1.1.bilgisayar Ve Eğitim

12 Temmuz 2007



1.1.BİLGİSAYAR VE EĞİTİM

1.1.1.EĞİTİMİN TANIMI

Öğrencileri, eğitim programlarında önerilen hedef davranışlara ulaştırabilmek için eğitimcilerin öğrencilere yardım etmesi gerekir. Öğrencilerin, eğitici tarafından hazırlanmış eğitim çevresiyle etkileşimli ilşkileri bulunmaktadır. Bu davranışlar nedeniyle eğitim, “Davranış geliştirme, yetenek geliştirme, bilgi ve beceri sürecinin kazanılması” olarak tanımlanabilir (Varol;1997,138).

1.1.2.BİLGİSAYARIN TARİHİ

1937 yılında, Harvard üniversitesinden Howard-Aiken ilk otomatik hesap makinesi (MARK-I), 1943 yılında Pennsylvania Üniversitesinden J. P.Erkert’ın ilk işlevsel bilgisayar olan 30 ton ağırlığındaki ve saniyede 5.000 işlem yapan ENIAC [Electronic Numerical Integrator And Calculator] (Elektronik Sayısal Doğrulayıcı ve Bilgisayar)’ı yaptı (Gates,1999;38).

ENIAC, 30 ton ağırlığında; 9×15 metrelik bir odayı doldurmakta; hesaplama vurumları 1500 elektromekanik röleden (yolvericiden) geçip 18.000 den çok radyo lambasından akmaktaydı. ENIAC’ı çalıştırmak için 150.000 vat enerji gerekliydi. ENIAC, yalnızca 80 karaktere eş veri saklayabiliyordu (Gates,1999;38).

Lambalaların hepsi çalıştığında, mühendis ekibi bir problemi çözmek için 6000 kabloyu elle fişe takarak ENIAC’ı kuruyorlardı (Gates,1999;38).

1951-1959 arasındaki üretilen bilgisayarlarda vakum tüpleri kullanıldı. Bu tüpler bir ampul büyüklüğünde, çok fazla enerji harcamakta ve çok fazla ısı yaymakta idiler. Veri ve programlar magnetik teyp ve tambur gibi bilgi saklama araçlarıyla saklandı. Veriler ve programlar bilgisayara delgi kartları ile yükleniyordu (Gates,1999;38).

1959-1964 arasında üretilen bilgisayarlarda transistörler (10 bin adet) kullanıldı. COBOL, FORTRAN, ALGOL yüksek düzeyli diller ve işletim sistemleri geliştirildi. 1964-1970 arasında, üretilen bilgisayarlarda entegre devreler kullanıldı, onbinlerce devre küçük bir silikon chip’e yerleştirildi. Düşük maliyet, yüksek güvenirlilik, ufak boyutlar, düşük enerji harcaması ve hızlı olması bu chip’lerin mikro-bilgisayar yapımında kullanılmasına neden oldu (Gates,1999;38).

1970′li yıllardan sonra, büyük çaplı tümleşik devreler kullanılmaya başlandı. Bilgisayar donanımında bu teknolojinin kullanılması bilgisayarın hesaplama hızlarını ve güvenirliliğini arttırmış ve hacimleri çok küçültmüştür (Gates,1999;38).

Mikroişlemci denilen tek bir tümleşik devre yongalarının bilgisayarlara uygulanması ile tek kullanıcılı ucuz bilgisayarlar üretilmiştir. İlk IBM Kişisel Bilgisayarı, 1981 yılının Ağustos ayında pazara çıkardı (Gates,1999;39).

IBM, 1983 baharında, şirketin, içinde sabit disk bulunan ilk kişisel bilgisayarı olan PC/XT’sini piyasaya sürdü. Disk, yerleşik bir depolama aygıtı olarak çalışıp, 10 megabayt’lıktı (Gates,1999;39).

1984′te, IBM, Intel’in 80286 micro işlemcisine dayalı, PC AT adlı yüksek performanslı ikinci kuşak bilgisayarını tanıttı. IBM PC’den üç kat hızlıydı (Gates,1999;39).

İlk popüler grafiksel işletim sistemi 1984 yılında, Apple Macintosh’u sürdüğünde piyasaya girdi. Microsoft firması Macintosh için sözlük işlemci ve elektronik tablo programı yazdı. 1990 mayısında, Windows 3.0 piyasaya sürüldü. Günümüzde ise yapay zekanın kullanılacağı bilgisayarlar üzerinde çalışmalar sürmektedir (Gates,1999;39).

