T.c.
12 Temmuz 2007
T.C.
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ
FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ
BİYOLOJİ BÖLÜMÜ
BİTİRME ÖDEVİ
M U T A S Y O N
HAZIRLAYAN
Olcay GÜRBÜZ
9721303011
DANIŞMAN
Yrd. Doç. Dr. Gülgün TINAZ
ÖZET
Mutasyon genel anlamda kalıtsal materyaldeki değişimleri ifade eder. Mutasyonlar kendiliğinden meydana gelebildiği gibi fiziksel ve kimyasal dış etkenler tarafından da meydana getirilebilir. Genelde fenotipte ortaya çıkarlar fakat kendini göstermeyen ve hatta öldürücü etki yapan mutasyonlar da vardır. eşey hücreleri yani germ hücrelerinde meydana gelirse dölden döle aktarılabilir fakat somatik, vücut hücrelerinde meydana gelirse dölden döle aktarılamaz yani kalıtsal bir değişim olmaz. Mutasyonlar çeşitlilik, doğal seleksiyona materyal sağlaması ve türlerin evriminde büyük bir öneme sahiptir. Aynı zamanda genetik analizde ve genetik çaprazlamalarda kullanılır.
TEKEKKÜR
Bana bu tezi hazırlamamda yardımcı olan Sayın Hocam Yrd. Doç. Dr. Gülgün TINAZa çok teşekkür ederim.
Olcay GÜRBÜZ
Isparta 2001
İÇİNDEKİLER
ÖZET i
TEKEKKÜR ii
İÇİNDEKİLER iii
1. GİRİŞ 1
2. GEN MUTASYONLARI 3
3. SPONTAN MUTASYONLAR 4
4. MUTASYON ÇEŞİTLERİ 6
4.1. Görünebilir Mutasyonlar 6
4.2. Dominantlığın Evrimi 7
4.3. Lethal Mutasyonlar 9
4.4. Zararlı mutasyonlar (Semilethal ve Sublethal Mutasyon) 9
4.5. Nötral Mutasyonlar 10
5. KROMOZOM YAPISI DEĞİŞMELERİ (Kromozom Mutasyonları) 11
5.1. Delesyon ve Defisiyens 11
5.2. Duplikasyon 12
5.3. İnversiyon 14
5.4. Translokasyon 15
6. İNSANDA KROMOZOM DEĞİŞMELERİ 17
6.1. Down Sendromu 17
6.2. Edward Sendromu (Triplo-18) 19
6.3. Patau Sendromu (Triplo-13) 19
6.4. Kronik Miyelojenik Lökomi (Myelogeneous Leukemia) 20
6.5. Cride Chat Sendromu 20
6.6. X Kromozomun Delesyonu 20
6.7. Diğer Değişmeler 20
7. KALITSAL DEĞİŞİKLİKLER MEYDANA GETİRME 21
7.1. Yüksek Enerji Işınımı (Radyasyon) 22
7.2. Yüksek Enerjili Işınımın Kalıtsal Etkisi 22
7.2.1. X ışınlarının Mutajenik Etkisinin Bulunması 22
7.2.2. Kromozom Değişiminin arttırılması 23
7.3. İnsanların Aldığı Işınımların Önemi 23
7.3.1. Temel Işınım (Back Ground Radiation) 23
7.3.2. Tıbbi Muayene ve Tedaviden Gelen Işınım 24
7.3.3. Ticari Işınımdan Aldıklarımız 25
7.4. İnsanda Kalıtsal Materyalin Değişimi 26
7.4.1. Çift Doz 26
7.4.2. Eşik Doz 26
7.4.3. Tüm Populasyon Üzerindeki Etkisi 27
7.4.4. Kromozom Değişimi 28
7.4.5. Diğer Mutajenik Faktör 28
7.5. İnsanlarda Kromozom Mutasyonlarına Neden Olan Önemli Kimyasal Unsurlar 29
7.5.1. LSD 29
7.5.2. Marijuana 30
7.5.3. Boya Maddeleri 30
8. MUTASYON FREKANSI 31
9. SONUÇ 32
10. KAYNAKLAR 33
1. GİRİŞ
Birçok genetik kavramın geliştirilmesinde, kalıtsal materyalin yapı ve içeriğinin dölden döle geçerken değişmediği kabul edilir. Bu varsayımlar, gözlemler sırasında ortaya çıkabilecek beklenmeyen değişikleri gözönüne almadan çeşitli genetik kuralları ortaya koymayı kolaylaştırır. Bununla beraber, gerçekte kuşaklar boyunca bir takım değişmeler de meydana gelir. Bu değişiklikler farklı genotipte ve bunun sonucu olarak da farklı fenotipte bireylerin oluşmasına yol açar.
Genetik değişiklikler ortaya çıktıkları zaman, genellikle mutasyon olarak adlandırılırlar. Mutasyon deyimi en geniş anlamda, kalıtsal materyalin miktar, organizasyon ve içeriğindeki herhangi bir değişikliği belirtmekte kullanılır. Kalıtsal materyalde homolog kromozomlar arasında deyiş-tokuşla meydana gelen değişimler (rekombinasyona yol açan olaylar) mutasyon kapsamına girmez.
Mutasyonlar doğada kendiliğinden meydana gelebildiği gibi, mutagen adı verilen fiziksel veya kimyasal dış etkenler tarafından da meydana getirilebilirler. Genelde mutasyonun kendiliğinden meydana gelebilme olasılığının çok düşük olmasına karşın mutagenlerin etkisiyle mutasyon frekansı oldukça yükselmektedir.
Mutasyon sonucu meydana gelen ürüne ve bu değişikliği taşıyan hücre veya organizasyona mutant adı verilir.
Mutasyonun meydana geldiği bireyin fenotipinde kendini belli etme şansı değişkendir. Bazen gonomdaki bir değişiklik genotipte gözlenmeyebilir veya tam aksine etkisi canlıyı öldürecek kadar kuvvetli olabilir (öldürücü mutasyon). Bu iki uç nokta arasında ise, mutasyonların büyük çoğunluğu bireyin fenotipinde çok çeşitli değişikliklere yol açar ve onun ortama uyumunu,bunun sonucunda da yaşama yeteneğini çeşitli ölçülerde etkiler.
Mutasyoun önemli özelliklerinden biri, genomda kalıtsal bir değişim olmasıdır. Eğer meydana geldiği canlıda öldürücü bir etkisi yoksa o bireyin döllerine geçer ve başka mutasyonla değişine kadar döllerde devam eder.
Bununla beraber, çok hücreli ve eşeyli olarak üreyen organizmalarda, mutasyonun kalıtsal olabilmesi için germ hücrelerinde meydana gelmesi gerekir.
Somatik dokulara ait hücrelerdeki mutasyonların etkisi meydana geldiği bireyin fenotipinde gözlenebilir fakat döle geçemediği için o bireyden sonra ortadan kalkar.
Mutasyon, populasyonlardaki çeşitliliğin oluşmasında sorumlu etkenlerden biri olması, doğal seleksiyonun iş göreceği materyali sağlaması ve sonuçta türlerin evriminde rol oynaması nedeniyle, genetik ve biyolojik açıdan çok önemli bir olaydır. Mutasyonların büyük çoğunluğu bir populasyonda onu taşıyan birey için zararlı etkiye sahiptir. Bu etki, mutant bireyin ortam koşullarına uyum yeteneğindeki azalmanın sonucudur. Uyum yeteneğindeki azalma bireyin ölümüne yol açmışsa ve onun üremisini engellemişse bu durumda mutasyon populasyon için genetik yük olarak kabul edilir.
Mutasyon olayı çok eksi yıllardan beri bilinmekte, yetiştiricilikler ve ıslahçılar tarafından bitki ve hayvan ırklarının geliştirilmesinde kullanılmaktadır. Darwin çalışmalarında bu olayın önemine değinmiş, Mendel de ünlü deneylerinde çeşitli mutantları kullanmıştır. Mutasyon deyimi ilk kez de Vries tarafından 1901 yılında Venothera Lamarckiana türünde diğer bitkilere göre çok büyük olan ve gigas (dev) olarak adlandırılmış bir bitkinin ve onun döllerinin gözlenmesi sırasında kullanılmıştır.
Mutasyon aynı zamanda genetik analizlerin yapılmasında yardımcı olan temel olaylardan biridir. Genetik çaprazlamalarda mutant alleller herhangi bir karakterin izlenmesinde işaret rolü oynarlar.
Bir sınıflama kolaylığı sağlamak üzere mutasyonlar, kromozom sayı ve yapılarındaki değişiklikler ile sitolojik olarak kromozom düzeyinde gözlenmeyen ancak bireyin fenopindeki farklılıkla saptanabilen gen mutasyonları olarak gruplandırılabilirler. Bununla beraber, mutasyon deyimi genellikle genlerin yapısında meydana gelen değişmeler (gen mutasyonları) için kullanılmaktadır. Kromozom yapı ve sayılarında meydana gelen değişikliklere ise daha çok kromozom değişmeleri adı verilmektedir (TEMİZKAN, 1994).
2. GEN MUTASYONLARI
Bir genin kromozom üzerindeki yerini değiştirmeksizin stabil bir halden başka stabil bir hale değişmesine gen mutasyonu veya nokta mutasyonu adı verilir. Gen mutasyonları kendiliğinden meydana gelebildiği gibi deneysel olarak da meydana getirilebilir. Suni olarak gen mutasyonları meydana getirmek için çeşitli ışınlar, bazı kimyasal maddeler, temperatür (sıcaklık) şokları ve diğer amiller kullanılmaktadır. Aynı zamanda radiomimetrik olan bu amillere gen mutasyonları meydana getirdiklerinden dolayı da mutagen adı verilir.
