Programlı Array Öğretim

12 Temmuz 2007



PROGRAMLI ÖĞRETİM

Öğrenmeye ilişkin girişimlerin sürdürülmesi, organize edilmesi ve değerlendirilmesinde öğretmen kadar öğrenciye de görev sorumluluk verilmesi, öğrenme etkinliği açısından, üzerinde önemle durulan ilkeler olarak kabul edilmektedir. Öğrenciye bu olanakların sağlanması için eğitim teknolojisinin bulgularından yararlanmak gerekmektedir. Eğitim sisteminde, bireyin öğrenme girişimlerini özgürce organize etmesi, sürdürmesi, kendi kendini değerlendirmesi ve öğrenmeye etkin olarak katılmasını, öğrenmede bireysel hıza göre ilerlemesini ve aynı zamanda, öğretmeni geleneksel görevlerinden kurtarıp, öğrencilerle yakından ilgilenme ve bilgisini yenilemesine olanak sağlayacak çağdaş eğitim teknolojisi uygulama yöntemlerinin başında “Bireysel Öğretim Yöntemleri” gelmektedir.

Bireysel öğretim yöntemi kullanılırken öğretmen ve öğrenciye yeni roller düşmektedir. Her şeyden önce öğretim öğrenci merkezli olmaktadır. Öğretme-öğrenme süreçlerinde öğrencinin bilgi kaynağı ile doğrudan etkileşimi sağlanmaktadır . Her şeye otoriter biçimde hakim olan öğretmen rolünde değişiklik düşünülüp, öğretmenin öğrencinin bilgi kazanmasını kolaylaştırmak için ona rehberlik eden, güdüleyen, öğrenme ortamını düzenleyen bir role sahip olması eğilimi ağırlık kazanmaktadır. Öğretmenin kontrol edici rolü, düzeltici, uyarlayıcı, öğrenmenin sonucunu kontrol edici yönde değişmektedir. Öğretmenin rolünde yapılması düşünülen bu önemli değişiklikle kendisini yenilemek için zaman kazanacağı da belirmektedir.

Bireysel öğretim yönteminin eğitim için ne kadar önemli ve gerekli olduğu görülmektedir. Bu yöntemler sınıf içi ve sınıf dışında öğrencilerin öğrenmelerine yararlı olacak yöntemleri kapsamaktadır. Bu yöntemler;

1.      Bireyselleştirilmiş Öğretim Yöntemi,

2.      Bilgisayar Destekli Öğretim Yöntemi,

3.      Programlı Öğretim Yöntemi

olmak üzere başlıca üç grup altında toplanmaktadır. (Orgun ve Özkütük, s.1)

Bu bağlamda bilgisayar destekli öğretim yöntemini kısaca açıklamak gerekirse:

Eğitim sisteminin aşırı derecede artması, öğrenci sayısının hızla çoğalması, bilgi miktarının artması ve içeriğin karmaşıklaşması, öğretmen yetersizliği, bireysel kabiliyet ve farklılıkların önem kazanması gibi nedenlerden dolayı(makale) bilgisayarların öğretimde kullanılma gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bilgisayarların öğretimde kullanılmasının en zor fakat en çok ümit vadedeni olarak kabul edilen BDÖ, kendi kendine öğrenme ilkelerinin bilgisayar teknolojisi ile birleşmesinden oluşmuş bir öğretim yöntemidir(Uşun, 2000, 71). tanım olarak BDÖ ;

Bilgisayar Destekli Öğretim:

Öğrencilerin programlı öğrenme materyalleri ile bilgisayar kullanarak etkileşimde bulunduğu; diğer bir ifadeyle, bilgisayar programları aracılığıyla öğrenmeyi gerçekleştirdiği, öğrenmelerini izleyip kendi kendini değerlendirebildiği bir öğretim biçimidir (Makale)

Konumuzun bu kısmında bireysel öğretim yöntemlerinden birisi olan BDÖ yönteminin temelinde yer alan programlı öğretim yöntemi kurumsal esasları ve uygulama boyutları ile tanıtılmakta ve geleneksel öğretimle çeşitli boyutlar açısından karşılaştırılması yapılmaktadır.

İlgili literatürler incelendiğinde programlı öğretim yönteminin bir takım araştırmacılar tarafından yapılmış, sonuçta aynı anlama gelen, ancak farklı bir bakış açısıyla verilmiş çeşitli tanımları dikkati çekmektedir.

Programlı öğretim yöntemi, önceden belirlenmiş hedef davranışlara ulaşmak üzere dikkatlice düzene sokulmuş, sıraya konulmuş, kontrollü öğrenme yaşantılarından meydana gelen bir süreçtir. Programlı öğretim, çağdaş program geliştirme anlayışının bir ürünüdür. (Ar, 1996, s.58)

Programlı öğretim, bir öğrencinin davranışsal hedeflere ulaşmasına yardım etmek üzere deneysel olarak geliştirilmiş öğrenme tekniklerinin sistematik olarak uygulanması ile desenlenmiş bir süreçtir. Öğretime, deneysel ve disiplinli bir yaklaşımdır. (Alkan, 1984, s.162)

Programlı öğretim, öğrenme sürecinde ilginç olanaklar yaratmakta, öğrenme sürecini büyük ölçüde bireyselleştirmekte, öğrencinin kendine en uygun hızla öğrenme sürecine aktif olarak katılabilmesini sağlamaktadır. (Şeniş, 1993, s.7)

Programlı öğretim kavramı öğretme-öğrenme süreçlerine sistemli, planlı bir yaklaşım olup, bu öğretim konusunda ortaklaşa benimsenen husus ise bireysel ve kendi kendine öğretim yöntemi olduğudur. (Hızal, 1977, s.34)

Programlı öğretim yöntemine ilişkin olarak verilen tanımlar dikkatlice incelendiğinde, programlı öğretim konusunda ortaklaşa benimsenen noktanın, bu yöntemin bireysel, kendi kendine öğrenme yöntemi olduğudur (Uşun, 2000, s.21).

