Zihin Haritalarý

12 Temmuz 2007



ZİHİN HARİTALARI

“Zihin haritası” bir tür not tutma tekniÄŸidir. Klasik not tutma tekniklerinde, kelime, liste ve çizgi kullanma, analiz yapma gibi sınırlı sayıda zihnî yetenekten yararlanılır ve çoÄŸunlukla tek renk kullanılır. Hızla modası geçmekte olan bu tekniÄŸin iki önemli dezavantajı vardır: Zihnî yeteneklerimizin sadece yarısından yararlanır. Öğrenmenin, mucitliÄŸin ve hafızanın temel araçlarından biri olan rengi kullanmaz. Tek renkli notlar monoton ve sıkıcıdır.

Zihin Haritaları, kelimelerin yanı sıra renk, boyut ve kavramları ihtiva eder. Beyaz A3 kağıtlara, bir düzine kadar renkli keçe uçlu kalemle çizilmeleri uygun olur. Zihin Haritaları’nın geleneksel not alma metoduna göre pek çok avantajları vardır:

1. Zaman kazandırır- Sadece anahtar kelimeler ve kavramları not alır ve okursunuz.

2. Önemli konular üzerinde yoğunlaşmanızı sağlar.

3. Beyninizi ve mucitlik yeteneklerinizi geliÅŸtirir.

4. Hatırlama gücünüzü artırır.

Zihin haritası, merkezî bir kavramla başlar. Bu kavramdan etrafa yayılan düşünceler, çizgiler halinde haritanın iskeletini oluşturur. Anahtar kelimeler, bu iskelete yerleştirilir ve daha sonra boşluklar doldurulur. Vurgulanmak istenen kavramlar, daha büyük yazılır. Fikirler; halkalar, kıvrımlar ve oklar kullanılarak birbirine bağlanır. Bu arada dikkat çekmek için hususî semboller ve kodlardan da yararlanılabilir.

Zihin Haritaları, not tutma yanında problem çözme, planlama ve paradigma değişimi için de idealdir. Ayrıca konuşma hazırlarken, iletişim kurarken, öğretirken ve idare ederken de kullanılabilir.

Anlamak, anlayış, anlam, anlama, anlaşmak, anlatmak, anlaşılmak gibi kavramlar hayatta insanların önem verdiği kavramlardandır. Bu kavramların hepsi de anlama eğitiminin kapsama alanına girmektedir. İnsanoğlu, doğduğunda anlam dünyası ya da zihin haritası boş bir haldeydi. Zamanla annesi, babası başta olmak üzere içinde yaşadığı kültür ve eğitim ortamı bu haritanın ana çizgilerini oluşturdular.

Zihinsel haritalarımızın nasıl oluşturulduğunu anlayabilmemiz için psikoloji bilimine ait bir terim olan algı düzeneği terimi açıklığa kavuşturulmalıdır. Algılama, yorumlama ve bilme süreçleriyle ilgili tüm etkenlerin yarattığı örgütlü ve dinamik fikrî sisteme algı düzeneği ya da paradigma denir. Paradigmayı bir haritaya benzetecek olursak, harita temsil ettiği şeyi ne kadar gerçekçi olarak yansıtırsa o derece değer kazanır. Örneğin bir şehrin haritası o şehrin kendisi değildir; o şehrin kağıt üzerine çizilmiş bir modelidir. Şehri ne kadar gerçeğe uygun olarak temsil ediyorsa, harita o derece kullanışlı ve işe yarar olacaktır. Paradigma da bir harita gibi başka bir gerçeğin modelidir, kendisi değil.

İki türlü paradigma sürekli bizimledir: 1. GerçeÄŸin ne olduÄŸu ile ilgili paradigma, 2. Nelerin nasıl olması gerektiÄŸini gösteren deÄŸerler paradigması. Bursa haritası ile İzmir’de adres aramaya kalkışan birinin paradigması gerçeklere uymadığı için o kiÅŸiyi amacına ulaÅŸtırmayacaktır. Nice insanlar ellerindeki Bursa haritasının İzmir’de adres bulmaya yaramadığını defalarca gördükleri halde, kabahati ellerindeki haritada ya da kendilerine o haritayı verenlere deÄŸil de İzmir’de ararlar. Halbuki bu kiÅŸinin elindeki harita gerçeklere aykırıdır. Bu haritayı kiÅŸiye kim vermiÅŸ olursa olsun onun yanlış olabileceÄŸini daima dikkate almalıdır.

