İçindekiler:
12 Temmuz 2007
İÇİNDEKİLER:
BDE NEDIR? KıSACA TARIHSEL GELIÅžIM, KIÅžILER, PROJELER… 1
Ülkemizde… 2
BDE VE ÖĞRENME TEORİLERİ 3
Davranışçı Öğretim Anlayışı (1950-1975) 4
Bilişsel Öğretim Anlayışı (1975-1990) 5
Oluşturmacı (Constructivist) Eğitim anlayışı (1985) 5
BDE’NİN OLUMLU YÖNLERİ 7
Okullarda BDE’nin SaÄŸlayacağı Avantajlar: 7
Öğrenci için Avantajlar : 7
Öğretmen için avantajlar : 7
Teknolojik Avantajlar : 8
İdari Avantajlar : 8
Öğrenme hızı: 8
Katılımcı öğrenme: 8
Öğretimsel etkinliklerin çeşitliliği: 8
Öğrenci etkinliklerinin ve performansının izlenebilmesi: 9
Zamandan ve ortamdan bağımsızlık: 9
BDE’NİNİ OLUMSUZ YÖNLERİ 9
Öğrencilerin sosyo – psikolojik gelişmelerini engellemesi: 10
Özel donanım ve beceri gerektirmesi: 10
Eğitim programının desteklenmesi: 11
Öğretimsel niteliğin zayıf olması: 11
BDE’DE ÖĞRENCİNİN ROLÜ 11
BDE UYGULAMALARINDA ÖĞRETMENİN ROLÜ 12
BDE’DE YÖNTEMLER 13
ALIÅžTIRMA VE UYGULAMA PROGRAMLARI 13
BİRE-BİR EĞİTİM PROGRAMLARI 13
EĞİTSEL OYUNLAR 14
BENZEŞİM PROGRAMLARI 14
BDE’DE BIREYSEL VE IŞBIRLIKLI ÖĞRENME 14
İşbirliğine Dayalı Öğrenmenin Yararları 15
BDE VE MÜFREDAT PROGRAMLARI 16
SıNıF ORTAMıNDA BDE UYGULAMALARı VE SORUNLAR 18
FARKLI OKUL KADEMELERİNDE BDE 19
OKUL VE SINIF YÖNETİMİNDE BDE 19
GELECEKTE BILGISAYAR ÖĞRETMENIN YERINI ALABILIR MI? 20
GELECEKTE OKUL ORTADAN KALKABILIR MI? 20
BDE NEDIR? KıSACA TARIHSEL GELIÅžIM, KIÅžILER, PROJELER…
Eğitimde yeni teknolojilerden yararlanılması gereği Türk eğitim sisteminde de çeşitli çalışmaların ve düzenlemelerin yapılmasını gerektirmiştir. Özellikle bilgisayarların eğitim sistemi içinde bir eğitim – öğretim ortamı olarak kullanılması yönünde çalışmalar son zamanlarda giderek yoğunlaşmıştır. Bilgisayar Destekli Eğitim projesi olarak isimlendirilen bu çalışmaların maliyetinin oldukça yüksek olması ve kamuoyunun bu projeyle yakından ilgilenmesi dolayısıyla projenin geçirdiği süreçlerin ve karşılaşılan sorunların ortaya konması gerek kamuoyunun aydınlanması ve gerekse alınabilecek önlemlere ışık tutması açısından yararlı olacaktır.
BDE projesi son 5 – 6 yılda (M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi, Yıl:1992, Sayı:4, sayfa:45-58) gündeme gelmekle birlikte bu sürecin en baştan, bilgisayarların Türkiye’ye girmesinden itibaren ele alınması gereklidir. Bilgisayarların Türkiye’ye girmesi ve çeşitli tür seviyelerdeki öğretim kurumlarında (yüksek öğretim, özel dersaneler vb.) çeşitli amaçlara (programcılık, teknisyenlik vb.) kullanılmaya başlanması da bu sürecin basamakları arasındadır. Bu sebeple tüm sürecin genel hatlarıyla da olsa daha iyi anlaşılması için konuya bilgisayarların Türkiye’ye girişinden başlanması daha uygun olacaktır.
Bilgisayarların Türkiye’ye girişi 1960 yılında Karayolları örgütünde kullanılmaya başlanmasıyla olmuştur. Başta “Bilgisayar” sözcüğü olmak üzere Türkçe terimler kullanılmaya (1969) ve bilgisayar programlama ile ilgili dersler üniversitelerimizde öğretilmeye başlanmıştır. (Köksal, 1985:247).
Üniversitelerin “Bilgisayar Eğitimi” ile ilgili çalışmalarına bakıldığında bu çalışmaların öncelikle çeşitli fakültelerde lisans destek dersleri olarak yer aldığı, zamanla lisans üstü seviyeden başlayarak ve lisans seviyesinde bilgisayar bölümleri açılarak geliştiği görülür.
Üniversitelerimizdeki “Bilgisayar Eğitimi”nin başlangıcı genel hatlarıyla ele alınırsa karşımıza şöyle bir süreç çıkar (Köksal, !985:247; Bilgisayar, 1984;Sistem,1989).
İstanbul Üniversitesi 1964 yılında kurulmuş olan Haydar Furgaç Elektronik Hesap ve Araştırma Merkezi üniversite içinden ve dışından araştırmacılara destek hizmetleri sağlanmasının yanı sıra idari hizmetlerde de yardım sağlamaktadır. 1984-85 öğretim yılında İktisat Fakültesi Meslek Yüksekokulu Bilgisayar Programcılığı bölümü açılmıştır.
ODTÜ 1967 yılında disiplinler arası bir bölüm olarak “Hesap Bilimleri Bölümü” adıyla Lisans seviyesinde destek derslerine başlanmıştır. Bilgisayar bilimleri alanında 1972 yılından itibaren yüksek lisans programı başlamıştır. Bilgisayar mühendisliği bölümü ise 1977 yılında öğretime geçmiştir. 1979 yılından itibaren de doktora seviyesinde programlar açılmıştır.
Ege Üniversitesi 1970 yılında Elektronik Hesap Bilimleri Enstitüsü olarak kurulan enstitünün daha sonra kapanması üzerine bir Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi ile Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği Bölümü (1982) ortaya çıkmıştır.
Hacettepe Üniversitesi 1969 yılında açılan bilgisayar dizgesiyle bilimsel araştırmalar ve yönetim işleri desteklenmiştir. 1973’de Bilişim (Enformatik) Enstitüsü kurulmuş ve 1974 bahar yarıyılından itibaren Türkiye’de ilk kez bilgisayar mühendisliği dalında doktora programı açmıştır. 1977 yılında Bilgisayar Mühendisliği bölümü faaliyete geçmiştir. 1979’de işletime açılan büyük boy bilgisayar sistemiyle Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği bölümü gelişmesini sürdürmüştür.
Gazi Üniversitesi 1974-75 yıllarında Bilgi İşlem Merkezi oluşturulmuştur. 1979 yılından itibaren Fen – Edebiyat Fakültesinin İstatistik bölümünde destek dersleri olarak bilgisayar programlama dersleri verilmeye başlanmıştır.
Boğaziçi Üniversitesi 1974-75 yıllarında Önlisans Yüksekokulu Bilgisayar Programcılığı Bölümü faaliyete geçmiştir. 1982-83 öğretim yılında ise Bilgisayar Mühendisliği bölümü açılmıştır. Ancak bu tarihten önce de Temel Bilgiler Fakültesi’nin Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yürütülmekteydi.
İstanbul Teknik Üniversitesi 1980-81 öğretim yılında Elektrik ve Elektronik Fakültesi Kontrol ve Bilgisayar Bölümü açılmıştır. Bölümde yüksek lisans ve doktora programları da yürütülmektedir.
Yıldız Teknik Üniversitesi 1982-83 öğretim yılında Bilgisayar Bilimleri Mühendisliği Bölümü açılmıştır.
Bilkent Üniversitesi Bilgisayar ve Enformatik Mühendisliği Bölümü 1986 yılında lisans eğitimine başlamıştır. Yüksek lisans seviyesinde de eğitim verilmektedir(M.Ü. Atatürk Eğitim Bilimleri Dergisi, Yıl: 1992, Sayı: 4, Sayfa: 59-64).
Ülkemizde…
Bilgisayar kullanımı 1960′lı yılların başından itibaren önce kamu sonra özel kuruluÅŸlarda yaygınlaÅŸtı.
Eğitim alanında ilk gelişim 1984 yılında başlatıldı.(MEB komisyonu çalışmaları.)
MEB tarafından 1985 yılında 1100 adet bilgisayar üç ayrı marka; IBM, AMSTRAD, MACINTOSH. Anadolu Liseleri ve her ilde bir liseye dağıtımları yapıldı.
Aynı yıl içinde bilgisayar satan firmalar öğretmen yetiştirme programları düzenledi ve bu öğretmenlerin bir kısmı rotasyona tabi olduklarından başka yerlere atandı ve bilgisayarların bir kısmı zamanında yerine ulaşmayınca 1985 - 1986 öğretim yılında BDE başlatılmıştı.