Gen mutasyonları hem somatik hücrelerde hem de gametlerde veya onları verecek olan ana hücrelerde meydana gelebilir. Fakat somatik hücrelerde vaki olan mutasyonlar eşeyli üreme ile çoğalan canlılarda döle geçemezler. Mutasyonla, genellikle dominant genler resesif hale geçerler, yani resesif alleller husule getirirler. Herhangi bir lokustaki gen ayrı ayrı hallerde farklı şekilde mutasyona uğrayarak farklı alleller verebilir; böylece bir gen aynı spesiyes içinde (aynı fertlerde değil) birçok allele sahip olur (katallellik veya multiplalleli). Çok seyrek olarak, mutasyonla meydana gelmiş olan resesif bir gen tekrar kendisini veren dominant gene dönebilir. Bu olaya ters mutasyon veya geri mutasyon adı verilir.
Resesif bir mutasyon diploid bir ferdin fenotipinde derhal kendini belli edemez. Ancak o ferdin dölünde homoziyot hale geçme imkanı hasıl olursa fenoptipte kendini belli eder. Mutasyonu fenotipte gösteren fertlere mutant adı verilir. Haploid organizmalarda durum diploidlerinkinden farklıdır. Onlarda mutasyonla meydana gelmiş resesif bir gen, bir dominantallele sahip olmadığından kendini derhal belli eder (BİLGE, 1981).
Gen mutasyonları bir başka değişle de şöyle tanımlanmaktadır. Bir genin genomdaki sayısı veya kromozom üzerindeki yeri değişmeksizin yapısının değişmesi olayına gen mutasyonu adı verilir. Gen mutasyonunun moleküler düzeyde nedeni, genin yapısını oluşturan mükleotidlerin sayı, oran ve dizilme sıralarının değişimidir. Mutasyon konusunun başında değinildiği gibi, kromozom yapı ve sayı değişmeleri değ genlerin sayı veya yerlerinin değişmesine neden olmaları ve sonuçta fenotipte kalıtsal değişmelere yol açmalar nedeniyle mutasyon kapsamına alınırlar.
Bununla beraber, eğer bir açıklama yapılmazsa mutasyon denildiğinde özellikle molekül genetikte düşünülen ve amaçlanan temelde gen mutasyonudur.
Bir genin mutasyona uğraması sonucunda yeni bir allel meydana gelir ve bu yeni alleli taşıyan hücre veya organizmada mutant olarak adlandırılır. Mutasyonla meydana gelmiş olan bir mutant allel bir başka mutasyonla eski (yabani) biçimine dönebilir. Geri mutasyon denilen bu olayın meydana gelme olasılığı, mutant oluşturan ileri mutasyonun olasılığından daha düşüktür.
Gen mutasyonları da ya kendiliğinden meydana gelirler ya da mutagenler tarafından meydana getirilirler. Mutagenler gen mutasyonlarının meydana geliş frekansını büyük ölçüde yükseltir.
Gen mutasyonun fenotipteki etkisi ölüme yol açacak kadar şiddetli olabileceği gibi gende meydana gelen değişim bazen hiç saptanmayabilir. Bu iki uç etki arasındaki durumlarda ise fenotipte çeşitli derecelerde değişiklikler ortaya çıkar (TEMİZKAN, 1994).
3. SPONTAN MUTASYONLAR
Bazı mutasyonlar, bilinen bir nedeni olmaksızın sponton olarak (kendiliğinden) ortaya çıkarlar. Herhangi bir mutagenin yokluğunda oluşan bu mutasyonlar genellikle hücre enzimlerinin normal fonksiyonlarındaki aksamalar sonucu ortaya çıkarlar. Bunlar sponton mutasyonlar olarak bilinmektedirler.
İlk kez mikroorganizmalarda saptanmış ve üreyen kültürlerde her 107 bakteriden birinde sponton mutasyon gözlenmiştir. Sonra çeşitli tip organizmalarda da görüldüğü bildirilmiştir. Yüksek sınıf organizmalarda çok kez mutasyon etkeninin tespiti, çoük güç olduğundan bu durumda sponton mutasyondan söz edilir. Ancak yüksek organizmalarda sponton mutasyon olayları çok sınırlıdır. Doğada her olayın bir etkeni olacağı doğaldır. Halbuki, sponton mutasyonlarda hakiki sebep ortaya çıkarılamaz. Bundan ötürü, olayı olduğu gibi kabul etmek zorunluluğu duyulur. Tekil genler nokta mutasyonu, çoğul genler de gen mutasyonları şeklinde değişiklikler gösterir. Örnek olarak, insan Rh kan grupları mutasyonu olayı verilebilir. İnsanlarda Rh kan grupları 12den fazla alleleyi kapsamaktadır. Bunlar tamamen veya kısmen mutasyon olabilirler.
Keza araştırmalar, kırmızı karanfillerde kendiliğinden steriliteye götürülen (self sterility) faktör lokusunda bulunan 40 alleli ile, danaların alyuvar antijenilerini geliştiren gen grubundaki 160 kadar allelinin nokta mutasyonları halinde ne kadar çeşitli varyantlar görülebileceği ve daha çok çoğul genlere ait değişikliklerin doğabileceğini göstermektedir. Bu yapı özelliklerinden dolayı, aynı lokus veya genlerde bulunan çeşitli allelelerin, spontan mutasyon eğilimleri, farklı olmaktadır. İster sponton ister idyopatik mutasyon deyimi ile anılsın, sponton mutasyonlarda henüz etkenini tayin edemediğimiz iç ve dış, çevresel bir faktörle gelişmesi zorunludur.
Böylece mutasyonların gelişim sıklığı, genlerin yapı şekli ile çevre faktörlerinin etki şiddetine bağlı olacağı daima hatırlanmalıdır. Ayrıca genlerin kendi aralarında yaptıkları etkilerle de ölüm veya kalım sorunlarını tayin eden değişikliklere yol açabilecekleri de saptanmıştır. Bunun en güzel örneğini DEMERECin (151) 1937de drozofillaların ikinci tip kromozomlarında sekse bağlı resesif bir genin sponton öldürücü mutasyonları arttırdığı hakkındaki gözlemidir. RHOADES ise (152) mısırların 3 ve 4üncü kromozomlarında lokalize bir genin mutasyonları kontrol altında tuttuğunu saptamıştır. Görülüyor ki mutasyonlar gelişigüzel oluşmazlar. Ancak genetik kontrol yetersizliği olduğu zaman gelişebilirler. Genellikle sponton olarak 1 / 100.000 oranda görülürler (TEZOK, 1997).
Evvelce de bahsedildiği gibi spontone (kendiliğinden) mutasyonlar tabiatta bilinmeyen sebeplerle, fakat çok seyrek olarak meydana gelmektedir. Yeni varyetelerin husulünde mutasyonların önemi büyüktür. Eğer mutasyon sayesinde kalıtsal değişmeler meydana gelmeseydi canlıların evolüsyonu daha yavaş olacaktı. Bir genin mutasyona uğrayarak meydana getirdiği yeni gen, fenotipte üstün bir karakter husule getirebilir veya bazen de ölümle sonuçlanabilir (BİLGE, 1981).
Kopya hatalarına ek olarak, doğal olarak DNAya zarar veren doğal değişimler aynı zamanda mutasyonlarda üretebilir. En sık meydana gelen doğal değişimlerden ikisi yer değişimi ve ışınlamadan kaynaklanır. Yer değiştirme ki her ikisinden de daha geneldir, Deoksiriboz ve nükleik asit ana madde arasındaki glikozid sarmalın kesintisine ve DNAdan gelen guanin adenin yerinin sürekli kaybını içerir. Bir (mammalion) hücresi 37 0C de 20 saatlik bir hücre oluşumu sırasında DNAsından 10.000 kadar purini doğal olarak yitirir.
Bu değişimler olmaya devam ederse önemli bir genetik zarara uğrayacaktır, çünkü kopyalama sırasında sonuçlanma sürecine uğrayan apuring bölgesi orijinal purini tamamlama yapısını çeşitleyemez.
Cytosin ışınlaması urasil ortaya çıkarır. Düzeltilmemiş urasil (residueları) değişim sırasında Adeninle ikiye bölünürler. Guaninden adenin parçasına dönüşürler. Hücredeki düzeltim enzimlerinden urasıl DNA glycosylase DNAdaki urasil yerleşim yerlerini fark eder ve onları belirler ve daha sonradan doldurulmak üzere bir boşluk bırakır. Oksid olarak zarar gören bazlar mutasyonda oluşan 3. tip doğal değişimi simgeler. Aktif O2 örnekleri örneğin (O2¯), H2O2, OH normal aerobik (O2) metabolizmanın yan ürünleri olarak üretilir. Bunlar DNAya oksit zararlar verir ki mutasyonla sonuçlanır veya bir sürü kişisel rahatsızlıklara yol açar.
DOĞAL MUTASYONLAR VE İNSAN HASTALIKLARI
DNA dizgi analizi bir grup kişisel kalıtsal hastalıklardan sorumlu olan mutasyonları ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bir tür rahatsızlık olarak bu bozulmaların nedeni delesyon ve duplikasyonlardan dolayıdır, tekrarlanan dizgileri içerir.örneğin mitokondri ve endoplazmik retikulum kasları veya merkezi sinir sistemini etkileyen bir grup bozulmalardır (GRİFFİTHS, 1993).
4. MUTASYON ÇEŞİTLERİ
Fenotip etkilerine göre mutasyonlar birkaç grup altında toplanır.