DeÄŸerler paradigması ise neyin iyi neyin kötü, nelerin önemli ya da önemsiz olduÄŸunu bize söyler. KiÅŸiler önceliklerini deÄŸerler paradigmasına göre belirler. Benim için öncelikli ve deÄŸerli olan, bir baÅŸkası için önemsiz ve deÄŸersiz olabilir. Bu durum, benim ‘öteki’nin deÄŸerlerini küçümsememi gerektirmez, aynı ÅŸekilde ‘öteki’nin de benim deÄŸerlerimi küçümsemesini gerektirmez.

Gerçeğin ne olduğunu ve neyin değerli, önemli olduğunu söyleyen bu iki tür paradigma, günlük yaşantılarımızı algılama ve yorumlamamızda bizi etkiler.

İster doğru ister yanlış olsunlar paradigmalarımız, bizim tutum ve davranışlarımızın dolayısıyla da başkalarıyla olan ilişkilerimizin kaynağını oluşturur. Hayatımızda önemsiz değişiklikler yapmak istiyorsak dikkatimizi uygun bir biçimde tutum ve davranışlarımıza verebiliriz. Ancak çok önemli ve köklü değişiklikler yapmak istiyorsak, o zaman temel paradigmalar üzerinde çalışmamız gerekir. Aynı şeyler başkalarında yapmayı düşündüğümüz değişiklikler için de geçerlidir. Örneğin bir öğretmen öğrencisinin olumsuz davranışlarının ardındaki paradigmayı dikkate almadan bir takım davranış değişikliklerini hemen beklerse, istenen değişiklikler gerçekleşse de bu, geçici ve yüzeysel bir değişiklik olur.

Bir kişinin belirli konudaki davranışı ya da tutumu bozuksa, önce bu bozuk davranış ya da tutumun altında yatan paradigmayı (zihinsel haritayı) anlamamız gerekir. Bozuk davranış ve tutumu, altında yatan paradigmaya hiç dokunmadan, değiştirmeye kalkarsak başarılı olamayız.

Paradigma değişikliği yapılmadan davranış ve tutumda yapılan değişiklikler yüzeysel ve kısa süreli olur.

Gerçek, hayatın gerçeğidir. Yalan da gerçek olmayandır. Hayatın gerçeklerini ne kadar iyi görürsek hayat ile başa çıkmayı da o kadar iyi başarırız Dünyanın gerçeğini ne kadar az görürsek -kafamızda yalanlarla, yanlış algılamalarla ve illüzyonlarla ne kadar bulanırsa- doğruyu seçmekte ve akıllı kararlar vermekte de o kadar güçlük çekeriz.

Gerçeğe bakış açımız hayat ormanında kullandığımız bir harita gibidir. Harita doğru ise nerede olduğumuzu biliriz. Eğer nereye gideceğimize karar verdiysek, genellikle oraya nasıl ulaşılacağını da biliriz. Eğer harita sahte ve yanlışsa, genellikle ormanda kayboluruz. Bu, açık olmakla birlikte insanların çoğu tarafından az ya da çok görmezlikten gelinir. Bunu görmezlikten gelirler, çünkü gerçeğe giden yol hiçte kolay bir yol değildir. Bir kere kimsenin doğuştan haritası yoktur, kendi haritasını kendisi yapması gerekir, bu da çaba ister. Gerçeği algılamak ve hakkını vermek için ne kadar çaba harcarsak, haritalarımız da o kadar büyük ve kusursuz olur. Ama çok kişi bu çabayı göstermek istemez. Bazıları, büyüme çağları sona erince çaba göstermez olurlar. Onların haritaları küçük ve kabadır. Dünyaya bakış açıları dar ve yanıltıcıdır. Orta yaşın sonlarında çoğu insan çaba göstermekten vazgeçer. Haritalarının mükemmel ve yollarının doğru (hatta kutsal) olduğundan emindirler. Artık yeni bilgilerle ilgilenmemektedirler. Yorgun düşmüş gibidirler. Ancak azimli birkaç kişi ölünceye dek gerçeğin sırrını araştırmayı sürdürmüş, dünya ve gerçekle ilgili arayışlarını genişletir, derinleştirir, arındırır, yeniden belirler.