Programlı Öğretimin Temeli

1950’ ler de, daha önceleri açığa çıkan düşüncelerin pek çoğu açıklanmaya ve yayılmaya başladı. Bunların içinde en başta geleni olan programlı öğretim, analitik işlemler ve öğretimsel gelişmeler tarihinde önemli yer tutar. Öğretimin bu şekli davranışsal öğrenme teorilerine dayanır.

Önceleri programlı öğretim sıklıkla öğretim makinasının(Programlı öğrenme/öğretmede, bir makine veya bilgisayarın kullanıldığı bir ortam düşünülür ) bir formu olarak tasarlandığı fakat sonraları etkileşimli metin konseptini getirdi. Programlı öğretim hareketi, yetişkinlerde bütün okul konu alanlarında ve aynı zamanda mesleki eğitimde de yazılı kendi kendine öğretme yöntemini yaydı. Sonraları teknoloji geliştikçe diğer kitle iletişim araçları ( radyo, tv, video ve bilgisayar gibi) kullanılmaya başlandı.

Skinner’ ın araştırmaları ve bulguları programlı öğretimin gelişmesinde büyük öneme sahiptir. Daha ileri gitmeden önce sizlere onun bulgularından bahsetmek istiyoruz. Davranışçı akımın temsilcilerinden olan Thorndike uyarıcı-tepki ilişkisine ve deneme-yanılma yoluyla öğrenmeye ilişkin deneyleri hayvanlar üzerinde gerçekleştirmiştir. Thorndike tepkinin birey üzerinde bıraktığı etki konusuna daha fazla önem vermiştir. Ona göre tepkiden elde edilen doyum davranışın tekrar edilme sıklığını artırır, yani tatmin edici sonuçlar alındığında uyarıcı-tepki ilişkisi pekiştirilir. Bu demek değildir ki tatminsizlik tepkide bulunmayı ortadan kaldırır. Hoşnutsuzluk bireyin yeni alternatifler ve çözüm yolları aramasına neden olur; bu yeni arayış büyük olasılıkla deneme-yanılma yoluyla olur. Thorndike’ın “hoşnutsuzluğun, uyarıcı-tepki bağını güçlendirdiği ve pekiştirdiği yolundaki ilkesi” etki yasası olarak bilinir

 Thorndike’ın öğrenme teorisine olan katkısı, özellikle çocuklardaki öğrenme becerilerinin ölçülmesinde bilimsel ölçme araçlarının kullanımı ve iyi öğrenme alışkanlıkları oluşturmada ceza ile değil ödüller vasıtasıyla motivasyonun sağlanacağı yolundaki tezlerle olmuştur. Ancak cezanın dolaylı bir etkisi olabilir (Child, 1993); şöyle ki başarısız bir çocuğun varolan istenmedik uyarıcı-tepki bağı daha uygun, uyarıcı-tepki bağlarına ceza ile de dönüştürülebilir. İşte burada öğretmene alternatif uyarıcı-tepki bağları sağlayarak öğrenciye yardımcı olma görevi düşmektedir. Thorndike’ın yasası öğretmenin yardımcılığı konusunda sınırlı olmalarına rağmen, daha sonraki yıllarda pekiştireçlerin açıklanması çalışmalarında radikal denebilecek davranışçılardan Skinner’i önemli ölçüde etkilemiştir.  Diğer bir davranışçı olan Pavlov da Watson ve Thorndike gibi davranışı bir uyarıcıya karşı verilen yanıt olarak görmüştür. Fakat Watson ve Thorndike’dan farklı olarak, Pavlov (1960) fizyolojik refleks hareketlerle ilgilenmiş ve “klasik koşullanma” ile ilgili deneyler yapmıştır.

Skınner’ ın araştırmaları ve bulguları programlı öğretimin gelişmesinde büyük öneme sahiptir. Daha ileri gitmeden önce sizlere onun bulgularından bahsetmek istiyoruz.

·        Burrhus Frederic Skinner (1904-1990)

Skinner daha önceki davranış bilimcilerin çalışmalarıyla devam etti ve Skinner deneysel çalışmalarını birçok diğer davranışçı teorisyen gibi hayvanlar üzerinde ve laboratuar koşullarında gerçekleşmiştir. Bu deneylerde hayvan, Skinner kutusu olarak adlandırılan bir ortama (kafese) konulur. Hayvanın kafes içindeki bir düğme ya da manivelaya basmasıyla bu davranışı pekiştirecek olan yiyecek sunulur. Bu iki davranış hayvanı koşullamaktadır. Burada pekiştireçlere önemli görev düşer. Pekiştireçlerin dikkatli bir şekilde ve zamanlı olarak sunulmasıyla kalıcı öğrenmelere ulaşılması hedeflenir. Ancak sınıf ortamı değişik özellikleriyle daha karmaşık bir ortamdır ve Skinner’e göre öğrenme için uygun bir ortam değildir. Çünkü pekiştireç örüntüsü sınıfta düzenli olarak işletilememektedir, öğrenci etkinliklerinin sonucunu hemen görememektedir. Öğretmenin öğrenciye pekiştireç ve/veya dönüt vermesi aralıklı olmakta, bir davranışın ortaya çıkmasından çok daha sonra olabilmekte ve hatta bazen hiç verilememektedir. Bu nedenle Skinner bireysel öğrenmeler için (Pressley’den sonraki ilk ciddi teori-pratik eşlemeli öğretme makinesi) bir öğretme makinesi önermiş ve programlı öğrenmeyi desteklemiştir