4.1. Görünebilir Mutasyonlar
Fenotipik olarak kolayca görünebilen özellikler meydana getirirler. Belki gözle görülemezler ama, doku ve kanın incelenmesiyle ortaya çıkarılabilirler. Eğer bu tip bir mutasyon dominant ise birinci dölde görülebilir. İnsan mutasyonlarının oranı üzerindeki çalışmaların çoğu dominant görünebilir mutasyonlara dayanmaktadır. Bunların biri chondrodystrophic cüceliktir. Kol, bacak ve yapılarının kısalığıyla tanınırlar. Babası ve anası sağlam olan bir çiftten, bu şekilde bir çocuk doğarsa biz, her iki atadan birinin eşeysel hücrelerinde mutasyon meydana geldiğini anlarız.
İntermediyer ve kodominant mutant genler yine birinci döle saptanabilir. Çekinik görünebilir genlerin tanınabilmesi için birkaç dölün geçmesi gerekir. Fakat her iki atadan da çekinik mutant gen gelirse, birinci dölde yine fenotipte kendini gösterir.
Xe bağlı mutasyonlar ayrıdır. Kadınlarda mutasyon meydana gelirse erkek çocuklarında (birinci dölde) görülebilir. Erkeklerin X kromozomunda mutasyon meydana gelirse kız çocukları taşıyıcı olur ve özellikle onların çocuklarında ortaya çıkabilir.
Görünebilir mutasyonların çoğu çekiniktir. Bir genin değişimi, meydana getireceği enzimin ya da yapısal proteinin yapısının veya işlevinin değişmesine neden olur. Bu genin normal alleli varsa enzim ve yapısal proteinlerin normal olarak üretilmesine devam edilir. Çünkü genler gereksinmemiz olan enzim ve proteinlerin iki mislini üretebilecek yetenektedir. Bundan dolayı tek bir gen varsa hücrenin gereksinmesi olan proteinleri iki misli üreterek karşılar. Normal genlerin çoğu dominant mutant genlerin çoğu da çekiniktir. Bu nedenle de mutant çekinik genlerin etkisini hemen görmek olanaksızdır. Pek az durumda mutant genler de protein üretilir ve normal genlerin ürettiği proteinleri saptırırlar. Bu anormalliklere neden olur. Bu tip genler dominant (başat) genler olarak bilinir. Fakat bu tip mutantlar çok azdır. Genellikle ya üretim yapamazlar ya da normal genlerin etkisinden kurtulamazlar. Bu nedenle çekiniktirler.
4.2. Dominantlığın Evrimi
Normal gelişimi sağlayan genlerin neden çoğunlukla dominant, sapmaları sağlayan genlerin de çekinik olduğu düşünülebilir. Yeterince eskiye doğru gittiğimizde tüm genlerin birbirinden mutasyonlarla çıktığını görürüz. O zaman bir mutant gen nasıl oluyor da normal dominant bir gen haline geçiyor?
Yüzlerce mutasyondan ancak pek azı fenotipik olarak yarar sağlar, ilk defa ortaya çıktıklarında çekiniktirler. Fakat homozigot olarak etkilerini göstereceklerinden dolayı, seçim bu bireylerin homozigot olması yönündedir. Yani homozigot çekinik olanlar yaşam savaşında üstünlük sağlar. Bazılarında da heterezigotlar daha üstün olacağı için bu yönde de bir seleksiyona uğrar ve bir zaman sonra dominant genlerin yavaş yavaş toplumda azaldıkları ve bunun yerin içekiniklerin aldığı görülür. Bir zaman sonra tüm populasyona hakim oldukları için dominant gibi hareket ederler. Daha sonra bu genlerden meydana gelecek mutasyonlar çekinik gen ödevini yüklenirler ve bu süreç bu şekilde devam eder (DEMİRSOY, 1988).
Şekil 1.1. Üç Bacaklı Çocuk.
1981 yılında Pekinde 33 yaşındaki kadın işçi Li Juyingin üç bacaklı bir erkek çocuğu olmuştur. Bebeğin üçüncü bacağının vücudun alt kısmına yapışık olduğu v e bebek büyüdükçe bacağında büyüdüğü bildirilmektedir. Üçüncü bacak diğer iki normal bacaktan daha kalın ve kısadır (Günaydın Gazetesinden).
Başka lokuslarda bulunan genlerin de bir genin etkisini göstermede etkili olduğu bilinir. Eğer daha yararlı bir mutant gen ortaya çıkmışsa, bu diğer modifiye edici genin üzerinde de seçici bir özelliğe neden olacaktır. Modifiye edici genin devamlı seçici özelliği bu mutant genin çekinikten intermediyere ve sonuçta dominanta ulaşmasını sağlar.
Görünebilir mutasyon kolayca tanınmalarına ve evrim açısından çok önemli olmalarına karşın, genellikle çok seyrektirler (Şekil 1.1.).
4.3. Lethal Mutasyonlar
Birçok mutasyon embriyonun yaşayamayacak kadar normalden sapmasını sağlar. İnsanda bu tip öldürücü genlerden Lethal Gen yüzlerce vardır. şayet bir gen, zigotun ilk mitoz evresinde, ig ipliklerini meydana getiremeyecek şekilde mutasyona uğramışsa, zigot hiçbir zaman iki hücreli olamaz. Bir gen implantasyon için (ana rahmindeki dokuya gömülme) gerekli enzimi meydana getiremiyorsa embriyo birkaç gün içerisinde dışarıya atılır. Eğer bir mutasyon bozuk bir kalp kası, bozuk bir akciğer, bozuk bir böbrek, bozuk bir sindirim organı ya da bozuk diğer bazı organları meydana getiriyorsa doğumdan çok kısa bir süre sonra ölüme neden olur. Çünkü bu organlar ana rahmi içerisinde kullanılmaz. Bazıları doğumdan birkaç yıl sonrasına, bazıları orta yaşa kadar bireyin yaşamasına izin verebilir.
Öldürücü başat genler düzenli olarak çıkabilir ilk dölde elimine edilirler. Eğer embriyonun ilk evrelerinde öldürücü ise biz onları hiçbir zaman göremeyiz. Birçok öldürücü (lethal) gen çekinik olduğu için döller boyunca taşınabilir. Bu şekildeki ölümler üzerinde yapılan araştırmalar, her insanın ortalama olarak çekinik üç ya da dört lethal gen taşıdığını göstermektedir. Her ailede farklı genlerin çekinik lethalleri olduğu için rastgele evlenmelerde bunların honmozigot çekinik olarak ortaya çıkma şansları çok azalmaktadır. Aile içi evlenmelerde ve rastlantı sonucu aynı geni çekinik lethal taşıyan bireyler evlendiklerinde meydana getirecekleri yavrular 1/4 oranında homozigot olacağı için ölüm ortaya çıkacaktır. Pek az lethal mutasyon çeşidi de intermedier bir özellik gösterir. Heterezigot oldukları zaman meydana getirdikleri etkiler kolayca gözlenebilir. Fakat homozigot halde öldürücüdürler.
4.4. Zararlı mutasyonlar (Semilethal ve Sublethal Mutasyon)
mutasyonların bir kısmı canlının belirli bir evreye kadar yaşamasına izin veriyorsa semilethal; eğer yaşamasına izin veriyor fakat biyolojik işlevlerinin ve üremesinin azalmasına neden oluyorsa sublethal olarak adlandırılır. Birçok özellik, özünde, bir genin değil de birçok genin ortak işleviyle ortaya çıkar, biz buna poligenik kalıtım deriz. Çok genli bu kalıtımda, genlerden bir tanesi mutasyona uğrarsa, ilgili özelliğin etkinliğinde azalmalar ortaya çıkar. Örneğin, pankreas optimum miktarda salgı çıkarmaz, karaciğer daha az etkinlikle safra çıkarır ya da salgının kimyasal yapısı daha değişik olur; böbrek vücudun gereksinimi olan vitaminleri daha büyük ölçüde süzerek atar.
Bu genlerden herhangi birinin mutasyona uğraması vücut için büyük ölçüde zarar yapmayabilir. Fakat birçok mutant gen bir araya gelirse zarar çoğalır ve ölüme kadar gider. Bu tip mutasyonların sayısının, görünebilir ve hatta öldürücü genlerden çok daha fazla olduğu zannedilmektedir.
4.5. Nötral Mutasyonlar
Mutasyonların pek az bir kısmı da bulunduğu bireye yaşam savaşında büyük yararlar sağlar (Supervital Mutasyonlar). Fakat bir kısmı da biraz önce anlatılanların dışında, en azından meydana geldiği zaman süreci içerisinde, bulunduğu canlıya ne zarar ne de yarar sağlar. Bu tip mutasyonlara da nötral mutasyonlar denir.
Son zamanlarda yapılan birçok çalışma,bazı mutasyonların fenotipik olarak herhangi bir şekilde kendilerini göstermediğini açığa çıkarmıştır. Bu tip mutasyonlar ancak protein moleküllerindeki amina asit dizilimlerinin aydınlatılmasıyla tanınabilir.l protein moleküllerindeki amino asitlerin, proteinin işlevini bozmadan zaman zaman değiştikleri bilinmektedir. Örneğin, enzimlerdeki protein zincirinin ancak pek az bir kısmının aktif bölgeleri oluşturduğu ve bu bölgelerin kimyasal olarak nadiren değiştikleri birçok çalışmayla bilinmektedir. Dolayısıyla zincirin bu aktif merkezlerinin dışındaki herhangi bir yerinde meydana gelecek amino asit değişimleri büyük sapmalara neden olmaz. Eğer enzim, kendini meydana getiren alt birimlere ayrılırsa, değişiklik anlaşılabilir. Elektroforezle amino asitlerin sırası ve miktarı saptanabilir.