1.1.3.BİLGİSAYARIN EĞİTİMDEKİ YERİ

Radyo, televizyon, video derken bilgisayar da eğitim alanımızda yerini almış özellikle son on yılda hızla yaygınlaşan üniversitelerimizde, ortaöğretim kurumlarımızda ve ilköğretim kurumlarımızda hizmet vermektedirler. Bilgisayar diğer eğitim araçlarına göre günümüz teknolojisinin imkanlarına sahip çok yeni bir araçtır. Teknolojinin yeni ürünü olan bu aracı kullanmak, ders çalışmak amacıyla olsa bile öğrenciler üzerinde güdüleyici rol oynamaktadır (Varol,1997;140).

Kendi kendine öğrenme yöntemi her geçen gün daha fazla önem kazanmaktadır. Gelişen teknolojiye parelel olarak, eğitim yöntemleri de klasik yöntemlere kıyasla büyük gelişme göstermektedir. Multimedia sistem sayesinde konular görsel ve işitsel olarak hazırlanmakta ve bilgisayar yardımı ile etkin eğitim sağlanmaktadır (Varol,1997;140).

Eğitim ve öğretimde kullanılan araçlar ne kadar çok duyu organlara hitap ederse o kadar kalıcı olacaktır (Varol,1997;141).

1.1.4.EĞİTİMDE BİLGİSAYAR KULLANIMININ YARARLARI

Bilgisayar her türlü eğitim hizmetinde kullanılmaktadır. Eğitim amaçlı kullanılan bilgisayarların yararları şöyle özetlenebilir.

*Bilgisayarlar öğrenciye etkileşimde bulunma imkanı sağlar.

*Paket programları yardımıyla öğretimde kalite standardının korunmasına yardımı olur.

*Bilgisayarlar, öğrencinin bireysel öğrenme ihtiyaçlarına karşı esnek bir öğretim sağlar.

*Bilgisayarlar birçok yeni öğrenme ortamının temelini oluşturur.

*Bilgisayar kullanılacak (multimedia) küçük donanım parçalarıyla ses, animasyon, renk, çizim gibi elemanları bir araya getirerek öğrenmeyi çabuk kılar.

*Bilgisayarlar bir eğitim ortamı olarak kullanılabilmektedirler.

*İnternet aracılığıyla tüm dünyadaki bilgiler ekrana taşınmış olur.

*İnternet ve EARN sayesinde çabuk haberleşme imkanı sağlar. Bilginin çabuk transferini sağlar.

*Uygun yazılımlar kullanılarak kendi özel uygulamalarına ve öğretim materyalleri geliştirmelerine imkan tanır.

*Programlama dilleri yanında hazır paket programlar kullanılarak amaca uygun dosyalar hazırlayabilir.

*Bilgisayar, öğrenciyi çalıştığı konuya motive eder.

*Bilgisayar oldukça sabırlı olduğu için konuyu pekiştirir.

*Bilgisayar, öğrencilerin grup çalışmalarına yön verdiği için onların sosyal hayatlarını etkilemektedir (Varol,1997;141).

1.1.5.BİLGİSAYAR DESTEKLİ EĞİTİM

Bilgisayar destekli eğitim kavramının karşılığı olarak, bilgisayar eğitimi, bilgisayarla eğitim, bilgisayardan öğretim, bilgisayarla düşünmeyi öğrenme gibi kavramlar ileriye sürülmüştür. Bu alternatifler bilgisayar destekli eğitimin bileşenleridir.

Bilgisayar destekli eğitimde başarılı olmak, amaca ulaşmak için sistemi destekleyen yazılım, öğretmen ve donanım gibi üç ana unsurun bulunması ve birbirini tamamlaması gerekir. Bilgisayar destekli eğitim tabanlı bir öğretimde bilgisayardan yararlanma veya sistemin konumunu şu şekilde gruplamak mümkündür.

1.Bilgisayarla öğrenme: eğitici oyunlar, simulasyon, kelime-işlem vb. bu gruba örnektir.

2.Bilgisayardan öğrenme: Öğrencinin her türlü öğrenme yaşantılarını yalnızca bilgisayar ortamında kazanmasını öngörür. Uygulama, alıştırma vb.

3.Bilgisayar yönetimli Öğretim: Veri taban işlemleri, ölçme- değerlendirme gibi işlemleri içerir.

4.Bilgisayar ışığında Düşünme: Problem çözme.

Bilgisayar destekli eğitimde uygulama yöntemlerini daha açık şöyle gruplamak mümkündür.