1987 yıl başlarında BDE yine gündeme geldi ve eğitim sisteminde kullanılsın mı kullanılmasın mı tartışmaları başladı,
…ve ÅŸu soruların yanıtları aranmaya baÅŸlandı:
1. Eğitimde bilgisayar hangi amaçla kullanılmalıdır?
2. Hangi eÄŸitim kademelerinde BDE’e baÅŸlamak daha etkin olabilir?
3. Okullarımızda fiziki alt yapının yetersizliği, sınıfların kalabalık oluşu ve ikili öğretimin varlığı!
4. Bilgisayar öğretmenin, okullara yaymanın maliyeti?
5. İşletme, yenileme ve onarma maliyetleri?
6. BDE için ek bir örgütlenmeye ihtiyaç var mı?
7. Okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin bilgisayar konusunda nasıl yetiştirileceği?
8. BDE, müfredat programlarında, öğretim metotlarında ve ders kitaplarında değişiklik gerektirir mi ve bu değişiklikler gerekli ise neler olabilir?
BDE’e yazılım uzmanlık iÅŸi olduÄŸuna göre bu alanda neler yapılmalı?
Bilgisayar Destekli Eğitim kavramı 1960’lı yılların başında ülkemizde gündeme gel -
meye başladı ve günümüzde de hala tartışmaları sürmektedir. Adı üstünde, bilgisayar ve bilgisayara bağımlı teknolojilerinin eğitimde verimi arttırmak amacı ile kullanılması BDE’nin tam anlamıdır. Bilgisayarlar eğitimde araçtır, yani hedef değil hedefe giden yolun virajlarını azaltan bir teknolojidir. Öğretmenin yerini alması ise asla düşünülemez. Sonuçta bilgisayar destekli eğitimde işbirlikli ve grup uygulamalar için bir koordinatöre yani öğretmene ihtiyaç vardır. Öğretmen hamallıktan kurtulacak ve bundan artan gücü ve zamanı ile eğitim kalitesini arttırıcı faaliyette bulunacaktır.
BDE konusunda son yapılan çalışmaların en önemlisi ülkemizde 1998-99 öğretim yılında tam 12 üniversitede 12’si örgün, 2’si ikinci öğretim olmak üzere 14 adet Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Bölümü açılmasıdır.
BDE VE ÖĞRENME TEORİLERİ
İnsanlar yaşamlari boyunca karşılaştıkları çeşitli durumlara etkileşim içinde bulunurlar. Öğrenme bu etkileşim sonucu kişide oluşan kalıcı izli davranış değişmeleridir. Psikologlar arasında öğrenmenin tanımı konusunda tam bir beraberlik yoktur. Bununla beraber, öğrenme ile uğraşanların çoğunluğu öğrenmenin kişinin yeni bir davranışa sahip olduğu, kendisinde var olan davranışları değiştirdiği ve bunların kişinin kişinin gelecekteki faaliyetlerinde etkili olduğu zaman oluştuğunu kabul etmektedirler.
Klasik koşullanmayı savunan Skinner’in en önemli çalışması fareler üzerinde yaptığı ödüllendirme deneyidir. Ödüllemeyi 4 bölüm halinde incelemiştir. Bu deneye göre şu tablolarla karşılaşırız,
Davranışçı Öğretim Anlayışı (1950-1975)
Kişi, kaslarını, vücut organlarından biri ya da birkaçı veya bütününü kullanarak bazı davranış örüntüleri ortaya koyar. Bu tür davranışlar doğuştan şifrelenmiş, geçici ya da öğrenilmiş olabilir. Davranışsal alanın kapsamına, öğrenilmiş fiziki davranışlar girer. Gözümüze şiddetli bir ışık geldiğinde hemen göz kapaklarımızı kaparız. Bu tür davranış da fizikidir, fakat öğrenilmiş değildir. Çünkü göz kapağı, bu durumda otomatik olarak iş görüsünü yapar. Yani bu davranış doğuştan şifrelenmiştir. Geçici davranışa örnek olarak sarhoş bir adamın yaptıkları gösterilebilir. İçki içmeyi kişi sonradan öğrenmiştir, fakat gösterilen davranış geçicidir. içkinin etkisi geçince kişi, içkili olduğu zamandaki davranışları göstermez. Oysa otomobili çalıştıracak kişi, sırasıyla <
Bazı psikologlar için zihinsel süreçler önemli değildir. İnsan zihninde neler olduğunu bilinemez. Ayrıca buna gerek de yoktur. Önemli olan herkes tarafından gözlenebilen, ölçülebilen davranışlardır. Böylece çalışmalarını nesnel bir temele oturtan ve davranışlar üzerine odaklaştıran psikologlara davranışçılar, geliştirdikleri kuramlara da davranışçı kuramlar denmiştir.
Davranışçılar öğrenmeyi uyarıcılarla davranışlar arasında bir bağ kurma süreci olarak açıklamaktadırlar. Uyarıcılarla davranışlar arasında oluşan bağ güçlendiği ve bir alışkanlık durumuna geldiği zaman “öğrenme” oluşmaktadır. Alışkanlık durumuna gelmeyen ve yapılmayan davranışlar öğrenilmiş sayılmaz.
Psikoloji literatüründe davranışçı öğrenme kuramları ya belli gruplar altında ya da her psikologun özgün görüşü olarak bireysel düzeyde ele alınmıştır.
Bilişsel Öğretim Anlayışı (1975-1990)
Davranışçı yaklaşımda öğrenmenin dıştan etkilerle (pekiştirme, bitişiklik, tekrar) elde edilen bir sonuç olarak görülmesine karşın, çağdaş biliş yaklaşımında öğrenme, insanın beyninde ve sinir sisteminde oluşan bir iç süreç olarak yorumlanmaktadır.
Bilişsel öğrenme kuramcıları davranışçıların aksine, öğrencilerin sunulan bilgileri alan durağan bireyler olmadığı, ancak bilgiyi alan, bunu kodlayan, hafızaya kaydeden ve gerektiğinde hafızadan geri çağırıp kullanan bireyler olduğunu savunmuşlardır. Bu yaklaşımı benimseyen psikologlara göre öğrenmeyi açıklamada aşağıdaki temel görüşler önem kazanmaktadır (Bruner, 1969).
Öğrenen dış uyarıcıların pasif bir alıcısı değil, onların özümleyicisi ve davranışların aktif oluşturucusudur.
Öğrenen kendi öğrenmesinde sorumluluk taşıyan, verileni olduğu gibi alan değil; verilerin taşıdığı anlamı keşfedendir.
Öğrenen, verilen bilgiler arasında, uygun olanları seçen ve işleyendir.
Öğrenen kendisine kazandırılmak istenen bir ilke de olsa, onun anlamını bulmak, diğer ilkelerle ilişkisini kurarak ve daha önce öğrendikleriyle bağdaştırarak ona anlam vermek zorundadır.
Çağdaş bilim kuramcıları öğrenenin kendi girişimine ve kendini kontrolüne önem verirler. Genel olarak öğrenmede odak noktası, öğrenenin uyarıcıları nasıl aldığı, onları nasıl işlediği, organize ettiği ve bilginin kalıcılığını nasıl sağladığı üzerindedir.
Her ne kadar bilişsel öğrenme kuramı birey ve öğrenilecek içerik arasındaki etkileşim sürecine ayrı bir önem vermişse de,öğrenmeyi önceden standartları belirlenmiş hedeflere uygun davranışlar sergileyebilme yaklaşımı temelinde davranışçılarla büyük bir tutarlılık göstermiştir. Diğer bir deyişle, bilişsel kuramcılara göre de öğrenme bireylerin belirlenmiş hedefler doğrultusunda gözlenebilir ve ölçülebilir davranışlar sergileyebilmeleri olarak yorumlanmıştır.
Oluşturmacı (Constructivist) Eğitim anlayışı (1985)
Öğrenme konusunda oluşturmacı (constructivist) görüş,üretici öğrenme, keşfederek öğrenme ve duruma bağlı gibi teorilerin bir araya gelmesiyle oluşan oldukça yeni bir görüştür. Bütün bu görüşler arasında ortak nokta, bireylerin aktif olarak gerçek durumlar karşısında ve / veya gerçek problemi çözerken kendi bilgilerini oluşturmaları ilkesine dayanmaktadır. Bu görüşe göre,ayrıca, bireylerin kendi bilgilerini etraflarındaki bireylerin yardımıyla oluşturdukları kabul edilmektedir. Oluşturmacı görüş her ne kadar yeni bir terim olsa da, bu fikrin temelleri Jean Piaget and Lev S.Vygotsky’ e kadar uzanmaktadır. Piaget (1973) mantıksal düşünmenin gelişimi sürecinde öğrenici ve çevrenin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini savunmuştur. Bununla birlikte Piaget, bireylerin bilişsel yapılarını çevrelerine uyum sağlamak için kendilerinin oluşturduklarının savunmuştur. Piaget’e benzer şekilde, Vygotsky de (1978), bireylerin çevreleriyle etkileşimleri sonucu çevrelerindeki olaylara yükledikleri anlamları kendilerinin oluşturduğunu savunmuştur.
Oluşturmacı kuruma göre zihnimiz mercek gibi davranmaktadır. Dolayısıyla, bilginin onu oluşturan parçalardan ayrılarak kullanılması düşünülemez bile. Böylece, baktığımız resimde gördüklerimiz sahip olduğumuz merceğe bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Başka bir deyişle “ aklımız kadar görmek ve anlamaktayız”. Bu görüşe göre, yeni bilgilerin oluşturulması sırasında olayı düşünmek ve eski tecrübelerimizi yorumlamak çok önemli bir yer tutmaktadır. Her kişinin kendi bilgi, beceri ve tecrübelerinin olduğu göz önüne alındığında, herkes kendi bilgisini oluşturur demek mümkün olmaktadır. Öğrenmeyi bu durumda yeniden tanımlamak gerekecek olursa, öğrenme eski bilgilerimizin tecrübelerimiz ışığında yeniden yorumlanarak yeni bir hale getirilmesidir diyebiliriz. Bu üç farklı öğrenme anlayışının bir karşılaştırılması, Newby et al. (1996:36) tarafından aşağıdaki şekilde yapılmıştır :
Davranışsal
Bakış
BiliÅŸsel
Bakış
Oluşturmacı
Bakış
Öğrenme
Bir davranışın gösterilme olasılığındaki değişim.
Bellekte depolanan bilgide meydana gelen deÄŸiÅŸim.
Yaşantılar sonucu, anlamda meydana gelen değişim.
Öğrenme süreci
Etki-tepki-davranış
Dikkat-kodlama-bellekten geri çağırma
Tekrarlanan grup diyalogları ve katılımcı problem çözme.
Öğretmenin Rolü
Dış etkenlerin düzenlenmesi.
Bilişsel süreci destekleyen koşulların düzenlenmesi.
Örnek olma ve rehberlik sağlama.
Öğretmenin Görevleri
Hedeflerin belirlenmesi
Öğrenci davranışlarını yönlendirici ipuçları sağlama
Öğrenci davranışını pekiştirme.
Yeni bilgiyi organize etme
Yeni bilgiyi mevcut bilgiyle iliÅŸkilendirme
Öğrenci dikkatini, bilgiyi kodlamasını ve hatırlamasını sağlayıcı etkinlikler sunma.
İyi bir problem yaratma
Grup içinde öğrenme etkinliklerini düzenleme
Bilginin oluşma sürecinde örnek olma ve rehberlik sağlama.
Davranışçı ve bilişsel öğrenme kurumlarının belirlediği öğrenme kuramlarının belirlediği öğrenme alışkanlıklarımızın, Bilgi Çağı’nın gereksinimleri doğrultusunda değiştiğini kabul etmeliyiz. Eski öğrenme alışkanlıklarımız bilgiyi kitap sayfalarında, okul duvarları arasında ya da bilginin en temel kaynaklarından biri kabul edilen öğretmenlerde aramamıza neden oluyordu. Ancak yeni öğrenme alışkanlıklarımızla birlikte artık bilgiyi arayan , bulan, yorumlayan ve kullanan bireyler haline geliyoruz (Yıldırım & Özden, 1998b).(1. Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme, s:9-12, Yrd.Doç.Dr. ŞAHİN, Tuğba Yanpar – Yrd.Doç. Dr. YILDIRIM, Soner 1999,ANKARA,ANI yay.),(2. Eğitime Giriş, s:166-174, Prof.Dr. FİDAN, Nurettin, Prof.Dr. ERDEN, Münire.),(Eğitim Psikolojisi, Doç.Dr. DÖNMEZER, İbrahim.).
BDE’NİN OLUMLU YÖNLERİ
Okullarda BDE’nin SaÄŸlayacağı Avantajlar:
Öğrenci için Avantajlar :
Matematik ve Fen dallarına daha çok istek duyulması ve bu dallardan daha
fazla meslek seçilmesi,
Kolay, hızlı, derin öğrenme (Ezbersiz Eğitim),
Bilgisayar okur yazarlığının gelişmesi,
Kavramsal altyapı ile üniversite giriş sınavı (ÖSYS) gibi sınavlarda daha
garantili başarı,
Bilgisayarı paylaşma, grup çalışmasında artan performans,
Bireysel çalışmada verimlilik,
Dil öğreniminde gelişim,
Öğrencinin kendine olan güveni-özgüveni artar,
Daha çok bilgiye ulaşma imkanı olur,
Zamandan tasarruf etme imkanı,
Kağıt kalem kullanmaktansa daha çekici bir çalışma ortamı,
Fırsat eşitli (öğrenmede kısıtlama yok),
Kendi kendine öğrenmeyi mümkün kılması,
Matematik ve dil yeteneÄŸini geliÅŸtirme,
Sosyal iletiÅŸimde bulunma yeteneÄŸini geliÅŸtirme,
Problem çözme ve dikkatini verme yeteneği oluşur,
Önceki çözümleri araştırıp bunları yeni bir çözüm için kullanabilme yeteneğini geliştirme, yeni çözüm yöntemleri kullanma,
Belgeleme, dosyalama ve belgelere başvurma alışkanlığını kazanma,
Öğretimi, kişisel ve bireysel ihtiyaçlarına göre ayarlama.
Öğretmen için avantajlar :
Sınıf performansının artması,
Öğrencinin derse aktif katılımının sağlanması,
Farklı seviyelerin ayrı ayrı izlenebilmesi, öğretmenin buna daha fazla zaman ayırabilmesi,
Öğrenimde yardımlaşma,
Kanaat için ek alternatif,
Farklı disiplinler (Fizik, Matematik,…) arası eÄŸitim için önemli bir aÅŸama.
Teknolojik Avantajlar :
Multimedya ve bilgisayar teknolojisine adaptasyon,
Dünyadaki Matematik, Fen eğitimi ile paralellik,
Dünyada yükselen ” EÄŸitimde Bilgi Teknolojisi ” kullanma eÄŸilimine dahil olma.
İdari Avantajlar :
Müfredatın okullara göre esnekçe planlanabilmesi,
Yıllık planların kolayca yazıya dökülebilmesi,
Ödevlerin online hazırlanıp dağıtılabilmesi.
Öğrenme ve ilerleme hızı kişiye bağlıdır. BDE’de derhal uyarı ve dönütler verilerek öğrenimin kişiselleştirilmesi sağlanır. Bilgisayarlar birer çoklu ortam aracıdır. Birlikte kullanılan yazı, ses, görüntü özellikleriyle bilgisayarlar birçok teknolojiyi etkili biçimde birleştirebilirler. Etkileşimli video ve CD-ROM teknolojileri bilgisayar tabanlı öğretim üniteleri, dersleri ve öğrenme ortamlarını birleştirebilirler. Bilgisayarlar etkileşimli araçlardır. Birçok paket program çalıştırılabilen mikro bilgisayarlar kullanım kolaylığı ve azami öğrenci kontrolü sağlar. Bilgisayar teknolojisi sürekli ilerlemektedir. Her geçen gün yenilikler olmakta bununla beraber fiyatlar da düşmektedir. İhtiyaçların doğru anlaşılması ve gelecek gereksinimlerin doğru tahmin edilmesi, öğretmenin bilgisayar donanım ve yazılım konularıyla etkili biçimde başa çıkmasını sağlar. Bilgisayarlarla ulaşılabilirlik artar. Yerel, bölgesel ve ulusal ağlar kaynakları ve bireyleri, nerede olurlarsa olsunlar, birbirine bağlar. Aslında, birçok kurum ve kuruluş bilgisayar tabanlı kaynaklar sunmaktadır.
Ana hatları ile Bilgisayar Destekli Eğitimin faydalarını incelersek,
Öğrenme hızı:
BDE’nin sunduğu en önemli fayda, belki de, öğrencilerin kendi öğrenme hızlarına uygun olarak konuyu işlemeleri ve gerek duyduklarında aynı konuyu tekrar çalışma olanağı bulabilmeleridir. Özellikle yavaş öğrenen öğrenciler için BDE uygulamaları, bu öğrencilerin düzeyine ulaşmasında önemli bir avantaj sağlamaktadır. Diğer taraftan, öğrenilecek konuyu hali hazırda bilen ya da sınıftaki diğer öğrencilere oranla daha hızlı öğrenen öğrenciler ise, diğer öğrencileri beklemeden bir sonraki konuya geçebilirler.
Katılımcı öğrenme:
Her ne kadar BDE uygulamaları öğrencilerin kendi kendilerine ve kendi öğrenme hızlarına uygun öğrenme ortamları sunsa da, grup çalışmasını destekleyebilmesi açısından da etkin materyallerdir. Bir çok BDE yazılımı, öğrencinin verdiği cevaplar doğrultusunda dersi sunar ya da öğrenciye belli aralıklarla dönüt sağlar. Bu yüzden, BDE ortamındaki her öğrenci aktif şekilde derse katılır ve dersteki performansını gösterebilme imkanı vermesi ve öğrenciye dönüt sağlayabilmesi nedeniyle, BDE ortamları öğrencinin derse katılımını sürekli hale getirir(Bright, 1983: 144-153).
Öğretimsel etkinliklerin çeşitliliği:
Diğer materyallerle karşılaştırıldığında, görsel – işitsel öğelerin en etkin kullanılabildiği ortam BDE ortamıdır. Öğretim ortamının farklı etkinliklerle zenginleştirilmesi, öğrencinin başarıya ulaşmasında önemli bir etkendir. İşte bu bakımdandır ki, BDE ortamları, sağladıkları öğretimsel etkinliklerin niteliği ve niceliği açısından en etkin ortamlardır.
Öğrenci etkinliklerinin ve performansının izlenebilmesi:
BDE ortamındaki bir öğrencinin bir konu üzerinde harcadığı zaman ve gösterdiği performans, bilgisayar tarafından kayıt edilebilir ve istendiği zaman öğretmenin kullanımına sunulabilir. Öğrenci performansı hakkındaki bu bilgiler, öğretmenin öğrencileri gözlemlemesi ve onları ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirmesi bakımından oldukça önemlidir. Klasik öğrenme ortamlarında, öğretmenin her öğrencinin performansını gözlemlemesi ve buna bağlı olarak öğrenciyi yönlendirmesi oldukça zordur. Özellikle kalabalık sınıflarda öğretmenin bu etkinlikleri başarması neredeyse imkansızdır. Bu bakımdan, BDE ortamının sunduğu bu özellik, öğretim etkinliğinin geliştirilmesi için önemli bir unsurdur. Bunun yanında, bilgisayarın kaydedip saklayabildiği bu bilgiler, okul yönetimi için de önemlidir. Bu bilgilerin erişilebilir ve saklanabilir olması, eğitim programlarının ve öğretim etkinliklerinin geliştirilmesi ve okul – aile işbirliğinin geliştirilmesinde okul yönetimi için büyük önem taşımaktadır.
Zamandan ve ortamdan bağımsızlık:
Klasik öğretim ortamlarındaki öğrenciler, belli konuları belli zaman dilimleri içinde öğrenmeli ve belirlenmiş öğretimsel etkinlikler yine belirli zaman dilimleri içinde gerçekleştirilmelidir. Diğer taraftan, BDE ortamındaki bir öğrenci istediği öğretimsel etkinlikleri istediği zaman, ders saati dışında kalan zamanlarda da, uygulayabilir ya da tekrar edilebilir. Hatta bu etkinlikleri evinde, bilgisayar başında uygulama şansı bulabilir (ŞAHİN, Tuğba Yanpar – YILDIRIM, Soner,1999 ,Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme, ANI yay.,s.58-62).
BDE’NİNİ OLUMSUZ YÖNLERİ
BDE’nin yararından çok zararı olmaması için aÅŸağıdakilere dikkat edilmesi gerekir.
Bilgisayar teknolojisi öğrencinin başarısını geliştirmesinin büyülü aracı olamaz!
Eğitim bütün sorunların panzehirlenmiş gibi bilgisayara düşüncesizce sarılmak doğru bir yaklaşım değildir.
Okulların çoğu nitelikli eğitim sağlayıp sağlamadıklarına veya nasıl sağlayacağına bakmaksızın daha çok bilgisayar teknolojisinin kendisi üzerinde yoğunlaşma gibi yanlış bir yaklaşım benimsiyorlar.
Ne eğitimciler, ne de donanım ve yazılım sanayiinde çalışanlar yeni teknolojinin halkın beklentileri doğrultusunda nasıl değerlendirileceğini gereğini göz önünde bulundurmuyorlar.
Okul sisteminin nasıl öğreteceğini bilmeden bilgisayarların etkin kullanma yollarını bulmadan teknolojiyi temel gereksinim haline getirilmesi doğru değildir.
Bilgisayar eğitime direkt değil destekleyici olarak katılır.
Başlangıçta etkin bir planlama yapmadan eğitimde bilgisayar kullanımını başlatmak yarardan çok zarar verebilir.
Aileler, genellikle, çocuklarının sınıfında ve yata odasında bir bilgisayar bulundurmanın, çocuğa bilgisayar öğretme yoluyla, Onun öğrenme problemlerinin çözüme kavuşturulacağı yanılgısına düşmektedirler.
Bilgisayar destekli eğitimin öğrenme ortamına sağladığı bir çok faydanın yanı sıra, bazı sınırlamalarının olduğu da bir gerçektir. Her öğretim materyalinin kullanımında olabileceği gibi, bilgisayarların eğitim amaçlı kullanımında karşılaşılan bu sınırlılıklar, bilgisayarların etkin ve pedagojik olarak doğru kullanılamaması sonucu oluşan sınırlılıklardır. Ay zamanda bu sınırlılıklar günümüz eğitim sisteminde BDE’nin olumsuz yönleri arasına katılabilir.
Öğrencilerin sosyo – psikolojik gelişmelerini engellemesi:
Bazı uzmanlara göre, bilgisayarların öğretimi bireyselleştirebilmesi, öğrencinin sınıf içinde arkadaşları ve öğretmeniyle olan etkileşimini azaltmaktadır. Başka bir deyişle, yazılımların görsel – işitsel özelliklerinden dolayı çocuğun saatlerce bilgisayar başında kalması gibi özellikler nedeniyle , çocuğun yaşıtlarıyla ve diğer bireylerle olan etkileşimi azaltmakta ve bu durum çocuğun sosyo – psikolojik gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Bilgisayarların eğitim ortamında bilinçsizce ya da plansız kullanımı sonucu bu tür sorunların ortaya çıkması doğaldır. Ancak, böyle bir sorunla sadece bilgisayar kullanılan öğretim ortamlarında karşılaşılabileceğini düşünmek büyük bir yanılgı olur. Sınıf içinde kullanılan diğer öğretim materyalleri söz konusu olduğunda da, çocuğun bir materyali (TV, video, vb.) sürekli ve plansız kullanılması, benzer sorunların oluşmasında neden olacaktır. Bu yüzden, bu tür materyallerin sınıf içinde etkin ve başarılı kullanımlarında öğretmenlerin rolü büyüktür. Bilgisayarların öğretimi bireyselleştirme gibi bir olanak sağlamasının yanında, öğrencinin diğer öğrencilerle ve öğretmenle olan etkileşimini artırıcı öğretimsel faaliyetlerin öğretmen tarafından planlanması ve uygulanması gerekir. Benzer olarak, aileler de, çocukların bilgisayar üzerinde harcadığı zamanın süresini ve eğitimsel kalitesini denetlemelidir. Sınıfta kullanılacak öğretimsel yazılımların seçiminde de, öğrenmeyi bireyselleştirmesi kadar, öğrencinin diğer öğrencilerle etkileşimini sağlayan yazılımların seçilmesi, öğrencinin sınıf içindeki sosyo – psikolojik gelişimini destekleyecektir.
Özel donanım ve beceri gerektirmesi:
Her şeyden önce, bir öğretim yazılımının kullanılabilmesi için mutlaka gerekli donanımın bulunması gerekir. Sınıfların ya da okulların BDE için gerekli donanımlara erişimi bazen zor ve pahalı bir süreç olabilir. Bunun yanında, öğretimsel yazılımların kullanılabilmesi için bilgisayarlara ek olarak özel donanımlara ihtiyaç duyulabilir. Diğer öğretim materyallerinin bir çoğunda olmadığı halde, BDE ortamında donanım ve yazılıma sürekli yatırım yapılması gerekliliği gözardı edilemeyecek bir gerçektir. Özellikle de teknolojik özellikleri çok gelişmiş olan yazılımlar, donanımın da sürekli güncelleştirilmesini ve yenilenmesini gerektirebilir. Bunun yanında, diğer öğretim materyallerinin aksine, BDE materyallerinin kullanımı için hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin bazı özel bilgi ve becerilere sahip olması gerekir. Her ne kadar günümüzdeki yazılımlar kullanıcılardan en az düzeyde bilgisayar bilgisi talep etse de, bilgisayar okuryazarı olan öğrenci ve öğretmenlerin BDE’den en yüksek faydayı sağladıkları yadsınamaz bir gerçektir. Bu gereklilikler, okul yönetimine büyük maddi yük getirmektedir. Bu yüzden, BDE için gerekli donanım ve yazılımın alımında ve bilgisayar okuryazarlığı eğitimlerinde maliyet – fayda analizleri yapılmalı, eldeki kaynaklar en akılcı ve etkin biçimde kullanılmalıdır.
Eğitim programının desteklenmesi:
Öğretimde kullanılan her materyalin, eğitim programını destekleyici ve programda belirlenen amaç ve hedefleri öğrenciye kazandırıcı nitelikte olması gerekir. Aslında, her türlü öğretimsel etkinliğin amacı, eğitim programında belirtilmiş amaç ve hedeflerin kazandırılabileceği öğretim ortamlarının yaratılması ve öğrenciye sunulmasıdır. Ancak, piyasada bulunan bir çok eğitim yazlımı bu özellikten uzaktır. Piyasada bulunan eğitim yazılımları her ne kadar teknolojik nitelikleri bakımından gelişmiş materyaller olsa da, eğitim programlarıyla bir tutarlılık göstermediği için öğretimsel değeri az olan materyallerdir. Öğretimsel yazılımlar, diğer öğretim materyalleri ile karşılaştırıldığında, öğretmen tarafından geliştirilmesi zor olan, hazırlanması uzun süren ve geliştirilmesi pahalı olan materyallerdir. Bu yüzden, piyasadaki yazılımların bir çoğunun eğitim programı ile bir tutarlık göstermemesi, BDE’in sahip olduğu sınırlılıkların başında gelir.
Öğretimsel niteliğin zayıf olması:
Program uygunluğunun yanında, eğitim yazılımlarının öğretimsel olarak da etkin öğrenme ortamları öğrenciye sunabilmesi gerekir. Eğitim yazılımının türü ne olursa olsun (araştırma-uygulama, benzeşim, vb.) her türlü yazılım öğretim tasarımı ilkelerine uygun olarak geliştirilmelidir. Bu gerçeğe rağmen, piyasadaki yazılımların büyük bir çoğunluğu bu nitelikten yoksundur. Özellikle bazı yazılımlar yazılı materyallerin elektronik ortama aktarılmış şeklinden öteye gidememektedir. Diğer taraftan bazı yazılımlar ise, hedeflenen öğrenci grubunun pedagojik özelliklerine uygun olmayan öğretim tasarımları üzerinde geliştirildiği için öğretimsel etkinliği düşük olan yazılımlardır. Piyasada öğretimsel niteliği yüksek olan yazılımların az olması, BDE’in sahip olduğu diğer bir sınırlılıktır (ŞAHİN, Tuğba Yanpar – YILDIRIM, Soner,1999 ,Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme, ANI yay.,s.58-62).
Bilgisayar ağlarını kurmak çok pahalıdır. Kişisel bilgisayarlar diğerlerine göre daha ucuz olmasına ve bilgisayar donanım ve yazılım piyasası bir rekabet içinde olmasına rağmen bilgisayar ağlarını oluşturacak donanım ve yazılımı satın almak hala pahalıdır. Teknolojinin sürekli gelişiyor olması öğretmenin sistemini en son gelişmelerle bir tutabilmek için bir yarışa girmesine neden olacaktır. Bilgisayar okuryazarlığı halen yaygın değildir. Hala bilgisayarlara erişimi olamayan öğrenciler de bulunmaktadır.
Öğrencilerin bilgisayar tabanlı bir uzaktan eğitim ortamında başarıyla çalışabilir olmasından önce öğrencilerin ilgi ve bilgisayar yeterliliği sağlanmalıdır.
BDE’DE ÖĞRENCİNİN ROLÜ
Öğrencilerin her şeyden önce derse olan ilgileri arttırılmalıdır. Yani öğrenci güdülenmelidir. Bilgisayar ortamlı bir ders daha eğlenceli ve dikkat çekici olabilir. Bilgisayarlar sayesinde öğrenci dönüt alma avantajına kavuşacaktır bu da öğrencinin o derse olan ilgisini ve motivasyon derecesini arttıracaktır. Görsel, işitsel olanakları bir arada istenilen kalitede sunduğunuzda teorikte öğrencilerde öğrenme yeteneği aşağıdaki tablodaki(öğrenmede duyular) gibi değişecektir. ayrıca bilgisayar kullanırken bağımsız olan öğrenci için başarısızlık kaygısı ortadan kalkacaktır,kendine özgüvenin artmasında yardımcı olacaktır.
Eğitim ile ilgili araştırmalar, öğrencilerin büyük çoğunluğunun okuduklarının %30’unu, duyduklarının %40-50’sini, gördüklerinin %60-70’ini, hem gördükleri hem de duyduklarının %90’ını hatırlayabildiklerini göstermişlerdir(Necdet KÜÇÜKARPACI 10 haziran 1997 PC! Bilgisayar Dergisi Sayı:15).
BDE UYGULAMALARINDA ÖĞRETMENİN ROLÜ
BDE’de öğretmenin rolü azalmamakta, tam tersine artmaktadır.
BDE öğretmenin yerine geliştirilen değil, amaç itibarıyla öğretmede yardımcı olacak bir araçtır. Bu faydalı araç, öğrenmeyi daha kolay ve zevkli hale getirmektedir.
BDE, öğretmenin sınıfında konuyu klasik yolla işledikten sonra, bilgisayar üzerinde pekiştirme ve kavram oturtma hedeflerini taşır.
Öğretmenin çağdaş tanımına (Öğretmen bilgi kaynağından ziyade artık bilgiye yönlendiricidir.) uygunluk.
Öğretmen olmadan kullanım : Okulda ilgili branşa girecek öğretmen olmadığında, dersin boş geçmesinin yerine, klasik olarak sınıfta görmeden, doğrudan BDE uygulaması, branş öğretmenlerinin derse girmesi kadar olmasa da yine de makul sayılacak
sonuçlar verebilmektedir. Ancak yinelemek gerekirse BDE hiç bir zaman öğretmenin yerini tutamaz. Esasen hiç bir eğitim aracı öğretmenin yerini tutamaz.
Öğrencinin derse aktif katılımının sağlanmasını denetler. Farklı seviyelerin ayrı ayrı izlenebilmesi, öğretmenin buna daha fazla zaman ayırır. Öğretim esnasında öğretmenin kendisi de sürekli öğrenme sürecine ek olarak bir şeyler öğrenir ve kendini yenileme imkanı bulur. Bilgisayar destekli eğitim uygulanan sınıfta önemli ölçüde bir performans artışı görülür bu da öğretmenin işini kolay hale getirir. Öğretmenin kanaat kullanımında ek bir alternatif sağlar. Genel anlamda tüm öğretmenler için, öğrenci farklı disiplinler arasında önemli aşamalar kaydeder bu da öğretmenin amacına ulaşmasına yardımcı olur. Ancak hiç bir zaman unutulmamalıdır ki bilgisayarlar öğretmenlerin yerini asla tutamazlar. Öğretmensiz öğretim düşünülemez ama bilgisayarsız öğretim–halen de çoğu okulda uygulandığı gibi–mümkündür. Ancak öğretmene bilgisayar destekli uygulanan derslerde rehberlik anlamında çok ağır yükler binmekte ve öğretmenin değeri dolayısıyla artmış olur. Bilgisayar destekli eğitimde asıl ihtiyaç; nitelikli öğretmen gücüdür.
BDE’DE YÖNTEMLER
ALIÅžTIRMA VE UYGULAMA PROGRAMLARI
Alıştırma ve uygulama programları, aslında, öğretim amaçlı değil, öğrenilmiş konu üzerinde öğrencilere alıştırma olanağı veren ya da öğrenilmiş yeni bilgileri destekleyici açıklamaları veren programlardır. Alıştırma programlarının genel amacı, tekrar etme ve egzersiz yapma suretiyle, öğrencinin öğrendiği yeni bilgiyi kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarabilmesine ve aktardığı bu bilgileri doğru zamanda hatırlayıp kullanmasına yardımcı olmaktır.
Bu tür yazılımlar, özellikle de 1970’li yıllarda yaygın şekilde üretilmeye başlanmıştır. Bunun en önemli nedeni, bu tür programların yazılımının kolay olması ve eğitim ortamında yaygın şekilde kullanılmasıdır. Bu tip programlar öğretim amaçlı olmadıkları için, eğitim denince akla gelen bilgi verme ve açıklama yapma yeteneğine sahip değillerdir. Dolayısıyla öğrencinin, programın gerektirdiği ön bilgiye sahip olması gereklidir. Alıştırma ve uygulama programlarının amacı, kısa süreli belleğe yerleşen bilginin uzun süreli belleğe geçişini sağlamak, yani kalıcılığını artırmaktır.
BİRE-BİR EĞİTİM PROGRAMLARI
Bire-bir eğitim programları, yazılımların içinde tamamen öğretmen rolünü üstlenen, gerektiği yerde yeni bilgiyi veren, verilen bilginin öğrenilmesi için alıştırma sağlayan, öğrenciye geri bildirim sunan, öğrencinin performansını değerlendiren ve öğrenciyi yönlendiren programlardır. İyi bir bire-bir eğitim yazılımı, öğrenciyi güdüleyebilen, öğrenciye bilgi sunan ve öğrencinin içeriği öğrenebilmesi için gerekli alıştırma ve uygulamaları yapmasını sağlayan programlardır. Bire-bir eğitim programları, bir öğretmenin sınıf içindeki öğretim etkinliklerinin bilgisayar ortamında sunulmasıdır. Bu tür programların seçiminde, kullanılmasında ve öğrenciye gereken durumlarda öğrenciye rehberlik sağlamasında öğretmenin rolü oldukça önemlidir. Bire-bir eğitim programlarının eğitim programına entegrasyonun gerçekleşebilmesi için, müfredat analizinin mutlaka tamamlanmış ve müfredatta yer alan ders ve konuların özelliklerine göre, bu programların nerede kullanılabileceğine karar verilmiş olması gerekir. Bu tür programlar öğretimsel olarak en etkin programlardır.
EĞİTSEL OYUNLAR
Birçok akademik oyun programının amacı, alıştırma, uygulama, öğrenilmiş bilgilerin tekrarını yapabilme ve hatta problem çözme stratejilerini öğretebilmektir. Öğretimsel oyunların sağladığı en büyük avantaj, kullanıcının öğrenme ortamında sürekli aktif olmasıdır. Her oyun, kullanıcıyı belli bir bağlamda tanımlayan, ona belli roller veren ve kullanıcının belli oranlarda sorumluluk alarak verdiği kararların sonuçlarını gösteren yazılımlardır. Oyunlar ayrıca, öğrencilerin yaratıcılık, ilke ve stratejileri sorgulama ve yeni ilkeler araştırma ve oluşturma yeteneklerini de geliştirir. Bir eğitimsel oyunun ne kadar öğretici olduğu,yazılımın ne kadar iyi yapılandırıldığıyla paraleldir.
BENZEŞİM PROGRAMLARI
Benzeşim programları, gerçek hayatta öğrencilerin karşılaşabileceği tehlikeleri ya da olumsuzlukları sınıf ortamına taşımadan, gerçek hayata ait olayları veya olguları öğrenciye sunmayı amaçlayan programlardır. Benzeşim programlarının kullanımı esnasında, öğrenciler, bazı kararlar vermek ve verdikleri bu kararın sonuçlarını görmek suretiyle değişkenler arasındaki ilişkileri öğrenebilirler. Öğretim teorileri açısından bakıldığında benzeşim programları,öğrenciye yeni bilgi kazandırdığı gibi, öğrencinin halihazırdaki bilgileriyle yeni öğrendikleri arasında ilişki kurmasını sağlamakla birlikte, yeni öğrendiklerini anlamsallaştırmasına ve uzun süreli bellekte depolamasına yardım etmektedir. İyi bir benzeşim programında aranması gereken en önemli özellik, programın öğrenciyi güdüleyebilmesi ve esinlenmesini sağlayabilmektir (Price, 1991). Günümüzde, birçok benzeşim programı, eğitsel oyunlarla ya da problem çözme uygulamalarıyla birlikte hazırlanmaktadır.
Eğitimci için güçlü bir araç olma niteliği taşıyan BDE, diğer bütün araçlarda olduğu gibi, bazı öğretim ortamları için uygun iken, diğer bazı öğretim ortamları için uygun bir araç olmayabilir. BDE konusunda yapılan araştırmaların çoğunda, geleneksel öğretim yöntemleriyle BDE yöntemi arasında çok büyük farklılıklar olmadığı görülmektedir(Kulik & Kulik, 1991: 75 – 94). Ancak, yine bu araştırmaların sonucuna bakıldığında, bazı konular ve derslerin öğrenilmesinde geleneksel öğretim yöntemlerine göre BDE’nin çok daha etkin olduğu ve daha iyi bir öğrenci başarısı sağladığı saptanmıştır.
Bilgisayar Destekli Eğitimin balarısı, onu tasarlayan ve geliştiren kişinin uzmanlığına ve ne derece dikkatle geliştirildiğine başlıdır. Başarılı bir tasarımcı, seçilen ortamın güçlü yönlerini öne çıkartırken, o ortamın zayıflıklarını ve dezavantajlarını mümkün olduğunca en aza indirgemeye çalışır (ŞAHİN, Tuğba Yanpar – YILDIRIM, Soner,1999 ,Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme, ANI yay.,s.58-62).
BDE’DE BIREYSEL VE IŞBIRLIKLI ÖĞRENME
Sınıfta öğrencileri güdüleme sisteminin bir yönü olan sınıfın “amaç yapısı” (goal structure) ile ilgili son yıllarda bir çok araştırma yapılmıştır. Johnson & Johnson sınıfta üç tür amaç yapısından söz etmektedirler. Bunlar; (1) işbirliğine dayalı amaç yapısı; (2) yarışmaya dayalı amaç yapısı; (3) bireyselleştirilmiş amaç yapısıdır. Sınıfın amaç yapısı, bir bakıma öğrencilerin birbirleriyle yarışma, işbirliği yapma ya da bireysel çaba gösterme düzeyine işaret etmektedir(Slavin, 1989). Eğer öğrenciler birbirleriyle yarışmaya yönelirse, bir öğrencinin başarısı, bir diğerinin başarısızlığını gerektirir. Örneğin; öğretmen, sınıfta üstte yer alan, dörtte bir öğrencinin “A” alabileceğini söylerse, o zaman öğrencileri yarışmaya yöneltmiş olur. Bir öğrencinin “A” alması demek, bir diğerinin “A” alamaması sonucunu doğurur.
İşbirliği ise, yarışmanın tam zıttı bir sonuç meydana getirir. Örneğin; dört öğrenci bir grup oluşturarak laboratuarda deney yaparlarsa birlikte başarılı ya da başarısız olacaklarıdır. “Ya birlikte yüzecekler ya birlikte batacaklardır.” Eğer bir öğrenci çok çalışırsa, diğerlerinin başarısını da arttırır.
Sınıftaki üçüncü amaç yapısı da bireyselleştirmedir. Bu amaç yapısında bir öğrencinin başarısı ya da başarısızlığı, diğer öğrencilerin başarı ya da başarısızlığını etkilemez. Örneğin; öğretmen, dönem içinde verilen tüm sınavlardan ortalama en az “90” alan öğrenciye “A” vereceğini açıklar. Böylece, bireyselleştirilmiş amaç yapısında bir öğrencinin başarılı ya da başarısız olması bir diğer öğrenciyi etkilemez (Johnson & Johnson, 1974).
Sınıflardaki amaç yapıları değişik düzeylerde de olsa genellikle yarışmacıdır. İşbirliğine dayalı amaç yapıları daha az gözlenir (Lockheed & Harris, 1982). Ancak yarışmacı amaç yapıları, öğrencilerin bir diğerine yardım etmesini engellediği için eleştirilmektedir. Ayrıca, yarışmacı bir yapıda başarı düzeyi genellikle düşük olan öğrencilerin başarılı olma olasılıkları çok azdır. Sporda, kahraman olan bir öğrencinin başarılı olması için tüm öğrencilerin yardım etmesi ve işbirliği gereklidir. Çünkü onun başarısı, takımın başarısıdır. Dolayısıyla elde edilen başarı tüm okulun başarısıdır. Okullar bu tür etkinliklerde işbirliğini özendirirken, akademik başarı için işbirliğine dayalı çalışma ne yazık ki yapılmamaktadır (Johnson & Johnson, 1975; Slavin, 1977b; Coleman, 1961).
Son yıllarda, sınıfta işbirliğine dayalı amaç yapılarının kullanımını artırmak üzere sınıfta uygulanabilecek bazı teknikler geliştirilmiştir (Johnson & Johnson, 1975; Sharan & Sharan, 1976; Aronson ve diğerleri, 1978; Slavin, 1983a; Açıkgöz, 1990). Bu teknikler işbirliğine dayalı yöntem adı altında toplanmaktadır.
İşbirliğine dayalı öğrenme tekniklerinin öğrenme düzeyini artırmada etkili olup olmadığını araştıran bir çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalarda, işbirliğinin özellikle düşük yetenekli öğrencilerin problem çözme ve üst düzey öğrenme becerilerini, yarışmacı ortamlardan daha çok geliştirdiği gözlenmiştir (Johnson & Johnson 1985; Slavin, 1990). Ayrıca, işbirliğine dayalı öğrenme, öğrencilerin psiko-sosyal gelişimlerine ve duyuşsal özelliklerine önemli katkılarda bulunmaktadır. İşbirliğine dayalı öğrenmenin çeşitli çalışmalarla ortaya konmuş, faydaları aşağıda kısaca maddeler halinde verilmiştir.
İşbirliğine Dayalı Öğrenmenin Yararları
İşbirliğine dayalı öğrenme, öğrencilerin öğrenmeye güdülenmelerine ve dikkatlerini sürdürmelerine yardım etmektedir.
Özellikle, düşük yetenekli öğrencilere, problem çözme ve üst düzey düşünme becerilerinin kazandırılmasında etkili olmaktadır (Webb, 1982,1983; Slavin, 1990, Özder, 1996).
Bireyin, dünyayı diğer insanların bakış açısından yetisini kazandırmaktadır. Böylece öğrencilerde empati kurma becerileri artmakta; özel eğitime muhtaç çocukları daha kolay kabul ederek onların gelişimleri için rehberlik etmektedir.
Öğrenciler, başkalarının fikirlerine saygılı olmayı, hoşgörülü olmayı, tartışmayı öğrenmektedirler. Kısaca, demokratik yaşama alışkanlığını kazanmaktadırlar.
Öğrenme sırasında öğrencinin akranlarıyla etkileşimde bulunması, ona zevk vermekte; öğretme – öğrenme ortamı öğrenciler için eğlenceli hale gelmektedir (Slavin, 1990; Oktar, 1995; Yeşilyaprak, 1995).
İşbirliğine dayalı öğrenme; gruptaki her bireyin katkısını gerektirdiğinden öğrencilerin öz saygı ve öz yeterlik duygularını geliştirmelerine yardım etmektedir.
Öğrencilerin hata yapma korkusu ve kaygı düzeyini en aza indirerek öğretme – öğrenme sürecine etkin katılımlarını sağlamaktadır.
Öğrencilerin “ait olma” gereksinimlerini karşılamalarına yardım etmektedir.
İşbirliğine dayalı öğrenme yaklaşımının, çeşitli etnik gruplara ait öğrencilerin etkileşimlerini geliştirme ve öğrenme güçlüğü olan ve olmayan öğrencilerin öğrenme düzeyini artırma konularında etkili olup olmadığına ilişkin yapılan araştırmaların üçte ikisinde olumlu bir etkisi olduğu kanıtlanmıştır (Gage & Berliner, 1989; Slavin, 1990).
BDE VE MÜFREDAT PROGRAMLARI
Avusturya’da nüfus 8 milyon iken öğretmen sayısı 40.000’dir. Bulgaristan’da toplam 28.000 öğretmen vardır. Bu durum ülkemizde bu konuda yapılacak çalışmalarda çok önemli bir etken oluşturmaktadır. Örneğin 30.000 öğretmenin eğitimi bir çok ülke için çok önemli bir aşama iken, bizim ülkemizde tüm öğretmen nüfusunun sadece %6’sını oluşturmaktadır.
ÜLKELER
NÜFUS(yaklaşık)
ÖĞRETMEN SAYISI
YÜZDE(%)
Türkiye
60 milyon(1998 sayımı)
30.000
%6
Avusturya
8 milyon
40.000
%0,5
Bulgaristan
10 milyon
28.000
%0,28
Bu konuda diğer ülkelerin deneyimlerine baktığımızda durumun hiç de farklı olmadığını görüyoruz. Örneğin, Avusturya’da bilgisayarların yaygın olarak kullanılmasını sağlamak amacıyla öğretmenler temel bilgisayar eğitiminden geçirilmişlerdir. Bu eğitime 1976 – 1977 yıllarında bilgisayar dersi veren öğretmenlerle başlanmış, 1985 – 1986 yıllarından itibaren matematik, İngilizce, Almanca ve Fen bilgisi öğretmenleriyle devam edilmiştir. Halen 40.000 orta dereceli okul öğretmenlerinin %40’ı bu eğitimden geçmiş bulunmaktadır. Ancak burada üzerinde durulması gereken en önemli konu eğitimin amacına ulaşıp ulaşmadığı olmaktadır. Çünkü, 1991 – 1992 yıllarında yapılan proje çalışmalarına %11 oranında katılım olmuştur. Sorunun nedenleri araştırıldığında, motivasyon eksikliği, bilgisayara yabancı olmak, farklı alan öğretmenlerinin birlikte çalışmak istememeleri gibi faktörlerin rol oynadığı gözlemlemiştir (Özden, Çağıltay & Çağıltay, 1997).
Belçika’da ilkokulların %50’den fazlasına ve orta dereceli okulların ise %90’ınında bilgisayar bulunmaktadır. Bilgisayarlaşmanın bu yüksek oranlara ulaşmasına rağmen orta dereceli okullarda her üç kişiden birisi ve ilkokullarda ise öğrencilerin ancak %10’u bilgisayar kullanılmaktadır. Ülkede yaşanan bu başarısız deneyimin üç nedene bağlı olduğu belirtilmektedir. Bunlar sırasıyla altyapı, eğitimi veren öğretmenlerin ve sistemin çalışmasından sorumlu olan kişilerin yetersizliğidir. Ayrıca teknolojideki hızlı ilerleme ve eğitim yazılımlarının yetersizliği önemli rol oynamaktadır (Özden, Çağıltay % Çağıltay, 1997).
İspanya’da karşılaşılan problemleri teknoloji donanımlarının pahalı olması, öğretmenlerin yeterince eğitilmemiş olmaları ve bu eğitimin çok uzun zaman alması şeklinde özetlemek mümkündür (Özden, Çağıltay % Çağıltay).
Öğretmenlerin bilgisayarları derslerinde etkin olarak kullanabilmelerini sağlamanın en önemli unsurunun, öğretmenlerin bu teknolojiyi çok iyi bir şekilde kullanmalarını sağlamaktadır. Bunun için çeşitli yaklaşımlar olabilir. Örneğin, Güney Kore’de benzer bir BDE projesinde, öncelik öğretmenlere verilmiş ve her bir öğretmene bir bilgisayar alınması planlanmıştır. Öğretmenlerin bu bilgisayarları günlük işlerinde kullanmaları istenmiş (yazı yazma, tablolama, not tutma, vb.), böylece öğretmenlerin bilgisayarlarla tanışmaları ve kendilerini bilgisayar kullanımı konusunda emin hissetmeleri hedeflenmiştir. Daha sonra, müfredata yönelik bilgisayarlaşma projelerinin gündeme getirilmesi ve okullara kişisel bilgisayarların alımının başlatılması planlanmıştır (Lee, 1998).
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür, ancak öğretmenler okullarda yapılacak herhangi bir değişimin en önemli unsurlarıdır. Bu nedenle öğretmenlerin, böyle bir projenin başarısında ya da başarısızlığında çok büyük rolü vardır. öğretmen eğitimlerinin teknolojiyi sınıfta kullanımına yönelik olması v eğitim sonrasında öğretmenlerin teknik personel tarafından sürekli olarak desteklenmesi gerekmektedir. Problemle karşılaşan öğretmen sorununa cevap bulabilecek teknik personele kolaylıkla ulaşabilmelidir. Öğretmenlerin teknolojiyi sınıfa taşımak için ihtiyacı olan en önemli olan diğer iki unsur da donanım ev yazılımdır. Eğitimden hemen sonra öğretmenler ihtiyaçları olan donanım ve yazılım ile çalışabilmeli ve bunları rahatlıkla kullanabilmelidir. Eğitimden belli bir süre sonra gerekli donanım ve yazılıma kavuşan öğretmenlerin bilgilerini unuttukları ve çalışma isteklerini kaybettikleri gözlemlenmiştir. Öğretmenler için en önemli diğer unsur ise, mevcut sistemde zor yetişebildiği müfredatın içinde kendisinin de yabancı olduğu bilgisayar desteğini yerleştirmek için gerekli zaman kısıtlılığıdır.
Okullarda bilgisayarların ve bilgisayar ağlarının geliştirilmesi, bilgisayardan eğitim – öğretimde yararlanıldığı anlamına gelmemelidir. Bilgisayarlardan gerçek anlamda eğitim – öğrenimde yararlanılması, müfredat ile bilgisayarların birleştirilmesiyle olacaktır. Bilgisayar müfredatın bir parçası olduğunda, öğretimde amaç değil bir araç olduğunda ve bu aracın kullanım yoğunluğu yeterince arttırıldığında bilgisayar teknolojilerinin eğitim – öğretime katkılarından bahsetmek olası olabilir. Böylesi bir müfredat değişikliği çalışması zaman ve yoğun emek gerektirecek büyük projeler ile gerçekleştirilebilir. Çünkü mevcut müfredat incelenerek, bunun içinde bilgisayarın yeri ne olabilir, katkısı ne olabilir soruları sorularak, aşama aşama bu katkıların arttırılmasına yönelik planlamaların yapılması ve bu planların gerçekleştirilmesi gerekecektir.
Teknolojinin müfredatla bütünleşik olarak eğitim – öğretimde kullanılması hedefi aslında bir çok ülke tarafından belirlenmiş olmasına rağmen halen tam olarak ulaşılamamıştır (Özden, Çağıltay & Çağıltay, 1997).
SıNıF ORTAMıNDA BDE UYGULAMALARı VE SORUNLAR
Dersi hazırlamak için süre yetersizliği,
Ders notlarını hazırlamak için süre yetersizliği,
Her öğrencinin bilgisayar kullanmasını sağlamak için süre yetersizliği,
Dersi belirlenen süre içinde bitirememe,
Belirlenen amaçları süresi içinde gerçekleştirememe,
Yazılımın hata vermesi,
Bilgisayar lâboratuarında disiplini sağlamak,
Öğrencilerin lâboratuarda ses/gürültü düzeyini ayarlama,
Öğrencilerin sorularını yanıtlayabilme,
Yazılım ve donanıma verilebilecek hasar,
Her öğrenciye uygun yazılımın sağlanması,
Öğrencilerin konu üzerinde çalışmalarını sağlamak,
Öğrencilerin klavye kullanabilme becerileri,
Öğrencilerin kaygıları/korkuları,
Donanımla ilgili teknik sorunlar,
Fiziksel koşulların yetersizliği (Aydınlatma, ısıtma,vb.).