Bu yöntemle en iyi hemoglobin molekülleri incelenmiştir. Amino asit değişimlerinin birçoğu bu molekülde oksijen taşınmasını engellemez.
Nötral mutasyonlar, mutasyon meydana gelirken canlının bulunduğu ortamda bireye bir zarar ya da yarar getirmeyebilir. Fakat yeni bir ortamda veya gelecekte, bu nötral mutasyonlar değer kazanabilir. Nötral mutasyonlar amino asit diziliminde ve evrimsel uyumun kalbi olan varyasyonların oluşumunda büyük öneme sahiptir. Birçok insanın hemoglobinindeki amino asitlerin incelenmesiyle beta zinciri içerisindeki 146 amino asidin ve alfa zinciri içerisindeki 141 amino asidin her birinin değişebildiği gösterilmiştir. Bu değişiklikler hemoglobini daha etkin veya daha az etkin yapamaz. Fakat meydana gelen varyasyonları ilerideki bir değişikliğe uyum yapacak yeteneği kazandırabilir. Örneğin hava kirlenmesine bu şekilde bir uyum yapılabilir (DEMİRSOY, 1988).
5. KROMOZOM YAPISI DEĞİŞMELERİ (Kromozom Mutasyonları)
Genetik bilgide değişmelere yol açan olaylar kromozom yapılarındaki değişmeler sonucunda da meydana gelebilirler. Bu olaylarda kromozom sayısı aynı kalır fakat kromozomlarda bazı parçaların kaybolması, fazlalaşması veya yer değiştirmesi yoluyla kalıtsal materyal değişime uğrar.
Yapı değişmelerinin hepsinde önce kromozomda veya kromozomu oluşturan kromotidlerden birinde bir veya birden fazla noktada kırılmalar olur. Kırılma kendiliğinden meydana gelebildiği gibi çeşitli dış etkenler (X, gamma ışınları, UV-ışık, çeşitli kimyasal maddeler vb.) tarafından da meydana getirilebilir. Kromozom kırıklarına yol açan etkenlere radiomimetik etkenler adı verilir.
5.1. Delesyon ve Defisiyens
Kromozomların parça kaybetmesi olayıdır. Bazı araştırıcılar kromozomun bir ucundan bir parçanın kopup kaybolmasını defisiyens, kopup kaybolan parçanın aradaki herhangi bir bölgeden olması durumunu da delesyon olarak adlandırılmaktadır. Buna göre defisiyens için kromozomda tek bir noktada delesyonda ise iki noktada kırılma meydana gelmektedir (Şekil 2.1.). her iki biçimde de, organizma bazı genlerini kaybetmiş olur. Kromozomun hangi bölgesinden olursa olsun parça ve sonuçta genlerin kaybolması olayı için genellikle delesyon deyimi de kullanılmaktadır.
Delesyon oluşumuna yol açacak olay, bir kromozomun üzerinde dönüp ilmek oluşturmasıyla başlayabilir. İlmeğin kesişme noktasında, Şekil 2.1..de gösterildiği gibi, örneğin ABCDE genlerini taşıyan kromozomun iki yerden kırılması ile iki tane sentromersiz (E,CD) ve bir tane sentromerli (AB) parça meydana gelebilir. AB ve E parçalarının kırık uçları birbiriyle birleşerek daha kısa olan ABE kromozomunu meydana getirir. Sentromersiz olan CD parçası ise önce iki ucunun birleşmesiylebir halka yapabilir, fakat sentromeri olmadığı için hücrede varlığını sürdüremez ve bozularak kaybolur.
Şekil 2.1. Delesyon Oluşumu.
a. Uçtan bir parçanın kaybolması. B. Aradan bir parçanın kaybolması.
İki homolog kromozomdan sadece birinin delesyonlu olmasına heterizogot delesyon denir.
Homolog kromozomların her ikisinde aynı bölge için delesyonlu olmasına göre homozigot delesyon adı verilir. Delesyon bir kromozomdaki parça kaybı nedeniyle gen sayısında azalmaya yol açar. Homozigot delesyon durumunda o parçada taşınan genler homolog kromozomların her ikisinde de bulunmadığı için canlı genellikle yaşayamaz. Heterezigot durumda ise kaybolan kromozom parçası büyükse ölüme yol açabilir, küçükse canlının fenotipinde değişmeler meydana getirir.
5.2. Duplikasyon
Bir kromozomun herhangi bir parçayı fazla sayıda taşımasına duplikasyon adı verilir. Bu olayda, delesyonun tersine bir parça çoğalması vardır. sonuçta dölde duplikasyonlu kromozom taşıyan hücrelerde bazı genler fazla sayıda bulunur.
Duplikasyon, Şekil 2.2.a.da görüldüğü gibi meydana gelebilir. Örneğin, ABCDE genlerini taşıyan homolog kromozomların sinapsis sırasında birbiriyle kesişme noktalarında kırılmalar olabilir. Meydana gelen sentromerli ve sentromersiz parçaların değişik şekilde birleşmeleri sonucunda delesyonlu bir kromozomla duplikasyonlu bir kromozom ortaya çıkar.
Şekil 2.2. Duplikasyon Oluşumu.
Birisi, örneğin sadece ABE genlerini taşımakta, onun kaybettiği kromozom parçasını diğer kromozom kazandığı için bu ikinci kromozomda CD genleri iki defa bulunmaktadır. Ancak, delesyon ve duplikasyonun daima aynı anda meydana gelen kromozom kırılması sonucu birlikte ortaya çıktıkları düşünülmemelidir.
Ufak duplikasyonların, seleksiyon baskısı altındaki organizmalar için bazen yararlı bile olduğu bilinmektedir. Örneğin, bazı antibiyotik ya da pestisidlere direnç sağlayan genlerin duplikasyon sonucu sayılarının artması, canlı bu maddelerin etkisinde kaldığı zaman onun yaşama şansını yükseltebilir.
Duplikasyonların canlılar üzerinde zararlı etkileri çok fazla değildir. Genellikle ölüme yol açmazlar; fakat canlıların fenotipinde çeşitli değişikliklere ve anormallikler meydana getirir. Bu olayda genlerin sayısal artışının etkisine ek olarak yer durumu etkisi de söz konusudur (TEMİZKAN; 1994).
5.3. İnversiyon
İnversiyon, bir kromozomun iki yerden kırılması ve sonra da kopan kromozom segmentinin ters dönerek kopan yere tekrar eklenmesi veya yapışması durumudur. Böylece inversiyonla bir segmentin ters dönmesi durumunda belirli bir gen bloku ters diziliş düzeninde olacaktır. İnversiyonların, sinapsis (eşleme) işlemi sırasında bir kromozomun bir lop oluşturduğu yerde kırılmalar olduğu zaman meydana geldiği kabul edilmektedir.
Bir kromozom çiftinin iki homologunun her ikisinde de benzer ters dönmeler varsa bunlar homozigot inversiyon olarak adlandırılır. İki homologtan sadece birisinde ters dönme bulunma hali için de heterezigot inversiyon terimi kullanılır (ERSAYIN, 1995)
İnversiyon olayı da delesyonda olduğu gibi bir kromozomun ilmek oluşturduğu yerden kırılmasıyla başlayabilir. Fakat kopan kromozom parçası ters dönerek eski yerine yapışır (Şekil 2.3.). başlangıçta kromozomda genlerin diziliş sırası örneğin ABCDE biçiminde ise ve kopan parça CD genlerini taşıyorsa, inversiyon sonucu ABDCE durumuna geçer. Böylece oluşan yeni kromozom, sırası değişmekle birlikte, orijinal kromozomlardaki bütün genleri içermektedir.
Şekil 2.3. İnversiyon Oluşumu
İnversiyon da homozigot veya heterezigot olabilir. Ayrıca, koptuğu yere ters dönerek yapışan kromozom parçası sentromeri içeriyorsa perisentrik, içermiyorsa parasentrik inversiyon denir.
İnversiyonlar hamozigot halde çoğu kez öldürücüdür; heterezigot durumda ise fenotipte yeni karakterlerin belirlenmesine ve genellikle verimlilikte azalmaya yol açar. Bitkilerde inversiyon, özellikle eşeysiz olarak çoğalanlarda sık görülür. Bunlarda inversiyon verimliliği azaltıcı etkisi, eşeyli çoğalma göstermedikleri için bir sakınca oluşturmaz.
İnversiyon sonucunda bir kromozom üzerinde bulunan genlerin hiçbiri eksilmediği veya artmadığı halde fenotipte meydana gelen değişmenin nedeni genlerin yerleşim düzenlerindeki farklılıktır. İnversiyonda genlerin sayısı değişmemekle birlikte genler yeni bir diziliş sırası kazanmakta ve bir çoğunun komşuları değişmektedir. Buna göre, inversiyon sonucu fenotipte meydana gelen değişimler yer durumu etkisiyle açıklanabilir.
5.4. Translokasyon
Homolog olmayan kromozomlar arasında kromozom parçalarının yer değiştirmesine translokasyon adı verilir.
Translokasyona yol açan kromozom parçası yer değişimleri çeşitli şekillerde (tek taraflı veya karşılıklı) olabilir. Bunların bir grubu basit translokasyon olarak adlandırılır. Bu tipte, bir kromozomda tek bir noktada kırılma olur ve parçalardan biri bir başka kromozomun ucuna yapışır (Şekil 2.4..a).
