Biyoloji Öğretiminde Öğrenciler Ve İnsan Gücü

12 Temmuz 2007



Biyoloji Öğretiminde Öğrenciler Ve İnsan Gücü

AMAÇLAR

Bu üniteyi çalıştıktan sonra,

İnsan yaşamındaki gelişim dönemlerini birbirinden ayırt edebilecek,

Gelişim döneminde zihinsel gelişimin aşamalarını kavrayabilecek,

İnsanın özelliklerini katılım ve çevre koşullarının etkileri yönünde sınıflayabilecek,

Doğumdan önceki gelişim dönemlerinin, doğumdan sonraki dönemleri nasıl etkilediğini kavrayabilecek,

Biyoloji öğretiminde , insan gücü, öğrenci ve öğretmen arasındaki ilişkileri kavrayabilecek,

Bir biyoloji öğretmeninin özelliklerini kavrayabilecek,

Biyoloji eğitiminin insan yaşamıyla ilişkilerini kavrayabileceksiniz.

İÇİNDEKİLER

Giriş

Öğrencilerin özellikleri ve bunların oluştuğu dönemler

İnsan gücü ve öğretmen

Özet

Değerlendirme soruları

Yararlanılacak kaynaklar

ÖNERİLER

Bu üniteyi çalışmaya başlamadan önce ikinci ünitedeki ‘biyoloji öğretiminin öğeleri’ şemasını tekrar gözden geçirerek öğrencilerle insan gücünün ilişkisini ve bunların öteki öğeler arasındaki yerini hatırlayınız.

İnsanın zihinsel gelişimindeki dört dönemin farklarını iyi kavramaaya çalışınız.

Öğretmeni toplumun istediği davranışları öğrenciliere kazandıracak bir temsilci olarak görünüz. Onun sahip olması gereken üç grup özellii aklınızda tutmaya çalışınız.

Gelişme dönemlerini daha ayrıntılı olarak öğrenmek isterseniz bir eğitim psikolojisi kitabına başvurunuz.

GİRİŞ

Dördüncü ünitede biyoloji öğretiminin amaçları belirlendi ve bunlardan özel amaçların neler olduğu incelendi. Bu ünitede , biyolojinin eğitim programında saptanmış olan belli bir sınıfa ait özel amaçlara ulaştırılması gereken öğrencilerin özellikleri incelencektir. Hangi dersin öğretiminde olursa olsun öğrencilerin özelliklernin bilinmesi çok önemlidir. Çünkü özellikleri bilinmeyen kimselere yeni bir konunun hangi koşullar altında nasıl öğretileceği de bilinemez. Bu ünitede aynı zamanda, özellikleri belirlenecek bu öğrencileri özel amaçlara ulaştırmaya çalışacak olan insan gücü ve onun okuldaki temsilcisi olan öğretmenle ilgili bilgiler verilecektir.

ÖĞRENCİLERİN ÖZELLİKLERİ VE BUNLARIN OLUŞTUĞU DÖNEMLER

Birinci ünitede de değinildiği gibi, ülkemizde ilköğretim okullarında biyoloji , 1-3’üncü sınıflarda hayat bilgisi desinin konuşarı arasına serpiştirilmiş ; 4 ve 5’inci sınıflarda ise genel fen bilgisi programının içine ayrı üniteler halinde yerleştirilmiştir. Ortaöğrenimin birinci dönemi olan ortaokul programlarında da biyoloji genel fen bilgisi derslerinin içeriğinde ayrı üniteler halinde yer almıştır. Orta öğetimin ikinci dönemi olan lise programlarında ise biyoloji ayrı bir ders olarak yer almaktadır.

Üniversitelerimizde “Biyoloji Eğitimi Bölümü”nü bitirerek ya da “biyoloji bölümü”nü bitirip öğretmenlik seritifikası alarak biyoloji öğretmeni olacak kimseler , normal olarak ortaokul veya liselerde biyoloji okutacaklardır. Öyleyse biyoloji öğretmen adaylarının ortaokul ve lise öğrencilerinin özellikleriyle ilgili bilgilere sahip olmaları gerekmektedir. Ortaokul öğrencilei ilkokuldan gelmekte, ilkokula ise aile ve varsa okul öncesi kurumlar temel oluşturmaktadır. Kısacası ortaöğretim öğencilerinin oluşmasında kuşkusuz onların doğum öncesinde ve ilkokulda karşılaştıkları etkilerle kazandıkları yaşantılarının katkısı çok önemli bir yer tutmaktadır.

Bu bakımdan burada yalnzca ortaöğretim öğrencilerinin özellikleri değil , bireylerin doğuştan itibaren ergin hale gelinceye kadar gösterdiklei özellikleri incelenecektir. Aslında davranış biilimlerinin konusu olan bu incelemede ayrıntılara girmeden o derselerde öğrenilmiş olması gereken belirgin özellikler hatırlatılacaktır.

İnsan, ana karnında, “döllenmiş yumurta hücresi”(zigot) adı verilen bir tek hücrenin bölünüp gelişmesi sonucu oluşur. Şimdi , insanın , zigotun gelişmesiyle başlayan yaşamının ömür boyunca hangi dönemlere ayrıldığını ve bu dönemlerde ne gibi özellikler gösterdiğini gözden geçirmeye çalışalım.