En önemli sorunlardan biri her öğrenci için yeteri kadar bilgisayar kullanma olanağı olmaması. Yani donanım yetersizliği. Bu durumda eğitimde gereken verimin alınması beklenemez. Kullanılan yazılımlar hata mesajı verdiğinde ders aksayacak ve dikkat dağılacaktır. Sınıf içi disiplin de en başta sağlanmalıdır. Kimi öğrenciler daha önce uzak oldukları bu teknoloji aracılığıyla eğitim göreceğini anlayınca ve özellikle ilk kez bilgisayar başına oturunca, ya ondan nefret edecekler ya da hemen öğrenme isteği duyacaklardır. Ama bu durumda genelde nefret duygusu ön plana çıkar ve amacın aksine belki de Bilgisayar Destekli Eğitime karşı bir antipati doğabilir.
Eğitim ortamında yapılacak gösterilerde ve grup uygulamalarında gerekli şartlar ideal olmalıdır. Örneğin bir slayt gösterisinde ve veya tepegöz kullanıldığında bütünüyle karanlık bir sınıf ortamı hazırlanmalıdır ki her öğrenci tam olarak algılayabilsin. Sınıf ortamının mevsimlere göre ısı ayarlaması iyi yapılmalıdır ki hem eğitim materyalleri hem bilgisayarlar etkilenmesin. Ve öğrenciler rahat bir ortamda öğrenmeyi, öğretmen de öğretmeyi gerçekleştirsin.
FARKLI OKUL KADEMELERİNDE BDE
Bilgisayar, hemen her okul kademesinde yani her öğrenim aşamasında kullanılabilecek bir araçtır. Okullarda bilgisayar sayısı oldukça az olmakla beraber okul dışında öğrencilerin bilgisayarla ilişkileri daha sıktır. Ancak bu sıklık çoğunlukla eğlence amaçlıdır. Özellikle ilk ve orta dereceli okullardaki öğrenciler bilgisayarı bir oyun aracı olarak kullanmaktadırlar. Evlerinde bilgisayarları olmadığı için bilgisayar olan ortamlarda oyun oynayan bu öğrencilere, oyun dışında eğitime katkısı olabileceğini göstermek bunu uygulatmak öğrencinin, hem gelişimini hem de eğitimini olumlu yönde etkileyebilir. Örneğin ilk okulda okuyan 10 yaşındaki bir çocuğa bilgisayarda basit bir yazım editörü kullanarak ders programı hazırlatmak, günlük tutturmak, eğlenceli eğitim yazılımları yoluyla ders çalışmasını sağlamak veli açısından oldukça yararlı bir girişimdir. Ancak unutulmamalıdır ki eğitim yazılımının pedagojik yapısı, dili, kullanım kolaylığı gibi kaliteyi belirleyici özelliklerinin iyi olmasına özen gösterilmelidir. Öğrenci lise seviyesinde bilgisayarı artık sıkça kullanmaya başlaması artık yeni şeyler denemesine sebep olacaktır. Programlama yapacaktır, oyun oynarken seçici ve abartısız olacaktır. Lise seviyesinde okul içi bir gazetenin öğrenciler tarafından bilgisayardaki yazım editörleri kullanılarak hazırlanması, öğrencilerin kendine olan güvenlerini arttıracaktır. Başarı duygusu ile gelişim görevlerini çok iyi bir şekilde yerine getirecektir. Ayrıca zeka oyunları ile zihin jimnastiği yapmak yine çok faydalı olacaktır. Yine lise seviyesindeki öğrenciler evlerindeki bilgisayarlar yolu ile matematik, fizik, coğrafya, kimya, biyoloji, geometri gibi dersleri tekrar etme ve daha somut anlama şansına sahip olabilirler. Üniversite ise bilgisayar destekli eğitimin uygulanması en elverişli ortamdır. Çünkü artık öğrenci olgunlaşmıştır ve karakteri oturmuştur. Yani temel gelişimini genel anlamda tamamlamıştır. Bilgisayar ortamında verilen bir üniversite eğitimi sayesinde çok daha verim alınması muhtemeldir.
OKUL VE SINIF YÖNETİMİNDE BDE
Özellikle kalabalık sınıflarda klasik öğretme metotları kullanıldığında verim alınması oldukça güçtür. Bu bir tahmin değil tespittir. Çünkü görsel ve işitsel niteliği fazla olan Bilgisayar Destekli Eğitim öğrencinin dikkatini çekmede kolaylık sağlar. Kalabalık bir öğrenci grubu bilgisayarlı bir sınıf ortamına koyulduğunda görülecektir ki sınıf disiplini daha kolay sağlanacaktır. Ve belki de en önemlisi öğrencilerin çalışmaları, ödevleri ve buna benzer şeyler bellekte saklanabildiğinden öğretmen daha sonra öğrencilerin çalışmalarını değerlendirmeye alabilecek buna göre ölçme ve değerlendirme yapacaktır. Sınıfın seviyesini anlayabilecektir. Ne zaman hangi çalışmayı öğrenciler üzerinde uygulayacağını tespit edecektir.
Bilgisayar lâboratuarında disiplini sağlamak, öğrencilerin lâboratuarda ses/gürültü düzeyini ayarlamak, öğrencilerin sorularını yanıtlayabilme, yazılım ve donanıma verilebilecek hasarın önlenmesi, her öğrenciye uygun yazılımın sağlanması, öğrencilerin konu üzerinde çalışmalarını sağlamak öğretmenin sınıf yönetiminde başarı ile yapması gereken görevlerdendir. Aksi taktirde Bilgisayar Destekli Eğitimden beklenilen verim alınamaz.
Okul yönetiminde Bilgisayar Destekli Eğitimin uygulanmasının en büyük şartı, öğretmenlerin ve okul idarecilerinin teknoloji okuryazarı olmaları gerekir. Ve idarecilerin kullanılan paket program üzerinde uzman olmaları gerekir. Basit bir dosyayı bulmak için kaybedilen zaman bilgisayar sistemi sayesinde kazanılabilir. Öğrencilerin kayırları, başarıları, devamsızlıkları, sosyal aktiviteleri,sınıf ve okuldaki kanaat durumu, ödevleri, çalışmaları istenildiği anda sorgulanabilir. Bu sayede öğrenciler hakkında anında gerekli bilgiye ulaşılabilir. Zaman kaybı da önlenmiş olur. Yine basit bir onay için zaman kaybı yerine ağ üzerinden anında istenilen onay alınabilir.
Ancak ülkemizdeki gibi henüz öğretmenlerinin bile çok büyük bir kısmının teknoloji konusunda yetersiz bilgiye ve tecrübeye sahip olan bir ortamda eğer hemen bilgisayarlar okul yönetiminde kullanılmaya başlanırsa verim alınamaz. Zamandan tasarruf edilemez. Aksine daha çok karmaşa meydana gelir. Ve içinden çıkılamaz sorunlar ortaya çıkar.
GELECEKTE BILGISAYAR ÖĞRETMENIN YERINI ALABILIR MI?
Bilgisayarın öğretmenin yerini tutması çok zor. Çünkü öğretmen öğretme görevini yaparken aynı zamanda öğrencinin geliÅŸimine yardımcı eÄŸitimler de vermektedir. Yaptığı hareketler olsun, davranışları olsun, karakteri olsun, konuÅŸması gibi bir çok konuda öğrencilerine rehberlik etmektedir. Bilgisayar destekli eÄŸitimin yaygınlaÅŸmasıyla öğretmene düşen görevler artacaktır. Sonuçta öğrenciyi güdüleyecek olan da öğretmenin kendisidir. Öğrencilerle birlikte sürekli öğretim çerçevesinde öğrenmeye devam eden öğretmen, daha akıllı, daha hızlı ve daha kaliteli olacaktır. EÄŸer bilgisayarlar öğretmenlerin yerini alabilseydi ÅŸu ana kadar yapılan az kalitede de olsa eÄŸitim yazılımları öğrenci baÅŸarısını önemli ölçüde etkilemeliydi. Oysa her yıl üniversite sınavlarında, Anadolu Liseleri giriÅŸ sınavlarında ve diÄŸer sınavlardaki baÅŸarısızlık oranı hala aynı. Bilgisayarları yapan ve programlayan bizler yani insanlardır. Öğretmenler de birer insan olduklarına göre bilgisayarların öğretimdeki etkiliÄŸi ancak 1 terabyte’lık bir sabit diskin yanında 1.44″ lük bir disket ancak yapar. Kısaca bilgisayarlar öğretmenleri en az bir asırdan önce yakalayamaz.
Kategori: EÄŸitim