Çok ender de olsa, bazen bir kromozomun tümü başka bir kromozoma eklenebilir. Kromozom uçlarının yapışkan olmama özelliği nedeniyle basit translokasyon oldukça enderdir. Bir diğer tip ise interkalar translokasyon olarak bilinir.
Bu durumda kromozomların birinde iki yerde, bir başkasında ise tek noktada kırılma olur ve aradan çıkan parça tek noktada kırılgan olduğu kromozomun o bilgesine eklenir (Şekil 2.4.b.). Karşılıklı translokasyon ise en fazla rastlananı ve en iyi araştırılmış olanıdır. Bu tipte, iki ayrı kromozomda birer kırılma olur ve kopan parçalar birbirinin yerine geçerler; homolog olmayan iki kromozom arasında parça alışveriş olur (Şekil 2.4.c.)
Şekil 2.4. Translokasyon Çeşitleri. (Strickbergerden)
a. Basit Translokasyon. b. İnterkalar Translokasyon. c. Karşılıklı Translokasyon
Translokasyonların ekonomik bakımdan bazı önemli yönleri vardır. Ziraatta bazı bitki haritalarında translokasyonların meydana gelişi, oluşan dengelenmiş zigot sayısı nedeniyle ürün önemli ölçüde düşmektedir. Diğer yandan translokasyonlar potansiyel olarak yararlıdır. Yüksek oranda yaşayamayan zigot oluşumu yabani tipte translokasyonların ortaya çıkmasıyla böcek hastalıklarını kontrol etmekte kullanılabilmektedir.
İnsanda translokasyonla ilgili Down sendromu bilinmektedir. Downs sendromunun, translokasyon tipi, 21.no.lu kromozoma ait bir translokasyon bakımından heterezigot bir ferdin dölünde ortaya çıkabilmektedir.
Sonuç olarak, farklı mekanizmalarla meydana gelen kromozom yapı değişmelerinde bazen genlerin kopya sayılarında azalmayla veya çoğalmayla bazen de yeni bağlantı gruplarının oluşmasıyla ama hepsinde kendini gösteren yer durumu etkisiyle canlıların fenotipinde değişmeler ortaya çıkmaktadır (TEMİZKAN, 1994).
6. İNSANDA KROMOZOM DEĞİŞMELERİ
6.1. Down Sendromu
İnsanda en çok rastlanan trisomi örneklerinden biri, kadında yumurta oluşumunda 21. kromozom çiftinin mayozda ayrılmamasıyla meydana gelir. Bu yolla oluşan gametlerle normal pahloid gametlerin döllenmesinden 47 kromozomlu olan ve 21. kromozomu üç adet olarak taşıyan (triplo 21) çocuklar doğar. Mayoz sırasındaki böyle bir hata gena annelerde yaklaşık 1/10.000 oranında görüldüğü halde kırk yaşından daha yukarı olanlarda bu oran yaklaşık 1/10e yükselmektedir. Buna bağlı olarak da triplo-21 olayları ileri yaşta doğum yapan kadınların çocuklarında daha yüksek oranda ortaya çıkmaktadır (Şekil 3.1.).
Triplo-21 ilk kez 1866 da Down tarafından gösterilmiş olan bir sendromun (Down sendromu veya Mongolizm) nedenlerinden biridir. Down sendromunun bir diğer nedeni D grubundan bir kromozomun (genellikle 14. kromozomun) 21. kromozoma ait büyükbir parçayı taşıması yani bir translokasyondur. Böyle çocuklar doğdukları zaman kolaylıkla tanınabilirler. Çünkü göz kapakları Mongol tipinde (epikantik) elleri büyük, ağızları açık, damakları dardır.
Şekil 3.1. Farklı Yaşlarda Doğum Yapan Kadınların Çocuklarında Down Sendromonun Ortaya Çıkma Frekansı (Mange, Mangea Göre Strickbergerden)
Büyüme sırasında zeka gelişimleri geri kalır, bu çocuklarda zeka geriliğine mongol tipi idioluk da denilir. Mongolizm gösteren çocuklarda ayrıca kalp ve iskelet kusurları bulunduğundan ortalama ömür kısadır. Çoğu bebeklik çağında kalp veya akciğer hastalığından ölür, fakat bazıları ergenliğe kadar yaşayabilirler. Daha ileri yaşlara ulaşabilenlerde eşeysel olgunlaşma genellikle görülmez; erkekler kısırdır, çok ender olarak çocuk sahibi olan Down sendromlu kadınlara rastlanır(TEMİZKAN,1994).
6.2. Edward Sendromu (Triplo-18)
İlk kez 1960 yılında Edwars ve çalışma arkadaşları tarafından tanımlanmıştır. Edwards ve çalışma arkadaşları tarafından Trisomi-17 olarak tanımlanan ve bugün Trisomi-18 olarak bilinen bu sendroma ait 50den fazla yayınlanmış vaka bulunmaktadır. 1.000 doğum başına yaklaşık 0,3 frekansla ortaya çıkmaktadır. Bu sendromun en önemlileri küçük ve geri çekik alt çene, yumulmuş (sıkılmış) parmaklar, kalp, iskelet, kulak, yüz ve ayaklarda olmak üzere çeşitli anormali durumlarına sahiptir. Yarık dudak ve yarık damak da çok görülür. Genellikle 3-4 aylık dönemde ölüm meydana gelirse de ölüm bazen yaklaşık 2 yaşına kadar gecikebilir.
6.3. Patau Sendromu (Triplo-13)
1960 yılında patau ve çalışma arkadaşları tarafından tanımlanmıştır.bu fertlerin, D grubu otozomlarının birisi (bugün için bilinen 13. kromozom) bakımından trisomik olduğu kabul edilir. Toplam popülasyonda görülme frekansı 1.000 doğum başına 0,2 kadardır.
Bu sendroma sahip olan fertler çok belirgin bir şekilde zihinsel olup çok sık olarak da anormal alın, dudak ve damak yarıkları görülür. Böyle fertler, bu fazla şekil ve yapısal bozukluklar nedeniyle çok aşırı deformasyonlu yüzlere sahiptirler. Ayrıca el, ayak ve iç organlarda çeşitli anomalili durumlar görülür. Doğumdan sonra birkaç saat veya birkaç gün içerisinde ölüm meydana geldiği gibi kendiliğinden düşükler de olmaktadır.
Trisomi, hayvanlarda da meydana gelebilmektedir. Örneğin şempanze ve gorillerde belirlenmiştir (ERSAYIN, 1995).
6.4. Kronik Miyelojenik Lökomi (Myelogeneous Leukemia)
Bu hastalık, stoplazmasında granül taşıyan beyaz kan hücrelerinden granülositlerin sayıca fazla olmasıyla özellik kazanmıştır. Bu hücrelerin sayısının yükselmesi kırmızı kan hücrelerinin sayısının düşmesine neden olur ve sonuçta kansızlık (anemi) meydana gelir. Bugün, granülositlerin yapımı tıbbi olarak azaltılarak, hastalığın önüne geçilebilmektedir. Fakat onlarsız da yaşama gücü azalmakta ve erken ölüm meydana gelmektedir. Bu tip lökomi 21. kromozomun uzun kolundan bir parça yitirilmesiyle meydana gelir. Bu anormalliğin nedeni ilk defa Filadelfiyada bulunduğu için, en kısa kromozom olan 21. kromozoma Filadelfiya kromozomu da denir. Kromozom yitirilmesi dokularda da meydana gelebilir ve yaşamın farklı evrelerinde kansızlık ortaya çıkabilir. Granülositler kemik iliğinde; öncelikle de göğüs kemiğinde (sternumda) üretilir. İlikteki somatik bir delesyon kısa kromozomlu bir hücre kolonisinin ortaya çıkmasına ve bu da oransal bir kansızlığa neden olur.
6.5. Cride Chat Sendromu
Genellikle kedi miyavlaması şeklinde ağlayan bebekler olarak doğarlar. Bu, ses bantlarındaki hatalı bir gelişim nedeniyle olur. Bu nedenle Cry of cat anlamında Cride Chat denir. Bu bebekler geriye çekilmiş çenede, küçük beyinli ve geri zekalıdırlar. Normal yaşayabilirler; çok iyi bakımda dahi zeka seviyesi 20 (I.Q.)nin üzerine çıkamaz. Kromozom analizleri 5. kromozomun kısa kolunda meydana gelen bir delesyondan dolayı bu anormalliğin ortaya çıktığını göstermektedir. Kopmuş parça diğer bir kromozomun üzerine transloke olabilir. Bu tip insanlar normaldir; fakat kopmuş kromozom taşırlar.
6.6. X Kromozomun Delesyonu
XX kromozomlu bir bireydeki X kromozomlarının birinin kısa kolunun yitirilmesiyle ortaya çıkar. Normal X ve Y kromozomlu bir birey fazladan bir X kromozomu parçası alırsa Klinefelter sendromu gösterir.
6.7. Diğer Değişmeler
Bazı bebekler çember veya izokromozomlarla doğarlar. Her iki şekil de bir kromozomun parça yitirmesidir. Ortaya çıkacak semptomlar (normalden sapmalar) delesyonun büyüklüğüne bağlıdır. Zeka geriliği bu tip kromozom anormalliklerinin genel özelliğidir.