Harita yaparken karşılaşılan en büyük sorun sıfırdan başlamak zorunda oluşumuz değil, haritamızın doğru olması için onu sürekli olarak gözden geçirme gerekliliğidir. Dünya daima değişim içindedir.

Yeryüzündeki canlılar arasında sadece insan zihinsel haritasını kendisi oluÅŸturur. ÖrneÄŸin arılar nasıl bal yapacaklarını atalarından öğrenmezler. Onların zihinsel haritası yaratılıştan onlara kodlanmıştır. O doÄŸrultuda hareket ederler. Ama insanoÄŸlu hayat ormanında yolunu bulmak için kendi zihinsel haritasını kendisi bulacaktır. BaÅŸkalarının kılavuz diye eline tutuÅŸturduÄŸu haritalar gerçekte birer karga olabilir. Kılavuzu karga olanın akıbetinin ne olacağı ise herkesin malûmudur. BaÅŸkalarından miras aldıkları zihinsel haritalarını mutlak doÄŸru kabul edip ona sımsıkı sarılanlar, “Büyüklerimizin verdikleri haritalar bize yeter” diyorlar. Maide Suresi 5. ayette Allah(cc) diyor ki, “Ataları yanlış yolda ise yani atalarının haritaları yanlışsa, onların sapıklıklarını kutsayarak onların yollarından git-meye devam mı edecekler?”

Kendi yollarının kutsal olduÄŸunu söyleyerek, yollarını tartışmaya açmayan bilinç düzeyi düşük pek çok insan vardır. Bunlar babalarının kendilerine verdiÄŸi temel deÄŸerlere aykırı düşünmeyi, babalarının partisinden, cemaatinden ayrı bir yerde bulunmayı babalarına ihanet olarak algılarlar. Onların yanlış olduÄŸunu bildikleri halde, onların deÄŸer yargılarını öyle kutsarlar ki, bu zihinsel haritalarının aynı zamanda Allah’ın haritasıyla aynı olduÄŸu iddia ederler. Böyle düşünüp de yanlışının faturasını Allah’a çıkaranlara Allah’ın cevabı A’raf Sûresi 27. ayette verilmiÅŸtir: “Onlar bir kötülük yaptıkları zaman, ‘Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize böyle emretti’ derler. De ki: ‘Allah kötülüğü emretmez’ Allah’a karşı bilmediÄŸiniz ÅŸeyler mi söylüyorsunuz? Allah’a iftira mı atıyorsunuz?”

İnsan çalışıp çabalayıp geçerli bir harita elde ettikten sonra bu görüşün (haritanın) yanlış olduğunu ve haritanın büyük ölçüde yeniden çizilmesi gerektiğini bildiren yeni bilgilerle karşılaşınca ne olur?

Bunun için gereken acı verici çaba korkutucu, neredeyse başa çıkılmaz görünür. Biz de hemen her zaman ve genellikle bilinçsiz olarak bu yeni bilgileri görmezlikten geliriz. Hatta yalnızca görmezlikten gelmekle kalmaz, yeni bilgileri yanlış, tehlikeli, kabul edilmiş doktrinlere aykırı, şeytan işi olmakla suçlarız. Bu bilgilere savaş bile açabilir, kendi gerçeğimizi (haritamızı) dünyaya kabul ettirmek için elimizden geleni yapabiliriz. Kişi haritayı değiştirmek yerine, yeni gerçeği yok etmeye çalışabilir. Ne acı ki, böyle bir kişi kendi haritasını gözden geçirip dünya hakkındaki miadı geçmiş görüşünü değiştirmek için gereken çaba ve enerjiden çok daha fazlasını, bu modası geçmiş görüşünü savunmak için harcayabilir.

Miadını doldurmuş bir dünya görüşüne (zihinsel haritaya) sımsıkı sarılma süreci, bir çok ruh hastalığına temel oluşturur.

