Motivasyon
12 Temmuz 2007
MOTİVASYON
(GÜDÜLENME)
MOTİVASYONUN (GÜDÜLENMENİN) TANIMI VE NİTELİĞİ
Motivasyon kavramı, davranışı başlatan, yön veren devam ettiren ve ya belli bir davranışın tercih edilmesini sağlayan güç anlamında kullanılır. Motivasyon, öğrencilerin istenen görevleri yerine getirmek için zaman ve çaba harcamaya ve becerilerini kullanmaya isteklilikleri ile ilgili bir kavramdır.
Güdülenme kavramının dilimizdeki tam karşılığını bulmak çok zordur. Bu kavram İngilizce ve Fransızca motive kelimesinden türetilmiştir. Motive kelimesi Türkçe de güdü, saik ve ya harekete geçirici güç anlamına gelmektedir. Motive (güdü) temel kavramından türetilen motivasyon (güdülenme), davranış hedefe doğru yönlendirilen ve faaliyete geçiren bir güçtür.
Motivasyon, canlıları belli hedeflere yönelten ihtiyaç, istek ve dürtü gibi süreçlerle tanımlanmaktadır. Örneğin, bireyin susuzluk ihtiyacını gidermek için bir şeyler içmesi, sıkıntıdan kurtulmak için çeşitli işlerle uğraşması güdüsel davranışlar olarak belirtilmektedir. Güdülerin yön, şiddet ve süre olmak üzere üç boyutu vardır. Örneğin, arkadaşları spor yapmaya giden bir öğrencinin evde kalıp ders çalışması, başarı güdüsünün yönü ile ilgilidir. Diğer yönden arkadaşlarından daha çok çalışan bu çocuğun çabası başarı güdüsünün şiddeti ile sınavda başarısız olmasına rağmen dersi bırakmayıp devam etmesi de güdünün sürekliliğini ifade etmektedir.
Öğrencilerin motive olmamaları diye bir şey söz konusu olamaz. Her öğrencide ihtiyaçlarını karşılama motivasyonu vardır. Eğer, öğretmenin istediği bir çalışma için öğrenciler yeterli düzeyde motivasyona sahip değillerse, bunun nedeni bu çalışmanın öğrencilerin ihtiyacını karşılamamasıdır. (Porter, 2000) Öğrencinin motivasyonu;
Başarabileceği beklentisi
Başarının sağlayacağı yarara ilişkin değerlendirmeye ve
Öğrenme ortamının öğrencinin fiziksel, duygusal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılama düzeyine bağlıdır.
Öğrencinin başarabileceğine inanması öğretim etkinliklerinin ve hedeflerinin belirli bir çaba ve güçlüklerle gerçekleştirilebilir olması gerektirir. Çok güç etkinlikler kadar çok kolay etkinlikler de öğrencinin motivasyonunu olumsuz etkiler. Bir öğrenme etkinliği öğrenci için bir yarar sağlayacaksa, öğrenci bu etkinliği değerli görür ve çaba gösterir.
Sınıf ve okul ortamında motivasyonu etkileyen 3 faktör vardır. Bunlar ;
Öğretmen,
Sınıfın havası (iklimi),
Öğrenme-öğretme ortamıdır.
Öğretmenin öğrencilere iyi bir model olması, öğrencilere karşı sıcak, samimi ve içten davranması motivasyonu arttırmaktadır. Öğrenciyi motive edebilmek için öğretmenin de derse motive olması gerekmektedir. Motive olamayan bir öğretmen öğrencilerini de motive edemez. Motivasyon düzeyi yüksek olan öğretmen, enerjik, hevesli, yeni şeyler denemeye istekli ve risk alabilen öğretmendir. Bu öğretmen, öğrencilere ilgi gösterir, yaratıcıdır ve öğrencilere karşı olumlu tavırlar sergiler. Motivasyon düzeyi düşük öğretmen ise , olumsuz tutum ve tavırlara sahip, geleneksel öğretim tekniklerini kullanan, değişime karşı direnen ve işine özen göstermeyen bir öğretmendir(NEA, 1992)
Sınıfın havası olumlu ise yani sınıfta geliştirilen kültürel değerler öğrenciyi cesaretlendiren, başarıya yönelten, rahat bir iletişimin olduğu, öğrencilerinin fikirlerini rahatça ifade edebildiği bir şekilde oluşturulmuş ise öğrenci motivasyonu da artmaktadır.
Başka bir kaynağa göre güdülenmeyi etkileyen dört temel etmenin olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar;
Öğrenme biçimi
Öğrenme amacına ulaşma isteği
Öğrenmeye karşı olumlu tutum ve
Çaba dolu davranıştır.
Bireyin gereksinimlerini doyurmak amacıyla öğrenme ve eyleme geçme isteği içinde bulunmasına güdülenme diyebiliriz. Bireylerin açlık, susuzluk,uyku yerine statü gereksinimi,sosyal kabul edilme ve başarı gibi pek çok diğer etkenle güdülendiği açıktır. Ama bütün güdüler üç önemli işlevde bulunur.
Organizmayı belli uyarıcılara doğru yöneltir, hareket ettirirler.
Davranışları belirli amaçlara ulaşmak için yönlendirirler.
Amaçlara ulaşmada etkili olan davranışları pekiştirirler.
Okula yeni başlayan çocuklar meraklı olmak yanında, araştırma ve araç gereçlerden yeni bir şeyler yapmaya da çok isteklidirler. Ne yazık ki öğretmenlerin çok azı bu çocukların sosyal statü ve kabul edilmeye yüksek derecede güdülendiğini fark etmektedir.
Öğrenci merkezli bir öğretim ve derste farklı yöntem ve tekniklerin kullanılması motivasyonu arttıran etkenler arasındadır.(Orlich ve diğerleri, 1998) ders saati süresi ve sınıftaki öğrenci sayısı da öğrenci motivasyonunu etkilemektedir. Derslerin blok yapılması öğrenci motivasyonunu düşürmekte ve başarıyı olumsuz etkilemektedir. Öğrencilerin dikkatlerini derse yoğunlaştırma süresi sınırlıdır. Belli bir süreden sonra dersten kopmalar başlar. Belli bir süreden sonra öğretmenin öğrencileri tekrar motive etme çalışmalarına başlaması gerekir. Ayrıca,sınıftaki öğrenci sayısı kalabalık ise sınıfı derse motive etmek zorlaşmaktadır. Her öğrencinin ihtiyaçları farklı olduğu için kullanılacak motive araçları da farklı olacaktır. Bu farklılıklar, sınıf kalabalık olduğu zaman öğretmenin işini zorlaştırmaktadır.
Güdüleme, hem işe yeni başlayan hem de tecrübeli öğretmenler için sık sık ortaya çıkan bir problemdir. Veenmen (1984) ın 9 ülkede işe yeni başlayan öğretmenler üzerinde yaptığı çalışmada, sınıf yönetimi güdüleme konusunda öğretmenler için fazlasıyla sorun olmaktadır. Tecrübeli öğretmenler genellikle etkili sınıf yönetimi becerisine sahip oldukları halde, güdüleme problemi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Güdüleme, öğretmenlerin mesleki sorunlarla karşılaşmalarında ve mesleklerinden haz duymalarında ana faktördür. Ayrıca, öğretmen yeterliğinin öğrenci güdülenmesi ve öğretmenin sınıf yönetme stratejisi gibi değişkenlerle ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Bir kuvvetin nesneyi harekete geçirmesi gibi güdülenme de kişiyi harekete geçirir. Öğrencilerin derslere daha çok dikkat ettikleri, ilgi duydukları, ödevlerini yaptıkları ve sınavlar için çalıştıkları zaman, motive olduklarını söyleyebiliriz. Eğer öğrenciler, ifade edilenleri davranışlarında gösteremiyorlarsa güdülenmiş oldukları söylenebilir. Araştırmalar (Mitchell ve Pietkowska, 1974; Ringness, 1965; Uğuroğulu ve Walberg, 1979), güdülenme ile başarı arasında kuvvetli bir pozitif ilişkisi olduğunu göstermektedir. Öğrenme ortamının tümünü etkileyen güçlü bir faktördür. Güdülenmedeki artış, öğrenci davranışlarının daha iyiye gitmesine yardım eder ve sınıf yönetimi problemlerinin azalmasını sağlar. Ayrıca öğretmen ve öğrencilerin okulda daha çok haz duymalarına imkan sağlar.
Motivasyon (güdülenme), okuldaki öğrenci davranışlarının yönünü, şiddetini ve kararlılığını belirleyen en önemli güç kaynaklarından biridir. Okul ve sınıfta gözlenen öğrenme güçlüklerinin ve disiplin olaylarının önemli bir kısmının kaynağı güdülenme ile ilgilidir. Yeterince güdülenmiş bir öğrenci, öğrenmeye hazır hale gelmiş demektir. Öğrenciler daha çok merak ve ilgi duydukları konuları daha kısa sürede öğrenirler. Ancak okuldaki bütün konuların öğrencilerin ilgilerini çekeceği söylenemez. O halde öğrenciyi güdülenmenin yolları nelerdir? Bu soruyu cevaplayabilmek için güdülenmeyle ilgili kuramsal yaklaşımlar bilinmelidir.
GÜDÜLENME YAKLAŞIMLARI
Bir sınıftaki öğrenciler bir çok özellik yönünden birbirine benzedikleri halde, çok farklı davranışlar gösterebilmektedirler. Öğrencilerden biri ödevini çok iyi yapıyor, derse istekle katılıyor ve iyi notlar alabiliyor. Diğer bir öğrenci de görevlerini tam yerine getirmiyor, derse katılımı çok az ve pek iyi notlar almıyor. Öğretmenlerinizden bazen şu sözleri duyarsınız ödevini yapabilirdi, ancak çaba göstermiyor veya o çok zeki olmakla birlikte çok çalışkan. Güdülenme kuramları bu yönlerde bireyler arasındaki farkları açıklamamıza yardımcı olacaktır. Aşağıda bu yaklaşımlar açıklanmıştır.
DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM
Öğrencilerin bir şeyleri öğrenmesi büyük ölçüde verilen pekiştireçlere bağlıdır. Pekiştireçler kullanıldığında öğrencilerin daha çok çaba gösterecekleri düşünülmektedir. Öğrencilerin verilen görevleri tamamlamaları içsel ve dışsal ödüllere bağlıdır. Ancak bu kurama göre, öğrenmede pekiştireçler içsel ihtiyaçlardan daha önemlidir.
Bu yaklaşım, dışsal güdülenmeye dayalı bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre, öğrenci kendi amaçlarını bir kenara bırakıp, kendini ödüle getiren amaçlara yönelebilir. Davranışsal yaklaşımın ilkeleri okullarda yaygın bir şekilde uygulanmasına rağmen, öğrencileri güdüleme konusunda tartışmalı bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma getirilen ana eleştiri, dıştan güdülenmenin bireyin davranışları üzerine olan olumsuz etkileridir. Öğrenci sadece ödül almak için istenilen davranışları yapar hale gelebilir. Ödüller, kalite standardını karşıladığı zaman değil de, sadece ödev yerine getirildi diye verilse, dıştan gelen dürtülerin olumsuz etkilerinde artış görülür.
Öğrenmede cezayı kullanmaktan kaçınmak ve ceza yerine aşağıda sıralanan seçeneklerden birini kullanmak gerekir:
İstendik olmayan davranışa yol açan durumların değiştirilmesi. Derste birbirleriyle çok konuşan iki öğrenciyi farklı sıralara oturtmak ve oturma odasındaki vazoyu oradan kaldırıp almak çocuğun vazoyu kırma davranışını ortadan kaldırabilir.
İstendik olmayan davranışın bıkıncaya kadar yapılmasına izin vermek.
Zamana bırakmak. İstenmedik davranışın zaman içinde kendiliğinden yok olmasını beklemek.
Görmezlikten gelmek. Çocuklar bazen istenmedik davranışları dikkat çekmek için yaparlar. Bu tür davranışlar görmezden gelindiği taktirde o davranıştan vazgeçebilirler. İstendik olmayan davranışı ortadan kaldırmanın en iyi yolu görmezden gelmektir.
Bu yaklaşımın temsilcileri öğrenmelerde koşullanma süreçlerinin önemli bir yeri olduğunu daha sonra bu öğrenilmiş davranış örüntülerinin kendisinin güdüleyici özellik kazandığını belirtmişlerdir.
Örneğin: Bebeğin beslenmesi sırasında gösterilen sevgi klasik koşullanma süreci sonucunda gereksinime dönüşmekte ve bebek yiyeceği ister gibi sevgiyi istemekte daha sonrada sevilme güdüsünün yerini koşullanma süreci olarak başarılı olma güdüsü alabilmektedir.
Takdir edilen, övülen ve ödüllendirilen öğrenci daha kolay öğrenmektedir. Buna karşı ise ilgi görmeyen öğrenci daha zor öğrenir. Bu nedenle pekiştireçler yoluyla bireyin davranışlarının biçimlendirilmesi mümkündür. Eğitim ortamında ödül deftere atılan bir yıldız, bir aferin sözcüğü olabildiği gibi sözel olmayan bir iletide olabilir. Tüm bu davranışlar öğrenciyi öğrenmeye güdüleyecektir. Ödülün karşılığı ceza ise, yanlış davranışların, ilgisizliklerin ve dikkatsizliklerin tekrarlanmasına engel olmak, kötü alışkanlıkların oluşmasını önlemek için kullanılmalıdır.
Sınıf ortamında öğrenciler sorulan sorulara doğru cevap verdiği zaman uygun pekiştireçler verilirse hem öğrenmeye hem de sorulan sorulara cevap vermeye motive olurlar. Ancak öğrencilerin hangi davranışlarda pekiştireç alacağını bilmesi gerekir. Örneğin sorulan soruya yanlış ya da eksik cevap verdiği zaman pekiştireç verilirse öğrenci öğrenmeye motive edilemez.
Davranışçı yaklaşıma yöneltilen eleştiriler dikkate alındığında ise, ödülün bir süre sonra birey tarafından suistimal edileceği ve ödül almak için istenen davranışı ortaya koyacağı görüşüdür. Bu konuda eğitimcilerin çok dikkatli olmaları ve gerçekten yapılması istenen davranışın ortaya çıktığı durumlarda ödülü vermeleri, o davranış ortaya konmadığı durumlarda da ödülün ortamdan çekilmesi gerekmektedir.
Diğer bir değişle öğrenci iyi şeyin ödül beklediğine değil ödülün iyi şeyler üzerine kendiliğinden geldiğine inanmalı yada inandırılmalıdır.
İNSANCIL YAKLAŞIM
Abraham Maslow un temsil ettiği bu görüşe göre bireylerin motive edilmelerinin temelinde ihtiyaçlar yatar. Bu ihtiyaçlar; temel ve üst düzey ihtiyaçlar olmak üzere iki grupta toplanırlar. Maslow ihtiyaçları en alt düzeyden başlayarak; fizyolojik ihtiyaçlar, güven duyma, bir gruba ait olma, sevme sevilme, statü kazanma-kendine saygı duyma, merak giderme, bilme, estetik, ve kendini geçekleştirme şeklinde sıralanmıştır. Bir alt düzeydeki ihtiyaç belirli bir düzeyde giderilmedikçe bir üst düzeydeki ihtiyacın giderilmeye çalışılması mümkün değildir. Aç, uykusuz susuz (fizyolojik) olan bir öğrencinin bilme (merakını giderme) ihtiyacı için uğraşmamsı mümkün değildir.
Aslında bütün insanlar güdülenmiştir. Kimse asla motivasyonsuz değildir. her insan muhakkak surette bir şeye motive olmuş durumdadır. Ders esnasında yanındaki arkadaşıyla konuşan bir öğrenci bile motive olmuş durumdadır. Ancak bu öğrencinin motivasyonu derse değil de ders dışı etkinlikleredir. Bazen insanlar, bizim onların yapmasını tercih ettiğimiz şey için güdülenmiş olabilirler, ancak onların tamamen motivasyonsuz olduğunu söylemek doğru olmayabilir ifadesi insancıl psikoloji hareketinin ana ilkesidir. Burada öğretmene düşen görev, bu öğrenciyi derse motive etmektir.
İnsancıl yaklaşım güdülenmeyi, insanların büyüme ve gelişmelerine neden olan, etkin bir iç güç olarak görmektedir. Güdülenme öğretmenin öğrenciye ve ya sınıfta dışsal olarak yaptığı bir şey değildir, aksine büyüme gelişme ve yeni tecrübeleri entegre etmek için hali hazırda var olan pozitif bir eğilimi beslemedir. Her insan doğuştan, tüm insan davranışlarına enerji veren ve onu yönlendiren büyüme ilkesine sahiptir.
İnsancıl yaklaşıma göre, her birey değerlidir, çünkü doğuştan değerli bir varlıktır. Çevrenin öğrenme ve güdülenmedeki rolünü destekleyen ikna edici kanıtlar vardır. Öğretmenler sınıfta öğrencilere sadece bilgi verip, istenen cevapları pekiştirmezler, bunun yerine hem öğrenmeyi hem de öğrenenin kişisel gelişimini kolaylaştırırlar.
Sağlıklı insanların güvenlik,ait olma, sevgi, saygı ve öz saygı gereksinimlerini giderdikleri ve öncelikli olarak kendini gerçekleştirmeye güdülendikleri görülmektedir.
Bu aynı zamanda Maslow un gereksinimler sıralı sınıflamasını da oluşturmaktadır. Bu sınıflamanın temel varsayımları şunlardır.
İnsanı harekete geçiren ya da davranışını etkileyen gereksinimler, doyurulmayan gereksinimlerdir.
Bu gereksinimler aşağıdan yukarıya doğru sıralı sınıflama biçimindedir.
İnsanın bir basamaktaki gereksinimi, ancak daha alt basamaktaki gereksiniminin belli bir dereceye kadar doyurulması ile ortaya çıkar.
Maslow un Gerksinimler Sıralı Sınıflaması
Kendini
Gerçekleştirme
Değer, Başarı, Kendine Saygı
Ait Olma ve Sevgi
Emniyet, Güven, Düzen, Değişmezlik
Fizyolojik Gelişmeler
Bu yaklaşıma göre, kişiler halihazırda sahip oldukları şeylerden çok sahip olmak istedikleri şeyler tarafından davranışa sevk edilecektir. Maslow un modeli çeşitli yönlerden eleştiriye uğramıştır. Bunlar içinde en önemlisi bütün kişilerin gereksinimlerini aynı sırayı izleyen kalıp içine koymanın zorluğudur. Bazı kişiler için saygınlık gereksinimleri, sözgelimi sosyal gereksinimlerinden önce gelebilir. Ayrıca bunları birbirinden ayıracak kesin çizgiler koymak da oldukça zordur. Son olarak doyurulan gereksinimin ortadan kalkacağı düşüncesi alt basamaktaki gereksinimler için geçerli olabilir. Ancak, aynı şeylerin üst basamaklar için de geçerli olduğunu önermek kuşku doğurucu niteliktedir. Bu tür eleştirilere rağmen gereksinimler sıralı sınıflama yaklaşımı, anlaşılırlığı ve mantıklı olması gibi nedenlerle en çok bilinen güdülenme yaklaşımı olmuştur.
BİLİŞSEL YAKLAŞIM
Bilişsel yaklaşıma göre, düzeni ve dünya işlerini anlama ve denge kurabilme ihtiyacından dolayı güdüleniriz. Davranışsal yaklaşımda, dışsal etkenler önemli görülürken, bilişsel yaklaşımda ise içsel etkenler önemlidir. Hoşlandığı bir dersin sınavına çalışan bir öğrenci yorgunluğunun, açlığının ya da uykusuzluğunun farkında olmayabilir. Çünkü amaçlarını gerçekleştirme gibi içsel ihtiyaç onu etkilemektedir. Bu nedenle öğretmenler, ders esnasında öğrencilerin içsel ihtiyaçlarını merak uyandırarak, ilginç ve şaşırtıcı sorular sorarak harekete geçirmelidir. Ancak, bütün öğrencilerde içsel ihtiyaçların harekete geçirilmesi zordur. Çünkü, öğrencilerin beklentileri, amaçları, değerleri ve ihtiyaçları çok farklıdır.
Örneğin, labirentte yolunu bulmaya çalışan fare, akşam yemeği için eve arabayla giden bir adam, bir yabancıdan saklanan çocuk, telefonda dedikodu yapan bir kadın, sınav sorularını cevaplamaya çalışan bir öğrenci belirli amaçlar için bu davranışları gösterilir. Bu davranışları tanımlamak için herkesin kendisine özgü gerekçeleri bulunmaktadır. Farenin yolunu bulmaya çalışmasının nedeni; açlığını gidermek, adamın eve gelme nedeni; akşam yemeğini yemek, çocuğun saklanmasının nedeni yabancılardan korkması, kadının dedikodu yapmasının nedeni; konuşma ihtiyacını giderme, öğrencinin sınav sorularını cevaplamaya çalışmasının nedeni; başarılı olmaktır. Görüldüğü gibi her davranışın bir nedeni vardır. Öğretmenler sınıf ortamında öğrencilerin ilgisini çekecek, merak uyandıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak sorularla, öğretme yöntem ve teknikleriyle öğrencileri motive etmelidir.
Bilişsel yaklaşımın temel varsayımına göre; anlama dürtüsü ya da yaşantılarından anlam çıkartmak insanları güdüleyen bir güçtür. Diğer bir değişle bilişsel yaklaşımda güdüleme ile amaç birbirinin aynısıdır. Her ne kadar öğretmenin, öğrenci için değerli görülecek ve istenecek amaçları bulması gerekse de burada asıl olan öğrencinin kendi amaçlarını saplaması bunlar için güdülenmesi söz konusudur.
Örneğin öğrencinin bir sorunu doğru olarak çözmesi ya da amacına ulaşması kendisi için bir ödül sayılır.
Ancak, öğrenci ara sıra birkaç amaçtan birini seçmede zorlanabilir. Bu da öğrencide kararsızlığa, dolayısıyla da çatışmaya neden olabilir. Ayrıca öğrencilerin tek tek amaçlarını merak ettiklerini konuları ya da değerlerini tahmin etmek güçtür. Bu yaklaşımda yöneltilen eleştiriler de genelde bu noktadadır.
Bunu ortadan kaldırmak için de öğretmenler; öğrencilerin ilgi ve gereksimin gibi bireysel ayrılıklarına son derece dikkat etmeli, bu paralelde kılavuzluk edecek sonuçta ortaya çıkacak davranış biçimi konusunda öğrencilerine ayna görevi görmeleri gerekmektedir.
Bilişsel yaklaşım, öğrenciler arasındaki farklılıkları açıklamada öğretmene yardımcı olmaktadır. Bu farklılıklara aşağıdaki örnekler verilmiştir.
Başlangıçta başarısız olmalarına rağmen, neden bazı öğrenciler problemi çözmeye devam ederler?
Neden bazı öğrenciler notlarını etkilemeyeceğini bildikleri halde bazı etkinliklerle ilgilenirler?
Neden insanlar başarılı olana kadar, bir faaliyette bulunmaya devam ederler ve başardıktan sonra bırakırlar.
Neden öğrenciler olumsuz geribildirim almayı, hiç geribildirim almamaya tercih ederler?
Öğrenciler Neden derslerin önemsiz yönleriyle ilgilenirler?
Bu kurama göre bireyler, bir probleme çözüm ararken motive olurlar. Motivasyon bilişsel dengesizlik kavramıyla açıklanır. Bilişsel dengesizlik, bir öğrencinin bir konuda bilgi edinme ihtiyacının farkına varmasıyla ortaya çıkar. Bilgi eksiklini fark eden öğrenci bu bilgiyi edinmek için çaba harcar. Örneğin, bir konuda araştırma raporunu hazırlayan bir öğrenci, raporunda verilmesi gereken bir tabloyu bilgisayarda hazırlamasını bilmiyorsa onu öğrenme ihtiyacı hisseder ve ona motive olur. Bir insanın motive olabilmesi için bilişsel dengesizliğin olması gerekir.
SOSYAL ÖĞRENME YAKLAŞIMI
Bu yaklaşım, davranışı ve bilişsel yaklaşımların özelliklerini içerdiği gibi kişisel faktörleri de içererek bu iki yaklaşıma yeni boyutlar ekler. Buna göre, sadece dışsal uyarıcılardan etkilenmeyiz. İçsel etkilerle de yönlendirilmeliyiz. Çevresel değişkenler, ve bilişsel özellikler kadar, başarı vb. özelliklerde öğrencilerin davranışını etkiler. Davranışlar kişisel özelliklerin çevresel ve bilişsel özelliklerle etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
Öğrenme, pekiştireç olmadan da gözlem yoluyla gerçekleşebilir. Örneğin sınav esnasında kopya çeken öğrencinin öğretmen tarafından yakalanmasını gören bir öğrencinin hazırladığı kopyayı çekmekten vazgeçmesi bir sosyal öğrenmedir. Araç kullanırken öndeki aracın çukura düştüğünü görüp direksiyon kıran bir sürücü gözlemlediğini uygular fakat taklit etmez. Bu kuram, davranışçı ve bilişsel kuramları birleştirerek öğrenmeyi farklı bir şekilde açıklamaya çalışır.
Sosyal öğrenme yaklaşımına göre öğrenme için ne bir pekiştireç ne de doğrudan bir deneyim gereklidir. Bir gözlemci diğerlerinin davranışlarını gözlemleyerek öğrenebilir. Bu bilgiler depolanır ve ihtiyaç olduğunda kullanılır. Başkalarının davranışlarının ödüllendirilmesi veya cezalandırılması kendi davranışlarının ödüllendirilmesi veya cezalandırılması kadar önemlidir.
Sosyal öğrenme yaklaşımına göre motivasyonu etkileyen üç ana etken vardır. Bunlar:
Bireyin amacına ulaşma beklentisi,
Amacın birey için önem düzeyi,
Bireyin yapılacak işe yönelik tepkisidir.
Birey ilk iki maddeye olumlu cevaplar veriyorsa, kendine yeterlik duygusu geliştirecektir. Öğrencilerin dersi başarma beklentisi ve o dersin öğrenci gözünde önemi yüksek ise göstereceği tepki olumlu yönde olacaktır.
Sosyal öğrenme kuramından ortaya çıkan başarı kuramına göre insanların neden başarıya ulaşmak istediklerini bilinirse öğrencileri motivasyona yönlendirici stratejiler seçilebilir. İnsanlar başarısız olma olasılığı en aza indirgeyip başarılı olma duygusunu en üst düzeye çıkardıkları zaman kendileri için gerçekçi amaçlar oluştururlar. Başarı deneyimi yaşayan öğrencilerde başarma ihtiyacı güçlenir. Bazı öğrenciler başarma korkusu yaşayabilir. Bu öğrenciler başarılı olduklarında diğer arkadaşlarıyla olan olumlu ilişkilerin etkileneceğini sanırlar.
GÜDÜLENME TÜRLERİ VE SINIF İÇİ GÜDÜLENME
GÜDÜ VE GÜDÜLENME TÜRLERİ
Güdüler genelde birincil ve ikincil güdüler olarak iki grupta toplanır. Ancak güdülerin üç grupta toplandığını da görebiliyoruz. Bunlar, birincil ikincil ve genel güdülerdir.
Birincil Güdüler: Bu gruptaki güdüler, organizmanın yaşar kalmasını sağlamada düzenleyici bir etkiye sahiptir.
Örneğin; yeme, içme, nefes alma ve düzenli bir vücut ısısı sağlama, cinsellik birincil güdülerdendir.
İkincil Güdüler: İnsanlara özgü bu güdüler çok çeşitlidir ve öğrenilmiştir.
Örneğin; güç başarı elde etme ve ait olma güdüleri en önemli ikincil güdülerdir.
Bunlara güvenlik ve statü güdülerini de ekleyebiliriz. Öğrenme kavramları ile yakından ilgilidirler.
Genel Güdüler: Bu gruba öğrenilmemiş ve aynı zamanda fizyolojik kökenli olmayan güdüler girer.
Örneğin; merak, yetkinlik, çevreyle, uğraşma, etkinlik ve sevgi güdüleri genel güdülerdendir.
İnsanlar çevrelerini kontrol altında tutmak ya da kendilerini çevreye karşı yetkin hissetmek isterler; yaptıkları iş hakkında bilgi sahibi olmak isterler, bir takım olayları başlatmak ve kontrol etmek isterler. Bu şekilde çevre ile baş etme etkinlikleri artar. Değişik canlı türlerinde bu güdüler çevreleri ile ilişkilerine bağlı olarak değişiklik gösterir. Sevgi güdüsü bireyi ısı, rahatlık ve destek aramaya yöneltir. Bu gereksinimlerle ortaya çıkar. Öğrenilmemiş bir güdü olup cinsellik birincil güdüsü ya da ait olma ikincil güdüsü ile aynı sınıfa konur. Ancak bu iki güdüden farklı olduğu bir takım araştırmalarla ortaya konulmuştur.
Güdülere süreklilik açısından bakıldığında ise yine iki grupta toplayabiliriz. Bunlar,durumluk ve sürekli güdülerdir.
Durumluk Güdüler: Belli bir durumun etkisiyle ortaya çıkan ve geçici olan güdülerdir.
Örneğin ; yalnızca dersten geçer not almak isteyen öğrencinin ortaya koyduğu davranış durumluk güdülerdendir.
Sürekli Güdüler: Durumluk güdüye oranla daha kalıcı olan güdülerdir.
Örneğin ; yalnızca dersten geçer not almak için değil de, o derse ve alana ilgisi olan öğrencinin ortaya koyduğu davranış sürekli güdülerdendir.
Genel olarak güdü türlerine bakıldığında bu kesin çizgilerle birbirinden ayrılmadığını görürüz. Bireylerde zaman zaman çeşitli güdü türleri birlikte zaman zaman da bir güdü türü diğerine oranla daha baskın görülmektedir.
Dürtünün boşaltılması ile gerginliğin ortadan kaldırılması ve dolayısıyla doyuma ulaşılması yolunda organizmanın yöneldiği doğrultuda bir engelin bulunması sonucu doyumun olmamasına engelleme denmektedir. Engelleme içten ve dıştan gelen bir çok nedenden kaynaklanabilmektedir.
Örneğin ; bedensel güçsüzlükler, hastalıklar,korkular ve suçluluk duyguları içten, toplumsal yıkımlar,savaşlar,doğa koşulları ve toplumsal yasaklar dıştan gelen nedenlerdendir.
Engelleme sonucu bireyin birbiriyle bağdaşmayan bir çok dürtü veya dürtü nesneleri ile karşılaşmasına da çatışma diyoruz. Çatışmalar ise iki yada daha fazla olumlu değerli amaç nesnesi bir arada ise yanaşma yanaşma , iki yada daha çok olumsuz değerli amaç nesnesi bir arada ise uzaklaşma uzaklaşma ve bir amaç nesnesinin hem olumlu hem olumsuz yönleri var ise yanaşma uzaklaşma biçiminde olabilmektedir.
Çatışma sonucu bireyin içinden çıkamadığı ya da uyumu sağlayamadığı durumlarda kaygı yaşayacaktır. Bundan kurtulmak içinde benliğin savunma mekanizmasını ya uyuma yönelik ya da savunmaya yönelik kullanmayı sürdürecektir. Savunma mekanizmalarının savunmaya yönelik kullanımı benlikte olumsuz izler bırakabilir. Bu da bireyin benliğinin gelişimi açısından sorunlar doğurabilir.
Bireyin güdülenmesini etkileyen etmenler, bireyin içinde bulunduğu duruma ya da geçmiş yaşantılarındaki güdüsel örüntüsüne göre farklılık gösterebilmektedir. Öğrencilerin genelde iki yolla güdülenmelerini söyleyebiliriz. Bunlar doğal ve yapay güdülenmedir.
Doğal Güdülenme: Öğrencinin öğrendiği konular onun güdüsünü doyurur, sorunları çözebilmesine yardımcı oluyor ya da gereksinimlerini gideriyor ise öğrencinin doğal olarak bu konuları öğrenmeye güdülendiği görülmektedir. Bu tür bir güdülenmeyi öğrencini günlük temel güdülerinin doyurulması ile açıklayabiliriz.
Yapay Güdülenme: Öğrencinin, öğrenme konumunun kendisi için yararını ve güdülerini doyurma değerini görmediği durumlarda öğretmen tarafından ödüller ya da cezalar koyarak güdülenmesinin sağlanmasıdır. Bu tür güdülemeyi de öğrencinin ikincil güdülerini doyurmaya yönelik açıklayabiliriz.
Bu arada yukarıda sözü edilen iki kavramdan biri olan ödülü ; özendirici ve pekiştirici olarak cezayı da yasaklayıcı ve önleyici olarak algılamamız gerekmektedir.
SINIF İÇİ GÜDÜLENME
Güdülenme iki geniş kategori içinde ifade edilebilir. Bunlardan biri içten güdülenme, diğeri de dıştan güdülenmedir.
1. İçten Güdülenme:
İçsel motivasyon, öğrencinin kendisinden kaynaklanan ihtiyaçların oluştuğu motivasyondur. İçsel motivasyonun kaynağı bireyin içinden gelen merak ilgi,öğrenme ihtiyacı, yeterlilik ve gelişme duygusu olabilir. Öğretmenin derse başlamadan önce kazandırılacak davranışları öğrencilere açıklayarak, bu davranışları geçmişte karşılaşılan bir problem yada öğrenciler için anlamlı bir yaşantı ile ilişkilendirmesi içsel motivasyonu arttırabilir. Ayrıca öğretilecek konunun gelecekte öğrencilere ne gibi yararlar sağlayacağının söylenmesi de içsel motivasyonu harekete geçirir.
Eğer öğrenciler, bir etkinliğe katılarak ihtiyaçlarının karşılayacaklarını anlarsalar, bir öğrenme etkinliğine yönelik olarak içten güdülenmiş olurlar. İçten güdülenmiş öğrenciler doğrudan yararlı olacak şekilde katılıma değer verirler. İçten güdülenme, merak, öğrenme ihtiyacı, büyüme ve yarışma duygusu gibi öğrencinin içinde yer alan ihtiyaçlara verilen cevaptır. Aşağıdaki iki örnekte öğrencilerin,, öğrenme etkinliğine içten güdülendiklerini göstermektedir.
Zeynep sağlıklı olmayı ve hastalanmamayı arzuluyor. Tam bir diyetin sağlığına katkıda bulunacağına inanıyor. Sonuçta, yedinci sınıf öğretmeni sınıfın beslenmeyle ilgili bölümü okumasını istediğinde Zeynep ödevini isteyerek tamamlıyor.
Ayşe, insanların vahşi hayvanları avlamaması ve öldürmemesi gerektiğine inanıyor. Türkçe öğretmeni etkili yazı yazmayla ilgili ders verirken Ayşe, öğretmeni istekli şekilde dinliyor. Çünkü, başkalarını avcılık yapmamaya ikna amacıyla yazılar yazarak bu konuda yazar olmak istiyor. Öğrenciler katılımın doğrudan bir sonucu olarak, olumlu pekiştirildiklerinde, öğrenme etkinliklerinin değerini anlamayı öğrenmektedirler.
Öğrencilerin katılımını dıştan güdüleyen yöntemlerin kullanılması hiç kullanılmamasından daha iyidir. Ancak, öğrencilerin katılımı için dıştan güdülenmeleri, içten güdülenmeye göre daha düşük düzeydedir. Etkinlikler, öğrencilerin ihtiyaçlarını açıkça karşılayan hedeflere ulaşmalarını sağlayacak şekilde düzenlenirse, öğrenciler öğrenme etkinliklerine içten güdülenmiş olarak katılabilirler.
Öğrenme etkinlikleri, öğrencilerin çözmeye ihtiyaç duyduğu problemlere odaklandığı zaman onları yardımlaşma kapsamında içten güdüleyebilir. Böyle bir durumda öğrenciler bir çok problemin nasıl çözülebileceğini kendi kendilerine keşfedebilirler. Öğrencinin bir problem durumu ile karşı karşıya bırakılması, onun işçin güçlü bir güdüleyicidir. Hiç problemi olmayan tam olarak doyumlu bir kişi değişim dolayısıyla öğrenme için motivasyonu yoktur, yani güdülenmemiştir. Bir kişi yazılı iletişime ihtiyaç hissetmezse onun okumayı öğrenmeye de ihtiyacı yoktur. Bazı öğretim ünitelerin amaçları, problem çözmeyi öğrenme etkinlikleri olmayabilir. Böyle durumlarda öğrenci katılımını sağlamak için dıştan güdüleyiciler kullanılmalıdır. Ancak, iyi düzenlenmiş problem çözme etkinlikleri kullanıldığı zaman, öğrencilerin işbirliği ve katılımını sağlamak, genellikle öğretmen için çok daha kolay bir çalışmadır. Aşağıda, problem çözmeyi öğrenme etkinlikleri, örneklerinden bazıları verilmiştir.
Öğretmen, demokratik bir hükümetin ilkelerini öğretmen amacıyla, 5. sınıfların kendi sınıf kurallarını belirleme isteklerini bir avantaj olarak kullanıp bir etkinlik düzenleyebilir.
Bazı 2. sınıf öğrencilerine, kantinin yönetimi verilir ve alışveriş yapmaları sağlanırsa bazı hesaplama ve okuma becerileri kazandıkları görülecektir.
Bir öğretmen, 7. sınıftaki öğrencilerini TVye ilgi duyduklarını , ama tarihe son derece ilgisiz olduklarını görür. Öğretmenin bu sınıf düzeyindeki öğrencilerin tarihe ilgilerini çekmek için tarihte dürüstlük konulu TV programlarını analiz etme görevinin verildiği bir öğrenme etkinliği düzenleyebilir.
İlkokul 2. sınıf öğretmeni, öğrencilerinden ebeveynlerinin bayramını kutlamaları için onlardan bayram tebrik kartları hazırlamalarını ister. Öğrencilerde bu kartı hazırlamak için çok isteklidirler. Bu istek, tebrik kartlarının hazırlarken özel mektup yazmayı öğretmen amacıyla düzenlenene öğrenme etkinliğine öğrencilerin katılımına yardım eder.
Güdülenmenin temelinde, bireyin eylem - ürün arasındaki ilişkiyi algılama derecesi yatmaktadır. Öğretmen, etkin bir sınıf yönetimi için bu hususu göz önünde bulundurmalıdır.
2. Dıştan Güdülenme:
Dışsal motivasyon bir görevin ya da etkinliğin tamamlanması için öğrenciye öğretmen ya da başka biri tarafından sağlanan ödüllerle oluşturulan güdülenmedir. Dışsal motivasyon, öğretmen olarak sağladığımız dışsal uyarıcılara bağlıdır. Bu dışsal uyarıcıları ödül, ceza, takdir edilmek, baskı, rica sevilmek, kabul görmek olabilir. Bunlara motive araçları da denilmektedir. Başarılı öğrencilere verilen teşekkür ve takdir belgesi bir dışsal motivatör olarak görülebilir. Aynı zamanda öğrencinin yaptığı ödevi imzalamak, ödeve yıldız koymak, sorulan soruya doğru cevap veren öğrenciye aferin demek yada o öğrencinin naşını okşayıp hafifçe gülümsemek dışsal motive araçları arasında sayılabilir.
Öğrenme etkinliği ile doğrudan ilişkisi olmayan ödüllerle olumlu pekiştireçlerin kullanıldığı yaşantılar ile öğrenciler katılıma dıştan güdülenmiş olurlar. Benzer şekilde, görev yapmama davranışı sonucu öğrenciye verilen cezalar, görevini yapması için ona dıştan güdülemeyi öğretebilir.
Başarılı bir akademik geçmişi olan öğrenciler, takdir, teşekkür gibi ödülleri yüksek oranda kazanma şansına sahip olduklarını düşünürler. Bu sebeple güdülenme ihtiyacı olan öğrencileri bu düşünceleri dıştan motive etmez. Öğretmenler bütün öğrenciler için dıştan güdüleyicilerin bulunduğu öğrenme etkinlikleri düzenleyebilirler. Örnek: hecelerle ilgili bir çalışmada, 28 tane birinci sınıf öğrencisini güdülemek isteyen birinci sınıf öğretmeni, öğrencilerini heceleme grupları adıyla 4 gruba ayırır. Bu gruplar arasında yarışma düzenler. Öğretmen kura ile belirlediği birinci grubun pazartesi günü sıra halinde sınıfın önünde durmasını sağlar ve bu gruba HARP kelimesini verir. Sonra sıra halindeki öğrencilerden HARP kelimesindeki harfleri sıra ile söylemelerini ister. Birinci öğrenci H yi söylüyor, ikincisi A diyeceği yerde E diyor. Öğretmen hayır verilen cevap, beklenen cevap değil diyor. Bunun üzerine ikinci öğrenci hata diye bağırıp merakla A diyen ikinci öğrenciye bakıyor. Dördüncüsü R diyor, beşincisi de R diyor, öğretmen hayır diyor. Altıncısı P diyor. Öğretmen çok iyi birinci grubun 2 yanlışı ve 4 doğrusu var. Sonuçta birinci grup 4-2=2 puan topladı diyor. İkinci kelime olarak TOP veriyor. Yedinci öğrenci birinci harfin T olduğunu, birinci öğrenci ikincinin O ve ikinci öğrenci de O dan sonra P geldiğini ifade ediyor. Bu durumda grubun toplam beş puanının olduğunu sınıfta belirtiyor. Öğretmen benzer şekilde ikinci grubu Salı günü, üçüncü grubu Çarşamba günü ve Dördüncü grubu da Perşembe günü yarıştırıyor. Cuma günü ise en çok puan toplayan grubun tüm elemanlarının parasız olacak şekilde hayvanat bahçesini gezmelerini sağlıyor.
Bir öğretmenin bu tür bir heceleme yarışmasını geleneksel heceleme çalışmasına tercih etmesinin üç nedeni olabilir. Bunlar:
En az becerili öğrenci bile grubun kazanmasına katkıda bulunabilir ve ödüllendirilebilir.
Tüm üyeler harfler söylenirken diğerlerini dinlemeyi öğrenebilir.
Geleneksel hece yarışmasından farklı olarak yanılan öğrencinin yarışmadan çıkarılmamasıdır.
Burada önemli olan öğretmenin dışsal motivasyonu ve içsel motivasyonu dengeli kullanabilmesidir. Öğretmen öğrencilerin içsel olarak motive oldukları etkinlikler için dışsal motivasyonu kullanmada dikkatli davranmalıdır. Öğrencilerin ilginç, anlamlı ve değerli gördükleri bir etkinlik için dışsal motivasyon kullanmaya gerek yoktur. Bunun yanında öğrencileri için daha az ilginç, anlamlı ve değerli olan bir etkinlik için motivasyonun arttırılmasında dışsal ödüller kullanmak gerekir. Dışsal motivasyonu sağlayabilmek için öğrenciyi iyi tanıması gerekir. Öğretmen, öğrencinin hangi ihtiyaçlarının karşılandığı ve hangi ihtiyaçlarının karşılanmadığı bilmek zorundadır. Çünkü giderilmiş ihtiyaçların motive etme özelliği yoktur.
GÜDÜLENMEYİ ETKİLEYEN KİŞİSEL FAKTÖRLER
KAYGI, GÜDÜLENME VE UYARILMA
Öğretmen olarak hepimiz sınav saatini heyecanla bekleriz. Kan basıncımız yükselir, biraz daha hızlı nefes alıp veriri, hatta ellerimiz terleyebilir. Sınav öncesi, sınav süresince ve sınav sonrası dikkatli ve uyanık oluruz. Uyarılmış bir halde oluruz ve motivasyonumuz yüksek düzeydedir.
Öğrenme için gerekli şartlardan biri olan genel uyarılmışlık hali, organizmanın verimli bir öğrenme sağlayabilmesi için hazır ve tetikte bulunmasıdır. Organizmanın çok ve ya az uyarılmışlık halinde olması öğrenme için uygun bir durum değildir. Canım ders çalışmak istemiyor ve ya canım okula gitmek istemiyor diyen öğrenciler yeterli uyarılmışlık seviyesine ulaşamamışlardır. Organizmada yüksek derecede uyarılmışlık, aşırı kaygı ve ya şiddetli heyecan haline gelmişse, öğrenme ciddi şekilde engellenmiş olmaktadır. Optimal seviye öğrenme için ideal olandır.
Öğrenme durumlarının çoğunda öğrenci, sadece uyarılmışlık halinde değil, ayrıca güdülenmiş de olmalıdır. Güdülenme, ne kadar kuvvetli ise öğrenme o kadar çok ve kısa sürede gerçekleşir. Genel uyarılmışlık hali ile güdülenme arasında bir ilişki vardır. Başarılı sınıf öğretmenleri, yüksek derecede güdüleyici olmalarıyla ünlüdürler. Çünkü, öğrencilerinde yüksek düzeyde uyarılma oluşturabilirler. En üst düzeyde bir uyarılma, en üst performans için gereklidir. Uyarılmışlık çok fazla ise bir noktaya kadar yükselir, sonra düşer. Eğer sınava gelirken yorgun isek ve ya kişisel problemlerimiz varsa uyarılma düzeyimiz oldukça düşük olabilir ve yapabileceğimizin en iyisini yapamayız. Diğer yandan kaygı oluşturacak kadar uyarılmışsak, performansımız da düşük olacaktır. Öğretmen etkili sınıf yönetimi için bu durumları göz önünde bulundurmalıdır.
Kaygı, güdülenme ve performans arasındaki ilişkiler karmaşıktır. Kaygı ile okul başarısı arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Ancak, kaygı düşük performansın nedenlerinden biri değildir. Bazı öğrenciler sınavlara yeterli düzeyde hazırlanamadıkları için kaygılıdırlar, bazıları da çok çalışırlar ancak, etkili yöntemler kullanarak çalışmadıkları için onlarda kaygılıdırlar. Öğrencilerin daha iyi öğrenmelerini sağlamak isteyen öğretmenler, onların merak yönünden de güdülenmelerini sağlayarak öğrenme ihtiyaçlarının giderilmesini sağlamaktadırlar. Örneğin, kışın telefon telleri kısaldığı halde, yazın uzamaktadır. Bunun nedeni nedir? Şeklindeki bir soru ile öğrencilerde merak güdüsü geliştirilecektir.
GÜDÜLENME VE İHTİYAÇLAR
İhtiyaç, gerekli ve ya arzulanan bazı şeylerin eksikliğidir. İhtiyaçlar, açlığın ortaya çıkardığı yiyecek ihtiyacı gibi gerçek ya da algılanan olabilir. Diğer yönden ihtiyaçlar basit ve somut olabileceği gibi karmaşık ve soyutta olabilir. İhtiyaçlar konusunda en yaygın görüş Maslowa aittir. Hümanist (insancıl) psikolojinin önde gelen isimlerinden biri olan Maslowa göre güdülenmenin temelinde ihtiyaçlar vardır. Maslowa göre insanda 7 temel ihtiyaç vardır. Bunlar:
Kendini gerçekleştirme,
Estetik ihtiyaçlar,
Bilme, tanıma,
Saygınlık
Yakınlık, sevgi,
Güvenlik,
Fizyolojik ihtiyaçlardır. (Bu ihtiyaçlar iki gruba ayrılabilir.)
Alttan itibaren ilk dördü eksiklik ihtiyaçları (yokluğunda insanların bunları karşılamak için çabaladığı ihtiyaçlar) dır. Bu ihtiyaçlardan bir alttaki karşılanmadığı sürece insanlar bir üstteki ihtiyacı gidermek için çaba göstermezler. Örneğin, kendini güvenlik içinde hissetmeyen bir kişi ait olma, sevme-sevilme gibi bir üst düzeydeki ihtiyaçlara yönelmez. Bu nedenle bir öğrenci sınıfta kendini dışlanmış bir kişi olarak algılıyorsa, öğretmen onunla ilgilenerek gruba ait olma duygusunu kazandırmalıdır. Öğrencilerin duygusal yönden iyi olmaları için, onlarla ilgilenilmesi insancıl yaklaşımın eğitimdeki temelini oluşturur. Alttan itibaren ilk 4 ihtiyaç giderildiğinde, bunlarla ilgili güdülerin şiddeti azalır, diğer ihtiyaçlar karşılandığında ise bunları başlatan güdülerin şiddeti azalmaz, artarak devam eder. Örneğin, bilim adamlığı sıfatını kazanmak isteyen kişi, çalışmalarına devem eder ve daha ileri düzeylere ulaşmak için çalışır.
İhtiyaç sıralamasının en üstten üçüne gelişme ihtiyaçları adı verilmektedir. Maslowa göre insanları, gelişme ihtiyaçları grubundaki ihtiyaçlara verdikleri tepkiler, eksiklik ihtiyaçlarına verdikleri tepkilerden farklıdır.
İnsanlar, her zaman Maslowun ihtiyaç sıralamasına uygun olacak şekilde davranmazlar. Örneğin, başkalarını korumak için kendini tehlikeye atan bir çok insanı çevremizde görebiliriz. Yine sınava çalışırken acıktığımızın farkında bile olmayız. Bazı kişiler, itibar görme, bir gruba ait olma gibi ihtiyaçlarını dikkate alamdan bilme ve öğrenme için her türlü riski göze alabilirler. Maslowun ihtiyaçlar sıralamasında çeşitli eleştiriler yöneltmesine rağmen, bu yaklaşımın okul eğitiminde ve sınıf yönetiminde önemli yeri ve sonuçları vardır. Bunlar:
Çocuklar okula yorgun, aç, hasta, huzursuz ve uykusuz olarak gelirlerse onları öğrenmeye güdülemek zor olmakta, bu da sınıf yönetiminin etkililiğini zayıflatmaktadır.
Öğrenci okulda ve sınıfta kendini güven içinde huzurlu ve mutlu hissetmezse, öğretim sürecinden beklenilen sonuç elde edilmemekte, bu da sınıfta öğrenmeyi artırıcı sınıf atmosferinin oluşmasını olumsuz yönde etkilemektedir.
Öğrencilerin benlik değerinin kendi motivasyonları üzerinde olumlu etkisi vardır. Bu etkinin varlığına öğretmenlerin farkındalığı sağlanmalı ve motivasyonlarını en üst düzeye çıkarmak için gereken yapılmalıdır.
Öğretmenin, anne ve babanın istek ve beklentilerindeki tutarsızlıklar çocuklarda güvensizlik duygularının doğmasına ve yerleşmesine neden olmaktadır. Bu da öğrencilerin derslere gereken önemi vermemelerine yol açmaktadır.
Öğretmen öğrencilerini tanırsa, onların hangi güdüler altında olduklarını bilir ve güdülenmelerini sağlayabilir.
Fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarla ilgili ödül ve cezalar öğrenciyi güdülemede odak noktasıdır. Ancak, öğrencinin güdülenmesi, her zaman dışsal uyarıcılarla (pekiştireçlerle) olmamaktadır. Öğrenci bazı istek ve arzuları istikametinde kendi kendisini de güdüleyebilmektedir. Temelde, iç ve dış uyarıcılar karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir. Örneğin, bir öğrenci kendisini uzay ilişkileri alanında yetenekli gördüğü için resimle ilgilenebileceği gibi, başkalarından övgü alabilmek için de resimle uğraşıyor olabilir.
Başarı Güdüsü: Öğrenme görevlerini mükemmelleştirme güdüsüdür. Bu güdü başarı ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Öğrencinin bir işi başarması onun gurur duymasını sağlar. Başarılı olma ile başarısızlıktan kaçınma insanlarda farklı düzey ve şiddette bir arada bulunur. Eğer kişinin bir işi başarma ihtiyacı, başarısızlığından kaçınma ihtiyacından daha yüksekse, bütün riskleri göze alıp başarmayı deneyecektir. Başarısızlıktan kaçınma ihtiyacı yüksek olan kişiler, görev sırasında mücadeleden kaçınırlar ve sınav durumlarında kaygı yaşarlar. Aslında bu kişiler başarılı olmak istemektedirler. Ancak, başarısızlığı yaşamak istemedikleri için korkmaktadırlar. Bunlar basit başarı pekiştireçleriyle, basit ödevlerle , başarısızlığa yönelik kötü muameleden korunma ile güdülenirler. Sınıfta öğrenciler arasında gözlenebilecek olan bu farklılıkların öğretmenlerce bilinmesi, ihtiyaçları farklı olan öğrencilere farklı şekilde tepki verilmesinde yardımcı olabilir. Başarı güdüsü yüksek olan öğrenciler karşılaştıkları güçlükleri yenmeye çalışırlarken, düşük olanlar ise çaresizlik ve yılgınlık hissederler. Zeka düzeyi birbirine yakın olanlardan başarma isteği yüksek olanlar derslerde daha başarılı olmaktadırlar. Öğretmenlerin, öğrencilerdeki başarılı olma ihtiyacını dikkate alarak sınıftaki öğretimi düzenlemeleri etkili bir sınıf yönetimi için gereklidir.
Yükleme: Öğrencinin güdülenme davranışı, onun durumları ve olayları nasıl algıladığı ve nasıl yorumladığı ile ilişkilidir. Yükleme kuramı, insanların karşı karşıya kaldıkları durumları ve olayları hangi nedene bağladıklarını açıklamaya çalışmaktadır. İnsanlar, başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini dört faktörden kaynaklandığını düşünmektedirler. Bunlar:
Yetenek,
Çaba,
İyi ve ya kötü şans
Görevin zorluğudur.
Öğrencilerin başarı ve başarısızlık nedenleriyle ilgili algıları onların güdülenme düzeylerini etkilemektedir. Örneğin, matematik dersi sınavından düşük not alan iki öğrenciden biri başarısızlığını soruların zorluğuna bağlarken, diğeri de yeterince çalışmamasına bağlayabilir. Bu iki öğrenciden soruların zor olduğunu söyleyen öğrencinin güdülenme düzeyinin, diğerinden daha düşük olduğu söylenebilir.
Geleneksel olarak içsel ve dışsal olmak üzere iki türlü yükleme vardır. Kişi başarısızlığının nedenini kendinde arıyorsa bu içsel yüklemedir. Başarısızlığının nedenini kendi dışındaki faktörlerde arıyorsa bu da dışsal yüklemedir. Örneğin Ahmet matematik dersindeki başarısızlığının nedenini bu derse ilişkin yetenek düzeyinin düşüklüğüne bağlarken, Mehmet ise öğretmenin ölçme işleminde yeterince adil olmayışına ve ya soruların zorluğuna bağlayabilir. Bu örnekte birinci öğrenci için içsel, ikinci öğrenci için ise dışsal yükleme vardır. Bazı öğrenciler arkadaşlarıyla ilgili yükleme yaparken, yukarıdaki örneğin tersi olan bir durum ortaya koyabilirler. Örneğin, Arkadaşlarının matematik dersindeki başarısızlıklarını içsel nedenlere(yeterince çalışmamalarına,dersi önemsememelerine,vb.) başarılarını da dışsal nedenlere(öğretmenin ölçme işleminde adil olmayışına,şansa,vb.)yükleyebilirler. Eğer başarı, iç etmenlere yükleniyorsa bireyi övünmeye, başarısızlık ise yetersizlik ve ayıplama durumlarına götürür.Başarı dış etmenlere yükleniyorsa teşekkür ve şükran duygularına,başarısızlık ise kızgınlık ve öfkeye neden olabilir. Böyle bir durumla karşılaşan öğretmen,öğrencilerin başarısını içsel bir kaynağa(yetenek ve çaba gibi) yüklemelerini sağlarsa onların motivasyonunu artırdığı gibi etkili bir sınıf yönetimi için de uygun sınıf atmosferi sağlamış olur. Çünkü, öğrencilerin durumlara ve olaylara verdikleri anlamlar,onların öğrenmesini etkilemektedir. Örneğin,bir öğrenci,arkadaşının aldığı notu kendisi değil de öğretmeninin ona torpil geçtiğine yüklerse,öğretmene ve derse karşı olumsuz duygular besleyebilir, bu da öğrenci başarısını etkiler. Bu nedenle, öğretmen sınıfındaki öğrencilerin kendisi ile ilgili olarak olumsuz içsel yükleme yapmalarını ve başkalarıyla ilgili dışsal faktörler olarak kendisine yükleme yapmalarını önlemeli ve kendisiyle ilgili olarak olumlu içsel yüklemeler geliştirmelerini sağlamalıdır.Bu etkili bir sınıf yönetimi için gereklidir.
GÜDÜLENME VE İNANÇLAR
Kişilerin güdülenmesini etkileyen üçüncü kişisel faktör,onların inançlarıdır. Yükleme kuramı ve bazı araştırma bulguları, yeteneklerin karalı ve denetlenemez olduğunu ifade ederken, bazı görüşler de yeteneklerin çabayla geliştirilebileceğini ifade etmektedir. Diğer yandan yetenekle ilgili inançlarda gelişimsel farklılıklar vardır. Küçük yaştaki çocuklar yetenekleri ile ilgili olarak iyimser görüşler taşırlar ve yüksek başarı beklentisi içindedirler. İlk sınıflarda çocuklar çaba ve yeteneği aynı anlamda görürler. Bu yaştaki çocuklar yetenekli insanların çok çalıştığını, çok alışmanın da onları yetenekli yaptığını düşünürler. Öğrenciler üst sınıflara geçtikçe yeteneklerle ilgili olumlu algılarında azalmalar görülür. Başarısızlığa daha çok tepki gösterirler, yetenek ve çaba arasında fark olduğunu küçük çocuklara göre daha iyi ayırt ederler. Bu sınıflardaki öğrenciler öğretmenlerin yetenekle ilgili değerlendirmelerinden oldukça etkilenirler. Diğer yandan öğrenenlerin yetenekle ilgili benlik kavramları tehdit altındaysa, onların başarısızlıktan kaçınma motivasyonu artar. Yeteneklerine güveni olmayan öğrencilere yoğun başarı fırsatları sağlanmalıdır.Ancak araştırmalar, sadece başarının öğrencinin kendi yeteneğine güvenini oluşturmadığını göstermektedir.
Kolay görevlerdeki performansı övme veya performansa bağlı olmayan övgü, özellikle yaşlı öğrencilerde motivasyonu azaltır. Bu da öğrencilerin başarı düzeyini düşürür. Araştırmalar, çoğu öğrencilerin çok çalıştığına inandıklarını, bunlara daha çok çalışmalarını söylemenin onların benlik yeterliliğini gerçekten azaltabileceğini göstermektedir. Dahası maksimum çabanın başarıya ulaşmak için gerekli olduğunu öğrencilere vurgulamanı tekrar bu kadar çok çalışmak istemiyorum duygusuna neden olabilir, cesaretleri kırılır. Bir çok sınıftaki öğrenciler, en çok başarılı olanların en çok çalışanlar olduğuna inanmazlar.
GÜDÜLENME VE AMAÇLAR
Öğrencilerin derslerde ilgili amaçları,onların güdülenme düzeylerini etkilemektedir. Böyle olmasına rağmen birçok öğrenci etkili amaçlar oluşturmada beceriksizdir. Etkili amaçlar, kısa vadelidir. Öğrencilerin amaçları, onların öğrenilecek konulara nasıl yaklaştıklarını etkiler. Bundan sonra bütün ödevlerimde daha etkili olacağım şeklindeki bir amaç, etkili amaç kriterini karşılamıyor. Bu nedenle gerçekleşme ihtimali azdır. Bir başka öğrencinin amacı 20 matematik probleminden en az 15 tanesini doğru çözebilmeliyim şeklinde ise böyle bir amaç kısa vadeli, kriter dayanaklı bir amaçtır. Bu ikinci tür amaç, yüksek performans göstermeye ve düşük performans göstermekten kaçınmaya yöneliktir. Performansa yönelik amaçlar belirleyen öğrenciler, başkalarının yargılarıyla ilgilenirler (sınıftaki ilk dörde girmek gibi) ve yüksek çabanın düşük yeteneği gösterdiğine inanırlar. Yine performans amaçları başarı ve başarısızlıkla ilgili kaygı duygularına ve başarısızlık durumundan sonra da benlik değer kaybına neden olabilir.Bu tür amacı benimseyen öğrenciler, sınıfta içeriği öğrenme yerine başkalarından daha iyi not alma ya da yapma ile ilgilenirler. Eğer bu ikinci amaç 20 matematik sorusunu doğru olarak çözüp, açıklamalı çözümlerini defterime yazacağım biçiminde belirtilmişse, bu amaç etkili amaç kriterini karşıladığı gibi kısa vadeli öğrenmeye yönelik olup, gerçekleşme ihtimali daha yüksektir. Böyle amaç belirleyen öğrenciler, verilen görevi başarmayla ilgilenirler, başkalarıyla kendini karşılaştırmayla ve başarısızlıkla değil. Bu nedenle öğretmenler öğrencilerinden gerçekçi ve anlamlı öğrenme amaçları belirlemelerini ve bunlara ulaşmaları için çaba göstermelerini hem arzulamalı,hem de istemelidir.