*Bilgisayardan problem çözmek: Bilgisayar programları, tamir işleri, matematik vb. alanlarda kullanılır.

*Bilgisayar özel öğretmen rolünü üstlenir: Bilgiyi sunmak, konuyu ana hatlarıyla özetlemek, soru sormak, cevapları kontrol etmek bilgisayarın görevidir. Eğitim bilim alanında, kullanılır.

*Bilgisayar yaratıcı keşfedici rolü üstlenir: Varsayımlar oluşturmak varsayımları test etmek görevidir. Sosyal bilimler ve meslek seçiminde kullanılır.

*Bilgisayar alıştırma ve uygulama yöntemlerinde görev alır: Öğrencilere soru sorma, değerlendirme, öğrencilerin ilerlemelerini kaydetme görevini yerine getirebilir. Sözlük oluşturur, bilgi üretir, matematiksel işlemler yapar.

*Eğitici oyunlar yöntemlerinde görev alır: Yarış, değerlendirici ve sonuç kaydedici olarak davranmak durumundadır. Yazboz oyunları, işitsel oyunlar vb. örneklerdir (Varol,1997;141).

1.1.6.BİLGİSAYAR TEKNOLOJİSİNİN EĞİTİMDE KULLANILMASI

BDE (Bilgisayar Destekli Eğitim) denildiğinde ise “bilgisayar teknolojisinin eğitimde kullanılması” anlaşılmaktadır. BDE yöntemsel bazda incelendiğinde temel olarak 4 çeşit olarak uygulanabilir.

1. Laboratuvar yöntemi

Eğitimde bilgisayar teknolojisini kullanmanın en basit ve klasik yöntemi bir eğitim kurumuna laboratuvar kurmaktır. Bu yöntemin asıl amacı hedef kitleye bilgisayar okur-yazarlığı kazandırmak ve dersleri laboratuvar ortamında mümkün olduğunca interaktif olarak sunmaktır.

Laboratuvarın kurulduğu eğitim kurumunda öğrenci sayısı laboratuvarda bulunan bilgisayar sayısından fazla olduğundan, öğrenciler dönüşümlü olarak bilgisayarlardan yararlanabilmektedir. Dolayısıyla; bu yöntemde öğrenci bilgisayar ile fazla çalışma imkanı bulamamaktadır.

2. Her sınıfa PC yöntemi

Bu yöntemde; her eğitim sınıfına birer adet bilgisayar, sunum cihazı ve gerekli çevre birimleri kurulur. Ayrıca okul bir network ortamı ile bütünleştirilir. Böylece her ders teknolojiyle bütünleştirilmiş olur. Bu yöntemde amaç; öğrencilere bilgisayar okur-yazarlığı vermek değil, her dersi bilgisayar teknolojisiyle bütünleştirerek öğrenmenin kalitesini artırmaktır. Eğitici dersine girmeden önce derse ilgili konuda gerekli materyalleri bilgisayar ortamında hazırlar ve bilgisayar sistemini kullanarak öğrencilerine aktarır. Böylece öğrenci her dersi görerek öğrenmiş olur.

3. Kişisel PC yöntemi

Bu yöntemde; her öğrencinin ve öğretmenin taşınabilir bir bilgisayarı vardır. Ayrıca eğitim ortamı bir ağ ortamına sahiptir. Öğrenci tüm ders materyallerini, ödevlerini ve ders hazırlıklarını kişisel bilgisayarında yapar. Eğitim ortamına geldiğinde öğrenci kişisel bilgisayarını okulun ağ yapısına entegre eder ve derse katılır. Eğitici ise ders ile ilgili tüm hazırlıklarını kendi kişisel bilgisayarında yapar ve derse girdiğinde kendi kişisel bilgisayarını okulun ağ ortamına entegre eder ve dersini anlatır.

Eğitici ve öğrenci arasındaki tüm haberleşme elektronik ortamda yapılır. Ayrıca bu yöntemle eğitici ve öğrenciler evlerinden video konferans yoluyla ders yapabilirler. Bu yöntem diğer yöntemlere göre en ideali, ancak en pahalısıdır.