Düşünme ve kendimizi inceleme yeteneğimiz bizi insan yapan en önemli özelliğimizdir. Sürekli kendini inceleme, sorgulama ve düşünme ayakta kalabilmek için son derece önemlidir. Dış dünyanın sorgulanması, hiçbir zaman iç dünyanın sorgulanması ve incelenmesi kadar acı vermez. Yine de insan gerçeğe sadıksa yaşamak, aynı zamanda mücadeleye açık olmayı, meydan okumaya açık olmayı gerektirir. Haritamızın geçerli olup olmadığını anlamanın tek yolu onu başka harita yapıcılarının eleştirisine ve meydan okumalarına açmaktır. Yoksa kapalı bir sistem içinde yaşamış oluruz.

Haritalarının sürekli olarak meydan okumayla karşı karşıya bulunması nedeniyle açık insanlar sürekli olarak olgunlaşan, gelişen insanlardır. Açık olmalarından dolayı, daha kapalı olanlara göre çok daha etkileyici biçimde yakın ilişkiler kurabilirler. Asla yalan söylemedikleri için kendilerinden emin ve başları yukarıdadır. Var olmak için tamamıyla özgürdürler. Saklanmaları gerekmez. Gölgelere sığınıp saklanmak zorunda değildirler. Eski yalanlarını örtbas edebilmek için yeni yalanlar söylemek zorunda değillerdir. Sonuçta dürüstlüğün getirdiği öz disiplini sağlamak için harcaması gereken enerjinin çok daha az olduğunu öğrenmişlerdir.

İnsan ne denli dürüst ise, bu dürüstlüğü sürdürebilmesi de o denli kolay olur, aynen yalan söyledikçe, daha çok yalan söylemeye mecbur kalması gibi…. GerçeÄŸe sadık insanlar, açık olmalarından dolayı gizlisiz, saklısız yaÅŸarlar. Böyle yaÅŸamak için gösterdikleri cesaretten dolayı da korkudan kurtulurlar. Dünyayı olduÄŸu gibi deÄŸil, olduÄŸumuz yerden görürüz. Gördüğümüzü anlatırken, esasında kendimizi, kendi paradigmamızı anlatırız.

“İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmiÅŸse ötekine sağır” diyen ÅŸair İsmet Özel, kalıplanmış paradigmalarla dünyaya bakan ve olayları bu dar bakış açılarıyla yorumlayan kiÅŸilerin sonuçta ‘öteki’ni yok sayıcı tutumuna dikkat çekiyor. Bu yok sayıcı tutum, toplumsal çatışmanın kaynağını oluÅŸturuyor.

Yazısını okuduğumuz bir yazarın ya da dinlediğimiz bir konuşmacının paradigmasını anlamadan, onun duygu ve düşüncelerini anlamamız mümkün değildir. Ortak kavramlarla konuşmak kadar, kavramlara verilen ortak anlamlar da anlaşabilmenin vazgeçilmez şartıdır. Aksi halde kavramlardaki kargaşa kavramada da kargaşaya (anarşiye) yol açacaktır. Bu ise bireyler arası ilişkilerde olduğu gibi toplumsal hayatta da büyük çatışmaların ortaya çıkmasına sebep olur.

 ZİHİN HARİTALARI

Siyasal yorumcu Walter Lippmann (1889-1974) “dışarıdaki dünya”yı ‘•kafamızdaki resimler”den ayırt etmiÅŸti. “Dışarıdaki dünya”, gerçek ÅŸeylerin bulunduÄŸu yerdir; ama “kafamızdaki resimler”, yukarıda sıralanan etkenlerle biçimlenmiÅŸ olarak, ön kavramalara, yanlış kavramalara ya da eksik kavramalara dayanır. CoÄŸrafyacılar kafamızdaki bu resimleri zihin haritaları olarak anmaktadırlar. Zihin haritalarının kökenini oluÅŸturan “cognitive mapping” terimi ilk olarak psikolojide 1948″de kullanılmış (E.C.Tolman tarafından “fareler ve insanlarda obgnitive haritalama” diye); ancak daha çok. Lynch’in ilk kez 1960′da çıkan The Image ofthe City (1980) adlı kitabından sonra yaygınlaÅŸmaya baÅŸlamıştır. Konunun popüler hale gelmesi ise Downs ve Stea’nın yayınları ile (1973 ve 1977) Gould ve White’ın Mental Maps (1986) adlı kitabı sayesinde olmuÅŸtur. Bunları, daha sonra, yüzlerce makale izlemiÅŸtir.

“Zihin haritaları” (nıental maps) ya da “bilme-öğrenme haritaları” (cogni-tive maps) Dovvns ve Stea tarafından “insanların kendi mekânsal çevreleri hakkında bilgiler edinme, bu bilgileri depolama, çaÄŸrışım yapma ve deÄŸiÅŸtirmeyi mümkün kılan bilme-öğrenme süreçlerini içine alan bir yapı'’ olarak tanımlanmıştır. Bu tür bilginin insanların mekânsal karar verme olgusunun önemli bir parçasını oluÅŸturduÄŸu varsayılmaktadır. YaÅŸanılacak yerin seçilmesinde, özellikle de konut alanlarındaki tercihlerin incelenmesinde zihin haritaları büyük önem taşırlar. Bir kimseden yaÅŸamak istediÄŸi yer hakkında bir tercih yapması istendiÄŸinde, bu tercihi yapmak için o kiÅŸi kendi hafızasındaki dünya imajı yoluyla -yani kiÅŸisel deneyleriyle edindiÄŸi coÄŸrafi görünüme ait ya kitaplarda okuduÄŸu ya da televizyonda gördüklerinden kazandığı imajlar yoluyla karar vermek zorunda kalacaktır. Bazı kimseler yakın ve tanıdık buldukları yerlerde, bazıları ise tamamen deÄŸiÅŸik yerlerde yaÅŸamayı tercih edebilirler; tercih ne olursa olsun, mekân imajı o kiÅŸinin zihin haritası olarak kabul edilebilir. Bir zihin haritasının sözlerle en iyi anlatımının İngiliz romancı Angus Wilson’dan yapılan diyelim ki İstanbul’daki Mavi Camii, hatırlamak istediÄŸimde, zihnimin doÄŸal eÄŸilimiyle yapacağım ÅŸey, bu binayı gördüğüm baÅŸka ünlü istanbul camileriyle iliÅŸkili olarak bir yere oturtmak ve daha sonra Mavi Rehber’imdeki (Blue Guide) tüm İstanbul’u gösteren haritadan neler hatırladığım: gözümde canlandırmak olacaktır. EÄŸer yorgun ve aylaksam, resim otomatik olarak geniÅŸlemeye baÅŸlayacaktır. İstanbul bir Türkiye haritasında ziyaret ettiÄŸim baÅŸka Türk ÅŸehirlerinin yanında belirecek, karşılığında da görsel ayrıntılar canlanacaktır. Bu haritada, aynı zamanda, kaçırıp göremediÄŸim ÅŸehirler de yalnızca okuyarak öğrendiÄŸim zayıf ayrıntılarla yer alacaktır…. Bilincimin kenarlarında, görüntüler arasına kaymaya çalışan … tıpkı üzerinde yoÄŸun nüfuslu alanların kara noktalarla kaplandığı, Antarktika’nın bembeyaz göründüğü ÅŸu demografik haritalar gibi tüm bir dünya haritasıdır. Bununla birlikte, benim haritam gerçek deneyimlerin siyah noktalan ve hayal gücünün gri noktalarına ve ikisi arasında da edebiyat derneklerine, tarihsel olaylara, yolculuÄŸum sırasında karşılaÅŸtığım insanların yaÅŸadıkları ÅŸehirlere ve benzerlerine iÅŸaret eden noktalara sahiptir. Bu yüzden de benim zihin haritamda Londra kara bir leke, Provence güzel bir siyah, Antarktika (benim buz korkularımın çoÄŸunun manzarası) koyu bir gri, Tahran sabahın erken saatlerinde havalimanındaki görüntülerimle açık renkle iÅŸaretlenmiÅŸ, eski bir dostun yaÅŸadığı ÅŸehir alarak karalanmış, Musaddık ve onun pijamalı hali olan bir sözcükle de üzerine çizgi çekilmiÅŸ olarak görünecektir. … Üzerindeki iÅŸaretler ya da gölgeler, çizgileri ve insan dramlarıyla (dramatis personae) bu dünya haritasının yukarısında zaman bir hortum gibi yukarı doÄŸru hareket eder; öyle ki haritadaki her bir yer ya bireysel deneyimlere iÅŸaret eden ya da kendi tarihsel geçmiÅŸini akla getiren kendi tarihsel haritalarına sahip olduÄŸunu gösterir (Tuan 1975)

Zihin haritaları kiÅŸinin deneyleriyle ya da edindiÄŸi bilgilerle ÅŸekillenirler, dolayısıyla kiÅŸiden kiÅŸiye çok farklılık gösterirler. Özellikle kiÅŸinin toplumsal sınıfı ve eÄŸitimi dünya görüşü üzerinde etkili olur. Bir kimsenin yaÅŸadığı yer de onun mekân algısını etkiler. Yapılan araÅŸtırmalar ÅŸu hususu ortaya koymuÅŸtur: KiÅŸilerin dünya görüşleri kısmen yaÅŸadıkları yere baÄŸlıdır ve insanların önemli bir kısmı için de kendi evlerinin bulunduÄŸu, yani tanıdık oldukları yer tercih ettikleri tek “yer’dir. Çocuklar arasında ise zihin haritalarının farklılaÅŸmasında cinsiyet de bir etkendir. Kızların genelde anneye daha yakın, koruma altında olarak ev ve yakın çevresinde, baÅŸka bir deyiÅŸle “kapalı mekânlar”da tutulması ve böylece mekânsal deneyimlerinin sınır

anarak mekânla ilgili bilgilerinin dar kapsamlı kalması, onların “zihin haritaları”nın doÄŸruluÄŸunu da etkilemektedir

Zihin haritalarının oluşturulmasında taslak harita yöntemi şaşırtıcı ve son derece ilgi çekici sonuçlar vermektedir. Esneklikleri, açıklıklar, potansiyel olarak derin psikolojik görüşleri yansıtmaları bakımından dikkate değerdirler. Ancak bu teknik, ortaya çıkan ürünün yorumlanmasında karşılaşılan güçlükler ve harita çizim tekniklerinde eğitim görmemiş kişilerin, şehir içi ölçeğinde bildikleri yerleri yerine yerleştirememeleri yüzünden eleştirilere uğramıştır. Diğer eleştiriler arasında, taslak haritaların bilgi deyi çizim becerisi gerektirdiği; bunların izafi mesafeyi ve yönü anlamlı ölçme olanağını engelleyen ölçek, oryantasyon ve içerik bakımından türdeş olmadıkları; ve farklı araştırmacıların bu tür haritaları farklı değerlendirme olasılığından dolayı farklı yerlerde yapılan ayrı ayrı çalışmaların birbiriyle karşılaştırılmalarının mümkün olamayacağı da yer almaktadır.

Dünya Haritaları ve Dünya İmajı

Dünya haritaları, dünyayla ilgili imajları yansıtırlar. Harita yapımcıları da insan olduklarına göre, J.K.Wright’ın (1966) açıkladığı gibi, her harita “kısmen objektif-nesnel- gerçekleri yansıtırken, kısmen de sübjektif-öznel- elemanların bir yansıması olacaktır”. Haritalar çok miktarda bilgiyi yoÄŸun olarak içerdiklerinden, coÄŸrafi bilginin ve harita yapımcısının ait olduÄŸu toplumun deÄŸerlerinin incelenmesinde zengin bir kaynak görevi görecekleri kesindir. En eskisinden en yenisine kadar dünya haritalarının analizi öznel ve nesnel elemanların bir araya geliÅŸinin delillerini ortaya koyar ve dünya hakkındaki deÄŸiÅŸik imajların ölçülme yollarından birisini saÄŸlar.

Dünya hakkındaki zihin haritaları daha küçük alanlarınkinden önemli ölçüde farklılık gösterirler. Dünya hakkındaki imajlar çevre içinde hareket sırasındaki kişisel deneyimlerden çok eğitimle edinilmektedir. Okuldaki eğitim sırasında kullanılan küresel harita modelleri de bu bakımdan özellikle önemlidir. Dünyayla ilgili imajları araştırmak için de bunların dayandırıldığı harita modellerini anlamak, bilmek gereklidir. Bu tür bir harita çiziminde öğrenci ya da çizen kişi önce hafızasında bir dünya siyasi haritası üretmeye çalışır; çünkü kendisinden ülkelerin adlarını bilmesi istenmiştir. Aslında, ilginç olsa da, işi güçtür. En çok hatırlanan adlar, hatıra en kolay gelenler olacağından. en sık gördükleri ve toplumda en fazla duydukları yerlerin adları olacaktır.

Dünya Zihin Haritalarının Ortalanması

49 ülkede 71 noktada öğrencilere çizdirilen 3863 taslak haritanın analizi, haritaların nerenin merkez alınarak çizildiÄŸini gösteriyor: Buna göre, Saarinen (1988) üç merkez ortaya çıkarmıştır: Eurocentric. Sinocentric ve Americenı-ric (Avrupa, Çin ve Amerika merkezli) haritalar. En fazla rastlanılanı Avrupa merkezli olanlar; yani, Greenwich meridyenini esas alan dünya haritalarını yansıtanlardı. Bu tür haritalarda esas sapma, öğrencinin ülkesine baÄŸlı olarak boylamda olmakta ve boylama göre haritanın en bilinen kısımları deÄŸiÅŸiklik göstermektedir DoÄŸu Asya ve OkyanusyaÂ’daki öğrenciler Sinocentric harita çizerlerken, Kuzey Amerika’nın Batı kıyısındakiler daha çok Americeniric haritaları seçmiÅŸlerdir. Dünyada en çok kullanılan harita, Avrupa KeÅŸifler Çağı olarak bilinen dönemden beri Avrupa merkezli haritalardır -yüzde 80 oranında Avrupa merkezli haritalara rastlanır. Amerikalar solda; Atlas Okyanusu ve Afrika ortada; DoÄŸu Asya ise en saÄŸda yer alır; Pasifik Okyanusu bu haritalarda genellikle gösterilmez; yalnızca kenarları görünür.

Çin merkezli haritalarda ise Avrupa solda, doÄŸu Asya ve Pasifik Okyanusu ortada, Amerikalar saÄŸda yer alır. Bu kez Atlas Okyanusu ancak kenar hırda görülür. Bu tür haritaların geçmiÅŸi Maueo Riccı’ye kadar gider (1583′de Çin’e varmıştı). Onun sayesinde Rönesans bilgisj Çin kartografyasına taşınmıştı. Çinli bilim adamları Ricci’nin kendilerine sergilediÄŸi dünya haritasından çok etkilenmekle birlikte. Çin’in ait olduÄŸu yere konmayıp haritanın kenarında yer almasından hoÅŸlanmamışlardı. Kıçı11 ılc buna 1602′de yaptığı, Çin’i ortaya yerleÅŸtirdiÄŸi dünya haritası ile tepti vermiÅŸti (Baddeley 1917). Kendilerinden bir dünya haritası çizmeleri istenen toplam öğrencilerin yüzde 11′i; Japon, Çinli, Koreli, Endonezya ve Yeni Zelandalıların da bazıları bu tür haritayı çizmiÅŸler; ancak Asya’nın tümü deÄŸil, yüzde 25′i bunu tercih etmiÅŸti. Beijinglilerin yüzde 100′ü, Çinlilerin yüzde 90′ı, Endonezyalıların yüzde 69′u, Japonların yüzde 95′i, İranlıların yüzde 100′ü, Pakistanlıların yüzde 93′ü, Taylandlıların yüzde 93′ü, Hintlilerin yüzde 90′ı, Hong Kongluların yüzde 94′ü, Singapurluların yüzde 81′i ise Avrupa merkezli haritayı tercih etmiÅŸlerdi.

Amerika merkezli haritalar ise Amerikaların ortada olduÄŸu türdedir. Bu yüzden hem Atlas Okyanusu hem de Pasifik görünebilir fakat Avrasya bölünür Bu tür tek harita 1850′de Boston’da ve I851′de de New York’ta yayınlanmıştı. A.B.D., Meksika’ya karşı kazandığı zaferden ve Kaliforniya’da altın bulunduktan sonra böyle bir merkezi yeri hakkettiÄŸi düşüncesindeydi. Amerika merkezli haritayı seçenlerin oranı tüm A.B.D.’nde yüzde 24 iken. Kanada’da yüzde 17 olmuÅŸtu. Buna karşılık, Vancouver’da yüzde 21, İngiliz Ottavva’da yüzde 18, Fransız Ottawa’da yüzde 10, Kosta Rika ve Buenos Aires’de yüzde 13 dolayında tercih edilirken, Asya’da bu oran yüzde l, Afrika’da ise 0 olmuÅŸtu -yani hiç tercih edilmemiÅŸti.

Kategori: EÄŸitim


Rasgele...