Öğretmenler öğrencilerin amaçlarına bakarak onların güdülenme düzeyleri ve amaçlarının gerçekleşme düzeyleri hakkında değerlendirmeler yapabilirler. Öğretmenlerin özellikle başarısızlık yaşantısı geçiren öğrencilerin amaçları üzerinde değerlendirmeler yapmaları gerekmektedir. Kendi özelliklerine ve imkanlarına uygun amaç belirleyemeyen ve bu nedenle de başarısız olan öğrencilerin rehberlik uzmanlarından beceri eğitimi almaları önerilir.
MOTİVASYONUN PLANLANMASI
Sınıf ortamında öğrencileri öğrenmeye motive etmek gelişi güzel davranışlarla olmaz. Ders planlanması gibi motive etmeyi de planlamak gerekmektedir. Motivasyon planlanırken öğrencinin ne zaman motive edileceği belirlenmelidir. Bir ders planının yürütülmesinde;
Dersin başlangıcı
Ders işlenişi
Dersin bitişi
olarak 3 kritik aşama vardır. Motivasyon stratejilerinin planlanması ve uygulanmasında da bu aşamaların dikkate alınması (Burden,1999)
Ders başlangıcında motivasyon
Ders başlangıcında, öğrenci derse motive edilirken tutum ve ihtiyaçlar göz önünde bulundurulmalıdır. Tutum, öğrencinin konuya bakışıyla genel öğrenme ortamıyla ve diğer faktörlerle ilgilidir. İhtiyaçlar ise öğrencinin öğrenme sürecindeki ihtiyaçlarını ifade eder.
Tutum:
Tutum öğrencinin, öğrenme ortamına, öğretmene, konuya ve kendisine bakış biçimidir. Dersin başlangıcında öğrencinin konuya, öğretmene ve öğrenme durumuna karşı olumlu tutum ve başarı beklentisi oluşmasını sağlayacak motivasyon stratejileri kullanılmalıdır. Öğretmen kendisine karşı olumlu tutum oluşturabilmek için öğrencilerle dersin ötesinde de zamanını vererek onlarla ilişkilerini geliştirebilir. Konuya karşı olumlu tutum oluşturmak için öğretmen, konuya kendi ilgi ve istekliliğini göstererek, konuya başlangıcı olabildiğince ilgi çekici hale getirebilir. Konuya ilişkin olumsuz yaklaşımları olumlu bir yaklaşımla karşılayarak, konuyu öğrenmenin öğrenciye ne gibi yararlar sağlayacağını açıklayabilir.
Öğrencilerin kendilerine karşı olumlu tutumlar geliştirmelerini sağlayabilmek için de öğrencilerin hedefler oluşturmasına yardımcı olabilir. Öğrenciler cesaretlendirilerek ve teşvik edilerek başarı beklentisi oluşturmaları sağlanır. Öğrencinin başarısının kendi çabasının ürünü olduğunu vurgulanması, öğrencinin kendi davranışlarını başarı ile ilişkilendirebilmesini ve başarısı ile gurur duymasını sağlar.
İhtiyaç:
İhtiyaç, bir bireyi bir amaca doğru yönlendiren bir güç yada koşul olarak ifade edilebilir. Maslowun ihtiyaçlar hiyerarşisi öğretmenin ders başlangıcında öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak stratejiler belirlemesi için bir çerçeve sağlar. Maslowa göre alt düzey ihtiyaçlar karşılandıkça insanlar bir üst düzeydeki ihtiyacın karşılanması için motive olurlar. İhtiyaçlar en alt düzeyden başlayarak fiziksel ihtiyaçlar, güvenlik ve korunma ihtiyacı, sevgi ve ait olma ihtiyacı, kendine saygı ve kendini gerçekleştirme ihtiyacı olmak üzere 5 guruba ayrılır. Şekil1 deki Maslow tarafından belirlenen beş ihtiyacın bir sınıf ortamında öğretmenlerin bu ihtiyaçları kullanarak bireylerin başarılarını gerçekleştirmek için ne yapabileceğine ilişkin ilgili örneklerle birlikte verilmektedir.
Sınıf ortamında bu ihtiyaçlar fizyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlar olarak 3 gurupta inceleyebilir.(Savage, 1999)
Fizyolojik ihtiyaçlar: Fiziksel ihtiyaçlar, diğer ihtiyaçlardan önce karşılanması gereken temel ihtiyaçlardır. Eğer öğrencinin fiziksel ihtiyaçları karşılanmazsa, bu ihtiyaçlar karşılanana kadar bir etkinliğe motive olması imkansızdır. Fiziksel ihtiyaçlar, yeme, dinlenme, rahat olma, sağlıklı olma,hareket etme ve duyularını kullanma ihtiyaçları olarak sıralanabilir. Bu ihtiyaçların bazılarının öğretmen tarafından kontrol altına alınması imkansızdır.
Sabah kahvaltısı yapmadan okula gelmek, öğlen yemeklerini ayaküstü yemek (tost, simit, ..vb) motive olmayı engellediği gibi, beslenme problemlerinin davranış bozukluklarına da neden olabilmektedir. (Schauss,1985)
Öğrencilerin hareket etme ihtiyacı genellikle öğretmenler tarafından unutulmaktadır. Özellikle ilköğretimin birinci kademesinde okuyan öğrencilerin uzun bir süre hareketsiz kalması düşünülemez. Özellikle öğretmenlerin kontrolünde hareket ihtiyaçlarını karşılamaları gerekir. Bu da rol oynama tekniğinin kullanılması ve dersi oyunlaştırma ile gerçekleştirilebilir.
Maslow un temel ihtiyaçlar hiyerarşisinin sınıf ortamına uyarlanması
Kendini gerçekleştirme
4. Gayretli ve destekleyici olun
3. Proje ve planları cesaretlendirin
2. Gelecek hakkında pozitif olun
1. İyimserliği arttırın
Kendine saygı
4. Bağımsızlığı cesaretlendirin
3. Uygun olduğunda övün
2. Fikirleri hoş karşılayın
1. Öğrencilere değer verici şekilde davranın
Sevgi ve ait olma (kabul edilme duygusu)
3. İlgilendiğinizi gösterin
2. Öğrenciler arasında etkileşimi arttırın
1. Bağlılığın olduğu bir sınıf ortamı oluşturun
Güvenlik ve koruma
1. Öğrencinin duygusal olarak kendini güvende olmasını sağlayın
2. Gerekli olduğunda gizlilik/özellik oluşturun
3. Öğrencilere dürüstçe davranın
4. Uygun bilgiyi gözlemleyin ve çizelge yapın
5. Gerekli olduğunda güvenlik kurallarını takip edin
Fiziksel (rahatlık) ihtiyaçları
4. Yeterli teneffüsler verin
3. Rahatlığın sağlandığından emin olun
2. Oturulacak yerleri ihtiyaçlara göre düzenleyin
1. Isınma ve havalandırma ihtiyaçlarını göz önünde bulundurun.
Kaynak : Reece, I and Stephen Walker, (1997). Teaching, taraining and learning : a pratical guide. Business Education Publishers. S97den uyarlanmıştır.
Rahat olma, fiziksel olarak göz önünde bulundurulması gereken başka bir ihtiyaçtır. Sınıfın sıcaklığı, aydınlanması, sınıftaki öğrenci sayısı, rahat olmayan sıralar, çalışma alanının darlığı rahat olmayı belirleyen faktörlerdir.
Bunların hepsi öğrencinin bir görevi yerine getirme yeteneğini etkiler. Rahat olmayan bir öğrenci, rahatlamak ister ve bu karşılanmadığı zaman rahatlama, olumsuz davranışlara dönüşebilir.
Her bireyin duyularını kullanma ihtiyacı vardır. Duyularını kullanmayan birey, duyusal çöküntüye uğrar. Hiçbir duyu organını kullanmadan bir ders boyunca sırada oturmak işkenceden farksızdır. Motivasyonu engelleyen önemli etkenlerden biri de sıkıntıdır. Sıkılmanın sonucunda duyusal canlılığın gelmesi gerekir. Genellikle bu canlılık, kabul edilemez davranış olarak ortaya çıkar.
Psikolojik ihtiyaçlar : Her insanın kabul edilmek, sayılmak, psikolojik olarak güvende olmak gibi çeşitli duygusal ve psikolojik ihtiyaçları vardır.
Öğrenciler, sınıfta psikolojik ve fiziksel tehlikelerden uzak olduklarını hissetmelidirler. Eğer öğrenci, fiziksel olarak zarar göreceğine inanırsa,öğrenme engellenir. Alay edilme, sözlü hakaret, başarısızlık korkusu ve saygı duyulmama biçiminde psikolojik tehditler oluşabilir. Bazen öğrenci sınıfta bir hata yaptığı zaman tüm sınıf buna gülerse öğrenci daha sonra risk almaz. Diğer öğrenciler de bundan etkilenir. Öğrencilerin sınıf içinde olduğu gibi kabul edilebileceği, fiziksel ve psikolojik olarak güven duyabileceği bir sınıf ortamı oluşturulmalıdır.
Kendine saygı da önemli bir psikolojik ihtiyaçtır. Kendine saygı, bireyin kendi kafasındaki portresidir. Onun kendine verdiği değer inancıdır. Öğretmen, öğrencinin kendisine pozitif saygı geliştirmesinde önemli bir faktördür. Kendine saygı, bireylerin davranışlarını ve değişik olaylardaki tutumlarını yönlendirir. Kendine saygısı yüksek olan bireyler daha rahattır ve daha çok risk alabilirler.
Başarılı olmak ihtiyacı da önemli bir psikolojik ihtiyaçtır. Başarılı olmak, kişinin kendisi hakkında olumlu bir görüşe sahip olmasını sağlar, kendine güvenini arttırır. Bazı araştırmacılar (Savage, 1999) başarısızlık duygusunun da önemli olduğunu vurgulamaktadır. Onlara göre, hayal kırıklığına uğrama duygusu, başarısız olunca öğrenilmektedir.
Sosyal ihtiyaçlar : Sınıf sosyal bir ortamdır ve öğrenci davranışları da öğrencilerin belirli bir gruba kabul edilme ve ait olma çabası ile ilgilidir. Ait olma ihtiyacı insanın en temel ihtiyaçlarındandır. Bu özellikle ergenlik döneminde çok önemlidir. Çünkü, ergenin zamanının çoğu kabul edilme ve bir guruba ait olma çabası içinde geçmektedir. Eğer öğrenciler, ait olma ihtiyacını karşılayamazlarsa hayal kırıklığına uğrar ve uygun olmayan amaçlara yönelirler (Drekurs,1968). Bu amaçlar, dikkati kendi üzerine toplama, güç kullanma, intikam alma. Çekingenlik gibi davranışları ortaya çıkarır. Her insan olayları kontrol etmeyi ve ilgi toplamayı ister. Eğer olumlu yollarla dikkat çekilemiyorsa istenmeyen davranışlar içine girilebilir. Bu noktada öğrencinin amacın ne olduğunu bilinmesi önemlidir. Dikkat çekmek mi istiyor? Kendini güçlü hissetmek mi istiyor? İntikam almak mı istiyor? Birbirlerini onu rahat bırakması için mi uygun olmayan davranışlara yöneliyor? Nedenleri bilinirse istenmeyen davranışı ortadan kaldırmak kolaylaşır ve öğrenci derse motive olabilir.
Bir öğretmenin, öğrencilerinin sevgi ve etki ihtiyacını karşılaması çok zordur. Öğrenciye karşı ana-baba olamaz. Fakat öğrenciye değer verdiğini göstererek onun disiplin sorunlarını ortadan kaldırıp derse motive edilebilir. Öğrencinin sevgi ve etki ihtiyacını karşılama yolları; öğrenciyi yargılamadan dinleyerek, sınıf içi ve sınıf dışı olayları yakından izleyerek, doğum günü gibi kişisel olayları hatırlayarak, istenmeyen davranış sergileyen öğrencinin hatalı davranışının kabul edilemeyeceğini, ancak onu kişi olarak dışlanmayacağını söylemektir.
Ders İşlenişinde Motivasyon
Öğretmen, ders başlarken göz önünde bulundurduğu tutum ve ihtiyaçlarla öğrencilerin derse motive olmasını sağlar. Ancak bu motivasyon dersin sonuna kadar sürmez . ders süresince uyarımın ve etkinin sürdürülmesi gerekir.
Uyarım:
Uyarım, dikkatin sürekliliğinin sağlanması ve öğrencinin katılımı ile ilgilidir. Canlılığı sağlayabilmek için, ses, hareketler, mimikler kullanılabilir. Espri yapılabilir, sorular sorulabilir. Basit bir bilgi soruları olabildiğince sınırlı tutulması; daha çok uygulama,analiz , sentez, ve değerlendirme düzeyinde sorular yöneltilmelidir. Sorular, öğrencilerin düşünmelerini sağlamalıdır. Öğretmen, her zaman davranışları öğrenciler tarafından kestirilebilir olmamalıdır. Öğrencinin canlılığının sağlanabilmesi etkinliklerde, yöntem ve materyalde çeşitliliğin sağlanması gerekir.
Etki:
Etki, öğrencinin duygu, değer, ilgi ve arzularına yönelik olma ile ilgilidir. Dersin işlenişinde öğrencinin duyguları dersin bir parçası olmalı ve uygun bir duygusal ortam oluşturulmalıdır. O anda öğretilen içerikle öğrencinin o anda ne hissettiği bütünleştirilmeli ve içerik ile öğrencinin yaşamı arasında bir ilişki oluşturulmalıdır.
Dersin bitiminde Motivasyon
Ders anlatımı esnasında kullanılan motivasyon faktörleri uyarım ve etki, dersin bitiminde yerini anlama ve pekiştirme faktörlerine bırakmaktadır. Anlama, öğrencinin ders sonunda öğrendiklerinin farkına varmasıdır. Farkında olma, öğrencinin gösterdiği ilerlemeye ilişkin olarak öğretmenin verdiği geri bildirim ile sağlanır.
Anlama
Anlama, bireyin bir konu hakkında ne kadar bilgi edindiğinin farkına varmasıdır. Öğrencinin ders süresince ne kadar öğrendiğinin farkına varması sağlanmalıdır. Bu geri bildirim ve öğrencinin eleştiri yapmasına izin verilerek ya da birbirlerine soru sormaları yoluyla gerçekleştirilir. Ayrıca, öğrencilerin öğrenme sürecine aktif olarak katıldıklarının farkına varmaları sağlanmalıdır. Öğrenciye ödevler verilerek, verilen ödevleri tamamlama sorumluluğu oluşturulmasıdır. Öğrenciler zaman zaman kendi çalışmalarını değerlendirmelidir. Çalışmalarda başarılı olabilmek için risk almak ve çaba göstermek gerektiğinin bilincine varmaları sağlanmalıdır.
Pekiştirme:
Pekiştirme, bir davranışın değişmesini ve sürekliliğini sağlayan bir olay ya da durumun oluşturulmasıdır. Örneğin öğrencinin çabası ve başarısı öğretmen tarafından takdir edilirse öğrenci bu davranışı devam ettirir. Pekiştirme farklı yollarla yapılabilir. Öğrencinin övülmesi, yıldız, not, teşekkür ve ya takdir belgesi verilmesi bir pekiştirmeyi gerçekleştirir. Geleneksel not verme yöntemi yerine farklı geri bildirimlerin kullanılması öğrencileri daha çok motive etmektedir. Öğretmenin öğrencileri nasıl değerlendireceklerini söylemesi veya kendi kendilerini nasıl değerlendirebileceklerini açıklaması olumsuz içsel değerleri azaltır ve motivasyonu yükseltir.
ÖĞRENCİLERİ GÜDÜLEME YOLLARI
Öğretmenin, öğrencisine istenilen davranışları kazandırabilmesi ve etkili sınıf yönetimi becerisine sahip olabilmesi için öğrencilerin öğrenme motivasyonlarını yükseltmesi gerekir. Bunu sağlayabilmek için,öğrenciyi güdülemenin yollarının neler olduğunu bilmelidir.Aşağıdaki paragraflarda öğrencileri güdülemenin yollarından bazıları maddeler halinde örneklendirilerek sunulmaktadır.
Öğrencileri güdüleme yollarından biri, onlara istenilen bir davranışı kazandırmada model olmaktır. Özellikle ilkokul yıllarında öğrenciler, öğretmenlerini taklit ederek öğrenme yolunu tercih ederler. Bu nedenle öğretmen hangi davranışı yada davranışları öğrencilerine kazandırmak istiyorsa bunları öğrencilerinin gözlemlerine sunabilmelidir. Yani kendi davranışlarında gösterebilmelidir. Aksi bir durumun gözlenmesi, öğretmenin sözleri ile davranışları arasındaki tutarsızlığı gösterecek, bu da öğrencilerin öğrenme motivasyonlarının düşmesine yol açacaktır.
Öğrenilecekleri bir sorunla ilişkilendirmektir. Öğrenci öğreneceklerinin gerçekten öğrenilmesi gerekli şeyler olduğuna inanmalı ve bunların hangi problemlerin çözümünde kullanılacağına bilmelidir. Sorun olmayınca bireydeki değişim güdüsünü görmek zorlaşır. Öğretmen öğrencilerine depremden korunmak için okul ve sınıf ortamında ne gibi önlemler almamız gerekiyor biliyor musunuz? diye bir soru yönelterek onların deprem konusuna güdülenmelerini sağlayabilir. Uygulama niteliği olmayan edilgen öğretmenler, öğrenciyi güdüleme yerine onun öğrenmesine engel olur.
Öğrencinin dikkati sürekli olarak öğrenme materyaline kanalize edilmelidir. Güdülenme, süreklilik ve bütünlük gösteren bir etkinlikler sistemi içinde tasarlanmalıdır. Etkin sınıf yönetiminin temel hedeflerinden biri, öğrencinin dikkatini sürekli öğrenme materyalini kanalize etme, diğeri öğrenme motivasyonun artırma ve bir diğeri de öğrencilerde öğrenmeye yönelik içsel kontrolü geliştirme olarak tanımlanmaktadır. Bu hedefler, sınıf yönetimi açısından dikkate alındığında birbiriyle ilişkili oldukları görülecektir. Öğrencilerin öğrenme materyaline güdülenmeden belirtilen materyale kanalize olmaları düşünülemez. Diğer taraftan insanların başarı ve başarısızlığını etkileyen faktörlerden biri de içsel denetim odağıdır. Güdülenme, bireyin, içsel varoluşuna ve bu varoluş gerçekliğinin birey tarafından algılanma biçimine de bağlıdır. Öğretmen etkili bir sınıf yönetimi becerisine sahip olabilmesi için yukarıda belirtilen üç hedefin gereklerini yerine getirmelidir.
Güler yüzlü, sabırlı,tutarlı, sevecen, dürüst ve anlayışlı bir öğretmen kişiliği, öğrencinin derse güdülenmesinin ön şartıdır. Bu bağlamda öğretmenin öğrenci ile kurduğu iletişimin niteliği ve kapsamı belirleyici bir faktördür.
Öğretmenin başarısızlıktan korkulmaması gerektiğini her zaman ve her durumda vurgulaması özellikle içe kapanık (çekingen) öğrencileri güdüleyebilir. Herkesin yanlış yapabileceği, önemli olanın yanlışlardan ders almak olduğu düşüncesi, öğretmen için de geçerlidir. Bazı öğrenciler, sınıfta alay edilirim korkusuyla konuşmak istemezler. Böyle bir durumda, öğretmen, öğrencilerin cevapları yanlış bile olsa, olumlu pekiştireçler kullanarak korkuları azaltmalıdır.
Öğrencileri güdülemenin yollarından biri de bireyler arasındaki farklılıkların dikk
Kategori: Eğitim