4. İnternet yoluyla eğitim yöntemi :

Bu yöntem senkron ve asenkron olarak iki biçimde gerçekleştirilebilir. Senkron yöntemde; eğitici ve öğrenciler, gerçek zamanlı olarak video konferans, chat gibi uygulamalarla günün belirli saatlerinde mekandan bağımsız olarak bir sınıf ortamındaymış gibi eğitimi gerçekleştirirler. Asenkron yöntemde; dersin içeriği Internet ortamına aktarılır. Öğrenciler zamandan ve mekandan bağımsız olarak Internet sitesine bağlanarak eğitimlerini gerçekleştirirler. Bu yöntem açık öğretim programları için kullanılabilir.

Açıklanan bu dört yöntemle bilgisayar teknolojisi öğrencilerin karşısına getirilebilir. Bu yöntem veya yöntemlerin hangilerinin seçilmesi durumu ülkenin ekonomik durumuna ve sosyal yapısına bağlıdır. Ayrıca; hangi yöntem veya yöntemlerin seçilmesi durumu, bizim gibi bu tip yatırımları dış destekle gerçekleştiren ülkelerin önemle durması gereken bir husustur. Ayrıca seçilen yöntem ve yöntemlerin uygulanabilirlik oranları iyi incelenmeli ve hedeflenen amaçlara ulaşılıp ulaşılmadığı araştırmalıdır.

Bilgisayar destekli eğitimin uygulanacağı hedef kitlenin bilgisayar okur-yazar düzeyi, öğrencinin öğrenmesine olan etkisi iyi derecede incelenmelidir. Eğiticinin eğitimi de bu araştırmaya paralel yapılmalı ve eğiticinin eğitimine gerekli önem verilmelidir.

1.2.BİLGİSAYAR VE SANAT EĞİTİMİ

1.2.1.SANAT VE SANAT EĞİTİMİ

Sanat tartışmaya açık bir kavramdır. Estetik teorilerin birden fazla olması bunu göstermektedir. Hiç kimse bu teorilerden yalnız bir tanesinin doğru olduğunu iddia edemez. Böyle bir iddia, sanatın, güzelin mantığı demek olan estetiğe aykırıdır (Boydaş,1996:8).

Picasso; ‘sanat ne değildir ki, yada bilseydim onu kendime saklardım’ demiştir. Bu yanıtları iki biçimde yorumlamak yerinde olur; böyle bir sorunun yanıtı yoktur ya da herkesin kendine özgü bir sanat anlayışı vardır ve kimse kimseyi bu alanda etkileyemez, özellikle sanatçının kendi etkileyemez (Erinç,1995:29).

Sözcük olarak sanat bir işi ustası gibi yapma ve yapılan işin de, çıkan ürünün de usta işi olması anlamını taşır. Terim olarak sanat ise, sınırları önemli bir tartışma yaratmayacak şekilde belirlenmiş bir sanat alanında ve o alana özgü olarak yapılan kimi işlemleri ve elde edilen kimi ürünleri tanımlar (Erinç,1995:19).

Platon ise; bütün olguları anlamış fakat estetik değerlerle moral değerleri karıştırarak kavramıştır. Platon, sanatı bir köle gibi kullanılacak bir şey olarak düşünüyordu: bütün çağdaşları böyleydi, ancak o estetik değerleri farklı bir kategori halinde ayırabilmiştir. Ona göre doğada genel bir sanat kavramı yoktur, fakat bazı sanatlar vardır (Read,1981:126).

Sanatın ne olduğu sorusuna hem nitelikleri, hem de nicelikleri bakımından, fakat daima ikisi bir arada yanıt bulmak gerekir. Nitelik bakımından tek olması, yeni olması, özgün olması gerekmektedir. Nicelik bakımından ise hem bir iletide bulunması, hem de estetik kaygı yaratıcı olması gerekmektedir (Erinç,1998:38)

Dört temel sanat kuramına göre bir tanım yapılacak olursa, şöyle ifade edilebilir:

a.Sanat eserini esas alan tanım: ‘Sanat anlamlı biçimdir’

b.Sanatçı unsurunu temel alan yaklaşım: ‘Sanat, sanatçının duygu, düşünce ve izlenimlerini estetik düzeyde dışa vurumudur’

c.Sanat tüketicisini temel alan yaklaşım: ‘Sanat, izleyen ve dinleyene estetik haz veren bir olgudur’

d.Doğa ve toplum (çevre) unsuruna temel olan tanım: ‘Sanat dış gerekliliğin yansımasıdır (Boydaş,Balcı,1997:167).

Sanatların sistematik sınıflandırılmasına ilk kez Aristoteles’in Aristoteles adlı yapıtında rastlanmaktadır.

Klasik tanımlarına göre;

1.Müzik

2.Edebiyat

3.Tiyatro

4.Dans

5.Resim

6.Heykel

7.Mimarlık

8.Sinema

Fotoğraf sanatını 5.gruba, televizyonu 8.gruba, anlık ışık ve devinim sanatını da 9.gruba sokanlar olduğu gibi, bunları ayrı ayrı değerlendiren düşünürler ve sanatçılar vardır.

Çağdaş yaklaşıma göre ise sanat yapıtlarını şu dört temel tür içine sokmak olanaklıdır:

1.Ses Sanatı:Müzik

2.Söz Sanatı:Edebiyat

3.Görsel Sanatlar:Resim, heykel, mimari, tiyatro gibi

4.Karma Sanatlar: Sinema, dans gibi

Günlük yaşamda kullanılan, üzerinde en çok görüş birliğine varılan sınıflama ise şöyle gösterilebilir:

1.Müzik Sanatı

2.Yazın Sanatı

3.Plastik Sanatlar

4.Gösteri Sanatları

5.Anlıksal Sanatlar

Resim sanatını da içine aldığı kabul edilen Plastik Sanatlar, Yunanca plastikos sözcüğünden türetilen Fransızca plastique’den gelmektedir ve elle yoğrulabilen, istenilen biçimi alabilen anlamını taşır. Plastik sanatlar, resim, heykel ve mimari sanatlarına denir, genel olarak. Üç boyutlu olan sanatların ismidir. Plastik Sanatların en çağdaş, en kapsamlı tanımlaması belki de şöyle yapılabilir kısaca: Yoğurma ya da yontma, kesme ve biçme yöntemleriyle modelleme ya da katı nesnelerin temsili ile ilgili sanatlar ( Erinç,1995:21-22).

Nicolai Hartmann, resim sanatını plastik sanatların dışında ele almaktadır. Plastik sanatlardan anıtı ve mimariyi kasteden Hartmann’ın resmi bu grup dışında tutmasının gerekçesini dört maddede gösterilebilir:

a.Plastik sanatlar üç boyutludur. Oysa resim üç boyutlu gibidir.

b.Plastik sanatlar çevrelerinde dolanılarak algılanır ve kavranır. Oysa resim, bakılarak algılanır.

c.Plastik sanatlar bulundukları mekanla, çevreleriyle anımsanır, belleklerde çevresel bir düzenleme olarak yer eder. Oysa resim, asılı olduğu yere bağlı olmaksızın, tek başına belleklerde kalır.

d.Plastik sanatlar bir işgörü için yapılır. Her birinin bir fonksiyonu, bir işlevi vardır. Oysa resim, salt kendi olmak için var edilir (Erinç,1995:22-23).

Her sanat kendisinin farklı bir şekilde ortaya koyar. Bazı sanatlar, renkler, resim ve figürler aracılığıyla; bazı sanatlar ise ses, müzik aracılığıyla öykünürler (Arat,1996:47).

Antik çağdan başlayarak sanatın insan yaşamındaki yeri ile birlikte eğitimi de önem kazanmıştır. Örneğin Platon, sanatı zihni bilisizlikten ve aşırı duyarlılıktan kurtaran, insan düşüncesini entellektüelliğe ve tinselliğe yüceltici bir etmen olarak görürdü. İyilik, gerçeklik ve güzellik bu ideal dünyanın sanatla yetkinleşen öğeleriydi. Bir anlamda akla giden yolun açılmasında sanat bir ön koşuldu. Burada; ‘Liberal Arts’ olarak tanımlanan sanat eğitimi geniş anlamda fen, felsefe, tarih gibi ilimleri de kapsayan doğrudan görsel sanatların ya da yazın ve müzik sanatının belirtilmediği geniş kapsamlı bir eğitimdi. Daha sonraki yıllarda sanat eğitimi, her yönüyle Antik çağla ilişkisi kurularak yenilikler ve yeni düşünceler üreten ‘Aydınlanma’ çağında görülür. Bu devirde sanat bireyin eğitiminde yine önemli bir yer tutar (Kırışoğlu,1991:18).

Zaman zaman müzik ve edebiyat gibi sanat türlerinin dışarda bırakılarak, plastik sanat eğitimi ya da görsel sanatlar eğitimi gibi kavramlara gidilmiştir. Zaman zaman da müzik, yazın, drama türleri gibi sanat dallarının da sanat eğitimi kapsamı içinde düşünülüp, bu geniş anlamın tam hakkını verebilmek için müzsel eğitim ya da estetik eğitim gibi kavramlar önerilmiştir (San,1983:19).

1.2.2.SANAT-BİLİM

İnsanoğlu, kendi bilincini keşfettiği andan itibaren, kendinin bilincine vardığı anda, öncelikle doğaya, sonra da doğaya, sonra da kendi dahil her şeye karşı egemenlik kurmak istemiştir. Bu isteğini gerçekleştirebilmek için ise topu topu iki araç bulabilmiştir; bilim ve sanat (Erinç,1998:47). Doğayı bilme isteği, giderek insanı bilime, doğayı değiştirme isteği de sanata götürmüştür (Tunalı,1996:218).

Sanatın alanına girildiği zaman, öznel özellikler birinci planda önem kazanmaya başlamaktadır. O yüzden sanatı en geniş çerçevede insanı kapsayan alan diye düşünülmemektedir. Yani hem düşünen insanı hem de duygulanan insanı kapsamaktadır (Mahsereci,2001:11).

Bilim ve sanatın, her ikisinin ortak yönü, önce bir şeye egemen olma, sonra da egemen olmak istenen şey üzerine düşünebilme, onun/onların boyutları üzerine daha ileri, daha üst basamakta düşünebilmedir (Erinç,1998:47). Bilimlerde daha çok neyin söylendiği, sanatta ise neyin nasıl söylendiği önemli olmaktadır (Yetişken,1998:57).

Bilim için, nesnel gerçekliğin bilgisiyle ilgilidir denebilirse sanat için de bir öznel gerçekliğin ifadesidir, anlatımıdır denebilir (Erinç,1998:3).

Sanat bir bilgi kaynağıdır. Sadece bilinenleri vermez, bilinmeyenlere, bilim tarafından daha ortaya konulmamışlara da az ya da çok göndermeler yapmaktadır (Erinç,1998:49).

1.2.3.BİLGİSAYAR VE SANAT EĞİTİMİ

Bilgisayar, görsel sanatlar için gerekli pek çok araç gereçten biridir. Öyle ki çizim, resim ve hatta baskı teknikleri için kullanılan geleneksel araç-gerecin yapabileceğinin tümünü bünyesinde taşır. Her ne kadar bu özelliğinden dolayı bilgisayarların geleneksel araç ve gerecin yerini alacağı akla geliyorsa de, asıl önemli olan görsel ilgi ve ilişkilerin keşfedilmesi açısından faydalı bir araç olarak desteklenmesi gerektiğidir.

Sanat derslerinde kullanılan teyp, fotoğraf, projeksiyon, episkop, 8mm’lik filmler, slayt makineleri, video ve tepegözün yanısıra artık oldukça çeşitli grafiksel paket (yazım, çizim ve boyama) programları geliştirilmiştir. Bilgisayar, öğretim ortamlarının geçmişteki bütün teknolojik kazanımlarını tek başına sağlama potansiyeline sahiptir. Ses, renk ve değişik yazı karakterleri, canlandırma, benzeşim gibi dikkat odaklama araçları başarılı bir şekilde kullanılabilmektedir (Artut, 2000:106).

a.Öğrenciler uygun yazılım programlarıyla renkli veya siyah-beyaz sanatsal çalışmalar yapabilirler.

b.Çalışmalarının orjinallerini bilgisayar veya CD de saklayıp, bu çalışmalarda değişiklikler yapabilirler.

c.Çalışmalarının çıkışlarını bilgisayardan çok kısa bir zamanda alabilirler.

d.Video kameradan elde ettikleri görüntüleri, grafik yazılımlarıyla değiştirebilirler.

e.Çalışmalarını televizyon ekranına aktarabilirler.

f.Kendi çizim, resim ve fotoğraflarını tarama yoluyla bilgisayara aktarıp, burada yine grafik yazılım yollarıyla istedikleri değişiklikleri yapabilirler.

g.Sanatsal konularda hazırlanmış CD’lerle çeşitli eserleri derslerde hem görsel hem de işitsel olarak sunabilirler.

h.Üç boyutlu biçimlendirme çalışmalarını yine konuyla ilgili yazılımlar sayesinde gerçekleştirebilirler.

Bu kolaylıklar ve öğrenciyi sanatsal yaratma açısından cesaretlendirici özelliklerin yanı sıra bilgisayarlar internet bağlantısı ile dünyaya açılan birer pencere olacaklardır. Böylece öğrenciler sanat konusunda istedikleri her türlü bilgiye ulaşabileceklerdir (Tepecik, Tuna, 2001:7).

Kategori: Eğitim


Rasgele...