Aynı zamanda bilinen uyaranlarca tetiklenen tepkilerle(klasik koşullanma ), açık görünen olmaksızın ortaya çıkan tepkileri dikkatlice ayırt etti. Bu tip davranışları OPERANT olarak adlandırdı. daha çok bu tip operant davranışları ortaya çıkaracak ödülleri kullanmakla ilgilendi, çünkü “bu insan davranışlarının en yaygın tipidir”.  Klasik koşullanmada yanıt uyarıcıyı veren tarafından kontrol edilir. Çünkü o uyarıcının ne olduğunu ve ne zaman verilmesi gerektiğini bilir. Dolayısıyla doğuştan gelen veya kazanılmış refleks hareketi kullanarak yanıtın ortaya çıkması sağlanır. Buna karşın, operant koşullanmada öğrenmeden önce istendik yanıtın gelmesi beklenir. İstendik yanıt alınınca da pekiştireç verilir. Bu nedenle birey ödül almak için öğrenme ortamında etkinlik yapmak zorundadır. Klasik koşullanma ile operant koşullanma arasındaki ikinci fark pekiştirecin etkinliğindedir. Klasik koşullanmada koşulsuz uyarıcı pekiştireçle ilişkilendirilir ki davranışın tekrarı olsun. Fakat operant koşullanmada bireyin hareketi bir pekiştireç kaynağı olarak işlev görür, bir yanıtı ödül takip ederse, yanıtın tekrarlanma olasılığı artar (Makale).

Skinner, operant koşullanma bağlamında yaptığı deneylerle şu sonuçlara varmıştır:

Öğrenme sürecinde öğrenilecek materyalle ilgili adımlar küçük olmalıdır ve daha önce öğrenilenler üzerine kurulmalıdır.

 Özellikle öğrenmenin ilk safhalarında, öğrenme düzenli olarak ödüllendirilmeli ve tüm aşamalarında da aralıklı ve/veya sürekli pekiştireçlerle kontrol altında tutulmalıdır.

Öğrenciye sunulacak ödüller doğru yanıtı takiben hemen verilmelidir. Bu olgu dönüt olarak nitelendirilmeli ve yapılan davranışların sonucu hakkında bilgilendirilmenin motivasyonu da etkilediği gözden kaçırılmamalıdır.

Öğrenciye uyarıcılar arasındaki farkları keşfedebilmesi için yeterince fırsat verilmelidir.

Skinner bu bulguları, programlı öğretimin başlangıç noktası olmuştur.Bir programlı öğretim modeli olan, doğrusal öğrenme metodu ile öğretim, Skinner’in deyimiyle (1968) “pekiştireçlerin süreklilik gösterecek şekilde düzenlenmesi işlemi” olmaktadır. Yine doğrusal programların bir tür mekanizasyonu da getirdiğini Skinner kendisi ilan etmiştir. Öğretmenin pekiştireç sunmada tek başına yetersiz kaldığını ve bu yönüyle öğretmenin öğrenme ortamında modası geçmiş bir olgu olduğunu iddia ederek, “tipik” öğretme makinelerinin önünü açmıştır. Buradan da anlaşıldığı gibi, Skinner’in bulguları programlı öğretimin temelini oluşturmaktadır.

Programlı Öğretim Sisteminin Öğeleri

a)      Öğrenci: Programda yer alan, amaca doğru adım adım ilerleyen bir öğedir. Belirli eğitim problemlerini çözerek, belirli davranışlar kazanacak olan sistemin ilk “girdi”sidir.

b)      Program: Kolaydan zora, bilinenden bilinmeyene ve somuttan soyuta dizilmiş bir takım yazı ve şekil ünitelerinden meydana gelmektedir. Kendine özgü bir mantığı vardır. Öğrenciyi adeta kendi mantığına göre yöneltebilir. Programlı materyaller bütün programı kapsayacak şekilde, öğretimi zenginleştirmek, öğrenciyi desteklemek,sınıf dışı etkinlikleri etkili kılmak gibi amaçlarla hazırlanmaktadır.

c)      Araç: Hazırlanan programı öğrencinin hizmetine sunmaya yardımcıdır. Bu yardımcılar; programlı kitaplar, kartlar, teypler, filmler, öğretme makineleri olabilmektedir. Ne var ki, geleneksel öğretimde kullanılan öğrenmeye yardımcı bir araç ya da görsel-işitsel araçlar gibi tek düze programlardan meydana gelen bir araç değildir.

Programlı öğretimde, hazırlanan programlar, ister programlı kitap, isterse öğretme makinesi aracılığıyla sunuluyor olsun, öğretilecek içerik küçük ünitelere ayrılır. Bu üniteler belirli bir mantıki sıraya göre düzenlenmektedir. Her üniteye ilişkin olarak öğrencinin cevap vermek zorunda bulunduğu bir soru sorulmakta, bu soruya verilecek cevap öğrenci tarafından yazılabileceği gibi öğrenci bilgiyle birlikte sunulmuş bulunan cevaplardan birini de seçebilmektedir. Öğrenmenin oluşup oluşmadığını anlamak için yöneltilen soruya öğrenci tarafından verilen cevap kaydedilmekte, bir sonraki maddeye geçilmeden önce öğrencinin bir önceki aşamada soruya verdiği cevap hakkında kendisine anında bilgi verilmekte ve öğrenme sürecinde öğrenci bireysel hızına göre ilerleyebilmektedir. Öğrenci eğitim sonucunda mutlaka istenileni öğrenmektedir.(Orgun ve Özkütük, s.2)

Programlı Öğretim Yönteminin İlkeleri

Programlı öğretim yönteminin dayandığı ilkeler Alkan ve Teker (1992) tarafından 16 madde altında ele alınmıştır. Bu ilkeler şunlardır ( 1992, s.11-14):

