaplardan alınyılar yapıldığını görürüz. Ayrıca Santiago’nun babasının peder olması da kitapta dini ögelerin kullanıldığına bir örnek.

Kitabın kahramanlarını incelersek Santioga’dan başlamak gerekir. Peder olan babası Santiago’nun da peder olmasını istemektedir. Fakat Santiago yaşamın gerçeklerini kilisede öğrenemeyeceğini; Dünya’yı gezerek öğrenmesi gerektiğini düşünüyordu. Ve de istediğini yaptı; çoban olarak İspanya’yı baştan sona gezdi. Kişisel menkıbesinin olduğuna ve bunun da Dünya’nın gerçeklerini öğrenmek olduğuna inanıyor Santiago. Yüreğinin sesini izlemesi gerektiğini düşünen Santiago evrensel dili de kullanarak işaretleri okur ve yüreğinin götürdüğü yere doğru yol alır.

Sabırlı ve sakin bir yapısı olan Santiago hayatın kendisine çıkardığı zorluklara karşı direnç gösterir. Bu özelliğini Tanca’ya ilk geldiğinde tüm parasını çaldırdığında bile inançsızlığa kapılmamasından, bu olayı bir işaret olarak yorumlamasından ve Kişisel Menkıbesini izlemeye devam etmesinden anlıyoruz. Hayatı, olayları ve iyi ve kötü yaşananları tümüyle Tanrı’nın lütfü olarak yorumluyor. Bizim kötü olarak yorumladığımız çoğu şeye o farklı bir açından bakıyor.

Santiago’ya yardımcı olan bazı karakterler var kitapta. Mesela Kişisel Menkıbesini izleyen insanlara yardım eden Salem Kralı. Santiago’ya tanışmak için kitap okurken onun yanına oturur. Önceleri kendisiyle ilgilenmeyen gence, onun hayatıyla ilgili kimsenin bilemeyeceği bilgileri söyleyince Santiago’nun ilgisini çekmeyi başarır. Kralın “lütuf kuralı” olarak nitelendirdiği şey, hayatın Kişisel Menkıbesini izleyen kişilere yardım sunmasıdır. Mutluluğu ise Dünya’yı gezmek ve tüm güzelliklerini görmek fakat bu sırada sorumluluklarını ve bu yaşamdaki nihayi emelini unutmamak olarak değerlendirir.Romanda birçok yerde Santiago, kralı, kendisine verdiği işaretleri yorumlamaya yarayan taşları ve öğütlerini hatırlar.

Kategori: Eğitim


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy