İiööçselestırı–elestiri Ve Hiciv
12 Temmuz 2007
iiÖÖçsELESTIRI–Elestiri ve Hiciv
ELESTIRI VE HICIV
Johann Gottfried Herder
Elestiri ve hiciv yolda karsilastilar, birbirlerini selamladilar, bu arada Hiciv Elestiriye abla diye hitap edince, elinde asasiyla Elestiri ona söyle bir bakti : Biz nereden akraba oluyoruz ki, eli kirbaçli yosma! Ben gerçegin, iyinin ve güzelin yargiciyim, ya sen?
Hiciv: Ben de öyleyim, hatta belki de bunu daha etkin biçimde yapan biriyim. Benim görevim delilikleri iyilestirmek, suçlulari cezalandirmak, çarpikliklari yazi ve yasam biçimi olarak kamu oyunun alayina sunmak ve bu yolla bunlari düzeltmektir.
Elestiri: Sus haddini bilmez! Sana azarlayici, dalgaci, alayci denir, yargiç degil! Hem sana bu görevi kim verdi ki? Kimden aldin kirbacini?
Hiciv: Sana asa ve kilici verenlerden, yani akil ve gerçekten!
Elestiri: Onu böyle ulu orta kullanasin diye mi? Hem senin çarpiklik, delilik, yakisik almayan davranis dedigin seylerin gerçekten de böyle olduklarina dair kamu oyuna kim sefil olur? Nerede suç aptallik,aptallik suç olmaktan çikar ki? Sonra kisilerin kusurlarini insanlarin gözleri önüne sermek, uyarmak, alay etmek suretiyle onlarin dogru yola yöneleceklerini ve iyilesebileceklerini mi saniyorsun? Böylesi insani tahrik eder,öfkelendirir. insanda iyilestirme yerine intikam alma duygusu uyandirir!
Hiciv: Sen de kamu önünde yargilamaz misin?
Elestiri: Ama inandirici nedenler, yerlesmis deneylerle, her zaman tarafsiz bir tutumla ve ortaya çikarmasi gereken etkinin ve yarginin özüne uygun düsecek bir halde! Benim oklarim isabet eder ve hastaligi iyilestirir, senin muzipliklerin ise yaralar, ama asla iyilestirmez. Sen alaya alirsin, ben ise ders verir, soylu zevkleri ayakta tutarim.
Hiciv: Hele bir tahtina otur da dizlerinin dibinde sana yasam öykümü anlatmama izin ver, yüce efendimiz, belki o zaman hakkimdaki yargin yumusar.
Elestiri:Yalniz tahtimin en alt basamagindayken kirbacini elinden atmalisin!
Hiciv : Zaten o bana çoktan beri yük oldu.
Elestiri: simdi anlat bakalim, ama isgal ettigin makama yakisir bir sekilde. Bu gerçegin tahtidir.
Hiciv: Çocuklugumda hafifmesrep, neseli bir kizdim. Dikkatimi çeken, yeni ve olaganüstü her seye gülerdim. bunlar saçma sapan seyler oldugundan degil de bilakis alisilmamis dikkat çeken seyler oldugu için. Maymunlar, çocuklar, bayagi ve hatta simdilerde kibar insanlarin yaptigi gibi. Onlar arastirmaksizin olagan disi seylere, sirf dikkatlerini çektigi için gülerler.
Elestiri: Arastirici akli bastan savmak suretiyle bombos aptalca sakalar yapma aliskanligi.
Hiciv: Bu yüzden o yillarda bana etrafina gülen sapsal derlerdi. Sonradan içimdeki bu saskin saskin bakinma dürtüsüne, doganin bana cömert bir sekilde verdigi taklit etme yetenegini de kattim. Bildigin gibi, insanoglu, maymun ve ardiç kusu(2), senin Aristo’nun bütün sanatlarin ve edebiyatin ana prensibi saydigi taklit etme yetenegine sahiptir.
Elestiri: Benim Aristo’yu ise karistirma, Hiciv!
Hiciv: Bazi insanlar bu yetenege öyle bir derecede sahiptirler ki, taklitlerinde taklit edilenin yürüyüsünü, yüz mimiklerini, hareketlerini, adetlerini çok canli ve aslina uygun bir sekilde ortaya koyarlar. Bu durum baskalarini güldürür fakat taklidi yapilanin hiç de hosuna gitmez.
Elestiri: Orada insan kisiligi abartmali ana hatlarla karikatürize edilir de ondan. Ben bu abartmali taklide dogrusu pek saygi duymuyorum.
Hiciv: Ben de! Abartmali taklit yine de ne genellikle sanildigi gibi kötülügün, ne de sik sik maskesi arkasina gizlendigi anlayisin ta kendisidir. O olsa olsa ruhun ve bedenin, akil ve terbiye okulunda nasil kullanilacagini ögrenmek zorunda olan zarif esnekliktir. Maalesef adini tasidigim yaratiklar(3) bu esnek organlara fazlasiyla sahiptiler ve maymunlar gibi eglence düskünüydüler.
Elestiri: O halde sen yetenegini onlardan mi aldin?
Hiciv: Maalesef, yoksa iki yi mi demem lazim? Bu satyre(4)’ler bütün uluslarda bulunur ve bunlar topluma yararli hizmetler sunarlar. Toplumda en sabirli kisilerin bile tahammül edemedikleri can sikici tipler vardir. Kimsenin karsi koyamadi, kendini begenmisler. Masum insanlara yük olan küstahlar. Delilikleri, aptalliklariyla övünen deliler. Sirtlarindaki kisvelerin çikarilmasi gereken, kiliktan kiliga giren bir takim iki yüzlüler. Ben toplumlar için kendi himayelerinde ve yine kendilerini çok keyiflendiren alayli ve küfürlü oyun türünü ortaya çikardim. Sen de bilirsin, bu oyunlar dünyanin her yerinde neseli halklar tarafindan çok sevilir. Oyunlarda uyarilacak kisi dairenin tam ortasinda yüzü örtülü ya da yari açik vaziyette oturur. Bu haliyle bütün eglencenin nükte oklarinin adeta bir hedefi durumundadir. Çogu kez birinden sonra bir digerine sira gelir. Eglencenin özgürlügü geregi onun yapilan sakalara gücenmeye hakki yoktur. Her alaya alinanin bu kez baskalarina ve eger isterse tabii onlarla beraber bizzat kendine gülebildigi toplumlarin sahneledigi bu uyari oyunlarinda ilk kez ben kendimi gösterdim. Burada elestirilen her kisi ayni zamanda elestiriyi yapanlardan biridir.
Elestiri: Tehlikeli bir oyun. Bu kalplerde kin ve düsmanlik tohumlari eker. Masum insanlar ve iyi dostlardan uzak tutmali, vahsilere birakmali bu oyunu.
Hiciv: Fakat yine de senin Yunanlilar kudretli veya kibirli kisileri halk mahkemelerinde yargilayip sürgüne göndermeyi pek severlerdi.
Elestiri: Ama -en azindan bu hususta- henüz barbar olduklari devirlerde.
Hiciv: Eski komedi oyunu, kahramani parçalara böldü. Kahramanlik oyunlarindan sonra gelen hiciv oyunlar en pervasiz alaylara yer verdi.
Elestiri: Öykünü anlatmaya devam et!
Hiciv: Sadece taklit, elestiri oyunlariyla kalsaydim ve bana yegenim diyen, yabancilarin ise ona Gusto(5) diye selam verdikleri adam elimden tutmasaydi mutlaka mahvolur giderdim.
Elestiri: Ne? Zevk senin amcan mi oluyor?
Hiciv: Gülünç seylere öyle saskin ve alik bakmak, maymun gibi acayip taklitler ve elestiriler yapmak aliskanligindan beni o kurtardi. O, kaldiraç sopasiyla insanlari ne ölesiye gidiklamali, ne de alaya alip yerden yere çalmali derdi. Ondan öncelikle, daha ince kusurlari kesfetme, aptalliklari daha ufak parçalara ayirma ve sahte ihtisami alaya alabilme sanatini ögrendim. simdi buna persiflaj (6) diyorlar.
Elestiri: Eskiler ona alay (Ironie) derlerdi ve ona persiflaj adinin saglayabileceginden çok daha genis bir alan tanidilar. Bu ad yanlis anlasildi ve onu en çok kullananlar tarafindan bile istismar edildi.
Hiciv: Amcam, isliklamaktan, yuhalamaktan daha kolay bir sey yoktur, fakat bu hiç de kibar olmayan davranis biçimi hosnutsuzluktan baska bir sey getirmez. Buna karsilik hafif bir islik eksiklik, aksakliklari isaret eder ve onlarin üzerine dikkat çeker derdi. Bana bilhassa vaaz, mektup ve hos sofra basi sohbetleriyle ünlü dostum Horaz’i hararetle tavsiye etti. Yine amcam, aleni saygisizliklar bir tarafa, neseli bir sohbet sirasinda insanin dogrudan yüzüne karsi söylenemeyen igneli bir alay iyi bir bulus sayilmaz der. Alayli sakalasmalarin, yüzüne gülerken masa altindan çimdik atmanin bir numarali düsmanidir o. Bu çesit muziplikleri oldum olasi hor görür. Yine o saka dedigin islah etmeyi amaçlayan bir konusma, sohbet seklinde yapilmalidir der. Dedigine göre, en kati gerçekler bile güler yüzle, gayretkes birinin kürsüden çekecegi sikici bir vaazdan çok daha etkileyici biçimde dile getirilebilirmis.
Elestiri: Amcam bunda çok hakli. ince zekasi beni çok eglendirmekle beraber,senin Swift’in (7) saldirgan nükteleri bile beni daima kizdirmistir.