Doğmadan Önceki Dönemler

Bunlar doğmadan önceki dönemler, insan vücudunun yapı ve işleyiş özelliklerinin, ana – babadan gelen kalıtımsal materyale uyarak biçimlendiği dönemlerdir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

Zigot öncesi dönem

Uterustaki (ana karnındaki) dönemler

Zigotun bölünmesi dönemi

Embriyo dönemi

Fetus (cenin) dönemi

Şimdi bu dönemlere kısaca göz atalım

Zigot öncesi dönem

İnsan yavrusunun oluşabilmesi için babanın “sperma” hücrelerinden birinin ananın “yumurta” hücrelerinden biriyle birleşerek zigot denilen döllenmiş yumurta hücresini oluşturması gerekir. Bu hücrenin çekirdeğinde , bütün insanların normal vücut hücrelerinde olduğu gibi , 23 çift kromozom bulunue. Bu kromozomların yarısı (23’ü) babanın sperma hücresinden, yarısı da (23’ü de) ananın yumurta hücesinden gelmiştir. Kromozomların yapısında insanın kalıtımsal özelliklerinin şifresinin (kodunu) taşıyan DNA (deoksiribonükleik asit) adındaki organik moleküller bulunur.

İnsan vücudunun , yapı ya da işeyişiyle ilgili herhangi br özelliğini belirleyen DNA moleküllerine (veya DNA moleküller grubuna) “gen” adı verilmektedir. Bu kısa açıklamaya göre , zigotta, bir insanın kalıtımsal özelliklerinin oluşturmak üzere yer alan temel şifrenin yerleştği genlerin yarısı anadan yarısı da babadan gelmektedir. Öyleyse , zigottan hangi kalıtımsal özelliklere sahip bir yavrunun oluşacağını , baba ve ananın vücutlarında gelişen ve döllenme sırsında birleşerek zigotu oluşturan sperma ve yumurta hücreleri belirlemektedir. Tabii bu kalıtımsal özellikler baba ve ananın ailelerinde bulunan kalıtımsal hastalık ya da özürleri de kapsayacaktır. Baba ve ana olacaklar sağlıklı ve sağlam iseler, her iki tarafın ailelerinde kalıtımsal bir hastalık ya da özür yoksa , bu bireylerin vücutlarında oluşacak sperma ve yumurtaların kromozomlarında dhastalık ve özürlülük genleri bulunmayacaktır.

Fakat , ana – baba olacak bireylerin ailelerinde hemofili (kanama hasalığı) , renk körlüğü, şeker hastalığı , şizofreni , geri zekalılık çeşitlernden biri, orak hücre kansızlığı, doğuştan sağırlık, tavşan dudaklılık , Rh hastalığı gibi kalıtımsal hastalık ya da özürler varsa, bu özelliklerin daha sonraki kuşaklarda belirmesine neden olacak genlerin o bireylerin sperma ve yumurta hücrelernde bulunması doğaldır. Hele ana-baba olacak bireyler akraba iseler , çoğunluğu çekinik (resessif) genlerle iletilmekte olan bu hastalık ya da özürlerin onların çocuklarında belirme olasılğı çok fazladır.

Şu halde ana - baba olacak bireylerin , sağlam ve sağlıklı çocuklar dünyaya getirmelerinin ilk şartı , vücutlarında oluşan sperma ve yumurta hücrelerinin kromozomlarında kalıtımsal hastalık veya özürlülük genlerinin bulunmamasıdır.

İnsanın vücudunun yapı ve işleyişini yönlendirecek ve ömrü boyunca bütün özelliklerinin oluşp gelişmesinde etkisi olacak kalıtımsal materyallerinin içeriği , döllenme olayının sonucunda zigotun oluşumuyla belirlenmektedir. Yani insan zigot olarak yaşamaya başladığı anda , bu hücrenin kromozomlarında bulunanana – babadan gelmiş olan genlerin insan özelliklerini oluşturmak için gerekli etkinlikleri de başlatmaktadır.

İnsanlarda gözlenen çeşitli özellikler iki gruba ayrılabilir. Bunlardan biri ömür boyu aynı kalarak”değişmeyen özellikler”dir. Bunlar , ana – babadan gelen zigotta toplanan genlerin oluşturduğu özelliklerdir. İkinci grup özellikler ise aşağı ve yukarı sınırları zigotta toplanan genler tarafından belirlenen fakat çevresel etmenlerin etksiyle değişebilen özellikleridir. Bu iki grup özelliklerin neler olduğu çizelgede belirtilmiştir.

Uterustaki (Ana Karnındaki) dönemler

Bu dönemler , babadan gelen bir sperma hücresinin ana vücudundan oluşmuş bir yumurta hücresinin döllemesiyle başlar ve ortalama 38 hafta kadar süren bir gelişmeden sonra yavrunun doğmasıyla sona erer

Bu süre içimde yer alan dönemler şunlardır:

Zigotun bölünmesi dönem (Ana karnındaki ilk 2 hafta)

Sperma ile yumurtanın birleşmesi sonucu oluşan zigot , uterusun çeperine yapışır ve mitoz yoluyla birçok defa bölünerek 2 hafta içinde birbirine benzer birçok hücrelerden yapılmış bir yığın meydana getirir. Bu yığını oluşturan hücrelerden hepsinin taşıdığı kalıtımsal materyalin (yani DNA moleküllerinin) yapısı da birbirinin aynısıdır. Çünkü babanın sperma hücresiyle ananın yumuta hücresindeki genler , zigotun kalıtım materyalini oluşturmuş; onun mitoz yoluyla bölünerek çoğalmasıyla oluşan yeni hücrelere de bu kalıtım materyali aynan geçmiştir.