1.      Pekiştirme

2.      Küçük adımlar

3.      Aktif cevap

4.     Cevabı teşvik

5.      Uygun ipucu

6.      Uyarıcıyı destekleyen faktörü kaldırma

7.      Pratik – tekrar ve anlama

8.      Geri besleme ve düzeltme

9.      İçerik niteliği ve program düzeni

10.  Bireye görelik

11.  Hedeflerin belirlenmesi

12.  Hedeflerin düzenlenmesi

13.  Öğrenme-Giriş düzeyi

14.  Bir adımda bir gerçek

15.  Performansı değerlendirme

16.  Bilgi takdimi

Programlı öğretim ilkeleri, Alkan ve Teker (1992) tarafından on altı maddede ele alınmasına rağmen, söz konusu ilkelerin çoğu araştırmacı tarafından (Küçükahmet, 1997; Hızal, 1977; Demirel, 1995; Çivi ve Büyükkaragöz, 1994) aşağıda belirtilen beş boyutla ele alındığı görülmektedir:

1.  Küçük Adımlar İlkesi: Öğretilecek bilgi anlamlı küçük bilgi birimleri halinde sunulmaktadır. Bu küçük bilgi birimleri mantıki bir sıra izlemelidir. Bu ilkeye göre içerik basitten karmaşığa, bilinen kavramlardan bilinmeyen kavramlara doğru bir sıra izleyecek biçimde düzenlenmelidir .

2.  Öğrenmeye Etkin Katılım İlkesi: Programlı öğretim, programla öğrenci arasında devamlı bir etkileşimi gerektirmektedir. Program öğrenciye bir bilgi sunmakta ve sunulan bilginin öğrenilip öğrenilmediğini kontrol için soru yöneltilmektedir. Öğrencinin kendisine sorulan bu sorulara cevap vermesi öğrencinin öğrenmeye etkin olarak katılmasını sağlamaktır .

3.  Sonuç Hakkında Bilgi Alma İlkesi: Programlı öğretim yönteminde öğrenci kendisine verilen materyalde bir sonraki maddeye geçmeden önce bir önceki maddede kendisine yöneltilen soruya verdiği cevap hakkında bilgilendirilmektedir. Böylece öğrenci kendi kendini kontrol etme olanağını bulmakta ve anında düzeltme yapabilmektedir .

4.  Bireysel Hıza Göre İlerleme İlkesi: Programlı öğretim yönteminde, her öğrenci zamanını kendi öğrenme hızına göre ayarlama olanağına sahiptir. Yani öğrenci gruba bağlı kalmamaktadır. Böylece düzey farklılığından kaynaklanan olumsuzluklar da ortadan kalkmaktadır .

5.  Doğru Cevaplar İlkesi: Programlı öğretim yönteminde öğrenen bireyin büyük oranda doğru cevaplar vermesini sağlayacak düzenlemeler yapılmıştır. Öğrencinin vereceği her doğru yanıt, kendisini daha sonraki öğrenmeleri için olumlu yönde güdülemektedir.

Programlı Öğretim Yönteminde Program Modelleri

Programlı öğretim alanında üzerinde en fazla durulan iki program modeli bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Skinner’in “Doğrusal Program Modeli”, ikincisi de, Crowder’in adıyla anılan “Dallara Ayrılan Program Modeli”dir . Bu iki programın birlikte kullanılabileceği görüşü, karma programların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Karma Program. Her madde için uygun yöntemi kullanmaya olanak veren esnek bir yapı sergiler .

1.      Doğrusal program modeli

2.      Dallara ayrılan program modeli

Doğrusal Program Modeli: “Skinner Modeli”de denilen doğrusal program modeli, şartlanma öğrenme modelinin eğitimde kullanılması yönünde bir girişimdir (küçükahmet, 1997, s.119). Bu modelde öğrenilmesi istenilen bilgiler “madde”, “çerçeve”, veya “küçük “adımlar” halinde aşamalı olarak öğrenciye sunulur. Belirli sayıdaki programlanmış maddeler birleşerek bir programlı basamak oluşturmaktadır (Önder, 1992, s.124). Programlı basamağı oluşturan her madde, genellikle dört öğeden oluşmaktadır. Bunlar;

1.      Bilgi: Her maddede öğrenciye önce öğrenilmesi istenen konuyla ilgili bilgi verilir.

2.      Soru: Sunulan bilgiyi okuduktan sonra öğrenci, maddede kendisine yöneltilen soruyu okumak ve soruya cevap vermek durumundadır.

3.      Yer:Öğrenci tarafından verilen cevap madde içinde belirlenmiş yere yazılır.

4.      Yönerge: Yanıt yazıldıktan sonra,öğrenci cevap hakkında geri bildirim almaktadır.

Böylece madde tamamlanır ve bunu izleyen maddeye geçilir.(Küçükahmet, 1997, s.120)

Doğrusal program modelinde, öğrenci bilgi maddelerini doğrusal bir yol izleyerek okumak, her maddeye ilişkin cevabı vermek ve kendi cevabının uygun olup olmadığını bir sonraki maddenin uygun bir yerindeki doğru cevapla karşılaştırmak durumundadır. Bu maddede tüm öğrenciler aynı sıra ve yolu izlemektedirler(Hızal, 1997)

Bu modelde öğrenme, istenilen davranışın oluşmasını sağlama ve davranışın ödüllendirilmesi esasına dayanır. Bu programda öğrenciler aynı sırayı izleyerek ilerlemektedirler. Bu programlarda öğrencilerin izledikleri yol, aşağıda gösterilmektedir.