Hiciv: Zavallicigin nasil bu hallere düstügünü bir de benim verecegim örnege göre dinle. Benim Alay’la birlikte onun çok sevdigi sanatlarin ayagina gittik. Komedi beni öyle gelisigüzel ve kendine bagimli bir sekilde kullanmak istedi. Hiciv dramlarin, eski komedilerin devrinin çoktan geçtigini söyledi. Komik gösteriler sanat istermis,yalnizca hiciv nükteler,muziplik ve maskaraliklar degil. Böyle dedi komik destan! su küçücük haliyle epigram (8) bile bana tenezzül etmedi, sahislara yönelik hicive saygi duymam demek cesaretini gösterdi. Okumu yönelttigim hedefin adini söylemeye gerek yok. Uydurma bir isim veya kimsenin bir sahisa dogru çekmeyecegi enine bir çizgi yeter bana!
içimde gizli bir öfke ve ters yüz olmus bir haldeyken belali sanat parodi (9) ile tanistim.
Elestiri: Ya sonra? Bu sanat öyle çok belali degildir, esasen en zarif ve nükteli biçimde benim yerimi, elestiriyi temsil eden parodiler de vardir.
Hiciv: Bunlar çok az, mevcutlar da ne yazik ki taklit oyunlari içinde kaybolup gitmekteler. Sirf keyfimizi kaçirmasin diye parodilerdeki buna benzer seyleri de seve seve unutmak isteriz. Güzelligimize hiçbir katkisi olmasa bile yüzümüzdeki küçük bir beni sevmeyi ve ona katlanmayi, bize çirkinlikleri abartmali halde gösteren iç bükey bir aynada kendimize bakmaya tercih ederiz. Zira çogunlukla -sen de inkar edemezsin ki- benim Swift’in eserlerinde rastlandigi gibi, parodinin yapisinda böyle bir iç bükey ayna vardir. Halki sisko ingilizlerin hosuna gitsin diye Swift karikatürlerinin çizgilerini enine, boyuna uzatmistir. Tiplerin ana hatlarini öylesine ayrintili islemis ve onlari aptallarin kendilerine has dilleriyle öylesine basarili konusturmustur ki, sonunda kafasizlar onun bazi alaylarini, parlak nutuklarini gerçek sanmislardi. Onun Fiçinin Masali öyküsü Swift’i piskopos olmaktan etmisti. Hiristiyanligi ortadan kaldirmak yolunda yaptigi hiciv teklifi, yüksek kilisenin bu en kati savunucusu ve dindar adami hakkinda dinsiz diye dedikodularin çikmasina neden olmustu. Onun belki de bütün zamanlarin en büyük ustasi oldugu parodilerinin karsiligi iste bu oldu. Çünkü alay denen sey çok az damaga tad veren bir baharattir.
Elestiri: Maalesef. Buna benzer gülünç yanlis anlama örneklerine bütün uluslarda rastlamak mümkün.
Hiciv: Yani sonunda parodi sanatindan da biktim, zira dedim kendi kendime, kisiligiyle birlikte yok olmaya yüz tutan bir ahmakin ne diye gölgesi olayim?
Kendi basina kalici eserler yarat diye düsündüm. Fakat hangi eseri ve nasil? Bunu ögrenmek için de beni bazi budalaliklardan kurtarmis olan akil hocama sordum, ama bana bilgi veremedi. Bereket versin o sirada babama rastladim. Bak karsidan geliyor kendisi!
Elestiri: O baban mi oluyor? Yani benim agabeyim?
Hiciv: Senin yegenin sayilirim. Onun asil adi Sophron(10), benim adimi da degistirdi, artik adim Hiciv bile degil!
Elestiri: Peki ne öyleyse?
Hiciv: Bunu kendisine sor.
Sophron: Kizim benim, uçari gençligimin çocugu! Annesi doga tanriçasi Euphorosyne(11) onun egitimini ihmal etmisti ama itiraf etmeliyim ki, sonradan bazi kötü huylarindan mücadele ederek kurtulmasini bildi. Onu yegenin olarak kabul et kardesim, sana hizmet edebilir.
Hiciv: Yunanlilardaki soylu anlamiyla bana Alay (Ironie) adini verdim, baba. Edebi bir tür degil de, bilakis bir tarz veya figür olusturmam gerektigini söyledin. Kendimi bu sekilde tanimami sagladigindan beri bütün çabalarimi buna göre düzenledim. Bana daha önceki azametinin ne kadar aptalca oldugunu gösterdin, baba ve daha baska seyler de! Mesela persiflaji bir tarz olarak ele almayi veya kültürün yozlastigi dönemlerde kendini gösteren kaba sokak argosunu kibarlastirmayi, iyi yada kötü bir ruh haliyle rüzgarin sürükledigi yöne giden ve esasen özgün kurallara, biçime sahip olmasi gereken mizah (Humor) denen seyi, bu ruh hali ki en ilginç karakterler de bile yakinda çekilmez bir hal alacak! Yaldizli parodileri yine içlerindeki kötülükler sayesinde daha iyi tanidim. Abartmali karakterlerdeki kambur ve kusurlari bana sen gösterdin. Tiyatroda olsun, çizgi halinde olsun bu karikatürlere simdi artik tahammül edemiyorum. Olla-Potridaya (12) benzeyen hiciv karakterler midemi bulandiriyor. Ögretili siir, atesli nutuklarda kendime bir kaçis yolu aradim, onlarin içine yerlesmek istedim. Örneklerle, hem de çok meshur örneklerle bana bu karisimin da çirkinligini gösterdin. Eski ve yeni zamanlarin hicivci ögreti hatiplerinin kusurlari yüzlerine vuruldu. Bütün bunlardan sonra yalnizca bir tek seye uygun oldugumu anladim söyleyebilir miyim?
Elestiri: Neden olmasin?
Alay: Senin üstlendigin görevi uygulayan makam olmaliyim, yüce Elestiri. Ben senin soyundanim. Böyle olmasaydim benim temelimde senin hassas terazinde tarttigin yargilarin yatmazdi. Elestirme yetkisini kimden alirdim? Elestirimin dayandigi neden ve etkisi ne olabilirdi? Fakat simdi damarlarimda sizin kaninizla annemin zekâsi birlesince bütün anlatim türleri benim emrime amade oldular. Ama ben kendimden ziyade bütün edebi türlere hizmet veriyorum. Epik, dram, öykü, fabl,hatta minik felsefi siirlere bile anlatim ve konu açisindan katkida bulunuyorum. Bir anlik kendimi gösterip kayboluyorum. Her edebi türün kendine özgü kurallarini ve o türün adini oldugu gibi birakiyorum. Senin buyrugunu, sözlerini yerine getiriyorum Themis’in (13) kizi! Herkese hak ettigi biçimde sunuyorum, kisiye ve isine göre, birine hoppaca ise digerine ciddi, birine hafif bir gülümsemeyle ise digerine kahkahalar atarak, alay ederek, Caliban (14) tiplerini çimdikleyerek!
Elestiri: O halde sen benim Ariel’im (15) sayilirsin, yegenim.
Alay: Daima ve seve seve senin hizmetinde olacagim, her zaman ve en kolay biçimde. Tartisma, sohbet, öykü ve en severek de özellikle bunlarin hepsini bünyesinde toplayan roman türünde rolümü oynayacagim. Bu tarzi benimseyen Sokrat, Lucian, Horaz, Galianis, Cervantes, Addison, Swift, Voltaire, Sterne benim için en büyük ustalar. Esasen bütün isimleri bir bir saymaya kalksam daha ne çok isim söylemem gerekir ya! Bu arada kafasinda kendisininkinin yani sira Swift, Sterne ve Fielding’in zekalarinin topluca isledigi benim Jean Paul’ümü de unutmuyorum.
Gelecekteki ilk isim, bir zamanlar ki adimin istismarini kökten kazimak ve adimin hismina, hakaretine ugrayan bazi saygi deger kisiye sanat ilkesiyle sayginliklarini yeniden saglamaya çalismak olacaktir. Satry veya satura’yi animsatan adimi ister y isteri ile yazilsin, bu adi artik kabul etmiyorum.
Elestiri: O halde neden karsima herkesin nefretini kazanmis bir kirbaçla çikiyorsun?
Alay: Tahtinin önünde onu elimden atmak ve yerine senden baska bir simge almak için.
Elestiri: istegin olacak. Ama önce bana bu kiliktan kiliga girme yetenegini kimden aldigini söyle!
Alay: Ölümsüz soydan gelen doga tanriçasi annemden! Adi Euphorosyne idi. çocuklugumda beni erken terketti. Senin çevrende dolasacagim ve seni tehlikeli adimlarinda yönlendirecegim, fakat egitimini bizzat yapmalisin ve babanin da gücüyle bunu tek basina yapabilecek durumdasin. zamani gelince sana tekrar görünürüm dedi. Dün karsima çikti, beni övdü ve bana bu yüzük ile bu migferi verdi. bunlar beni görünmez kiliyorlar ve istedigim kiliga girmemi sagliyorlar ama istismara tahammülü olmayan kati kanunlar çerçevesinde. Annem beni sana gönderdi sultanim, ama akrabaligimizdan hiç söz etmedi. Bunun için sana abla diye hitap ettim, bagisla beni!
Elestiri: O halde sana verebilecegim en iyi sey olan içi okla dolu bu sadaki ve yayi al, vaktiyle Diana bunlarla daglarda vahsi hayvanlari avlardi. Bakislari Endymion’a takilip kaldiginda Amor gizlice bu yay ve sadaki çaldi ve her bir oku Kaskali pinarinin(16) sularina batirdi. simdi bu oklar derin bir yara açmadan saplaniyorlar. Verdikleri aci da daima iyilestirilebilecek cinsten. Görevine sadik kal ve bu yayi insanlari incitmeden kullan. Yay küçülür ve büyür, sadaktaki oklar ise çesit çesittir.
Sophron: Benim sana verecek hediyem yok. Zira kiliktan kiliga girme yetenegin olduktan sonra her seyin var sayilir. Elestirinin hizmetinde biri olarak sana sadece bir ögüt verecegim. Daima özel olanin içinde geneli sapta, genel olan nasilsa yine özel olana geri götürür. Eserlerinde bunu basaramayan bir yazar yazar sayilmaz. Yargilarken bunu yapmasini bilmeyen de sanat yargici olamaz. ihtiyacin olsaydi sana yeni adina (17) uygun düsecek bir ag hediye etmek isterdim. Onunla zirdelileri yakalayip akli basinda kisiler haline getirebilmen için! Sorularini akillica derle, gönüllerin içindekinin disa çikmasini sagla!
Alay: Hem erkek hem kadin kiligina girebilme gücüne sahip olduguma göre sizin bu ögütlerinizi severek uygulayacagim.
Sophron: Saglicakla kal, kizim!
Elestiri: Hosçakal yegenim, dünyanin sana ihtiyaci var. Yaptigin islerden bana yeni haberler getir!
Notlar
(1) B. Suphan: Adrastea, Herder’in bütün eserleri, Berlin 1877- 1913 cilt 24, s.188-197 (Kritik und Satire).
(2) Baska sesleri taklit etmeye hevesli bir kus türü.
(3) Burada Yunan mitolojisinde adi geçen, bas tarafi insan belden asagisi keçi olan yaratiklar, “”satyre’ler”" kastedilmektedir. Eskiden bati dillerinde “”hiciv”" anlamina gelen “”satire”" sözcügünün kökeninin “”satyre”"den geldigi sanilmaktaydi. Bu denemenin yazari Johan Goddfried Herder’de ayni etimolojik hataya düsmekte. Çünkü satire kavrami latince “”satura: 1. içi çesitli meyvelerle dolu kap, 2. daha sonralari bu anlam genislemis ve igneleyici, alayci hiciv yazilara “”satura-satire”" denmistir.
(4) Yukarida adi geçen yaratiklar, satyre’ler.
(5) El-Gusto: Aslen ispanyolca olan bu kavram Avusturya ve Almanya’nin bir çok yerinde “”zevk, tat, lezzet”" anlaminda kullanilmaktadir. Ancak eski ispanyol edebiyatinda El Gusto bir çesit nükteli, eglenceli öykü türü olarak da karsimiza çikmakta.
(6) Fransizca bir sözcük, bir sahis veya konunun zeki, nüktelerle alaya alindigi, hicvedildigi edebi tür.
(7) Jonathan Swith (1667-1745) yillarinda yasamis olan büyük ingiliz hiciv ustasinin dünyaca ünlü hicvi “”Gulliver’in Seyahatleri”" ispanyol Cervantes’in hiciv romani “”Don Kisot”"un akibetine ugramis, zamanla “”çocuk romanlari”" haline gelmislerdir.
(8) Epigram: Antik devirde genellikle binalarin, anitlarin üzerinde yer alan kisa, özlü ve anlamli sözler. Sonradan hiciv karaktere sahip espiri ve düsünce bakimindan yogun dörtlüklere bu ad verilmistir.
(9) Parodi: Edebi bir eseri taklit ederek alaya almak, tehzil.
(10) Sophron: Eski yunancada “”akil, düsünce”".
(11) Euphorosyne: iyilik, doga, sevinç tanriçasi.
(12) Olla Potrida: Haslanmis et, isli sucuk ve sebze ile yapilan, ispanyollarin bir çesit milli yemegi.
(13) Themis: Düzen ve adalet tanriçasi.
(14) Caliba: Shakspeare’in “”Firtina”" adli eserindeki kaba, kötü ruhlu tip.
(15) Ariel: Ayni eserde, Caliba’nin tam tersi özelliklere sahip sevimli bir tip.
(16) Kaskali pinari: Yunanistan’da Delfi tapinaginda bulunan kutsal bir pinar.
(17) Herdel burada “”satyre”" sözcügünün etimolojisinde düstügü hatayi tekrarlamakta. Alay anlamina gelen “”ironie”" sözcügünün eski Yunanca eiron: ag örmek, dügüm atmak kavramindan geldigini ima ediyor. Halbuki “”ironie”" yine Yunancada “”söylenenin tam tersine kastetmek lafi ters yüz etmek, alaya almak”" anlamina da gelmektedir.
iiÖÖçsINCELEME–Havada Bulut Yok Türküsü Üzerinde Bir inceleme
Örnek: “HAVADA BULUT YOK” Türküsü inceleme Yazisi Havada Bulut Yok Türküsü Üzerinde Bir inceleme
Murat GÜVEN*
GIRIS
Yillardir büyük bir zevkle dinledigimiz “”Havada Bulut Yok”" Türküsü üzerinde çok uzun bir zamandir çirkin bir oyun oynaniyor…Oyun diyorum çünkü Türkünün güftesinde geçen “”Mus”" kelimesinin birkaç uyanik tarafindan “”Hus”"‘a çevrilmeye çalisilmasina baska söyleyecek bir kelime bulamiyorum.
Bu oyun çirkin bir oyun; çünkü iddia sahipleri ilmî, mantikî, edebî hiçbir delil ya da belge veyahut bilgi koymadan bir iki tane bilinçsiz sözün arkasina saklanarak bir Türkü ile ilgili gerçekleri degistirmeye çalisiyorlar. Onlarin bu iddialarini ve neden yanlis oldugunu asagida ilmî metotlar kullanarak açiklayacagim. Ancak, önce bu oyunun neden oynanmaya çalistigini tahlil etmeye çalisalim;
1- Soru : Mus’un Hus’la degisimini kim neden istiyor ?
Cevap: Türküyü baska bir ile ya da bölgeye baglamak isteyip de Türkünün içinde “”Mus”" kelimesi geçtigi için bunu bir türlü basaramayanlar.
2- Soru : Mus’un Hus’la degisimin tarihî veya edebî bir degeri var midir ?
Cevap : Kesinle hayir. Çünkü diger bütün Türküler gibi anonim bir eser olan “”Havada Bulut Yok”" türküsü sadece Türk milletinin degil tüm Türk dünyasinin ortak malidir.
3- Soru : Bu isten zarara ugrayan var mi ?
Cevap : Evet. Öncelikle bu Türküyle ismini duyurabilen zavalli fakir Mus’un bu lüksü elinden alinmaya çalisilmis ve Türkü ile özdeslesen Mus bundan zarar görmüstür.
4- Soru : Türküde geçen Mus kelimesinin gerçegi Hus mudur?
Cevap : Kesinlikle hayir. simdi size bunu ispat edelim :
INCELEME
Derleme Nedir :
Derleme kelimesi özellikle sözlü edebi metinlerin yaziya geçirilmesi islemi için kullanilir. Belli bir ilmî metot ve disiplin içinde yapilir.
Destan, efsane, masal, mani, bilmece, ninni, türkü gibi ürünler bilinmeyen bir zamanda ve bilinmeyen bir kisi tarafindan söylenir. Daha sonra agizdan agiza yayilarak söylenir ve bu arada kismen degisir. Agizdan agiza söylenisin devam ettigi bu sürecin bir noktasinda eser bir derleyici tarafindan tespit edilir ve kaydedilir. Eserin yaziya geçirildigi bu ilk metin eserin orijinal metni kabul edilir. Bazen eserler farkli derleyiciler tarafindan, farkli bölgelerde degisik metinler halinde tespit edilebilir. Her metin ayri ayri degerlendirilir ve eser üzerinde yapilan çalismalar tüm bu metinler incelenerek yapilir. Aralarindaki dil ve anlatim farkliliklari genelde eserin tespit edildigi yer , zaman ve esere kaynak olan kisinin sosyal ve kültürel yapisina baglidir.
Derleme nasil yapilir :
Derleme yapilacak bölgede öncelikle güvenilir kaynak kisi tespit edilir. Bu genellikle isin en önemli kismidir. Çünkü, kaynak kisinin kültürel anlamda yozlasmamis, dejenere olmamis ve yörenin söyleyis özelliklerine sahip biri olmasina dikkat edilir. Bu yüzden kaynak kisi olarak genellikle yasli kadinlar tercih edilir. Çünkü, onlar yabanci kültürlerle erkeklere oranla daha az iliski içerisindedirler.
Kaynak kisi tespitinden sonra eldeki imkânlar ölçüsünde en iyi sartlar altida kayit yapabilmek için gerekli malzeme temin edilir.
Kaynak kisinin anlatimi için uygun ortam yaratilarak, kesinlikle hiçbir müdahale yapilmadan anlatmasi ya da okumasi saglanir. Sonra da imkâni varsa kayit kaynak kisiye dinletilir. Materyalin ne için ve nasil kullanilacagi açik bir sekilde anlatilip onayi alindiktan sonra kaynak kisinin adi kullanilarak herhangi bir eserde kullanilabilir.
“”Havada Bulut Yok”" Türküsü Nasil Derlendi :
Öncelikle sunu söylemeliyim ki bu Türkü yukarida anlattigim ilmî ölçülere tamamen sadik kalinarak derlenmistir.
Ilki 1944 yilinda Muzaffer Sarisözen baskanliginda Bedii Yönetken ve teknisyen Riza Yetisken’den kurulu bir ekip tarafindan Mus’ta yapilan derleme çalismasinda yörede dügünlerde def çalan ve dügünü yöneten Duriye Keskin isimli bir kadin kaynak kisi olarak dinlenmis, Türkü bir plâga kaydedildikten sonra kendisine dinletilmis ve onayi alindiktan sonra türkünün notasi çikarilmis ve TRT repertuarina 341 numarayla alinmistir.Alinan metin sudur:
HAVADA BULUT YOK
Havada bulut yok bu ne dumandir
Mehlede ölüm yok bu ne sivandir
Bu yemen elleri ne de yamandir
Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burasi Mus’tur, yolu yokustur
Giden gelmiyor acep ne istir ?
Kislanin önünde çalinir sazlar
Ayagim yalnayak yüregim sizlar
Yemene gidene aglasin kizlar
Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burasi Mus’tur, yolu yokustur
Giden gelmiyor acep ne istir ?
Kislanin önünde redif sesi var
Açin çantasini bakin nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var
Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burasi Mus’tur, yolu yokustur
Giden gelmiyor acep ne istir ?
Ayrica, 1961 yilinda Mustafa Geceyatmaz, Fikret Otyam, ve Teknisyen Mücahit Küçükbaran’dan olusan ikinci bir grupta derleme çalismasi yapmistir.
Bu iki grup ve daha sonra gelen baska gruplar; Mus Ovasi, Güllü Hamam, Kalenin Bedenleri, Degirmenin Bendine, Daglarda Meselerde, Evleri Var Hane Hane, Mus’un Etrafinda Atli Gezerem, Kinayi Getir Ane, Oy Nayim Nayim, Atim Atim Kir Atim, Garsida Giza Gurban,sirazdir yar sirazdir gibi türküleri derlemisler ve TRT repertuarina katmislardir.