Embriyo dönemi (Ana karnındaki 3-8’inci haftalar)

Bu dönemde zigotun bölünerek oluşturduğu hücreler ana karnından aldıkları maddelerle beslenerek bölünmelerine devam eder, bir süre sonra da belli fizyolojik kurallara uyarak “dış deri” (ektoderm), “orta deri” (mezoderm) ve “iç deri” (endoderm) olmak üzere Uç yaprağın oluşturduğu bir canlı taslağı olan “embriyo”ya dönülşür. Daha sonra her embriyo yaprağından belli yapıdaki hücrelerin oluşturduğu “dokular” gelişir. Bu çeşitli dokular, belli bir işi görmek üzere bir araya gelerek “organ”ları oluşturur. Bu organlar vücuttaki temel işlevleri yapacak biçimde gelişip birleşerek “organ sistemleri”ni meydana getirirler. Şöyle ki, embriyonun hücre katları olan dış deri (ektoderm) den üst deri, duyu organları ve sinir sistemi; orta deri (mezoderm) den kas, iskelet, dolaşım üreme ve boşaltını sistemleri; iç deri (endoderm) den ise sindirim ve solunum sistemleri gelişerek bir bütün “organizma” (canlı) olan insan yavrusu oluşmuş olur.

Öyleyse embriyo dönemi, insan yavrusunun, ana karnında, organ ve organ sistemlerinin oluşup gelişmeye başladığı 6 hafta süren önemli bir dönemdir.

Fetus (cenin) dönemi (Ana karnındaki 9-38′inci haftalar)

Bu dönem, embriyo döneminde bütün organ sistemleri minyatür bir taslak biçiminde belirmiş olan insan yavrusunun, yine ana karnında beslenip büyüyerek geliştiği en sonunda da doğacak “bebek” haline geldiği 30 haftalık uzun bir dönemdir.

Embriyo ve fetus dönemleri yeni doğacak birey için çok önemlidir. Bunu daha iyi anlamak için şekil 5.1′e bakalım: Değişmeyen özellikler hanesindeki özelliklerden bazılarının ana karnında iken çevreden etkilenebileceği ve yapı bozukluklarına uğrayabileceği, “çevrenin etkisi” sütununun baş tarafında yazılıdır. Bunun biraz açıklanması gerekir.

Yapılan incelemeler, embriyo ve fetus dönemlerinde, organ sistemlerinin gelişmesi sırasında, ananın yaşamıyla ilgili bazı nedenlerin yeni doğacak bebeklerin %6’smda bazı yapı bozuklukları oluşturduğunu göstermiştir.

Aşağıda önemli organların, embriyo ve felus dönemlerinde ana karnındaki hangi haftalarda çevre koşullarından en çok etkilenebileceği gösterilmiştir.

Sinir sistemi ——————————————————— 3-38′inci haftalar

Kalp —————————————————————— 3- 6′ıncı haftalar

Kol ve bacaklar ————————————————— 4- 7′inci haftalar

Gözler ————————————————————— 4- 8′inci haftalar

Dişler ve Damak ————————————————— 6- 8′inci haftalar

Dış üreme organları ________________________________ 7-12′inci haftalar

Çeşitli organ sistemleri için kritik olan bu haftalarda, anayla ilgi aşağıdaki hususlar, adı verilen organların gelişmesinde aksaklıklar doğurmaktadır:

• Kötü ve dengesiz beslenme,

• Bulaşıcı bir hastalığa yakalanma,

• Reçeteli veya reçetesiz ilâçları doktor izni olmadan kullanma,

• Uyuşturucu maddeler kullanma,

• Tütün kullanma (her çeşidi),

• Alkol kullanma,

• Radyasyona maruz kalma,

• Sıkıntı veren, hoş olmayan duygusal durumlar, olaylar (stres, öfke, üzüntü, şok v.b.).

• 18 yaşından küçük, 35 yaşından büyük olma (çocuk dünyaya getirmek için en uygun yaşlar kadın için 22-28 arasıdır).

Bu açıklamalar yeni dünyaya gelen bireyin ana karnında geçirmiş olduğ haftaların önemini anlatmaya yeter. Özellikle sinir sisteminin, embriyo fetusun tüm süreleri boyunca dış etkilere açık olması dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husustur.

DOĞUMDAN SONRAKi DÖNEMLER

Bu dönemler insanın, doğduktan sonra büyüyüp gelişerek olgunlaştığı çevre kurallarına uyarak yaşadığı dönemler olup ömür sonuna kadar sürer.

Bunlar şöyle sıralanabilir:

• Bebeklik dönemi

• İlk çocukluk dönemi

• İleri çocukluk dönemi

• Ergenlik dönemi

• İlk yetişkinlik dönemi

• Orta yetişkinlik dönemi (orta yaş)

• İleri yetişkinlik dönemi (yaşlılık)

Bu dönemler bedensel gelişmeyi olduğu kadar zihinsel, sosyal ve psikolojik gelişmeleri yansıtacak biçimde birbirinden farklıdır. Aşağıda, bu dönemlerde insanın ne gibi özellikler gösterdiği özetlenmeye çalışılmıştır.

Bebeklik Dönemi (Zihinsel gelişme yönünden “Duyuşsal Devinim” Dönemi)

• O- 2′inci yaşları kapsar.

• Bu dönemde birey beş duyu organının, yakın çevrede ulaşabileceği olgu, cisim ve.olayları algılar; onlara tepki gösterir, onlarla ilgili somut yaşantılar geçirir ve kavramlar geliştirmeye başlar.

• Birinci yılda yürümeyi ve katı besinler yemeyi öğrenmeye çalışır.

• ikinci yılda tuvalet terbiyesini ve konuşmayı öğrenir.

İlk Çocukluk Dönemi (Zihinsel gelişme yününden “işlemler Öncesi” Dönem)

• 3 ile 7-8′inci yaşlan kapsar.

• Bireyin vücudu fizyolojik ihtiyaçları yönünden bebekliktekine göre çok kararlı bir duruma gelir.

• Bu yaşlarda birey, gerek bebeklikte gerekse bu dönemde sosyal ve fiziksel çevresini gözleyerek kazandığı yaşantıların yardımıyla geliştirdiği kavramların ana dilindeki karşılıklarını öğrenmeye başlar.

• Mantık kalıplarına uymayacak biçimde düşünür, hayali oyunlar oynar.

• Erkek ve kızlar arasındaki cinsiyet farkını öğrenir.

• Cisimleri yalnız bir tek özelliklerine göre sınıflayabilir.

• Doğru ve yanlışı ayırt etme konusunda ilk adımlar bu dönemlerde atılmaya başlanır.

• Ailesine ait olma duygusu gelişmeye başlar.

İleri Çocukluk Dönemi (Zihinsel gelişine yönünden “Somut işlemler” Dönemi)

• 7-8 ile 11-12′inci yaşları kaplar.

• Bu dönemde birey, büyümekte olan bir canlı olduğu bilincine varmıştır.

• Ailede ve toplumda cinsiyete uygun rollerin neler olduğu bu dönemde kavranılmaya başlanır.

• Yaşdaşlarla geçinme, bir arada yaşama öğrenilir.

• Birey günlük yaşamında kişisel bağımsızlığa erişir.

• Sosyal grup ve kuruluşlara karşı tulumlar geliştirmeye bu dönemde başlanır.

• Birey günlük yaşam için gerekli kavramları geliştirir.

• Bu dönemde ilkokul düzeyinde bulunan çocuk, zihinsel bakımdan somut işlemler dönemindedir. Bu nedenle o, daha önceki dönemlerde geliştirdiği kavramların yazı dilindeki karşılıklarım öğrenir; gerçek eşya ve olaylarla ilgili gözlemlerine dayalı olarak yeni kavramlar geliştirir; cisimlerin birden fazla özelliklerini hesaba katarak sınıflamalar ve genellemeler yapabilir. Gözlem sonuçlarına bakarak olayların nasıl gelişeceğini keslirebilir. Kısacası bu dönemde birey, somut gözlem ve deneylerden edindiği somut yaşaniılara dayalı olarak bilgi duygu ve beceriler kazanır.

• Okuma, yazma ve hesaplamayla ilgili temel beceriler bu dönemde öğrenilir.

• Cisimlerle ilgili çeşitli özelliklerin korunumu ve dönüşlülüğü kavramları da bu dönemde oluşup gelişmekledir.

Ortaokul ve lise yıllarında biyoloji öğretmenlerinin karşılaşacakları öğrencilerin özelliklerin daha iyi anlaşılabilmesi için cisimlerle ilgili özelliklerin korunumu ve dönüşlülüğü kavramlarının açıklanması gerekir. Şekil 5.1′de de görüldüğü gibi, çocuklarda, cisimlerin sayısıyla ilgili korunum ve dönüşüklülük kavramları 6-7 yaşlarında; cisimlerin uzunluğu ve madde miktarıyla ilgili korunum ve dönüşlülük kavramları 7-8 yaşlarında; şekillerin alanlarıyla ilgili korunum ve dönüşlülük kavramları 8-9 yaşlarında; cisimlerin ağırlığıyla ilgili korunum ve dönüşlülük kavramları 9-10 yaşlarında ve cisimlerin hacimleriyle ilgili korunum ve dönüşlülük kavramları da ancak 14-15 yaşlarında gelişmeye başlar.

Şekil 5.1: Çocuklarda Cisimlerle ilgili Kavramların Gelişimi

Bir insanda korunum kavramının oluşmuş olması bir cismin fiziksel özelliklerinin, cismin şekil ya da konum değiştirmesiyle değişmeyeceğinin kavranmış olması demektir. Dönüşlülük kavramının oluşmuş olması ise, şekli ya da konumu değişen bir cismin özelliklerinin değişmediğinin, cismin eski durumuna dönmesiyle kanıtlanabileceği bilincine ulaşılması demektir.

Bunu birkaç örnekle açıklamaya çalışalım:

Örnek 1: Örneğin, 6 yaşına gelmemiş çocuklar, sayıları l’den başlayarak belli bir yere kadar saymayı öğrenmişlerdir. Ancak ellerine verilen 10 tane bilyeyi sayıp kaç tane olduğunu söylemeyi beceremezler. Çünkü sayıları belli bir yere kadar ezberlemişlerse de, sayı kavramını ve sayıların gerçek cisimlerle ilişkisini henüz kavrayamamışlardır.

Örnek 2: Eşil sayıda bilyeden oluşmuş eşit uzunluktaki iki diziyi 6 yaşına basmamış bir çocuğa göstererek bu dizilerin eşit bilye taşıdıklarını onaylatalım. Sonra dizilerden birini Şekil 5.2 (b)’de görüldüğü gibi seyrekleştirip uzatalım. Çocuğa hangi dizide daha çok bilye olduğunu sorduğumuzda, seyrek dizide daha çok bilye bulunduğunu belirtir. Çünkü bu çocukta cisimlerin sayılarıyla ilgili korunum kavramı henüz gelişmemistir.

Şekil 5.2: Sayı Korunumu Kavramı Deneyi

Bu sırada çocuk, seyrek diziyi yeniden sıklaştırıp eski durumuna getirdiğimizde her iki dizide de eşit sayıda bilye bulunduğunun kanıtlanabileceğini de düşünemez, çünkü onda cisimlerin sayılarıyla ilgili dönüşlülük kavramı da henüz oluşmamıştır.

Şekil 5.3: Madde Miktarı Korunumu Kavramı Deneyi

Örnek 3: Şekil 5.3′te görüldüğü gibi, ikisi de su dolu aynı büyüklükle iki bardağı 7 yaşına basmamış bir çocuğa gösterip aynı miktar su taşıdıklarını onaylattıktan sonra, bardaklardan birisindeki suyu uzun bir vazoya dökerek çocuğa, bardakta mı yoksa vazoda mı daha çok su bulunduğunu soralım. Çocuk vazoda daha çok su bulunduğu yanıtım verir. Çünkü bu çocukta madde miktarı ile ilgili korunum kavramı henüz oluşmamıştır. Bu

sırada çocuk, sürahideki suyun bardağa geri dökülerek her iki kaptaki su miktarının aynı olduğunun kanıtlanabileceğini de düşünemez. Çünkü onda madde miktarıyla ilgili dönüşüklülük kavramı da henüz oluşmamıştır.

Örnek 4: Eşit ağırlıkta iki hamur topu bir terazide denkleştirelim. Bunları 9 yaşındaki bir çocuğa göstererek eşit ağırlıkta olduklarını onaylatalım. Sonra, toplardan birini yassıltıp çocuğa iki hamur parçasından hangisinin daha ağır olduğunu soralım. Çocuğun her iki hamur parçasının da aynı ağırlıkta olduğunu söylediğini görürüz. Çünkü 9 yaşındaki bir çocukta cisimlerin ağırlıklarının korunumu kavrarın oluşmuştur. Bu sırada, çocuk lu-ınen, yassılmış hamurun eski biçimine getirilip tartıldığında aynı ağırlıkta olduğunu gösterebileceğini düşünüp söyler. Çünkü 9 yaşındaki çocukta cisimlerin ağırlıklarıyla ilgili dönüşlülük kavramı da oluşmuştur.

Şekil 5. l’de gösterilen öteki özellikler için yapılacak deneylerde de benzer sonuçlar alınır. Bir başka deyişle, çocuk belli bir özelliğin korunum ve dönüşlülük kavramlarının oluştuğu yaşta ise, deney olumlu, o yaşın altında ise, olumsuz sonuç verecektir.

Ergenlik Dönemi (Zihinsel gelişine yönünden “Soyut işlemler” Döııeıni’nin Başlangıcı)

• 12-18′inci yaşları kapsar.

• ilkokulun bitiminden sonra başlayan bu dönem, bireyin bedensel ve ruhsal bakımından en çok değişikliğe uğradığı bir dönemdir.

• Birey erkekse 14 yaşından kız ise 12 yaşından itibaren yetişkin bir erkeğin, ya da yetişkin bir kadının vücudunun,bedensel ve fizyolojik özelliklerini kazanmaya başlar.

• Bedensel değişme ve gelişmeler, bu dönemde duygusal ve ruhsal sıkıntılarla sosyal uyumsuzluklara neden olabilir.

• Birey toplumda, kendi cinsinin sosyal rollerini yapabilecek duruma gelmeye başlar.

• Duygusal bakımdan ana-babasından ve diğer yetişkinlerden bağımsız olmayı ister.

• Ekonomik bağımsızlık duygusu geliştirmeye başlar.

• Bir meslek seçer ya da bir meslek için hazırlanmaya başlar.

• Evlenme ve aile yaşamı için hazırlanmaya başlar.

• Uygarca yaşamanın gerektirdiği entellektüel kavram ve beceriler bu dönemde gelişir.

• Toplumsal sorumluluk alma arzusu gelişmeye başlar.

• Birey, toplumsal davranışlarım yönetecek bir ahlâk ve değerler sistemi geliştirmeye başlar.

İlk Yetişkinlik Dönemi (Zihinsel gelişine yönünden “Soyut işlemler” Döneminin Devamı)

• 18-40′ıncı yaşları kaplar.

• Birey bu dönmede bir meslek sahibi olur.

• Evlenerek karşı cinsten biriyle birlikte yaşamayı öğrenir.

• Ev geçindirir, çocuk yetiştirir.

• Toplumda vatandaşlığın gerektirdiği sosyal sorumlulukları yüklenir.

• Toplumda kendi düzeyine uygun bir sosyal grubun üyesi haline gelir.

Doğumdan başlayarak ilk yetişkinlik döneminin ilk yıllarına (kızlarda 20′inci, erkeklerde 25′inci yaşın sonuna) kadar geçen süre vücudun ve organ sistemlerinin büyüme ve gelişme yıllarıdır.

Bu yılların sonunda bireyin değişmeyen özellikleri iyice gelişip belirmiş; değişen özellikler ise çevrenin uygun olan ya da olmayan koşullarına dayalı olarak son biçimlerini almıştır.

Örneğin, karakaşlı, karagözlü, esmer, sağlıklı bir delikanlı ile sarı saçlı, mavi gözlü bir kızın bu saydığımız özellikleri genler tarafından kesin olarak zigot oluşurken tayin edilmiş olan değişmeyen özellikleridir.

Buna karşılık zigotun ilk bölünmesinin ürünü olan iki hücrenin ayrı ayrı gelişmeleri sonucu oluşan, tek yumurta ikizi olan ve tamamen aynı yapıdaki genleri taşıyan iki kardeşlen birinin, zengin bir aile ortamında iyi beslenerek spor yaparak büyüdüğünde 1.85 m. boyunda kanlı canlı bir kimse olarak gelişmesi, öbürünün ise fakir bir aile ortamında kötü beslenme ve yaşama koşulları altında kaldığında ancak 1.60 m. boyunda cılız bir birey olarak biçimlenmesi, kalıtımsal olarak iki sınır arasında (belki de 1.55′le 1.90 m. sınırları içinde) kalması belirlenmiş olan boy kapasitesi ile, değişik çevre koşullarının ortak ürünüdür.

Biraz daha kapsamlı düşünülürse yetişmekte olan bireylerin, yaşamlarını sürdürebilmek için seçtikleri mesleklerde, uğraşacakları çeşitli bilim, teknoloji, spor ya da güzel sanatlar alanlarının gerektirdiği bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışları öğrenip uygulayabilecek duruma gelmeleri; fakat sonunda da aynı alanda çalışanların başarılarında farklılıkların görülmesi, onların kalıtımsal olarak farklı genlerle iki sınır arasında gelişebilecek şekilde programlanmış (kodlanmış) olan duyu organı, hareket, sinir ve iç salgı sistemleri kapasitelerinin, farklı yaşam ve eğtiim koşulları içinde farklı olarak gelişmesinden kaynaklanmaktadır.

Orta Yetişkinlik Dönemi (zihinsel gelişme yönünden “Soyut işlemler” Dönemi’ııin Devamı)

• 40-60′ıncı yaşlan kapsar.

• Birey bu dönemde toplumda sosyal sorumluluklarım başarıyla yerine getiren yetişkin bir vatandaş durumuna gelir.

• Yaptığı işe uygun bir ekonomik yaşama standardı kurup devam ettirir.

• Genç bireylerin sorumluluk sahibi mutlu yetişkinler olmalarına yardım eder.

• Boş zamanlarını değerlendirecek uygun uğraşılar bulur.

• Eşine ya da başka birine iyi bir arkadaş olarak bağlanır.

• Orta yaşın fizyolojik değişmelerini doğal olarak kabul eder ve onlara uyum sağlar.

• Yaşlanan ana-babasına uyum sağlar onlarla iyi geçinir.

İleri Yetişkinlik Dönemi (Zihinsel gelişme yönünden “Soyut işlemler” Dönemi’nin Devamı)

• 60′ıncı yaştan sonrasını kapsar.

• Birey bu dönemde fiziksel kuvvetinin azalmasına ve sağlığının bozulmasına uyum sağlar.

• Emekliliğe ve gelirinin azalmasına karşı kendisini ayarlar.

• Eşinin ölümünü doğal kabul eder ona uyum sağlar.

• Genellikle bir yaşlılar grubunun üyesi olur.

• Toplumun gerektirdiği vatandaşlık görevlerini ve zorunlulukları yerine getirir.

• Kendini tatmin edici fiziksel bir düzen içinde yaşar.

Dikkat edilirse zihinsel gelişme yönünden “Soyut işlemler Dönemi” adı verilen dönem ilkokulun sonundan itibaren başlamakta, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerini izleyerek ömür sonuna kadar sürmektedir.

Soyut işlemler dönemine ulaşmış olan bireyin zihinsel özellikleri şöyle sıralanabilir:

• Bireyin somut yaşantılara bağımlılığı ortadan kalkar.

• Karşılaştığı, (somut ya da soyut olsun) bütün olgu, cisim ve olaylarla ilgili olarak geçirdiği yaşantılara dayalı olarak somut ve soyul kavramlar geliştirebilir.

• Sembolleri kullanarak soyut muhakeme yoluyla mantıksal olarak düşünür.

• Gelecekle ve inandığı fikir ve ideolojilerle ilgili hipoletik problemlerle ilgilenir.

• Karşılaştığı problemleri, gözlem ve verilere dayalı hipolezler kurarak çok değişkenli ve kontrollü deneylerle ve leşi ederek bilimsel yöntemle çözmeye çalışır.

• Bilimsel yöntemle toplayıp analiz etliği verilere dayalı olarak teo-riler kurabilir ya da modeller geliştirebilir.

insanın gelişimindeki dönemler ilgili olarak yukarıdaki sayfalarda verilen açıklamalar, biyoloji eğilimiyle uğraşacak öğretmenlerin, öğrencilerinin hangi gelişme döneminde olduklarını bilerek öğrelim yapmalarının önemini açık bir şekilde göslermekledir.

Öğretmen, öğrencilerinin bedensel, duygusal, loplumsal ve zihinsel gelişmelerinin düzeyini ve o düzeyin özelliklerini biliyorsa, kuşkusuz ki gerek derslerini planlarken gerekse bu planları öğretme durumlarını hazırlayarak uygularken daha başarılı olacaktır.

Buraya kadar öğretimin en önemli öğesi olan öğrecilerin, özellikleri belirtilmeye ve bu özellikleri göz önünde bulundurarak öğretim yapmanın önemi açıklanmaya çalışıldı.

Şimdi de öğretimin diğer bir öğesi olan “insan gücü” incelenmeye çalışılacaktır.

İNSAN GÜCÜ VE ÖĞRETMEN

Biyoloji eğitimi teknolojisinde “insan gücü” öğesi, eğilim sırasında öğretme - öğrenme sürecine kalılan veya katkıda bulanan herkesi içerir. Okulun yöneticileri, memurları, hizmetleri; varsa doktoru, hemşiresi, psikologu, rehberlik uzmanı, eğilim araçları merkezi ve külüphane personeli, sınıfa gelirilecek kaynak kişiler (ormancı, doktor, veteriner, kimyager, hemşire, bahçıvan, eczacı v.b.), okulun diğer öğretmenleri, sınıfın biyoloji öğret meni ve öğrenci velileri, insan gücü öğesinin üyeleridir.

Bunların en önemlisi, şüphesiz ki, sınıfın biyoloji öğretmenidir. Çünkü, öğrencilerin biyoloji alanındaki eğtim ihtiyaçlarını saptayan ve bu ihtiyaçları gidermeye yardımcı olacak bütün araç, gereç ve yöntemleri seçmeyi, düzenlemeyi, kullanmayı ve bu yolda öğrencilerin biyoloji eğitiminin saptanan amaçlarına ulaşmalarını sağlamaya çalışan kimsedir. Yani öğretmen, biyoloji eğitimi teknolojisi açısından önemli görevleri üstlenmiş olan insan gücünün en önemli elemanı ve sınıftaki temsilcisidir.

Biyoloji alanında öğretmenlik yapmak isleyen bir kimsede en azından aşağıdaki özelliklerin bulunması gereklidir:

1. Biyolojiyle ilgili bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışları, en az öğretmenlik yapacağı eğitini düzeyine yetecek derecede edinmiş olma.

2. Biyoloji alanıyla diğer konu alanları arasındaki ilişkileri kavrayacak ve gerektiğinde onlardan yararlanabilecek kadar genel kültüre sahip olma.

3. Biyoloji alanıyla ilgili bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışları, hangi özelliklere sahip öğrencilere, hangi koşullarda, hangi araç ve yöntemleri kullanarak nasıl daha iyi öğretebileceğini öğrenmiş olma.

Öğretmen adayları, özellikle yukarıdaki üçüncü maddede sözü edilen davranışları, öğretmenlik formasyonu veren derslerin yardımıyla edinirler. Bu dersleri izleyen öğretmen adayları, eğitecekleri öğrencilerin bilişsel, duyuşsal, psikomotor gelişmelerindeki evreleri; toplumda yer alan kurumların eğitimle ilişkilerini ve ona yaptığı etkileri; eğitim programlarım yapma, geliştirme, ölçme ve değerlendirme ilke ve etkinliklerini; davranış bilimlerinin iletişim ve öğrenme ile ilgili ilke ve kuramlarını ve bunların uygulanışını öğrenirler. Sonra da bu öğrendiklerinden yararlanarak öğrencilerini, okuttukları biyoloji dersinin eğilim programlarında verilmiş olan özel amaçlarına ulaştırmaya çalışırlar.

Yukarıdaki açıklamalar, öğrencilerin biyoloji eğiliminin özel amaçlarına ulaştırılmasında öğretmenin, velilerin, okuldaki ve çevredeki diğer sorumlu ve yetkililerin önemini göstermenin yanında, biyoloji eğilimine katkısı olan insan gücünün yalnız bu sayılanlardan ibaret olmadığım da belirtmektedir. Burada, iyi bir biyoloji eğitiminin yapılabilmesi için öğretmenene yardımcı olan insan gücünü bilimsel olarak yönlendiren asıl temel insan gücü elemanlarının, fen ve biyoloji eğitimi alanında araştırmalar yaparak kuramlar geliştiren, öğretim yöntem ve tekniklerini üretip deneyen araştırmacı bilim adamları olduğunu; davranış bilimlerinin öğrenme ve ileşilim alanlarındaki verileri ile fiziksel bilimlerin gelişen araç geliştirme teknolojisini izleyerek yeni öğretme araçlarının prototiplerini üreten araç geliştirme uzmanlarını da bunlara kalmak gerektiğini söylemeliyiz.

İnsanın, bu ünitede incelediğimiz gelişim süreci içinde biyoloji eğitiminin önemli bir yeri vardır. Eğitimciler insanı “biyo-kültürel ve sosyal bir varlık” olarak tanımlarlar. Fakat doğrucası, bir canlı olması nedeniyle önce biyolojik bir varlık olarak düşünülmesi gerekir, daha önce belirtildiği gibi insan, biyolojik bir ortamda zigot olarak yaşamına başlar, ana karnında gelişerek aile içinde dünyaya gelir. Önceleri gerek kendisinin ge-rcksc aile bireylerinin vücut ve organları ona en yakın biyolojik varlıklardır. Geliştikçe duyu ve hareket organlarını kullanarak çevresini daha sonra vücudunun ve organlarının kapasitelerini öğrenmeye başlar, neyi nasıl yapıp yapmayacağının bilincine varır.

İnsan büyüdükçe vücut bakımının ve sağlığın ilişkilerini ve gerekliliğini kavrayarak yeni biyolojik bilgiler edinir. Küçükken cinsiyelle ilgili, merakları, ergenlik döneminde uğradığı bedensel ve ruhsal değişmeler nedeniyle biyolojik bilgiler yönünden açlığı gittikçe artar. Bu arada çevrede yetiştirilen ve gerek besin için gerekse diğer maksatlarla kullanılmakla olan hayvan ve bitkiler hakkında bilgi edinir. Canlıların birbirleriyle ve insan yaşamıyla ilgili ilişkilerini kavramaya çalışır.

Gerek aile bireylerinde, gerekse çevrede yetiştirilen canlılarda zaman zaman ortaya çıkan rahatsızlıklar, hastalıklar ile bunların iyileştirilme etkinlikleri, insanın biyolojik bilgilerinin gittikçe artmasını sağlar. Yetişkinlik yaşlarında kendi eşi ve çocuklarıyla ilgili sağlık, beslenme ve yaşama problemleri, insanın biyolojiyle ilgisini kesmesine izin vermez.

Bireylerin, karşılaşacakları biyolojik problemlerine en doğru yoldan yaklaşıp onları çözümleyebilmelcri için ailede başlatılan biyoloji eğtiminin, mümkün olan en iyi ve doğru bilgiler verilerek ve uygulamalar yaptırılarak anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerde eğilim programları içinde önemle yer alması; daha sonra da basın, radyo ve televizyon aracılığıyla ömür boyunca sürdürülmesi gereklidir.

Bu da ailede, okulda ve toplumda biyoloji alanında bireylere yardımcı olabilecek kimselerden oluşan insan gücünün gayretiyle başarılabilir.

ÖZET

İnsan, biyolojinin konusu olan bir ortamda gözlerini dünyaya açar. Ailede başlayan fen eğitim okulda ve okul biliminden ölünceye kadar sürer. İnsan yaşamı boyunca fen alanında durmadan yeni şeyler öğrenir.

İnsan doğduğu günden başlayarak değişik zihiıısel gelişim dönemlerinden geçer. İlkokul çocuğu, zilıiıısel gelişim yönünden somut işlemler döneminde bulunmaktadır, bu dönem, somut eşya ve olaylarla karşılaşarak, yaparak-yaşayarak, bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışlar kazanma dönemidir. Varlıkların özellikleriyle ilgili korunum ve dönüşlülük kavramları bu dönemde öğrenilir.

On bir - on iki yaşlarından itibaren ise bireyin zilıinscl gelişimi soyut işlemler dönemine girer. Soyut işlemler döneminde birey, soyut kavramları gelişitirip, anlamaya ve -sembollerle hipotezlere dayalı düşünmeyi ve işlemler yapmayı öğrenmeye başlar. Kontrollü deneyler yoluyla birden çok değişkeni kullanarak sonuçları toplayıp yorumlayarak öğrenme ve teori ya da model geliştirme bu dönemde başlar.

Bireyin yaşam boyu sahip olacağı özelliklerin temelinde, zigotun oluşumu sırasında ana ve babadan sayı bakımından yarı yarıya gelen genler bulunmaktadır.

İnsanın ömür boyu değişmeyen özellikerini yalnızca bu genler tayin eder. Bazı özelliklerin ise, genlerle alt ve üst gelişim sınırları saptanmıştır. Bu özelliklerin bu iki sınır arasındaki herhangi bir değeri alması bütünüyle bireyin içinde yaşadığı çevrenin koşullarına bağlıdır.

Bireylere okulda biyoloji eğitimi verecek öğretmenlerin, biyoloji alanıyla ilgili bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışları kazanmış, öteki konu alanlarından yeterli miktarda genel kültür edinmiş ve biyoloji bilimini öğretebilmek için yeterli öğretmenlik meslek bilgisine sahip kimseler olmaları gereklidir.

DEĞERLENDİRME SORULARI

Aşağıdaki soruların cevaplarını verilen seçenekler arasından bulunuz.

1. Bir insanın kalıtımsal yapısının şifresi ne zaman belirlenir?

A) Doğum sırasında

B) Zigot oluşurken

C) Embriyo döneminde

D) Fetus döneminde

E) Bebeklik döneminde

2. Birey ana karnında iken, ananın uygunsuz beslenme ve yaşamasında en uzun süre etkilenip yapı bozukluklarına uğrayabilecek organ sistem-hangisidir?

A) Üreme

B) Dolaşım

C) Sinir

D) Duyu

E) Sindirim

3. l’den 20′ye kadar sayıları sayılabilen, ancak eline verilen 8 fındığın kaç tane olduğunu söylemeyen çocukta hangi ilişki gelişmemiştir?

A) Ağırlık-madde

B) Hacim-madde

C) Sayı-madde

D) Miklar-madde

E) Yer-maddc

4. Aşağıdakilerden hangisi zihinsel gelişmede işlemler öncesi dönemin özelliğidir?

A) Sözlü iletişime başlama ve kavramlar geliştirme

B) Somut gözlemlere dayalı işlemlerle öğrenme

C) Soyut kavramları geliştirme ve anlamlarını yorumlayabilme

D) Yakın çevredeki somut cisimleri tanımaya başlama

E) Deney verilerinden yararlanarak kuram geliştirme

5. Birey hangi dönemde yazılı olarak verilen biyoloji problemlerini, o problemlerle ilgili gerçek eşya ya da olayları gözlemeden kavramaya başlar?

A) ilk çocukluk

B) ileri çocukluk

C) Ergenlik

D) ilk yetişkinlik

E) Yaşlılık

Kategori: Biyoloji


Rasgele...