Şekil – 1. Doğrusal Program Modeli

Kaynak: (Küçükahmat, 1997, s.120)

Bu modelde her öğrenci aynı yolu izlemesine rağmen , kendi bireysel hızına göre ilerlediğinden programı tamamlama süreleri farklılık göstermektedir. Bu modelde cevaplar bir test olmayıp, öğrenmenin oluşup oluşmadığını belirlemeye yöneliktir. (Hızal ,1997; Alkan 1992 ; Küçükahmet , 1997 )

Dallara Ayrılan Program Modeli: “Crowder modeli” de denilen dallara ayrılan program modelinde öğrenme kuramları ile ilgili herhangi bir var sayımdan hareket edilmez. Bu modelde , öğrenmede, her öğrenci aynı yolu izlememektedir. İzleyecekleri yol , kendi başarı düzeylerine göre farklılaşmaktadır. Öğrenciye kazandırılacak muhteva “maddeler” halinde sunulmaktadır. Her çerçeve , bilgi, soru ve cevap seçeneğinden oluşmaktadır. Öğrenci önce madde sunulan bilgiyi sonra bu bilgi ile ilgili olarak kendisine yöneltilen soruyu okumaktadır. Öğrenci, aynı madde içinde sunulan seçeneklerden birini seçerek bu sorunun cevabını vermektedir. Öğrenci, yaptığı cevap seçimine göre , farklı yönlere gönderilmekte ve yaptığı cevap seçimi hakkında kendisine bilgi sunulmaktadır. Cevap doğru ise , olumlu pekiştireç içeren bir ifadeyle durum kendisine bildirilmektedir. Böylece bir maddeyi doğru cevap vererek tamamlayan öğrenci , yeni bilgi ve bu bilgi ile ilgi soruyu içeren bir sonraki maddeye geçmektedir. Eğer öğrencinin seçtiği cevap yanlış ise cevabının neden yanlış olduğu hakkında kendisine bilgi verilmekte ve yanlışını düzeltmeye yardımcı olacak bilginin bulunduğu yere gönderilerek , bilgiyi dikkatlice tekrar okuması ve yeniden cevap vermesi istenmektedir. Cevap seçmedeki hatalar nedeniyle öğrenci farklı yönlere yöneldiğinden, bu program modeline “Dallara Ayrılan Program” adı verilmektedir(Küçükahmet , 1997;Alkan, 1992;Hızal, 1977).

Şekil - 2. Dallara Ayrılan Program Modeli

(Kaynak: Küçükahmet, 1997 , s.21)

Her bir rakamın bir öğrenme adımını temsil ettiği, yukarıdaki şekil(2 ) de üç öğrencinin ilgili araçla çalışması görülmektedir. Boş oklarla belirtilende her zaman doğru cevap veren bir öğrenci amaca doğru gitmekte ve aynen doğrusal program modelindeki gibi ilerlemektedir(İzlediği yol , 1-3-4-7-5-8). Şekilde uçlu okla belirtilen diğer öğrenciler cevaplamada hatalar yapmıştır , tercihleri onları başka bir yola yöneltmiştir. Şekilden anlaşılacağı gibi öğrenci bir numaralı adımda hata yapmıştır. Bir numaralı adımda hata yapmasaydı, üç numaralı adıma yönelecekti. Verdiği yanlış cevap onun önce iki numaralı adımı gerçekleştirmesini gerekli kılmış , bu adımda başarılı olunca üç numaralı adıma yönelmiştir. Şekildeki diğer öğrenci ise daha farklı bir yol izlemektedir. Bu öğrencinin de bir nolu adımda yanlış , ancak ikinci öğrenciden farklı bir cevap verdiği anlaşılmaktadır. Verdiği cevap nedeniyle önce altı nolu adıma yönelmiştir. Açıklamalardan da anlaşılacağı gibi; dallara ayrılan program modelinde öğrencilerin cevap tercihlerine göre izleyecekleri yollar birbirinden farklı olmaktadır ve bu maddelerde birbirinden farklı bilgi birimleri bulunmaktadır. Böylece öğrenmenin daha çok bireyselleşmesi sağlanmaktadır.

İki model arasındaki farklar:

En büyük farklılık maddelerin hacminde ve cevap verme biçiminde ortaya çıkmaktadır.

·        Doğrusal Program modelinde, maddelerin uzunluğu çok kısa , birkaç cümle

Dallara ayrılan programda maddeler daha uzun , iki üç paragraf

·        Doğrusal programda sorunun cevabı öğrenci tarafından bulunur

Dallara ayrılan modelde öğrenci hazır cevaplardan kendine uygun olanını seçer

Aynı zamanda bu modelde soruyla cevap farklı sayfalardadır ve maddelerin cevapları sırası karışık biçimde sunulmaktadır (Hızal, 1982, s.147).

Atlamalı Dallara Ayrılan Program Modeli :Bu modele “Karma Program Modeli” de denir. Leiris tarafından geliştirilmiştir. Doğrusal program modeli ile dallara ayrılan program modelinin bir arada kullanılacağı görüşü, karma programların ortaya çıkmasına neden olmuştur (Ar, 1996, s.62). Bu programda, her madde için hangi program modeli uygun ise o program modeli tercih edilmelidir. Hatayı dikkate alma, bu hatayı yapan öğrenciye özel bir öğrenme sunma kaygısı yoktur. “Atlamalar” öğrenim hızını esnekleştirmektedir. Önemli olan, programlı dersin öğrenciye uyarlılığını sağlamaktır(Hızal, 1982, s.149).

Program Hazırlama ve Programlı Öğretim Araç-Gereçleri

Programlı öğretimin başarısındaki en büyük etken, kullanılan programlı öğretim materyalinin niteliğine bağlıdır. Program hazırlama işi, yeterli bilgi, beceri, ve uygun çabayı gerektirir.