(Bu türkülerden de “” Kinayi Getir Ana”"yi izzet Altinmese el çabuklugu marifet diyerek Diyarbakir türküsü haline sokarken “”Güllü Hamam”" da bir an da Urfa türküsü oluverdi. Eminim bunda Mehmet Özbek’in tipki Mus’u Hus ederken yürüttügü gibi derin ilmi ! çalismalarinin büyük katkisi olmustur.)
Hatta zaman zaman Mus’un Kurtulusuna denk gelen günlerde bu Türküler TRT sanatçilari tarafindan seslendirilip Mus Türküleri adi altinda yayinlanirdi.
Yukaridaki derleme öyküsünün ardindan gelelim türkünün edebi incelemesine
EDEBI INCELEME
Türkünün Orijinal metni
Öncelikle eserin anonim oldugunu hatirlayalim. Anonim eser su özellikleri tasir:
Yazari belli degildir.
Yazildigi zaman belli degildir.
Eser farkli yörelerde farkli kelimelerle söylenebilir.
Anonim eserler Türk milletinin ortak malidir. Ancak, derlendikleri bölgenin adiyla anilirlar. Ör: Mus Yöresinden derlenen bir Türkü gibi.
Anonim eserlerin sözlerinde ve bestesinde degisiklik yapma hakki kimsede yoktur. Çünkü bu eserlerin sahibi Türk milletidir.
Bu bilgilerin isiginda hareket ettigimiz zaman Türkünün orijinal halinin zaman zaman sanatçilar tarafindan degistirilmis oldugunu ve ortada farkli metinlerin oldugu görülüyor. Mesela Prof Dr. sükrü Elçin’in 1986 tarihinde basilan “”Halk Edebiyatina Giris”" adli eserinde Türkü su sekliyle yayinlamis :
HAVADA BULUT YOK
Havada bulut yok bu ne dumandir
Mahlede ölen yok bu ne figandir
Adi yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir.
Burasi Mus’tur yolu yokustur
Giden gelmiyor acep nedendir.
Kislanin önünde redif sesi var
Bakin çantasinda acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var
Adi Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir
Burasi Mus’tur yolu yokustur
Giden gelmiyor acep nedendir.
Sayin sükrü Elçin’in siirin orijinal metninden bir misrayi atladigini görüyoruz. Bu da “” Bu Yemen elleri ne de yamandir”" misrasidir. Bunu atlayinca siirin ilk dörtlükten sonra sekil bakimindan bozuldugunu görüyoruz.
Orijinal metinde siirin üçlüklerden sonra nakaratlardan olustugu görülüyor:
___________
___________
___________
Nakarat
Nakarat
Nakarat
Nakarat
Oysa sükrü Elçin’in ilk bölüm dörtlük ikinci bölüm ise üçlükle yapilmis bunun sebebi siirden çikarilan bir misradir. Ayrica Sükrü Elçin’in eserinde orijinal metinde bulunan bir bölümde alinmamistir.
Siirin Ölçüsü üçlükler 11′li hece ölçüsü 6+5 duraklidir. Nakarat kisimlari ise 10′lu hece ölçüsü ve 5+5 duraklidir.
Kafiye bakimindan incelendiginde de sükrü Elçin’in metninde nakarat kisminda yanlislik oldugu ortadadir.
Burasi Mus’tur yolu yokustur
Giden gelmiyor acep nedendir
Misralarinda yokustur ile nedendir arasinda hiçbir kafiye yoktur.
Oysa, orijinal metindeki,
Burasi Mus’tur, yolu yokustur
Giden gelmiyor acep ne istir ?
Misralarinda yokus ve is kelimeleri arasinda is ve -us arasinda tam kafiye vardir ayrica anlam ve ahenk açisindan daha uyumludur.
Prof. Sükrü Elçin’in metni yine de dogruya en yakin metinler arasinda gösterilebilir.Gerçek bir ilim adami olan sayin sükrü Elçin türküyü bu sekilde tespit ederek yayinlamistir.
Oysa, bilhassa internet üzerinde yaptigim taramalarda öyle çok yanlisliklarla karsilastim ki çogu inanilmazdi. Üstelik bir tanesi Kaynak kisinin adini ve repertuar numarasini ve türkünün hemen hemen orijinal metnini vermis ancak nasil olmussa bütün Mus’lar Hus’a dönüsmüs. Dogrusu TRT repertuarinda bu degisikligin yapildigina ilmen inanamam. Bu düpedüz sahtekârlik olur.
1967 yilinda yayinlanan sayin Osman Attilâ’ya ait olan bir antoloji ise türküyü su sekliyle tespit etmis.
HAVADA BULUT YOK
Havada bulut yok bu ne dumandir
Mahallede ölen yok bu ne figandir
Adi yemendir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir
Burasi Mus’tur yolu yokustur
Giden gelmiyor acep ne istir.
Kislanin önünde redif sesi var
Bakin çantasina acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var
Burasi Mus’tur yolu yokustur
Giden gelmiyor acep ne istir.
Görüldügü gibi günümüzden otuzbes sene önce yayinlanan antolojideki tespit de sayin Sükrü Elçin’in tespitinden birkaç Istanbul agzina çevirme gayreti disinda farksizdir. Bu örnekte de birinci kitanin üçüncü misrasi yoktur. Bu da üçüncü misranin Mus yöresine has oldugu sonucunu düsündürebilir. Bu misra ile siirin sekil bakimindan tamamlandigini düsünürsek türkünün sekil bakimindan Mus’ta tamamlandigi sonucu çikar.
Ruhi SU internet sitesinde türküyü adini ve sekil özelliklerin degistirerek asagidaki sekilde yayinlamis :
YEMEN TÜRKÜSÜ
Havada bulut yook,
Bu ne dumandir,
Mahlede ölen yook,
Bu ne figandir…
su Yemen Elleri,
Ne de yavandir.
A bu, Yemen’dir
Gülü çemendir
Giden gelmiyor,
Acep nedendir..?
Burasi Mus’tur,
Yolu yokustur,
Giden gelmiyor,
Acep ne istir..?
Kislanin önünde
Asker sesi var..
Bakin çantasinda
Acep nesi var..?
Bir çift kundurayla,
Bir de fesi var…
A bu, Yemen’dir
Gülü çemendir
Giden gelmiyor,
Acep nedendir..?
Burasi Mustur
Yolu yokustur,
Giden gelmiyor
Acep ne istir..?
Burasi Mustur
Yolu yokustur,
Giden gelmiyor,
Acep ne istir..?
Sayin Ruhi Su üçüncü misrayi yanlis da olsa (yaman-yavan) tespit ediyor ancak siiri durak noktalarindan bölerek sekil bakimindan siirin tamamen yanlis düzenlendigi inancini uyandiracak bir sonuca sebep oluyor. Ama, Türkünün orijinal hali (yaman-yavan, redif-asker, Ano- a bu disinda) fazla degisiklige ugratilmamis ve Mus, Hus edilmemis.
TRT repertuar dairesinden türkünün orjinal metnini istedigimde bana sunu gönderdiler :
HAVADA BULUT YOK
Yöre:MUs
Kaynak Kisi: Düriye Keskin
Derleyen: Muzaffer SARISÖZEN
HAVADA BULUT YOK BU NE DUMANDIR
MEHLEDE ÖLÜM YOK BU NE SiVANDIR
SU YEMEN ELLERi NE DE YAMANDIR
ANO YEMENDiR GÜLÜ ÇEMENDiR
GIDEN GELMiYOR ACEP NEDENDIR
SU DAGIN ARDINDA REDIF SESI VAR
VARIN BAKIN ÇANTASINDA NESI VAR
BiR ÇiFT PABUÇ iLE BiR DE FESi VAR
BURASI HUS’TUR YOLU YOKUSTUR
GIDEN GELMIYOR ACEP NE ISTIR
KISLANIN ÖNÜNDE ÇALINIR SAZLAR
AYAGIM YALNAYAK YÜREGIM SIZLAR
YEMEN’E GIDENE AGLIYOR KIZLAR
BURASI HUS’TUR YOLU YOKUSTUR
GIDEN GELMIYOR ACEP NE ISTIR
SIVAN:Agit,figan
REDIF:Terhis edildikleri halde ihtiyaç halinde yeniden askere alinan kisiler
HUS:Yemen’in baskenti Sane ile Taiz sehirleri arasindaki bir Türk kalesinin ismidir.Türkü eski Türkçe ile yazilirken Hus’un üzerindeki nokta zamanla unutulmus böylece HUs sözcügü MUs oluvermis ve dolayisiyla da bu türkü MUs ile bütünlesmistir.
KAYNAK:TRT Müzik Dairesi Baskanligi Türk Halk Müzigi Sözlü Eserler Antolojisi 1.cilt
Simdi devletin en güvenilir kurumlarindan birinde gerçeklerin nasil çarpitildigini görelim. Bir kere türkünün “”Hus”" disindaki bilgileri eski repertuar kayitlariyla ayni. Kimin marifetiyle olmus bilemiyorum ama biri el çabukluguyla Mus’u Hus etmis. Üstelik de oldukça ilmi bir de açiklama yapmis “” efendim…eski Türkçeyle yazilirken -h- harfinin üstündeki nokta unutulmus da onun için Mus, Hus olmus. Umarim bu bilgiyi veren kisi eski yazi bilmiyordur. Çünkü, bilmiyorsa cahilligine, biliyorsa sahtekarligina verecegim yaptigi yanlisi. Eski Türkçede üzerinde nokta olan H harfi Hi’dir. Üzerindeki noktayi yazmazsaniz Ha olur. Ha harfini m olarak da ancak kara cahiller okur.
Ayica, Türkü derlenirken basvurulan Kaynak kisi Duriye Keskin bu Türküyü sözlü edebiyat geleneginden ögrenen okuma yazmasi olmayan bir kisidir. Acaba bu türkü ne zaman yazilirken böyle bir yanlislik ! yapilmis da hangi büyük zeka bunun farkina nasil varmis ve ne zaman varmis.
Aslinda her sey rahmetli Baris Manço’nun yillar önce Yemen’e yaptigi bir gezi esnasinda gittigi Hus Kalesi için söyledigi ve sadece basit bir mantik yürütmeden ibaret olan “”Burasi Hus, yolu da yokus , belki de bizim türküdeki Hus burasi olabilir.”" sözlerinden kaynaklandi. Sonra kendi söyledigi bu söze kendi de inandi. Asil önemlisi yillarca bu türküyü dinleyip içindeki Mus kelimesinden çesitli sebeplerden ötürü hoslanmayanlar da bu sözlere sikica sarildilar ve yukaridaki yanlislara kadar gidildi.
Türkünün sekil Bakimindan incelenme
Türkü alti kitadan olusmustur. Kitalar üç tane üçlük ve nakaratlar ikiliklerden olusmustur. Sanirim Ruhi Su’da bu nedenle siiri duraklardan bölmüstür
Hece Ölçüsü : Üçlü kit’alar11′li hece ölçüsüyle, diger kitalar 10′lu hece ölçüsüyle yazilmistir.
Durak : 6+5 ve 5+5 duraklidir.
siirin Kafiye semasi :
a______________dumandir
______________sivandir dir’lar redif, -an’lar Tam Uyak
a______________yamandir
b_______________çemendir
b_______________nedendir -dir’ler redif, -en’ler Tam uyak
c_______________yokustur
c_______________istir -tir’lar redif, -is’ler Tam uyak
d______________sesi var
d______________nesi var -i var’lar redif, -es’ler Tam uyak
d______________fesi var
______________
______________
______________ Nakarat
______________
e______________sazlar>
e______________sizlar -lar’lar redif, -iz’lar Tam uyak,-z
e______________kizlar yarim uyak
______________
______________
______________ Nakarat
______________
Görüldügü gibi eser anonim bir türkü olmakla beraber oldukça kuvvetli bir sekle sahiptir. Buradan türküyü ilk söyleyen kisinin hece ölçüsüne ve özelliklerine vakif oldugu sonucuna varabiliriz. Ayrica, diger Mus türkülerinin bir çogunda yukaridaki sekil özelliklerinden bilhassa üçlükler ve ardindan gelen nakaratlar oldukça çoktur. Bu bir söyleyis farkliligidir ve Mus türkülerinin ayirt edilmesinde kullanilabilir.
simdi siki durun….Yukarida Mus’un Hus edilmesinin kime ne yarari olacagini sormus ve cevap olarak “”Türküyü baska bir ile ya da bölgeye baglamak isteyip de Türkünün içinde “”Mus”" kelimesi geçtigi için bunu bir türlü basaramayanlar.”" Cevabini vermistim. Ama ben bunlari yazarken simdi asagiya aldigim metni henüz görmemistim. Aramalarim sirasinda karsima çikana sasirmadim, hakli oldugumu gördüm. Türkiye’de hiçbir kanuna, töreye, ahlâka saygisi kalmayan gözü kara, hilebâz zekali, kazanayim da nasil olursa olsun, elde edeyim ne bahasina olursa olsun felsefesiyle hareket eden basit ruhlu insanlarin çabalarinin sonucuydu gördügüm. Daha öz bir ifade ile sahtekârligin belgesiydi bu.
simdi bu utanmaz insanlarin yukarida incelemesini gördügünüz metin ve sekil açisindan incelemesini okudugunuz türküyü ne hale soktuklarina ve nereye mal ettiklerine bir bakalim.
YEMEN TÜRKÜSÜ
HAVADA BULUT YOK BU NE DUMANDIR
MAHLEDE ÖLÜM YOK BU NE siVANDIR
sU YEMEN ELLERi NE DE YAMANDIR
ANO YEMENDiR GÜLÜ ÇEMENDiR
GiDEN GELMiYOR ACEP NEDENDiR
BURASI HUsTUR YOLU YOKUsTUR
GiDEN GELMiYOR ACEP NEDENDiR
KIsLANIN ÖNÜNDE REDiF SESi VAR
BAKIN ÇANTASINDA ACEP NESi VAR
BiR ÇiFT PABUÇ iLE BiR DE FESi VAR
KIsLANIN ÖNÜNDE ÜÇ AgAÇ iNCiR
KOLUMDA KELEPÇE BOYNUMDA ZiNCiR
ZiNCiRiN YERLERi NE YAMAN SANCIR
KIsLANIN ÖNÜNDE SIRA SÖgÜTLER
ZABiTLER OTURMUs ASKER ÖgÜTLER
YEMENE GiDECEK BU KOÇ YigiTLER
KIsLANIN ARDINI DUMAN BAgLADI
ANALAR BABALAR KARA BAgLADI
YEMENE GiDENE HERKES AgLADI
KIsLANIN ARDINDA YÜZÜYOR KAZLAR
AYAgIM AgRIYOR YÜREgiM SIZLAR
YEMENE GiDENE AgLIYOR KIZLAR
KIsLANIN ARDINDA BiR KIRIK TESTi
ASKERiN ÜSTÜNE SAM YELi ESTi
GELiNLiK TAZELER UMUDU KESTi
anonim, yöre: Elazig
www.anadoluhalksarkilari.com
Bu okudugunuz türkünün “”Havada Bulut Yok”" türküsüyle hiçbir alâkasi olamadigini kendi vicdanlari da kabul etmis olacak ki türkünün adini degistirmekten baska çare bulamamislar. simdi , içinde “”Mus”" kelimesi geçen bir türküyü Elazig türküsü yapmak inandirici olamayacagi için önce Mus, Hus ediliyor sonra da türkü hiç ediliyor, taktik bu.
Aslinda bu kültürel korsanlik uzun yillardir kültüre kaynaklik eden vilayetlerin büyük sikintisidir ve bazi vilayetler bunu ne yazik ki daha siklikla yapiyorlar. Mesela “”Çayda çira yaniyor”" benim çocuklugumda Diyarbakir’a aitti. Sonra nasil oldu anlamadim Elazig’in oldu. Bizim “”Güllü Hamam”" bir anda Urfa’nin “”Yeni Hamam’i”" oldu.
Gerçekte ise bunlara hiç gerek yok.Çünkü, bunlar zaten Türk milletinin ortak kültürel mirasidir. Bizim görevimiz ufak-tefek çikarlar için bu mirasi, degistirmemek, orijinal halini korumak ve sonraki nesillere aldigimiz gibi aktarmaktir. Yoksa, çesitli yörelerde elbette bir çok Yemen Türküsü söylenmistir. Çünkü Yemen - daha sonra detayli olarak anlatacagim zaman daha iyi anlasilacak- bilhassa Dogu Anadolu halki üzerinde derin izler birakan bir bölge olmustur. Bununla ilgili bir çok türkü, agit söylenmis olmasi tabiidir.
Peki neden ille de “”Havada bulut Yok”" türküsü isteniyor? Sanirim diger Yemen Türkülerine göre daha çok sevilmesi ve dinlenmesi bazi töre tanimazlarin istahini kabartiyor ve türküyü elde etmeleri için yukaridaki gibi sahtekârliklara basvurmalarina sebep oluyor.
Ama, yukarida yapilana söylenecek tek bir sey kaliyor…Ayip!…Hem de Çok ayip!…
simdi biz asil konumuza dönüp orijinal metni açiklayalim
Türkünün Açiklamasi:
Havada bulut yok bu ne dumandir
Mehlede ölüm yok bu ne sivandir
Bu yemen elleri ne de yamandir
siir iki tasvir cümlesi ile basliyor. Bu tasvir cümleleri Mus’ta çok yaygin kullanilan özgün bir soru sorma seklidir. Mus ve yakin illerde Anadolu’nun diger yerlerinde pek sik görülmeyen vurguyla soru sorma yöntemidir. Bu yöntemde -dir bildirme eki daha kuvvetle vurgulanarak cümle soru haline getirilir. Meselâ : “”Ahmet, kuvvetlidir.”"Cümlesi -dir eki vurgulu okunarak soru cümlesi haline getirilir. Normalde bu cümle “”Ahmet kuvvetli midir ?”" sekliyle soru haline getirilir. Bölgede ise mi soru eki atilip yerine -dir ekinin vurgulu okunusu getiriliyor.
siirde bu vurgulu söylenis kendini hissettiriyor. Türkü ilk cümlesinde bulutsuz havadaki duman soruluyor. Ama dikkatli ve yöre vurgusuyla okundugunda sade bir soru degil bir saskinlik ifadesi de vardir ki bu Türkünün yöredeki efsanesi ile de ilgilidir :
Türkünün Mus’ta anlatilan hikâyesine göre yörede çok sevilen bir genç evlendiginin ertesi günü askere Yemen’e gider. Askerler bir yerde toplanip, sonra da yola çikarilir. Onlar yürürken arkalarindan toz bulutu kalkar. Askerin genç esi kocasini bir daha uzun yillar göremeyecegini, hatta geri gelmeyecegini düsündügünden uzun süre kafilenin pesinden aglayip agit yakar. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Yemenden gelen bir asker genç kadina ölen esinin asker çantasini getirir. Kendini kaybeden genç kadin bir yandan çantayi açip içindekilere bakarken, bir yandan da agit halinde “” Havada Bulut Yok”" türküsünü yakar.
siirin yukaridaki üç dörtlügü bu efsaneyle birebir örtüsmektedir. Ayrica, siirde Mus’ta kullanilan anlamiyla üç kelime kullanilir. Bunlar “”mehle-sivan-yaman”" kelimeleridir. sivan, büyük bir aciyla karsilasan ev halkinin aglayip, inlemesini, haykirip, agit yakmasini anlatmak için kullanilan bir kelimedir ve genelde tek basina degil “”evine sivan düsmek”" seklinde deyim olarak kullanilir. Ayrica “”evine sivan düsesi”" seklinde bir bedduada vardir. Bu kelime Farsça siven(matem, yas, inleme, sizlama) kelimesinin bölgede kullanilan halidir.
Diger kelime “”mehle”"‘dir. Mahallenin Mus agzinda söylenis seklidir. Bir edebiyatçi siire baktigi zaman bu kelimenin heceye uymasi için kisaltildigini düsünebilir. Oysa ki bu kelime ayni haliyle günümüzde de varligini sürdürmektedir. Kelimedeki -h- sesi girtlaktan ve kalin olarak söylenir.
Bu bölümdeki diger kelime ise “” yaman”" dir. Bu kelimenin Türkçe sözlükteki karsiligi “”etki, güç, beceriklilik, siddetli”"‘dir. Oysa türküde saygiyla karisik korkuyu ve zorlugu anlatmak için kullanilmistir. Ayrica bu kelime bölgede güçlü, cesur, korkusuz anlaminda insanlar ve hayvanlar için ayrica zorluk anlaminda kullanilir.
simdi gelelim Türkünün en can alici kismina :
Ano Yemen’dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir ?
Burasi Mus’tur, yolu yokustur
Giden gelmiyor acep ne istir ?
“”Ano”" kelimesi Türkünün ilk derlemesi sirasinda tespit edilmis. Ama simdi bilhassa türkünün aslini bozmaya çalisanlar ya da bu kelimenin hangi anlamda ve nasil bir duyguyla söylendigini anlamayanlar bu kelimeyi degistirmeye çalisiyorlar. Mesela; Ah o, veya A bu gibi kelimelerle yapilan degisimler türkünün dokusunu ve duygusunu bozarlar. Çünkü, Mus’ta çok büyük üzüntüler sirasinda yakilan agitlarda ano veya babo gibi feryat ifade eden kelimeler sikça kullanilir. Bilindigi gibi Dogu Anadolu agzinda kelime sonlarina gelen “”o”" sesi seslenmeyi ifade etmek için kullanilir. Bu dünyadaki daglik bölgelerin çogunda böyledir. Genis bir ünlü olan “”o”" sesi istenildigi kadar uzatilarak seslenmeye yardimci olur. Meselâ “”Ahmet! Diye seslenen bir kisi için uzak bir mesafeye seslenmek için kelimenin sonundaki -met hecesini uzatmasi lâzimdir ki bu da pek yeterli olmaz. Ama “”Ahmoo!”" diye seslendiginde sesini duyurmasi son derece kolaydir.
iste bu türküdeki “”Ano”" kelimesi feryat eden bir insanin seslenme ihtiyacidir. Türküde daha sonra gidilen yerin “”yemen”" oldugu ve “”gülünün çemen”" oldugu söyleniyor. simdi bu kelime grubunu inceleyelim:
1- Gidilen yerde gül olmadigini ve en güzel bitkisinin çimen oldugu ve gidilen yerin ne kadar yaman bir yer oldugu anlatiliyor olabilir.
2- Gül edebiyatta bir çok fikri ve duyguyu anlatmak için kullanilmistir. Bunlardan bir tanesi de sehitlerin gireceginin müjdelendigi “”Cennet”"‘tir. O. saik Gökyay’in “”Bu Vatan Kimin”" siirinde vatan için ölen sehitlerin ölerek cennete girisleri “” Bir gül bahçesine girercesine”" diye anlatilmistir.Yemende sehit olanlarin mezarlarinin bilinmedigi ve onlarin Cennete gittikleri “”gülü çemendir”" sözleriyle anlatilmis olabilir. Ya da bu misralar bize bu anlamlari çagristiriyor olabilir.
Farsça yesil ve kisa otlarla örtülü yer anlamina gelen çemen kelimesi Yemen’le kafiye olmak bakimindan veya Yemen’in bilhassa Güney kesimlerinin bitki örtüsünü anlatmak içinde kullanilmis olabilir. Dogrusu bu misralar bende bu duygularin hepsini uyandiriyor.
Gelelim “”Burasi Mus’tur, yolu yokustur-Giden gelmiyor acep ne istir.”" Misralarina. Televizyonda izledigim kelli felli eski bir TRT çalisani kendinden gayet emin bir sekilde konuyla ilgili bilmis bilmis beyanat veriyor. “”Efendim, Mus ovada, düz bir arazide kuruludur. Ben gittim, yolu da yokus falan degil. Oysa Hus’un yolu yokustur.”"
simdi bu ve bunun gibi konusanlara ne demeli. “”Bre gafiller, densizler, be hey cahiller falan diyebilirim, ama demiyorum. Birazcik arastirma yapsalar veya Mus’ta yoldan geçen yaslica bir adami çevirip “”Amca, türküde bu sehrin yolu yokus deniyor neden ? diye sorsalar, sorma zahmetine katlansalar alacaklari cevap su olurdu :
“”1950′li yillardan önce Mus’un esas yerlesim yeri bugün kale Mahallesi dedigimiz sehrin arkasindaki Kurtik Daginin yamaçlarindaydi. sehrin çevre illerle baglantisi Bitlis ve Erzurum yollariydi.Doguya giden Erzurum yolu dagin yamacini paralel olarak takip edip giderken, Batiya giden Bitlis yolu yamaçtan asagi dik bir yokustan inerek bugün Taso Köprüsü (Tas Köprü) dedigimiz köprünün üzerinden inerek Hasköy’e dogru uzanan yoldur. Bitlis yolu o dönemlerde Mus’u batiya ve güneye baglayan yoldur. Bitlis tarafindan Mus’ geldiginiz zaman Taso Köprüsünden itibaren sehrin merkezine çikan yol neredeyse yüzde kirkbes meyillidir. Öyle ki bir çok araç yokusu çikarken yari yolda kalip geriye kaçar bazen de arkada kalan evlere vururdu.1950′den sonra bugünkü yollar yapilinca bu yollar eski önemini yitirdi. simdi sadece yan yollar olarak yakin çevreye ulasimda kullaniliyor. Ayrica, bu tarihten sonra eski Mus valisi Tevfik Sirri Gür’ün gayretiyle sehir ovaya dogru gelisme göstermistir.”"
Dogrusu birisi bana eskiden Mus’un yolunun yokus oldugunu ispat etmek zorunda kalabilirsin dese ona gülerdim. Ama, sunu da söylemeliyim ki ben de yukarida anlattigim o meshur yokustan asagi kisin çok kaydim ve bagdan sehre gelirken yokusu çikmaya takat bulamadigim için yan yollara kaçtigim çok oldu. Yüklü eseklerin bile tirmanmakta zorlandiklari bir yokusu Mus’u Hus edenler ne yazik ki dümdüz ettiler.
“”Giden gelmiyor acep ne istir ?”" ise bir çaresizligin haykirisidir. 1849-1918 arasinda Osmanli imparatorlugunun gereksiz Yemen sevdasi yüzünden Anadolu’dan zorla koparilip bir daha evine barkina dönemeyen asker annelerinin, eslerinin, kardes ve sevgililerinin ortak feryadi gibidir. Sahipsiz kalan bir es, bir anne elbette ki devlet büyüklerinin yüksek politikalarini…! anlayamayacakti.Ve kendi lisan-i haliyle soracakti.”" Acep ne istir ?”" Bugün bile biz halâ anlayamadigimiz kararlar için sormuyor muyuz, acep ne istir ? Bu misradan Hus’çular da kendilerine bir sonuç çikarabilirler. söyle ki, bu misralari yazan kisi Yemen’in tamamindan bahsetmekte ve gidenlerin dönmediginden sikayet etmektedir. simdi mantiken düsünelim…”"Burasi Hus’tur”" diye türküyü yakan kisi Hus’u nereden taniyor ? Eger Hus’u görüp gelen bir asker (ya da böyle bir askerden duyan kisi) olsaydi ve bu türküyü Anadolu’da yakmis olsaydi en azindan “”Orasi Hus’tur”" demesi gerekirdi. Ayrica kendisi geri geldigine göre “”giden gelmiyor”" diyemezdi…Hadi diyelim ki bu türküyü yakan kisi türküyü Hus’ta iken söylemis olsun. Bu sefer de “”Burasi Hus’tur, gelen gitmiyor !”" demesi gerekmez miydi? Mantik olarak istediginiz sekle sokun yine de türkünün Mus’ta söylendigi disinda mantikli bir sonuca varamazsiniz.
Kislanin önünde çalinir sazlar
Ayagim yalnayak yüregim sizlar
Yemene gidene aglasin kizlar
Türküde tartisma konusu olan kelimelerden bir tanesi de “”Kisla”" kelimesidir. Hemen her sehirde bir kisla oldugunu düsünürseniz, sehirlerin “” bu kisla bizim kisla”" demelerini de anlamak gerekir. Burada açiklanmasi gereken konu ise halkin kislaya olan bakisidir. Türkünün yazildigi dönemlerde askere alinmalar oldukça farklidir. Birligine götürülecek askerler çesitli yerlerden toplanana kadar belli bir yerde toplanir. Onlarin bu toplanma yerlerinde geçirdikleri süre de askerlikten sayilirdi.
Meselâ benin babam Mus’ta askere Mart ayinda alinmis ama yollar müsait olmadigi için Mayis ayina kadar Mus’taki toplanma yerinde kalmis. Bu sirada kaldigi yer evine iki yüz metre uzaklikta olmasina ragmen evine gidemiyor, asker elbiselerini bile giymeden acemi egitimi aliyorlarmis. Babam bu anilarini anlatirken kaldigi yerden kisla diye bahseder. Bu nedenle siirde adi geçen “”kisla”" da büyük bir ihtimalle askerlerin toplanma yeridir. Önünde saz çalinmasi ise beklesen askerlerin eglenceleridir. Çünkü, Türk milleti disinda dügüne gider gibi savasa giden baska hiçbir millet yoktur.
Son iki misra ise geride kalanlarin gözyaslaridir. Çünkü, savasin asil acisini onlar yasayacaktir. Bazi, metinlerde “”Yemene gidene agliyor kizlar”" diye söylense de dogrusu aglasin’dir. Çünkü Mus ve çevresinde “”-yor”" simdiki zaman ekini kullanma aliskanligi bilhassa o tarihlerde hiç yoktur.
Kislanin önünde redif sesi var
Açin çantasini bakin nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var
“”Redif kelimesinin kelime anlami sonradan, arkadan gelendir. Burada ise yeni, genç asker anlamindadir. 19. yüzyilda Osmanli ordularinin Bati ordulari standartlarina kavusturulmasi için yapilan çalismalarin sonucu olarak seferberlik aninda askere alinacak kisilerin olusturdugu alaylardir. Bilhassa I. Dünya savasinda bu hazirliklarin faydalari görülmüstür. (Daha fazla bilgi için bk. i. Hakki Uzun Çarsili-Osmanli Tarihi- Cilt
siirin genel mantigi ve de o dönemdeki Osmanli Askerinin kilik-kiyafet ve de maddi yönü düsünüldügünde Osmanlinin askerine yedek potin veya sapka vermesi düsünülemez. Bir askerin potin ve de sapkasinin sagliginda çantasina giremeyecegini de mantiken düsündügünüzde bu esyalarin bir sehide ait oldugu sonucuna ulasirsiniz.Cesedin Anadolu’ya dönmesi imkânsiz oldugu için arkadaslari tarafindan ailesine ulastirildigi sonucu ortaya çikar.
O halde söyleyebiliriz ki , bu türkü ayni kisi tarafindan (muhtemelen sehidin esi) sehidin askere gidisi ve sehit olusunun ardindan söylenen muhtesem bir agittir. Türkülesmesi yine muhtemelen baska kisiler tarafindan muhtelif zamanlarda gerçeklesmis olabilir.
Yemen savaslari Anadolu insanini derinden yaralayan savaslardir. Çünkü, amacina inanmadiklari, ulasmak da güçlük çektikleri, halki tarafindan ihanete ugradiklari toprak parçalarina zorla götürülmüslerdi. Gidenler geri dönemedikleri gibi sehit olduklari uçsuz bucaksiz çöllerde sahipsiz cesetler olarak kalmislardi. Ölümden kurtulup terhis olabilenleri de uzun, tehlikeli bir dönüs yolu bekliyordu. Devlet uzun yillar askerlik yaptirdigi bu insanlari memleketlerine geri götürme zahmetine katlanmiyor, onlari kaderleriyle bas basa birakiyordu. Bu nedenle kurtulanlarin bir çogu da oralardan geri gelemiyordu. Geri gelebilenler de Yemen cehennemini dört bir yanda anlatiyor, yakinlarindan haber alamayanlarin acisi bir kat daha artti yordu.
“”Havada Bulut Yok”" türküsü bu aciyi belki de en iyi anlatan türkülerden biri olmustur. Bu kadar üzerinde konusulmasi, haksiz yere sahiplenilmeye çalisilmasi de sanirim. Bu yüzdendir.
Ama kimse heveslenmesin. Muslu Yemen’de sehit olan evlatlari için öz bagrinda duydugu aciyi haykirdigi bu Türküyü elbette ki yüce Türk milletine armagan etmistir. Bu Türkünün gerçek sahibi Türk milleti ve O’nun uçsuz bucaksiz ülkelerde verdigi milyonlarca sehittir.
Hepsinin ruhu sad olsun.
*Edebiyat Ögretmeni, E-mail: yigit112@hotmail.com
iiÖÖçsINCELEME–Elestiriyi sever misiniz?
Elestiriyi sever misiniz? Muhtemelen hayir. Çogu insan elestiriye onlara yapilmis kisisel bir saldiri olarak görüyor ve bu her türlü savunma mekanizmasini harekete geçiriyor.
Ohev et a tohahot; elestiriyi sev anlamina gelir. Kulaga komik mi geliyor? Aslinda is adamlari onlara yaptiklari her seyin yanlis oldugunu söylemeleri için danismanlara büyük paralar ödüyorlar. Bir öneri kutusu asiliyor ve kapicinin söyledikleri bile, eger isi gelistirecekse yöneticiler tarafindan dikkate aliniyor.
Peki ayni yönetici eve geldiginde ve karisindan bir öneri duydugunda neden sinirleniyor?! Sorun daha iyi bir insan olmaya degil de para kazanmaya odaklanmasindan ortaya çikiyor.
Her hata olumsuz sonuçlari da beraberinde getirir. O hatanin islenmesine neden olan kisilik bozuklugunu bulmaya yardimci oldugu için, elestiri ileride kaybedileceklerin önüne geçebilir. Dostunuz disinizin arasinda ispanak oldugunu size söyleyecektir; düsmaniniz siritip iyi göründügünüzü söyleyecektir. Talmud’un da dedigi gibi:Dostun elestirisi düsmanin öpücügünden daha iyidir
BASARMAK IÇIN BUNA IHTIYACINIZ VAR
Kusursuz oldugunuzu düsünüyor musunuz? Elbette hayir! Eger potansiyelinize ulasmak istiyorsaniz yapici elestirilere kulak verin. Hatalarinizdan kurtulmak için yardim isteyin. Bir insan amacina ulasmaya kendini adadi mi, inanilmaz dozda sikayeti, tacizi ve hakareti de kabul edecektir. Olimpik bir atletin çalistiricisindan seve seve neler çektigini düsünün!
Faydalarini gördügümüz zaman elestiriyi sevmeye baslariz. Diyelim ki postanede cüzdaninizi unuttunuz ve biri arkanizdan ‘Hey! Cüzdanini unutmussun!’ diye seslendi. Elestiri karsisinda kendinizi savunmak yerine, ‘Tesekkür ederim. Bir daha ki sefere daha dikkatli olurum’ dersiniz.
Elestiriyi kabul etmeyisimizin bir baska nedeni de, hep duygusal olarak hazir olmadigimiz zamanlarda geliyor olusudur. Bizi hazirliksiz yakalar. Öte yandan, elestiriye açik oldugunuz zaman, daha sakin basa çikacak konumda olursunuz. Elestiriyi kendiniz istemeniz de kaynagin daha güvenilir olmasini, sizin de onu daha ciddiye almanizi dogurur. Ve… hazirliksiz yakalandiginizda dogru tepki verebilmek için pratik yapmis olursunuz!
Elestiri almak için bir kriz durumu beklemeyin. Sorunlari, ortaya çikmadan engelleyin. Evliliginizin basarili olmasini istiyorsaniz akil danisin. Saglikli çocuklar yetistirmek istiyorsaniz akil danisin.
En iyi elestiriyi objektif insanlardan alabiliriz. Bizi en iyi taniyanlardan. Ayda bir, arkadaslariniza nasil gelisebileceginizi sorun ve her birinden beser yol isteyin. (Bes yol isteyin, çünkü kolayla baslayacaklardir ve ancak son yolda kanayan yaraya parmak basacaklardir.)
IYI TEPKi GÖSTERIN
Elestiri sözünü duydugumuzda hepimiz olumsuz ve aci verici seyler hayal ederiz. Elestirinin verecegi aci, gururun incinmesindendir. Ne olursa olsun, ‘Ben ise yaramam’ fikrini dogurur.
Elestiri, ise yaramazsiniz anlamina gelmez. iyisiniz, ama daha iyi olabilirsiniz demektir.
Savunma içgüdünüzü bastirin. Eve gidip düsünene kadar bekleyin. Gelen yorum sizi utandirmis olabilir, ama yorumu yapan kisiden devam etmesini isteyin:Seni rahatsiz eden seyi bana söyle. Elestiride dogruluk payi olup olmadigini bilmek istiyorum.
Elestiriyle basa çikmanin bir baska yolu, onu kisisellikten uzaklastirmaktir. Kendinizi fotograftan çikarin ve düsünün: Böyle bir elestiriye maruz kalmis birine ne öneride bulunurdum?
Hatalarimizi ögrenmek bize aci verir, ama hayat boyu ayni hatalari tekrarlamak daha aci vericidir. Elestiri igne gibidir. Batabilir. Ama aci geçer ve sonuç size hayat boyu faydali olur.
Eger elestirinin sizi uyandirip dogru yola sevk etmek oldugunu anlarsaniz sizi elestiren kisiye minnet duyarsiniz.’Tesekkür ederim. Bunu açiga çikarmani çok degerli’ demeyi aliskanlik haline getirin. Bunu zorla söyleyecek olsaniz da…
(Gururunuzu düsünmeyin. Eger elestiriye yapan bunu sizi küçültmek için yaptiysa siz ondan daha büyüksünüzdür. Ve onun yelkenleri suya düsmüs olur.)
Elestiriye maruz kaldiginizda:
· Kendinizi savunmaya çalismayin. Hatirlayin, kimse kusursuz degildir!
· O anda tepki vermeyin.
· Tekrar düsünün dogru mu? Bunu nasil anlamis?
· Elestiren kisiye tesekkür edin.
· Bir adim daha atin gelismenize yardimci olmasini isteyin.
ELIMIZI UZATMAK
Elestirinin degerini takdir ettigimizde, digerlerine elestiride bulunarak yardimci olmak ihtiyacini da hissederiz. Ruhsal ve duygusal olarak aci çeken birinin fiziksel aci duyan kadar yardima ihtiyaci vardir.
O halde neden elestiride bulunmaktan çekiniriz? Çünkü sevilmek isteriz, ve elestirdigimizde kiracagimizdan korkariz.
Peki bu anlamli geliyor mu? Asansör boslugunu fark etmeyen birini gördügümüzde kosup hatasini düzeltmeye çalismaz miyiz? Eger çocugunuz ilaç içmek istemezse, ‘Onun beni sevmesini istiyorum, bu yüzden ilaç içmesi için israr etmeyecegim’ mi dersiniz? (Bol sekerle vermeyi ögrenin.)
Hatalarin sonuçlarini açikça gördügümüzde, yardim etmekle yükümlü hissederiz kendimizi. Tora der ki düzeltme içermeyen sevgi yalandir. Eger umursuyorsaniz yardim etmenin bir yolunu bulursunuz karsinizdaki yardima ihtiyaci oldugunun farkinda olmasa bile. Vurdumduymaz olmayin. Bir insan aci çekiyorsa, yanlis yapiyorsa, kendini kötü hissediyorsa ya da kendine zarar veriyorsa, orada öylece durmayin. Hatasinin pahaliya patlayacagini bilin. ilgilenin. Yardim edin.
Birini ne kadar severseniz, hayatini yanlis yasadigini görmek size o kadar fazla aci verir. ilgisiz oldugunuzda hatalari hos görmek kolaydir. Bu yüzden ebeveynleriniz sizi en çok seven insanlar en fazla elestiriyi yapanlardir. Sizi sevdikleri için arkalarini dönüp, Hayatini bosa harciyor, ama bana ne diyemezler. Siz kendinizi kötü hissettiginizde onlar aci çekerler!
Böylece elestiride bulunma emrinin neden komsunu sev emrinden hemen sonra oldugunu anlayabiliyoruz.
ALMAK ISTEDIGIN GIBI VER
Elestiri çok degerli oldugu, yine de çok zarar verebilecegi için akillica elestiride bulunmak çok önemlidir. Çünkü eger elestiriniz nefrete sebebiyet verecekse, hiçbir sey söylememis olmak daha iyidir.
Baskalarini düzeltmenin ilk adimi onlari sevmektir. Eger karsinizdaki onu degil de kendinizi düsündügünüzü hissederse ne dediginizi dinlemez bile.
Her bir elestiriye 10 porsiyon sevgi katin. Elestiriden önce, elestiri sirasinda ve sonrasinda hep sevgi verin. Onu umursadiginizi ve onun yaninda oldugunuzu hissettirin. Çogu ebeveyn çocuklarina sevgilerini hissettirmeden elestirebileceklerini düsünme yanlisina düsüyor.
Elestiriye maruz kalmanin ne kadar zor oldugunu anlayin ve bu hassasiyeti elestiriyi sekillendirirken gösterin. Birini elestirmeden kendinize sorun:Bu elestiriye ben maruz kalsaydim nasil hissederdim? Bana nasil söylenmesini isterdim?
AKILLI TESLIMAT
Elestirinin amaci karsidaki kisinin hatasini kabul etmesini ve böylece de gelismesini saglamaktir. Sizin göreviniz savunma mekanizmasini tetiklemeyi önlemektir.
suna benzer bir sey deneyin:
-Biliyor musun, dün saçma bir sey yaptim
-Ya? Ne yaptin? diye sorar oda arkadasiniz.
-Yemegimi bitirdikten sonra bulasiklari yikamadim.
-Biliyor musun, aklima geldi de, dün ben de bulasigimi yikamadim. Sanirim ben de temizlemeye baslasam iyi olacak.
Görev tamamlandi, kimsenin duygulari incinmedi. Tabi ki bütün senaryolar ayni degil, ve her zaman da amaci gizlemek kolay olmayabilir. Ama yeterince akilli davranirsaniz, aklinizdakini söylemis, barisi da korumus olursunuz.
Son olarak yapmaniz gereken bunlari harekete dökmek. Eger çocuklar dürüstlügün güzelligini ve degerini anlamiyorlarsa, bunun sebebi ailelerinin yeterince dürüst olmayisidir. Yoksa dogru herkese açiktir. Tartismasiz, sorunsuz. Talmud der ki Mose ögretilerini uyguladigi için insanlari egitebilmistir.
KANITLAYIN!
Elestiri sözcügünün ibranice karsiligi, tohaha; kanit& anlamina gelen hohaha kelimesiyle aynidir.
Komsunuzu degistirmenin yolu kavga etmek, tartismak ya ikna etmeye çalismak degildir. Elestirmek, tas atmak, ya da karsinizdakinden daha yüksek sesler bagirmak degildir. Amaç içinizi dökmek degildir. Herhangi birini ikna etmenin yolu ona kanit sunmaktir. Kisinin kendisi yanildigini görmelidir.
Eliya’nin balikçiyla olan karsilasmasina bir göz atalim:
-Tora’yi okur musun? diye sordu Eliya.
-Hayir diye cevap verdi balikçi, Ben basit bir adamim. Hiçbir yetenegim yok ve yüksek zekaya sahip degilim.
-Söyle bana dedi Eliya, Balik agini nasil hazirlarsin?
-sey… dedi adam, Aslinda oldukça karmasik. Önce uygun ipi bulmaliyim, sonra agi uygun güç ve esneklik dengesini koruyacak sekilde örmeliyim.
-Baliklari nasil avliyorsun? diye sordu Eliya.
-Ha… dedi adam, onun da bir çok karmasik yönü var, mevsim, saat, balik türü, su derinligi, isisi ve akinti hizi
-Cennete gittigin zaman dedi Eliya, Tora’yi basit bir adam oldugun, yetenege ve yüksek zekaya sahip olmadigin için okumadigini söylemeyi mi planliyorsun? Ama balikçiliktaki dehan kendi iddiani çürütüyor!
Tohaha sert degildir. Tam tersi tohaha gözümüzün önündeki gerçegin güzelligidir.
ELESTIRIYI SEVMEK NEDEN BIR BILGELIK MALZEMESIDIR?
· Hepimiz hayati dolu dolu yasamak istiyoruz. Ama insanlar çok özneller. Arkadaslarinizdan ögüt isteyin.
· Eger gelismeye açsaniz, insanlarin nasihatlarini duymak için istekli olursunuz savunmaya geçmeden.
· Elestiri için para ödedigimizde dikkatle dinleriz. Bedava elestiriyi de takdir edin.
· Yapici elestiri, diger insanlarin acilarini ve basarilarini umursadiginizi gösterir.
· Yasama savasi, akli koruma savasidir. Elestiri hatalari daha açik görmemizi saglar.
Bilge kisiyi elestirin, size sevecektir!
· Talmud der ki Yerusalayim insanlar birbirlerini düzeltmedikleri için yok edilmistir.
(Kaynak: Sevivon/yasamvedeger)
iiÖÖçsINCELEME–
Örnek: “Râuf Yektâ Bey” Inceleme Yazisi Râuf Yektâ Bey (1871-1935)
Rauf Yekta Bey 27 Mart 1871′de Istanbul’un Aksaray semtinde dogdu. Babasi Ahmed Ârif Bey, kaptaniderya Aga Hüseyin Pasa’nin torunu Hüseyin Hüsnü Bey’in soyundan gelir. Annesi ikbal hanim’in sülâlesi ise Damad ibrahim Pasa’ya kadar uzanir.
Ilk ögrenimine Simkeshâne okulunda basladi;sonra Mahmudiye Rüstiye’sine devam etti. Burayi birincilikle bitirdikten sonra “”Yüksek Lisan Mektebi”" ne kaydoldu. Bu dört yillik okuldan üstün bir basari ile ve çok iyi Fransizca ögrenerek mezun oldu. Bir yandan da özel dersler alarak Arapça ve Farsça’ya çalisiyor, “”Tasavvuf”" u inceliyordu. Çok genç yasindan itibaren bu konularda derin bilgiler elde etmisti. Diger yandan ses fizigine merak ederek yakin akrabasi ve o dönemin ünlü matematikçisi Salih Zeki Bey’den fizik ve matematik ögrenerek mûsikînin bilimsel yönüne ilk adimini atmis oldu.
Durup dinlenmeden çalisiyor, her konuda bilgi toplayarak kültürünü zenginlestiriyordu. Bos zamanlarinda hattat Nasuhî Efendi’den “”Divanî”" türü yazi yazmasini ögrendi. Asil adi Mehmed Rauf iken, hocasi “”icazet”"ini alirken “”Yekta”" mahlasini eklemisti.
1888′de yani onyedi yasinda Kulekapisi Mevlevihânesi seyhi Ataullah Efendi’ye intisab etti. Bu arada seyhinin tesviki ile eski Arapça bir edvâr kitabini inceleyerek bilimsel çalismalara basladi. Haftada birgün de, Persembe günleri , Yenikapi Mevlevihânesi seyhi Celâleddin Efendi’nin derslerine devam ediyordu. Bir gün Celâleddin Efendi’ye, Ataullah Efendi ile inceledikleri eserden ve bunun mahiyetinden söz etmisti. Bunun üzerine Celâleddin Efendi incelemekte oldugu baska bir kitabi gösterdi. Böylece birbirinden habersiz olarak inceleme yapan bu iki din adaminin çalismalarinin birlestirilmesine Rauf Yekta Bey neden olmustu. Bundan sonra üçlü bir arastirma yoluyla bu gibi eserler tozlu raflardan indirilerek nazariyat çalismalarinda ilk adimlar atilmis oldu. Diger yandan istanbul kütüphanelerini dolasir, eski yazma eserleri tesbit eder, sahaflar çarsisinda degerli yazma eserleri toplar, Avrupa’da yayinlanmis kitap ve dergileri getirterek yorulmak bilmez bir gayretle tetkik ederdi
Memuriyete ilk girisi 1883 yilina rastlar, Divan-i Humayun Hariciye Kalemi mümeyyizligi’ne devam ederken babasi öldü. Memuriyet hayatini ayni yerde tamamlayarak Divan-i Humayûn Beglikçi Kalemi’nden 1922 yilinda emekli oldu. Bundan sonra çalismalarini bütünü ile mûsikîmizin arastirilmasina yöneltti. Darülelhan’in kuruculari arasina girdi;ögrenime açilisindan itibaren “”Türk Mûsikîsi Nazariyati ve tarihi”" okuttu. Bu görevi Darülelhan’da Türk Mûsikîsi’nin yasaklanma tarihi olan 1927 yilina kadar sürdü. Daha sonra bu ögretim kurumunda “”Tertip ve Tasnif Heyeti”"ne baskanlik etti.
Rauf Yekta Bey, “”Tertip ve Tasnif heyeti”" baskani iken 8 Ocak 1935 tarihinde, altmisbes yasinda Beylerbeyi’ndeki evinde vefat ederek Nakkasbaba Mezarliginda topraga verildi. Abdülbaki Gölpinarli’nin onun ölümü üzerine söyledigi tarih siiri sudur:
Nây kirilsin, Tanbur âh ü efgun eylesin
Hazret-i Yekta Rauf’u aldi agûsa ebed
Bâkiyâ geldi dü çesmimdem sirisk-i firkat
Kutb-i nâyi Ney gibi hâmus oldu elmeded
Zeliha Hanim ‘la evlenen Rauf yekta Bey’in iki oglu ile iki kizi dünyaya gelmistir. Bestek
Kategori: Eğitim