Diğer birçok kromozom anormalliği düşüklerde (hamilelikteki) bulunmuştur. Pek azı canlı doğabilir. Gen ve kromozom dengesi gelişim üzerinde o denli etkilidir ki, çok küçük sapmalar dahi embriyonun ölümüne neden olur. Kromozomların sayısı, büyüklüğü ve dizilişi evrimsel bir değişikliğe neden olabilir. Ancak bu değişikliklerden pek azı canlıya zarar sağladığı için evrimsel olarak kullanılabilir. Diğerleri ise doğal seçmeden dolayı ya doğmadan yok edilir ya da zamanla populasyonda frekansı düşürülür (üreme yeteneklerinin veya savaşım güçlerinin az olmasından dolayı) (DEMİRSOY, 1988).
7. KALITSAL DEĞİŞİKLİKLER MEYDANA GETİRME
(MUTASYON OLUŞTURMA)
Çoğumuzun birleştiği konu varyasyonların yaşamın çeşnisi olduğudur. Onlarsız bir yaşam çok donuk olacaktır. Fakat kararlı bir yaşam için gereğinden fazla varyasyon ortaya çıktığı görülür. Çünkü evrim için varyasyon bir çeşni değil mekanizmanın özüdür. Varyasyonların çoğu zararlı fakat pek az bir kısmı ise yararlıdır. İşte yararlı olan bu pek az kısım evrimsel olanakların özünü oluşturur.
Doğada kalıtsal değişiklikler, oldukça yavaş olarak meydana gelir. Bunları ham madde olarak kullanan evrimsel yönlenme de buna bağlı olarak yavaş ilerler. Çünkü zararlı ve yararlı kalıtsal değişikliklerin ayıklanması oldukça uzun zaman alır. Bu nedenle kalıtsal değişmeyi ve buna bağlı olarak evrimsel süreci hızlandırmak için kalıtsal yapıyı doğadakilerden çok daha hızlı olarak bozabilen veya değiştirilebilen bir takım yapay yöntemler bulunmuştur. Bu yapay yollar ve maddelere mutajenik faktörler denir.
Bitki ve hayvan ıslahçıları bu müşterek faktörleri geniş ölçüde kullanarak istenilen özelliklere sahip yeni varyetelerin bulunmasını sağlarlar. Meydana getirilen yeni varyetelerin ancak %1i istenen özelliklere sahiptir. Diğer %99u istenen özelliklere sahip değildir. Ya bulunduğu bireyi yaşatmayacak ya da geliştirmeyecek kadar zararlıdır. Seçim bu %1 arasında olur. Biz bu başlık altında mutajenik faktörleri ve yapısal önemini incelemeye çalışacağız. En çok kullanılan ve en önemlisi yüksek enerji radyosyonunu (ışınımı)dır.
7.1. Yüksek Enerji Işınımı (Radyasyon)
Işınım değimi iki çeşit enerjiyi açıklamada kullanılır. Birinci elektronik manyetik ışınımdır. Bu ışınım spektromunun çok dar bir bölgesi görünebilir ışığı bu bölgenin üzerindekiler daha uzun dalgalı ışınlar kırmızı ötesi (IR) ve ondan daha uzun olanları da televizyon ve radyo dalgalarını meydana getirir. Bu bantın altındakiler yani kısa dalga boylu ışınlar mor ötesi ışınları (IV) bunlardan daha kısa dalgalı olanlar da etkin bir işleme gücü olan ve maddeleri iyonize edebilen, gamma ışınları, eğer topte üretiliyorsa X ışınlarıdır. Bunların ikisine birden iyonize ışınları denir. İkinci çeşit ışınım ise tanecikli ışınımdır. Yüksek hıza ve enerjiye ulaşmış atomların çıkardığı ışınımdır. Bunlarda iyonize ışınımdır. Biz ışınım deyimini yüksek enerji elektromanyetik tanecikli ışınımların ikisi içinde kullanacağız. Her ikisi de mutasyon ve kromozom değişimi meydana getirdiği için katılım açısından büyük öneme sahiptir.
7.2. Yüksek Enerjili Işınımın Kalıtsal Etkisi
Işınımın tehlikeli olduğu bulununcaya kadar birçok kişi bu ışınlardan yeterince almıştı. Hatta ayakkabı satılan dükkanlarda, ayakkabının ayağa yerleşip yerleşmediği bu ışınlarla kontrol edilmiştir. Yüzdeki ve vücuttaki aşırı kılların temizlenmesinde kullanılmıştır. Birçok dişçi ve hekim herhangi bir korunma önlemi almadan bu ışınlarla hastalarını muayene ve tedavi etmiştir.
7.2.1. X ışınlarının Mutajenik Etkisinin Bulunması
1927de H. J. MULLER, Berlinde yapılan uluslar arası bir Genetik Kongresinde X-ışınlarının sirke sineği (Drosophila) üzerinde yaptığı kalıtsal etkileri açıkladı. MULLERe gör eyoğun X ışını alan bu sineklerin döllerinde mutasyon oranı çok yükseliyordur. Başlangıçta MENDELin yasaları gibi ilgiyi çekmeyen bu açıklama, daha sonraları gelecek dölleri tahminlerin ötesinde etkilediği bulununca, 1946 yılında MULLERe Nobel Ödülü verildi.
Müller Teksastaki bir üniversitede bu gözlemi yaparken, STADLER de Missouride arpa üzerinde aynı gözlemleri yapıyordu. O da X ışınlarının mutasyon miktarını arttırdığını gözlüyordu. Böylece X ışınlarının hem bitkilerde hem de hayvanlarda mutasyon meydana getirdiği bulundu.
Daha sonra birçok araştırıcı değişik organizmaları, sonunda bir memeli olan fareleri bu ışınlara ya da izotopların ışınımlarına tutarak, ortaya çıkan mutasyonların özelliklerini incelediler. 1950 yıllarında genlerin yapısı aydınlanınca, tüm canlıların aynı şekilde yapıldığı da ortaya çıkmış oldu.
Sonuç: bir türde mutasyonların ortaya çıkaran herhangi bir etki, diğer tüm türlerde de aynı şekilde mutasyon ortaya çıkarabilir (DEMİRSOY, 1988).
7.2.2. Kromozom Değişiminin arttırılması
Kromozomların çalışma tekniği ilerleyince, yüksek enerjili ışınımların kromozomların yapısı üzerinde meydana getirdiği değişiklikler de ayrıntılı olarak incelenmeye başlandı. Yoğun ışınım alan canlıların döllerinde delesyon, inversiyon, duplikasyon, translokasyon, kromozom ayrılmaması ve poliploidi ile aneuploidinin değişik şekilleri meydana geliyordu. Doku kültürleri yapılmaya başlayınca bu değişikliklerin incelenmesi daha da kolaylaştı. Işınımın, genlerin baz diziliminde ve kromozomların yapısında (mayoz ve mitozda) bazı değişmeler meydana getirdiği kesin olarak kanıtlanıyordu.
7.3. İnsanların Aldığı Işınımların Önemi
Işınım altında kalan insanda kalıtsal değişikliğin medenini görmeden önce temel ışınımın etkisi altındaki potansiyel etkiyi inceleyelim.
7.3.1. Temel Işınım (Back Ground Radiation)
Bizim bazı ışınımlardan kaçmamız olanak dışıdır. Örneğin çevremizi saran evrenden gelen kozmik ışınlardan saklanmamız mümkün değildir. Biz, bu ışınlardan ne kadar alıyoruz? İlk olarak, bir tüp içindeki gazın iyonize olmasının sağlayan miktar yani röntgen, ölçü birimi olarak kullanıldı. Fakat daha sonra ışınımın tipine göre değişik biyolojik etkiler ortaya çıktığı için eşyalarda Rad ın (absorbe edilmiş ışınım dozu) insanlar üzerinde çalışmalarda remin (insanın röntgen eşdeğeri) ölçü birimi olarak kullanılması teklif edildi. Biz bu ölçüleri kullanacağız. Küçük miktarları için merm, yani mrem (remin binde biri kullanılır).
Temel ışınım iki gruba bölünür; kozmik ve karasal. Karasal ışınımın kaynağı dış çevremizden ya da içte (aldığımız radyoaktif elementlerden) olabilir.
Örneğin havada bulunan çok az miktardaki karbon-14ü bitkiler alır; biz de bu bitkileri besin olarak protoplazmamıza alırız. Vücutta ışınım yaparak yavaş yavaş radyoaktifliğini yitirir. Bunun için yeme ve içmeyle bir takım radyoaktif izotoplar bünyemize girer ve iç kaynakları oluştururlar. Temel ışınımdan aldığımız miktar şöyledir (Almanika Bilim Akademisinin Araştırma Konseyine Göre):
Işınım Tipi
Yıllık Alınan Miktar
Otuz Senede Alınan Miktar
Kozmik
44
1.320
Karasal
40
1.200
… Dıştan
18
540
… İçten
—
—
TOPLAM
102 mrem (0,102 rem)
3.060 mrem (3.06 rem)
Kalıtsal etkisini saptayabilmemiz için otuz yıllık süreyi bilmemiz gerekir. Çünkü bir insanın çocuk meydana getirme yaşını ortalama otuz olarak kabul edilir. Bu süre içerisinde alınan ışınımların birikimi hesaplanır ve ona göre kalıtsal değişiklikle konusunda bir yorum yapılır. Şimdi dünyada diğer kaynaklardan gelen ışınımları inceleyelim.
7.3.2. Tıbbi Muayene ve Tedaviden Gelen Işınım
Belki de gelişmiş toplumlarda ışınım bu yollarla alınmaktadır. Örneğin Amerikada insan başına düşen yıllık ışınım miktarı 55 mremdir. Tedavi için kullanılan miktar oransal olarak daha azdır; kişi başına aşağı yukarı 5 mremdir. Hastalar üzerinde yüksek oranlarda ışınım kullanılmasına karşın hastaların sayısı azdır. Bu verilen miktarlar eşeysel hücreler içindir. Vücudunun diğer kısımlarının daha çok ışınım aldığı bilinmektedir. Eşeysel hücreler çok önemlidir. Çünkü dölleri meydana getirecek hücreler buradan kaynaklanmaktadır. Örneği, sert olan dişin filmini çekmek için oldukça yoğun bir X ışını kullanılmakla beraber, bu sadece lokaldir ve pek az bir kısmı eşeysel bezlere ulaşabilir.
Bugün birçok yerde, bu tip ışınlara tutulacak kişilerin yumurtalık ve er bezlerinin kurşun plakalarla ya da koruyucu bir tabaka ile kapatılması yasal zorunluluk olmuştur. Bu tip ışınımların kullanımı her sene biraz daha fazlalaşmaktadır.
Fakat geliştirilen aygıtlarla daha kolay geçici ve daha az X ışınlarını kullanan yöntemler geliştirilmiştir. Ayrıca çok daha duyarlı film kullanmak suretiyle X ışınının miktarı azaltılmıştır. Keza ışınımın kullanımında bir sınırlama da vardır. başka yöntemlerle muayene yapmak mümkünse, ışınım yolu pek kullanılmamaktadır. Örneğin çocuğun ana karnındaki durumunu incelemek için röntgenden ziyade sonar (ses dalgası ile) sistemleri kullanılmaya başlanılmıştır. Verem hastalığı için gezici röntgen aygıtları yerine daha pratik olan verem (tüberküloz) deri testi kullanılmaya başlanılmıştır. Böylece bir denge oluşturmaya çalışılmaktadır.
Radyoaktif kullanımı her yıl biraz daha artmaktadır. Radyoaktif demir bölgesi kan tıkanmaları için radyoaktif kalsiyum ve fosfor, kemik anormalliklerini bulmak için radyoaktif kobalt ve diğer izotoplar kanser tedavisi için kullanılmaktadır. Bu kullanım azalsa dahi 2000 yılında aldığımız tüm ışınımın %15i bu yolla kazanılacaktır. Tüm tıbbi muamelelerde (diş dahil) aldığımız ışınım miktarı yılda 72 mremdir (Amerikan toplumu için). Bu 30 yılda 2,16 rem eder.
7.3.3. Ticari Işınımdan Aldıklarımız
Atom santralleri adam başına yılda 0,002 mrem (1973 rakamlarına göre) vermektedir. 2000 yılında bu miktarın 0,15 mreme çıkacağı tahmin edilmektedir. Bu rakamlar tehlikenin (kaza olmazsa) büyük olmadığını gösterir. Fakat Uranyum maddelerinde çalışanlar da olduğu gibi fazla miktarda alınacak ışının yaşamı tehlikeye sokar. Aşağıdaki tablo bize çeşitli kaynaklardan aldığımız ek ışınımı göstermektedir (Tahminen 1)
Kaynak
Yıllık Doz (Mrem)
Otuz Yıllık Doz (Mrem)
Tıbbi
….. Muayene
….. Radyofarmakotik
72
2.160
20
Çevreden
….. Çöplerden
….. Atom santrallerinden
….. Şansla (işlevs.)
….. Çeşitli kaynaktan
0,003
0,8
120
0,09
24
60
TOPLAM
79.803 mrem
2.384.09 mrem
7.4. İnsanda Kalıtsal Materyalin Değişimi
Geçen binlerce yıl içerisinde etkin bir gen havuzu kazanmışız. Ürettiğimiz ışınımlarla bu kazandığımız gen havuzunun yapısını acaba bozacak mıyız? Bu soruya yanıt verenlerin düşünceleri farklıdır. Bazılarına göre ürettiğimiz ışınım herhangi bir kalıtsal öneme sahip değildir. Bazılarına göre ise meydana gelecek küçük değişiklikler ileride insanın gen havuzunun bozulmasına ve döllerimizde büyük değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Biz şimdi ışınımın insan üzerindeki etkilerini inceleyelim.
7.4.1. Çift Doz
Belirli bir sayıda mutasyon oluşumu ve kromozom değişimi herhangi bir ışınıma tutulmadan meydana gelir. Bu sayı temel olarak ışınımın meydana getirdiği mutasyon miktarını ölçebilir. Ne kadar ışınım doğada olduğunun iki misli mutasyon meydana getirir.
Temel ışınım doğada 30 yılda 3 rem kadardır. Çift doz dediğimizde biz ilave 3 rem kadar bir ışınımı kastetmeliyiz. Çünkü doğada meydana gelen mutasyonların hepsi ışınımdan meydana gelmiştir. Diğer faktörlerde rol almıştır. Biz çift dozu özellikle insan için geniş bir aralık içerisinde kullanılır, çünkü insanlarda ışınımla mutasyonların ölçülebilmesi ancak yüksek dozda tedavi amacıyla ışınım almış olanlarda ve atom bombasının patlamasına maruz kalan kişilerde belirli ölçülerde görülebilir. Bir de memeli hayvanlarda yapay olarak incelemek olasıdır. Amerika Milli Araştırma Konseyi bu çift dozun 20-200 rem olduğunu bildirmektedir. Geniş bir aralık olmasına karşın kalıtsal değişiklikler için yine de bir tahmin getirebilir.
7.4.2. Eşik Doz
Diğer bir sorun çok düşük düzeydeki ışınımın ne ölçüde olduğudur. Mutasyon miktarı alınan ışınımın dozu ile doğrusal (lineer) bir bağıntı gösterir. Eğer farede 50 remde belirli sayıda mutasyon meydana getiriyorsa 100 remdeki misli 200 remde 4 misli mutasyon meydana gelir. Mutasyonların bazıları ancak yüksek dozlarda ortaya çıkar. Sirke sineğinde bu lineer 5-3.000 arasında geçerlidir. Bu bağıntı sıfıra doğru yaklaştığında mutasyon meydana getirmeyecek bir noktadan sonra nasıl olmaktadır?
Bu soruya yanıt vermek oldukça zordur. Çünkü küçük miktarda ışınımlar birbirine eklenerek en az sayıda fazladan mutasyon meydana getirmektedir. Sirke sineği ve fareler üzerinde yapılan çalışmalarla daha altında mutasyon meydana gelmeyen bir eşik değerinin olmadığını göstermiştir.
RUSSELin farelerde oluşturduğu mutasyonlar, çok düşük ışınımlarda lineer bağıntı beklenen ancak 1/3 1/4 ü kadar olduğunu göstermiştir. Daha sonra moleküller genetikçiler bazı genlerin onarıldığını ve bu nedenle mutasyon sayısına az görüldüğünü buldular. Işınımın miktarı az ise bu onarım mekanizmasının birçok mutasyonda işlev gördüğü ve mutasyonları düzelttiği görülmektedir. Hücreler böylece mutasyonlarla yüklenemez. Mutasyonların tümünün onarımı söz konusu değildir. Nitekim az miktarda ışınıma tutulan çok sayıdaki insanın gen havuzunda meydana gelen mutasyon miktarı yüksek dozda ışınıma tutulan az sayıdaki insanın gen havuzunda meydana gelen mutasyon miktarından çok daha fazladır.
7.4.3. Tüm Populasyon Üzerindeki Etkisi
Amerika Milli Araştırma Konseyinin açıklamasına göre ek olarak alınan iki buçuk remlik bir gonadal (eşeysel bezlerde bir milyonluk bir populasyonda 125 mutasyon meydana gelmektedir. Eğer bu doz sabit kalırsa Amerika toplumunda iki yüz yirmi milyon) her gen genarasyonda 27.500 yeni mutasyona neden olacaktır. Sayıca çok görünmesine karşın unutmayalım ki doğal olarak meydana gelenlerin sayısı çok daha fazladır (430.000 kadar).
Her ne kadar düşük ışınıma tutulan farelerde döller boyunca bu değişiklik gelmişse ve Japonyada patlatılan atom bombalarından kurtulan çocukların büyük bir kısmında yaşamsal işlevler ve üreme azalmışsa da gözlemin yeterli olmadığı ve bir zaman sonra gen havuzunun yapısını değiştirecek etkiye sahip olduğunu kabul etmek zorundayız. Belki mutasyonların bir kısmı homozigot halinde öldürücü, heterezigot halde ise üstün özellikler yaratacak niteliktedir.
7.4.4. Kromozom Değişimi
Şimdiye kadar anlattıklarımız genlerdeki değişimlerdi, fakat ışınımın kromozomların yapısını bozduğu da bilinmektedir. Veriler ışının yoğunluğuna göre kromozomlarda parçalanmalar meydana gelir. Küçük olanlar birbirine yapışmak suretiyle onarılabilmekte beraber, yüksek dozlarda verilen ışınlar bir daha onarılmayacak kopmalara neden olur.
Amerikadaki her bir milyon kuştan birinde kromozom değişikliği gözlenmiştir. Tüm Amerikan toplumuna 25 remlik bir ışınım verilse tahminen 37 kadar kromozom değişikliği meydana gelecektir. Bu yüzdün 0,4 ten daha az bir çoğalmayı temsil eder. Bu tip anormalliklerin çoğu birinci dölde, üreme meydana gelmeden elenir. Dolayısıyla gen mutasyonları kadar önemli değildir. Fakat dengelenmiş translokasyon döller boyunca aktarılabilir.
7.4.5. Diğer Mutajenik Faktör
Gen mutasyonu ve kromozom değişikliğini meydana getiren faktör, yalnız ışınım değildir. 1930 yılında Rus RAPPAPORT, nitrik asidin de mutasyon oranını yükselttiğini gösterdi. 1956 yılında C. AUERBACH, sirke sineğini hardal gazı ile muamele ettiğinde X kromozomuna bağlı mutasyonların 50 misli fazlalaştığını buldu. Bu zehirli gaz I. Dünya Savaşında kullanıldı. Bu liste yakın zamanlarda formaldehit, etilüretan, akridin boyası, nitrik asit, epoksid, fenol,mangan, klorit, bromürarçil, dioksan ve hatta kahvede, çayda ve çikolatada uyarıcı madde olarak bulunan kaffein ve tehobromine kadar uzanmıştır. Bütün bu maddelerin mutajenik etkisi ilkin olarak bakterilerde, mayalarda ve yüksek organizmaların doku kültüründe gözlenmiştir. Bununla beraber tüm yüksek organizasyonla canlılarda mutasyon meydana getireceği kesin olarak söyleyemeyiz. Örneğin kahve tiryakilerinde ve devamlı kahve verilen farelerde mutasyon meydana gelme oranında böyle bir yükselme gözlenmemiştir.
Son zamanlarda kullanılan keyif verici uyuşturucu madde ve ilaçların mutajenik etkisi incelenmiştir. LSD, sirke sineklerinin besin ortamına eklendiğinde hem mutasyon hem de kromozom değişimi meydana getirdiği bulunmuştur.
Bu ilaçları alan bazı kişilerin kan hücrelerinde yapılan incelemelerde, bazı araştırıcıların aksi fikirde olmasına karşın, kromozom değişimlerinin olduğu bildirilmektedir. LSD açıkça teratojenik bir maddedir yani hamilelik sırasında alınırsa anormal doğumlara neden olabilir. Teratojenik foktörler genellikle mutajeniktir ve çoğunluk kromozom değişimine neden olur. Gerçekte ana kanından yavruya ulaşan bu maddelerin fetüste somatik değişimlere neden olarak anormallikler meydana getirdiği düşünülebilir. Marijuananın deneysel olarak hayvanlarda somatik kromozom değişikliklerine neden olduğu gösterilmiştir. Fakat şimdiye kadar insanlarda neden olduğu kalıtsal değişiklikler hakkında yeterli bir bilgi yoktur. Beyaz kan hücrelerinin etkisinin önlendiği bilinmektedir. Diğer tüm mutajenik faktörler bu hücrelerin etkisine engel olur. Bu bölümde mutajenik faktörlere tutulan canlılarda, özellikle insanlarda meydana gelen mutasyonlar ve kromozom değişiklikleri incelenmiştir (DEMİRSOY, 1988.)
7.5. İnsanlarda Kromozom Mutasyonlarına Neden Olan Önemli Kimyasal Unsurlar
Birçok kimyasal maddenin insanlarda zararlı kromozomal değişimlere neden olduğu şüpheleri yaygındır. LSD, marijuana, nikotin, cyslomate, DDT, kafein ve bazı saç boya maddeleri bu değişimlere neden olan kimyasal maddelerin sadece bazılarını teşkil etmektedir. Ancak burada kısaca LSD, marijuana ve iki saç boya maddesi üzerinde durulacaktır.
7.5.1. LSD
LSD (Lysergic asid diethylamide) olarak bilinen bir maddenin bazı zihinsel rahatsızlıkların tedavisinde ve yasa dışı (keyif verici) olarak da kullanımı nedeniyle birçok araştırıcı u maddenin kromozomal ve genetik zararlar meydana getirip getirmediği sorusunun cevabına yönelmiştir. Bu amaçla insan, hayvan ve bitkilerde invivo ve invitro olarak bir çok çalışma yürütülmüştür. Yapılan çalışmalarda bazı araştırıcılar tarafından özetlenmiş olup bulunan sonuçların biri birileriyle çelişkili olduğu görülmüştür. Yani birçok çalışma, LSDnin kültüre alınan insan hücrelerinde kromozomal zararlara neden olduğu, laboratuar hayvanlarında ve insanda kusurlu doğumlar meydana getirebildiği ve kanserojen nitelikte olabildiğini göstermektedir.
Ancak yine bunlara eşit sayılabilecek miktarda çalışmada ise bu etkilerle ilgili hiçbir bulgu elde edilmemiştir. Bununla beraber son çalışmalar, en azından bazı türlerin bazı fertlerinde kromozom kırılmalarının frekansında bir artış bulunduğunu göstermektedir.
7.5.2. Marijuana
Marijuana (marihuanna), sözlükte haşiş veya hint kenevirinin yaprak ve çiçeklerinden elde edilen çiğneyenlerde veya sigara şeklinde dumanını nefesiyle çekenlerden ruh hastalıklarına yol açan bir madde olarak tanımlanmaktadır. Kenevir, özellikle hint keneviri (cannabis indica) bitkisinin kurutulmuş yaprak ve çiçekleri narkotik olarak ya da sarhoş edici (keyif verici) özelliği için kullanıldığı bilinmektedir. Marijuana (canabis sativa) bu yaprak ve çiçeklerde veya dumanında bulunan aktif bir madde (?9-tetrahydrocannabinol (?9-THC veya THC) olarak bilinmektedir.
Yaygın olarak yasadışı kullanımı nedeniyle marijuananın muhtemel sitolojik ve genetik etkilerinin ne olduğu konusuna araştırıcılar tarafından büyük bir ilgi vardır. bu madde ile ilgili yürütülen birçok çalışma çelişkili sonuçlar vermiştir.
Ancak bazı araştırıcılar marijuana dumanının mitotik işlemde, kromozomal komplementte ve bu yüzden de genetik dengede bir karışıklığa neden olduğunu ileri sürmektedirler.
7.5.3. Boya Maddeleri
1970li yıllarına kadar diğer bazı maddeler yanında 2 nitro-p-phenylenediamine (2-NPPD) ile 4-nitro-o-phenylenediamine (4-NOPD), saç boyalarında kullanılan maddeler arasındadır. Benedict (1976) bu her iki maddenin de yüksek derecede mutagenik olduğunu ve yine her ikisinin, cricetusa ait hücre kültürlerinde kromozomal değişmeler (çok sayıda kromozal kırılmalar) meydana getirdiğini bulmuştur.
Halen yaygın olarak kullanılmakta olan çok sayıda bir madde grubunun daha kromozomal zararlar meydana getirdiğinden şüphelenilmektedir (ERSAYIN, 1995).
8. MUTASYON FREKANSI
DARWİN, fenotipte görünen mutasyonları inceledi ve bunların çok seyrek olarak ortaya çıktığını düşünerek büyük bir yanılgıya düştü. Gerçekte mutasyonlar, tahmin ettiğinden çok daha fazla olarak meydana geliyordu ve evrimin ana maddesini oluşturuyordu. Belki belirli bir genin mutasyon oranı çok düşüktü; ama çok sayıdaki gen gözönüne alınırsa toplam sayı yükselmekteydi. Kendiliğinden meydana gelen (spontone) mutasyonların frekansı (sıklığı) düşük olmasına karşın ölçülebilir. Bazı türlerde v egenlerde mutasyon meydana gelme şansı daha büyüktür. İnsanlarda spontane mutasyonların oranı 10-3 10-5 gen/döldür. İnsanda 2.3 x 104 gen olduğu düşünülürse, ortalama her insanda bir gen mutasyona uğramış demektir ve bu yönüyle ana ve babasına benzemez. Örneğin her 32.000 40.000 kişiden birinde kanama hastalığına neden olan mutasyon (hemofili) görülür. İyi korunmuş canlılarda (midye, kabuklu yengeçler ve akrepler gibi kalın kutikulalı hayvanlarda) mutajenik ışınlar derinlere işlemediği için mutasyon oranı düşüktür. Bu nedenle akrepler 400 milyon seneden beri değişmeden zamanımıza kadar gelmişlerdir (DEMİRSOY, 1988).
9. SONUÇ
Doğada gözlenen oldukça sık değişimlerden biri de mutasyondur. Doğada meydana gelen bu değişiklikler canlıları önemli ölçüde etkilemektedir. Canlılarda görülen bu değişmeler kalıtsal yapıdaki değişikliklerden veya genlerin yeniden düzenlenmesinden kaynaklanır. Mutasyon genlerde veya kromozomlarda görülebilir veya bir kromozom takımında meydana gelmiş olabilir. Kısaca mutasyon; kalıtsal materyalde meydana gelen değişmeler olarak tanımlanır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki canlıların çeşitliliği evrimi için mutasyonlar gereklidir.
10. KAYNAKLAR
Bilge, E., (1981). Genetik, İstanbul, s. 196-226.
Demirsoy, A., 1988. Kalıtım ve Evrim, Ankara, s. 574-597.
Ersayın, C., 1995. Genetik, Nobel yayın Dağıtım, Tokat, s. 163-193.
Grıffıths, A. J.F.; Suzuki D.T.; Miller J.H.; Lewontın, R.C.; Gelıbars, W.M., 1993. An Introduction to Genetik Analysis, New York. Pp. 535-537.
Karol, S.; Suludere, Z, 1992. Hücre Şekilleri ve Kromozomlar, Ankara, s. 147-148.
Temizkan, G.O., 1994. Genetik I. Temel Genetik, İstanbul, 181-228.
Tezok, Ö.F., 1977. Genetiğin Temel Prensipleri, İnsan Genetiğindeki Değerlendirilmeleri, Bursa Ün., Tıp Fak. Yayın., Çelik Cilt Matbaası, Bursa, s. 152.
Kategori: Biyoloji