Program hazırlama konusundaki yaklaşımlar şunlardır(Hızal, 1997; Alkan ve Teker, 1992; Küçükahmet, 1997):

Program hazırlamada, genelde düşey ve yatay programlama olmak üzere iki yaklaşım kullanılır. Düşey programlama yaklaşımında, çalışmaların tümü bir programcı tarafından yürütülür. Diğerinde ise, çalışmalar bir ekip tarafından yürütülür.

Program hazırlama çalışmalarında genelde 3 aşama izlenir. Bunlar:

1.     Hazırlık

2.     Yazma

3.     Deneme

Hazırlık aşaması; programlanacak konunun belirlenmesi,öğrenci grubunun tanınması, amaçların saptanması, ön ve son testlerin hazırlanması, içeriğin analizi ve hangi program modelinin kullanılacağının belirlenmesi gibi aşamaları kapsar.

Yazma aşamasında; tanıtıcı nitelikte bir açıklamanın yazılmasından sonra maddelerin yazımına geçilir. Maddeler yazılırken kullanılacak dilin, kullanacak öğrencilerin düzeyine uygun, açık ve anlaşılır olmasına dikkat edilmesi gerekir.

Deneme aşamasında; taslak olarak hazırlanan programlı maddelerin eksikliklerinin olup olmadığını saptamak ve son testi kontrol etmek amacıyla program öğrenciler üzerinde denenir. Gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra programlı materyal çoğaltılıp uygulamaya geçirtilir. Fakat uygulaya geçilmeden önce,uygulamaya katılacak öğretmenin programlı öğretim konusunda yetiştirilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca programın öğrenciye basılı materyal şeklinde mi, yoksa öğretme makineleriyle mı verileceğinin belirlenmesi gerekir. Bu araç gereçlerin özellikleri şöyledir:

Programlı kitaplar, bunların kullanımları pratik ve öğretme makinelerine göre taşınma kolaylığı göstermektedirler. Böylece öğrenci bunları her zaman yanında taşır her yerde kullanabilir. Fakat öğrenme sürecinde öğrenci bazı işlemler bakımından sınırlılıkla karşılaşabilir.

Öğretme makineleri, programlı kitapların bu sınırlılıklarını gidermek ve öğrenme sürecini daha işlevsel kılmak için programlı öğretimde yer almaktadır. Bunlar karton veya plastikten yapılmış makinelerden bilgisayarlara kadar uzanmaktadır. Bu makineler öğretme etkinliklerindeki işlevlerine göre :

Az Uyabilen Öğretme Makineleri: Bunların en fazla tanınanı, bir yüzünde bilgi ve soru, diğer yüzünde sorunun cevabı yazılı olan plastik veya karton için yerleştirilmiş kartlardan oluşan öğrenme araçlarıdır.

Kısmen Uyabilen Makineler: Bu makinelerde öğrenci bir sonra gelen programlı maddeye geçebilmek için kendisine sunulan içeriğe ilişkin soruya cevap vermek durumundadır. Soruya cevap vermeden öğrencinin ilerlemesine olanak vermez ve verilen cevaplar düzenli olarak kaydedilir.

Tamamen Uyabilen Öğretme Makineleri: Bunlar bilgisayarlar olup öğretme makinelerinin en gelişmişidir. Bunlar diğer iki makinenin yaptıklarını yaptıktan sonra , öğrencinin verdiği cevaplara göre yeni içerikler sunabilmekte, yapılan hataların nedenlerini açıklamakta , öğrencinin düzeyine göre daha basit ve güç programlı maddeler sunabilmektedir.

Bir bilgisayarın tam uyabilen öğretme makineleri olarak kabul edilebilmesi için aşağıdaki temel işlevleri yerine getirebilmelidir:

·        Bilgi sunma, soru sorma

·        Öğrenci cevabını doğru cevapla karşılaştırma, sonuç bildirme

·        Dereceli bir ilerleme olanağı sağlama ,

·        Öğrenmedeki hataları ve doğru cevapları saptama

(Uşun, 2000, s.32-33)

Programlı Öğretimin Uygulanması

·        Programlı öğretimin etken biçimde uygulanması için, bu teknik dayandığı temel ilkelere uygun olarak organize edilmelidir.

·        Öğrenci öğrenmeye aktif olarak katılmalı ve cevap vermelidir.

·        Öğretim gereci uygun ve doğru davranış getirecek şekilde hazırlanmalıdır.

·        Öğrenciye uygun ipuçları verilmelidir.

·        Öğrenci öğrenmeyi tamamlayana kadar uyarıcıyı destekleyen faktörler geçici olarak kaldırılmalıdır.

( Alkan, 1984, s.164 )

· Öğrencilerin erişmesi istenen hedefler açık ve kesin olarak

belirlenmelidir.

·  Terminal davranışa götüren geçiş davranışların sıralamasında her bir

davranış bir önceki davranış üzerine inşa edilmeli, bir sonraki

davranışın ön koşulu olmalıdır.

( Önder , 1992, s.164)

·       Öğrencinin durumunu saptamak sahip olduğu kabiliyet ve başarısının

işlevsel olabileceği bir düzeyden başlanmasına olanak vermelidir.

·       Bir tek yeni gerçeği takdim etmelidir.

·       Her adım bir ilke ile ilgili olmalıdır.

(Alkan, 1984, s.164)

Programlı öğretim okullarda; sınıf dışı çalışmalar, telafi çalışmaları, seçilmiş üniteleri uygulama, bütün ders muhtevasını uygulama olarak dört şekilde kullanılmaktadır. Programlı öğretim kullanılan okullarda yapılan çalışmalar bu programın gereçlerini kullanan öğrencilerin bu gerecin, öğretmen yerine değil, ders kitabı yerine ve bu tekniğin, programı eve alıp çalışma veya öğretmensiz kullanma yerine öğretmenle birlikte kullanılmasını tercih ettikleri görülmüştür (Küçükahmet, 1997, s.118) .

Programlı Öğretimin Geleneksel Öğretimle Karşılaştırılması

Bilgisayarlı öğretimin temelinde yer alan programlı öğretim, bu bölümde, geleneksel öğretimle bireysellik, kullanılan araç-gereçler, eğitim programı-öğrenci etkileşimi, motivasyon sağlama ve değerlendirme açısından ele alınacaktır.

Öğrenme –Öğretme Sürecinde Bireysellik Açısından:

Öğrenme psikolojine ait bulgular, bireylerin, öğrenme yetenekleri ve hızları bakımından değişik düzeylerde olduğunu göstermiştir. Bu bağlamda programlı öğretim, öğrenme psikolojisi alanında yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmış, bireysel bir öğretim tekniğidir.

Bu farklılıklara rağmen tüm bireylerin, öğrenme- öğretme sürecinde aynı hızla ilerlemelerini beklemek doğru değildir. Programlı öğretim materyalleri bireysel hıza göre ilerleme imkanı verecek şekilde düzenlenmiştir. Aynı zamanda, her öğrencinin bireysel nitelikleri göz önünde bulundurulur ve öğretmenin doğrudan karışmasına gerek kalmadan kendi kendine öğrenmesini mümkün kılar. Geleneksel öğretim ise, birey ve onun niteliklerini ihmal ederek, grubun ortalama özelliğine uygun yöntemleri seçerek, grup öğretimini esas alır.

Ayrıca geleneksel öğretimde , öğretmen aktif, öğrenci ise pasif konumdadır. Bu durumda öğretmen bilgi veren, öğrenci dinleyici pozisyonundadır. Programlı öğretim yönteminde, öğrencinin kendi bu yöntemin araçlarından yararlanarak bilgiye ulaşır ve anında durumu hakkında dönüt alır. Böylece bireysel özellik ve gelişimine uygun olarak öğrenme- öğretme sürecine aktif olarak katılmış olur.

Öğrenme-Öğretme Sürecinde Kullanılan Araç-Gereçler Açısından:

Geleneksel öğretim, kullanılan araçlar ve yararlanılan teknoloji açısından ilkel olarak nitelendirilmiştir. Öğrenme- öğretme sürecinde ne kadar çok duyu organı katılırsa öğrenme o nedenli kalıcı izli olur. Geleneksel öğretimde kullanılan yazı tahtası, döner levha, afiş gibi araçlar sadece göze hitap eder. Böylece bu sürece tek bir duyu organı katılmış olur. Üstelik bu araçlar yeterli motivasyonu sağlayacak ve dikkati sürekli kılacak nitelikte de değildir(Uşun, 2000, s.36)

Programlı öğretim ise öğrencinin bireysel hızına göre bilgi edindiği ve bizzat kendisinin kullandığı programlı öğretim araçları ve öğretme makineleri kullanılmaktadır. Bu makineler basit makinelerden bilgisayara kadar uzanmaktadır. Bilgisayarlar öğrencinin verdiği cevaplara göre yeni içerikler sunabilmekte ve hatalarının nedenlerini açıklamaktadır( Hızal, 1993, s.42). Programlı öğretim araçları öğrencinin bireysel ve kendi hızına göre ilerleme ihtiyaçlarına cevap vererek, öğrenmenin gerçekleşmesini sağlarlar.

Eğitim Programları Açısından:

Geleneksel öğretimde eğitim programları, bireysel olarak değil grubun ortalama kapasitesi esas alınarak hazırlanır. Böylece öğrencilerin bireysel özellikleri göz ardı edilerek, onların kabiliyetlerinin son sınırına kadar gelişmesi engellenmektedir. Belirlenen ortalama kapasitenin altında kalan öğrencilerin eğitimi ihmal edilmiş olmaktadır.

Programlı öğretim yöntemindeyse kullanılan ilke, küçük adımlar ilkesidir. Öğrenilecek her bilgi kolaylıkla kavranacak küçük birimlere ayrılır. Böylece oluşturulan bilgi üniteleri öğrenciyi adım adım ilerlemeye yöneltir. Her ünite basitten karmaşığa, somuttan soyuta, bilinenden bilinmeyene ve önkoşul ilişkilerine göre aşamalı olarak, her öğrencinin kabiliyetlerini son sınırlarına kadar geliştirmeyi amaçlar.

Öğrenme-Öğretme Sürecinde Öğrenci Motivasyonunu Sağlama Açısından:

Geleneksel öğretimde genelde kullanılan anlatım yöntemi ve soru cevap tekniği öğrenciyi doğru güdüleme bakımından yetersizdir ( Önder, 1992, s.120). Verimli öğrenmeyi sağlayan en önemli faktörlerden birisi de öğrencinin konuya istek duymasıdır. Geleneksel öğretimde kullanılan teknik, yöntemler ve araçlar öğrencilerin konuya istek duymalarını sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Bu da öğrenmenin etkililik derecesini düşürmektedir.

Programlı öğretim yönteminde ise öğrencinin büyük oranda doğru cevaplar vermesini sağlayacak şekilde yapılacak düzenlemeler öğrencilerin isteğini arttırmaktadır. Öğrenciye yöneltilen sorular, önceden verilmiş bilgi dahilinde ve ipuçları yardımıyla öğrencinin aşabileceği güçlüktedir. Bu da öğrenci motivasyonu açısından oldukça önemlidir. Öğrencinin verdiği her doğru cevap daha sonraki öğrenmeler için olumlu bir önadımdır.

Öğrenme – Öğretme Sürecinde Değerlendirme Açısından:

Geleneksel öğretimde, öğrencinin öğrenme düzeyini ölçme ve değerlendirme, anında yapılamamaktadır. Kısıtlı zamanda ve kapsam geçerliliği yönünden zayıf sınav sorularıyla yapılan değerlendirmenin sonuçları öğrencilerin durumlarını objektif olarak ortaya koyamamaktadır. Öğrenci değerlendirme sonunda alması gereken dönüte ulaşamadığı için eksiklerinin neler olduğunu ve nasıl gidereceğini öğrenemez.

Programlı öğretimde ise, değerlendirme, öğrenme-öğretme sürecinin bir parçasıdır. Süreçlerin başında, ortasında ve sonunda uygulanır. Öğrenciye, bir sonraki aşamaya geçmeden önce kendisine yöneltilen soruya verdiği cevap hakkında bilgi sunulmaktadır. Verilen cevap doğru ise program tarafından olumlu pekiştireç verilir. Yanlışsa hemen düzeltme olanağı verilir. Böylece öğrenci kendi kendini kontrol edebilmektedir. Ve durumuyla ilgili sürekli geri bildirimler almaktadır. Bunun sonucunda eksiklerini gidermekte ve etkili bir öğrenmeye ulaşmaktadır (Uşun, 2000, s.40).

Bu karşılaştırmalardan sonra programlı öğretimin yararları ve sınırlılıkları kısaca şunlardır :

Programlı Öğretim Yönteminin Yararları

·        Yorucu alıştırmalar üzerinde zaman ve enerji kaybedilmesine engel olur.

·        Hazırlanmamış öğrenci üzerinde zaman kaybettirmez.

·        Anlaşılmayan kısımların kolayca keşfedilmesini sağlar.

·        Öğrenme süresini ortalama olarak %50 kadar kısaltır.

·        Geleneksel öğretimde %20 olan öğrencinin derslerle ilgilenme ve katılma süresini hemen hemen %100 ‘e çıkartır.

·        Öğrenci başarısını arttırır.

·        Öğrencilerin özel sorunlarını azaltır.

·        Bireysel farkları iyice ortaya çıkartır.

·        Öğrencinin moralini ve ilgisini arttırır.

·        Öğrenciye bireysel yeteneklerine göre ilerleme olanağı verir.

·        Çeşitli nedenlerle birkaç gün okula gelemeyen öğrencilere kendi kendine çalışarak arkadaşlarına yetişme olanağı sağlar.

·        En karmaşık konuları en etkin biçimde öğretebilir.

·        Ev ödevine ihtiyaç duyurmaz.

·        Öğrenciyi çok iyi güdüler.

·        Öğrencinin heyecan sorununu halleder.

·        Öğrenme sırasında soruları cevaplandırırken kopya çekmeyi önler.

·        Verilen cevapların doğru olup olmadığını derhal bildirir. Öğrenmede geri bildirim sağlar.

·        Ayrıca sınav yapmaya gerek duyurmaz.

Programlı Öğretim Yönteminin Sınırlılıkları

·        Bireyler arasındaki etkileşimi azaltmaktadır.

·        Araçlar pahalı olmakta, programlı materyal geliştirebilmek için istenilen eleman bulunamamaktadır.

·        Gereksinimlere yanıt verecek değişik programların hazırlanmamış olması programın mevcut eğitim düzenine uygulanmasını güçleştirmektedir.

·        Öğretimin mekanikleşeceği kaygısı yaşanmaktadır.

Özet :

Eğitim teknolojisi, eğitimle ilgili kuramların öğretmen ve hedef kitle olan öğrenci açısından en etken ve verimli uygulamalara dönüştürülebilmesi için; kuramsal esaslar, hedef, öğrenci, insan gücü, ortam, yöntem-teknik, öğrenme durumları, değerlendirme gibi öğelerden oluşturulmuş uygulamalı bir bilim dalıdır. Eğitim teknolojisi, eğitim uygulamalarında, eğitim bilimleri ve sistemine, öğrenciye, öğretmen, uzman, yönetici, öğrenme-öğretme sürecine ve kitle eğitimine sınırsız yararlar getirmektedir.

Öğretim teknolojisi “öğretim”in, eğitimin bir alt kavramı olduğu düşünülerek ve belirli disiplinlerin kendine özgü yönlerini dikkate alarak düzenlenmiş, teknoloji ile ilgili bir terimdir. Öğretim teknolojisinin bir öğrenme ortamında uygulama aşamaları;

1.      Tasarlama,

2.      Geliştirme,

3.      Kullanma,

4.      Yönetim,

5.      Değerlendirme.

Bireysel öğretim kavramının bireysel farkların saptanması, çeşitli öğretim etkinliklerinin tasarlanması, eğitim programlarının düzenlenmesi ve kendi kendine yönlendirme gibi boyutları vardır. Bireysel öğretimdeki amaç, her öğrenciyi kendisi için belirlenen öğrenme hedeflerine ulaştırmak olup, bireysel öğretim yöntemi de eğitim teknolojisine bağlı olarak bireysel öğretim teknolojileri şeklinde eğitim ile öğrenciye sınırsız olanaklar tanır.

Bireysel öğretim teknolojilerinden biri olan ve bilgisayar destekli öğretimin temeli olan programlı öğretim bireysel ve kendi kendine öğrenme tekniği anlamına gelir. Programlı öğretimde en yaygın olarak kullanılan modeller doğrusal ve dallara ayrılan modellerdir. Küçük adımlar, öğrenmeye etkin katılım, anında düzeltme, bireysel hıza göre ilerleme ve doğru cevaplar ilkesi olmak üzere beş ilkeye dayanmaktadır. Program hazırlama aşamaları ise; hazırlık, yazma ve değerlendirmedir. Programlı öğretim geleneksel öğretimle karşılaştırıldığında öğrenciye daha fazla olanaklar sağlamakta ve etkili öğrenmeyi gerçekleştirebilmektedir (Uşun, 2000, s.42).

Kategori: Eğitim


Rasgele...


Destekliyoruz arkada - arkadas - partner - partner - arkada - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy